TEMİZLİK HAKKINDA HADİSLER


TEMİZLİK BAHSİ.......................74
Suların Hükümleri.......................74
Necasetler.......................77
Kazâ-i Hacet (Abdest Bozmak).......................84
İstincâ (Taharetlenme.......................89
Abdestin Fazileti.......................92
Abdestin Alınış Şekli.......................95
Parmaklan Sokup Ovalamak (Hilallemek), Misvak ve Elleri Yıkamak.......................100
Buruna Dolu Su Vermek, Sümkürmek Abdesti İyi Almak ve Diğer Bahisler.......................103
Abdesti Bozan Şeyler.......................107
Mestlere Meshetmek.......................114
Teyemmüm.......................117
Cünüblükten Yıkanmak (Boy Abdesti.......................123
Hamam(da Yıkanma), Müslüman Olan Bir Müşrik veya Gayri Müslimin Yıkanması ve Aybaşı Olan Kadın.......................131
Hayız.......................134
TAHRİC

TEMİZLİK BAHSİ
344-Ebû Mâlik el-Eş'arî radiyallahu anh'-dan;
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Temizlik imanın yarısıdır. «el-Hamdu lil-lahi» Mizân'ı doldurur; «Sübhânallahi ve'l-hamdü lillahi» göklerle yer arasını doldurur lar yahut doldurur: namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ılıktır. Kur'ân İse, ya lehine ya da aleyhine bir delildir. Tüm İnsanlar sa bah erken çıkarlar, kimisi nefsini satar; kimi si onu ya azat edip (ate§ten) kurtarır, ya da helak eder."
[Müslim, Tirmizî ve Nesâî.]

SULARIN HÜKÜMLERİ
345-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gehp şöyle sordu;
"Biz gemiye binip denize açılıyoruz; yanı mızda az su oluyor; onunla abdest ahrsak, su suz kalabiliriz. Bu durumda, deniz suyundan abdest alabihr miyiz?" Şöyle buyurdu:
"Onun suyu temizdir, (içinden çıkan) ölü sü de helâldir." [Muvattâ ve Sünen ashabı.)
346-Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: Dedik ki: "Ey Allah Resulü! Sana Budâa kuyusundan su çekilip getiriliyor, oysa o ku yuya köpek leşleri, hayız bezleri, insan dışkı ları atılıyor." Şöyle buyurdu: "(Bol) su temiz dir, hiçbir §ey onu necis kılamaz."
347-Diğer rivayet: "Budâa kuyusundan abdest alabilir miyiz? O kuyuya (bilindiği gi bi) hayız bezleri atılıyor" (dedik).
[Ashâb-ı Sünen]
348-Ebû Dâvud şunu da ekledi:
Kuteybe'den duydum, dedi ki:
Budâa kuyusunu bilen birine sorarak; de dim ki: "Onun suyu ne kadardır?"
"Fazlalaştığı zaman göbek altına kadar yükselir."
"Azaldığı zaman?"
"Avret mahalline varmaz."
Ebu Dâvud dedi ki: "Cübbem ile (genişli ğini) ölçtüm, üzerine doğru çektim; sonra ölç tüm; genişhgi altı arşın geldi. Sonra (kuyunun içinde bulunduğu) bostanın bakıcısına sor dum:
«Bu zamana kadar kuyunun yapısında hiç değişiklik oldu mu?» Cevap verdi:
«Hayır.» Baktığımda suyun rengi değiş mişti."
349-İbn Ömer radİyallahu anh'dan: Çorak bir arazide hayvanların ve yabani hayvanların gelip su İçlikleri sular sorulurken Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i işit tim; cevaben şöyle buyurdu: "5h, iki külle {yaklaşık 92 litrelik su kabı) olursa necis ol maz." [Sünen ashabı]
350-Ebû Hureyre radİyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Hiçbiriniz durgun suya bevl edip de son ra orada yıkanmasın!"
[Muvütla hariç, Kütüb-i şilte]
351-Onun rivayetlerindendir: "Durgun suya bevl edip de sonra abdest almasın!"
352-Rivayetlerindendir: "Durgun suya bevl edip de sonra cünüplükten yıkanmasın!"
35 3-Rivayetlerindendir: "Ey Ebû Hurey-
re! Peki nasıl yapalım (yıkanalım)?" dediler. "Sudan alıp alıp yıkanın" dedi.
354-Ömer radİyallahu anh'dan: O, aralarında Amr b. el-Âs'ın da bulundu ğu bir kafile ile yola çıktı. Yolda bir havuzun yanına vardılar; Amr b. el-Âs dedi ki:
"Ey havuz sahibi, havuzuna yabani hay vanlar gelir mi?" Ömer atıldı ve şöyle dedi: "Ey havuz sahibi, bunu söyleme, çünkü biz yabani hayvanların peşinden su alacağız, onlar da bizim peşimizden sulanacaklar." [Muvattâ]
355-Rezîn der ki: Ömer'in hadisinde bazı raviler şunu da ekledi:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in bu tür havuzlar hakkında şöyle buyur duğunu duydum: «O hayvanların içinden alıp içtikleri (su) kendilerinindir, kalan ise bizim için hem temizleyici bir abdest ve gusül suyu, hem de içecek suyumuz olur»."
356-Humeyd el-Himyerî radİyallahu anh'dan:
Ebû Hureyre gibi Allah Nebisi sallallahu aleyhi ve sellem'in dört yıl sohbetinde bulun muş bir adama rastladım; şöyle dedi: "Peygam ber sallallahu aleyhi ve sellem kadının, erkeğin artığı olan su ile yıkanmasını yasakladığı gibi, erkeğin de kadının artığı olan su ile yıkanması nı yasak etmiştir. Onun için boy abdestini ikisi birden ellerini daldırıp yıkanacakları sudan al sınlar," [Ebû Dâvud ve Nesâî daha uzun olarak.]
357-Ibn Abbâs radİyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımlarından biri bir leğenden su alarak yı kandı. O sudan abdest almak veya yıkanmai; için Peygamber sallallahu aleyhi ve selleır gelince ise, (hanımı) şöyle dedi: "Ben cünüp-tüm" O da: "Su cünüp olmaz" dedi. [Tirmizî]
358-Ebû Cuhayfe radİyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Öğ le sıcağında yanımıza çıkageldi; bir su getir tip abdest aldı. İnsanlar hemen o abdest suyu na üşüştüler. O sudan alabilen yüzüne sürdü alamayanlar da arkadaşının elinin ıslaklığın dan istifade etmeye çalıştı. [EbO Dâvud, Nesâî Buhârî ve Müslim daha uzun olarak.]
359-Nâfı radiyallahu anh'dan:
İbni Ömer şöyle derdi: "Hayız ve cünüp olmadıkça erkeğin kadmın artığı olan su İle yıkanmasında herhangi bir sakınca yoktur."
[Mâlik]
360-Âişe radiyallahu anhâ'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bir leğenden yıkanırdık; ellerimiz içine beraberce girip çıkardı."
[Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî.]
361-Yine onun rivayetlerinden: "Benden önce davranırdı ve sonunda O'na: «(Sudan) bana da bırak, bana da bırak!» derdim."
362-Rivayetlerinden: "Tek bir kaptan,/a-rak adı verilen kaptan."
Süfyân der ki: "Bir farak, üç sa' (yaklaşık 9 litre) hacmindedir."
363-Rivayetlerinden: "O, (sudan almak için) benden önce davranırdı; bazen de ben ondan önce davranırdım; «biraz bana bırak!» derdi; ben de O'na «sen de bana bırak!» der dim."
364-Tirmizî, îbn Abbâs radiyallahu anh'-dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Meymûne'nin (yıkanıp da bıraktığı) artığın dan gusül abdesti alırdı."
365-Nesâî, Ümmü Hânî'den:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Meymûne içinde hamur bulaşığı bulunan bir leğenden yıkandılar."
366-İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in zamanında erkeklerle kadınlann hepsi aym
kaptan abdest ahrlardı."
[Buhârî, Mâlik, Ebû Dâvud ve Nesâî.]
367-İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana Cin gecesi "Kabında ne var?" diye sordu.
"Hurma suyu (şırası) var" deyince, "güzel hurma ve temiz su" diyerek ondan abdest al dı.
[Tirmizî; Ebû Dâvud ise: "Ondan abdest a!d!"yı zik retmeden bu hadisi rivayet etti.]
368-Abdü'l-Cebbâr b. Vâil radiyallahu anhumâ'dan, o da babasından:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i gördüm; kendisine bir kova getirildi, suyun dan ağzını çalkaladı, sonra onu misk veya miskten daha güzel bir koku olarak kovaya püskürttü, sonra bumuna su çekip kovanın dı şına boşalttı." [İbn Mâce]
369-Ebû Umâme radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Suyu, kokusunu ve tadını değiştiren şey den ba§kası asla kirletemez."
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat ve el-Mu'cemu'l-Kebîr'de.]
370-İbn Mâce ise zayıf bir senedle şöyle rivayet etti: "Ancak kokusu, tadı ve rengine ağır basan §ey (suyu necis kılar)."
371-İbn Ömer radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e sordum:
"Yeni (büyük) testiden (küpten) abdest al mamız mı sence daha iyidir, yoksa küçük tes tilerden mi?"
"Küçük testilerden daha iyidir. Çünkü Al lah'ın dini kolaydır, tertemizdir."
Dedi ki: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem temiz sular için adam gönderirdi, onunla su getirtip içerdi. Bununla müslümanların bere ketini umardı." [Taberânî, el-Mu'cemu't-Evsat]
372-Aişe radiyallahu anhâ'dan: Güneşte su ısıttım, abdest alması için onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e ge tirdim, şöyle buyurdu: "Ey Âişe! Böyle yap ma! Çünkü böyle bir su insanların beyaz (hastalığına) sebebiyet verir."
[Taberânî zayıf hır isnâdla el-Mu' ce/ım' l-Evsut'ta ri vayet etmiştir]
373-Seleme b. el-Ekva' radiyallahu anh' dan:
O, O'nun sallallahu aleyhi ve sellem için su ısıtırdı. O da abdest alırdı.
[TaberM.el-Mu'cemu'l-Kebtr'dc]
374-Enes radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, misvakının artık suyuyla abdest alırdı. [Bezzâr Ancak eİ-A'meş, Enes'len hadis dinlememiştir.]

NECASETLER
375-Ammâr b. Yâsİr radiyallahu anh' dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem beni. önümdeki testiden iki kişiye su içirirken gördü. Balgam çıkardım, tükrüğüm elbiseme bulaştı. Önümdeki testiden elbisemi yıkamak istedim.
Bunun üzerine Peygamber sallallahu aley hi ve sellem şöyle buyurdu: "Senin balgamın ve gözlerinin yaşları testinde bulunan su me sabesindedir. Elbiseni ancak, idrar ve dışkı, büyük su olan meni, kan ve kusmuktan dolayı yıkarman gerekir."
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr ve el-Mu'cemu't-Evsat'ia., Ebû Ya'lâ ve Bezzâr zayıf hır isnâdla.]
376-Ümmü Kays b. Mıhsan radiyallahu anhâ'dan:
O, henüz yemek yemeyen küçük çocu ğuyla Peygamber sallallahu aleyhi ve sel lem'e geldi. (Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çocuğu alıp) kucağına oturttu. Çocuk onun kucağına küçük abdestinİ yaptı. Bunun üzerine hemen bir su getirtip onu yıkamadan üzerine serpti.
Diğer bir rivayette: "suyu saçtı" diye ge çer. [Kütüb-İ sitte]
377-Ebû Davud'un dışındaki Altı hadis imammm Âişe radiyallahu anhâ'dan rivayet lerinde: "Su getirtti ve çocuğun idrarının üze rine döktü" diye geçer.
378-Lübâbe b. el-Hâris radiyallahu an-hâ'dan:
Hz. Alî'nin oğlu Hüseyin, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in kucağmdaydı, elbisesine bevl etti. Dedim ki: "Ey Allah Re sulü, elbiseni giy, gömleğini bana ver de yıka yayım." Şöyle buyurdu: "Kız çocuğunun bev-linden gİysi yıkanır, erkek çocuğun bevline ise su serpmek yeler" buyurdu.
[EbQ Dâvud]
379-Alî'den yapılan diğer rivayette: "Yemekle beslenmedikçe bebeğin, çiline su serpilir" diye geçer.
380-Enes radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem uyurken Hasan geldi; üstüne çıkıp Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in göğsünün üzeri ne oturdu ve küçük abdestini bozdu. Enes onu üstünden kaldırmak için gidince, uyandı ve şöyle buyurdu: "Yazık sana ey Enes! Oğlumu, gözümün bebeğini bırak/ Kİm ona eza ederse, bana eza etmiş olur. Bana eza eden ise Al lah'a ezâ etmi§ olur." Sonra su getirtti, onun İdrarı üzerine döktü ve şöyle buyurdu: "Erkek çocuğunun idrarına su dökülür. Kız çocuğun-ki ise yıkanır."
[Taherârû, el-Mu'cemu'l-Kebîr'de zayıf bir isnadla]
381-(İmam) Şafiî radiyallahu anh'dan:
Ona erkek çocuğun idrarına yalnızca su dökülmesi, kız çocuğunkinin ise yıkanmasına dair hadis hakkında sordular. "Hepsi bir değİl midir? İdrar değil midir?" dediler. Şöyle dedi: "Çünkü erkek çocuğun idrarı su ve çamur dandır, kızın idrarı ise et ve kandandır." Son ra soru sorana: "Şimdi anladın mı?" dİye so runca "Hayır." dedİ. Bunun üzerine ona şu açıklamayı yaptı: "Allah Adem'i yarattığın da. Havva, onun eğe kemiğinden yaratıldı. Bu yüzden oğlan çocuğun idrarı su ve çamurdan, kızın idrarı ise, et ve kandan olmuş olur."
"Nasıl şimdi anladın mı?"
"Evet."
"Allah seni bu ilimle yararlandırsın!" dedi.
382-Enes radiyallahu anh'dan: Mescidde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber otururken, bir bedevî
geldi ve mescidde küçük abdeste başladı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in as habı "Yavaş ol, yavaş ol!" diye bağırdılar. Bu nun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bırakın kesmeyin, iyi ce etsin!" Sonra onu çağırdı ve şöyle Öğüt verdi: "Bu mescidler, idrar ve dışkı gibi şey leri bırakmak için yapılmamıştır; Allah'ı zik retmek, namaz kılmak ve Kur'ân okumak için yapılmıştır."
Cemaatten bir adama bir kova su getirme sini emretti. Adam suyu gelirdi ve o idrarı akıttı.
383-Ebû Hureyre'den nakledilen diğer bİr rivayet:
Bedevî, mescide girdiğinde iki rek'at na maz kıldı; sonra şöyle dua etti:
"AUahım! Bana ve Muhammed'e merha met et! Bizimle beraber başka hiç kimseye merhamet etme!" Bunun üzerine Allah Resu lü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
''Geniş ve bol olanı daralttın." Sonra çok geçmeden aynı bedevi mescidin bir kenarına varıp işedi. Cemaat hemen başına üşüştü. Al lah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onlara engel oldu ve şöyle buyurdu: "Siz kolaylaştı rıcılar olarak gönderİldiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz. O İdrar üzerine bir kova su dökün (yeter)!"
384-Ebû Davud'un Abdullah b. Ma'kil'den mürsel olarak rivayet ettiği hadiste şöyle geçer: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Abdestini bozduğu yerin toprağın dan biraz alıp atın, yerine su dökün!"
385- Onun (Ebû Davud'un) Cündüb'den naklettiği rivayeti:
Bir bedevi geldi, devesini çökertip bağla dı, sonra mescide girip Allah Resulü sallalla hu aleyhi ve sellem'in arkasında namaz kıldı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem se lâm verip namazı bitirince, bedevi devesine gitti, çözdü ve üzerine bindi. Sonra şöyle ses-
lendi: "Allahım, bana Muhammed'Ie birlikte merhamet et, bu hususta bize hİç kimseyi or tak etme!"
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Adamı görmüyor musunuz, o mu şaşırmış, yoksa devesi mi? Ne dediğini duymadınız mı?"
"Evet" dediler. [Ebû Dâvud]
386-Mâlik'in Yahya b. Saîd'den rivayeti: "Bir bedevî, mescide girdi, küçük abdesti ni bozmak için düğmesini çözünce, cemaat («ne yapıyorsun» diye) bağırdı. Adam abdes tini bozdu. (Allah Resulü) bir kova su getiril mesini emretti; getirilen suyu o idrara dökü-verdi."
387-Ümmü Seleme radiyallahu anhâ'dan: Bir kadın ona dedi ki: "Eteğimi uzatıyo rum, pis yerlerden yürüyorum."
(Cevaben) dedi ki: "Allah Resulü sallalla hu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ondan sonraki (baslığın) yer, onu (pis yerlere değen
yeri) temizler." (Mâlik, Tirmizî ve Ebû Dâvud-l
388-Abdu'l-Eşhel oğullarından olan bir kadından Ebû Davud'un bİr rivayeti vardır:
(Kadın) dedi ki: Şöyle dedim:
"(Ey Allah Resulü!) Bizim, mescide giden pis kokulu bir yolumuz var; yağmur yağdığın da ne yapalım?"
"Onu takip eden daha temiz yol yok mu dur?" (diye sordu.)
"Evet" (dedim).
"Bu yolda pislenen, öbür yolda temizle nir" buyurdu.
389-Onun (Ebû Davud'un) bu hususta Ebû Hureyre'den de rivayeti vardır:
"Biriniz ayakkabısıyla bir dışkıya basar sa, toprak onu temizler." [Ebû Dâvud]
390-Diğer bir rivayet: "Mestleriyle bir dışkıya basarsa; iki mestin temizleyicisi de topraktır."
391-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Elbisene bulaşırsa, ya da bir yaş dışkıya basarsan, onu yıka; dışkı kuru olursa yıkaman gerekmez." [Rezîn]
392-Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in elbisesindeki meniyi yıkardım; elbi sesinde su izleri bulunduğu halde namaza çı kardı."
393-Bir rivayette: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem meniyi yıkar, sonra o elbise ile namaza çıkardı. Elbisesindeki yıkama izi ni görürdüm." [Buhârî, Müslim ve Nesâî]
394-Müshm'in ayrıca şu rivayeti de vardır: Bir adam Âişe'ye misafir olmuştu. Sabah olduğunda Âişe, onu elbisesini yıkarken gö rünce: "Onun yerini yıkaman kâfi gelir. Eğer onu göremezsen, etrafına su serpersin. Ben O'nun (Peygamber'! kastederek) elbisesinde ki (kuru meniyi) ovalardım. Daha sonra O da o elbise içinde namaz kılardı."
395-Onun (Müslim'in) Abdullah b. Şihâb el-Havlânî'den de rivayeti vardır: Diyor ki;
Âişe'de misafirdim, ihtilâm oldum, elbi semi suya hatırdım; Âişe'nin cariyesi beni görüp, Âişe'ye bildirdi. Bana şöyle bir haber saldı:
"Niçin elbiseni böyle yaptın?"
"Uykuda olan kimsenin rüyasında gördü ğünü gördüm" deyince, şöyle dedi:
"Elbisende bir şey gördün mü?"
"Hayır" dedim.
"Eğer bir şey görürsen yıkarsın. Allah Re sulü sallallahu aleyhi ve sellem'in elbisesin deki (meniyi) kuru ise elbisesinden tırnağım la kazu-dım" dedi.
396-Ebû Davud'un Hemmâm'dan rivaye tinde "o (Hemmâm), Âişe'nin yanında misa firdi, ihtilam oldu" ibaresi geçmiştir.
397-Tirmizî'nİn rivayeti:
O (Âişe), misafirini san bir çarşafta yatır mıştı. (Misafir) ihtilam olunca çarşafı Âişe'ye göndermeye utandı; suya batırıp yıkadı ve te miz olarak ona gönderdi." Bunun üzerine şöyle dedi: "Çarşafımızı niçin ıslatmış? Onu (meniyi) parmaklarıyla ovalaması yeterdi; ben çoğu kez Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in elbisesinden parmaklarımla ka-zırdım."
398-Yahya b. Abdirrahman b. Hâtib radi yallahu anh'dan:
Ömer ihtilam oldu. Kafile içinde su bula mayınca bineğine bindi. Suyun yanına gelince, elbisesine bulaşan (meniyi) yıkamaya başladı. Sabah olunca, Amr b. el-Âs ona şöyle dedi: "Sabah oldu, beraberimizde (yedek) elbise var, ver elbiseni de yıkansın." Ömer'in cevabı:
"Ey As'in oğlu hayret doğrusu! Sen elbi se bulursun, amma herkes elbise bulabilir mi? Eğer ben bunu yaparsam bir sünnet (âdet) olur. Onun için (meniden) gördüğümü yıkarım, göremediğime de su serperim." [Mu-vattâ.}
399-îbn Abbâs radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Meni bir sümük mesabesindedir, onu iz-hirle (bir çeşit ot) olsun gider!"
[Tırmizî muallak olarak.)
400-Esmâ bn. Ebî Bekr radiyallahu an hâ'dan:
Bir kadın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip dedi ki: "Bizden birinin elbi sesine hayız kanı bulaştığında, ne yapması gerekir?"
Şöyle buyurdu: "Önce onu (parmağınla) kazırsın, sonra su ile iyice yıkar ve (kan gö rülmeyen yere) su serpersin, sonra da o elbi se içinde namaz kılarsın." (Kütüb-i sitte.]
401-Ebû Davud'un rivayetinde şöyle ge çer: "Eğer kan görürse su İle yıkayıp sıksın; göremediğine su serpmekle yelinsin."
402-Aişe radiyallahu anhâ'dan:
Bizden biri hayız olduktan sonra temizlik
zamanında elbisesinden kazır, sonra yıkardı.
Onun dışında kalana da su serpmekle yetinir
ve o elbise içinde namaz kılardı. [Buhârî.]
403-Onun (Buhârî'nİn) ve Ebû Davud'un (yine Aişe'den) şöyle bir rivayeti vardır:
"Birimizin tek bir elbisesi vardı; onun içinde aybaşı olurdu. Elbisesine kan bulaştığı zaman, tükürüğü ile onu ıslatır, tırnağıyla da kazırdı."
404-Ebû Davud'un rivayeti: Muâze dedi ki: Aişe'ye sordum: "Aybaşı olan kadının el bisesine hayız kanı bulaşırsa ne yapar?"
"Onu yıkar, eğer çıkmazsa, sufra (boya) gibi bir şey ile rengini değiştirir."
405-Onun (Ebû Dâvud) ve Nesâî'nin riva yetleri: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem ile birlikte, ben hayızh iken bir yatakta bulunurduk. Ona kanımdan bir şey bulaştığı zaman onu yıkar, sonra o elbise içinde namaz kılardı."
406-Her ikisinin (Ebû Dâvud ve Ne-sâî'nin) Ümmü Kays bn. Mıhsan'dan rivayet leri:
Buyurdu ki: "Onu (kan eserini) kaburga kemiğiyle kazı, su ve sabunla da yıka!"
407-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) •
"Eğer bir köpek birinizin kabını yalarsa, onu yedi kere yıkasın."
[Buhârî, Müslim ve Nesâî.]
408-Ebû Dâvud şunu da ekledi: "Birinci si toprakla olsun!"
409-Diğer bir rivayeti: "Yedincisi toprak la olsun!"
410-Tirmizî'nin rivayeti: "Birincisi veya sonuncusu toprakla olmak üzere yedi kere yı kasın.' Amma kedi yalarsa bir kere yıkasın!"
411-Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî, Abdul lah b. Muğaffel radiyallahu anh'dan: "Sekizincide toprağa bulasın!"
412-İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in zamanında köpekler mescide girer çıkardı; bundan dolayı (mescidin) içine su serpmezlerdi. [Buhârî.]
413-Ebû Davud'un da benzeri bir rivayeti bulunmaktadır ki, onda şöyle geçer:
"Köpekler mescide girip çıkarlardı, (hat ta) içine işerlerdi."
414-Kebşe bn. Kâ'b b. Mâlik radiyallahu anhâ'dan —bu kadın, İbn Ebî Katâde'nin ni kâhı hsıydı—:
Ebû Katâde yanına girdi. Kadın ona ab-dest suyu hazırladı. Kedi geldi ve kaptan bi raz içti. O da su kabını Ebû Katâde'ye uzattı; o da içti. (Kebşe) diyor ki: Kendisine baktığı mı görünce Ebû Katâde şöyle dedi; "Ey kardeşimin kızı! Kaptan içtiğime hay ret mi ediyorsun?"
"Evet" dedim. Bunun Üzerine şöyle açık lama yaptı: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Kedi necis değildir, çün kü dişi olsun erkek olsun, evinizde dolaman hayvanlardandır."
[Muvaltâ ve Sünen ashabı.]
415-Ebû Davud'un Âişe'den benzeri riva yeti, dedi ki: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in kedi artığı su ile abdest aldığını gördüm."
416-Taberânî'nin el-Mu'cemu'l-Evsat'ın-da ve Bezzâr'da şöyle geçmektedir;
"Kedi, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yanından geçerdi. O da ona çanağı uzatır, su içerdi. Sonra onun artığı olan su ile abdest alırdı."
417-Meymûne radiyallahu anhâ'dan;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e yağa düşen fare hakkında sual sordular. Şöyle buyurdu;
"Onu içinden çıkarıp, etrafındaki yağla beraber atın: (kalan) yağınızı da yeyin!"
[Müslim hariç, Külüb-i sitle.]
418-Ebû Dâvud, Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan;
"Eğer yağ katı ise, etrafındakilerle birlik te onu çıkartıp atın, eğer mayi ise sakın on ya ğa yaklaşmayın!"
419-Ebu'd-Derdâ radiyallahu anh'dan: Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip dedi ki: "Fare katıklara düşü(p içinde Ölü)yor; ne yapmamız gerekir?" Şöyle buyurdu: "Onu içinden çıkarıp at, sonra (ay nı yerden) üç avuç daha al; sonra onu ye!"
420-Taberâm, el-Mu'cemu'l-Kebîr'inde zayıf h'iT isnâdla, el-Mu'cemu'l-Evsat'mda ley-yin bir isnâdla, İbn Ömer'den naklediyor: "Eğer (yağ) sıvı İse ondan faydalanın (atma yın)!"
421-Enes radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e içine kan damlaları düşen hamur hakkında sor dular. Bunun üzerine ondan yemeyi yasakladı.
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'ta leyyin bir isnâdla.]
422-Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, koyun derisini yüzmeye çalışan ve işi iyi be-ceremiyen bir kölenin yanından geçerken ona: "Sen çekil, ben sana nasıl yüzüleceğim göstereyim!" buyurdu ve elini hayvanm deri si ile eti arasına sokup koltuğuna kadar elini götürdü; sonra ayrılıp gitti, cemaate abdest ta zelemeden namaz kıldırdı. [Ebû Dâvud.]
423-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu;)
"Deri, tabaklandığı zaman temizlenir" [Müslim, Mâlik ve Ebû Dâvud.]
424-Müslim'in diğer rivayeti şöyle: Mersed b. AbdİUah el-Yeznî dedi ki; İbn Va'le es-Sebâî'nin sırtında bir kürk gördüm, elimle ona dokundum. Şöyle dedi: "Neden eli ni sürüyorsun. Ben İbn Abbâs'a sordum, de dim ki; «Biz Mağrİb'de bulunuyoruz; Berberî-ler ve Mecusîler de bizimle beraber yaşıyorlar.
Kestikleri hayvan etlerini bize getiriyorlar; an cak onların kestiklerini yemiyoruz; içinde iç yağı bulunan deri kırbalar getiriyorlar»." İbn Abbâs radiyallahu anh şöyle dedi. "Aynı şeyi biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e sorduk; şöyle buyurdu: «Derinin tabaklanma sı onu temizler»."
425-Nesâî'nin benzeri bir rivayeti bulun maktadır. O ve Tirmizî'nin şöyle bir rivayet leri de vardır; "Tabaklanan her derİ, temizle nir."
426-tbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ölü bir koyunun yanmdan geçti ve şöyle bu yurdu;
"Derisinden faydalanmıyor musunuz?" "Ama o Ölüdür" dedik. Şöyle buyurdu: "Onun sadece yenmesi haram kılınmış tır." [Buhârî ve Müslim.]
427-Mâlik ve Sünen ashabının benzeri ri vayetleri vardır; ancak Tirmizî'nin rivayetin de sadece derinin tabaklanması konusu geç mektedir.
428-Ebû Davud'un da benzeri bir rivayeti bulunmaktadır, ancak onda şöyle geçmekte dir; Zührî tabaklanmasını kabul etmiyor (şart koşmuyor) ve şöyle diyordu: "Ondan her ha liyle faydalanılabilir."
429-Mâlik ve Ebû Dâvud, Âişe radiyalla hu anhâ'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Ölü hayvanın derilerinden, tabaklandığı tak dirde faydalanmayı emrederdi."
430-Nesâî'nin rivayeti: Ölü bulunmuş hayvan derileri soruldu; şöyle buyurdu: "7a-baklanması, derinin temizlenmesi demek tir."
431-Abdullah b. Ukeym radiyallahu anh' dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ölmeden bir ay Önce, Cuheyne kabilesine: "Ölü hayvanın ne derilerinden, ne de sinirin den faydalanmayın!" diye yazdırdı. [Ebû Dâ vud, Nesâî ve Tirmİzî.]
432-Onun diğer bir rivayetinde: "Ölü münden iki ay önce" diye geçer.
433-Usâme b. Zeyd radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü saİlallahu aleyhi ve sellem, yırtıcı hayvanlarm derilerini (kürk olarak) kullanmayı yasakladı." [Ebû Dâvud.]
434-el-Hasan radiyallahu anh'dan:
Ömer radiyallahu anh, temettü haccmdan menetmek istedi. Ubeyy (b. Kâ'b) ona dedi ki:
"Bunu yapamazsın, çünkü biz Allah Resu lü saİlallahu aleyhi ve sellem ile temettü hac-cı yaptık." (Sonra yine Ömer).Hibre elbisele rini yasakladığında "İdrarla boyandığı içİn böyle yaptım" dedi. Ama Ubeyy şöyle dedİ: "Bunu da yapamazsın, çünkü biz Peygamber saİlallahu aleyhi ve sellem'in zamanında on ları giyerdik. O (Peygamber saİlallahu aleyhi ve sellem) da giyerdi."
Ahmed "Hasan, ne Ömer'den ne de Ubeyy'den hadis işitmemiştir" dedi.
435-Sa*d radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü saİlallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Avlularınızı temizleyin! Çünkü yahudiler avlularım temizlemezler."
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsal'la.]
436-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Peygamber saİlallahu aleyhi ve sellem, Ya'fûr adındaki eşeğinin üzerinde, ben de te-rikesinde idim. Terledim; bunun üzerine yı kanmamı emretti. [Taberânî, el-Mu'cemu'l-Ke-Af/-'de leyyin bİr isnâdla.]
437-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber saİlallahu aleyhi ve sellem'i gördüm, Hüseyin omuzundaydı ve salyası üzerine akıyordu." [ibn Mâce]

KAZÂ-İ HACET (ABDEST BOZMAK)
438-Ebû Musa radiyallahu anh'dan: Bir gün Peygamber saİlallahu aleyhi ve sellem ile beraberdim; küçük su dökmek is-
tedi. Bir duvarın en tenha yerindeki kumlu ğa gidip küçük su döktü ve sonra şöyle bu yurdu:
"Sizden biriniz küçük su dökmek islediği zaman uygun bir yer arasın!" [Ebû Dâvud]
439-Muğîre radiyallahu anh'dan: Peygamber saİlallahu aleyhi ve sellem tu valet ihtiyacı için çıktığı zaman uzağa gider di. (Tirmizî, Nesâî ve aynı lafızla Ebû Dâvud.]
440-Ebû Davud'un Câbir radiyallahu anh'dan yaptığı rivayet: "Allah Resulü saİlal lahu aleyhi ve sellem, tuvalet İhtiyacı için çık mak istediği zaman, kimsenin göremeyeceği uzak bir yere giderdi." [Ebû Dâvud]
441-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü saİlallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"İki lânetçiden kaçının!"
"Nedir o iki lânetleyici?" diye sordular; şöyle buyurdu:
"Halkın yolu üzerinde ve (oturdukları) gölgelikte abdest bozan kimsedir." [Müslim ve Ebû Dâvud.]
442-Onun (Ebû Davud'un) Muâz'dan ri vayeti: "Abdest bozmakta üç iânetlenmeye se bep olacak yerden kaçının: Suyolları, (insan ların geçtikleri) yol ortası ve gölgelikle):"
443-Huzeyfe b. Useyd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim müslümanlara, yollarında sıkıntı verirse, lanetlerini hak eder" [Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'de.]
444-Ubeydullah b. Sercis radiyallahu anh' dan: Peygamber sallaliahu aleyhi ve sellem, ye rin oyuk (haşerat) deliklerine işemeyi yasak etti.
Katâde'ye dediler ki: "O deliklere bevl et mek neden hoş karşılanmaz." Çünkü denili yor ki: "Oralar cinlerin meskenleridir" dedi.
[Ebû Dâvud ve Nesâî.j
445- Abdullah b. Muğaffel radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Hiç biriniz yıkandığı yere küçük abdestini bozmasın, çünkü genellikle vesvese bundan kaynaklanır." [Tirmizî ve Nesâî]
446-Ebû Dâvud, "Sonra dönüp orada ab dest alır.." şeklinde ekledi.
447-İbn Mâce, şu ilaveyi yaptı: (Muham-med b. Yezîd,) Tanâfisî'den şöyle duymuş: "Hadiste geçen idrar yapmanın yasaklandığı yıkanma yeri, kazılmış toprak çukurudur Şimdi ise hamamlar, kireç, tuğla ve sâireden yapılıyor. Yapılan idrar su ile akıtılabiliyor, onun için bu gibi hamamlarda abdest boz makta herhangi bir sakınca yoktur"
448-Umeym6 b. Rukayka radiyallahu an-hâ'dan: Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sel-lem'in hurma ağacından yapılmış bir çanağı vardı. (Geceleyin) içine küçük abdestini bozar, karyolasının altına koyardı. [Ebû Dâvud ve Nesâî,]
449-Abdullah b. Zeyd radiyallahu anh' dan:
(Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Evde, leğende idrar bekletilmez. Çünkü İdrar bekletilen eve melekler girmez."
[Taberânî, el-Mu' cemu' l-Evsat'ü.]
450-Ebû Eyyub radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Abdest bozacağınız zaman, önünüzle kıbleye karşı durmayın, arkanızı da kıbleye karşı çevirmeyin, yüzünüzü doğu veya batıya doğru çevirin!" (Ebû Eyyûb) dedi ki; "Şam'a geldiğimizde kıbleye doğru yapılmış tuvalet lerle karşılaştık. Kıbleden mümkün oldukça yönümüzü çeviyorduk, bir yandan da Al lah'tan günahlarımızın affını diliyorduk." (Kü-tüb-i sitte.]
451-Mâlik'in rivayetinde: Ebû Eyyûb, Mısır'da iken dedi ki: Vallahi, bu (kıbleye dönük olarak inşâ edilmiş olan) kiryâs denilen tuvaletleri ne yapacağımızı bilmiyo rum. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Biriniz küçük su dökmeye ya da
def-i hacet yapmaya gittiğinde, ne Önünü, ne arkasını kıbleye çevirsin!"
452-Ebû Dâvud ve Nesâî'nin Ebû Hurey-re'den rivayetleri: "Babanız yerindeyim size öğretiyorum. Biriniz helaya vardığı zaman..." Hadisi uzun olarak nakletti.
453-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan;
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Abdestini bozarken kim kıbleye karşı dönmez, ya da ona arkasını çevirmezse, kendisi için bir sevab yazılır, bir de günahı si linir. " [Taberânî, el-Mu'cemu /-£v,ra/'ta.l
454-Mervan el-Esfar radiyallahu anh'dan: İbn Ömer'in devesini kıbleye karşı çö kerttiğini, sonra oturup ona karşı abdest boz maya başladığım gördüm. Dedim ki: "Bu ya saklanmamış mıydı?" "Açıklık yerde yapmak yasaklanmıştı. Kıble ile aranızda bir şey olur sa bunda sakmca yoktur." [Ebû Dâvud]
455-İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Bir işimden ötürü Hafsa'nın evinin üstü ne çıktım. Baktım ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem oturmuş Şam'a doğru, arka sını kıbleye çevirmiş bir halde def-i hacetini yapıyordu." [Kütüb-i sitte}
456-Âişe radiyallahu anhâ'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ya nında, (evlerinde abdest bozarken) kıbleye karşı dönmekten hoşlanmayan bir takım insanlardan söz edildi; şöyle buyurdu; "Sanırım onlar bunu yapmışlardır; abdest bozmak için oturduğum ye ri kıble yönüne döndürün!" [tbn Mâce]
457-Ebû Vâil radiyallahu anh'dan;
Ebû Mûsâ (el-Eş'arî), idrar hususunda çok titiz davranırdı. Bİr kavanoz içine idrar yapar ve şöyle derdi: "îsrâiloğuUarından birinin tenine idrar bulaştığı zaman o bulaşan yeri makasla ke serdi." Huzeyfe dedi ki; "Arkadaşınızın bu hu-y susta bu kadar titiz davranmamasını isterdim. Çünkü ben, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile yürürken şunu görmüşümdür: O, bir
kavmin duvar arkasındaki çöplüğüne geldi, id rarını yaptı, birinizin ayakta durduğu gibi ayak ta durdu ve küçük abdestini bozdu. Ondan biraz uzak durdum. Bana işaret etti, geldim ökçeleri nin yanında durdum, işinİ bitirinceye kadar öyle bekledim." [Buhârî ve Müslim. Sünen ashabının da ben zer rivayetleri bulunmaktadır.)
458-Ömer radiyallahu anh'dan: Ayakta küçük abdest bozarken Allah Resu lü sallallahu aleyhi ve sellem beni gördü ve şöy le dedi: "İdrarını ayakta yapma!" Bundan son ra bir daha ayakta küçük abdest bozmadım. [Tirmİzî; bu hadisin zayıf olduğunu söyledi.
459-Onun (Tİrmizî'nin) başka bir rivayeti; Ömer: "Müslüman olduğum gündenberİ ayakta idrar yapmadım" demiştir.
460-Yine (Tırmizî'nin) îbn Mes'ûd radi yallahu anh'dan şu rivayeti vardır: "Ayakta İdrar yapman edebe aykırıdır."
461-Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Kim size Allah Nebisi sallaliahu aleyhi ve sellem'İn ayakta küçük abdest bozduğunu anlatırsa sakın inanmayın! Çünkü O, daima oturarak idrarım yapardı." [Tirmizî ve Nesâî.]
462-İbn Şîrîn radiyallahu anh'dan;
Sa'd, yaslanmış vaziyette ayakta idrar ya parken öldü. Cinler şöyle dediler: "Hazrec'in ulusu Sa'd b. Ubâde'yi biz Öldürdük; ona bir ok attık, tam kalbine isabet ettirdik."
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'de. Ancak İbn Şîrîn. Sa'd'ı görmemiştir.]
463-Abdullah b. Ca'fer radiyallahu anh' dan:
"Bir gün Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem beni bineğinin terkisine aldı ve bana kimseye söylememem için sıkı sıkıya tenbih ettiği bir sır verdi. Peygamber sallaliahu aley hi ve sellem'İn kazâ-i hacetini yaparken en çok tümsek ve hurma kümesi ile perdelen mekten hoşlanırdı." [Müslim.]
464-Abdurrahman b. Hasene radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem yanımıza geldi, yanında sığır derisin den yapılmış bir kalkan vardı; kendisine siper yapıp ona doğru idrarını yaptı. Bu arada dedi ler ki: "Bakın, (Allah Resulü) kadının idrar yap tığı gibi idrar yapıyor." Bunu duydu ve şöyle bu yurdu: "Israiloğullanmn ba§ına neler geldiğini bilmiyor musunuz? Onlara idrar bulaştığı za man, bula§an yeri keserlerdi. Biri bu işten (titiz likten) alıkoydu ve (bu sebeple) kabirde azaba
uğradı." fEbû Dâvud ve Nesâî.J
465-Diğer rivayet: "Birinin derisine (id rar bulaşırdı)."
466-Başka bir rivayette: "Birisinin cese dine" diye geçer.
467-Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "İki adam karşı karşıya oturup avretleri açık bir halde konuşarak büyük abdest bozmasınlar. Çünkü Allah, buna gazap eder." [Ebû Dâvud]
468-Enes ve İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Dediler ki: "Allah Re.sûlü sallaliahu aleyhi ve sellem def-i hacet yapmak istediğinde, yere iyice eğilip yaklaşıncaya kadar elbisesini aç mazdı." [Tirmizî ve Ebû Dâvud miirsel olarak.]
469-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim sürmelenirse bunu tek yapsın; bunu böyle yapan en güzel şekilde yapmış olur. Böy le yapmamakta da herhangi bir sakınca yoktur. Kim büyük abdestten taşla silinirse teklesin (yani tek sayıda taşlar kullansın). Bunu yapar sa gayet güzel olur, yapmazsa da bir sakıncası yoktur. Kim yemek yerken dişlerinin arasına birşey kaçarsa ağzından onu atsın, diline bula şanı ise yutsun. Bunu yapan kimse güzel yap mış olur, yapmazsa bİr sakıncası yoktur. Kim büyük abdeste çıkarsa kendisini gizlesin, gizle necek bir yer veya bir şey bulamazsa, kum ve ya taş yığını yapıp arkasını ona çevirsin. Çün kü şeytan. Ademoğullannm makadlarıyla oy nar. Kim böyle yaparsa güzel yapmış olur, yap mazsa da bir sakıncası yoktur." [Ebû Dâvud]
470-îbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, def-i hacet için (bazen) tâ Mağmes'e giderdi."
Nâfı der ki: "Mağmes, Mekke'den iki mil uzaklıktadır."
lEbû Ya'lâ, Taberânî, el-Mu'cemu't-Kebîr ve Mu' cemu' l-Evsat'ta.]
471-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, evi için nasıl hazırhk yapıyorsa, idrar yapmak için de Öyle hazırlık yapardı."
[Taberânî el-Mu'cemu'l-Evsat'ia. İsnadında Yahya b. Ubeyd b. Vahy'in babasından rivayeti vardır.]
472-Surâka b. Mâlik radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana şunu şunu öğretti..." Böyle anlatırken adamın bİri alaylı bir ifadeyle: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, (nasıl) def-i ha cette bulunacağınızı Öğretmedi mi?" diye sordu.
"Evet; O'nu hakla Peygamber olarak gön derene yemin ederim ki, bize (o işİ yaparken) sol ayağımıza yaslanmamızı, sağ ayağımızı dikmemizi emretti" dedi.
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'de]
473-Ebû Umâme radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"idrardan sakının! Çünkü kabirde kutun İlk hesaba çekileceği jey odur."
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kehîr'de.]
474-Vâsİle b. el-Eska' radiyallahu anh' dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bîriniz 'su döktüm' demesin; 'idrarımı yapıyorum' desin."
[Taberânî, el-Mu' cemu' l-Kehîr'de zuyıfhir isnâdla.J
475-Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, belâya çıktığı zaman yüzüğünü çıkartırdı." [Tirmizî ve Nesâî.)
476-Enes radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, helaya girdiği zaman yüzüğünü çıkartıp bıra kırdı." [Ebû Dâvud]
477-Enes radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, helaya girdiği zaman şöyle derdi: "Allahüm-me innî eûzü bike mine'l-kubsi ve'l-habâis (=AllahımI erkek şeytanlardan da dişi şeytan lardan da Sana sığınırım)."
-^VS-Diğer bir rivayet: "Helaya girmek is tediğinde.."
479-Dİğer rivayet: "Kenefe girdiğinde.." [Muvattâ hariç. Allı hadis imamı.]
480-Ebû Dâvud, Zeyd b. Erkam'dan: "He lalar şeytanların hazır bulundukları yerlerdir. Biriniz helaya gireceği zaman, şöyle desin: «Eûzü billahi mine'l-hubsi ve'l-habâis (=Er-kek ve dişi şeytanlardan Allah'a sığınırım)»."
481-Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, heladan çıktığı zaman: «Ğufrâneke! (=Beni bağışla!)» derdi." [Tirmîzî ve Ebû Dâvud.]
482-Ebû Zer radiyallahu anh'dan: Heladan çıktığı zaman şöyle derdi: "el-Hamdu liUahi'llezî ezhebe anniye'l-ezâ ve âfânî (-Benden sıkıntıyı gideren ve bana afi yet veren Allah'a hamd olsun!}" [Rezîn]
483-Diğer bir rivayette: "el-Hamdu liUa hi'llezî ahrece annî ezâhu ve ebkâ fi menfeati-hî (~Hamd, benden sıkıntısını giderip, yararı nı bende bırakan Allah'a mahsustur)." [Rezîn]
484-Ali radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Biriniz helaya girdiğinde, cinlerin gözle ri ile Ademoğullannın avretleri arasındaki perde, «Bismillah (=Allah'ın adıyla!)» deme-Sİdİr." [Tİrmizî]

İSTİNCÂ (TAHARETLENME)
485-Selmân radiyallahu anh'dan: Ona denildi ki:- "Peygamberiniz size her şeyi öğretti; hatta def-i hacetin bile nasıl yapı lacağını öğretti (öyle mi?)"
"Evet; def-i hacette ya da küçük abdest bozarken, kıbleye karşı durmamızı yasakladı; sağ el ile taharetlenmeyi, üç taştan az taşla ya da hayvan derisi veya kemikle taharetlenme mizi de haram kıldı" dedi.
486-Bir rivayette: "Bunu ona (Selmân'a) soranlar müşriklerdi." [Müsiim ve Sünen ashabı.]
487-Ebû Katâde radiyallahu anh'dan: (Allah Resiâİü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Biriniz küçük abdest bozduğunda, uzvunu sağ eliyle tutmasın, sağ eliyle taharet lenmesin. (Su içerken) kabın içinde soluma sın." [Buhârî, Müslim ve Sünen ashabı.]
488-Aişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in sağ eli, temizlik ve yemek içindi. Sol eli İse he la ve sıkıntı veren herşey içindi." [Ebû Davudi
489-Osmân radiyallahu anh'dan: "Müslüman olup Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e biat ettiğim günden beri, sağ elimle uzvuma dokunmadım." Bu söz, sağ eliyle taharetlenmemesiyle yorumlanmış tır. [Rezîn]
490 Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem def-i hacete çıktığı zaman, ben ve bizden (En-sâr'dan) bir çocuk, beraberimizde su ibriği bulunduğu halde O'nu izlerdik." Yani onunla (suyla) tahâretlenirdi.
[Buhârî ve MüsHm. Ebû Dâvud ve Nesâî'nİn de benzeri rivayetleri mevcuttur.]
491-Ayrıca o ikisinin (Ebû Dâvud ve Ne sâî'nİn) Ebû Hureyre'den şu rivayetleri de vardır:
"Helaya çıktığı zaman, O'na su kabı veya testi içinde su getirirdim. Onunla tahâretlenir di. Sonra elini yere sürerdi. Sonra başka bir kap getirirdim, ondaki su ile abdest alırdı."
492-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Cibril aleyhisselâm bana gelip şöyle de di: "Ey Muhammed, abdest aldığın zaman (üzerine) su serp!" [Tirmizî]
493-Süfyân b. el-Hakem veya el-Hakem b. Süfyân radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, idrarını yaptığı zaman abdest alır, sonra üzeri ne su serperdi." [Ebû Dâvud]
494-Nesâî'nİn rivayetinde: "Abdesl aldığı zaman, bir avuç su ahr ve: "ݧte böyle yapa caksınız" buyururdu. (Râvi) Şu'be, onu (su yu) avret mahalline serptiği şeklinde açıkla mıştır."
495-Mâlik, Abdurrahman b. Ubeydil-lah'dan:
O, Ömer'in (kazâ-i hacetten sonra) abdest aldığı sudan pantolununun altma su serptiğini işitmiş.
496-Âişe radiyallahu anhâ'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem idrannı yaptı. Ömer arkasında bir su testisi ile durdu. "Bu nedir ey Ömer?" diye sorunca; "Abdest alman için su" dedi.
Şöyle buyurdu: "Her küçük abdest bozdu ğumda abdest almakla emrolunmadım; eğer bunu yaparsam, sünnet olur." fEbû Dâvud]
497-Enes radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kubâ ahâlisine; "Allah sizi temizliğinizle öv dü, nedir o temizliğiniz?" diye sorunca, şöyle dediler: "Biz taharetlenirken hem taşla, hem de suyla (ikisi ile birlikte) taharetleniriz." [Rezîn]
49S-Ahmed ve Taberânî leyyin bir İsnâdla Uveymir'den:
(Kubâ ahâlisi) dediler ki: "Ey Allah Resu lü! Biz bir şey bilmiyorduk; ancak yahudi komşularımız vardı; onlar büyük abdeste çık tıklarında makadlarmı su ile yıkarlardı. Biz de makatlarımızı onlar gibi yıkadık."
499-Ahmed, Muhammed b. AbdiUah b. Selâm'dan leyyin bir isnâdla: "Kubâ ahâlisi dedi ki: "Ey Allah Resulü! Bİz bunu yani su ile taharetlenmeyi bizdeki Tevrat'la yazılı görüyoruz."
500-Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Biriniz def-i hacete çıktığı zaman, üç ta ne taşla gitsin ve onlarla istincâ etsin, bu ye ter." lEbû Dâvud ve Nesâî.]
501-Sehl b. Sa'd radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e; "İstitâbe'nin ne olduğunu sordular. Şöyle bu yurdu:
"İkisi safhateyn (makadın iki yanı), öbürü de meşrebe (dışkının çıkış yeri) içİn olmak üzere silinmek için üç taş bulamaz mı?" [Tabe rânî, el-Mu' cemu' l-Kebîr'de.]
502-İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem def-i hacete çıktı, kendisine üç taş getirmemi söyledi. İki taş bulabildim; üçüncüsünü ara dım, bulamadım. Onun yerine bir hayvan ter si (tezek) alıp getirdim. İki taşı aldı, tezeği bı raktı. Şöyle buyurdu:
"Bu pistir (rik)." (Buhârî ve Tİrmİzî.] Nesâî'de "Riks, cinlerin yemeğidir" şek linde bir açıklama yer almıştır.
503-İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Tezek ve kemikle taharetlenmeyin! Çün kü bunlar, cin kardeşlerinizin azığıdır."
(Tİrmİzî ve Nesâî.]
504-Ebû Davud'un rivayeti: Cin heyeti, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e geldiklerinde dediler ki: "Ey Allah Resulü! Ümmetini, kemik, tezek veya kömür ile taha-
retlenmekten menet! Çünkü Allah bizim rız kımızı onlarda kıldı." Bunun üzerine Pey gamber sallallahu aleyhi ve sellem bizi bun dan alıkoydu.
505-Rezm, Enes radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Nusaybin cinlerinden bir heyet, benden azık istediler: sakın kemikle ve tezekle taha retlenmeyin. Çünkü onlar, cİn kardeşlerinizin yemekleridir."
"Bunlar cinlere ne fayda sağlayabilirler ki?" diye sorduklannda, şöyle buyurdu: "Bul dukları kemik üzerinde behemehal biraz et bulurlar; buldukları tezek içinde de mutlaka bir tat bulurlar."
506-Ebû Dâvûd ve Nesâî, Ruvayfî'den uzun olarak rivayet ettiler:
"Kim sakatına kıvırcık bir §ekil verirse; atın boynuna tel takarsa; ya da bir hayvan te zeği ya da kemikle taharetlenirse, hiç şüphe yok ki Muhammed ondan uzaktır."
507-Ömer radiyallahu anh'dan: Küçük abdestini bozdu ve uzvunu toprak la sildi. Sonra bize dönüp, şöyle dedi: "Bize böyle öğretildi."
(Tabcrânî, el-Mtı'cemu'l-Evsat'ta zaytfbiT senedle.]
508-Âişe radiyallahu anhâ'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"On şey fıtrattan (peygamberlerin âdetle-rinden)dır: Bıyık kısaltmak, sakal uzatmak, misvak kullanmak, burnuna su çekmek, tır nakları kesmek, parmak boğumlarını yıka mak, koltuk altını iraş etmek, etek traşı olmak ve intikâsu'l-mâ." Mus'ab b. Şeybe der ki: "Onuncusunu unuttum. Herhalde ağzına dolu dolu su vermek olacak."
Vekî' der ki: "İntikâsu'l-mâ demek, istin câ yani büyük abdestten su ile temizlenmek demektir." (Müslim ve Sünen-i Erba'a.]

ABDEST'İN fazileti
509-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Size, Allah'ın hataları sildiği ve derece leri yükselttiği şeyi göstereyim mi?" "Evet ey Allah Resulü!" dediler; şöyle buyurdu:
"Zor da olsa abdesti usûlüne uygun gayet güzel almak, mescide (giden) adımları sıklaştırmak, namazdan sonra (bîr sonraki) namaz(ı) beklemek. Bu (bekleyiş, tıpkı mücâ hidin) nöbet bekleyiş(i gihi)dir." —Bu son cümleyi üç kere söyledi—.
[Mâlik, Müsİim. Tintıizî ve Nesâî.]
510-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Müslüman veya mümin kul, ahdest alıp da yüzünü yıkadığı zaman, gözüyle bakarak işlemiş olduğu her günah, su ile beraber yü zünden çıkıp gider: ya da suyun en son dam lasıyla çıkıp gider. Ellerini yıkadığı zaman, eliyle işlediği bütün günahlar su ile veya su yun en son damlasıyla birlikte çıkıp gider Ayaklarını yıkadığı zaman, ayakları ile yürü mek suretiyle işlemiş olduğu her türlü günah, su ile veya suyun en son damlasıyla birlikte çıkıp gider. Kısaca (abdestin sonunda) gü nahlardan tertemiz arınır."
[Mâlik, Tİrmizî ve aynı lafızla Müslim.]
511-Ukbe b. Âmir radiyallahu anh'dan: Develeri otlatma nöbeti bizdeydi. Nöbet bana gelmişti; akşama doğru döndüğümde, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e ayakta cemaate hitap ederken yetiştim. Şöyle buyuruyordu: "Herhangi bir müslüman (âda bına uygun) güzel bir abdest alıp da tam bİr ihlas içinde iki rek'at namaz kılarsa, cennet ona vâcib (sabit) olur." " Ne kadar güzel bİr şey bu!" dedim. Baktım ki önümde duran bi ri: "Bundan önce söylediği daha güzeldi" diyor.
Bir de baktım ki, Ömer değil mi? Allah Resulü şöyle buyurdu: "Sizden biriniz gdyet
^Hze/ ö/r abdest alıp da: "Eşhedu en lâ ila he illallâhu vahdehû lâ şerike leh, ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Resûlüh (=Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, bir olduğuna, ortağı bulunmadığına, Mu-hammed'in de O'nun kulu ve Resulü olduğu na şehadet ederim)" derse muhakkak ona cennetin sekiz kapısı açılır ve istediğinden içeriye girer."
[Müslim ve Nesâî.]
512-Ebû Dâvud'da şöyle geçmektedir: "Dedim ki: 'Vay be! Ne kadar cömertçe bir İkram bu!" Ayrıca "Abdesti gayet güzel alır sa..." sözü yanında "Sonra gözünü göğe kal dırdı" İbaresi yer almaktadır.
513-Tirmizî ise: "Kulu ve Resulü" sözün den sonra şunu ilave etti: "Allahım! Benİ çok ça tevbe edenlerden, çokça temizlenenlerden kıl"
514-Osmân radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim (âdâbma riayet edip) güzelce abdest alırsa, tırnaklarının altına varıncaya dek, vü cudundan bütün günahları çıkar."
515-Dİğer bir rivayette:
"O, abdest alıp dedi ki:
'Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in de bu abdestim gibi abdest aldığını gördüm.' Dedi ki: 'Kim böyle abdest alırsa tüm geçmi§ günahları bağışlanır, mescide yü rümesi ve orada namaz kılması artık onun için bir nafile (fazladan alacağı bir sevab) olur."
516-Ahmed ile Ebû Ya'lâ şunu eklediler: "Osman, abdestten sonra güldü ve arkadaşla rına dedi ki:
'Niye güldüğümü sormayacak mısınız?'
'Niye güldün ey müminlerin emin?' dedi ler; şu cevabı verdi:
'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in benim gibi abdest aldığını, abdestten sonra da güldüğünü gördüm. Buyurdu ki; 'Neden gül düğümü bana sormayacak mısınız?'
'Ey Allah Resulü neden güldün?' diye sor dular; şöyle buyurdu:
'Kul. abdest suyunu istediği zaman' ben zerini zikretti.
517-Abdul!ah es-Sunâbihî radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kul abdest alırken ağzını çalkaladığın da, ağzıyla işlediği günahları çıkar; burnuna su çektiği zaman, burnundan işlediği günah lar çıkar; yüzünü yıkadığı zaman, yüzünden günahlar çıkar; hatta gözlerinin kirpiklerinin altından da günahlar çıkar. Ellerini yıkadığı zaman ellerinden günahlar çıkar. Hatta elle rinin tırnakları altından da günahlar çıkar Başını mesh ettiği zaman, başından da gü nahları çıkar, hatta kulaklarından da günah ları çıkar Ayaklarını yıkadığı zaman, ayakla rından günahları çıkar; hatta ayaklarının tır nakları altından da günahları çıkar Sonra mescide yürümesi, orada namaz kılması artık onun için (fazladan sevab kazanma) vesilesi olur." [Mâlik ve Nesaî.]
518-İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim abdest üzerine abdest alırsa, Allah ona, buna karşılık on sevab yazar." [Tirmizî]
519-Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim abdest alıp da: 'Sübhanekellahüm-me ve hi-hamdik. Estağfıruke ve etûbu ileyk (-Allahım! Seni hamdinle teşbih ederim. Gü nahlarımın bağışlanmasını senden dilerim ve sana tevbe ederim)' derse, bu bir kağıda yazı lır, sonra mühürlenip Arş'ın altına kaldırılır. Kıyamet gününe kadar o mühür kırılmaz." [Rezîn]
520-Taberânî'nin el-Mu'cemıı'l-Evsal'm-daki rivayeti: "Kim Kehf sûresini okursa onun için, (bulunduğu) yerden Mekke'ye ka dar olan mesafe kadar bİr nur olur. Kim so nundan on âyet okursa ve sonra Deccal çıkar sa; Deccal ona hiçbir zarar veremez. Kim ab-dest alıp da: "Sübhanekellahümme ve hi-hamdike. Lâ İlahe illâ enle. Estağfiruke ve etûbu ileyke (=Allahım. senİ hamdinle lesbİh ederim. Senden başka hiçbir ilah yoktur. Sen den mağfiret dilerim ve sana tevbe ederim)' derse bu. bir kağıda yazdır. Sonra mühürle nir, kıyamet gününe kadar o mühür kırılmaz."
Ebu Saîd, bunu merfû (Peygamber'in sö zü) olarak nakletti.
521-Nesâî, Amelü'l-yevm ve'l-leyle adlı kitabında bu hadisi tahrîc ettikten sonra der ki: "Bu hadisin meıfû olarak rivayet edilmesi yanlıştır; doğrusu onun mevkuf (yani Ebû Sa-îd'jn sözü) olduğudur." Sonra Nesâî, bu hadi si Sevrî ile Gunder'in vasıtasıyla Şu'be kanalıyla mevziî/olarak rivayet etmiştir.
522-Ebû Umâme radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim (âdabına uygun) güzel abdest alır, sonra kalkıp farz namazını kılarsa, ayağıyla yürüdüğü, eliyle tuttuğu, kulakları ile dinledi ği, gözleri ile baktığı ve içinden geçirdiği bütün günahları bağışlanır."
523-Diğer bir rivayet: Denildi ki: "Ey Ebû Umâme! Hemen kalkıp namaz kılarsa onun için bu namaz nafile (fazladan) olur mu?"
"Hayır, nafile ancak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem için söz konusudur; günahlar içinde boğulan bir kimse için nafile olur mu? Böyle bir namaz, ancak onun için bir fazilet ve ecir vesîlesi olur."
[Ahmcd ve Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebtr]
524-Ukbe b. Âmir radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ümmetimden iki adam vardır; (örneğin) biri gece kalkıp kendi nefsini abdesile tedavi eder; düğümlü olan bu adamın elini yıkadığı vakitte bir düğümü çözülür; yüzünü yıkadığı zaman bir düğümü daha çözülür; başını mesh ettiği zaman bir düğümü daha çözülür; ayak larım yıkadığı zaman, bir düğümü daha çözü lür. Sonra Allah Teâla şöyle buyurur: 'Kulu ma bakın kendini ne güzel tedavi ediyor! Bu kulum benden ne isterse veririm!"
[Ahmed ve Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'de.]

ABDESTİN ALINIŞ ŞEKLİ
525-(Ali radiyallahu anh'dan.) Abdu Hayr anlatıyor: Ali bize geldi, na maz kılmıştı; bizden abdest suyu İstedi. "Na maz kıldığı halde abdest suyunu ne yapacak? Galiba bize abdestin nasıl almacağını öğrete cek" (dedik). İçi su ile dolu bir kap, bir de le ğen getirildi. Kaptan sağ eline biraz su boşaltıp ellerini üç kez yıkadı. Sonra ağzına üç kere su verip yıkadı, sonra burnuna üç kere su çekip yıkadı. Su aldığı avucu ile sümkürdü. Sonra yüzünü de üç kere yıkadı. Sonra sağ kolunu üç kere yıkadı, sol kolunu da üç kere yıkadı. Son ra elini tekrar kaba uzatıp başını bir kere mesh etti. Sonra sağ ayağını üç kere, sol ayağını da üç kere yıkadı. Sonra dedi ki: "Kim Allah Re sulü sallallahu aleyhi ve sellem'in abdestini bilmek isterse, işte bu O'nun abdestİdir."
526-Onun rivayetlerinden: "Kabı sağ eli ne alıp sol eline döktü ve ellerini üç kere yı kadı..." Benzerini zikretti.
527-Rivayetlerindendir: "Sonra tek su ile ağzına su verip yıkadı, burnuna da su çekip yıkadı."
528-Diğer rivayet; "İbn Abbâs radiyallahu anh, Alî'nin yanına gİrdi; su dökülmüş bit mişti. Onun gibi o da abdest suyu istedi." Ay rıca bu rivayette şu ibare geçmektedir:
"Ağzına su verip yıkadı, burnuna su çekip yıkadı. Sonra su kabına iki elini birden sokup iki avuç su alıp yüzüne vurdu, sonra iki baş parmağını kulaklarma yakın bir yerden aşağı doğru çekti. İkinci ve üçüncüsünü de böyle yaptı (yani yüzünü üç kere yıkadı). Sonra sağ eliyle bir avuç su aldı, ahn saçına döktü. Onu yüzüne doğru akmasına fırsat vermesi için öyle bırakıverdi. Sonra kollarını dirseklere kadar üç kere yıkadı. Sonra başmı ve kulakla-rınm arkasını meshetti. Sonra ellerini tekrar kaba sokup bir avuç su aldı. Terlik bulunan ayağına döküp yıkadı. Sonra öteki ayağını da yıkadı."
(Abdullah el-Havlânî der ki: İbn Ab-bâs'a) dedim ki: "Ayakları terlikli olduğu halde mi?" "Evet terlikleri giyinikken: üç kere!" dedi.
[Tirmizî bu rivayetin zayıf olduğunu söyledi.!
529-Rivayetlerden birisi de Hüseyin'(in babası Hz. Ali')dendir; onun rivayetinde şöy le geçer:
"(Ali) sonra abdest suyunun artığını ayak ta içti." Ben hayret edince, beni gördü ve şöy le dedi: "Hayret etme! Baban (deden) Pey gamber sallallahu aleyhi ve sellem'in böyle yaptığını gördüm.
530-Rivayetlerden birisi de şudur: "Tek avuç su ile (üç kere) hem ağzını yıkadı, hem de burnuna su çekip yıkadı." [Sünen ashabı.]
531-(Osman radiyallahu anh'dan) Humrân der ki: (Osman,) bir kap su getirt ti. Sudan üç kere avuçlanna boşaltıp ellerini yıkadı. Sonra sağ eliyle kaptan su alıp üç ke re ağzını yıkadı. Üç kere de burnuna çekip yı kadı. Üç kere yüzünü yıkadı, üçer kere kolla rını dirseklerine kadar yıkadı. Sonra başını mesh etti; sonra ayaklarını üçer kere topukla rına kadar yıkadı. Sonra şöyle dedi: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in böyle abdest aldığını gördüm. Abdestini bitirdikten sonra şöyle buyurmuştu:
"Kim benim hu abdestim gİbi abdest alıp da, içinden (dünyevî) herhangi bir günah ge-çİrmeyerek iki rek'at namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır." iBuhârî ve Müslim.]
532-Ebû Davud'un da aynı rivayeti var dır; ancak onda şu ibare geçmektedir: "Başını üç kere mesh etli."
533-Onun diğer rivayeti: "Üç kere ağzına su alıp yıkadı, üç kere de burnuna su çekip yı kadı."
534-Diğer rivayet: "Sağ eliyle sol eline su boşalttı, sonra bileklerine kadar yıkadı." Nesâî'nin de benzeri rivayeti vardır.
535-Alt! hadis imamının, Abdullah b. Zeyd b. Âsim el-Ensârî'den de buna benzer rivayetleri vardır ki, onda şöyle geçmektedir:
"Başım mesh ettiğinde ellerini, başının ön kısmından başlayarak öne ve arkaya doğru çekti. Yani başının önünden başlayıp ense kıs mına kadar ellerini çekti. Sonra ellerini geri çekip tâ başladığı yere kadar götürdü."
536-Diğer rivayet: "İkişer kere abdest aldı (yani azalarını ikişer defa yıkayarak abdest aldı)."
537-Diğer bir rivayet: "Tek avuçla ağzına su aldı ve burnuna su çekip üçer kere yıkadı."
538-Diğer rivayet: "Başını ellerinden ar tan su ile mesh etti."
539-Diğer rivayet: "Ellerinin artığından ayrı bir su İle mesh etti."
(Bu ibare hakkında) Tirmizî "Doğru olan da budur" dedi.
540-Diğer rivayet: "Yüzünü üç kere. elle rini iki kere, ayaklanm iki kere yıkadı, başını da iki kere mesh etti."
541-Ebû Dâvud, el-Mikdâm b. Ma'dî Kerb'den benzerini rivayet etti. Ayrıca onda şöyle geçmektedir: "Kulaklarının iç ve dışlarını mesh etti; parmaklarını kulak deliğine soktu."
542-Nesâî'nin Ebû Abdillah Salim Sebe-lân'dan yaptığı rivayete göre Âişe radiyailahu anhâ, ona Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'in nasd abdest aldığını gösterdi kİ, onda şöyle geçmektedir: "Başım tam arkasına ka dar bir kere mesh etti. Sonra elini (önce) ku laklarına, sonra da yanaklarına değdirdi."
Salim der ki: "Ben Âİşe'ye mukâteb (an-laşmah köle) olarak geldim. Karşımda oturur, benimle konuşurdu (benden gizlenmezdi). Bir gün kendisine şöyle dedim: "Bana bereketle dua et!"
"Ne oldu ki?" diye sorunca, "Beni Allah azat etti!" dedim.
Şöyle dedi: "Allah bunu senin hakkında mübarek kılsın!" Sonra perdeyi indirdi, o günden sonra onu bir daha göremedim.
543-İbn Amr b. el-Âs radiyailahu anh'-dan:
Bir bedevi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip abdestin nasıl alınacağını
sordu. Ona abdestin nasıl alınacağını üçer kere yıkamak suretiyle gösterdi; sonra şöyle buyurdu: "ݧie abdest böyledir, kim bundan fazla yaparsa haddi a§mış, haksızlık etmiş olur."
[Ebu Dâvud ve aynı lafızla Nesâî.]
544-İbn Abbâs radiyailahu anh'dan: Dedi ki: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem azalarını birer kere yıkayarak ab dest aldı. Buna bir şey ilave etmedi."
[Buhârî]
545-Ebû Davud'un rivayeti: İbn Abbâs ra diyailahu anh dedi ki: "Allah Resulü sallalla hu aleyhi ve sellem'in nasıl abdest aldığını si ze göstermemi ister misiniz?" Su bulunan bir kap getirtti. Sağ eliyle bir avuç su alıp ağzını yıkadı. Sonra burnuna su çekip yıkadı. Sonra yine su aldı ve ellerini bir araya getirip yüzü nü yıkadı. Sonra bir kere daha su alıp sağ ko lunu yıkadı, sonra bir kere daha su alıp sol ko lunu yıkadı. Sonra biraz su alıp elini silkti ve başını o su ile mesh etti. Kulağını da mesh et ti. Sonra bir avuç su ahp terlikli sağ ayağına döktü, sonra bir elini ayağın üstüne sürdü, di ğerini ise terliğin içine sürdü. Sonra sol aya ğına da aynısını yaptı.
[Nesâî de bunun benzerini rivayet etti.]
546-Ebû Dâvud ve Tirmizî, Rubeyyi' bn. Muavviz'den:
"Avuçlarını üç kere yıkadı. Yüzünü üç kere yıkadı, ağzına bir kere su alıp yıkadı, burnuna da bir kere su çekip yıkadı. Sonra koUarmı üçer kere yıkadı. Sonra başının ar kasını ve önünü iki kere mesh etti. İki kula ğını da içi ve dışı ile mesh etti. Ayaklarını üçer kez yıkadı."
547-Diğer rivayet: "Başmın tümünü, sa-çm üstünden başlayarak bittiği ve uzandığı her yere elini sürerek, saçın şeklini bozmaya rak meshetti."
548-Diğer rivayet: "Başını meshetti, son ra başın öne gelen kısmı ile arkaya gelen kıs-mmı, şakaklarını ve kulaklarını birer kere
meshetti."
549-Bir diğer rivayet: "Başını elinde bulu nan artık su ile mesh etti."
550-Ebû Dâvud, Talha b. Musarrif in de desinden:
"O, Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'i başını önünden arkasına kadar meshet-tiğini ve elini kulaklarının altından çıkardığı nı görmüş."
Müsedded dedi ki: "Ben bu hadisi Yah ya'ya anlattım, kabul etmedi."
551-Onun (Ebû Davud'un) ve Tırmİzî'nin Ebû Umâme'den rivayetleri:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ab-dest aldı ve dedi ki: "Kulaklar da baştan sa yılır."
Hammâd der ki: "Kulaklar da baştan sayı lır" sözü, Ebû Umâme'nin mi, yoksa Peygam ber sallallahu aleyhi ve sellem'in mi sözü ol duğunu bilemiyorum."
552-Enes radiyallahu anh'dan: O, abdest aldı, ayaklarında bir tırnak ka dar kuru bir yer bıraktı. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ona: "Dön, ahdesîini güzel al!" buyurdu. lEbû Dâvud]
553-Müslim benzerini Câbİr radiyallahu anh'dan nakletti.
554-Ayrıca Ebû Dâvud Hâlid b. Ma'dân'-dan, o da sahâbe'den birinden rivayet etti; "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir adamı namaz kılarken gördü: Ayağının üstün de bir dirhem mikdan yerini kuru görünce, hem abdesti, hem de namazı iade etmesini emretti."
555-İbn Amr b. el-Âs radiyallahu anh' dan:
Yaptığımız yolculuklann birinde. Pey gamber sallallahu aleyhi ve sellem bizden bi raz geri kaldı. Bize yetiştiğinde namaz yak laşmıştı. Biz hemen abdest almaya ve acele den ayaklanmızı mesh etmeye koyulduk. Bu nun üzerine avazının çıknğı kadar şöyle çıkış tı: "Yanacak topukların vay haline!" Bunu iki kere veya üç kere söyledi.
[Buhâri ve Müslim)
556-Ebû Dâvud ve Nesâî'nin rivayetinde ise sonunda: "Ahdestinizi İyi alın!" dediği kaydedilmektedir.
557-Tirmizî de Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan benzerini rivayet etti; lafzı şöyledir:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'den şöyle rivayet edilmiştir: "Atehten yana, topukların ve ayak ayalarının vay ha line!"
558-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve seliem cünüplükten yıkandı. Su değmemiş kuru bir yer gördü. Saçının örgüsünden tutup bir kıs-mını(n suyunu) o kuru yere sıktı." [ibn Mâce]
559-Câbir radiyallahu anh'dan:
Ona, sarık üzerine mesh etme hususunda bir sual soruldu; "Hayır, saça su değmedikçe olmaz" cevabını verdi. [Mâlik]
560-Sevbân radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve seliem, bir müfreze gönderdi. Askerler üşümüştü. Döndüklerinde onlara sarık ve mestlerinin üstlerine mesh etmelerini emretti." [Ebû Dâvudj
561~Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i abdest alırken gördüm; başında Kıtrî (çizgili kırmızı) bİr sarık vardı, elini sangını altından sokup, sarığı hiç çözmeden başının ön kısmı nı mesh etti." [Ebû Dâvudj
562-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve seliem, (abdest uzuvlarını) ikişer kere yıkayarak ab dest aldı." [EbO Dâvud ve Tirmizî.J
563-Onun (Tirmizî'nin) Câbir radiyallahu anh'dan yaptığı rivayet:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in azalarını birer kere yıkayarak, ikişer kere yıkayarak, üçer defa yıkayarak abdest (aldığı) olmuştur."
564-Nesâî, Abdullah b. Zeyd'den: "İkişer kere yıkayarak abdest alıp: 'Bu, nur üstüne nurdur' demiştir."
565-Rezîn, Osman radiyallahu anh'dan: 'Üçer kere (yıkayarak) abdest aldı. Ve şöyle buyurdu:
"l§le bu abdestim, benden önceki pey gamberlerin ve İbrahim'in abdestidir."
J66-Nimrân b. Harise radiyallahu anhu-mâ'dan, o da babasından:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve seliem buyurdu:)
"Baş(ı meshetmek) için su kullanın!"
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kehtr'dc leyyin bir isnâd-la.]
567-Abbâd b. Temîm, babasından radiyal lahu anh:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i gördüm; abdest alıyor, ayaklarını su ile mesh
ediyordu." [Taberânî, el'Mucemul-Evsat'la.]
568-Abdullah b. Bedr radiyallahu anh' dan:
"Kur'ân mesh (emri) ile nazil oldu. Buna karşılık Peygamber sallallahu aleyhi ve sel iem bize ayaklarımızı yıkamamızı emretti ve biz de yıkadık."
[Taberânî, el-Mu' cemu' !-Kehîr'de zayıf bir isnâdla.]
569-İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: (Ayetin başında geçen) "(Ayaklan) yıka mak" lafzı, "Topuklara kadar ayaklarınızı" (Mâide 6) lafzına da yöneliktir."
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'âc]

PARMAKLARI SOKUP OVALAMAK (HİLÂLLEMEK), MİSVAK VE ELLERİ YIKAMAK
570-Ebû Eyyûb radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ümmetimden, abdest ve yemekte tahlil yapanlara (parmaklarını hilâlleyenlere) ne mutlu!" [Ahmed ve Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kehİr'de zayıf bir isnâdla.]
571-Yine Taberânî'nin eUMu cemu l-Ke-/jfr'inde şöyle geçer: Dediler ki: "Tahlil ya panlar ne demek?" Şöyle buyurdu:
"Tahlil, (abdestte) ağzını yıkarken elİnİ sokarak iyice ovalamak. Burnuna su çekerken parmağını sokup iyice temizlemek. Parmakla rın arasını da iyice ovmaktır. Yemekteki tahli le gelince: Yemek yedikten sonra dişlerinin arasında bulunan yemekleri çıkarmadan na maza duran ki§iyi görmek kadar meleklerin hoşlanmadıkları bîr şey yoktur!"
572-EbuM-Derdâ radiyallahu anh'dan;
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, abdest aldı. Abdest suyunun artığıyla sakahnı parmaklarını sokarak güzelce ovaladı. Başını da kollarının artığı olan su ile meshetti."
[Taberânî, el'Mu'cemu'I-Kebir'de leyyin bir isnâdİa.]
573-Osmân radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sakalını hilâllerdi." [Tirmizî]
574-Ebû Dâvud, Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem abdest alırken, bİr avuç su ahp çenesinin altı na sokar ve onunla sakalını İyİce oğuşturur ve şöyle derdi: "İşte Rabbim bana böyle yapma mı emretti."
575-Bezzâr ve el-Mu'cemu'l-Kebîr'inde Taberânî zayıf bir isnâdla Ebû Vâil'den ben zerini rivayet ettiler. Onda şöyle geçmektedir:
"O, yüzünü yıkarken sakalını İyice oğuş-turdu. Kulaklarının içini, boynunu, sakalının içini başından artan su ile meshetti. Kollarını dirseğe kadar yıkadı. Ayak pannaklarınm ara sını iyice oğuşlurdu. Suyu tâ topuklara kadar götürdü (yani topuklarla beraber yıkadı). Su-
yu topuğa kadar ulaştırdı. Sonra sağ eliyle bir avuç su alıp başına koydu, başının etrafından akıncaya kadar (bekledi). Sonra şöyle buyur du: "İşte tam abdest budur."
576-Vasile radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim parmaklarının içini su ile oğuştur-mazsa. kıyamet günü Allah onu ateşle oğuştu rur." [Taberânî, e!-Mu' cemu' l-Kebİr'âc zayıf bir isnâdla.]
577-İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Ya parmakların içini su İle oğuş-turursunuz, ya da (kıyamette) ateşle oğuştu-rursunuz!" (Taberânî. el-Mu'cemu'l-Evsat'ta]
578-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Abdest aldığında, el ve ayak parmakları nı iyice Oğuştur!" [Tırmizi]
579-Onun (Tirmizî) ve Nesâî'nin, ayrıca Lakît b. Sabre'den yaptıkları bir rivayet:
Dedim ki: "Ey Allah Resulü, bana abdesti anlat!" Şöyle buyurdu:
"Abdesti İyi al, parmakların arasım gü zelce oğuştur, burnuna su verdiğin zaman, oruçlu değilsen, iyice verip yıka.'"
580-Ebû Hureyre radiyaİiahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ümmetime sıkıntı vermeyecek olsaydım, onlara misvak kullanmalarını emrederdim."
[Kütüb-i sitte]
581-Bir başka rivayette: "Her namazla birlikte" diye geçer.
582-Ahmed'ın lafzı: "Ümmetime sıkıntı vermeyecek olsaydım; her namaz için (abdest-li olsa bile) abdesti emrederdim. Her abdestte de misvak kullanmalarını emrederdim."
583-Tirmizî, Zeyd b. Hâlid radiyaİiahu anh'dan:
O, mescidde olduğu zaman, misvakı, kâti bin kalemi gibi kulağının üzerinde bulundu rurdu. Onu kullanmadan namaza durmazdı, sonra tekrar kulağının üstüne koyardı.
584-Ebû Dâvud, Enes radiyaİiahu anh' dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, gece veya gündüz uyandığmda, abdest alma dan önce mutlaka misvak kullanırdı."
5S5-Ebû Dâvud, Müslim ve Nesâî Şurayh b. Hânî'den, dedi kİ:
Âişe'ye sordum: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem evine girdiğinde ilk önce ne yapardı?" "Misvak kullanırdı" dedi.
586-Nesâî, Âişe radiyaİiahu anhâ'dan;
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Misvak ağzı temizler, Rabbin hoşnutlu ğuna vesile olur."
587-Bunu Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr ve eZ-fivj'a^'ında İbn Abbâs radiyaİiahu anh' dan zayıf bir isnâdla nakledip şu ilâveyi zik retti: "Gözlere de ciladır."
588-Buhârî, Ebû Musa'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim, ağzını misvaklıyordu, 'ûu uû' diyor du, misvak ağzındaydı, sanki kusacak gibi idi."
589-Ebû Davud'un rivayeti: "Onun yanı na ağzını misvaklarken girdim. Misvak dili nin bir tarafındaydı. 'Ah, ah!' diyordu; yani kusacak gibi idi."
590-Nesâî'nin lafzı: O, "â â" diyordu.
591-Enes radiyaİiahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Misvak hakkında size çok şey söyledim!" [Buhârî ve Nesâî.]
592-Nesâî'nin başka rivayeti: "Misvak hakkında hana çok §ey söylettiniz."
593-Âişe radiyallahu anhâ'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, mis vak kullanıyordu. Yanında biri diğerinden (yaş ça) büyük iki adam vardı. Derken misvakm bü yük olana verilmesi hususunda ona: "Arlan mis vakı en büyüğüne ver!" diye vahiy geldi.
(Âişe) dedi ki: "Misvak kullanırdı, sonra yıkamam için onu bana verirdi. Ben de onunla (bereketini umarak) ağzımı fırçalardım, sonra yıkayıp O'na geri verirdim." [Ebû Dâvud]
594-Âişe radiyallahu anhâ'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Misvaklı namazın, misvaksız namaza üs tünlüğü yetmiş namaz sevabı gibidir."
[Ahmcd. Ebû Ya'İâ ve Bezzâr.]
595-Alî radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kul, misvak kullanıp namaza durduğu za man, melek arkasına durup tilâvetini dinler. Ona yaklaşır (yahut buna benzer bir kelime söyledi). Ağzım onun ağzının üstüne koyar, ağ zından çıkan Kur'ân onun içine girer Öyleyse Kur'ân için ağızlarınızı temizleyin!" [Bezzâr]
596-Âişe radiyallahu anhâ'dan: Dedim ki; "Ey Allah Resulü, kişi ağzını (misvaksız) da fırçalar mı?" "Evet!"
"Nasıl yapar?" "Parmağını ağzına sokup ovalar."
[Taberânî, el-Mu'ccmu'l-EvsuCid. zayıf hır isnâdla.]
597-Muâz radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Mübarek zeytin ağacından yapılan mis vak (fırça) ne güzeldir! Ağzı temizler, di§in kir ve pasını giderir O, benim ve benden önceki peygamberlerin misvağıdır."
[Taberânî, el-Mıı'ceııuı'l-Evsal'la; isnadında Mu'al-Icl b. Muhammed vardır.]
598-Ebû Hayre es-Sabâhî radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelen heyet içindeydim; bize fırça yapmamız için misvak ağacı verdi. Dedik ki: "Ey Allah Resulü! Bizde (bu iş için) hurma çubuğu var dır; ancak biz gene de senin keramet ve lütfu-nu kabul ediyoruz." Şöyle dua etti:
"Allahım, Abdu'l-Kays' i bağışla!"
[Taberânî el-Mu' cemıı' l-Kehîr'âs daha uzun bir metinle.]
599-Ebû Umâme radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Misvak kullanın! Çünkü misvak ağzı te mizler, Rabbin rızâsına vesile olur. Cibril, ba na ne zaman geldiyse, mutlaka mİsvağı tavsi ye etmiştir. O kadar ki misvağın bana ve üm metime farz kılınacağından endişe ettim.
Eğer onun ümmetime zor geleceğini bil-meseydim, onu farz kılardım. Artık o kadar sık misvak kullanıyorum ki, ağzımın ön tarafını harab edebileceğimden korkuyorum." [İbn Mâ-ce. zayıf bir isnâdla.]
600-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Sizden biri uykudan uyandığı zaman, üç
kere yıkamadan elini su kabına daldırmasın!
Çünkü elinin nerede gecelediğini bilmez."
[Kütüb-i sine.]
601-Ebû Davud'un bir rivayetinde: "Eli nin nerede gecelediğini yahut elinin nerede dolaştığını bilemez."

