Okuma süresi:

Cennetteki Huriler Gılmanlar Vildanlar Hizmetciler

Kur’ân-ı Kerîm’de huri ve vildanlar hakkında bir çok âyet zikredilmiştir. Hadis-i şeriflerde ise onların sıfatları ve vasıfları genişçe açıklanmıştır.


Enes’in (r.a) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:


“Sabah veya akşam Allah yolunda (hizmet ve cihatta) atılan bir adım, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Sizden birinin yay veya okunun dünyada işgal ettiği yer kadar cennetteki bir yeri, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinin kadınlarından biri dünyada görünecek olsa, nuruyla yeryüzünü ve onda bulunan her şeyi aydınlatırdı. Onun başındaki örtü, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır." [1]


Ebû Saîd el-Hudrî anlatıyor: Resûlullah (s.a.v), “Sanki onlar yakut ve mercan gibi dirler.” âyetinin tefsirinde şöyle buyurdu:


“Hurilerin sahibi olan kişi onlardan birinin peçesini kaldırıp baktığında yüzünün aynadan daha parlak olduğunu görür. Üzerindeki incilerden en küçüğü doğu ile batı arasını aydınlatacak kadar güzeldir. Üzerinde yetmiş kat elbise bulunur. Fakat bu elbiselerin ardından bakıldığında (şeffaflığından) baldırlarının ilikledi dahi görünür.” [2]


Enes (r.a) rivayet ediyor: Resûl-i Kibriyâ (s.a.v) şöyle buyurdu


“Mirac’a çıkarıldığım gece cennette Beydâh diye (cennete bir nehrin adı) adlandırılan bir yere gittim. Orada kırmızı yakutlardan, yeşil mücevherlerden ve incilerden yapılma çadırlar bulunmaktaydı. Oradan,


“Ey Allah’ın Peygamberi hoş geldin safa getirdin!” diye seslenenler oldu. Ben, “Ey Cebrâil! Bu sesler de neyin nesiydi?” diye sordum. Cebrâil, “Onlar çadırlar (otağlar) içinde sahipleri için tahsis edilmiş hurilerdir. Rablerinden seni selâmlamak için izin istediler O da izin verd, dedi.


Sonra cennet hurileri şöyle demeye başladılar: “Bizler (hazırlandığımız kimselerden) razıyız ve ebedîyen kızmayız. Bizler burada ebedîyiz, hiçbir zaman ayrılıp gitmeyiz.”


Resûlullah (s.a.v) bunları anlattıktan sonra, “Otağlar (çadırlar) içinde sahiplerine tahsis edilmiş huriler vardır.” âyetini okudu: [3]


Mücâhid (rah), “(Onlar için) tertemiz eşler vardır…” [4] âyetinin tefsirinde der ki: “Onlar hayız olmazlar, büyük küçük tuvaletleri de yoktur. Meni ve tükürük gibi şeylerden temizlenmişlerdir. Çocukları da olmaz.”


Evzaî (rah), “O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler” [5] âyetinin tefsirinde:


“Onların meşguliyetleri bakirelerle oynaşmaktır” demiştir.


Adamın biri Resûlullah’ın yanına gelerek:


—Ey Allah’ın Resûlü! Cennet ehli cima eder mi? diye sordu Resûlullah (s.a.v),


—Onlardan her birine, her gün için, sizden yetmiş kişinin sahip olduğu kuvvetten daha fazlası verilir, buyurdu. [6]


Abdullah b. Ömer (r.a) der ki: “Cennette en düşük mevkiye sahip olana, kendisine hizmet için koşuşturan bin hizmetçi verilir. Bunlardan her biri ayrı ayrı işlerle meşgul olurlar.”


Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:


“Cennet ehlinden her bir adam beş yüz huri, dört bin bakire ve sekiz bin dul kadın ile evlenir. Onlardan her biriyle dünyadaki ömrü kadar beraber olur.” [7]


Resûl-i Ekrem (s.a.v) buyurmuştur ki:


“Cennette bir çarşı (toplanma yeri) vardır. Burada alış veriş olmaz; sadece kadın ve erkek suretleri bulunur. Bir erkeğin gönlü bir sureti arzulayınca oraya girer. Girdiğinde karşısında toplanmış hurileri görür. Onlar harikulâde sesleriyle, «Bizler ebedîyiz; asla yaşlanmayız. Bizler cennet nimetlerindeniz; asla sıkıntı çekmeyiz. Bizler sizlerden razıyız ve asla kızmayız. Hem bize ve hem de ait olduklarımıza müjdeler olsun!» derler.” [8]


Enes’in (r.a) rivayet ettiği bir hadiste Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:


“Huriler cennette, «Bizler güzel hurileriz, iyi kocalarımız için saklandık» diye nameler söylerler.” [9]


Yahyâ İbn Kesîr, “Onlar bir bahçede (cennette) nimetlere ve sevince mazhar olacaklardır” [10] âyetinin tefsirinde der ki:


“Onların bu hazları hurilerden dinleyecekleri tatlı name ve şarkılar olacaktır.”


Ebû Ümâme el-Bâhilî’nin (r.a) rivayet ettiği bir hadiste Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur:


“Cennete giren her kulun başucuna ve ayakucuna ikişer huri oturarak insanoğlunun ve cinlerin dinlediği en güzel şarkıları söylerler. Fakat bunu şeytanın çalgılarıyla değil, Allah’a hamd ve O’nu takdis ederek yaparlar.” [11]


Üsâme b. Zeyd’den rivayet edilen bir hadiste Resûl-i Ekrem (s.a.v) ashabına şöyle buyrumuştur:


—Dikkat edin, cennete ulaşmak için bütün gücüyle gayret edenler var mı? Cennet kendisinden korkulacak, sakınılacak bir yer değildir. Kâbe’nin rabbine yemin olsun ki cennet, parlayan bir nur, sallanan bir reyhan, yüksek bir saray, akan bir nehirdir. Orada bolca olgun meyveler, güzel, süslü ve etrafına neşe saçan eşler, ebedî kalınacak olan bir makamdaki nimetler, yüksek, sağlam, güvenli ve aydınlık yurtlar vardır.”


Bunları dinleyen sahabeler:

—Öyleyse bizler cennete girmek için var gücümüzle çalışırız, dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v),

—İnşallah deyin, buyurdular ve akabinde cihattan söz edip ona teşvik ettiler. [12]


Adamın biri Resûlullah’ın (s.a.v) yanına gelerek,

—Yâ Resûlellah! Cennette at var mıdır? Zira ben atları çok seven biriyim, dedi. Resûlullah (s.a.v),

—Eğer atları gerçekten çok seviyorsan sana orada kırmızı yakuttan bir at verilir ve onunla cennette dilediğin yere uçarsın, buyurdular.



Bunun üzerine başka biri,

—Yâ Resûlellah! Cennette deve var mıdır? Çünkü ben de develerden çok hoşlanıyorum, dedi. Resûlullah (s.a.v) şöyle cevap verdi:


—Ey Allah’ın kulu! Eğer cennete girersen canının çektiği ve gözünün aradığı her şeyi bulabilirsin. [13]


Ebû Saîd el-Hudrî (r.a) naklediyor: Resûlullah (s.a.v) buyurdu ki:

“Şayet cennet ehlinden biri, çocuk sahibi olmak isterse, ona dilediği güzellikte ve surette bir evlât verilir. Onun bu isteği üzerine eşi o anda hamile kalır, doğurur ve dilerse o çocuk o saatte genç bile olur.” [14]



Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:


“Artık cennet halkı cennetteki yerlerine yerleştikleri zaman dostlar birbirlerini görmeyi arzularlar. Bunun üzerine oturdukları tahtları (aradıkları dostlarını bulmak üzere) onları gezdirmeye başlar. Bir müddet sonra birbirlerini bulurlar ve dünyada aralarında geçenleri konuşmaya başlarlar. Sonra biri,


—Kardeşim, hatırlasana! Hani o gün beraber oturup konuşmuştuk ve ardından Allah’a bizi bağışlaması için dua etmiştik de O’da bizi bağışlamıştı, der.” [15]


Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:


“Cennet halkının bedenlerinde tüy ve bıyık yoktur. Sakalları da bulunmaz. Tenleri beyaz, yapıları düzgün ve gözleri sürmelidir. Otuz üç yaşındadırlar ve Âdem’in (a.s) suretindedirler, yani boyları altmış zira (yaklaşık otuz metre), enleri ise yedi zira (üç buçuk metre) dir.” [16]


Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:


“Cennet ehlinden en düşük dereceye sahip olan kişinin seksen bin hizmetçisi ve yetmiş iki hanımı olur. Onun için San’a (Yemen) ile Câbiye (Dımeşk) arası büyüklüğünde, yakut, mücevher ve incilerden müteşekkil bir kubbe dikilir. Bu hanım ve hizmetçilerinin her birinin başında taçlar bulunur ve bu taçlardaki en ufak inci tanesi doğu ile batı arasını aydınlatacak kadar güzeldir.” [17]


Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:


“(Mirac gecesi) cennete baktığımda deve sırtı gibi büyük narlar gördüm. Kuşları da iri ve gösterişli idi. O sırada bir câriye gözüme ilişti. Ona, “Ey câriye! Sen kimin içinsin?” diye sordum. “Zeyd b. Hârise için” dedi. O vakit cenneti seyrettiğimde, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmeyecek güzellikler gördüm.” [18]



Kâ’bü’l-Ahbâr (rah) demiştir ki: “Allah Teâlâ Âdem’i (a.s) kendi eliyle yarattı. Tevrât’ı kendi eliyle yazdı. Cenneti kendi eliyle donattı. Sonra ona konuş dediğinde cennet:


“Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir” dedi.


İşte bunlar cennetin sıfatlarıdır. Biz onları önce özetle sonra genişçe anlattık.


Hasan-ı Basrî (rah) bu konuda şöyle demiştir:


“Cennetin narları kova büyüklüğündedir. Nehirlerinin suyu dünya sularının tadı gibi değişmez, kokuşmaz. Bazı nehirleri vardır ki tadı, kokusu değişmeyen süttendir. Bazıları da halis baldandır, onları hiçbir mahlûkat yapmamıştır. Bazı nehirler vardır ki içenlere lezzet veren şaraptandır; ne akla bir zarar verir ne de baş ağrısı yapar.


Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin aklına gelmeyecek derecede güzellikler mevcuttur. Onlar nimetler içinde yüzen cennet padişahlarıdır. Her birisi otuz üç yaşındadır. Altmış zira (yaklaşık otuz metre) boyları vardır. Gözleri sürmeli, vücutları tüysüz ve sakalsızdır. Azaptan emin bir şekilde mutlu ve huzurlu bir yurttadırlar.


Cennet nehirleri yakut ve inci taşları üzerinden akar. Onun bağları, bahçeleri, hurmalıkları incidendir. Meyvelerini ise Allah’tan başkası bilmez. Cennetin kokusu beş yüz senelik mesafeden hissedilir.


Cennet ehlinin çok hızlı koşan atları ve develeri vardır. Onların yakuttan semerleri, gemleri ve palanları vardır. Cennet ehli bunlara binerek birbirlerinin ziyaretine gelirler.


Onların hurilerden eşleri de vardır. Bu huriler âdeta gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdırlar. Onlardan biri eline yetmiş kat cennet elbisesini alır ve giyer, bu yetmiş kat elbisenin ardından baldırlarının ilikleri görünür.


Allah Teâlâ orada ahlâkları kötülüklerden arındırdığı gibi bedenleri de ölümden beri kılmıştır.


Cennet ehli tükürmez, sümkürmez, büyük küçük tuvaletini yapmaz. Onların yedikleri ve içtikleri geğirti ve misk kokusu gibi terleme olarak çıkar.


Sabah akşam rızıkları onlara verilir. Orada sabah akşamı, akşam da sabahı kovalamaz.


Cennete en son girecek ve orada en düşük mertebeye sahip olacak kişinin mekânı gözünün görebildiği en son yerdir. Onun mülkü yüz senede katedilecek yol kadar büyük olur. Altından, gümüşten ve inciden sarayları vardır. Gözünün görme alanı genişletilir ve en yakındaki mülkünü gördüğü gibi en uzaktakini de görür. Her sabah ve akşam onlara yetmiş bin ayrı tabakta yemek getirilir. Her tabakta bulunan yemek ve lezzet bir diğerinde bulunmaz. İlk yediği yemeğin lezzetini nasıl hissederse son yediğini de hisseder.


Onlar için cennette yakuttan bir saray vardır. Bu sarayda yetmiş bin ev ve her evde de yetmiş bin oda vardır. Bu adaların hiçbir yerinde kırık dökük yoktur.”


Mücâhid (rah) der ki: “Cennette en düşük mertebeye sahip olan kişi mülkünü gezebilmek için bin sene yürür. O nasıl en yakında olan mülkünü görebiliyorsa en uzakta olanını da görür. Cennette en ala mertebeye sahip olanlar ise sabah akşam rablerini seyrederler.”


Saîd b. el-Müseyyeb (rah) demiştir ki: “Muhakkak, her cennet ehlinin bileğinde altından, inciden ve gümüşten üç bilezik bulunur.”


Ebû Hüreyre (r.a) şöyle anlatmıştır: “Cennette Aynâ (ceylan gözlü) adlı huriler vardır. Bu huri sağında ve solunda yetmiş hizmetçi kendisine eşlik ederek yürürken, “İyiliği emredip kötülükten sakındıranlar nerede?” diye söylenir.”


Yahyâ b. Muâz er-Râzî (rah) der ki: “Dünyayı terk etmek insana elem verir; cenneti elden kaçırmak ise ondan çok daha fazla elem vericidir. Dünyayı terk etmek âhiretin mehridir.”


Yine Yahyâ b. Muaz der ki: “Dünyayı talep etmek insanı zelil, âhireti talep etmekse aziz eder. Fani olan şu dünyayı isteyip zilleti tercih edene; ebediyet yurdunu bırakıp izzeti terk edene şaşarım doğrusu!


[1] Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 17; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/141, 264; Beğavî, Şerhu’s-Sünnet, nr. 2616; Ebû Yâ’lâ, el-Müsned, nr. 3775; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 372.
[2] Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 7/712; Hâkim, el-Müstedrek, 2/475; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 375. Ayrıca bkz: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/75; İbn Hıbbân, es-Sahîh, nr. 2631.
[3] Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 376; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 7/718; Zebîdî, İthâf, 14/602.
[4] Âl-i İmrân 3/15.
[5] Yâsîn 36/55.
[6] Tirmizî, Sıfatü Cennet, 6; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 403; Hatîb Tebrizî, Mişkât, nr. 5636; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 39361. Ayrıca bkz: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/317; Abdürrezzâk, el-Musannef, nr. 20866; Beğavî, Şerhu’s-Sünnet, nr. 4370.
[7] Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 414; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5523.
[8] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/156; İbnü’l-Cevzî, el-İlelü’l-Mütenâhi, nr. 1555; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 418.
[9] Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 420; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsât, nr. 6493; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5540; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, nr. 18761.
[10] Rûm 30/15.
[11] İbn Asâkir, Târîhu Medîneti Dımeşk, 16/295; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 10/419 (nr. 18759); Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, nr. 7478; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 421. Zebîdî, cennet ehlinin dinleyeceği şarkıların kimi zaman hurilerin, kimi zaman nehirlerin, kimi zaman ağaçların, kimi zaman da Hz. Dâvûd’un (a.s) sesinden olacağını kaydetmiştir. Bkz: Zebîdî, İthâf, 14/609.
[12] İbn Mâce, Zühd, 39; İbn Hıbbân, es-Sahîh, nr. 7381; Beğavî, Şerhu’s-Sünnet, 4386; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, nr. 388; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 433; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 1/91;
[13] Tirmizî, Sıfatü Cennet, 11; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/352; Tayâlisî, Müsned, nr. 843; Abdürrezzâk, el-Musannef, nr. 6700; Beğavî, Şerhu’s-Sünnet, nr. 4385.
[14] Tirmizî, Sıfatü Cennet, 23; İbn Mâce, Zühd, 39; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 39326.
[15] İbn Asâkir, Târîhu Medîneti Dımeşk, 21/170; Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, 8/52; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/71 (nr. 197).
[16] Tirmizî, Sıfatü Cennet, 12; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/295; Taberânî, el-Mu’cemü’s-Sağîr, nr. 809; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 10/399; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5446;
[17] Tirmizî, Sıfatü Cennet, 23; Hatib Tebrizî, Mişkât, nr. 6548; Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, nr. 39327.
[18] İbn Asâkir, Târîhu Medîneti Dımeşk, 19/371, 372. Ayrıca bkz: Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 33299, 33302; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, 1/230.


Kur'an'da onların vasıfları vardır, fakat fazla izahat, hadîslerde vârid olmuştur.

Enes b. Mâlik, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:


Bir sabah veya bir akşam Allah yolunda bulunmak, dünya ve dünyanın içinde bulunanlardan daha hayırlıdır. Birinizin ok ile yayı arası veya ayak yeri kadar cennetten elde edeceği şey, dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır. Eğer cennet kadınlarından biri yeryüzüne çıksa, yeryüzü pırıl pırıl parlar, yer ile gök arası güzel koku ile dolar. O kadının başındaki başörtüsü dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.284


Onlar yakut ve mercan gibidirler, (Rahmân/58) Hz. Peygamber (s.a) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir:

Perde arkasında olduğu halde onun yüzüne bakılsa aynadan daha berrak görünür. Onun boynunda bulunan ve kıymetçe en düşük olan inci doğu ile batı arasını ışıklandırır. Onun sırtında yetmiş elbise vardır. Kocasının bakışı o elbiselerden geçerek kemiklerindeki iliği bile görür.285


Enes, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Gece yolculuğuna (isrâ) çıkarıldığım zaman cennette bir yere girdim. İsmine Bey dah deniyordu. Orada inci, yeşil zebercet ve kırmızı yakuttan bir çadır kurulmuştu. Çadırın içindeki hanımlar 'Ey Allah'ın Rasûlü! Selâm sana!' dediler. 'Ey Cebrâil! Şu ses nedir?' dedim. Cebrâil 'Bunlar çadırlarında sadece kocalarına bakan hanımlardır. Rablerinden sana selâm vermek hususunda izin istediler. Onlara izin verildi' dedi. Bu konuşmadan sonra onlar 'Biz kocalarından razı olan hanımlarız. Asla kızmayız. Biz cen-nette ebediyyen kalan hanımlarız. Asla göç etmeyiz.' diye tempo tuttular.


Bundan sonra Hz. Peygamber şu ayeti okudu: Çadırlara kapanmış huriler. (Rahman/72)


Tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. (Alu İmran/15)


Mücâhid bu ayetin tefsirinde şöyle der: 'Hayızdan, küçük ve büyük taharetten, tükrük, balgam, meni ve çocuktan temizlenmiş kadınar demektir'.


O gün cennet halkı, bir iş içinde eğlenirler. (Yasin/55)

Evzâî bu âyetin tefsirinde şöyle demiştir: 'Onların meşgalesi, kendilerine ihsan edilen bakirelerin bikrini izale etmekti.


Bir kişi "Cennet ehli cinsi münasebette bulunur değil mi?' diye sorduğunda, Hz. Peygamber şöyle cevap vermiştir:

Onlardan bir kişiye sizden yetmiş kişinin kuvvetinden daha fazla kuvvet verilir!288


Abdulla bin Ömer şöyle demiştir: 'Derece bakımından cennet ehlinin en düşüğünün beraberinde bin hizmetçi vardır. Her hizmetçi ayrı bir işle meşguldür'. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:


Cennet ehlinden her kişi beş yüz huri ile evlenir. Dört bin bakire, sekiz bin dul ile evlenir. Onların her birinin boynunadünyadaki yaşı kadar sanılır.287


Cennette bir pazar vardır. Orada ne alış var, ne veriş! Ancak erkekler ile kadınların suretleri (modeli) vardır. Erkek herhangi bir sureti sevdiğinde, oraya girer. Orada ela gözlü hurilerin bir cemiyeti vardır. Öyle avazlar çıkarırlar ki insanlar onların, benzerini işitmemiştir. Derler ki: 'Biz ebedî olanlanz, helâk olmayız. Biz yumuşak bedenlileriz, pörsümeyiz.


286) Tirmizî, (sahih olarak)

287) Beybâkî, Ebû Şeyh, Kitab'ul-Azme


Kitaba Zikril-Mevt ve Ma Ba'dehu/IL Bölüm 1359

Biz kocalarımızdan razı olanlarız, kızmayız. Ne mutlu o kimseye ki biz onunuz, o da bizimdir',288

Enes, Hz, Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:


Huriler cennette şöyle teganni ederler: 'Biz güzel hurileriz. Şerefli kocalara saklandık'.280

İman edip sâlih amel işleyenler, onlar bir bahçe içinde neşelendirirler.

(Rûm/15)

Yahya b, Kuseyr bu ayetin tefsirinde demiştir ki: cNimetlenmekten gaye; cennette nağmeyi dinlemektir'.

Ebû Umame elBahilî, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

Cennete giren bir kişinin baş ve ayak ucunda iki ela gözlü huri oturur. En güzel sesle ona teganni ederler. O ses insan ve cinlerin işittiği seslerden daha güzeldir, O teganniyi şeytanın tuzağıyla değil, Allah'ın hamd ve takdisiyle yapar-lar.290

284) İmam Ahmed, Müslim, Buhârî, Tirmizî, İbn Mâce, Ebû Avâne ve İbn

Hibban

285) Ebû Yala, {hasen bir senedle)

Yorumlar