SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > CENÂİZ (CENAZELER) KİTABI

 

islam

help 2.30.6 06-Cenazeler previous next

HADİS KİTAPLARI > SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > 06-Cenazeler
6 - CENÂİZ (CENAZELER) KİTABI

1 - Hasta Ziyareti Hakkında Gelen Hadîsler Babı

2 - Bir Hastayı Ziyaret Edenin Sevabı Hakkında Gelen Hadisler Babı

3 - Ölüye (Ölüm Döşeğinde Olana) Tevhîd Kelimesini Telkin Etmek Hakkında Gelen Hadîslee Babı

Definden Sonraki Telkînin Hükmü

4 - Hasta Ölüm Döşeğine Düştüğü Zaman Onun Yanında Ne Konuşulacağı Hakkında Gelen Hadisler Babı

Okunan Kurandan Ölü Yararlanır Mı?

İzahı

5 - Mü'min Can Çekişirken Ecir Kazanır Hakkında Gelen Hadisler Babı

6 - Ölünün Gözlerinı Kapatmak Hakkında Gelen Hadisler Bâbi

7 - Ölüyü Öpmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı

8 - Ölüyü Yıkamak Hakkında Gelen Hadisler Babı

9 - Erkeğin Kendi Hanımını Ve Kadının Kendi Kocasını Yıkaması Hakkında Gelen Hadisler Babı

10 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem)'În (Cenazesini) Yıkamak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

11 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem'in Kefeni Hakkında Gelen Hadîsler Babı

Kadının Kefeni

12 - Müstehab Olan Kefen Hakkında Gelen Hadîsler Babı

13 - Ölüye Kefenlerine Dâhil Edildiği Zaman Bakmak Hakkinda Gelen Hadis Babı

14 - Nai (Ölümü Câhiliyyet Devrine Göre İlân Etmekjden Nehiy Hakkında Gelen Hadis Babı

15 - Cenazelerde Hazır Bulunmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

16 - Cenazenin Önünde Yaya Yürümek Hakkında Gelen Hadisler Babı

17 - Cenazeye Katılmak Üzere Bâzı Elbiseleri Soymaktan Nehiy Hakkında Gelen Hadis Babı

18 - Cenaze Hazırlandığı Zaman Tehir Edilmemesi Ve Arkasında Ateş Götürülmemesi Hakkında Gelen Hadîsler Babı

19 - Üzerinde Müslümanlardan Bir Cemâatin Namaz Kıldığı Cenaze Hakkında Gelen Hadisler Babı

20 - Ölüyü Övmek Hakkında Gelen Hadisler Babı

21 - İmâmın Cenaze Namazını Kıldıracağı Zaman Nerede Duracağı Hakkında Gelen Hadisler Babı

22 - Cenaze Namazındaki Kıraat Hakkında Gelen Hadisler Babı

Âlimlerin, Cenaze Namazında Fatiha Okumak Hakkında Görüşleri

23 - Cenaze Namazındaki Duâ Hakkında Gelen Hadisler Bâb1

24 - Cenaze Üzerinde (Kılınan Namazda) Dört Tekbir Almak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

25 - (Cenaze Namazında) Eeş Defa Tekbîr Alan Hakkında Gelen Hadîsler Babı

Tekbirlerde Eller Kaldırılır Mı ?

26 - Çocuk Üzerinde Cenaze Namazı Kılmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

27 - Resûlullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellemj'in Oğlu Üzerinde Cenaze Namazını Kılmak Ve Ölümünü Anlatmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

28 - Şehitler Üzerinde Namaz Kılmak Ve Onları Defnetmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı

Şehidlerin Yıkatılması Ve Namazlarının Kılınması Hakkında Âlimlerin Görüşleri

Diğer Cenazelerin Bir Şehirden Başka Bir Şehre Nakledilmeleri

29 - Mescidde Cenazeler Üzerinde Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

Cenaze Namazının Mescidde Kılınması Hakkında Âlimlerin Görüşleri

30 - Ölü Üzerinde Namaz Kılmanın Ve Ölüyü Defnetmenin Yasak Olduğu Vakitler Hakkında Gelen Hadisler Babı

31 - Kıble Ehli Üzerinde Namaz Kılmak Hakkında Bir Bâb

32 - Kabir Üzerinde Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

33 - Necâşî (Radıyallâhü Anh) Üzerinde (Kılınan) Namaz Hakkında Gelen Hadîsler Babı

34 - Cenaze Namazını Kılanın Ve Defnini (N Sonuna Kadar) Beküyenin Sevabı Hakkında Gelen Hadîsler Babı

35 - Cenaze İçin Ayağa Kalkmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

Cenaze Mezarlığa Götürülünce Cemâat Ne Zaman Oturur ?

36 - Mezarlığa Girildiği Zaman Ne Söyleneceği Hakkında Gelen Hadîsler Babı

37 - Mezarlıkta Oturmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

38 - Ölüyü Kabre Sokmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

39 - Lahdin Müstehablıg1 Hakkında Gelen Hadîsler Babı

40 - Şak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

41 - Kabri Kazmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

42 - Mezarda İşaretin Bulunması Hakkında Gelen Hadis Babı

43 - Kabirler Üzerinde Bina Yapmak, Kabirleri Kireç İle Yapmak Ve Kabirler Üzerinde Yazı Yazmaktan Nehiy Hakkında Gelen Hadîsler Babı

44 - Defin Esnasınua Kabre Toprak Atmak Hakkında Gelen Hadîs Babı

45 - Kabirler Üzerinde Yürümek Ve Oturmanın Nehiyi Hakkında Gelen Hadisler Babı

46 - Mezarlıkta Ayakkabıları Soymak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

47 - Kabirlerin Ziyareti Hakkında Gelen Hadîsler Babı

48 - Müşriklerin Kabirlerini Ziyaret Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Bâb1

49 - Kadınları, Mezarları Ziyaret Etmekten Nehiy Hakkında Gelen Hadîsler Babı

50 - Kadınların Cenazeleri Takip Etmeleri Hakkında Gelen Hadisler Babı

51 - Niyâhat (= Ölü İçin Yüksek Sesle Ağlamak) Tan Nehiy Hakkında Bir Bâb

52 - Yanakları Dövmek Ve Yakaları Yırtmaktan Nehiy Hakkinda Gelen Hadîsler Babı

53 - Ölü Üzerinde Ağlamak Hakkında Gelen Hadisler Babı

54 - Üzerinde Edilen Niyâhatla Ta'zib Edilen Ölü Hakkında Gelen Hadisler Babı

55 - Musîbet Üzerinde Sabretmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı

56 - Başına Musibet Gelene Ta'ziyette Bulunanın Sevabı Hakkında Gelen Hadisler Babı

Ta'ziyet Zamanı Hususunda Alimlerin Görüşleri

57 - Evlâdının Ölümü Musibetini Görenin Sevabı Hakkında Gelen Hadîsler Babı

58 - Sıkt (= Düşük Çocuk) Musibeti Başına (Gelen Hakkındaki Hadisler Babı

59 - Ölünün Ev Halkına Gönderilen Yemek Hakkında Gelen Hadisler Babı

60 - Ölünün Ev Halkının Yanında Toplanmaktan Ve (Ölünün Ev Halkı Tarafından) Toplanan Halka Yemek Yapmaktan Nehîy Hakkında Gelen Hadîs Bâki

61 - Gurbette Ölen Kimse Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı

62 - Hasta İken Ölen Kimse Hakkında Gelen Hadisler Babı

63 - Ölünün Kemiklerini Kırmaktan Nehiy Hakkında Bir Bâb

64 - Resûlullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) İn (Son) Hastalığının Anlatılması Hakkında Gelen Hadîsler Babı




6 - CENÂİZ (CENAZELER) KİTABI


Cenâiz: Cenazenin veya cînâzenin çoğuludur. Ölü demektir. Yâ hut ciriâze ölüye denir. Cenaze de na'şa denir. Bunun tersi de olabilir. Ölü ile tabut ve benzerinin toplamına da denilir. Kamus sahibi bu mânâların tümünü bildirmiştir. [1]


1 - Hasta Ziyareti Hakkında Gelen Hadîsler Babı




1433) Alî (Radtyallahü anh)'âen rivayet edildiğine göre. Resûlullah (Saflaahii Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Müslüman için müslüman üzerine örf ve âdet veçhiyle (yerine getireceği) altı (hak) vardır. Ona rastladığı zaman selâm verir. Onu davet ettiği zaman dâvetine icabet eder Aksırdığı (ve aksırmca Allah'a hamd ettiği) zaman teşmit eder. (Ona rahmet diler) Hastalandığı zaman onu ziyaret eder. Öldüğü zaman cenazesine gider. Kendi nefsi için arzuladığını onun için de arzular.-" [2]



İzahı


T i r m i z i ve A h m e d de bunu rivayet etmişlerdir.

Ma'ruf : Şer'an ve dînen güzel sayılan şeydir Bâzıları buradaki "Ma'ruf'u öyle yorumlamışlardır. Câmiü's-Sağîr sârini el-Azîzî, böy

le yorumlayanlardandır. Hadîste zikredilen altı hak bu mânâda ma' ruftur Yâni şer'an ve aklen güzel şeylerdir

S i n d î ise ma'rufu örf ve âdet veçhiyle yerine getirilmesi bek lenen şeydir, diye yoi nmlamıştır.

Hadisin zahirine göre bu haklan ifâ etmek vâcibtir" Fakat âlimler bunu vâcib ve menduba şümullü, geniş kapsamlı bir mânâya yo rumlamışlardır. Hadîsin ifâde tarzı, bu altı şeyin, müslümanlığın vecîbelerinden olduğuna delâlet eder. Bunun içindir ki bu haklar ba kımından sâlihiyle, fâsıkıyla tüm müslümanlar eşittir. Ancak sâlih kimselere fazla saygı duymak ve ikram etmek gerekir. Müslümanh ğın gereği olan hakların sayısı rivayetlerde muhteliftir. Nitekim bu hadiste altı hak, bunu ta'kip eden hadîste dört hak. ondan sonra ge len hadîste beş haktan bahsedilir. Şu halde belirtilen sayı, tahdit için değildir. Yâni haklar bu kadardır. Başka hak yoktur demek değil dir.

Birinci hak, müslümanm müslümana selâm vermesidir. Bu konu 33. kitabın 11 - 14'üncü bâblarında rivayet olunacak 3692-3701 nolu hadîsler bahsinde inşâallah izah edilecektir.

İkinci hak, müslümanm dâvetine icabet etmektir. Bu davet, ziyafet, yardıma davet ve evlenme münâsabetiyle verilen ve velîme denilen yemeğe davet olabilir. Dîne aykırı bir hareket, meselâ içki, saz, kadın oynatmak gibi bir münker yok ise velîme dâvetine icabet etmek vâcibtir. Diğer davetlerin hükmü, genellikle sünnettir. Önemine göre icâbında vâcib olabilir.

Üçüncü hak, aksıran ve aksınrken "Elhamdülillah" diyen müslü-mânâ Teşmît etmek, yâni ona "Yerhamükellah = Allah sana rahmet eylesin." demektir. Bu husus, 33. kitabın 20'nci babında zikredilecek 3713-3715 nolu hadîsler bahsinde anlatılacaktır.

Dördüncü hak, hastalanan, müslümam ziyârel etmektir. Hasta ziyareti, Cumhura göre sünneti müekkededir. Ancak ziyaret etme m ek; hastanın tehlikeye düşmesine ve zaruri ihtiyaçlarının ihmâli ne yol açacak olursa ziyaret ve bakım- vâcib olur.

Beşinci hak, müslüman öldüğü zaman onun cenazesine gitmektir Bu, cenaze namazına katılmak veya mezarlığa kadar cenazeyle gitmekle gerçekleşir. Cenaze namazı Ve ölüyü defnetmek, bilindiği gibi farzı kifâyedir. Bir köy veya belde halkının bir kısmı bunu ifâ edince sorumluluk diğerlerinden kalkar Aksi takdirde bütün mükellefler mes'ul kalır.

Altıncı hak, kendi şahsı için dilediği hayırlı şeyleri müslüman için de dilemektir. Kendi nefsi için dilediği belirli bir hayrın aynısını her müslüman için dilemek mânâsı kastedilmemiştir. Çünkü o iş: başkası için hayır olmayabilir Maksad, herkes için hayır ârzulamak.



1434) Ebû Mes'ud (Radıyuliâkü anh)'den rivayet edildiğine ^üre: Peygamber (SaUullahü Aleyhi ve Sel/en?) şöyle buyurdu, demiştir:

«Müslüman için müslüman üzerinde dört haslet vardır: Aksır-dığı (ve Elhamdülillah dediği) zaman onu Teşmît eder. (Yerhamü-kellah der.) Davet ettiği zaman dâvetine icabet eder. Öldüğü zaman cenazesinde hazır bulunur. Hastalandığı zaman onu ziyaret eder.Zevâid'de şöyle denmiştir : Ebû Mes'ud (R.A.)'ın hadisinin isnadı sahihtir "Hadîsin aslı Buhârî, Müslim ve başka kitablarda Ebû Mes'ud (R.A.)'dan başka sahâbilerden rivayet olunmuş olarak vardır.



1435) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh )'c\en rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Scllem) şöyle buyurdu, demiştir :

«(Şu) beş şey müslümamn müslüman üzerindeki hakkındandır •. Selâmı reddetmek (= Selâmı selâmla karşılamak), davete icabet etmek, cenazede hazır bulunmak, hastayı ziyaret etmek, aksıranı Allah'a hamd ettiği zaman teşmît etmek (ona rahmet dilemek).Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahih ve ricah sıka zâtlardır. Hadîs, Buhâri ve Müslim'de mevcuttur. Lâkin ifâdesi değişiktir. [3]


İzahı


Notta belirtildiği gibi Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinin benzeri Buhârî ve Müslim1 de mevcuttur. Müslim" deki metin şöyledir :

= «Bey şey müslüman için din kardeşi üzerinde vâcibtir. Selâmı reddetmek, aksıranı teşmît etmek, davete icabet etmek, hastayı ziyaret etmek ve cenazelere gitmek.»

Bu hadîste anılan haklardan selâmı reddetmek, yâni selâm verene : "Aleykümü's-Selâm" diye cevap vermek vâcibtir. Diğerlerinin hükmü yukarıda anlatıldı.



1436) c'âbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâ)\\aı\: Söyle demiştir :

Ben, Beni Selime kabilesinde iken Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yaya olarak ve Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) beni zivârat ettiler." [4]



İzahı


Buhâri, Tırmizi, Ebû Dâvûd ve Hâkim bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd'un rivayetini ı zahirine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) defâlarjr yaya olarak C â b i r (Radıyallâhü anh)'in ziyaretine siniştir. Bu ziyaretin hasta ziyareti kabilinden olması haseb yle. haste ziyaretine yaya olarak gitmenin efdâliyeti anlaşılıyor.



1437) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh )'den; Şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (hastalık üzerinden) üç gün geçmeden hiç bir hastayı ziyaret etmezdi.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Mesleme bin Üleyy bulunur. Buhâri, Ebû Hatim ve Ebû Zur'a : Mesleme'nin hadisleri münkerdir. Onun münker hadislerinden birisi bu hadistir, demişlerdir. Ebû Hatim : Bu hadis, mün-ker ve bâtıldır, demiştir. İbn-i Adiyy de : Mesleme'nin hadisleri mahfuz değildir. Âlimler onu zayıf saymak üzere ittifak etmişlerdir, demiştir.

Sindi: Ben derim ki; Ama Mesleme' nin hadisleri e s - Sehâvi, "el-Mekâsıdü'1-Hasene" adlı kitabında zikretmiş ve : Bu hadîsler birbiriyle kuvvetlenir, demiştir. Bâzı tabiîler de bu hadîsle hükmetmiştir, demiştir. [5]


İzahı


Sindi: Ben derim ki; Ama Mesleme nin hadîslerini kişiyi hastalığın ilk üç gününde ziyaret etmeyip, bundan sonra ziyaret etmek meşrudur. Eğer hadîs sahih ise bunun hikmeti şu olabilir : Müslümamn hastalandığı kesinlik kazanjncaya kadar ziyareti geciktirmektir. Üç günlük bir zaman yatan bir kimsenin hastalandığı anlaşılabilir. Bunun üzerine ziyaret edilir. Sindi bu hikmeti belirtmiştir.

Âcizane hatırıma şu hikmet geliyor. Bu da muhtemeldir. Basit rahatsızlıklar dolayısıyla bir iki gün yatılabilir. Bu çeşit yatışlar, ziyaretçi ve ilgi ister hastalıklardan sayılmaz. Üç günden fazla yatan bir kimse, genellikle hasta sayılır. Bunun için bu süre konulmuş olabilir.



1438) Ebû Saîd-i Hudri (Radıyallâhü anh)'<\en rivayet edildiğine go-re; Resûluilab (SallaHahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «Hastanın yanına girdiğiniz zaman Ömrünün uzunluğu hususunda onu umutlandırıp kederini dağıtınız. Çünkü bu umut hiçbir şeyi geri çevirmez. Ve hastanın gönlünü hoş eder.»" [6] İzahı Tirmizi ve B ey haki de bunu rivayet etmişlerdir. Tenfis: Gam ve kederi gidermektir. Burada bu mânâ kastedilmekle beraber ecel hususunda umutlandırmak mânası da düşünülebilir. Yâni ziyaret edilen hasta için şifâ dilenir. İyileşeceği, çok yaşayacağı umudu verilir. Bu sözler, eceli gelmiş ise geciktirmeye yaramaz. Ama hastanın kederini gidermeye ve gönlünün hoş olmasına vesile olur. 1439) (Abdullah) -İbn-i Ahi kıs (Ra/hyallâhü anhümâ /dan ; Şöyle demiştir : .Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hasta bir adamı ziyaret ederek: «Canın ne çeker?» diye sordu. Adam : Buğday ekmeğine iştahım var dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Kimin yanında buğday ekmeği varsa, kardeşine göndersin» buyurdu. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Birinizin hastasının canı bir şey çektiği zaman, hastasına onu yedirsin» buyurdu." Not : Zevâid'de şöyle denmiştir : Bunun senedinde Safvârı bin Hubsyre vardır. İbn-i Hibbân onu sikalardan saymıştır. En~NufeyIi de : Onun hadîsini te'yid eden mütâba yoktur, denmiştir. Ben diyorum ki : Takribü't-Tehzîb'te yazar : Onun hadisi gevşektir, demiştir. [7] İzahı Bu hadis Zevâid türündendir. Hadis, hastanın hâlinin ve ihtiyaçlarının sorulmasının uygunluğuna delâlet eder. Ayrıca hastayı ve muhtaç kimseyi tercih ederek ihtiyaçlarının giderilmesinin meşruluğuna delâlet ediyor. Çünkü burada Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Kimin yanında buğday ekmeği varsa kardeşine göndersin» buyurmuştur. Ekmek sahibinin veya aile fertlerinin ihtiyaç fazlası kaydı koşulmamıştır. Ancak eğer bu kayıt varsa kişinin hastayı ve muhtaç kimseyi kendi nefsine ve aile fertlerinin tercih etmesi hükmü çıkarılmaz. Hadîs, hastaya canının çektiğini vermeyi emrediyor. Bundan maksad, hastalığına zarar vermiyen şeylerdir. Sind İ' nin dediğine göre bu hüküm umumî olabilir. Yâni hastalığa zarar vereceği muhtemel olsa bile verilmesi emrolunmuştur. Çoğu zaman Cenâb-ı Allah şifâyı hastanın canının çektiği şeyde kılar. Hadîs, hastaya canının çektiğinden yedirmeyi emreder. Zararlı olduğu muhtemel olan yiyecek ve içecek maddeleri bol ve defalarca verildiği takdirde zararlı olur. Az verilirse pek zararlı olmaz. Hattâ hiç zarar vermez, denilebilir. Hadîs, bol ve defalarca verilmesini emretmem iş tir. Hastanın canının çektiğinden yedirme emri verilmiştir. Az yedirmeyle bu emir yerine getirilmiş olur. Ve hastanın arzusu gerçekleşmiş olur. 1440) Enes bin .Mâlik (RadıyaUâhü anh)'den: Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir hastanın yanına giderek onu ziyaret etti. Ve : «Bir şeyi iştihâ eder misin? Çörek iştihâ eder misin?» diye sordu. Adam : Evet, dedi. Oradakiler onun için çörek taleb ettiler.Râvi Yezid bin Ebân er-Rakkâşî'nin zayıflığı nedeniyle isnadının zayıflığı Zevâid'de bildirilmiştir. 1441) Ömer bin el-Hattâb (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana buyurdu ki: «Bir hastanın yanına girdiğin zaman sana duâ etmesini kendisinden iste. Çünkü onun duası, meleklerin duası gibi (makbul) dir.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahih ve ricali sıka zâtlardır. Ancak hadis munkati'dir. El-Alâmî, EI-Merâsil'de ve elMizzi' : Meymun bin Mihrân'ın Ömer (R.A.)'den olan rivayetinde kesiklik var demişlerdir.Nevevî'nin el-Ezkâr adlı kitabında: Meymun Ömer (R.A.)'e yetişmemiş, denmiştir. [8] 2 - Bir Hastayı Ziyaret Edenin Sevabı Hakkında Gelen Hadisler Babı 1442) Alî (bin Ebt Tâlİb) (RadıyaUâhü anh)'den: Şöyle demiştir: Ben, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim. Buyurdu ki: «Hasta ziyaretçisi olarak müslüman kardeşinin yanına varan bir kimse, hastanın yanında oturuncaya kadar Cennet meyvelerini kopara kopara (veya Cennet meyveleri içinde) yürümüş olur. Oturduğu zaman rahmet onu kaplar. Eğer ziyareti sabahleyin olursa gece-leyinceye kadar yetmiş bin melek ona duâ ve istiğfar eder. Ziyareti akşam olursa sabahlayıncaya kadar yetmiş bin melek ona duâ ve istiğfar eder.»" [9] İzahı Tirmizi, Ahmed ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir. Hırâfet ve Harâfet, Nihaye'de meyveleri koparmak diye tarif edilmiştir. Kamusta ise bu kelime koparılan meyve diye tarif edilmiştir. Kamusun tarifine göre hasta ziyaretine giden kişi onun yanında ptu-runcaya kadar Cennet meyveleri içinde yürümüş olur, diye hadis yorumlanır. Sindi' nin beyânına göre ifâdesi ye-rine bâzı rivayetlerde; ifâdesi bulunur. Hurfet koparılan hurma meyvesıdir. Ebû Bekir bin elEnbâri: Resûluilalı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından hasta ziyaretine giden kimsenin elde ettiği sevab; bahçecinin koparıp topladığı meyvelere benzetilmiştir. Hı-râfe veya Hurfe kelimesiyle yol mânâsının kastedildiğini söyliyenler de vardır. Buna göre cümlenin mânâsı: 'Hasta ziyaretine giden kişi hastanın yanında oturuncaya kadar Cennet yolunda yürümüş sayılır' olur. Yâni Cennet'e götürücü bir yol izlemiş olur. Ebû Dâvûd da Alâ (Radiyallâhü anh) den mevkuf olarak bynun bir benzerini rivayet etmiştir El-Menhel yazarı hadîsteki 'Sabah' ve Mesâ' kelimelerini şöyle yorumlamıştır: Sabah: Gece yansından gündüzün ortasına kadardır. Mesâ: Gündüzün ortasından yâni öğle vaktinden gece yansına kadar olan süredir. El-Menhel yazarının beyânına göre bu mükâfat müslüman hastanın ziyaretine âit olup ziyaretçinin Allah rızâsı için ziyaret etmesi hâline mahsustur. Çünkü Ebû Dâvûd'un E n e s (Radı-yaljâhü anh)'den merfü olarak rivayet ettiği bir hadiste: «Güzelce abdest alıp Allah rızası için müslüman kardeşine has ta ziyareti niyetiyle giden kişi Cehennem'den yetmiş yıl mesafe uzaklaştırılmış olur» buyurulmuştur. Zenginlere, etiket sahiplerine ve nüfuzlu kimselere yapılan hasta ziyaretinde zaman zaman görüldüğü gibi riya ve gösteriş gibi mülâhazalarla yapılan ziyaretler bu mükâfatlara vesile olmaz. 1443) Ebû Hüreyre (Radıyalıâkü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Kim hastayı ziyaret ederse gökten bir melek: Güzel ve hayırlı bir iş yaptın. Yürüyüşün güzel vs hayırlı oldu. Kendine Cennet'ten bir köşk hazırladın, diye nida eder.»" [10] İzahı Tirmizî ve İbn-i Hibbân da bunu rivayet etmişlerdir. Sindi' nin beyânına göre T ı y b î hadîsteki cümleleri şöyle yorumlamıştır: cümlesi ziyaretçinin dünya hayatında mes'ud olması için bir duadır. Yâni dünyada mes'ud yaşayasın. cümlesi yapılan yürüyüşün Cennet yolunda yapılan yürüyüşten olduğuna kinayedir. Yâni yaptığı yürüyüş Cennete götürücü hayırlı bir yolculuktur cümlesi âhiret hayatında mes'ud olması için bir duadır. Yâni: Âhirette mes'ud yaşayasın.Bu duaların kabul buyurulması yolunda duyulan büyük ümid ve beslenen kuvvetli hırs dolayısıyla bu duâ bâzı fiilleriyle yapılmıştır. [11] 3 - Ölüye (Ölüm Döşeğinde Olana) Tevhîd Kelimesini Telkin Etmek Hakkında Gelen Hadîslee Babı 1444) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhyâen rivayet edildiğine söre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Ölülerinize (ölüm döşeğinde olanlarınıza) Lâilâhe illallah'ı tel kîn ediniz.»" 1445) Ebû Said-i Hudrî (RadıyaUâhü unh)'dtn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Ölülerinize (ölüm döşeğinde olanlarınıza) Lâilâhe illallah'ı telkin ediniz.»" [12] İzahı Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadisini M aslim de rivayet etmiştir. Ebû S a î d (RadıyaUâhü anh) 'in hadîsini Ahmed, Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir. Telkin: Hatırlatmaktır. Hadîsteki mevta kelimesi ölüm döşeğinde olanlar diye yorumlanmıştır. Kelimenin asıl mânâsının ölüler olduğu ma'lumdur. Bu kelime, meyyit'in çoğuludur. El-Menhel yazan hadisin açıklamasında şöyle der: "Yâni ölüm döşeğine giren hastalarınıza tevhîd kelimesini hatırlatın. Bu kelimeleri söylemeleri için emir vermeyin, açıkça istemeyin ve İsrarda bulunmayın. Çünkü o saat sıkıntı ve keder saatidir. Bu hususta yapılacak ısrar Allah korusun ölünün durumunun değişmesine sebebiyet verebilir." Yâni hastalığın şiddeti ve sıkıntının ızdırabı yanında tevhîd kelimesi için ısrar yapılırsa icâbında hasta : Benden ne istiyorsunuz, veyâ : Söylediğinizi söylemem gibi sakat bir lâf edebilir ki, bunun îman bakımından tehlikesi büyüktür. Telkin ve hatırlatma şöyle olur: Hastanın başında bulunanlardan bir münâsibi açık sesle kendi kendine tevhid kelimesini okur. Hasta onun sesini işitince bu kelimeyi getirir. Böylece maksad hâsıl olmuş olur. Yukarıda belirtildiği gibi mevtadan maksad, ölüm döşeğine girenlerdir. İbn-i Hibbân ve başkaları bu bâbta rivayet edilen hadisleri delil göstererek böyle yorum yapmışlardır. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den merfu' olarak rivayet edilen şu mealdeki hadis de bu yorumu te'yid eder: «Ölülerinize tevhîd kelimesini telkin ediniz. Çünkü öleceği zaman bunu söyleyen hiç bir müslüman yoktur ki, Allah onu cehennem ateşinden kurtarmasın.» Bütün imamlar ölüm döşeğindekîne bu telkinin yapılmasına hükmetmişlerdir. Nevevî, Müslim'in şerhinde : Bu telkine âit emir mendubluk içindir. Âlimler bu telkinin meşruluğu üzerinde ittifak etmişlerdir ve hastaya bu kelimeyi çokça ve ardarda söyletmekten kerahet duymuşlardır. Çünkü hastalığın şiddeti dolayısıyla hasta yapılan ısrardan hoşlanmayabilir. Veya uygunsuz bir söz ağzından çıkabilir. Alimler demişler ki : Hasta bu kelimeyi söyledikten sonra başka bir konuşma yapmadıkça ikinci kez tekrarlaması için telkin yapılmamalıdır, demiştir. T i r m i z i ' de beyân edildiğine göre Abdullah bin Mübârek (RadıyaUâhü anh.) sekerata girdiği zaman bir adam ona tevhid kelimesini telkin etmiş ve telkini defalarca tekrarlamıştır. Bunun üzerine Abdullah bin el-Mübârek (RadıyaUâhü anh) : Ben tevhid kelimesini bir defa söyleyince konuşmadığım müddetçe tevhid kelimesi üzerindeyim, demiştir. Cumhura göre bu telkin mendubtur. Hadisin zahiri telkinin vâ-cibliğini gerektirir. Âlimlerden küçük bir cemâat vücûbuna hükmetmişlerdir. El-Kâari' nin dediğine göre bâzı M â 1 i k i 1 e r bu telkinin vücûbu hususunda âlimlerin ittifakını nakletmiştir. [13] Definden Sonraki Telkînin Hükmü El-Fikh Ala'l-Mezâhibi'l-Arbaada beyân edildiğine göre Şafiî ve H a n b e 1 I mezheblerine göre bu telkin müstehabtır.Hanefi âlimleri : Bu telkinin yapılması için emredilmez ve yapanlar menedilmez, demişlerdir. Mâliki] er ' e göre definden sonraki telkin mekruhtur. Delinden sonraki telkin şu sö/.lerle olabilir 1446) Abdullah bin Cafer'in babasından (Radıyallâhü anh)\\en rivayet edildiğine göre ; Resûkıllah (Sallailahü Alevli! ve Selhm) şöyle buyurdu, demiştir : «Mevtanıza (ölüm döşeğinde olanların)zikrini telkin ediniz.» Sahâbîler: Yâ Resûlallah! (Bu telkin) diriler için nasıldır? diye mordular. Buyurdu ki: «Daha güzeldir; daha güzeldir.»" Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki râvi İshak'ı sıka savan veya cerh eden kimseyi «örmedim. Râvi Kesir bin Yezîd hakkında Ahmed : Ben onun rivayetinde bir beis görmüyorum, demiştir. İbn-i Muin isa : Bir şey değildir, demiş; Başka bir defa da : Onun rivayetinde beis yoktur, demiş; Bir başka defa da : Kuvvetli olmamakla beraber işe yarar, demiştir. Nesâi : Zayıftır, demiştir Sıka olduğunu süyliycnlpr rtr vıml'r Senedin kalan râvilori sıka zâtlardır. [14] 4 - Hasta Ölüm Döşeğine Düştüğü Zaman Onun Yanında Ne Konuşulacağı Hakkında Gelen Hadisler Babı 1447) (Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Seilem)"m "eşi) t'nımü St*-leme (Radıyallâhü an hû /dan rivayet edildiğine ^öre; Kesûlullah (Sulial/ahii Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurdu, demiştir : «Hasta veya ölünün yanında hazır bulunduğunuz zaman hayır söyleyiniz. Çünkü şüphesiz melekler söylediklerinize : Âmîn! derler.» Ebû Seleme (Radıyallâhü anh) vefat ettiği zaman ben. Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve SellemTin yanına vararak: Yâ Resûlallah! Ebû Seleme (Radıyallâh'ü anh) öldü, dedim. Buyurdu ki: — tarafından anlatılmış gibidir. Çünkü olaya şahit olan odur. Rivayet eden de odur. Halbuki ilk râvi Ka'b (Radıyallâhü anh) olunca olayı anlatan Ka'b (Radıyallâhü anh) olmuş olur. Oğlu Abdurrahman (Radıyallâhü anh) da kendisinden rivayet etmiş olur. Bu da mümkündür.