BURUNA DOLU DOLU SU VERMEK, SUMKÜRMEK, ABDESTİ İYİ ALMAK VE DİĞER BAHİSLER
602-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve selİem buyurdu:)
"Her abdest alan iyice sümkürsün. Kim taşla taharetlenirse, teklesin (yanİ bir, üç, beş gibi tek sayıda taş kullansın)."
[Kütüb-i sİUe, Tirmİzî hariç.)
603-Müslim'in diğer rivayeti: "Sizden biri abdest aldığı zaman, burnunun iki deliği ne dolu dolu su çeksin, sonra sümkürsün."
Ö04-Nesâî: "Sizden biri uykudan kalktığı zaman, abdest alsın ve sümkürsün. Çünkü şeytan, onun genzinde geceler."
605-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"iki veya üç kere iyice sümkürün!" [Ebû Dâvud.]
606-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ümmetim kıyamet gününde (abdestİn izi olarak) yüzleri ve kolları parlak bir vaziyette çağrılacaktır. Öyleyse kimin parlaklığım çoğalt ma imkânı varsa çoğaltsın!" [Buhârî ve Müslim.]
607-Diğer rivayet:
Nuaym b. el-Cebr der ki: Ebû Hureyre'yi abdest alırken gördüm:
Abdest alırken yüzünü yıkadı; abdesti mü kemmel aldı. Sonra sağ elini bileğine kadar yı kadı. Sonra sol eüni bileğine kadar yıkadı. Sonra başını mesh etti, sonra sağ ayağını bal dırına kadar yıkadı. Sonra sol ayağını da baldı rına kadar yıkadı. Sonra dedi ki: "Peygamber sallallahu aleyhi ve seilem'i böyle abdest alır ken gördüm. Ve sallallahu aleyhi ve .sellem şöyle buyurmuştu: "Kıyamet gününde yüzü ve kolları, abdesti iyi almaktan ötürü, nur içinde olacaksınız. Kimin gücü yeterse, bu nur ve parlaklığım uzatsın ve çoğaltsın."
608-Diğer bir rivayet: "O (Nuaym), Ebû Hureyre'yi abdest alırken görmüş; şöyle yap mış: Yüzünü yıkamış, kollarını da neredeyse omuzlarına varacak derecede yıkamış. Ayakla rını da neredeyse baldırlarına varacak kadar yı kamış." Devamını benzer şekilde rivayet etti.
609-Müslim. Ebû Hâzım'dan, dedi ki: Ebû Hureyre namaz için abdest alırken ar-kasındaydım; eliyle kollannı yıkarken nere-dey.se koltuğuna kadar uzanıyordu. Dedim ki:
"Ey Ebû Hureyre! Bu nasıl bir abdest?" Ce vap verdi: "Siz burada mıydınız? Ey Ferrûh oğulları! Burada olduğunuzu bilseydim ab-desti bu şekilde almazdım. Dostum sallallahu aleyhi ve sellem'den duydum: "Bir mü'minin âhiretteki süsü, abdest alırken suyun ulanaca ğı yere kadar ulaşacaktır."
["Ey Ferrûh oğulları!" kısmı hariç, Nesâî de aynısı nı rivayet etmiştin]
610-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Vallahi Alkh Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, diğer insanlar dışında bizi yalnız üç şeyle mahsus kılmıştır: Abdesti çok iyi alma yı, sadaka ve zekat ahp yememeyi ve merkep leri atların üzerine aşırmamayı emretti." [Nesât
ve Tirmizî.]
61Î-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip "isbâğu'1-vudû' (=abdesti gü zel almak) ne demektir?" diye sordu. Namaz vakti gelinceye dek ona cevap vermeden sus tu. Namaz vakti gelince su getirtti ve ellerini yıkadı. Ağzına dolu dolu su verip yıkadı, bur nuna da dolu dolu su çekip yıkadı, sümküre-rek İçİndekini çıkardı. Üç kere yüzünü yıkadı, üç kere de ellerini (kollarını) yıkadı. Başını mesh etti; ayaklarını da üçer kere yıkadı.
Sonra entarisinin altına su serpti. Ardın dan şöyle buyurdu:
"İşte isbâğu'l-vudû' (=güzel abdest al mak), budur." [Ebû Ya'lâ ve Bezzâr.]
612-Muâviye b. Kurre, babasından, o da dedesinden:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, azalarını birer kere yıkayarak abdest alıp şöy le buyurdu: "İşte bu bir abdest şeklidir ki Al lah ancak bununla namazı kabul eder." Son ra ikişer kere yıkayarak abdest aldı ve şöyle dedi: "İşte isbâğu'l-vudû' (=mükemmel ab dest) budur ki bu benim ve Allah dostu olan İbrahim'in abdestidir."
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'ia leyyin bir isnâdla ve uzunca bir metinle,]
613-Enes radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, bir sâ' (3.328 İt) ile beş müd (yaklaşık 4.15 İt) arasındaki su ile yıkanırdı; bir müd (0.832 İt) İle de abdest alırdı."
614-Diğer bir rivayet: "Beş mekkûk (su tası) İle yıkanırdı; bir mekkûk ile de abdest alırdı." [Buhârî, Müslim, Nesâî ve Tirmizî.]
615-Onun (Tirmizî'nin) başka bir rivayeti: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Abdestîe iki rıtü (0.832 it) su yeler."
616-Ebû Dâvud: "O, iki rıtıl (yaklaşık 1.64 it) bir kapdaki su ile abdest alu-dı; bir sâ' (3.328 İt) su ile de yıkanırdı."
617-Onun (Ebû Davud'un) ve Nesâî'nin ÜmmÜ Umâre'den yaptıkları rivayet: "Pey gamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir müddün (832 gr) üçte ikisi kadar su ile abdest aldı."
618-er-Rebî' bn. Muavviz radiyallahu an-hâ'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem evimize gelirdi. Bir müd ya da üçte biri ya da dörtte biri kadar su alan bir kabımızı alırdı; ben de O'na dökerdim; O da azaİanm üçer kere yıkarayarak abdest alırdı." [Dârimî]
619-Abdullah b. Zeyd radiyallahu anh' dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bize geldi. O'na bakır bir kap çıkardık ve içindeki suyla abdest aldı." [Ebû Dâvud]
620-İbıi Amr b. el-Âs radiyallahu anh' dan;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, abdest almakla olan Sa'd'ın yanma uğradı ve ona: "Nedir bu israf?" dedi. "Abdestte israf mı olurmuş?" deyince; şöyle buyurdu: "Evet. akar suyun kenarında bulunsan bile!"
[İbn Mâce]
621-Âişe radiyallahu anhâ'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in, abdestten sonra kurulandığı bir havlu su vardı." [Tirmizî]
622-Onun (Tirmizî'nin) Muâz radiyallahu anh'dan da bir rivayeti vardır: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i gördüm; abdest al dığında yüzünü elbisesinin bir tarafıyla silerdi."
623-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Abdesti olmayanın namazı olmaz. Üzeri ne Allah'ın adını anmayanın (besmele çek meyenin) abdesti de abdest değildir." [Ebû Dâ vud]
624-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bir kimse abdeste başlarken Allah'ı zik rederse, vücudunun tümü temizlenir. Allah'ın adını anmazsa yalnız abdestte yıkanan yerler temizlenir."
625-Ebû Mûsâ radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e uğradım, abdest ahyor ve şöyle dua ediyordu: "Allahümma'ğfır lı zenbî ve vassi' lîft da rı ve bârik Itfî rızkı (=Allahım, günahımı ba ğışla, evimi genişlet, rızkımı bereketlendirip çoğalt!)" [Bu iki rivayet Rezîn'e aittir.]
626-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu yurdu ki:
"Ey Ebû Hureyre! Abdest alırken: 'Bis-millahi vel-hamdu lillahi (=Allah'ın adıyla, hamd Allah'a mahsustur)' de! Böyle dersen, hafaza melekleri, o abdesti bozuncaya kadar devamlı olarak sana sevab yazarlar." [Taberâ-
nî, el-Mu'cemu's-Sağır'de.]
627-Ebu'l-Cenûb radiyallahu anh'dan: Alî'yi, abdest için su çekerken gördüm, hemen koştum, "Müsaade buyurun da ben çe keyim!" dedim. Şöyle buyurdu: "Ey Ebu'l-Cenûb sen bırak! Ben de Ömer'i abdest almak için su çekerken gördüm, koştum, "Mü saade buyurun da ben çekeyim" dedim. "Sen bırak ey Ebu'l-Hasan! Zira ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i abdest için su çe kerken gördüm, koştum; "Bırak ey Ömer! Be nim temizliğimde (abdeslimde) kimsenin bana ortak olmasını istemem" buyurdu' dedi.
[EbO Ya'lâ ve Bezzâr, Ebu'l-Cenûb'un ztıyıf bir ravi olduğuna dikkat çekerek rivayet ettiler.]
628-Vâbısa radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e tırnaklarda bulunan kire varıncaya kadar her şeyi sordum. Şöyle buyurdu: "Sana şüphe ve ren §eyi, şüphe vermeyen şeye terk et!"
[Taberânî. et-Mu'cenm'l-Kebîr'de zayıfhır isnâdla.]
629-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Sizden biri abdest alırken parmaklarını birbirine bitiştirip kenetlemesin!"
[Taberânî. el-Mu'cemu' t-Evsal'ta; isnadında Atîk b. Ya'kûb vardır.]
630-Yezîd b. Ebî Ubeyde'den:
Seleme b. el-Ekva' radiyallahu anh, ab dest alırken miski alıp eline koyar, sonra sa kalına sürerdi. (Taberânî, el-Mu'cemu'!-Kebîr'de.]
631-Abdü'l-Melik b. Umeyr'den: Zu'l-Kilâ'dan, Şebîb Ebû Revâh'ı işittim:
O, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile namaz kılmış. Allah Resulü Rûm (sûresini) okumuş ve tereddüd geçirmiş (tekrarlamış), namaz bitince şöyle buyurmuş: "Kur'ân okur ken zihnim karıştı. Bazı kimseler abdesti güzel almadan bizimle namaz kılıyorlar. Kim bizim le namazda bulunursa abdestini güzel alsın!" [Ahmed]
632-Enes radiyallahu anh'dan, dedi kİ: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, her namaz için abdest alırdı." (Enes'e) denil di ki:
"Siz nasıl yapardınız?" "Bozmadıkça o abdest kâfi gelirdi." [Buha rı ve Sünen ashabı.]
633-Büreyde radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Fetih günü tek bir abdestle namazları kıldı. Ömer sordu:
"Şimdiye kadar yapmadığınız bir şey yap tınız?"
"Bilerek yaptım, ey Ömer!" diye cevap verdi. [Müslim ve Sünen ashabı.]
634-Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem abdestte, taranmada ve pabuç giymede; hülâ sa her şeyde, her işinde elinden geldiğince sa ğından başlardı." [Mâlik hâriç, altı hadis imamı.]

ABDESTİ BOZAN ŞEYLER
635-Alî b. Talk radiyallahu anh'dan:
Bir bedevî dedi ki: "Ey Allah Resulü! Ki şi çölde olur, az bir yellenmesi bulunabilir, suyu da az olabilir; bu durum karşısında ne yapmalıdır?" Cevap verdi:
"Biriniz yellendiği zaman abdest alsın! Kadınlara arkalarından yanaşmayın! Şüphe siz Allah, hak(kı söylemekten) çekinmez."
[Tirmizî ve Ebû Dâvud.]
636-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ancak, ses (yellenme sesi) veya (yellen me) kokusundan abdest lazım gelir."
637-Diğer bir rivayet: "Biriniz mescidde olup da bir yellenme hissederse, ses duyunca-ya, ya da koku hissedinceye dek mescidden çıkmasın!" [Tirmizî, Müslim ve Ebû Dâvud.]
638-Ahmed'ın rivayeti: "Sizden birİ namazda olduğu zaman, şeytan gelir, ona (kişi) hayvanına yanaştığı gibi yanaşır Yatıştığı za man, poposunun iki parça arasına, sırf onu namazdan etmek İçin yellenir (Kişi) Böyle bir şey hissederse, ses duymadıkça veya koku his setmedikçe namazdan ayrılmasın."
Ö39-Diğer bir rivayet: "Yatıştığı zaman, (şeytan) onu dizginler veya ona bir yular atar." Ebû Hureyre dedi ki: "Bunu görürsü nüz. Kösteklenmiş olana gelince, siz onu na maz kılarken düz durmayıp eğilmiş olarak gö rürsünüz. Dizginlenmiş olana gelince, namaz da ağzını açmış Allah'ı anmaz bir halde gö rürsünüz."
640-İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Namazda iken şeytan birinizin yanına gelip makadından bir kıl koparır, o da abdes-tinin bozulduğunu sanır. (Böyle bir durumla karşılaşan) ses duyuncaya ya da koku hisse dinceye dek namazdan ayrılmasın!"
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'öc leyyin bir isnâdJa.]
641-Bir rivayette de şöyle geçer: "Şeytan kişiye namazda oyun yapmaya kalkışır, nama zını kesmek içİn elinden geleni yapar; yoru lunca hu defa dübürüne üfler. Sizden bİri böy le bir şey hissederse..." Yukardakinin benze rini zikretti.
642-Abdullah b. Zeyd radiyallahu anh' dan:
"Bir adam, namazda abdestini bozan bir şey hissettiğini Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e şikayet etti. O da ona, bir ses duy madıkça, ya da bir koku hissetmedikçe na mazdan ayrılmamasını söyledi."
[Buhârî, Müslim. Ebû Dâvud ve Nesâî.]
643-Rezîn'in rivayeti: ''Biriniz mescide girip iki kuyruğu (poposunun iki yanı) arasın da bir §ey hissederse, (çıkan gazın) hışırtı ve ya sesini duymadıkça mescidden çıkmasın."
644-Cerîr radiyallahu anh'dan:
Ömer radiyallahu anh, cemaate namaz kıldırdı. Derken adamın birinden bir ses çık tı. Bunun üzerine şöyle dedi: "Bu adam ab-destini tekrar alacak ve namazım da iade ede-cek!"
Cerîr (Ömer'e hitaben) dedi ki: "Bunu yaşayan her kimsenin, hem abdest almasına, hem de namaz kılmasına mı karar veriyor sun?"
"Ne güzel söyledin! Allah seni hayırla ödüllendirsin!" dedi. Sonra onlara da aynı şe yi emretti. [Taberânî. el-Mu'cenıu'i-Kebîr'tie.]
645-Alî radiyallahu anh'dan:
Mezisi gelen bir adamdım. Kızıyla evli ol duğum için Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e sormaktan utandım.Bu sebeple Mikdâd b. el-Esved'e sormasmı rica ettim. Sormuş; o da cevaben şöyle buyurmuş: "(Mezisi gelen,) uzvunu yıkar ve abdest alır." [Kütüb-i sittc]
646-Ebû Davud'un rivayeti: "Uzvunu ve hayalarını yıkar."
647-Nesâî'nin rivayeti: "Uzvunu yıkar."
648-Ebû Dâvud ve Tirmizî, Sehl b. Hu-neyf den benzerini naklettiler kİ o rivayette şöyle geçer:
Dedim ki: "Ey Allah Resulü bundan (mezi-den) giysisine bulaşan kişi ne yapmalıdır?"
"Onu gördüğün yere, bir avuç su alıp serpmen yeler!" buyurdu.
649-Abdullah b. Sa'd el-Ensarî radiyalla hu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel lem'e, guslü gerektiren şey ile sudan sonra gelen su (mezi) hakkmda sordum. Şöyle bu yurdu: "O, mezidir; her erkekten mezi gelebi-lif. Bundan dolayı yalnız uzvunu ve hayaları nı yıkaman yeter. (Abdesti bozduğu içİn) Na maza abdest alır gibi abdest alırsın." [Ebû Dâvud]
650-Ebu'd-Derdâ radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, oruçlu iken kustu ve bu yüzden abdest aldı." (Râvi) Ma'dân dedi ki: Sonra Şam mescidin de Sevbân'a rastladım ve bunu (yanİ Ebu'd-Derdâ hadisini) sordum; "(Ebu'd-Derdâ) doğ ru söyledi, halta abdest alırken suyunu ben döktüm" dedi. [Tirmizî ve Ebû Dâvud.]
651-Misver b. Mahrame radiyallahu anh' dan:
Ömer'e suikast yapıldığı gece, onu sabah namazma kaldırmak için yanına girdi. Ömer: "Pekâlâ, namazı terkedenin İslâm'dan nasibi yoktur" dedi ve yarasından kan damlaya dam laya namaz kıldı.. [Mâlikj
652-Câbir radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile sefere, yani Zâtur-Rikâ' harbine çıktık. Müslümanlardan biri, ganimet olarak müşriklerden birinin kansını almıştı. Bunun üzerine müşrik olan kocası, yemin etti ve: "Muham-med'in ashabından birinin kanını akıtıncaya kadar onları izleyeceğim." Bu şekilde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in izini ta kibe koyuldu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir yerde konakladı ve "Bizi kİm bek leyecek?" buyurdu.
Hemen biri Muhacirler, diğeri Ensâr'dan olmak üzere iki kişi gönüllü oldu. Onlara şöy le buyurdu: "Geçidin ağzını tutun (bekle yin)!"
O ikisi yolun ağzına varınca. Muhacir yat tı; Ensarî İse namaza durdu. Sonra müşrik geldi; onu (namazdakini) görünce, kavmin nöbetçisi olduğunu anladı. Ona bir ok attı. Namazda olan, ağzıyla o oku çıkardı. Bu defa müşrik üç ok daha attı.
Ensârî rükû ve secdeye vardı; (namazını bitirince) arkadaşını uyandırdı. Müşrik bunu görünce hemen kaçtı. Muhacir, Ensarı'den akan kanlan görünce, şöyle dedi:
"Sübhanallah! Neden sana ilk oku attığın da beni uyandırmadın?" Şu cevabı verdi: "Bir sûre okuyordum; sûreyi kesmek istemedim." [Ebû Davudi
653"Aişe radiyallahu anhâ'dan, dedi ki: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hanımlarından birini öptü; sonra abdest taze lemeden namaza gitti." Urve dedi ki: "O öp tüğü hanımı senden başkası değildi, değil mi (ey Âişe)?" (Bu söz karşısında) Âişe güldü. [Sünen ashabı.]
654-İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Şöyle söylemiştir: "Kişinin karısını öpme si, eliyle onu okşaması mülâmeseden (dokun madan) sayılır; binâenaleyh kim karısını öperse, ya da eliyle okşarsa, abdest alması ge~ rekir." [Muvattâ.l
655-Talk b. Alî radiyallahu anh'dan: Bir adam geldi, bedeviyi andırıyordu; de di ki: "Ey Allah Resulü! Abdestten sonra kişi nin cinsel uzvunu tutması hakkında ne buyu rursun?" Şöyle buyurdu: "O, kendisinden bir parça değil midir?" [Sünen ashabı.]
656-Büsre bn. Safvân radiyallahu an hâ'dan:
"Kim tenasül uzvuna dokunursa, abdest almadıkça namaz kılmasın!"
[Muvattâ ve Sünen ashabı.]
657-Taberâm. el-Mu'cemu'l~Evsat ve'l-Kebır'inds, bu rivayette uzvu zikrettikten sonra şunu da ilave ettİ: "Yahut hayalarını ve-ya uyluk diplerini"
Ö58-İbn Amr radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim cinsel uzvunu tutarsa abdest alsın! Herhangi bir kadın dafercini tutarsa o da ab dest alsın! " (Ahmed.]
İsnadında yer alan Bakiyye b. VeUd "an" lafzıyla rivayette bulunmuştur.
659-Taberânî el-Mu'cenuı'l-Evsat\nda ley-yin bir İsnâdla İbn Amr b. el-Âs radiyallahu anh'-dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e elini fercine sokan kadın hakkında soru sordular; şöyle buyurdu: "Abdest alması gerekir."
660-Taberânî, el-Mu' cemu' l-Kebîr'inde ise şöyle rivayet eder: "Elini vurup da fercine elleyen kadın hakkında sorulduğunda şöyle buyurdu: "Abdest alması gerekir."
661-İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "O, otururken uyuklar; sonra abdest alma dan namaza dururdu." [Maiik]
662-Ali radiyallahu anh'dan;
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu;)
"Gözler, kıçın bağıdır. Öyleyse kim uyur sa abdest alsın/" [Ebû DâvudJ
663-îbn Abbâs radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i secdede uyurken gördüm, halta horladı. Sonra kalkıp namaz kıldı. Dedim kİ: "Ey Allah Resu lü, uyudunuz!" Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Sadece uzanarak yatan kimsenin (ahdes-ti bozulduğu için) abdest tazelemesi gerekir. Çünkü ki§i, uzanıp yattığında mafsalları gev-§er." [Tirmizî!
664-Ebû Umâme radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Uyku abdesti, teyemmüm de olduğu gibi su ya (bir) dokunup onunla yüzüne, kollarına ve ayaklarına sürmendir" [Taberûnî. el-Mu'cemu'l-Ke-
bıV'inde z«v'/bir sencdle. Ebû Dâvud ve Nesâî de benzerini rivayet etmişlerdir.]
665-Esmâ bn. Ebî Bekr radiyallahu an-hâ'dan: O, "Küsûf' namazı ile İlgili hadisinde dedi ki: "(Onun arkasında namaza) durdum. (O kadar uzattı kİ) kendimden geçer gibi oldum." Urve dedi ki: "(Esma bundan dolayı) abdest al madı." [Buhârî hariç, diğer Kütüb-i sittc ashâbıl
666- Âişe radiyallahu anhâ'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatını anlattığı hadisinde der ki: O, yıkandı.
sonra ayağa kalkmak istedi. Ama kendinden geçti; ayılınca sordu: "İnsanlar namaz kıldı mı?" "Hayır!" dedik. "Haydi benim için leğe ne su koyun!" dedi. Emrini yerine getirdik ve yine yıkandı.." Bu hadis inşaallah ileride gele cektir. [Buhârî hariç, diğer KütüİJ-i sitte ashabı.]
667-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: O, abdest alırken dedi ki: "Yediğim keş (kurumuş çökelek) parçalarından dolayı ab dest ahyorum; çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duy dum: "Atehin dokunduğu her§eyden ötürü ab dest alm!" [Buhârî hariç, diğer K(İCüb-i sitte ashabı.]
668-Nesâî'nin rivayeti: İbn Abbâs dedi ki: "Ateş değdi diye, şimdi ben Allah'ın kitabın da helal olarak gördüğüm şeyden dolayı ab dest mi alacağım?" Bunun üzerine Ebû Hu reyre, taşlar topladı ve şöyle dedi: "Bu taşların sayısınca şehadet ederim ki, Allah Resulü sal lallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Atehin değdiği §eyden ötürü abdest alm!"
669-Tirmizî'nin rivayeti: îbn Abbâs dedi ki:
"Yağdan dolayı da abdest alacak mıyız? Sıcak sudan ötürü de abdest alacak mıyız?" Ebû Hureyre şu cevabı verdi: "Ey kardeşimin oğlu! Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel lem'den bir hadis duydun mu ona misal ver meye kalkışma!"
670-Ebû Davud'un rivayeti: "Ateşin pi şirdiği şeyden dolayı abdest almak gerekir."
Ö71-Nesâî, Ebû Eyyûb ve Ebû Talha'dan: "Ateşin değiştirdiği şeyden dolayı abdest alın!"
672-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, koyunun kürek etini yedi ve abdest almadan namaz kıldı." [Mâlik. Buhârî ve Nesâî.]
673-Müslim'in rivayeti: "Abdest almadı ve suya da değmedi."
674-Ebû Davud'un rivayeti: "Sonra altın da bulunan bir bezle elini sildi; ardından kalk tı namaz kıldı."
675-Tinnizî, Amr b. Ümeyye radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i koyun butundan kesip yerken görmüş. Sonra da (ezanla) namaza çağnldığını, et kestiği bı çağı bırakıp namaza durduğunu ve tekrar ab dest almadığını da görmüş."
676-Ebû Dâvud ve Nesâî, Câbir radiyalla hu anh'dan:
"Ateşte pişen şeyİ yemenin abdesti bozup bozmaması hususunda Allah Resulü sallalla hu aleyhi ve sellem'in son yaptığı abdest al maktır."
677-Süveyd b. en-Nu'mân radiyallahu anh'dan:
"Hayber yılı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile yola çıktık. Hayber'e yakın bir yer olan Sahbâ'ya vardığımızda, Allah Resu lü sallallahu aleyhi ve sellem ikindi namazını kıldı.
Namaz bitince yemek getirilmesini em-retri. O gün kavuttan başka bir şey götürül medi. Suyla ıslatılmasını emretti; ondan ye di, biz de yedik. Sonra akşam namazına kalktı, ağzını çalkaladı, biz de çalkaladık. Tekrar abdest almaya gerek duymadı." [Mâlik, Buhârî ve Nesâî.]
678-Abdürrahîm b. Temîm el-Eş'arî'-den:
Muâz'a dedim ki:
"Ateşin değiştirdiği şeyden dolayı abdest alır mıydınız?"
"Evet; bizden biri ateşin değiştirdiği şeyi yediği zaman, ellerini ve ağzını yıkardı; bunu abdest sayardık." [Bezzâr bunu zayıf hk isnâd ile ri vayet etti.]
679-İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Benim için, çirkin bir kelime söylemek ten dolayı abdest almak, güzel (ve helal) ye mekten dolayı abdest almaktan daha hoştur."
[Taberânî, cl-Mtı'remıı'l-Kebîr'de.]
680-Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, süt içti; bundan dolayı ne ağzını çalkaladı, ne de abdest aldı." [Ebû Davud]
681-Câbir radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, süt içti ve yağından dolayı ağzını yıkadı." [Bezzâr, zaytf hır isnâdla.]
682-Câbir b. Semure radiyallahu anh'dan:
Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e sordu: "Koyun eti yemekten dolayı abdest alayım mı?" Cevap verdi;
"İster al, ister alma!"
"Peki deve etlerinden dolayı?"
"Evet: deve etinden dolayı (yediğin za man) abdest al!"
"Koyun ağıllarında namaz kılabilir mi yim?"
"Evet!"
"Deve ahırlarında?"
"Hayır!" buyurdu. [Müsliml
683-İbn Amr radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Deve eti (yediğinizde) abdest alın! Ko yun etinden dolayı abdest almayın! Koyun ağıllarında namaz kılın! Deve ahırlarında namaz kılmayın!" [tbn Mâce]
684-İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: Dedi ki: "Biz yer(deki pislikler)e sürten giysiden dolayı abdest almazdık; (namaz kı larken) saçımızı ve elbisemizi de toplamaz dık." [Ebü Dâvud]
685-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü, bir adamı İzarım sarkıtarak namaz kılarken görünce, ona; "Haydi git, ab dest al!" dedi. Gitti, abdest alıp geldi. Yine: "Haydi git, abdest al!" dedi.
Gitti, abdest alıp geldi. Biri şöyle dedi: "Ey Allah Resulü! Neden abdest almasmı em rettin?"
"Çünkü o, namaz kılarken izarım yere de ğecek kadar sarkıtıyor. Allah kikinin izarım yere sarkıtarak kıldığı namazı kabul etmez." [İkisi de Ebû Davud'a aittir.]
686-Vâİl b. Dâvud'dan, o da İbrâhîm (en-Nehaî)'den:
Dedi ki: "Abdest, çıkan şeyden dolayı gerekir; (vücuda girenden değil. Oruç ise gi renden bozulur, çıkandan değil."
[Taberânî, el-Mu' cemu' l-Kehîr'dc]
687-Ebû Bureyde b. el-Huseyb radiyalla hu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim bir puta elini sürerse abdest alsın!"
[Bezzâr]
688-ez-Zübeyr radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Cibril'i karşıladı; elini tutmak istediyse de o, ehnİ vermedi. Bunun üzerine Peygamber sal lallahu aleyhi ve sellem su getirtti, abdest al dı; ondan sonra elini uzattı. Cibrîl de O'nun elini tuttu. Dedi ki: "Ey Cibrîl! Daha Önce elimi tutmana engel olan neydi?" Cevap verdi: "Sen daha Önce bir yahudİnin elini tutmuş tun. Kâfir eline dokunan ele, elimin dokun-masmı istemedim."
(Taberânî, el-Mu'ceıııu'l-Evsat'ta zayıf bir isnâdia.]
689-îbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Biz, alacalı hastaya el sürdüğümüzde ab dest alırdık." fTaberânî. el-Mu'cenm'l-Evsat ve'l-Kebir'inde leyyin bir isnâdia.]
690-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Sizden birinin namazda burnu kanarsa namazdan ayrılsın, kanını yıkasın ve tekrar abdest alıp namaza dursun."
[Taberânî, el-Mu' cemu' I-Kehir'inde zayıftır isnâdia.]
691-Mâlik radiyallahu anh'dan: "Bana ulaştığına göre İbn Abbâs radiyal lahu anh'ın namaz esnasında bumu kanamış, çıkıp kanı yıkadıktan sonra gelip namazına bıraktığı yerden tekrar başlamış."
692-Yine ondan (Mâlik'den:)
"İbn Ömer'in bumu kanadığı zaman, na mazdan çıkar, abdest alıp gelirdi. Hiç konuş madan namazını (bıraktığı yerden alarak) ta mamlardı."
693-Ebû Mûsâ radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, mescidde cemaate namaz kıldırırken, bir adam içeriye girdi. Derken mesciddeki bir çu kura düştü; adamın gözleri kördü. Cemaatın çoğu namazda oldukları halde buna güldü. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem gülmelerinden dolayı hem abdesti, hem de namazı iade etmelerini emretti."
(Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kehîr'ds.]
694-Câbir radiyallahu anh'dan: Ona namazda gülen adam hakkında soru lunca şöyle dedi: ''Namazı tekrar kılar, abdes ti iade etmez." [Ebû Ya'iâ]
695-Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Namazda abdesti bozulan kimse, hemen namazı bıraksın. Eğer cemaatle namaz kılı yorsa, burnunu tutsun. Sonra namazı bıraksın." [Ebû Dâvud]
696-tbn Amr b. el-As radiyallahu anh' dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Daha selam vermeden, namazın sonun da oturduktan sonra (ka'de-i âhirede) abdes ti bozulursa namazı caiz olur."
Tirmizî dedi kİ: "Bu hadisin isnadı kavî değildir, muztaribdir."


MESTLERE MESHETMEK
697-el-Muğîre (b. Şu'be) radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdim, dedi ki; 'Ey Muğîre! Su kabını al!' Ben de aldım. Sonra (kazâ-i hacet yapma ya) gitti, gözümden kayboluncaya kadar uzaklaştı, hacetini gördü. Üzerinde Şam işi bir cübbe vardı. Elini yeninden çıkartmak is tediyse de dar geldi. Bunun üzerine altından çıkardı. O'na su döktüm, namaz için abdest aldı ve mestleri üzerine meshetti."
698-Diğer bir rivayet: "Mestlerini çıkart mak için eğildim; 'Onları bırak, çünkü ben onları abdestli olarak giydim' buyurdu ve on ların üzerine meshetti." iBuhârî ve Müslim]
699-Ahmed, "'onları abdestli olarak giy dim" sözünden sonra şunu ilâve etti: "(Cerîr dedi ki:) Bundan sonra bir daha çıplak ayakla yürümedim."
700-MÜslim'in diğer rivayeti: "Mestleri üzerine, başının Ön kısmına ve sarığına mes hetti."
701-Diğer rivayette: "Abdest aldı; zülüfü-ne, sangına ve mestlerine meshetti."
702-Ebû Dâvud: (Cübbesi) dar geldi. Çünkü onu çok sıkı giymişti; mestlerini çı kartmak için eğildim. Şöyle buyurdu: "Mest leri bırak! Zira onları abdestli olarak giy dim." Devamı yukarıdakinin benzeridir.
703-Diğer bir rivayet:
"Mestleri üzerine meshetti. Bunun üzeri ne dedim kİ: 'Ey Allah Resulü! Unuttunuz mu?'
'Aksine sen unuttun, bana bunu Rabbim emretti' buyurdu."
cak onda şöyle geçer: "Sonra bize namaz kıldırdı."
705-Diğer rivayet: Sonra mestlerine mesh etti ve dedi ki: "İhtiyacın nedir?"
"Ey Allah Resulü, bir ihtiyacım yoktur!' Vardığımızda Abdurrahman b. Avf cemaate namaz kıldırıyordu. Onlara henüz bir rek'at kıldırmıştı. Ona geldiğimizi bildirmek için gittim, fakat (Allah Resulü) beni alıkoydu. Bunun üzerine biz de yetişebildiklerımizi kıl dık, yetişemediğimizi kaza ettik."
Diğerlerinin de bu anlamda rivayetleri bu lunmaktadır.
706-Bilâl b. Rebâh radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, hem mestlere, hem de başörtüsüne meshetti." [MiisÜm, Tİrmizî ve Nesâî.l
707-Ebû Davud'un rivayeti: "Abdest alıp sangına ve (mestin üzerine giydiği koruyucu)
704-Nesâî de benzerini rivayet etti. An- ayakkabısına mesh ediyordu."
708-Ebû Ubeyde b. Muhammed b. Am-mâr b. Yâsir radiyallahu anh'dan:
Câbir'e mestler üzerine meshetme hak kında sordum; "Bu sünnettir, ey kardeşimin oğlu!" dedi. Bu defa sanğa meshetme hakkın da sordum. Şöyle cevap verdi: "Saça dokun (meshet)!" [Tirmizîl
709-Cerîr radiyallahu anh'dan: O. küçük abdest bozdu, sonra abdest alıp mestlerine mesh etti. "Bunu (hep) yapar mı sın?" denildi. Şöyle dedi: "Evet, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve seliem'in küçük abdesl bozduğunu ve sonra abdest alıp mestleri üze rine meshettiğini gördüm."
(Râvi) A'meş der ki: İbrahim (en-Nehaî) dedi ki: "Bu hadis, Abdullah (b. Mes'ûd)'un ashabının hoşuna giderdi. Çünkü Cerîr'İn müslüman oluşu, Mâide sûresinin nüzulünden sonraya rastlamıştır." [Buhârî, Müslim ve Nesâî.]
710-Ebû Dâvud da benzerini rivayet et miştir, ancak onda şöyle geçmiştir:
Dediler ki: "Bu, Mâide sûresinin nüzulün den önceydi." Cerîr şöyle dedi: "Ben, Mâide sûresinin nüzulünden sonra müslüman ol dum." [Tirmizî'nin de buna henzcr bir rivayeti vardın]
711-eİ-Muğîre radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, abdest aldı, çoraplarma ve pabuçlarına mes-
hetti." [Tirmizî ve Ebû Dâvud.]
(Ebû Dâvud) dedi kİ: "İbn Mehdî, bu ha disi rivayet etmezdi. Çünkü el-Muğîre'den bilinen usûl sadece mestler üzerine meshtir. (Ebû Dâvud) dedi ki: Hadis bu lafzıyla, Ebû Mûsâ el-Eş'arî tarikiyle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den nakledilmiştir. O. çorap lara mesh etmiştir. Ancak bu rivayet ne mut-tasılâıv ve ne de ^avfdir."
(Ebû Dâvud) dedi ki: "Çoraplara meshe-denler şunlardır: Alî, Ebû Mes'ûd, Berâ, Enes, Ebû Umâme, Sehl b. Sa'd ve Amr b. Hureys (radiyallahu anhum). Ayrıca Ömer ve İbn Abbâs'dan da rivayet edilmiştir."
712-Evs b. Ebî Evs es-Sakafî radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel iem'in bir kavmin kuyusuna geldiğini, abdest aldığını ve pabuçlarıyla ayaklarına mesh etti ğini gördüm."
[Ebû Dâvud]
713-eI-Muğîre radiyallahu anh'dan: "ResûluUah sallallahu aleyhi ve sellem, mestin üst ve alt kısımlarını meshederdi."
714-Diğer rivayet: "Mestlerin üstlerini meshederdi." [Tirmizî. Ebû Dâvud ve Nesâî.]
715-AIÎ radiyallahu anh'dan:
Dedi ki: "Eğer din görüşle (re'y) olsaydı, mestin altını meshetmek, üstünü meshetmekten daha yerinde olurdu. Halbuki ben Allah Resulü .sallallahu aleyhi ve seliem'in, mestin sadece üstüne meshettiğini gördüm." [Ebû Dâvud]
716-Şurayh b. Hâni radiyallahu anh'dan: Mestler üzerine meshetmek hakkında sor mak üzere Âişe radiyallahu anhâ'ya gittim. Cevaben şöyle dedi:
"Bunu Ebû TâUb'in oğluna (Alî'ye) sor malısın. Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile yolculuk yapan o idi." Gidip ona sorduk; şöyle dedi: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, seferde üç gün üç gece; mu kîm iken de bir gün bir gece (süreyle) meshe-derdİ." [Müslim ve Nesâî.)
717-Aynca onun (Nesâî) ve Tirmizî'nin Safvân b. Assâl'dan şu rivayetleri de bulun maktadır:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, cünüplük hali dışında yolculuk esnasında uy ku, küçük abdest bozma ve def-i hacet yapma halleri dâhil üç gün, üç gece mestlerimizi çı kartmamamızı emrederdi."
718-Übey b. İmâre radiyallahu anh'dan:
Bu zat, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile iki kıbleye doğru namaz kılmıştır.
Dedim ki: "Ey Allah Resulü! Mestlere meshedeyim mi?"
"Evet!"
"Bir gün mü?"
"Bir gün."
"İki gün mü?"
"İki gün."
"Üç gün mü?"
"Evet, istediğin kadar" buyurdu.
719-Diğer bir rivayet: "Bu süre yedi (gün)e kadar ulaştı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: "Evet, ne kadar (süreyle) canın isterse" buyurdu. Bu rivayet pek kavî değildir.
[Ebû Dâvud ve İbn Mâce hasen bir isnâdla rivayet etlileri
720-Ebû Bürde radiyallahu anh'dan: Dedi ki: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile yaptığımız savaşların sonuncusun da, bize misafir için üç gün üç gece, mukîm için bir gün bir gece olarak mestlerimize çı-kartmadıkça, üzerlerine meshetmemizi emret miştir."
[Taberânî, el-Mu' cemu' l-Kehîr'mde zayıfbn isnâdla.]
721-Ebû Ümâme radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i gördüm. İbn Kam'e O'na ok atıp (da yarala dığı) zaman, abdest alırken sargısı çözüldü ğünde üzerine abdest suyu ile mesh etti.
[Taberânî, e!-Mu'cemu l'Kehtr'inde zayıf bK isnâdla.]

TEYEMMÜM
722-Âişe radiyallahu anhâ'dan:
Seferlerinin birinde Allah Resulü sallalla hu aleyhi ve seliem ile birlikteydik. Beydâ ve ya Zâtu'1-Ceyş adlı yere vardığunızda, ger danlığım düşüp kayboldu. Allah Resulü sal lallahu aleyhi ve seliem ve beraberindekiler aramaya koyuldular.
Bir su kaynağı yanında değildiler ve sula rı da yoktu. Bazı kimseler Ebû Bekr'e gidip "Âişe ne yapıyor, görmüyor musun! Allah Resülü'nü ve insanları su olmayan bir yerde hapsetti, sulan da yok" dediler.
Bunun üzerine Ebû Bekr radiyallahu anh bana geldi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in başı dizlerimin üstündeydi ve uyu muştu. Bana şöyle çıkıştı:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel lem'i ve diğer insanları susuz bir yerde alı koydun, üstelik suları da yok!" Durmadan be ni azarlıyor ve aralıksız konuşuyor; bir yan dan da böğrüme vuruyordu. Allah Resulü sal-
lallahu aleyhi ve seliem, kucağımda uyuduğu için yerimden kımıldayıp kaçmaya da imkan bulamıyordum. Hülâsa Allah Resulü sallalla hu aleyhi ve seliem kucağımda uyuyarak su suz sabahladı. Bunun üzerine Allah Teâlâ te yemmüm âyetini (Mâide, 5/6) inzal buyurdu. Ve teyemmüm ettiler.
Bu olay üzerine (Akabe biatına katılan) nakîblerden biri olan Useyd b. Hudayr şöyle dedi:
"Ey Ebû Bekr ailesi, bu sizin ilk bereketi niz değildir!"
Sonra beni taşıyan deveyi kaldınnca, ger danlığımı altında buldum.
723-Diğer bir rivayet: "Medine'ye var mak Üzereyken gerdanlığım Beydâ'da düş tü..." Onda ayrıca şöyle geçer: "(Ebû Bekr;) İnsanlan bir gerdanhk uğrunda alıkoydun' (dedi). Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel iem kucağımda uyumakta olduğu içİn yerim den ölsem de kımıldayamadım, (babamın) vuruşu canımı yakmıştı."
724-Diğer bir rivayet: "Esmâ'dan emanet olarak gerdanhk aldım, kayboldu. Peygamber sallallahu aleyhi ve seliem, ashabından bazı kimseleri onu aramaya gönderdi.
Namaz vakti gelmiş ve abdest almadan namaz kılmışlardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e geldiklerinde durumu O'na bildirdiler. Bunun üzerine teyemmüm âyeti nazil oldu. Üseyd b. Hudayr (Aişe'ye) şöyle dedi: "Allah, seni hayır ile mükafat landırsın! Vallahi senin başına ne gelirse Al lah mutlaka ona bir çıkış yolu gösteriyor ve müslümanlara da onda bir bereket ihsan edi yor.."
[Buhârî ve Müslim. Ebû Dâvud. Mâlik ve Ncsâİ'nin de benzeri rivayetleri vardir.]
725-Ammâr radiyallahu anh'dan:
«Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Ülâtü'1-Ceyş denilen mevkide geceleyin mo la vermişti. Yanında Âişe de bulunmaktaydı. Zifâr (Yemen) boncuklarından yapılmış olan gerdanlığını düşürdü. 'İnsanları onu aratmak için alıkoydu. Böylece halk, sabaha kadar ara dılar.
Kimsede su yoktu. Bu nedenle Ebû Bekr çok kızdı ve "İnsanları bu susuz yerde alıkoy dun!" diye (Âişe'ye) çıkıştı. Bunun üzerine Al lah, hem Resûlü'ne hem de diğer müslümanla-ra ruhsat olsun dİye temiz toprakla teyemmüm etmelerini bildiren âyetini indirdi. Allah Resu lü sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber diğer müslümanlar da kalkıp ellerini yere vurdular, hiçbir toprak almadan, onunla yüzlerini, kolla rını omuzlara kadar, ellerinin ayalannı da kol tuk altlarına kadar mesh etliler.»
İbn Şihâb der ki: "İnsanlar bu hadise hiç itibar etmezler."
726-Bir rivayet: "Avuçlarını temiz topra ğa vurdular, sonra yüzlerine bir kere sürdüler, sonra avuçlarını bir kere daha yere vurdular; kaldırıp omuz ve koltuk altlarına kadar elleri nin ayalarını mesheitiler."
727-Benzeri bir rivayette omuzlar ile kol tuk altlan zikredİlmemiştir.
Îbnü'1-Leys: "Dirseklerinin üstüne kadar" dedi. Ebû Dâvud ve Nesâî'nin de benzeri ri vayetleri bulunmaktadır.
728-Şakîk radiyallahu anh'dan: Abdullah (bin Mes'ûd) ve Ebû Musa'nın yanındaydım. Ebû Mûsâ dedi ki:
"Ey Ebû Abdirrahman! Bir adam cünüp olsa ve bir ay su bulamazsa ne yapar, nasıl namaz kılar?" Abdullah cevap verdi: "Bir ay bulamazsa, yine de teyemmüm etmez!" Bu nun üzerine Ebû Mûsâ dedi ki: "Nasıl olur bu, Mâide süresindeki (5/6.) âyete ne buyu-
racaksın? O âyette 'Su bulamazsanız terte miz toprakla teyemmüm edin!' buyurulmu-yor mu?"
Abdullah'ın cevabı: "Eğer buna ruhsat ve rilmiş olsaydı, bu sefer soğuk su ile karşılaş tıklarında da toprakla teyemmüm etmeye kal kışırlardı."
"Sen bu sebeple mi teyemmümden hoş lanmıyorsun?"
"Evet!"
"Sen Ammâr'ın Ömer'e söylediği şu sözü duymadm mı? «Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem benİ bİr işe göndermişti, cünüp ol dum, su bulamadım, tıpkı hayvanın toprakla yuvarlandığı gibi toprağa bulandım. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gel dim, durumu anlattım; şöyle buyurdu: 'Sana şöyle yapman yetişirdi.' Yere elini bir kere vurdu; sİlkti, sonra soluyla (sağ) avucunun ar kasını ya da sol elinin üstünü (sağ) avucuyla mesh etli, sonra yüzünü mesh etti»."
[Buhârî ve Müslim]
729-Müslim'in diğer rivayeti: "Elinle şöyle yapman yeter." Sonra ikİ elini yere vur du. Sol elini sağ eline sürdü. Avuçlarını ve yü zünü de meshetti.
Abdullah'ın cevabı: "Görmedin mi, Ömer Ammâr'ın sözüne kanaat getiremedi."
730-Bir başka rivayette: Ebû Mûsâ dedi ki: "Bırak şimdi Ammâr'ın sözünü, bu âyeti ne yapacaksın?" Bu soru karşısında Abdullah, ne diyeceğini bilemedi.
731-Diğer rivayet: "Sana böyle yapman yeter." Sonra iki elini yere vurdu, (tozunu) silkti; sonra ellerini, yüzünü ve avuçlarını meshetti.
[Ebû Dâvud ve Nesâî de benzerini rivayet eltiler.J
732-Abdurrahman b. Ebzâ radiyallahu anh'dan:
Bir adam Ömer'e gelip, dedi ki: "Ben cü nüp oldum, su bulamadım!"
Ömer "Namaz kılma!" dedi. Bunun üzeri ne Ammâr dedi ki: "Ey Mü'minlerin Emiri Sen hatırlamıyor musun, hani beraber bi müfrezeydeydik de ikimiz de cünüp olmuş tuk. Sen namaz kılmamıştın, ben ise toprakt yuvarlanıp öyle namaz kılmıştım. Bunun üze fine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve seller şöyle buyurmuştu:
"Sana ellerini yere vurman, sonra onla ra üfleyip yüzüne ve ellerine sürmen yeter di."
Ömer: "Allah'tan kork ey Ammâr!" de yince, Ammâr şöyle dedi:
"İstersen bu hadisi başkalarma anlatmaya yım!" Ömer de şöyle dedi: "Seni. altına girdi ğin sorumlulukla başbaşa bırakıyorum."
IBuhârî ve Müslim]
733-Ebû Davud'un rivayeti: "Ömer'in ya nındaydım; bir adam gelip 'Biz bir yerde, ba zen bir, bazen iki ay kalırız.' deyince Ömer "Bana gelince, su buluncaya dek namaz kıl mam (beklerim)' dedi."
734-Diğer bir rivayet: "Sana şöyle yap man yeterdi." Sonra ikİ elini yere vurdu, son ra (tozunu çırpmak için) birini diğerinin üze rine vurdu; sonra yüzünü ve kollarını dirsek lere ulaşmayan bir yere kadar meshetti.
735-Diğer bir rivayet: "Sonra ona (avuçla rina) üfledi, onunla yüzünü ve ellerini dirsek lere kadar meshetti." "Ya da kollarına kada meshetti."
(Râvi) Şu'be der ki: Seleme (b. Kuheyl): "İki el, bir yüz ve iki kol" ibarelerini söylerdi. Mansûr ise ona: "Söylediğine dikkat et! Sen den başka hiç kimse kollar demiyor" dedi.
736-Nesâî benzerini rivayet etti. Ancak ondaki ibare şöyledir: "Seleme şüphe etti ve 'Kollarını zikredip etmediğini bilmiyorum' dedi."
[Tirmizî de bunun bir kısmını nakletmigtir.]
737-Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bir vuru§u yüz için, bİr vuruşu da dirsek lere kadar kollar için olmak üzere teyemmüm iki vuruştan ibarettir." [Bezzâr, zayıf hir isnâdla.|
738-îmrân b. Husayn radiyallahu anh'-dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, cemaatle namaz kılmayıp ayn oturan birini gördü ve sordu: "Ey Fülan! Seni. cemaatle namaz.kılmaktan alıkoyan §ey nedir?"
"Ey Allah Resulü! Cünüp oldum, su bula madım!"
"Temiz toprak(la teyemmüm etmelisin! Bu) sana yeter!" buyurdu. [Buharî. Müslim ve Nesâî.]
739-Ebû Zer radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında ganimet (koyun ve deve) birikti. Ba na dedi ki: "Ey Ebû Zer! Bunları otlat!" Ben de Rebze'yc kadar onları götürüp otlattım. (Ailem yanımdaydı) Cünüp oldum. Bu halde beş, altı gün geçirdim. Nihayet Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim.
"Bu Ebu Zer mi?" buyurdu; ancak ben sustum. Sonra şöyle buyurdu:
"Ey Ebû Zer, annen seni yetim bırakma sın!" Sonra zenci bir cariye çağırdı, içinde su bulunan bir kap getirtti. Beni bir elbise ile ör tüp perde yaptı; ben de devemi perde yaparak yıkandım, Üstümden sanki bir dağ atmış gibi
oldum ve hafifledim. Şöyle buyurdu: "Yirmi yıl bile susuz kalsa temiz toprak müslümanm abdestidİr. Su bulduğun zaman onunla yıkan. Bu tabiî ki daha iyidir."
740-Bir rivayette: Ebû Zer dedi ki: "Mah-voldum ey Allah Resulü!"
"Seni mahveden nedir?"
"Sudan uzak kaldım, yanımda hanımım vardı, cünÜp oldum; abdestsiz namaz kıl dım" dedim. Bunun üzerine hemen bana su getirtti.
[Ebû Dâvııd ve Timıizî; Nesâî ise bunu muhtasar olarak rivayet etti.]
74l4bn Abbâs radiyallahu anh'dan: Ona teyemmüm hakkında sorulunca şöyle dedi: "Allah Kitâb'ında abdesti zikrettiğinde; "Yüzlerinizi ve ellerinizi de dirseklere kadar yıkayın!" (Mâİde 5/6) buyurdu. Teyemmüm hakkında ise: "Yüzlerinizi ve ellerinizi meshe-din!" (Mâide 5/6) buyurdu.
"Erkek ve kadın hırsızın ellerini kesin!" (Mâide, 5/38) buyurdu. Kesmede sünnet olan, bileklere kadar olan iki eldir. Şu halde teyem mümde istenen de yüz ve bileklere kadar iki eldir" dedi. [Tirmizî]
742-Hakîm b. Muâviye, amcasından:
Dedim ki: "Ey Allah Resulü! Ben (bazen) bir ay sudan uzak oluyorum; yanımda hanı mım oluyor ve onunla ilişki kuruyorum!" "Evet!" buyurdu.
Tekrar dedim ki: "Ey Allah Resulü! Ancak bir ay sudan uzak kalıyorum!"
"istersen oluz sene uzak kal (teyemmümle namaz kılabilirsin!)" buyurdu.
[Taberânî, el-Mu'cenıu'!~Kehîr'de.]
743-Tânk radiyallahu anh'dan: Bir adam cünüp oldu ve bu yüzden namaz kılmadı. Peygamber sallailahu aleyhi ve sel-lem'e durumu anlatınca: "Doğru yaptın" bu yurdu. Başka bir adam cünüp oldu; teyem-
müm edip namaz kıldı; sonra gelip durumu Peygamber sallailahu aleyhi ve sellem'e bildi rince ona da: "Doğru yaptın" buyurdu. (Nesâî]
744-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallailahu aleyhi ve sel-lem'in zamanmda bir adam yaralandı. Sonra ihtilam oldu. Kendisine yıkanması söylendi, yıkandı ve (bu yüzden) öldü. Allah Resulü sallailahu aleyhi ve sellem bunu duyunca, şöyle buyurdu: "Onu öldürdüler, Allah da on ları öldürsün. Amadem bilmiyorlardı, sormala rı bir çare olmaz mıydı?" lEbû Dâvud]
745-Rezîn'in rivayeti: "(Yaralı) adam ihti lam oldu, 'Teyemmüme ruhsat var mı? diye rek sünnetten haberi olmayanlara sordu. Ona, 'Hayır, yok' dediler. O da yıkandı ve Öldü." Devamı yukarıdakinin benzeridir. Ayrıca on da şöyle geçer: "Ona teyemmüm yeterrdi, ya rasına bir sargı yapardı, onun üzerine mesh ederdi, vücudunun diğer kısımlarını da yıkar dı" (buyurdu).
746-İbn Mâce, leyyin bir isnâdla şunu da ilave etti: Atâ dedi ki:
Allah Resulü sallailahu aleyhi ve sellem olayı duyunca şöyle buyurdu: "Ke§ke yaralı başını bırakıp da vücudunu yıkasaydı!"
747-Amr b. el-As radiyallahu anh'dan: "Zâtü's-Selâsîl harbinde, soğuk bir gecede ihtilam oldum. Yıkandığım takdirde öleceğim den endişe ettiğim için teyemmüm ettim ve ar kadaşlarıma sabah namazım kıldırdım. Bunu Peygamber sallailahu aleyhi ve sellem'e anlat-tıklannda şöyle buyurdu: 'Ey Amr! Arkadaşla rına cünüp iken mi namaz kıldırdın?' Kendisi ne beni yıkanmaktan alıkoyan sebebi anlattım ve dedim ki: Allah Teâlâ'nın şöyle buyurduğu nu duydum: 'Kendinizi Öldürmeyin! Allah şüp hesiz size merhamet eder.' (Nisa, 4/29)
Bunun üzerine Allah Resulü sallailahu aleyhi ve sellem güldü ve birşey söylemedi."
748-Diğer rivayet: "Uyluk diplerini yıka dı, namaz abdesti ahr gibi abdest alıp onlara namaz kıldırdı." Benzerini zikretti, ancak "te yemmüm etti" demedi.
749-Bu olay aynca, el-Evzaî tarikiyle Hassan b. Atiyye'den de rivayet edildi; onda teyemmüm ettiği geçmiştir. [Ebû Dâvud]
750-Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: "İki kişi sefere çıktı; namaz vakti geldi. Su olmadığı için teyemmüm ettiler, namazla rını kıldılar. Sonra (vakti içinde) su bulunca, biri tekrar abdest alıp namazını iade etti, öte ki ise etmedi. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip durumu anlattıkların da namazı iade etmeyene: 'Sen sünnete isabet eltin, kıldığın namaz sana yeter' dedi. Hem abdesti, hem de namazı iade edene: 'Sen iki ecir aldın' buyurdu." [Ebû Dâvud ve Nesâî.]
751-İbn Ömer radiyallahu anh'dan: O (İbn Ömer), Cüruf adındaki tarlasından geldi; Mirbedu'n-Ni'am'da ikindi vakti girin ce hemen teyemmüm edip namaz kıldı. Sonra henüz güneş yüksekte iken Medine'ye geldi; ama namazını iade etmedi.
[Rezîn; Mâlik de benzerini rivayet etmiştir.]
752-îbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çı kar, suyu eline döker; sonra onu (uzuvlarına) sürünürdü. O'na dedim ki: "Ey Allah Resulü! Su sana yakındır!" Şu cevabı verdi. "Ne bile yim belki ona ula§amam (diye böyle yap tım}."
[Ahmed ve Taberânî, el-Mu'centu'l-Kehîr'Ğe leyyiıı
bir isnâdla.]
753-Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hanımlarından biriyle ilişkide bulunup da
ağırlık bastığında (yıkanmcaya kadar) ellerini
duvara vurup teyemmüm ederdi."
(Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'la zayıf bk isnâdla.1
754-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Kişinin bir teyemmümle sadece bir na maz kılması, diğer namaz için ayrı bir teyem müm etmesi sünnettendir."
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'inde zayıf bir isnâdla.]
755-Ebu'l-Cüheym radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Cemel kuyusu tarafından geldi, bir adama rastladı. Adam ona selam verdi, ama selamını (hemen) almadı. Bir duvara gidip yüzünü ve ellerini meshederek (teyemmüm etti); selamı nı sonra aldı."
[Buhârî, Müslim. Ebû Dâvud ve Nesâî.j

CÜNÜBLÜKTEN YIKANMAK (BOYABDESTİ)
756-Ebû Saîd radiyallahu anh'dan;
Pazartesi günü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile Küba'ya gittik. Sâlimo-ğullarma varınca. Allah Resulü saÜallahu aleyhi ve sellem İtbân'ın kapısında durdu, onu çağırdı. Adam entarisini sürükleyerek çıktı. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem: "Adamı telaşlandırdık (ga liba)" dedi. İtbân da dedi ki:
"Ey Allah Resulü! Kişi cinsî münasebet anında doyum olmadan (boşalmadan) hanı mından aynhrsa ne yapması gerekir?" Cevap verdi: "Su, ancak sudan gerekir (yani madem boşalma vuku bulmamış, yıkanman da gerek mez)." [Müslim]
757-0 (Müslim) ve Buhârî ayrıca şu riva yette bulundular: Ensâr'dan bir adama buyur du k-i'. "Ace(e ettirifdiğİn zaman, do^um da ol madığında yıkanman gerekmez, sadece ab-dest alman gerekir."
758-Ebû Dâvud: "Su ancak sudan gerekir. (Boşalma olmadan hiçbir şey gerekmez.)"
759-rırmizî, Ubey b. Kâ'b'dan: "Su (yı kanmak), ancak suyun (meninin gelmesini) gerektirir" kuralı İslâm'ın başlangıcında bir ruhsat idi; sonra yasaklandı.
760-Ebû Dâvud şunu da ekledi: "(Bu ruhsat) su kaynaklarının kıtlığından dolayı idi."
761-'nrmizî. İbn Abbâs radiyallahu anh' dan, dedi ki: "Su (gusletmek), ancak suyu (meniyi) gerektirir" hadisi ihtİlam hakkında dır.
762-(Aişe radiyallahu anhâ'dan:) Ebû Mûsâ der ki: Muhacir ve Ensâr'dan bir takım insanlar neden dolayı yıkanmak gerektiği hususunu aralarında tartıştılar. En-sâr dedi ki: "Yıkanmak ancak boşalmada ge rekir." Muhacirler ise: "Bir araya gelip te masta bulundukları zaman, boşalma vuku bulmasa bile yıkanmak gerekir" dediler. De dim ki: Sizin bu meselenizi hallederim. He men gittim. Aişe'den izin istedim. Bana İzin verildi, dedim ki; "Anneciğim, sana bir şey sormak istiyorum, fakat utanıyorum!" "Utanma! Soracağını sor! Kişi kendisini do ğuran annesinden utanır mı? Ben senin an nenim." Dedim ki: "Yıkanmayı gerektiren nedir?"
"Meseleyi bilen birine düştün! Allah Re sulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Kişi, kadtmn dön [organı) arasına oturup sünnet yeri, kadının sünnet yerine değdi mi, gusül (abdesti almak) vacip o/ur'dedİ".
763-Dİğer rivayette:
"Bir adam Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e sordu: Bir kişi hanımı ile İlişki kurar, ama doyum olmaz, ikisinin de yıkan ması gerekir mi?" Âişe de orada oturuyordu; şöyle buyurdu: "Ben bununla aynı §eyi yapı yoruz. Ama kalkıp yıkanıyoruz." [Müslim]
764-Mâlik: "Sünnet yeri sünnet yerine girdi mi, yıkanmak vacip olur." (Ebû Mûsâ) sonra dedi ki: "Bunu senden sonra hiç kimse ye sormayacağım."
765-Tinnizr şunu da ekleyerek dedi ki: "Ben bunu Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile yaptım; her ikimiz de yıkandık."
766-Buhârî ve Müslim, Ebû Hureyre radİ-yallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Boşalma olmasa da yıkanmak gerekir."
767-Amr b. Şuayb, babasından, o da de desinden:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"İki sünnet yeri birbirine giripte tenasül uzvunun ba§ı girdiği zaman gusül vacip olur."
[İbn Mâce]
768-Aİşe radıyallahu anhâ'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel lem'e, bir yaşlık görüp de ihlilam olduğunu hatırlamayan kişi hakkında sordular; "Yıkan ması gerekir" buyurdu. İhtilam olduğunu ha tırlayıp da bir yaşlık görmeyen kişi hakkında da sordular, onun için "Yıkanması gerekmez" buyurdu.
Ümmü Seleme dedi ki: "Kadın da aynı şe yi görürse yıkanması gerekir mi?"
"Evet, çünkü kadınlar da erkeklerin par çasıdır" buyurdu. [Tirmizî ve Ebû Dâvud]
769-Ümmü Seleme radiyallahu an hâ'dan:
Ebu Talha'nın hanımı Ümmü Süleym de di ki: "Ey Allah Resulü! Allah hakkı söyle mekten haya etmez; kadın İhtilam olduğu za-
man yıkanması gerekir mi?" "Evet eğer suyu görürse (yani yanlık görürse)" buyurdu.
Ümmü Seleme de; "Hiç kadın İhtilam olur muymuş?" dİye sordu.
"Eli toprak olası! Tabiî, çocuğu ona ne sebeble benziyor?" buyurdu.
770-Onun rivayetlerindendir: (Ümmü Seleme, Ümmü Süleym'e) "Ka dınları rezil ettin!" (dedi)
771-Bir başka rivayetinde: "Ümmü Sele me yüzünü kapattı ve dedi ki..."
772-Bir başka rivayetinde: "Ümmü Sele me güldü..." [Buhârî ve Müslim. Diğerlerinin de ben zer rivayetleri bulunmaktadır]
773-Ümmü Seleme'nİn yerine, Âişe'den de gelen sahîh rivayette şu ibare bulunmak tadır: "Tüh sana! Kadın bunu görür mü?"
774-Bir başka rivayet: Bir kadın Allah Re sulü sallallahu aleyhi ve sellem'e sordu: "Ka dın ihtilam olup yaşlık gördüğü zaman yıka nmalı mı?" "Evet" buyurdu. Bunun üzerine Âişe, (kadına) "Vay eli toprak olası!" deyince, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bırak onu, çocuğun ona (kadına) benzemesini görmüyor musun? Kadının suyu erkeğinkine galip gelirse, çocuk dayılarına benzer; erkeğin menisi kadımnkine galip gelirse çocuk amcalarına benzer."
775-Müslim, Ümmü Süleym'den: "Evet, benzeme nereden oluyor? Erkeğin suyu (me nisi) kalın ve beyazdır; kadımnki ince ve sarı dır. Hangisi baskın gelirse benzeme ondan olur" buyurdu.
776-Nesâî, Enes'den: "Hangisi önce gelirse ona benzer."
777-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan.
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Her kılın dibinde ciinüplük vardır; onun için saç ve kılları iyİ yıkayın, cildi temizle yin!." [Ebû Dâvud ve Timıizî]
778-Alî radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim bir kıl kadar yıkanmadık yer bıra kırsa, ona cehennemde şöyle olur, böyle olur." Alî üç defa tekrar ederek dedi ki: "İşte ben de bu sebeple başımın saçma düşman ol dum." Nitekim o, saçlarını bu yüzden keserdi.
[Ebû Dâvud]
779-Sevbân radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e yıkanmanın usûlünü sordular; şöyle buyurdu: "Erkek, saçlarını çözüp yıkasın ve suyu saçlarının dibine ulaştırsın. Kadının ise Örgü lerini çözmesi gerekmez; üç kere başına su dökmek yeter." [Ebû Dâvud]
780-Aişe radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, cünüplükten yıkanmaya başladığında önce ellerini yıkardı, sonra sağ eliyle sol eline su koyar avret yerini yıkardı, sonra namaz ab-desti gibi abdest alırdı. Sonra suyu alıp par maklarını iyice saçlarının dibine sokarak yı kardı. İyice yıkadığı kanaati hâsıl olunca, başına üç kere su dökerdi. Sonra bedeninin diğer kısımlarına su dökerdi. Daha sonra
ayaklarını yıkardı." [Altı hadis imamı. Lafız Müs lim'e aittir.]
781-Onun rivayetlerindendir: "(İçinde süt sağılan bİr kap gibi büyük) bir kap(ta su) iste di; onu eliyle tuttu. Başının sağ bölümünü yı kadı, sonra sol bölümünü yıkadı. Sonra avu-cuyla su ahp tüm başını yıkadı."
782-Onun rivayeti erindendir: "Önce elle rinden başladı, onları dirsekleriyle birlikte yıkadı. Sonra onlara su döktü. Onları iyice temizledikten sonra elleriyle duvara dayanır ve abdeste başlardı."
783-Onun rivayetlerindendir: (Aişe) dedİ ki: "İsterseniz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in cünüplükten yıkandığı yerde duvardaki ellerinin izini sizlere gösterebili rim."
784-Onun rivayetlerindendir: "Sonra ba şına üç kere su dökerdi. Biz de saç örgümüz den ötürü beş kere su dökerdik."
785-Onun rivayetlerindendir: "Su kabına sokmadan ellerine su döküp yıkardı. Ellerini yıkadıktan sonra sağ elini su kabma sokardı. Sağına dökerdi, tenasül uzvunu sol eliyle yı kardı. Sonra sağ eliyle sol elini yıkardı, son ra üçer kere ağzına dolu dolu su verip yıkar dı, burnuna da dolu dolu su çekip yıkardı. Sonra iki avuç dolusu suyu başına dökerdi."
786-Onun rivayetlerindendir: "Üç kere eline su boşaltırdı; tenasül uzvunu yıkardı, sonra ellerini yıkardı."
787-İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Yıkanırken gözlerini açar, parmağını göbeğine sokardı."
[Taberânî, el~Mıı'cenin'l-Kebîr'de.]
788-Meymûne radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'e cünüplükten yıkanırken O'na perde ol dum. Ellerini yıkadı, sonra sağ eliyle (kaptan aldığı suyu) sol eline döküp sol eliyle avret yerini yıkadı. (Meniden) bulaşmış yerlerini de yıkadı. Sonra elini duvara veya yere sür dü. Sonra namaz abdesti gibi ayaklarmı yıka-
madan abdest aldı. Sonra vücudunun tümüne su döktü. Sonra yıkandığı yerden çekilip ayaklarını yıkadı."
789-Diğer rivayet: "Kendisine kurulan ması için giysi (havlu) verdim, kabul etme di ve eliyle silkelenerek çıktı." [Buhârî ve Müslim]
790-Diğer rivayet: "Kendisine mendil (havlu) verdim, almadı ve vücudundaki suyu eliyle silkeledi." Bunu İbrahim (en-Nehaî)'e anlatınca, şöyle dedi: "Mendille kurulanmak ta bir sakınca görmüyorlardı, sadece alışıl masını İstemiyorlardı."
tEbû Dâvud ve Nesâî'nin de benzeri rivayetleri var dır.]
Nesâî'nin Ömer'den yaptığı bir rivayette şu ibare yer almıştır: "Sıra başına gelince ona elini sürmeden üzerine su boşaltırdı."
792-Ümmü Seleme radiyallahu anhâ'dan:
Dedim ki: "Ey Allah Resulü! Ben saç ör güleri çok olan bir kadınım. Aybaşı veya cünüplükten yıkanırken onları çözeyim mi?"
"Hayır; başına (ovucunla) üç kere su dök men yeter. Sonra tüm vücuduna su döküp te mizlenirsin" buyurdu.
[Müslim ve Sünen ashabı.]
793-Bir rivayet: "Her su döküsünde örgü lerini güzelce sıkıver!"
794-Ubeyd b. Umeyr radiyallahu anh'-dan:
Âİşe radiyallahu anhâ. Abdullah b. Amr'ın kadmlara yıkanırken örgülerini çöz melerini emrettiğini duydu ve şöyle dedi: "İbn Amr'a hayret doğrusu! Kadınlar yıkanır larken örgülerini çözmelerini söylüyormuş, bari saçlarını traş etmelerini de söylesİn(!). Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem ile ayni kapta yıkanırdık, başıma üç kere su ak-
tarmaktan başka bir şey yapmazdım (yani ör gülerimi çözmezdim)." IMüslim]
795-Muhammed el-Bâkır radiyallahu anh'dan:
Câbir bana dedi ki: Amcanın oğlu Hasan b. Muhammed b. el-Hanefıyye bana dedi ki; "Cünüplükten nasıl yıkanılır?" Ona şöyle de dim: "Peygamber sallaliahu aleyhi ve sellem, üç avuç su alırdı, önce başına dökerdi; sonra bütün bedenine dökerdi." Hasan dedi ki: "Ben saçı çok olan bir adamım." Dedim ki: "Pey gamber sallaliahu aleyhi ve sellem'in saçları senden daha çoktu."
[Buhârî, Müslim ve Nesâî.]
796-Bir rivayet: 0( Câbir), boy abdesti hakkında soru sorana:
"Sana bir sâ' su yeter" dedi.
Adam dedi ki:
"Bu kadar su bana yetmez ki!"
Şöyle dedi:
"Senden daha saçlı ve daha hayırlı olana (Hz. Peygamber'e) yetiyordu (da sana mı yet meyecek?)"
797-Katâde radiyallahu anh'dan: Enes kendilerine şunu anlatmış: "Pey gamber sallaliahu aleyhi ve sellem kadınlan ile ilişkide bulunuyor, tek bir yıkanışla yetini yordu." [Buhârî ve Sünen ashâbı.J
798-Ebû Râfr radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem bİrgün hanımlarım dolaştı. Herbirinin yanın da ayrı ayrı yıkanıyordu. Dedim ki: "Ey Al lah Resulü! Tek seferde yıkansan olmaz mı?"
"Bu daha temiz, daha hoş, daha temizle yicidir" buyurdu. [Ebû Davud]
799-Ebû Saîd radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallaliahu aleyhi ve sellem buyurdu;)
"Sizden biriniz hammtyla cinsî ilişkide bulunup ta sonra tekrar bulunmak isterse iki si arasında bir abdest alsın."
[Müslim ve Sünen ashabı.)
800~Âi§e radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, boy abdesti aldıktan sonra abdest almazdı."
[Sünen ashabı.]
801-Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Ben ve Allah Resulü, farak denilen bir kap tan yıkanırdık." Süfyan dedi ki: "Farak, üç sâ' mikdarı (yaklaşık 9 kg) su alan bir kazandır."
802-Diğer bir rivayet: Ebû Seleme dedi ki: "Ben ve Aişe'nin sut kardeşi birlikte Aİ-şe'nin yanına gittik. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in cünüplükten yıkanma şek lini sorduk. İçine bir sâ, (yaklaşık 3 kg) su sı ğan bir kap getirtti, aramızda perde olduğu halde ondan yıkandı. Başına üç kere su döktü. Dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sel lem'in hanımları, saçları kulak memesi hiza sında olması için uçlarından alırlardı."
[Buhârî, Müslim, Mâlik, Ebû Dâvud ve Nesâî.]
803-Âişe radiyallahu anhâ'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
ile birlikte san bakır bir kaptan yıkanırdık."
[Ebû Davud]
804-Ümmü Gülsüm bn. Abdillah b. Zem'a radiyallahu anhâ'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımı Şevde, ona bir bakır küpü verdi ve şöyle dedi: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem işte bunda yıkanırdı." Bir sâ' veya da ha az su alabilecek kapasitedeydi.
[Taberânî. el-Mıı'cenin'l-Kehîr'de. İsnadında Üm-mü Gülsüm vardır.]
805-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ciinüpiükten yıkanmak için altı müd mikdarı (yaklaşık dört litre su) yeter."
[Bezzâr, ieyyin bir isnâdla.]
806--Ya'lâ (b. Ümeyye) radiyallahu anh'dan;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir adamın açık bir yerde yıkandığını gördü. Bunun Üzerine hutbeye çıkıp, Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi: "Allah haya ve Örtü sahibidir. Haya ve örtünmeyi de sever, onun
jçm biriniz yıkandığında kapalı yerde yıkansın (kimse onu görmesin)!" [Ebû Dâvud ve Nesâî.]
807-îbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Sizden biriniz açık yerde ya da kendisini Örtmeyen damda yıkanmasın! Çünkü kendisi görmezse de bankaları onu görün"
[İbn Mâce zayıfhır isnâd İle]
808-Ebu's-Semh radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e hizmet ediyordum; yıkanmak istediği zaman "(Arkanı) dön!" derdi; ben de kafamı çevirir ve O'na perde olurdum. [Nesaî.l
809-Ümmü Hâni radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Fetih günü Mekke tepesinde konakladı. O'nun yanma vardım. Ebû Zer de içinde ha mur artıkları bulunan bir teknede su getirdi.
Ebû Zer O'na perde oldu. Peygamber sallalla hu aleyhi ve sellem yıkandı. Sonra Peygam ber sallallahu aleyhi ve sellem ona perde oldu ve Ebû Zer yıkandı."
[Ahmed. Benzeri daha önce "suların hükümleri" bölümünde (hadis no. 465) geçmiştir]
810-İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Namaz elli vakit idi. Cünüplükten yıkan ma yedi kere idi. Elbiseye bulaşan idrarın yı kanması da yedi kere İdi.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, bunların üzerinde ısrarla durarak hafifletilme sini (Allah'tan) diledi. Sonra namaz beş vak te indirildi. Cünüplükten yıkanmak ise bire İndirildi. İdrarın bulaştığı yerin yıkanması da bire indirildi.'' [Ebû Dâvud]
811-Âişe radiyallahu anhâ'dan;
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bazen cünüplükten yıkanır ve bana sokulurdu, kendisini göğsüme basar ısıtırdım. Oysa ben henüz yıkanmamış olurdum." [Tirmizi]
812-Âişe radiyallahu anhâ'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, cünüpken başmı (sabun vazifesi gören) hatmi (adi bir nevi ot) ile yıkardı. (Hatmili suyun üzerine ay
rica) su dökmeden onunla yetinirdi." [Ebû Dâvud]
813-Aişe radiyallahu anhâ'dan: "İhramlı iken de, ihramsız İken de Allat Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile saçları mız örgülü bir vaziyette iken (çözmeden) yıka nırdık." [Bu iki rivayet de Ebû Davud'a aittir.]
814-Alî radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, heladan çıkar, bize Kur'ân okur ve bizimle el yerdi. Cünüplüğün dışında, hiçbir şey O'nu Kur'ân'dan ahkoymazdı."
[Sünen ashabı.]
815-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "O, cünüpken Kur'ân okumakta bir sakın ca görmezdi." [Rezîn]
816-İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu;)
"Kur'ân'a ancak temiz olan ki§i dokuna bilir." [Taberânî, el-Mu'ceıtıu'l-Kebir ve el-Mu'ce-nnı's-Sağtr'de.]
817-Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, cünüpken uyumak istediği zaman avret yerini yıkar ve namaz abdesti gibi abdest alırdı." [Kütüb-i sitte, Buhârî'nİn lafzıyla.]
818-Onun rivayetlerindendir: "Cünüb olup da yemek yemek, ya da yatmak isledi ği zaman sadece namaz abdesti gibi abdest alırdı."
819-Onun rivayetlerindendir: Abdullah b. Ebî Kays ona (Âişe'ye) sordu; "Uyumadan önce yıkanır mıydı? Yahut yıkanmadan önce uyur muydu?" Cevap verdi: "Bunların hepsi ni yapardı. Çoğu kez gusül alıp öyle uyurdu. Bazen de abdest alıp uyurdu."
Bunun üzerine; "Her şeye genişlik ihsan eden Allah'a hamd olsun!" dedim, dedi.
820-Bir rivayette; "Cünüpken suya hiç dokunmadan uyurdu."
821-Bir başkasında: "Birşey yemek veya İçmek istediği zaman, ellerini yıkar, sonra yer
içerdi."
822-Nâfi' radiyallahu anh'dan: "İbn Ömer. cünüpken uyumak veya ye mek yemek istediğinde, yüzünü ve ellerini dirseklere kadar yıkardı. Başını da mesheder, öyle yer veya Öyle uyurdu." [Maiik]
823-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve setlem, ona, Medine yollarının birinde rastladı. Cü-nüp olduğu için yol değiştirdi. Gitti, yıkandı; sonra yanına vardı. Bunun üzerine sordu:
"Ey Ebû Hureyre nerdeydin?"
"Cünüptüm; pis halimle seninle oturmak istemedim" deyince, şöyle buyurdu: "Sübha-nâlîah! Müslüman asla pis olmaz."
[Mâlik hariç, kütüb-İ sitte sahipleri.]
824-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: Namaza kamet getirildi, saflar da düzeltil di. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, çıkıp geldi; tam mihrapta duracağı sırada cü-nüp olduğunu hatırladı. "Yerinizde durun, ay rılmayın!" dedi. Gitti, yıkanıp geldi. Başın dan su damlıyordu. Tekbir aldı, biz de O'nun-la birlikte namaz kıldık." [Tirmizî hariç, aîtı hadis
825-Ebû Davud'un rivayeti: "Mihrapta durdu; tekbir almasını beklerken, birden (ora dan) ayrıldı."
826-Onun (Ebû Davud'un) diğer rivaye ti: "Sonra tekbir aldı; daha sonra cemaate oturmaları için işaret etti ve gidip yıkandı." Mâlik ve Nesâı'de de tekbir aldığı geçmek tedir.
827-Ebû Dâvud, Ebû Bekre'den benzerini nakletti. Ancak orada şöyle geçer:
Namazı bitirince; "Ben de bir insanım. Cünüp olduğum İçin öyle yaptım" buyurdu.
828-Süleymân b. Yesâr radiyallahu anh' dan:
Ömer radiyallahu anh, cemaata sabah na mazını kıldırdıktan sonra Cüruf teki tarlasına gitti. Elbisesinde ihtilam yaşlığı gördü ve şöy le dedi: "Yağlı yediğimiz için damarlarımız gevşedi (ve ihtilam olduk).'" [Malik]
829-Diğer bir rivayet: (Ömer:) "İnsanların başına geçtiğimden beri ihtilama müptelâ ol dum" dedi. Sonra yıkandı ve elbisesine bula şanı da yıkadı. Sonra güneş iyice yükseldik ten sonra namaz kıldı. (Mâlikj
830-Enes radiyallahu anh'dan: O, Öğle üzeri ve yatsı vakti yıkanmaktan hoşlanmazdı.
[Taberânî, el-Mıı' cemu' l-Kehır'de. İsnadında Enes'in çocuklu cariyesi olan Râita vardın]
831-İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e cünüplükten yıkanan adamın vücudunda yan lışlıkla (unutkanlıkla) kuru bir yer bırakması hakkında sordular. Şöyle buyurdu: "Sadece (unuttuğu) o yeri yıkar, sonra namaz küar." \T2İ}xTâ.r\\, el-Mu'cenm'l-Kchır'de.]
832-el-Hakem b. Amr radiyallahu anh' dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve seilem buyurdu:)
"Biriniz boy abdesti aldıktan sonra uzvun dan bir ^ey çıkarsa, (sadece) abdest alsın!"
[Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kehtr'At zaytf\>\r İsnâdîa.]
833-Alî radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve seilem buyurdu:)
"Melekler, içinde resim, köpek ve cünüp kimsenin bulunduğu eve girmezler"
[Ebû Dâvud ve Nesâî,]

HAMAM(DA YIKANMA), YENİ MÜSLÜMAN OLAN BİR KİMSENİN VE AYBAŞI OLAN KADININ YIKANMASI
834-Âişe radiyallahu anhâ'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve seilem, erkek ve kadınların hamamlara girmelerini yasakladı. Sonra erkeklerin, pcştemalle gir melerine müsaade etti.
835-Diğer rivayet: Onun (Aişe'nin) yanı na Şamlı kadınlar geldiler. Onlara şöyle dedi:
"Galiba sizler, kadınları hamamlara giren bölgedensiniz!" "Evet"dediler. "Halbuki ben, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum:
'Herhangi bir kadın elbisesini kocasının evinin dışında bir yerde çıkarırsa, kendisiyle Allah arasında bulunan perdeyi yırtmış olur."
[Ebû Dâvud ve Tirmizî]
836-İbn Amr b. el-Âs radiyallahu anh' dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve seilem buyurdu:)
"Sizlere Acem diyarındaki yerlerin fethi nasıl edilecektir. Oralarda hamam adında yerler bulacaksınız. Sakın erkekler, onlara peşîemalsiz girmesinler. Hasta ve lohusa olan kadınların dışında tüm kadınları onlara git mekten menedin!" [Ebû Dâvud]
837-Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve seilem buyurdu:)
"Her kim, Allah'a ve âhiret gününe inanı yorsa, peştemalsİı olarak hamama girmesin! Kim Allah'a ve ûhiret gününe iman ediyorsa, özrü olmadan hanımım hamama sokmasın. Her kim Allah'a ve âhiret gününe iman eder se, üzerinde içki dolaştırılan masaya oturma sın." [Tinnizî]
838-Ümmü'd-Derdâ radiyallahu anhâ' dan: Dedi ki;
Hamamdan çıkmıştım. Allah Resulü sal lallahu aleyhi ve seilem sordu: "Nereden ge liyorsun ey Ümmü'd-Derdâ?" Cevap verdim: "Hamamdan."
Şöyle buyurdu: "Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bir kadın, an nelerinin evinin dışındaki herhangi bir yerde elbisesini çıkarıp soyunursa, kendisi ile Rah man arasında olan her türlü perdeyi yırtmış olur."
[Ahmed ve Tabcrânî, el-Mu' cemu' l-Kehîr'de.]
839-Ebû Mûsâ radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kendisine ilk kese yaptıran ve hamama giren kişİ Dâvudoğlu Süleyman'dır. Hamama girip de sıcakla karşılaştığı zaman "Allah'ın azabından eyvah. Fayda vermeden önce ey vah, eyvah, eyvah, eyvah!" dedi.
[Tabcrânî, ei-Mu'cemu l-Kebîr'ût, zayıf hır isnâdla.]
840-İbn Ömer radiyallahu anh'dan:
O, hamama girer, hamam sahibi ona kese yapardı. Beline geldiğinde hamam sahibine:
"Çık dışarı!" derdi
[Tabcrânî, el-Mu'cemu l-Kebtr^Ao]
841-el-Velîd b. Müslim dedi kİ: Evzâî'den şöyle duydum: "Uyluk, mes-
cidde avret, hamamda avret değildir" dedi. Her İki rivayet te Taberânî'nin el-Mu'ce-
mu' l-Kebtr'ine aittir.
842-Kays b. Âsim radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e müslüman olmak için geldim, bana; su ve sa bunla yıkanmamı emretti. [Sünenashabı]
843-Useym b. Küleyb, babasmdan, o da dedesinden:
Kendisi Allah Resûlü'ne gelip "Müslü man oldum" demiş. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de ona: "Boynundan (Kâfir lik alâmeti olarak uzattığın) küfür kıllarını at! Yani traş ol!" diye emretmiş.
844-(Küleyb) dedi kİ: Bana başka biri şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onunla beraber olan başka birine şöyle demiş:
"Boynundan (Kâfirlik alâmeti olarak uzattığın) küfür kıllarını at! Yani traş ol" [Ebû Dâvud]
845-Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kehîr'inde Katâde'den:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, müslüman olan herkese seksen yaşında bile olsa sürmet olmasını emrederdi."
846-Âişe radiyallahu anhâ'dan:
Ensar'dan bir kadın. Peygamber sallalla hu aleyhi ve sellem'e hayızdan nasıl yıkana cağını sordu.
Şöyle buyurdu: "Pamukla biraz misk al ve onunla temizlen!" Yine sordu:
"Onunla nasıl temizleneyim?"
"Onunla temizlen!"
"Onunla nasıl temizleneyim?"
"Sübhanallah! Onunla temizlen!" buyu ranca, hemen onu kendime doğru çektim ve şöyle dedim: "Onunla kan izlerini giderir sin."
847-Bir rivayette: Ona dedi ki: "Biraz miskli pamuk al, onunla (kanı) üç kere sil.'"
Sonra Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, utandı ve yüzünü ondan çevirdi. Ben onu kendime çekip O'nun ne demek istediği ni anlattım. [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî.]
848-Onun rivayetlerindendir: Âişe dedi
ki: "Ensar hanımları ne iyi hanımlardır; dini Öğrenmede haya onlara engel olmaz."
849-Onun rivayetlerindendir: Esma bn. Şekel dedİ ki: "Hayız bittiği zaman birimiz nasıl yıkanacaktır?" Şöyle buyurdu: "Sabun ve suyu alır, sonra abdest alır. sonra başım yı kar. Su saçların dibine ulaşıncaya dek saçla rını iyice ovalar. Sonra vücuduna döker. Son ra pamuğunu alıp onunla iyice temizlenir." Benzerini nakletti.
S50-Ümeyye bn. Ebi's-Salt, ĞıfâroğuUa-rından bir kadından:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, bineğinin heybesinin arkasına beni alıp bin dirdi. Vallahi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, sabaha karşı devesinden indİ, deve sini çökertti. Ben de terkesinden indim. Bak tım ki kalktığım yere kan bulaşmış. Bu ilk gördüğüm (hayız) kan(ıy)dı. Utandım, sıkıl dım deveye kapandım. Allah Resulü sallalla hu aleyhi ve sellem durumu fark etmiş olacak ki şöyle dedi:
"Neyin var, galiba hayız oldun!"
"Evet" dedim.
"Kendini düzelt, sonra bir kap su al, içine tuz koy. sonra heybeye bulaşan kanı yıka! Sonra kendi bineğine dön!"
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Hayber'i fethettiği zaman, bize de ganimetter bir şeyler verdi. (Râvi) dedi ki: "Kadın, suya tuz katmadan hayızdan temizlenmez oldu. Öl düğü zaman (cenazesinin yıkama) suyuna bi le tuz katılmasını vasiyyel etti."
[Ebû Dâvud]

HAYIZ (AYBAŞI)
851-Enes radiyallahu anh'dan:
Yahudiler, kadın hayız olduğu zaman onunla yemek yemez, evlerde onunla beraber oturup kalkmazlardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı bunu sorunca Allah şu âyeti indirdi: "Ey Muhammed! Sana kadın-lann aybaşı halinden de sorarlar: de kî: "O bir sıkıntıdır. Ayha§ı halindeyken kadınlardan el çekin! Temizlenmelerine kadar onlara ya naşmayın." (Bakara 2/222)
Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cinsî ilişki nin dışında onlarla her şey yapın!" Yahudiler bunu duyunca, şöyle dediler:
"Bu adam ne istiyor, dinimizin emirleri hususunda hemen herşeyde bize muhalefet ediyor."
Üseyd b. Hudeyr ile Abbâd b. Bİşr. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek şöyle dediler: "Ey Allah Resulü! Yahudiler böyle böyle diyorlar. Hanımlarımızla o halde iken cima etmiyecek miyiz?" Peygamber sal lallahu aleyhi ve sellem'in (öfkeden) rengi değişti. Bunun üzerine o ikisi hemen huzu rundan çıktılar. Bundan, Allah Resulü sallal lahu aleyhi ve sellem'in o ikisine kırıldığını zannettik. O sırada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e hediye olarak süt getiril mişti. Hemen onların ardından süt gönderdi ve içtiler. Bundan Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in kendilerine gücenmediği ni anladılar. (Müslim ve Sünen ashabı,)
Diğer rivayette: "Onlar süt içmediler"
852-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: Dedi ki:
"Kim hayızlı kadının /ercinden cİnsî te-masda bulunursa, yahut bİr kadına makadından yanaşırsa, ya da bir kâhine }{i-derse, Muhammed'e indirileni inkâr etmiş olur." [Tirmizîj
853-Âİşe radiyallahu anhâ'dan: Bizden biri hayız olup da Allah Resulü sal lallahu aleyhi ve sellem, onunla sevişmek istedi ği zaman, hemen eteğini bağlamasını emreder, sonra onunla mübaşeret ederdi (yani teni İle te mas ederdi). Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şehvetine hakim olduğu gİbi hanginiz
nefsine ve şehvetine hakim olabilir ki?" [Altı ha dis imamı. Lafız Buhârî ile Müslim'e aittir.]
854-Diğer rivayet: "Bol bir etek giymesi ni emrederdi, sinesi ve memelerinden başka yere dokunmazdı."
855-Ebû Dâvud ve Nesâî, Meymûne'den: "Hayız olan kadınlarıyla şayet uylukları ve dizlerine kadar bacakları izarla örtülü ise mü başeret ederdi."
856-Muâz radiyallahu anh'dan;
Dedim ki: "Ey Allah Resulü! Hanımım hayız olduğunda bana neresi helal olur?" "Eteğinin üstü. Ancak bundan çekinmek daha
hayırlıdır!" buyurdu. [Rezîn]
857-İkrime radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, hayızlı hanımıyla mübaşerette bulunmak iste diği zaman, hanımının avret mahalli üzerine bir şey örterdi. [Ebû Davud]
858-Taberânî el-Mu'cemu'l-Evsat'mda Ümmü Seleme'den:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kanının geldiği ilk üç gün hanımından çekinir, daha sonra mübaşeret ederdi."
859-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bir kişi hayızh kadınla cinsî temasta bu lunursa, yarım dinar sadaka versin."
560-Diğer rivayet: "Yeni hayız olup ta kan kırmızı iken temas ederse, bir dinar; kanın ke silme zamamnda olup ta kan sarı iken temas kurarsa yarım dinar sadaka verir." [Tirmizî]
861-Ebû Davud'un rivayetinde hayız ha lindeki hanımı ile cinsî ilişki kuran kimse hakkında şu ifade geçmektedir: "Bir dinar ve ya yarım dinar sadaka verir."
(Ebû Dâvud) dedi ki: Rivayetin en doğru su budur.
862-Onun (Ebû Davud'un) diğer bir rivi yeti: "Hayız yeni başladığında cinsî ilݧki ki rarsa bİr dinar, kesilme halinde kurarsa ye rım dinar sadaka verir."
863-Diğer bir rivayet: "Dinann beşte ik sini sadaka olarak verir."
864-Abdu'l-Hamîd b. Zeyd b. el-Hattâ radiyallahu anh'dan:
Ömer b. el-Hattâb'ın, cinsî ilişki istemt yen bir hanımı vardı. Ne zaman Ömer onunl cinsî ilişki kurmak istese "Aybaşıyım" diyere bahane uydururmuş. Bir gün onunla anide bir cinsi ilişki kurmuş; bakmış ki gerçekte kadın aybaşı. Hemen Allah Resulü sallallah aleyhi ve sellem'e gelip durumu bildirmi Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyl ve sellem ona dinann beşte birini sadaka ok rak vermesini emretmiş." [Darimî, mür.ıel olarak
865-Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Aybaşı iken Allah Resulü sallallahu alej hi ve sellem'in başını yıkardım."
[Altı hadis imamı.|
866-Onun başka bir rivayetinde: "Yıka dım" yerine "tarardım" ibaresi vardır.
867-Bir başka rivayet: "Ben aybaşı ike başı kucağımda Kur'ân okurdu."
868-Bir diğer rivayet: "Bana mescidde bir seccade ver!" buyurdu. Dedim ki: "Be aybaşıyım" Şöyle buyurdu: "Hayızhk eline değildir."
569-(Ebû Hureyre'den:) "Peygamber sa lallahu aleyhi ve sellem mescidde iken A şe'ye 'Bana elbise getir!' dedi. 'Ben namî kılamıyorum ki!' deyince, 'Hayızhk sem elinde değildir' buyurdu ve (Âişe) O'na elb şeyi verdi."
870-ÎVleymûne radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellen aybaşı iken başını bizden birinin kucağır koyar Kur'an okurdu. Sonra birimiz, hay halinde iken mescide girip O'nun seccadesiı sererdi. [Nesâî.]
871-Ebû Umâme radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Hayız'ın en az müddeti üç gün; en çok müddeti ise on gündür."
[Taberânî, el-Mu' cemu' l-Kebîr ve'l-£v,îflt'mda ri vayet etmiştir. İsnadında, Abdü'l-Melik el-Kûfî. el-Alâ b. Kesîr'den rivayet etmektedir.)
872-Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'mda. zayıf hiı senedle, İbn Amr b. el-Âs'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Aybaşı olan kadın, on güne kadar bekler. Hayız olduğu günden on güne kadar temizle nirse temizlenmiştir. On günü aşarsa o artık müstahâzaikanamalı}dır. Lohusa kadın da doğurduğu günden itibaren kırk güne kadar bekler ve bakar; eğer kırk gün dolmadan te mizlenirse (yani kan kesilirse) temizlenmiştir. Eğer kırk günü aşarsa, anla ki o artık kana malı durumundadır."
S73-Ümmü Seleme radiyallahu anhâ'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile yatıyorken hayız oldum. Hemen yanın dan sıvıştım, gittim, aybaşı elbisemi giydim. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ba na:
"Hayız mı oldun?" dedi.
"Evet" dedim. Beni çağırdı, tekrar O'nun-la yatakta yattım. [Buhâri. Müslim ve Nesâî.]
874-Âişe radiyallahu anhâ'dan: O da merfu olarak aynısını anlattı. Ancak rivayeti içinde şu İfade geçmektedir: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem soğuktan muzdarip oldu, bana "Yaklaş!" dedi; dedim ki: "Ben aybaşıyım." Bunun üzerine bana: "Uyluğunu aç!" dedi. Açtım, (mübarek) ya-nağmı ve göğsünü uyluğuma koydu, ben de üzerine eğildim, ısındı ve uyudu." [Ebû Dâvud]
875-Âişe radiyallahu anhâ'dan: Hayız olduğum zaman divandan hasıra inerdim. Temizlenene kadar Allah Resulü sal lallahu aleyhi ve sellem'e yaklaşmazdık, yatak ta yanına varmazdık, [ikisi de Ebû Davud'a aittir.]
876-Aişe radiyallahu anhâ'dan:
o, Şurayh b. Manî'nin "Aybaşı halindeki kadın, kocası ile birlikte yemek yiyebilir mi?" sorusuna şöyle cevap verdi: "Evet, Allah Re sulü sallallahu aleyhi ve sellem beni aybaşı halimdeyken yemeğe çağırırdı. Etli kemiği alır (önce benim ısırmam İçin) and verirdi. Ben de hemen O'ndan alırdım, biraz koparır dım. (Sonra kemiği geri verdiğimde) ağzım kemikteki ağzımı koyduğum yere koyar(ak yemeye başlar)dı. Sonra su getirtirdi, kendisi içmeden önce benim içmem İçin bana and ve rirdi. Alır ve içerdim. Sonra kendisi alır içer di ve kabın ağzımı koyduğum yerine kendi ağzını koyardı."
[Müslim. Ebû Dâvud ve aynı lafızla Nesâî.]
877-Âişe radiyallahu anhâ'dan: Muâze ona sordu:
"Aybaşı halindeki kadın neden orucu kaza ediyor da namazı kaza etmiyor?" Cevap verdi: "Sen Haricî misin?" "Haricî değiUm; sadece soruyorum."
"Biz aybaşı olduğumuzda tutamadığımız orucu kaza etmekle; kılamadığımız namazı ise kaza etmemekle emrolunduk."
[Mâlik hariç Kiitüb-İ sitte imamları.]
878-Ümmü Seleme radiyallahu anhâ'dan: Ümmü Busse ona dedi ki: "Semure b. Cundeb, kadınlara (aybaşı iken kılamadıkları) namazı da kaza etmelerini emrediyor." Şöyle dedi: "Namazı kaza etmezler. Peygamber sal-lallahu aleyhi ve seljem'ın hanımlarından biri lohusa olur, tam kırk gün beklerdi, bu müddet zarfında namaz kılmazdı. Peygamber sallalla-hu aleyhi ve sellem de ona lohusahkta kıla madığı namazları kaza etmesini emretmezdi." [Ebû Dâvud]
879-İmâm Mâlik radiyallahu anh'dan: Duyduğuna göre Aişe radiyallahu anhâ şöyle söylemiş: "Hâmile kadm, kanaması ol duğu zaman namazı bırakır."
880-Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Hâmile kadın, kan gördüğü zaman, te mizlenene kadar namaz kılmaz." [Dârimî]
881-Diğer rivayet: "Hâmile kadın hayız görmez; kanaması başladığı zaman, (kesilme sini beklesin ve sonra) yıkansın ve namazını kılsın!" [Dârimî]
882-İbn Ömer radiyallahu anh'dan; Dedi ki:
"Ne aybaşı olan kadın ve ne de cünüp olan kimse. Kur'ân okuyamaz,!"
[Tirmizî]
883-Âişe radiyallahu anhâ'dan;
Ümmü Habîbe yedi yıl istihâze kanı gör dü, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e ne yapacağım sorunca, ona yıkanmasını em retti ve; "Bu bir damar hastalığıdır" dedi. Bu nedenle o, her namaz için yıkanırdı.
884-Diğer rivayet: "(Ümmü Habîbe) kız-kardeşİ Zeyneb bn. Cahş'ın hücresinde bir le ğenin İçinde yıkanırdı. Kanının kırmızılığı bazen suya baskın çıkardı."
885-Diğer rivayet: Leys der ki; İbn Şihâb (ez-Zührî), Cahş'ın kızı Ümmü Habîbe'nin her namaz için yıkanmasını Peygamber sal lallahu aleyhi ve sellem'in emrettiğini zikret medi. Bunu kendiliğinden yapmıştır (dedi).
886-Dİğer bir rivayet: "Abdurrahman b. Avf'ın karısı olan Cahş'ın kızı Ümmü Habî be, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e (dinmeyen istihâze) kan(ı) hakkında sordu. Şu cevabı verdi:
"Hayızının seni (normalde) hapsettiği sü re bekle! Sonra yıkan!" Buna dayanarak o, her namaz için yıkanırdı."
887-Diğer bir rivayet; "Sonra yıkan ve namaz kıl!"
888-Diğer rivayette Ümmü Habîbe'nİn yerine Zeyneb bn. Cahş zikredildi.
Ona Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel lem: "Her namaz için yıkan!" buyurmuştur.
889-Başka bir rivayet: "Fâtıma bn. Ebî Hubeyş'e şöyle buyurdu: "Boy abdesti al,
sonra her namaz için abdest alıp namazını kıl!" [Mâlik hariç, altı hadis imamı.]
890-Ebû Davud'un diğer rivayetinde: Mekhûl der kİ: "Kadınlarm hayız durumları kendilerine gizli kalmaz; şöyle ki (hayız kanı) siyah ve katı olur. Bu renk gidip de ince ve sa-rılaştığı zaman, anla ki o istihâze kamdır."
891-Mâlik, Zeyneb bn. Ebî Seleme radi-yallahu anhâ'dan:
"O, Abdurrahman b. Avf in hanımı olan Hamne bn. Cahş'ın, istihâzeli iken yıkanıp namaz kıldığını görmüş."
892-Hamne bn. Cahş radiyallahu an hâ'dan:
Kanamam çok ağır geçiyordu. Allah Re sulü sallallahu aleyhi ve sellem'e ne yap mam gerektiğini sormak için vardım. O'nu kız kardeşim Zeyneb bn. Cahş'ın evinde buldum. Dedim ki: "Ey Allah Resulü! Ben çok İstihâze oluyorum, kan bir türlü kesilmi yor, bu durum beni namazdan ve oruçtan alı koyuyor."
"Sana pamuğu salık veririm. O kanı ke ser" buyurdu.
"Kan fevkalâde çok."
"öyleyse (onu zabt edecek) bir bez edin!"
"Sanıyorum o da dindirmez! Çünkü kana ma şiddetle devam ediyor."
"Sana ikİ §ey söyleyeceğim, hangisini ya parsan ötekine gerek kalmaz. Ama ikisini de
yapabilİrsen tabii kİ daha iyi olur. Bir kere bu kanama, §eytanın darbelerinden bir darbedir. Allah'ın ilmine göre sen kendini altı veya ye di gün hayızlı kabul edersin; sonra yıkanırsın. Kendini iyice temizlenmiş kabul edersin (hal buki kan gelmeye devam etmektedir), daha sonra yirmi üç ya da yirmi dört gece gündüz-leriyle birlikte namaz kılarsın. Sonra oruç tutarsın. Bu sana yetidir. Böylece her ay (nor mal) kadınların hayız olduğu gibi davranır sın. Kadınların hayız olup da temizlendikleri süreyi gözönünde tutup durumunu buna göre ayarlarsın.
(İkinci §ıkka gelince:) Öğleyi erteleyip de ikindi ile birlikte kılabilirsen, ikindi vakti yı kanır, öğle ve İkindiyi bir arada kılarsın. Ak şamı da erteleyip de yatsı ile birlikte kılabilir sen. yatsı vaktinde yıkanır akşam ve yatsıyı birarada kılarsın. Sabahleyin de yıkanır, sa bah namazını kılarsın. Gücün yeterse orucu da bu usul üzere tutarsın." Sonra Allah Resu lü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"İkisinden en çok hoşuma giden(i) bu (ikinci sidir)."
[Ebû Dâvud]
893-Diğer bir rivayette ise: "İki işten en çok hoşuma gideni" sözü, (Allah Resûlü'nün değil) Hamne'nİn sözüdür. Tİrmizî de benze rini nakletmiştir.
894-Esmâ bn. Umeys radiyallahu an-hâ'dan:
Dedim ki: "Ey Allah Resulü! Fâtıma bn. Ebî Hubeyş uzun zamandan beri hayız görüy or namaz kılamıyor." Şöyle buyurdu:
"Siİhhanallah! Bunu ona şeytan yapmış tır. (Söyleyin ona) su dolu bir leğene otursun: şayet kanamadan dolayı suda bir sarılık beli rirse, Öğle ve ikindi için bİr kere yıkansın. Ak şam ve yatsı için de bir kere yıkansın. Sabah için de bir kere yıkansın. Bu vakitlerin arasın da da abdest alsın."
İbn Abbâs dedi ki: "Yıkanmak ona zor
gelince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sel lem ona iki namazı bir arada kılmasını em retti."
[Ebû Davud]
895-Ümmü Seleme radiyallahu anhâ'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in zamanında bir kadının a§ın kanaması oldu. Bu sebeple Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den onun hakkında fetva istedim. Cevaben §öyle buyurdu: "Bir ay içinde hayız olduğu günlerin sayısını hesap etsin. O günle rin sayısınca namaz kılmasın. O günler geçin ce yıkansın, apış arasına bez bağlasın, sonra namazını kılsın."
(Mâlik. Ebû Dâvud ve Nesâî.]
896-Ebû Bekr b. Abdirrahman'ın azatlısı Summâ'dan:
el-Ka'kâ' ve Zeyd b. Eşlem, Saîd b. el-Mü.seyyeb'e bir mektup gönderip aşırı kana ması olan kadının nasıl yıkanacağını sordular. Şu cevabı verdi:
"O, bir öğleden (ertesi günkü) Öğleye (bir kere) yıkanır ve her namaz için abdest alır. Eğer kanla başa çıkamazsa apış arasına bez bağlar, sonra namaz kılar," (Ebû oavud]
897-Bir rivayeti de şöyledir: Mâlik dedi ki: "Sanırım ki İbn Müseyyeb'in "Öğleden öğleye (zuhurdan zuhura)" sözü, asimda tem izlenmeden temizlenmeye. Ancak yanlışlıkla bu şekilde rivayet edilmiştir."
Bu hadisi Misver b. Abdi'l-Melik rivayet ederken: "Temizlikten temizliğe" ibaresiyle bildirdi. Ancak insanlar onu "(zuhurdan zuhu ra) öğleden öğleye" diye anladılar.
Enes. İbn Ömer ve Âişe'den bu, "Zı" har fiyle "Zuhurdan zuhura (öğleden öğleye) diye rivayet edilmiştir.
898-Alî radiyallahu anh'dan:
"Müslehâze (hastalık sebebiyle kam dur mayan), hayız kanı kesildiği zaman her gün yıkanır. İçinde yağ veya zeytinyağı bulunan bir yün bez edinir (kİ kanı emsin)." [Ebû Dâvud]
899-Âişe radiyallahu anhâ'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber hastalık sebebiyle kanaması olan bir kadın itikafa girerdi. Hem (kırmızı) kanı, hem de san renkteki kanı görür, bir yandan da namaz kılardı. Bazen de namaz kılarken altına leğen koyduğu olurdu. [Buhârî ve Ebû Dâvud]
900-Abdullah b. Süfyân radiyallahu anh' dan:
Bir kadın, İbn Ömer'e sorarak dedi ki: "Beyî-i Şerif (Kâbe)'i tavaf etmek üzere var dım, tam kapısında kanamam geldi. Bunun üzerine hemen döndüm. Kesilince yine gel dim, ama kapısında kan yine geldi, döndüm. Tekrar kesilince yine geldim; kapısında yine kan aktı. İbn Ömer, cevaben dedi ki: "Bu, şeytanın bir darbesidir. Yıkan ve apış arana bir bez bağlayıp tavaf et!" [Mâlik]
901-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve seliem'e müstehâze (hastalık sebebiyle kanamalı olan kadın) hakkında sordular. Şöyle buyurdu:
"Bu, şeytanın kadının rahmine indirdiği bir darbedir."
[Bezzâr ve Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebir ve'l-Ev-sat'ta.]
902-Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Müstehâze (hastalık sebebiyle kanamalı olan) kadına kocası yanaşamaz (onunla cinsî ilişki kuramaz)." [Dârimî]
903-Onun (Dârimî'nin), İbrâhîm en-Ne-haî'den yaptığı îeyyin bir rivayette der ki: "Müstehâze hakkında şöyle denilmiştir:
"Onunla ilişkide bulunulmaz, oruç tutamaz, Kur'ân'a da dokunamaz. Ona sadece namaz kılmak için izin verilmiştir."
Yezîd (b. Hârûn) der ki: "Kocası onunla cinsel ilişki kurabilir. Temiz kadına helal olanlar ona da helal olur."
904-Onun (Dârimî'nin, Saîd) İbn Cü-beyr'den naklettiği rivayeti: Ona: "Müstehâze ile cinsî ilişki kurulabilir mi?" diye sordular. Şu cevabı verdi: "Namaz cinsî ilişkiden daha büyüktür." (Namaz kılabildikten sonra cinsî münasebette haydi haydi bulunabilir.)
905-tkrİme radiyallahu anh'dan: "Ümmü Habîbe istihâze olurdu ve kocası onunla cinsî temasta bulunurdu." [Ebû Dâvud]
906-îkrime radiyallahu anh'dan: "Hamne bn. Cahş'tan; o, istihâze olurmuş da kocası onunla cinsel temasta bulunurmuş."
[Ebû Dâvud]
907-Ümmü Atiyye radiyallahu anhâ'dan: Dedi ki: "Biz temizlendikten sonra gördü ğümüz bulanıkhğı ve san renkli akıntıyı önemsemezdik." [Ebû Dâvud ve Nesâî.j
908-Aişe'nin azatlısı Mercâne radiyallahu anhâ'dan:
Kadınlar, Âişe'ye bir kapta hayız kanıyla boyanmış san lekeli pamuk gönderip sorar, "Namaz kılabilir miyiz" diye fetva isterlerdi. O da şu cevabı verirdi: "Acele etmeyin, kireç
gibi bembeyaz görünceye kadar sabredin!" Bununla tuhuru (temizliği) kast ederdi.
909-Zeyd b. Sabit'in kızı radiyallahu an hâ'dan:
"Ona, bazı kadınların gecenin ortasında kalkıp lamba ışığı altmda hayız kanma bakıp temizlenip temizlenmediklerini araştırdıkları haberi ulaşmış. Bunun Üzerine onları ayıpla mış ve şöyle demiş: "(Ashâb) hanımlar(ı) bu nu böyle yapmazlardı."
IBu iki rivayet Mâlik'e ve bab başlığında Buhârî'ye aittir.]
910-Alî radiyallahu anh'dan:
"Kadın hayızdan temizlendiği zaman, te mizlikten sonra kendisini şüpheye düşürecek bir şey görürse, bilsin ki o (kanama), şeytanın rahme indirdiği bir darbeden kaynaklanmıştır.
Burun kanı. kan damlası ya da et suyu ren ginde görürse namaz abdesti gibi abdest ahp namazını kılar.
Ancak buna karşılık koyu kan görür de kesin kanaate varırsa o zaman namazı bıra kır." [Dârimî]
911-Ümmü Seleme radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-İem'in zamanında lohusa kadın, doğum yap tıktan sonra kırk gün veya gece beklerdi. Yü zümüze vers ile al veya koyu kırmızı renk ve rirdik (boya sürerdik)." [Ebû Dâvud ve Tirmizî]
912-Enes radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, lohusaya kırk günlük bir zaman tanımıştır. Ancak bu süreden Önce temizlik görürse tabiî
ki lohusalıktan çıkar." [İbn Mâce]

 


TAHRİC
==========================================
234).
569-Taberânî'nin  hadisi Katâde'nin İbn Mes'ûd'dan rivayeti iledir. Ancak Katâde, İbn Mes'ûd'a yetişememiştir (Mecma' I, 234)
Beyhakî, aynı mevkûf hadisi Kays b. er-Rebî' an Âsım an Zir an İbn Mes'ûd tarikiyle tahrîc etmiştir (I, 70).
570- Bu hadisi Ahmed (V, 416), Vekî' an Vâsıl er-Rakkâşî an Ebî Sevre an Ebî Eyyûb ve Atâ isnâdı ile tahrîc etmiştir.
İsnâdında yer alan Vâsıl, za'fa daha meyillidir. Şöyle ki onu Şu'be ve bir başkası güvenilir addetmekte; Buhârî ve Râzî "Hadisi münkerdir"; Nesâî ve Ezdî: "Metr?ktur" demektedir. Heysemî, "süb?t bulmamıştır" hükmünü vermiştir (I, 169; Feyd III, 372).
571-Bu da aynı isnâdla tahrîc olunmuştur. Vâsıl sebebiyle senedi zayıftır (Mecma' V, 30).
572-İsnâdında yer alan Temmâm b. Necîh hakkında ihtilaf vardır (Neyl I, 166).
573-Bu hadisi Tirmizî (no. 31) ve İbn Mâce (no. 430), İsrâîl an Âmir b. Şakîk an Ebî Vâil an Osmân asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İsnâdı hakkında Tirmizî "hasen sahîh" hükmü vermiştir.
574-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 145) ve onun tarikînden Beyhakî (no. 54), Ebû'l-Melih ani'l-Velîd b. Zevrân an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
575-Bu hadisi Bezzâr (no. 268) tahrîc etmiştir. Asl-ı senedi: Muh. b. Hacer an Saîd b. Abdilcebbâr b. Vâil b. Hucr an ebîhî an ümmihî an Vâil.
Muh. b. Hacer zayıftır. Saîd hakkında Nesâî: "Kavî değildir" demiş, buna karşılık İbn Hibbân onu güvenilir kimseler arasında zikretmiştir (Mecma' I, 132).
576-İsnâdında yer alan el-Alâ b. Kesîr el-Leysî'nin zayıf olduğunda icmâ hâsıl olmuştur (Mecma' I, 236).
577-Heysemî'ye göre isnâdı hasendir (Feyd V, 263). Münzirî diyor ki: "Taberânî, bu hadisi Evsat'ında ref'etmiş, M. el-Kebîr'inde ise İbn Mes'ûd'un sözü olarak  irâd etmiştir.
578-Bu hadisi Tirmizî (no. 39), İbrâhîm b. Saîd el-Cevherî an Sa'd b. Abdilhamîd b. Ca'fer an Abdirrahman b. ebî'z-Zinâd an Mûsâ b. Ukbe an Sâlih mevlâ't-Tev'eme an İbn Abbâs isnâdı ile tahrîc etmiş ve "hasen garîb" hükmünü vermiştir. İbn Mâce de (no. 447) aynı isnâd ile tahrîc etmiştir.
Muhakkikin bu bâba ilavesi:
Ebû Dâvud (no. 148), Tirmizî (no. 40) ve İbn Mâce (no. 446), İbn Lehî'a an Yezîd b. Amr el-Meâfirî an Ebî Abdirrahman el-Hubulî ani'l-Müstevrid b. Şeddâd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i abdest alıyorken gördüm, serçe parmağı ile ayak parmaklarının aralarını hilâlliyordu."
579-Bu hadisi Ahmed (IV, 32), Ebû Dâvud (no. 142), Tirmizî (no. 38), İbn Mâce (no. 448), İbn Huzeyme (no. 170), el-Hâkim (I, 147-148, 182) ve Beyhakî (I, 51, 76), es-Sevrî an Ebî Hâşim an Âsım b. Lakît b. Sabire an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî "hasen sahîh" hükmünü vermiştir.
580-581-582-Bu hadisi Ebû Hureyre'den pekçokları rivayet etmiştir:
Ahmed (II, 245, 531), Buhârî (cum'a 8/1, I, 214), Müslim (tahâret no. 42, s. 220), Ebû Dâvud (no. 46), Nesâî (tahâret 7, I, 12) ve İbn Huzeyme (no. 139), Ebû'z-Zinâd ani'l-A'rec an Ebî Hureyre;
Ahmed (II, 159, 287 399,429) Tirmizî (no. 22) ve Beyhakî (no. 37), Muh. b. Amr an Ebî Seleme an Ebî Hureyre;
Ahmed (II, 400), Saîd b. e. Hilâl ani'l-A'rec an Ebî Hureyre;
Ahmed (II, 433), Yahyâ b. Saîd an Saîd el-Makburî an Ebî Hureyre;
Ahmed (II, 460, 517), İbn Huzeyme (no. 140) ve Beyhakî (I, 35), Zührî an Humeyd b. Abdirrahman an Ebî Hureyre;
Ahmed (II, 509) ve Beyhakî (I, 36), Saîd el-Makburî an Atâ mevlâ Ümmî Sabiyye an Ebî Hureyre;
Beyhakî (I, 36), Abdurrahman es-Serrâc ani'l-Makburî;
Ahmed (II, 250), İbn Mâce (no. 287) ve Beyhakî (I, 36), Ubeydullah b. Ömer an Saîd el-Makburî an Ebî Hureyre tarikiyle tahrîc ettiler.
583-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 47), Tirmizî (no. 23) ve Beyhakî (I, 37), Muh. b. İshâk an Muh. b. İbrâhîm an Ebî Seleme an Zeyd b. Hâlid asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî, isnâdı hakkında "hasen sahîh" hükmü vermiştir.
584-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 57), Hemmâm an Alî b. Zeyd b. Cüd'ân an Ümmi Muhammed an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
Alî, zayıf bir râvidir.
585-Asl-ı senedi: el-Mikdâm b. Şüreyh an ebîhî an Âişe.
Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 51), Müslim (tahâret 43-44, s. 220), Nesâî (tahâret 8, I, 13), İbn Mâce (no. 290), İbn Huzeyme (no. 134) ve Beyhakî (I, 34) tahrîc ettiler.
Muhakkikin bu bâba ilavesi:
Ebû Dâvud (no. 52), Beyhakî (I, 39) ve Şerhu's-sünne'de (no. 204) Begavî, Muh. b. Abdillah el-Ensârî an Anbese b. Saîd el-Kûfî an Kesîr b.Ubeyd an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler: "Allah'ın Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, misvak kullanır ve yıkamam için misvakı bana verirdi. Ben de önce onunla fırçalar; yıkadıktan sonra tekrar Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e verirdim."
586-Bu hadisi Şâfiî (Ümm I, 20), Ahmed (V, 124), Nesâî (tahâret 5, I, 10), İbn Hibbân (Mevârid no. 143) ve Beyhakî (I, 34) Muh. b. İshâk an İbn ebî Atîk an  Âişe;
Beyhakî (I, 34), el-Kâsım b. Muh. an Âişe;
İbn Huzeyme (no. 136) Ubeyd b.Umeyr an Âişe tarikiyle tahrîc ettiler.
Bu hadis hakkında İbnu's-Salâh: "İsnâdı sâlihtir"; Begavî: "Hasendir"; Nevevî ise: "İsnâdları sahihtir" tabirleri ile hüküm vermişlerdir (Tergîb I, 165; Feyd IV, 147).
Bu rivayeti İbn Hibbân, Ebû Hureyre hadisinden de tahrîc etmiştir (Mevârid no. 244).
587-İsnâdında yer alan Bahr b. Kesîr es-Sakkâ, zayıf olduğunda ittifâk hâsıl olmuş bir râvidir (Mecma' I, 220).
588-580-Asl-ı senedi: Gaylân b. Cerîr an Ebî Bürde an Ebî Mûsâ.
Bu hadisi Ahmed (IV, 417), Buhârî (vudû' 73, I, 66), Müslim (tahâret 45,  s. 220), Ebû Dâvud (no. 49), Nesâî (tahâret 3, 4, I, 9-10), İbn Huzeyme (no. 141) ve Beyhakî (I, 35) tahrîc ettiler.
591-592-Bu hadisi Buhârî (cum'a 8/2, I, 214), Nesâî (tahâret 6, I, 11) ve Beyhakî (I, 35), Abdülvâris an Şuayb b. el-Habbâb an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
593-Ebû Dâvud (no. 50), bu hadisi  Anbese b. Abdilvâhid an Hişâm b. Urve an ebîhî an Âişe asl-ı senedi ile tahric etmiştir. Misvâk'ı yıkamakla ilgili metnin ikinci bölümü Kesîr b. Ubeyd an Âişe tarikiyle rivâyet edilmiştir (Ebû Dâvud no. 52). Rûdânî, burada iki metni birleştirmiştir.
594-Asl-ı senedi: Muh. b. İshâk ani'z-Zührî an Urve an Âişe.
Bu hadisi Ahmed (VI, 272), İbn Huzeyme (no. 137), el-Hâkim (I, 146) ve Beyhakî (I, 38) tahrîc ettiler.
İbn Huzeyme: "Korkarım Muh. b. İshâk bunu Zührî'den işitmemiş; onunla kendi arasındaki bir râviyi iskât etmek sûretiyle tedlîs yapmıştır"; el-Hâkim ise: "Müslim'in şartınca sahîhtir" demektedir (Tergîb I, 168).
595-Kimi rivayetlerinde Hz. Alî'nin sözü olarak gelmiştir. Asl-ı senedi: Sa'd b. Ubeyde an Ebî Abdirrahman es-Sülemî an Alî.
Bu hadisi İbnü'l-Mübârek (K. ez-Zühd no. 1224-5), Bezzâr (Keşf no. 496) ve Beyhakî (I, 38) tahrîc ettiler.
İsnâdı Münzirî'ye göre ceyyiddir (Tergîb I, 167).
596-İsnâdında yer alan İsâ b. Abdillah el-Ensârî hakkında İbn Hacer: "İbn Hibbân onu zayıflar arasında saymış ve İbn Adî, bu hadisi onun münker rivayetleri arasında zikretmiştir" şeklinde bilgi vermektedir (Neyl I, 121).
597-Râvilerinden Muallel b. Muh. hakkında hiç bilgi edinilememiştir (Mecma' II, 100).
598-İsnâdı, Heysemî'ye göre hasendir (Mecma' II, 100).
599-İbn Mâce (no. 289), bunu Osmân b. ebî'l-Âtike an Alî b. Yezîd ani'l-Kâsım an Ebî Umâme tarikiyle tahrîc etti.
Alî b. Yezîd sebebiyle isnâdı zayıftır.
Bu bâba muhakkikin yaptığı ilâveler:
Ebû Dâvud (no. 56), Behz b. Hakîm an Zürâre b. Evfâ an Sa'd b. Hişâm an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc etti: "Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in abdest suyu ve misvağı hazırlanır, konurdu. Gece kalktığı zaman abdest bozar, sonra misvak kullanırdı."
Buhârî (vudû' 73, I, 66; cum'a 8/3, I, 214; 10, I, 214), Müslim (tahâret 46, 47, I, 220-1), Ebû Dâvud (no. 55), Nesâî (tahâret 2, I, 8), İbn Mâce (no. 286), İbn Huzeyme (no. 136) ve Beyhakî (I, 38), Ebû Vâil an Huzeyfe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler: "Allah'ın Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, gece kalktığı vakit ağzını (dişlerini) misvakla oğuştururdu."
600-601-Bu hadis pek çokları tarafından Ebû Hureyre'den tahrîc edilmiştir:
Buhârî (vudû' 26, I, 48), Müslim (tahâret 88/1, s. 233) ve Mâlik (tahâret no. 9, s. 21), Ebû'z-Zinâd ani'l-A'rec an Ebî Hureyre;
Ebû Dâvud (no. 105), İbn Vehb an Muâviye b. Sâlih an Ebî Meryem an Ebî Hureyre;
Müslim (tahâret 88/1, s. 233) Hemmâm b. Münebbih an Ebî Hureyre;
Ahmed (II, 507) ve Müslim (tahâret 88/1, 233), Hişâm an Muh. b. Sîrîn an Ebî Hureyre;
Ahmed (II, 265, 284), Müslim (tahâret 87/1, s. 233), Nesâî (gusül 29/1, I, 215) ve İbn Mâce (no. 393), ez-Zührî an Saîd ve Ebî Seleme an Ebî Hureyre;
Müslim (tahâret 88/1, s. 233), Sâbit Mevlâ Abdirrahman b. Zeyd an Ebî Hureyre;
Ahmed (II, 500), Mûsâ b. Yesâr an Ebî Hureyre;
Ahmed (II, 403) ve Müslim (tahâret 88, s. 233), Ebû'z-Zübeyr an Câbir an Ebî Hureyre;
Ahmed (II, 455) ve Müslim (tahâret 87, s. 233), Abdullah b. Şakîk an Ebî Hureyre tarikleriyle tahrîc ettiler.
602-Bu hadisin asl-ı senedi: ez-Zührî an Ebî İdrîs an Ebî Hureyre.
Bu hadisi Mâlik (tahâret no. 3, s. 19), Buhârî (vudû' 25, I, 25), Müslim (tahâret no. 22, s. 212), Ebû Dâvud (no. 140), Nesâî (tahâret 72, I, 67) ve İbn Mâce (no. 410) tahrîc ettiler.
603-Bu rivayeti Müslim (tahâret 21, s. 212), Ma'mer an Hemmâm an Ebî Hureyre tarikiyle tahrîc etmiştir.
604-Bu rivayeti Müslim (no. 23, s. 212-3) ve Nesâî (tahâret 73, s. 67), ed-Derâverdî an Yezîd b. el-Hâd an Muh. b. İbrâhîm an İsâ b. Talha an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
605-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 141) ve İbn Mâce (no. 408), İbn ebî Zî'b an Kâriz b. Şeybe an Ebî Gatafân an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Bu hadisi el-Hâkim (I, 148), İbnu'l-Cârûd ve İbnu'l-Kattân sahîh addetmişler. Telhîs'inde irâd eden İbn Hacer herhangi bir zaaf unsuru zikretmemiştir (Neyl I, 162).
606-Lafız Buhârî'ye aittir. Birkaç kanaldan olmak üzere asl-ı senedi: Nu'aym b. Abdillah el-Mücmir an Ebî Hureyre.
Bu hadisi buradaki lafzına yakın olarak Buhârî (vudû'3, I, 43) ve Müslim (tahâret no. 35, s. 216) an Saîd b. e. Hilâl an Nuaym tarikiyle tahrîc etttiler.
607-Lafız Müslim'e aittir. O, bunu Süleymân b. Bilâl an Umâre b. Gaziyye an Nu'aym tarikiyle tahrîc etmiştir (no. 34, s. 216).
608-Bu metin versiyonu 605. numarada zikri geçen Müslim rivayetine aittir.
Mâlik, bu hadisi direkt Nu'aym kanalıyla tahrîc etmiştir (Muvattâ' tahâret no. 33, s. 33).
Ahmed ise (II, 334, 523), Fuleyh b. Süleymân an Nu'aym kanalıyla rivayet etmiştir.
609-Bu hadisi Ahmed (II, 371), Müslim (tahâret 40, s. 219), Nesâî (I, 93, tahâret 110), İbn Huzeyme (no. 7) ve Beyhakî (I, 56), Ebû Mâlik el-Eşcaî an Ebî Hâzım an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
610-Bu hadisin asl-ı senedi: Ebû Cehdam Mûsâ b. Sâlim an Abdillah b. Ubeydillah b. Abbâs an İbn Abbâs.
Bunu Tirmizî (no. 1701), Nesâî (tahâret 106/1, I, 89) ve İbn Mâce (no. 426) tahrîc ettiler.
Tirmizî, "hasen sahîh" hükmü vermiştir. Lafız Nesâî'ye aittir.
611-Bu hadisi Bezzâr (Keşf no. 265) Ebû Ma'şer an Saîd el-Makberî an Ebî Hureyre tarikiyle tahrîc etmiştir. Heysemî, isnâdı hakkında şu bilgiyi vermektedir: "Ebû Ma'şer'in rikâk, mağâzî ve amellerin faziletlerine dâir hadisleri yazılmıştır. Diğer râvileri Sahîh ricâlindendir" (Mecma I, 237).
612-İsnâdında yer alan Abdürrahîm b. Zeyd metrûk; babası ise hakkında ihtilaf olan birisidir (Mecma' I, 239).
613-Bu lafız Buhârî'ye (vudû' 47,I, 58) aittir. Asl-ı senedi: Mis'ar b. Kidâm an Abdillah b. Abdillah b. Cebr an Enes.
Bunu bu tarikten Müslim de (tahâret 51, s. 258) tahrîc etmiştir.
614-Bu rivayetin asl-ı senedi: Şu'be an İbn Cebr şeklinde olup Ahmed (II, 264, 290), Dârimî (I, 175), Müslim (tahâret no. 50, s. 257), Nesâî (I, 127, 179), İbn Huzeyme (no. 116), Tahâvî (II, 51) ve Beyhakî (I, 194) tarafından tahrîc edilmiştir.
615-Tirmizî'nin (no. 609), bu rivayeti Şerîk an Abdillah b. İsâ an İbn Cebr tarikiyledir. Tirmizî'ye göre bu lafız, sadece Şerîk kanalıyla gelmiştir.
616-Ebû Dâvud'un (no. 95) tariki, Tirmizî'nin tariki ile aynı olmakla birlikte lafzı değişiktir.
617-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 94) ve Nesâî (tahâret 59/2, I, 58), Şu'be an Habîb el-Ensârî an Abbâd b. Temîm an ceddetihî Ümmü Umâre binti Ka'b asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafız Ebû Dâvud'a ait olup, kısadır.
618-Dârimî (I, 175), bu hadisi Zekeriyyâ b. Adî an Ubeydillah b. Amr an Abdillah b. Muh. b. Akîl ani'r-Rebî' senedi ile tahric etmiştir. İbn Akîl, ihtilâflı bir kişidir.
619-Bu hadisin aslı Sahîh-i Buhârî'de de yer almıştır. Ebû Dâvud (no. 100), bunu Abdülazîz b. Abdillah b. ebî Seleme an Amr b. Yahyâ an ebîhî an Abdillah b. Zeyd asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
620-Bu hadisi İbn Mâce (no. 425), İbn Lehî'a an Huyey b. Abdillah el-Meâfirî an Ebî Adirrahman el-Hubulî an İbn Amr asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
İsnâdı Huyey ve İbn Lehî'a sebebiyle zayıftır.
621-Bu hadisi Tirmizî (no. 53), İbn Vehb an Zeyd b. Hubâb an Süleymân b. Erkam Ebî Muâz ani'z-Zührî an Urve an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc etmiş ve akabinde: "Âişe hadisi düzgün değildir. Ayrıca bu bâbta Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'den sahîh olarak bir şey de gelmiş değildir" demiştir. Ebû Muâz hakkında Buhârî: "Hadisleri münkerdir"; Nesâî: "Metr?ktur"; İbn Hibbân: "Uydurma şeyler rivayet etmiştir, mu'dâller ile infirâd etmiştir. Onunla ihticâc etmek doğru değildir" demişlerdir (Feyd IV, 175).
622-Bu hadisi Tirmizî (no. 54), Kuteybe an Rişdîn b. Sa'd an Abdirrahman b. Ziyâd b. En'am an Utbe b. Humeyd an Ubâde bin Nuseyy an Abdirrahman b. Ganem an Muâz senedi ile tahrîc etmiştir.
Tirmizî'nin de işaret ettiği gibi isnâdı, Rişdîn ve İbn En'am sebepleriyle zayıftır.
623-Bu hadisi Ahmed (II, 418), Ebû Dâvud (no. 101), İbn Mâce (no. 399), Dârekutnî (I, 79) ve Beyhakî (I, 41) tahrîc ettiler. Asl-ı senedi: Ya'k?b b. Seleme el-Leysî an ebîhî an Ebî Hureyre. Seleme'nin babasından, onun da Ebû Hureyre'den semâının olup olmadığı bilinemekle birlikte Ebû Seleme'nin hâli de mechûldur (Feyd VI, 430).
624-Bu hadisi Dârekutnî de rivayet etmiştir. İrâkî'ye göre isnâdı zayıftır (Feyd VI, 128).
625-Bu hadisi Ahmed (IV, 399), Nesâî (no. 80) ve İbnü's-Sünnî (no. 28), el-Mu'temir b. Süleymân an Abbâd b. Abbâd b. Alkame an Ebî Miclez an Ebî Mûsâ asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
Abbâd, dışındakiler Sahîh ricâlidir. Abbâd ise güvenilir bir râvidir. Nevevî, bu hadisin isnâdını K. el-Ezkâr'ında sahîh addetmiş; İbn Hacer ise Ebû Miclez'in Ebû Mûsâ'yı işittiğini şüpheli olmasını gerekçe göstererek bu hükmü ta'lîl etmiştir.
626-İsnâdı Heysemî'ye göre hasendir (Mecma' I, 220).
627-İsnâdında yer alan Ebû'l-Cen?b Ukbe b. Alkame sebebiyle zayıf bir hadistir. Bu şahıs hakkında Ebû Hâtim: "Kendisiyle meşgul olmaya değmez, zaafı açıktır" demektedir (Mîzân no. 5693).
628-Râvilerinden Talha b. Zeyd er-Rakkî sebebiyle isnâdı zayıftır (Mecma' I, 238).
629-İsnâdında yer alan Atîk b. Ya'k?b hakkında bilgi edinemediğini söyleyen Heysemî, "Diğer râvileri Sahîh ricâlidir" demektedir (Mecma' I, 240).
630-Ricâlinin Sahîh ricâli olduğunu Heysemî söylemektedir (Mecma' I, 240).
631-Ahmed bu hadisi Şerîk, Şu'be ve Zâide kanalları ile Abdülmelik b. Umeyr'den tahrîc etmiştir (Müsned III, 471). Abdülmelik ve ondan rivayette bulunanlar Sahîh ricâlindendirler. Nesâî, bu hadisi an Ebî Revh an raculin şeklinde tahrîc etmiştir (Tergîb I, 171).
632-Lafız Buhârî'nindir. Bu hadisi Sevrî, Şu'be ve Şerîk, Amr b. Âmir el-Ensârî'den, o da Enes'den rivayet ettiler.
Bunu Ahmed (III, 132, 133, 154, 194, 260), Dârimî (I, 183), Buhârî (vudû' 54, I, 60), Ebû Dâvud (no. 171), Tirmizî (no. 60), Nesâî (I, 85), İbn Mâce (no. 509), İbn Huzeyme (no. 126), Tahâvî (I, 42, 45) ve Beyhakî (I, 162) tahrîc ettiler.
633-Lafız Nesâî'ye aittir. Diğer rivayetlerde: "Mestlerinin üzerlerine meshetti" ibaresi yer almaktadır. Asl-ı senedi: Alkame b. Mersed an Süleymân b. Büreyde an ebîhî.
Bunu Müslim (tahâret 86, I, 232), Ebû Dâvud (no. 172), Tirmizî (no. 61), Nesâî (tahâret 101/3, I, 86) ve İbn Mâce (no. 510) tahrîc ettiler.
634-Lafız Buhârî'ye (salât 47, I, 110) aittir. Asl-ı senedi şöyledir: Eş'as Süleym an ebîhî an Mesr?k an Âişe.
Bu hadisi Ahmed (VI, 94, 130, 147, 202), Buhârî (vudû' 31, I, 50; salât 47, I, 110; libâs 77, VII, 61; at'ime 5, VI, 197; libâs 38, VII, 49), Müslim (tahâret 66-67, s. 226), Ebû Dâvud (no. 4140), Tirmizî (no. 608), Nesâî (tahâret 90, I, 78, 205), İbn Mâce (no. 401), İbn Huzeyme (no. 244, 179), İbn Hibbân (no. 5432) ve Beyhakî (I, 86, 216) tahrîc ettiler.
635-Asl-ı senedi: Müslim b. Sellâm an Alî. Lafız Tirmizî'ye aittir.
Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 205, 1005) ve Tirmizî (no. 1164, 1166) tahrîc ettiler. Tirmizî, daha sonra isnâdı hakkında "hasen" hükmü vermiştir.
636-Bu rivayetin asl-ı senedi: Şu'be an Süheyl b. ebî Sâlih an ebîhî an Ebî Hureyre.
Hadisi bu tarikten, bu lafzıyla Tayâlisî (Müsned no. 24-22), Ahmed (II, 435, 410, 471), Tirmizî (no. 74), İbn Mâce (no. 515), İbnü'l-Cârûd (s. 12), İbn Huzeyme (no. 27) ve Beyhakî (I, 117, 220) tahrîc ettiler. Bu hadisin isnâdı sahihtir.
637-Lafız, Tirmizî'ye aittir. Bu lafzı Süheyl'den Hammâd b. Seleme, Abdülazîz b. Muh. ve Cerîr rivayet etmiştir. Yani asl-ı senedi: Süheyl an ebîhî an Ebî Hureyre.
Hadisi bu lafzıyla tahrîc edenler: Dârimî (I, 183), Ahmed (II, 414), Müslim (hayd 99, s. 276), Ebû Dâvud (no. 177), Tirmizî (no. 75, "hasen sahîh"), İbn Huzeyme (no. 24, 28) ve Beyhakî (I, 161).
638-Bu hadisi Ahmed (II, 330), Ebû Bekr el-Hanefî ani'd-Dahhâk b. Osmân an Saîd el-Makburî an Ebî Hureyre isnâdı ile tahrîc etmiştir.
639-Bu rivayette Müsned-i Ahmed'de (II, 330) yer almış olup aynı isnâd ile sevkedilmiştir.
Bu isnâdın râvileri Heysemî'ye göre Sahîh ricâlidir (Mecma' I, 242).
640-İsnâdında yer alan el-Haccâc b. Ertât, nefsinde güvenilir bir kişi olmasına rağmen "an" lafzıyla yaptığı rivayetlerde zaman zaman tedlîs yaptığı bilinmektedir (Mecma'I, 242).
641-Bu rivayet merfû? olmayıp, İbn Mes'ûd'un sözüdür. Bu hadisin isnâdını oluşturan râviler güvenilir kimselerdir (Mecma' I, 243).
642-Lafız Buhârî'ye ait olup asl-ı senedi: ez-Zührî an Saîd b. el-Müseyyeb ve an Abbâd b. Temîm an Abdillah b. Zeyd.
Tahrîc edenler: Buhârî (vudû' 4, I, 43), Müslim (hayd 98, s. 276), Ebû Dâvud (no. 176), Nesâî (tahâret 115, I, 98-9), İbn Mâce (no. 513) ve İbn Huzeyme (no. 25).
644-Bu hadisin isnâdını teşkil eden râviler, Heysemî'ye göre Sahîh ricâlidir (Mecma' I, 244).
645-647-Bu hadis muhtelif tariklerden olmak üzere Hz. Alî'den tahrîc edilmiştir:
Tayâlisî (Müsned no. 145), Ahmed (I, 109, 125, 145), Ebû Dâvud (no. 206), Nesâî (I, 111), Tahâvî (I, 46), İbn Huzeyme (no. 20) ve Beyhakî (I, 167, 169), er-Rükeyn b. er-Rebî' an Husayn b. Kabîsa an Alî asl-ı senedi ile;
Ahmed (I, 104, 110), Müslim (hayd no. 19, s. 247), Nesâî (VIII, 214), İbn Huzeyme (no. 22-3), Tahâvî (I, 46) ve Beyhakî (I, 115), İbn Abbâs an Alî asl-ı senedi ile;
Tayâlisî (no. 144), Ahmed (I, 125, 129), Buhârî (gusl, 12, I, 71), Nesâî (tahâret 112/1, I, 96), İbn Huzeyme (no. 18), İbnu'l-Cârûd (s. 14), Tahâvî (I, 46) ve Beyhakî (I, 359, II, 410), Ebû Husayn an Ebî Adirrahman es-Sülemî an Alî asl-ı senedi ile;
Tayâlisî (no. 104), Ahmed (I, 80, 82, 103, 124, 140), Buhârî (ilm 51, I, 42; vudû' 34, I, 52), Müslim (hayd 17-8, s. 247), Nesâî (tahâret 112/6, I, 97); VIII, 214), İbn Huzeyme (no. 19) ve Beyhakî (I, 115), Münzîr es-Sevrî an Muh b. el-Hanefiyye an Alî asl-ı senedi ile;
Nesâî (tahâret 112, I, 97), ayrı ayrı tariklerle olmak üzere Râfi' b. Hadîc, Âiş b. Enes ve Urve an Alî kanalıyla da tahrîc etmiştir.
Ayrıca Mâlik (tahâret no. 53, s. 40), Ebû Dâvud (no. 207), Nesâî (tahâret 112/5, I, 97), İbn Mâce (no. 505) ve İbn Huzeyme (no. 21), Süleymân b. Yesâr kanalıyla el-Mikdâd'dan tahrîc etmiştir.
646-Ebû Dâvud'un (no. 208) bu rivayeti Urve ani'l-Mikdâd an Alî tarikiyle gelmiştir.
647-Bu Nesâî rivayeti ise (tahâret 112/2, I, 96), Hişâm b. Urve an ebîhî an Alî tarikiyle gelmiştir. Ancak Ebû Hâtim'e göre Urve, Alî'yi işitmemiştir.
648-Bu hadisi Dârimî (I, 184), Ebû Dâvud (no. 210), Tirmizî (no. 115) ve İbn Mâce (no. 506), Muh. b. İshâk an Saîd b. Ubeyd b. es-Sebbâk an ebîhî an Sehl b. Huneyf asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî "hasen sahîh" hükmü vermiştir. Müdellis olarak mar?f olan İbn İshâk, bu rivayette tahdîs sigasını tasrîh etmiştir.
649-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 211), İbn Vehb an Muâviye b. Sâlih ani'l-Alâ b. el-Hâris an Harâm b. Hakîm an Abdillah b. Sa'd asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
Tirmizî, başka bir metinle gelen bu isnâdın aynısına "hasen" hükmü vermiştir.
650-Bu hadisi Ahmed (VI, 443), Ebû Dâvud (no. 2381) ve Tirmizî (no. 87), Yahyâ b. e. Kesîr ani'l-Evzaî an Yaîş b. el-Velîd el-Mahzûmî an ebîhî an Ma'dân b. e. Talha an Ebî'd-Derdâ' asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Bu hadisi ayrıca Tahâvî (I, 347-8), el-Hâkim (I, 426), İbnü'l-Cârûd (s. 15) ve Beyhakî (I, 144) de tahrîc ettiler.
Tirmizî diyor ki: "Bu bâbdaki en sahîh şeydir." İbn Mende ise: "İsnâdı sahîh ve muttasıldır. Buhârî ile Müslim, bu hadisi isnâdındaki ihtilâf nedeniyle kitaplarına almamışlardır" demiştir.
651-Bu hadisin son bölümünü Dârekutnî (I, 224), Yûnus ani'z-Zührî an Süleymân b. Yesâr ani'l-Misver b. Mahreme an Ömer tarikiyle tahrîc etmiştir.
652-Bu hadisi Ahmed (III, 343, 359), Ebû Dâvud (no. 198), İbn Huzeyme (no. 36), İbn Hibbân (Mevârid no. 250), Dârekutnî (I, 223), el-Hâkim (I, 156-7) ve Beyhâkî (I, 140) tahrîc ettiler. Asl-ı senedi: Muh. b. İshâk (kâle) haddesenî Sadaka b. Yesâr an Ukayl b. Câbir an Câbir.
Ukayl hakkında Mîzân'da hâlinin mechûl olduğu söylenmiş; el-Kâşîf'te ise İbn Hibbân'ın onu güvenilir râviler içinde saydığı zikredilmiştir (Neyl I, 209).
653-Bu hadis benzer mânâları ile birkaç yoldan Âişe'den nakledilmiştir. Burada irâd olunan lafız, Ebû Dâvud'a ait olup (Sünen no. 179), asl-ı senedi şöyledir: el-A'meş an Habîb b. ebî Sâbit an Urve an Âişe.
Bunu bu tarikten tahrîc edenler: Ahmed (VI, 210), Ebû Dâvud (no. 179-80), Tirmizî (no. 86), İbn Mâce (no. 502), Dârekutnî (I, 137) ve Beyhakî (I, 125).
Yahya b. Saîd bu tariki zayıf addetmiş, Buhârî ise Habîb'in Urve'den işitmediğini ileri sürmüştür. Tirmizî, ashâbının bu hadisi sahîh olmadığı için terkettiğini söylemiştir.
Ancak, başka tariklerle desteklenmiştir:
Ahmed (VI, 198), Ebû Dâvud (no. 178), Nesâî (tahâret 121, I, 104), Dârekutnî (I, 139, 141) ve Beyhakî (I, 126), Süfyân es-Sevrî an Ebî Ravk an İbrâhîm et-Teymî an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ebû Dâvud şu bilgiyi vermektedir: "Bu hadis mürseldir. Zira İbrâhîm, Âişe'yi işitmemiştir." Ayrıca Ebû Ravk, Beyhakî'nin ifadesi ile Yahyâ b. Maîn ve diğerlerine göre hadiste zayıftır.
İbn Mâce (no. 503), Haccâc an Amr b. Şuayb an Zeyneb es-Sehmiyye an Âişe kanalıyla tahrîc etmiştir. Zeylaî'ye göre bunun isnâdı ceyyid; Bûsirî'ye göre Haccâc ve Zeyneb sebebiyle zayıftır.
Bezzâr da Atâ an Âişe tarikiyle rivayet etmiştir. İsnâdı ceyyid olup Abdülhakk: "Bir illetini göremiyorum" demiştir.
654-Mâlik (tahâret 64, s. 43), bunu ez-Zührî an Sâlim b. Abdillah b. Ömer an ebîhî sahîh senedi ile tahrîc etmiştir.
655-Lafız Ebû Dâvud'undur. Asl-ı senedi: Kays b. Talk an ebîhî.
Tahrîc edenler: Ebû Dâvud (no. 182), Tirmizî (no. 85), Nesâî (tahâret 119, I, 101) ve İbn Mâce (no. 483).
Bu hadisin isnâdı hakkında şu bilgiler verilmiştir:
Amr b. Alî el-Fellâs, isnâdını sahîh kabul ederek: "Bizce Busre hadisinden daha sâbittir" demiş, Alî b. el-Medînî ise: "Bizce Busre hadisinden daha hasendir" demiş; Tahâvî ise: "İsnâdı müstakîm olup, Busre hadisinin hilafına ızdıraptan sâlimdir" demiştir. İbn Hibbân, Taberânî ve İbn Hazm'ın sahîh addetmelerine karşılık Şâfiî, Ebû Zür'a, Dârekutnî, Beyhakî ve İbnu'l-Cevzî zayıf saymışlardır. İbn Hibbân, Taberânî, İbnu'l-Arabî, Hâzimi ve diğerleri bu hadisin hükmünün nesholunduğunu ileri sürmüşlerdir (Neyl I, 218).
656-Bu hadisi Mâlik (tahâret 58, s. 42) Dârimî (I, 184-5), Ebû Dâvud (no. 181), Tirmizî (no. 82), Nesâî (tahâret 118, I, 100-1; gusl 30, I, 216), İbn Mâce (no. 479) ve İbn Huzeyme (no. 33), Urve an Mervân b. el-Hakem an Busre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî ve el-Hâkim'e göre isnâdı sahihtir. Dârekutnî "sâbit" olduğunu söylemiş; ayrıca İbn Maîn, Beyhakî ve Hazimî de sahîh addetmişlerdir. Her hâiyle isnâdı Buhârî'nin şartına uymaktadır. Nitekim Tirmizî'nin naklettiğine göre Buhârî: "Bu bâbda en sahîh olan Busre'nin hadisidir." demiştir. Suyûtî'nin bunu mütevâtir hadisler içinde zikretmesiyle birlikte İbnü'r-Rif'a, Câbir, İbn Amr, Zeyd b. Hâlid ve Ebû Eyyûb'un da bulunduğu 19 sahâbîden rivayet edildiğini söyler. Bu hadisin tarîkleri hakkında müstakil eser bile kaleme alınmıştır (Feyd VI, 228).
657-Râvileri Sahîh ricâlindendir (Mecma' I, 245).
658-Bu hadisi Ahmed (II, 223), Abdülcebbâr b. Muh. el-Hattâbî an Bakiyye b. el-Velîd an Muh. b. el-Velîd ez-Zebîdî an Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddîhî senedi ile tahrîc etmiştir.
Bakiyye "an" lafzı ile rivayette bulunduğunda tedlîs yaptığından korkulmaktadır. Bu endişe burada da sözkonusudur.
659-İsnâdında yer alan Süleymân b. Dâvud eş-Şâzek?nî çoğunluğa göre zayıf bir râvidir (Mecma' I, 245).
660-İsnâdında adı geçen Abdullah b. el-Mü'emmel'i Ahmed ve bir rivayette Yahya b. Maîn zayıf addetmişler; İbn Hibbân ile bir rivayette İbn Maîn güvenilir saymışlardır (Mecma' I, 245).
661-Bu mevkûfu Mâlik (tahâret 11/1, s. 22) Nâfî' an İbn Ömer sahîh senedi ile tahric etmiştir.
662-Lafız Ebû Dâvud'a ait olup asl-ı senedi şöyledir: Bakiyye b. el-Velîd ani'l-Vadîn b. Atâ' an Mahfûz b. Alkame an Abdirrahman b. Âiz an Alî.
Bu hadisi Ahmed (I, 111), Ebû Dâvud (no. 203), İbn Mâce (no. 477), Dârekutnî (I, 161) ve Beyhakî (I, 118) tahrîc ettiler.
Mahfûz ile Abdurrahman'ın güvenilir olmalarına karşılık Vadîn zayıf bir râvi olup, Cûzecânî tarafından bu hadis onun münkerleri arasında sayılmıştır. Hadisin bir başka illeti, Ebû Zür'a'ya göre Abdurrahman'ın Hz. Alî'yi işitmemiş olduğu iddiasıdır (K. el-İlel, İbn e. Hâtîm I, 47). Bu hadis, Ebû Bekr b. Meryem an Atîyye b. Kays an Muâviye (mesela Sünen-i Dârimî I, 184) tarikiyle de gelmişse de bu da zayıftır.
663-Bu hadisi Ahmed (I, 256), Ebû Dâvud (no. 202), Tirmizî (no. 77) ve Beyhakî (I, 121) tahrîc ettiler. Asl-ı senedi: Abdüsselâm b. Harb an Yezîd Ebî Hâlid ed-Dâlânî an Katâde an Ebî'l-Âliyye an İbn Abbâs.
Bu rivayet, Dâlânî'nin münkeri olarak addedilmiştir. Ancak o nefsinde sadûk bir râvidir. Nitekim o, Ebû Hâtim, Nesâî, Ahmed tarafından tevsîk edilmiştir. Zehebî, Muğnî'sinde: "Meşh?rdur; hadisi ise hasendir" demiştir.
Ancak bu hadisi Tirmizî'nin İlel'inde naklettiğine göre Ahmed ve Buhârî zayıf saymışlardır. Tirmizî, münker oluşuna delil olarak hadisin Saîd b. ebî Ar?be an Katâde an İbn Abbâs tarikiyle mevkûf rivayetinin mevc?diyetini göstermiştir ki Ebû'l-Âliyye'nin görüldüğü gibi adı geçmemektedir (Neyl I, 213).
664-Taberânî'nin senedinde geçen el-Alâ b. Kesîr el-Leysî, ittifakla zayıftır (Mecma' I, 248).
665-Bu parça, uzun metinli bir "küs?f" hadisinin bir parçasıdır. Asl-ı senedi: Hişâm b. Urve an Fâtime binti'l-Münzîr an Esmâ.
Bunu Buhârî (vudû', 38, I, 54; küs?f 10, II, 28; sehv 9/2, II, 68) ve Müslim (küs?f no. 11-2, s. 624-5) tahrîc ettiler.
666-Bu hadisi Âişe'den Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe rivayet etmiştir.
Bunu Ahmed (II, 52; VI, 251), Dârimî (I, 287), Buhârî (ezân 51, I, 168), Müslim (salât no. 90, s. 311), Nesâî (II, 83, 101), İbnu'l-Cârûd (s. 17) 166), İbn Huzeyme (no. 257, 1621), Tahâvî (I, 405) ve Beyhakî (I, 123; III, 80) tahrîc ettiler.
667-Bu rivayetin asl-ı senedi: ez-Zührî an Ömer b. Abdilazîz an Abdillah b. İbrâhîm b. Kârız an Ebî Hureyre. Kimileri İbn Kârız'ı, İbrâhîm b. Abdillah b. Kârız olarak zikretmiştir.
Bu hadisi bu tarîkten Tayâlisi (Müsned no. 2376), Ahmed (II, 265, 271, 427, 469, 478), Müslim  (hayd 90/1, s. 272-3), Nesâî (tahâret 122, I, 105) ve Tahâvî (I, 63) tahrîc ettiler.
İbn Huzeyme (no. 42), Süheyl b. ebî Sâlih an ebîhî an Ebî Hureyre tarîkiyle tahrîc etmiştir.
668-Bu rivayeti Ahmed (II, 529) ve Nesâî (tahâret 122, I, 106), Yahyâ b. ebî Kesîr ani'l-Evza'î ani'l-Muttalib b. Abdillah b. Hantab an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Râvileri güvenilir kişilerdir. Beyhâkî'nin Sünen'inde (I, 153) Ebû Usâme ani'l-Velîd b. Kesîr an Muh. b. Amr b. Atâ' an İbn Abbâs asl-ı senedi ile bir şahidi vardır.
669-Bu hadisin asl-ı senedi: Süfyân b. Uyeyne an Muh. b. Amr an Ebî Seleme an Ebî Hureyre.
Bu tarikten hadisi Tirmizî (no. 79) ve İbn Mâce (no. 385) tahrîc ettiler. Tirmizî, isnâdı hakkında hiçbir hüküm beyân etmemiştir. Zâhir odur ki sahîh gözükmektedir. Ahmed'in Müsned'inde (I, 236) İbn Cüreyc an Muh. b. Yûsuf an Süleymân b. Yesâr an İbn Abbâs asl-ı senedi ile bir mütâbiî vardır ki, onun isnâdı da sahîhtir.
670-Bu rivayeti Ahmed (II, 458) ve Ebû Dâvud (no. 194), Şu'be an Ebî Bekr b. Hafs an Selman el-Eğarr an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
671-Nesâî (tahâret 122, I, 106), Şu'be an Amr b. Dînâr an Yahyâ b. Ca'de an Abdillah b. Amr el-Kârî an Ebî Eyyûb ve an Ebî Talha asl-ı senedi ile ayrı ayrı tahrîc etmiştir. Hatta aynı isnâdla hadisi bir keresinde de Ebû Hureyre'den sevketmiştir.
Ricâli Sahîh ricâlidir.
672-Bu hadisin asl-ı senedi: Zeyd b. Eslem an Atâ b. Yesâr an İbn Abbâs.
Hadisi bu tarikten Mâlik (tahâret 19, s. 25), Buhârî (vudû' 50, I, 59), Müslim (hayd 91, s. 273), Ebû Dâvud (no. 187) ve İbn Huzeyme (no. 41) tahrîc ettiler.
673-Bu hadisi Müslim (tahâret no. 91/2, s. 273) ve İbn Huzeyme (no. 39) Alî b. Abdillah b. el-Abbâs an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
674-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 189) ve İbn Mâce (no. 488), Eb?-l-Ahvas an Simâk an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
Râvileri Sahîh ricâlindendir.
675-Asl-ı senedi: ez-Zührî an Ca'fer b. Amr b. Umeyye an ebîhî.
Tahrîc edenler: Dârimî (I, 185), Buhârî (vud? 50, I, 59; ezân 43, I, 164; cihâd 92, III, 232), Müslim (hayd 92, s. 273), Tirmizî (no. 1836) ve İbn Mâce (no. 490).
676-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 192), Nesâî (tahâret 123, I, 108) ve İbn Huzeyme (no. 43), Şuayb b. e. Hamza an İbni'l-Münkedir an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Nevevî, Şerhu Müslim'de (tahâret 20, s. 26), Buhârî (vudû' 51, I, 59; vudû' 54/5, I, 60) Nesâî (tahâret 124, I, 108-9) ve İbn Mâce (no. 492), Yahyâ b. Saîd an Buşeyr b. Yesâr mevlâ Benî Hârise an Süveyd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
678-Bezzâr (no. 291), bunu el-Hasan b. Yahyâ el-Huşenî an Halife b. Utbe an Ubâde b. Nuseyy an Abdirrahman b. Ganm el-Eş'arî an Muâz tarikiyle tahrîc etmiştir.
Heysemî'nin ifadesi ile Hasan zayıf bir râvîdir (Mecma' I, 349).
679-İsnâdını oluşturan râvîleri güvenilir kimselerdir (Mecma' I, 254).
680-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 197), Osmân b. ebî Şeybe an Zeyd b. el-Hubâb an Mutî' b. Râşid an Tevbetu'l-Anberî an Enes isnâdı ile tahrîc etmiştir.
İbn Hacer, Fethu'l-bârî'de hasen hükmü vermiştir.
681-Bezzâr (no. 287), bu hadisi Eyyûb b. Seyyâr an Muh. b. el-Münkedir an Câbir tarikiyle tahrîc etmiştir.
Bezzâr, daha sonra şu bilgiyi vermektedir: "Bu hadiste Eyyûb teferrüd etmiştir. Ulemânın çoğunluğu, mütâbeatı olmayan rivayetleri sebebiyle onun hadisini terketmişlerdir."
682-Bu hadisi Tayâlisi (Müsned no. 766), Ahmed (V, 88, 92, 96, 98, 100, 102, 105, 106, 108), Müslim (hayd 97, s. 275), İbn Mâce (no. 495), Taberânî (Mu'cemu'l-Kebîr no. 1859), İbn Huzeyme (no. 31), Tahâvî (I, 70, 384) ve Beyhakî (I, 158, 448), Ca'fer bin ebî Sevr an Câbir b. Semure asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
683-Bu hadisi İbn Mâce (no. 497), Bakiyye b. el-Velîd an Hâlid b. Yezîd b. Ömer b. Hubeyre an Atâ b. es-Sâib an Muhârib b. Disâr an İbn Amr asl-ı senediyle tahrîc etti.
Sindî, Zevâid'inde şu bilgiyi vermektedir: Bakiyye, müdellis bir râvi olup "an" lafzıyla yaptığı rivayetlerinde tedliste bulunduğu olmuştur. Hâlid'in durumu hakkında bir malumat edinilmediğinden hâli mechûldür."
684-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 204), İbn Huzeyme (no. 37) ve el-Hâkîm (I, 139), el-A'meş an Şakîk b. Seleme an İbn Mes'ûd asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
İsnâdı sahîhtir.
685-Ebû Dâvud (no. 638) bu hadisi Ebân an Yahyâ an Ebî Ca'fer an Atâ b. Yesâr an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
Ebû Ca'fer, Medine'li olup ismi bilinmemektedir.
686-Râvîleri güvenilir kimselerdir (Mecma' I, 243).
687-Bezzâr (Keşf no. 279), bu hadisi Muh. b. Ubeyd an Sâlih b. Hayyân an Abdillah b. Büreyde an ebîhî tarikiyle tahrîc etmiştir.
Heysemî'ye göre isnâdında yer alan Sâlih, metrûk bir râvîdir. Metinde geçen "abdest" elini yıkamak anlamına gelmektedir.
688-Râvilerinden birisi olan Ömer b. Riyâh, hakkında ittifakla zayıf hükmü verilmiş bir râvîdir (Mecma' I, 246).
689-Râvîlerinden Câbir el-Cu'fî'yi Şu'be ve Sevrî tevsîk etmişlerdir; buna karşılık çoğunluk onu zayıf kabul etmiştir (Mecma', I, 246).
690-İsnâdında yer alan Muh. b. Mesleme, çoğunluğun indinde zayıf olmakla birlikte Dârekutnî onun hakkında: "Bir beisi yoktur" demiştir (Mecma' I, 246).
691-Mâlik, bunu belâğan zikretmiştir (Muvattâ, tahâret no. 47, s. 38).
692-Râvîleri güvenilir kimselerdir; ancak hadisin bir illeti vardır ki, o da Ebû Mûsâ'dan bunu rivayet edenin onu işitmemiş olmasıdır. Yani intikâ' sözkonusudur.
694-Râvîleri Sahîh ricâlindendir (Mecma' II, 82).
695-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1114), Haccâc an İbn Cüreyc an Hişâm an ebîhî an Âişe tarikiyle tahrîc etmiştir. İbn Mâce (no. 1222), İbn Hibbân (no. 2235) ve Dârekutnî (I, 157) ise bunu Ömer b. Şebbe an Ömer b. Alî el-Mukaddemî an Hişâm b. Urve an ebîhî an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İbn Mâce'nin Zevâid'inde bu hadisin isnâdı hakkında: "Sahîhtir, râvîleri güvenilir kimselerdir" denilmiştir. İbn Mâce, bu hadisi daha sonra İbn Vehb an Ömer b. Kays an Hişâm tarikiyle de tahrîc etmiştir. Ancak bu ikinci isnâd Ömer b. Kays sebebiyle zayıftır.
696-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 617), Tirmizî (no. 408), Tahâvî (I, 274), Dârekutnî (I, 379) ve Beyhakî (II, 176; 130), Abdurrahman b. Ziyâd b. En'am an Abdirrahman b. Râfi' ve Bekr b. Sevâde an İbn Amr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İbn Ziyâd sebebiyle isnâdı zayıftır. Tirmizî şu bilgiyi vermektedir: "Bu hadisin isnâdı güçlü değildir, isnâdı ızdırâba uğramıştır."
697-Bu metnin asl-ı senedi: Mesr?k ani'l-Muğîre b. Şu'be.
Bu tarikten tahrîc edenler: Ahmed (IV), 250), Müslim (tahâret 77-8, s. 229) ve Nesâî (tahâret 92/6, I, 82).
698-Bu rivayeti Ahmed (IV, 245, 255), Dârimî (I, 181), Buhârî (vudû' 49), s. 59), Müslim (tahâret 79-80, s. 230), Ebû Dâvud (no. 151), İbn Huzeyme (no 190-1), Tahâvî (I, 83), Darekutnî (I, 194, 197) ve Beyhakî (I, 281), eş-Şa'bî an Urve b. el-Muğîre an ebîhî asl-ı senedi ile tahric ettiler.
699-Bu lafız Ahmed'in Müsned'inde (IV, 245) yer almıştır.
700-Bu rivayeti Müslim (tahâret 81/2, s. 230-1), Bekr b. Abdillah el-Müzenî an Urve b. el-Muğîre an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
701-Bu rivayeti Müslim (tahâret no. 83, s. 231), Ebû Dâvud (no. 150), Tirmizî (no. 100) ve Beyhakî (I, 292), el-Hasanu'l-Basrî an İbni'l-Muğire an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
702-Bu rivayet, Ebû Dâvud'a (no. 151) ait olup eş-Şa'bî an Urve an ebîhî tarikiyle gelmiştir.
703-704-Bu rivayeti Ahmed (IV, 246, 253) Ebû Dâvud (no. 156) ve Beyhakî (I, 271-2), Abdurrahman b. ebî Nu'am kanalıyla Muğîre'den tahrîc ettiler.
705-Bu rivayeti Mâlik (tahâret 41, s. 35-6), Ahmed (IV, 247, 249, 251), Ebû Dâvud (no. 149), İbn Huzeyme (no. 203) ve Beyhakî (I, 274), ez-Zührî an Abbâd b. Ziyâd an Urve b. el-Muğîre an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Ayrıca Ebû Dâvud (no. 152), aynı mânâda olmak üzere Zürâre b. Evfa ani'l-Muğîre tarikiyle tahrîc etmiştir.
Muğîre'den "mestlere mesh" hadisini daha pek çokları rivayet etmiştir. Bunların metinleri arasında uzunluk yönünden farklılıklar mevcuttur:
Ahmed (IV, 254), Buhârî (vudû' 48/2, I, 58), Müslim (tahâret 75, s. 228-9), Nesâî (tahâret 92/7, I, 82), İbn Mâce (no. 545) ve Beyhakî (I, 270), Nâfi' b. Cübeyr an Urve an ebîhî tariki ile;
Ahmed (IV, 247), Ebû'd-Duhâ ani'l-Muğîre;
Müslim (tahâret 76, s. 229), el-Esved b. Hilâl ani'l-Muğîre;
Beyhakî (I, 290), Ebû Bürde ani'l-Muğîre;
Ahmed (IV, 254), Ebû's-Sâib ani'l-Muğîre;
Ahmed (IV, 248) ve Nesâî (tahâret 97, I, 83), Hamza b. el-Muğîre an ebîhî;
Ahmed (IV, 195) ve Beyhakî (I, 291), Urve b. ez-Zübeyr ani'l-Muğîre;
Ve yine Ahmed, Amr b. Vehb es-Sekafî (IV, 249-50), Kabîsa b. Berme (IV, 248) ve Ebû Seleme (IV, 248) ani'l-Muğîre tarikleri ile tahrîc ettiler.
706-Bu hadisi Müslim (tahâret 84, s. 231), Tirmizî (no. 101), Nesâî (tahâret 86, I, 75), İbn Mâce (no. 561), İbn Huzeyme (no. 183) ve Beyhakî (I, 271), el-A'meş ani'l-Hakem an Abdirrahman b. ebî Leylâ an Ka'b b. Ucre an Bilâl asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
707-Ebû Dâvud (no. 153), bu rivayeti Şu'be an Ebî Bekr b. Hafs b. Ömer b. Sa'd an Ebî Abdillah an Ebî Abdirrahman es-Sülemî an Bilâl tarikiyle tahrîc etmiştir.
708-Bu hadisi Tirmizî (no. 102), Kuteybe an Bişr b. el-Mufaddal an Abdirrahman b. İshâk el-Kuraşî an Ebî Ubeyde b. Muh. b. Ammâr b. Yâsir an Câbir senedi ile tahrîc etmiştir. Bunun isnâdı sahîhtir. Mâlik, (tahâret no. 38, s. 35) bu mevkûf rivayeti belağan irâd etmiştir.
709-Lafız Müslim'e aittir. Asl-ı senedi şöyledir: el-A'meş an İbrâhîm an Hemmâm b. el-Hâris an Cerîr.
Hadisi bu tarikten Ahmed (IV, 358, 361, 364, 365), Buhârî (salât 25, I, 102), Müslim (tahâret 72, s. 228), Tirmizî (no. 93), Nesâî (tahâret 96/1, I, 81), İbn Mâce (no. 543), İbn Huzeyme (no. 186, 188), Dârekutnî (I, 193) ve Beyhakî (I, 270, 273) tahrîc ettiler.
710-Bu rivayet Bukeyr b. Âmir el-Becelî an Ebî Zür'a b. Amr b. Cerîr an Cerîr asl-ı senedi ile Ebû Dâvud (no. 154), Taberânî (Mu'cemu'l-Kebîr no. 2401), İbn Huzeyme (no. 187), el-Hâkîm (I, 169) ve Beyhakî (I, 270) tarafından tahrîc olunmuştur.
Ayrıca bu hadisi Tirmizî (no. 94), Müşkilu'l-âsar'da (III, 193) Tahâvî, Dârekutnî (I, 194) ve Beyhakî (I, 273), Bakiyye an İbrâhîm b. Edhem an Mukâtil b. Hayyân an Şehr b. Havşeb an Cerîr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
711-Asl-ı senedi: es-Sevrî an Ebî Kays el-Evdî an Hüzeyl b. Şurahbîl ani'l-Muğîre.
Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 159), Ahmed (IV, 252), Tirmizî (no. 99), İbn Mâce (no. 559), İbn Huzeyme (no. 198), İbn Hibbân (no. 176) ve Beyhakî (I, 283) tahrîc ettiler. İsnâdı sahîhtir.
712-Ebû Dâvud (no. 160) ve Beyhakî (I, 286), bu hadisi Hüşeym an Ya'lâ b. Atâ an ebîhî an Evs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
713-4-Bu hadisi Ahmed (IV, 251), Ebû Dâvud (no. 165), Tirmizî (no. 97), İbn Mâce (no. 550), Dârekutnî (I, 195) ve Beyhakî (I, 290), el-Velîd b. Müslim an Sevr b. Yezîd an Recâ b. Hayve an Kâtibi'l-Muğîre ani'l-Muğîre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İsnâdı hakkında Tirmizî, şu malumatı vermektedir: "Bu hadis ma'l?l=illetlidir. Sevr'den bunu Velîd'den başkası rivayet etmemiştir. Ebû Zür'a ve Buhârî'ye bu hadisten sordum: "Sahîh değildir" dediler. Zira İbnü'l-Mübârek bunu an Sevr an Recâ an Kâtibi'l-Muğîre kanalıyla mürsel olarak rivayet ettiler.
İbn Hacer, Bulûğu'l-merâm'da isnâdının zayıf olduğunu söylemiştir. Şevkânî ise Neyl'de (I, 204), Esrem'den naklen Ahmed'in bu hadisi zayıf addettiğini bildirmiştir. Netice olarak Velîd, bu hadisin rivayetinde İbnü'l-Mübârek'e muhâlefet ederek ref'etmiştir.
715-Bu hadisi Dârimî (I, 181), Ebû Dâvud (no. 162), Dârekutnî (I, 199) ve Beyhakî (I, 292), el-A'meş an Ebî İshâk an Abdihayr an Alî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İbn Hacer, Bulûğu'l-merâm'da "isnâdı hasen" ve Telhîs'te "isnâdı sahih" demiştir.
716-Asl-ı senedi: el-Hakem ani'l-Kâsım b. Muhaymire an Şurayh an Hânî an Alî.
Bu hadisi tahrîc edenler: Müslim (tahâret 85, s. 232), Dârimî (I, 181), Nesâî (tahâret 99/2, I, 84), İbn Mâce (no. 552), İbn Huzeyme (no. 194-5), Tahâvî (I, 81) ve Beyhakî (I, 273, 275).
717-Bu hadisi Tirmizî (no. 96), Nesâî (tahâret 98, I, 83-4), İbn Huzeyme (no. 193, 196), Tahâvî (I, 82), İbn Hibbân (Mevârid no. 179-80, 186), Dârekutnî (I, 197) ve Beyhakî (I, 276, 282, 289), Âsım b. ebî'n-Necûd an Zir an Safvân b. Assâl asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî'ye göre isnâdı "hasen sahîh"tir.
718-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 158) Yahyâ b. Eyyûb an Abdirrahman b. Rezîn an Muh. b. Yezîd b. ebî Ziyâd an Eyyûb b. Katan an Ubeyy b. İmâre asl-ı senedi ile tahrîc  etmiştir.
719-Bu lafızla birlikte hadisi Ebû Dâvud (no. 158/a), İbn Mâce (no. 557), Tahâvî (I, 79), Dârekutnî (I, 198) ve Beyhakî (I, 278-9), Yahyâ b. Eyyûb an Abdirrahman b. Rezîn an Muh. b. Yezîd an Eyyûb b. Katan an Ubâde b. Nüseyy an Ubeyy asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Ebû Dâvud: "İsnâdında ihtilâf edilmiştir. Güçlü değildir." Nevevî: "İsnâdı ehl-i hadisin ittifakı ile zayıftır."; Ahmed ve Dârekutnî: "Râvîleri tanınmamaktadır" demekte ve bununla Abdurrahman, Muh. b. Yezîd ve Eyyûb'u kasdetmektedirler.
720-İsnâdında yer alan Ömer b. Rudayh, Ebû Hâtim'e göre zayıf, İbn Maîn'e göre "sâlihu'l-hadis"tir (Mecma' I, 259).
721-Râvilerinden Hafs. b. Ömer el-Adenî, zayıf bir râvidir (Mecma' I, 264).
Muhakkikin bu bölüme ilâve ettiği hadisler:
Müslim (tahâret 73, 74, s. 228), İbn Mâce (no. 544) ve Beyhakî (I, 270, 274), el-A'meş an Şakîk an Huzeyfe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte idim. Bir kavmin çöplüğüne vararak ayakta işedi. Ben bir tarafa çekildim. Bunun üzerine bana: "Yaklaş" buyurdular. Ben de yaklaştım ve ökçelerinin yanında durdum. Daha sonra abdest aldı ve mestlerinin üzerine meshetti.
Müslim (tahâret 86, s. 232) ve Beyhakî (I, 271), es-Sevrî an Alkame b. Mersed an Süleymân b. Büreyde an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Fetih günü bütün namazları bir abdestle kılmış ve mestlerinin üzerine mesheylemiş. Ömer kendisine: "Vallahi sen bugün şimdiye kadar yapmadığın bir şeyi yaptın" demiş. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Bunu ben kasden yaptım, ey Ömer!" buyurdu.
Buhârî (vudû' 48, I, 58), Nesâî (tahâret 92/4-5, I, 82), İbn Mâce (no. 546), İbn Huzeyme (no. 182, 184) ve Beyhakî (I, 269), Ebû'n-Nadr an Ebî Seleme an İbn Ömer an Sa'd b. ebî Vakkâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler:
Sa'd, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem 'in mestler üzerine meshettiğini söyledi. Abdullah b. Ömer de bunu babası Ömer'e sordu. Ömer: "Evet (meshetti). Sa'd, Peygamber'den rivayetle sana bir şey söylediği zaman sen artık o meseleyi başkasına sorma" dedi.
Buhârî (vudû' 48/3-4, I, 58-9), Nesâî (tahâret 96/2, I, 81) İbn Mâce (no. 562) ve Beyhakî (I, 270), Yahyâ b. ebî Kesîr an Ebî Seleme an Ca'fer b. Amr b. Umeyye an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler: "Amr, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i mestleri üzerine meshederken gördüğünü haber vermiştir."
Ebû Dâvud (no. 157), Tirmizî (no. 95), İbn Mâce (no. 553-4), Tahâvî (I, 81), İbn Hibbân (Mevârid no. 181-3) ve Beyhakî (I, 276-8), İbrâhîm et-Teymî an Amr b. Meymûn an Ebî Abdillah el-Cedelî an Huzeyme b. Sâbit asl-ı senedi ile tahrîc ettiler: Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'e mestlerin üzerine meshetmek hakkında soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Seferî olan kimse için üç gün ve mukîm olan için bir gün." Tirmizî'ye göre bu hadis sahîhtir.
722-Bu rivayeti Mâlik (tahâret 89, s. 53), Abdürrezzâk (no. 880), Ahmed (VI, 179), Buhârî (teyemmüm 1, I, 86; fadâilu'l-ashâb 5, IV, 195; Tefsîr sûreti Mâide 3, V, 186; nikâh 125, VI, 162; hudûd 39, VIII, 31), Müslim (hayd 198, s. 279), Nesâî (tahâret 194, I, 163), İbn Huzeyme (no. 262) ve Beyhakî (I, 204, 223), Mâlik an Abdirrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âişe asl-ı senedi ile rivayet ettiler.
723-Bu rivayeti Buhârî (tefsîr sûreti Mâide 3, V, 186; hudûd 39/2, VIII, 31) ve Beyhakî (I, 223, 233) İbn Vehb an Amr b. el-Harîs an Abdirrahman asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
724-Bu rivayeti Buhârî (teyemmüm 2, I, 86), Müslim (hayd 109, s. 279), Ebû Dâvud (no. 317), İbn Mâce (no. 568), Nesâî (tahâret 204, I, 172), İbn Huzeyme (no. 261) ve Beyhakî (no. 214) Hişâm b.Urve an ebîhî an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
725-727-Bu hadis muhtelif kanallar vasıtasıyla Ammâr'dan tahrîc edilmiştir:
Tirmizî (no. 144 "hasen sahîh"), Dârimî (I, 190), Ebû Dâvud (no. 327) ve Beyhakî (I, 210) çok kısa bir metinle Katâde an Azre an Saîd b. Abdirrahman b. Ebzâ an ebîhî an Ammâr tarikiyle;
Ebû Dâvud (no. 322-3), Nesâî (tahâret 198, s. 169) ve Tahâvî (I, 113), Hz. Ömer'in yer aldığı bir kıssa ile birlikte Seleme b. Kuheyl an Ebî Mâlik an Abdirrahman b. Ebzâ an Ammâr tarikiyle;
Nesâî (tahâret 195/3, I, 166), Nâciye b. Haffâf an Ammâr tarikiyle;
Ebû Dâvud (no. 328) ve Beyhakî (I, 210), eş-Şa'bî an Abdirrahman b. Ebzâ an Ammâr tarikiyle;
İbn Mâce (no. 565), Muh. b. Abdirrahman b. ebî Leylâ ani'l-Hakem ve Seleme b. Kuheyl an Abdillah b. e. Evfa kanalıyla;
Ebû Dâvud (no. 324-6), Nesâî (tahâret 199-200, I, 169, 170), İbn Mâce (no. 569), Tahâvî (I, 112) ve Beyhakî (I, 209), Şu'be ani'l-Hakem an Zer an Saîd b. Abdirrahman b. Ebzâ an ebîhî an Ammâr; Nesâî (tahâret 195/2, I, 165) ve Beyhakî (I, 209), Seleme b. Kuheyl an Zer kanalıyla;
Nesâî (tahâret 197, I, 168), Tahâvî (I, 110), İbn Hibbân (Mevârid no. 199) ve Beyhakî (I, 208), Mâlik ani'z-Zührî an Ubeydillah b. Abdillah b. Utbe (an ebîhî) an Ammâr tarikiyle;
Tahâvî (I, 111), Amr b. Dînâr ani'z-Zührî; İbn Mâce (no. 566) Yûnus ani'z-Zührî; Nesâî (tahâret 196, I, 167), Tahâvî (I, 110) ve Beyhakî (I, 208), Sâlih ani'z-Zührî;
Tahâvî (I, 111) ve Beyhakî (I, 208), İbn ebî Zi'b ani'z-Zührî tarikiyle tahrîc ettiler.
Şevkânî, en-Neyl'de (I, 288), İbn Hacer'in Feth'inden naklen teyemmümün şekli hus?sunda Ebû'l-Cüheym ve Ammâr hadisinden başka sahîh hadisin vârid olmadığını bildirmiştir.
728-731-Bu hadisin asl-ı senedi: el-A'meş an Şakîk b. Seleme Ebî Vâil an Ebî Mûsâ. Lafız Müslim'indir (no. 110, s. 280).
Hadisi bu tarikten tahrîc edenler: Buhârî (teyemmüm 7-8, I, 90), Müslim (hayd 110-1, s. 280), Ebû Dâvud (no. 321), Nesâî (tahâret 201, s. 170), İbn Huzeyme (no. 270), Dârekutnî (I, 179-80) ve Beyhakî (I, 211, 226).
732-Bu metin Şu'be ani'l-Hakem an Zer an Saîd b. Abdirrahman b. Ebzâ an ebîhî an Ammâr asl-ı senedi ile vârid olmuştur. Lafız Müslim'e (no. 112, s. 280) aittir.
Hadisi bu tarikten Buhârî (teyemmüm 4-5, I, 87-8), Ebû Dâvud (no. 324-6), Nesâî (tahâret 199, 200, I, 169, 170), İbn Mâce (no. 569), İbn Huzeyme (no. 267, 268), Tahâvî (I, 112), Dârekutnî (I, 183) ve Beyhakî (I, 209, 214).
733-Bu lafzın ait olduğu hadis metni es-Sevrî an Seleme b. Kuheyl an Ebî Mâlik an Abdirrahman b. Ebzâ an Ammâr asl-ı senedi ile rivayet edilmiştir.
Bu tarikten tahrîc edenler: Ebû Dâvud (no. 322-3), Tahâvî (I, 113), Nesâî (tahâret 198, I, 168) ve Dârekutnî (I, 183).
734-Bu lafzın metni Seleme b. Kuheyl an İbn Abdirrahman b. Ebzâ an ebîhî an Ammâr tarikiyle vârid olmuştur.
Hadisi bu tarikten tahrîc edenler: Ebû Dâvud (no. 323-5), İbn Huzeyme (no. 269) ve Dârekutnî (I, 183).
735-Ebû Dâvud'da (no. 325) yer almıştır.
736-Nesâî'nin Sünen'inde (tahâret 200, I, 170) yer almıştır.
Bu hadisin diğer tariklerine daha önce (724-726) işaret edilmiştir.
737-Bezzâr, bunu Haremî b. İmâre ani'l-Harîş b. el-Hirrît an İbn ebî Muleyke an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir (Keşf no. 313).
Heysemî diyor ki: "el-Harîş'i Ebû Hatîm, Ebû Zür'a ve Buhârî zayıf addetmişlerdir" (Mecma' I, 263).
738-Bu hadisi Dârimî (I, 189-90), Buhârî (teyemmüm 6, I, 88; 9, I, 91), Müslim (mesâcid 312, s. 475), Nesâî (tahâret 202, I, 171), İbn Huzeyme (no. 272) ve Beyhakî (I, 216, 219), Ebû Recâ el-Utâridî an İmrân asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
739-Bu hadisi Adürrezzâk (no. 913), Ahmed (V, 155, 180), Ebû Dâvud (no. 332), Tirmizî (no. 124), Nesâî (tahâret 203, I, 171), İbn Huzeyme (no. 2292), İbn Hibbân (Mevârid no. 196-8), Dârekutnî (I, 180-7), el-Hâkim (I, 176) ve Beyhakî (I, 7, 8, 220, 212, 212), Hâlid el-Hazzâ' an Ebî Kılâbe an Amr b. Bucdân an Ebî Zerr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Bu hadisin isnâdına Tirmizî, hasen hükmü vermiştir. Nevevî "sahîh hadistir", İbn Hacer ise Muhtasar'da "isnâdı kavîdir" demiştir (Neyl I, 281).
740-Bu lafzın ait olduğu metni Tayâlisi (Müsned no. 484), Abdurrezzâk (no. 912), Ahmed (V, 146-7), Ebû Dâvud (no. 333), Dârekutnî (I, 187) ve Beyhakî (I, 179, 217), Eyyûb an Ebî Kılabe an raculin mîn benî Âmir an Ebî Zerr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Kimi rivayetlerinin metni oldukça uzundur.
741-Bu hadisi Tirmizî (no. 145), Yahyâ b. Mûsâ an Saîd b. Süleymân an Huşeym an Muh. b. Hâlid el-Kuraşî an Dâvud b. Husayn an İkrime an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etmiştir.
Tirmizî, isnâdı hakkında "hasen garîb sahîh" hükmü vermiştir.
742-İsnâdı Heysemî'ye göre hasendir (Mecma' I, 263).
743-Bu hadisi Nesâî (tahâret 204/2, I, 172), Muh. b. Abdila'lâ an Şu'be an Muhârik an Târık senedi ile tahrîc etmiştir.
744-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 337), İbn Mâce (no. 572), Dârekutnî (I, 190-1) ve Beyhakî (I, 226-7); el-Evzaî an Atâ b. ebî Rebâh an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahric ettiler. Ebû Dâvud rivayetinde Evzâî, bunu Atâ'dan belâğan rivayet etmiştir.
Aynı hadisi İbn Huzeyme (no. 273) ve İbn Hibbân (Mevârid no. 201), el-Velîd b. Ubeydillah b. ebî Rebâh an Atâ kanalıyla rivayet etmiştir. el-Velîd zayıf bir râvîdir. Ancak görüldüğü gibi ona el-Evzaî mütâbeat etmiştir. O halde hadis hasendir.
747-9-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 334-5), İbn Hibbân (Mevârid 202), Dârekutnî (I, 178-9) ve Beyhakî (I, 225), Yezîd b. ebî Habîb an İmrân b. ebî Enes an Abdirrahman b. Cübeyr (an Ebî Kays Mevlâ Amr b. el-As) an Amr b. el-As asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
750-Bu hadisi Dârimî (I, 190), Ebû Dâvud (no. 338), Nesâî (gusl 27, I, 213), Dârekutnî (I, 188), el-Hâkim (I, 178) ve Beyhakî (I, 231), Leys b. Sa'd an Bekr b. Sevâde an Atâ b. Yesâr an Ebî Saîd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
751-Bu hadisi Mâlik (tahâret 90, s. 56), muallak olarak Buhârî (teyemmüm 3/1, I, 87), Dârekutnî  (I, 186) ve Beyhakî (I, 224, 207), an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
752-Bu hadisi Ahmed (Müsned I, 288, 303), İbn Lehî'a an Abdillah b. Hübeyre (ani'l-A'rec) an Hanaş an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
İsnâdında yer alan İbn Lehî'a zayıf bir râvîdir.
753-Râvîlerinden Bakiyye, müdellis bir râvîdir (Mecma' I, 264).
754-Râvîlerinden el-Hasan b. Umâre'yi Şu'be, Süfyân ve Ahmed zayıf addetmişlerdir (Mecma' I, 264). Asl-ı senedi şöyledir: el-Hasan b. Umâre ani'l-Hakem an Mücâhid an İbn Abbâs. Bu hadisi Dârekutnî (I, 185) ve Beyhakî (I, 221-2) de tahrîc ettiler.
755-Bu hadisi Buhârî (teyemmüm 3, I, 87), Müslim (hayd 114, s. 281), Ebû Dâvud (no. 329), Nesâî (tahâret 195, I 165), İbn Huzeyme (no. 274), Dârekutnî (I, 176) ve Beyhakî (I, 205) tahrîc ettiler. Asl-ı senedi şöyledir: Leys b. Sa'd an Ca'fer b. Rebî'a an Abdirrahman b. Hürmüz an Umeyr mevlâ İbn Abbâs an Ebî'l-Cüheym.
756-Bu hadisi Ahmed (III, 7, 36, 47), Müslim (hayd 80, s. 169), Ebû Ya'lâ (no. 1236) ve İbn Huzeyme (no. 233), Şerîk b. ebî Nemir an Abdirrahman b. ebî Saîd el-Hudrî an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
757-Bu hadisi Allah'ın Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Ensâr'dan birisinin yanına uğrayıp da kendisini çağırdığında o zât başından su damlayarak çıktığında: "Galiba sana acele ettirdik" buyurması üzerine zâtın: "Evet ya Resûlallah!" cevâbına mukâbele olarak irâd buyurmuştur.
Asl-ı senedi şöyledir: Şu'be ani'l-Hakem an Ebî Sâlih an Ebî Saîd.
Hadisi bu tarikten Buhârî (vudû' 34, I, 52), Müslim (hayd 83, s. 269), İbn Mâce (no. 606), Tahâvî (I, 54), İbn Hibbân (no. 1168) ve Beyhakî (I, 165) tahrîc ettiler.
758-Bu kısa metinli hadisi Ahmed (II, 29), Müslim (hayd 80, s. 269), Ebû Dâvud (no. 217), Tahâvî (I, 54), İbn Hibbân (no. 1165) ve Beyhakî (I, 167) tahrîc etmiştir.
759-760-Bu hadisi Dârimî (I, 194), Ebû Dâvud (no. 214-5), Tirmizî (no. 110-111), İbn Huzeyme (no. 225), Tahâvî (I, 54, 57), İbn Hibbân (Mevârid no. 228-9) ve Dârekutnî (I, 126), Sehl b. Sa'd an Ubeyy asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İsnâdı Tirmizî ve Dârekutnî'ye göre sahihtir.
761-Bu hadisi Tirmizî (no. 112), Şerîk an Ebî'l-Cahhâf an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir. Ebû'l-Cahhâf, Sevrî'ye göre güvenilir bir râvîdir.
762-Bu rivayeti Müslim (hayd 88, s. 272) ve İbn Huzeyme (no. 227), Humeyd b. Hilâl an Ebî Bürde an Ebî Mûsâ an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
763-Bu hadisi Ahmed (VI, 68, 74, 110), Müslim (hayd no. 89, s. 272), Tahâvî (I, 55), Dârekutnî (I, 112) ve Beyhakî (I, 164), Ebû'z-Zübeyr an Câbir b. Abdillah an Ümmî Küls?m an  Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
764-Bu rivayet mevkûftur, yani Âişe'nin sözü olarak gelmiştir. Mâlik (tahâret 73, s. 46) an Yahyâ b. Saîd an Saîd b. el-Müseyyeb an Âişe senedi ile tahrîc etmiştir.
765-Bu hadisi Tirmizî (no. 108), İbn Mâce (no. 608), Tahâvî (I, 55) ve Dârekutnî (I, 111) el-Evzaî an Abdirrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tirmizî "hasen sahîh" hükmünü vermiş ve daha sonra es-Sevrî an Alî b. Zeyd an Saîd b. el-Müseyyeb an Âişe tarikiyle bu hadisi (no. 109) rivayet etmiştir.
766-Bu hadisi Dârimî (I, 194), Buhârî (gusl 28, I, 76), Müslim (hayd 87, s. 271), Ebû Dâvud (no. 216), İbn Mâce (no. 610), Tahâvî (I, 56) ve Dârekutnî (I, 113), el-Hasan an Ebî Râfi' an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
767-Bu hadisi Ahmed (II, 178) ve İbn Mâce (no. 611), el-Haccâc b. Ertât an Amr b. Şu'ayb an ebîhî an ceddîhî İbn Amr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Haccâc sebebiyle isnâdı zayıftır.
768-Bu hadisi Abdürrezzâk (no. 974), Ahmed (VI, 256), Dârimî (I, 195), Ebû Dâvud (no. 236), Tirmizî (no. 113), İbn Mâce (no. 612), İbnü'l-Cârûd (s. 49), Dârekutnî (I, 133) ve Beyhakî (I, 167) Abdullah b. Ömer an Ubeydillah b. Ömer ani'l-Kâsım an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Abdullah b. Ömer el-Ömerî dışındakiler Sahîh ricâlindendir. Onun hakkında ihtilâf edilmiştir. Ahmed, Yahyâ b. Mâîn ve İbn Mehdî onu sâlih addetmişler. İbnü'l-Medînî, Yahyâ el-Kattân ve Nesâî taz'îf etmişlerdir.
769-70-Bu hadisi Mâlik (tahâret 85, s. 51), Buhârî (ilm 50/1, I, 41; gusl 22, I, 74; edeb 68, VII, 94; edeb 79/1, VII, 100; enbiyâ 1, IV, 102), Müslim (hayd 32, s. 251), Tirmizî (no. 122), Nesâî (tahâret 131/3, I, 114-5), İbn Mâce (no. 600) ve İbn Huzeyme (no. 235), Hişâm b. Urve an ebîhî an Zeyneb an Ümmi Seleme asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
771-Bu lafız Buhârî'de (ilm 50/1, I, 41) yer almıştır.
772-Bu lafız Buhârî'nindir (ehâdîdu'l-enbiyâ 1, VI, 102; edeb 68, VII, 94).
773-Bu rivayeti Müslim (um?mî no. 314) ve Nesâî (tahâret 131/1, 112-3), ez-Zührî an Urve an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
774-Bu rivayeti Ahmed (VI, 92), Müslim (hayd 33, s. 251) ve Beyhakî (I, 168; î, 265), Yahyâ b. Zekeriyyâ b. ebî Zâide an ebîhî an Mus'ab b. Şeybe an Musâfî' b. Abdillah an Urve an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
775-Bu rivayeti Müslim (hayd 30, s. 251), Katâde an Enes an Ümmü Süleym tarikiyle tahrîc etmiştir.
776-Bu rivayeti Nesâî (tahâret 131/1, I, 112) ve İbn Mâce (no. 601), Saîd b. e. Ar?be an Katâde an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Ayrıca Dârimî (I, 195), ani'l-Evzâî; Müslim (hayd 29, s. 250) an İkrime b. Ammâr; her ikisi de an İshâk b. Abdillah b. ebî Talha an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Muhakkikin bu bölüme ilaveleri:
1. Buhârî (gusl 29/2, I, 76) ve Müslim (hayd 84-5, s. 270), Hişâm b. Urve an ebîhî an Ebî Eyyûb an Ubeyy b. Ka'b asl-ı senedi ile tahrîc ettiler:
Allah'ın Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem 'e kadınla cinsel ilişki kurarken menisini getirmeyen erkeğin hükmünden sordum. "Kadına temas eden nesneyi yıkar, sonra abdest alarak namaz kılar" buyurdu.
2. Müslim (hayd 86, s. 270), İbn Huzeyme (no. 224) ve Tahâvî  (I, 53, 54), el-Hüseyn b. Zekvân an Yahyâ b. ebî Kesîr an Ebî Seleme an Atâ b. Yesâr an Zeyd b. Hâlid asl-ı senedi ile tahrîc ettiler:
Zeyd, Osmân b. Affân'a şöyle sormuş: "Bir adam karısıyla ilişki kurar da menisini indirmezse ne buyurursun?" Osmân cevaben: "Namaza abdest alır gibi abdest alır ve kamışını yıkar" dedi ve şunu ilave etti: "Ben, bunu Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'den böyle işittim."
777-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 248), Tirmizî (no. 106), İbn Mâce (no. 597) ve Beyhakî (I, 174, 179), el-Hâris b. Vecîh an Mâlik b Dînâr an Muhammed b. Sîrîn an Ebî Hureyre asl-ı senedi tahrîc ettiler.
İsnâdı hakkında Tirmizî: "Sadece Hâris'in hadisinden bilinmektedir, garîbtir. Bu şeyh ise, beş para etmez"; Dârekutnî el-İlel'inde: "Bu hadis, Mâlik b. Dînâr ani'l-Hasan tarikiyle mürsel olarak rivayet olunmuştur"; eş-Şâfiî: "Bu hadis süb?t bulmamıştır"; Beyhakî: "Bu hadisi Buhârî ve Ebû Dâvud gibi ehl-i ilimden bazıları münker addetmişlerdir"; Ebû Hâtim (el-ilel, İbn e. Hâtim I, 29): "Bu hadis münkerdir" demişlerdir (Neyl I, 269).
778-Asl-ı senedi şöyledir: Hammâd b. Seleme an Atâ b. es-Sâib an Zâdân an Alî.
Bu hadisi tahrîc edenler: Tayâlisî (Müsned no. 175), Ahmed (I, 94, 101, 133), Dârimî (I,192), Ebû Dâvud (no. 249), İbn Mâce (no. 599), Taberânî (Mu'cemu's-Sağîr II, 18), İbn Cerîr (Tehzibu'l-âsâr, Müsnedu Alî no. 41-42) ve Beyhakî (I, 175, 227).
İbn Cerîr isnâdı hakkında şu bilgileri vermektedir: Bu haber bizce sahihtir, ancak öncekilerin mezhebi üzerine şu illetler sebebiyle sahîh değildir: 1. Bu haber sahîh olarak Hz. Alî'den başka bir yolla rivayet olunmamıştır. 2. Zâdân'dan rivayette bulunan Atâ b. es-Sâib, âhir-i ömründe hıfzı bozulmuş, dolayısıyla bazı riyavetlerinde karışıklıklara neden olmuştur. 3. Hammâd b. Seleme'nin ömrünün sonlarına doğru hadislerini ashâbı münker bularak, bir kısmı ondan rivayeti bile bırakmışlardı. 4. Alî'den sahîh olarak vârid olan şu sözü: "Cenâbetten yıkanacağın vakit başına iki kere dökmen yeterlidir."
Hafız İbn Hacer: "İsnâdı sahîhtir. Hammâd, Atâ'dan bunaklığa uğramadan önce rivayette bulunmuştur. Denildiğine göre bu rivayetin doğrusu hadisin Alî'nin sözü olarak mevkûf kalmasıdır. Abdülhakk da: "‚oğunluk mevkûf olduğuna kâil oldular" demektedir. Nevevî ise: "Zayıftır. Atâ, bunaklığı sebebiyle taz'îf olunmuş, Hammâd'ın da yanılgıları vardır" demiştir (Neyl I, 269).
779-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 255), Muh. b. Avf an İsmaîl b. Ayyâş an Muh. b. İsmaîl an ebîhî an Damdam b. Zür'a an Şureyh b. Ubeyd an Cübeyr b. Nufeyr an Sevbân senedi ile tahrîc etmiştir. Bu hadis, Şam'lı râvîlerin oluşturduğu bir isnad ile gelmektedir (Neyl I, 270).
780-Lafız Müslim'e aittir. Asl-ı senedi: Hişâm b. Urve an ebîhî an Âişe.
Bu tarikten tahrîc edenler: Mâlik (tahâret 67, s. 447, Dârimî (I, 191), Buhârî (gusl 1, I, 67-68; gusl 9/2, I 70; gusl 15, I, 727, Müslim (hayd 35-6, s. 253-4), Ebû Dâvud (no. 242), Tirmizî (no. 104) Nesâî (gusl 16, I, 205; 19, I, 206), İbn Huzeyme (no. 242), Dârekutnî (I, 113) ve Beyhakî (I, 172, 173, 174, 175, 176)
781-Asl-ı senedi: Ebû Âsım ed-Dahhâk b. Mahled an Hanzale b. ebî Süfyân ani'l-Kâsım an Âişe.
Bu tarikten tahrîc edenler: Buhârî (gusl 15, I, 69), Müslim (hayd no. 39), s. 255), Ebû Dâvud (no. 240), Nesâî (gusl 19/2, I, 206), İbn Huzeyme (no. 245) ve Beyhakî (I, 184).
782-Bu rivayeti Ahmed (VI, 236), Ebû Dâvud (no. 243) ve Ebû Ya'lâ (Şehit Ali nüsh. 220 b), Saîd an Ebî Ma'şer an İbrâhîm ani'l-Esved an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
783-Bu rivayeti Ahmed (VI, 236), Ebû Dâvud (no. 244) ve Beyhakî (I, 173), Urve Ebû Abdillah el-Hemedânî ani'ş-Şa'bî an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
784-Bu rivayeti Dârimî (I, 262), Ebû Dâvud (no. 244), İbn Mâce (no. 574), Dârekutnî (I, 114) ve Beyhakî (I, 180), Sadaka b. Saîd el-Hanefî an Cumey' b. Umeyr an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
785-786-Bu hadisi Tayâlisi (Müsned no. 474), Ahmed (VI, 96, 115, 161, 143, 173), Nesâî (tahâret 152-154, I, 133-134), Taberânî (M. el-Evsat I, 150a), Ebû Ya'lâ (Şehit Ali 205b) ve Beyhakî (I, 174), Hammâd b. Seleme an Atâ b. es-Sâib an Ebî Seleme an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
787-Bu hadisi Beyhakî (I, 177), Hişâm ed-Destevâî an Katâde an Nâfi' an İbn Ömer tarikiyle tahrîc etmiştir.
788-790-Bu hadisin asl-ı senedi: el-A'meş an Sâlim b. ebî'l-Ca'd an Kureyb an İbn Abbâs an Meymûne.
Hadisi tahrîc edenler: Dârimî (I, 191), Buhârî (gusl 1/2, I, 68; 5, I 69; 7, 8, I, 69, 70; 10, I, 70; 11, I, 71; 16, I, 72; 18, I, 73; 21, I, 74), Müslim (hayd 37-8, s. 254-5; hayd 73, s. 206), Ebû Dâvud (no. 245), Tirmizî (no. 103), Nesâî (gusl 7/3, I, 200; 14-15, I, 204; 22, I, 208), İbn Huzeyme (no. 241), Dârekutnî (I, 114) ve Beyhakî (I, 173, 174, 177, 184, 185, 197).
791-Nesâî (gusl 18, I, 205-6), bunu İmrân b. Yezîd b. Hâlid an İsmaîl b. Abdillah b. Semâ'a ani'l-Evzâî an Yahyâ b. ebî Kesîr an Ebî Seleme an Âişe ve an Amr b. Sa'd an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etmiştir.
792-Asl-ı senedi: Eyyûb b. Mûsâ an Saîd b. ebî Saîd el-Makb?rî an Abdillah b. Râfi' an Ümmi Seleme.
Hadisi bu tarikten tahrîc edenler: Buhârî (gusl 22, I, 74), Müslim (hayd 58, s. 259), Ebû Dâvud (no. 251), Tirmizî (no. 105), Nesâî (tahâret 150, I, 131), İbn Mâce (no. 603), İbn Huzeyme (no. 246), Dârekutnî (I, 114) ve Beyhakî (I, 178, 181).
793-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 252), Usâme b. Zeyd ani'l-Makburî an Ümmi Seleme tarikiyle tahrîc etmiştir.
794-Bu hadisi Ahmed (VI, 43), Müslim (hayd 59, s. 260), Nesâî (gusl 12, I, 203), İbn Mâce (no. 604), Taberânî (M. el-Evsat I, 98a; II, 25a), İbn Huzeyme (no. 247), Dârekutnî (I, 52) ve Beyhakî (I, 181, 196), Eyyûb an Ebî'z-Zübeyr an Ubeyd b. Umeyr an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
795-6-Bu hadisi Buhârî (gusl 3, I, 68; 4/2, I, 69; 4/3, I 69), Müslim (hayd 57, s. 259), Nesâî (gusl 20/2, I, 207), İbn Mâce (no. 577), İbn Huzeyme (no. 243) ve Beyhakî (I, 176, 177, 195), Ebû Câfer Muh. b. Alî an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Muhakkikin bu bölüme yaptığı ilave: Tayâlisî (Müsned, s. 128), Abdürrezzâk (no. 995), Ahmed (IV, 81, 84, 85), Buhârî (gusl 4, I, 69), Müslim (hayd 54, s. 258), Ebû Dâvud (no. 239), Nesâî (I, 135, 207), İbn Mâce (no. 515), Taberânî (M. el-Kebîr no. 1480-89) ve Beyhakî (I, 176), Ebû İshâk an Süleymân b. Surad an Cübeyr b. Mut'im asl-ı senedi ile tahrîc ettiler:
Ashâb, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem 'in huzurunda gusül hakkında tartışmaya girdiler. İçlerinden birisi: "Bana gelince, ben başımı şöyle ve şöyle yıkarım" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem: "Bana gelince: ben de başıma üç avuç su dökünürüm" buyurdu.
797-Bu hadisi Enes'den pek çokları rivayet ettiler: Buhârî (gusl 12/2, I, 71), Müslim (hayd 28, s. 249), Tirmizî (no. 140), Nesâî (tahâret 170, I, 143), İbn Mâce (no. 577)  ve İbn Huzeyme (no. 230-31), Katâde an Enes asl-ı senedi ile;
Ebû Dâvud (no. 218) ve Beyhakî (I, 204), Humeyd an Enes tarikiyle;
Beyhakî (I, 204), Hişâm b. Zeyd an Enes tarikiyle;
İbn Mâce (no. 589), ez-Zührî an Enes tarikiyle;
Dârimî (I, 192) ve İbn Huzeyme (no. 229), Sâbit an Enes tarikiyle tahrîc ettiler.
798-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 219), İbn Mâce (no. 590) ve Beyhakî (I, 204), Hammâd b. Seleme an Abdirrahman b. ebî Râfi' an ammatihi Selmâ an Ebî Râfi' asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
799-Bu hadisi Tayâlisi (Müsned no. 2215), Ahmed (II, 7, 21, 28), Müslim (hayd 27, s. 249), Ebû Dâvud (no. 220), Tirmizî (no. 141), Nesâî (I, 142), İbn Mâce (no. 587), Ebû Ya'lâ (no. 1164), İbn Huzeyme (219, 221), Tahâvî (I, 128), el-Hâkim (I, 152) ve Beyhakî (VII, 192; I, 203-4), Âsım el-Ahvel an Ebî'l-Mütevekkil an Ebî Saîd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
800-Bu hadisi Tayâlisi (Müsned no. 1390), Ahmed (VI, 68, 119, 154, 192, 253, 258), Ebû Dâvud (no. 250), Tirmizî (no. 107), Nesâî (gusl 24, I, 209; VIII, 209), İbn Mâce (no. 579), Ebû Ya'lâ (Şehit Ali 207 b, 220a), el-Hâkim (I, 153) ve Beyhakî (I, 179), Ebû İshâk ani'l-Esved an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî, isnâdı hakkında "hasen sahîh" hükmü vermiştir.
801-Bu hadisi Mâlik (tahâret 68, s. 45), Dârimî (I, 191-2), Buhârî (gusl 2, I, 68), Müslim (hayd 40-41, s. 255), Ebû Dâvud (no. 238) ve Beyhakî (I, 187, 193), ez-Zührî an Urve an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
802-Lafız Müslim'e aittir. Asl-ı senedi: Şu'be an Ebî Bekr b. Hafs an Ebî Seleme an Âişe.
Bu tarikten tahrîc edenler: Ahmed (VI, 71, 143), Buhârî (gusl 3, I, 68), Nesâî (I, 127) ve Beyhakî (I, 195).
803-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 98-9), iki ayrı senedle olmak üzere Hammâd b. Seleme an raculin an Hişâm b. Urve an ebîhî an Âişe asl-ı senedi ile tahric etti.
Hz. Âişe'den bu mânâda başka rivayetler de vârid olmuştur:
Bu rivayetlerden: İbn Sa'd (Tabakât VIII, 193), Buhârî (gusl 9, I, 70), Müslim (hayd 45, s. 256), Tahâvî (I, 26) ve Beyhakî (I, 186), Eflah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Âişe asl-ı senedi ile;
Buhârî (gusl 9, I, 70), Tahâvî (I, 24) ve Beyhakî (I, 187), Şu'be an Ebî Bekr b. Hafs an Urve an Âişe asl-ı senedi ile;
Müslim (hayd 44, s. 256) ve Beyhakî (I, 195), Leys b. Sa'd an Yezîd an İrâk an Hafsa binti Abdirrahman b. ebî Bekr an Âişe asl-ı senedi ile;
Beyhakî (I, 188), Atâ an Âişe tarikiyle;
Müslim (hayd 46, s. 257), Nesâî (gusl 10, I, 202), İbn Huzeyme (no. 236, 251) ve Beyhakî (I, 188), Âsım el-Ahvel an Muâze an Âişe tarikiyle;
Beyhakî (I, 188, 193) Hişâm b. Urve an ebîhî an Âişe tarikiyle tahrîc ettiler.
Ayrıca Buhârî (gusl 3/3 I, 68), Müslim (hayd 48, s. 257) ve Beyhakî (I, 188), Süfyân b. Uyeyne an Amr b. Dînâr an Ebî'ş-Şa'sâ' an İbn Abbâs an Meymûne binti'l-Hâris asl-ı senedi ile de rivayet etmişlerdir.
804-Heysemî diyor ki: "İsnâdındaki Ümmü Küls?m hakkında bilgi edinemedim, diğer râvîleri güvenilir kimselerdir" (Mecma' I, 219).
805-Bu hadisi Bezzâr (Keşf no. 315), Ahmed b. Mansûr b. Seyyâr an Yahyâ b. Yezîd b Abdilmelik en-Nevfelî an ebîhî an ceddîhî an Ebî Seleme an Ebî Hureyre senedi ile tahric etmiştir.
Bezzâr şu bilgiyi vermektedir: "Abdülmelik, hadiste güçlü değildir. Rivayet ancak onun tarikinden bilinmektedir." Yezîd de Buharî ve Yahyâ'ya göre zayıftır. Yahyâ hakkında ihtilâf vardır (Mecma' I 272).
806-Ebû Dâvud (no. 4012), Nesâî (gusl 7/1-2, I, 200) ve Beyhakî (I, 198, Abdülmelik b. ebî Süleymân an Atâ an (Safvân b.) Ya'lâ (an ebîhî) asl-ı senedi ile tahric ettiler.
Ricâli, Sahîh ricâlidir. Bezzâr, bunu İbn Abbâs hadisinden daha uzun bir metinle tahrîc etmiştir (Neyl I, 275).
807-İbn Mâce (no. 615), bu hadisi Muh. b. Ubeyd b. Sa'lebe el-Himmânî an Abdilhamîd Ebû Yahyâ el-Himmânî ani'l-Hasan b. İmâre ani'l-Minhâl b. Amr an Ebî Ubeyde an İbn Mes'ûd senedi ile tahrîc etmiştir.
Sünen'in Zevâid'inde şu bilgi verilmektedir:
"el-Hasan b. İmâre sebebiyle isnâdı zayıftır. Ayrıca Ebû Ubeyde, babasını işitmemiştir."
808-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 376), Nesâî (tahâret 143, I, 126) ve İbn Mâce (no. 613), Abdurrahman b. Mehdî an Yahyâ b. el-Velîd an Muhil b. Halîfe an Ebî's-Semh asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Yahyâ b. el-Velîd dışındaki ricâli Sahîh ricâlidir. Yahyâ ise Ebû Dâvud, Nesâî ve İbn Mâce'nin hadisini tahrîc ettikleri bir râvîdir. Nesâî onun hakkında "Bir beisi yoktur" demektedir.
809-Ahmed (VI, 341), bu hadisi Abdürrezzâk an Ma'mer an İbn Tâvus ani'l-Muttalib b. Abdillah b. Hantab an Ümmi Hânî senedi ile tahrîc etti.
İsnâdının râvîleri Sahîh ricâlidir (Heysemî I, 269). Bu hadisin aslı Ebû Murre an Ümmi Hânî asl-ı senedi ile Sahîhayn'da yer almış olup, Ebû Zerr yerine Hz. Fâtıma Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem setretmiştir: Buhârî (gusl 21,I, 74), Müslim (hayd 70, 71, s. 265-6), Nesâî (gusül 11, I, 202), İbn Huzeyme (no. 237, 240), İbn Hibbân (Mevârid no. 233) ve Beyhakî (I, 198).
810-Ahmed (II, 109), Ebû Dâvud (no. 247), Taberânî (Mu'cemu's-Sağîr I, 67), İbn Hibbân (el-Mecrûhîn II, 5) ve Beyhakî (I, 179, 244), Eyyûb b. Câbir an Abdillah b. Usm an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İbn Usm, zayıf bir râvîdir, münker rivayetleri mevcuttur. Ondan rivayette bulunan Eyyûb b. Câbir'in hadisiyle de ihticâc olunmamıştır.
811-Tirmizî (no. 123), İbn Mâce (no. 580), Ebû Ya'lâ (Şehit Ali 220b), Taberânî (M. el-Evsat I, 107a), Dârekutnî (I, 143), el-Hâkim (I, 154) ve Beyhakî (I, 187), Hureys b. ebî Matar ani'ş-Şa'bî an Mesr?k an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî: "Bu hadisin isnâdında bir beis yoktur" demektedir. Ancak Hureys, zayıf bir râvîdir.
812-Ebû Dâvud (no. 256-7) ve Beyhakî (I, 182), Şerîk an Kays b. Vehb an raculin min benî Süvee b. Âmir an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
813-Ebû Dâvud (no. 254) ve Beyhakî (I, 182), Ömer b. Süveyd an Âişe binti Talha an Âişe tarikiyle tahrîc etmiştir.
İsnâdı hakkında Münzîrî, Tahrîcu's-Sünen'de (I, 169) "hasen" hükmü vermiştir.
814-Lafız Nesâî'ye aittir. Asl-ı senedi: Amr b. Murre an Abdillah b. Seleme an Alî.
Muhtelif lafızlarla hadisi bu tarikten tahrîc edenler: Ahmed (I, 83, 84, 107, 124, 134), Ebû Dâvud (no. 229), Tirmizî (no. 146), Nesâî (tahâret 171, I, 144), İbn Mâce (no. 594), Ebû Ya'lâ (no. 287, 348, 406-8, 524, 579, 623), İbnu'l-Cârûd (s. 52), İbn Huzeyme (no. 208), Tahâvî (I, 87), İbn Hibbân (Mevârid no. 192-3), Dârekutnî (I, 119), el-Hâkim (I, 152, 107) ve Beyhakî (I, 88).
815-Bu hadis-i mevkûfu Buhârî (hayd 7, I, 79), muallak olarak isnâdsız irâd etmiştir.
816-Heysemî'ye göre ricâli güvenilir kimselerdir (Mecma' I, 276).
817-Bu hadisi pek çokları, Âişe'den rivayet ettiler:
Buhârî (gusl 25, I, 75), Müslim (tahâret 21, s. 248), Ebû Dâvud (no. 222), İbn Mâce (no. 593), Tahâvî (I, 126), İbn Hibbân (Mevârid no. 231), Dârekutnî (I, 125-6) ve Beyhakî (I, 200, 203), Ebû Seleme an Âişe tarikiyle;
Buhârî (gusl 27, I, 75), Muh. b. Abdirrahman an Urve an Âişe tarikiyle;
Mâlik (tahâret 77, s. 48), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âişe senediyle tahrîc ettiler.
818-Bu rivayeti Tayâlisî (Müsned no. 1384), Ahmed (VI, 126, 191, 192), Dârimî (II, 108), Müslim (hayd 22, s. 248), Ebû Dâvud (no. 224), Nesâî (I, 138), İbn Mâce (no. 591), İbn Huzeyme (no. 215), Tahâvî (I, 125) ve Beyhakî (I, 202; VII, 193), Şu'be ani'l-Hakem an İbrâhîm ani'l-Esved an Âişe tarikiyle;
Ahmed (VI, 143, 224, 235, 260, 273), Dârimî (I, I, 193), Ebû Ya'lâ (Şehit Ali 217b) ve Beyhakî (I, 202), Ebû İshâk an Abdirrahman b. el-Esved an ebîhî an Âişe tarikiyle tahrîc ettiler.
819-Lafzı Müslim'e aittir.
Bu hadisi Ahmed (VI, 149), Müslim (hayd 26, s. 246), Tirmizî (no. 2924), Nesâî (gusl 5, I, 199); İbn Huzeyme (no. 259), el-Hâkim (I, 152)  ve Beyhakî (I, 200), Muâviye b. Sâlih an Abdillah b. e. Kays an Âişe asl-ı senedi ile
Ahmed (VI, 47, 138), Ebû Dâvud (no. 226), Nesâî (gusl 6, 199; I, 125), İbn Mâce (no. 1354), İbn Hibbân (no. 2438), el-Hâkim (I, 153) ve Beyhakî (I, 199), Ubâde b. Nüseyy an Gudayf b. el-Hâris an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
820-Bu rivayeti Tayâlisî (Müsned no. 1397), Abdürrezzâk (no. 1002), Ahmed (VI, 43, 105, 109, 146, 171), Ebû Dâvud (no. 228), Tirmizî (no. 118-9), Tahâvî (I, 124) ve Beyhakî (I, 201-2), Ebû İshâk ani'l-Esved an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
821-Bu hadisi bu lafızla Ahmed (VI, 118; 279), Abdürrezzâk (no. 1085), Nesâî (I, 139), İbn Mâce (no. 593), Ebû Ya'lâ (Şehit Ali 210a, 218a, 222b), İbn Hibbân (Mevârid no. 231), Dârekutnî (I, 126) ve Beyhakî (I, 203), Leys ve Yûnus tarikleriyle ani'z-Zührî an Ebî Seleme an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
822-Bu mevkûf hadisi Mâlik (tahâret 78, s. 48) ve Beyhakî (I 200), an Nâfi an İbn Ömer senediyle tahrîc ettiler. Sahîhtir.
823-Bu hadisi Ahmed (II, 235, 382, 471), Buhârî (gusl 23, I, 74; 24/2, I, 75), Müslim (um?mî no. 371, s. 282), Tirmizî (no. 121), Ebû Dâvud (no. 231), Nesâî (tahâret 172, I, 145), İbn Mâce (no. 534), Tahâvî (I, 13) ve Beyhakî (I, 189), Bekr b. Abdillah el-Müzenî an Ebî Râfi' an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafız Buhârî'ye aittir.
824-826-Lafız Buhârî'nindir (gusl 17, I, 72). Bu hadisi Ahmed (II, 237, 259, 283, 338, 518), Buhârî (gusl 17, I, 72; ezân 24-25, I, 157), Müslim (mesâcid no. 157, s. 422; 158, s. 423), Ebû Dâvud (no. 235), Nesâî (II, 81), İbn Huzeyme (no. 1628-9), İbn Hibbân (no. 2233) ve Beyhakî (II, 398), ez-Zührî an Ebî Seleme an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
827-Ebû Dâvud (no. 233-4), bu hadisi iki tarikten Hammâd b. Seleme an Ziyâd el-A'lem ani'l-Hasan an Ebî Bekre asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
828-Mâlik, bu mevkûfu Yahyâ b. Saîd an Süleymân b. Yesâr senedi ile tahrîc etmiştir (tahâret 82, s. 49).
829-Bu mevkûf hadisi Mâlik (tahâret 81, s. 49), İsmaîl b. e. Hakîm an Süleymân senediyle tahrîc etmiştir.
830-Bu hadisi Taberânî (Mu'cemu'l-Kebîr no. 702), Yahyâ b. Saîd an Abdirabbih b. ebî Nâfi' an Râita ümmi veledi Enes an Enes tarikiyle tahrîc etmiştir. Râita'nın durumu bilinmemektedir.
831-Bu hadisi Taberânî (Mu'cemu'l-Kebîr no. 10561; Mu'cemu'l-Evsat II, 210a) ve Beyhakî (I, 184), İshâk b. Mûsâ el-Ensârî an Âsım b. Abdilazîz an Muh. b. Zeyd b. Kunfuz es-Sehmî an Câbir b. Seylân an İbn Mes'ûd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Âsım b. Abdilazîz hakkında Nesâî ve Dârekutnî "Kavî değildir"; Buhârî "fîhî nazar" hükmünü vermişlerdir. Zehebî diyor ki: "Ondan İbnü'l-Medînî rivayette bulunmuş ve Ma'n el-Kazzâz tevsîk etmiştir" (Mizân no. 4054).
832-Râvilerinden Bakiyye b. el-Velîd, burada "an" lafzıyla rivayette bulunmuştur; kendisi tedlis yapmakla suçlanmaktadır (Mecma' I, 275).
833-Bu hadisi Ahmed (I, 83, 104, 139), Ebû Dâvud (no. 227, 4152), Nesâî (I, 141; VII, 185), Ebû Ya'lâ (no. 313, 626), Tahâvî (IV, 282), el-Hâkim (I, 171) ve Beyhakî (I, 201), Şu'be an Alî b. Müdrîk an Ebî Zür'a b. Amr b. Cerîr an Abdillah b. Nüceyy an ebîhî an Alî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
834-Bu hadisi Ahmed (VI, 139, 179), Tirmizî (no. 2802), Ebû Dâvud (no. 4009), İbn Mâce (no. 3749) ve Beyhakî (II, 228; VII, 308), Hammâd b. Seleme an Abdillah b. Şeddâd an Ebî Uzre an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî şu bilgiyi vermektedir: "Bu hadisi ancak Hammâd hadisinden bilmekteyiz. İsnâdı güçlü değildir." Ebû Uzre'nin hâli mechûldur. Abdullah b. Şeddâd, İbnü'l-Hâd olmayıp, Vâsıt'lı bir tüccardır (Neyl I, 277).
835-Bu hadisi Tayâlisî (Müsned s. 212), Abdürrezzâk (no. 1132), Ahmed (VI, 173, 198), Dârimî (II, 281), Ebû Dâvud (no. 4010), İbn Mâce (no. 3750), Tirmizî (no. 2803), el-Hâkim (IV, 288) ve Beyhakî (VII, 308), Mansûr an Sâlim b. ebî'l-Ca'd an Ebî'l-Melîh an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ricâli Sahîh ricalidir. İsnâdı hakkında Tirmizî "hasen" hükmü vermiştir.
836-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4011) ve İbn Mâce (no. 3748), Abdurrahman b. Ziyâd b. En'am el-İfrîkî an Abdirrahman b. Râfi' an İbn Amr b. el-Âs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İbn Râfî'yi Buhârî ve Ebû Hâtim zayıf addetmişlerdir (Neyl I, 278).
837-Bu hadisi Tirmizî (no. 2801), Ebû Ya'lâ (no. 1925), Taberânî (Mu'cemu'l-evsat I, 35b) ve İbn Adî (Kâmil s. 728), el-Hasan b. Sâlih an Leys b. ebî Süleym an Tâvus an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî, isnâdı hakkında "hasen garîb" hükmü vermiştir.
Bu hadisin Atâ an Ebî'z-Zübeyr an Câbir tarikiyle bir şâhidi vardır ki bunu el-Hâkim (IV, 288) tahrîc etmiş ve isnâdı hakkında "Müslim'in şartınca sahîh" hükmünü vermiştir.
838-Bu hadis Ahmed'in Müsned'inde iki tarikten vârid olmuştur:
Hasan an İbn Lehî'a an Zebbân ve Yahyâ b. Gaylân an Rişdîn an Zebbân an Sehl b. Muâz b. Enes an ebîhî an Ümmî'd-Derdâ (ki burada lafız bu tarika aittir) ve diğeri:
Hârûn an Abdillah b. Vehb an Hayve an Ebî Sahr an Yuhannes Ebî Mûsâ an Ümmi'd-Derdâ (Müsned VI, 361-2).
İkinci isnâdın ricâli Heysemî'ye göre Sahîh ricâlidir (Mecma' I, 277).
839-İsnâdındaki İsmaîl b. Abdirrahman el-Evdî zayıf bir râvîdir (Mecma' I, 279).
840-Râvîleri Sahîh ricâlindendir (Mecma' I, 279).
841-Evzaî'den bu sözü rivayet edenler güvenilir kimselerdir (Mecma' I, 279).
842-Bu hadisi Ahmed (V, 61), Ebû Dâvud (no. 355), Tirmizî (no. 605) ve Nesâî (tahâret 126, I, 109), Süfyân es-Sevrî ani'l-Eğarr b. es-Sabbâh an Halîfe b. Husayn an Kays b. Âsım asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İsnâdı hakkında Tirmizî, "hasen" hükmü vermiştir. Bu hadisi İbn Huzeyme, İbn Hibbân ve İbnü's-Seken de Sahîh'lerinde tahrîc etmişlerdir (Neyl I, 245).
843-844-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 356), Mahled b. Hâlid an Abdirrezzâk an İbn Cüreyc kâle uhbirtu an Useym b. Küleyb an ebîhî an ceddîhî senedi ile tahrîc etmiştir.
Görüldüğü gibi İbn Cüreyc ile Useym arasındaki râvî mechûldür.
845-Râvîleri güvenilir kimselerdir (Mecma' I, 283).
846-847-Bu iki rivayeti eş-Şâfiî (Ümm I, 39), Ahmed (VI, 122), Humeydî (Müsned no. 167), Buhârî (hayd 13, 14, I, 81; i'tisâm 24, VIII, 159), Müslim (hayd no. 60, s. 260-1), Nesâî (tahâret 158, I, 135, 207), Ebû Ya'lâ (Şehit Ali 216b) ve Beyhakî (I, 183), Mansûr b. Abdirrahman an ümmîhî Safiyye binti Şeybe an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
848-849-Bu iki rivayetin asl-ı senedi: İbrâhîm b. el-Muhâcir an Safiyye an Âişe'dir. Her iki lafız da Ebû Dâvud'a aittir.
Bu tarikten hadisi tahrîc edenler: Tayâlisî (Müsned no. 1563), Abdürrezzâk (no. 1208), Ahmed (VI, 147, 188), Dârimî (I, 197), Müslim (hayd 61, s. 261-2), Ebû Dâvud (no. 314-6), 4100), İbn Mâce (no. 642), İbnu'l-Cârûd (s. 62), İbn Huzeyme (no. 248-9) ve Beyhakî (I, 180).
850-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 313), Muh. b. Amr er-Râzî an Seleme b. el-Fadl an Muh. b. İshâk an Süleymân b. Suhaym an Umeyye isnâdı ile tahrîc etmiştir.
851-Lafız Müslim'e aittir.
Bu hadisi Tayâlisi (Müsned no. 2052), Ahmed (III, 132, 246), Müslim (hayd 16, s. 246), Dârimî (I, 245), Ebû Dâvud (no. 258, 2165), Tirmizî (no. 2977), Nesâî (I, 187), İbn Mâce (no. 644), Ebû Ya'lâ (Şehit Ali 167b), Tahâvî (III, 38) ve Beyhakî (I, 313), Hammâd b. Seleme an Sâbit an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
852-Bu hadisi Ahmed (II, 476, 403), Dârimî (I, 259), Ebû Dâvud (no. 3904), Tirmizî (no. 135), İbn Mâce (no. 639), İbnü'l-Cârûd (s. 58), Tahâvî (III, 45) ve Beyhakî (VII, 198), Hammâd b. Seleme an Ebî Temîmeti'l-Hüceymî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Begavî ve Münâvî'ye göre isnâdı zayıftır. Tirmizî'de, Buhârî'nin bu hadisin isnâdını zayıf addettiğini bildirmektedir. İbn Seyyidinnâs: "Dört illeti vardır: Güvenilir olmayan râvîden rivayette tek kalmak, râvîlerinin zayıflığı, isnâdında kopukluk ve metninin münkerliği" demektedir. Zehebî, K. el-Kebâir'de "İsnâdı doğru değildir" demiştir (Feyd VI, 24).
853-Bu hadisi Tayâlisî (Müsned no. 1375), Abdürrezzâk (no. 1237), Ahmed (VI, 134, 174), Dârimî (I, 242), Müslim (hayd 1, s. 242), Ebû Dâvud (no. 268), Tirmizî (no. 132), Nesâî (I, 151, 189), İbn Mâce (no. 636), Ebû Ya'lâ (Şehit Alî 219a), İbnu'l-Cârûd (s. 57), Tahâvî (III, 36) ve Beyhakî (I, 310), Mansûr b. el-Mu'temir an İbrâhîm ani'l-Esved an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Ayrıca Ahmed (VI, 143, 33, 224, 235, 260, 273), Buhârî (hayd 5, I 78), Müslim (hayd 2, s. 242), Ebû Dâvud (no. 273), İbn Mâce (no. 635), el-Hâkim (I, 172) ve Beyhakî (I, 202, 310), Ebû İshâk eş-Şeybânî an Abdirrahman b. el-Esved an ebîhî an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
854-Bu rivayeti Ahmed (VI, 123) ve Nesâî (I, 189), Sadaka b. Saîd el-Hanefî an Cumey' b. Umeyr an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
855-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 267) ve Nesâî (tahâret 180/2, I, 151-2), ez-Zührî an Habîb mevlâ Urve an Nudbe (yahut Budeyye) mevlâti Meymûne an Meymûne asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
856-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 213), Hişâm b. Abdilmelik el-Yeznî an Bakiyye b. el-Velîd an Sa'd b. Abdillah el-Ağtas an Abdirrahman b. Âiz b. Kurt el-Ezdî an Muâz senedi ile tahrîc etmiştir.
Ebû Dâvud, daha sonra "Bunun isnâdı güçlü değildir" demektedir. Taberânî, bu hadisi İsmaîl b. Ayyâş tarikiyle Saîd b. Abdillah'tan tahrîc etmek sûretiyle Bakiyye'ye mütâbeat etmiştir. İbn Hacer diyor ki: "Saîd'i tevsîk eden birini bilmiyorum" demiştir. Abdurrahman b. Âiz'in Muâz'dan yaptığı rivayetler mürseldir (Neyl I, 300-1).
857-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 272), Mûsâ b. İsmaîl an Hammâd b. Seleme an Eyyûb an İkrime an Ba'dî ezvâci'n-Nebî senedi ile tahrîc etmiştir.
Ricâli, Sahîh ricâlindendir. Ebû Dâvud ve Münzîrî, bir söz söylemeden isnâdı hakkında sük?t etmişlerdir.
858-Bu hadisi Saîd b. Beşîr an Katâde ani'l-Hasan tarikiyle vârid olmuştur (Feyd V, 245).
859-Bu rivayeti Dârimî (I, 254), Ebû Dâvud (no. 266), Tirmizî (no. 136), Ahmed (I, 272) ve Beyhakî (I, 316), Şerîk an Husayf an Miksem an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
860-Bu rivayeti Dârimî (I, 255), Tirmizî (no. 137), İbn Mâce (no. 650), İbnu'l-Cârûd (s. 59) ve Beyhakî (I, 317), Abdülkerîm b. Mâlik el-Cezerî an Miksem an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
861-Bu hadisi Ahmed (I, 229, 230, 286), Ebû Dâvud (no. 264, 2168), Nesâî (tahâret 182, I, 153; hayd 9, I, 188), İbn Mâce (no. 640), İbnu'l-Cârûd (s. 58-59), el-Hâkîm (I, 171-2) ve Beyhakî (I, 314), Şu'be ani'l-Hakem an Abdilhamîd b. Abdirrahman an Miksem an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
862-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 265, 2169), el-Hâkim (I, 172) ve Beyhakî (I, 318), Alî b. el-Hakem an Ebî'l-Hasan el-Cezerî an Miksem an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
863-Bu, mu'dal bir rivayettir. Ebû Dâvud (no. 266/2) isnâdının bir bölümünü irâd etmiştir: el-Evzâî an Yezîd b. ebî Mâlik an Abdilhamîd b. Abdirrahman ani'n-Nebî sallallahu aleyhi ve sellem.
Miksem'in bu rivayeti pek çoklarınca bazen merfû?, bazen de mevkûf olarak tahrîc olunmuştur. Bu hadisin isnâdının tashîhi hususunda ulemâ arasında ihtilaf vâki olmuştur.
864-Bu hadisi Dârimî (I, 255), Muh. b. Yûsuf ani'l-Evza'î an Yezîd b. e. Mâlik an Abdilhâmid b. Zeyd b. el-Hattâb senedi ile tahrîc etmiştir.
865-866-Bu hadisin asl-ı senedi: Hişâm b. Urve an ebîhî an Âişe.
Mâlik (tahâret no. 102, s. 60), Şâfiî (Sünen s. 31), Dârimî (I, 246), Buhârî (hayd 2/1, I, 77), Tirmizî (Şemâil no. 31), Nesâî (tahâret 173/3, I, 148; hayd 21/2, I, 193) ve Beyhakî (I, 186), Mâlik an Hişâm b. Urve tarikiyle;
Ahmed (VI, 50), Buhârî (i'tikâf 2, II, 256) ve Ebû Ya'lâ (Şehit Ali 211b), Yahyâ b. Saîd el-Kattân an Hişâm tarikiyle;
Buhârî (hayd 2/2, I, 77), İbn Cüreyc an Hişâm tarikleriyle tahrîc ettiler.
Ayrıca hadisi bu mânâsı ile Ahmed (VI, 104, 181), Buhârî (libâs 76, VII, 61), Tirmizî (no. 804), Nesâî (tahâret 173/4, I, 148), İbn Huzeyme (no. 2231) ve İbn Hibbân (no. 3664), Mâlik ani'z-Zührî an Urve (ve Amre) an Âişe tarikiyle;
Ahmed (VI, 81), Tirmizî (no. 805), Buhârî (i'tikâf 3, II, 256), Müslim (hayd 7, s. 244), İbn Huzeyme (no. 2231) ve İbn Hibbân (s. 3661), Leys b. Sa'd ani'z-Zührî an Urve (ve Amre) an Âişe tarikiyle;
Abdurrezzâk (no. 1247), Ahmed (VI, 231, 234), Buhârî (i'tikâf 19, II, 260) ve Nesâî (hayd 20, I, 193), Ma'mer ani'z-Zührî an Urve an Âişe tarikiyle tahrîc ettiler.
867-Bu lafzın iki asl-ı senedi vardır:
Bunu Abdürrezzâk (no. 1252), Ahmed (VI, 117, 135, 148, 158, 190, 204, 258), Humeydî (no. 169), Buhârî (hayd 3, I, 77), Müslim (hayd 15, s. 246), Ebû Dâvud (no. 260), Nesâî (tahâret 175, I, 147); hayd 16, I, 191), İbn Mâce (no. 634), İbnu'l-Cârûd (s. 56) ve Beyhakî (I, 312), Mansûr b. Abdirrahman an ümmîhî Safiyye an Âişe asl-ı senedi ile;
Abdürrezzâk (no. 1031, 1248), Ahmed (VI, 189), Buhârî (hayd 5, I, 78; i'tikâf 4, II, 256), Müslim (hayd 10, s. 244), Dârimî (I, 247), Nesâî (tahâret 176/1, I, 147-8; hayd 21, I, 193) ve Beyhakî (I, 189; IV, 316), Mansûr b. el-Mu'temir an İbrâhîm ani'l-Esved an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Allah'ın Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, mescidde itikâf hâlinde iken hayızlı Âişe'nin O'nun başını yıkamasına dair diğer rivayetler:
Müslim (hayd 8, s. 244), Nesâî (tahâret 176/2, I, 148) ve Beyhakî (I, 308), İbn Vehb an Amr b. el-Hâris an Ebî'l-Esved an Urve an Âişe asl-ı senedi ile;
Ahmed (VI, 32, 230), Dârimî (I, 247, 248), Taberânî (I, 197b), el-A'meş an Temîm b. Seleme an Urve an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
868-Bu rivayetin asl-ı senedi şöyledir: Sâbit b. Ubeyd ani'l-Kâsım an Âişe.
Bu tarikten hadisi tahrîc edenler: Tayâlisî (no. 1430), Abdürrezzâk (no. 1258), Ahmed (VI, 45, 101, 114, 173, 229), Dârimî (I, 197, 248), İbn Sa'd (I, 469), Müslim (hayd no. 11-12, s. 245-6), Ebû Dâvud (no. 261), Nesâî (tahâret 173/2, I, 146; hayd 18, I, 192), Tirmizî (no. 134), İbn?-l-Cârûd (s. 56) ve Beyhakî (I, 186, 189; II, 409).
869-Bu hadisi Ahmed (II, 428), Müslim (hayd no. 13, s. 245), Nesâî (tahâret 173/1, I, 146; hayd 18/1, I, 192) ve Beyhakî (I, 189), Yahyâ b. Saîd an Yezîd b. Keysân an Ebî Hâzım an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
870-Bu hadisi Nesâî (tahâret 174-5, I, 147; hayd 19, I, 192), Süfyân es-Sevrî an Menb?z an ümmihî an Meymûne asl-ı senedi ile tahrîc etti. Menb?z, İbn Maîn'e göre güvenilir bir râvidir. Hadisi bu lafızla Abdürrezzâk, İbn ebî Şeybe ve ele-Muhtâre'de Diyâu'l-Makdisî tahrîc ettiler. Hadisin başka şahitleri de vardır (Neyl I, 249).
871-Heysemî, Abdülmelik'i tanımadığını söylemektedir (Mecma' I, 280).
872-Heysemî'nin ifadesiyle râvîlerinden Ömer b. el-Husayn zayıf bir râvîdir (Mecma' I, 280).
873-Lafız Buhârî'ye (hayd 22, I, 83) aittir.
Bu hadisi Buhârî (hayd 4, I, 77-8; hayd 21-22, I 83), Müslim (hayd no. 5, s. 243), Nesâî (tahâret 179, I, 150-1) ve Ahmed (VI, 300), Yahyâ b. ebî Kesîr an Ebî Seleme an Zeyneb binti Ümmi Seleme an Ümmi Seleme asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Bu hadisin isnâdı Abdurrahman b. Ziyâd el-İfrîkî sebebiyle zayıftır. Buhârî'nin metni daha uzundur.
875-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 271), Saîd b. Abdilcebbâr an Abdilazîz ed-Derâverdî an Ebî'l-Yemân an Ümmi Zerre an Âişe isnâdı ile tahrîc etti.
İbn Hazm diyor ki: "Ebû'l-Yemân, Kesîr b. el-Yemân olup, meşhûr değildir. Ümmü Zerre, hâli mechûl bir râvîdir" (Muhallâ II, 177).
876-Bu hadisi Tayâlisî (Müsned no. 1514), Abdürrezzâk (no. 388, 1253), Ahmed (VI, 62, 64, 127, 210, 213), Humeydî (no. 166), Dârimî (I, 246), Müslim (hayd 14, s. 245), Ebû Dâvud (no. 259), Nesâî (I, 56, 148, 149, 178, 190, 191), İbn Mâce (no. 643), İbn Huzeyme (no. 110), İbn Hibbân (no. 4169) ve Beyhakî (I, 312, 311), el-Mikdâm b. Şurayh an ebîhî an Âişe asl-ı senediyle tahrîc ettiler.
877-Bu lafız Müslim'e aittir (hayd no. 69, s. 265). Bu hadisi Yezîd er-Reşk, Ebû Kilâbe, Katâde ve Âsım el-Ahval, Muâze b. Abdillah el-Adeviyye kanalıyla Âişe'den rivayet ettiler.
Hadisi bu tarikten tahrîc edenler: Abdürrezzâk (no. 1277-8), Tayâlisî (no. 1570), Ahmed (VI, 185, 120, 143, 32, 97, 94 231), Dârimî (I, 233-4), Buhârî (hayd 20, I, 83), Müslim (hayd 67-69, s. 265), Ebû Dâvud (no. 262-3), Tirmizî (no. 130), Nesâî (I, 191), İbn Mâce (no. 631), İbn Huzeyme (no. 1001) ve Beyhakî (IV, 236).
878-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 312), el-Hasan b. Yahyâ an Muh. b. Hâtim an Hibbî an Abdillah b. el-Mübârek an Yûnus b. Nâfi' an Kesîr b. Ziyâd an Musse Ümmi Büsseti'l Ezdiyye an Ümmi Seleme senedi ile tahrîc ettiler.
879-Mâlik (tahâret no. 100, s. 60), belâğan irâd etmiştir.
880-Bu mevkûf hadisi Dârimî (I, 227), Yezîd b. Hârûn an Hemmâm an Matar an Atâ an Âişe senedi ile tahrîc etmiştir.
881-Bu mevkûfu Dârimî (I, 228), Zeyd b. Yahyâ ed-Dimaşkî an Muh. b. Râşid an Süleymân b. Mûsâ an Atâ an Âişe senedi ile tahrîc etmiştir.
882-Bu hadisi Tirmizî (no. 131), İbn Mâce (no. 596) ve Beyhakî (I, 89), İsmaîl b. Ayyâş an Mûsâ b. Ukbe an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tirmizî'ye göre bu hadis İsmail'in teferrüd ettiği bir münker hadistir. Ancak Dârekutnî, bunu el-Muğîre b. Abdirrahman kanalıyla Mûsâ'dan tahrîc etmekle mütâbeat etmiştir. O halde isnâdı sahih olmaktadır.
883-885-Bu hadisin asl-ı senedi: ez-Zührî an Urve ve Amre binti Abdirrahman an Âişe.
Hadisi bu tarikten tahrîc edenler: eş-Şâfiî (Ümm I, 53), Ahmed (VI, 187, 82), Humeydî (no. 160), Dârimî (I, 196, 199, 200), Buhârî (hayd 26, I, 84), Müslim (hayd 63-64, s. 263), Ebû Dâvud (no. 285-290), Tirmizî (no. 129), Nesâî (I, 118, 119, 181, 183), İbn Mâce (no. 626), Tahâvî (I, 99; II, 234), el-Hâkim (I, 173) ve Beyhakî (I, 170, 331, 327, 349, 328).
886-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 779), Leys b. Sa'd an Yezîd b. e. Habîb an Ca'fer an İrâk an Urve Âişe asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
888-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 293), Abdülvâris ani-l-Hüseyn an Yahyâ b. e. Kesîr an Ebî Seleme asl-ı senedi ile tahrîc etti.
889-Bu rivayeti de Ebû Dâvud (no. 286), İbn ebî Adî an Muh. b. Amr ani'z-Zührî an Urve an Fâtima binti ebî Hubeyş asl-ı senedi ile tahrîc etmiştir.
890-Ebû Dâvud (no. 286 akabinde) isnâdsız olarak irâd etmiştir. Müstahâza, âzamî süresi olan on gün geçtiği halde kanı dinmeyen kadına denir.
891-Mâlik (tahâret 106, s. 62), bu rivayeti an Hişâm b. Urve an ebîhî an Zeyneb senedi ile tahrîc etmiştir.
892-893-Bu hadisi Şâfiî (Ümm I, 51-52), Ahmed (VI, 381-382, 439-440), Ebû Dâvud (no. 287), Tirmizî (no. 128), İbn Mâce (no. 627) el-Hâkim (I, 172-3) ve Beyhakî (I, 338-9), Abdullah b. Muh. b. Akîl an İbrâhîm b. Muh. b. Talha an ammihî İmrân b. Talha an ümmihî Hamne binti Cahş asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî'nin kendisi isnâdı hakkında "hasen sahîh", Buhârî'den naklen "hasen" ve Ahmed b. Hanbel'den naklen "hasen sahîh" hükümlerini vermiştir.
894-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 296), Vehb b. Bakiyye an Hâlid an Süheyl b. ebî Sâlih ani'z-Zührî an Urve an Esmâ binti Umeys senedi ile tahrîc etti.
895-Lafız Mâlik'e aittir. Bu hadisi Mâlik (tahâret 105, s. 62), Ebû Dâvud (no. 274-278) ve Nesâî (hayd 3/2-3, I, 182-183), Nâfi' an Süleymân b. Yesâr an Ümmi Seleme asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Nevevî, isnâdı hakkında "Sahîhayn'ın şartına uygundur"; Beyhakî ise: "Meşhur bir hadistir, ancak Süleymân bunu ondan işitmemiştir." demektedir. Münzirî diyor ki: "Bu hadisi Mûsâ b. Ukbe, Nâfi'den, o da Süleymân'dan, o da Mercâne'den, o da Âişe'den rivayet etmiştir" (Neyl I, 293).
896-897-Bu rivayeti Mâlik (tahâret 107, s. 62) ve Ebû Dâvud (no. 301), Mâlik an Summâ senedi ile tahrîc etmiştir.
898-Bu mevkûf hadisi Ebû Dâvud (no. 302), şu isnâd ile tahrîc etmiştir: Ahmed b. Hanbel an Abdillah b. Nümeyr an Muh. b. ebî İsmaîl (Râşid) an Ma'kil el-Hus'amî an Alî.
899-Lafız Buhârî'ye aittir. Bu hadisi Ahmed (VI, 131), Dârimî (I, 217), Buhârî (hayd 10, I, 80; i'tikâf 10, II, 258), Ebû Dâvud (no. 2476), İbn Mâce (no. 1780) ve Beyhakî (I, 328; IV, 323), Hâlid b. Abdillah el-Hazzâ an İkrime an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
900-Bu mevkûf hadisi Mâlik (hacc no. 124, s. 371), Abdürrezzâk (no. 1195) ve Beyhakî (V, 88), Mâlik an Ebî'z-Zübeyr an Ebî Mâiz Abdillah b. Süfyân el-Eslemî an İbn Ömer senedi ile tahrîc ettiler.
901-Bu hadisi Bezzâr (Keşf no. 332), şu isnâdla tahrîc etmiştir: Muh. b. Ömer an İsmaîl b. Sabîh an Ebî Üveys an Sevr b. Zeyd an İkrime an İbn Abbâs ve Mûsâ b. Meysere an İkrime an İbn Abbâs. Bezzâr, daha sonra: "Bu hadisi muttasıl sened ile ancak bu isnâdı ile bilmekteyiz" demektedir.
Heysemî, râvilerinin güvenilir olduğunu söylemiştir (Mecma' I, 280).
902-Bu mevkûfu Dârimî (I, 208), el-Hakem b. el-Mübârek an Haccâc el-A'ver an Şu'be an Abdilmelik b. Meysere ani'ş-Şa'bî an Kaymer an Âişe senedi ile tahrîc etmiştir.
903-Bu maktû? hadisi Dârimî (I, 208), Yezîd b. Hârûn an Ca'fer b. el-Hâris an Mansûr an İbrâhîm senedi ile tahrîc etmiştir.
Ca'fer hakkında Buhârî, "Ezberinde bir bozukluk vardır. Ancak hadisleri yazılabilir" demektedir (Mîzân no. 1495).
904-Dârimî (I, 207), bu maktû? rivayeti Muh. b. Yûsuf an Süfyân an Sâlim el-Aftas an Saîd b. Cübeyr senedi ile tahrîc etmiştir.
905-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 309), İbrâhîm b. Hâlîd an Muallâ b. Mansûr an Alî b. Müshir ani'ş-Şeybânî an İkrime senedi ile tahrîc etmiştir. İkrime'nin Ümmü Habîbe'yi işitip işitmediği şüphelidir.
906-Bunu Ebû Dâvud (no. 310), Ahmed b. ebî Süreyc er-Râzî an Abdillah b. el-Cehm an Amr b. e. Kays an Âsım an İkrime senediyle tahrîc etmiştir.
907-Bu hadisi Buhârî (hayd 25, I, 84), Ebû Dâvud (no. 308), Nesâî (hayd 7, I, 186-7) ve İbn Mâce (no. 647), Eyyûb an Muh. b. Sîrîn an Nüseybe Ümmi Atiyye asl-ı senedi ile;
İbn Mâce (no. 647/2), Eyyûb an Hafsa an Ümmi Atiyye tarikiyle;
Ebû Dâvud (no. 307), Hammâd b. Seleme an Katâde an Ümmi'l-Hüzeyl an Ümmi Atiyye asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Metinde geçen "temizlenmeden sonra" lafzı İbn Hacer ve Nevevî'ye göre bâtıl bir fazlalıktır. Nitekim Buhârî'nin rivayetinde bu ibare yer almamıştır (Neyl I, 296). Yani hadisin hükmü, gerçekten "hayız sırasında" geçerli olmaktadır.
908-Bu mevkûfu Mâlik (tahâret no. 97, s. 59) ve Beyhakî (I, 335), Alkame b. ebî Alkame an ümmihî Mercâne asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
909-Mâlik (tahâret no. 98, s. 59), bunu Abdullah b. Bekr an ammatihî an İbnete Zeyd b. Sâbit senedi ile tahrîc etmiştir.
910-Bu mevkûfu Dârimî (I, 215-6), Ubeydullah b. Mûsâ an İsrâîl an Ebî İshâk ani'l-Hâris an Ali senedi ile tahrîc etmiştir.
912-Bu hadisi İbn Mâce (no. 649), Abdullah b. Saîd ani'l-Muhâribî an Sellâm b. Selîm an Humeyd an Enes senedi ile tahrîc etmiştir.
Zevâid'inde: "İsnâdı sahihtir, ricâli güvenilir kimselerdir" denilmiştir. Bu durum Sellâm'ın Ebû'l-Ahvas olduğu farzedilirse geçerlidir. Aksi halde Sellâm, Yahyâ b. Maîn ve diğerlerine göre zayıftır. Aayrıca Abdürrezzâk bunu, Enes'den bir başka tarikten onun sözü olarak tahrîc etmiştir.(Neyl I, 306).
islam