VASİYET BAHSİ HADİSLER

VASİYET BAHSİ

TAHRİC

5054-  İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Vasiyet edecek bir malt bulunan mâslü-manın, vasiyeti yanında olmaksızın (hazırla-maksızın) üst üste iki gece geçirmeye hakkı yoktur."
5055-   Diğer rivayet:   "Vasiyeti yanında yazılmış olmadan üç gece."
Nâfi' dedi ki; İbn Ömer'in şöyle dediğini duydum: "Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den duyduğum gündenberi, yanımda yazılmış vasiyetim olmadan bir gece bile geçmemiştir." [Altı hadis imamı.]
5056- Ebû Hureyıe radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Herhangi bir erkek ve kadın altmış sene Allah' a itaatle ömrünü geçirir, sonra da ölüm döşeğine düştüğünde, vasiyette vârislerini zarara uğratırlarsa ateşi hak etmiş olurlar." Sonra Ebû Hureyre: "Vasiyet edeceği vasiyet veya borçtan sonra..." mealindeki âyeti, "İşte bu en büyük kurtuluştur" a (Nisa 14-13) kadar okudu.
[Ebû Dâvud ve Tİrmizî)
5057- Enes radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e:
"Falan adam Öldü" denildi. Buyurdu ki:
"O az önce bizimle beraber değil miydi?"
"Evet."
"Sübhanallah! Sanki vasiyetinden mahrum bıraktıklarının gazabına uğramış."
|Ebû Ya'Iâf
5058-  Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e
hangi sadaka daha hayırlıdır?" diye soruldu.
"Sağlıklı, mala karşı cimri, zenginliği umar ve fakirlikten korkar bir durumdayken verecek olduğun sadakadır. Onu can boğaza gelip de falana şunu verdim, filana şunu verdim, deme durumuna gelinceye dek onu bek-letmemendir" buyurdu.
5059-  Diğer rivayette: "Sağlıklı ve hırslı olup da hayatta uzun yıllar kalmayı arzu ettiğin  ve fakir düşmekten korktuğun bir durumdayken" diye geçer.
IBuhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî.J
5060-  Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Kişinin sağlıklı iken hayatında bir dirhem sadaka vermesi, ölürken yüz dirhem sadaka vermesinden daha hayırlıdır."
[Ebû Dâvud 1
5061- Sa'd radiyallahu anh'dan:
Veda haccı yılında, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yakalandığım şiddetli bir sancıdan dolayı beni ziyaret etmeye geldi. Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! Görüyorsun ya sancıdan kıvranıyorum. Benim malım var, tek kızımdan başka vârisini de yoktur. Malımın üçle ikisini vasiyet edip sadaka oîarak vereyim mi?"
hayır. "Yarısını?" "Hayır."
"Üçte birini?"
"Üçte birini mi? Üçte bîri de çoktur. Vâ-zrird zengin bırakman, senin için onları stil olarak, insanlara avuç açacak dunım-bırakmandan daha iyidir. Allah'ın rızasını yerek harcadığın her bir harcama, hatta 'iminin ağzına koyduğun herbir lokma şılığında sevap alırsın" buyurdu. Sonra im ki:
"Ey Allah'ın Resulü! Arkadaşlarımdan ra burada kalıcı mıyım?" "Sen arkadaşların ardında kalıp da her-ıgi bir amelde Allah'ın rızasını-dileyerek unursan mutlaka bir derecen artar ve :selir. Şunu da söyleyeyim. Sen daha ya-¦acaksın. Öyle ki Allah, seninle bir kısım ıselere hayır ulaştıracak, diğer bir kısım-ına da şer. Allahım, ashabımın hicretleri-tamama erdir! Onları gerisin geri küfre 'idürme! Ne var ki zavallı Sa'd bin Hav-eğer Mekke'de ölürse, Allah Resulü sal-iahu aleyhi ve sellem ona çok acıyacak-" dedi.
5062-  Diğer rivayel: Sa'd dedi ki: "Ben ret ettiğim yerde öleceğimden korktum. nun için Allah Resulü sallallahu aleyhi ve [em üç kere: 'Alla/um Sa'd'a şifâ ihsan eti' 'erek dua etti."
5063-  Diğer rivayel: Peygamber sallalla-aleyhi ve sellem, ben hasla iken beni ziya-etli.
Buyurdu ki: "Vasiyet ettin mi?" "Evel" dedim. "Ne kadar vasiyet ettin?" "Allah yolunda malımın tümünü." "Çocuklarına ne bıraktın?" "Onlar iyidirler, ihtiyaçları yoktur." "Onda birini vasiyet et!" buyurdu. Bunu ıı çok az buldum, devamlı olarak da arür-ıya çalışıyordum, nihayet üçte bir deyince: içte bir otur, hatta üçte bîr çoktur" buyur-. |Allı hadis imamı.|
5064- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: İbn Abbas vasiyet hususunda şöyle derdi:
"Keşke insanlar üçle birden vazgeçip dörtte birini vasiyet etselerdi. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Sa'd'a: 'Üçte bir çok ya da fazladır' demiştir."
[Buharı, Müslim ve Nesâî.|
5065-  İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan. dedi ki:
"Biriniz geride, erkek ya da kadından hiçbir akraba bırakmadan ölüyor da neden malının hepsini fakirlere ve yoksullara bırakmıyor?" |Taberânî|
5066- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: "Biri bir adama malından bir hisse vasiyet
etli. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise bunu (hisse miktarını en çok) 'altıda bir' olarak takdir etti." (Be/zfir zayıf biz senedle.]
5067- Ebû Ümâmc radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sailaılahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Hiç şüphe yok ki Allah, her hak sahibine hakkını vermiştir, bu nedenle (doğal olarak hak sahibi olan) vâris için vasiyet söz konusu olamaz." [Ebû Davudi
5068-   Talha bin  Musarrif radiyallahu anh'dan, dedi ki:
İbn Ebî Evfâ'ya: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vasiyet etli mi?" diye sordum: "Hayır" dedi. Ben de şöyle dedim:
"Kendisi vasiyet etmediği halde halka nasıl vasiyeti emretti?"
"O, Allah'ın Kilâb(ı ile) amel elmelerini
vasiyet elti" dedi. |Bulıâıî, Müslim, Tirmizî ve Mesaî.|
5069- İbn Mâce sonunda şunu ekledi: Hu-zeyl bin Şurahbîl dedi ki: "Ebû Beki", Allah Resulünün (Şiânm iddia elliği gibi) vasisi, hilâfeti verdiği Ali'nin başında halife olmaya
(mı) kalkıştı? Ebû Beki-, Allah Resulünden (herhangi bir sahâbînin halifeliği yolunda) bir ahdini bulup da kendini onun (yani halifenin) hükmü allına almayı çok arzu etli."
5070- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
Onun yanında Hz. Ali'nin Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in vasisi olduğunu söylediler. Şöyle dedi:
Ona ne zaman vasiyet etli? O. ölürken göğsüme dayanmış bir halde idi ya da kuca-ğımdaydı (dedi). Bir leğen istedi, kucağımda can verdi, hatta öldüğünün farkına varamadım. Ona ne zaman vasiyet etmiş ki?
[Bııhiîrîve Müslim.)
5071- Nesâî'nİn rivayeti: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in Ali'ye vasiyet ettiğini söylüyorlar. Allah Resulü küçük abdesli-ni bozmak için leğen isledi: ben farkına varmadan son nefesini verdi. Kime vasiyet etmiş?"
5072- İbnü'z-Zübeyr radiyallahu anh'dan: Cemel günü Zübeyr ayakla durduğu zaman, beni (Abdullah b. ez-Zübeyr'i) çağırdı. Yanında durdum, şöyle dedi: "Oğlum! Bugün öldürülen kişi ya zalim ya mazlum olarak öldürülecektir.  Sanırım bugün ben mazlum (haksız yere) olarak öldürüleceğim. En büyük derdim ve endişem borcumdur. Acaba malımız borcumuzu kapatır mı?" Sonra şöyle dedi: "Oğlum malımızı sat ve borcumu öde!"
Malının üçle birini vasiyet etli. Üçte birini de oğullarına, yani Abdullah'ın oğullarına bıraktı. Devamlı olarak borcunu vasiyet ediyor ve şöyle diyordu: "Onları ödemekten aciz kaldığın bir şey olursa, Mevlâm(sahibim)dan yardım isle!" Anlayamadım ve dedim ki: "Babacığım, mevlân kimdir?" "Allah'tır" dedi.
Vallahi borcunu öderken herhangi bir zorlukla karşılaştığım zaman: "Ey Zübeyr'in Mevlâsı, onun borcunu öde!" diyordum. O da o borcun ödenmesinde kolaylıklar ihsan ediyordu.
Nihayet Zübeyr geride ne bir gümüş ve ne de bir altın para bırakmadan öldürüldü; ancak geride Gâbe (mevkiinde büyük bir arazi) Medine'de on bir ev, Basra'da iki ev, Kûfe'de iki ev, Mısır'da da bir ev bırakmıştı.
Onun (Zübeyr'in) borçtan kastettiği şu idi: Kİşİ gelir ona emanet para ya da mal bırakırdı. Zübeyr: "Olmaz, bu bıraktığın benim zimmetimde (emanet olarak değil de) ödünç para ya da mal olarak dursun, çünkü ben emanetin yitirilmesinden korkarım" derdi.
Hiç kumandanlık yapmamıştır. Hiç haraç toplayıcılığı ve resmî görevde de bulunmamıştır. Ancak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Beki-, Ömer ve Osman'la birlikle harplere katılmıştır. Hulâsa üzerindeki borçları hesapladım; iki milyon iki yüz bin olarak buldum. Bana Hakîm bin Hizam rastladı. Dedi ki: "Yeğenim, kardeşimin üzerindeki borç ne kadardır?" diye sordu. Gizledim ve sadece "Yüz bin, dedim. Şöyle dedi:
"Vallahi mallarınızın bu borçlara yeteceğini sanmıyorum." Ondan sonra ona gerçeği açıklayarak "Peki iki milyon ikiyüz bin olursa" dedim.
"Buna gücünüzün yeteceğini sanmıyorum, mamafih Ödeyemiyecek duruma gelirseniz benden yardım isleyin!" dedi.
Zübeyr, yüzyetmiş bine Gâbe'de bir arazi satın almıştı. Abdullah onu iki milyon allıyüz bine sattı ve: "Kimin Zübeyr'den alacağı varsa Gâbe'ye gelsin ödeyeyim" dedi. Hemen Zübeyr'den dörtyüz bin alacağı olan Abdullah bin Ca'fer geldi ve: "İsterseniz ondan alacağımı size bırakayım." dedi. Abdullah "Olmaz" diye cevap verdi.
"İslerseniz bana onu sonra, İmkânınız olduğu zaman ödeyin!"
Abdullah yine "Olmaz" dedi.
"Öyleyse isterseniz bu araziden bir kısmını bana verin" diye teklifte bulundu. Bunun üzerine Abdullah: "Şuradan şuraya kadar senin olsun" dedi. Böylece Abdullah bin ez-Zübeyr araziden bir parça satıp babasının borcunu ödedi. Geride dörtbuçuk hisse daha kaldı.
Daha sonra Muâviye'ye gitti. Onun yanında Amr bin Osman, el-Münzîr bin Zübeyr ve İbn Zem'a bulunuyorlardı. Muâvİye ona; "öâbe arazisine ne kadar kıymet biçildi?" diye sorunca: "Herbir hisseye yüzbin" dedi.
"Peki geriye ne kaldı?"
"Dörtbuçuk hisse" dedi.
Münzir: "Bir hissesini ben yüz bine aldım" dedi.
Osman: "Ben de yüz bine bir hisse aldım" dedi. İbn Zem'a da: "Bir hisseyi de ben yüz-binc aldım" dedi. Muâviye yine sordu: "Peki şimdi ne kaldı?"
"Bir buçuk hisse kaldı" deyince, Muâviye: "Ben de yüzelli bine, o kalan bir buçuk hisseyi aldım" dedi.
Abdullah bin Ca'fer, Muâviyc'den onun hissesini aliıyüz bine salın aldı. İbnü'z-Zübeyr bütün borççlarını ödedikten sonra, Zübeyr'in diğer oğullan: "Haydi artık mirasımızı aramızda taksim et!" dediler. Şöyle cevap verdi:
"Vallahi hac mevsimlerinde tam dört sene 'Kimin Zübeyr'de alacağı varsa gelsin alsın' diye ilân edip, alacaklı çıkarsa onların da borçlarını ödemeden malı taksim etmem" dedi.
Dört sene geçtikten sonra geriye kalan malı aralarında laksim etti. Ondan üçte birini çıkartıp Zübeyr'in geride kalan dört karısına taksim elti; her bir kadına bir milyon ikiyüz bin düştü. Bütün parası, elli milyon ikiyüz bin idi. [Buhlrfj
5073- Amr bin Şuayb'dan, o da babasından, o da dedesinden:
Amr bin el-Âs bin Vâil es-Sehmî dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Babam kendi namına, yüz köle azat edilmesini vasiyet etti. Diğer oğlu Hişâm onun namına elli köle azat etti. Geriye elli köle de bana kaldı. Onları onun namına azat edeyim mi?" Şöyle buyurdu: "Eğer babanız müslüman olsaydı, onun namına köle azat eder, onun namına sadaka verir veya onun namına hac ederdiniz. Böylece sevabı da ona ulaşırdı." |Ebû Dâvud]
5074- Amr bin Şuayb'dan, o da babasından, o da dedesinden:
Bir adam gelip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e: "Ben fakirim, hiç bir şeyim yoktur. Bir de yetimim vardır" dedi. Şöyle buyurdu:
"Yetimin malından israf etmeksizin, saçıp savurmaksızın ve kendi malına katmaksızın ye!" [Ebû Dâvuıl ve Nesâî.]
5075- Ebû Zer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Ey Ebû Zer! Seni güçsüz görüyorum; kendim için istediğimi senin için de isterim. İki kişiye bile olsa liderlik yapma! Yetim malına da velilik yapma!"
|Ebû Dâvud ve Nesâî.]
Derim ki: Orijinalinde de bu böyledir. (Müellif ilerde) hilâfet bahsinde bunu Müslim ve Ebû Davud'un rivayeti olarak nakledecektir. Burada Müslim'i zikretmediği gibi orada da Nesâî'yi zikretmemiştir. Burada bizim farkedemediğimİz bir hususu düşünmüş olmalı.
5076- Ali radiyallahu anh'dan: Peygamber   sallallahu   aleyhi   ve   sel-
lem'den şu iki şeyi ezberledim: "Erginlik çağına erdikten sonra yetimlik yoktur. Gece-gündüz bütün gün susmak yoktur." [Ebû Davudi
5077- Sıla radiyallahu anh'dan:
Bir adam İbn Mes'ûd'a alaca bir at üstünde geldi ve şöyle dedi:
"Amcam malını bana vasiyet etti. Bu al da ondandır. Bu atı o terekeden satın alayım mı? "Hayır, onun malından hiçbir şey ödünç alma!" dedi. [Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîf'âs.]
5078- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Bir kimse yetmiş sene hayır ehlinin amelini işler. Sonra, vasiyet ettiği zaman, zalimane bir vasiyet yapar da kötü bir amel ile can vermiş olup cehenneme girer. Bir başkası da yetmiş sene şer ehlinin amelini işler, sonra adilâne bir vasiyette bulunur ve hayatını hayır içinde düğümler de cennete girer." Ebû Hureyre dedi ki: "İsterseniz Allah'ın: "İşte bunlar Allah'in sınırlarıdır" kavlini "alçaltı-cı azap" a. kadar (Nisa 15-14) okuyunuz!"
|İbn Mâce.]


TAHRİC
==========================================
5054-5055-Bu hadisin lafzı Müslim'e aittir.
Bunu Mâlik (vasiyyet no. 1, s. 761), Buhârî (vasâyâ 1, III, 185), Müslim (vasiyyet 1-4, s. 1249-50), Ebû Dâvud (no. 2863), Tirmizî (no. 974) ve Nesâî (vasâyâ 1, VI, 238-9), ayrı ayrı Sâlim b. Abdillah ve Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
5056-Bu hadisi Abdürrezzâk (no. 16455), Ahmed (II, 278), Ebû Dâvud (no. 2867), Tirmizî (no. 2117), İbn Mâce (no. 2704) ve Beyhakî (VI, 271), Eş'as b. (Câbir yahut) Abdillah an Şehr b. Havşeb an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
5057-Heysemî isnâdı hakkında hasen hükmü vermiştir (Mecma‘ IV, 209).
5058-5059-Bu hadisi Ahmed (II, 231, 250, 415, 447), Buhârî (zekât 11, II, 115; vasâyâ 7, III, 188), Müslim (zekât 92-93, s. 716), Ebû Dâvud (no. 2865) ve Nesâî (vasâyâ 1, VI, 237), İbn Huzeyme (no. 2454), İbn Hibbân (no. 3301) ve Beyhakî (IV, 189), Umâre b. el-Ka'kâ' an Ebî Zür'a an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
5060-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2866), Ah. b. Sâlih an İbn e. Füdeyk an İbn e. Zi'b an Şurahbîl an Ebî Saîd senedi ile tahrîc etti.
5061-5063-Bu hadisi Mâlik (vasâyâ 4, s. 763), Buhârî (cenâiz 37, II, 82-3; vasâyâ 2, III, 186; 3/2, III, 187; mağâzî 77, V, 127-8; nafakât 1/4, VI, 189; farâid 6, VIII, 5-6), Müslim (vasiyyet no. 5-9, s. 1250-3), Ebû Dâvud (no. 2864), Tirmizî (no. 975) ve Nesâî (vasâyâ 3, VI, 241-3), ayrı ayrı Âmir b. Sa'd ve Mus'ab b. Sa'd an ebîhîmâ Sa'd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
5064-Bu hadisi Buhârî (vasâyâ 3/1, III, 187), Müslim (vasiyyet no. 10, s. 1253) ve Nesâî (vasâyâ 3, VI, 243-4), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
5065-Bu hadisin râvileri Heysemî'ye göre Sahîh ricâlindendir (Mecma I, 212).
5066-Râvilerinden Muh. b. Ubeydillah el-Arzemî zayıf bir râvidir (Mecma‘ IV, 213).
5067-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2870), Tirmizî (no. 2120) ve İbn Mâce (no. 2713), İsm. b. Ayyâş an Şurahbîl b. Müslim an Ebî Umâme asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî'ye göre isnâdı "hasen sahîh"tir.
5068-5069-Bu hadisi Buhârî (vasâyâ 1, III, 186), Müslim (vasiyyet no. 16-7, s. 1256), Tirmizî (no. 2119), Nesâî (vasâyâ 2, VI, 240) ve İbn Mâce (no. 2696), Mâlik b. Miğvel an Talha b. Musarrif asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî'ye göre isnâdı sahîhtir.
5070-5071-Bu hadisi Buhârî (vasâyâ 1/4, III, 186), Müslim (vasiyyet no. 19, s. 1257) ve Nesâî (vasâyâ 2, VI, 240), Abdullah b. Avn an İbrâhîm ani'l-Esved an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
5072-Bu hadisi Buhârî (fardu'l-humus 13, IV, 52-3), İshâk b. İbr. an Ebî Usâme an Hişâm b. Urve an ebîhî an İbni'z-Zübeyr senedi ile tahrîc etti.
5073-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2883), el-Abbâs b. el-Velîd b. Mezyed an ebîhî ani'l-Evzâî an Hassân b. Atiyye an Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî İbn Amr senedi ile tahrîc etti.
5074-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2872), Nesâî (vasâyâ 11/1, VI, 256) ve İbn Mâce (no. 2718), ayrı ayrı tariklerden olmak üzere an Amr b. Şuayb asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
5075-Bu hadisi Müslim (imâret no. 17, s. 1457-8), Ebû Dâvud (no. 2868) ve Nesâî (vasâyâ 10, VI, 255), Saîd b. e. Eyyûb an Ubeydillah b. e. Ca'fer an Sâlim b. e. Sâlim el-Ceyşânî an ebîhî an Ebî Zerr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
5076-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2873), Ah. b. Sâlih an Yahyâ b. Muh. el-Medînî an Abdillah b. Hâlid b. Saîd b. e. Meryem an ebîhî an Saîd b. Abdirrahman b. Yezîd b. Rukayş an eşyâhin min benî Amr b. Avf ve min hâlihî Abdillah b. ebî Ahmed an Alî senedi ile tahrîc etti.
5077-Heysemî'ye göre râvileri Sahîh ricâlindendir (Mecma‘ IV, 214).
Bu mevkûfu Mâlik (Şeybânî rivayeti no. 939), Abdürrezzâk (no. 16479), Taberânî (no. 9724-5) ve Beyhakî (VI, 3; VI, 285), Ebû İshâk an Sıla b. Züfer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
5078-Bu hadisi İbn Mâce (no. 2704), Ah. b. el-Ezher an Abdirrezzâk an Ma'mer an Eş'as b. Abdillah an Şehr b. Havşeb an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.


islam