Şöyle ki: Muhtemelen : Abdurrahman (Radıyallâhü anh), Ümmü Bişr {Radıyallâhü anhâ) ile K a'b (Radıyallâhü anh) arasında cereyan eden konuşmada hazır bulunmamış, bilâhere gelince babası yapılan konuşmayı kendisine nakletmiştir, demiştir.

T i r m i z i' nın rivayetinde Peygamber (Sailallahü Aleyhi vu Sellem)'e âit hadis metninin baş kısmi: «Şehitlerin ruhları yeşil kuşlardadır...» şeklindedir.

Ümmü Bişr (Radıyallâhü anhâ), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in o hadisini rivayet etmekle mü'minlerin ölümden sonra Allah katında yaşamaya devam ettiklerini ve dolayısıyla onlara selâm göndermenin mümkün olduğunu anlatmak istemiştir.

Müellifin rivayetinin zahirine göre bütün mü'minlerin ruhları, anılan durumdadır. Ka'b (Hadiyallâhü anh) şehit olmadığı halde Ü mm ü Bişr (Radıyallâhü anhâi'nin bu hadîsi ona da şümullü olduğu mânâda zikretmesi, ilâhî mağfirete mazhar olan tüm mü'minlerin ruhlarının böyle olduğuna delâlet eder. T i r m i z î' nin rivayetine bakılırsa müellifin rivâyetindeki mü'minler kelimesi, şehitler mânâsına yorumlanır.

Müslim1 in İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'den olan rivayetinde :

«Şehitlerin ruhları, yeşil kuşların içlerindedir. Onlar için arşa asılı kandiller vardır. Onlar cennetten diledikeri yerlerde serbestçe dolaşırlar. Sonra o kandillere dönerler," mealinde bir hadîs vardır.

Tuhfe yazarı el-Mirkat'ta şöyle demiştir: 'Ruhların tenâsuhuna ve ruhların ceset değiştirdiğine inanan bâzı kimseler, bu hadisi delil göstermeye çalışmışlardır. Bu sapık akidede olanlara göre ruhlar güzel cesetlere girerek nimetlenir. Ve müreffeh yaşar. Çirkin cesetlere sokulmakla ta'zib edilirler. Mükâfat ve ceza bundan ibarettir. Yâni hakikî cennet ve cehennem yoktur. Ruhlar iyi cesetlere yerleştirilmekle Cennete kavuşturulmuş olur. Çirkin cesetlere yerleştirilmekle Cehenneme sevk edilmiş olur. Bu akide bâtıldır. Çünkü şer'î Şerifin getirmiş olduğu ölümden sonra dirilmek, hesaba çekilmek, Cennet ve Cehennemin varlığı gibi etinin esaslarına ters düşer. Şerhü'1-Akâ-id'in bâzı haşiyelerinde deniliyor ki: Tenasüh akidesinde olanlara göre tenasüh, ruhların âhirette değil, yaşadığımız âlem içinde bâzı bedenlerden çıkıp başka bedenlere geçmesidir. Çünkü onlar âhireti.

Cenneti ve Cehennemi inkâr ederler. Bunun için de kâfir olmuşlardır.'

Tuhfe yazarı: Tenasühün bâtıl olduğuna apaçık delâlet eden bir çok âyet ve hadis vardır. Onlardan birisi, Allah Teâlâ'nın buyurduğu şu âyettir:

= «Onlardan birine ölüm gelince "Rabbim! Beni geri çevir, umarım ki geride bıraktığım (dünya) da iyi iş işlerim." der. Hayır, bu söz sadece kendi lâfıdır. Tekrar diriltecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.[27]



1450) Muhammerl bin el-Münkedîr (Radıyallâhü anh)[28] den; Şöyle demiştir :

Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anh} ölüm döşeğinde iken yanma girdim ve ona: Hesülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e selâm söyle dedim.Bunun senedinin sahih ve ricalinin sıka oldukları, fakat mevkuf olduğu Zevâid'de bildirilmiştir. [29]



5 - Mü'min Can Çekişirken Ecir Kazanır Hakkında Gelen Hadisler Babı


1451) Aişe (Radıyallâhü anhâ)'dar\ rivayet edildiğine göre;

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün Onun odasına girmiş, o sırada Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin yanında bulunan bir yakınının nefesini ölüm tıkamıştı. (Can çekişiyordu.) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Âişe (Radıyallâhü anhâJ'daki üzüntü hâlini görünce Ona -.

" (Şu) yakının için üzülme. Çünkü şu (ıstırap) onun hasenâtındandır.» buyurdu."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu isnad sahihtir. Ricali de sıka zâtlardır. Râvi el-Velid bin Müslim tedlisçi ise de burada tahdis etmiştir. (Yâni an'ane ile rivayet etmemiştir.) Artık endişe yoktur.



1452) Büreyde (bin el-Husayb) (Radıyallâhü anh)[30]'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Mümin, alın teriyle ölür.»" [31]


İzahı


Tirmizî, Nesâi ve Hâkim de bunu rivayet etmişlerdir.

Hadis, muhtelif şekillerde yoiun;.emiştir. Bu konuda Tuht'e'de şöyle denilmiştir :

Hadis, ölümün şiddetini ifâde eder, diyenler olmuştur. Yâni se-kei'âtla duyulan ıstırabın şiddetiyle, hastanın alnı terler.

Bazıları.- Sekerâtta alınn terlemesi hayra alâmettir, diye yorumlamışlardır.

îbnu'l-Melik: Yâni mü'nıinin günahlardan arınması veya derecesinin yükseltilmesi için sekerâti öyle şiddetli olur ki, alnı terler, demiştir.

Turb.eşti : Hadis, iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi olu mün şiddetidir. İkincisi mü'min helâl rızık talebi yolunda ve namaz, oruç gibi ibâdetlerin ifası uğrunda alın teri döker. Tâ ki, ak bir yüzle Allah'a kavuşsun. Birinci yorum daha açıktır, demiştir.

El-Irâki de: Hadîsin mânâsında ihtilâf edilmiştir. Bâzıla n sekerâtm şiddetinden dolayı alın terler demişlerdir. Bâzıları da ; Mü'min sekerâtta Allah Teâlâ'dan haya ettiğinden dolayı terler. Sebebi de şudur: Mü'min günahkâr olmakla beraber sekerâtta mağfiret ve nimetle müjdelenince mahcup kalır ve bunun için alnı terle**



1453) Ebû Musa (Radıyallâkü anh)\\e\\\ Şöyle demiştir:

(Ölüm döşeğine giren) kulun insanları tanımasının ne zaman kesildiğini Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve 3eilem)'e sordum. Buyurdu ki:

«(Ruh almakla görevli melekleri ve berzah âlemi ile ilgili şeyleri) müşahede ettiği zaman.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Nasr bin Hammâd vardır ki; Yahya bin Main ve başkaları onun yalancı olduğunu söylemişlerdir. Ebü'l-Peth eJ-Ezdî de onun hadîs uydurduğunu söylemiştir. [32]



6 - Ölünün Gözlerinı Kapatmak Hakkında Gelen Hadisler Bâbi


1454) t'mnıü Seleme (Radıyatlâhü anhâ)'frd\\: Şöyle demişiir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Seieme (Radıyal-lâhü anh)'ın (cenazesinin) yanına girdi. Ebû Seleme (Radıyaliânü anh)ın gözü açık (kalmış) idi. Efendimiz Onun gözünü kapadı. Sonra buyurdu ki j

-Şüphesiz ruh alındığı zaman göz onu tâkib eder.»'[33]


İzahı


Müslim, Ebû Dâvûd ve Bevhaki de bunu rivayet, etmişlerdir.

Hadîs, ölünün gözlerinin açık kalmasının sebebini belirtmekte ve ölünün gözlerinin kapatılmasını meşru kılmaktadır. Ölünün gözlerini kapatmanın faydası, bakıldığı zaman çirkin görülmemesidir.

Gözlerin ruhu ta'kip etmesine gelince; Sindi şöyle der : Ruh cesedden çıktığı zaman göz de gitmiş olur. Artık açık kalmasında bir fayda yoktur. Şöyle de olabilir : Kişi sekerâta girdiği zaman ruhunu almakla görevli melek ona görünür. Artık kişi hep ona bakar. Gözü ona dikilir ve ruh ayrılıncaya kadar göz dikili kalır. Ruh alındıktan sonra da gözler öyle durur.



1455) Şeddad bin Evs (Radıyallâhü anh)\\ttn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallaiiahü Aleyhi ve Sclle.m) şöyle buyurdu, demiştir:

«Mevtanızın (ölüm döşeğine düşenlerinizin) yanında hazır bulunduğunuz zaman, (öldüğünde) gözünü kapatınız. Çünkü göz ruhu izler. Ve hayır söyleyiniz. Çünkü melekler ölünün ev halkının söylediklerine ; Âmin, derler.»"

Not : Zevâid'de şöyle denmiştir : Bunun senedi hasendir. Çünkü Kazâa bin Süveyd'in sikalığı ihtilaflıdır. Diğer râviler sıkadır. [34]



İzahı


Zevâid türünden olan bu hadisi Ahmed ve Hâkim de rivayet etmişlerdir.

Hadîs, ölünün gözlerini kapatmayı ve onun hakkında iyi konuşmayı emreder. Veya ölüye hayırla dua etmeyi emreder.

ölünün gözlerini kapatma ile İlgili emrin ve gösterilen gerekçenin izahı bundan önceki hadîs bahsinde geçmiştir.

Hadîsin «Ve hayır söyleyiniz.» cümlesi ile ilgili gerekli bilgi ise 1447 nolu hadis bahsinde geçmiştir. [35]



7 - Ölüyü Öpmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1456) Aişe (Radtyallâhü a«Aû>'dan; Şöyle demiştir :

Osman bin Maz'un (Radıyallâhü anh) ölmüş iken Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) onu öptü de öperken yanaklarına akan göz yaşlarına (şu anda) bakıyor gibiyim. [36]


İzahı


Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Beyhakî de bunu rivayet etmişlerdir.

Hadîs, ölüyü öpmenin meşruluğuna ve sessizce ağlamanın caiz ligine delâlet eder. Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin:

"Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem) in yanakları üzerine akan, göz yaşlarına..." sözü Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem)'in Osman (Radıyallâhü anh) üzerine çok ağladığından kinayedir.

Osman bin Maz'ûn bin Habîb, onüç adamdan sonra müslümanhğı kabul etmiş ve oğlu S â i b ile birlikte H a -b e ş i s t a n ' a ilk hicret eden kafile içinde oraya göç etmiştir. K u r e y ş' in müslümanhğı kabul ettiği haberini alınca geri gelmiştir. Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem)'in süt kardeşidir. Bedir savaşına katıldıktan sonra M e d İ n e' de vefat etmiştir. Muhâcirîn-i Kirâm'dan M e d i n e ' de vefat eden ve B a k î' a defnedilen ilk zâttır. Hicretten otuz ay sonra Şa'ban ayında vs-fât etmiştir. (El-Menhel : C. 8, Sah. 325)



1457) İbn-i Abbâs ve Aişe (Radıyallâhü anküm)'âen rivayet edildiğine göre :

Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem) vefat etmiş iken Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) onu öptü." [37]


İzahı


Bühârî ve Tirmizî de bunu rivayet etmişlerdir. Tirmizî bu hadîsi mezkûr iki sahâbiyle birlikte C â b i r (Radıyallâhü anh)'den de pivâyet etmiş, fakat senedini zikretmem işti r.

Ş e v k â n î : Bu hadîs, ölüyü ta'zim etmek için ve teberrüken öpmenin meşruluğuna delâlet eder. Çünkü E b û Bekir (Ra-dıyallâhü anh)'in bu hareketine her hangi bir sahâbînin karşı çıktığı nakledilmemiştir. Şu halde bu hususta İcmâ' vardır, demiştir. [38]



8 - Ölüyü Yıkamak Hakkında Gelen Hadisler Babı


1458) İ'nınıü Atiyye (RadıyaUâhü anh»'. Hadisin «Veya indirilinceye kadar...» cümlesi ile,

omuzlardan yere indirilmesinin mi, mezara indirilmesi mi kastedildiği hususuna gelince; Ebû Davud'un zikrettiği senedlerden S e v r i' nin Süheyl aracılığıyla Ebû Hüreyre (Radı-

yallâhü anhî'den ettiği rivayette: «Yere indirilinceye kadar...» buyurmustur.Ebû Muâviye' nin Sühey1 aracılığıyla Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'de

ettiği rivayette : = «Kabre indirilinceye kadar...» buyurulmuştur.

Ebû Dâvûd; Süfyân-ı Sevri' nin, hıfzetmek yönünden Ebû Muâviye' den kuvvetli olduğunu belirtmiştir.

El-Hâfız: Buhâri, yere indirmenin kastedildiği mânâsını tercih etmiştir, demiştir. Gerekçe de S ü h e y 1' in şeyhi Ebû S â 1 i h' in tatbikatıdır. Çünkü B e y h a k i' nin rivayetinde Süheyl demiştir ki: Ben, Ebû Salih'i cenaze omuzlardan indirilinceye kadar oturmaz olarak gördüm.



1543) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'detı; Şöyle demiştir: Peygamber CSallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanından bir cenaze geçirildi. Kendisi ayağa kalktı ve (bize) :

«Ayağa kalkınız. Çünkü şüphesiz ölüm için korku ve dehşet vardır.» buyurdu.Bunun isnadının sahih ve ricalinin sıka oldukları Zevâid'de bildirilimistir. [157]


İzahı


Bu hadis Zevâid türündendir. Bu hadis de cenaze geçerken ayağa kalkmanın meşruluğuna ve ayağa kalkmanın ölüye ta'zim için olmayıp, ölümün dehşet ve korkunçluğunu ta'zim için olduğuna delâlet eder. Durum böyle olunca, cenaze kime âit olursa olsun ayağa kalkılmalıdır.



1544) Alî bin Ebî Tâlib (Radıyallûkü anhyûen; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir cenazenin geçmesi dolayısıyla ayağa kalktı, biz de kalktık. Nihayet ayağa kalkmayı ter-kedip oturdu. Artık biz de ayağa kalkmayı terkedip oturduk." [158]


İzahı


Buhârî müstesna diğer Kütüb-i Sitte sahipleri, A h m e d, İbn-i Ebî Şeybe ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir.

Âlimlerin çoğu, bu hadîsi terceme ettiğim şekilde açıklamıştır. Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ilk zamanlarda cenaze için ayağa kalkardı. Sahâbîler de ona uyarak kalkarlardı. Bilâ-here cenazelerin geçişinde ayağa kalkmayı terketti. Sahâbîler de ter-kettiler. Hadîs böyle yorumlanınca, cenaze için ayağa kalkmanın mensuh olduğuna hükmeden âlimler için delîl olur. Ancak hadîsin bu şekilden başka bir tarzda mânâlandırılması mümkündür. Hadîsin zahirine göre mânâsı şöyledir:

"Resûlulah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir cenaze için ayağa kalktı. Biz de ayağa kalktık. Nihayet O oturdu. Biz de oturduk." Bundan maksad; 'Cenaze geçince O oturdu, biz de oturduk' olabilir. Böyle bir ihtimâl bulunduğu için, hadîs kalkmanın neshine kesin bir delil değildir. Lâkin Tahavî nin A 1 i (Radıyallâhü anh)'den olan rivayeti kesindir.

El-Menhel'de zikredilen o hadîs meâlen şöyledir : "Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Ssllem) cenaze ile beraber iken ayağa kalkardı. Cenaze indirilinceye kadar ayakta dururdu. Cemâatda Onunla beraber ayağa kalkardı. Bundan sonra efendimiz oturdu. Ve cemaata oturmayı emretti."

Şafii: Bu bâbta en sahih hadîs budur. Ve bu hadîs, ilk hadîsi (1542 nolu) neshedicidir. A 1 î (Radiyallâhü anh)'in maksadı şudur.- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cenazeyi gördüğü zaman kalkardı, sonra kalkmayı terkettı. Artık cenazeyi gördüğü zaman kalkmazdı, demiştir.

Cenaze için ayağa kalkmanın mensuh olduğuna hükmeden âlimlerin başında; Ebû Hanîfe, Mâlik ve Şafiî gelir. Bunların delilleri, A 1 i (Radıyallâhü anh)'in mezkûr hadîsi ile Ubâde bin es-Sâmit (Radıyallâhü anh) 'in T i r m i z i, T a h a v i, Müellifimiz, Ebû Dâvûd ve başkaları tarafından rivayet edilen ve Yahûdiler'e muhalefet etmek üzere cenaze için ayağa kalkmamayı ve oturmayı emreden hadisidir.

El-Menhel yazarı ayağa kalkmanın meşruluğuna taraftar çıkmış ve Nevevî' nin de kalkmanın mensuh olmaması şıkkını tercih ettiğini söylemiştir.

îbn-i Abdi'1-Berr ve İbn-i Hazm de aynı görüştedirler. Bunlara göre A 1 i (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde bildirilen Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kalkmayışının sebebi, kalkmanın mendubluğunu ve oturmanın câizliğini beyan etmektir.

İbn-i Abbâs {Radıyallâhü anh), Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ve İbnü'l-Müseyyeb de kalkmayanlardandırlar. Ahmed bin Hanbel'e göre kişi dilerse kalkar, dilerse kalkmaz. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) önce kalkmış, sonra oturmuştur.



1545) Ubâde bin es-Sâmit (Radtyailâhü anh)'der\ Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir cenaze ile gittiği zaman; cenaze kabre indirilinceye kadar oturmazdı. Sonra bir Yahudi âlimi Ona uğrayıp:

Yâ Muhammedi Biz böyle yaparız, dedi. Bundan sonra Resûlullah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturdu ve (bize) :

«Yahudilere muhalefet ediniz. (Oturunuz.)» buyurdu.Sindî :Bunun senedinin zayıf olduğu söylenmiş, demiştir. [159]


İzahı


Ebû Dâvûd, Tirmizi Tahavî, Bezzâr ve Beyhakî de bunu rivayet etmişlerdir.

Ebû. Dâvûd'un rivayetinde Peygamberimize âit metin; «Oturunuz, onlara muhalefet ediniz.» şeklindedir.

Bu hadîse göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} bir cenazeyi teşyi' ettiği zaman cenaze kabre indirilinceye kadar oturmazdı. Sonra onunla görüşen bir Yahûdî âlimi: Biz cenazeyi teşyi' ettiğimiz zaman, cenaze kabre indirilinceye kadar oturmayız. Aynen sizin gibi yaparız, demiş. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) artık oturmaya başlamış ve sahâbîlere oturmalarını, Yahudilere muhalefet etmelerini emretmiştir.

Hadîs, cenaze kabre indirilinceye kadar ayakta durmanın neshe-dildiğine hükmeden âlimler için bir delildir. Lâkin senedinin zayıf olduğu söylenmiştir. Çünkü râvi Abdullah bin Süleyman ile babası Süleyman'in aleyhlerinde konuşulmuştur. [160]


Cenaze Mezarlığa Götürülünce Cemâat Ne Zaman Oturur ?


El-Menhel yazarı bu hususta şöyle der :

1 - İbn-i Ömer, Ebû Hüreyre, İbn-i Zübeyr, Ebû Said-i Hudrî, Ebû Musa el-Eş'âri, Ev-zâi, Ebû Hanîfe, arkadaşları, Ahmed ve İ. shak (Radıyallâhü anhümJ'e göre cenaze mezarlığa götürülünce omuzlardan indirilmedikçe veya kabre indirilmedikçe cemâat oturamaz.

2 - Urve bin Zübeyr, Saİd bin el-Müsey-yeb, el-Esved, Mâlik ve Şafiî' nin dâhil olduğu bir cemaata göre cenazeyi teşyi' edenler, cenazenin omuzlardan in dirilmesinden önce oturmak caizdir. [161]


36 - Mezarlığa Girildiği Zaman Ne Söyleneceği Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1546) Aişe (Radtyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir:

Ben bir defa Onu —yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i evde bulamadım da (aradım.) Baktım ki Bakî' mezarlığın-dadır. Şöyle buyurdu:

= «Selâm sizlere ey mü'mîn bir kavmin kabristan (halk)ı! Siz bizim için faratlarsınız[162] ve biz muhakkak size iltihak edicileriz. Allah'ım! Bizi onların sevabından mahrum etme. Ve bizi onlardan sonra hak yoldan saptırma.»



1547) Büreyde (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Rcsûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahâbilerine, kabristana çıkacakları zaman (ne söyleyeceklerini) öğretirdi. (Onlardan mezarlığa gideni) şöyle derdi:

= «Selâm sizlere ey bu diyarın mü'min ve müslüman halkı! Biz de inşâallah sizlere iltihak edicileriz. Allah'tan kendimize ve sizlere afiyet dileriz.»" [163]


İzahı


Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin hadisinin benzerini, Müslim daha uzun metin hâlinde rivayet etmiştir. Fakat buradaki;duasına., oradaki rivayette rasthya-madım.

Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin Müslim' deki rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Bakî' kabristanına vardığında Bakî' deki ölülere hitabı şöyledir :

Yine Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin M ü s 1 i m' deki bir rivayetine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona kab-ristandakilere şöyle hitab etmesini öğretmiştir :

B ü r e y d e (Radıyallâhü anh)'in hadisini de Müslim rivayet etmiştir.

Dâr kelimesinin asıl mânâsı evdir, "Diyâr"da onun çoğuludur. Hattâbî : Mezarlığa Dâr denilebileceği, hadîsten anlaşılıyor. Doğrusu da budur. Çünkü Dâr, Arap dilinde meskene denildiği gibi; harabelere de Dâr denilir, demiştir.

El-Menhel yazan da : Kabirlere Dâr denilmiş. Çünkü kabirler, dirilerin meskenlerine benzer. Diriler, meskenlerde toplandıkları gibi, ölüler de kabirlerde toplanır, demiştir.

Hadîsler: Dirilere olduğu gibi ölülere de selâm vermenin meşruluğuna delâlet ederler.

Hadîslerde «İnşâallah biz de sizlere iltihak edicileriz» buyurul-muştur. Ölülere iltihak etmek kesindir. Burada teberrüken veya sözü süslemek için inşâallah sözü kullanılmıştır. Şöyle bir ihtimal de var: îmanla ölmek kesin olmadığı için inşâallah denilmiştir. Veyahut Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabristana gittiği zaman beraberinde ihlâslı mü'minler bulunduğu gibi muhtemelen münafıklar da vardı. Münafıkların durumuna işaret olmak üzere : «İnşâallah» buyurulmuştur.

Hadîsler; kabir ziyaretine gidildiğinde bu kelimeleri söylemenin meşruluğuna delâlet ediyorlar. Hadîs kitaplarında söylenmesi meşru kılınan başka kelimeler de vardır.

El-Menhel yazarı, meşru kabir ziyaretinin âdabını Nevevî'-den naklen özetle şöyle ifâde eder:

"Kabir ziyaretçisi; alçak gönüllü, Allah'ın azametini düşünücü, kendisinden önce ölenlerden ibret alıcı olarak ve Allah rızası için mezarlığa gitmelidir. Kabrin yanma vardığı zaman sırtını kıbleye verip yüzünü kabre döndürerek selâm verir.-Ve duâ eder. Hadîslerde vârid olan selâm ve duâ şeklini tercih etmelidir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bak î' a gittiği zaman ayakta durduğu gibi ziyaretçi ayakta durmalıdır. Ancak bir özür varsa oturmakta beis yoktur. Kabrin çevresinde tavaf yapmak, kabir sahibinden dilekte bulunmak sakıncalıdır." (Yâni ziyaretçi: Ey kabir sahibi! Bana evlâd ver, beni şu kazadan koru v.b. sözlerden sakınmalıdır. Çünkü veren koruyan ancak Allah'tır. Bile bile böyle söylemek küfürdür. Fakat : Ey kabir sahibi! Allah katında bana şefaatçi ol. Veya: Ey Allah'ım! Şu sevgili kulun hatırı için beni bağışla. Şu dileğimi kabul eyle, diye duâ etmekte sakınca yoktur.) Kabrin başında Kur'an okumaya gelince :

1 - Ebû Hanîfe, bu konuda sahih bir hadîs bulunmadığı gerekçesiyle mekruh görmüşse de Hanefî mezhebinin tercih edilen kavline göre Kur'an okumak müstehabtır. Çünkü bu konuda eserler vardır. Ziyaretçi, bilhassa Yasin sûresini okumalıdır.Hanefî1er' in Dürrül-Muhtât" adlı fıkıh kitabında : Kabir ziyaretinde Yâsîn sûresi okunur, denilmiştir.1bn-i Âbidînde bu sözle ilgili olarak : Çünkü «Kabristana girip Yâsîn sûresini okuyan olursa Allah o gün için azabtaki ölülerin azabını hafifletir ve okuyucu için Ölü sayısınca hasenat olur.» mealinde hadîs vârid olmuştur, der.

Eİ-Lübâb şerhinde : Ziyaretçi Fatiha, Bakara* nın ilk sahif esini Ây e tü'l-K ü r s î'yi, Âmene'r-Resûlü, Yâsîn, Mülk, Tekâsür sûrelerini ve oniki, onbir, yedi veya üç defa İ h 1 a s sûresini okur; Sonra : Allah'ım! Şu okuduğumun sevabını falana veya şunlara ulaştır diye duâ eder, denilmiştir.

2 - Şâfiîler'e göre ziyaretçinin Kur'an okuması müstehabtır.N e v e v i el-Mecmû'da : Ziyaretçinin kabristana selâm vermesi, ziyaret ettiği Ölüye ve bütün kabristandakilere duâ etmesi, Kur'an okuması ve sonra ölülere duâ etmesi müstehabtır. Şafiî'-nin bu hususta nassı vardır. Arkadaşları da mütiefiken te'yid etmişlerdir.

3 - Hanbelîler'e göre Kuran okunmalıdır. El-Muğnî de : A h m e d ' den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Kabristana girdiğin zaman üç defa Âyetü'l-Kürsî ve İhlâs sûresini oku. Sonra de ki: Allah'ım! Bunun sevabı şu kabristan ehlinedir.

Ölülere duâ, istiğfar, sadaka ve Hac gibi hayratın sevabının bağışlanmasında bir ihtilâf bilemiyoruz. A h m e d; Ölüye hayrın her çeşidi ulaşıl. Çünkü bu hususta vârid olan nasslar vardır', demiştir.

4 - Mâlikiler'e göre kabir üzerinde Kur'an okumak mekruhtur. Çünkü Selefin böyle bir tatbikatı yoktur. Selefin yaptığı şey, sadaka ve duadır. M â 1 i k i 1 e r ' in bâzılarına göre Kur'an okuyup sevabını Ölüye bağışlamakta beis yoktur. İnşâallah Ölüye se-vâb hâsıl olur. [164]



37 - Mezarlıkta Oturmak Hakkında Gelen Hadisler Babı


1548) Berâ bin Âzib (Radtyailâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde bir cenazeye çıktık. Efendimiz mezarlıkta kıbleye doğru oturdu."



