Cehennem Hakkında - Marifetname

Cübbeli Hoca Duaları
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Marifetname adlı eserinin dördüncü fasılında yedi deniz, sekiz kaf dağı, yedi kat yerleri ve her tabakasının sakinlerini, Cehennemin yedi tabakasını ve her birinde bulunanları, kıyamet alametlerini, kıyamet hallerini, alemin yok oluşunu ve mahşerdeki korkuları beş bölüm halinde bildirir.

I. Bölüm: Yedi deniz, dağlar, yerler ve Cehennemi kısaca bildirir.

Ey aziz! Tefsir ve hâdis âlimleri ittifakla şöyle bildirmişlerdir:

Allahü Teâlâ gökleri ve yerleri yaratmayı istediğinde, önce bildirdiğimiz yeşil cevherin suyundan Cennetler ve hazineler altında kalan artığın saf ve lâtifinden yedi kat gökleri yaratmıştır. Ondan kalan bulanık ve kesifini birbirine vurmuştur. Yüze çıkan köpüğü ve yükselen dalgaları dondurunca yerler ve dağlar meydana gelmiştir. Dağlar yerin direkleri olmuştur. Sonra bütün dağların damarlarını yeryüzünü çevreleyen Kaf Dağına bağlamıştır. Bir büyük meleği zelzeleye vekil edip dağların damarlarını onun emrine vermiştir. Hak Teâlâ bir yerin halkını günahtan men etmek istediğinde, o melek o yerin damarını hareket ettirir. Böylece o yerin halkı o zelzeleden korkarak kendilerine gelip Allâhü Teâlâ’ya yönelerek ibadet ve tâat yaparlar.

Hakk Teâlâ yeryüzünden sonra yedi denizi yaratmıştır.

En küçüğü Arzın etrafını Kaf Dağının ötesinden kuşatmıştır. İsmi Bahr-i Muhittir. Onun ötesinde ikinci deniz vardır. İsmi Kaynes’dir. Onun ötesinde ismi Esam olan üçüncü deniz vardır. Onun ötesinde ismi Muzlem olan dördüncü deniz vardır. Onun ötesinde ismi Mirmas olan beşinci deniz vardır. Onun ötesinde ismi Sâkin olan altıncı deniz vardır. Onun ötesinde ismi Bâki olan yedinci deniz vardır.

Bütün bu denizler birbirini içine almıştır. Her denizin eni beş yüz yıllık yoldur. Hakk Teâlâ yeşil cevherin bakiyesinden iki deniz arasında ve birinci deniz ile yerin etrafı arasında birde yedinci denizin ötesinde olmak üzere sekiz yeşil Kaf Dağı yaratmıştır. Her bir Kaf Dağı’nın genişliği beş yüz yıllık yoldur. Sonra Hakk Teâlâ kudreti ile çadırlar gibi olan bu Kaf Dağlarının yedisinin üzerine yedi semânın etrafını kubbeler gibi kondurmuştur. Sekizinci Kaf Dağı dünya semâsının içinde Bahr-i Muhit ile Arz arasında hepsinden ayrı ve tek başına kalmıştır. Bu yeşil dağ semâ içinden güneş ışıkları, ay nurları ve yıldızlar parlayıp, şuâları Kaf Dağı’ndan havaya aksettiğinden renksiz havayı gök mavisi gösterir. Halk bunu semânın rengi zanneder.

Hakk Teâlâ yedi denizin her birini balıklar gibi binlerce çeşit mahlûklarla doldurmuştur. Yedinci kat göğün duvarı olan Kaf Dağı’nın ötesinde büyük bit yılan yaratmıştır. Bu yılan o büyük dağı, başı kuyruğuna gelecek şekilde çevrelemiştir. Kıyamete kadar Hakk Teâlâ’ya yüksek sesle tesbih eder. Yedi denizin ortasında yedi kat yer, bir gemi gibi hareketli ve dönüp dururken Hakk Teâlâ’ya, yedi kat yerin etrafını kavrayıp bir omuzu üzerinde durduran bir büyük melek yaratmıştır. O meleğin, ayağını basması için yeşil yakuttan kare şeklinde bir büyük kaya yaratmıştır. Bu kayanın üst yüzünde bin vâdi yaratıp her birini su ile doldurup denizler gibi yaparak her birini binlerce çeşit mahlûklarla doldurmuştur. Hakk Teâlâ o yakut kayayı sabit tutmak için bir büyük kırmızı boğa yaratmıştır. Bu boğanın kırk bin başı, kırk bin boynuzu ve kırk bin ayağı vardır. Her iki ayağı arası bin yıllık yoldur. Büyük yakut kayayı boynuzları ve sırtı üzerinde taşır. Bu boğanın adı Liyunan’dır. Sonra Hakk Teâlâ bu boğanın ayaklarının karar etmesi için bir büyük balık yaratmıştır. Yedi deniz onun ağzında bir damla gibidir. Sonra Hakk Teâlâ balığın altında büyük bir deniz yaratmıştır. Balıklar bu denizde hareketsiz durmaktadır. Sonra Hakk Teâlâ bu denizin altında yedi tabaka Cehennemi yaratmıştır ki, büyük deniz Cehennem üzerinde sâkin olmuştur. Hakk Teâlâ yedi Cehennemin altında Sa’ir ve Sekar adlı tabakaların üzerinde durduğu keskin rüzgârı yaratmıştır. Sonra o rüzgarın altında karanlık ve onun altında bir perde yaratmıştır. Mahlûkların ilmi o perdeye kadardır. Mülkünü ve mülkünde olanları en iyi Allahü Teâlâ bilir.

Yedi kat yerlerin hâllerini, her tabakanın sâkinlerini, Cehennemin yedi tabakasını, her birinin ismini ve oraya girecekleri teferruatiyle bildirir.

Ey aziz! Tefsir ve hâdis âlimleri ittifakla şöyle bildirmişlerdir: Hakk Teâlâ yerleri birbirinin altında yedi tabaka halinde yaratmıştır. Her tabakanın genişliği ve her iki tabaka arası beş yüz yıllık yol olup hava ile doludur. Birinci tabakanın ismi Dimkâ’dır. Yağmursuz rüzgâr gibi havası nahoştur. Orada Berşem ismi ile meşhur yaratıklar vardır ki, onlara hem hesap hem azâp vardır. İkinci tabakanın adı da Celde’dir. Orada Cehennem ehli için çeşitli azâplar hazırdır. Kavminin ismi Tamas’dır. Birbirlerini yerler. Üçüncü tabakanın ismi Arkâ’dır. Orada katır büyüklüğünde akrepler vardır. Kuyrukları mızrak gibidir. Herbirinin kuyruğunda öldürücü zehirle dolu üç yüz boğum vardır. Orada yaşayanlar cimri bir tâifedir. Bunlara Kabes derler. Onların yiyeceği toprak; içeceği çiğ tanesidir. Dördüncü tabakanın adı Harbâ’dır. Orada dağlar gibi ejderhalar vardır. Kuyrukları uzun hurma ağacı gibidir. Eğer birinin zehiri Bahr-i Muhîte karışsa, orada yaşayan bütün canlılar ölür. Orada sâkin olanlara Cülhâm derler. Gözleri ve ayakları yoktur. İki kanatları vardır, uçarlar. Beşinci tabakanın adı Melesel’dir. Orada yaşayanların adı Mıthat’tır. Sayıları hesapsızdır. Birbirlerini yerler. Orada kükürtten dağ gibi taşlar vardır. O taşlar kâfirlerin boyunlarına bağlanıp Cehenneme atılır. Altıncı tabakanın adı Siccin’dir. Cehennem ehlinin amel defterleri oradadır. Orada sâkin olanlara Kutâfe derler. Kuş şeklindedirler. Fakat elleri insan eli, kulakları sığır kulağı, ayakları koyun ayağı gibidir. Onlar melekler gibi yemez, içmez ve cimâ’ etmezler. Daimâ Hakk Teâlâ’ya ibadet ederler. Bir rivayette Cehenneme gireceklerin rûhlaru kıyamete kadar orada habs olmuşlardır. Yedinci tabakanın adı Ucbâ’dır. Kavminin adı Cüsûm’dur. Hepsi kısa boylu,siyah zenciler gibidir. Elleri ayakları yırtıcı hayvan pençesi gibidir. Ye’cûc ve Me’cûc’u onlar helâk etsse gerektir. Hâlen lânetli şeytan, avanesiyle birlikte orada sâkindir. Kendisi bir taht üzerinde oturur. Taraftarları etrafında saflar hâlinde durup herbiri bu yeryüzünde insanları sapıtmak için yaptıkları fitne ve fesadları ona arz ederler. Bunlardan fesad ve kötülüğü çok olanı iblis yanına alıp ona itifat eder ve yakınlarından sayar. Hakk Teâlâ ümmet-i Muhammedi (s.a.v.) onların şerrinden muhafaza buyursun. Âmin. Bu yedinci tabakanın ortasında karanlıktan bir perde vardır.

Yerin bu yedi tabakası, Arzı taşımak için yaratılan büyük bir meleğin omuzunda durmaktadır. Hakk Teâlâ yedi kat yerin altında yeşil kaya, kırmızı boğa, büyük balık ve engin denizden daha aşağıda kendi haşmetiyle yedi tabaka Cehennem yaratmıştır. Bu yedi tabaka birbirinin altında ve her iki tabaka arası beş yüz yıllık mesafedir. Cehennemin yedi kapısı vardır. Her birinin içinde ateşten yetmiş bin dağ, her dağda ateşten yetmiş bin vadi, her vadinin içinde ipler, sandıklar, tokmaklar, topuzlar, zincirler, bukağılar, köpekler, yılanlar, zehirli akrepler, kaynar sular, katran ve irinler, zehir, zakkum gibi binlerce azâb vardır. Cehennemde kara yüzlü, gök gözlü zebâni melekler vardır. Bu meleklerin hepsi sağırdır, onlarda merhamet yaratılmamıştır, sayıları çoktur. Hakk Teâlâ zebanîlere Mâlik isminde büyük ve heybetli bir melek vekil etmiştir. Yedi Cehennemin hâkimi ve kapıcısı odur.

Birinci Cehennemin adı Cehennem’dir. Diğerlerine göre azâbı daha hafif ve incedir. Ümmet-i Muhammedin (s.a.v.) günahkârlarının yeri orasıdır. İkinci tabakanın adı Sa’ir’dir. Hıristiyanlar orada azâb görürler. Üçüncü tabakanın adı Sekar’dır. Yahudiler için devamlı kalınacak yerdir. Dördüncü tabakanın adı Cahim’dir. Dinden dönenler ve şeytanlar için orada acıklı bir azâb vardır. Beşinci tabakanın adı Hutame’dir. Gayyâ kuyusu oradadır. Ye’cûc ve Me’cûc ve kâfirlerin yeridir. Altıncı tabakanın adı Lezî’dir. Put ve ateşe tapanlar ile sihir yapanlar için hazırdır. Yedinci tabaka en aşağı kattır. İsmi Hâviye’dir. Orada Allah’ı inkâr edenler, O’na inanmayan dinsizler, borcunu ödemeyenler, yalancı ve münâfıklar olacaktır. Bu yedinci tabakanın etkisi ve harareti, azâbının şiddeti diğerlerinden çoktur. Yedi Cehennemin kendi içindeki tabakaları yedi bin tabakadan çoktur. Ya Rabbi! Bizi Cehennem azâbından koru!

Âlem ağacının meyvası olan Âdem Aleyisselâmın rûhu cümleden önce iken cümleden sonra zuhur ettiğini, Cennete çıkışını, oradan inişini zürriyeti ile yeryüzünün ma’mûr olduğunu, onun neslinden Habîb-i Ekrem sallâllahü aleyhi vessellemin dünyaya teşrifini ve Şeriatının devamlı ve ulu olduğunu bildirir.

Ey aziz! Tefsir ve ehl-i hadis ittifak ile şöyle bildirmişlerdir:

Allahü Teâlâ ruhlar alemini yarattıktan iki bin sene sonra cisimler alemini de icâd ederek altı günde Arş’ı A’lâdan zulmet ve hicaba varıncaya kadar her şeye nizamını vermiştir. Sonra Kerûbiyyûn meleklerini Arş’ın ayağına yerleştirip Melâike-i hâffûn (korkan) ve saffûn (saf olan) için Arş’ın etrafını mekân eylemiştir. Diğer meleklerin mertebelerine göre her zümresine belli bir mekân ihsan edip bir sınıfını Kürsîde, bir sınıfını Sidrede, bir sınıfını Livâü’l-hamd altında, bir çok sınıflarını da Cennette hûri ve gılmân ile yerleştirmiştir. Binlerce sınıf meleklerle gökler, yerler, denizler ve Cehennem dolmuştur. Melekleri yerde ve denizde olan mahlûklarına hizmetçi kılmıştır. Cehenneme dolan melekler zebaniler olmuştur. Mücerred ruhlar bölük bölük askerler gibi olup, gökleri ve yeri çevreleyen, İsrâfil aleyisselâmın sûru içinde her zümre mertebesine göre makamını bulmuştur. Cisimler âleminin her bölgesini, Arş-ı A’lâdan en aşağıdaki perdeye kadar melekler, ruhlar, varlıklar ve mahlûklar ile doldurmuştur. Yeryüzünü de çeşitli mahlûklarla boş bırakmadığı gibi bütün dağlarda ve vadilerde darı bitirip, bütün yeryüzünü doldurduğunda kudreti ile bir tavus kuşu yaratmıştır. Dünya dolusu darıyı ona ayırmış rızık olarak vermiştir. Kuş, o kendisine ayrılan darıyı zamanla yiyerek on yedi vadi dolusu darı kalınca korkusundan günde onar adet darı yemeye başlamıştır. Bir zaman sonra bir vadi dolusu darı kalınca günde bir tane yemekle kanaat etmiştir. Daha sonra darıları bitiren tavus kuşunun eceli de gelmiştir. Düşünmelidir ki, bu köhne dünya ne zamandan beri bu nizamı bulmuştur ve nelerden artakalmıştır. Akıl sahiplerine son derece ibret levhası olmuştur. Sonra Hakk Te’âlâ yeryüzünde renksiz, dumansız ve ısısız ateşten cinleri yaratıp Meâric ismini vermiştir. Bu, cinlerin babası olmuştur. Ondan Mearice isimli zevcesini yaratmıştır. Bunların izdivacından cin taifesi meydana gelmiş, yüzbinlerce kabile olmuştur. Lânetlenmiş şeytan da onlardandır. Cin taifesi zamanla çoğalarak yeryüzünü doldurmuştur. Onların asıl şekilleri insan şeklindedir. Fakar melekler gibi lâtif cisim olduklarından istedikleri şekilleri alabilirler. Zamanla iyiden iyiye çoğalan cin taifesi yeryüzüne sığmaz olunca, iblis kendi zürriyetini alarak dünya semâsına çıkıp orya yerleşti. Bütün cinler gece gündüz Allahü Teâlâ’ya ibadet edip asla isyan etmezlerdi. Yedi bin sene sonra yeryüzünde kalanları çeşitli sapıklıklara ve kan dökmeye başlayarak ibadetleri terk edip günah işlediler. Sonra Hakk Teâlâ her yüz yılda bir kere kendilerinden bir peygamber gönderdikçe o peygamberi öldürerek on iki bin senede yüzyirmi peygamber katletmişlerdir. Sonra Hakk Teâlâ hışm ederek dünya semâsında yaşayan İblisi evlâdiyle yeryüzüne indirip, cinleri bir yere toplayarak semâdan indirdiği ateşle hepsini yakmıştır. Semâdan gönderdiği İblisin zürriyetini bir kısım adalarda yerleştirip, İblisi kendisine çok itaatli olduğundan yedinci semâya kaldırmıştır. Oradan İlâhî dergâha alınacak kadar yükselen İblisi Cennetine kabul etmiştir. Allah, dünyanın boş kalmaması için dünya semâsından yeryüzüne melekler indirmiştir. Melekler yeryüzünde Hakk Teâlâ’ya bin yıl ibadet etmişlerdir. Böylece cinlerin babası olan Mearic’in yaratılmasından yirmi bin yıl geçmiştir.

Bundan sonra Hakk Teâlâ insanların babası olan Hz. Adem aleyisselâmı yaratmak murad ettiğinde, Azrail aleyisselâmı gönderip yeryüzünde yedi iklime ait yerlerden çeşitli topraklar aldırmıştır. Sonra Cebrail aleyisselâmı gönderip o kuru toprağı kırk gün yoğurtmuştur. Hakk Teâlâ o hamura, en güzel yaradılış üzere Nu’man Vadisinin içinde şekil vermiştir. Kendi ruhundan onun başucuna doğru üflemiştir. Böylece onu meleklerin secdegâhı eylemiş ve kendi neslinden gelecekler için bir peygamber eylemiştir. Bütün melekler ona secde ettiğinde İblis “hayır” diyerek lanetlenmiş ve kovulmuştur. Sonra da Allah’tan kıyamete kadar mühlet almıştır. O zaman kadar sayısız zürriyeti ile insanoğluna saldırmaya fırsat bulmuştur. Bunlar insanların bedenlerine her yerden girer, damarlardaki kan gibi dolaşıp onları yoldan çıkarmaya çalışırlar. Fakat zorla insanları âsi ve kâfir yapamazlar. Ancak ibadetleri zor ve acı, yasakları kolay ve tatlı göstererek vesvese verirler. Hakkk Teâlâ hepimizi onların şerrinden muhafaza buyursun. Âmin.

Hakk Teâlâ Âdem aleyisselamı yeryüzünde yarattıktan kırk yıl sonra, göklere kaldırıp Firdevs Cennetine sokmuş ve hülleler (elbiseler) giydirip çok nimetler ihsan etmiştir. Âdem aleyisselama her nimeti verdikçe; “Bu nimetlerle yetinir misin?”, diye hitap etmiş, O da; “Yeterli değildir ya Rabbi” diye cevap vermiştir. Bu durum bir müddet böyle devam etmiştir. Ne zaman ki, Hakk Teâlâ Âdem aleyisselâma bir uyku verip, sol kaburga kemiğinden Hazret-i Havva Anamızı yaratmıştır. Âdem aleyisselâm gözünü açtığında yanında kendi gibi bir güzel insan oturuyor görmüştür. Onunla sohbet edip aralarında vuslat yakınlaşması olduğunda Hakk Teâlâ yine hitap edip “Ya Âdem! Bu nimetimle nicesin?”, buyurduğunda, “Ya Rabbi! Hesapsız nimet denizine daldım. Bu nimetini hepsinden büyük buldum. Bununla kanaat ettim. Havvâ ile sükûnet bulup, ülfetiyle ünsiyet kılıp, ondan murad aldım. Başka ikrama hacet kalmayıp, bu ihsanının şükür ve süruru ile doldum,” diye cevap vermiştir. Sonra Hakk Teâlâ, “ Ya Âdem! Havvâ ile cennetimde Oturun. Her nimetimden lezzet alın. Ancak buğday ağacına yanaşmayın, ondan yiyerek bana âsi olmayın”, buyurmuştur. Bu minvâl üzere Hazret-i Âdem Havvâ Anamızla bin yıl kadar Cennette safâ sürmüşlerdir. Sonra Âdem aleyisselâm Havvâ Anamızın sözüne uyarak buğday ağacından alıp ikisi birden yediklerinde Hakk Teâlâ onları (Cennet elbiselerinden) uryân olarak Cennetten dünyaya indirmiştir. Âdem aleyisselâm Hindistan’da bir yüksek dağ üzerine inmiştir. İki yüz yıl o dağda ağlayıp tevbe ettikten sonra tevbesi kabul olmuştur. Havvâ Anamızda Âdem Atamızı talep edip iki yüz yıllık hasreti ile Arafat Dağı üzerinde buluşmaları müyesser olmuştur.

NAZM

İki cânibden ol müştâk

İkisi bile mübtelâ-yı firâk

Birbirine heman erişdiler

Ağlayıp sarmaşıp görüşdüler.

Sonra Şam’a gelip orada beş yüz yıl kaldılar. Hâabil ve Kâbil orada dünyaya gelip yine Hindistan’a gitmişlerdir. Ömürlerinin süresi iki bin sene idi. Âdem aleyisselâm Serendib adasında, Ondan kırk sene sonra da Havvâ Anamız Cidde’de vefat etmişlerdir. Sonra zürriyetleri yeryüzünü meskûn ve ma’mûr etmişlerdir. Âdem aleyisselâmın neslinden binlerce kimse nebi olmak şerefine kavuşmuşlardır. Hz. Âdem aleyisselâmdan altı bin sene geçtikten sonra Mekke-i Mükerreme’de İsmail aleyisselâm evlâdından, Kureyş Kabilesinden, Haşimoğullarından Abdullah’ın sulbünden Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretleri dünyaya gelmiştir. Kırk bir yaşında bütün insanlara ve cinlere peygamber olmuştur. Üç sene Mekke’de kâfirlerden cefâlar görüp, mağlûp iken Medine’ye hicret etmiştir. Onuncu sene Mekke’ye galip gelerek feth edip, yine Medine’ye gitmiştir. O sene Medine’de yaşı altmış üç olup oradan âhirete irtihal etmiştir. Bizim peygamberimiz (s.a.v.) O’dur. peygamberlerin sonuncusudur. Ondan sonra peygamber gelmez. Mübarek Şeriati kıyamete kadar bâkidir. Hükümleri yürürlükten kalkmaz ve değiştirilmez. Peygamberimiz hicretinden bu zamana kadar Kameri takvim ile bin yüz yetmiş yıl geçmiştir. O halde âhir zaman olup dünyanın ömrü geçip gitmiş ve kıyamet yaklaşmıştır. Edep, hayâ, sevgi ve vefâ, sıdk ve ve safâ yitmiş ve batmıştır. Çünkü peygamberimizin (s.a.v.) haber verdiği kıyamet alâmetlerinin çokları zuhûr etmiştir. “Ya Rabbi! Bizi âhir zaman fitnesinden koru. İmân ve şehadet ile dünyadan çıkar. Birahmetike ya erhamerrahimîn”.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Mârifetnâme