HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > İMAN BAHSİ 5

 

islam

41 - «Allahdan Başka İlah Yoktur» Dedikten Sonda Kafiri Öldürmenin Haram Kılınması Babı

Hadisden Çıkarılan Hükümler :

Hadisden Çıkarılan Hükümler:

Hadisden ÇıkaruılanHükünmler

42 - Peygamber (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) 'in : «Bize silâh çeken bizden değildir» Hadisi Babı

43 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Bizi Aldatan Bizden Değildir.» Hadisi Babı

44 - Yanaklara Vurmanın, Yakaları Yırtmanın ve Cahiliyet (Da'vetiyle Çağırmanın Tahrimi Babı)

45 - Koğuculuğun Ağır Şekilde Haram Kılındığını Beyan Babı

46 - Elbise Eteğini Yerde Sürümenin, İhsani Başa Kakmanın, Mali Yeminle Satmanın Ağır Şekilde Haram Kılındığını, Kıyamet Gününde Allehın Kendilerile Konuşmayacağı, Bakmayacağı ve Temize Çıkarmayacağı, Kendilerine Elim Azab Olan Üç Kişiyi Beyan Babı

47 - (İnsanın Kendini Öldürmesinin Şiddetle Tahrimi... Babı)

Hadisden Çıkarılan Hükümler:

Hadisi Şerif Aşağıdaki Hükümlşer İhtiva Etmektedir:

48 - Ganimete Hıyanetin Şiddetle Haram Kılındığı ve Cennete (Mü'minlerden Başka Kimsenin Giremiyeceği Babı)

Hadis-i Şerif Aşağıdaki Hükümleri İhtiva Eder:

49 - (Kendini Öldürenin Tekfir Edilmediğinin Delili Babı)

50 - Kıyamete Yakın "Zuhur Edecek ve Kalbinde Bir Parça İman Bulunanları Öldürecek Olan Rüzgar Babı

51- Fitneler Zuhur Etmezden Önce Amellere Şitab Etmeye Teşvik Babı

52 - Mü'minin Amelinin Boşa Gideceğinden Korkması Babı

53 - Cahiliyet Devri Amellerinden Dolayı Muahaze Olunup Olunöayacağı Babı

54 - İslamın Kendinden Önce Amellerin Hükmünü Yıktığı; Hicret İle Haccin da Böyle Olduğu Babı

Hadis-i Şerif Aşağıdaki Ahkamı İhtiva Ediyor:

55 - Kafiriin Müslüman Olmazdan Önceki Amelinin Hükmünü Beyan Babı

56 - İmanın Sadakat ve Telası Babı

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Etmektedir:

57 - Allah Tealanın Takat Getirilemeyecek Şeyleri Teklif Etmediğini; Beyan Babı

58 - Yer Etmemek Şartı İle Gönülden Geçen Şeyleri ve Kelam-ı Nefsiyi Allah'ın Affetmesi Babı.

Hadisden Çıkarılan Hükümler:

59 - Kul Bir İyilik Yapmayı Gönülden Geçirdiği Zaman Onun Yazılması, Kötülük Yapmayı Gönülden Geçirdiği Zaman Yazılmaması Babı

60 - İmanda Vesvere ve Onu Kendinde Hisseden Kimsenin Ne Diyeceğini Beyan Babı

61 - Bir Müslümanın Hakkını Yalan Yere Yeminle Elinden Alan Kimsenin Cehennemle Tehdidi Babı

Hadisden Çıkarılan Hükümler:

62 - Haksız Yere Başkasının Malını Almak İsteyen Kasıtcının Kendi Hakkında Kanı Heder; Öldürülürse Cehenlemlik, Malı Uğrunda Öldürülen Kimsenin de Şehid Olduğunu Beyan Babı

Hadisi Şerif Aşağıdaki Hükümlere Delalet Eder:

63 - Tebeasını Aldatan Valinin Cehennemi Hak Edeceği' Babı

64 - Bazı Kalplerden Emanet ve İmanın Kaldırılması ve Kalplere Fitne Arız Olması Babı

65 - İslamın Garip Başlayıp Garip Biteceğini ve İki Mescid Arasına Çekileceğini Beyan Babı

Hadisi Şerif'den Alınan Faideler

66 - Ahir Zamanda İmamın Elden Gitmesi Babı

67 - Korkan Kimsenin Îmanını Gizlemesinin Cevazı Babı

68 - İmanı Zaif Olduğu İçin İmanından Korkulan Kimsenin Kalbini Yatıştırma ve Kati Delil Olmadıkça Kati Surette Îman Hükmü Vermekten Nehi Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

69 - Delillerin Bir Birini Takviyesiyle İtmi'nan-ı Kalbin Artması Babı

70 – Peygamberimiz Muhammed (Sallalîahü Aleyhi ve Seîiem) 'in Bütün İnsanlara Gönderildiğine ve Bütün Dinlerin Onun Dinile Neshedildiğine İmanın Vücubu Babı

Hadis-i Şerif Aşağıdaki Hükümleri İhtiva Eder:

71 - İsa b. Meryemin Peygamberimiz Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Şeriatile Hükmederek (Yere) İnmesinin Beyanı Babı

Hadisi Şerif Aşağıdaki Hükümleri İhtiva Eder:

72 - İmanın Kabul Edilmeyeceği Zamanın Beyanı Babı

73 - Resulüllah Sallalahu Aleyhi ve Selleme Vahyin Başlaması Babı

Hadis-i Şerif Şu Hükğmleri İhtiva Etmektedir:

Hadisi Şerif Aşağıdaki Hükümleri İhtiva Etmektedir

74 - Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellemin Geceleyin Semalara Yürütülmesi ve Namazların Farz Kılınması Babı

Hadisi Şerif Aşağıdaki Hükümleri İhtiva Etmektedir

75 - Mesih b. Meryem Île Mesih Decca'lin Zikri Babı

76 - Sidretü'l-Münteha Hakkında Bir Bap

77 - Allah Azze ve Celle'nin : «Yemin Olsun ki, Onu Bir Başka İnişte de Gördü» Âyet-i Kerimesinin Manası ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m İsra Gecesi Rabbini Görüp Görmediği Babı

78 - Peygamber Aleyhiseelamin: «O Bir Nur Onu Nasıl Göreyim!... Kavli İle Bir Nur Gördüm» Hadisi Hakkında Bir Bab

79 - Peygamber Aleyhisselam'ın «Şüphesiz Allah Uyumaz» ve «O'nun Hicabı Nurdur; Bu Hicabı Bir Açsa Vechinin Subuhatı, Basarının İhate Ettiği Bütün Mahlukatı Yakardı» Hadisleri Hakkında Bir Bab

80 - Mü'minlerin Âhirette Rabları Sübhanehu ve Teala'yı Göreceklerini İspat Babı

81 - (Kıyamet Gününde Rabbi) Görmenin Yolunu Bilme Babı

Hadisi Şerif Aşağıdaki Hükümleri İhtiva Eder.

82 - Şefaatin İspatı ve Mü’minlerin Cehennemden Çıkarılması Babı

Şefaat Beş Kısımdır

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Etmektedir:

83 - Cehennemliklerin En Sonuncusunun Çıkarılması Babı

84 - Cennette Makamı En Aşağı Olanların Beyanı Babı

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder.

(85) - Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in: «Ben Cennet İçin Şefaat Edecek İlk İnsanım ve Peygamberlerin En Çok Tabi-i Bulunanı Benim», Hadisleri Hakkında Bir Bab

(86) - Peygamber (Saüallahü Aleyhi- ve Sellem) 'in Şefaat Duasını Ümmeti İçin Saklaması Babı

87 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Duası ve Onlara Şefkatinden Dolayı Ağlaması Babı

Hadis Şerif Aşağıdaki Fevaidi İhtiva Eder

88- Kafir Olarak Ölen Kimsenin Cehennemde Kalacağını Hiç Bir Şefa'ata Nail Olamıyacağını ve Kendisine Allah'ın Yakın Kullarını Akraba Olmanın Hiç Bir Fayda Vermiyeceğini Beyan Babı

Ehli Fetret Üç Kısımdır :

89 - Teala Hazretinin : «En Yakın Aşiretini Uyar!...» Âyeti Kerimesi Hakkında Bir Bab

90- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Ebu Talibe Şefa'ati ve Bu Sebeple Azabının Hafifletilmesi Babı

91- Ehl-i Cehennemin En Hafif Azab Görecek Olanı Babı

92- Kafir Olarak Ölen Kimseye Hiç Bir Amelin Fayda Vermiyeceğine Delil Babı

93- Mü'minlerin Birbirlerile Yardımlaşması ve Başkalarile Alakayı Keserek Onlardan Uzak Kalmaları Babı

94- Müslümanlardan Bir Çok Taifelerin Hesapsız ve Azapsız Olarak Cennete Gireceklerine Delil Babı

95- Bu Ümmetin Cennetliklerin Yarısını Teşkil Etmesi Babı

96- Allah (Celle Celalühü) Âdem'e : «Cehenneme Gönderilenlerin Her Bin Tanesinden Dokuz Yüz Doksan Dokuzunu Çıkar Buyuracak» Hadis-i Babı

41 - «Allahdan Başka İlah Yoktur» Dedikten Sonda Kafiri Öldürmenin Haram Kılınması Babı


155 - (95) Bize Kuteybetü'bnü Said rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Rumh dahî rivayet etti, lâfızlar bir birine yakındır. (Dedi ki): Bize Leys, [1] İbni Şihâb'dan [2] , o da Atâ' b. Yezid' el-Leysi'den, o da Ubeydullah b. Adiy b. [3] el-Hiyârdan, o da el-Mikdâd b. el-Esved'den [4] işitmiş olmak üzere Mikdâd'ın şöyle dediğini haber verdi:

— Yâ Resulâllah! Ne buyurursun? Ben küffardan tir adama rastlasam da benimle mukaatele etse ve ellerimden birine kılıçla vurarak onu kesse sonra benden (kaçıp) bir ağaca sığınsa da: Ben Allah'a teslim oldum dese bu sözü söyledikten sonra onu öldürebîlirmiyim ya Resulüllah? Re-sulüllah (Sallallahü. Aleyhi ve Sellem) :

«Onu öldürme!» buyurdu. Ben :

— Ama o (evvelâ) bes'^n elimi kesti; ondan sonra bu sözü söyledi Yâ Resulâllah! Şu halde onu öldüreyim mi? dedim.

Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

«Onu öldürme: Çünkü öldürürsen, o senin onu öldürmezden önceki vaziyetine geçer; sen de onun söylediği sözünden önceki vaziyetinde olursun.» buyurdular.



156 - (...) Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler.

Dediler M: Bize Ahdurrezâk haber verdi. Dedi ki: Bize Ma'mer [5] haber verdi. H.

Bizeİshâk b. IVIûse'l-Ensâri [6] de rivayet eyledi. (Dedi ki): Bize el-Velid b. Müslim, Evzâî'den rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Kâfi de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize İhni Cüreyc haber verdi. Bu râvilerin hepsi Zühri'den bu isnadla rivayet ettiler. Evâzî ile İbni Cüreyc hadislerinde Leys'in hadisinde dediği gifci:

«Allah'a teslim oldum dese...» cümlesi vardır. Ma'mer'e gelince : onun hadisinde de :

«Onu öldürmek için üzerine çullandığım zaman: La ilahe illallah dese...» ibaresi vardır.



157 - (...) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi. Dedi ki: Bana Yunus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. Demiş ki: Bana Atâ' b. Yezil et-Leysi sonra Cündaî rivayet eyledi; ona da Ubeydullah h. Adîy b. el-Hiyâr haber vermiş ki, Zühre oğullarının müttefiki ve Resulülîah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikde Bedir'e iştirak edenlerden biri olan Mikdâd b. Amr b. el-Esved el-Kindi şöyle demiş:

-Yâ Resulâllah, Şayed ben kâfirlerden bir kimse ile karşılaşırsam ne buyurursun?. Bundan sonra UbeyduUay Leys hadisinin mislini zikretmiştir.

Bu hadisi imâm Buharı «Megâzî» ve «Diyât» bahislerinde Ebû Dâvud «Cihâd» da, Nesâî «Siyer- de Kuteybe 'den tahric etmişlerdir. Kuteybe rivayetinde üç dane tabiinin yâni İbni Şihâb, Atâ' ve İbnü'1-Hıy ar'm bir birinden rivayet etmesi nâdir tesadüf edilen letâîftendir.

Ekseri nüshalarda bu hadisin rivayeti: şeklinde şart cümlesi halindedir. Hz. Ebû Zerr'in bir rivayetinde ise ;

«Ben rastladım» şeklinde mâzî sigasiyledir. Bu rivayete göre Hz. Mikdâd hadd-i zâtında olmuş bir vak'anm hükmünü sormuş oluyor. Ekser rivayetlere göre ise suâl vuku' bulmuş bir hâdise doîayısiyle değil, ileride böyle bir şey va'ki' olursa ne hüküm verilir düşüncesiyle sorulmuştur.

Hadisde geçen «Ben Allaha teslim oldum...» sözünün ma'nasi müslüman oldum demektir. Bazılarına göre sırf bu sözü söyleyerek başka bir şey katmayan bir kâfir müslüman sayılırsa da bunların kavli reddedilmiş; ve hadisin Ma'mer rivayetinde «lâ ilahe İllallah dese...» ifadesi vardır; Binaenaleyh müslüman sayılmak için kelime-i şehâdeti getirmek şarttır, denilmiştir.

Hattâbî 'ye göre :

«Çünkü öldürürsen senin onu Öldürmezden önceki vaziyetine geçer. Sen de onun söylediği sözünden Önceki vaziyetinde olursun.» sözünün mânâsı şudur : (Müslüman oldum) demezden önce kâfirin kanı hederdir; yâni onu Öldürmekle bir şey lâzım gelmez. Ama bu kelimeyi söyledikten sonra onun tıpkı bir müslüman gibi öldürülmesi haram olur. Binaenaleyh o halde onu Öldüren müslümanm da kısas hakkında kanı heder olur. Şu halde müslümanm kâfire benzetilmesi kâfir ol-makda değil, kanının heder olması hususundadır.

Mühe11eb'e göre ise ma'na : O nasıl seni öldürmek istemekle günaha girerse sen de onu öldürmek istemekle günaha girersin demektir.

Yâni Hattâbî'ye göre ma'na : Kanının ma'sumiyeti hakkında kâfir senin gibidir; Mühelleb'e göre de: heder olmakda sen de o kâfir gibi olursun demektir. Dâvûdi'ye göre bu sözün ma'nası : O nasıl kaatil oldu ise sen de kaatil olursun demektir. Nevevî: «Bu hususda söylenen sözlerin en güzeli imam Şafii ile Mâliküerden İbnu'l-Kassâr'ınve diğer ulemanın kavilleridir.» diyerek Hattâbi 'nin sözüne işaret eder.

Hasılı müslümanlığı bu sözle (Yani Allaha teslim oldum demek su-retiylede) kabul eden bir kimsenin öldürülmesi yasak edilmiştir.

Bu hadisin İshâk b. İbrahim rivayetinde, Ve1id b. Müs1im'in Evzâî 'den- rivayeti muztarib ise de bu ıztırab asıl hadisin sıhhatine dokunmaz. Hadisin sahih olduğunda şüphe yoktur. Çünkü hadisin, Leys, Ma'mer, Yûnus ve İbni Cüreyc rivayetlerinin sıhhati hakkında söz yoktur. Bu rivayetler amel babında müstakil ve i'timad onlaradır. Evzâî rivayeti mütâbaat için zikredilmiştir. Mütâba'atta bir parça za'f olabileceği ise tekarrur etmiş bir kaidedir.



Hadisden Çıkarılan Hükümler :


1 - Henüz vâki' olmayan bir şeyin hükmünü sormak ve cevap vermek caizdir. Öteden beri ulema'i kiramın mezhepleri budur. Yalnız seleften bazıları bunu mekruh görmüş; müctehidin henüz vuku' bulmamış şeylerle meşgul olmasını taşkınlık saymışlardır. İmam Mâlik (Rahimehullah) vaki' olmayan bir şey sorulursa cevap vermezmiş. Bundan dolayı da mezhebinin aslı, müretteb meselelerden hâli sırf vuku' bulmuş hâdisatın cevaplarından ibarettir; ve anlaşılması güçtür; derler. Übbî imam Mâlik {Rahimehullah) 'dan sonra gelen Mâliki imamlarının faraziye ve teferruata daldıklarını, bu suretle mezhebin daha da güçîeştiği-ni söyler.

2 - Kelime-i şehâdet yerini tutacak her kavil ve fiille din-i İslama girilebilir. Onun içindir ki Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Selîenı) «İslâm oldum» yani din-i İslama girdim diyen bir kimsenin öldürülmesini men'etmiş; Hz. Hâ1id b. Ve1id (Radiyailahu anh) 'in öldürdüğü Beni Cezime 'nin müslüman olduklarına hüküm vermişti. Halbuki mezkûr zevat «Eslemna» diyememiş: onun yerine «sabe'nâ sa'benâ» demişlerdi.-Bunun ma'nası ise «dinimizi değiştirdik; kendi dinimizi bırakıp başka bir dine geçtik» demekti.

3 - Hz. Mikdâd, ölüm korkusu ile müslümanlığı kabul etmenin faydası olmadığını zannederek Resulüllah (Sallalîahü A leyhi ve Selteru)'e sormuş; o da hükmün zahire göre verileceğine işaretle, öldürülmeyeceğini beyan buyurmuştur.



158 - (96) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Hâlid-i Ahmer [7] rivayet eyledi. H.

Bize Ebû Küreyb [8] ile İshâk b. İbrahim [9] de, Ebû Muâviye'-den [10], bunların ikisi de A'meş'den, o da Ebû Zıbyân'dan [11], o da-Üsâmetü'bnü Ze-yd' [12] den naklen rivayet etti. Bu hadis îbni Ebî Şey-be'nindir. Üsame şöyle demiş:

— Resulüllâh (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) bizi bir seriyye ile (cihada) göndermişti, Cüheyne kabilesinden Huru Kaatâ bir sabah baskını yaptık. Derken ben bir adaiy;ı eriştim. Adam hemen : «La Üâhe illallah» dedi. Ama ben kendisini vurdum. Bundan kalbime bir şüphe düştü; ve hâdiseyi Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) 'e anlattım. Resulüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem):.

«Lâ ilahe illallah, dedi mi? Sen de onu öidürdün mü?» buyurdu. Ben:

«Yâ Eesulâllah, o bu sözü ancak silâhdan korktuğu için söyledi» dedim.

«Bârî kalbini yarsan da bu sözü doğru söyledi.ni söylemedim! buseydin yâ!» buyurdular. Artık bu sözü bana o kadar tekrarladı durdu ki, keşke o gün (yeni) müslüman olmuş olaydım diye temenni ettim.

Bunun üzerine Sa'd :

«Vallahi şişko yâni Üsâme öldürmedikçe ben de hiç bir müslü-man öldüremem» dedi. Bir adam: Allah:

«Fitne kalmayıncaya ve din tamâmiyle Allah'ın oluncaya kadar onlarla muharebe edin! [13] » buyurmadi mı? dedi. Sa'd :

*Biz hiç bir fitne kalmasın diye mukaatele ettik. Sen ve arkadaşla ise fitne çıksın diye mukaatele etmek istiyorsunuz! dedi.



159 - {.-.) Bize Ya'kûb ed-Devrâkî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüseyin [14] rivâyet etti. (Dedi M): Bize Husayn [15] hsber verdi. (Dedi ki): Bize Ebû Zıbyan rivâyet etti. Dedi ki: Üsâmetü'bnü Zeyd b. Hârise'yi rivayet ederken işittim. Dedi ki:

— ResulüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi Cüheyne kabilesinden olan Huraka üzerine gönderdi. Bunlara bir sabah baskını yaparak kendilerini bozguna uğrattık. Ensârdan bir zâtla ben, onlardan bir adama yetiştik. Kendisini kuşattığımız vakit «Lâ ilahe illallah» dedi. Bunun üzerine Ensârî onu bıraktı. Ben kendisini süngümle sapladım; nihayet Öldürdüm. (Medine'ye) geldiğimizde bu vak'a Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in kulağına erişmiş. Bana:

«Yâ Üşme! O adamı: lâ ilahe Hİâllah dedikten sonra öldürdün mü?» dedi. Ben:

— Yâ Besulâllah, o ancak (bu kelimeye sığman) bir mülteci idi; dedim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yine:

«Onu: lâ ilahe illallah dedikten sonra öldürdün mü?» dedi. Artık bunu bana o kadar tekrarladı durdu ki, keşke o günden önce müslüman olmamış olsaydım, diye temenni ettim.»

Bu hadis müttefekun aleytir. Buhâri onu «Megazî» bahsinden önceki «Gazvetü'l-Fetih» ile «Kitâbü'd-Diyât» da tahric etmiştir. Onu Ebû Davûd «Cihad» da, Nesâî 'de «Siyre.» bahislerinde rivayet ederler.

Hadisde bahsi geçen gazve, siyer uleması arasında

«Gâlibül-Leysı Gazvesi» nâmîle ma'ruftur. İbni Sa'd bunun hicretin yedinci yılı ramazanında vuku' bulduğunu ve 130 mevcudu bulunan seriyyeye Gâ1ib b. Abdillâh'm kumanda ettiğini kaydeder. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisini Necid 'de Batn-ı Nahli'n arka tarafındaki Meyfa'a denilen yerde bulunan Benî Ahval ile Beni Abd b, Sa'lebe üzerine göndermişti. Bu yerle Medine arasında 8 konaklık mesafe vardır.

Zemahşeri ile diğer bazı ulema'nm beyanına göre Hz. Üsâme'nin öldürdüğü zâtın ismi Mirdâs b, Nehik 'tir. Kendisi müs-îüman olmuş fakat kabilesi henüz müşrik idiler. Mirdâs koyun güdüyordu. Müslümanlar gelince kavmi onu bırakıp kaçtılar. Mirdâs müslüman olduğu için kaçmadı. Ancak islâm süvarilerini görünce oradaki bir dağın yamacına sığındı fakat atlılar yanına gelince oradan inerek iki şehâdeti getirdi; ve onlara : «Es-selâmü aleyküm» dedi. Üsâme (Radiyallahu anh) onu öldürerek koyunlarını aldı.

Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu vak'ayı duyunca pek ziyâde müteessir oldular. Ve : «Sîz onu elindekini almak için öldürdünüz» buyurdular...

Hz. Üsâme'nin bu zâtı öldürmesi, kılıç korkusu ile edilen imanın fayda vermeyeceğini zannettiği içindir. Bu te'vilden dolayı da kendisinden kısas sakıt olmuştur.

Hattâbî diyor ki: Üsâme bu işi:

«Azabımızı gördükleri zaman iman etmeleri onlara fayda verecek değildir»

âyet-i kerimesine bakarak yapmışa benziyor; onun için de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisini ma'zur görmüş ve diyet ödetmemiştir.

«Size selâm veren kimseye sen mü'min değilsin demeyin!...» [16]

âyet-i kerimesi bu vak'a üzerine nazil olmuştur.

İbni Ebî Şeybe 'nin rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. Üsame'ye:

«Bârî kalbini yarsan da bu sözü (doğru) söyledi mi söylemedi mi buseydin ya!» buyurmasının ma'nası: Sen kalbteki sırlan bilemezsin; buna Özenme! Sana düşen vazife zahire bakmak ve o zâtın diliyle söylediği söze göre hareket etmekti; çünkü sen zahirle amel etmeye me'mursun... demektir.

Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m tekdiri karşısında Hz. Üsâme'nin : «Keşke o günden önce müslüman olmuş olmasaydım.» temennisi hakkında Kirmanı: Müslüman olmamayı nasıl temenni edebildi?» demiş. Sonra yine kendisi : «İçinde hiç günah bulunmayan islâmiyet temenni etmiştir.» diye cevap vermiştir. Üsâme'nin temennisi bu büyük cinayetten salim kalmak içindir. Yâni işlemiş olduğu suçun büyüklüğü karşısında, daha önce müslüman olarak işlediği sâlih amelleri küçük görmüş gibidir. Üsâme (Radiyallahu anh) 'm bu temennisi hakikat değil mecazdır. Çünkü hakikatte küfür üzere kalmayı istemek caiz değildir. O bu sözle Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellemyin o şiddetli tekdirinden son derece korktuğunu ifâde etmiştir. Hatta bu hâdiseden sonra hiç bir nıüslümanla mukaatele etmeyeceğine yemin vermiş; Siffîn vak'asında Hz. A1i {Radiyallahu anh)'a yardım etmemiştir.

Sâ'dü'bnü Vakkaas (Radiyallahu anh) dahi bu hususda ona tâbi' olarak: «Vallahi şişko öldürmedikçe ben de hiç bir müslüman öldürmem.» demiştir. Maamafih Hz. Sa'd ' in bu sözden maksadı, Üsâme müslüman öldürürse ben de öldürürüm demek değildir. O sözünü imkânsız bir şeye bağlamıştır.

«Şişko» dan murad Hz. Üsâme 'dir. Karnı büyük olduğu için kendisine» «Zü'I-Butayn» yâni şişko derlermiş.

'Rivayetlerin birinde;

«Kalbini yarsaydın...» diğerinde;

«Onu lâ ilahe HİâÜah dedikten sonra öldürdün mü?» cümlesinin tekrar edildiği bildiriliyorsa da Resulüîlah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bunların ikisini de söylemiş olması muhtemeldir. Bu takdirde râvilerden biri bir cümleyi, diğeri de öteki cümleyi rivayet etmiş demektir.

Keza bir rivayette hâdiseyi Peygamber {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)}e bizzat Hz. Üsâra e'nin haber verdiği; diğerinde ise Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellemyin kulağına eriştiği bildiriliyor. Bunların arasını bulmak için : «İhtimâl Mirdâs'ı Öldürdükten sonra Üsâme meseleyi Re sulüllâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'e sormağa niyet etmiş; fakat başkası ondan evvel gelerek haber vermiş Üsâme geldikten sonra Peygambe t (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine sormuş; o da anlatmıştır. Hadisde Vak'ayi Resulüîlah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'e ilk söyleyenin Üsâme (Radiyallahu anh) olduğuna delil yoktur.» denilebilir.



Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1 - Hadis Kelâm-ı nefsinin sübutuna delildir.

2 - Ahkâm babında zahiri delillerle amel olunur; esrarı Allah Teâ1â bilir. Bu kaide fıkıh ve usul-i fıkıh uleması arasında ma'ruf ve meşhurdur.

3 - Hataen katilde diyet yoktur; diyenler bu hadisle istidlal ederler. Fakat burada İbni Rüşd şu mutâleayı ileri sürmüştür : «Üsâme (Radiyallahu anh) hn o zâtı öldürmesi ne kasden insan Öldürme hükmüne girer; ne de diyet ve keffaret icabeden hatâ hükmüne, o ancak hata olduğu anlaşılan bir ictihâddır ki, bunda Üsâme'ye bir ecir vardır. Şayet isabet etseydi; iki ecir verilecekti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi-ve Sellem)yin onu tekdir buyurması ihtiyatı elden bıraktığı içindir. Zira ihtiyaten öldürmemek icâbederdi...» Bâzıları Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. Üsâme'ye kısas, diyet ve keffârat gibi bir ceza tatbik etmediğine göre bunların hepsi sakıt olmuştur; diyorlar. Mesele ihtilâflıdn. Kısas şüpheden dolayı sakıt fakat keffaret vaciptir diyenler olduğu gibi, diyet de vaciptir diyenler vardır.

4 - Mü'min bir kimseyi öldürmek büyük günahtır.



160 - (97) Bize Ahmed b. Hasen b. Hıraş rivayet etti. (Dedi ki): Bize Amr b. Âsim [17] rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mu'temir rivayet etti. Dedi ki): Baham rivayet ederken işittim ki, Safvân b. Muhriz [18] in kardeşi oğlu Hâlid el-Esbec, [19] Safvân b. Muhriz'den naklen şunu rivayet eylemİş:

Cündeb b. Abdillâh el-Becelî [20], İbnirz-Zübeyr fitnesi zamanında

As'as b. Selâme [21] ye haber göndererek:

«Arkadaşlarından bana bir kaç kişi topla da kendilerine hadis rivayet edeyim.» demiş. O da hemen arkadaşlarına bir haberci göndermiş. Onlar toplanınca Cündeb, üzerinde san renkte bir bornuz olduğu halde (yanlarına) gelmiş. Ve:

«Konuşmakta olduğunuz şeyi konuşun!» demiş. Nihayet konuşma sıraya konmuş. Cündeb'e sıra gelince, başından bornozu açarak şunları söylemiş :

«Ben size geldim. Ama (pekte) size Peygamberinizden haber vermek istemiyorum. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) müslümanlardan bîr müfrezeyi, müşriklerden bir kavim üzerine gönderdi. (İki taraf) birbirleriyle karşılaşmışlar. Müşriklerden biri müslümanlardan birini nişan almak isterse alır ve Öldürürmüş. Müslümanlardan bir zât (Hasımlarının) gafletini gözetmiş. Bize b*ı zâtın Üsâmetü'bnü Zeyd olduğunu söylüyorlardı. Üsâme ona kılıcını kaldırınca hasmı:

— «Lâüâhe illallah» demiş; ama Üsâme onu Öldürmüş. Derken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Se!iem)fe bir müjdeci gelmiş. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) ona sormuş; o da söylemiş. Hatta öldürülen adamın ne yaptığını bile haber vermiş. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) Üsâme'yî çağırarak kendisine sormuş; ve:

«O adamı niçin öldürdün?» demiş. Üsâme:

— Yâ Resulâllah (bu adam) müslümanlar arasında çok can yaktı. Filân ve filân kimseleri öldürdü demiş; ve bir kaç kişinin isimlerini saymış. (Demiş ki): Ben onun üzerine hücum ettim. Kılıcı görünce: lâüâhe illallah dedi. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem):

«Onu öldürdün mü?» demiş. Üsâme:

— Evet cevabını vermiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem): »Kıyamet gününde Lâilâhe iiiâÜah karşına geldiği vakit ne yapacaksın?»

buyurmuş. Üsâme :

— Yâ Resulâlîah, benim için istiğfar et; demiş. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem): tekrar

«Kıyamet gününde lâ ilahe İllallah karşına geldiği vakit ne yapacaksın?» buyurmuşlar. Râvî diyor ki: Artık Üsâme'ye :

«Kıyamet gününde lâ ilahe illallah karşına geldiği vakit ne yapacaksın?» demekten fazla bir şey söylemiyordu.

Lisân âlimlerinin beyanına göre «Bornos» başlığı gövde kısmına bitişik olan kaftan ve cübbe gibi elbisedir.

cümlesinin ma'nası «size haber vermek istemiyorum» demektir. Bu cümle bütün esas nüshalarda bu şekilde rivayet olunmuştur. Ancak hadisin baş tarafında Hz. Cündeb'in As'as'a haber göndererek :

«Arkadaşlarından bana bir kaç kişi topla da kendilerine hadis rivayet edeyim...» dediği beyân edildiğine göre burada «size ondan haber vermek istemiyorum» demesi nıa'nayı müşkilleştirir. Bu sözün iki veçhe ihtimâli vardır.

1 - Cümledeki, nefî çdâtı (lâ) zâid yâni fazladır. Binaenaleyh yokmuş gibi ma'na verilir ve: «Size haber vermek istiyorum> denilir. Arap-çada bu (lâ) nın hazfedildiği çoktur. Meselâ: «Yemin ederim»

«Seni secde etmekten menettiği» gibi ayetlerdeki (lâ) lar hep bu kabildendir

2 - Lâ, zait değildir. Cümlesinin mânâsı: Size Peygamberinizden bir şey haber vermek istemiyorum; kendimden bir şeyler söylemek ve nasihat etmek niyetindeyim. Ama şimdi bu niyetimden vaz geçecek Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'den hadis rivayet edeceğim» demektir.

şeklinde de rivayet olunmuştur. Bunların ikisi de doğrudur. Çünkü (racea) fi'li bazen lâzım bazen de müteaddî manasında kullanılır. Burada müteaddî olarak «döndür dü» ma'nasmda kullanılmıştır.



Hadisden ÇıkaruılanHükünmler


1 - Âlim veya meşhur büyük bir zâtın fitne zamanında halka vazû' nasihatte bulunarak kendilerini teskin etmesi gerekir.

2 - Müşrikin yalnız kelime-i tevhidi söylemesi (yâni îâilâhe illallah demesi) öldürülmesine manî' olur.



42 - Peygamber (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) 'in : «Bize silâh çeken bizden değildir» Hadisi Babı


161 - (98) Bana Züheyr b. Harb ile Muhammed b. el-Müsennâ rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Yahya —ki el-Kâttân'dir — [22] rivayet etti. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet eyledi. (Dedi ki): Bize Ebû Üsâme [23] ile İbni Nümeyr [24] rivayet ettiler.

Bunların hepsi Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den [25], o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Salîallahii Aleyhi ve Selletn)'den naklen rivayet ettiler. H.

Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. Bu lâfız onundur. Dedi ki: Mâ-lik'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da İbni Ömer'den rivayet ettiği şu hadisi okudum: Peygamber (Saîîallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Her kim bize karşı siiâh taşırsa o kimse bizden değildir.» buyurmuşlar.



162 - (99) Bize Ebû Bekir İbni Ebî Şeybe ile îbni Nümeyr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Mus'ab —ki İbnü'l-Mikdâm'dır— [26] rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ikrimetü'bnü Ammâr, İyâs b. Seleme'den [27], o da babasından, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet eyledi. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim bize kılıç çekerse bizden değildir.» fcuyurnıuşlar.



163 - (100) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Abdullah b. Berrâd el-Eş'-arî [28] ve Ebû Küreyb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Üsâme, Bü-reyd'den [29], o da Ebû Bürde [30] den, o da Ebû Musa'dan [31], o da pey. gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Her kim bize karşı siiâh taşırsa o kimse bizden değildir.» buyurmuşlar.

Bu hadisi Buhâri «Kitâbu'd-Biyât» ile «Kitâbü'l-Fiten» de,

Nesâî «Muharebe^ de, Tirraizi iie İbni Mâce'de «Hudud» bahsinde tahric etmişlerdir/*"

Hadisin ma'nası: Haksız yere müslümanlarla harb etmek ve onları öldürmek için silâh taşıyan kimse bizim yolumuzda değildir. Demektir. Çünkü bir müslünıanin din kardeşi üzerindeki hakkı, ona karşı silâhlanarak öldürmeye çalışması ve bu suretle onu korkutması değil bilâkis ona yardım etmesi ve onun nâmına düşmanlariyle çarpışmasıdır.

Kirmânî «Bizden değildir» cümlesini «Bizim sünnetimize tâbi olanlardan ve yo-Jumuzda gidenlerden değildir» şeklinde tefsir etmiştir. Yoksaböylelerin dinden çıktığı kasdedllmemiştir. Ancak Süfyan b. Uyeyne «Bizden değildir.» sözünü «Bizim yolumuzda gidenlerden değildir.» şeklinde tefsir etmekten hoşlanmaz, «Bu söz ne çirkin.» dermiş, Zira o cümleyi hiç te'vil etmemeyi daha müessir bulur-muş. Kirmanı: «Biri mütecaviz olan iki taifeye ne buyurursun?» diye bir suâl irâd etmiş; buna yine kendisi: «Mütecaviz olan taifa Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sünnetine tabî* olmamıştır.» cevabını vermiştir. Bittabi haksız yere müsîüman öldürmeyi helâl i'tikad eden kâfir olur.

Buhâri'nin «Kitâbü'l-İnıan» ile «Kitâbü'Mtk» da, Müslim 'inde «Kitâbu'I-Fiten» de ittifakla tahric ettikleri Ahnef b. Kays hadisinde Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) : «iki müsli-man kılıçlariyle karşılaşırlar da biri diğerini öldürürse hem kaatil hem maktul cehennemi boylarlar...» buyurmuştur. Hadisin tamamı, yeri gelince görülecektir.

Bu hadisin ma'nası hakkında kitabımızın başında da söz geçmişti.



43 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Bizi Aldatan Bizden Değildir.» Hadisi Babı


164 - (101) Bize Kuteybetü'bnü Said rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ya-kûb — ki İbni Abdirrahmân el-Kaarî'dir — rivayet etti. H.

Bize Ebû'l-Ahvas Muhammed b. Hayyân [32] da rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Ebî Hazım [33] rivayet etti. Bunların her ikisi de Süheyl b. Ebî Salih'den o da babasından o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etmiştir ki, Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim bize karşı silâh taşırsa bizden değildir. Bizi aldatan da bizden değildir.» buyurmuşlar.

(102) Bana Yâhyâ b. Eyyub ile Kuteybe ve İbni Hucr toptan İsmail b. Cafer'den rivayet ettiler. İbni Eyyûb dedi ki: Bize İsmail rivayet etti. Dedi ki: Bana El-Alâ' [34] babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi kİ, Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir ekin yığınına uğramış; ve elini onun içine daldırmış da parmaklarına ıslaklık dokunmuş. Bunun üzerine: «Ey ekin sahibi! bu ne?» buyurmuş. Ekin sahibi:

— Ona yağmur isabet etti ya Resulâllah! demiş. Kesülullah (Sallallahü 'eyhi ve Sellem) :

«O (ısfak) kısmı insanlar görsün diye ekinin üstüne koysa idin ya! Aldatan benden değildir..» buyurmuşlar.

Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'İn oraya uğraması ya pazar yerindeki müslümanlann hâllerini teftiş etmek yahut bir şey satın almak içindir. Böyle bir teftişi hükümet yaptırmalıdır.

«Subra» hapsetmek ma'nasma gelen *sabır»dan alınma olup yığtn ma'nâsma gelir .Yığın da satmak için hapsedildiğinden ona bu isim verilmiştir.

«Islak kısmı üstüne koysa idin ya5» buyurulmasından anlaşılıyor ki sahibi o ekini toptan yahud ne kadar olduğunu ölçmeden ölçeği şu kadara...» diyerek satacakmış. Zira aldatma ancak bu şekil satışda olur. Üzüm, incir, elma ve armud gibi yemişlerin iyilerini sepetin üstüne dizerek sepet hesabiyle satmak da bu kabildendir. Sepetin üstündekilerle altındakiler arasındaki fark büyük olursa yapılan bu iş aldatma sayıla-cğından müşteri o malı kabul etmeyebilir. Fark az olursa kabulden imtina1 edemez; bunun hükmü yoktur. Çünkü alış verişler az miktar aldanmadan hâli kalmazlar.

Peygamber (Sallallahü Aleyh! ve Sellem) 'in o zâtı te'dîb veya pazardan koğduğuna dair bir ma'lûmat verilmemiştir. İhtimâl bu hal ilk defa vuku' bulduğu için te'dib hususunda söale iktifa etmiştir.

Hadis-i şerif ehl-i fazilet zevatın bir şey satın almak için pazara girme. lerinin rüchamna delildir. Zira Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ancak tercih edilecek bir şeyi yapar. Maamâfih caiz olduğunu göstermek için de gitmiş olabilir. Bu takdirde hadis ruchana değil, cevaza delâlet eder. İmam Mâlik: «Eskiden insanların âdeti pazar yerlerine çıkmak ve oralarda oturmak idi. İbni Ömer çok defa pazara gelir; orada otururmuş, diyor. Yahya b. Saîd dahi: «Ben Said b. e1-Müseyyeb ile Sâ1im 'in bir çok hadislerini ancak pazarda otururlarken almışımdır.» demiştir.



44 - Yanaklara Vurmanın, Yakaları Yırtmanın ve Cahiliyet (Da'vetiyle Çağırmanın Tahrimi Babı)


165 - (103) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muaviye haber verdi. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet eyledi. Bunların hepsi A'meş'den, o da Abdullah b. Mürra'dan o da Mosruk'dan, o da Abdullah'dan [35] naklen rivayet ettiler. Abdullah şöyle demiş. Resulüllâh (Sallaîlahü A îeyhi ve Sellem) :

«Yanaklarına vuran veya yakalarını yırtan yahud câhiiiyet davetiyle çağıran bizden değildir.» buyurdular.

Bu hadis Yahy a'nındır. İbni Nüraeyr ile Ebû Bekir ise elifsiz olarak (yâni ev yerine ve harfini kullanarak) «ve yırtar; ve çağırırsa» dediler.



166 - (...) Bize Osman b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir [36] rivayet etti. H.

Bize İshâk b. İbrahim ile Ali b. Haşrem de rivayet ettiler. Dediler ki; Bize İsa b. Yûnus rivayet etti. Bu râvilerih ikisi birden A'meş'den bu is-iıadla rivayet etti. Onlar da «ve yırtar; ve çağırırsa» dediler .

Hadis muttefekun aleyhdir. Buhârî onu «Kitâbü'l-Cenâiz» ile «Kitâbü'î-Menâkib» da, Tirmizi Nesâî ve İbni Mâce'de «Kitâbü'l-Cenâiz» de tahric etmişlerdir.

«Bizden değildir» cümlesinden muradın: Bizim yolumuzda değildir demek olduğunu az yukarıda görmüştük. Çünkü ehl-i sünnete göre günah işlemek bir mü'mini dinden çıkarmaz. Meğer ki3 günahın helâl olduğuna i'tikad ede.

Kirmanı diyor ki: «Bu cümle tağliz içindir. Ancak «cahiliyet dâ'-veti» haramı helâl i'tikad etmek ve Allah'ın kazasına teslim olmamak gibi küfrü mûcib bir şeyle tefsir olunursa o zaman bu nefi hakikat olur.»

Cahİliyetden murad: İslâmdan evvelki fetred devridir.

Cahiîiyet da'veti: harb için yardıma çağırmaktır. «Cahiliyyet devrinde araplar harbedecek olurlarsa bütün kabileleri dolaşır ve: «Ey filân oğulları!» diye bağırarak onları harbe da'vet ederlerdi. Kaatile —zâlim bile olsa — yardım ederlerdi. İslâmiyet bu âdeti yıkmıştır. Hz. Câbir (Radiyalîahu anh) 'dan rivayet edilen bir hadise göre bir zât şaka ederek ensardan birine dokunmuş. Ensari buna fena halde içerleyerek kavga etmişler ve Ensarî; «Yetişin ey Ensar!» muhacirde: «Yetişin ey muhacirler» diye harb da'vetinde bulunmuşlar. Bunun üzerine Peygamber (Sailalîahü Aleyhi ve Sellem) yanlarına çıkarak :

«Bu câhiiiyet da'veti ne oluyor?» demiş, sonra kavgalarının sebebini soruşturmuş; muhacirin şal&dan dokunması olduğunu anlayınca :

«Bırakın onu! Çünkü o çirkin bir şeydir...» buyurmuştur.

Kaadî Iyaz'a göre cahiliyet da'veti: Yas ederek ağlamak, ölünün iyiliklerini sayarak ağlamak gibi şeylerdir.

Başına bir belâ gelince yanaklarına vurmak, yakalarım yırtmak, yüzünü tırmalamak, vay helakim, vay başıma gelenler... gibi feryadlarda bulunmak câhiiiyet âdetlerindendir. Hadisde yanakların zikredilmesi ekseriyetle onlara vurulduğu içindir. Yoksa vücudun sair yerlerine vurmak da ayni hükümdedir; ve hepsi haramdır.

Bu hadisde üç şey zikredilmiş ve bunlar birbirlerine (yahud) ma'na-sına gelen «ev» edâtiyle atfolunmuşlardır. Binaenaleyh nefi bunların ayrı ayrı her biri ile hasıl olacak demektir. Vakıa rivayetlerin bâzısında «ev» yerine atıf harflerinden «ve» kullanılmıştır. Bu edat mutlak surette cemi' için olup tertibe filân delâlet etmezse de burada o, «ev ma'nasında kullanılmıştır .Zira bir hadisin iki rivayetinden biri «ev» diğeri «ve» ile gelirse «ve= ye de «ev» manası verilir.



167 - (104) Bize Hakem b. Musa [37] el-Kantariy rivayet etti. (Dedi ki)' Bize Yahya b. Hamza, [38] Abdurrahman b. Yezîd b. Câbir'den rivayet etti. Ona Kaasim b. Muhaymira [39] rivayet etmiş. Demiş ki: Bana Ebî Bürdete'bni Ebî Musa rivayet etti. Dedi ki:

Ebû Musa çok hasta oldu ve bayıldı. Başı kadınlarından birinin kucağında idi. Bunun üzerine kadınlarından biri bir çığlık kopardı. Fakat Ebî Musa ona bir şey söyleyemedi. Aytldığı vakit:

«Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Seiiem)'ın berî olduğu bir şeyden ben de beriyim. Resultillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) va veylâcı, saçını yolan ve elbisesini yırtan kadınlardan berî idi.» dedi.



(...) Bize Abd b. Humeyd ile İshâk b. Mansur rivayet ettiler. Bediler ki; Bize Ca'fer b. Avn [40] haber verdi (Dedi ki): Bize Ebû'Umeys [41] haber verdi. Dedi ki: Ben Ebû Sahra'dan [42] dinledim. Abdurrahman b. Yezid ile Ebû Bürdete'bni Ebî Musa'dan naklen anlatıyordu. Demişler ki: Ebû Musa bayıldı, da karısı Ümmü Abdillâh çığlıkla feryad ederek geldi. Sonra Ebû Musa ayıldı. Karısına :

Bilmedin mi ki Resulüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : (Ben saç yolan, feryad eden ve yaka yırtan kimseden beriyim) buyurdu? dedi. (Çünkü) Ebû Musa, karısına bu hadisi (daha önceden) rivayet edermiş.



(...) Bize Abdullah b. Muti' [43] rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüseyni, Husayn'dan [44], o da lyâz-i Eş'arî'den, o da Ebû Musa'nın karısından, o da Ebû Musa'dan o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet eyledi. H.

Bana bu hadisi Haccâc b. eş-Şair dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ab-düssamed [45] rivayet etti. Dedi ki; Bana Babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Dâvud ya'nî İbni Ebî Hind rivayet etti. (Dedi ki): Bize Âsim [46], Safvân b. Muhriz'den, o da Ebû Musa'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellenı)'den naklen rivayet eyledi. H.

Bana Hasen b. Aliy el-Hulvânî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ab-düssanıed rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Abdiümelik b. Umeyr'-den [47], o da Rib'î b. Hıraş'dan, o da Ebû Musa'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadisi haber verdi. Şu kadar var ki lyâz-ı Eş'arı hadisinde: «Bizden değîidir» demiş «Berî» dememiştir.

Hadis müttefekun aleytir. Buharı onu «Cenaze» bahsinde tah-riç etmiştir. İbni Mace 'deki rivayetinde «hamişe» yâni yüzünü tı-r malayan, yakalarım yırtan, vay halime diye feryad eden kadına Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj'in lâ'net buyurduğu kaydedilmektedir. Mezkûr rivayeti İbni Itbân sahih bulmuştur.

Hadisin muhtelif rivayetlerinden anlaşıldığına göre Ebû Mûsâ (Radiyalhhu anh) 'm hastalığı Hz. Ömer tarafından Basra'ya vâlî gönderildiği zamana tesadüf etmektedir.

Nesâî 'niri Sünneninde Hz. Ebû Musa 'nın karısının Ümmü Abdillâh binti D.evme olduğu bildiriliyor. Bazıları isminin Safiyye olduğunu söylerler; ve:

«Ebû Biirdete'bnî Mûsâ 'nın annesi bu kadındır.» derler.

Berî olmak: ayrılmak demektir. Şu halde: «Ben ondan beriyim.» demek «Ben ondan ayrıyım ma'nasma gelir. Ei-Mühelleb bunun: yapılan işe razı olmamak manasına geldiğini söyler.

Sâlika: Musibet zamanında yüksek sesle feryâd eden kadm demektir. Îbnî'l-A'râbî 'den bir rivayete göre «saîîka» yüzünü döğen kadındır.

Halika: musibet zamanında saçını tıraş eden veya yolan kadındır. Şaakka: musibet zamanında yakalarını yırtan kadındır.

Hadis-i şerif bunların üçüne de şâmil olduğu halde İmam Buhârî jjbabm başmda yalnız musibet zamanında saç yolmayı zikreder. Çünkü ka-ifdınlar hakkında bunların en çirkini saçını yolmaktır.

Nevevî 'nin beyânına göre: nüdbe (yanî Ölenin eyiliklerini sayarak ağlamak), niyâba (yâni ölüye yas ederek sesle ağlamak), yüzünü döğ-mek, yakalarını yırtmak, yüzünü tırmalamak, saçlarını dağıtmak, «helak V olayım», «kahrolayim» diye bed duâ etmek büittifak haramdır. Bazıları •'bunlara mekruh demişse de Aynî onun bundan kerahet-i tahrimiyye kasdettiğini, zira böyle şeylerin biz Hanefüerce de haram olduğunu söylemektedir.

Hadisin Hasen el-Hulvânî tarikında Abdüssamed'in, Şu'be 'den merfu' olarak rivayetine Kaadî lyâz i'tiraz etmiş; ve ulemânın bu hadisi Şu'be'ye mevkuf bulduklarını, Abdüssamed'den başkasının onu merfu' rivayet etmediğini soylemişse de Nevevi kendisine şöyle cevap vermiştir: «Sahih ve muhtar olan mezhebe göre bu zarar etmez; çünkü bir hadisi râvilerden bâzısı mevkuf, bâzısı merfu' yahud bâzısı muttasıl bazısı mürsel rivayet ederse o hadîse merfû' ve muttasıl hükmü verilir. Bazıları mevkuf ve mürsel hükmü verileceğini söylemişler. Bir takımları daha belleyişli râvilerin hadisile amel edilir demişlerdir. Ekseriyete göre hüküm verilir; diyenler bile olmuştur. Fakat sahih olan kavil, birincisidir. Bununla beraber Müslim merhum bu isnadı i'timad edilsin diye zikretmemiştir; o bunu ancak mütâbeat için zikretmiştir, ki bu hususta yakında söz etmiştik.»



45 - Koğuculuğun Ağır Şekilde Haram Kılındığını Beyan Babı


168 - (105) Bana Şeyban b. Ferruh ile Abdullah b. Muhammed b. Esma' ed-Du'baî [48] rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Mehdi — ki [49] İbni Meymun'dur — rivayet eyledi. (Dedi ki): Bize Vâsıl el-Ahdeb, Ebû Vâil'-den, o da Huzeyfe'den naklen rivayet etti. Huzeyfe bir adamın lâf taşıdığını duymuş. Bunun üzerine şunları söylemiştir: Ben Resulüllalv (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyi:

«Koğucu cennete giremez.» derken işittim.



169 - (...) Bize Aliy b. Hucr es-Sa'dî ile îshâk b. İbrahim rivayet ettiler. îshâk dedi ki: Bize Cerir, [50] Mansur'dan, [51] o da İbrahim'den [52] o da Hemmam b, el-Hâris'den [53] naklen haber verdi. Hem-mâm demiş ki:

Bir adam emîre [54] lâf taşıyordu. Bir gün biz mescidde oturuyorduk. Cemaat: «Bu adam emire lâf taşıyanlardandır.» dediler. Derken adam geldi ve bizim meclisimize oturdu. Bunun üzerine Huzeyfe [55] Ben Resulüîlah (Satlailahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Koğucu cennete giremez.» derken işittim, dedi.



170 - (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) Bize Ebû Muaviye ile Vekî', A'meş'den rivayet ettiler. H.

Bize Mincab b. el-Hâris et-Temîmî de rivayet etti. Bu lâfız onundur. (Dedi ki): Bize İbni Müshir, A'meş'den, o da İbrahim'den o da Hemmâm b. el-Hâris'den naklen haber verdi. Demiş ki: Biz Huzeyfe ile birlikte mes-cidde oturuyorduk. Derken bir adam gelerek yanımıza oturdu. Huzeyfe'ye: «Bu adam sultana bir şeyler götürüyor» dediler. Bunun üzerine Huzeyfe ona işittirmek isteyerek:

— Ben Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Koğucu cennete giremez.» buyururken işittim, dedi.

Hadis müttefekun aleyhdir. Buharı onu «Kitâbü'1-Edeb» de diğer «Ktitübü sitte» sahiplerinden Ebû Dâvud «Kitâbü'1-Edeb» de, Tirmizi «Kitâbü'1-Bir» de, Nesaîde «Tefsir» de tahric etmişlerdir.

Kattât: Hem vezin hem de ma'na cihetinden nemmamın müteradifidir, ki koğucu demektir. Nitekim Kaadî Iya'z : «Kattâtla nemmâm birdir» demiştir. Fakat İbni Battal: «Bâzı lügat.ulemâsı kattât ile nemmâm arasında fark bulmuştur.» demiştir. Hattâbî: «Nemmâm Konuşan cemaatle beraber olur ve onların konuştuklarım başkalarına eriştirir. Kattât ise: cemaatin haberi yokken onların konuştuklarını dinler; sonra başkalarına taşır.» diyor.

«(Koğucu cennete giremez.» ifadesininma'nâsı şa'yet Allah Tealâ bu babtaki vaîdini infaz ederse giremez demektir. Çünkü ehl-i sünnet uleması Allah Tealâ 'nın vaîdinde muhayyer olduğunda müttefiktir-lar. Binaenaleyh dilerse azâb eder; dilerse aff buyurur.

Yahud hadis, koğuculuğu helâl i'tikad edenlere hamlolunur. Yahud da koğucu günahsız kullarla birlikte cennete giremez diye teVil olunur. Bu takdirde cehennemde cezasını çektikden sonra bittabi cennete girer.

Acaba koğuculuk gıybet midir değil' midir? Bu mesele ihtilaflıdır. Râcih olan kavle göre aralarında mugâyeret ve mantıkan umum ve husus min. vech vardır. Zira koğuculuk, bir kimsenin halini ifsâd yolu ile ve rizası olmaksızın başkasına nakletmektir. Hal sahibinin bunu bilip bilmemesi müsavidir. Gıybet ise bir kimseyi hoşlanmadığı bir şey^e gıyabında zikretmektir. Yâni koğuculuk ifsad kasdı ile gıybetten ayrılır. Çünkü gıybette ifsad kasdı şart değildir. Gıybet dahi, zemmî edilen şahıs hakkında söylenenler gıyabında söylenmekle koğucuîuktan ayrılır. Sair yerlerde birleşirler.

İmam Gazali (Rahimehullah) , «İhyâu'1-Ulum» nam eserinde koğuculuk hakkında şöyle der:

«Bilmiş ol, ki nemime ekseriyetle başkasının sözünü, hakkında söz

edilen kimseye taşımakda kullanılır. Meselâ: filân senin hakkında şunları söylüyor.» dersin. Ama neneme buna mahsus değildir. Onun ta'rifi: meydana çıkması arzu edilmeyen bir şeyi meydana çıkarmaktır. İster kendisinden nakledilen şahıs hoşlanmasın isterse.lâf götürdüğü şahıs veya başka biri bunu kerih görsün. Ve keza meydana çıkarma işi ister cebren olsun isterse remiz ve imâ suretiyle yapılsın. Şu halde nemimenin hakikati: açılması istenmeyen şeyin sırrını ifşa etmek ve perdeyi kaldırmaktır. Bir kimseyi kendisi için mal saklarken görerek başkalarına söylemek nemimedir.

Kendisine bir şey koğuşturularak: «Filân senin hakkında şöyle diyor; yahud senin hakkında şu icraatta bulunuyor.» denilen kimseye altı şey lâzımdır:

1 - Onu tasdik etmemelidir. Çünkü nemmâm fâsiktir.

2 - Onu koğucuîuktan men' etmeli; kendisine nasihatta bulunmalı; yaptığının kötü bir iş olduğunu söylemelidir.

3 - Ona Allah için buğz etmelidir. Zira o kimse Allah Tealâ 'nın buğzuna uğramıştır. Allah 'in buğz ettiği kimseye buğz vaciptir.

4 - Yanında olmayan din kardeşine sû-i zannda bulunmamalıdır.

5 - Koğucunun söyledikleri, kendisini o hususta tecessüs ve araştırma yapmaya sevk etmemelidir.

6 - Koğucuya yasak ettiği şeyi kendisi yapmamalı; onun koğuştur-duğu şeyleri başkasına hikâye ederek: «Filân şöyle söyledi» dememelidir. Zira bunu yaparsa kendi de nemmâm ve kendi nehyettiğini kendisi yapmış ölür...»

Nevevî İmam Gazâ1î!nin yukarıdaki sözlerini naklettikten sonra şunları ilâve ediyor:

«Nemime hakkında söylenen bütün bu sözler, nemimede şer'i bir maslahat olmadığına- göredir. Ama ona ihtiyaç görülürse, men' edilemez. Meselâ: Birisi sana veya ailene yahud malına bir kötülük etmek istiyor» diye haber vermek ve keza devlet reisine veya bir salâhiyet sahibine bir adam hakkında: «Şunu yapıyor; mefsedet peşinde koşuyor.» diye haber vermek bu kabildendir. Salâhiyet sahibinin de o işi meydana çıkarması,

zararını gidermesi icabeder.

Bütün bunlar ve benzerleri haram değil, yerine göre bazısı vâcib, bazısı naüstehabtırlar,»



46 - Elbise Eteğini Yerde Sürümenin, İhsani Başa Kakmanın, Mali Yeminle Satmanın Ağır Şekilde Haram Kılındığını, Kıyamet Gününde Allehın Kendilerile Konuşmayacağı, Bakmayacağı ve Temize Çıkarmayacağı, Kendilerine Elim Azab Olan Üç Kişiyi Beyan Babı


171 - (106) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile-Muhanımed b. el-Müsennâ ve İbni Beşşâr [56] rivayet ettiler. Dediler id: Bize Muhammed b. Ca'fer, Şu'bedeıı, o da Aliy b. Müdrik'deri, o da Ebû Zür'a'dan, o da Hareşetü'bnü'l-Hurr'den, [57] o da Ebû Zerr'den, o da Peygamber (Saîİallahü Aleyhi ve Selîem) 'den naklen rivayet etti. Resulüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem):

«Üç kişi vardır ki, kıyamet gününde AHah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak, onları tezkiye de etmiyecektir. Hem onlar için elim bir azâb vardır.» buyurmuşlar.

Râvî demiş ki:

«Resulüllâh (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) bunları üç defa okudu.» Ebû Zerr :

— Adları batsın! Umduklarına ermesinler! kim onlar ya Resulâllah? demiş Resulüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) :

«Elbisesini (kibirinden) yerde sürükleyen, verdiğini başa kakan ve ticaret malına yalan yere yeminle revaç verendir» buyurmuşlar.



(...) Bana Ebû Bekr b. Hallâd-i Bâhilî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya —ki el-Kattândır— rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süf>ân [58] rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman El-A'meş, Süleyman b. Müshir'-den, [59] o da Hareşetü'bnü'I-Hurr'dan, o da Ebû Zerr'den [60] , o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet eyledi. Resulüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem):

«Üç kişi vardır ki, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmayacaktır: Başa kakmadan hiç bir şey vermeyen mennân, malına yalan yere yeminle revâc veren ve elbisesini sürükleyen.» buyurmuşlar.

Bu hadisi bana Bişrü'bnü Hâlid de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed yânî İbni Ca'fer, Şu'be'den rivayet etti. Demiş ki: Ben Süleyman'dan bu isnâdla dinledim, ve:

«Üç kişi vardır ki, Allah onlarla konuşmaz; Onlara bakmaz; onları tezkiye etmez; hem onlara elim bir azâb vardır.» dedi.



172 - (107) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Veki' ile Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Ebû Hâzim'den, [61] o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre demiş ki:

— Resulüllâh (Saüallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Üç kişi vardır ki. Kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz. Onları tezkiye de etmez. (Ebû Muâviye: ve onlara bakmaz; demiş.) hem onlara elim bir azâb vardır. Bunlar: zina eden ihtiyar, yalancı devlet reisi ve büyüklenen fakirdir.» buyurdular.



173 - (108) Bize Ebû Bekr İbni Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Ebû Sâlih'den [62], o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Bu hadis Ebû Bekr'indir. Dedi ki. Resulüllâh (Saîlaîlahü Aleyhi ve Sellem):

«Üç kişi vardır kif kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz; onlara bakmaz; onları tezkiye etmez. Hem onlara elim bir azâb vardır. Bunlar:

1 - Kırda fazla suyu olup da onu yolcuya vermeyen,

2 - İkindiden sonra bir kimseye bîr mal satan ve o maiı (kendim) şu

şu kadar aldım diye Allah'a yemin ederek müşteri kendisine inanan, halbuki hakikat bunun hilâfına olan;

3 - Bir büyüğe yalnız dünyalık için bey'at eden, dünyalık verirse sö« zünde duran, vermezse durmayan kimselerdir.» buyurmuşlar.



(...) Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. Dedi ki: Bize Cerir rivayet etti. H.

Bize Said b. Amr el-Eş'asî dahî rivayet eyledi. (Dedi ki): Bize Ab-ser [63] habei verdi. Bunların her ikisi de A'meş'den bu isnadla bu hadisin mislini rivayet etmişler, şu kadar ki Cerir'in hadisinde:«ve bir kimse ile bir malın pazarlığını yapan...» cümlesi vardır.



174 - (...) Bana Amru'n-Nâkid dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süf-yân [64] , Amr'dan, [65] o da Ebû Salîh'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ve: (zannederim merfu' -olacak) dedi. Resulüllah (Sallalhhü Aleyhi ve Seîletn) :

«Üç kişi vardır ki, Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacaktır. Hem onlara elim bir azâb vardır. Bunlar: İkindi namazından sonra bir müs-lümanın malı üzerine yemin eden ve o malı koparıp alan...» dır dedi. Hadîsinin geri kalan kısmı A'meş hadisi gibidir.

Hadis müttefekun aleydir. Buhârî onu «Müsâkaat», «Şehâdât» ve «Tevbid» bahislerinde tahric etmiştir.

Görülüyorki, hadisin bütün rivayetlerinde üç kişiden bahsolunmakta, kıyamet gününde Allah Teâlâ 'nın bunlarla konuşmayacağı, onlara bakmayacağı, onları tezkiye etnıiyeceği beyan buyuruhnaktadır.

Üç kişiden murâd: Üç sınıf insandır. Bunîanrf muhtelif insanlar olduğu hadisin muhtelif rivayetlerinden anlaşılmaktadır. Üç ta'birî bâzı rivayetlerde müzekkere, bâzılarında ise müennese sıfat yapılmıştır. Müzekkere sıfat olduğu yâni «selâsetün» denildiği yerde mevsufu eşhas takdir olunur. Ve «Selâsetü eşhasın» diye okunur. Müennese sıfat olduğu yâni «Selâsün» denildiği yerde ise mevsufu enfüs takdir olunur ve: «Selâsü Enfüsin» denilir. Çünkü arapçada üçten ona kadar sayılarda adet ma'dûdun

aksine gelir.

Mezkûr üç sınıf insanla Allah Teâlâ 'nın konuşmamasından murad ne olduğu ihtilaflıdır. Bâzılarına göre onlara hayır hasenat sahiplerine gösterdiği hüsnü kabul ve rızayı göstermeyecek, bilâkis onlarla gadabına uğrayanlara olduğu gibi gadablı konuşacaktır. Bazıları: «Konuşmamaktan murâd: onlara yüz vermemektir.» derler. Cumhuru müfes-şirine göre Allah Teâlâ onlarla kendilerine fayda Verecek ve memnun edecek söz konuşmayacaktır. «Onlara selâmlamak için melekleri göndermeyecektir» diyenler de vardır.

A11ah'm kullarına bakmasından murad: Onlara lütfü merhamet eylemesidir. Bakmaması ise i'raz etmesidir.

Tezkiye etmek: temize çıkarmak demektir. Burada murad: onları günah kirlerinden temizlememesidir. Zeccâc ile diğer bazı ulemaya göre «tezkiye etmez» sözünün ma'nası: onları medh-u sena etmez demektir.

Azâb-ı elim* son derece elem ve acı veren azaptır. Vahidî 'nin beyanına göre azab-ı elim; acısı kalbe varan azaptır. Vâsıl diyor ki: Arap lisanında azâb azbden alınmıştır. Azb men' etmektir. Suya «azb» denilmesi susuzluğu men' ettiği içindir. Azâbda da men* mânası vardır. Çünkü azâb, sahibini bir daha o işi yapmaktan nıenettiği gibi başkalarının da öyle bir iş yapmasına mâni' olur.

«Müsbil» elbisesini yerlere kadar sarkıtarak eteklerini kurula kurula yerde sürükleyendir. Nitekim bu kelimeden muradın bu olduğu:

«Elbisesini kurula kurula sürüyen kimseye Allah bakmaz ...»hadisi şerifinde açıkça beyan buyuruîmuştur. Kurulmak kaydı, hadisin umumunu tahsis etmekte ve tehdidin böbürlenenlere* mahsus olduğunu göstermektedir. Filvaki' Hz. Ebû Bekir'in kaftanı_ istemeyerek yere sarkar ve yerde sürünürdü. Ama kendisinin şu haliyle böbürlenenlerden sayılıp sayılmayacağını sorduğunda Peyga mber (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) ona :

«Sen onlardan değilsin» cevabını vermişti.

İzâr: Kaftan ve cübbe gibi vücudu baştan aşağı saran elbisedir. Sürüklemenin memnu' olması her elbiseye âmm ve şâmil olduğu halde ha-disde yalnız izarın zikredilmesi araplar ekseriyetle onu giydikleri içindir. Hatta don giymeyi bilmedikleri söylenir. İbnû Abdı Rabbih'in rivayetine göre a'râbînin birisi bir don bulmuş. Onun bir elbise olduğunu anlayınca giymek istemiş; fakat evvelâ kollarını donun paçalarına soktuğu için başına sokacak delik kalmamış. Delik bulamayınca a'râbî: «Meğer bu nesne şeytan gömleği imiş* diyerek onu atmış.

Ebû Ca'fer Muhammed b. Cerir Taberî ve diğer bazı ulemâ: «Burada yalnız izârın sarkıtılmasmdan bahsedilmesi, arapla-rın umumiyetle giydikleri o olduğundandır. Yoksa gömlek ve saire elbise nevî'lerinin hükmü de bunun aynidir. Nitekim böyle olduğu Salim b. Abdi11âh'm babasından rivayet ettiği bir hadisde: «Sarkıtma izâr, gömlek ve sarıkda olur. Her kim böbürlenerek (bunlardan) birini sürük-leye sürükleye yürürse kıyamet gününde Allah Teâlâ ona bakmaz., buyuruîarak beyan edilmiştir.» demişlerdir. Bu hadisi Ebû Dâvud, Nesâî ve İbni Mâce güzel bir isnadîa rivayet etmişlerdir.

Mennân: «memuin mûbâlegalı ismi fail sigası olup çok çok başa kakan demektir. Ve bahîle de şâmildir. Gerçi hadisin bazı rivayetlerinde «Başa kakan bahîl» denilmişse de bunun mefhumu muhalifi mu'teber değildir. Şu halde buradaki tehdit, başa kakmayan bahile şâmil değildir denilemez. Çünkü başa kakmak zaten bahil olmayı istilzam eder. Başa kakan kimse verdiği şeyde gözü kaldığı ve onu büyük gördüğü için imtinan eder. CÖ-merd olan ne verdiğini çok görür; ne de başa kakar.

Hadisde sözü geçen yeminden murad; elindeki malı istediği fiyata satabilmek için: «Vallahi bu malı ben şu kadara aldım» diye yalan yere edilen yemindir. Nitekim bir rivayette tasrih'de edilmiştir.

Rivayetlerin birinde Peygamber (SaUaUahit Aleyhi ve Sellem) hâsseten ihtiyar zâniyî, yalancı hükümdarı ve büyüklenen fakiri tehdid etmiştir. Bu hususta Kaadî Iyâz şunları söylemektedir. «Bunun sebebi: mezkûr üç kişiden her birinin —bu günahtan uzak olduğu ve onu işlemeye bir zarureti olmadığı, sebebleri kendisinde zaif bulunduğu halde — mezkûr günahı işlemiş olmasıdır. Vakıa hiç bir kimse bir günah-dan dolayı mazur görülemez; ama bu günahları irtikâba kesin bir zaruret ve sebeb yokken onları işlemek muânedeye ve Allah Teâlâ-nm hakkile istihza etmeye ve ona karşı kasden isyana kalkışmaya benzer... Zira ihtiyar bir adam aklı kemâl bulduğu, üzerinden uzun zaman geçmekle bilgisi tamam olduğu, kadınlara karşı cima' şehvet sebebleri kendisinde zaiflediği ve bozulduğu cihetle artık haramdan gönlünü kurtaracak bütün helâl sebeblerine malik demektir. Bu adam haram olan zinaya nasıl tenezzül edebilir? Bunun sebebleri ancak gençlik, tabiî hararet, bilgisizlik, akıl ermediği için şehvetin galebe çalması ve yaş küçüklüğüdür.

Hükümdar da öyledir.O da Teba'asımn hiç birinden korkmaz; Onların müdâhane ve dalkavukluğuna da ihtiyacı yoktur. Çünkü insan ancak çekindiği; tekdir ve eziyetinden korktuğu yahud bir mevki' veya menfaat umduğu kimseye karşı yalancıktan müdahene ve dalkavukluk eder, Hükümdar ise yalandan mutlak surette, müstağnidir.

Fakir ve muhtaç da öyledir. Onun malı yoktur. Halbuki böbürlenerek büyüklenmenin ve akranu emsalden üstün görünmenin sebebi dünyada zengin olmaktır. Zira bu adam dünyada meydana çıkacak, ona muhtaç olanlar dünyada muhtaç olacaklardır. Onda zenginliğin esbabı bulunmayınca ne diye büyüklenecek; başkalarını tahkir edecektir, görülüyor ki, bunun olsun, zina eden ihtiyarla yalan söyleyen hükümdarın olsun yaptıkları iş Allah Teâlâ 'nm hakkına bir nevî tahkirdir.»

Son rivayette zikredilen üç kişiye gelince:

Bunların birincisi: suyunun fazlasını muhtaç olan yolcuya vermeyendir. Böyleleri hakkında Nevevî «Bunun yaptığının ağır surette ha-rarn ve son derece çirkin olduğunda şüphe yoktur. Fazla suyu hayvanlara vermeyen âsî olursa muhterem olan insana vermeyenin hâli ne olur? Zâten sözümüz buradadır. Eğer yolcu mürtedd yahud harbî [66] olursa ona su vermek vacib değildir.» diyor.

İkincisi: ikindiden sonra ticaret malını satmak için yalan yere yemin edendir. Maamâfih (ikindiden sonra) olması bir kayd-ı ihtirazı değildir. Yalan yere yemin etmek her zaman haramdır. Ancak bu yemin pazar yerlerinde ikindiden sonra daha çok edildiği için ikindi zamanı hassaten zikredilmiştir. Çünkü ekseriyetle ikindden sonra pazarın dağılması yakın olduğundan pazarcılar ellerindeki malları satabilmek için bu yemine baş vururlar. Mezkûr yemin, yalan söylemeyi, aldatmayı, haksız yere başkasının malını almayı ve Allah Teâlâ 'nm hakkı ile alay ve istihzayı tezamnıum etmektedir. Zira meleklerin huzurunda yalan yere yemin etmesi A11ah'in hakkiyle aîay sayılır. Bunların hepsi büyük günahlardandır.

Ulemâdan bazılarına göre ikindinin hassaten zikredilmesi o zaman yapılan yeminde fazla cür'etkârhk bulunduğu içindir. Zira bütün tenzih ve takdislerin temeli tevhîddir. İkindi zamanı' ise gündüz meleklerinin göğe çıktıkları müstesna bir zamandır.

Bir takım ulemâ da: «İkindinin hassaten zikredilmesi, o zamanda işlenen günahların büyüklüğüne işaret içindir. Çünkü o zaman gündüz melekleri kulların amellerini Allah Teâlâ Hazretlerine arzetmek için semalara çıkarlar. Kulun son işlediği amele i'tibar olunur. Kabulü ümid edilen ameller daima son amellerdir. Binaenaleyh ikindi zamanı edilen yemin o gün arzedilecek son amel olacağından günahı da o nisbette büyük olur. Yoksa yalan yere yemin etmek yalnız ikindiye mahsus değil, her zaman haramdır.» demişlerdir.

Kurtubî diyorki: «Buradaki şiddetli tehdit, ikindi zamanı meleklerin toplanması sebebiyle olsa ikindiye mahsus olmaması icâbeder. Çünkü meleklerin sabah namazında da toplandıklarını ifâde eden hadis vardır. Bir de melekler ancak namaz için toplanırlar. Onlar namazdan başka bir şeye şâhid olmazlar. En iyisi ikindinin tahsisi salât-ı, vusta (orta namaz) olduğu içindir; demelidir.»

Üçüncüsü: Büyüklerden birine dünya malı için bey'at etmek yâni dünya menfaati için ona re'y vermektir. Böylesi bütün müslümanian ve onların başında bulunanları aldattığı; ve sözünden döndüğü zaman bir çok fitnelerin çıkmasına sebeb olacağı için mezkûr tehdidi hak etmiştir.

Bazı rivayetlerde büyükden muradın devlet reisi olduğuna işaret vardır.

Bey'at etmek: gönülden söz vererek bağlanmaktır. Bey'at kelimesi, alış veriş ma'nasma gelen (Bey') den alınmıştır. Binaenaleyh aralarında bey'at vâkî olan iki kişi, sanki bir birlerine kalblerinin ihlâs ve samimiyetini satmış ve birbirlerinin emri altına girmiş gibi olurlar.

Ebû Hüreyre hadîsinin Buhârî'deki rivayetinde, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) 'in bunları söyledikten sonra:

«Allaha verdikleri söze bedel az bir para alanlar yok mu! İşte onlara âhi-rette hiç bir nasib yoktur. Kıyamet gününde Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmıyacak ve kendilerini tezkiye etmiyecektir. Hem onlara elim bir azâb vardır.» [67] âyet-i kerimesini okuduğu bildirilmektedir. Resulüllah (Salîallahü Aleyhi ve Seltem)'in bu âyeti okuduğu ileride gelecek 222 sayılı İbni Mes'ud (Radiyalîahu anh) hadisinde de görülecektir.



47 - (İnsanın Kendini Öldürmesinin Şiddetle Tahrimi... Babı)


175 - (109) Bize Ebû Bekr b. EM Şeyhe ile Etm Said el-Eşecc rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Vekî' A'meş'den, o da Ebû Sâlîh'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti, Ebû Hüreyre şöyle demiş: ResultiUah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim kendini bir demir parçasile öldürürse, demiri elinde, onu karnına saplar bir hâlde cehennem ateşinde ebedî ve dâîm? olarak kalacaktır. Her ki mzehir içerde kendini öldürürse o kimse de zehirini cehennem ateşinde ebedî ve daimi kalarak İçecektir. Her kim bir dağdan yuvarlanır da kendini öldürürse o da cehennem ateşinde ebedî ve dâimi olarak yuvarla-nacaktır.» buyurdular.



(...) Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir [68] rivayet etti. H.

Bize Said b. Amr el-Eş'asî de rivayet eyledi. (Dedi ki): Bize Abser rivayet etti. H.

Baha Yâhyâ b. Habib el-Hârsi dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid yânî İbnü'l-Hâris rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet eyledi. Bu râvi-lerin hepsi bu isnadla bu hadisin mislini rivayet etmişler Şu'be'nin Süleyman' [69] dan rivayetinde: «Zekvandan dinledim dedi» ibaresi vardır.

Bu hadîsi Buharı ile Tirmizî «Tıbb» bahsinde, Nesâî de «Cenâiz» de tahriç etmişlerdir.

Râvîlerinden yalnız Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh) , Medine !li, diğerleri Küfe 'lidirler. Hadisi birinci tarikde Vekî' A'meş' den rivayet ettiği gibi ikinci tarikde Cerir, Abser ve Şu'be dahi ondan rivayet etmişlerdir. İmam Müs1im'in: «Bu râ-vîlerin hepsi bu isnadla bu hadisin mislini rivayet ettiler.» Sözü ile işarette bulunduğu râvîler bunlardır. Ancak râvî A'meş müdeilistir; ve hadisi «an» edâtiyle rivayet etmiştir. Müdellis bir râvînin ise «an» edâtiyle rivayet ettiği hadisler hüccet olarak kabul edilemez. Meğer ki «an» ile kendisinden hadis rivayet ettiği zâttan o hadisi dinlediği, başka bir yoldan sabit ola. İşte İmam Müslim burada A'meş'in bizzat şeyhinden dinlediğini göstermek için: « Şu'be nin Sü1eyma'n'dan rivayetinde (Zekvan'dan dinledim dedi) ibaresi vardır, demektedir. Süley-m a n'dan murad; A'meş 'tir. Bu suretle hadisin isnadına bir diyecek kalmamış olur.

Hadis Buhârî'de takdim ve te'hirlidir; yâni orada evvelâ dağdan yuvarlanan sonra zehir içen daha sonra kendini demirle öldüren zikredilmiştir.

Demirden murâd: bıçak, kılıç ve saire gibi şeylerdir. Haksız yere insan öldürmenin en büyük günahlardan olduğunu görmüştük. Burada intiharın da aynı hükümde olduğu üstelik cezanın amel cinsinden olacağı beyan buyurulmuştur. Binaenaleyh kendini demirle öldüren aynen intihar ettiği şekilde azab görecek, zehirle intihar eden cehennemde de zehir içerek cezalandırılacaktır.

Böylelerin cehennemde %bedî kalması, intiharı helâl i'tikad ettikleri takdirdedir. Helâl i'tikad etmeyenler hakkında cehennemde ebedî kalmak uzun müddet orada yanmaktan kinayedir. Müslim sarihlerinden El-Übbî şöyle diyor: «Cehennemde ebedî kalmak, intihar edenin cezası başka birini öldürmenin cezasından daha şiddetli olacağına işaret için de olabilir. Çünkü bu adam manî bulunduğu halde bu suçu işlemiştir. Nitekim ihtiyarın zina etmesi, hükümdarın yalan söylemesi de böyledir.

İntihar suçuna manî' olan şey insanın fıtratı icâbı canını sevmesidir. Sonra intiharın, düşman öldürecek zannîyîe kendini öldüren kimse ile tahsisi gerekir. Cihad bahsinde; (Düşman, müslünıanîarın gemisini yakarsa gemide olanlara kendilerini denize atmaları caizdir. Çünkü bunlar ölümden Ölüme kaçmışlardır.) denilmiştir. Rabî â bunu ancak kurtuluş ümidi olanlara caiz görmüş, ümidi olmayan kendini öldürmesin; A11ah'm takdirine sabretsin demiştir...»

Bu mesele Hanefi imamları arasında da ayni şekilde ihtilaflıdır. İmam A'zama göre gemidekiler sabrederek yanmakla denize atlayıp boğulmak arasında muhayyerdirler.

Kaadî Iyaz diyor ki: «Bu hadis: «kaatil öldürdüğü şeyle kısas olunur.» diyen İmam Mâ1ik 'in delilidir. İmam Mâlik bu hususta Teâ1â Hazretlerinin âhirette vereceği cezaya ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yahudî ile Uraniyyine verdiği hükme uymaktadır.»

Filhakika yahudinin biri, bir cariyenin başını iki taş arasında ezerek öldürmüş; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yahudînin de aynî şekilde (yâni başı iki taş arasında ezilerek) öldürülmesine hüküm vermişti. Uraniyyîn denilen kabile, bir çobanı fecî' şekilde öldürmüş ve bazı uzuvlarını kesmişlerdi. Onların da ayni şekilde Öldürülmek suretiyle kısas edilmelerini emir buyurmuşlardı. İmam Mâ1ik'in aklî delili de: bir suçu misliyle cezalandırmanın o suçtan vaz geçirme hususunda daha te'~ girli olmasıdır. Hudûd-i şer'iyye ise zâten suç işlemekten men' etmek için meşru' olmuşlardır.

Lâkin Muhammed el-Übbî bu istidlale i'tiraz etmiş ve: «Bununla bu meseleye ihticâc edilemez: Çünkü A11ah 'm fi'line kıyas edilmiş olur. Allah Teâlâ 'nın fi'iline kıyas ise doğru değildir. Zira O'nun fiilleri ta'lil edilemez. Kıyas ancak A11ah'm hükümlerine yapılır.» demiştir.

Şâfiilere göre eğer meşru' fiilse kısas, suçlu şahsın fiilinin mislile yapılır. Şayed bununla ölmezse boynu kesilir. Zira kısas müsavat üzerine meşru' kılınmıştır. Hanelilere göre ise kılıçla yânı silahla yapılır.

Cumhuru ulemaya göre intihar eden kimsenin cenazesi kılınır. Yalnız Hanefilerden İmam Ebû Yusuf'a göre kılınmaz. Halîfe Ömer b. Abdi1âziz ile Evzâîye göre ise mekruhtur.



176 - (110) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muâvi-yetü'bnü Sellâm b, Ebî Sellâm ed-Dimeşkî [70], Yahya b. Ebî Kesir'-den [71] naklen haber verdi. Ona da Ebû Kılâbe [72] haber vermiş. Ona da Sabit b. Dahhâk [73] kendisinin Resulüllâh (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'e ağacın altında bey'at ettiğini; ve Resulüllâh (Sallalhhü Aleyhi ve Sellem) 'in:

«Her kim İslâmdan başka bir din nâmına yalan yere yemîn ederse o kimse dediği gibidir. Ve kim bir şeyle kendini öldürürse ksyamet gününde o nesne ile azab olunur. Bir kimsenin mâlik olmadığı bir şeyi nezretmesi mu'teber değildir.» buyurduğunu haber vermiş.



(...) Bana Ebû Gassân el-Mismâi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muâz — ki İbni Hişamdır — rivayet eyledi. Dedi ki, Bana babam Yahya b. Ebî Kesîr'den rivayet etti. Demiş ki: Bana Ebû Kılâbe Sabit b. Dahhâk'dan, o da Peygamber (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti. Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Kişinin mâlik olmadığı hj^susatta nezir yapması mu'teber değildir. Mü'-mine İânet etmek onu öldürmek gibidir. Her kim dünyada kendini bir şeyle öldürürse kıyamet gnünde o şeyle azâb olunur. Her kim malını çok göstermek için yalan yere bir şey iddia ederse Allah onun malını daha ziyâde azaltmaktan başka bîr şey yapmaz. Bîr de her kim yalan yere bir şeye ye-min-i sabr ederse (o da öyledir.) buyurmuşlar.



177 - (...) Bize İshâk b. İbrahim İle İshâk b. Mansûr ve Abdülvâris b. Abdissamed [74] hep birden Abdüssamed b. Abdilvâris'den, o da Şu'beden, o da Eyyûb'dan [75], o da Ebû Kılâbe'den, o da Sabit b. Dahhâk el-Ensârî'den naklen rivayet ettiler. H.

Bize Muhammed b. .Eâfi'de Abdürrazzâk'dan, [76] o da Sevri'den, o da Hâlid el-Hazza'dan, o da Ebû Kilâbe'den, o da Sabit b. Dabhak'dan işitmiş olmak üzere rivayet etti. Sabit şöyle demiş: Peygamber (SaUailahü Aleyhi ve Seilem):

«Her kim İslâmdan başka bir dîn nâmına yalan yere kasden yemin ederse, o kimse dediği gibidir. Her kim kendini bir şeyle öldürürse Allah onu cehennem âteşinde o şeyle azâb eûer.» buyurdular. Süfyanın hadisi budur. Şu'be'ye gelince: Onun hadisi şöyledir: Resulüllah(SaJlallahü Aleyhi ve Selllem):

«Her kim İsiâmdan başka bsr dîn nâmına yalan olarak yemin ederse, o kimse dediği gibidir. Ve her kim kendini bir şeyle keserse, kıymet gününde de o şeyle kesilir.» buyurdu.

Bu hadisi İmam Buhâri «Kitabü'I-Edeb» ve «Kitabü'I-cenâiz» de, Ebû Dâvud «Kitâbü'l-Eymân ve'n-Nüzûr» da, Tirmizi ile Nesâî aynî babda, İbni Mâce «Kitabti'I-Kettârât» da tahriç etmişlerdir.

İmam Müslim'in İshâk 'lardan dinlediği rivayet de«... Şu'be'den o da Eyyub 'dan o da Ebû Kılâbe 'den, o da Sabit b. Dahhâk el-Ensâr i'den, dedikten sonra isnadı değiştirerek: «Sevri'den, oda Hâlid el-Hazzâ'dan, o da Ebû Kılabe'-den, o da Sabi t'ten naklen rivayet etmiştir.» demesi, kendinin ve diğer muhaddislerin âdeti hilâfına cereyan etmiş; ve söz biraz uzamıştır. Âdeti iktizası isnadı evvelâ Ebû Kılâbeye kadar zikredecek, sonra ikinci tarikin râvilerini sıralayacak ve sırası gelince Sabit b. Dahhâk (Radiyaüahu anh) \ orada zikredecekti. Birinci tarikde onu zikretmeye lüzum yoktu. Bunun sebebi şudur:

Birinci rivayette Şu'be Hz. Sabitin nesebini yânı Ensârî olduğunu zikretmiş; ikinci rivayette ise nesebi zikredilmeden sâdece : Sabi b. Dahhâk denilmiştir. İşte Hz. Sabit 'in nesebini göstermiş olmak için Müslim (Rahimehullah) onun ismini her iki tarikde ayrı ayrı zikretmiştir.

Hz. Sâbit'in bahsettiği bey'at «Bey'at-ı ridvân» nâmile meşhurdur. Mezkûr bey'at Mekke-i Mükrreme'ye sekiz mil mesafede bulunan Hudeybiye'de büyük bir ağacın altında olmuştur. Fahr1 kâinat (SaUailahü Aleyhi ve Seilem) Efendimiz «ömre» denilen küçük haccı eda etmek için (1400) kişilik bir kafile ile Mekke-i Mükerreme'ye gidiyordu. Fakat Kureyş kâfirleri Mekke'ye girmesine mâni' oldukları için Resulü Ekrem (SaUailahü Aleyhi ve Seilem) Hz. Osman'ı Kureyş nezdine gönderdi ise de onun da öldürüldüğü söylentileri geliyordu. Bunun üzerine Peygamber (SaUailahü Aleyhi ve Seilem) onlarla harbe hazırlandı. Ashab-ı kiram Ölünceye kadar harb edeceklerine cenk meydanından kaçmayacaklarına bey'at ettiler; söz verdiler. Neticede müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında bir sulh muahedesi imzalandı. Bu muahede İslâm tarihinde «Hudeybiye Müşahhası» nâmîle meşhurdur.

Hadis-i Şerif de geçen «millet» sözünden murâd: dindir. Çünkü Örf en millet sözünden: Allah Teâ1â 'nın, Peygamberleri vasıtasile kullarına meşru' kıldığı şey kasdedilir. Ancak mecazen bâtıl dinlerede ıtlak edilerek: «Küfür bir millettir- denilir; ve: «Küfür dinlerinin hepsi bir yoldur» ma'nası kasdedilir. Millet kelimesi örfen hak dine mahsus olduğu için bâzı kelâm uleması ehl-i sünnetin mezhebini naklederken: «milliler şöyle demiştir...» ifâdesini kullanırlar.

İslâmdan başka bir din nâmına yalandan yemin etmek: «hırıstîyanlık hakkı için bu işi ben yapmadım.» yahud: «Bu işi yaparsam yahudî olayım.» gibi sözlerle olur. Buradaki yalanın dine de yemin edilen fi'le de aid olması muhtemeldir. Dine aid olduğu takdirde ma'na: «kendisile yemin ettiği dini ta'zim hususunda yalancı olduğu halde İslâmdan başka bir dinle yemin ederse...» demek olur. Yemin edilen fi'le aid olursa: «yalandan ben yapmadım derse» ma'nasına gelir.

Ancak burada haklı olarak şöyle bir i'tiraz vârid olabilir. İslâm'dan başka bir din namına yemin ettikten sonra yeminin sahih veya yalandan olmasının bir farkı yoktur. Hadisde yalancı olarak diye kayıdlan-ması bir kayd-ı vukûıdir; yânı ekseriyetle böyle yeminler yalan yere yapıldığı içindir. Bu i'tirazm cevabı şudur: doğru yeminin çirkinliği nisbe-ten daha hafiftir. Yalan yeminde ise bu çirkinliğe bir de haram olan yalan eklenmektedir. Hakikatta zemm, kasdî olarak bâtıl bir dîni ta'zîm için onunla yemin etmeye müteveccihtir. Buradaki (Kasdî) tâbiri yalan hakkında cumhuru ulemanın kavline delildir. Zîrâ onlara göre yalan: Kasdî olsun olmasın vakıa uymayan haberdir. Eğer yalan olmak için kasıd şart olsaydı burada onu zikretmezdi.

Kurtubî diyor ki: Peygamber (SaUailahü Aleyhi ve Seilem) 'in «kasden» ta'birile îslâmiyete mugayir olan o dine ta'zim i'tikad eden kimseyi murad etmiş olması muhtemeldir. Bu takdirde o adam hakikaten kâfir olur. Lafız da zahirî ma'nası ile kalır.

«O kimse dediği gibidir.» yânı onun hakkında verilecek hüküm söylediği söze göre olur. Hadisin zahirine bakılırsa: «şu işi yaparsam yâhudi ve ya hıristiyan olayım» diyen kimsenin mücerred bu sözü söylemekle küfrüne hükmetmek lâzım gelirse de küfrün yeminden döndükten sonra lâzım gelmesi de ihtimal dahilindedir. Çünkü Hz. Büreyde !nin mer-fû' olarak rivayet ettiği bir hadisde şöyle buyurulmuştur:

«Her kim: ben İslâmiyetten heriyim derse (bakılır) eğer bunu yalan olarak söyledi ise; o kimse dediği gibidir. Ama doğru söyledi ise; bir daha İslama salim olarak dönmez.» Binaenaleyh en doğru hareket tafsilâta gitmektir. Eğer bu adam söylediği dinî ta'zim kasdile zikrederse kâfir olur. Besulüllah(Salîallahü Aleyhi ve Seîlem) 'in

«Her kim AMahdan başkası namına yemin ederse muhakkak küfretmiştir.»

hadisi de bu mânâya halledilmiştir. Mezkûr hadisi Hâkim rivayet etmiş ve: «şeyhaynin şartları üzere sahihtir.» demiştir.

Şayed ta'likın hakikatim kasdetmişse bakılır; eğer küfürle mevsuf olmaya murad etmişse bu sözle kâfir olur. Zira küfrü istemek küfürdür. Söylediğinden uzak olmayı murad etmişse kâfir olmaz.

Acaba böyle bir sözü söylemek haram mıdır değil midir? Bu mesele hakkında Kastalânî: «Meşhur olan kavle göre tenzîhen mekruhtur, Mendûb olarak keiime-i şehadet getirmeli yânı: « Allah 'dan başka ilâh yoktur; Muhammed Resulüllâh 'dır demeli; A11ah'a istiğfar etmeli ve yemini mün'akid olmamalıdır.» diyor.

«O kimse dediği gibidir» sözünden tehdîd ve mubâleğa kasdedilmiş de olabilir. Bu takdirde o kimseye kâfir hükmü verilmiş değil, dinleri nâmına yemin ettiği kimselerin azabı gibi bir azabı hak ettğine işaret buyurulmuştur. Resulüllâh (Salîallahü Aleyhi ve Sellenı) in :

«Her kim namazı terk ederse muhakkak küfretmiştir.» hadis-i şerifi bu kabildendir. Bundan murad, hakikaten kâfir olmuş değil, kâfire verilen cezayı hak etmiştir, demektir. Çünkü namazı terk eden onu kılmamayı helâl i'tikad etmedikçe kâfir olmaz; yalnız pçk büyük bir günah işlemiş olur.

İbnî Battal: «O kimse dediği gibidir.» yânî yalancıdır; kâfir değildir. Bu sözle İslâmdan çıkıp yemin ettiği dine girmez. Çünkü bu adam i'tikad ettiği şeyi söylemedi. Binaenaleyh kâfir değil yalancı olması icâbeder. Bu hadisde yalan yere yemin etmiş olması şart kılındığına göre şayed biri çıkar da İslâmdan başka bir dîn nâmına doğruya yemin etmenin mubah olacağını zannederse kendisine mesele senin vehmettiğin gibi değildir diye cevap verilir. Çünkü Allah 'dan başkası namına yemin etmekten Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve SelJem) mutlak, surette nehyetmiştir. Şu halde bu babda yalan söyleyenle doğru söyleyen müsavidir.» demiştir.

Kirmanı ise : «O kimse dediği gibidir» ifadesi; o İslâmdan başka bir dindedir demektir. Zira bir şeyle yemin etmek onu ta'zimdir, demiş. Sonra: «Anlaşılan bu söz bir te'kiddir.» sözünü ilâve etmiştir.

İbnî'l-Cevzî şöyle demektedir: «Yemin eden kimse ancak kendince büyük olan bir şeye yemin eder. Küfür dinlerinden birine ta'zîm i'tikadinda bulunan bir kimse kâfirlere benzedi demektir.» İbni'l-Cevzi'nin bu sözü üzerine Aynî: «hakikaten küfretmiştir; benzemek ondan aşağıdır.» diyor.

Muhakkik ulemadan Sa'deddin Teftâzânî ve başkaları: «şu işi yaparsam hınstiyan olayım.» diyen kimsenin küfrüne kaail olmuşlardır.

«Bir kimsenin mâlik olmadığı bir şeyi nezretmesi mu'teber değildir.» Meselâ: «şu işim şöyle olursa filânın kölesi âzad olsun yahud karısı boş olsun» dese bir şey lâzım gelmez. Yalnız İbnî Ebî Leylâ bir zamanlar bu suretle nezrec&sn köle azadının zengin için cevazına kaail olmuşsa da sonra bu sözünden dönmüştür. Ancak böyle bir şeyi milke ta'lik eder de meselâ: «filân köleye malik olursam âzad olsun» derse mesele ihtilaflıdır. İmam Şafiî'ye göre şart umumî olsun hususî olsun bir şey lâzım gelmez. İmam-ı A'zam Ebû Hanife'ye göre her iki surette de ta'lik sahihtir. İmam Mâlik'e göre şart umumi olursa meselâ: «her hangi bir kadınla evlenirsem boş olsun» derse ta'lik sahihtir. Evlendiği takdirde kadın boş olur. Fakat: «filân kadınla evlenirsem...» diyerek şartı hususiîeştirirse bu hususta Mâlikden İki rivayet vardır, meşhur rivayete göre ta'lik sahih olur. Diğer rivayete göre Şâfîî ile beraberdir.

Hadis-i Şerif İmam Şâfîî 'nin delilidir.

«Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir.» Buradaki teşbih günah hususundadır. Bazıları: «haram olması hususundadır.» demişlerdir. Teşbihin vechi şudur: mü'mini öldürmek onu nasıl tasarruftan kat' ederse lanet etmek de rahmetten kat' eder. Bazıları: «mü'mini öldürmek nasıl müs-lümanlarm sayısını azaltırsa lâ'net etmek de onu mü'minler arasından çıkarmak ve binnetice sayılarını azaltmaktır.» demişlerdir. Lâ'net etmek: «Allah lâ'net etsin, Allanın lâ'netinde ol.» gibi sözlerle olur. İbni Arafe : «bu gibi sözler te'dib maksadile söylenirse hadisin şümulüne girmez.» dermiş.

«Her kim malını çok göstermek için yalan yere bir şey iddia ederse Allah onu daha ziyade azaltmaktan başka bîr şey yapmaz.» Bu cümle bazı esas nüshalarda: şeklinde rivayet edilmiştir ki:

«malı büyük ve çok goünsün diye» ma'nasmadır. Yânı manâ i'tibârüe iki rivayet arasında fark yoktur.

Kaadî Iyâz diyor ki: «Bu ifâde, insanın kendinde olmayan bir şeyi. varmış gibi gösterme hususunda her iddiaya âmm ve şâmildir. Malı yokken kendini zengin göstermek, soyunu büyük tanıtmak, âlim değilken âlim görünmek gibi.

Böylesinin daVasında onmayacağım Peygamber (SaltaUahü Aleyhi ve Sellem) bildirmiştir. Bil'âkis maksadının nakîzile mukabele görürde malın bereketi olmaz; soyunun alçak olduğu, kendisinin cahilliği meydana çıkarak rezîl olur.»

Hadisin bu cümlesi dünya umuruna aid de olsa riyadan sakınmayı âmirdir.

Yemin-i sabra gelince: Sabr, habsetmek, mecbur etmek ve cür'etkâr olmak ma'nâlanna gelir. Yemin bu üç ma'nanm her birile tavsif oluna bilir. Zira yemin, sahibini eda için hapseder. Hâkim icâbında cebren yemin ettirir. Bazı kimseler yemin etmek cür'etinde bulunurlar. Nevevî yemin-i sabrı: Yemin eden kimsenin hakim huzurunda vermeye mecbur olduğu yemindir» diye ta'rif eder.

Cümlede şartın cevabı zikredilmediğine göre bu cümle ondan önceki şart cümlesi üzerine ma'tuf olabilir. Bu takdirde ma'na: sabran yemin edenin de Allah ancak malını azaltır demek olur. Maamafih cevabın hazfedilmiş olması da muhtemeldir. Ve ma'na şöyle olur: «Sabran yemin eden kimse A11ah'a, onun hısımına uğramış olarak kavuşur.» Nitekim bu ma'nada bir hadis de vardır.



Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1 - îslâmdan başka bir din namına kasden yalan yere edilen yemin Ha-nefîlere göre mün'akiddir; Keffaret icâbeder, Zira zıhâr yapana Allah Teâ1â kötü ve yalan söz söylediği için Keffâret vermeyi vâcib kılmıştır. Buradaki sözler de kötü ve yalan sözlerdir. '

Nevevî: «Bu sözlerle yemin mün'akid olmaz. Bunları söyleyene Allaha istiğfar ve onu tevhid gerekir; Keffâret icâbetmez. Şafiî, Mâlik ve cumhuru ulemanın mezhebi budur. Delilleri: Peygamber (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) 'in: «Bir kimse yemin eder de lât ve uzzâ hakkı için derse hemen lâ ilahe illallah desin» hadisidir. Bu hadisde Keffâret zikredil-memiştir.» diyor. Ancak Haneliler tarafından buna cevap verilmiş; ve: «Bu hadisde Keffâretin zikredilinemesi bu meselede Keffâret lâzım gelmemesini icâbetmez.> denilmiştir.

2 - İntihar eden dinden çıkmaz. Cenazesi kılınır. Günahı kendinindir. Yalnız Hanefilerden İmam Ebû Yusuf'a göre cenazesi kılınmaz. Çünkü müntehir nefsine zulmetmiştir. Bu sebeble yol kesen eşkıya hükmündedir. Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre mün-tehirin cenaze namazı kılınır. Zira onun kanı hederdir; ecelile ölene benzer. Ömer b. Abdilâziz ile Evzâiye göre müntehirin cenazesini kılmak mekruhtur,

3 - Bir kimsenin malik olmadığı bir şeyi nezretmesi, bu hadisin şerhinde görüldüğü şekilde ihtilaflıdır.

4 - Ceza amel cinsindendir.

5 - Mü'mine lâ'net etmek günah hususunda onu öldürmek gibidir. İmam Gazali ve diğer bâzı ulemanın beyanına göre Müslümanlarla hayvanlara lâ'nette bulunmak caiz değildir. Bu babta fasikla sâlihin farkı yoktur. Küffarın muayyen şahıslarına — ölü olsun diri olsun — lanet caiz değildir. Ancak Ebû Leheb ve Ebû Cahil gibi kâfir olarak öldükleri nas-san sabit olanlarına lanet edilebilir. Ama küffar taifelerine lâ'net etmek caizdir. Meselâ: «Allah kâfirlere lâ'net etsin; Allah hıristiyanla yahudilere lâ'net eylesin.» denilebilir.



178 - (111) Bize Muhammed b. Râfî ile Abd b. Humeyd hep birden Abdürrazzâk'dan rivayet ettiler. İbnî Râfî' dedi kî: Bize Abdiirrazzak rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer, Zühri'den, o da İbnî'l-Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Demiş ki: Resulüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)'îe- birlikde Huneyn'de bulunduk, Müslüman adile çağırılan bir adam için: «Bu adam cehennemliktir.» buyurdular.

Harb yerine vardığımız zaman o adam şiddetle çarpıştı: ve yaralandı. Müteakiben: Yâ Resulâllah, demin kendisi için «cehennemliktir» dediğin adam bu gün şiddetli bir cenk çıkardı ve Öldü; dediler. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (yine) : «Cehenneme!» buyurdular.

Bazı müslümanlann şüpheye düşmesine ramak kalmıştı. Onlar bu hâl

üzerine iken birden adamın ölmediği, lâkin ağır surette yaralandığı söylendi. Akşam olunca adam yaralar (m acısın) a dayanamayarak kendini öldürmüş. Bunu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) 'e haber verdiler. Bunun üzerine:

«Allah Büyüktür. Şehâdet ederim ki ben Allanın kulu ve Resulüyüm.» buyurdular.

Sonra Biîâle emir verdi. O da cemaatin içinde: «Müslüman kişiden başka cennete kimse giremez. Filhakika Allah bu dinî fâcir bir adamla da ta'zîz eyler.» diye nida etti.



179 - (112) Bize Kuteybetü'bnü Sâid rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ya'kub —ki bu zât araplarm bir kabilesi olan Kaara'ya mensuptur. Abdur-rahman'ın oğludur— Ebû Hâzim'den [77] , o da Sehl b. Sa'd [78] es-Sâidî'-den naklen rivayet etti ki, Besulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) müşriklerle karşılaşarak harb etmişler. ResulüHa (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) askerinin karargâhına, ötekiler de kendi karargâhlarına döndükleri vakit Resulü İlâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabı arasında bir adam bulunuyormuş ki, bu adam düşman ordusundan ayrılan bir nefer gördü mü peşine düşüyor ve kılıcı ile (boynunu) vurmadan bırakmıyormuş. Bunun üzerine ashâb :

Bu gün bizden hiç birimiz filân kadar yararlık gösteremedi; demişler. Kesulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ;

«Dikkat edin, o adam muhakkak cehennemliktir.» buyurmuşlar, bunun üzerine cemaattan bir zât:

— Ben daima onun yanında bulunacağım demiş; ve hemen onunla birlikte çıkmış. O durdukça b*5-da duruyor; o hızlandı mı bu da onunla beraber hızlamyormuş. Derken adam ağır şekilde yaralanmış. Ve çabuk ölmek isteyerek kılıcının kabzasını yere, sivri ucunu da iki memesinin arasına dayamış. Sonra kılıcının üzerine yüklenerek kendini öldürmüş. Artık beraberinde giden zât da Kesulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in huzuruna çıkarak; Şehâdet ederim kî sen Allah'ın Resulüsün demiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Ne o?» deyince:

— Demin cehennemlik olduğunu söylediğin adam yok mu, cemaat onun meselesini büyüttüler. Ben de onlara: Ben sizin için onu ta'kib ederim, diyerek onu aramağa çıktım. Nihayet ağır surette yaralandı ve çabuk ölmek isteyerek kılıcının kabzasını yere, sivri ucunu da memelerinin arasına dayadı. Sonra da üzerine yüklenerek kendini öldürdü, demiş. O zaman Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şunları söylemiş:

«Filhakika bazen adam cehennemlik olduğu haide görünürde ehl-i cennetin yaptığını yapar. (Bazan da) adam cennetlik olduğu halde insanların gözleri önünde cehennemliklerin yaptığını yapar.» buyurmuşlar.



180 - (113) Bize Muhammed b. Rafı' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Züyki bu zât Muhammed b. Abdillâh b. Zübeyr'dtr — rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şeybân rivayet etti. (Dedi ki): Hasan'ı şunları söylerken işittim: Sizden Önceki ümmetlerden bir adamda yara çıkmış. Yara kendisini rahatsız etmeğe başlayınca tirkeşinden bir ok çıkararak onu yarmış. Derken kan dinmemiş. Nihayet adam ölmüş. Rabbımz:

«Ben ona cenneti haram ettim» buyurmuştur. Bundan sonra Hasan elini mescide doğru uzatarak: «Vallahi bu hadisi bana Cündüb şu mescid-de [79] Resulüllâh (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet ettU dedi.

18l - (...) Bize Muhammed b. Ebi Bekr el-Mukaddemî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vehb b. Cerîr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Babam rivayet etti. (Dedi ki): Hasanı şöyle derken işittim: Bize Cündeb b. Abdillâh el-Becelî şu mescidde rivayet etti. Bir daha unutmadık. Cündeb'in Resulüllâh (Sailaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'in üzerinden yalan uydurmuş olacağından da korkmuyoruz. Cündeb dedi ki: Resulüllâh (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) ;

«Sizden önceki ümmetlerden bir adamda bir çıban çıkmış...» buyurdular. Arkasından hadisi yukarıda geçen hadis gibi rivayet etti.

İntihar Hadisi müttefektm aleyhdir. Buhârî onu «Kitâbü'1-Cihâd* ve «Kitabü'l-Meğâzî* de tahriç etmiştir.

Mu alim'in Muhammed b. Râfi 'den dinlediği Ebû Hürieyre (Radiyallahu anh) rivayetinde vak'anm Huneyn gazasında cereyan ettiği bildiriliyorsa da Zebîdî 'nin rivayetinde Hayber 'de geçtiği zikredilmiştir. Kaadî Iyâz : «doğrusu Hayber Mir» demiştir.

İntihar eden adamın ismi Ebû'l-Gaydâk Kuzmân ez-Zaferi *dir. Bu adam Ensar'dan Beni Zafer kabilesine men-sub idi. Onun peşine düşerek halini anlamak için beraberinde gezen zâ-tmda Ektem b. Ebî'1-Cevn (Radiyallahu anh) olduğu söylenir.

Bedrüddin Aynî 'nin beyanına göre Kuzmân münafıklardan imiş. Uhud Gazasına iştirak etmediği için kadınlar kendisini ayıplamış; ve: «sen bir kadından başka bir şey değilsin» demişler. Bunun üzerine Hayber gazasına iştirak etmiş ve harpde ilk oku o atmış. Sonra çarpışırken kılıcının kını kırılmış; ve «Ey Evs oğulları soyunuz şerefine cenk edin.» diye na'ra atmıştır. Harbde yanına Katâdetü'bnü Nu'man gelmiş ve ona; «Şehidliğin mübarek olsun» demiş. Fakat Kuzmân: -Vallahi ben hiç bir dîn nâmına cenk etmedim. Ben ancak arımdan dolayı cenk ettim.» diye mukabele etmiş; sonra kendini Öldürmüş. Bundan dolayı da Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem): «Filhakika Allah bu dinî fâcir bir adamla dahî aziz eyler.» buyurmuştur.

Bazı müslümanların şüpheye düşmelerine ramak kalması Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hak peygamber yahud müslümanlığın hak dîn olup olmadığı hususunda dır.

Hadisin ikinci rivayetinde geçen «şâzze» kelimesinin ma'nasi: cemaatten ayrılan demektir. Buharîde bu kelime il birlikte «fâzze» ta'biri de kullanılmıştır. Fâzze: Cemaate hiç karışmayan ma'nasma gelir Hattabî diyor ki «Şâzze: Cemaatin içinde iken sonradan onlardan ayrılandır. Fâzze ise; hiç cemaate karışmayan demektir. O adamı bu kelimelerle tavsifden murâd: karşısına çıkanı yok ettiğini anlatmaktır.»

Dâvûdî, Şâzze ve fâazenin büyük ve küçük maniaya göğüs germek ma'nasına geldiğini söyler. Bu kelimeler mahzuf (neşeme) nin sıfatıdırlar.

Neşeme: Can demektir. Sonlarındaki (Tâ( ların allâme ve nessâbe kelimelerinde olduğu gibi mubâlega için getirilmiş olması muhtemeldir.

«Filhakika bazen adam cehennemlik olduğu halde görünürde ehl-i cennetin yaptını yapar...» ifadesi üzerine kirmanı şöyle bir bir mutâlea serdet-mektedir: «İnsan öldürmek bir ma'siyettir. Halbu ki kul ma'siyet sebebile tekfir edilemez; binaenaleyh intihar eden bu adam cennetliktir; çünkü mü'-mindir; dersen ben de derim ki:

İhtimâl Resulüllâh (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) vahî suretile onun mü'min olmadığım yahud kendini öldürmeyi helâl i'tikâd ederek dinden döneceğini bildirmiştir. Yahud onun cehennemlik olmasından murad: evvelâ cehenneme girip sonra çıkan âsilerden mâdûd olmasıdır.»

Lâkin Aynî, Kirmanı 'nin bu mutâleasım beğenmemiş; ve: «Eğer Kirmanı bu adamın münafıklardan mâdûd olduğunu yahud (ben hiç bir dîn nâmına cenk etmedim) dediğini bilseydi bu terdidlerle uğraşmazdı.» demiştir.



Hadisi Şerif Aşağıdaki Hükümlşer İhtiva Etmektedir:


1 - İntihar şiddetle haram kılınmıştır,

2 - Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Setlem)'m geleceğe dair verdiği

haberler doğrudur; Ve nasıl haber verdi ise öylece zuhur etmişlerdir. Bunlar onun Peygamberliğine delâlet eden mu'cizelerindendir.

3 - Mü'minlerin kalblerindeki itmi'nân artabilir. Çünkü intihar vak'-asmı haber veren zât hâdiseyi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e haber verirken; «şehâdet ederim ki sen Resûlüllahsm.» demiştir.

4 - Bir işde nazar-ı itibâra alınacak cihet, o işin sonu ile niyettir.

5 - Allah dinîni fâcir bir adamla da aziz lalar.

6 - Bazıları bu rivayetlerde geçen vak'anm bir olduğunu söylemiş; diğer ulema ise rivayetlerin zahirine bakarak başka başka vak'alar olduğunu kabul etmişlerdir.

7 - Amellere aldanarak onlara güvenmenıeli. Çünkü hâlin değişmesi mümkindir.

8 - Âsîler Allahın rahmetinden ümidini kesmemelî. Başkaları da onlara ünıidlerini kestirmemelidir.



48 - Ganimete Hıyanetin Şiddetle Haram Kılındığı ve Cennete (Mü'minlerden Başka Kimsenin Giremiyeceği Babı)


182 - (114) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize H âşim b. El-Kaasim rivayet etti. (Dedi ki): Bize İkrimetü^bnü Ammâr rivayet eyledi. (Dedi ki): Bana Simak el-Hanefi Ebû Zümeyl rivayet etti. (Dedi ki): Bana Abdullah b. Abbâs rivayet etti. Dedi ki: Bana Ömeru'nü'l-Hattâb [80] rivayet etti. Dedi ki: Hayber gazasının vuku' bulduğu gün Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)'in ashabından bir ka'ıkişi gelerek: îilân şehîd, filân şehiddir, dediler. Nihayet bir adamın yanına uğrayarak (onun hakkında da) filân şehiddir, dediler. Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Hayır! Ben onu (ganimetten) aşırdığı bîr hırka yahud bir yağmurluktan dolayı cehennemde gördüm.» dedi. Bundan sonra Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ey Hatta» oğlu! git. de: (cennete mü'minierden başkası giremez) diye cemaatin içerisinde nida et!» buyurdu. Ben de çıktım ve:

Dikkat! «cennete mü'minierden başkası giremez» diye nida ettim.



183 - (115) Bana Ebu't-Tahît [81] rivayet etti. Dedi ki: Bana İbni Vehb Mâlik b. Enes 'den, [82] o da Sevr h. Zeyd ed- Düclî'den, o da îbni Mutîin âzadhsı Ebû'1-Gays Salim*, den, [83] o da Ebû Hüreyre 'detı naklen haber verdi. H.

Bize Kuteybetü'bnü Said dahî rivayet etti. Bu hadis onundur. (Dedi ki): Bize Abdülaziz yâni îbni Muham-med, Sevr'den, o da Ebû'1-Gays'dan, o da Ebû Hüreyre 'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Hayber (gazvesin) e çıktık. Allah da bize fethi müyesser kıldı. Ganimet olarak altın ve gümüş almadık. (Sadece) eşya, yiyecek ve giyecek aldık. Sonra Vâdi'-ye çekildik. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında bir kölesi vardı. Bu köleyi ona Cüzam kabilesine raensub olan Dubeyb oğullarından Rif â'atü'bnü Zeyd namında bir zât hibe etmişti. Vadiye indiğimiz zaman Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kölesi tahtırevanına girmek için ayağa kalktı. Bu esnada kendisine bir ok isabet etti. Eceli de bundan oldu. Bunun üzerine biz: ona şebadet mübarek olsun ya Resulâllâh! dedik. Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ise) :

«Hayır!.. Muhammed'in nefsi kabza*! kudretinde olan Aliaha yemin ederim ki; Hayber muharebesinde taksim edilmeyen ganimetlerden almış olduğu şu hırka ateş olmuş onun üzerinde alev alev yanmaktadır.» dedi. Herkesi bir korku almıştı. Derken bir zat bir yahud iki adet pabuç tasması getirdi. Ve:

Yâ Resulâllâh! (Bunu) Hayber gününde almıştım; dedi. Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Ateşden bir papuç tasması, yahud; ateşten İki papuç tasması...» buyurdular.

Bu hadisi Buhârî «Kitab ü'1-Megâzî » ile «Ki-tâbü'l-Eymân ve'n-Nüzür» de, Ebû Davud ve Nesâî «Kitabü's-Siy er »de tahric ettikleri gibi îbni Hibbân, Hâkim ve îbni Mendeh dahi rivayet etmiş-tirlerdir.

Bazıları vak'anm Huneyn 'de geçtiğini rivayet etmişlerse de doğrusu bu hadisde rivayet edildiği vecihle Hayber'de olmasıdır.

Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabının tebriklerine : «Hayır!..» diye cevap vermesi ölen adam hakkında verdikleri hükmü reddetmek ve bir kimse hakkında cennetlik veya cehennemliktir diye birden hüküm vermenin doğru olmadığına işaret içindir.

Bürde: Çizgili kumaştan yapılmış kaftan veya hırka gibi elbisedir. Müteradifi semle ve nemiradır. Abâe: yağmurluk demektir.

Gulûl: Ebû Ubeyde'nin beyanına göre hassaten ganimet malına hıyanet etmektir. Bazıları onun her nevi hıyanete âmm ve şâmil olduğunu söylerler.

Hadisde zikredilen vadiden murâd: Medine’ye yakın « Vadilkura» ismini taşıyan köydür.

Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kölesinin ismi Mid'am idi. Bazıları bu kölenin kerkire olduğunu söylerler. Bu köleyi Rifâ'-atü'bnü Zeyd Hudeybi'ye musâlehasmda bir cemaatla Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek müslümanlığı kabul ettiği sırada hediyye etmişti.

Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hn: «hırka ateş olmuş, onun üzerinde alev alev yanmaktadır.» «Ateşden bir pabuç tasması — yahud ateşden iki pabuç tasması...» buyurması bu eşyadan dolayı verilecek uh-revî cezaya tenbih içindir. Mezkûr eşya ateş haline getirilerek ganimete hıyanet edenler onlarla azâb edilecektir. Maamâfih ibare sebebi zikir; mü-esbbebî kasd kabilinden mecaz da olabilir. Bu takdirde: hıyanet edenler, ganimetten aşırdıkları eşya sebebile cehennemde azâb olunurlar ma'na-sına gelir.



Hadis-i Şerif Aşağıdaki Hükümleri İhtiva Eder:


1 - Ganimete hıyanetle ondan bir şey aşırmak şiddetle haramdır.

2 - Bu babda eşyanın azı ve çoğu müsavidir.

3 - Hâin harpde öldürüîse bile ona şehid demlemez.

4 - Kâfir olarak ölen bir kimse cennete giremez. Bu babda îslâm ulemasının ıcmâı vardır.

5 - Zaruret yokken de yemin edilebilir.

6 - Ganimetten aşırılan bir malın tekrar ganimete iadesi ve iade edildiği takdirde kabul edilmesi icâbeder.

7 - Ganimet hâini, çaldığı eşyayı iade etsin etmesin kendi eşyası yakılmaz. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hırkayı çalanın ve keza potin bağını aşıranın eşyasını yakmamıştır. Yakmak vacib olsa yakardı. Vakıa: «Her kim ganimete hıyanet ederse omın eşyasını yakın ve kendisini döğün» bir rivayette: «boynunu vurun» mealinde bir hadis va-rid olunmuşsa o hadis zaiftir. Zaif olduğunu îbnî Abdi lberr ile başkaları beyân etmişlerdir. Tâhâvî «Bu hadis sahih bile olsa men-suhtur.» demiştir.



49 - (Kendini Öldürenin Tekfir Edilmediğinin Delili Babı)


184 - (116) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbrahim hep birden Süleyman'dan rivayet ettil&r. Ebû Bekr dedi ki: Bize Süleyman b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, Haccâc-i Savvâfdan, [84] o da EbûVZübeyr'den [85], o da Câbir'den [86] naklen rivayet etti ki, Tufeyl b. Amr ed-Devsî Peygamber (Saîîallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Yâ Resulâllah! Muhkem bir kal'aya ve muhafızların yanına gitmek ister misin? demiş, ( Cabir: câhiliyet devrinde Devs'e aid bir kal'a vardı, diyor) Peygamber (SalîaîlahU Aleyhi ve Sellem) buna razı olmamış; çünkü Allah muhafızlığı Ensara ayırmıştı. Peygamber (Saltaüahü Aleyhi ve Sellem) Medine'ye hicret edince Tufeyl b. Amr da onun yanma hicret etmiş. Onunla birlikde kavminden bir zât da hicret etmiş. Fakat Medine'de sıkılmışlardı. O zât hastalanmış; ve sabırsızlık ederek oklarım almış; onlarla parmak eklerini kesmiş. Derken ellerinden kan fışkırmış. Neticede ölmüş. Müteakiben Tufeyl b. Amr onu rü'yasında görmüş. Kılık kıyafeti güzelmiş. Ama elleri sarih imiş. Tufeyl ona: Kabbın sana ne yaptı? diye sormuş. O da: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanına hicret ettiğim için beni -affetti, diye cevap vermiş. Tufayl: neden seni ellerinimış görüyorum? deyince: «Bana, senin bozduğun bir uzvunu biz düzeltemeyiz» dediler, cevabım vermiş, Tufeyl bu rü'yayı Resulüllâh (SalîaîlahU Aleyhi ve Sellem)^ anlatmış. Bunun üzerine Reş,u\üUâh(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Allah'ım onun ellerini 6e afveyle!» diye dua etmiş. sıkıldılar; canlan sıkıldığı ve bir nevî hasta oldukları

için orada oturmaktan bıktılar demektir. Ebû Ubeyd ile Cevheri ve başkalan bu kelimenin ma'nası: «nimet içinde bile olsa bir yerde kalmaktan hoşlanmamaktır.» demişlerdir. Cevheri, Hattâ b î'den naklen bunun (dâü's-Sıle) denilen iç hastalığı olduğunu söylemiştir.

Hz. Âişe (Radıyallahu Anhâ)Jûan rivayet edilen bir hadisde hicretten sonra Ebû Bekir ve Bilâl (Radıyaîlahu Anhüma) 'mn da Medine 'de ihasta oldukları ve Mekke-i Mükerreme'yi hasretle yâd edecek şiirler söyledikleri, bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kendilerine Medine'yi de Mekke kadar hatta daha fazla sevdirmesi için Cenab'ı Hakka niyaz ettiği beyân olunmuştur. O zaman Medine 'nin havası ağır ve sıtmalı imiş. Fakat sonradan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in duası kabul buyurul-muş, Medine herkesin yaşayabileceği şîrîn bir yer hâlini almıştır.

» Mişkasın cem'idir. İmam Halil ile îbni Fâris'in ve başkalarının beyanına göre mişkas: geniş yüzlü ok demektir. Bazıları onun geniş değil uzun ok mânasına geldiğini söylemiş; Cevherî ise: «mişkas, uzun ve geniş oktur» demiştir. Nevevî, burada Cevherinin ta'rfini daha muvafık bulmaktadır.

» kendisine kötülük etmek isteyene karşı gösterilen şeref ve himayedir. Bazılarına göre menea: mânün cem'i olup, kötülük etmek istiyenden koruyacak cemaat demektir.

Hadis-i Şerif Ehl-i sünnetin büyük bir kaidesine hüccettir. Bu kaide: Kendini öldüren veya başka büyük bir günah irtikab eden ve tevbesiz ölen bir kimsenin kâfir olmamasıdır. Böylelerin cehennemlik olduğuna ka-ti'yetle hüküm verilemez. Bunlar Allanın meşietine kalmışlardır. Nitekim yerinde görmüştük. Bu hadis, intihar edenleri ve diğer büyük günahlardan birini işleyenleri ebedî cehennemde kalacaklarmış gibi gösteren hadisleri şerh etmekde ve ayrıca bazı günahkârların ceza göreceklerini bildirmektedir. Binaenaleyh:

1 - Büyük günah işleyen fâsik olur ve ebediyyen cehennemde kalır, diyen mu'tezüe ile.

2 - Büyük günah işleyen kâfir olur; diyen hâricilere ve:

3 - îmânı olan bir kimseye hiç bir günah zarar vermez: diyen mür-cie taifelerine karşı ehl-i sünnetin delilidir.



50 - Kıyamete Yakın "Zuhur Edecek ve Kalbinde Bir Parça İman Bulunanları Öldürecek Olan Rüzgar Babı


185 - (117) Bize Ahmed b. Ahdete'd-Dabbî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülâziz b. Muhammed ile Ebû Alkamete'l-Fervî [87] rivayet ettiler. Dediler ki; Bize Safyân b. Siileym, Abdullah b. Selmandan [88] o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Demiş ki: Hesu-lüllâh (Sallaltekü Aleyhi ve Sellem) :

«Muhakkak Allah Yemen'den, ipekden daha yumuşak bir rüzgâr gönderecek; bu rüzgâr kalbinde (Ebû Alkâ:me'nin rivayetine göre) (bir dâne ağırlığında) (Abdülâzizin rivayetine göre) (zerre mikdârı) imân bulunan hiç bir kimseyi sağ bırakmayacaktır.» buyurdular.

Bu mâ'nada bir çok hadiseler vârid olmuştur. Ezcümle :

«Yeryüzünde Allah Allah diyen kalmadıkça,, kıyamet kopmaz.», «Kıyamet Allah Aliah diyen hiç bir kimsenin üzerine kopmaz», «Kıyamet ancak halkın kötüleri üzerine kopacaktır.» buyuruimuştur.

İmam Nevevî bu hadislerin hepsinin zahiri ma'naları üzere bırakıldığını yânî.te'vile lüzum olmadığını söylüyor. Vakıa bir hadisde :

«Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hakka müzahir olmakta devam edeceklerdir.» Buyurulmuşsa da bu hadis yukarıda zikredilen hadislere muhalif değildir.

Çünkü; ma'nası: «bu ümmetin bâzı ferdleri kıyamet alâmetleri zuhur edinceye kadar hak dine yardımcı olacaklar,» demektir; hadisde Kıyamete kadar» denilmiş olsa da maksad onun alâmetleridir. Binaenaleyh; bu babtaki hadislerin hepsi ma'nen müttehiddir; ve hepsinden mu* rad: Kıyamet yaklaşdığı, alâmetleri zuhur ettiği zaman demektir.

Hadis-i Şerifdeki: «bir dâne ağırlığı yahud zerre mikdârı» ifadesi; «İmân artar, eksüir.> diyenlere delildir. Nevevî: «sahih olan mezheb budur.» diyor.

«Allah Yemen'den, ipekten daha yumuşak bir rüzgâr gönderecek...» ibaresinden Nevevî: «mü'min kullara ikram için onların ruhları rifku mu-lâyeınetle kabzolunacak» ma'nasını çıkarıyorsa da Müslim sarihlerinden Muhammed el-Übbi Nevevî 'nin bu sözünü mutlak olarak kabul etmeyerek şunları söylüyor: «Bu ma'na sözün gelişinden anlaşılmaktadır. Yoksa ne kolaylık göstermek ikrama delil olabilir; ne de güçlük göstermek şikâavete; Zira meşakkate duçar olmuş nice said kullar ve suhulete nail olmuş nice şakiler vardır. Meselâ : Zeyd b. Es1em'in babasından rivayet ettiği bir hadisde :

«Mü'minin üzerinde, amelile eremediği bir derece kalırsa, ölüm ıztıra-bîle âhirettekİ derecesini tamamlasın diye Allah Teâlâ ona ölümü şiddetli verir. Kâfirin de dünyada karşılığı verilmeyen bir eyiliğî olursa önada ölümü asan eyler.» buyuruimuştur.

Rivayete göre Âişe (Radıyallahu Anhâ) : Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ne derece şiddetli ölüm ıztırabı çektiğini gördükten sonra ben hiç bir kimsenin kolay ölümüne imrenmem. Elini bir bardağın içine daldırıyor; yüzünü siliyor ve:

«Allahım bana ölümü asan eyle! zira ölümün sekerâtı vardır;» diyordu.

O zaman Fatıme:

«Babacığım, ab senin ıztırabm bana pek girân geliyor,» demiş; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bu günden sonra babanın hiç iztırabi olmayacak, buyurmuştu., demiştir.»

Bu hadisde rüzgârın Yemen'den geleceği bildirilmiştir. Müslim'in kitabın sonunda, Deccâl hadislerinin akibinde tahriç ettiği bir hadisde bu rüzgârın Şam tarafından geleceği bildirilmektedir. İmam Nevevi buna iki vecihle cevap vermiştir.

1 -Bu rüzgârların iki dane olması ve birinin Yemen'den, diğerinin Şam'dan gelmesi muhtemeldi?.

2 -Rüzgârın bu iki iklimin birinden başlayarak ötekine erişmesi ve oradan her tarafa yayılması da bir ihtimâldir.



51- Fitneler Zuhur Etmezden Önce Amellere Şitab Etmeye Teşvik Babı


186 - (118) - Bana Yahya b. Eyyûb ile Kuteyle [89] ve İbnî Hucr toptan İsmail b. Ca'fer'den rivayet ettiler. İbni Eyyûb dedi ki: Bize İsmail rivayet etti. Dedi ki: Bana Alâ' [90], Babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdiki, Resulüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem):

«Karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına benzeyen fitneler zuhur etmeden amellere şitâb edin; (zira o fitneler zuhur ettiği vakit) kişi mü'mîn olarak sabahlayacak; kâfir olarak akşamlayacak yahud mü'min olarak akşamlayacak kâfir olarak sabahlayacak, dinini bir dünya metâı mukabilinde satacaktır.» buyurmuşlar.

Hadisin ma'nası: gece karalıkları gibi yığın yığın fitneler zuhur edip iş işten geçmeden amel ve ibâdetlere teşviktir. Çünkü -bu fitneler o kadar büyük ve korkunç olacak ki, onların şerrinden kimse ibâdet ve amellere vakit bulamayacaktır. Resulüllah (Sallalhhü Aleyhi ve Sellem) bunlann şiddetini: «kişi mü'min olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamalyacaktır.» büyururarak ifâde etmiştir. Yânı fitnenin dehşetinden insan bir günde bu derece muazzam tehavvüller geçirecek; günü gününe, saati saatine uy-muyacaktır.

Hadisin sonunda râvî şek ederek: «Yahud; mü'min olarak sabahlar.» buyurdu, demiştir.

kâfir olarak akşamlar;

Resulüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)'in bu ma'nada bir çok hadisleri vardır:

«Beş şeyi beş şeyden önce ganimet bil:

1 - İhtiyarlamadan önce gençliğini,

2 - Hastalanmadan önce sağlamlığını,

3 - Meşgul olmadan önce boş zamanını,

4 - Fakirlemeden önce zenginliğinin,

5 - Ölmeden önce hayâtının.»

«Her kim (akıbetten) korkarsa erken yola çıkar. Ve her kim erken yola çıkarsa menzil-i maksûda ulaşır» hadisleri bunlardandır.

Bu babda selef-i sâlihînden de bir çok eserler vardır.

«O fitneler zuhur ettiği vakit kişi mü'min olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacaktır.» ifadesini te'vile lüzum yoktur. Çünkü fitneler çoğaldığı zaman kalpler bozulur; imân safiyeti kalmaz. Kalplere gaflet ve fisku fücur dolar. Bunlar da bir insanın şekaveti için kâfî sebeblerdir. Nitekim kominizm felâketine ma'ruz kalan yerlerde bir çok müslümanîa-nn —el-Iyazu billahi— irtidâd ettiklerini gözümüzle gördük.

Fahr-ı Kâinat (Salkdlahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: «dinini bir dünya metâı mukabilinde satacaktır.» buyurarak dünya mef-sedetleri karşısında dîne sarılmanın lüzumuna işaret etmektedir.



52 - Mü'minin Amelinin Boşa Gideceğinden Korkması Babı


187 - (119) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize el-Hasen b, Musa [91] rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hanımâd b. Seleme, Sabit el-Bunanî'den, [92] o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet eyledi ki, Enes şöyle demiş:

Şu: «Ey îmân edenler: Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne kaldırma-yin [93] âyeti sonuna kadar nazil olduğu zaman Sabit b. Kays evine kapandı ve:,

__Ben cehennemlikim diyerek Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîîem)

(le görüşmek) den habs-i nefseyledi. Derken; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) Sa'd b. Muâz'a :

«Yâ Ebâ Arar! Sabitten ne haber, hasta mı oldu?» diye sordu. Sa'd:

__O benim komşumdur; bir şikâyetini bilmiyorum; dedi. Bunun üzerine Sa'd ona giderek:

Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve SellemV'ın söylediklerini anlatmış. Sabit:

__Şu âyet indirildi. Pek âla bilirsiniz ki, Resuîüllah (Sallallahü Aleyhi

ve Sellem) 'e karşı sizin en yüksek sesi (e hıtab eden) inizi benim. Demek ki ben cehennemlikim; demiş; Sa'd bunu Nebî (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e anlattı. Resulüllah (Sattallahii Aleyhi ve Sellem) :

«Bilâkis, o cennetlikdir.» buyurdular.



188 - (...) Bize Katan b. Nüseyr [94] rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ca'fer b. Süleyman [95] rivayet etti. (Dedi ki): Bize Sabit, Enes b. Mâ-likiden naklen rivayet eyledi. Enes; Sabit b. Kays b. Şemmâs Ensarın hatibi idi. Şu âyet nazil olunca... diyerek liammad'm hadisi gibi rivayet etmiş. Yalnız Enes hadisinde Sa'd b. Muâzın zikri geçmez.

Bu hadisi bana Ahmed b. Saîd b. Sahr ed-Dârimi [96] de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâbbân [97] rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman b. el-Muğîre, Sabitten, o da Enes'den naklen rivayet eyledi. Enes:

«Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne kaldırmayın...» âyeti nazil olunca; diyerek rivayet etmiş; fakat hadisde Sa'd b. Muâz'i zikretmemiş.



(...) Bize Hüreym b. Abdil'a'lâ el-Esedî [98] dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize el-Mu'temir b. Süleyman rivayet etti. (Dedi ki): Babamı Sabitten, o da Enes'den naklen anlatırken dinledim. Enes:

— Bu âyet indiği vakit... diyerek hadisi rivayet etmiş; ama Sa'd b. Muâzı zikretmemiş. Yalnız:

(Biz Sâbit'i aramızda gezinen cennetlik bir zât olarak görüyorduk) cümlesini ziyade etmiş.

Bu hadis-i şerif Sabit b. Kays (Radiyallahu anh) 'm büyük menkabesini anlatmaktadır. Hz. Sabit Ensar'mve Resulüllah (Saîlalkhü Aleyhi ve Sellem) 'in hatibi idi. Yüksek sesli bir zât olup konuşurken sesi fazla gürleşirdi. Bu sebeble herkesden ziyade endişeye düşmüştü. Fakat Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisini cennetle müjdeleyince bütün üzüntüleri bir anda sürura münkalib oldu. Hadisde zikri geçen âyet-i kerime bir rivayete göre onun hakkında nazil olmuş; diğer bir rivayete göre ise Ebû Bekir'le Ömer (Radiyallahu Atthüma) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in huzurunda bir meseleyi yüksek sesle münakaşa ettikleri zaman inmiş; bundan sonra onlar da Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in huzurunda adetâ fısıltı ile konuşmuşlardır. Ayetin Benî Temim hey'eti hakkında nazil olduğunu söyleyenler olduğu gibi daha başka sebeb-i nüzul zikredenler de vardır. E1-Übbi'nin beyanına göre Hz .Sabitin korkarak evine kapanması âyetin inmesinden evvele aid değildir. Çünkü o zaman henüz huzuru Nebevide yüksek sesle konuşmak yasak edilmiş değildi. Onun endişesi ileriye aitti. Resulüllâh (SaUalk.hü Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna çıktığı zaman mutlaka konuşmak mecburiyetinde kalacaktı. O bunu düşündükçe üzülüyor; korkuyor; ihtiyata riâyet ediyordu. Nihayet endişesi görülmedik bir sürür la neticelendi.

Hadis-i şerif, âlim veya büyük bir zât arkadaşlarından bazısını bir kaç zaman gör^mezse araştırıp soruşturması gerektiğine delildir.



53 - Cahiliyet Devri Amellerinden Dolayı Muahaze Olunup Olunöayacağı Babı


189 - (120) Bize Osman b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ce-rîr, [99] Mansur'dan, [100] o da Ebû Vâil'den, [101] o da Abdullah [102]'dan işitmiş olmak üzere rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Bazı kimseler

Peygamber (Saîlaîlahü Aleyhi ve SeHeınj'e;

— Yâ Resulallah, biz câhîîiyet devrindeki yaptıklarımızdan mes'ul olacak mıyız? dediler. Kesulüİlah (Sallailahü Aleyhi ve Selleın):

«— İslamda sizden kim iyi ameîler işierse câhiliyet devrindeki yaptıklarından doiays muâhaze olunmaz; ama kim kötülük ederse hem cahîiiyet devrindeki hem de îslâmda yaptıklarından dolayı muaheze olunur, buyurdu.



190 - Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Babamla Vekî* rivayet ettiler. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebû Şeübe de rivayet etti. Bu lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Vekî', A'meş'den, o da Ebû Vâiîden, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş:

— Yâ Rtsulâlİâh, biz câhiliyet devrindeki yaptıklarımız dan dolayı muâhaze olunacak mıyız? dedik? Resulüllâh (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) :

«Her kim İslrnda iyi ameller işlerse câhîliyet devrindeki yaptıklarından dolayı muâhaze olunmaz; ama kim İsiâmda kötülük işlerse hem evvelki he mde sonunku (devirlerdeki yaptıkları) ile muâhaze olunur.» buyurdu.



191 - (...) Bize Mincâb b.-Hâris et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Aîiy b. IVlüshir, A'meş'den bu isnâdla bu hadisin mislini haber verdi.

Bu hadis müttefekun aleyhdir. Buhârî onu «Kitâbu istitâbeti '1 zîiürteddin» de tahriç etmiştir.

Hadîs ma'nâ i'tibârile:

«Küfredenlere söyle! Eğer (bundan) vazgeçerlerse geçmiş günahları affolunacak...» âyet-i kerimesine uymaktadır. Sahih hadisde İslâmm daha önceki kötü amellerin hükmünü yıktığı beyan olunduğu gibi bu bâbda icma-ı ümmet de vardır.

Âyetteki «geçmiş günahlar..» dan murâd: küfür ve sair günahlardır. İmam A'zam Ebû Hanif e bu âyetle istidlal ederek: «mür-dedd bir kimse tekrar müslüman olursa irtidad halinde terk ettiği ibâdetlerinin kazası lâzım gelmez: Fakat

«kim iman tanımayıp kâfir olursa her halde yaptığı bütün ameller boşa gider.»

âyet-i kerimesi iktizasmca eski ibâdetleri heder olduğu için yeniden hacca gitmesi icâbeder.

İslamda işlenecek kötülükten murâd: bazılarına göre küfürdür. Yânî kim müslüman olmuşken tekrar —el-Iyâzu billâh— küfre dönerse; yahud dili ile tasdik ettiği halde kalbi ile İslâmiyetin hak dîn olduğuna inanmazsa o kimse eski ve yeni bütün yaptıklarından îhes'ul olur. Hattâbî diyor ki: «Bu hadisin zahirî, İslâmiyetin eski amellerin hükmünü yok ettiği babmdaki İcma-ı ümmete muhaliftir; ve şöyle te'vîl edilir: Bu ha-disden murad «sen kâfir iken şöyle şöyle işler yapmadın mı? Bunları yapmana znüslümanhğın bârı mâni olsa idi ya?» gibi sözlerle o kimseyi ta'yip ve ilzam etmektir. «Yâni hadis ancak bu ma'nâyı ifade öder; îslâmiyetin geçmiş amellerin hükmünü heder etmesine hakikatte muhalif değildir. Kirmanî: «İhtimâl İslâmdaki kötü amelden maksad: ter temiz müslüman olamamak yahud imanı halis olmayıp münafık kalmaktır.» diyor.

Hadisi îmam Nevevî dahi bu şekilde tefsir etmiştir. Zira hakikî müslüman olmakta devam eden bir kimsenin, müslüman olmazdan önceki yaptıklarından mes'ul tutulmayacağı nass-ı Kur'an ve bir çok sa-hîh hadislerle sabittir.

tbni Battal îslâmda yapılan kötü amelden muradın küfür olduğuna bir çok ulemanın kail olduğunu söyleyerek sözüne şöyle devam eder: Çünkü: câhiliyet zamanında işlediği bir masiyetten dolayı bir müs-lümanın mes'ul tutulamayacağına icma-ı ümmet vardır. Müslüman olduktan sonra en büyük günahlardan birini irtikâb etse bile müslüman kaldıkça yalnız o günahdan dolayı ceza görür.»

îmam Nevevi bu hadisi şöyle tefsir eder: Hadisin manası hususunda sahih olan kavil, muhakkik ulemadan bir cemaatın kavlidir ki o da buradaki ihsandan murad İslâmiyete zahiri ve batını ile girmek ve hakiki müslüman olmaktır. Böyle bir müslümanın kâfir olduğu zamanlar işlediği günahları affedilir. Bu cihet nass-ı Kur'an-ı Kerim, hadis-i sahih ve müslümanların icmaî ile sabittir. Hadiste:

«İslâmiyet kendinden önceki devirlere ait olan amellerin hükmünü yıkar.» buyurulmuştur.

Kötü amelden murad îslâmiyete kalbi ile girmeyip zahiren iki şahadeti getirerek teslim olmak kalbi ile müslümanlığın hak olduğuna inanmamaktır. Böylesi bütün müslümanların icmaî ile münafık olup küfrü üzre bakidir ve müslüman suretinde görünmezden evvel islemiş olduğu cahilîyet devri amellerinden mes'ul olduğu gibi müslüman göründüğü zaman yaptıklarından da mes'uldur. Çünkü bu adam küfründe daimdir. Mesele şeriat örfünce malumdur. Bir kimse kemali ihlâsla hakikaten müslüman olduğu zaman cfüâmn îslâmı güzel oldu derler» aksi takdirde «filânın tslâmı kötüdür denilir.»

Muhammed eî-Übbî İmam-ı Nevevi 'nin bu tefsirini beğenmekte ve şöyle demektedir: En güzeli Nevevi'nin tefsiridir. Nevevî îslâmiyetteki iyi ameli ihlâsla, kötü amelide ihlâssızlıkla tefsir etmiştir. Çünkü samimi müslüman olmayan bir kimseyi bütün amelleri ile muâha-ze etmek doğru olmadığı gibi îslâmiyetteki iyi ameli tâat, kötü ameli muhalefet diye tefsir etmek te makbul değildir. Zira böyle bir tefsir îslâmiye-tin kendinden önceki amelleri hükümsüz bırakmasını tâata ve müstakbelde şeriata muhalefet etmemeğe bağlı olmayı icab eder. Halbuki mesele öyle değildir.



54 - İslamın Kendinden Önce Amellerin Hükmünü Yıktığı; Hicret İle Haccin da Böyle Olduğu Babı


192 - (121) Bize Muhammed b. el-Müseima el-Anezî ile Ebû Ma'n Er-Rakaaşi [103] ve İshâk b. Mansûr, toptan Ebû Âsım'dan rivayet ettiler. Lâfız İbnî'I Müsenna'nmdır. (Dedi ki): Bize Dahhâk yani Ebû Âsim rivayet etti. Dedi ki: Bize Hayvetü'bnü Şüreyh haber verdi. Dedi ki: Bana Yczıd b. Ebî Hahib, İbni Şumasete'l Mehri'den [104] rivayet etti. İbniî Şumâse şöyle demiş:

Amr Ibnî As'ın yanına vardık kendisi ölüm döşeğinde idi. Uzun zaman ağladı ve yüzünü duvara çevirdi. Oğlu:

Babacığım Resulüllah (Saliallahü Aleyhi ve SeUem) seni filân şeyle müjdelemedi mi? Rcsulüliâh (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) seni filân şeyle müjdelemedi mi? Demeye başladı. Bunun üzerine Amr yüzünü (bize) çevirerek:

Şüphesiz ki; hazırlamakta olduğumuz şeylerin en faziletlisi Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammedin onun Rasulü olduğuna şahadet getirmektir. Şüphesiz ki ben üç hal üzere bulundum. Düşünüyorumda «Bir vakitler» Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) 'e benim kadar şiddetle buğuz eden yoktu. İmkânını bulupta onu Öldürmüş olmak kadar da bence makbul bir iş yoktu. Şayet bu hal üzre Ölmüş olsaydım muhakkak cehennemlik olurdum. Allah îslâmı kalbime, yerleştirdiği zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem j'e gelerek; Uzat sağ elini de sana bey'at edeyim dedim. Hemen sağ elini uzattı. Ben elimi çektim Kesulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) :

«Ne oldu sana ya Amr?» dedi.

— Şart koşmak istedim dedim. «Neyi şart koşuyorsun?» buyurdular.

— «Af olunmamı» dedim.

«Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günâhları yok eder, Hicret de ondan önceki günahları yok eder, Hac da ondan önceki günahları yok eder?.» buyurdular.

(Artık) Benim nazarımda Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'âen daha sevgili ve ondan daha büyük bir kimse kalmadı. Ona karşı duyduğum saygıdan dolayı kendisine doya doya bakamıyordum. Benden onu tavsif etmemi isteseler buna takat grtirernem. Çünkü ona doya doya ba-kamazdım. Şayet bu hal üzere ölmüş olsam cennetlik olmamı kuvvetle üınid ederdim. Sonra birtakım şeyler üzerimize aldsk ki onlar hakkında halim nice olur bilmiyorum. Öldüğüm zaman beraberimde hiç bir yasçı ve ateş bulunmasın. Beni defnettiğiniz zaman üzerime toprağı iyice döşe-yiniz. Sonra kabrimin etrafında bir deve boğazlanıpta eti taksim edilinceye kadar durun ki, sizlerle ünsiyet edeyim. Ve Eabbimin elçilerini nasıl karşılayacağımı düşüneyim, dedi.

Bu hadis Ashab-ı kiramdan Amr b. Âs (Radiyallahu anh) 'in vefatım anlatmaktadır. Müslim sarihlerinden Muhammed e1-Übbî Hz . Amr hakkında şunları naklediyor: A m r akıl, fikir ve lisan itibariyle Arapların dâhisi idi Hz. Ömer b. El, Ha11ab birisi ile konuşurken karşısındaki söz anlamazsa: «Seni ve Amr b. E1-Âs'ı yaratan Allah'ı tenzih ederim» dermiş Hz . Amr, Mısır 'da on sene üç ay Hz. Ömer zamanında dört sene H z. Osman zamanında iki sene üç ayda Hz. Muavi 'ye zamanında valilik etmiş; ve 43 tarihinde 90 yaşında vefat etmiştir. Vefatı için başka tarih söyleyenlerde vardır. Vefatında 325.000 altın ve 2.000.000 dirhem gümüş ile 1.000.000 kıymetinde meşhur bir çiftlik bırakmıştır.

Vefat edeceği zaman malına bakarak : «Keşke ya sen bir deve tezeği olaydın ya ben selâsil gazasında öleydim. Öyle işlere girdim kî Allah huzurunda onlar hakkında hüccetimin ne olacağını bilmiyorum. Muaviyenin dünyasını düzelttim. Ama kendi ahiretimi hatırdım. Aklımı şaşırdım nihayet ecelim geldi. İşte ecel, ile pençeleşmekteyim. Malımı aldı. Ailem hakkındaki hilâfetimi berbad etti» demiş sonra oğluna dönerek bana bir bukağı getirde onunla elimi boynuma bağla demiş. Oğlu babasının dediğini yapmış. Sonra Amr (Radiyallahu anh) başını semaya kaldırarak ;

«Allah'ım sen bana emir buyurdun ben isyan ettim; Nehy buyurdun kulak asmadım. Kudretim yok muzaffer olayım. Suçsuz değilim mazeret beyan edeyim. Ben ancak senden başka ilâh olmadığına, Muhamnıcdim senin kulun ve Resulün olduğuna şehadet ediyorum.» demiş; sonra pişman ve düşünceli gibi parmağını ağzına sokarak vefat etmiştir. Oğlu Abdul. i ah kendisine :

«Babacığım keşke Ölmekte olan akıllı bir adamın yanma varsamda neler çektiğini bana anlatsa derdim işte ölüm seninde başına geldi neler çektiğini bana anlat» demiş. Hz. Amr buna şu cevabı vermiştir ;

«Yavrucuğum sanki bir karanlık içindeyim sanki iğne deliğinden nefes alıyorum, sanki bir diken dalı ayağımdan başıma doğru çekiliyor» demiş.

îbnu Abdi Rabbih diyor ki: Bize Medine'lilerden bası zevatın haber verdiğine göre Amr b. Âs oğullarına şunları söylemiş

«Ben ne öldüğüm zaman beni cehenneme götürecek şirkin içindeyim, m de öldüğüm saman beni cennete götürecek tslâmın içinde. İslâmiyet hak kında her ne kadar kusur etsemde yine lâilâhe illâllaha sarılmaktayım.. • demiş. Eliyle keîime-i tevhidi tutar gibi yaparak avucunu yummuş; Bı halde ruh teslim etmiş. Yanındakiler elini açarlar sonra bırakırlar el yim kendi kendine yumulurmuş.

Hz. Amr'm üzerine toprak örtülmesini cenazesinin arkasından med dah yascı ve saire gelmemesini vasiyet etmesi dindeki sebatına ve Allah tan ne derece korktuğuna delâlet eder. Peygamber (SaUaltchü Aleyhi v Sellemfin bütün eshabı böyleydiier. İçlerinden birisi bir parça dünyay dalsa; derhal aklını başına alır. Allah ve Resulü hakkındaki güzel itiks dına dönerdi. Burada « E1-Ikdü'1-Ferid namı kitar-la H Muaviyenin vefatı hakkında yazılan bir kaç cümleyi de zikretmek yeriı de olur kanaatindeyim.

Muaviye (Radiyallahu anh) 'm hastalığı ağırlattığı zaman oğl Yezid yanında yokmuş. Bilâhare babasının yanma gelirken Osmab. Muhammed b. Ebî Süfyanı bir yerde otururken bulmuş;

elinden tutarak beraberce Muaviye'nin yanına girmişler. Girdikleri zaman Hz. Muâviye can çekiştiriyormuş. Yezid kendisiyle konuşmak istediyse Muâviye konuşmamış. Bunun üzerine Yezid ağlamağa başlamış. Muâviye (Radiyalîaku anh) bir müddet Yezidi süzdükten sonra şunları söylemiş:

«Yavrucuğum! Hakkında Aliah'dan en çok korktuğum şey sana yap-tiklarımdır. Yavrucuğum! Resulüliâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte sefere çıktığım olurdu. Kendileri Kazay-ı hacet eder de abdestalırsa ellerine suyu ben dökerdim. Bir defasında gömleğimin omuz başından yırtıldığını görerek:

«Yâ Muâviye! sana bir gömlek giydireyim mi?» buyurdular. Hay hay Yâ Resulâllah, dedim. Bunun üzerine bana bir gömlek giydirdi. Onu bir defadan başka giymedim. Gömlek bendedir.

Yine bir gün Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tıraş oldu Kesilen saçlarını ve tırnak kesintilerini aldım. Bunları bir şişe içine koydum. Öldüğüm zaman yavrucuğum, beni yıka! sonra bu saçlarla tırnakları benim gözlerime ve burumuna koy! Badehu Resuîüllah (Sallallalıü Aleyhi ve Sellem)\in gömleğini kefenimin altına gömlek yerine koy .Eğer (bana) bir şey fayda verecekse bunlar fayda verir.» demiş.

Görünüşe göre ashab-ı kirâmm içerisinde dünyaya en ziyade kıymet veren şu iki sahâbî-i celilin ölüm anındaki hâllerini ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ne derece hörmet ve ta'zim gösterdiklerini insafla düşünmeli de ibret almalıdır. Pahr-ı Kâinat (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimize karşı hörmet ve ta'zim hususunda diğer sahabe-i kiramın hâlleri de böyle idi. Haklarında bir çok insafsızların ileri geri söz ettikleri Muâviye ile Amr b. Â s(Radıyallahu Anhüma) 'mn halleri böyle olunca; diğer ashab-ı kiram ve ezvâc-i tâhirahn hallerini artık siz düşünün!.. Bize düşen vazife: kendimizi onlara hakemlik edecek mertebede görerek: «şu haklıdır; bu haksızdır.» diye ukalâlık taslamak değil, cümlesi hakkında (Radıyallahu Anhüm) duâsile tezyin-i lisân eylemektir.



Hadis-i Şerif Aşağıdaki Ahkamı İhtiva Ediyor:


1 -Islâmda, hicret ve haccm mevkileri pek büyüktür. Bunlar kendilerinden Önceki günahları yok ederler.

2 -Ölüm döşeğinde bulunan bir hastaya A11ah'a hüsnü zanda bulunmasını tenbih etmek müstehaptir. Onun yanında ümid bahş âyetleri, afv ve müjdeye dâir hadisleri okumalı; Allah 'dan ümidini kesmesin diye yaptığı iyilikleri anmalı. Bu suretle A11ah 'a hüsnü zanda bulunmasını te'mine çalışmalıdır. Tâki son nefesinde A11ah 'in afvu mağfiretini dileyerek gitsin. Zira i'tibâr hatimeyedir. Bu tarzda hareket bilittifak müstehaptır.

Hadisin bu hususa delil olan yeri İbni Âmr (Radıyallahu anh) babasına: «sana Resulüliâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) filân şeyi tebşir etmedi mi idi?» demesidir.

3 - Ashâb-ı kiram Resulü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i son derece ta'zim ve tebcil ederlerdi. Hz. Amr 'in «Cenazeme yasçı ve ateş refakat etmesin» demesi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) böyle şeyleri yasak ettiği içindir.

Ulemâ Niyaha'nın haram olduğunu beyan etmişlerdir. Niyaha: yas tutmak, ölenin arkasından yürüyerek onun iyiliklerini anmak suretile bağırıp çağırarak ağlamaktır. Cenazenin arkasından mum ve çıra gibi şeyler yakarak yürümek de mekruhtur. Çünkü bunlar câhiliyet devri âdet-lerindendir.

4- «Üzerime toprağı yayın!» demesi kabrin üzerine toprak yaymanın müstehab olduğuna delildir. Bazı memleketlerde yapıldığı gibi kabrin üzerine oturmak doğru değildir.

Hz, Amr'm : «Sonra kabrimin etrafında bir deve boğazlayıp da eti taksim edilinceye kadar durun ki, sizinle ünsiyet edeyim; ve Rabbim in elçilerini nasıl karşılayacağımı düşüneyim...» sözünde bir takım faideler vardır:

a) Kabir azabı ve münker nekir adlı iki meleğin sualleri haktır. Ehî-i hakkın mezhebi budur.

b) Cenaze defnedildikten sonra kabrinin başında biraz durmak müstehaptır.

c) Ölen kimse o anda kabrinin yanındakilerin konuştuklarım işitir. Binaenaleyh bazı ulemaya göre Kur'an okumak evlâdır.

d) Et, yaş üzüm v.s. müşterek mallar taksim edilebilir.-



193 - (122) Bana Muhammed b. Hatim b. Meymun ile İbrahim b. Dî-nâr rivayet ettiler. Lâfız İbrahim'indir. Dedilerki bize Haccâc —ki İbn-i Muhammed'dir — İbn-i Cüreyc'ten rivayet etti. Dedi kî: Bana Ya'lâ b. Müslim haber verdi. Ki Sa'id b. Cübeyr'i İbn-i Abbas'tan rivâyeten anlatırken işittiğine göre müşriklerden bir takım kimseler insan öldürmüşler ve bunda çok ileri gitmişler. Zina etmişler. Bunda da çok ileri gitmişler. Sonra Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek; hakikaten senin söylediğin ve kendisine ciaved ettiğin din pek güzel, Bİze yaptıklarımıza keffaret olacak bir şey haber verirsen (müsîüman oluruz) demişler. Bunun üzerine şu âyeti kerime, nazil olmuş :

«Onlar ki Allahîa birlikte başka bir ilâha duâ etmezler, Allahın haram kıldığı canı tuksız yere öldürmezler, zina da etmezler... Her Uim bunları yaparsa ağır cezaya uğrar.» (Ei-Furkan: 68) Bir de şu âyet nazil oirnuş: De ki ey nefislerine îsraf eder* kullarım Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin...» (Zümer : 53)

«Bize yaptıklarımıza kaffaret olacak bir şey haber verirsen...» İfadesi

bir şart cümlesi olup cevabı muhzuftur. Yani; bize haber verirsen bizde müslüman oluruz demektir. İbareden cevap cümlesinin hazfedilmesine arapçada ve Kur'an-ı Kerîm'de çok tesadüf edilir.

«Esâm : Bazılarına göre azap dernektir. Bazıları cehennemde bir vadi olduğunu söylemiş diğerleri cehennemde bir kuyu olduğunu beyan etmiştir. Günahın cezasıdır» diyenlerde olmuştur.

Hadisde zikri geçen ikinci âyet Kur'an-i Kerîm'in en ümidbahş âyeti olduğu bildirilmektedir. Bu âyet müşriklerin Rasuîü Ekrem (SaîîalîahU Aleyhi ve Se!!cin)'den yaptıklarına keffaret olup olmadığını sordukları zaman nazil olduğuna göre müsHiman olduktan sonra eski günahlarının affedileceğine işaret etmekledir.



55 - Kafiriin Müslüman Olmazdan Önceki Amelinin Hükmünü Beyan Babı


194 - (123) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb [105] haber verdi. (Dedi ki): Bana Yunus [106], İbni Şıhâp'tan naklen haber verdi. Demiş ki: Bana Urvetü'bnü'z-Zübeyr haber verdi onada Hakîm b. Hîsâm [107] haber vcarmiş kendisi Resulüllâh (Sailallohu Aleyhi ve Sellem) 'e:

Cahiliyet devrinde benim yaptığım bir takım ibadet işleri hakkında ne buyurursun? Bunlardan bana bir fayda var mıdır? diye sormuş Resulâllah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona:

«Sen geçmişte yaptığın hayırlarla müslüman oldun.» cevabını vermiş. Tchanntis: İbadet etmek demektir.



195 - (...) Bize Hasan el-Hulvanî ile Abd b, Humeyd rivayet etti. (Hulvânî: Bize rivayet etti dedi) Abd: Bana Yâ'kub —ki İbni İbrahim b. Sa'd'dîr— rivayet etti dedi. Ya'kub: Bize Babam Sâlih'den [108] , o da İbni Şihâb'dan naklen rivayet eyledi, demiş. İbni Şihâb da demiş ki: Bana Urvetu'bnü's-Zübcyr haber verdi. Ona da Hakim b. Hizam haber vermiş ki, kendisi Resuîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e:

— Ey Eesiüüllâh, bir takım işlere ne buyurursun: ben cahilİyet devrinde sadaka vermek, köle âzad etmek yahud akrabaya yardım kahilin-den olan bu işlerle ibâdet yapardım. Bunlarda ecir var mıdır? diye sormuş. Resulüllâh (Salldlîahü Aleyhi ve Sellem):

«Sen eskiden yaptığın hayırlarla müslüman oldun.» buyurmuşlar.



(...) Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Abdurrazak haber verdi. (Dedi ki): Bize Ma'mer, Zühri'den bu isnadla haber verdi. H.

Bize yine İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye haber verdi. (Dedi ki) : Bize Hişâm b. TJrve, Babasından, o da Hakim b. Hizâm'dan naklen rivayet etti. Hakim şöyle demiş.

— Yâ Resulâllah, bâzı şeylere ne buyurursun? Ben onları cahiliyet devrinde yapardım; dedim. (Hişâm: Bunlarla tâat yapardım demek istiyor; demiş). Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Settem) :

«Sen kendin İçin evvelce yaptığın hayırlarla müslüman oldun.» buyurdular.

— Öyle ise vallahi ben de cahiliyet devrinde yaptığım hiç bir şeyin mislini İslâmda da yapmadan bırakmam; dedim.



196 - (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Nümeyr, Hişâm b. Urve'den, o da Babasından naklen rivayet etti, ki Hakim b. Hizam cahiliyet devrinde yüz köle âzâd; yüz deve yükü de mal tesadduk etmiş. Bilâhare İslâmda dahi yüz köle âzâd ve yüz deve yükü mâl tesadduk eylemiş. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelmiş...

Müteakiben babası, Ötekilerin hadisi gibi rivayet etmiş.

Hadis muttefekun aleyhtir. Buhâri onu zekât, Buyu' Rehin ve Edeb bahislerinde tahric etmiştir.

Bana haber ver demektir. kelimesi bazı rivayetlerde şeklinde zabtedebilmiştir. Ancak rivayet sahîh olmakla beraber ma'na itibarile bu kelime yanlıştır. Buhâri'nin üstadlarından biri burada vehmetmiştir deniliyor. İbni fin: «Bu kelimenin etehan-netü şeklinde okunduğu takdirde bir vechi olup olmadığını bilmiyorum.»

demiştir. îsmâili ise; Buhârînin onu şeklinde rivayet ettiğini söyledikten sonra şöyle demiştir:, rivayeti tashifdir; doğrusut dür. Bu kelime (hıns) dan alınmıştır. Hıns günah demektir.

Hz. Hakim: «Bunlarla ben günaha sokacak şeylerden korunuyordum» demek istemiş olacaktır!»

Bazıları kelimesine ma'na vermeye çalışmış; ve bunun

meyhane ma'nasma gelen (hânût) dan alınmış olması ihtimalinden bahsetmişlerdir. Bu takdirde ma'namn ne olacağı zikredilmemişse de meyhane yerine bu işlerle meşgul oluyordum. Benim meyhanem bunlardı.» ma'na-sı kadedilmiş olması muhtemeldir.

İmam Nevevi 'nin beyanına göre «tehannüs: teabbüddür. Nitekim hadisde de Müslim onu bu ma'na ile tefsir etmiştir. Diğer rivayette onu: Teberrür diye izah eder. Teberrür, birr, yani tâat yapmaktır. Lügat uleması; Tehannüsün aslı günahdan çıkacak bir iş yapmaktır; demişlerdir...

«Sen geçmişte yaptığın hayırlarla müslüman oldun,» ifadesinden mu-rad: o hayırların hesaba katılması veya kabul olunmasıdır. Zira kâfir müslüman olur da ölürse hasenatının kabul edileceği yahud hesaba katılacağı; kâfir olarak ölürse amellerinin bâtıl olacağı rivayet edilmiştir.

Mazirî hadisin bu cümlesi üzerinde ulemânın ihtilâf ettiğini söyledikten sonra şöyle eliyor: «Bu cümlenin zahiri usûlün iktizâ ettiği ma'-naya muhaliftir. Çünkü kâfirin ibâdeti sahih değildir ki yaptığı tâaitan dolayı sevaba nail olsun. Ama ibâdet değil de itaat göstermiş olması sahihtir. Yukarıdaki izahattan anlaşılıyor ki hadîs te'vîl edilmiştir. Te'vîlinin de bir kaç veçhe ihtimâli vardır. Şöyle ki:

1 - «Sen geçmişte yaptığın hayırlarla müslüman oldun» sözü evvelce güzel âdetler, makbul tabiatlar kazanmışsın; onlardan müslümanken de faydalanıyorsun;-sana hayırlı işler için bu âdetler bir hazırlık ve yardımcı oluyor, ma'nasma gelebıir.

2 - Bu yaptıklarınla güzel bir nâm kazandın. Bu nâmın müslümanken dahi devam edecektir.

3 - Müslüman olduktan sonra yaptığı hayır hasenata geçmiş iyilikleri sebebi ile fazla sevap verilmesi ihtimalden uzak değildir. Kâfirin yaptığı hayırlardan dolayı azabı hafifletileceği bildirilmektedir. K-aadî Iyâz şunu rivayet ediyor : «Bu cümlenin manası geçmişte yaptığın hayırlar bereketine, Allah Teâlâ seni İslama hidayet etti, demektir. Çünkü evvel emirde bir kimsenin hayır yapmış olması akıbetinin seadetine delildir.»

Muhakkik ulemadan İbni Battal ve başkaları hadisden muradın zahirî manası olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre kâfir müslüman olarak ölürse küfür halinde yaptığı hayırlardan dolayı kendisine sevap verilir. Delilleri Ebû Said -i Hudrî (RadiyaÜahu anh) 'm rivayet ettiği şu hadistir:

«Kâfir müsKiman olurda müslümanlığını tam yaparsa; geçmişte yaptığı her hayırdan dolayı Allah ona bir sevap yazar ve geçmişte irtikap ettiği her kötülüğü yok eder. Bundan sonra yapacağı hayır ameli ona yedi yüze kadar katlanır. Kötü ameli ise bir misli ile katır. Meğerki AJSah Teâlâ bağışlamış ola.»

Bu hadisi Dârakutni imamı Mâlikin garip hadisleri meyanmda zikretmiştir. Dârakutni hadisi dokuz ferikle zikretmiştir ki, bunların hepsinde kâfire, müslünıan olduktan sonra şirk halinde iken yaptığı her hayır mukabilinde srvap verileceği zikredilmektedir. İbni Battal bu hadisi rivayet ettikden sonra şunları söylüyor: «Allah Teâlâ kullarına dilediğini ihsan edebilir. Ona kimsenin itiraza hakkı yoktur...»

Ulemadan bazıları bu cümlenin manası: «Müslüman olan her müşrike İsîama girmezden önceki hayırlı ameli yazılır, fakat kötü ameli yazılmaz» demektir; çünkü İslâmiyet Önceki günahları yok eder. Hayırlı amellerinin yazılması bunlarla A11ah'm rızasını talep ettiği içindir. Zira kâfirler Allah'ın rübûbiyetini tanırlar. Ancak şirk üzere ölürlerse amelleri merdûd olur. Müslüman olunca; Allah onlara lütfü ihsan ederek hayırlı amellerini yazar, kötü amellerini yok eder.» derler.

El-Mühelleb diyor ki; «bir hakîm cahiliyeti üzere ölse; azabın hafifletilmesi me'muldur. Nitekim Ebû Tâlib ile Ebû Lehe b hakkında böyle bir rivayet vardır.» Fakat Buhâri sarihlerinden Aynî bu mütaleaya itaraz ederek: «Bunların hususiyeti vardır, başkaları onlara kıyas edilemez.» demiştir.

Bu babda daha bir çok sözler söylenmiştir. Kurîubî: «bunların içerisinde en güzeli 'nin sözüdür.» demektedir. Harbi bu hadisi: «Geçmişte yaptığın hayırlar senindir.» diye tefsir etmiştir. A1l a h 'ü a'lem.

Fukaha: «Kâfirin ibadeti sahih değildir. Müslüman oîsa bile eski iba-dedleri nazar-ı itibara alınmaz. > demişlerdir. Nevevi bu sözü tefsir ederken şöyle demektedir. «Fukahamn bundan muradı küfür halinde işlenen hayırların dünya ahkâmı hakkında nazar-ı itibara alınamayacağıdır. Bu sözde âhiret sevabına dair birşey yoktur. Biri çıkar da o amellerden dolayı âhirette sevaba nail olamaz derse; sözü bu hadis-i sahih ile red-dolunur. Filvaki küffârm bazı fiilleri dünya ahkâmı hakkında da nazar-ı itibara alınır. Kâfire keffaret-i Zihar yahud başka bir keffaret lâzım gelse de küfür halinde iken onu verse borcunun Ödenmiş olacağını fukaha beyan etmişlerdir.» Ancak Nevevi'nin bahsettiği bu hüküm Hanefilere göredir. Eimme-i Selâse denilen Malik, Şafiî, ve Ahmed İbni Hanbel hazerâtma göre müşrikin verdiği keffaret caiz ve makbul değildir. Mamafih bir rivayette İmam- Ahmed bu meselede Hanefî-ierle beraberdir. Diğer bir rivayette bu keffareün mutlak surette caiz olduğuna kail olmuştur. Malik ile Şafiî meseleyi hata sureti ile insan Öldürmeye kıyas etmişlerse de deliller mutlaktır. Katil âyeti imanla mukayyettir. Kaide her delille ıtlak ve takyidi muktazasmca amel icap eder.

Kâfir cünüplükten yıkansa da sonra müslüman oîsa tekrar yıkanması icap eder mi, etmez mi? Bu mesele Şafiî yye uleması arasında ihtilaflıdır. Bazıları ileri giderek: «Abdest olsun, ğusul olsun kâfirin her tahareti hatta teyemmümü caizdir. Müslüman olduğu zaman bunlarla namazını kılabilir.» demişlerdir. Hanefîlere göre ise; müslüman olan kafir cünüp değilse yıkanması müstehabtır. Cünüp olarak müslüman olmuşsa meseîe ihtilaflıdır.



56 - İmanın Sadakat ve Telası Babı


197 - (124) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. İdris ile Ebû Muâvîye [109] ve Vekî, A'meş'den, o da İbrahim'den [110] o da Alkame'den, [111] o da Abdullah'dan [112] naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş:

«İmân edip de imanlarına zulüm karıştırmayanlar yok mu?...» (En'am: 82) âyet-i kerimesi nazil olunca, bu Resulüllah (SaUaîlakü Aleyhi ve Sellem) in ashabına girâtı geldi. Ve: «bizim hangimiz nefsine zulmetmiyor ki?» dediler. Bunun üzerine Itesulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bu zuiüm sizin zannettiğiniz gibi değildir. O Lokman'ın oğluna söylediği gibidir: «Yavrucuğum! Allah'a şirk koşma! Çünkü şirk pek büyük bir zulümdür» (Lokman: 13) (demişti) buyurdu.



198 - (...) Bize İshâk b. İbrahim ile Aliy b. Haşrem rivayet ettiler.

Dediler ki: Bize îsâ (ki İbni Yunus'dur) haber verdi. H.

Bize Mincab b. el-Hâris et-Temîmî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Müshir haber verdi. H.

Bize Ebû Küreyb [113] dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni İdris haber verdi. Bunların hepsi A'meş'den bu isnadla rivayet etmişler. Ebû Küreyb dedi ki: İbni İdris: bu hadisi bana evvelâ babam, Ebân b. TağliV-den, o da A'meş'den naklen rivayet etti. Sonra hadisi Ebân'dan (ben de) dinledim, dedi.

Hadis muttefekun Aleyhdir. Onu Buhari «imân» ve «îstitâbe-tü'1-mürteddîn» bahislerinde tahric ettiği gibi N'esâî ve Tinnizi de rivayet etmişlerdir. Ebû Nuaym (Müstahrec) inde Âyeti kerimeden sonra:

«Bunun üzerine yüreğimiz rahatlaştı» ibaresini de rivayet etmiştir. Buhârinin bazı rivayetlerinde: «Bu âyet nazil olduğu vakit zulüm meselesi ashab-ı Resulüllâh (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellemye girân geldi. Ve: «Bizim hangimizin imânı zulümle karışmamıştır; dediler. Bunun üzerine Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Öyle değil, siz Lokmanın [114] gerçekten şirk pek büyük bir şeydir.» dediğini işitmiyor musunuz?» tuyurdu, denilmektedir.

Hadisdeki birinci âyet hakkında Teymî şunları söylemiştir : «Bu âyetin ma'nası: imânlarım küfürle ibtâl etmeyenler... demektir. Çünkü imanla küfrün birbirine karışması tasavvur olunamaz. Maksad, iman sı-fatiyle küfür sıfatını karıştırıp da kendilerine evvelâ iman, sonra da küfür sıfatının sabit olmadığım yâni eevvelâ imân edip sonra kâfir olmadıklarını anlatmaktır. «Âyetteki karıştırmadan murâd: münafık olmayanlardır» demek de caizdir. Bu takdirde de imanla nifak hakikatta bir yerde bulunmazsa da âyetin ma'nası yine de «imanla nifakı zahiren ve ba-tmen bir araya getirmeyenler.» demek olur.

Zulüm: bir şeyi yerine koymamakla şeriata muhalefet etmek ve bir birinden farklı bir çok nevileri vardır. Bunların bazısı küfürdür.

Hadisin zulmü isbat eden lâfızları muhteliftir. Ancak bunların bazısı mutlak bazısı mukayyed olduğu için mutlak olanlar şirkle mukayyed hükmüne hamledilmek suretile araları bulunur; ve şöyle denilir: «Sa-habe-i kiram âyetteki zulmü mutlak ma'nada anladıkları için endişeye düşmüşler; fakat Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) âyetlerin birincisinde mutlak zikredilen zulmün ikinci âyetteki şirkle mukayyed ma'naya alınacağını öğretmiştir.

Ha11âbî diyor ki: «Bu meselenin ashaba girân gelmesi zahirde zulüm insanların haklarını yemek olduğu içindir. Halbuki Ashab günah işlemek suretile nefislerine zulmetmiş değillerdi. Yalnız buradaki zulmün zahiri ma'nası kasdedildiğini zannetmişlerdi.

Burada şöyle bir suâl hâtıra gelebilir: Acaba sahabe-i kiram buradaki zulmü hangi delile istinaden umumi ma'nasına hamletmişlerdir?

Cevap şudur: âyette zulüm nefiden sonra nekire olarak zikredilmiştir. Siyâk-ı nefiden sonra gelen nekireler umum ifâde ederler.

Yine birnci âyeti kerimede şirkin zulüm olmakla tasif buyurulması şirkten başka şeyler zulüm, sayılmaz mânasına gelemez. Çünkü: (zulüm) kelimesinin tenvini onun büyüklüğünü göstermek içindir. Nitekim ikinci âyette; «şirk pek büyük bir zulümdür.» Duyurulmuştur.



Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Etmektedir:


1 - Zulüm kelimesinin bazan hususî mânası kasdedilir.

2 - Ma'siyetler küfür değildir. Ehl-i hakkın mezhebi de budur.

3 - Zulmün navi'leri vardır.

4 - «Bir sözde kaide: o sözün umum ifâde etmesidir. Meğer ki hususa delâlet ettiğine delil buluna.» diyenler bu hadisle istidlal ederler.

5 - İcâbında bir söz zahirî ma'nasının hiâfına hamledilir.



57 - Allah Tealanın Takat Getirilemeyecek Şeyleri Teklif Etmediğini; Beyan Babı


199 - (125) Bana Muhammedi b. Minhâl ed-Darîr [115] ile Ümeyye-tü'bnii Bistâm el-Ayşî rivayet ettilea:. Lâhz Ümeyye'nindir. Dediler ki: Bize Yezil b. Zürey' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ravh —ki Îbnü'1-Kaa-sim'dir—, Alâ'dan, [116] .0 da babasından, o da Ebû Hüreyre*den işitmiş olmak üzere rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş:

Resulüllâh (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) 'e :

«Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ındır. Siz gönülierinizdekini açsaniz da gizlesenizde Allah onunla sizi hesaba çeker; Ve dilediğini affe der; dilediğini de azâb. Allah her şeye Icaadirdir [117]» âyeti nazil olduğu vakit, bu âyet Resulüllâh (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabına şiddeti: geldi. Hemen Resulüllâh (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)fe. geldiler ve diz çö küp oturarak:

«Ey Allanın Resulü! (Eskiden) bize gücümüzün yeteceği ameller: na maz, oruç, cihâd ve sadaka (gibi ibâdetler) teklif olun (muş) du. (Şimdi' sana şu âyet indirildi. Biz buna takat getiremeyiz.» dediler.

Resulüllâh (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem):

«Sizden önce geçen iki tane ehl-i kitab (kavın) in dedikleri gibi işitti ve İsyan ettik, demek mi istiyorsunuz? Bilakis, siz: dinledik ve itaat ettik gufranını niyaz eyleriz Ya Rabb! varışımız da ancak sanadır, deyin!» bu yurdular.

Ashâb: «Dinledik ve itaat ettik; gufranını niyaz eyleriz ya Rabb varı Şimız da ancak sanadır. Dediler.

Cemâat bunu okuyunca dilleri ona yatıştı. Hemen arkasından Allah ş âyeti indirdi:

«Peygamber Rabbinden kendisine indirilene imân getirdi. Mü'minfe de her biri: Allaha, onun meleklerine, kitaplarına Peygamberlerine — Peygamberleri arasında hiç bir fark gözetmeyiz, diyerek — İmân getirdiler. Ve dinledik, itaat ettik. Gufranını niyaz eyleriz yâ Rabb! Varışımızda ancc sanadır, [118] dediler.»

Onlar bunu yapınca Allah Teâlâ da o âyeti neshederek:

«Allah hiç bir kimseye takat getiremeyeceği bir şey teklif etmez. He kesin kazandığı kendine, irtikab ettiği de [yine) kendi aleyhinedir. Ey Rab temiz! Unutur veya hatâ edersek bizi muâhaze buyurma!.. »(Peygarabe (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) bu duaları okudukça Allah Teâlâ Hazertler peki (yaptım) buyurmuştur.

Ey Rabbimiz, hem bize, bizden öncekiîere yüklediğin gibi^ağır yük yü leme! (Allah Teâlâ Hazretleri peki buyurmuş.)

Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi de yükleme!

(Allah Teâlâ hazretleri: Peki buyurmuş.)

Bizi Affet! Bizi mağfiret eyle! Bize merhamet buyur! [Çünkü) bizi mevlâmız ancak sensin. Binaenaleyh kâfirler güruhuna karşı bize nusr eyle! (Allah Teâlâ Hazretleri: Peki buyurmuş.) [119]



200 - (126) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb ve tshâk b. İbrahim rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekir'indir. İshâk (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Vekî, Süfyan'dan, [120] o da Hâlid'in [121] âzadlısı Âdem b. Süleyman'dan, [122] naklen rivayet etti; dediler. Âdem şöyle demiş: Said b. Cübeyr'i, İbni Abbas'dan naklen rivayet ederken dinledim, demiş ki:

Şu «Siz gönüllerinizdekini açsanızda gizlesenizde Allah onunla sîzi hesaba çeker...» âyeti nazil olunca ashabın kalplerine başka hiç bir şeyden girmeyen bir endişe girdi. Bunun üzerine Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Siz, dinledik, itaat ettik ve teslim ettik deyin» buyurdular. Müteakiben Allah imânı onların kalplerine yerleştirdi. Ve şu âyeti kerimeyi inzal buyurdu:

«Allah hiç bir kimseye takat getiremeyeceği bir şey teklif etmez. Herkesin kazandığı kendine irtikâbettiği de (yine) kendi aleyhinedir. Ey rabbi-mîz! Unutur veya hata edersek bizi muâhaza buyurma!» Peygamber

(Scülalhhü Aleyhi ve Sellem) bu duaları okudukça (Allah Teâlâ hazretleri) Pekiyi (yaptım) buyurmuştur.

«Ey Rabbîmiz! Hem bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yüt yükleme.»

(Allah Teâlâ hazretleri pekiyi buyurmuş).

«Bizi affet! Bize merhamet eyle! [Çünkü) Bi2im mevtamız ancak sensin.)

(Allah Teâlâ hazretleri pekiyi buyurmuş) [123]

Hadis müttefakun aleytir, Buhârî onu tef siru'l-Kur'aı bahsinde tahric etmiştir.

Ashab-ı Kirama âyeti kerimenin şiddetli gelmesi gönülden geçen şey lerden, korunmakla memur olduklarını zannettikleri içindir. Böyle bi teklif insan takatinin üstündedir. Çünkü gönülden geçen şeyleri defetme! kimsenin elinde değildir.

Eğer âyetten murad bu ise bu hadis-i şerif müslümanlara takat geti remiyecekleri şeylerin emredildiğine delâlet eder. Buna hususî tabiri il teklif-i mâla yutak derler ki caiz olup olmadığı ulemâ arasında ihtilâflıdıı

Vahidinin beyanına göre buna takat getiremiyeceklerini Peygambe (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'e arz eden ashab Ebû Bekir, Ömer Abdurahman b. Avf, Muaz b. Cebeî ve Ensarda birkaç kişi imiş : «Ya ResulâHâh! Bize şimdiye kadar ondan daha şu detli bir âyet inmedi, demişler» Resulüllâh (Salîallahü Aleyhi ve Sellev kendilerine:

«Ne yapalım âyet böyle indirildi sizde dinledik ve itaat ettik deyiverir buyurmuşlar.

Böylece bir sene geçmiş. Ondan sonra Teâlâ hazretleri: «Allah h bir kimseye gücünün yetmeyeceği bir şey teklif etmez.» âyetini indirerc ashabı rahata kavuşturmuş ve bu âyetle üst tarafındaki şiddet âyeti: nesh etmiş. Resulüllâh (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) de: «Şüphesizi-Allah ümmetimin gönlünden geçirdikleri şeyleri fiiliyat sahasına çıka madikça yahut söylemedikçe af buyurmuştur.» demiştir.

Nesh: şer'i bir hükümün kendinden evvel gelen şer'i bir hükmük£ dırmasıdır. Âyet-i kerimenin, üst tarafındaki şiddet âyetini neshedip t mediği ihtilaflıdır. İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhüma) 'nın «b âyet neshedilmiştir.» dediği rivayet olunur. Bunun vechi: âyetin haber c maşıdır. Haberlerde nâsih mensuh aranmaz filvaki buna kail olanlar ve şada kendilerine cevap verilmiş ve: «Âyet-i kerime her ne kadar habe dair isede hüküm de tazammun etmektedir. Hüküm ihtiva eden haber] ise; sair ahkâm gibi neshi kabul eder. Nesh kabul etmeyen haberler î hüküm ihtiva etmeyen maziye ait haberlerdir.» denilmiştir. Bazıları: «I radaki neshden murad tahsis olabilir. Çünkü eskiden ulema çok defa ta sise nesh derlerdi.* demişlerdir. Yine İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhiinlan rivayet edildiğine göre: Bu âyet neshedümemiştir. Lâkin Allah Teâîâ îiyamet gününde kullarını haşr ettiği zaman «Ben size meleklerimin /akıf olamadığı gönül sınırlarınızı haber vereceğim» diyecek. Mü'minlerin

urlarını söyledikten sonra onları affedecek şüphecilere ise; yaptıkları tek- hareketini haber verecektir. İbni Abbas: İşte «Allah îilediğini af, dilediğini de azap eder» âyeti kerimesinin manası budur.»

demiştir.

Mâzirî diyor ki: «Buna nesh demek bir meseledir. Çünkü nesh iki âyetin arası bulunamadığı zaman olur. Halbuki Teâlâ hazretlerinin: kalplerinizden geçeni açığa vurursantzda gizîersenizde ilâh...» âyet-i ke-

imesi âmm'dır. Bunun gönülden geçen şeylerin önüne geçmesi mümkün olmayanlarına değil mümkün olanlarına şamil olması ihtimali vardır. Binaenaleyh Ferah âyeti şiddet âyetini tahsis etmiş olur. Ancak sahabe umum manâsını hal karinesi ile snladıîarsa o başka, o zaman nesh olur. Çünkü nesh sabit ve müstekâr olan bir hükmü kaldırmaktır.» Fakat Übbî Maziri'nin bu mutâleasına iştirak etmemiş ve : «Bu takdirde nesih olur. Çünkü nesih ile tahsisin her biri sözün delâlet ettiği ma'nanın hilafını gösterir. Ayrıldıkları yer: tahisin sübutu şüpheli olan bir hükmü neshin ise sübutu muhakkak olan hükmü kaldırmasıdır. Ashab bunu ka-rîne ile anladıîarsa —ki karine ilim ifade eder— sübutu muhakkak olanın hükmünü kaldırmaya râcî' olur; bu nesihdir.» demiştir.

Kaadî îyâz şöyle diyor : «Bu meselede neshi uzak görmeğe imkân yoktur. Çünkü hâdiseyi anlatan râvî bu hadisede nesh olduğunu lâf-zan ve manen rivayet etmektedir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) şiddet âyeti- inince; ashabına itaat etmelerim emir buyurmuştur. Bu emir Allah Teâiâ gönülden geçen şeylerden dolayı muahaza buyuracağım bildirdiği içindir. Sahabe taat ve teslimiyet arzedince Allah Teâlâ imam kalplerine yerleştirmiş, dilleri de arz-ı teslimiyet ederek dinledik ve itaat ettik demeye yatışmıştır. Nitekim Nass-ı hadis kendilerinden güçlüğün kaldırıldığım ve bu teklifin nesh edildiği bildirilmektedir, Nesh ancak haber vermekle yahut tarih göstermekle bilinir. Bu âyette bunların ikiside vardır. Mâzîrî'nin dedikleri nesih vaki olduğuna delil bulunmayan yerde doğrudur. Delil bulunursa; biz o delilin üzerinde dururuz. Lâkin usul ulemâsı şahabının: «Sununla neshedil&i» demesinin neshi iptal eder bir. hüccet olup olamayacağı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Çünkü sâhâbi'-nih sözü kendi içtihad ve te'vili de olabilir. Bu nesh değildir. Ulema bu âyet hakkında da ihtilâf etmişlerdir. Ashab-ı kiramın ve onlardan sonra gelen müfessirlerin ekserisine göre âyette nesh vardır. Müteehhirin ulemadan biri neshi inkâr etmiş ve «bu âyet haberdir, haberlere nesh dahil olamaz» demiştir. Ama mesele bu muteehhir alimin dediği gibi değildir. Çünkü âyet haber de olsa, bir teklifi ve kalplerde gizlenen sırdan dolayı muahaza olunacağını; Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'İn emrettiği şekilde dinledik ve itaat ettik diyerek teabbüdte bulunmaları lüzumunu haber vermektedir. Bunferın bazısı kavil yani lisanın ameli, bazısı da kalbin amelidir. Bilahere kendilerinden güçlük ve muâhaze kaldırılmak suretile bu hüküm neshedilmiştir.

Bazı müfessirlerden rivayet olunduğuna göre; buradaki neshin ma'nâ-sı, ashabın kalblerindeki endişe ve korkuyu gidermektir. Bu endişe ve korku sonra nazil olan âyetle giderilmiş; ve gönülleri rahat olmuştur. Bu kavle zâhib olanlarca ashab-ı kirama güçleri yetmeyecek teklifler vâkî' olmamış; yalnız korunması kendilerine meşakkatli görünen gönül tasavvurlarından korunmaları ve derûnî bir ihlâsa sahip olmaları emrolunmuştur. Ashab da bunu görünce takat getiremeyecekleri şeylerin kendilerine em-redilmesinden korkmuştur. Binnetice korkuları giderilmiş; ve ancak tâ-katları nisbetinde mükellef oldukları beyan buyurulmuştur. Bu takdirde âyette, kulun gücü yetmeyeceği şeylerin teklif olunabileceğine delil yoktur. Çünkü âyette teklife dair bir söz yoktur.

Bazıları mezkûr teklifin caiz olduğuna Teâlâ hazretlerinin: «Bize takat getiremeyeceğimiz şeyleri yükleme...» âyetile istidlal etmiş; ve : «Eğer böyle bir teklif caiz olmasa ashâb bundan Allah'a iltica etmezlerdi.» demişlersede kendilerine: «Ashabın: takat getirenleyiz demelerinin ma'-nası, güç hâlle yapabilirsiniz, demektir» şeklinde cevap verilmiştir.

Bir takımları da mü'minlerle kâfirlerin gerek yakınen gerekse şek ve şüphe ile inandıkları şeyleri gizleme hususunda âyetin muhkem olduğunu; mü'minler affolunacağını, kâfirler ise azâb göreceğini söylerler.» Kaadî Iyaz'm sözü burada bitiyor.

Vahidî: «Âyet mü'minlerle kâfirler hakkında muhkemdir...» kavli hakkında: «Muhakkikin ulemânın mezhebi de budur.» diyor.

Buhârinin Hz. Abdullah b. Ömer (RaâiyaUahu anh) dan rivayet ettiği bir hadisde ise İbni Ömer (Raâiyallahu anh) «Siz gönüüerinizdekini açsanız da gizlesenizde... âyeti muhakkak nesh edilmiştir.» demiştir.

* Hasılı; nesih meselesi ihtilaflıdır. Görülüyor ki, Sûre-i Bakara'nın son âyetleri-bu münasebetle nazil olmuştur. Ayni diyor ki: «Teâlâ Hazretleri : Peygamber, kendisine indirilenlere iman attı; mü'minler de her bîri Allah'a imân etti...» buyurdu. Acaba neden Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında «Allah'a imân etti» buyurulmanuştır? dersen ben derim ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında küfür imkânsızdır. Fakat mü'minler hakkında imkânsız değildir. Bu sebeble onların Al1ah'a imân ettiklerini tasriha lüzum vardır. Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) in Allâha iman ettiğini beyâna hacet yoktur.

Âyetteki «diniedik» ta'birinden murâd: icabet ettik demektir. burada kesb fi'li, biri sülâsi-i mücerrep diğeri sülâsî-i mezid olmak üzere iki defa zikredilmiş; ve kelimelerdeki bina ziyadesi ma'nâların ziyadeliğine delâlet ettiği cihetle (kesebe) fi'li ha-yır kazanmak ma'nasmda (iktesebe) ise kötülükte kullanılmıştır. Çünkü

iktisabda didinerek çalışma ve kasid manası vardır.

Buradaki nisyandan murâd: yanılmaktır. Bazıları, terk ve ihmâl ma'nası-na geldiğini söylemişlerdir.

Hatadan muradın kasıdlı iş olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, bilmemek ve yanılmak ma'nasma geldiğini' ileri sürenler de vardır. îbni Zeyd'e göre bu cümlenin ma'nası: «Şayed bize farz kıldığın şeylerden birini unutur; yahud haram kıldığın şeylerden birinde hata edersek, bizi cezalandırma ya Rabbî!» demektir.

Kelbî 'nin beyanına göre Beni İsmail, Allah'm kendilerine emrettiği bir şey hususunda hata ve nisyanda bulunurlarsa derhâl cezalan verilir; günahına göre yiyecekleri içecekleri kesilirmiş. İşte bu âyetle Teâlâ Hazretleri mü'rninlerin bu gibi hâllerden dolayı azâb olunmama-maları niyazında bulunmalarını Peygamber (Salldllahü Aleyhi ye SeÜem)*c emir buyurmuştur.

Burada şöyle bir suâl vârid olabilir. Hatâ ve nisyanin hükmü bu ümmete bağışlanmıştır. O halde bunlardan dolayı muâhaze olunmamak niyazında bulunmanın ne faydası vardır?

Cevap : Duadan murad: muaheze olunmamanın bir defaya mahsus bırakılmayıp devam etmesini, hiç bir nisyan ve hatadan dolayı azâb görmemelerini istemektir. Nitekim Fatiha Süresindeki: bizi doğru yola ilet...» âyet-i kerimesinden murad da doğru yolda dâim kılmaktır

«Ey Rabbimiz! Hem bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme!...» Buradaki (ısr)ı, Sultanu'l-müfessirin İbni Abbas (Radıyallahu Anhüma) altından kalkamayacağımız «ahdu peymân» diye tefsir etmiştir. Zemahşeri:

«Isr: taşıyanın belini çökerten ağır yüktür» demiştir. Bazılarına göre (ısr) tevbesi ve keffâreti olmayan günahtır.

Önceki kavimlerden murâd yahudilerdir. Rivayete göre Allah Teâlâ yahudilere günde elli vakit namaz kılmalarını ve mallarının dörtte birini zekât olarak vermelerini emretmiş. Kim bir günah işlerse sabahleyin günahının kapısına yazıldığını görürmüş. îşte bazı âyetlerde zikri geçen

(isr-u ağlâl) dan murad bunlardır.

«Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi de yükleme!...» Allâme Aynî bu âyetin ma'nası hususunda yedi kavil olduğunu söylüyor. Bu yedi kavil şunlardır:

1 - Yâ Rabbî! Bize takat getirmeyeceğimiz meşakkatli şeyleri emretme!

2 - Bizi azâb etme!

3 - Bizi nefsimizin vesvesesi ve gönlümüzden geçen şeylerden dolayı azâb etme! yahud bizi nefsimizin vesvesesine terk etme!

4 - Bize gülme yânî kuvvetli şehvet verme! Çünkü kuvvetli şehvet bizi cehenneme sürükleyebilir.

5 - Bize takat getiremeyeceğimiz aşk ve mahabbet yükleme! (Misâl) Zün'Nûn-u Mısrî bir meclisde mahabbet hakkında konuşurken onbir kişi öldüğü hikâye olunur.

6 - Bize düşmanları güldürme!

7 - Bizi tefrikaya düşür

«Bize merhamet eyle» yânî bize inayet buyur; da günah işlemeyelim. «Bize nusrat eyle!» Çünkü senin dinini inkâr eden, vahdaniyetini tanımayan kâfirlere karşı bizim yegâne yardımcımız sensin. Ebû Bekir Zeccâc'in beyanına göre Bakara Sûresinin son âyetini Cenab-ı Hak dua olarak inzal buyurmuştur. Binaenaleyh mü'minlerin bunu ezberleyerek her zaman okumaları gerekir.



58 - Yer Etmemek Şartı İle Gönülden Geçen Şeyleri ve Kelam-ı Nefsiyi Allah'ın Affetmesi Babı.


201 - (127) Bize Said b*. Mansur [124] ile Kuteybetü'bnü Said ve Mubaramed b. Ubeyd el-Guberî rivayet ettiler. Lâfız Said'indir. Dediler ki: Bize Ebû Avâne Katâde'den, o da Zürâratü'bnü Evfâ'dan [125], o da Ebû HüreyreMen naklen rivayet etti. Demiş ki: Resulüllâh (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz ki, dillerile söylemedikçe yahud fi'len yapmadıkça Allah ümmetimin gönüllerinden geçirdikler! şeyleri onlara bağışlamıştır.» buyurdular.



202 - (...) Bize Amru'n-Nâkid ile Zuheyr b. Harb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. H.

Bize EbÛ Beki* b. EM Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize AHy b. Müshir ile Abdetü'bnü Süleyman rivayet [126] etti. H.

Bize İbnü'l-Müsennâ ile İbni Beşşâr dahi rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İbni Ebî Adiy rivayet eyledi. Bunların hepsi Said b. Ebî Arube'den o da Katâde'den [127], o da Zürâre'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resulüllâh (Sallattahü Aleyhi ve Sellem):

«Şüphesiz ki fi'len yapmadıkça yahud söylemedikçe Allah Teâlâ ümmetimin gönüllerinden geçen şeyleri onlara bağışlamıştır.» buyurdu.

Bana Zühcyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mis'ar'la Hişâm [128] rivayet etti. H.

Bana İshâk b. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüseyn b. AHy Zâidc'den, o da Şeybân'dan [129] ve bunlar toptan Katâde'den bu isnâdla bu hadisin mislini haber verdiler.

Bu hadisi Buhârî »Kitabü'1-Itk», «Kitabü't-Talâk» ve «Kitâbü'l-Eymân ve'n-Nüzûr» da, Ebû Davûd, Tirmizi Nesaî ve İbni Mâce «Kitâbü't-Talâk» da tahric etmişlerdir.

Bazı rivayetlerde : yerine denilmiştir. Aynî o rivayeti daha güzel bulmaktadır.

dahi bâzı rivayetlerde şeklinde merfu'dur. 3azıları lisân âlimlerinin tunu mer-fu' okuduklarını söyîemişse de Aynî iki vechin de-caiz olduğunu söylemektedir. Kelime mansub okunursa rna'nası: «nefislerine söyledikîerişey, merfû okunursa «nefislerinin kendilerine söylediği şey > olur. Yani birinci takdire göre (enfüs) kelimesi mef'ul, ikinciye göre faildir. Bu kelimenin yerine hadisin bâzı rivayetlerinde :

«nefislerinin verdiği vesveseyi...» denilmiş hatta Nesaî'nin rivayetinde:

«nefislerinin verdiği vesvese ile gönüllerinden geçen şeyleri...» buyurulmak suretüe kelimelerin ikisi birden zikredilmiştir.

Vesvese: nefisde yer etmeyip tereddüd halinde bulunan şeydir. Gönülden geçen şeyler diye terceme ettiğimiz «hadis'ün-nefs> de öyledir. Bunlar kuvveden fi'le çıkmadıkça muâhazeyi icâb etmezler. Şu var ki; vesvese ve gönülden geçen şeylerin cezayi istilzam etmemesi için onların kalbden gelip geçmeleri şarttır. Bunları yapmağa niyet edilir de kalbde yer eder kalırsa azabı müstelzim olurlar.

Kaadi Iyaz şöyle diyor: «Kalbte geçen şey, orada yer edip karar kılmadan gelip geçerse buna «hemra» derler. Şayed devam eder de kalbe yerleşirse «azim» olur. Azim sebebile ise inşân yâ muâhaze olunur yahud se-vab kazanır. «Yâni bir haramı irtikâba azmeden azaba, hayır yapmaya azmeden de sevaba lâyık olur demek istiyor.

Kurtubî diyor ki: «Kaadi lyazm kavli bil umûm selef ulemasüe fu-kahanın, muhaddislerin ve ilm-i kelâm âlimlerinin mezhebidir. Bu hususta onlara muhalefet ederek: «İnsanın kalbinden geçen şeyler orada yer etsin etmesin hiç bir muâhazeyi icâb etmez.» diyenlerin sözüne bakılmaz.

Bunlar Tealâ Hazretlerinin:

«Kadın gerçekten ona niyeti kurmuştu. Rabbinin burhanım görmemiş olsa o da ona niyeti kurmuş gitmişti...» [130] âyet-i kerimesile ve bu hadisle Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in : «Fi'len yapmadskça yahud söyfe

medîkçe» buyurmuş olmasile bir de kötülük etmeye azmetmişken yapmayan ve söylemeyene ceza verilmemesile istidlal ederlerse de âyetle istidlallerine verilecek cevab: Âyetteki gönüden geçen şeylerdir. Fakat bazıları da kalbde yer etmeyen düşüncelerdir ki, bunlardan dolayı azâb yoktur. Nitekim bu hadisde buna şahittir...»

Kirmanı de şunları söylemiştir: «Ulemâ diyor ki: Bir kimse velev 25 sene sonra bir vacibi terk yahud bir haramı irtikâb edeceğine az-meylese derhâl âsî olur.» Hatırdan geçen şeylerden murâd: niyet derecesine varmayan şeylerdir. Niyet derecesine varan kuruntulardan dolayı kul muâhaze edilecektir.

İbnü'l-Arâbî : «Hadisdeki (konuşmadıkça) tabirinden murad: gönülden geçen şeydir. Çünkü ası! kelâm, ilme muvafık olan kalbteki sözdür; dil onun tercemarudır; demişse de bu söz reddedilmiştir. Zira kaîb-den geçen şeyler söz yerine geçse, bunların namazı da bozması icâbederdi. Halbuki konuşmak namazı bozduğu halde gönülden geçen şeylerin namazı bozduğuna kail olan bulunmamıştır. Hz. Ömer (Radiyalhhu anh) : «Ben ordumu namazda iken hazırlarım.» demiştir.



Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1 - Kalbden geçen şeylerden dolayı azâb görmemek bu ümmete mahsus bir ikramdır. Geçmiş ümmetler gönülden geçen şeylerden mes'uldü-ler. Acaba muâhaze îslâmiyetin ilk zamanlarında meşru' kılınıp sonradan nesih mi edilmiştir? Bu cihet ihtilaflıdır. Bazılarına göre; evvelâ bu ümmete de mes'ûliyet teşri' edilmiş; sonradan tahfif için kaldırılmıştır. As-hab-ı kiramdan İbni Abbas ile Ebû Hüreyre (Radıyallahu

Anhüm) hazerâtının da dahil bulundukları bir cemaat [131] âyet-i kerimesinin: âyetiîe neshedildlğine kail olmuşlardır.



islam