1549) Berâ' bin Âzib (Radtyailâhü anh)'âen; Şöyle demiştir: Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde bir cenazeye çıktık da kabrin yanma vardık. Efendimiz oturdu. Biz de sanki başlarımızın üstünde kuşlar konmuş gibi oturduk." [165]


İzahı


Berâ" (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini Ebû Dâvûd ve N e s a i de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd'un rivayetinde Berâ' (Radıyallâhü anh) meâlen şöyle demiştir: "Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde Ensâr'dan bir adamın cenazesine çıktık da kabrin yanma vardık. Henüz kabrin kazılması tamamlanmamıştı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kıbleye doğru oturdu. Biz de Onunla beraber oturduk."

N e s a î' nin rivayetinde ise hadîsin son kısmı şöyledir :

"Biz de başlarımızın üstüne kuşlar konmuş gibi Onun etrafında oturduk."

Başlarımızın üstünde kuşlar varmış gibi oturmak sahâbilerin efendimizin huzurunda çok edebli, sakin ve mütevazı bir tarzda oturmalarından kinayedir Bilindiği gibi kuş, hareketsiz olan şeylerin üzerine konar. Konduğu yerde hareket oldu mu kuş durmaz.

Si n d î' nin beyânına göre sahâbîler, efendimizin durum ve zamanlarına çok riâyet ederlerdi. Bazen Onun huzurunda konuşurlar, hattâ gülümserlerdi. Bazen de çok sakin ve sessiz otururlardı.

Hadîs, ölünün defninden önce kabrin yanında oturmanın meşruluğuna ve otururken kıbleye doğru oturmanın müstehablığına delâlet ediyor. Ayrıca sahâbîlerin edeb timsali olarak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e karşı davranışlarını yansıtıyor.

Büyüklerin huzurunda edebli, mütevâzi ve sakin oturmanın müs-tehablığı hükmü de çıkarılıyor. [166]


38 - Ölüyü Kabre Sokmak Hakkında Gelen Hadisler Babı


1550) Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâydan: Şöyle demiştir :

Ölü kabre dâhil edildiği zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : buyururdu. Râvi Ebû HâHd bir defa

demiştir ki: İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) şöyle demiştir: Ölü, kabrine indirildiği zaman efendimiz: buyurdu. Hâvi Hişâm, kendi hadîsinde:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şu kelimeleri buyurduğunu söylemiştir . [167]


İzahı


İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in bu hadîsini müellif Hişâm bin Ammâr ile Abdullah bin Sâid' den iki ayrı senedle rivayet etmiştir. Abdullah bin Sâid'in şeyhi Ebû Halid, İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'mn hadîsini iki ayrı metin hâlinde rivayet etmiştir. Birinci metin meâlen şöyledir:

"Ölü kabre konulduğu zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem : buyurdu." Buyrulan bu cümlelerin mânâsı özetle şöyledir:

*Ey ölü! Seni Allah'ın adıyla indirdik. Ve Resûlullah'ın yol ve dîni üzerinde seni teslim ettik.»

Ebû Hâ1id ' in bir defa yaptığı rivayet meâlen şöyledir: "Ölü kabre konulduğu zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem: buyurdu." Buyrulan bu cümle- yukarıdaki cümlenin meali gibidir. Bu cümledeki «Sünnet»ten mak-sad, şeriat ve yoldur.

Müellifin Hişâm' dan rivayet ettiği sened ile zikredilen Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in buyruğu şöyledir:

Meali şöyledir: «Seni Allah'ın adıyla indirdik; Allah'ın yolunda ve Resûlullah'ın dini üzerinde seni teslim ettik.»

Bu hadîsi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir.

Hadîs, ölünün kabre indirileceği zaman bu zikri okumanın müs-tehablığma delâlet eder. Tâ ki Allah'ın adı ve Resulünün sünneti; fitne ve korkulardan koruyucu kale gibi ölüyü korusun.



1551) Ebû Râfi' (RadtyaHâhü anh)'den; Şöyle demiştir;

(Ölen Sa'd (Radıyallâhü anhl'ın cesedi kabre indirileceği zaman) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Sa'd (Radıyallâhü anh)'ın cesedini yavaşça ve tedricen na'şın üzerinden çekip çıkardı. (Ve kabre indirdi) Kabrinin üstüne de su serpti.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki râvi Mendel bin Ali zayıftır. Muhammed bin Ubeydullah'ın zayıflığı husûşjunda İttifak vardır.



1552) Ebû Saîd (Radryallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (kabre indirileceği zaman kabrin) kıble tarafından alınarak karşılandı ve na'şın üzerinden yavaşça çekip çıkarıldı.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun İsnadında bulunan Atiyye el-Avfî'yi imam Ahmed zayıf saymıştır. [168]


İzahı


Bu iki hadis de Zevâid türündendir. İlk hadiste geçen "Selle" fiilinin masdarı olan "Sell"in mânâsı, yavaş yavaş ve tedricen bir şeyi çekip çıkarmaktır. Cenaze hakkında kullanıldığı zaman âlimler şöyle ta'rif etmişlerdir: Na'ş mezarlığa götürüldüğünde kabrin ayak ucuna ve kabrin hizasına konulur. Sonra cesed na'şın üstünden yavaşça çekilip çıkarılır ve önce baş kısmı kabre konulur. Sonra ayak kısmı kabre indirilir. Veyahut önce ayaklar kabre indirilir, sonra baş kısmı kabre indirilir. İşte buna 'Seli" adı verilir. Bazen Seli ve İstilâl lügat, manâsıyla hadîslerde gelir. Nitekim müellifin süneninin bâzı nüshalarında buradaki ikinci hadîste mevcud İstilâl; yavaşça çekip çıkarma mânâsına gelmiştir.

E b û R â f i' (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından defnedildiği ye kabrine su sçr-pildiğı bildirilen S a'd (Radıyallâhü ann)'ın hangi S a'd olduğu hususunda sarih bir şeye rastlamadım. Ancak Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem)'in Sa'd bin Muâz (Radıyallâhü anh) in cenazesine katıldığı sabittir. Hadîsteki Sa'd ile bu zâtın kastedilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Onun hâl terçemesi, 407 nolu hadîs bahsinde geçmiştir. [169]


Bu Hadîsten Çıkarılan Fıkıh Hükümleri


1 - ölü kabre indirilirken yukarıda tarifi geçen Seli usûlü meşrudur.

2 - Definden sonra kabrin üzerine su serpmek meşrudur.

E b û S a î d (Radıyallâhü anh)'in hadisine gelince; Zevâid türünden olan bu hadîs, sünen nüshalarının bâzılarında kısadır. Eldeki nüshada parentez içine alınan : cümlesi bâzı nüshalarda yoktur. Ve fıkıh kitaplarında delil olarak nakledilen bu hadisin metninde, mezkûr cümle yoktur.

Yukarıda Seli ve İstilâl kelimelerinin fıkıhçılar ve hadîsçilerce yapılan istilâhi mânâsına bakılırsa bu cümlenin olmaması gerekir. Çünkü hatırlanacağı gibi bu iki kelimenin istilâhi mânâsı kabrin ayak ucuna konmuş olan na'şın üzerinden ölüyü yavaşça çekip çıkarmak ve kabre indirmektir. Oysa bu hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek na'şının, kabrin ayak ucuna değil, kabrin kıble tarafına konduğu ve kabre inen sahâbîlerin yüzleri kıbleye ve mübarek na'şa gelecek tarzda mübarek Efendimizi na'şm üzerinden alıp kabre indirdikleri bildirilmiştir.. Durum böyle olunca yukarıda anlatılan Seli durumu söz konusu değildir. Bu cümlenin bulunduğu nüshalarda mezkûr kelimenin lügat mânâsına yâni yavaşça çekip çıkarma anlamına yorumlanması gerekir.

Bu hadîs, cenazenin kabre indirilirken kıble tarafından alınmasının meşruluğuna delâlet eder.

El-Menhel yazarı, ölünün kabrin kıble tarafından veya ayak ucu tarafından alınması konusunda âlimlerin ortaya attıkları görüşleri şöyle anlatır:

1 - Ebû Hanîfe' nin kavline göre, na'ş kabrin kıble tarafına konulur. Ve ölü na'ştan hafifçe alınarak kabre indirilir. Bu kavil; Alî bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anh) ve İ s h a k bin Râheveyh (Radıyallâhü anh)'den de rivayet edilmiştir. Delilleri, yukarıdaki Ebû S a i d (Radıyallâhü anh)'in hadîsidir. Fakat notta belirtildiği gibi senedi zayıftır. İkinci delilleri; Ebû D â v û d ' un el-Merâsil'de İbrahim Nehaî' den rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir:

"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kıble tarafından alınarak kabre indirilmiş ve Seli usûlü île indirümemiştir." Üçüncü delilleri B e y h a k i' nin İ b n-i A b b â s (Radıyallâhü anh), İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) ve Büreyde (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği : 'Sahâbîler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *i kıble tarafından kabre indirdiler.' mealindeki hadîstir. B e y h a k i' nin belirttiği gibi bu rivayetlerin tümü zayıftır. Üstelik Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kıble tarafından alınması düşünülemez. Çünkü kabr-i şerifi odanın kıble tarafındaki duvarına iç taraftan bitişikti. Bu sebeple na'şın, kabrin kıble tarafına konulması mümkün değildir.

2 - Mâlik, Şafiî, Ahmed ve başkalarına göre Seli usûlü ile yâni kabrin ayak ucuna konulan na'şın üzerinden ölü, alınıp, baş ucundan ileri çekilerek önce baş kısmı kabre indirilir, sonra ayak kısmı indirilir. İbn-i Ömer, Enes, Abdullah bin Yezid, Nehaî, Şâ'bî (Radıyallâhü anhüm) ve başkaları da böyle demişlerdir. Bunların delilleri, Ebû Dâvûd ve B e y h a k i' nin rivayet ettikleri Abdullah bin Ye-z î d (Radiyallâhü anh)'in hadîsi, Beyhakî ve Şafiî' nin î b n - i A b b â s (Radıyallâhü anh)'dan rivayet ettikleri: 'Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) baş tarafından Seli usûlü ile kabre indirildi.' mealindeki hadisidir.

El-Menhel yazarı, bu grubun dayandığı başka delilleri de zikretmiştir.

3 - Enes ve bir rivayete göre İbn-i Ömer (Radıyal lâhü anhümâ), Seli usûlüne hükmetmekle beraber: Ölü, na'şın üze rinden çekilip çıkarılırken önce ayak kısmı kabre indirilir, demiş lerdir.

El-Menhel yazarı, yukarıdaki görüşleri anlattıktan sonra : Mezkûr ihtilâf, hangi şeklin daha efdal olduğu hakkındadır. Aslında hepsi caizdir. Delillerin kuvveti yönünden Seli usûlü ağırlık kazanır. Bugün için böyle yapmak daha kolaydır, demiştir.



1553) Saîd bin el-Müseyyeb (Radıyallâhü fl«A>'den; Şöyle demiştir • Ben, Ibn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ile beraber bir cenazede bulundum. Ibn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ), cenazeyi kabre indirdiği zaman. dedi

üzerinde kerpiçlerin dizilmesine başlanınca, İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhumâ) :

Bu cenazeyi Şeytandan ve kabir azabından koru. Allah im! Yeri onun yanlarından uzak tut, ruhunu yükselt, onu katından rızaya kavuştur.» dedi. Ben :

(Bu s°ylediklerin) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve bellem) den işittiğin bir şey midir? Yoksa kendi re'yinle mi,KendİSİ! ŞU haIde ben söz Eylemeye kadir (miy)im? Bilakis ResuluUah (Sallallahü Aleyhi ve SellemVden işittiğim bir şey-dır, dedi.»

Bunun senedindeki Hammâd bin Abdir-ranman'ın zayıflığı üzerinde ittifak vardır. [170]


İzahı


Zevâid türünden olan bu hadîs, ölü kabre indirildiğinde 1550 nolu hadîste H i ş â m ' in rivayetinde mevcut olan duanın okunmasının müstehablığma delâlet eder. Ayrıca cesed, lahde konulup, üstü kerpiçlerle örtüldüğü zaman, hadiste geçen duanın okunmasının meşruluğuna delâlet eder.

Hadis, şer'i bir mes'eleyi bilmiyenin bilenlere sormasının ve bilenin, bildiğini sorana nakletmesinin meşruluğuna delâlet ediyor. [171]



39 - Lahdin Müstehablıg1 Hakkında Gelen Hadîsler Babı


Kabir, "Lahd" ve "Şak" olmak üzere iki şekilde yapılır.

Lahd şekli şöyledir: Kabir normal olarak kazılır. Sonra kabrin tabanının karşısındaki kıble duvarı, ölünün .yerleşebileceği kadar oyulur. Cesed o oyuğa ve yüzü kıbleye gelecek şekilde yerleştirilir. Arkasına kerpiçler veya ağaçlar dizilir. Aralarından toprağın sızmaması için de ot, çamur gibi bir şey konulur. Sonra toprakla doldurulur.

Şak şekli şöyledir: Mezar normal olarak genişçe kazılır. Tabana inildikten sonra kıble tarafında 30 - 40 santim yüksekliğinde ince bir duvar örülür. Cesedin yerleşebileceği bir aralık bırakılarak o duvarın karşısında, yâni memleketimizdeki kıble istikâmetine göre kabrin kuzey tarafında da o duvara parelel bir duvar çekilir. Cesed iki duvarın arasındaki boşluğa, yüzü kıbleye gelecek tarzda konulur. Duvarların üstü kerpiç, ağaç ve taş gibi maddelerle örtülür. Yine toprağın sızmaması için üstüne ot veya çamur gibi bir şey konulur. Sonra üstü toprakla örtülür.

Her iki şekilde de yapılan mezara ölü indirildiğinde, başının batıya ve ayaklarının doğuya gelecek tarzda ve sağ yanına yatırılacağı ma'lûmdur.



1554) İbn-i Abbâs (Radtyallâhü ankümâ)'dan rivayet edildiğine göre; ResûlulJah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir ;

«Lahd (usûlü) bizedir, Şak (usûlü) başkalarmadir.»"



1555) Cerîr bin Abdillah el-Hecelî[172] (Radtyallahâ tınh)'<\en ; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellcııı) buyurdu ki: -Lahd (usûlü) bizedir, şak (usûlü) başkalarinadır.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi zayıftır. Çünkü âlimler Ebü'l-Yakzan künyeli Osman bin Umeyr'in zayıflığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Bu hadis, İbn-i Abbâs (R.A.)'m rivayetinden olmak üzere dört sünende vardır. Ve Sa'd bin Ebi Vakkâs (R.A.)'ın rivayetinden olarek Müslim'de ve başka kitablarda vardır. 1556) Âmir bin Sa'd[173] (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre, (babası) Sa'd (bin Ebî Vakkâs) (Radıyallâhü anh) (vefat edeceği zaman) : Resûlullah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) e yapıldığı gibi bana da lahd kazınız ve üstüme kerpiçler dikiniz. (Üstümü kerpiçle örtünüz) dedi." [174] İzahı İbn-i Abbâs (Radıyailâhü anhümâ)'nın hadîsini Ti r-mizi, Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. C e r i r (Radıyailâhü anh)'in hadîsi Zevâid türündendir. Amir (Radıyailâhü anh)'in hadîsini Müslim ve Ne-s a î de rivayet etmişlerdir. Bu bâbta rivayet edilen hadîsler, mezarın lahid usûlü ile yapılmasının efdaliyetine delâlet eder. İlk iki hadiste -Lahit bizedir, şak başkalarmadır.» buyurulmuş-tur. Bu cümleler, çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. EI-Menhel yazarı bu şekillen şöyle sıralamıştır: Yâni lahit usûlü biz müslümanların ölülerine mahsustur. Şak usûlü de bizden olmıyan Ehl-i kitaba mahsustur. A h m e d ' in bir rivayetinde bu mânâ açıkça belirtilmiştir. İbn-i Teymiye: Bu hadiste, Ehl-i kitabın şiarı olan tüm işlerde onlara muhalefet etmemiz için bir uyarı vardır. Öyle ki, ölüyü mezarın dibine indirmekte bile muhalefet etmemiz emredilmiş, demiştir. Bir kavle göre hadisin mânâsı: 'Lahit usûlü, Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)'in ümmetine mahsustur. Şak usûlü, geçmiş ümmetlere mahsustur.' Veyahut 'Lahit usûlü, Peygamberlere mahsustur. Şak usûlü peygamber olmıyanlara mahsustur.' olabilir. Bu hadîsler, lahit usûlünün şak usûlünden daha faziletli olduğuna delâlet ederler. Şak usûlünün caiz olmadığı kastedilmemiştir. Buna delil ise, 1557 nolu E n e s (Radıyailâhü anh)'in hadîsidir. Bundan sonra o hadîse geçilecektir. N e v e v î, -el-Mühezzeb şerhinde : Âlimler, lahit ve şak usulleri ile kazılan mezarlara ölüleri defnetmenin câizliği üzerinde icmâ' etmişlerdir, demiştir. Toprak sert ve sık olduğu yerlerde lahit usulü efdaldır. Toprağı gevşek olan yerlerde ise şak usûlü efdaldır. Fıkıhçılarm ekserisinin kavli budur. [175] 40 - Şak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 1557) "Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ank)'den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği zaman Medine'de lahit kazıcı bir adam ve şak kazıcı diğer bir adam vardı. Sa-hâbiler: Biz Rahibimizden hayırlısını diliyerek ikisine de (haber) gönderelim. Hangisi sonra gelirse onu bırakırız, dediler. Ve ikisine de haber gönderildi. Lahit kazıcısı önce geldi. Bunun üzerine sahâbîler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için lahit kazdırdılar." Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Mübarek bin Fudâle'yi cumhur sıka saymıştır. Ve kendisi burada tahdisle rivayet etmiştir. Artık tedlis yapması imkânı zail olmuştur. Senedin kalan ricali sıka zâtlardır. Bu sebeple isnad sahihtir. 1558) Âişe (Radtyallâhü anhâ)ydan: Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edince kabrin lahit veya şak usûlü ile kazılması hususunda sahâbîler arasında ihtilâf oldu. Hattâ bu hususta konuştular. Ve sesleri yükseldi. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhü anh) : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi4ve Sellem)'in yanında ne hayatta iken ne de vefat etmişken bağıramazsınız. Veya buna benzer bir söz söyledi. Şak kazıcısının ve lahit kazıcısının her ikisine de (haber) gönderiniz, dedi. (Haber gönderildi.) Lahit kazıcısı geldi ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için lahit kazdı. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) defnedidi.İsnadının sahîh ve ricalinin sıka olduğu Zevâid'de bildirilmiştir. [176] İzahı Zevâid türünden olan bu iki hadîsin birincisi A h m e d de rivayet etmiştir. Hadîsler; Özellikle birinci hadîs; lahitin şak'tan hayırlı olduğuna delâlet eder. Çünkü Peygamberi için Allah Teâlâ lahiti seçmiştir. Hadisler, şak usûlünün de câizliğine delâlet ederler. Çünkü M e d i -n e' de şak usûlü ile mezar kazıcısının bulunduğu hadîsten anlaşılıyor. Eğer onun yaptığı usul caiz olmasaydı kendisi men edilecekti. İkinci hadîsteki:fiili yerine bâzı nüshalarda :5 fiili bulunur. Yüksek sesle konuşmayınız demektir. [177] 41 - Kabri Kazmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 1559) El-Edra" es-Sülemî[178] (Radtyallâkü anh)'den ; Şöyle demiştir: Bir gece Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için nöbet tutmaya gittim. Baktım ki bir adam yüksek sesle Kur'an okuyor. Biraz sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı. Ben : Yâ Resülallah! Bu adam riyakârdır, dedim. Edrâ' (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Sonra o adam Medine'de vefat etti. Teçhiz işi bittikten sonra na'şım taşıyıp götürdüler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (oradakilere) «Onu yavaş götürünüz. Allah onunla iyi muamele etti. Şüphesiz o, Allah'ı ve Resulünü seviyordu.» buyurdu. Edrâ' (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Efendimiz onun kabrini kazdırdı ve buyurdu ki: «Kabrini geniş tutun. Allah ona bolluk verdi.» Bunun üzerine ashabından bâzısı: «Yâ Resûlallah! Sen cidden ona üzüldün, dediler. Efendimiz (Sal-Jallahü Aleyhi ve Sellem) : «Evet. Çünkü şüphesiz o, Allah'ı ve Resulünü seviyordu.» buyurdu." Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Kütüb-i Sitte'de Edrâ' es-Sülemi (R.A.)'ın bundan başka hadîsi yoktur. Bunun senedindeki râvi Musa bin Ubeyde hakkında : Hadisleri münker veya zayıftır, denilmiştir. Sıka olduğunu söyliyenler dz vardır. Hüccet değildir. 1560) Hişâm[179] bin Amir (Radtyallâkü anhümâ) dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallcllahü Aleyhi ve Seilem) şöyle buyurdu, demiştir : «Mezarları kazınız. Geniş tutunuz ve iyi yapınız.»" [180] İzahı İlk hadîs Zevâid türündendir. Ebû Dâvûd, Bey haki ve Nesaî de Hişâm (Radıyallâhü anh)'m hadîsini rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd ve Nesaî' nin rivayetlerinden anlaşıldığına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu hadîsi, U h u d savaşında şehid olan sahâbîlerin defni ile ilgili olarak buyurmuştur. Beyhaki ve Nesâî' nin bir rivayetine göre Hişâm (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir: "Biz Uhud günü müşkül durumumuzu Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve* Sellem)'e arzederek : Yâ Resûlallah! Her şehid için bir mezar kazmak bize güç gelir dedik. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : -(Mezarları) Kazınız, derinleştiriniz, iyi yapın ve iki üç kişiyi bir kabre defnediniz.» buyurdu. Sahâbîler: (Aynı kabre defnedeceğimiz şehidlerden) hangisini kabrin ön tarafına defnedeceğiz? diye sordular. Buyurdu ki: «Kur'an'ı daha çok hıfzedeni.» Hişâm (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Babam (Âmir) (Radıyallâhü anh) bir kabre defnedilen üç şehidin üçüncüsü idi." Bu bâbtaki hadisler, kabrin geniş ve derin kazılmasını emrediyorlar. Kabrin derinliğinin miktarı hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki: 1 - Mâlikiler'e göre en azı, ölünün kokusuna mâni olacak ve yırtıcı hayvanlardan koruyabilecek derinliktir. Derinliğin âzamisi için bir sınır yoktur. Bâzı Hanbeliler de böyle demişlerdir. 2 - Şâfiîler'e ve Hanbelîler'in ekserisine göre derinliğin sınırı orta boylu bir adam kabirde ayakta durup kollarını havaya kaldırdığı zaman parmak uçları yer seviyesine denk gelecek miktardır. Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh)'den de bu kavil rivayet edilmiştir. 3 - Hanefî âlimleri ihtilâf etmişlerdir. Bâzılarına göre en az derinlik yarım boy kadardır. Bir kısmına göre ise göğüs hizasına kadardır. Daha derin olursa daha iyidir. Kabrin uzunluğu, ölünün boyuna göre olmalıdır. Genişliği ise, uzunluğunun yansı kadar olmalıdır. [181] 42 - Mezarda İşaretin Bulunması Hakkında Gelen Hadis Babı 1561) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'âen; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir taşı Osman bin M az'un (Radıyallâhü anhO in kabrine işaret yaptı.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu isnad hasendir. Davud'un el-Muttalib bin Ebİ Vedâa (R.A.)'dan rivayet ettiği hadîs, bu hadis için bir şahittir. Bu bâbtaki hadîsler, kabrin geniş ve derin kazılmasını emrediyorlar. Kabrin derinliğinin miktarı hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki: 1 - Mâlikîler'e göre en azı, ölünün kokusuna mâni olacak ve yırtıcı hayvanlardan koruyabilecek derinliktir. Derinliğin âzamisi için bir sınır yoktur. Bâzı Hanbelîler de böyle demişlerdir. 2 - Şâfiiler'e ve Hanbelîler'in ekserisine göre derinliğin sınırı orta boylu bir adam kabirde ayakta durup kollarını havaya kaldırdığı zaman parmak uçları yer seviyesine denk gelecek miktardır. Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh)'den de bu kavil rivayet edilmiştir. 3 - Hanefi âlimleri ihtilâf etmişlerdir. Bâzılarına göre en az derinlik yarım boy kadardır. Bir kısmına göre ise göğüs hizasına kadardır. Daha derin olursa daha iyidir. Kabrin uzunluğu, ölünün boyuna göre olmalıdır. Genişliği ise, uzunluğunun yansı kadar olmalıdır. [182] İzahı Bu hadîs Zevâid türündendir. Notta belirtildiği gibi bunun şahidi durumunda olan bir hadîsi Ebû Dâvûd el-Muttalib (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiş. Ayrıca B e y h a k i ve İbn-i Ebî Şeybe'de el-Muttalib (Radıyallâhü anh) '-den rivayette bulunmuşlardır. Ebû Dâvûd'un rivayeti uzundur. O rivayette : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İn; Büyükçe bir taşı Osman (Radıyallâhü anh) in baş ucuna koyarak: «Bu taşla kardeşimin kabrini tanırım. Ve ev halkımdan ölenleri onun yanına defnederim.- buyurduğu belirtilmiştir. Hâl tercemesi 1456 nolu hadîs bahsinde geçen, muhacirlerden M e d i n e' de vefat eden ve Bakİ'a defnedilen ilk zât olan Osman bin M a z ' û n (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in süt kardeşi olduğu için veya onu şereflendirmek için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona: «Kardeşim...» demiştir. Osman (Radıyallâhü anh)'dan sonra Peygamber (Sallallahü Aiey-hi ve Sellem)'in ev halkından vefat eden ilk zât, oğlu İbrahim'dir. Osman (Radıyallâhü anh)'in yanına defnedilmiştir. [183] Hadîsin Fıkıh Yönü Kabrin tanınması için taş gibi bir işaretin konulmasının müste-habhğı bu hadîsten anlaşılıyor. Konulacak alâmet, bugünkü halkın yaptığı gibi olmamalıdır. Bilindiği gibi çoğu kimseler, bu konuda israf yaparak mezarları süslüyorlar. [184] 43 - Kabirler Üzerinde Bina Yapmak, Kabirleri Kireç İle Yapmak Ve Kabirler Üzerinde Yazı Yazmaktan Nehiy Hakkında Gelen Hadîsler Babı 1562) C'âbir (Radıyallâhit anh)\\vn; Şöyle demiştir : Resûluüah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabirleri kireç ile yapmaktan nehiy etti." [185] İzahı Ahmed, Müslim, Ebü Dâvûd ve Nesaî de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd' daki rivayet meâ-len şöyledir: "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabir üzerinde oturmaktan, kabrin kireçle yapılmasından ve üzerinde bina yapmaktan nehiy etti." El-Menhel yazarı şöyle der : Hadisin zahirine göre kabrin kireçle yapılması haramdır. Fakat Hanefiler, Mâlikîler, $âfiiler, Ahmed, Dâvûd ve bir çok âlim, buradaki yasaklamayı mekruhluğuna hamlederek kabrin kireçle yapılması mekruhtur, demişlerdir. Yasaklamanın hikmeti şu olabilir: Kabir geçicidir. Ebedi değildir. Veyahut kireçle yaptırmak süs içindir. Ölünün süslemeye ihtiyacı yoktur Kabrin kireçle sıvanmasına gelince; Hasanı Basrî, Ş â f i i ve Ahmed, bunda beis görmemişlerdir. Mâlike göre mekruhtur. Ancak kokunun Önlenmesi buna bağlı ise caizdir. Ebû Hani f e ve arkadaşlarının seçkin kavline g,öre mek ruh değildir 1563) Câbir (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabir üzerinde bir şey yazılmasını yasaklamıştır." Not : Sindi şöyle demiştir : Hâkim bu hadîsi el-Müstedrek'te rivayet ettikten sonra bunun senedi sahihtir. Lâkin tatbikat buna göre değildir. Çünkü şarktan garba kadar müslümanların önder âlimleri, kabirler üzerinde yazılar yazdırırlar. Bu yazı işi halef âlimlerin selef âlimlerden aldıkları bir şeydir, demiştir. Zehebi ise; Muhtasar adlı kitabında Hâkim'in sözüne karşılık olarak : Söz konusu yazma işi sonradan icad edilmiştir. Yasaklama hadîsleri o âlimlere ulaşmamıştır, demiştir. [186] İzahı Zevâid türünden olan bu hadîsi notta da belirtildiği gibi H âkim de rivayet etmiştir. Hadisin zahirine göre kabir üzerinde yazı yazmak haramdır. Sindi, Tirmizi' nin şerhinde : Yasağın umumî olması muhtemeldir. Kabir sahibinin adı, ölüm târihi veya Kur'an-ı Kerim ile Allah'ın isimlerinden bir şeyin yazılmasının, bu yasağa girmesi muhtemeldir. Çünkü bu yazıların yere düşmesi ve ayaklar altında kalması muhtemeldir, demiş; daha sonra nottaki Hâkim ve Zehebi'-nin sözlerini nakletmiştir. Ş e v k â n i "en-Neyl"de : Kabirler üzerinde yazı yazmanın ya-saklığına dâir hadîsin zahirine göre ölünün ismini yazmak ile başka şeyleri yazmak arasında bir fark yoktur. Bâzı âlimler, süsleme olmaksızın ölünün isminin yazılmasını caiz görmüşlerdir. Bunu, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Osman bin Maz'ün (Radıyallâhü anh)'ın kabrine (1561 nolu hadîste belirtildiği gibi) işaret olarak taş koymasına kıyaslamışlardır. Bu fetva, nassın hükmünün kıyasla hususîleştirilmesi ile hâsıl olur. Cumhur nassın böyle husûsîleştirilmesine hükmetmiştir Bu fetva, nass karşısında kıyas yapmak değildir. Ancak bu kıyâsın sıhhatli olup olmaması mes'ele-si vardır, demiştir. El-Menhel yazarı da şöyle demiştir : Dört mezheb imamı: Qlünün adı, ölüm târihi dâhil herhangi bir şeyin mezar üzerinde yazılması yasaktır, demişlerdir. Bâzı Hanefî âlimleri: Kabrin tanınması için ölünün isminin yazılmasında bir beis yoktur, demişlerdir. Bu kavlin delili de Peygamber (Sallallahü Aleyhi.ve Sellem)'in (Osman bin M a z' û n (Radıyallâhü anh)'ın kabrine işaret olsun diye baş ucuna taş bırakmış olmasıdır. Ha ne fi 1 e r ' in bâzı Fıkıh âlimleri ise : Kabre ihtiyaç duyulduğunda uygun yazıların yazılmasında beis yoktur, demişlerdir. Îbnü'l-Âbidîn: Kabre yazı yazılması nehiy edilmiş ise de amelî icmâ' yazı yazılmasının câizliği hakkındadır, diyerek; e 1 - H â -k i m 'in notta yazılı sözünü nakletmiş ve bunun, (1561 nolu) E n e s b in Mâlik (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi ile kuvvet bulduğunu belirtmiştir. İhtiyaç yokken yazı yazılması câîz görülmemiştir. İhtiyaç hâlinde yazı yazılmasını caiz gören âlimlere göre hadisteki yasaklama, ihtiyaç duyulmayan hallere mahsustur. 1564) Ebû Saîd (Radıyallâhü arjh)\\en: Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabir üzerinde bina yapılmasını men etmiştir.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahih ve ricali sıka 2âtlardır. [187] İzahı Müslim, Ebû Dâvûd, Ahmed ve Nesai' nin C â b i r (Radıyallâhü anhJ'den rivayet ettikleri ve yukarıda meali yazılan hadîste de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kabir üzerinde bina yapılmasını menettiği bildirilmiştir. El-Menhel yazarı şöyle der : Turbeşti ; Kabir üzerinde bina yapmak iki şekilde düşünülebilir: Birincisi, kabrin taş ve benzeri malzemelerle yapılmasıdır. İkincisi'Üe, kabrin üstünde kubbe ve benzeri binaların yapılmasıdır. Bunların ikisi de bu hadîsle yasaklanmış, demiştir. Hadisin zahirine göre kabir üzerinde binâı yapmak'hararndir. Fakat Şafiî, arkadaşları ve en sahih kavle göre- ürta>ri;b eli âlimleri : Yapılacak'bina., yapanın mülkünde ise mekruhtur,Umumi nie-> zarlıkta ise haramdır, demişlerdir. Ne v e v î : Arkadaşlarımız demişler ki : Umumi mezarlıkta yapılan bina âlimlerin ittifakıyla'ylk-tırılır, demiştir.

