İzahlı Mişkatül Mesabih Tercümesi 1.Cild 3.Bölüm


Tercümesi :


62 - (14) Huzeyfe (R.A) den mervidir, demiştir ki : «Nifak, ancak Resûluilah (S.A.V) zamanında idi. Ama bugün, küfür veya îman vardır.»[205]


İzahat


Râvî Hz Huzeyfe (R.A) kimdir?

Hz. Huzeyfe (R.A), aslı yemenli, Ebu Abdillah künyesi ife mâruf ve Hu-zeyfetülyemânî lakabı ile lakablandırılmıştır. Peygamberimizin sır ve gizli olan haber ve hükümleri bildirdiği sahâbesidir. Bilhassa münafıkların isim­lerini liste hâlinde bildirdiği sırları bu bilirdi. Onun için bu hayatta iken bir cenaze vuku bulursa, Hz. Ömer (R.A) bakar, cenazede Hz Huzeyfe bulu­nursa, oda iştirak ederdi. Şayet Hz. Huzeyfe cenazede hazır bulunmazsa, Hz. Ömerde cenaze namazına iştirak etmezdi.

Hatta Hz. Ömer (R.A), zaniün zaman : «Ey Huzeyfe kardeşim! Allah aşkına söyle, münafıkların listesinde bende varmıyım.» dediği zikredilmekte­dir.

Cennetle tebşir edilen Hz. Ömer (R.A), hak teâlânın rahmetinden mah­rum, azabının en şiddetlisi ile azablanacak olan münafıklardanmıyım aca­ba! diyerek bu şekilde dikkat eder ve hassasiyet gösterirse, bizlere ne yap­mak ve ne şekilde dikkatli olmak gerektiği artık gayet açıktır.

'Kıyamet alâmetlerinin küçüklerinden pekçoğunuda Resulü Ekrem efen­dimiz, bu mübarek Hz. Huzeyfeye bildirmişti.

Kendisinden, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Ebidderdâ ve daha pek çok saha­be ve tabiîn hadîsi şerif rivayet etmişlerdir.

Vefatı, Hz. Osman (R.A) in şehâdetinden kırk gece sonra hicretin otuı beşinci (35). senesinde Medâinde vuku bulmuştur. Kabri şerîfide oradadır. Allah ondan razî olsun.

Medöıin : Bağdad yakınlarında bir şehrin ismidir.

Hz. Huzeyfenin beyan ettiği ve Buhârî şerifde «Münafık ancak Resülül-lah (S.A.V) zamanında idi.» mezkur olan bu cümlenin anlamı şöyledir:

Münafıklar hakkında verilen hükümler, icra edilen ahkamlar, ancak Ra-sûtüliah zamanında tâyin edilip yapılabiliyordu. Zira onların kimler olduğu­nu ve onlara karşı nasıl davranılması gerektiğini Resulü Ekrem efendimiz bildirirdi.

Meselâ, Resûlüllah zamanında münafıklardan bizzat bilinen ve bildiri­lenlere selam vermemek, iltifat etmeyip bakmamak gibi halier zaman zaman ve bâzı şahıslar hakkında icra edilmiştir. Bilinmeyen ve bildirilmeyenlere kar­şıda hiç bir muamele yapılmaz, müslüman kardeşlerden sayılır ve kardeş muamelesi yapılırdı.

Bugün ise, münafıkların tâyin ve tesbiti, olamıyacağından ancak müna­fık amellf kişifer görülebildiğinden veya görülebileceğinden bizzat «Bu adam münafıkdır» hükmü verilemez. Belki «Bu adam münafık amelli kişidir.» denebilir.

Günümüzde en bariz ve en kesin bilinib hüküm verilebilen, ve hüküm verilebilecek olan, hak ve hakikati istisnasız kabul edenlere «Mümin», hak­kı inkar edenlere de «kâfir» hükmü verilebilir iki yüzlü nifak amelleri görülen lere de «münafık amelli» denilebilir.

Bir münafık harbe çıkıyor, çok gayret gösteriyor, Ashab bunun gayre­tine hayran kalıyor, hoşlanıyorlar. Fakat Resulü Ekrem efendimiz onun iç gayesine vâkıf olduğundan o adamın kendi menfaatini korumak için savaş-dığını beyan ediyor ve «bu adam cehennemliktir» buyuruyor. Bugün bu teş­hisi yapmak güç olduğundan, münafık amelini işleyenleri görünce «Münafık amelli adam» diyebiliriz.

. Bu hadîsi, Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. [206]


Vesvese Babı Birinci Fasıl


63 - (I) Ebû Hureyre (R.A) den mervidir, demiştir : Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :[207]

«Muhakkak Allah (teâla), ümmetimden sadırlarının (nefislerinin) verdi­ği vesveseyi - onu İşlemedikçe veya konuşmadıkça afveder.» [208]


İzahat


Hadîsi şerifde geçen «vesvese» kelimesini tarif edelim.

Vesvese : Gönül ve hatıra gelen şey, insanı kötü olan şeylere sevk eder­se, ona «vesvese» denir.

İlham : Gönül ve hatıra gelen şey, insanı faziletli şeylere teşvik ederse, oda «ilham» dır.

Şu halde kalbe gelen bir şeyin vesvese veya ilham olduğunu teşhis ede­bilmek için, o gönüle gelen ve icra edilmesi için İtici kuvvetin şer veya kötü olan şeyleri yapmaya teşvik ediyorsa, o vesvesedir.

Şayet kalbe gelen şey, iyi amelleri yapmaya teşvik ediyor ve iyiliğe iti­yorsa, işte bu gönle gelen şey, ilhamdır.

İlham OtSi;n, vesvese olsun hankisi olursa olsun, bunlarla bir hüküm çıkarılamaz. Heı hangi bir şeyin hakîkat ve aslına delil olamaz.

Vesvesenin çeşitleri ve uzun îzahı, «Ameller niyyetlere göredir» hadîsi şerifin altında Zikredilmiştir.

İlham hakkında da «İslamda Evliya meselesi» adlı eserimizle «İslama sokulan Bid'at ve Hurafeler» isimli eserimizde açıklama yapılmıştır.

Hadîsi şerifin manası, gayet açık ve sarihki; insanların gönüllerine ge­len şeyleri söylemedikleri veya işlemedikleri takdirde cenabu hak o gönül­lere gelenleri bağışlayor. Ancak gönüllere gelenleri, insanlar dilleri ile söy^ ler veya onları bizzat icra edip işlerlerse, onlardan mes'ul olurlar. Tabiiki gönüllere vesvese ile gelenler, şer ve kötülüktür.

İşte kalbe gelen kötülükler, işlenmedikçe veya dil ile söylenmedikçe günah olmaz, cezayı müstelzim değildir. Allah (c.c.) onları bağışlamaktadır.

Hatta bir hadîsi kudsîde şöyle buyuruimuştur :

«(Allâhü teâlâ buyuruyor : Ey meleklerim!) bir kulum bir günah işlemek istediğinde, ona hemen günah yazmayınız. Eğer o gönlüne aldığı günahı iş­lerse, onun üzerine bir günah yazınız.» [209]

Kalbe gelen vesvese ve kötü şeyleri telkin etme hâli, ilk defa şeytanin Adem aleyhisselâma telkini ile başlar. İnsanın nefsinin vesveseside dâima - kötülük telkin eder.

şeytanın Adem aleyhisselâma telkini şu âyeti kerimede beyan edilmiş­tir :

«Ve nihayet şeytan Ademe vesvese verdi ve şöyle dedi: Ey Adem! Seni (cennette kalmana sebeb olacak) ebedîlik ağacına, bir de son bulmayacak devlete delâlet edeyim mi?» Taha sûresi, 120

Nefsin vesveseside şu mealdâki âyetde beyan buyurulmuştur.

«And olsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdi­ğimde biliriz..» Kof sûresi, 16 [210]


Tercümesi :


64 - (2) Yine Ebû Hureyre (R.AJ den mervidir, demiştir : Resûlullâhın ashabından bir kurub insan Nebiyyi Ekrem (S.A.V) e gel­di ve ondan sordular : Biz, birimizıin söylemesini büyük (günah, veya küfür ve kötü) gördüğü şeyi nefislerimizde (nefislerimizin vesvese ve iğvâsında) buluyoruz!

— Bunun üzerine R££û3ullah (S.A.V) buyurdu : «Siz, bunu buluyormusunuz?»

— Ashabı kiram : «Evet» dediler.

— Resûluilah (S.A.V} de :[211]

«İşte bu îmanın sarihidir.» buyurdu. [212]


Îzahat


Hadîsi şerifde beyan edildiği üzere, bir kısım cemaatın kalblerine gelen kötü vesvese ve vehimlerin âkibp*inin ne olacağı ve bu kalbe gelmenin iyimi, yoksa kötümü olduğu sorulunca, mübarek pyeğmdberimiz, «İşte bu (kalblere gelen vesvese), îmanın sarihidir.» buyuruyor.

Evet kalbleri don yağı gibi donub, katilaşanlar pek makbul kişilerden değillerdi. Müşrik ve kâfirler gönüllerine yerleştirdikleri şirk ve küfür sebe­biyle, onların gönüllerine şeytanın sokacağı bir şey kalmamıştır. Onun istediai Ç'rk ve fenalıkların en eşeddi yerleşmiştir. Artık vesvese ve şüpheler sokmaya veya sokmak için çapaya lüzum kalmamıştır,

Fakat gönlünde îmanı olan müminin îmanını, kirletmek veya çalmak için bütün gayretini sarf ediyor. Her türlü çâreye baş vuruyor. Çünkü onun kal­binde en büyük sermâye olan îman cevheri vardır. Bütün gayesi o cevheri

çalmaktır.

Netekim, mal, eşya, para ve emsali şeylerle dolu olan bir eve veya oda­ya, hırsız girib çalmak için bütün gayretini sarf eder.

Şayet odada, ev veya dükkanda hic bir şey olmazsa, hırsız iltifat et­mez. İçeriye girmek dahî İstemez.

İşte müminin kalbine gelen vesvese ve acâib vehimlerin çeşitleri, mü­minin kalbindeki îmanının mükemmel ve sağlam olduğuna delâlet eder. Zira şeytan o îmanı kirletmek için vesvese veriyor. Müminde bu vesvese ile mücâdele ediyor. En kemallı cihadı nefsi ile yapmış oluyor.

Hz. Ali (R.A) de şöyle demiştir.

«Bir namazki, onda vesvese olmazsa, işte o namaz ancak yahûdî ve Hı­ristiyanların namazıdır»[213]

İslom hukukunun hükümlerini beyan eden fıkıh kitablarında «sehvi sec­de babı» başlığı ile yazılan hükümleri okumalı ondan sonra bu hadîsi şerif ve İzahı \\e bu irtibat kurmaya çalışılmalıdır.

Tercümesi : 65 — (3} Ondan (yani Ebû hureyre R.A. den) mervidir, demiştir :

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :[214]

«Sizin bîrinize şeytan vesvese verir ve der : Şunu kim yarattı? Bunu kim yarattı? hatta şöyle der : Rabbini kim yarattı? İşte böyle soru ile karşı­laşırsan, Allâha sığın ve (düşünmeyi) Terk et.» [215]


İzahat


Hadisi şerifde Resulü Ekrem sallallahü gleyhi vesellem şu mealdeki âye ti kerimeye işaret etmiştir:

«Allah o iblisi (şeytanı; Rahmetinden kovdu..O da (İblisde) dediki : uhakkak kullarından bir muayyen pay arayıp saptıracağım. Onları gerçekden saptıracağım. Kendilerini uzun amellere düşürüp olmayacak kuruntu­larla aldatacağım ve muhakkak onlara (insanlara) emredeceğimde davar­ların kulaklarını (putların nâmına) kesip yaracaklar. Elbette onlara emrede­ceğimde, Allanın yarattığı (Putlaştırarak, tebdil ederek) değiştirecekler Kim Allahı bırakıpda şeytanı dost edinirse, gerçekden bir ziyana düşmüştür.

— Şeytan onlara vad eder, onları uzun amel ve kuruntulara düşürür, Şeytanın kendilerine vaad ettikleri aldatmadan başka bir şey değildir.» Nisa sûresi, 18-20

Bu âyeti kerimelerdede belirtildiği üzere, şeytan her zaman ve saatte durmadan İnsanları saptırmak ve kötülükleri yaptırmak için, elinden geleni yapmaktadır. Esasen huzuru ilâhiden kovulunca, Allahü teâladan yetgi istedi, İnsanları azdırmak ve azıtmak için yetgiyide aldı.. Ancak ihlaslı ve doğruluk üzere olan kimselere tesiri olmayacaktır.

İşte bu sebeblerden dolayı, şeytan durmadan insanoğluna kötülükleri yaptırmak için vesvese vererek, akıl ve mantık djşı kötülükleri yapdırmak için akıl ve mantık dışı soruları sorarak şaşırtmaya çalışır, o haldeki hadisi şerifde belirtildiği üzere. Allâhı inkâr ettirmek için uzun sorular sorabile­cektir.

Evet şeytan insanın sağından, solundan, önünden, arkasında, altından ve üstünde gelecek her çeşid kötü telkinlerde bulunacak, nefsin tuğyan et­mesi için çok acâib vesveseleri verecektir. Varlıkların kim tarafından yara­tıldığını sorarak. Şunu kim yarattı, bunu ki myarattı, v nihayet Allâhı kim yarattı? şeklinde sorulprla insanı şaşırtacaktır.

İmanı kuvvetli olanlar, onun bu vesveselerine iltifat etmezler, onun soru ve vesveselerini def ederler veya en güzel bir şekilde cevablandırırlar. Hak­kın kudret ve azametine sığınarak onun şerrinden kurtulurlar.

Fakat zaif îmanlı-fasık kimseler, onun vesvesesinin arkasına düşerler, şüphenin birini def etmeden' biri gelir. Vesevese ve vehimler içerisinde ken­dilerini perişan eder-ler.

Aslında akıNı-adam düşünür, iblis hakkın huzurundan kovulmuş bir münkirdir. Kendisine cehennem yoldaşı arayor. Kendisinin huzuru ilâhiden kovulmasına sebeb olan Âdem (A.S) in neslini azdırıp sapıtmak içinde elinden gelen gayreti sarf edecektir. Ve onun gayret ve emeli, insanları ken­disi gibi isyan ettirip cehenneme attırmaktır.

Bu husus bir âyeti kerimede şöyle beyan edilmiştir :

«Şeytan size fakir olacaksınız diye korkutur ve size fuhşiyatı (kötülü­ğü, cimriliği) emreder.» Bakara sûresi, 268

Diğer âyeti kerime meali :

«Muhakkak şeytan, (devamlı) size düşmandır. Binaenaleyh sizde onu düşman tanıyınız.

Çünkü o etrafına toplanan avânesini ancak cehennemlik olsunlar, diye çağırır.» Fatır Sûresi, 6

Böyle kötülük ve ebedi hüsrana davet eden ve insan oğlunun en azılı düşmanı olan iblisin şerrinden korunmak için. Resulü Ekrem sallallahü aley­hi vesellem efendimiz hadisi şeriflerinde «İşte böyle (tehlikeli) soru ile kar­şılaşırsan, hemen AHaha sığın (düşünceyi) terk et.» Buyurmuştur.

«Eğer şeytandan bir fit (kötülük telkini) gelirse, hemen AHaha sığın..»

Araf sûresi 200

Esasen inşam vesvese ve vehim, nefsinden olsun, şeytandan olsun, kadından ve$£rÖlö»r insanlardan olsun nereden ve ne şekilde gelirse gel­sin, hemen Altoha sığınıp münakaşayı terk etmesi lâzımdır.

Şeytanın vesvese ve ığvasından halikı zülcelaîa şu dua ve kelimelerle sığınılması oerektiğ*ni bizzat ResOlüilah (S.A.V) tavsiye buyurmuşlardır : «Lahavle veta -kuvvete. iHîa&ftfdh'ıIaliyyılazım» veya «eû^übiliâhimineşşeyta-nirracim.»

Ayrıca kur'ant kerimden dua ve i&iâze ayetlerini okumakda çok fayda­lıdır.

Mesela : Ayetelkürsî, ihlası şerif ve Rabbena duaları, birde hasbünal-lahü veniğmel vekil, gibi dua ayetlerini okuyarak Allaha sığınmak lâzımdır. Vakit bulabilen ve imkanı olan kişiler, abdest veya gusul yaparak bir kaç rekat namaz kılmak ve kur'an okumak suretiyle vesvese ve vehimleri gider­meye çalışırlarsa, en doğru yol takip etmiş olurlar.

Tabiiki bu ameller ihlasla ve en güzel niyyetle işlenirse, hak teâla ya­pılan duaları red etmez. Şeytanın ve insanların vesveselerinden kurtarır.

Kur'anı kerimin en son sûresi olon sûrei nasda ve tefsirlerinde uzun uzun beyan edildiği üzere, her honkj bir kimse, nefsin ve şeytanın vesvese­sinden, Allaha sığınmak ve yüce Allanın ismi şeriflerini, lafzâi celalini zik­retmekle selamete erişe bilir.

Bu hususda aşağıdaki hadisi şerifleride dikkatla okumak lazımdır. [216]


Tercümesi ;


66 - (4) Ondan (Ebû Hureyre R.A. den) mervidir, demiştir :

Resûlullah (S.A.V) buyurdu ki : [217]

«İnsanlar, dâima birbirleriyle soruşma yaparlar, Hatta denilir : 8u mühluku Allâhü teâla yarattı, Allâhü teâtayı kim yarattı ya? Binâen aleyh bir kimse böyle bir şeyle karşılaşırsa, hemen Allâha ve Resullerine îman ettim, desin.» [218]


Tercümesi :


67 - (5) jbni Mes'ud (R.A) den mervidir, demiştir :

Resûlullah (S.A.V) buyurdu :

«Sizden hiç bir kimse olmaz, ancak ona (şer emretmek için) cinden bir yahni ve (hayrı beyan etmek için) meleklerden bir yakını kendisine musal­lat kılınır.»

— Bunun üzerine ashabı kiram dediler : Yâ Resûlellah senin içinde böyle musallat kılman bir arkadaş varmıdır?

— Resûlullah (S.A.V) buyurdu :[219]

«Evet benimde vardır. Fakat Allâhü teâla beni korumakla ona gâlib kılmakda yardım etti de, oda müslüman oldu. Binâen aleyh benim cinden ar­kadaşım bana ancak hayır emreder.» [220]


Tercümesi :


68 - (6) Enes (R.A) den mervidir, demiştir :

Resûiuilah (S.A.V) buyurdu :[221]

«Şüphesiz şeytan, insanın kanının akdığı (dolaşdığı) yerde cereyan eder (dolaşır.» [222]


Tercümesi :


69 - (7) Ebû Hureyre (R.A) den mervidir demiştir :

Resûlullah (S.A.V.) buyurdu :[223]

«Adem oğlundan doğan her çocuğa doğum zamanında mutlaka şey­tan mes eder (dokunur). Binaen aleyh çocuk şeytanın mes etmesinden fer-yadla ağlar. Ancak meryem ve oğluna (İsa - Aieyhisselâma) mes etmemiş­tir.» [224]


İzahat


Bu hadisi şerifin açık ve zahir manasında belirtildiği üzera annesinden yeni doğan her çocuğa'doğum anında şeytan dokunuyor ve o şeytanın do­kunması iie dünyaya gelirken çocuk ağlayarak anasından doğuyor. Bu şe­kilde dc'jum şekli Adem aleyhisselâmdan bu güne kadar böylece cereyan etmiştir. Ancak Hz. Isâ aleyhisselam ile annesi Hz. Meryemin doğum zama­nında şeytan mes edip dokunmamıştır. Şeytanın bu hal ve hareketi, kıya­mete kadar aynı minval üzere devam edecektir.

Hadisi şerifde geçen «mes» kelimesinin manası, el ile dokunmak ma­nasında kullanılmaktadır, Dolaysiyle şeytan çeşidli şekil ve kılıklara bürü­nerek insanlara her çeşid zarar ve kötülüğü yapmak için, dokunmak yolu ilede zarar verebilir.

Ehli sünnetin görüşü, şeytanın mes edip dokunması vakî olmuştur ve vâkî olabilir.

Ehli sünnetin görüşü şu mealdaki âyeti kerimeye dayanmaktadır.

«Riba (faiz) yiyenler (tefecilik yapanlar), kendilerini şeytan çarpmış (bi­rer mecnun) dan başka bir halde (kabirlerinden) kalkmazlar (ancak şeyta­nın çarpımasından cinnete uğrayan hâlinde kalkarlar).» Bakara sûresi, 275

Burada şerhi akaid sahibi allâme-i teftâzânînin cin ve şeytan hakkın­da şerhi mekâsıdındaki şu tarifleride nakledelim :

Cin : Hevâî bir şekilde latif cisimlerdirki, pek çok muhtelif şekillere gi­rerler ve onlardan pek çok ocöib şeyler zuhur eder .

Şeytanlar : Ateşden yaratılmış cisimlerdir. Bunlar insanlara fesadlık ve azgınlık telkin ederler.

Melekler, cinniier ve şeytanlar gayet dar menfez ve deliklere girebilir­ler. Hatta İnsanların kursaklarına dahi girebilirler. İnsanlar onların durum­larını açık bir şekilde gözleriyle göremezler.[225]

Halk arasında «falanı cin çarpmış, şeytan çarpmış» derler. «Şeytan carpmışda ağzs eğilmiş, cin çarpmasına uğramışda aklını oynatmış gibi..» Cümleler söylenmektedir. Bu ve emsali cümlelerin ehli sünnet görüşüne

uyan tarafları vardır. Ancak bazı mübalağa ve ilaveli yalanlarda söylenebi­lir.

Şeytan ve cin çarpmasının olmıyacağını iddîa edenler, firakı dâlleden mutezilelerdir. Onlara göre âyeti kerime ve hadisi şeriflerdeki «Messüşşey-tan» kelimesinin menası hayalidir ve çocuğa şeytanın elinin tasviri gösteri-lirki, bir nevi vurma şeklini görür derler.

Yukardaki âyeti kerime ve hadisi şerifler acıkca beyan ederken böyle indî teviller, elbet fasid ve batıl görüşlerdir.

Şeytan ve cinnin çarpmasından, iğfal ve vesveselerinden Allâha sığın­mak her müslümanın vazifesidir. Daha uzun izahat, akâid, tefsir ve kelam kitaplarında mezkûrdur.

Melek, şeytan ve cinnin dünyada insanlara görülmeyip ahirette tersi ile insanların onları görüp, onların insanları göremiyeceklerinin sebebi hikmeti yukarda iki (2) nolu hadisi şerifin izah kısmında geçmiştir.

Yukarıdaki hadisi şerifde Resûiüllah sallallahü aleyhi vesellem efen­dimiz «Peygamberlere ve evliyalara şeytan dokunamaz» cümlesini söyle­yenleri veya iddia edenleri red etmiştir.

Birde cinnilerle insanların nikahlanıp izdivaç edenleri olabilir, olamaz meseleside düşünülecek bir hususdur. «Agamul mercan fi ahkamilcân» isimli eserle «Eşbah vennezâir» adlı eserde bu mes'elenin uzun izahı geç­miştir. Oralardan okumak faideli olur. [226]


Tercümesi :


70 - {8) Ebû Hüreyre {R.A) den mervidir, demiştir : Resûiüllah (S.A.V) buyurdu :

«Doğum zamanında doğan çocuğun bağırması, şeytanın dokunmasın-dandtr.» [227]

Tercümesi :

71- (9) Câbir (R.A) den mervidir, demiştir :

Resûiüllah (S.A.V) buyurdu ki :

«Muhakkak surette iblîs, tahtını su (deniz) üzerine kor, sonra insanla­ra fitnelik etmeleri için askerlerini sevk eder. Ona (iblise), askerlerinin rner-îebe bakımrndan en yakını fitnesi en büyük olanlarıdır. Onlardan (iblisin as­kerlerinden) birisi gelir ve der: Şöyle şöyle işledim (mesela : Kumar oynat­tım, zina yaptırdım, der.)

— Bunun üzerine iblis der : Hic bir şey istememişsin.

__ Resûluliah (S.A.V) buyurdu : Sonra onların (aske.ieıin) birisi gehr

ve der: Ben onu (adamı) bırakmadım, takt onunla (adamla) karısının arasını ayırdım, ondan sonra terk ettim.

__ Resûiüllah (S.A.V) buyurdu : İblis ona (o askerine) yaklaşır ve : Sen ne güzelsin, der.»

— Ameş (bu hadîsi şerifi rivayet edenlerden birisi) dedi : Zan eder sem Resûiüllah (S.A.V) buyurdu :[228]

«iblis bu askerini kucaklar.» [229]


Tercümesi :


72 - (10) Ondan {Câbir R.A den) rivayet olunmuştur;

Resûiüllah (S.A.V) buyurdu :

«Şüphesiz şeytan, Ceziretül arabda Namaz kılanların ibâdet yapma­sından me'yüs (umutsuz ve mükedder) olur. [230]Fakat yine orada namaz kılan insanlar arasında, fesat çıkarmaya çalışır.» [231]


Vesvese İle İlgili İkinci Fasıl
Tercümesi :


73 - (1) İbni Abbas (R.A) den mervicfir :

Nebiyyi ekrem (SAV) efendimize bir adam geldi ve dedi : Bana nefsim bir şeyler söylüyor, onu (nefsimin söylediği vesvese verdiğini) söylemekten simsiyah kömür olmam bana daha sevimlidir.

— Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :[232]

«Bir adamın işini (Nefsinin kötü telkinini) vesveseye çeviren Allâha ham dü senâtar olsun.» [233]


İzahat


Bu hadisi şerifden evvel geçen ve aşağıda gelecek hadisi nebevilerde okuduğumuz üzere'şeytan insana küfür ve şirki telkin eder. Eşyaların yara­tılışı kim tarafından olduğunu sorduktan sonra Allâhü leâlayı kimin yarattı-ğmt sorarak Ademin neslini küfre iterken bu hadisi şerifdede kalbe ondan hafif ve fakat söylenmesi iğrenç ve ayıp olan şeyleri nefsine telkin etteğini dolaysiyle nefsinde acâib iğrençliği duyan kişinin küfür telkininin tehlike­sinden kurtulmasından dolayı Allâha hamd etmeyi nebiyyi muhterem efen­dimiz tavsiye buyuruyor.

Evet şeytanın küfür telkininden nefsin vesvesesi, daha hafifdir. Bu se-bebden dolayı Adem Aleyhisselamın nesli olan insanlara şeytan küfür tel­kin edip en tehlikeli hal karşısında kalan kişisinin hemen Allâha sığınması tavsiye edilmiştir.

Nefsin bu telkini ise, ondan hafif ve kalpdeki îmanın takviyesine gayret gerektiren nefsiyle mücadele şeklinin zuhuruna sebeb olduğundan için, bu acâib telkin ve vesvesenin oluşuna hamd etmek, imanın kemalini icâp et­tiren bir şükürdür. Bu hale şükrecftlirse, yüce Allah (c.c.) müminin kalbin­deki imanını kuvvetlendirir. Zira cenabu hak bir âyeti kerimesinde şöyle buyurmuştur :

«Elbet siz (bir nimete) şükrederseniz, mutlak ve muhakkak ben azi-müşşan sizin nimetinizi artırırım.» Sûrei İbrahim, 7[234]


Tercümesi :


74 - (2) İbni Mes'ud (R.A) den mervfdir, demiştir :

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :

«Elbet âdem oğluna, bir şeytanın yaklaşması, birde meleğin yaklaşması vardır.

— Şeytanin yaklaşmasına gelince, o (şeytan) şerri ve hakkı yalanla­mayı telkin etmesidir.

— Meleğin yaklaşması ise, hayra (namaz ve oruç gibi hayra) ve hakkı tastık etmeye (kitablara ve peygamberlere îman gibi şeylere) teşvik eder,

— Binâen aleyh bir kimse, bunu (hayır ve hak telkinini) bulursa, bu tel­kinin AHâhdan olduğunu bilsin ve Allâhü teâlaya hamdetsin.

— Şayet diğer birini bulursa, habis ve necis olan şeytandan Allâha sı­ğınsın.»

— Bundan sonra (şu âyeti kerimeyi) okudu : (Şeytan, size fakirlik vöd eder ve fuhşiyâtı emreder. (Bakara Sûresi, 268). Tirmizi, Tirmizi, bu hadisin «garib» olduğunu söylemiştir. [235]

Tercümesi ;


75 - (3) Ebî Hureyre (R.A) den mervidir, demiştir:

Resûluliah (SAV) buyurdu :

«İnsanlar dâ'ma birbirleriyle sualleşirler, hatta denir: Bu halkı Allâhü te-âla yarattı peki, Alfâhü teâlayı kim yarattı ya? İşte böyle söyledikleri vakit, hemen deyiniz: Allah birdir, Allah samed (her şeyden ganî) cfiir, doğmamış ve doğurulmamıştır, ve onun için denk (ve misli) yoktur, Bundan sonra o adam sol tarafına üç sefer tükürsün ve habis olan şeytandan Allaha sığın­sın,» Ebû Davud. İnşallah ilerde kurban gününün hutbesi babında Amr bin ahves hadîsini zikredeceğiz. [236]


Vesvese İle İlgili Üçüncü Fasıl
Tercümesi :


76 - {14) Enes (R.A) den mervîdir demiştir :

Resûluliah (S.A.V)) buyurdu :

«Elbet insanlar hiç ayrılmadan devamlı (olarak) sualleşirler, hatta der­ler :

«Bu görünen her şeyi Allâhü teâla yarattı. Binaen aleyh aziz ve celil olan Allahı kim yarattı?» Buhâri

Müslimde ise şöyledir ; «Resûluliah (S.A.V) buyurdu : Aziz ve celil olan Allah buyurduk!; Şüphesiz senin ümmetin dâim derler : Bu nasıl? Bunun durumu nedir? Hatta : Bu yaratılanı Allâhü teâla yarattı, aziz ve celil olan Allahı kim yarattı?» derler. [237]

İzahat


Hadisi şerifde beyan edildiği üzere pek çok İnsanlar, hak teâlaya is­yan ve hakkı inkar etmek için basiretsiz ve hakka vasıl olamamış kişiler ha-

linde lüzumsuz sorular sorarlar. Yada kendilerinin acizliklerini anlayamı-yan beyinsiz sivri akıllı kişiler halinde akıllarının eremediği şeylerle meşgul olarak bütün yaratıkların yaratınını sorduktan sonra hâşa «Atlahı kim ya­rattı?» diyecek kadar alçalırlar veya alçalanlar olur.

Günümüzdede bu tip münkirler pek çok görülmektedir. Adamcağız ba­şının, kaşının ve bıyığının kıl adedini sayıp öğrenmekten acizdir. Acaba kaşı­nın birinin kaç adet kılı vardır onu sayıp ortaya koyamaz. Kendisini en doğ­ru ve en iyi şekilde teferrûatiyle bilemiyen zavallı, gidiyor, kendini ve her şe­yi yaratanı bilip anlamak için güya araştırıyor. Sorup inceleyor. Akıllı insan evvela kendin: öğrenir ve kendini bilmeye çalışır. Kendini bilincede Aüahı bilir.

Be hey zavallı! Eğer sen kendini iyi bilir ve öğrenirsen halikı zülceiâhn hakikat ve zâtına karşı nasıl bir bilgi gerektiğini anlarsın. İnsan nefsini bi­lirse, Rabbisini bilir. Şayet kendi nefsini bilmez ve bilmek için gayret sarf etmez ise, Rabbisini bilemez.

Bir âyeti kerimed eşöyle buyurulmuştur :

«Kurre-i arzda kâmil bsfgi sahipleri .için, nice âyetler (ilâhi kudrete delâ­let eden ve birliğini isbâtlayan nice alâmetler) vardır.» Zâriyat sûresi, 20

Yer yüzünde cenabu hakkın yarattığı dağlara, denilzere, ağaçlara, ne­batatlara, madenlere", hayvanlara ve daha sayılamıyacak kadar muhtelif isimler altında yaratılan varlıklara bakan ve idrak eden insan, Alîâha karşı isyan değil hakkı ile kulluk edemediğini ve edemiyeceğini itiraf eder. Daima hak ile meşgul olur.

Diğer bir âyeti kerime meâlide şöyledir :

«Kendi nefislerlnizdede (nice âyetler var. Bunları) görmüyormusunuz?» Zariyat sûresi, 21

Yukarda insan oğlunun bedeninin kıiını saymakdan aciz olduğunu mi-sallamıştık. Nefsine ve bütün yaratıklara bakan insan, halikı zülcelalın ne kadar mükemmel bir sânî ve ne kadar azametli bir kudrete, irâdeye sahip olduğunu anlar. Misal ve örneği görülmeden yarattığı varlıklar içerisinde sırf insan ve hayvanların âzâ ve organlarının gayet güzel ve mükemmel yaratılışına nazar edip düşünülürse, her âzâ ve organın normal şekilde ça­lışıp hiç birinin diğerinin işine engel olmayışı ve her âzânın gayet güzel şekilde yaratılıp oturtuluşu şâyani ibrettir.

Meselâ : Ağızdan yenen bir gıda, vuaudda ayrı ayrı yollara dağılıyor. Bir kısmı kan oluyor. Bir kısmı su, bir kısmı süt, bir kısmı et, bir kısmı yağ, bir kısmı sümük, bir kısmı idrar, bir kısmı büyük abdest olarak dışarıya çı­kıyor. Bu maddelerin bir birini batırmayişr ayrı ayrı yollarda cereyan edişi ve nihayet hayatın devamı en güzel şekilde oluşu, elbet düşünen insan için çok ve cok ibret alınacak ve hakkın huzurunda eğilmeyi gerektirecek hal

gayet açıktır. Yeterki cenabı hakkın lutfu keremine nail ofarak doğru yol görülmüş olsun.,

Cenabı hak bütün müslüman kardeşlerle bizleri hak ve hakikati gören, bilen ve anlamaya çalışan mutlu kimselerden kılsın. îmân edememiş basiret-sizleride hidâyete erişenlerden kılsın. Amin. [238]


Tercümesi :


77 - (15) Osman bin Ebil'AS (R.A) dedi : Dedim ki; Yâ Resûlellah! Şüphesiz şeytan benimle namazım ve kıraatim arasına giriyor, bana vesve­se veriyor.

— Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V) buyurdu :

«İşte o, Hınzep denilen şeytandır. Binâen aleyh onu hissettinmi, ondan Allâha sığın ve sol tarafına üç sefer tükür.»[239]

— Osman bin Ebil AS : ben bunu işledim, Allâhü teâla onu benden def etti, diyor.» [240]


İzahat


Ravi Osman bin Ebil Ass (R.A) kimdir?

Hz. Osman bin ebil As (R.A.), sekafî kabilesine mensub genç yaşda müslüman olan bir sahabedir. Peygamberimize hicretin onuncu senesinde sekıf kabilesinin cemaatı ile gelib îman etmişti. Gelen cemaatın en genci idi. Kendisi o zaman ondokuz (19) yaşında idiler. Peygamberimiz efendimiz bu zatı Taife Vali tâyin etmişti. Resulü Ekrem efendimizin ahirete irtihaline kadar aynı vazifede devam ettiler. Hz. Ebû Bekrin hilafeti zamanında ve hatta Hz. Ömerin hilafeti zamanında da iki sene kadar aynı vazifede bu­lunmuştur.

Sonra Hz. Ömer bu zatı Tâifden azletti, Amman ve Bahreyne Vali tâ­yin etti* Basrada sakin oldu ve orada hicretin elli bir (51) inde vefat etmiş­tir.

Peygamberimizin ahirete irtihah ânında taifdeki Sekif kabilesi dinden çıkıp mürted olmaya azmettiklerinde, bu zat onları şu hitabesi ile uyardı :

«Ey Sekif cemaatı! İnsanların İslama girenlerinin en sonu oldunuz. Bi­naenaleyh insanların mürted olanlarının evveli olmayınız.»

Bu îkaz üzerine Sekif kabilesi irtidat edib dinden çıkmakdan çekindiler, dolayısiyle islamda devam ve sebat ettiler.

Pek çok sahabe ve tabiin bu zatdan hadîsi şerif rivayet etmişlerdir. Allah (c.c.) Hepsinden râzî olsun.

Yukardaki genç yaşda kemallı îmana sahib olan sahabenin haline dik­kat etmek lazımdır. Zira zatı muhtereme namaza ve kur'an okumaya teşeb­büs ettiğinde veya huzû ve huşu ile namaz kılmaya ve kur'an okumaya az­mettiğinde şeytan vesvese veriyor, namaz ve kıraati kur'an anında ona şek ve şüpheler ilka ediyor. Bu halden Peygamberimize yakınıyor.

Resulü ekrem (S.A.V) efendimizde onun Hınzep veya Hinzip ismincio bir Şeytan olduğunu, bu Şeytanın musallat olduğunu hissettiği zaman, he­men Allâha sığınıp sol tarafına üç sefer tükürmesini tavsiye buyuruyor. O sahabede «Ben Resûlüüahın dediğini yapdım, Allâhü teala o hâli benden giderdi.» diyor.

Şu halde hayatta yaşayan her müslüman, namazında, kur'an okuma anında ve her hangi bir ibâdet anında böyle vesveseye kapilırsa, eûzü bes­meleyi çekib âyetelkürsiyi ve emsali dua âyetlerini okumalı ve dua ederek sol tarafına üç sefer tükürmelidir. Bu şekli inanarak yaparsa, o sahabenin kurtulduğu gibi o halden kurtulur. [241]


Tercümesi :


78 - (16) Kasım bin Muhammed (R.A) den mervidir, bir adam ona (Kâ-sıma)sordu ve dedi : Şüphesiz ben namazımda vehimleniyorum ve bu hal bende çok oluyor.

Kasım bin Muhammed o adama dedi : Namazına devam et, zira bu hal sen namazdan ayrılıncaya kadar senden gitmez ve sen dersin : Nama­zım tamam olmadı.» [242]


İzahat


Râvî Kasım (R.A) kimdir?

Kasım bin Muhammed (R.A), Hz. Ebû Bekir essıddık (R.A) in oğlu vo abıınden Medîne-i münevvereli meşhur yedi fakıhden birisidir. Zamanının en fazılı ve kâmili idi.

Yahya ibni saîd hazretleri bunun hakkında şöyle demiştir : «Medinede kasım bin Muhammed-in üzerine tere ili edeceğimiz bir ki­şiye ben erişmedim.»

Pek çok sahabe ve tabiîn bu zattan hadis rivayet etmişlerdir. Hadis rivayet eden sahabelerden mesela, Hz. Aişe (R.A) ve Hz. Muâviye (R.A) da vardır.

Vefatı, hicretin yüz birinci senesinde yetmiş (70) yaşında vuku bul­muştur. Allah ondan razî olsun.

Bu zatın* yukarda kendisine namazında vuku bulan vesvese hakkında ki cümlelerine çok dikkat etmek lâzımdır. Zira namazdan çıkıncaya kader vesvesenin gitmeyeceğini ancak namaz kılan adamın o vesveseye itibar etmeyip namazının tamam olduğunu hükmetmesi gerektiğini beyan buyu­ruyor.

Şeytan, müminin îmanını çalamayınca namazını ifsad ettirmek için dı­şardan vehim ve vesveselere tevessül etmektedir. Ailâhü teâlayı unutup zikri ilâhiden, namazdan, abdesten uzak olan kişilere musallat oiur, hatta kalbe hortumunu sokar, kan damarlarında dolaşmaya çalışır. Ne zaman hak teâla anılırsa, o anda şeytan hortumunu çeker uzaklaşır. Fakat yinede ibâdet ve tâatı ifsad ettirmeye veya sekler içinde yapdırmaya çalışır. Bu hâ­lin oluşu bir bakıma îmanın kemâlma delâlet eder. Zira şeytanın gayesi ya îman veya amelin ifsadıdır. Bunları yapdıramaz ise, ibâdetin içinde iken dı­şardan vehim ve vesveseler vererek namazda sehiv veya sekler yapdırma­ya çalışır. En son ameli ve ibtilası budur.

Şeytanın Eşed zararlarından kurtulup hafifleri ile karşılaşan kişiye, dua ve hamdu sena ile şükretmesi lâzımdır. [243]


(3) Kadere İman Bâbı Birinci Fasıl
Tercümesi;


79 - I) Abdulfah bin Amr (R.A) den mervidir, cdemiştir : Resûlulfah (S.A.V) buyurdu :

«Ailâhü teâla mahlûkâtın miktarlarını (kaderleri ni), yeri ve gökleri ya­ratmazdan etli bin sene evvel yazdı {takdir etti.) «(Û anda) Allah m arşı su üzerinde idi.» [244]


İzahat


Burada evvela kader hakkında kısa bir malumat verdikten sonra hadîsi şerifin izah iner geçelim.

KADER : Luğatta, bir şeyin neticesi, aslı, mikd»ları, takdir olunan şey, kolay olan şey, dar, az olarak icra edilen şey gibi mancalara gelir.

Şeriatta Kader : Her mahlûkun kendisinde bulur-nması gerekecek iyilik, kötülük, menfeat ve mazarrat, mekan ve zamanla il® gili olacakların muhte­viyatı ve mükâfat ve cezadan îcab edecek şeylerin nee şekilde ve niçin teret-tüb edeceği keyfiyetlerin tahdit ve takdir edilmesidir?

KADER : Her hanki bir mukarreb melek-in ve hak tealâ tarafından gönderilen bir Peyğamber-in dahi muttalî olamadığı: ı Ailâhü tealanın sırla­rından bir sırdır. Kader hakkında enine boyuna müna 3kaşa yapmak caiz oia-maz ve akıl yolu ile bahsetmek de hiç doğru olmaz *. Allah muhafaza aklî yönden bahsetmeye veya anlamaya çalışmak iddiası ı, insanı tehlikeye atar.

Kader hakkında nakliyata dayanarak anlamaya ^çalışmak en doğru yol­dur. Kadere îman hakkında ilmî tarif ve îzah şöyle b-oeyan edilmiştir :

İlim; iki kısımdır ve şöyledir :

Birincisi, Halkda mevcut olan ilimdir. O da şemsrîat ilmidir.

İkincisi de, Halkda ilmi olmayıb gaib olan llimdir.-r. O da kader ilmidir. O kader ilmini halikı zülcelal yaratıklarından saklamış^, muttalî kılmamış ve hakîkatına muttalî olmak için uğraşmaktanda nehye-atmiştir.

Halk tarafından öğrenilebüen mevcud ilmiki, şer^rîat ilmini inkâr etmek, küfürdür. Halk tarafından bilinme imkanı olmayan vese ğaib olan ilmi ki, ka­dere muttali olmak iddiası da küfürdür. Zira kader il; ilmini Allahdan başka kimse bilemez. Bilirim iddiası ve hatta bilmek için ioîddiada bulunmak, ilah iddiasında bulunmak olduğundan seksiz ve şüphesiniz küfür olur.

Kader hakkında, aslı malum, vasfı meçhul olaraMak bilip inanmaKtir. As­lının esasının varlığına inanıp ne şekilde ve nasıl oîdu*sjğu hakkında bilme im­kanı olmadığına inanmak en doğru yoldur. Kadere îmonan elbet farz ve lazım­dır. Ona îman ise şöyledir :

«Allâhü teâla bütün kullarının işlerini hayır olsun şer olsun yaratıcısı olduğuna, Levhi mahfuzda yazdığına aynı zamanda levhi mahfuza yazması bütün mahiukatı yaratmazdan evvel olduğuna ancak su ile arşı âlânın on­lardan evvel yaratıldığına, her şeyi ilâhi kaza, kader, irâde ve meşiyeti ilâhî ile olduğuna inanmaktır. Ancak îman ve itaat cinsinden olan hayırları sev­mesi, rıza ve mehabbeti ile olup onları mükâfatlandırmasıda rızası iledir. Kü­für ve mâsiyete ve bunların ıkab ve cezasına rızası olmadan yaratır.

Kader hakkında inanmak, îman esasındandır, Allâhü teaia mahlukatı iki fırka yaratmıştır. Bir fırkasrnı fazlu keremi ile cennet için yaratmıştır. Diğer bir kısmını da adlı ilâhisinin tecellisi için cehennemlik yaratmıştır.

Hz. Ali (R.A) a bir adam sordu : Bana kaderden hpber ver!

Hz. Ali (R.A) dediki :

«O karanlık bir yoldur. O yola sülük etme.»

O adam tekrar sordu.

Hz. Ali (R.A) yine dedi: «Derin bir denizdir. Aman içine dalma.»

O adam suali tekrarladı.

Bunun üzerine Hz. AH (R.A.) şu cevabını buyurdu : «Kader, Allâhın sırrıdır. Onu senden gizlemiştir. Dikkatli ol, o kader hakkında teftiş edip araştırma yoluna kat'iyyen gitme.»

Kader hakkında bir nebze îzahat, yukarda iki nolu îman hadîsinin al­tında geçmiştir.

Yukardaki Hadîsi şerifde de bütün malılukat ve mahlukatın kaderleri ile ilgili tecelliyatın yer gök yaratılmazdan elli bin sene evvel takdir edilib levhi mahfuza yazıldığını beyan etmektedir. Hadîsi nebevide beyan edildiği üze­re, her şeyden evvel arşı âla ile suyun yaratılmış olduğu anlaşılmaktadır. Zira yer gök yarattlmazdan ellibin sene evvel mukaddarratın takdir edildiği ve o takdir zamanında arşi âlânın su üzerinde olduğu beyan buyurulmuş-tur. Bu duruma göre arşı âla ve su yerden gökten ve onlardan yaratılan ve haklarında takdir edilib yazılanlardan evvel olduğu açıkça beyan edilmiştir. Ancak muhtelif kitablarda nakledilen bilgi ve hükümlere göre, iik defa resûlüllahın nurunun, ondan sonra kalemin yaratıldığıda rivayet edilen ha­disi nebevilerden anlaşılmaktadır. *

Levhi mahfuzdaki yazılanlar katî değil vasfîdir. İnsanların irâdesine bağ­lı olmak kaydı ile yazılmıştır. İnsanlar, hanki tarafı tercih ederlerse, o İşlenen şekli ile kesinlesin Ömrün kısalması ve uzalması meseleside bu hususlara bağlı şekilde yazılmıştır.

Levhi Mahfuz ve yazılanlar hakkında gerekli malumat, akâid kitabla-rında mevcuttur. Bilhassa imamı azamın fıkhulekber adlı eserinde beyan edilmiştir. Ayrıca hemen ilerde gelecek hadîsi şeriflerde açıklayıcı bilgiler gelecektir. [245]


Tercümesi:


80 - (2) İbnİ Ömer (R.A) den mervidir, demiştir :

Resûlullah (S.A.V) buyurdu :

«Her şey (Allâhın) kader,! iledir. Hatta âcizlikve akıllılık (veya arzu edi lene kavuşmak, bir şeyi neşe ile yapamamak veya zevkle ibâdet ve itaatta bulunmak) da kaderle (takdiri ilâhî ile) dir.» Müslim, (keza A hm e d bin han-belde de mezkûrdur.) [246]


Tercümesi:


81 - (3) Ebû Hu rey re (R.A) den mervidir, demiştir :

Resûlullah (SAV) buyurdu

«Âdemle Musa (AS) Rabbilerinin huzurunda delil getirdi (!er), ve Âdem (A.SJ Musa (A.S) a ğâiib geldi.

— Mûsâ (A.S) dedi : Sen, Allâhü teâlâmn yedi kudreti İle yarattığı Ademsin, sana ruhundan üfürdü, Meleklerini sana secde ettirdi, seni Cen­netinde sakin kıldı, sonra hatan sebebi ile insanları yere indirdin değilmi?

~- Âdem (A.S) dedi : Sen, Allâhü teâlâmn risâlet ve kelâmı ile temiz­lediği (taltif ettiği) Musa sın, sana kendisinde her şeyi beyan eden levhayı

verdi. Seni pak olarak kendine yaklaştırdı, işte bu sebeble ben yaratamaz­dan evvel Allâhü teâlânin tevrâtı yazdığı zaman ne kadar idi?

— Musa (A.S) dedi : Kırk sene (idi.)

— Âdem (A.S) dedi : Tevratta «Âdem Rabbisİne isyan etti ve isyanla doğru yo! d an çıktı» (Ta ha sûresi, 121) âyeti buldunmu?

— Musa (A.S) evet dedi.

— Âdem (A.S) dedi : «Ben yaratılmazdan kırk sene evvel benim işle­mem bana Allâhü teâla tarafından takdir edilen ameli işlediğimden dolayı beni kötülermis-in?»

— Resûlullch (S.A.V) buyurdu :[247]

«Âdem, Musa ya gâlib geldi.» [248]


İzahat


Hadîsi şerifde beyan edilen huccetleşme meselesinin îzah şeklini şöy­le beyan etmişlerdir: Adem (A.S) ile Musa (A.S) arasında gecen huccetleş­me, Hz. Adem le Hz. Musa'nın rûhan temessüi edib gaib âleminde karşılaş­mışlardır. Cenabu hak.onları ruhlarıyle karşılaştırmak suretiyle birbirleriyle delil ve izahlarda bulunmuşlardır.

Veya her ikisini cismânî olarak karşılaştırmıştır ki, şöyledir : Hz. Mu­sa'nın zamanında Hz. Adem-i cismen tekrar diriltmiştîr. Bu suretle her ikisi karşılıklı hüccet ve delil ile birbirlerini yukarda geçtiği üzere takdir ve ten-kidlerde bulunmuşlardır.

Veya her ikisini tekrar diriltib huzuru ilâhîsinde cismâni bir hayatla karşılaşmışlardır. İşte o andada karşılıklı münazara ve hucceîleşmeyi yap­mışlardır. Nitekim Mîrac gecesinde Resulü ekrem efendimiz bütün Peygam­berlerle İçtimâ ettiğini ve hatta onlara imamlıkda bulunduğunu beyan bu­yurmuştur. Bu husus, akâid kitablarında dahi yazılıdır.

Hz, Adem le Hz. Musa'nın aralarında geçen muhaverelerinin hükümle­ri, kurbanı kerimde geçmektedir.

Ve nihayet aralarında geçen mes'eleninde bir kaderi İİâhinin tecellisi olduğu beyan edilmiştir. [249]


Tercümesi:


82 - (4) Ibrsi Mes'ud (R.A) den rivayet edilmiştir, demiştir : Sâdık ve masduk olan Resûlullah (S.A.V) bize söyledi : «Mutlak surette sizin birinizin yaratılması, annesinin karnında kırk gün nutfe (meni) olarak cem olunur. Ondan sonra o kadar (kırk gün kadar) za­manda pıhtılaşmış kan olarak durur. Ondan sonra o kadar zamanda et parçası olarak bulunur. Ondan sonra Allâhü teâla dört kelime ile bir me­lek gönderir;

— (O melek, rahimdeki çocuğun) amelini, ecelini, rızgını ve şaki veya said olacağını yazar, sonra ruh üfürür.

— Binâen aleyh ondan (Alİâhdan) başka ilâh olmayan (Allah) a ye­min ederim ki, Muhakkak sizin biriniz Cennet ehlinin amelini İşler hatta onunla Cennet arasında bir zira (altı yedi tutam) kalır. Fakat sonra onun aleyhine tecelli eden takdir (kötü amel) sebebiyle döner ve Cehennem amelini işler ve Cehenneme girer.[250]

— Ve yine sizin biriniz Cehennem ehlinin amelini işler, takı onunla Cehennem arasında bir zira' (altı yedi tutam) kalır. Hemen kitab, aleyhine sepkat eder ve Cennet ehlinin amelini işler. Bununiada Cennete girer.» [251]


İzahat


Yukardaki Hadîsi nebevide belirtilen kırkar gün hakkında bâzı büyük­ler şöyle demişler: Çocuğun kırk gün meni, kırk gün pıhtı kan ve kırk gün­de et parçası hâlinde durması, Adem aleyhisselâmın yaratılışı ânında balçık hâlinde kırk gün durmasına muvafakatmdandır. Yahut Musa aleyhis-selârnın kırk gün mîkâtta bulunmasına muvafakat gibi kırklarda hayır olma­sındandır.

Hadîsi şerifde belirtildiği üzere daha çocuk ana rahminde mükemmel şeklini alır almaz bir melek geliyor. Çocuğun hakkında dört şeyi derhal ya­zıyor çocuğun amelini, ecelini, rızkını ve şakî (azgın) veya said (düzgün, iyi) olacağı hususları yazıyor. Ondan sonrada cisim yapısı tamamlanmış olan çocuğa ruhu üfürüyor. O çocukda canlı bir varlık olarak hayata devam ediyor.

Hadîsi şerifin son cümlesinde de esas hayatın son zamanının muteber ve makbul olduğu beyan ediliyor. îtibcr son nefese bağlıdır. Onun için mü­min ilk günlerinde her ne kadar iyi amel ve hayırda bulunsada son zaman­da o hayırları yıkıp îmanını terk edebilirde.

Keza bir kişide pek çok kötülükleri bir zaman işler, bir de bakarsın o kötülükleri terk eder. Gayet iyi ameller işler ve o şekilde kâmil bir iman ve

Bu sebebden her mümin, dâima hakka sığınıp onun rahmetini umup azabından korkarak yaşamalıdır. İşte böyle kişiler mutluluğa nail olurlar. iyi amelleri ile âhirete gider seâdete nail olabilir. [252]

Tercümesi;


83 - (5) Seni bin şad (R.A) den mervidir, demiştir:

Resülullah (S.A.V) buyurdu :

«Muhakkak bir kul, Cehennem ehlinin amelini işler ve fakat o kul {bu­nunla beraber yine) Cennet ehlindendir.[253]

— Ve yine bir kul, Cennet ehlinin amelini işler fakat o kul, Cehennem ehlindendir. Zira ameller ancak ve ancak son hatimelere (nefeslerin son çı­kışlarına) bağlıdır.» [254]


İzahat


Ravî sehl bin sâd (R.A) kimdir?

Hz. Sehl bin sâd (R.A) medine-i münevvereli ensârı kiramdandır. Ebul Abbas künyesi ile künyeîenmiştir.

Bu zatın ^smi, daha evvel «Huzn» idi. Resûiüilah (S.A.V) efendimiz bu­nun ismini «Sehl» olarak değiştirip isimlendirdi. Hz. Shel onbeş (15) yaşın­da iken Re~û!üiiah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz âhirete irtihal etmiş­tir, -

H2. Sehl i'R.A) hicretin dpksan bir (91) inci senesinde medine-i münev-verede vefat etmiştir. Medme-i münevverede vefat eden sahabenin en so­nuncusudur. Allah ondan razı olsun.

YukaraaKi hadisi şerifde beyan edilen hükmün hulâsa ve esası şudur :

Bir mümin ömrünün ilk zamanlarında cehennem ehlinin kötü amellerini işlerken tevbe istiğfar ederek itikat ve amelini düzeltir. Bu iyi haldede hak­kın rahmetine kavuşur. Son nefesinde îman ve iyi amelle öldüğü içinde cennet ehünden oiur.

Diğer bir kişide ilk zamanlarda cennet ehlinin ameli ile meşkul olur. Fakat sonraları akide ve amelini bozarak cehennem adamlarının kötü amel leri ile meşku! olur. Bu kötü amelleri işlediği halde ikende veiat eder. Vefat etîigi hai üzerede cezalandırıhrkı, cehennem ehlinin ameli üzere öldüğü gi­bi, cehennemi boylar. Zira İtibar, son nefesde âhirete gidişe göredir.

Son nefeslerinde cehennem ehlinin ameli ile ölenler, Cehennemi boy­larlar. Şayet son nefeslerinde cennet ehlinin amelleri ile ölürlerse, cennete dâhil olurlar.

Bu hadisi şerifin daha geniş açıklamalı izahı, yukarda birinci hadisi şerifin izah bölümünde geçmiştir. [255]


Tercümesi;


84 - (6) Aişe (R.A) den mervidir, demiştir :

ResûîuÜch (S.A-.V) Ensardan bir çocuğun cenazesine çağrıldığı zaman ben dedim K . Yo Rasüieüâh! ne mutiü bu çocuğa, Cennet kuşlarsndan bir kuşdur. Hiç bir kötülük işleme çağmada yetişmedi.

— Hemen Rasûluüah (S.A.Vı buyurdu :

— Bu.sözünden (ve itiküdfrıdan) başka sözün varmı? Ey ÂîşeJ Şüphe­siz Aiiâhü teâiâ Cennet için bir ehil halk etmiştir ve onların (Cennet adam­larının) Cennet İçin yaratılmaları onlar babalarının sulbierinde jkendir.[256]

— Ve Cehennem içinde ehil yaratmıştır ve onları (Cehennem adam­larını) - Cehennem için yaratması ise onlar (Cehennem adamları) babala­rının suiblerinde ikendir.» [257]


İzahat


Râvi Hz. Aişe (R.A) kimdir?

Hz. Aişe (R.A), Hz. Ebu Bekir (R.A) tn kızıdır. Annesi Ümmü Rumman-dır.

Peygamber (S.A.V) efendimiz, nübüvvetinin onuncu senesi mekke-i mükerremede Hz. Aişe ile Şevval ayında hicretten üç sene evvel nişanlanıp nikahlandılar. Fakat izdivaç muamelesi olan zifafa girmeleri, hicretin ikinci senesi şevval ayında vuku bulmuştur. Hz. Aişe zifafa girme zamanında dokuz yaşlarında idi.

Hemen yukardaki izdivacın oluş zamanı ile yaş hadleri hakkında bir kaç cümleyi hatırlatacağım.

Evvela Resûlüllah (S.A.V) efendimiz hem nişan ve nikâhını ramazan ayından sonra gelen şevval aynıda yapıyor ve hem zifafa girmeside şev­val ayında oluyor.

Günümüzde bazı kimseler, «iki bayram orasında nişan, nikah ve zifaf oyjndan sonra gelen Şevval ayında yapıyor ve hem zifafa girmeside şev­ler

Bilindiği üzre Hz. Peygamberimiz efendimiz, validemiz Hz. Aişe ile ni­şanı, nikahı ve zifafı iki bayram arasında oluyor. Öyle ise, iki bayram arası, nişan, nikah, öügün ve zifaf olur. Caizdir. Olmaz diyenler, hakikati bilme­yen câhil, yada hurafeci kişilerdir.

Diğer bir hususda 40-50 yaşlarındaki erkeklerden birinin 18-20 veya 25-30 yaşlarındaki bir kız ile evlenenleri, ayıplayan, hoş karşılamayanlar olu­yor. Bu görüş ve düşüncede sakat ve kötüdür.

Bilindiği üzere Resulü Ekrem efendimiz, 54 yaşında, Hz. Aişe validemiz­de dokuz (9) yaşında iken izdivaç buyurdular. Peygamberimizin amel ettiği şeyi veya onun ameline yakın olanını ayıplamak Peygamberimizi ayıpla­mak olur. Ancak kendisine her yönden güvenemiyenler, mazerete binâen uzak olurlar.

Peygamber efendimiz, Hz. Aişe ile dokuz sene aile hayatında bulundu­lar. Hz. Aişe on sekiz (18) yaşlarında iken, Resulü Ekrem efendimiz âhirete teşrif buyurmuşlardı.

Peygamberimiz bakire olarak aldığı hanımı bir tek kişidir. O da Hz. Aişe validemizdir. Peygamber efendimizin Hz. Aişeden çocuğu olmamıştır,

Hz. Aişe (R.A), fakıh, âlim, fazıl, fasih ve pek çok hadis rivayet eden sahabelerden idi. Arapların âdet ve günlerine ve şiirlerinin çeşidlerinede

vâkıf idi. Kendisinden pek çok sahabe ve tabiîn hadisi şerif rivayet etmiş­lerdir.

Hz. Aişe (RA) hicretin elli yedi (57) inci senesinde ramazan ayının on yedi (17) s!nde saiı günü Medine-i münevverede vefat etmiştir. Cenaze na­mazını Ebî Hureyre (R.A) kıldırmıştir ve cenazesi, Cennetül Bakıa defnolun-muştur. Kendisinin oraya defnedilmesini daha evvel emretmiştir.

Rivayet ettiği hadisi şerif, bin ikiyüz on (1210) adettir. Allahü teâla on­dan razı olsun. Amin. [258]


Tercümesi:


85 - (7) Ali (R.A) den mervidir, demiştir : Resûlüllah {S.A.V) buyurdu ki:

«Sizden her birinizin bir mâk'adı Cehennemde ve bir mak'adı (oturmu mahalli ve varacağı yer) Cennette oimak suretiyle yazılmıştır.»

— Ashabı kiram dediler : Yâ Resûlellah! Öyle ise biz kitabımız (mu­kadderatımız) üzerine dayanmıyacak ve ameli terk etmiyecekmiyiz?

— Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :

«Amel ediniz, zira her ferd, halk olunduğu şey için müyesser kılınır.

— Şu halde b,ir kimse, seâdet (Cennet) ehlinden olursa, önada şakâ-adet amefj! kolay kılınır.

— Şayet bir kimse, şakâvet (cehennem) ehlinden olursa, önada şakâ-vet ameli kolay kılınır.

— Bundan sonra (Resûlüllah şu âyeti) okudu :

«(Bundan sonra) kim verir (Aliâhın hakkını öder) mâsiyetten sakınır ve en güzelide tasdik ederse, bizde onu en kolaya hazırlarız.

— Ama kim, cimrilik eder ve kendisini müsteğnî görür ve o (kimse) en güze!,' yalanlarsa bizde ona en güç (ve kötü) olanı kolaylaştırırız (onu işle­tiriz),» (Leyi sûresi, 5-10) [259]


[1] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 5-6.

[2] İmamı Bağavî hakkında gerekli malumat, eserin mukaddime kısmında gelecektir.

[3] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 7-10.

[4] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/11-12.

[5] Müslim

[6] Tirmizi

[7] Tirmizi

[8] Muvattâ

[9] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/12-13.

[10] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 13- 14.

[11] Receb efendi, C. 3, S. 369

[12] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 15-22.

[13] İmamı Beğâvî, dört bin dört yüz otuzdört (4434) Hadisi şerif' ihtK/â eden «Kitabül mesabih» adlı eserin yazarı; müfessir, muhaddis, fakih, ilmi kıraata âlim, âbid, zahid ve bütün ulemâ ve selefi şalinin tarafından takdir edilen ilmi ile âmil bir zad idi. İlk zamanlarında katıksız kuru ekmek yerdi. Sonra ihtiyanlğı zamanında ekmeğe katık olarak ya zeytin veya kuru üzüm yemiştir.

İmamı begâvîden hafız Musa elmedînî ve Avarİfül meârif sahibi İmamı suhreverdi gibi zadlar ilim tahsil ederek kemale erişmişlerdir.

Diğer meşhur eserlerinden bazıları şunlardır Hadis hakkında «Şerhis sünne», Fıkıhdan «Kitabüttehzip» ve tefsirden «Meali müttenzil»

Vefatı, hicri beşyüz on altı (516) tarihinde olmuştur ve üstadı Kâdi Hüseyin (R.A.) yanına defnolunmuştur. Rahimehullahü aleyh.

[14] İmamı buhari nâmı ile mâruf, hadis kitaplarında «Şeyh» denince ilk isim ve maksat bu olduğu bilinen «Sahihayn» denilen cümlelerde de bu­hari ve müslim kitapları yine müsellemdir.

Hadisi şerifi hıfzeden bir kişi onun zamanında görülmemiş, on yaşın­da hadisi şerif hıfzına başlamış, Allahın kitabı Kur'anı kerimin ve hadisi şeriflerin manalarını gayet iyi anlayan zamanın en zeki, fakih, zühüt de ke­mâle erişmiş, gayet mütteki, hadis yollarının en ince yönlerine vakıf, ictihad ve istimbatı kuvvetli ve duası müstecap bir zat idi. Her gün iki veya üç ba­dem yediği beyan olunarak zühtü ve ilme çalışması yazılmaktadır.

İmamı buhari, maverain nehirde «Buhara» nami ile anılan bir beldede yüz doksan dört (194) hicri tarihinde dünyaya teşrif etmiştir. Küçük yaşta ilim erbabı üstadlardan tahsili ilme başlamış ve hadisi şerifin tahsili.ve teb-yini için bin kadar hadis âlimi muhaddislerden talim etmiştir. Soy itibarı ile türktür.

Pek çok telifatı vardır. Hadis ilmini ve hadisi şeriflerin sağlam ve sıh­hatli senetlerle kitap telif eden en imtiyazlı alimlerdendir. Telif ettiği kitap­lardan en meşhuru, Buhari ismi ile anılan «El camiüssahih» adlı eseridir. Mükerrerler ile dokuzbin seksen iki (9082} Hadisi şerifi camidir. Bütün ule­ma ve muhaddislerin en çok îtimad ettikleri ve Kur'andan sonra şer'i dei;l ve kaynağın birincisi kabul ettikleri yegâne hadis kitabıdır.

Binlerce muhaddisin hadis ilmini ve hadisi şeriflerin tâlimini yaptığı âlim, kamil, mudakkik ve muhaddis İmamı Buhari, ikiyüz eili altı (256) hic­ride vefat etmiştir. Allahüteâla Rahmeti ilâhisini ihsan buyursun ve âh'ret-te şefaatini cümlemize nasip etsin. AMİN.

[15] lmamî müslim, İmamı Buharinin talebesi, itimad edilen hadis hafı­zı, büyük musannif ve fıkıh âlimidir. Kuşeyr kabilesine mensup iki yüz dört (204) hicri senesinde Neysâburda dünyaya gelmiştir. Sülâle ve asalet iti­bârı ile bir türk soyundandır.

Hadis talimi ve hıfzı için çok yerlere nakli mekan etmiş, diyar diyar gezmiştir. En çok gittiği yerler, Irak, hicaz ve Mısırdır. Bağdata seferi ise, sayılmayacak kadar çok-olmuştur.

imamı müslimin pek çok telKatı vardır. Bunlardan en meşhuru, Buhaıi şerifden sonra «Müslim» Namı ile anılan «El Camiüssahih» dir. Mükerrer hadisin zikrinin azlığı ve tertibinin güzelliği ile imtiyazlıdır. Kur'andan son­ra şer'i kaynakların ikincisi sayılmaktadır. İmamı Müslim, 261 hicride vefat etmiştir. Allahüteâla rahmeti ilahisini lütfedip ahirette şefaatına nail bu­yursun, AMİN.

[16] İmamı Malik mezheb sahibi, Büyük fakih, müetehidi mutlak, Medî-ne-i münevvere Alimi, Medine-i Münevverenin muhaddisi, mudakkik, müt-

teki, telif ve tasnifde Buhari ve müslîmden evvel olan tabiin veya tebe-i ta­biinden fazilet sahibi bir âlimdir, 93 - Veya 103 Hicride Medine-i Münevve-rede dünyaya gelmiştir. Ve 179 Hicride vefat etmiştir. Kabri şerifi Cennetül bakîdedir. Meşhur olan kabri şerifini hamdü senalar olsun ziyareti aciza-nem olmuştur.

İmamı malik radiyaliahü anh, dininde salabetli, hıfzı kuvvetii ve fetva hususunda çok hassas idi. Bir hadisi şerif nakledeceğinde, abdest alır ve­ya güsl eder özel minderine oturur, sakalını tarar güzel kokuyu sürünür on­dan sonra hadisi nebevi okur ve fetva verir, talebe-i ulûme okuturdu, rah-metüliahi aleyh.

[17] İmamı şâfi-i İmamı Malik hazretlerinin talebesi ve İmamı Azamın talebesi imamı muhammed hazretlerininde talebesidir. İmamı azam radiyal-lahü anhın vefatı yılı olan 150 hicride ğazzede dünyaya gelmiştir. İki ya­şında Mekke-i Mükerremeye nakledilmiştir. Annesinin yanında yetim ola­rak yetişmiş çok zaman ilim talimi için muaiim ücreti bulamazdı. Bu sebebe den ilim talimi sıkıntılı olmuştur.

İmamı şâfi-i merhum çok zeki hafızası kuvvetli, şair, fasih ve beliğ bir zat idi. Lugatta, fıkıh ve hadisde îmam idi. Usûlü fıkhı ilk yazan âlimdir.

İmamı şâfi-i merhumun pek çok eserleri vardır. Bunların en meşhuru yedi cilt halinde olan «Ef'üm» dür.

İmamı şafi-i hazretlerinin kıymetli sözleri vardır. Cümleden bir tanesi şudur :

«Eğer â!iim'er evliya olmazlarsa, Aflah için veli yoktur. Zira Allahüte-â!a cahil kimseyi velî (dost) edinmez.» Mirkat C 1,20

İmamı şâfi-i merhum. Recebi şerifin son perşembe veya cuma gecesi akşam namazını eda ederken 204 hicride vefat etmiştir. Kabri şerifi Mısır­dadır. Rahmetüllahi aleyh.

[18] İmamı Ahmet bin hanbei Radiyallahüteâla anh, 164 hicride bağ-datda dünyaya gelmiş, orada ilme çalışmaya koyulmuş ve sonra imamı şâfi-i hazretlerinden ilim tahsil etmiştir. Böylece ilim tahsili için, Mekke-i Mükerremeye, Küfe ve Basraya, Medine-i Münevvereye, Yemene, şama ve ceziretül araba nakli mekan etmiş oralarda bulunan büyük âlim, fâkih, mu-haddis ve müdekkik meşâyihi kiram ve ulemayı uzamdan fıkıh, hadis ve il­mi kelam dersleri ile tefsir ve edep ilmi gibi Şer'i ilimleri tâlim etmiştir.

Abbasi halifelerinden Mûtesim zamanında Kur'anı kerimin Mahluk ol­madığını beyan edip direnmekle halife bu büyük âlimi bazı tahrikçi ve fe­satçıların telkini ile zindana atmış ve yirmi sekiz (28) ay kadar bir zaman

zindanda kalmıştı. Sonra halife mütevekkil onun kadri kıymetini takdir et­miş ikram ve izzette bulunmuştu.

Fakıh, müctehidi mutlak, muhaddis, zahid, müttekî ve abid olan bu bü­yük âlimin telifatı kesiresi vardır. En meşhuru ise, «Elmüsned» isimli hadis kitabıdır. Vefatı ikiyüz kırk bir (241) hicride bağdatda vuku bulmuştur. Rah­metüllahi aleyh.

[19] İmamı Tirmizi Rahimehullah, ceyhun nehri tarafında «tirmizi» isimli bir şehirde 200. hicride dünyaya gelmiştir. İlmi ile âlim, âmil, itimada layık muhaddis, hadis hafızı, zahid ve mütteki bir zat idi. Pek çok teiifatı vardır. En meşhurları, «Süneni tirmizi» ismi ile anılır. «El cami» adlı eseri ile pey­gamberimizin şemailini beyan eden «Şemaili Tirmizî» dir. Doğduğu yer olan Tirmizde 279 hicride vefat etmiştir. Cenabı hak Rahmeti dahisine gark eylesin. AMİN.

[20] Muhaddis ve sünen sahiblerinden İmamı Ebû davud Radiyaliahü anh, horasan diyarında Sicistan isimli 202 hicride doğmuş, İmamı buhari ve İmamı Ahmet bin Hanbei gibi Büyük muhaddislerden ilim tahsil etmiş ve ezberlemiştir. Defalarca Bağdata gidip hadis tahsil edip hıfzetmiş ve Bas­raya sakin olup orada tedrisadda bulunmuştur.

İmamı Ebû Davud Hazretlerinin telifatı kesîrası vardır. En meşhuru, beşbin kadar hadisi şerifi muhtevi «Sünen-i Ebi Davud» isimli eseridir. Bu eseri İmamı Ahmet Bin hambele ar zettiğinde takdir ve tebrik edilmiştir. 275 Hicride Basra da vefat etmiştir. Allâhüteâla Rahmetini ihsan buyursun. Amin.

[21] İmamı Nesâ-i Radiyaliahü teala anh, Horasanda «Nesâ» ismi ile müsemma olan karyede 215 hicri senesinde doğmuştur. Asrının hadis imamlarından tahsil etmiş, Horasan, Hicaz, Irak, Mısır ve Şam âlimlerin­den talimi ilim yapmış hadis hafızı, müdekkik ve zahid bilginlerden idi.

Pek çok telifatı vardı. En meşhuru «Essünen» dir. Sonra bu süneni ih­tisar etmiş «elmüctebâ mines sünen» ismini vermiştir. 303 tarihinde Mek-ke-i Mükerremede vefat etmiştir. Rahmetüllahı Aleyh.

[22] İbni mâce, 209 hicri tarihinde kazvinde doğmuş, sonra ilim tahsili için bağdat, basra, şam, Mısır, hicaz ve rey şehrine gitmiş oraların âlim ve muhaddislerinden hadis tahsil etmiştir.

Kütübü Sitteden sayılan «Sünen-i İbni mâce» gibi pek çok eseri olan bu muhaddis ve büyük âlim, 273 tarihinde vefat etmiştir. Rahmetüllahi Aleyh.

[23] Muhaddis ve hadis imamlarındarHDiricie İmamı darimi Rahimahuf-lah, 181 hicride doğmuş hadis ilmini ve hadisi şerifi tahsil için hicaza, şa­ma. Mısıra, Iraka ve Horasana gitmiştir.

Akıllı, zeki, müfessir, fakih ve yüksek ahlâka sahib olan bu zatında telifatı çoktur. En meşhuru «El camiussahih» ve «Essünen» isimli eseridir. 255 tarihinde vefat etmiştir. Allah ondan razî olsun.

[24] İmamı Dâre kutnî, hadisde asrının âlimi ve kıraat ilmi hakkında ilk kitap tasnif eden ve pek büyük âlimler yetiştiren bir fazılı muhteremdir. Şâfiiyyül mezhebdir.

Bağdatın bir mahallesi olan dare kudnda 306 sene-i hicride doğmuş­tur. İlim tahsili için mısıra gitmiştir. Sonra Bağdata tekrar dönen imamı Dâ­re kudni, 385 tarihinde Bağdaîta vefat etmiştir. Telifatının en meşhuru, «Essünen» dir. Allah ondan râzi olsun.

[25] İmamı Beyhakî Rahimehullah, hadis imami"rındandır. Neysabur yakınlarında «Bey hak» isimli beldede 384 tarihinde doğmuş, ilim tahsili için Bağdat'a, Küfeye, Mekke-i Mükerremeye ve diğer memleketlere git­miştir.

Muhaddis, fakih, mütteki ve usul ilminin âlimi olan imamı Beyhakının pek cok telifatı vardır. En meşhurları, «Essünenül kebir» «Marifetüs süneni vel âsâr», «Kitabül bâsi vennüşür», «Kitabü şuabil İman» ve «Kitabü fezâ-ilüssahâbe» dir. 258 senesinde Neysaburda vefat etmiştir. Allah ondan ra­zî olsun.

[26] Hadis İmamlarından biride İmamı Abderî Rahimehullahdır. Kütübü siddeden toplanmış «Ettecridü lissıhahissitte» isimli eser sahibi bu büyük âlim, uzun zaman Mekke-i Mükerremede mücaveret etmiş ve orada 535 tari­hinde vefat etmiştir. Allah ondan râzî otsun.

[27] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 25-32.

[28] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 32.

[29] Mirkatüîmefatih, C. I, 34

[30] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/32-34.

[31] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 34-40.

[32] Mişkât şerhi Mirkat, c. 1-36

[33] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/40.

[34] Müslim

[35] İbni Mâce

[36] Nesaî, İbni mâce

[37] Buhâri, Müslim

[38] Ahmeî ibini Hanbel ve tirmizi, Akkirmâni, 22

[39] Hadisi Erbeîin şerhi Akkirmânî

[40] Buhârî, Müslim

[41] Buhâri, Müslim

[42] Beyhakî

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/40-47.

[43] Eşbah Vennezâir, 7

[44] Merâkılfefah Tahtâvîsi, 117

[45] Mültekâ ve şerhi Dâmad, 85

[46] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 48-53.

[47] Müslim

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 55-56.

[48] Mirkat, C. 1, 51

[49] Kenarlı berika, 280

[50] Feyzulkadir, C. 2, 536

[51] Receb efendi, c. 1, 237

[52] Recep efendi, c. 1, 237

[53] Berîka, C. 1-98

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 56-78.

[54] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 79.

[55] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/79-80.

[56] Buhari, Müslim

[57] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/81.

[58] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/81-82.

[59] Buhâri, Müslim

[60] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/83.

[61] (Mârkatülmefâtih, C. I, 62)

[62] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/83-87.

[63] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/87.

[64] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/87-89.

[65] Buhârl, Müslim

[66] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/89-90.

[67] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/90-91.

[68] Buhâri, müsiim(Ayracı Ahmet bin hanbel, Tirmizî ve Nesaînin süneninde zikredilmiş­tir.)

[69] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/92.

[70] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/92-94.

[71] Müslim (Keza Ahmed bin hanbel, tirmizî ve deylemîde tahriç etmişlerdir.)

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/94.

[72] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/94-95.

[73] Müslim

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/95.

[74] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/96.

[75] Buhâri, Müslim(Çeşitli lafız değişikliği ile Tirmizî, Nesâî, ibni mâce ve Ahraed tahric etmişlerdir.)

[76] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/97.

[77] Elhakâik, C. 1,143

[78] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/97-99.

[79] Buhâri, MüsLim

[80] (Hadîsi şerif, Nesâî ve ibni Mâcenin sünenlerinde ve Tabarânî filevsatda' vardır.)

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/100.

[81] Buhâri

[82] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/100-101.

[83] Buharı(Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâî de bu mânada hadîsi şerif zikretmişler­dir)

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/102.

[84] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/102.

[85] Buhârî, Müslim

[86] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/103.

[87] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/103-1014.

[88] Müslim (Nesâî, İbni Mâce ve Tirmizîde sünenlerinde zikretmişlerdir. Ve Tirmizî, hasen hadis, demiştir.)

[89] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/104.

[90] Mirkatül mefatih, 73

[91] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/104-106.

[92] Buhâri, Müslim(Ebû Dâvud ve Nesâîde sünenlerinde zikretmişlerdir.)

[93] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/107-108.

[94] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/108.

[95] Buhâri, Müslim.

[96] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/109-110.

[97] Keza mirkatül mefatih, 77

[98] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/110-112.

[99] Buhâri, Müslim

[100] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/113.

[101] Ahmet Bin Hanbel

[102] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/113-118.

[103] Buhâri, Müslim

[104] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/118-119.

[105] Tirmizi

[106] Müslim, ibni mâce

[107] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/119-121.

[108] Buhâri

[109] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/122.

[110] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/122-123.

[111] Buhâri, Müs!;m

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/123.

[112] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/124-125.

[113] Buhâri, Müslim

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/125.

[114] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/125-126.

[115] Buhâri, Müslim

[116] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/126.

[117] Üstüiğabe, C. 5,194

[118] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/127-128.

[119] Buhâri, Müslim

[120] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/129.

[121] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/130.

[122] Buhârî, Müslim

[123] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/131.

[124] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/131-132.

[125] Buhâri, Müslim(Bu hadîsi şerif, Nesâînin süneninde de mezkûrdur.)

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/133.

[126] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/133-135.

[127] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/135.

[128] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/136-137.

[129] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/137-139.

[130] Ebu Dâvud

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/139.

[131] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/139.

[132] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/140.

[133] (Üsdül ğâbe, C. 5, 193)

[134] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/140.

[135] Ebû Dâvud

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/140.

[136] Tirmizi, Nesâî (Râvî Hz. Ebî Hüreyre ve hadisi şerifin ihtiva ettiği hükümler hakkında gerekli bilgi, yukarda geçmiştir.}

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/140.

[137] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/141.

[138] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/141.

[139] Beyhakî (Hadîsi şerifin ihtiva ettiği hükümlerle ilgili gerekli îzahat, ilerde 56. Hadîsi şerifde zikredilmiştir.

[140] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/142.

[141] Müslim (Râvî Hz. Ubâde bin Essâmİt (R.A) hakkında 18. hadisde malumat ve­rilmiştir. Hadîsi Şerif hakkında da îzahat, geçmiştir.)

[142] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/142.

[143] Müslim

[144] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/143.

[145] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/143.

[146] Müslim

[147] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/144.

[148] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/144.

[149] Müslim

[150] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/146-147.

[151] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/147.

[152] Ahmed bin Hanbel

[153] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/148-149.

[154] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/149-150.

[155] Ahmed, Bin Hanbel

[156] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/150.

[157] Buhari, müslim - Meşârik, C. 2,171

[158] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/150-152.

[159] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/152.

[160] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/152-153.

[161] Buhâri, Müslim

[162] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/154.

[163] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/154-155.

[164] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/155-156.

[165] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/156.

[166] Ahmed ,ibni hanbel.

[167] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/157-158.

[168] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/158.

[169] Ahmed ibni hanbel.

[170] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/158.

[171] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/158-159.

[172] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/159.

[173] Buhârî, Müslim

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/160.

[174] Beyhakî Tergıb Terhib, C. 3, 271

[175] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/161-165.

[176] Buharı

[177] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/165.

[178] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/165.

[179] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/165.

[180] Buhöri, Müslim

[181] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/166.

[182] Ebû Dâvud^ Nesâi

[183] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/166-171.

[184] Buhârî, Müslim.

[185] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/171-172.

[186] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/172.

[187] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/173.

[188] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/173.

[189] Keza Tecrid tercümesi, C. 1. 67

[190] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/174-176.

[191] Buhârî, Müslim

[192] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/176.

[193] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/176-178.

[194] Müslim

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/179.

[195] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/179-180.

[196] Tirmizti, Ebû Dâvud, Nesaî

[197] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/181.

[198] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/181-182.

[199] Ebû Dâvud

[200] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/183.

[201] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/183-184.

[202] Tirmizi, Ebû Dâvud(Bu hadis, Hâkimin süneninde de vardır ve hâkim, sahih hadisdir. de­miştir.)

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/184.

[203] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/185.

[204] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/186-187.

[205] Buhârî

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/187.

[206] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/187-188.

[207] Buhâri, Müslim

[208] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/189.

[209] Mirkatül mefâtih, 113

[210] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/189-190.

[211] Müslim

[212] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/190.

[213] Mirkatülmefatih, 114

[214] Buhârî, müslim

[215] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/190-191.

[216] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/191-193.

[217] Buhârî, Müslim

[218] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/193-194.

[219] Müslim

[220] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/194.

[221] Buhârî, Müslim {Hadîsi şerifi, Ahmed bin hanbel, Ebû Dâvud ve ibni mâcede rivayet et­mişlerdir.

[222] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/194.

[223] Buharı, Müslim

[224] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/195.

[225] Bak, Tefsiri kasımi, c. 3, S. 702

[226] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/195-196.

[227] Buharı, Müslim

[228] Müslim{Bu hadîsi şerifi, Ahmed bin hanbel de Müsnedinde rivayet etmiştir.) (Kısa îzahat, «İslamda Tesettür ve Haya» adlı eserimizde zikredilmiş­tir. Arzu eden orayı okur.)

[229] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/196.

[230] Müslim(Keza bu hadisi, Ahmed bin hanbei ve Tirmizî.rivayet etmişlerdir.)

[231] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/197.

[232] Ebû Dâvud

[233] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/198.

[234] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/198.

[235] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/199.

[236] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/200.

[237] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/200.

[238] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/200-202.

[239] Müslim

[240] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/202.

[241] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/202-203.

[242] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/203.

[243] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/203-204.

[244] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/205.

[245] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/205-206.

[246] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/207.

[247] Müslim

[248] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/207-208.

[249] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/208.

[250] Buhâri, Müslim

[251] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/209.

[252] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/209-210.

[253] Buhârî, Müslim

[254] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/210.

[255] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/210-211.

[256] Müslim

[257] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/211-212.

[258] Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/212-213.

[259] Buhârî, Müslim

Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/213.

Rüya

Yorum yaptığınız için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski