Sabah Akşam Bunu Okuyanlara Kimse Zarar Veremez


Enes ibni Mâlik (Radıyallâhu Anh)ın hizmetçisi Ebân ibni Ebî Ayyâş (Radıyallâhu Anh) şöyle anlatmıştır: "(Sahabe ve tabi'inden birçok kişiyi öldürmesiyle meşhur ve Haccâc-ı Zâlim namıyla maruf olan) Haccâc ibni Yûsuf (Irak'ta bulunan) Vasıt şehrini bina ettiğinde Enes ibni Mâlik (Radıyallâhu Anh)a mektup göndererek onu yanına çağırttı. Biz de onunla birlikte gittik.

İnsanlar onun sesini duyacak kadar yakın yerde oturmuşlardı, derken görevli memur Enes ibni Mâlik (Radıyallâhu Anh)a seslendi, o da ona yaklaşıp sedirinin üzerine oturdu.
O sırada Haccâc üzerlerinde rengarenk ipekler giyinmiş delikanlılar bulunan ve yaşları iki, üç, dört ve beş olan çok kaliteli atlar getirterek: 'Ey ihtiyar! Arkadaşının (Rasûlullâh ﷺin) yanında böyle atlar gördün mü? Bak, peygamberimizden sonra bizlere neler verildi' deyince Enes (Radıyallâhu Anh) sinirlenerek: "Vallahi onun yanında bundan daha hayırlılarını gördüm.

Nitekim ben Rasûlullâh ﷺi: '(Allâh-u Te'âlâ katında) atlar(ın sahiplerinin durumu) üç türlüdür; bir adam Allâh yolunda (cihada çıkmak veya harbe çıkana vermek için) bir at bağla(yıp baka)r ki artık o atın dışkısı, idrarı, eti ve kanı kıyamet günü sahibinin mizanında (sevap kefesinde kayıtlı) olacaktır.
Bir adam da karnındaki (nesli)ni isteyerek (hayvancılık yapmak ve binmek için) at bağlar (ki onun sevabı da günahı da yoktur). Bir adam da gösteriş ve işittirmek için at bağlar, işte o adam ateştedir' buyururken işittim. İşte o (sahibini cehenneme sevkedecek) atlar senin bu atlarındır" diye cevap verdi.

Bunun üzerine Haccâc(-ı Zâlim) çok sinirlenerek: 'Sen bizi çok küçük düşürdün. Vallahi senin Rasûlullâh ﷺe hizmetlerin olmasaydı, bir de Emiru'l-Mü'minin'in (Emevi hükümdarı Abdülmelik ibni Mervân'ın) senin hakkında (sana değer verip iyi bakmam hususunda) bana (yazıp göndermiş olduğu) mektubu olmasaydı sana neler yapardım neler!' dedi.

O zaman Enes (Radıyallâhu Anh): '(Ne kadar istesen de bunu) yapamazdın, elbette ben senin şerrinden Allâh-u Te'âlâ'ya öyle kelimelerle sığındım ki Rasûlullâh ﷺin bana öğrettiği o kelimeleri okuyunca hiçbir sultanın şiddetinden ve hiçbir şeytanın (ve cinin) azgınlığından korkmam' deyince Haccâc-ı Zâlim'in siniri geçip kendisine künyesiyle hitab ederek: 'Ya Ebâ Hamze! Onları bize de öğretir misin?' dedi.

Buna karşılık Enes ibni Mâlik (Radıyallâhu Anh): 'Hayır, vallahi ben seni onlara ehil (layık) olarak görmüyorum (hatta senin sağlığında onları kimseye öğretmeyeceğim ki başkasından öğrenip de onları okuyarak korunamayasın, çünkü senin gibi bir zalimin korunmasını istemiyorum)' dedi.

(Bunu duyan Haccâc: 'Salın bunu gitsin' deyince, etrafındakiler ona: 'Sen pire için yorgan yakan adamsın, nasıl oldu da bunu saldın?!' dediler. Bunun üzerine Haccâc-ı Zâlim: 'Ben onun iki omuzunda ağızlarını açmış bana doğru saldıracak iki büyük aslan gördüm' diye cevap verdi.)

Daha sonra Haccâc ona Muhammed ve Ebân isimli iki oğlu ile beraber iki yüz bin dirhem gönderip: 'Yaşlı adama iyi davranın, belki o kelimeleri ondan öğrenirsiniz' dediyse de hiçbiri bir şey öğrenemediler. Böylece Haccâc-ı Zâlim de iki oğlu da bu kelimeleri öğrenemeden (Enes (Radıyallâhu Anh)dan önce) öldüler.

(Enes (Radıyallâhu Anh)ın hizmetçisi Ebân sözlerini şöyle sürdürdü:) Sonra ben Enes (Radıyallâhu Anh)ın vefatına yakın kendisine: 'Senden bir şey istiyorum' deyince o: 'Söyle, ne istiyorsun' dedi. Ben de: 'Haccâc'ın senden öğrenmek istediği kelimeleri istiyorum' dedim. Bunun üzerine: "Evet, vallahi ben seni o kelimeler(i öğrenmey)e ehil görüyorum. Ben Rasûlullâh ﷺe on sene hizmet ettim, kendisi benden razı olarak (dünyadan) ayrıldı, sen de bana on sene hizmet ettin, ben de senden razı (ve hoşnut) olarak senden ayrılacağım. İşte sana Rasûlullâh ﷺin bana öğrettiği o duayı öğreteceğim, lakin sen de onu Allâh-u 'Azze ve Celle'den korkmayan kimselere öğretme.
Sabaha çıktığında ve akşama ulaştığında:

"Bismillâhi ve'l-hamdülillâhi, Muhammedün rasûlüllâhi, lâ kuvvete illâ billâhi, bismillâhi 'alâ dînî ve nefsî, bismillâhi 'alâ ehlî ve mâlî, bismillâhi 'alâ külli şey'in e'ğtânîhi rabbî, bismillâhi (kh)ayri'l-esmâi, bismillâhi rabbi'l-erdi ve's-semâi, bismillâhillezî lâ yedurru me'asmihî dâün, bismillâhillezî fî cemî'a esmâihi'ş-şifâü, bismillâhiftetehtü ve 'alellâhi tevekkeltü, allâhü allâhü rabbî lâ üşrikü bihî şey'en, lâ kuvvete illâ billâhi, lâ kuvvete illâ billâhi, lâ kuvvete illâ billâhi, vallâhü ekberu, allâhü ekberu, allâhü ekberu, allâhü ekberu, lâ ilâhe illâllâhü'l-halîmü'l-kerîmü, lâ ilâhe illâllâhü'l-'aliyyü'l-'azîmü, tebârakellâhü rabbü's-semâvâti's-seb'i ve rabbü'l-'arşi'l-'azîmi ve rabbü'l-eradîne ve mâ beynehümâ, ve'l-hamdülillâhi rabbi'l-'âlemîne, es'elükellâhümme bi (kh)ayrike min (kh)ayrikellezî lâ yü'ğtîhi ğayruke, 'azze câruke, ve celle senâüke, ve lâ ilâhe ğayruke, ic'alnî fî 'iyâzike ve civârike min külli sûin ve min şerri külli zî şerrin, ve min şerri'ş-şeytâni'r-racîmi,

﴾A'râf Suresi 196. ayeti kerimesi okunur﴿,
﴾Tevbe Suresi 129. ayeti kerimesi okunur﴿,
allâhümme innî estecîruke min cemî'i külli şey'in (kh)alakte, ve ehterisü bike minhünne, ve ükaddimü beyne yedeyye: ﴾İhlâs Suresi okunur﴿, ve 'an yemînî: ﴾İhlâs Suresi okunur﴿, ve 'an yesârî: ﴾İhlâs Suresi okunur﴿, ve min fevkî: ﴾İhlâs Suresi okunur﴿, ve min fevkî: ﴾İhlâs Suresi okunur﴿"

بِسْمِ اللهِ وَ الْحَمْدُ للهِ، مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ، لَا قُوَّةَ إِلَّا بِالله، بِسْمِ اللهِ عَلَى دِينِي وَ نَفْسِي، بِسْمِ اللهِ عَلَى أَهْلِي وَ مَالِي، بِسْمِ اللهِ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ أَعْطَانِيهِ رَبِّي، بِسْمِ اللهِ خَيْرِ الْأَسْمَاءِ، بِسْمِ اللهِ رَبِّ الْأَرْضِ وَ السَّمَاءِ، بِسْمِ اللهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ دَاءٌ، بِسْمِ اللهِ الَّذِي فِي جَمِيعِ أَسْمَائِهِ الشِّفَاءُ، بِسْمِ اللهِ افْتَتَحْتُ وَ عَلَى اللهِ تَوَكَّلْتُ، اَللهُ اَللهُ رَبِّي لَا أُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، لَا قُوَّةَ إِلَّا بِالله، لَا قُوَّةَ إِلَّا بِالله، لَا قُوَّةَ إِلَّا بِالله، واللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ، لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ، تَبَارَكَ اللهُ رَبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ وَ رَبُّ الْأَرَضِينَ وَ مَا بَيْنَهُمَا، وَ الْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، أَسْأَلُكَ اللَّهُمَّ بِخَيْرِكَ مِنْ خَيْرِكَ الَّذِي لَا يُعْطِيهِ غَيْرُكَ، عَزَّ جَارُكَ، وَ جَلَّ ثَنَاؤُكَ، وَ لَا إِلَهَ غَيْرُكَ، اِجْعَلْنِي فِي عِيَاذِكَ وَ جِوَارِكَ مِنْ كُلِّ سُوءٍ وَ مِنْ شَرِّ كُلِّ ذِي شَرٍّ، وَ مِنْ شَرِّ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، ﴿اِنَّ وَلِيِّيَ اللّٰهُ الَّذِي نَزَّلَ الْكِتَابَۘ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحِينَ﴾، ﴿فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ﴾، اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَجِيرُكَ مِنْ جَمِيعِ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْتَ، وَ أَحْتَرِسُ بِكَ مِنْهُنَّ، وَ أُقَدِّمُ بَيْنَ يَدَيَّ: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴿قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ۝ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ۝ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ۝ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ ۝﴾، وَ عَنْ يَمِينِي: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴿قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ۝ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ۝ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ۝ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ ۝﴾، وَ عَنْ يَسَارِي: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴿قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ۝ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ۝ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ۝ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ ۝﴾، وَ مِنْ فَوْقِي: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴿قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ۝ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ۝ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ۝ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ ۝﴾، وَ مِنْ تَحْتِي: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴿قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ۝ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ۝ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ۝ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ ۝﴾

"Allâh'ın ismiyle! Bütün hamdler Allâh'a mahsustur. Muhammed ﷺ Allâh'ın elçisidir. Allâh'ın yardımı olmadan hiçbir (şey yapmaya güç ve) kuvvet yoktur. Dinim ve canım(ın muhafazası niyetiyle onlar) üzerine Allâh'ın ismini okuyorum, ailem ve malım(ın muhafazası için onlar) üzerine Allâh'ın ismini okuyorum. Rabbim'in bana verdiği (nimetten) her şey(in muhafazası niyetiyle) üzerine Allâh'ın ismini okuyorum.

İsimlerin en hayırlısı olan Allâh ismi ile! Yerin-göğün Rabbi olan Allâh'ın ismi ile! O Allâh'ın ismiyle (sabahladım ve akşamladım) ki, O'nun ismi(nin zikri)yle beraber iken hiçbir dert (keder ve hatta hiçbir şey) zarar veremez. O Allâh'ın ismiyle ki bütün isimlerinde şifa vardır.

(Her başladığım işe, bugünüme ve geceme) Allâh'ın ismiyle başlangıç yaptım ve ancak Allâh'a tevekkül ettim. Benim Rabbim ancak Allâh'tır, Allâh'tır. Ben O'na hiçbir şeyi ortak etmem. Allâh'ın yardımı olmadan hiçbir (şey yapmaya güç ve) kuvvet yoktur, Allâh'ın yardımı olmaksızın hiçbir (kimsede en ufak bir) güç yoktur. Allâh'ın yardımı olmadan hiçbir kuvvet yoktur.

Allâh (korkulan) her şeyden büyüktür, Allâh en büyüktür, Allâh her şeyden büyüktür, Allâh (büyüklüğü idrak edilemeyecek derecede) en büyüktür.

O Halîm ve Kerîm olan Allâh'tan başka hiçbir ilah yoktur. O 'Aliyy ve 'Azîm olan Allâh'tan başka hiçbir ilah yoktur.

Yedi kat göklerin Rabbi, o büyük Arş'ın Rabbi, yerlerin Rabbi ve göklerle yerler arasındakilerin Rabbi olan Allâh'ın hayrı-bereketi (Kendisine sığınanlara iyiliği) daima çok olmuştur. Bütün hamdler alemlerin Rabbi olan Allâh'a mahsustur.

Ey Allâh! Ben Senden başka kimsenin veremeyeceği o hayırlarından bana da (maddi ve manevi konularda) hayır(lar) vermeni isterim. Koruman çok güçlüdür, övgün (ve şanın) çok yücedir, Senden başka hiçbir ilah yoktur. Sen beni her kötülükten, her şerlinin şerrinden ve kovulmuş şeytanın şerrinden Kendi himayen ve koruman içine al.

'Şüphesiz benim Velim (koruyucum, sahibim ve yardımcım) ancak O Allâh'tır ki, o (Kerim) Kitab'ı peyderpey indirmiştir. Zaten O, iyi kulları sahiplenmektedir.'

(Ben dünya ve ahiret şerlerinden Senin çok güçlü himayene sığınmak için:) "Eğer onlar (sana yardımdan) yüz çevirirlerse, sen: '(Sizin eziyetlerinize karşı) bana yetecek olan ancak Allâh'tır. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur.

Ben (O'ndan gayri kimseye umut bağlamam ve kimseden korkmam, zira ben) ancak O'na tevekkül ettim. Çok büyük olan Arş'ın Rabbi de ancak O'dur' de." (ayetini okuyorum.)
Ey Allâh! Şüphesiz ki ben yarattığın her şeyin cümlesin(in şerlerin)den Senin beni korumanı istiyorum, onlardan Sana sığınıyorum ve önümde(n gelecek şerlere karşı): "O Rahmân ve O Rahîm olan Allâh'ın ismiyle! Sen: 'O, Allâh'tır, Ehad'dir. Ancak Allâh Samed'dir. O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Hiçbir kimse de O'na denk olmamıştır' de." (mealindeki İhlâs Suresi'ni okuyup) takdim ediyorum.

Arkamdan da bunun bir mislini, sağımdan da bunun bir mislini, solumdan da bunun bir mislini, üstümden de bunun bir mislini (okuyup takdim ediyor ve İhlâs Suresi'nde bulunan isimlerinin ve sıfatlarının himaye sırlan hürmetine Senden koruma talep ediyorum)" kelimelerini söyle" dedi." [Ebu'ş-Şeyh, es-Sevâb; 'Alî el-Müttakî, Kenzü'l-'ummâl, rakam:5020-502, 1/288; İbnü's-Sünnî, 'Amelü'l-yevmi ve'l-leyle, rakam:346, sh:307; en-Neysâbûrî, Şerefü'l-Mustafâ, rakam:1921, 5/7-10; İbnü 'Asâkir, Târîhu Medîneti Dimeşk, rakam:6197, 52/259-260; es-Süyûtî, el-Hasâisu'l-kübrâ, 2/261-262; İsmâ'îl Hakkî el-Bursevî, Rûhu'l-beyân, 3/630]

Yorumlar