Hanefî âlimleri; Bina, süs için ise horanıdır.; .Mfçıai'M}.sağlamlığı için ise mekruhtur, demişlerdir. El-Ezhâr'da : Bina, eğer yapanın mülkünde ise hadîsteki nehiy mekruhlük içindir. Umüntef-âit mezarlıkta ise nehiy haramlık içindir. Ve yaptırılan bina mescid.bile olsa yıktırılması vâcibtir, denilmiştir.

Mâ1iki1er' e göre ölünün mülkünde veya' mülk sâhîbiniri izniyle yahut sahipsiz bir arazide kabrin kendisinin taş ve malzemelerle yaptırılması veya kubbesiz bile olsa duvarla çevrilmesi mekruhtur. Eğer iftihar,vesilesi yapılması niyetiyle olursa haramdır. Keza ölülerin defni için vakfedilmiş bir yer,işe haramdır. [188]


44 - Defin Esnasınua Kabre Toprak Atmak Hakkında Gelen Hadîs Babı


1565) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü a«A->'den; Şöyle demiştir :Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir cenaze üzerinde namaz kıldı. Sonra ölünün kabrinin yanına vararak ölünün baş tarafından kabre üç avuç toprak attı"[189]


İzahı


Bu hadisin Zevâid türünden olduğuna dâir .bir işaret, yoktur, Kü-tüb-i Şitte'nin diğerlerinde buna rastlamaktım,.. Bâz % Fıkıh .kijabları bu hadîsi İbn-i Mâceh1' ten, bâzıları'da B e y h a k' î' den rivayet etmişlerdir.

Dört mezhebin Fıkıh kitabından Abdurrahraan el-Ce-zeri. Definde hazır bulunanların, ölünün baş tarafından her iki elleri ile toprağı avuçlayıp kabre atmaları ve bunu üç defa tekrarla-

maları müstehabtır. Birinci avucu atarken «biz sizi ancak topraktan yarattık.-; İkinci avucu atarken ; «Biz sizi ancak toprağa döndürürüz. -; ve üçüncü avucu atarken : «Biz sizi tekrar topraktan çıkarırız.[190]

nazm-ı Celillerini okuması müstehabtır. Sonra kabir toprakla doldurulur Mâliki ve Hanbeli âlimlerine göre avuçla toprak atılırken Kur'an'dan bir şey okunmaz, demiştir. [191]


45 - Kabirler Üzerinde Yürümek Ve Oturmanın Nehiyi Hakkında Gelen Hadisler Babı


1566) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'Ğvn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

-And olsun ki sizden birisinin vücûdunu yakıcı bir ateş parçası üzerinde oturması, onun bir kabir üzerinde oturmasından kendisi için daha iyidir.»" [192]


İzahı


Ahmed, Müslim; Ebû Dâvûd, Nesai ve B e y h a k i de bunu rivayet etmişlerdir.

Ebû Davud'un rivâyetindeki hadis, meâlen şöyledir: -Andolsun ki sizden birisinin elbisesini yakıp derisine bir ateş parçası üzerinde oturması; bir kabir üzerinde oturmasından kendi için daha iyidir.»

Kabir üzerinde oturmakları uzaklaştırmanın hikmeti, oturman ölü müslümanm hakkını hafife almak ve ona eziyet etmektir. Nit kim tbn-i Mes 'ud (Radıyallâhü anh)'a kabre basmanın hü mü sorulmuş, kendisi : Ben hayatta olan bir mü'mine eziyet etme ten nefret ettiğim gibi ölümünden sonra da ona eziyet etmekten ne ret duyarım, diye cevap vermiştir.

Bir kavle göre kabir üzerinde oturmaktan maksad, kabrin b şından uzun süre ayrıimayıp matem tutmak için olan oturmaktır.

Hadiste kabir umumi olarak zikredilmiştir. El-Menhel yazarın, dediğine göre gayri müslimlerin kabirleri de bu hükme girer. Ger müellifimizin bundan sonra gelen hadisinde «Müslümanın kabri» d ye kayıtlama var ise de o kayıt, müslümanın şerefinin yüceliğini b lirtmek içindir. Asıl ihtiram da onadır.

Hadisin zahirine göre kabir üzerinde oturmak haramdır. Fak; Fıkıhçıların cumhuru, hadisteki tehdidi, kerahet anlamına yoruml; mışlardır. Tabiidir ki küçük su dökmek veya büyük abdest bozma için kabir üzerinde oturmak haramdır. Âlimler bu hususta müttefi] tir. Bundan sonra gelecek hadiste belirtileceği gibi kabir üzerinde yi rümek de oturmak gibidir. Hattâ kabre dayanmak da oturmak gib dir. Çünkü A h m e d ' in rivayetine göre Peygamber efendimi Amr bin Hazm (Radıyallâhü anht'ı bir kabre yaslanm olarak görmüş ve Ona : «Bu kabrin sahibin eziyet etme.» buyurmuştur.

Zaruret hâlinde kabir üzerinde oturmakta sakınca yoktur.

Mâlikiler'e göre kabir üzerinde oturmak mekruiı değildi Çünkü M â 1 i k ' in rivayet ettiğine göre Alî bin E b i Tâ 1 i b (Radıyallâhü anhümâ) kabirlerin üzerine başını koyardı v üzerlerinde uzanırdı. T a h a v i de ricali sıka bir senedle bun rivayet etmiştir. Buhâri de Nâfi' (Radıyallâhü anh)'de rivayet ettiğine göre İ b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) kabirle üzerinde otururdu.

Bu grubtaki âlimlere göre yasaklanan oturmaktan maksad, abdeî bozmak için olan oturmaktır. El-Menhel yazarı bu yoruma mesne olan Muhammed bin Ka'b el-Karazi (Radıyallâh anhümâ) ile Ebû Ümâme (Radıyallâhü anhJ'in hadislerir zikretmiştir. Konunun uzamaması için buraya aktarmaktan vazgeç tim.



1567) Ukbe bin Amir [193] (Radtyattâhü ««A/den: Şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «And olsun ki bir ateş parçası veya bir kılıç üzerinde yürümem veyahut ayakkabımı ayağımla dikmem bir müslümanın kabri üzerinde yürümemden bana daha sevimlidir. Kabirlerin ortasında ab-destimi bozmuşum veya çarşının ortasında. Bence bunlar arasında (çirkinlik açısından) bir fark yoktur.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahihtir. Çünkü İbn-i Mâce'-nin şeyhi Muhammed bin İsmail'i; Ebû Hatim. Nesaî ve İbn-i Hibbân sıka saymışlardır. Senedin kalan ricali, Buhârİ ve Müslim'in şartı üzerine sikadırlar. [194]



46 - Mezarlıkta Ayakkabıları Soymak Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1568) Beşîr bin el-Hasâsiyye (Radtyallâhü anh)'âen ; Şöyle demiştir :

Ben, bir gün Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde yürüdüğüm esnada Kendisi:

— «Yâ Îbne'l-Hasâsiyye! Hangi şey sebebiyle Allah'tan razı değilsin? Sen Allah'ın Resulü ile birlikte yürümek nimetine kavuştun:» buyurdu. Ben s

— Yâ Resûlallah! Allah'tan hiç bir şikâyetim yok. O, her hayrı bana vermiştir, dedim. Biraz sonra müslümanların mezarlığından geçti ve (oradaki ölülere işaret ederek) : ,

— «Bunlar, çok hayra kavuştular.» buyurdu. Sonra müşriklerin mezarlığının yanından geçti ve (oradaki ölülere işaret ederek) :

— -Bunlar çok hayra sırt çevirip geçtiler.» buyurdu- Sonra döndü de mezarlar arasında ayakkabı ile yürüyen bir adam gördü ve Ona:

— «Ey Sibt (~ tabaklanmış, sığır köselesin) den ma'mul ayakkabılar sahibi! Ayakkabılarını at.» buyurdu.

Müellif demiştir ki; Muhammed bin Beşşâr bize tahdis etti. (Dedi ki:) Bize Abdurrahman bin Mehdi tahdis etti. (Dedi ki:) Abdullah bin Osman : Bu hadîs iyidir. Râvisi, sıka bir adamdır, diyordu." [195]


İzahı


Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesaî, Hâkim ve Beyhakî de bunu rivayet etmişlerdir.

Hadisin :cümlesini: «Hangi şey sebebiyle Allah'tan razı değilsin?» diye terceme ettik. Cümledeki fiilin asıl mânâsı kınamaktır. Buna göre cümlenin asıl-mânası: "Niçin Allah'ı .kınıyorsun?" şeklindedir. Bu mânâ sakattır. Hâşa bir mü'min Allah'ı, kina-maktan uzaktın Bu sebepledir ki Sindi bu cümleyi: «Hangi şöy-den dolayı Allah'tan razı değilsin? Halbuki Allah sana ne buyük ihsanda bulundu. Sen, Onun Resulü ile beraber yürümek nimetine kavuştun." diye yorumlamıştır.

Hadîsteki : "Sibtiyyeteyn11 kelimesinin tekili: "Sibtiyye"dir. Bu kelimenin mânâsı "Sibf'ten imâl edilmiş olan ayakkabıdır. "Sibt" ise selem ağacının meyvesi ile tabaklanmış olan sığır derişidir. Bu deriden ayakkabılar imâl edilir. Derinin kılları giderilmiş olduğu için veyahut tabaklanma İle deri yumaşadığı için ona "Sibt" adı verilmiştir .

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mezarlığa saygılı olmak için adama, ayakkabılarını çıkarmasını emretmiştir. Âlimlerin bu husustaki görüşlerine gelince :

1 - Ahmed ve Şafii1er' den el-Hâvf sahibi: Mezarlıkta ayakkabı ile yürümek mekruhtur. Mezarlığa girildiği zaman ayakkabıyı çıkarmak sünnettir. Ancak pislik korkusu, diken batması veya yerin sıcaklığı gibi bir zaruret varsa, ayakkabı ile mezarlıkta yürümek mekruh değildir, demişlerdir.

2 - Cumhura göre ayakkabıyla mezarlıkta yürümek mekruh değildir. Çünkü Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve başkalarının E n e s (Radıyallâhü anh)'den rivayet, ettikleri bir hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— «Şüphesiz kul, kabrine konulduğu ve arkadaşları geri döndükleri zaman gerçekten o kul, arkadaşlarının ayakkabılarının sesini muhakkak duyar.» buyurmuştur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İn bu hadiste geçen adama ayakkabılarını çıkarmasını emretmesi meselesine gelince; Cumhur bu hadise şöyle cevap vermişlerdir : Adamın ayakkabılarında necasetin bulunması muhtemeldir. Belki de adam, ayakkabıları ile iftihar ettiği için ona bu emir verilmiştir. Çünkü sibtten ma'mul ayakkabıları yalnız zevk ve safa ehli giyiyordu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tevazu' ile mezarlığa gidilmesinden hoşlanırdı.

Eğer ayakkabı ile kabristanda yürümek mutlaka yasak olsaydı; bu yasak sahâbiler arasında yayılırdı je hiç bir sahâbi bundan habersiz kalmazdı. Çünkü herkesin başına gelen bir iştir. Delil yönünden cumhurun görüşü kuvvetlidir. Sibtten ma'mul ayakkabıların yalnız zevk ehli tarafından giyilmesi noktası, kabule şayan görülmemiştir. Çünkü el-Hâf izin el-Fetih'te zikrettiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), keza Ibn-i Ömer (Radıyallâhü anh) bunu giyiyorlardı. [196]



47 - Kabirlerin Ziyareti Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1569) Elıû Hüreyre (Radtyallahü arık)'fan rivayet edildiğine göre: Resûluilah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü size âhireti hatırlatır.



1570) Aişe (Radtyallahü anhâ)'üan: Şöyle demiştir : Resûluilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kabirlerin ziyareti hakkında ruhsat vermiştir.Zevâid'de söyle denilmiştir : Bunun senedinin râvileri sıkadır. Çünkü râvi Bistam bin Müslim'i İbn-i Muin, Ebü Zur'a, Ebû Dâvûd ve başkaları sıka saymışlardır. Senedin kalan râvileri, Müslim'in şartı üzerindedirler.

Beşir bin El-Basâsİyye (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Câhiüyyet devrinde bu zâtın adı Zahm bin MaT>ed idi. Peygamber (A.S.) Ona : «Adın nedir?» diye sorunca : Adım Zahm bin Ma'bed'dir, diye cevap vermiş; Peygamber (S.A.V.) ona: «Sen Beşîr'sin» buyurmuştur. Peygamber (S.A.V.)'in âzad-lısı olan Beşîr (R.A.), İbnü'l-Hasâsiyye künyesiyle meşnur olmuştur. Hasâsiyye Onun büyük dedesi Dabbâb'ın annesinin adıdır. Bu zât. Peygamber (S.A.V.)'den hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de Beşîr bin Nehİk, Cerir bin Küleyb ve el-Ceh-deme adıyla bilinen karısı Leylâ rivayette bulunmuşlardır. Ebû Dâvûd. Nesaİ ve îbn-i Mâceh. onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (El-Menhel Cild : 9, Sahife : 86)



1571) İbn-i Mes'ud (Radtyallâhü anh) den rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) şöyle buyurdu, demiştir :

«Ben, sizleri kabirleri ziyaret etmekten men etmiştim. Bundan sonra kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü şüphesiz kabirlerin ziyareti, dünyayı küçümsetir ve âhireti hatırlatır.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı hasendir. Ibn-i Muin, buradaki râvi Eyyûb bin Hâni'İ zayıf görmüş; İbn-i Hatim ise işe yarar görmüştür. Ve lbn:İ Hibbân onu sikalar arasında zikretmiştir. [197]


İzahı


Ebü Hüreyre (Radryallâhü anh)'in hadisi daha uzun ola rak ve ayriı senedle bundan sonra gelecek olan bâbta 1572 numara ile gelecektir. Buradaki metinde bulunan âhiret kelimesi yerine orada mevt (= ölüm) kelimesi bulunur ki; mânâları birbirine yakındır. Hadîsle ilgili gerekli izah orada yapılacaktır.

 i ş e (Radıyallâhü anhâ) ve İbn-i Mes'ud (Radıyallâ-hü anh)'in hadîsleri ise Zevâid türündendirler. îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh)'m hadîsinin bir benzerini Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd, İbn-i Hibbân, Hâkim ve Beyhaki, Büreyde (Radıyallâhü anh)'den merfu' olarak rivayet etmişlerdir.

Ebû Dâvûd'un Büreyde (Radıyallâhü anh)'den olan rivayeti meâlen şöyledir;

«Ben sizi kabirlerin ziyaretinden men etmiştim. Bundan sonra kabirleri ziyaret ediniz* Çünkü onların ziyâcetindef tezkire (= nasihat, ölümü hatırlamak ve kabir halkından ibret almak) vardır.»

Hadîsler, kabir ziyaretinin ilk zamanlarda yasak olduğuna delâlet ediyorlar. Yasaklama sebebi hakkında el-Menhel yazan şöyle der:

İlk zamanlarda halk, câhiliyyet devrine yakın olduğu için, câhi^ liyyet devrindeki alışkanlıkların eseri olarak mezarlıkta uygunsuz konuşma yapmaları endişesiyle bu yasak konulmuş olabilir. îsIâTn kaideleri yerleşip, halk şer'î hükümlere intibak edince ve İslâmî âdaba alışılınca bu endişe kalkmış ve kabir ziyareti meşru kılınmıştır. Nitekim N e s a î' nin rivayetinde Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) meâlen şöyle buyurmuştur: «... Artık kim kabirleri ziyaret etmek isterse ziyaret etsin. Ve sakın kötü lâf etmeyiniz,-

Hadîsteki «Kabirleri ziyaret ediniz.» emri, cumhura göre mendup-luk içindir. Fakat  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsinin zahirine göre kabir ziyaretine ruhsat vermiştir. Yâni ziyaret etmek câ-izdir.

îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh)'in hadîsinin son kısmında kabirleri ziyaret etmenin faydalarına işaret edilmiş, O da dünya hırsının ve aşırı bağlılığın kırılması ile âhiretin hatırlanmâsıdır.

Bu hadîslerden çıkarılan netice; Kabir ziyaretinin meşruluğu ve buna teşviktir. Âlimler, kabir ziyaretinin erkekler için sünnet olduğunda ittifak etmişlerdir. Kadınların ziyaretiyle ilgili şer'î hüküm ise bundan sonra gelecek ikinci bâbtaki hadîsler bahsinde anlatılacaktır. [198]


48 - Müşriklerin Kabirlerini Ziyaret Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Bâb1


1572) Ebû Hüreyre (RadıvallâhÜ anh)'c\et\: '^öyİe demiştir

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) annesinin kabrini ziyaret etti. Ve ağladı. Etrafındakiler! de ağlattı. Sonra :

-Annem için istiğfar etmem hakkında Rabbimden izin istedim de bana izin vermedi. Onun kabrini ziyaret etmem için Rabbimden izin istedim. Bana izin verdi. Siz kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabirlerin ziyareti, size Ölümü hatırlatır.» buyurdu." [199]


İzahı


Ahmed, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesai, Hâkim ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) annesi Âmine bint Veheb bin Abdi Menâf bin Zühre; Mekke ile Medine arasında bulunan e 1 - E b v â ' da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) altı yaşında iken, vefat etmiştir. Annesi Onunla beraber, dayıları olan Medine1 deki Beni Adiyy bin Neccâr'ın ziyaretine gitmişti. Medine' den M e k k e ' ye dönüşünde vefat etmiştir.

Peygamber fSallallahü Aleyhi ve Sellem) bilâhere annesinin kabrini ziyaret ederken âhireti hatırladığı için ve annesinin Onun peygamberlik günlerine yetişmemesi için ağlamış ve oradakilerin ağlamasına sebep olmuştur. Kadı I y a z : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ağlaması, annesinin azâb içinde olmasından dolayı değildir. Yegâne sebep; annesinin, onun peygamberlik günlerine yetişmemesi ve Ona iman etme nimetine kavuşmaması üzüntüsüdür.

Hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in annesi için istiğfar etmek üzere Allah'tan müsâade istediği ve fakat ona izin verilmediği bildirilmiştir, tzin verilmeyişinin sebebi hakkında el-Menhel yazarı şöyle der:

Sebeb şu olabilir : İstiğfar bir günahtan dolayı muâhaza edilmemeyi dilemektir. Peygamberlik haberi kendisine ulaşmıyan kişi, günâhından dolayı muâhaza edilmez. O halde muâhaza edilmemek için istiğfara hacet kalmaz

Diğer taraftan $öyle de denilebilir: İstiğfar İçin izin verilmemesi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in annesinin kâfir olduğunu zorunlu kılmaz. Çünkü Allah Teâlâ hin başka bir sebeple Peygam ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i Ona istiğfar etmekten men etmiş olması mümkündür Nasıl ki borcunu karşılayacak bir mal bırakmaksızın ölen müslümamn cenaze namazını kılmaktan ve ona istiğfar etmekten Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ilk zamanlarda men edilmişti. Bunun sebebi de şöyle anlatılmıştır: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in istiğfarı derhal makbuldür. Kim için istiğfar ederse derhal sevabı o kimsenin Cennet'teki makamına ulaşır ve hemen kişi ondan yararlanır. Halbuki borçlu ölenin borcu ödenmedikçe Cennet'teki makamından ahkonmuş durumdadır.

Yukarıda belirtilen izah nedeniyle : 'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in annesi küfür üzerinde Öldüğü ve kâfire istiğfar etmek caiz olmadığından, ona istiğfar etmek için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e izin verilmemiştir,' diyenlerin sözü, sıhhatli değildir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in baba ve annesinin kurtulmuş olduklarını ispatlayıcı bir çok delili Ce1â1-i Süyûti zikretmiştir. Bunlardan bir kısmı şunlardır:

1 - B u h â r î' nin Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Bulunduğum asra gelinceye kadar ben Âdem oğullarının her asırdaki en hayırlı sülâlesinden gönderildim.» Mealini yazdığımız bu hadîste geçen "Kam", yüzyıl mânâsına geldiği gibi kişinin babaları ve efendi mânâlarına da gelir. Bu sebeple terceme ederken bu kelimeyi sülâle mânâsına terceme etlim.

2 - T i r m i z i' nin Vasile bin el-Eskâ' (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Allah İbrahim (Aleyhisselâm)in çocuklarından İslâmil (Aley hisselâm)'i seçti. İsmail (Aleyhisselâm)'in çocuklarından Benî Kinâ-ne'yi seçti. Benî Kinâne'den Kureyş'i seçti. Kureyş'ten Benî Hâşim'i seçti. Benî Hâşim'den de beni seçti.»

K a s t a 1 â n i : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in baba ve annesinin kurtuluş ehlinden olduklarına, yâni Cehennemlik olmadıklarına hükmeden âlimlerin delillerinden birisi şudur ki; Bu iki muhterem zât, fetret devrinde, yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e Peygamberlik görevi verilmeden önce vefat etmişlerdir. Fetret devrinde ölenler için azâb yoktur. Çünkü Allah Teâlâ :

«Biz, Resul göndermedikçe azab verici değiliz.[200] buyurmuştur. Usûl âlimlerinden E ş ' â r i y e mezhebinin ileri gelen âlimleri ve Fıkıhçılardan Şafii âlimleri, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gönderilişi kendisine ulaşmadan ölen kimse ehl-i necattır. Yâni azabtan kurtulmuş olanların-dandır, demiştir.

S ü y û t î : Bu görüş Şafiî Fıkıhçıları ve Eş'âriyye mezhebine mensub usûl âlimlerinin ittifakla kabul ettikleri mezheptir, demiştir.

Diğer taraftan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemTin baba ve annesinin mü'min olduklarına ve İbrahim (Aleyhisselâm)'in dînini kabul ettiklerine, keza Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Peygamber olarak gönderileceğine inandıklarına dâir kesin bilgi vardır. Bu inanç ise, îmanın ta kendisidir. Nitekim E b û N a î m . Delâilü'n-Nübüvve'de Z ü h r î tarîkinden Esma bin t-i Rehra aracılığıyla Esma' nın annesinden şöyle dediğini rivayet etmiştir : Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) 'in annesi A m i n e ' yi son hastalığında gördüm. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ beş yaşında idi. Annesinin baş uçundaydı. Annesi, Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i övücü şiirler söyledi. Bu şiirlerde ez cümle : Sen, hillde ve haremds bulunan beşeriyete gönderilmiş olacaksın. Sen, baban İbrahim (Sallallahü Aleyhi ve SellemTin dini olan İslâmiyet'le gönderileceksin. Allah seni putlardan uzak tutmuştur, demiştir. Daha sonra şöyle demiştir: 'Her diri ölmeye mahkûmdur, her yeni eskir. Her büyük, yokluğa gider. Ben de öleceğim. İsmim baki kalacak. Çünkü ben, hayırlı bir halef ve tertemiz bir evlâd bıraktım.'

Celâl-i Süyûtî' den şunu nakletmiştir : Âmi-ne'nin bu sözleri, onun tevhid ehli olduğuna kesinlikle delâlet eder. Çünkü İbrahim (Aleyhisselâm) 'in dînini ve kendi oğlunun Allah tarafından Peygamber olarak gönderildiğini, putlara karşı olduğunu anlatmıştır. Tevhid, bundan başka bir şey midir? Evet; Tevhîd Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak, putların bâtıl olduğunu bilmek gibi mefhumlardan ibarettir. Câhiliyyet devrinde küfürden uzak kalmak için bu kadar kâfidir. Bunun ilerisi, ancak Peygamberlik görevi ve rildikten sonra şarttır. Câhiliyyet devrinde bulunan herkesi kâfir san mamak gerekir.Çünkü câhiliyyet devrinde Hanifler vardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in annesi Haniflerden olmuş ise ne lâzım gelir. Zâten Haniflerin, Hanif dînini seçmelerinin sebebi, yakında haremden bir Peygamberin gönderileceğine dâir Ehl-i kitâb ve kâhinlerden duydukları bilgilerdir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in annesi, efendimiz ile hâmile iken ve doğumundan öyle apaçık alâmetler müşahede etti ki, bunların her birisi, Onu Hanif dinine ve tevhide yöneltmeye kâfidir. Onun gördüğü ve duyduğu gerçekleri hiç bir Hanif görmemiş ve duymamıştır. Kendisi anlatıyor: Ben kendimden öyle bir nurun çıktığım gördüm ki; Ş a m 'in saraylarını aydınlatıp bana gösterdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in süt annesi Halime, Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve SellemKin göğsünün melekler tarafından yarılması olayından sonra çocuğa bir şey olur korkusu ile Onu annesine geri getirdiği zaman annesi Ha1ime ' ye :

"Sen Şeytanın Ona bir şey yapacağından mı korktun? Hayır. Vallahi şeytan için Ona doğru hiç bir yol yoktur. Benim şu oğlum için yüce bir şan ve şeref mutlaka olacaktır" demiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in babasından da îmanına ve tevhid akidesini taşıdığına delâlet eden sözler nakledilmiştir. Târih kitablarında bu konuda geniş malumat vardır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in dedesi A bdü 1-m u t t a 1 i b de tevhid ve Hanif dini üzerinde idi. M u h a m -m e d (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in Peygamberliğine delâlet eden delilleri müşâhade ettiği için, Onun bu yüce küçük torununun Peygamber olacağını önceden anlamış ve tasdik etmişti. E s - S ü h e y -li: Abdülmuttalib'e bir Peygamberin daveti ulaşmadığı halde, bir çok delil onun Hanif ve Tevhid dini üzerinde olduğunu ispatlar, demiştir.

El-Menhel yazarı; Ebü Davud'un sünenindeki "Kabirlerin ziyareti" babında, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in babası, annesi ve dedesi Abdülmutalib'in iman ehlinden olduklarına dâir zikrettiği yedi büyük sahîfeyi tutar. Bu sebeple bunu terceme etmekten vazgeçtim. El-Menhel yazan, bu izahın bir bölümünde özetle şöyle der:

Yukarıda verilen bilgiyi edindiğin zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in babalarının ve annesinin necat (= kurtuluş) ehlinden olduklarını anlıyacaksın. Çünkü Onlar İbrahim (Aley-hisselâm)'in dînine bağlıydılar. Onlara Hanîf dîni mensupları deniliyordu. Şöyle de denilebilir: Onlar, her hangi bir hak dini değiştir-miyen Fetret ehlinden idiler. Çünkü Fetret ehli şu üç kısma ayrılır:

Birinci Kısım : Basireti ve aklıyla Allah'ı tanıyıp Ona inanan ve putlara tapmıyanlardır.

İkinci Kısım : Allah'a ortak koşmayan ve aklıyla Allah'ı tanıya-miyan, her hangi bir Peygamberin dînine girmiyen, kendi kendine bir din ve şeriat ihdas etmiyen kimselerdir. Bunlar, ömürleri boyunca gaflet içinde kalmışlardır.

Fetret ehlinin bu iki kısmı, ta'zib edilmiyenlerdir.

Üçüncü kısım : Bir peygamberin dînini değiştirerek Allah'a ortak koşan ve kendi kendine bir şeriat icad edip bâzı şeyleri helâl, bâzı şeyleri de haram kılan kimselerdir. Cehennem'de ta'zib edilenler bunlardır. B u h â r i ve M ü s 1 i m ' de rivayet edilen ve Fetret ehlinin bir kısmının ta'zih edildiğine delâlet eden hadîsler, bu üçüncü kısma yorumlanmışlardır.

Maliki âlimlerinden İmam Ebü Bekir bin e 1 - A r a b i ' ye : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in babası Cehennemliktir, diyen adamın durumu sorulmuş; şöyle cevap vermiştir: Böyle söyliyen kişi melundur. Çünkü Allah Teâlâ :

-Şüphesiz Allah'a ve Resulüne eziyel edenlere, Allah dünyada ve âhirette lanet eder [201]buyurmuştur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in babası Cehennemliktir sözünden daha büyük bir eziyet yoktur.

Bunun içindir ki; E b û N a i m ' in zikrettiğine göre Ömer bin Abdülaziz, bir kâtibinin böyle söylediğini duyar duymaz şiddetle öfkelenmiş ve görevine son vermiş, bir daha da hiç görev vermemiştir.

t b n i Abbâs (Radıyallâhü anh) :

= «Ve muhakkak Allah sana öyle verecek ki, sen razı olacaksın.[202] âyeti bahsinde şöyle demiştir : Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in rızâsı cümlesinden birisi de Onun ev halkından hiç kim senin Cehenneırfe girmemesidir.

tbıı i S a ' d tahriç ettiği bir hadise göre Peygamber (Sallal lahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ben, evimin halkından hic bir kimsenin Cehennem'e girmemesini Rabbim'den diledim Babhim de bu dileğimi bana verdi.» buyur muştur



1573) Salim "in babası (Abdullah bin Ömer) (Radtyailâhü anhiimâ)'-dan rİvâyel edildiğine göre şöyle demiştir :

Bir a'râbî. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek: Yâ Resûlallah! Babam gerçekten yakınlarıyla gerektiği gibi ilgilenirdi. Şöyle idi, böyle idi (diyerek babasını övdü ve :) Babam nerededir? diye sordu. Efendimiz:

«Ateştedir.» buyurdu. Abdullah (Radıyallâhü anh) demiştir ki t

Bana Öyle geliyor kij Adam bu cevabtan dolayı içerlenerek ı Yâ Resûlallah! Senin baban nerededir? diye sordu. Resûllullah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

-Sen nerede bir müşrikin kabrine uğrarsan onu ateşle müjdele.» buyurdu. Abdullah (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Bu a'râbî. bilâ-here müslüman oldu ve dedi ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana cidden yorucu bir görev yükledi. Ben yanından geçip de Onu Cehennemle müjdelemediğim hiç bir kâfirin kabri yoktur."

Not : Bu hadîsin isnadının sahih olduğu Zevâid'de bildirilmiştir. [203]


İzahı


Bu hadîs, Zevâid türündendir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in babasının Cehennemlik olduğu mânâsı, bu hadîsten çıkarılamaz. S ü y ü t i şöyle demiştir : A'rabî, babasının Cehennemlik olduğunu öğrenince içinden Öfkelenerek Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e: Senin baban nerededir? diye sormuş, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona, gönlünü alıcı ve tüm müşriklere şümullü umumî bir cevap vermiş, kendi babasının durumunu belirtmemiştir. Esasen Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in babasından müşriklik hâlinin bulunduğu bilinmemektedir. Küçük yaşta vefat etmiştir. Çünkü vefat ettiğinde onaltı yaşında idi. Ayrıca Allah Teâlâ'nm Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hatırı için babasını ve annesini dirilttiği ve onların Peygamber (Sallallahü Aley hi Sellem)'e îman ettikleri rivayet edilmiştir. Kesinlikle verilen hü küm, ikisinin de Cennetlik oldukları yolundadır. Bunun en kuvvetli delillerinden birisi şudur ki: İkisi de Fetret ehlindendirler. Şafiî ve E ş ' a r î mezheblerinin imamları ve ileri gelen âlimleri, bir Peygamberin gönderilişi haberini alamıyanlann ta'zib edilmiyecek-leri ve Cennetlik oldukları hususunda ittifak etmişlerdir. Çünkü Allah Teâlâ : [204] buyurmuştur. Hafız

îbn-i Hacer, el-İsâbe'de : Bunak fetret devrinde ölen, dilsiz, sağır ve kör doğan, bir de deli olarak doğan veya henüz erginlik çağına gelmeden deliren ve ölünceye kadar delilik hâli devam eden kimseler hakkında müteaddit yollardan rivayet edildiğine göre anılan bu kişilerin her birisi, âhirette kendisine bir mazeret gösterip, kendisini savunacak ve: Aklım olsaydı, bana tebliğ edilseydi... iman edecektim, diyecektir. Bunun üzerine bunlar için ateş yükseltilecek ve bunlara : Şu ateşe giriniz! denilecektir. Verilen emre itaat ederek girenlere, ateş serin ve selâmetlik olacak. Kmre karşı gelenler, zorla ithal edileceklerdir. Biz umuyoruz ki; Abdiilmuttalib ve ev halkı, verilen emre itaatla ateşe girenler cümlesinden olurlar. Yalnız Ebû Tâ1ib için bir umudumuz yoktur, demiştir.

Sindi, müellifimizin bu hadîsi bu bâbta zikretmesi ile ilgili olarak şöyle der: Kanımca; müellif, hadîsteki : «Nerede bir müşrikin kabrine uğrarsan...» cümlesini dikkate alarak bu babı : "Müşriklerin kabirlerini ziyaret" başlığıyla açmıştır. Çünkü müşriklerin kabirlerinin yanından geçmek de bir nevî ziyarettir. Ama babın başlığını böyle seçmesi tartışılabilir. [205]



49 - Kadınları, Mezarları Ziyaret Etmekten Nehiy Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1574) Hassan bin Sabit[206] (Radıyallâhü anh)'âen: Şöyle demiştir Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kabirleri ziyaret edeı kadınları lânetlemiştir.Hassan bin Sabit (R.A.)'in hadisine âit isnadın sahih ve ricalinin sık oldukları Zevâid'de bildirilmiştir.



1575) İbn-i Abbas (Radıyatlâkü anhünui)'ı\ıın\ Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kabirleri ziyaret eder kadınları lanetlemistir."



1576) Kbû Hüreyre (Radıyallâhii anh)\Wn; Şöyle demiştir:

Resul ullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kabirleri ziyaret eden kadınları lânetlemiştir." [207]


İzahı


ilk hadis Zevâid türündendir.

İbn -i Abbâs (Radıyallâhü anh)'ın hadisini E b û Da v ü d , N e s a i ve Hâkim de rivayet etmişlerdir.

Kbû Hüreyre (Radıyallâhü anhJ'ın hadîsini A h m e d , Tirmizi. Ibn i Hibbân ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir.

Lanetlemek, Allah'ın rahmetinden kovulmayı dilemektir. Kadınlar, ekseriyetle kabir ziyaretine gittikleri zaman bağırıp çağırırlar, yakalarını yırtarlar, yüzlerini döverler, kocalarının hakkını çiğnerler ve Islâmi örtünmeye riâyet etmeden, hattâ süslenerek giderler. Bu olumsuz davranışlarından dolayı, ilâhi rahmetten uzak kalmaları yolunda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in bedduasına maruz kalmışlardır.

El Menhel yazarı bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der:

Hadis, kadınların kabir ziyaretine gitmelerinin haramlığına delâlet eder.

$ â f i i 1 e r' in. Mâliki le r'in ve Hanefiler'in bâzısı böyle hükmetmişlerdir.

Ş â f i i 1 e r,' in ekserisi ile H a n e f i 1 e r ' in bir kısmı, bu hadisi delil göstererek, kadınların kabir ziyaretini mekruh görmüşlerdir. Han beli 1 e r' in mezhebinin meşhur kavli de budur. Haram olmadığına dâir gösterdikleri delil, Ümmü A t i y'y e (Radıyallâhü anhâ)'nin (1577 nolu) hadisidir

Hanefiler'in ekserisine göre kadınların ziyareti caizdir. M â I i k i I er'in bir kavli ve A h m e d ' in bir rivayeti de böyledir. Bu guruptaki âlimlere göre kadınların ziyaretinin yasakhğı, kabir ziyareti için ruhsat verilmeden önceki zamanda idi. Bilindiği gibi ilk zamanlarda erkeklere de yasaklanmıştı. Bilâhere kabir ziyaretine ruhsat verilince; verilen ruhsat, erkeklere mahsus değil, kadınlarada şümullüdür. Bunlara göre ruhsal veren hadislerdekı tamirler ürkeklere âit ise de; erkeklerin kadınlara galip kılınması yoluyla böyle hitab edilmiştir. Aslında hitap, erkeklere münhasır değildir.

Hanefiler'in bir delili de İbn-i Abd i'1-Berr'in et-Temhid'de Abdullah bin E b i Müleyke (Radıyal-lâhü anhJ'den rivayet ettiği şu mealdeki haberdir ;

"Âişe (Radıyallâhü anhâ) bir gün me^arhktan döndü. Ben Ona-. Ey Mü'minlerin annesi! Nereden geliyorsun? diye sordum. Kendisi: Kardeşim Abdurrahman (Radıyallâhü anhî'ın kabrinden geliyorum, dedi. Ben-. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabirlerin ziyaretini men etmemiş miydi? dedim. Kendisi: Evet, Efendimiz kabir zi yâretinden men ediyordu. Sonra ziyaretini emretti."

El-Menhel yazan, Hanefi 1 e r' in gösterdikleri başka de lilluri de zikrettikten sonra : Kadınların ziyaretiyle ilgili hadisler ile diğer hadislerin uzlaştırılması mümkündür Şöyle ki: Ziyaret hakkında verilen izin; örtülü olarak çıkan, âhireti düşünen, kabir halkından ibret alan, bağırıp çağırmayı, yüzünü dövmeyi, yakalarını yırtmayı ve kötü lâf etmeyi terkeden kadınlar içindir, Konulan yasak da, anılan uygunsuz davranışlarda bulunan kadınlara mahsustur, demiştir.

Nevevi, el-Mühezzeb şerhinde el Müstezhar sahibinin şöyle dediğini nakletmiştir : Bence eğer kadınların ziyareti, üzüntüyü yenilemek, ağlamak, bağırıp çağırmak ve benzen olumsuz hareketler için ise haramdır. Kadınların ziyaretini yasaklıyan hadisler, bunlara yorumlanır. Eğer bu gibi olumsuz hareketler için değil de ibret almak için ziyaret etmek isterlerse, bu ziyaret mekruhtur. Ancak iştah çekmek hâlini yitirmiş bulunan ihtiyar kadınlar için caizdir, denilebilir. N e v e v i, bu nakli yaptıktan sonra, bunu benimsediğini ifâde ederek : Bununla beraber hadîsin zahirini dikkate alarak ziyareti terk etmesi ihtiyatlı olanıdır, demiştir. [208]



50 - Kadınların Cenazeleri Takip Etmeleri Hakkında Gelen Hadisler Babı


1577) Ümmü Atiyye (Radıyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir:

Biz (kadınlar, Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından) cenazeyi tâkîb etmekten men edildik. Bu yasak (a uymak) üzerimize vâcib kılınmadı (veya cenazeyi tâkib etmek bize vâcib kılınmadı.) "[209]


İzahı


Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir.

Hadisin : cümlesi, ıkı mânâya yorumlanmıştır:

Birinci yorum, konulan yasak, diğer yasaklar derecesinde şiddetlendirilmedi, te'kid edilmedi.

Cümle böyle yorumlanınca, kadınların cenaze tâkib etmelerinin haram kılınmadığı, ancak mekruh kılındığı mânâsı çıkarılabilir. Herhalde Ümmü Atiyye (Radıyallâhü anhâ) bu yasağın şiddetli olmayışını bir belirtiden anlamıştır. Çünkü böyle bir alâmet yoksa; yasaklar aslında haramlik içindir.

Kurtubi: Ümmü Atiyye (Radıyallâhü anhâ)'nin hadisinin ifâde tarzı, yasağın tenzih için olduğunu gösterir. N e s a ı ve îbn-j Mâceh'in Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh) '-den rivayet ettiği (1587 nolu) hadîsi, bu görüşü te'yid eder. (Bu hadiste 'Bir cenazeyi takip eden bir kadın, Ömer (Radıyallâhü anh) tarafından kovulmak istenmiş, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) buna mâru.olmuştur,' diye bilgi vardır.)

Yukarıdaki cümlenin açık olan mânâsı mezkûr mânâdır.

Dâvûdî hadîsi şöyle yorumlamıştır: Yâni biz kadınlar cenazeleri takip edip kabristana gitmekten men edildik. (Yukarıda yazılı cümlenin mânâsı da şudur demiştir:) Ölünün ev halkına taziyede bulunmak ve ölülerine rahmet dilemek için onların yanma gitmemek üzerimize vacip kılınmadı.

Davudi' nin maksadı, kadınların kabristana kadar cenazeleri takip etmelerine ait yasak; asıl mânâsı olan haramlık içindir. Fakat kadınların ta'ziyeye gitmejneleri hususunda sıkı bir yasaklama konulmamıştır.

El-Menlıel yazarı, yukarıdaki yorumlan anlattıktan sonra, şöyle der:

Bu hadîs, cenazenin kadınlar tarafından takip edilmesinin kerahetine delâlet eder. Âlimlerin bu husustaki görüşleri şöyledir :

1 - Hanefî âlimlerine göre kadınların cenaze takibi, tahri-men mekruhtur. Delilleri, İbn-i Mâceh'in ve Beyhaki'-nin rivayet ettikleri A 1 i (Radıyallâhü anh)'in (1578 nolu) hadîsidir.

2 - Şâfii âlimlerine göre mekruhtur.Ibnü'l-Münzır, bu kavli İb n-i Mes'ud, İbn-i Ömer, Ebû Ümâme, Âişe, Mesrûk, el-Hasan, Nahaî, E v -zâi, Ahmed, İshak ve Sevrî (Radıyallâhü anhüm)'-den nakletmiştir.

3 - İbn-i Hazm, Ebû Derdâ, Zührî ve Rafa i a, cenazenin arkasında kadınların çıkmasının câizliğine temayül etmişlerdir. M â I i k i 1 e r de yaşlı kadınlar için aynı hükmü vermişlerdir. Keza baba, anne, koca, evlât ve kardeş gibi yakın akrabasının cenazesini genç kadın da takip edebilir. Ancak fitne tehlikesinin olmaması ve örtünmesi şarttır. Fitne korkusu olan kadının cenazeyi takip etmesi ise, mutlaka haramdır.

Yukarıda anlatılan Fıkıhçüarın görüşleri, süslenmiyen, yüksek sesle aglamıyan ve İslâmi ölçülere göre örtünen kadınlar hakkındadır. Böyle olmayan kadınların cenaze takibi, âlimlerin ittifakıyla haramdır. Bu günkü kadınların ekserisi böyledir. Çünkü cenazeyi takip ederlerken yüksek sesle ağlarlar. Göğüsleri, boyunları ve bacakları açıktır. Bunun için bâzı âlimler; Cenazesi olan dâhil, kadınları kabristana gitmekten men etmek, uygun olanıdır, demişlerdir.



1578) Alî CHafityaİiâhu atth)\in\: Şöyle demidir :

Hesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) çıktı. Baktı kî, bir grup kadın oturmuşlar. Onlara:

— «Sizi oturtan nedir?» diye sordu. Kadınlar:

— Cenazeyi bekliyoruz, dediler. Efendimiz:

— «(Cenazeyi) Siz yıkayacak mısınız?» buyurdu. Onlar: Hayır, dediler. Efendimiz i

(Cenazeyi) Siz taşıyacak mısınız?» buyurdu. Onlar:

— Hayır, dediler. Efendimiz:

— «Cenazeyi kabre indirenler meyânında siz indirecek misiniz?» buyurdu. Onlar:

— Hayır, dediler. Efendimiz:

— (O halde) Günah işlemiş olarak ve sevabsız olarak geri do nünüz.» buyurdu."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadında Dinar bin Ömer (Ebû Ömer) bulunur. Bunu Vekl' sıka saymış, İbn-i Hibbân da sikalar arasında zikretmiş ise de Ebû Hatim : O, meşhur değildir, demiş. El-Ezdİ de : Metruktür, demiş. El-Hallli de el-îrşâd'da: Kezzâbtır, demiştir. Diğer râvi İsmail bin Süleyman hakkında Ebû Hatim : O salihtir, demiş. Lâkin İbn-i Hibban, Onu sikalar arasında zikretmiş ve : Hata eder, demiştir. Senedin diğer râvileri sıka zâtlardır. [210]


İzahı


Zevâid türünden olan bu hadisi Beyhaki de rivayet etmiş tir. Hadîsin zahirine göre cenazeyi takip eden kadınlar günah işlemiş olurlar. Bir önceki hadisin izahında belirttiğim gibi Hanefi âlimleri bu hadisi delil göstererek : Kadınların cenazeleri takip etmeleri tahrimen mekruhtur, demişlerdir.

Hadisteki me'zûraat kelimesi, hadisteki me'cûraat kelimesine uyumlu olması için böyle gelmiştir. Gramere göre mevzûraat olması gerekir. Vizr kökünden gelmedir. 'Vizr': Günah demektir. Bunun ism-i mef'ulü : 'Mevzür' (= Günahkâr) dur. Kadın için 'Mevzûre'dir. Mevzûrenin çoğulu mevzûraattır. [211]



51 - Niyâhat (= Ölü İçin Yüksek Sesle Ağlamak) Tan Nehiy Hakkında Bir Bâb


1579) Ümmü Seleme (Ra'hya/lâhü anhâ)(\;ın rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

nazmı celili hakkında:

-Nevh (= ölü üzerinde yüksek sesle ağlamak) tır.» buyurmuştur. Bunun senedindeki Yezld bin AbdUlah'ın sıkalıgımn ihtilâf konusu oldugu Zevaid'de bildirilmiştir. [212]


İzahı


Hadiste geçen nazmı celil, Mümtehine sûresinin 12'nci âyetindedir. Bu âyet-i kerîmenin tamamının meali şöyledir:

«Ey Peygamber! Mümin kadınlar sana gelip; Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık yapmamaları, zinada bulunmamaları, çocuklarını öldürmemeleri, elleriyle ayaklan arasında uyduracakları bir iftirayla gelmemeleri ve ma'ruf olan hiç bir hususta sana âsi olmamaları üzerine sana biatta bulunacakları zaman sen de onlarla bîatta bulun ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.»

Ümmü Seleme (Radıyallahü anh); âyetin mezkûr cümlesindeki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e âsi olmanın; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından nevh ile. yâni ölü için yüksek sesle ağlamakla tefsir edildiğini ifâde etmiştir.

Şöyle de denilebilir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) âyetteki ma'ruf kelimesini nevhi yasaklamakla tefsir etmiştir.

Nevh ve Niyâhat: ölü için yüksek sesle ağlamak şeklinde yorumlanmıştır. Bâzıları: Ağlamakla birlikte ölünün iyiliklerini saymaktır, demişlerdir. Niyâhat ve Nevh, dünya malının kaçırılması üzerine yüksek sesle ağlamaya da denilir, Nâiha : Anlatılan tarzda ağlıyan kadın demektir. Hâl böyle olunca ölü için veya dünya malını kaybetmekten dolayı yüksek sesle ağlamak haramdır. Günah işlemekten dolayı yüksek sesle ağlamak ise ibâdettir.

Müslim'in Ümmü Atiyye (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettiğine göre yukarıdaki âyet indiği zaman Ümmü Atiy ye (Radıyallâhü anh) bir ma'ruf hususunda : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ 'e isyan çeşitlerinden birisi de niyâhattır, demiştir.



1580) Cerir Mevlâ Muâviye (Radiyallâhü anhümâj'âan; Şöyle demiştir :

Muâviye (Radıyallâhü anh) Humusta hutbe okudu. Hutbede Re-sülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in nevhten nehiy buyurduğunu anlattı.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Cerir vardır. Ona Ebû Cerir de denilir. Ben ne Onu cerh edeni, ne de sıka göstereni görmedim. Seneddeki Abdullah bin Dinar da Humus'Iu olandır. Ebû Hatim Onun hakkında : O, kuvvetli değildir, demiştir, İbn-i Muin de Onun zayıf olduğunu söylemiştir. Ebû Alî el-Hâfız da : O benim yanımda sıkadır, demiştir. İbn-i Hibbân da Onu sikalar arasında zikretmiştir.



1581) Ebû Mâlik el-Eş'arî[213] (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine «öre; Resûkılah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Niyâhat, câhiliyyet (devrin)in işindendir. Ve şüphesiz nâiha kadın, ttvbe etmeden Öldüğü zaman Allah Onun için katrandan elbise ve ateşten bir gömlek kestirir.İsnadının sahih ve ricalinin sıka oldukları Zevâid'de bildirilmiştir.



1582) Abdullah bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâj'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel/em) şöyle buyurdu, demiştir:

-Ölü üzerinde niyâhat, câhiliyyet (devrin) in işindendir. Şüphe siz ki nâiha kadın ölmeden önce tevbe etmezse, gerçekten üzerinde katrandan bir gömlek ve Onun üstünde de Ona giydirilmiş ateşten bir gömlek bulunduğu halde kıyamet günü diriltilir.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadında Ömer bin Râşit vardır. Onun hakkında İmam Ahmed : Hadisi zayıftır, doğru değildir, demiştir. İbn-i Muin de zayıflığını söylemiştir ve Buhâri : Onun Yahya bin Ebî Kesir'den rivayet ettiği hadts muzdariptir. doğru değildir, demiştir. îbn-i Hibbân da : O, hadîs uy durur. O*nu zikretmek helâl değildir. Meğer ki, aleyhinde konuşma yoluyla ola. demiştir. Darekutni de el-îlel'de : O. metruktür, demiştir



1583) Abdullah hin Ömer (Raıhyatİâhü anhümâyton; Şöyle demiştir :

Beraberinde yüksek sesle ağlı yan kadın bulunan bir cenazeyi takip etmeyi, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yasaklamıştır.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Ebû Yahya el-Kattât el-Kûfİ ZâzÂn vardır. Adının Dinar olduğu da söylenmiştir. İmam Ahmed : İsrâîl, ondan cidden münker olan bir çok hadis rivayet etmiş, demiştir. İbn-i Muin de : Onun hadisinde zaaf var, demiştir. Yâkub bin Süfyân ve el-Bezzâr da : Onda bais yok. demişlerdir. [214]



52 - Yanakları Dövmek Ve Yakaları Yırtmaktan Nehiy Hakkinda Gelen Hadîsler Babı


1584) Abdullah (bin Mes'ıul) (Radıyallâhü aw*,)'den; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) «Öyle buyurdu, demiştir:

-Ölüler için (eliyle) yanaklarını (yüzünü) döven, yakalarını yırtan ve câhiliyyet âdeti üzere (münasebetsiz) duâ eden kimse biz (im ehli sünetimiz)den delildir.» buyurdu." [215]


İzahı


Buhâri, Müslim ve Tirmizt de bunu rivayet etmişlerdir.

Cüyüb: "Ceyb"in çoğuludur. Ceyb, yaka demektir.

Şak : Yarmak, ayırmak gibi mânâlara gelir Burada yırtmak diye terceme ettik. El-Menhel yazarı ile Tuhfe yazarına göre burada yakalan şak etmekten maksad, elbisenin yakasını tutup, aşağıya kadar açmak ve benzeri hareketlerdir.

Hudüd : "Had"in çoğuludur. Haddın asıl mânâsı yanaktır. Ölü için yüzünü dövenler ekseriyetle yanaklarını dövdükleri için bu kelime zikredilmiştir. Esas maksad yüzdür. Çünkü yanaklarını değil de yüzünün herhangi bir tarafını dövmek de bu yasağa dâhildir.

«Câhiliyyet âdeti üzere duâ»dan maksad, ağlarken söylenmesi dinen caiz olmayan ve câhiliyyet devri insanlarının dedikleri: "öldüm, helak oldum, mahvoldum..." gibi sözleri söylemektir.

Bu hareketler. Allah'a karşı açık bir isyan ve hükmüne rızâ göstermemek mâhiyetini taşıdığı için yasaklanmıştır Hadîs, hu tür ha roketlerin haramlığına delâlet eder

Hadîste anılan hareketlerde bulunanlar için buyurulan; «... biz (im ehl-i sünnetimiz) den değildir.* ifâdesine gelince; Bundan maksad, böyle yapanlar, bizim sünnet ehlimizden ve mükemmel yo lumuzun yolcularından değildir. Câye, tehdit ve bu tür hareketlerin önlenmesidir. Nasıl ki çocuğunu a/.arlıyun baba : Ben senden değilim, sen de benden değilsin, der. Yâni; Sen benim yolumda değilsin demek ister. Hadisteki ifâdeden maksad; böyle yapanın dinden çıkarılması hükmü değildir. Ama bile bile bu hareketleri holâl göron veya kade re karşı çıkarak Allah'a kızan kimse (tinden <;ıkiir Ibnü'l-Münzir: Mezkûr irâdeden maksad; Hu tür hareketlerde bulunanları terk etmek, onlardan yüz çevirmek ve onlarla münâsebeti kesmektir. Tâki bu cezayla te'dib edilip, İslâm'ın çirkin gördüğü bu hareketleri bıraksınlar, demiştir. Süfyân'dan nakledildiğine göre kendisi bu ifâdeyi te'vil etmekten hoşlanmazdı ve : Daha çok etkili olması için yorumdan sakınmak uygun olur, derdi. 1585) Ebû Ümâme (Radıyatlâhü anh)\\en\ Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ölü için) yüzünü tırmalayıp derisini yırtan kadına, yakasını yırtan kadına ve : Mahv oldum, helak oldum diye bağırıp çağıran kadına lanet etmiştir." Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahihtir. Çünki İbn-i Mâ-cehi'n şeyhi Muhammed bin Câbir'in sıkalığmı Muhammed bin Abdiüah el-Had-remi, Mesleme, el-Kâslfte Zehebî ifâde etmişlerdir. Senedin diğer rûvileri, Müslim'in şartı üzere sıka Kâtlardır. 1586) Abdurrahman bin Yezîd ve Ebû Hürde (Radıyallâhü anhümâ)'-ılan; Şöyle demişlerdir: Ebû Mûsa (el-Eş'ari) (Radıyallâhü anh) in hastalığı şiddetlenince hanımı Ümmü Abdillah (bint-i Ebİ Devme) (Radıyallâhü anhâ) ona yönelip, yüksek sesle ağlamaya başladı. (Baygın olan Ebû Mûsâ) (Radıyallâhü anh) biraz sonra ayıldı. Ve hanımına: Resûllulah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in uzak olduğu kimseden benim (dei uzak olduğumu bilmedin mi? dedi. Kendisi hanımına Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in şu hadisini daha önceden anlatırdı: -Ben, musibet zamanında saçım yolan, yüksek sesle ağlıyan ve elbisesini yırtan kadınlardan uzağım.»" [216] İzahı Buhâri ve Ebû Müslim de bunu rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd ve Nesai de bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anhJ'ın hanımı Ümmü Abdullah (Radıyallâhü anhâJ'nin, Ebü Devme ' nin kızı olduğu, Nesai' nin süneninde belirtilmiştir. Ömer bin Şebbe ise Basra târihinde Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anh)'m hanımının isminin S a f i y y e olduğunu, E b ü M ü s â (Radıyallâhü anhl'ın oğlu Ebû Bürd e ' nin annesi olduğunu ve bu hastalık olayının Ebû M ü s â (Radıyallâhü anh) B a s -r a da vali iken vuku' bulduğunu bildirmiştir N e v e v i Aşağıdaki câhiliyyet devri âdetleri, sahâbilerin ittifakıyla haram sayılmıştır : 1 - Nüdbe : Ölünün iyiliklerini sayarak ağlamak. 2 - Niyâhat: Yüksek sesle ağlamak. 3 - Darb-ı Had = Yanaklarını, yüzünü, başını, dizlerini dövmek. 4 - Şakk-ı Oyb : Yaka ve elbiselerini yırtmak. 5 - Hamş-ı Vech . Yüzünü tırmalamak, yüz derisini yırtmak. 6 - Veyl ve Sübûr duası: Azâb ve helak ile duâ etmek, demiştir El Fetih yazarı; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in: («Ben... uzağım.» diye terceme ettiğimiz) «Beriyim» ifâdesinin asıl mânâsı : Ayrıyım, demektir. Çünkü Beraatın asıl mânâsı, bir şeyden ayrılmaktır. Bana öyle geliyor ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle yapan kimsenin, onun şefâattna dâhil olmıyacağı gibi bir mânâyla tehdit etmiştir, demiştir. Bâzı rivayetlerde kadına âit ifâdeler kullanıldığı için terceme ederken böyie hareket eden kadınlar dedim. Aslında gerek müellifin rivâyetindeki ve gerekse Ebû Dâvûd ile Nesaî' nin ri-vâyetlerindeki ifâdeler umumidir. Bu ifâdeler, kadını ve erkeği kapsar. Bu tür hareketler ekseriyetle kadınlarda görüldüğü için bâzı rivayetlerde «Kadın» ifâdesi kullanılmıştır. Yasakhk bakımından hadîsin hükmü erkeklere de şümullüdür. [217] 53 - Ölü Üzerinde Ağlamak Hakkında Gelen Hadisler Babı 1587) Ebû Hüreyre (Radryallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir cenazede idi. Ömer (Radıyallâhü anh) ağlayan bir kadını gördü de susturmak için kadı r.a bağırdı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : -Onu bırak yâ Ömer! Çünkü göz, yâş dökücüdür, kalbe musibet gelmiştir. Ölüm vukuatı yakında olmuştur.» buyurdu.Sindi, el-Fetih'te : Bu hadîsin ricali sıka zâtlardır, demiştir. [218] İzahı Nesai ve İbn-i Şeybe de bu hadîsi rivayet etmişlerdir. N e s a i' nin rivâyetindeki hadîs meâlen şöyledir : "Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir : Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)*in yakınlarından birisi öldü. Kadınlar toplanıp onun üzerinde ağladılar. Ömer (Radıyallâhü anh) kalkıp onları men etmeye ve kovmaya başladı. Bunun üzerine Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Onları bırak yâ Ömer! Çünkü göz, yaş dökücüdür, kalbe musibet gelmiştir. Ve ölüm vukuatı yakında olmuştur.» buyurdu." Sindi: Hadîsteki «Çünkü göz, yaş dökücüdür.» cümlesi, anılan kadının ağlamasının yüksek sesle olmayıp, göz yaşı dökmekle olduğuna delâlet eder. Bunun içindir ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadının o ağlayışına ruhsat vermiştir. Hadisin böyle yo-rumlanmasıyla ölü için ağlamak hakkında gelen hadîslerin arası böyle bulunmuş olur. Doğru olanını Allah bilir, demiştir. Müellifimiz bu hadîsi iki senedle Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir 1588) Üsâme bin Zeyd (Radıyallâhü anhümâ)'dan: Şöyle demiştir: Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in kızlarından birisinin oğlu Ölmek üzere idi. Oğlanın annesi. Efendimize haber göndererek yanına uğramasını istedi. Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Seflem) de ona : «Allah'ın aldığı her şey Allah'a aittir. Ve verdiği her şey de Allah'a aittir. Ve Allah'ın ilminde her şey belirli bir anda son bulur. Artık kızım sabretsin ve bu sabrın Allah indindeki sevabını beklesin.» diye cevap yolladı. Bu cevaptan sonra oğlanın annesi Efendimize and vererek yanına uğramasını istedi. Bunun üzerine Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (kızının evine gitmek üzere) ayağa kalktı. Ben de Onunla beraber kalktım. Ve beraberinde Muaz bin Cebel, Übeyy bin Ka'b ve Ubâde bin es-Sâmıt (Radıyallâhü anhüm) vardı. (Çocuğun bulunduğu odaya) girdiğimiz zaman çocuğu Resû-lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e verdiler. Çocuğun ruhu göğsüne gelmiş vaziyette ızdırapta idi. Râvı demiştir ki: Üsâme (Radıyal lâhü anh) in : Çocuk (zayıflıktan dolayı) eski bir kırbaya benziyordu, dediğim zannediyorum. Üsâme (Radıyallâhü anh) demiştir ki : Resülullah (Sallatlahü Aicyhi ve Sellrm) akladı. Ubâde bin f.s-Sâ mit (Radıyallâhü anh Ona) Nedir bu (ağlama) yâ Resûlallah? dedi. efendimiz : «Âdem oğullarına Allah'ın verdiği rahmet (escri)dir. Allah, kullarından ancak merhametli olanlara rahmet eder.» buyurdu." [219] İzahı Ahmed, Buhâri, Müslim, Ebü Dâvûd, Ne s a i ve B e y h a k İ de bunu rivayet etmişlerdir. Çocuğu hasta olan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kızının Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ) olduğu İ b n - i E b i Şey be' nin rivayetinde belirtilmiştir. Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ) Ebü'l-Âs bin erRebt (Radıyallâhü anh)'in eşiydi. El - Ayni nin naklen beyânına göre Dimyâti , bu ha dişin haşiyesinde çocuğun adının Ali bin Ebi'l-Âs bin e r-R e b i olduğunu kendi el yazısıyla bildirmiştir. Z e y n e b IRadıyallâhü anhâ) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in git-1 meşini istemiş, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ise önce gitmekten imtina1 etmiştir. İmtinâın sebebinin Allah'a tam teslimiyet le bağlanmayı açıklaması veya bu tür davetlere icabet etmenin vâcib olmadığını açıklaması muhtemeldir Zeyneb (Radıyallâhü anhâ) ikinci defa Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i çağırtmış ve İsrarla gitmesini istemiştir. Çünkü Zeyneb (Radıyallâhü anhs) Peygamber (Salİallahü Aleyhi ve Sellem) in gitmesiyle duyduğu elemin dineceği ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in duasının bereketiylc çocuğun şifâ bulacağı kanâatindeydi. Bâ^ı rivayetlerde cümlesi yerine; Csülülfoh ISallallahü Aleyhi ve Sellem)"in gözleri yaşlarla dolup taştı." cümlesi bulunur. Bu rivayet, Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ağlayışının sessiz ve göz yaşlarını dökmek suretiyle olduğuna delâlet eder. Ebû Dâvûd'un rivayetinde hasta çocuğun oğlan veya kız olduğu ifâdesi bulunur. Bu tereddüt Üsâme (Radıyallâhü anhü-mâJ'den olabildiği gibi, ondan sonra gelen herhangi bir râviye âit olması da muhtemeldir. El Fetihte hasta çocuğun Ü m â m e adlı kız olduğu rivayetinin isabetli olduğu söylenmiş ve Taba râni'-nin rivayeti delij gösterilmiştir. El-Menhel yazarı şöyle der: Allah Teâlâ Peygamberine ikram ederek, ölmek üzere olan torunu Ü m â m e ' ye şifâ verdi. Ve çocuk büyüdü. F â t ı m a (Radıyallâhü anhâ)'nin vefatından sonra Ali bin Eb i T â 1 i b (Radıyallâhü anh) ile evlendi. A 1 i (Radıyallâhü anh) şehit edildiğinde hayatta idi. Bâzı rivayetlerde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e: -Nedir bu ağlama?» diye hayretini ifâde eden sahâbinin Sa'd bin Ubâde (Radıyallâhü anh) olduğu bildirilmiştir. Soru sahibi sahâbinin hayret etmesinin sebebi şu olabilir: Kendisi ağlamanın her çeşidinin haram olduğunu ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu hükmü unuttuğunu zannettiği için hatırlatma kabilinden sormuş olabilir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de sessiz ağlamanın caiz olduğunu haber vermiş ve : 'göz yaşlan Allah'ın dilediği kullarının kalblerine yerleştirdiği merhametin esendir. Kasten ve istiyerek yapılan bir hareket değildir' demek istemiştir. [220] Hadîsin Fıkıh Yönü 1 - Ölüm döşeğine girenlerin yanına fazilet sahiplerinin gitmesi meşrudur. Çünkü dualarının bereketi umulur. 2 - Fazilet sahiplerinin gitmesini sağlamak için yemin vermek caizdir. Bu yemine riâyet etmek de müstehabtır. 3 - Hasta sahiplerini ölüm vukuatından önce teselli etmek, onlara sabır vermek meşrudur. 4 - Hasta küçük çocuk bile olsa, ziyaret edilmesi meşrudur. 5 - Sessiz ağlamak caizdir. 6 - Şer'İ hükümlere zahiren aykırı görülen büyüklerin hareketlerinin sebebinin küçükler tarafından sorulması meşrudur. 7 - Allah Teâlâ'nın yaratıklarına karşı şefkatli ve merhametli olmaya, katı yürekli olmamaya hadiste teşvik vardır. 1589) Esnıâ binti Yezîd[221] (Radtyallâhü anhâ)'den Şöyle demiştir: ResûluIJah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in oğlu İbrahim vefat edince ResûluHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ağladı. (Gözlen yaşardı.) Onu ta'zîyet eden (ya Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ya da Ömer) (Radıyallâhü anh) Ona t Sen Allah hakkını tazim edenlerin en liyakati ısısın, dedi. Resü-lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Göz yaşarır, kalb mahzun olur. Biz Rabbimizin razı olmıyaca-ğı söz söylemeyiz. Eğer ölüm sâdık bir vaad, va'dedilen umumî bir şey olmasaydı ve sonraya kalan önce olana tâbi olmasaydı (o da ölmeşeydi); ey İbrahim! Şu anda duyduğumuz üzüntüden fazla şiddetli bir üzüntü duycaktık ve gerçekten biz, senin için cidden mahzunuz.» buyurdu.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi hasendir. Buhâri, Müslim ve Ebû Dâvûd, bu hadîsi Enes (R.A.)'den rivayet etmişlerdir. [222] İzahı Buhâri ve Ebû Dâvûd1 un Enes (Radıyallâhü anh) "den olan rivayetlerinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ağlamasını ifâde eden cümle: "ResûluHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gözleri yaşardı." şeklindedir. Gerek bu cümle ve gerekse Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e âit metin cümleleri, Onun sesli ağlamadığını, sadece gözlerinden yaş aktığını belirtirler. Mâriye-i Kıbtiye (Radıyallâhü anhâ)'den doğma olan İbrahim, hicretin sekizinci yılı Zilhicce ayında doğmuş, onuncu yıl Re biü'l-E w e 1 ayının onuncu gecesinde vefat etmiş ve B a k i' a detnedilmiştir. îbn-i Battal: Bu hadîs, mubah ağlamayı ve caiz olan üzüntüyü açıklar. O da Allah Teâlâ'mn rızâsına aykırı davranmak-sızın gözünün yaşarması ve kalbin mahzun olmasıyla olan ağlama ve üzülmedir, demiştir. 1590) Hamne bint-i Cahş[223] (Radtyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre kendisine : Erkek kardeşin katledildi diye haber verilmiş; Kendisi: Allah Ona rahmet eylesin. İnnâ Lillâh ve İnnâ ileyhi râcîün, demiştir. (Bu defa) dediler ki: Senin eşin öldürüldü. Kadın: Ah hüzün! dedi. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Şüphesiz kocasına karşı kadın tarafından öyle bir muhabbet ve ilgi nevî vardır ki, o (muhabbet ve ilgi) hiç bir şeye karşı olamaz.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Abdullah bin Ömer el Ömerİ zayıftır. 1591) İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ )\\an; Şöyle demiştir; Abdü'l-Eşhel kadınları Uhud günündeki şehidleri için ağlarlarken Resûullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onların yakınından geçti ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Lâkin Hamza için ağlayıcı kadınlar yoktur.» buyurdu. Sonra En-sâr'ın kadınları gelip Hamza (Radıyallâhü anh) için ağlamaya başladılar. Bir süre sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uyandı ve : «Yazık o kadınlara. Hâlâ evlerine dönmemişler (mi?) Onlara emredin. Gitsinler ve bu günden sonra ölen kimse üzerinde ağlamasınlar.» buyurdu.Sindi şöyle demiştir ; Zevâid sahibinin, bu hadisi kitabına koyması, hadîsin Zevâid türünden olmasını gerektirir. Lâkin isnadının durumunu belirtmemiştir. [224] İzahı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) -Hamza için ağlayıcı kadınlar yoktur.» sözünü, yüksek sesle ağlamanın yasaklanmasından önce buyurmuştur. Abdü'l-Eşhel kadınlarının ve En-sâr kadınlarının yüksek sesle ağladıkları, hadîsin sonundan anlaşılıyor. Çünkü hadîsin sonunda kadınların ağlaması yasaklanmıştır. Yasaklanan ağlamanın sesli ağlamak olduğu ve sessiz ağlamanın yasak olmadığı, müteaddit hadîslerle sabittir. Şu halde bu hadisle yasaklanan ağlama, sesli ağlamadır. 1592) ibn-i Ebi Evfâ (Radıyallâkü an/r,)'den; Şöyle demiştir ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mersiyeler (ölünün iyi taraflarını sayıp dökerek ağlamak) dan men etmiştir. Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde el-Heceri vardır ki, o, cidden zayıftır. Onu zayıf sayanlar bir kişi değildir. [225] İzahı Hadisteki mersiye ifâdesinden maksadın nüdbe olduğu söylenmiştir. Yâni ölünün iyiliklerini sayıp dökerek ağlamak diye yorumlanmıştır. H a t t â b î : Mersiyelerden yasak olan, câhiliyyet âdeti üzere niyâhat yâni sesli ağlayıp övmekle olanıdır. Nihayet olmaksızın, ölüyü övmek ve ona dua etmek ise mekruh değildir. Çünkü bâzı sa-hâbîler mersiyeler söylemişlerdir, demiştir. Mersiyye; lügat itibariyle, sesli ağlıyarak ölünün iyi taraflarını anlatmak mânâsına geldiği gibi, ölü hakkında yazılan şiirlere de denilir. H a t t â b i' nin yukarıdaki beyânına göre câhiliyyet âdetine gitmeden ölüyü övücü sözler söylemekte beis yoktur. [226] 54 - Üzerinde Edilen Niyâhatla Ta'zib Edilen Ölü Hakkında Gelen Hadisler Babı 1593) Ömer bin El-Hattâb (Radtyallâkü anhj'den rivayet edildiğine göre: Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Seilenı) şöyle buyurdu, demiştir: -Ölü, üzerinde edilen niyâhat (sesli ağlamak) ile ta'zib edilir.»" [227] İzahı M u h â r İ, Müslim, Nesai ve T i r m i z i de bunu rivayet etmişlerdir. Niyâhatın tarifi ve onunla ilgili gerekli izah, 51. bâbta geçti. Hadisin zahirine göre ölü, dirilerin sesli ağlaması veya Ölünün iyi taraflarını anlatarak sesli ağlaması ile ta'zib edilir. Ömer (Ra-dıyallâhü anh) ve oğlu Abdullah (Radiyallâhü anh)'ın dâhil olduğu bir cemâat böyle hükmetmişlerdir. Fakat âlimlerin cumhuru; bu ve benzen hadisleri değişik şekillerde yorumlamışlardır. EI-Menhel yazarı, bu yorumlan şöyle sıralar: 1 - İbrahim el-Harbi, el-Müzenî ve Şafii mezhebine mensub başka âlimlere göre dirilerin ağlaması ile ölünün ta'zib edilmesi; ölünün, diriler ağlasınlar diye vasiyyet etmesi ve bu vasiyyetin yerine getirilmesi hâline mahsustur. Ebü'1-Leys es-Semerkandî: Bu yo/um, tüm ilim ehlinin kavlidir, demiştir. N e v e v i de bu kavlin cumhura âit olduğunu söyliyerek : Sahih olanı da budur, demiştir. Cumhur demiştir ki: Ölünün vasiy-yeti üzerine ağlamaya ölü sebep olmuş olur. Bu yüzden de ta'zib edilir. Ama ölü vasiyyet etmediği halde ölümünden sonra yakınlarının ağlamasıyla ta'zib edilmez. Çünkü Allah Teâlâ: «Hiç bir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.[228] buyurmuştur. 2 - Dâvûd-u Zahiri ve âlimlerden bir grup; bu hadisi, ölünün ölmeden önce yakınlarını ağlamaktan men etmeyi ihmal etmesi hâline yorumlamışlardır. En-Neyl'den İbnü'l-Murâbît'in şöyle dediği nakledilmiştir: Kişi, sesli ağlamanın yasaklığım bildiği, yakınlarının ağlıyacaklarını anladığı halde bunun haramlığını öğretmediği ve onları men etmediği zaman yakınlarının ağlamasıyla ta'zib edilince kendi fiilinden dolayı ta'zib edilir. Başkasının fiilinden dolayı ta'zib edilmez. 3 - İbn-i Hazm ve bir cemâat, hadîsi şöyle yorumlamışlardır : Ölü, yakınları ağlarken dile getirdikleri vasıflarından dolayı ta'zib edilir. Zulüm ve haksızlıkla geçirdiği mevkii, görevi; Allah'a isyan etmek yolunda kullandığı cesareti ve yerli yerince kullanmadığı cömertliği gibi. 4 - Bâzı âlimlere göre hadîsteki ta'zib'ten murad, dirilerin sesli ağlaması sebebiyle meleklerin ölüyü kınamalarıdır. 5 - Mütekaddim âlimlerden Ebû Câ'fer Taberi, I y â z ve müteahhirden bir cemâat, şu yorumu tercih etmişlerdir: Hadisteki ta'zibten maksad, dirilerin niyâhatından dolayı, ölünün elem duymasıdır. El-Fetih yazarı: Bütün bu yorumları ölülerin durumlarına göre toplamak mümkündür. Meselâ âdeti niyâhat olan ölü, bu âdetinden dolayı azâb görür. Yakınlarının ağlaması için vasiyyet eden kişi, va-siyyetinden dolayı ta'zib edilir. Zâlim bir kimse ölünce, dile getirilen ef âli nedeniyle ta'zib edilir. Yakınlarının niyâhat edeceklerini bilip de onları men etmeyi ihmal eden kişi, eğer ağlamalarına razı değilse niçin ihmal etti diye kınanmakla ta'zib edilir. Eğer buna razı ise, rızâsından dolayı ta'zib edilir. Bütün bu durumlardan selâmette olup, ihtiyatan yakınlarını ağlamaktan men ettiği halde ölümünden sonra yakınları muhalefet ederek niyâhat ederlerse bu ölünün ta'zibi, onların muhalefetinden ve Allah'a isyan etmelerinden dolayı duyduğu elem ve üzüntüden ibarettir, demiştir. 1594) Ebû Musa el-Kşari (Radtyalidhü un/t)'(len rivayet edildiğine jiöre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) şöyle buyurdu, demiştir: «Ölü, kabilesinin ve yakınlarının sesli ağlaması ile ta'zib edilir. (Ağlıyanlar:) Ey koruyucu! Ey giydirici! Ey yardımcı! Ey sığınak! ve bunların benzerini söyledikleri zaman. Ölü kıskıvrak tutulup çekilir ve (ona): Sen böyle (mi)sin, sen şöyle (mi)sin? denilir.» Râvi Esid demiştir ki: (Bunu Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anh)'ın oğlu Musa'dan dinlediğim zaman) : Sübhânallah! Şüphesiz Allah Teâlâ: «Hiç bir günahkâr, başkasının güna hım yüklenmez.[229] buyuruyor, dedim. Mûsâ bin Ebî Mûsâ: Yazık sana! Ben Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anh) m Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den bana tahdis ettiğini sana haber veriyorum. Artık sen Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anh) in Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e iftira ettiğini sanıyor (mu)sun? veya benim Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anh) a iftira ettiğimi sanıyor (mu)sun? dedi.Râvi Yâkub bin Humeyd'in sıkalığı ihtilaflı olduğu İçin isnadın basen olduğu Zevâid'de bildirilmiştir. [230] İzahı Hadîs, Zevâid türündendir. Hadîsteki bâzı kelimeleri açıklayalım : Hayy = Kabile ve kişinin yakınları demektir. Bu kelimeden sonra gelen ve buna râci olan "Kaâlû" zamiri, çoğul için olduğundan dolayı Hayy kelimesini ölünün kabilesi ve yakınları diye terceme ettim. Bu kelime ile, diri mânâsı kastedilmiş olabilir. Adud : Pazı demektir. Burada "Koruyucu" mânâsı kastedilmiştir. Çünkü kollar insanı korur. Ve : Falan adam kolumdur" denilirken; "Beni korur"' mânâsı kastedilebilir. Kâsî: Giydirici demektir. Cebel: Dağ demektir. Burada melce' ve sığınak mânâsı kastedilmiştir. Bu kelimelerin başında gelen "Vaa" harfleri nüdbe ve çağrı edatıdır. Dirilerin ağlaması ile Ölünün ta'zibi hakkında gereken bilgi, bundan Önceki hadîs izahında geçmiştir 1595) Âişe (RudiyaUûhiİ anhâ)\\'A\\\ Şöyle demiştir: Yahudi bir kadın ölmüştü. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel lem) yahûdilerinonun üzerinde ağlama seslerini işitti. Ve şöyle buyurdu r -O kadının yakınları onun üzerinde ağlıyorlar. O da kabrinde ta'zib ediliyor.»" [231] İzahı Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesai ve Tirm i z i de bu hadisi kısa ve uzun metinler hâlinde rivayet etmiş lerdir. Tirmizi ' nin rivayeti meAlen şöyledir : "Amrete (Radıyallâhü anhâ)dan rivayet edildiğine göre Âişe (Radıyallâhü anhâ)'ya denildi ki; îbn-i Ömer (RadıyalJâhü anhümâ) : Ölü, yakınlarının ağlamasıyla ta'zib edilir, diyor. Bunun üzerine Âişe (Radıyallâhü anhâ) : Allah Ebû Abdirrahman (yâni İbn-i ÖmerJ'e mağfiret eylesin. O, şüphesiz yalan söylemiyor. Lâkin unutmuş, veya yanılmış, (Mesele şudur:) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) üzerinde ağlanan bir Yahudi kadının kabrinin yakınından geçti de şöyle buyurdu: Yahudiler, bu kadın üzerinde ağlıyorlar ve şüphesiz bu kadın (küfründen dolayı) ta'zib edilmektedir.» Bâzı rivayetler Âişe (Radıyallâhü anhâ) bu sözünden sonra : «Hiç bir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.» mealindekiâyeti, İ b n i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'nin hadîsini redetmek üzere okumuştur. Bu hadîsten anlaşılıyor ki Âişe iRadıyallâhü anhâ) ölünün yakınlarının ağlaması ile ta'zib edilmesi hükmüne karşıdır. Yâni bu görüşte değildir. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) Ebû Hâmid ve Şâfiîler' den bir cemâat  i şe (Radıyallâhü anhâ)'nin görüşündedirler. El-Menhel yazarı: "Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin bu görüşü ve İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'nin yanıldığına veya unuttuğuna hükmetmesi kabul edilmez. Çünkü yakınlarının ağlaması ile ölünün ta'zibine âit hadîsler, İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'den başka sahâbîlerden de rivayet edilmiştir. Sahâbîler, bunu kesinlikle ifâde etmişlerdir. Bu hadîslerin sıhhatli bir şekilde te'vili mümkün iken, bunu kabul etmemek için hiç bir sebep yoktur. îbnü'I-Kayyım da: Sıka râvilerin rivayetlerinden sonra Âişe (Radıyallâhü anhâ) nin itirazına göre hüküm verilmez. Çünkü Âişe (Radıyallâhü anhâ) nin bulunmadığı meclislerde sahâbîler bulunur ve Onun görmediği bâzı durumları sahâbîler görür, îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'nin unutmuş veya yanıl mış olması ihtimâli, cidden uzaktır, demiştir İbn ü'1-Kayyım'in işaret ettiği sikalar üzerinde Ömer bin el-Hattâb, Ebû Mûsâ el-Eş'ârî ve el-Mıı-ği re bin Şu'be (Radıyallâhü anhüm) bulunur. Çünkü ölünün ta'zibine .âit hadîs, İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'-den sâhit olduğu gibi bunlardan da sabittir, demiştir.[232] 55 - Musîbet Üzerinde Sabretmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı 1596) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûiullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Sabrın kemâli, musibetin ilk darbesi sırasında (tahammül ede bilmek)dir.»" [233] İzahı Kütüb-İ Sitte sahipleri, Taberânî ve Beyhakî de bu hadîsi rivayet etmişlerdir. O rivayetler uzundur. Buhâri1 nin rivayeti meâlen şöyledir: "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), çocuğunun kabri yanında sesle ağlayan bir kadının yanından geçmiş ve ona «Allah'tan kork ve sabret (bağırıp çağırma).» buyurmuş. Kadın : Haydi uzaklaş. Benim musibetim senin başına gelmemiştir, demiş. Kadın, Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellem)'i tanımamış. Sonra kadına : Bu zât Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)) -dir, denilmiş. Bunun üzerine kadın. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kapısına gelmiş, orada (saray kapıları gibi) kapıcılar bulmamış ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e: Ben seni tanıyamadım. (Beni afvediniz) demiş. Peygamber (Sal lallahü Aleyhi ve Sellem) de bu hadisi emretmiştir." Hadisin mânâsı şöyledir: Çok sevaba vesile olan mükemmel sabır, ancak musibetin başlangıcındaki sabırdır Çünkü o esnada sabretmek, cidden zordur. Sadme : Bunun asıl mânâsı, sert bir şeye vurmaktır. Burada kal be musibetin gelişi mânâsında kullanılmıştır. E1-Ha11âbî:Hadîsin mânâsı; övgüye lâyık sabır, musibetle karşılaşıldığı ilk zamandaki sabırdır, zaman ilerledikçe musibet ağırlığını yitirir ve sabretmek de kolaylaşır, demiştir. 1597) EbÛ fmâme (Radtyallâhü a»*;"den rivayet edildiğine "öre teysamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : ~ ' -Allah Sübhâne buyuruyor ki: 'Ey Adem oğlu! Musibetin ilk dar besi sırasında sabredip, sevabım (benden) istersen, ben senin için (doğrudan doğruya) Cennet'e girmekten başka bir sevaba razı olm,-yacağım.»" Ebü Ümûme (R.A.)'nin hadisine âit senedin sahih ve ricalinin sıka ol dukları Zevâid'de bildirilmiştir 1598) Ümmü Seleme (Raihyaılâkü tı/ı/jây(hm rivayet edildiğine uö kocası,Kbu Seleme (Ra'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Hasta iken ölen bir kimse, (âhiret sevabı bakımından) şehid olarak Ölmüş olur. Kabir fitnesinden korunur. Sabah, akşam cennetten nzıklandırıhr.»"

Not: Zevâid yazarı şöyle demiştir : Mâlik, Yahya bin Saîd, el-Kattan ve İbn-i Muin bu seneddeki râvi İbrahim bin Muhammedi tekzib etmişlerdir. [260]


İzahı


Zevâid türünden olan bu hadisin isnadı zayıftır. Sindi: Bu hadis sahih olduğu takdirde ishal ve siroz hastalığı gibi özel bir has-talığa yorumlamak gerekir, demiştir. Çünkü bâzı hastalıklarla ölen kimselerin âhiret sevabı bakımından şehid gibi olduklarına dâir hadisler vardır. Müellifin 2804 nolu hadisinde şehid hükmünde olanlardan birisi de karın hastalığı ile ölen kimsedir. Yâni ishal veya karnında su birikmesi hastalığı ile ölenler şehid hükmündedir. Eğer bu hadis sahih ise; bundan maksad, bu nevi hastalıklardır. Yoksa her hangi bir hastalıkla ölen kimsenin şehid hükmünde olduğu kas-tedilmemiştir. Sindi' nin beyânına göre hadisteki kabir fitnesinden maksad, meleklerin sorularıdır. Çünkü bu sorular, bir nevi imtihandır. Fitne kelimesinin asıl mânâsı imtihandır.

Sindi, bu hadisin isnadı hakkında aşağıdaki bilgiyi vermiştir:

Suyuti: İbnü'1-Ce vzi bu hadîsi mevzu' hadîsler arasında zikrederek nedeninin de râvi İbrahim bin Muham-med bin Ebî Yahya el-Eslemi olduğunu belirtmiştir. Çünkü bu râvi terkedilmiş bir kimsedir. Ahmed bin Hanbe1 demiştir ki: Hadisin asli; «Düşmana karşı nöbet beklerken ölen bir kimse...» dır. Dârekutni' nin İbrahim bin Ebi Yahya1 dan senedle naklettiğine göre î b -rahim şöyle demiştir: Ben, îbn-i Cüreyc'e; hadisini anlattım. Fakat kendisi benden; hadisini rivâyet etti. Halbuki ben Ona böyle hadis rivayetinde bulunamadım, demiştir.

Zevâid'de şöyle denilmiştir: Ben derim ki: Ebü'l-Hasan ed-Dârekutni şöyle demiştir: Bize Muhammed tahdis etti, Dedi ki : Bize Ahmed bin Âlî tahdis etti. O da dedi ki: Bize îbn-i Ebi Sekine el-Halebî tahdis etti ve dedi ki: Ben İbrahim bin Ebî Yahya' dan işittim. Dedi ki: Allah, benim ile Mâlik arasında hükmedecektir. Mâlik beni Kaderiyye mezhebine mensub olarak isimlendirmiştir. İbn-i Cüreyc'e gelince; Ben Ona Musa bin V e r d â n' dan tahdis ettim. Dedim ki: M û s â' mn İbra-h i m' den, Onun da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den

rivayet ettiğine göre Düşmana karşı nöbet beklerken ölen kimse (âluret sevabı bakımından) şehid olarak ölmüş olur." buyurulmuştur. Fakat İbn-i Cüreyc beni annem tarafımdan dedeme nisbet ederek benden, «Hasta iken ölen kimse şehid olarak ölmüş olur.» hadisini rivayet etti. Halbuki ben Ona böyle hadiste bulunmadım.

Zevâid y-Az.ni), yukarıdaki nakilleri yaptıktan sonra şöyle der: Bu hadisin isnadında bulunan İbrahim bin Muhammed'i Mâlik, Yahya bin Said el-Kattan ve îbn-i Muin yalanlamışlardır. İmam Ahmed bin Hanbel de: O, kadercidir. Mu'tezilİ'dir, cehmî'dir, her belâ onda vardır, de Buhâri de O, cehmî'dir. İbnü'l-Mübârek ve herkes Onu terketmiştir. [261]



63 - Ölünün Kemiklerini Kırmaktan Nehiy Hakkında Bir Bâb


1616) Âişe (Radtyallâhü anhâyâan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«ölünün kemiğini kırmak, diri iken kemiğini kırmak gibidir. [262]



İzahı


Ahmed, Ebû Dâvûd ve Beyhakî de bunu rivayet etmişlerdir. El-Menhel yazan, bu hadîsin izahında şöyle der : Hadîsten maksad; kişinin hayatta iken eziyet duyduğu şeylerden ölü iken de eziyet duyduğunu beyan etmektir. Şu halde diri iken ona ihanet edilmediği gibi. Ölü iken de ihanet edemez. Nitekim İ b n - i E b i Ş e y b e ' nin tahriç ettiğine göre tbn-i M e s ' u d (Radıyal-lâhü anh) :

'Mü mine ölü iken eziyet etmek hayatta iken eziyet etmek gibidir" demiştir. İbn-i Hacer de: Bu duruma göre dirinin lezzet duyduğu şeylerden ölü de lezzet duyar, demiştir.

Hadisten maksad, dirinin kemiğini kırmak haram olduğu gibi ölünün kemiğini kırmak 4a haramdır.

Suyu ti, Ebû Dâvûd1 un haşiyesinde bu hadisin sebebini şöyle zikreder : C â b i r (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) ile beraber, bir cenazeye çıktık. Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabrin kenarında oturdu. Biz de beraberinde oturduk. Mezar kazıcısı toprak altından bir bacak veya kol kemiğini çıkardı. Onu kırmak istedi. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Onu kırma! Senin onu ölü iken kırman, onu diri iken kırman gibidir. Lâkin onu kabrin kenarında toprağa göm.» buyurdu." [263]


Hadisin Fıkıh Yönü


1 - Kabir kazıcısı kazarken çıkacak ölülerin kemiklerini korumalı, kırmamah ve toprağa gömmelidir. Ehl-i kitabın kemikleri de bu hükme tâbidir.

2 - İnsana diri iken de, ölü iken de saygı gösterilmelidir.

3 - Dirinin eziyet duyduğu şeylerden ölü de eziyet duyar.



1617) Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Günah hususunda ölünün kemiğini kırmak, dirinin kemiğini kırmak gibidir.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadında Abdullah bin Ziy&d bulunur. Bu adam meçhuldür. Bunun terkedilmişlerden olan Abdullah bin Ziyâd bin Sem'an el-Medenl olduğu'umulur. [264]


64 - Resûlullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) İn (Son) Hastalığının Anlatılması Hakkında Gelen Hadîsler Babı


Bilindiği gibi Veda haccında inen M â i d e sûresinin üçüncü âyetiyle İslâm dininin kemâle erdiği bildirilmişti. Gerek bu âyet gerekse N a s r sûresinin inişi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatı zamanının yaklaşmış olduğuna birer işaret idi. 1621 nolu hadîste ifâde edildiği gibi her yıl Ramazan ayında C i b -r i (Aleyhisselâm), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe gelerek bir defa Kur1 an mukabelesi edilirken bu yıl iki defa mukabele okunması da Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatının yaklaştığına bir işaretti. Yine her yıl Ramazan ayında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 10 gün itikafta kalırken bu yıl yirmi gün itikafta kalmıştı. Zâten Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) meşhur Veda haccı hutbesinde vefatı zamanının yaklaştığını cemaata hissettirmişti. M e d î n e' ye dönüşünde U h u d şehidlerini ziyaret ederek onların cenaze namazını kılmış veya onlara dua etmişti. Son hastalığından bir gün önce Baki1 mezarlığına gidip orada defnedilmiş mü'minler için istiğfar etmişti. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) âdeta dirilere ve ölülere veda ediyordu.

Baki' mezarlığından döndüğü gece M e y m û n e (Radı-yallâhü anhâ)'nin odasında idi. Ve o gece hastalandı. Vâki di1-nin anlattığına göre hastalığı Zeyneb b int-i Cahş (Ra-dıyallâhü anhâ)'nin odasında şiddetlendi.

Hadis ve Siyer âlimleri Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hastalığının başlangıcı, süresi ve vefat târihi hususunda mü-teaddid rivayetler nakletmelerdir. Bu rivayetleri buraya özelle nak iedelim :

Ahmüd bin Hanbelin  ı ^u (KadıyaJlâlıu anhâ)' don olan rivayetine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir Pazartesi günü vefat edip Çarşam ba günü def-nedilmiştir.

U r v e (Kadıyallâhü aııhJ'den olan rivayete göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Rebiü'1-Ev vel ayının ilk gününe rastlayan Pazartesi günü öğleden sonra güneş batmaya yöneldiği sırada vefat etmiştir.

V a k i d I' nin Ebû M a ' ş e r ' den rivayet ettiğine göre hicretin 11. yılı S a f e r ayının 19. Çarşamba günü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hastalığı şiddetlenmiş, hastalığı 13 gün sürmüş ve Rebiülevvel'in Pazartesi'ye rastlayan ikinci günü vefat etmiştir. Eğer S a f e r ayı 30 gün çekmiş ise, hastalığı 13 gün sürdüğüne göre vefatın, Rebiüle v-v e 1' in 1. gününe rastlaması gerekir. Rivayetleri inceleyenler, vefatın ayın ilk gününe rastladığını bildiren rivayeti kuvvetli bulmuşlardır.

M ü s 1 i m ' in  i ş e (HacuyaJâJıü anhâ) dan olan rivayetine göre hastalık M e y m û n e (Radıyallâhü anhâ)'nin odasında başlamış, sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in muhterem eşlerinin muvâfakatıyla  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin odasına götürülmüştür.

Hastalığın S a f e r' in 23'inci günü başladığı ve Rebİ ü I-evvel'in 12. Pazartesi günü vefatın vuku' bulduğu V â -k i d i' de rivayet edilmiştir.* Fakat bu rivayetler, ilk rivayet kadar kuvvetli görülmemiştir.

Hulâsa, kuvvetli rivayete göre Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hicretin 11. yılı S a f e r ayının 19. günü M e y m û n e (Radıyallâhü anhâ)'nin odasında hastalanmış, beş gün sonra Pazartesi günü Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin odasına geçmiş, 8 gün de burada yatmıştır. Rebiülevvel ayının Pazartesiye rastlayan birinci günü öğleden sonra ve güneş batmadan önce vefat etmiş, Çarşamba günü defnedilmiştir.



1618) Ubeydullah bin Abdillah (bin Utbe bin Mes'ud) (Radtyullâhü anhümâ)[265]'dan; Şöyle demiştir:

Ben, Âişe (Radıyallâhü anhâ)'ya:

Ey annem! Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in hastalı ğım bana anlatıver, diye dilekte bulundum. Dedi ki i Efendimiz hastalandı, hastalığında üflemeye başladı. Biz Onun üfleyişini kuru üzüm yiyicisinin üfleyişine benzetiyorduk. O, sırayla eşlerinin odalarında dolaşıyordu. Hastalığı ağır lası nca Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin odasında olması ve eşlerinin sırayla onun yanında kalmaları için eşlerinden müsâade istedi.

Âişe (Radıyallâhü anhâ) demiştir ki: (Eşleri izin verince) Resü lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki adam arasında ve ayakları yerde sürüne sürüne benim odama girdi. O iki adamın birisi Abbâs {Radıyallâhü anh) idi.

Ubeydullah (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Ben, Âişe (RadıyaJ lâhü anhâ) nin bu hadîsini İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'ya anlattım. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) : Âişe (Radıyallâhü anhâ) nin, ismini belirtmediği adamın kim olduğunu biliyor musun? O, Alî bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anh) dır, dedi."



16l9) Aişe (Radıyullâhü anhâ)'&dv\; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (şeytanlardan ve hastalıklardan) şu kelimelerle Allah'a sığınırdı:

— -Ey insanların Rabbi! Şu hastanın hastalığım gider ve şifâ buyur. Ancak sen şifâ verirsin. Senin şifandan başka hiç bir şifâ yoktur. (Bu hastaya) öyle bir şifâ ver ki, O şifâ hiç bir hastalığın izini bırakmıyacak.» Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığında ağırlaşınca Onun elini tuttum. Ve bu kelimeleri okuyup, Onun mübarek vücûduna elimi sürmeye başladım. Sonra elini benim elimden çekip çıkardı. Daha sonra:

-Allah'ım bana mağfiret eyle ve beni refik i a'lâ'ya eriştir.» buyurdu.

Âişe (Radıyallâhü anhâ) demiştir ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den işittiğim son sözü bu idi." [266]


İzahı


B u h â r i de bu iki hadîsi rivayet etmiştir.

İlk hadîste Peygamber (Sallajlahü Aleyhi ve Sellem)'in hasta lığındaki üflemesi, kuru üzüm yiyenin üflemesine benzetilmiştir. Sindi: Yâni çekirdekli kuru üzüm yiyen kişinin, çekirdeği ağzından atarken üflemesine benzetilmiş, diyor.

Miftâhü'1-Hâce yazarı da : Kuru üzüm yiyen kişinin, kuru üzümün üstündeki hafif tozu ve toprağı gidermek için hafifçe üflediği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hastalığın ve zayıflığın şiddetinden dolayı mübarek vücûduna üflerdi, diyor. Bu arada Sindi' nin yukarıdaki benzetme şeklini de tekrarlıyor.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sağlığında muhterem eşlerinin odalarında sırayla gecelerdi. Son hastalığının ilk günlerinde nöbet işini aynen tatbik ettiği; ağırlaşınca bütün eşlerinin muvâ-fakatıyla Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin odasında devamlı kaldığı ve eşlerinin sırayla Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin odasında Onun yanında kaldıkları, bu hadîsten anlaşılıyor.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ağırlaştığında Abbâs (Radıyallâhü anh) ile Alî bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anh) Onun koltuklarına girmişler ve kendisi onlara dayanarak Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin odasına götürülmüş; hastalık nedeniyle ayakta tutunamadığı için mübarek ayaklan yerde çizgi çizer-cesine sürtüne sürtüne götürülmüştür.

İkinci hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selıem) : «Allah'ım! Bana mağfiret eyle. Ve heni refiki a'lâ'ya eriştir.» buyur muştur.

Refiki a'ladan kasdedilen mânâ hususunda müteaddit beyanlar vardır.

İbni İshak ve Cevheri'ye göre -Refiki A'lâ» Cen net'tir. Hattâbi: «Refik-i A'lâ- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek ruhu, yüksek makamlara yükselirken kendi sine refakat eden meleklerdir, demiştir.

Sarih K i r m â n î : Refik-i A'lâ, Nisa sûresi âyetinde : «Güzel refik» diye vasıflandırılan Peygamberler, sâdık kullar, şehidler ve sâlih insanlardır, demiştir. Bu yorum, bundan sonra gelecek hadise daha uygundur. İbn-i Hanbel'in rivayetine göre bu yorum  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'den da nakledilmiştir.

K a s ta 1 â n î : Refîk-i A'Iâ ile yüksek makamdaki Peygamber Inr cenuU'.tı kastedilmiş olabilir,



1620) Aişe (Radıyallâhü anhâ)\\An\ Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den şöyle buyururken işittim :

-Hastalanıp da dünya (da kalmak) ile âhirette göçmek) arasın da muhayyer kılınmayan hiç bir Peygamber yoktur.»

Âişe (Radıyallâhü anhâ) demiştir ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığa tutulunca boğazı kısılıp sesi değişerek kalınlaştı. Sonra:[267] âyetini okuduğunu işittim. Artık anladım ki, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu iki dilek arasında muhayyer bırakıldı (O âhireti seçti.)" [268]


İzahı


B u h â r i de bu hadîsi rivayet etmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sekerât hâlinde okuduğu bildirilen âyet, N i -s â sûresinin 69'uncu âyetinin bir parçasıdır. Âyetin tamamının meali şöyledir:

«Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, onlar Allah'ın kendile rine nimet verdiği Peygamberler, siddıklar, şehidler ve sâlihlerle be raberdirler. Bunlar ne güzel arkadaşlardır.»



1621) Aişe (R ad t yuh ahit imhaydım; Şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in eşleri Onun yanında toplandı. Oraya gelmeyen kalmadı. Biraz sonra (Peygamber (Sal lallahü Aleyhi ve Sellem)'in kızı) Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) geldi. Onun yürüyüşü, sanki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in

yürüyüşü idi.

(Hasta yatan) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Merhaba kızım.- buyurdu. Sonra Onu soluna oturttu. Daha sonra Ona gizli bir şey söyledi Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) ağladı. Daha sonra (yine) Onunla gizli bir şey konuştu. Bu defa Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) güldü. Ben Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) 'ya:

— Seni ağlatan nedir? diye sordum. O:

— Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sırrını İfşa edemem diye cevap verdi. Ben :

— Bugün (gördüğüm) gibi hiç bir zaman bir üzüntüye çok yakın bir sevinci görmedim, dedim. FâtımatRadıyallâhıı anhâ) ağladığı zaman ben Ona:

— Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizden ayrı olarak sana özel bir şey mi söyledi ki bunun üzerine ağlıyorsun? dedim. Ve ne söylediğini Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)'ya sordum. Fâtıma (Radı

yallâhü anhâ) :

— Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in sırrını ifşa edecek değilim, dedi. Nihayet Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edince ve ne söylediğini Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) ya sordum. Dedi ki:

— O, her yıl Cebrail'in kendisiyle bir defa Kur'an'ı mukabele ettiğini bu yıl iki defa mukabele ettiğini bana anlatıyordu. Ve :

—« (Ey kızım!) Ecelimin yaklaştığını sanıyorum. Benim ev halkımdan bana iltihak edecek ilk kişi sensin. Ben senin için ne güzel selefim.» buyurdu. Bunun üzerine ağladım. Sonra bana gizli olarak:

— «Sen mü'minlerin kadınlarının veya bu ümmetin kadınlarının büyüğü olmana razı olmaz mısın?» buyurdu. Ben bunun İçin gül düm."



1622) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'dan: Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den fazla hastalığı şid detli olan hiç bir kimse görmedim."



1623) Aişe (Radtyallahü attftâ)'dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) i gördüm. Vefat ediyordu. Yanında bir kab su vardı. Elini kaba sokup yüzünü suyla meshediyordu. Sonra:

«Allah'ım! Ölümün şiddetleri karşısında bana yardımcı ol.» buyuruyordu."



1624) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anhy&en: Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e baktığım son bakış, (vefat edeceği) Pazartesi günü (mescid ile Âişe (Radıyallâhü anhâ)'-nin odası arasındaki kapının üstündeki) perdenin kaldırılması (ile) oldu. Perde kaldırılınca mübarek yüzüne baktım. Sanki mushaf'ın yaprağıydı. Cemâat da Ebû Bekir (Radıyallâhü anhl'ın arkasında namazdaydı. Ebû Bekir (Radıyallâhü ahn) Onun geleceğini sanarak çekilmek istedi. Fakat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona:

«Yerinde dur.» diye işaret buyurdu. Ve perdeyi indirdi. O günün sonunda vefat etti." [269]


İzahı


Âişe (Radıyallâhü anhâ) nın yukardaki hadîslerini B u h â r i de rivayet etmiştir

1621 nolu hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kızı F â t ı m a ' ya :

-Benim ehli Beytimde ilk olarak sen benim yanıma geleceksin.»

buyurduğu belirtilmiştir. Bu haber, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bir mucizesi idi. Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) Pey gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den sonra ancak altı ay yaşamış ve Ehli Beyt'den ilk vefat eden O olmuştur. Enes (Radıyallâhü anhJ'in hadîsinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in

mübarek yüzü E n e s (Radıyallâhü anh) tarafından mushaf yaprağına benzetilmiştir. N e v e v i : Bu benzetme ile Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek yüzünün güzelliği, nur-luluğu ifâde edilmek istenmiş, demiştir. Sindi: Nevevi' nin zikrettiği hususlara ilâveten Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek yüzünün muhabbet ve azametinin, gönüllerde Mushaf yaprağına duyulan muhabbet ve saygı gibi kökleştiğini ifâde eder. Eğer ğönüllerdeki muhabbet ve saygı durumu olmamış olsaydı Mushaf yaprağının benzetmeye esas alınmasının hikmeti kalmazdı, demiştir. .

B u h â r i' nin E n e s (Radıyallâhü anh)'den olan rivayetine göre E b û Bekir (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'in yerine üç günde onyedi vakit namaz kıldırmış-tır. Bu onyedi vakit, Cuma gecesi yatsı namazından, vefat günü sabah namazına kadar hesaplanmıştır. Bu hesaba göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in son kıldırdığı namazın akşam namazı olması gerekir.



1625) İ'miYiü Seleme (Radıyatlâhü anhâ)'fran: Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığında : «Namaza ve sağ ellerinin mâlik olduğu şeylere (önem veriniz, thmal etmeyiniz.)» buyuruyordu. Mübarek dili bu kelimeyi döndürmeyecek hâle gelinceye kadar devamlı bunu söylüyordu.Bunun senedinin Buhftrl v« Müslim'in şartı üzerin» sahih olduju Ze-vâid'de bildirilmiştir. [270]


İzahı


Bu hadîsin Zevâid türünden olduğu notta belirtilmiştir.

«Eymân» kelimesi "Yemin"in çoğuludur. Yemin; Sağ el demektir. Eşya genellikle sağ elle mubayaa edildiği için hadiste: «... sağ ellerinizin mâlik olduğu ifâdesi kullanılmıştır Aslında mâlik, kişinin sağ eli değil, kendisidir. Burada bu ifâde ile mallar kastedilmiş olabilir. Buna göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : -Sahip olduğunuz mallara Önem veriniz.» buyurmuş olur. Yâni malların zekâtına önem veriniz, hakkıyla ve usûlüne uygun olarak ödenmesinde gevşeklik etmeyiniz. Hadîste bu ifâde namazla beraber zikredildi-ği için namaza en muvafık yorum budur. Çünkü genellikle şer'i Şe-rîf örfünde namaz ile zekât beraber zikredilir. Kur'an-ı Kerimde yirmiden fazla yerde beraber zikredilmiştir.

«... Ellerinizin mâlik olduğu...» ifadesiyle köleler ve cariyeler kastedilmiş olabilir. Bu yoruma göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunların haklarının ödenmesini, onlara karşı iyi davranılma-sını ve onlara şefkatle bakılmasını tavsiye etmiş olur. Kur'an-ı Kerim örfünde bu ifâde ile kölelerin ve cariyelerin kastedilmesi öncelikle hatıra gelir. Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in son hastalığında devamlı olarak bu tavsiyeyi tekrarladığını ve mübarek dili bu kelimeleri sö\ leyrmiyecek hâle gelinceye kadar, yâni son anlarına kadar bu tavsiyeyi tekrarladığını söylemiştir.



1626) Eİ-Esved (bin Yezîd) (Radıyallâhü anh)[271]'den; Şöyle demiştir :

Ali (Radıyallâhü anh)'in Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) i vâsisi olduğu Âi»e (R*dSyaU4hü anfiaTmn yanında anlattüar. Bunun üzerine Âişe (Radıyallâhü anha); Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ne zaman Alî (Radıyallâhü anh)'ı vasî tâyin etti?

And olsun ki ben. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i göğsüme veya kucağıma dayatmış idim. Bir leğen istedi. Hemen sonra kucağımda yığılıverdi. Ben farkına varmadan vefat etti. Artık efendimiz ne zaman vasiyyet etti? diye cevap verdi." [272]



İzahı


Buhâri, Müslim ve Nesaî de bu hadîsi rivayet etmişlerdir.

Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)'in A 1 î (Ra-dıyallâhü anh) veya başkasını vasî tâyin etmediğine delâlet ediyor.

M ü s 1 i m ' in bir rivayetinde  i ş e (Radıyallâhü anhâ) : "Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ne altın ne dirhem, ne koyun, keçi, ne de deve bıraktı. Ve nede bir şey vasiyyet etti.»

demiştir. Yine Müslim'in Talha bin Masrif ten olan rivayetine göre şöyle demiştir :

Ben, Abdullah bin Ebî Evfâ (Radıyallâhü anh) a Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vasiyyet etti mi? diye sordum. Hayır, dedi. Ben : O halde müslümanlara niçin vasiyyet yazıldı. Veyahut müslü-manlar niçin vasiyyet etmekle emrolundular? dedim. Dedi ki: Allah İAz7.e ve CelleJ'nin kitabıyla tavsiye edilmiştir.

Nevevî şöyle demiştir : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vasiyyet etmemesinden maksat, malın üçte biriyle veya başka bir şeyle vasiyyette bulunmamış olmasıdır. Çünkü malı yoktu. İkinci maksat, ne Alî (Radıyallâhü anh)'i ne de başkasını vasî tâyin etmemiş olmasıdır. Bilindiği gibi Şiîler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in A 1 i (Radıyallâhü anh)'ı vasi tâyin ettiğini iddia ediyorlar. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Hayber ve Fed ek' teki arazisine gelince; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken onları müslümanlara tahsis ederek gelirini müslümanlara sadaka olarak dağıtmıştır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Allah'ın kitabına sarılmayı, Ehl i Beyti ni sevmeyi ve müşrikleri Arap yarımadasından çıkarmayı vasiyyet ettiğine dâir olan sahih hadîslere gelince; O hadîslerdeki va-siyyetler burada kastedilmemiştir. Kastedilen noktalar, yukardaki noktalardır. Soru sahibinin- sormak istediği şey de bu noktalardadır. Bu itibarla hadisler arasında bir çelişki söz konusu değildir.



1627) Âişe (Ratltyallâhû anhây(\an, Şöyle demişin : Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), AvâlHnin Sunh köyün)de oturan eşi bint-i Hârice (Radıyallâhü anhâVmn yanında iken Resûlullah k (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edince sahâbüer: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ölmemiş, ancak vahiy geldiği zaman Onu tutan hâlin bir parçası onu tutmuş, demeye başladılar. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) biraz sonra geldi. (Mesciddeki kalabalığa bak-mıyarak ve kimseye bir şey söylemeden doğruca Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in odasına girdi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek yüzünü açtı, iki gözünün arasını hürmetle Öptü ve:

Yâ Resul ali ah! Babam, anam sana kurban olsun. Vallahi Allah senin üzerinde iki ölüm birleştirmiyecektir. Vallahi Resûlullah (Sallallahi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ölmemiştir, münafıklardan çok insanların ellerini ve ayaklarını kesmedikçe öl m i-yecektir, diyordu. Biraz sonra Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) minbere çıkarak :

Kim Allah'a ibâdet ediyor idiyse şüphesiz Allah diridir, ölmemiştir. Ve kim Muhammed'e ibâdet ediyor idiyse şüphesiz Muhammed ölmüştür, dedi. Ve :

= -Muhammed ancak bir Peygamber'dir. Ondan önce nice pey gamberler geçti. Eğer O ölürse yahut öldürülürse (küfre) geri mi döneceksiniz? Her kim gerisin geriye dönerse, Allah'a hiçbir zarar vermiş olamaz ve Allah şükredenlere mükâfat verecektir. âyetini okudu.

Ömer (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Ben, o âyeti sanki o güne kadar hiç okumamıştım." [273]


İzahı


B u har î de bunu rivayet etmiştir.

Avali: Medine civarında bulunan bir takım köylere verilen isimdir. Mescid-i Nebevi'ye bir mil mesafede bulunan Sunh köyü de Avali' den birisi idi. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) in eşi bint-i Hârice (Radıyallâhü anhâ) o köyde ikâmet ediyordu. K a s t a 1 â n i' nin beyânına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'e eşinin yanma gitmösi için izin vermiştir. B u h â r i' nin rivayetine göre :

Ebü Bekir (Radıyalâhü anh) atına binerek köyden doğruca Mescid-i Nebevi*nin yanına geldi ve orada atından inerek mescide girdi. Hiç kimse ile konuşmadan Âişe (Radıyallâhü anhâ) nin odasına girdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in mübarek yüzünü açtı, sonra üzerine kapanıp öptü ve ağladı. Sonra: Babam, anam sana feda olsun. Vallahi Cenâb-ı Hak senin üzerinde iki ölümü birleştir-miyecektir, dedi.

Kastalâni "İki ölümü bir leştir miyec ektir." ifâdesi ile ilgili olarak şöyle demiştir :

Bâzılarına göre bu ifâde hakiki mânâsında kullanılmıştır. Bâzı kimseler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'in bâzı adamların ellerini keseceğini sanıyorlardı. Eğer onların dediği doğru olsaydı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ikinci kez vefat etmesi gerekirdi. E b û Bekir (Radıyallâhü anh) bu iddiayı; reddetmeye işaret etmiş oluyor. Ve* Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-leml'in Allah katında çok yüce değeri bulunduğu için Allah, -Onu iki defa öldürmiyeceğini haber vermiştir. Eski ümmetler zamanında ise Allah bâzı kimseleri iki defa öldürmüş ve Kur'an bunlardan haber vermiştir- Bu olaylardan birisi .Bakara sûresinin 259'ncu âyetinde haber veriliyor* En açık ve uygun yorum budur.

Bâzılarına göre yukardaki ifâdenin mânâsı şudur: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) başkaları gibi kabirde ikinci defa öl-miyecektir. Çünkü diğer ölüler kabre gömüldükten sonra meleklerin sualleri için dirilir, sonra ölürler. Bu yorum, D â v û d î' hin yorumudur.

Başka bir kavle göre ikinci ölümden maksad, üzüntü çekmektir. Çünkü ilk ölümün kederinden sonra O, herhangi bir ketlerle karşılaşın ıyacak tır.

En garîb yorum, ikinci ölümden maksad, şeriatın ölmesidir, diyenlerin yorumudur. Yâni: Allah senin üzerinde senin ölümünü ve senin şeriatının ölümünü birleştirmiyecektir. E b û Bekir (Radıyallâhü anh)'in o gün minbere çıktığında yaptığı konuşmada söylediği : . . ,

"Kim Allah'a ibâdet ettiyse şüphesiz Allah diridir, ölmemiştir. Ve kim Muhammed'e ibâdet ettiyse, Muhammed ölmüştür." sözü bu sön yorumu te'yid eder.

Buh'irl' nin bir rivayetinde İ b n - i A b b â s CRadıyal-lâhü anh) : Sahâbiler o derece şaşkına düşmüşlerdi ki, bu âyeti Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) okuyuncaya kadar Allah'ın bu âyeti indirdiğini sanki bilmiyorlardı da Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'den öğreniyorlardı, işiten her sahâbî bu âyeti okumaya başlamıştı, dĞmiştir.

B u h â r İ' nin Said bin el-Müseyyeb' den olan rivayetine göre Ömer (Radıyallâhü anh) o günkü hâlini şöyle anlatmıştır:

"Vallahi Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) Al-i İmrân âyetini oku-yuncaya kadar, Peygamber (Sâllallahü Aleyhi ve SellemJ'in vefat ettiği kanısında değilim. Ondan âyeti işitince dehşet içinde kaldım. Ayaklarım beni tutmaz olmuştu." [274]


Hadîsin Fıkıh Yönü


Ölünün yüzünü açıp bakmak ve öpmek meşrudur. [275]



1628) thn-i Ahbas (Rathyallâkü anJtiimö)'t\un: Şöyle iletiliştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için mezar kazmak istedikleri zaman Ebû Ubeyde bin el-Cerrâh (Radıyallâhü anh) 'in arkasına adam gönderdiler. Kendisi Mekke halkı mezarı gibi şak şeklinde mezar kazıyordu. Ebû Talha (Radıyallâhü anh)'in arkasına da adam gönderdiler. O da Medine halkı için mezar kazıyordu. Kendisi mezarı lahit şeklinde kazıyordu. Bunların ikisine de iki haberci göndererek : Allah'ım! Kendi Resulün için (şak ve lahitten) hayırlı olanı sen seç, dediler. Ebû Talha (Radıyallâhü anh)'i bulabildiler. O getirildi. Ebû Ubeyde (Radıyallâhü anh) bulunamadı. Bunun üzerine Ebû Talha (Radıyallâhü anh) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için lahit kazdı.

İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Sahâbiler Salı gü nü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in teçhiz işini bitirince efendimiz kendi odasında naşı üzerine konuldu. Sonra erkek cemâat gruplar hâlinde Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına girip üzerinde namaz kıldılar. Erkekler bitince sahâbiler, kadınları gruplar hâlinde odaya dâhil ettiler. (Onlar da namazını kıldılar.) Kadınlar bitince erginlik çağına gelmiyen çocukları (yine gruplar hâlinde) odaya dâhil ettiler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in cenaze namazını cemaata imam olarak hiç kimse kıldırmadı. (Herkes kendi başına kıldı.)

Müslümanlar Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için kazılacak mezar yeri hususunda ihtilâf ettiler. Bâzıları: Kendi mescidinde defnedilsin, dediler. Bâzıları: Ashabı yanında (Baki'a) defnedilsin dediler. Sonra Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) :

Şüphesiz ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den İşittim. Buyurdu ki;

«Ölen her peygamber, ancak öldüğü yere defhedilmiştir.» İbh-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) demiştir ki: Bundan sonra üzerinde Resûlullah (Saljallahü Aleyhi ve Şellem)'in vefat ettiği yatağı kaldırdılar ve (orada) ona mezar kazdılar. Sonra Çarşamba gecesi, gece yarısında Efendimiz defnedildi. Onun mezarına Alî bin Ebî Tâlib, El Fadl bin Abbâs, kardeşi Kuşem ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mevlâsı Şükran (Radıyallâhü anhüm) indiler. Ebû Leylâ künyeli Evs bin Havli (Radıyallâhü anh), AH bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anh) 'e s

Allah Teâlâ hakkı için Resûllulah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} -den bize payımızı vermeni senden diliyorum, dedi. (Kabre inip hizmet etmek istedi.) Alî (Radıyallâhü anh) Ona:

(Kabre) iri, diyerek izin verdi. Şukrân (Radıyallâhü anh), Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in hayatta iken zaman zaman giydiği bir hırkasını eline almış idi. Onu kabre defnetti ve: Vallahi bu elbiseyi senden sonra ilelebed hiç kimse ğiymiyecektir, dedi. Bu hırka Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber defnedildi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadisin senedinde Hüseyin bin Abdil-lah bin Ubeydillah bin- Abbas el-Hâşimi bulunur. Ahmed bin Hanbel, Aİ1 bin el-Medenİ ve Nesai, bunu terketmişlerdir. Buhâri de : Zındıklıkla itham ediliyordu denildiğini söylemiştir. İbn-i Adiyy,, Onu kuvvetli görmüştür. İsnadın kalan ravileri sıka zatlardır. [276]


İzahı


Zevâid türünden olan bu hadîste zikredilen lahit ve şak şeklinde kazılan mezarla ilgili geniş bilgi 39 ve 40'ncı bâblarda geçen 1554 -1557 nolu hadîsler bahsinde anlatılmıştır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'iri vefatından hemen sonra halife seçilmemiş olduğundan dolayı cenaze namazı cemaatla kılınmamış, herkes kendi kendine kılmıştır.

Defin işinin gecikmesi nedeni hakkında Si n d i şöyle der : Bâzıları : Sahâbîler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefat ettiği 'hususunda ittifak etmedikleri için defin işi gecikmiştir .demişlerdir. Muhtemelen defnedileceği yeri bilmedikleri için bu gecikme olmuştur. NiHâyet Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sal?allahü Aleyhi ve SellemVden işittiği hadîsi zikredince mezar kazılmıştır. Gecikme şundan da olabilir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatım fırsat bilerek düşmanların M e d İn e' ye karşı saldırmaları endişesinden dolayı Sahâbiler hilâfet meselesini çözümlemek ve halîfeyi seçmekle meşgul idiler.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mevlâsı Şükran (Radıyallâhü anh) hadiste sözü geçen hırkayı kendi kendine mezara koymuş ve hiç bir sahâbî ona muhalefet etmemiş, hattâ haberleri bile olmamıştır. Meşhur olan rivayet böyledir. Sindi' nin dediğine göre Şükran (Radıyallâhü anh), Peygamber -(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den sonra herhangi bir adamın bu elbiseyi giymesinden hoşlanmadığı için bu işi yapmıştır, t b n-i A b d i'1-B e r r' den nakledildiğine göre kendisi şöyle demiştir: Cenazenin üstüne kerpiçlerin konulması işi bitince Şükran (Radıyallâhü anh)'m koyduğu elbise kabirden çıkarılmıştır.

Zevâid yazan: Bâzı şeyhlerimiz, Şükran (Radıyallâhü anh) m koyduğu elbisenin kabirden çıkarıldığına dâir rivayeti sıhhatli görmüşlerdir. Ama bu hadisteki:

"O elbise Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber defnedildi." cümlesi buna mânidir, demiştir.

Süyûtî de Nesai' nin haşiyesinde anlattığına göre İbn-i S a ' d Tabakat ta rivayet ettiğine göre Veki': Elbisenin kabre defnedilmesi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e mahsus bir hükümdür, demiştir. E 1 - H a s a n ' dan olan rivayetine göre de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in giydiği kırmızı ve tüylü bir hırkanın mezarda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in altına serildiği ve kabrin içinin rutubetli olduğu belirtilmiştir. Ibn-i S a'd'ın e 1 - H a s a n' dan olan diğer bir rivayetine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Benim mezarımda benim için hırkamı seriniz. Çünkü yer, Peygamberlerin cesedlerine te’sir edemez.» buyurmuştur. Enes bin Mâlik (Radtyallâkü att/r/den; Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (vefat edeceği gün) ölüm ızdırabını duyunca (kızı) Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) : Vay babamın ızdırabına! dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

-Bu günden sonra babanın üzerinde hiç ızdırap olmayacaktır. Kıyamete kadar hiç bir canlıyı bırakmıyacak olan ölüm şüphesiz, babana yaklaşmıştır.» buyurdu."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadında Abdullah bin Zubeyr el-Bâhilİ Ebü'z-Zübeyr bulunur. Ona Ebû Ma'bed el-Mısri de denilir. İbn-i Hibbân Onu sikalar arasında zikretmiş; Ebû Hatim ise : O meçhuldür, demiş; Dârekutnİ de; Salih t ir, demiştir, isnadın kalan ricali, Buhar! ve Müslim'in şartı üzerinedir ler. [277]



İzahı


B u h â r i bu hadisin baş kısmını rivayet etmiştir.cümlesini rivayet etmemiştir.

Sindi şöyle demiştir: Hadîsteki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in buyruğu, muhtemelen vefat ettiği gün söylenmiştir. Hadîsteki "Kerb"den maksad, ızdırabtır. Bunun için ölümle son bulur, buyurulmuştur.



1630) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü «w/r)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir.

(Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seüem)'in kızı) Fâtıma (Ra-dıyallâhü anhâ) bana :

Yâ Enes! Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in üstüne top rak »açmaya gönülleriniz nasıl razı oldu? dedi.

Sabit (Radıyallâhü anh) in Enes (Radıyallâhü anh)den bize tan-dis ettiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefat ettiği zaman Fâtıma (Radıyallâhü anhâ); Ey Cebrail'e vefatım haber verdiğimiz baba! Ey. şaşılacak derecede Rabbine yaklaşmış olan babam! Ey makamı Cennetü'l-Firdevs olan babam! Ey Rabbinin dâvetine icabet eden babam, diye üzüntüsünü açıklamıştır.

Hammâd demiştir ki; ben Sabit (Radıyallâhü anh)'ı bu hadisi anlattığı zaman gördüm. O kadar ağladı ki kaburgalarının gidip geldiğini gördüm." [278]


İzahı


B u h â r i, Dârekutni ve T a b e r â n i de bunu rivayet etmişlerdir.

Enes (Radıyallâhü anh) Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)1 ya hürmeten ve teeddüben cevab vermeyip susmuştur. Ama hâl lisanı ile Enes (Radıyallâhü anh) şöyle diyordu : Bizim gönlümüz buna razı değildi. Ancak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin emrine uymak üzere bunu yapmak zorundaydık.

Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)'nın; 'Ey babam...* sözü niyâhat-tan sayılmaz. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) henüz vefat etmemiş iken de; 'Vay babamın ıstırabına, demişti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Onun bu söyleyişine karşı çıkmamış idi. Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den sonra altı ay yaşamış, bu süre içinde hiç gülmemiştir. Gülmemek Onun hakkı idi. K a s t a 1 â n i' nin nakline göre aşağıdaki beyitler Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)'mn Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında söylediği mersiye-dendir.

Mânâsı: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in vefat ettiği gün gök yüzünün ufukları âdeta toz içinde kaldı. Gündüzün ortasında güneşin ışığı köreldi. Öğle ve ikindi zamanında kâinat karanlık içinde kaldı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatından sonra yer küresi üzüntüsünden ve şiddetli ıztırabından bir kum yığını oldu. Artık memleketlerin doğusu ve batısı ve tüm beldeler Onun için ağlasın. Mudar ve Yemen'in tüm kabileleri Onun için ağlasın.

F â t ı m a (Radıyallâhü anhâJ'nm mersiyesinden olan şu iki beyit de meşhurdur:

Mânâsı: Benim üstüme Öyle musibetler döküldü ki bu musibetler gündüzler üzerine dökülseydi gündüzler kapkaranlık geceler olurdu.

Ahmed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in türbesini koklayan kimseye hayatı boyunca güzel kokulan koklamama.sından dolayı ne lâzım gelir?



1631) Enes bin .Mâlik (RadtyaUâhii anh)'ı\en; Şöyle demiştir ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Medine'ye girdiği gün Medine'nin her şeyi parladı. Sonra Onun vefat ettiği gün olunca Medine'nin her şeyi kapkaranlık oldu. Ve biz Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin defin işini henüz bitirmemiş iken gönüllerimizi eski durum üzerinde bulmadık."



1632) Abdullah bin Ömer (Radtyallâkii ankümâ)'dan; Şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken hakkımızda Kur'an (âyeti) nin indirileceği korkusuyla biz, hanımlarımıza açılmaktan ve konuşmaktan sakınırdık. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edince (onlarla serbestçe) konuştuk/'



1633) Übey bin Ka'b (RıuhyaUâhü unh)'ı\en; Şöyle demiştir : Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber iken hedef ve gayemiz tek idi. O, vefat edince biz şöyle baktık, böyle baktık. (Hedeflerimiz ayrıldı.)"

Zevâid'de şöyle denmiştir : Bunun isnadı Müslim'in şartı üzerine sahihtir, Ancak el-Hasan ile Ubey bin Ka'b (R.A.)'nın arasında inkıta (kopukluk) vardır. Bunlar arasına Yahya bin Damre girer. [279]


İzahı


Enes (Radıyallâhü anh)'in hadîsini T i r m i z i ve Ah-m e d de rivayet etmişlerdir.

t b n - i Ö m e r' in hadîsinin Zevâid türünden olduğuna dâir bir kayda rastlamadım. Onunla beraber diğer, Kütüb-i Sitto'nin. hiç birinde bulamadım. Ahmed hin H a n h e T in müsriedinde rivayet, edilmiştir.

Bu hadiste 1 b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in devrinde sahâbilerin zühd ve takva konusunda daha titiz davrandıklarını ifâde eder. Çünkü eşler arasında vuku bulan özel bir söz veya fiil hakkında vahyin gelmesi ve Kur'an âyetinin gelmesi mümkündü. Sahâbiler böyle bir duruma mâruz kalmamak için çok dikkatli davranırlardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in vefatından sonra bu korku kalmadığı için zühd ve takva konusunda eski titizlik kalmamıştır. Bu söz yanlış anlaşılmasın. Yâni sahâbîlerin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i vefatından sonra hâşâ hatâ işlemeye cesaret ettikleri sanılmasın. Böyle bir şey olmamıştır. Gaye şudur: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatıyla din kemâle ermiştir. Helâl ve haram, sünnet ve mekruh ile mubahlar yerleşmişti. Meşru görülen her hangi bir hareketin haram kılınması ve bu konuda âyetin inmesi durumu kalmamıştı. Sahâbiler meşru saydıkları ve bildikleri davranış ve hareketlerde bulunmaktan çekinmezlerdi. Bütün mes'ele bundan ibarettir.

Übeyy bin Ka'b (Radıyallâhü anh)'m hadîsi Zevâid türündendir.

Übeyy (Radıyallâhü anh)'in maksadı şudur: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken hepimizin hedefi İslâmı ayakta tutmak ve yüceltmek idi. Hedef ve gayemiz bir idi. Birlikte hareket ediliyordu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edince maksadlar, gayeler ve önemli tutulan meseleler dağıldı. Ki misi dünyevi maksatlara, kimisi başka gayelere eğildi



1634) Peygamber (Sallallahü Aleyfii ve Sellem)'in muhterem eşi İ'm-mü Selemi* binti Ebî t'meyye (Radıyallâhü anhâ)'ânn; Şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken insanlar namaza kalktıkları zaman hiç birisinin gözü kendi ayaklarının olduğu yerden öteye geçmezdi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel lem> vefat edince insanlardan birisi namaza kalktığı zaman hiç birisinin gözü (secdede) alnını koyduğu yerin ötesine geçmezdi. Son ra halife Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) vefat etti. Ve Ömer (Radıyal lâhü anh) (devri) oldu. Artık insanlardan birisi namaza durduğu zaman hiç birisinin gözü kıble yönünden sapmazdı. Osman bin Affan (Radıyallâhü anh) (devri) oldu. (Bu devirde) fitne oldu. İnsanlar ziyadesiyle sağa, sola baktılar.Zevâid'de şöyle denilmiştir. Bunun isnadında Mus'ab bin Abdillah bulunur. İbn-i Hibbân Onu sikalar arasında zikretmiş, el-İcH de sıka olduğunu söylemiştir. Diğer râvi Musa bin Abdİllah'ı sıka sayan kimseyi görmedim. Râvi Mu-hammed bin İbrahim'i İbn-i Hibbân sikalar arasında zikretmiştir. [280]


İzahı


Zevâid türünden olan bu hadîsin açıklaması bahsinde Sindi şöyle diyor:

Ümmü Se1eme (Radıyallâhü anhaJ'nin: «Hiç birisinin gözü kendi ayaklarının olduğu yerden Öteye geçmezdi.» sözünden maksad, sahâbüerin o devirde son derece huşu içinde olduklarını ifâde etmektir. Bu cümleye göre namaza duran kimsenin ayaklarının ilerisine bakmaması efdaldir. Lâkin fıkıhçıların çoğunun seçtikleri görüşe göre namaza duran kişi secde yerine bakar.

Ümmü Seleme (Ratüyallâhü unhâl'nin : "Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edince insanlardan birisi..." fıkra sından ve bunu takip eden diğer fıkralarından maksad, insanların üstün huşu hâlinin yuva* yavaş gitmeye başladığını belirtmektir.



1635) Enes (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatından sonra Ebû Bekir (Radıyalâhü anh), Ömer (Radıyallâhü anh)'a:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nasıl Ümmü Eymen[281] (Radıyallâhü anhâJ'mn ziyaretine gidiyorduysa, gel beraberce biz de onun ziyaretine gidelim, dedi. Enes (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Hepimiz O (Ümmü Eymen) (Radıyallâhü anhâ)'nın yanma vardığımız zaman Ümmü Eymen (Radıyallâhü anhâ) (Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatı üzüntüsüyle) ağladı. Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallâhü anhümâ) Ona :

Niçin ağlıyorsun? Allah katındaki saadet, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için (dünyadan) hayırlıdır, dediler. O:

Allah katındaki saadetin resulü için daha iyi olduğunu şüphesiz bilirim. Lâkin gökten vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, dedi. Enes (Radıyallâhü anh) demiştir ki:

Ümmü Eymen (Radıyallâhü anhâ) Ebû Bekir ile Ömer (Radıyal-lâhü anhümâ) nın ağlamalarına sebep oldu. Onlar da kendisiyle beraber ağlamaya başladılar."

Not : Zev&id'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi, Buhârî ve Müslim'in şartlan Üzerinde sahihtir. İkisi de bu isnadın bütün râvilerini hüccet saymışlardır.



1636) Evs bin Evs (es-Sakafî) (Radıyallâhü a«A)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Şüphesiz Cuma günü en faziletli günlerinizdendir. Âdem (Aley-hisselâm) onda yaratılmıştır. Nafha (ikinci sûr üfürülmesi) ondadır. Ve Sa'ka (birinci sûr üfürülmesi) ondadır. Artık onda benim üzerime bol bol salâvat getiriniz. Çünkü (o günkü) salâvatınız bana sunulur.» Bir adam •.

— Yâ Resûlallah! Senin bedenin yer tarafından yenmişken (Şed-dâd (Radıyallâhü anh), dedi ki) yâni çürümüşken bizim s al a vatı m iz nasıl sana sunulur? diye sordu. O :

— «Allah, Peygamberlerin cesedlerini yemesini yere yasak etmiştir.» buyurdu.[282]



1637) Ebü'd-Derdâ' (Radıyallâhü ınıh)\ier\ rivayet edildiğine göre: Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi vı: StUem) şöyle buyurdu, demiştir :

-Cuma günü benim üzerime bol salavât getiriniz. Çünkü o sala-vatta melekler hazır buiunur. Ve şüphesiz, her hangi (mümin) bir kimse benim üzerime salavât getireceği zaman behemehal onun sa-lavâtı bitinceye kadar (aynı anda) bana sunulur.» Ebü'd-Derdâ* (Ra-dıyallâhü anh) demiştir ki: Ve ölümünüzden sonra da (böyle mi)? dedim. Efendimiz

-Ölümümden sonra da. Şüphesiz Allah Teâlâ, Peygamberlerin cesedlerini yemesini yere yasak etmiştir. Allah'ın peygamberi diridir, rızıklanır.» buyurdu.Zevâİd'de şöyle denilmiştir : Bu hadis sahihtir. Ancak iki yerde mun-katl'dir. Çünkü Ubâde'nin Ebü'd-Derdâ (R.A.)'den rivayeti mürseldir. El-Alâ' böyle demiştir. Zeyd bin Eymen'in Ubâde'den rivayeti de mürseldir. Bunu Buharı söylemiştir. [283]






--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/257

[2] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/257

[3] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/258-260

[4] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/260

[5] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/261

[6] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/261-262

[7] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/262-263

[8] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/263-265

[9] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/265

[10] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/265-267

[11] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/267

[12] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/267-268

[13] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/268-269

[14] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/269-271

[15] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/271-272

[16] Ebû Seleme (R.A.)'nin hâl tercemesi 1328, Ümmü Seleme ıra ı-ni« >,öi tercemesi 600 nolu hadîslerde geçmiştir.

[17] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/272

[18] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/273

[19] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/273-274

[20] İsrâ : 24

[21] Şûra : 5

[22] Mü'min : 7

[23] Necm : 39

[24] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/274-276

[25] Haşr : 10

[26] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/276-278

[27] Mü'minun : 99-100

[28] Muhammed bin el-Münkedîr bin Abdillah et-Teymî Ebü Abdillah el-Me-deni, âlim imamlardandır. Âişe, Ebû Hüreyre, Ebû Katâde, Câbir (R.A.) ve bir cemaattan rivayet etmiş, kendisinden de Zeyd bin Eşlem, Yahya el-Ensârî, Zühri ve bir cemâat rivayet etmişlerdir. İbnü'l-Medini'nin dediğine göre ikiyüz kadar hadîsi vardır. Hadis okuduğu zaman kendisini tutamayıp ağladğıını İbn-i Hibbân söylemiştir. Sıkadır. 130. yılı vefat ettiğini Vakidî söylemiştir. (Hulâsa : 360)

[29] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/278-280

[30] Hâl tercemesi 149 nolu hadiste geçmiştir.

[31] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/281

[32] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/281-282

[33] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/283

[34] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/283-284

[35] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/284

[36] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/284-285

[37] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/285

[38] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/285-286

[39] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/286

[40] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/286-288

[41] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/288-289

[42] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/289-291

[43] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/291

[44] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/292

[45] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/293

[46] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/294

[47] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/294-296

[48] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/296-297

[49] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/297

[50] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/298-299

[51] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/299-300

[52] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/300

[53] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/300-301

[54] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/301-302

[55] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/302-303

[56] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/303-304

[57] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/305

[58] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/305

[59] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/306

[60] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/306-307

[61] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/307-308

[62] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/308

[63] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/309

[64] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/309-310

[65] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/311

[66] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/311-312

[67] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/312

[68] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/312-313

[69] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/313-314

[70] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/314-315

[71] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/315-316

[72] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/316-317

[73] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/317-318

[74] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/318

[75] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/319

[76] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/320

[77] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/320

[78] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/320-322

[79] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/322

[80] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/323

[81] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/323-324

[82] Mâlik bin Hubeyre (R.A.)'in Hâl Tercemesi

Mâlik bin Hubeyre bin Halici bin Müslim bin ei-Haris el-Kindl Ebû Saîd'dir. Ona es-Sükûni diyenler de vardır. Peygamber (S.A.V.)'den rivayet etmiş. Kendisinden de Mersed bin Abdillah el-Yezeni ve Humus ehlinden çok kişi rivayette bulunmuşlardır. Ebû Yûnus'un dediğine göre Muâviye (R.A.> devrinde Humus valiliğini yapmıştır. İbn-i Hibbân- ve Muhammed bin er-Rebip onu sahâbiler arasında zikretmişler. BuhârI de et-Târih'te sahâbl olduğunu söylemiştir. Mervân bin el-Hakem'in devrinde vefat etmiştir. Ebû Pûvûd, Tirmizi ve tbn-i Mâceh onun hadislerini rivayet etmişlerdir. 'den olan rivayetinin çokluğuna karşı çıkmışlardır. Halbuki o rivayetlerin tümü doğrudur, demiştir. (Hulâsa Sahife : 22>

[105] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/344-345

[106] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/345-346

[107] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/346-347

[108] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/347

[109] Hâl tercemesi 1279 nolu hadis bahsinde geçmiştir.

[110] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/347-348

[111] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/349

[112] Efrat : «Faratsın çoğuludur. Farat, yolculuk edecek kavmin önünde gidip, onlar için su ve benzeri ihtiyaçları önceden sağhy&n ve sonradan gelecekler için gerekli hazırlığı yapandır.

[113] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/349-351

[114] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/351-353

[115] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/353-355

[116] Hamza (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Hamza bin Abdülmuttalib bin Hâşim

[179] Hişâm bin Âmir bin Ümeyye bin el-Hashâs bin Mâlik, sahâbîdir. Âmir bin ûanem bin Adiyy el-Ensâri en-Neccârî'den hadis rivayet etmiştir. Basra'da yar-leşmiştir. Bir kaç hadisi vardır. Müslim bir hadîsini rivayet etmiştir. Râvileri oğlu Sa'd ve Muâza el-Adevİyye'dİr. Dört sünen sahipleri, onun hadslerini rivayet et-mi$lerdir. (Hulâsa: 410)

[180] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/413-415

[181] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/415-416

[182] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/416

[183] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/417

[184] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/417

[185] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/417-418

[186] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/418-419

[187] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/419-420

[188] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/420-421

[189] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/421

[190] Tâ Hâ sûresi, âyet : 55

[191] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/421-422

[192] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/422

[193] Hâl tercemesi 558 noda geçmiştir.

[194] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/422-424

[195] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/424-425

[196] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/425-426

[197] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/427-428

[198] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/428-429

[199] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/429-430

[200] İsra : 15

[201] Ahzâb : Ayet : 57

[202] Duha : Ayet : 5

[203] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/430-435

[204] İsra : 15

[205] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/435-436

[206] Bin el-Münzir el-Ensâri en-Neccâri Peygamber (S.A.V.)'in şâiridir. Kavis oğlu Abdurrahman ve İbnü'l-Müseyyeb'dir. Peygamber (S.A.V.) : «Hassan, Allah'ıi Resulünü müdâfaa ettiği müddetçe Ruhü'l-Kudüs onunla beraberdir.» buyurmuştur Ebû Ubeyd'in dediğine göre H. 54. yılı vefat etmiş, ttini İshâfc'ın dediğine gört 120 yıl yaşamıştır. (Hulâsa: 75)

[207] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/437-438

[208] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/438-439

[209] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/439-440

[210] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/440-442

[211] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/442

[212] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/443

[213] Hâl tercemesl 280 nolu hadîs izahında seçmiştir.

[214] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/443-446

[215] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/446-447

[216] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/447-449

[217] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/449-450

[218] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/450

[219] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/451-452

[220] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/452-453

[221] Esma' Dint Yezİd bin es-Seken bir Râfi' bin İmrü'I-Kays el-Eşheliyye, hitabeti kuvvetli bir kadındı. Yermük savaşına katılmış ve şehit olmuştur. Bir kaç hadisi vardır. Buharı, Onun iki hadisini atmıştır. Kendisinden Mücâhid ve başkaları rivayette bulunmuştur. (Hulâse : 488)

[222] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/453-455

[223] 627 nolu hadiste geçmiştir-

[224] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/455-456

[225] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/457

[226] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/457

[227] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/458

[228] Fatır süresi : 18

[229] Fatır sûresi, âyet : 18

[230] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/458-460

[231] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/461

[232] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/461-462

[233] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/463

[234] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/463-465

[235] Bakara sûresi : 155-156-157

[236] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/465-467

[237] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/467-468

[238] Abdullah (R.A.Cın dedesinin Muhammed bin Amr bin Hazm olduğu Muhammed'İn babasının adının da Amr bin Hazm olduğu senedden anlaşılıyor. Burada hadisin ilk râvisinin Abdullah'ın dedesi olduğu bildiriliyor. Ama hangi dedesinin olduğu belirtilmiyor. Hulûsa'dan anlaşıldığına göre Amr bin Hazm sa-hâbidir. Ensâr'm Hazreç kabi'.rsim' nifnsubtur. Künyesi Ebü'd-Dahhâk'tır. Hendek savaşına katılmış ve Yemen'in bâzı işlerini tedvir ile görevlendirilmiştir. Bir kaç hadisi vardır. Râvisi oğlu Muhammed ile Ziyâd bin Naim'di Nesai, el-Merâsil'de Ebû Dâvûd ve İbn-i Mâceh onun hadîslerini rivayet etmişlerdir. El-Medâini'nin dediğine göre Hicri 51. yılı vefat etmiştir Oğlu Muhammed ise kendisinin râvisidir. Sıkadır. Muhammed'İn râvisi de oğlu Ebû Bekir'dir. Sıkadır. İbn-i Sa'd'ın dediğine göre Harre günü katledilmiştir. Ebû Davûd kendi süneninde ve el-Merâsil'İnde onun rivayetlerini almıştır. (Hulâsa: 208-253) Hulâsa'dan alınan yukarıdaki bilgiden anlaşıldığına göre İbn-i Mâceh Muhammed'İn rivayetini almamıştır. Keza Muhammed'İn Peygamber (S.A.V.)'den rivayet etmediği anlaşılıyor. Abdullah'ın dedesinden maksadın Amr bin Hazm olduğu kanaati fc&sıl olmuştur.

[239] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/468-469

[240] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/469-470

[241] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/470-471

[242] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/471-472

[243] Meryem sûresi, âyet : 71

[244] Utben bin Abd es-Sülemi Ebü'l-Velid, sahâbidir. Humus'ta yerleşmiştir. 28 hadisi vardır. Râvileri Râşid bin Sa'd ve Hâlid bin Ma'dan'dır. Kendisi şöyle demiştir • Peygamber (S.A.V.) Kurayza savaşı günü : «Kim bu kaleye bir ok sokarsa, cennet Ona sabit olur.» buyurdu. Ben kalenin içine üç ok soktum. Vâkidi : Hicretin 87. yılı vefat etmiş, demiştir. îbn-i Mâceh ve Ebû Dâvûd Onun rivayetlerini almışlardır. (Hulâsa: 258)

[245] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/472-474

[246] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/474-475

[247] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/476

[248] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/477-478

[249] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/478-479

[250] Abdullah bin Ca'fer bin Ebî Tâlib el-Haşimî Habeşistan'a hicret edenlerin orada doğan ilk çocuklarıdır. Cömertliğinin fazlalığı nedeniyle ona «Derya» denilirdi. 25 hadisi vardır. Buhârİ ve Müslim iki hadîsini ittiafkla rivayet etmişlerdir Hicretin 8O.nci yih vefat etmiştir. (Hulâsa : 193)

[251] Esma' bint Umeys el-Has'amİyye, iik muhacirlerdendir. Meymûne (R.A.)'ın anne bir kız Kardeşidir. 60 hadisi vardır. Buhâri bir hadisini rivayet etmiştir. Râvileri : oğullan Abdullah ve Avn ile bir cemâattir. Ca'fer (R.A.) ile bs-raber Habeşistan'a; sonra Medine'ye hicret etmiştir. Ca'fer (R.A.) ile evliydi. Ca'fer (B.A.)'den sonra Ebû Bekir ile evlendi. Ali (R.A.)'den sonra vefat etti. (Hulâsa : 488)

[252] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/479-480

[253] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/480-481

[254] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/481

[255] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/482

[256] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/482-483

[257] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/483

[258] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/483-484

[259] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/484-485

[260] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/485-486

[261] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/486-487

[262] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/487

[263] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/488

[264] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/488-489

[265] El-HUzelİ Ebû Abdillah el-Medeni, Fıkıhçiydı. Gözlerini kaybetmişti, Ömer (R.A.) ve tbn-i Mes'ud (R.A.)'den mtirsel olarak rivayet etmiş, ayrıca babasından ve Âişe (R.A.)'den rivayet etmiş, kendisinden de kardeşi Avn, Zühri, EbÜ'z-Zinâd ve bir cemâat rivayette bulunmuştur. Ebû Zur'a : O. sıkadır, emindir ve imamdır, demiştir. El-Icli de : o, ilmi cem etmişti, demiştir. Buhârî'nin dediğine göre hicretin 94. yılı vefat etmiştir. 98 ve 99 rivayetleri de vardır. KÜtüb-i Sttte sahipleri .onun rivayetlerini almışlardır.

[266] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/489-493

[267] Nisa sûresi : 69

[268] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/493-494

[269] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/494-497

[270] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/497-498

[271] El-Esved bin Yezid bin Kays en-Nahai, fikincidir. îbn-i Mes'ud, Âişe, Ebû Musa tR.A.) ve bir cemaattan rivayet etmiştir. Kendisinden de îbrâhim Na-hai. oğlu Abdurrahman, Ebû İshak ve bir cemâat rivayet etmişlerdir. Sıkadır, seksen defa hac ettiği rivayet edilmiştir. Her gece iki defa Kur'an'ı hatmettiğini.İbrahim söylemiştir. Hicri 74-75 yılı vefat etmiştir. (Hulâsa : 37)

[272] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/498-500

[273] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/500

[274] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/501-502

[275] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/502-504

[276] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/504-506

[277] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/506-508

[278] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/509-509

[279] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/509-511

[280] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/511-513

[281] Ümmü Eymen (R.A.). Peygamber (S.A.VJ'in dadısı idi. Adı Bereket'dir. İlk muhacirlerdendir. Kendisinden Enes (R.A.)-rivayette bulunmuştur. Peygamber (S.A.V.) Onun evine giderek ziyaret ederdi. Vâkidî'nin dediğine göre Hz. Osman (R-A.)'m hilâfeti devrinde vefat etmiştir. Ibn-i Mâceh Onun hadisini rivayet et-

mistir. (Hulâsa : 497)

[282] Bu hadisin metni. 1085 nolu hadis metninin aynıdır. Senedler de aynıdır. Şu farkla H: Oranın ilk râvisi Şeddâd bin Evs (R-A.)'dır. izah ıgın oraya bakalabilir.

[283] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/513-516



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam