İslamda Nikah Nedir?

Yaşar İŞCAN
Din işleri Yüksek Kurulu Üyesi

Nikah, aile yuvasının kurulmasını sağlayan önemli bir akid, yuvanın temel taşları olan, bir kadınla bir erkeği birbirine kenetleyen en samimi en sağlam bir bağdır. Karşılıklı sevgi ve saygının kaynağı, Kur'anî ifadeyle "misak-ı galiz" (1) sağlam bir teminattır.

Nikah, daha önce birbirine yabancı olan iki şahsı, yine Kur'an ifadesiyle (2) elbise ile beden gibi uyumlu kılan birbirinin ayıbını örten, birbirini olumsuz etkilere karşı koruyan dostluğa ve samimiyete kavuşturan ciddi bir akiddir. Nikah, Allah'ın emri ve peygamberimizin bize tavsiye ettiği önemli bir sünnetidir. Ve Hz. Adem'den beri meşruiyeti devam edegelen bir kurum, bir yönü ile muamele, bir yönü ile de ibadettir. Bu akidle, taraflar cennet kokularını yuvaya taşıyacak olan çocuk sahibi olacak kadın, ana; erkek de baba unvanına kavuşacaktır.

Nikah, karı-koca arasındaki müşterek hayatın garantisidir. Nikah, hem hukuki hem sosyal, hem ahlakî ve medenî anlamda ağırlığı olan bir sözleşmedir. Nikah, her iki tarafa bir takım haklar kazandırdığı gibi sorumluluklar da yükler. İslam'ın aile hukukunda, erkek ailenin üst sorumlusu ve aile reisi kabul edilir. Ailenin, çalışıp kazanarak geçimini temin etmede, barındırmada ilk sorumlusu odur. Ayet-i kerimede: "... erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler bir derece üstünlüğe sahiptir, Allah azizdir, hakimdir. " (3) buyurularak aile yuvasındaki iş bölümü ve müşterek sorumlulukla erkeğin aile reisliğinden ibaret olan bir derece üstünlüğünü açıklar.

Nikah, aile yuvasının kurulmasını sağlayan önemli bir akid, yuvanın temel taşları olan, bir kadınla bir erkeği birbirine kenetleyen en samimi en sağlam bir bağdır. Karşılıklı sevgi ve saygının kaynağı, Kur'anî ifadeyle "misak-ı galiz" (1) sağlam Nikah, aile yuvasının kurulmasını sağlayan önemli bir akid, yuvanın temel taşları olan, bir kadınla bir erkeği birbirine kenetleyen en samimi en sağlam bir bağdır. Karşılıklı sevgi ve saygının kaynağı, Kur'anî ifadeyle "misak-ı galiz" (1) sağlam bir teminattır.

Nikah, daha önce birbirine yabancı olan iki şahsı, yine Kur'an ifadesiyle (2) elbise ile beden gibi uyumlu kılan birbirinin ayıbını örten, birbirini olumsuz etkilere karşı koruyan dostluğa ve samimiyete kavuşturan ciddi bir akiddir. Nikah, Allah'ın emri ve peygamberimizin bize tavsiye ettiği önemli bir sünnetidir. Ve Hz. Adem'den beri meşruiyeti devam edegelen bir kurum, bir yönü ile muamele, bir yönü ile de ibadettir. Bu akidle, taraflar cennet kokularını yuvaya taşıyacak olan çocuk sahibi olacak kadın, ana; erkek de baba unvanına kavuşacaktır.

Nikah, karı-koca arasındaki müşterek hayatın garantisidir. Nikah, hem hukuki hem sosyal, hem ahlakî ve medenî anlamda ağırlığı olan bir sözleşmedir. Nikah, her iki tarafa bir takım haklar kazandırdığı gibi sorumluluklar da yükler. İslam'ın aile hukukunda, erkek ailenin üst sorumlusu ve aile reisi kabul edilir. Ailenin, çalışıp kazanarak geçimini temin etmede, barındırmada ilk sorumlusu odur. Ayet-i kerimede: "... erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler bir derece üstünlüğe sahiptir, Allah azizdir, hakimdir. " (3) buyurularak aile yuvasındaki iş bölümü ve müşterek sorumlulukla erkeğin aile reisliğinden ibaret olan bir derece üstünlüğünü açıklar.

1- Nisa: 4/21
2- Bakara, 2/187
3- Bakara, 2/228

NİKAH BİR FANTAZİ DEĞİLDİR

Nikah, sadece geçici duyguların ve şehevî arzuların tatmini için hafife alınacak bir fantazi ve bir formalite ve zahiri kurtarmak için kullanılan bir maske değil; dinî, hukukî, ahlaki ve sosyal manada ağırlığı bulunan, ciddiyet ve devamlılık gerektiren bir akiddir. Bu akidle bir aile kurulur, karı-koca arasında birtakım haklar oluşur, birbirlerinden meşru yoldan yararlanmaları caiz olur. Bu ciddiyet, Kur'an-ı Kerim'in, nikah, talak, mehir, iddet gibi aile kurumunu ilgilendiren hususlardan bahsederken kullandığı ifade tarzından da çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır: "... bu söylenenler Allah'ın koyduğu (evlilik) sınırlarıdır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir." (4) Sanırım nikahın ve aile hukukunun ciddiyetini anlatacak bundan daha anlamlı bir ifade bulmak mümkün değildir.

4- Bakara, 2/229 bkz. Talak 65/1

NİKAHIN HUKUKİ TARİFİ VE ŞARTLARI

Nikah, evlenme ehliyetine sahip ve aralarında evlenmelerine dini bir engel bulunmayan bir kadınla bir erkeğin şahitler huzurunda evlenme hususundaki karşılıklı rızalarını beyan etmelerinden ibaret bir sözleşmedir.

Bu sözleşme ile taraflar arasında karı-kocalık ilişkileri meşru hale gelmiş, mehir, nafaka, miras neseb... gibi yükümlülükler ve haklar doğmuş olur.

Nikahın şartı tarafların icab ve kabulüdür.(5) İcab, nikah akdi esnasında ilk önce irade beyanında bulunan tarafın ifadesi, kabul de icaba bağlı olarak aynı mecliste diğer tarafın cevabı demektir, icab-kabul neticesinde artık nikah kesinleşmiş olur.

Nikahta icab ve kabul, beldelerin örf ve adetlerine göre evlenme ve nikahlanmayı ifade eden sözlerden ibarettir. Gelin güveğinin nikah masasına oturması, gelinliğin giyilmesi, nikah merasimi için toplanılmış olması gibi karineler karşısında nikah akdi için kullanılan sözler, akdin gerçekleşmesi için yeterlidir. Zira böyle bir ortamda bu sözlerle nikah kasdedildiğinde şüphe yoktur.

Bilindiği üzere, akidlerde itibar mebaniye değil meaniyedir. Yani akidlerde kelime kalıplarına değil bu kelimelerle kasdedilen manalara bakılır.

Nikahın şartlarından birisi de nikah akdinin şahitler huzurunda yapılmasıdır. Bu, nikahın meşruiyyet kazanmasının asgari şartıdır. Nikahla zinayı birbirinden ayıran unsur aleniyettir. Aleniyetin asgarisi de nikahın iki şahid huzurunda olmasıdır. Şahidler hür, akıl, baliğ ve müslüman kişiler olmalıdır. Allah ve Rasülünü şahid tutarak kıyılan nikah caiz olmaz. Hatta Rasülüllah'ın ölmediği, her zaman gaybı bildiğine inanılarak yapıldığı takdirde bunun küfür olacağı da ifade edilmiştir. (6)

5- Tuhfetül Fukaha; 2/118 Dar-ül kütüb-ül ilmiyye, 1993-1414
6- Damat, 1/320

NİKAH GİZLİLİĞİ KABUL ETMEZ

İmam Malik'in nikahın ilanını şart koşması, nikahta aleniyetin önemini gösterir.(7) Düğün davetinin önemine dair hadisler de nikahta aleniyyetin esas olduğunu göstermektedir. İslami kaynaklara göre düğün ziyafeti müekked bir sünnettir. Rasülullah (s.a.s.) bizzat düğün yemeği (velîmet-ül Urs) vermiş, verilmesini de emretmişlerdir: "Bir koyunla da olsa düğün ziyafeti yap." (8) buyurmuşlardır. Bu emir sebebiyledir ki, İslam alimleri düğün davetinin vacip olduğunu, davette dini bir sakınca sözkonusu olmadığı takdirde bu davete katılmanın gerekli olduğunu söylemişlerdir. Hatta Ebü Hüreyre (r.a.): "Bu davete icabet etmeyen Allah'a ve Rasülüne isyan etmiş olur." (9) demiştir.

Hadis kaynaklarında, nikahın açıktan olmasının gerektiğine dair bölümler açılmıştır. (10) Helal olan nikahı haramdan, yani zinadan ayıran, düğünde def çalmaktır, ifadeleri yer almıştır.

İmam Ata'dan bir rivayete göre, Rasülullah (s.a.s.)'in yanından bir düğün alayı geçiyordu: "Keşke bununla birlikte bir de oyun eğlencesi olsaydı." (11) buyurmuşlardır.

Hz. Ömer bir çalgı sesi duydu mu hoşlanmaz sebebini sorardı. Düğün veya sünnet düğünü olduğu söylenince birşey demezdi, susardı.(12)

Hz. Ömer zamanında bir hanımın mahalle komşularından biri, yabancı bir erkeğin bu eve girip çıktığını görünce adama kızıp zina isnadında bulunmuş. Adam Hz. Ömer'e şikayet etmiş, evine girip çıktığı kadınla evli olduğunu, isnadda bulunanın cezalandırılmasını istemişti.(13) Davalı ise kadının komşusu olduğu halde bu evlilikten haberi olmadığını savunmuştu. Davacı, evliliğin az bir miktar mehirle olduğu için kimseye duyurulmadığını söylemişti. Hz. Ömer nikahın şahitlerini sorunca adam, "şahitler, hanımın ailesinden bir kaç kişi idi." deyince Hz. Ömer davalıyı haklı bulmuş cezalandırmamış ve: "Şu nikah olayını ilan edin de namusunuzu iffetinizi ithamdan koruyun." demişti. (14)

1- Tuhfetül-Fukaha, 2/131, Fethulkadir ve kenarı İnaye c. 2, s. 351 Mısır 1315, Mecmeül-enhür c. l s. 221
8- Buhari c. 6, s. 118, Siracül münir c. 2. s. 79 Mısır 1324.
9- Nihayetül muhtac c. 6 s. 371.
10- Sünen En Nesaî c. 6 s. 127
11- El-Kitab'ul Musannef li İbn-i Şeybe c. 3, s. 495
12- a.g.e., c. 3, s. 495
13- Namuslu bir insana zina isnad etmenin cezası seksen değnektir. Ayrıca böyleleri mahkemelerde şahidlik de yapamazlar. Bkz. Nur Süresi, ayet; 4-5
14- El kitabül musannef c. 3, s. 495

NİKAHTA DEVAMLILIK ESASTIR

Görüldüğü üzere gerek şahitlik, gerek düğün ziyafeti ve düğünün usülüne göre, açıkça ilan edilmesi bütün bunlar nikahta aleniyyetin lüzumunu ortaya koyan prensiplerdir. Ayrıca nikahta asıl olan eşler arasındaki bu önemli sözleşmenin devamlı olmasıdır. Rasülullah (s.a.s.) hadislerinde: "Evlenin, boşanmayın. Allah Teala, zevki gereği sık sık nikahlanıp boşanan erkek ve kadınları sevmez." (15) buyururlar. Yine Rasülullah (s.a.s.) buyururlar ki: "Allah bir kimseye saliha bir eş nasibetmiş ise dini yükümlülüğünün yarısını yerine getirmesinde ona yardım etmiştir. Dini yükümlülüğünün diğer yarısını da varsın kendisi yerine getirmek için çalışıp Allah'tan korksun." (16)

Aile yuvasında zuhuru muhtemel hoşnutsuzluklara da çözüm usulü getiren yüce Mevla eşlerin birbirinin derdine katlanmalarını, aile düzenini bozmamalarını tavsiye buyurmuştur:

"... Eşlerinizle iyi geçinin. Onlardan hoşlanmazsanız (yine de sabredin) Siz bir şeyden hoşlanmazsınız ama, Allah sizin hoşlanmadığınız o şeyde birçok hayır yaratmış olabilir." (17) Rasülullah (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyururlar: "Bir mümin, hanımına karşı o kadar kırıcı olmasın. Hoşlanmadığı huyları varsa ona mukabil memnun olabileceği huyları da vardır, (tahammül etsin)" (18)

15-En Nihaye li ibn'il Esir, 2, s. 172, Sirac'ul Münir, c. 2, s. 150
16- Feyz'ül Kadir, c. 6, s. 137, Sirac'ül Münir, c. 3, s. 331
17- Nisa Suresi 4/19
18- Riyazü-s Sahilin, c. l, s. 318, H.No:273. Müslim c. 2, s. 1091


NİKAHTA DENKLİK

Dini, milliyeti, sanatı, sosyal ve kültürel durumları değişik insanların müşterek yuva kurup, ömür boyu huzurla yaşamaları her zaman mümkün olamayacağı için İslam hukukunda karı-koca namzetleri arasında denklik de sözkonusu edilmiştir. Hatta kadın, velisinin izni olmadan kendine denk olmayan birisi ile evlenirse, kadının velileri bu evliliğe itiraz edebilir ve ayrılma davası açabilirler.(19) Hz. Ömer (r.a.): "Dengi olmayanla evlenen kadınların evliliklerine mutlaka engel olurum." (20) diyerek nikahtaki denkliğin, devletin müdahalesini gerektirecek derecede önemli bir konu olduğunu vurgulamıştır. Bir hadisi şerifte: "Hanımları, velileri evlendirsin. Ama sakın dengi olmayanlarla evlendirmesinler." buyurulmuştur. İslam fakihlerinin bir kısmına göre, nikahda velayet şarttır. Bir hanımın, velisinin izni olmadan kıyılan nikahı geçerli olmaz, İmam Malik, İmam Şafiî bu görüştedirler. Hz. Aişe'den: Rasülullah (s.a.s.): "Hangi kadın velisinin izni olmadan nikahlanırsa onun nikahı batıldır, batıldır, batıldır." (21) buyurmuşlardır. Bir rivayete göre de: "Velisiz nikah olmaz" buyurulmuştur.(22)

Kadınlar genellikle duygusal olduklarından hayat arkadaşlarını seçmede yanlışlık yapabilirler veya aldanabilirler. Bu takdirde hem kendileri, hem de aileleri perişan olabilir. Dolayısıyla hanımların yapacağı yanlışlıklar sadece kendilerini müşkül duruma düşürmekle kalmaz, sonuçta doğacak olan sıkıntı ve üzüntü bütün aile ve akraba için sözkonusu olur.

İmam Ebu Hanife'ye göre hür, akil, baliğ bir hanım kendi rızası ile hukuken başka biriyle evlenebilir, İmam Muhammed'e ve bir rivayette İmam Ebu Yusufa göre ise nikahın geçerli olması için velinin izni şarttır.(23) Bir Hanım velisinden izinsiz dengi olmayan birisi ile evlendiği takdirde velisinin itiraz etme yetkisi vardır. Hatta "O, dengi olmayan kişi ile evlenen bir hanımın nikahı caiz olmaz." (24) görüşü ve rivayeti vardır.

19-Fethül Kadir li İbn-il Hümam c. 2, s. 419
20- Mebsut c.4, s. 196, Fethül Kadir c. 2, s. 417
21- Sünen-i Ebî Davud c. 2, s. 568 H.No: 2083
22- a.g.e. c.2, s. 568, H.No: 2085
23- Dürer c.l, s. 335, Fethül Kadir c.2, s. 391
24- Damad c. l, s. 332, Dürer, c.l, s.335

MUT'A NİKAHI

Nikahın gayesi toplumun temelini teşkil eden huzurlu bir aile yuvası kurmak, geleceğin teminatı olan temiz bir nesil yetiştirmek, böylece hem dünyanın, hem de ahiretin saadetini elde etmektir. Bunun tek yolu da nikahtır. Çünkü nikahta meşruiyet, samimiyet ve devamlılık vardır. Devamlılık arzetmeyen, temiz bir neslin devamını hedeflemeyen sadece geçici zevklerin tatmini için yapılan geçici ve göstermelik nikah ve mut'a her halükarda batıldır.(25)

Mut'a: Bir miktar para veya mal karşılığında, şu kadar süre bir kadınla bir erkeğin birbirinden yararlanma anlamına gelen kiralık ilişki demektir, İslam'dan önce uygulanan ilişki usullerinden birisidir. Cahiliye arapları arasında uygulanırdı. İslamın ilk dönemlerinde bazı savaşlarda müsaade olunmuş ise de Hayber gazasında ve Mekke-i Mükerreme'nin fethinde mut'a yasaklanmıştır.(26) Tirmizi'de ibni Abbas (r.a.) dan rivayet edilen bir hadiste deniliyor ki:

"İslam'ın ilk dönemlerinde mut'a vardı: Birisi tanımadığı bir beldeye ayak bastımı bir kadınla anlaşır, ona bir şey verir ve onun yanında kalırdı. Bu kadın adamın eşyasını bekler ona yardımcı olurdu. Ne zaman ki: "Onlar ki eşleri ve cariyeleri dışında mahrem yerlerini herkesten koruyorlar. Doğrusu bunlar yerilmezler. Bu sınırı aşmak isteyen olursa işte bunlar haddini aşanlardır." (27) mealindeki ayeti kerime inince, İbn-i Abbas ayette belirtilen meşru evlilik ve o devirdeki esir cariyeleri kastederek: "Bu ikisi dışındaki evliliklerin hepsi artık haramdır" demişti.(28) Bir rivayete göre İbn-i Abbas bu husustaki belli (mutanın caiz olduğu) görüşünden rucu' etmişti.

Gerçekten ayet-i kerimeye bakılırsa mut'a ilişkisi bir evlilik ilişkisi değildir. Zira nikahla kurulan evlilik ilişkisinin getirdiği karı-koca sorumluluğu, veraset, talak, iddet gibi dini ve hukuki yükümlülükler, mut'a ile kurulan ilişkide sözkonusu olmadığından ayette belirtildiği üzere mut'a, nikahla kurulan meşru ilişki sınırını aşmak demektir.(29)

Yukarıda da belirtildiği üzere mut'a, bir kimsenin bir kadına bir miktar mal vererek "senden bir müddet faydalanmak istiyorum" demesi, kadının da bunu kabullenmesi sonucu meydana gelen bir cinsel ilişki demektir. Müddetin söylenmesi ve sözleşmenin şahidler huzurunda yapılması sözkonusu değildir. Mut'ada, nikahda kasdedilen aile kurumu evlad yetiştirme, karı-koca samimiyeti gibi kudsi değerler yoktur. Sözü edilen müddet-bir gün, birkaç gün, bir saat, bir kaç saat da olabilir- sona erdi mi erkek elini kolunu sallayarak kadını terk eder gider. Mut'ada kadın haftalık, günlük, saatlik eşya gibi alınır-satılır, elden ele dolaşır durur. Arkasından doğacak çocuklar, tesadüflerin, yanlış ilişkilerin kurbanı olmanın ayıbını ve acısını yüklenir, bir taraftan baba diyeceği birisini ömür boyu arayadursun, bir taraftan da bir insanın küçük dünyası cenneti, tahassungahı; sığınağı, ilk terbiye ve eğitim yeri olan aile yuvasından, baba ocağı, ana kucağından mahrumiyetine mahkum bırakılmanın hesabını soracağı ve yakasına yapışacağı, bu nevi gayri meşru ilişkilere müsade edenleri, o nefret dolu bakışlarıyla arar durur. Heyhat! Onları ancak mahkeme-i kübrada, "Bilgisizce, beyinsizlikleri yüzünden çocuklarını ölümün kucağına atmanın" (30) hüsranıyla kıvrandıkları zaman bulacak ve yaşasın cehennem diyecek.

25- el-İhtiyar c.3, s. 89, Hidaye ve Şerhi, Fethül Kadir, c.2, s. 384-385
26- Buhari, c.6, s.129, Tuhfet'ul Ahvezi c.4, s. 225, H.No: 1130 Umdet'ül Ahkan li İbn-i Dakik c.4, s. 36.
27- Bkz. Mü'minün Süresi, 23/6-7
28- Tuhfet'ul ahvezi c.4, s. 226 Hadis No: 1131 a.bkz. Fethül Kadir ve kenarı İnaye c. 2, s.385.
29- Bkz. El ihtiyar c.3, s. 89.
30- El-Enam: 6/140

GEÇİCİ NİKAH

Muvakkat nikahın da sonuç itibariyle mut'adan farkı yoktur. Müddet az olsun, çok olsun geçicilik her ikisinde de söz konudur. Halbuki nikahda devamlılık esastır. Muvakkat nikah, bir erkeğin bir kadınla şahitler huzurunda belli bir müddete kadar beraber olmak üzere nikahlanması demektir. Mesela, erkek kadına: "Seninle şu kadar meblağ mükabilinde bir ay müddetle evlenmeyi kabul ettim." Veya "Seni şu kadar mihirle bir müddet için nikahladım." demesi üzerine kadın da bunu kabul etse bu, nikah sayılmaz. Bu da bir mut'a olur. Birinde müddetin kısa, birinde uzun olması farketmez. Şahitler huzurunda bu geçici akde nikah denilmesi de neticeyi değiştirmez. Nikaha müddet biçilmesi, onun bir mut'a, yani geçici faydalanma manasına geldiğinin delilidir. Akidlerde itibar lafızlara değil, kasdedilen manalaradır.(31) Netice bellidir: Müddetin bitmesiyle nikah sona erecektir. Böyle bir akid, ta başından geçersizdir.

Tirmizi mut'a nikahı hakkında açtığı babda özetle şöyle diyor:

Hz. Ali (r.a.), Rasülullah'ın mut'ayı yasakladığını söylemiştir. Rasülullah'ın Ashabından ilim ehli olanlarla, diğer ilim erbabına göre bu yasak üzerine amel edilir. Sadece İbn-i Abbas'dan mut'a hakkında ruhsat olduğuna dair birşey ifade edilmişse de bu zat kendisine, Rasülullah'ın mut'ayı yasakladığından haber verilince görüşünden rucu etmiştir.
İlim sahiplerinin ekserisi (Şiadan bazıları hariç) mut'anın haram kılındığı üzerinde ittifak etmişlerdir.(32)

Hatta Hz. Ali (r.a.)'a İbn-i Abbas'ın mut'ada bir beis görmediği haberi ulaşınca İbn-i Abbas'a çatmış ve demişti ki: "Yahu sen cidden şaşırmışsın. Rasülullah (s.a.s.) Hayber günü mut'ayı da, ehil merkeplerin etinin yenmesini de yasakladı."(33)

Mut'anın ve geçici nikahın İslam hukuku ve onun ana kaynakları karşısında geçersiz olmasına rağmen saf ve temiz gençlerimizin tahsil dönemlerinde arkadaşlık kurdukları erkeklerle dini nikah (!) yaptırarak serbest dolaşmalarını günahsız hale getirme gayretleri, başka bir art niyet taşımıyorsa dinimizce de çok yanlıştır. Bu nikah, bir müddete kadar geçerli olması şartına bağlanmışsa nikah sayılmaz. Böyle bir nikaha dayanarak tarafların karı-koca hayatı yaşamaları haramdır.

Kızın velisinin izni olmadan evlenmesi İmam Azam'a göre hukuken geçerli ise de bu, onun bütünüyle dini hükümlere uygunluğunu göstermez. Dinimizde ana-baba hakkı Allah (c.c) hakkından sonra gelir. Onların kırılıp üzülmelerine yol açan davranışlardan sakınmak gerekir. Bir evladın ana-babasının haberi olmadan, onlardan izinsiz evlenmesi onları üzer. Ana-babanın dualarını alarak kurulan yuva uğurlu ve huzurlu olur. Yaşantısının huzurlu ve zevkli olmasını isteyen evlad ana-babasının duasını, ilminin bereketli ve yararlı olmasını isteyen talebe de hocasının duasını almaya mecburdur.

31- Fethul Kadir: c.2, s. 385. Mecelle: Mad. 3.
32- Tuhfetü'l ahvazî: c.4, s. 225 Hadis No: 1130
33- Süneni Nesaî: c.4, s. 126, Müslim c.2, s. 1027 Babu Nikah'il Mut'a

SONUÇ

Anlaşılıyor ki nikah gelişigüzel bir formaliteden ibaret ve alalede bir akid değildir. Nikah, Allah'ın emridir. Nur süresinde şöyle buyuruluyor: "İçinizdeki bekarları, köle ve cariyelerden iyi olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler Allah lutfuyle onları zengin eder. Hem Allah'ın lütfü boldur. Her şeyi bilendir." (34)

Nikah Hz. Adem'den başlayıp, peygamberimize kadar gelen bütün peygamberlerin şeriatında bulunan, en son islam şeriatında da en medeni, en hukuki şekilde varlığını koruyan ve kıyamete kadar devam edecek olan önemli bir sünnettir. Hadis-i şerifte şöyle buyurulur: "Nikah benim sünnetimdir. Ey Ümmetim evlenin. Ben öteki ümmetlere karşı sizin çoğunluğunuzla övünürüm. Gücü olan nikahlansın. İmkan bulamayan da oruçla korunsun. Çünkü oruç, onun için bir kalkandır."(35)

Müstakbel eşini seçmede ümmetine bazı ölçüler de sunan efendimiz (s.a.s.) şöyle buyururlar: "Kadın dört özelliğinden ötürü nikahlanır: Malı, soyu-sopu, güzelliği ve dini için. Sen bunlardan dindar olanını araştır, bul ki, mes'ud olasın (yoksa ümidin boşa çıkar)"(36)

Bilhassa gençliğin ateşli ve tecrübesiz dönemlerinde, insan fıtratındaki cinsi temayüle kapılarak tesadüfi hayat arkadaşı seçmelerine, bir de gençlerin birbirlerini beğendirmedeki başvurdukları cilve ve kurnazlıklar eklenirse geleceğin huzurlu yuvasını kurma hususunda gençler birçok hatalar yapabilirler. Bu konuda gözükara karar vermek, dönüşü olmayan felaketlere sebeb olur. Nitekim bugün tahsil dönemindeki gençler arasında "sözlü" adı altında birçok genç bir araya geliyor, yaşıyor, eğleniyor, zevkini tamamlayınca veya tasarladığı beklentisi gerçekleşince sözlüsünü yüzüstü bırakıyor. Bundan en çok zarar gören de kız oluyor.

O halde ülkemizde hem dinimize, hem hukuk sistemimize, hem de toplum yapımıza, aile adabı ve milli haysiyetimize yakışır bir evlilik yapabilmek için şu hususlara dikkat etmek gerekir:

a) Geçici zevk ve tutkulara kapılmadan müstakbel hayat arkadaşını, İslami ölçüler dahilinde seçmeli.
b) Önemli bir engel yoksa, bu hususta ailesinin de iznini ve onayını almalı.
c) Tecrübeler değerlendirilmeli.
d) Müstakbel eşini mahremiyet ölçülerine riayet ederek önceden görüp beğenmeli. Hatta konuşup anlaşmalı.
e) Nikaha dini ve hukukî kimlik kazandırmak için tescilini yapmalı.

Resmen tescili yapılmayan nikah, bugün kendisinden beklenilen hukuki sonucu vermediğinden kadın ve erkeğin tüm hakları zayi olmakta, kendileri karı koca sayılmadığı gibi, çocukları da nesebi sahih sayılmamaktadır. Kadına barınma, tedavi ve mehir gibi haklar tanınmamakta, kocası öldüğü takdirde kendisi kocasına, çocukları babalarına mirasçı olması mümkün olmamaktadır. Böylece birtakım insan hakları çiğnenmekte, dini bakımdan da büyük bir vebal altına girilmektedir.

Yukarıda da izah edildiği gibi nikah akdi bir yönüyle devleti de ilgilendirmektedir. Devlet, kimin kiminle evlendiğini bilme ve yetişen gençlerin askerlik tahsil ve vatandaşlık görevlerine çağın imkanlarında ve bütün vatandaşlık haklarından yararlanmalarında resmen nüfus siciline kayıtlı olmalarını isteme hakkına sahiptir.

Devletin bu düzenlemesi dine aykırı değildir. Nikah hususunda dinin özüne, yani Kur'an ve Sünnet'e aykırı olmayan düzenlemeler de yapabilir. Nitekim tarih boyunca bu yapılagelmiştir. Mesela: Osmanlıların son döneminde 1917 tarihli bir aile hukuku kararnamesi düzenlenmiştir. Bu kararnamenin 33. maddesinde nikah akdinden önce keyfiyetin ilan edilmesi, 37. maddesinde ise nikahın, taraflardan birinin ikametgahının bulunduğu yerdeki hakimin veya yetkili kıldığı kişinin huzurunda kıyılarak akidname düzenlenmesi ve tescili şart kılınmıştı. Ayrıca erkeğin evlenme yaşı 18, kızın 17 olarak kabul edilmiştir.

Bugün resmi nikah akidlerinde dinin istediği icab-kabul vardır. Şahidler huzurunda yapılmakla nikahda istenilen aleniyet de mevcuttur. Hanım ve erkeğin nikah akdini imzalarıyla teyid ve tekid etmeleriyle artık geri dönüşü mümkün olmamak üzere nikah resmiyet kazanmış, akde bağlı haklar gerçekleşmiş olmaktadır. Artık ayrıca bir dini nikah kıyılmasına ihtiyaç kalmamakla beraber, bir din görevlisinin, çiftlerin mutlulukları için dua yapması, kendilerine nikahın kudsiyetini ve bundan sonraki görevleri hakkında dini nasihatta bulunması da yerinde bir davranıştır.

34- Nur Süresi: 24/32.
35- Keşful Hafa: c.2, s. 324
36- et-Terğıb: c.4, s. 45. Tecrid Terc. H.No: 1793

Yorum yaptığınız için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski