SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ >YEMEKLER KİTABİ

 

islam

help 2.30.29 29-Yemekler previous next

HADİS KİTAPLARI > SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > 29-Yemekler
29- YEMEKLER KİTABİ

1- (Muhtaçlara) Yemek Yedirme (Faziletinin Beyânı) Bâbl

2- Bir Kişinin Yemeği İki Kişiye Yeter, Babı

3- Mü'min Bir Midesine Koymak İçin Yer. Kâfir De Yedi Barsacını Doldurmak İçin Yer, Babı

4- Yemeği Ayıplamanın Yasaklığı Babı

5- Yemek Yeme Zamanı Abdest Almak Babı

6- Mütteki’ (Yânî Bağdaş Kurup İyice Yerleşerjek) Yemek Yeme Babı

7- Yemek Yendiği Zaman Besmele Çekmek Babı

8- Yemeği Sağ El İle Yemek Babı

9- (Yemekten Sonra) Parmakları Yalamak Babı

10- (İçinde Yemek Yenen) Çanağı (Yalamak Suretiyle) Temizlemek Babı

11- Kabın Senin Tarafına Yakın Olan Yerinden Yemek Yemen Babı

12- Tiritin Ortasından ve Yukarısından Yemenin Yasakuğı Babı

Bu Bâbta Rivayet Edilen Hadîslerden Çıkan Hükümler Şunlardır

13- (Yemek Yerken) Lokma Yere Düştüğü Zaman (Ne Yapıur?) Babı

14- Tiridin Diğer Yemeklere Üstünlüğü Babı

15- Yemekten Sonra (Su Bulunmadığında) Eli (Bir Bezle) Silmek Babı

16- Yemekten Sonra Söylenmesi Meşbû Sözler (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

17- Yemeği Berabeb Yemenin (Faziletine Dâir Hadîsler) Babı

18- Yemeğe Üfürmek Babı

19- Kişi Yemeğini Hizmetçisi Getirdiği Zaman O Yemekten Hizmetçisine Versin, Babı

20- Masa Üstünde ve Yer Sofrası Üstünde Yemek Yeme Babı

21- Yemek Kaldırılmadan Sofradan Kalkmanın Ve Sofradakiler Yeme İşini Bitirinceye Kadar Yemekten El Çekmenin Yasaklığı Babı

22- Elinde Et Kokusu Bulunduğu Halde Geceleyen Kimse (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

23- Yemeğe Buyur Etme Babı

24- Mescîdde (Yemek) Yeme Babı

25- Ayakta Yemek Yeme Babı

26- Kabak (Yemeği Hakkında Gelen Hadisler) Babı

27- Et (Ycmgı Bâsi

28- Etîn En Güzel Kısmı (Hakkında Gelen Hadisler) Babı

29- Kebab (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

30- Kadîd (Yâni Tuzlanıp Güneşte Kurutulan Et) Babı

31- (Eti Yenen Hayvana Ait) Karaciğer ve Dalak Babı

32- Tuz Babı

33- Sirkeyi (Ekmeğe) Katık Etmek Babı

34- Zeytin Yağknı Katık Olarak Yemek) Babı

35- Süt (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

36- Tatlı (Yi Yemek) Babı

37- Hıyar Ve Yaş Hurmayı Beraber Yemek Babı

38- Kuru Hurma (Yemek) Babı

39- Meyvenin İlk (Çıkan)I (Bahçeden Toplanıp) Getirildiği Zaman (Yapılacak İş Hakkında Gelen Hadîs) Babı

40- Yaş Hurmayı Kuru Hurmayla Beraber Yemek Babı

41 — İki Hurmayı Bişleştirerek Yemenin Yasaklığı Babı

42- (Kurtlu Olması Muhtemel) Kuru Hurmayı Kontrol Etmek Babı

43- Tereyağı İle Kuru Hurma (yı Yemek) Bâbt

44- Elenmîş Undan Yapılmış Arı Beyaz Ekmek (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

45- Yufka Ekmek (Hakkında Gelen Hadisler) Babı

46- Fâlûzec (Yâni. Bal Helvası) Bâbl

47- Yağlanmış Ekmek Babı

46- Buğday Ekmeği Babı

49- Arpa Ekmeği Babı

50- Yemekte İktisad Etmek (Yâni Az Yemek) Ve Doyasıya Yemenin Mekruhluğu Babı

51- İştiha Ettiğin (Yâni Canının Çektiği) Her Şeyi Yemek Bir Nevî İsraftır, Babı

52- Yemeği Atmanın Yaşarlığı Babı

53- Açlıktan (Allah'a) Sığınma Babı

54- Akşam Yemeğini Bırakmak Babı

55- Misafir Edinme Babı

56- Misafir. Münker (Yâni Meşru Olmayan) Bir Şey Gördüğü Zaman Geri Döner, Babı

57- (Yemektf.) Yağ İle Eti Birleştirmek Babı

58- Kim Bir Yemek Pişirirse Suyunu Çoğaltsın, Babı

59- Sarmısak, Soğan ve Pırasayı Yemek Bâb1

60- Peynir ve Sâde Yağ Yemek Babı

61- Meyveler Yemek Babı

62- Yüzükoyun Yatarak Yemek Ye\Fenin Yasaklığı Babı

29- YEMEKLER KİTABİ


1- (Muhtaçlara) Yemek Yedirme (Faziletinin Beyânı) Bâbl


3251) '...Abdullah bin Selâm (Radıyaîlâhü ün Hüzeyl kabilesinden Nübeyşetü'l-Hayr denilen bir adamdan rivayetle }Öyle demiştir:

Biz bir çanağımızda yemek yerken Nübeyşe (Radıyallâhü anh), üzerimize geldi ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, dedi:

Kim bir çanakta yemek yer de sonra o çanağı yalarsa çanak o kimse için istiğfar eder."[20]



İzahı


Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği bu hadisi Tirmizİ, Ahmed ve Dârimi de rivayet etmişlerdir.

Çanak veya başka bir yemek kabının altında kalan yemeği yalamak, kibri ve bencilliği kırar, arzulanan tevazuu sağlar, Allah'ın verdiği nzık nimetini yüceltir ve yemeğin telef olmasını önler. Mü'-min bu duygu ile yemek yediği kabı yalarsa bu vesile ile Allah'ın mağfiretine kavuşur. Yemek kabı mağfirete sebep olduğu için sanki mağfiret dilemiştir. Bâzıları çanağın mağfiret dilemesini bu şekilde yorumlamışlardır.

T u r b ü ş t i: Yemek kabını yalamak, kişinin tevâzuuna ve kibir hastalığından arınmasına alâmettir. Tevazu ve bencilliği kırmak ise ilahi mağfirete yol açar, demiştir.

E1 - K a r i ve Tuhfe yazan: Bu ve benzeri ifâdeleri mecazî mânâya yorumlamamak ve hakîkî mânâsına göre açıklamak daha uygundur. Çünkü hakiki mânâsına göre açıklamaya hiç bir engel yoktur, derler.[21]



11- Kabın Senin Tarafına Yakın Olan Yerinden Yemek Yemen Babı


3273) "... Ibn-i Omer (Radtyallâhü anhümâydm rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sattallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Sofra konulduğu zaman kişi kendisine yakın olan tarafından yesin ve sofrada oturan arkadaşının önünden (yemek) almasın."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdü'I-A'lâ bin A"yan Ahu Hamrân bulunur. Zehebl, el-Kâşif te: Bu râvi £ok zayıftır, demiş. Dârekutnl de bunun güvenilir olmadığını söylemiş. El-Ukayli de : Bu adam, içinde hıfzedilmiş hiç bir şey bulunmayan bir takım münker hadisler getirmiş, demiş ve tbn-i Hibbân da; bu adamın rivayetlerini delil göstermek caiz değildir, demiştir.



3274) »... İkrâş bin Züeyb (Badıyallâhü anhyten ; Şöyle demiştir :

(Bir defa) Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'e, içinde bol mıkdarda yağlı tirit bulunan büyük bir çanak getirildi. Biz de (çana-

Bir Hâl Tercemeai

Nübeyşetü'I-Hayr (bin Abdillah) el-Hüzeli (»A) sahabidir. U aded hadisi var Müslim, onun bir hadisini rivayet etmiştir. R*vtsi Ebü'I-Melih el-Hüze^ Müslim ve dört rönen sAhibleri onun hadisterL rivayet etmişlerdir 'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Sizden birisinin kölesi zahmetini ve sıcaklığını çektiği bir yemeği efendisine sunduğu zaman, efendi o köleyi (yemek sofrasına) çağırsın ve onunla beraber yesin. Şayet efendi (bunu) yapmazsa bir lokma alıp kölesinin eline versin.

Not: Ed-Dümeyri, bu hadisin Zevâid nevinden olduğunu söylemiştir. Sindi ise : Ben derim Ki Zevâid yazarı bunu Zevâid. arasında anmamıştır. Çünkü bu, Ebû Hüreyre'den rivayet olunmuş bir hadîstir. Ebû Hüreyre'nin hadîsini Îbn-İ Mâ-ceh'ten başkası da rivayet etmiştir.



3291) "... Abdullah (RadtyaUâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Re-sûlullafa (Sattallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Birinizin yemeğini hizmetçisi getirdiği zaman efendi hizmetçisini beraberinde (yemeğe) oturtsun veya ona yemekten versin. Çünkü yemeğin (ateş) hararetini ve dumanını yüklenen hizmetçidir."[42]



İzahı


Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhar!, Müslim, Tirmizl ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir. Abdullah (Radıyallâhü anh) 'm hadîsi N e s â I tarafından da rivayet edilmiş olabilir. Diğer kitablarda rasthyama-dım.

Bu hadisler yardımlaşma, tevazu, şefkat ve merhamet gibi güzel ahlâkı teşvik edicidir.

Yemeği pişiren ve hazırlayan kişi köle olsun, hizmetçi olsun yemeğin zahmetini çekip kokusunu almış iken ondan yememesine mü'-ininin gönlü Wf razı olur mu?

Hizmetçiyi sofraya çağırıp oturtmak ve beraber yemek ile ilgili emir müstehabhk içindir. Tabii mahremlik prensibine aykırı bir durumun olmaması da şarttır. Meselâ hizmetçi genç bir kız ise, genç erkeğin bu hizmetçiyi sofrasında oturtması ve beraber yemesi yasaktır, bu gibi durumlar bu emrin dışında kalır.

Şayet efendi, hizmetçiyi sofrasında oturtmak istemez veya o ister de hizmetçi bundan imtina ederse efendi hizmetçiye yemekten vermelidir. M ü s 1 i m' in rivayetinde bu duruma âit fıkrada "Şayet yemek az ise" kaydı vardır. Yâni yemek az ise bir iki lokma verilmelidir, çok ise hizmetçiye yeteri kadar verilmelidir. Bu emir de müstehabhk içindir.[43]



20- Masa Üstünde ve Yer Sofrası Üstünde Yemek Yeme Babı


3292) "... Enes bin Mâlik (RadtyaUâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ ne masa üstünde ne de küçük tabakta yemek yemiştir. (Hâvi) Katâde, (Enes'e) : Peki onlar yemeği neyin üstünde yiyiyorlardı? diye sormuş. Enep t Yer sofraları üstünde, diye cevab vermiştir.*'



3293) Enes (Radtyattâhü onA/den; Şöyle demiştir: Ben, ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i vefat edinceye kadar masa üstünde yemek yerken görmedim[44]



İzahı


Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği Enes (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini Buhâri, Tirmizi ve Ne-s â î de rivayet etmişlerdir.

Sükürrece: Küçük tabak manasınadır.

Hıvân: Yemek masası, yüksekçe konulan büyük sini veya sofra demektir.

Süfer: Süfre'nin çoğuludur. Süfre ise yere serilen yemek sofra-sidir. Bu bezden veya deriden olduğu gibi tahta ve başka maddelerden de olabilir.

\ Yemeği yüksek bir masa veya sofraya koyup eğilmeden yemek kibirli kimselerin âdeti sayıldığı için yer sofrası tercih edilmiştir.

Enes {Radıyallâhü anh), Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in dâima yer sofrasında yemek yediğini ifâde etmek istemiştir. Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in küçük tabaktan yeme-mesinin sebebine gelince el-Irâkî, Tirmizi' nin şerhinde şöyle der: Bunun sebebi, ya bu küçük tabakların o zaman yapılmamış olmasıdır veya onlar toplu halde yemeğe oturdukları için küçük tabakların işe yaramamasıdır. Şöyle de olabilir: Sükürrüce denilen tabak, iştah açmak için yemek sofrasında bulundurulan yeşillik ve salata kabıdır. Onlar genellikle doyunca yemek yemezlerdi. Bu nedenle iştah açıcı bir şey yemeye de ihtiyaçları yoktu.[45]



21- Yemek Kaldırılmadan Sofradan Kalkmanın Ve Sofradakiler Yeme İşini Bitirinceye Kadar Yemekten El Çekmenin Yasaklığı Babı


3294) "... Âişe (Radıyallâhü anhâyAzn rivayet edildiğine göre:

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yemek (sofradan) kaldırılıncaya kadar (sofradan) kalkmayı yasaklamıştır."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan el-Velid bin Müslim, tedlisçidir. Mekhûl ed-Dımışkî de böyledir. Münir bin ez-Zübeyr hakkında da Duhaym: O, zayıftır, demiş ve İbn-i Hibbân da: O, sıka yani güvenilir râvi-lerden mudal hadisler rivayet eder, ibret amacı dışında ondan rivayette bulunmak helâl değildir, demiştir.



3295) "... İbn*i Ömer (Radtyallâhü ankütnâydan rivayet edildiğine göre; ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Yemek sofrası (na yemek) konulduğu zaman sofra kaldırılmadıkça hiç bir adam (sofradan) kalkmaz ve kişi doysa bile sofradakiler yeme işini bitirinceye kadar elini yemekten kaldırmaz. (Doyan kişi arkadaşları doyuncaya kadar) yemeğe devam etsin. Çünkü adam (yemekten elini çekmekle) yanında oturan arkadaşını utandırır ve arkadaşı belki yemek ihtiyacım duyduğu halde elini tutar (yâni yemeden çekinir)."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Adü'I-A'lâ bin A'yan bulunur. Zayıf bir râvidir.[46]



İzahı


Bu bâbta rivayet edilen hadîsler Zevâid nevinden olup senedleri zayıftır.[47]



Hadîslerden Çıkan Hükümler Şunlardır:


1. Toplu halde yemeğe oturulduğu zaman erken doyan kişi sofradaki arkadaşlarından önce kalkmamalı ve oyalanmalıdır ki arkadaşları sıkılarak aç kalkmasın. Kişinin böyle davranması müstehabtır.

2. Sofraya konulan yemek kabları kaldırılmadan sofradan kalkmamak müstehabtır.[48]



22- Elinde Et Kokusu Bulunduğu Halde Geceleyen Kimse (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı


3296) "... Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin kızı Kâtıma (Ra-dtyallâhü ankâ)*âan rivayet edildiğine göre: Kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Bilmiş olunuz ki elinde et kokusu bulunduğu halde (elini güzelce yıkamada*) geceleyen (yâni yatan) bir kimse (nin basma bir şey gelirse) kendi nefsinden başka kimseyi kınamasın (yâni suçlamasın)."



3297) '... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurınu§tur:

Sizden birinin elinde et kokusu bulunup da elini (güzelce) yıkamadan uyuduğu, sonra başına bir şey geldiği zaman sakın kendi nefsinden başka hiç kimseyi kınamasın (yâni suçlamasın)."[49]



İzahı


F â 11 m a (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisinin başkaca kim tarafından rivayet edildiğine bakılmalıdır. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'm hadîsi Tirmizi, Ebû Dâvûd, Hâkim ve îbn-i Hibbân tarafından da rivayet edilmiştir.

Hadislerde geçen "Gamar" et ve yağının eseri manasınadır. Yâni et yemeğini yeyip elini güzelce yıkamadan yatan bir kimse haşerelerden ve zehirli hayvanlardan zarar görürse kendi nefsinden başkasını suçlamasın.

Haşerelerin ve zehirli hayvanların zarar vermesine sebep olan diğer yemeklerin kokusu da böyledir.

Hadisler yemekten sonra, özellikle akşam yemeğinden sonra elleri yıkamanın müstehablığına delâlet eder. Ş e v k â n î : Hadîsin zahirine göre elleri su ile yıkamakla sünnet yerine gelmiş olur, demiştir. Fakat İbn-i Reslân: En iyisi elleri sabun veya benzeri bir şeyle yıkamaktır, der.

Elleri yıkama emrinin hikmeti ellerdeki et, yağ ve benzeri yemek kokusunu gidermek ve sağlığı korumak olduğuna göre çoğu zaman sırf su ile bu koku giderilmez. Bu itibarla kirliliği ve kokuyu giderici biçimde yıkamak müstehabtır.

Şu noktayı da belirtmek gerekir: Elleri yıkamanın müstehablığı yemek yemiş kimselere mahsus değildir. Meselâ yemek yemeyip de başkasına yediren veya eli yemeğe bulaşmış olan kimse de ellerini yıkamalıdır, ellerini yıkaması müstehabtır. Çünkü hadîslerdeki ifâde geneldir.

Âlimlerin bir kısmı: Elinde yemek kokusu varken yıkamadan uyuyan kimsenin başına gelebilecek zarar haşerelerin veya zehirli hayvanların ısırması ve soknıasıdır, demiştir. Diğer bir kısım âlimler ise: Bu zarar, baras hastalığı da olabilir. Çünkü kişi uykuda iken kirli eli terlenen bedeninin bir tarafına dokunabilir ve baras veya başka hastalığa sebep olabilir, demiştir.[50]



23- Yemeğe Buyur Etme Babı


3298) "... Esma bint-i Yezîd (bin es-Seken bin Râfi) (Radtyattâhü an-hâ)'dan; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir yemek getirildi. Sonra bize takdim edildi. Biz: Yemeğe iştihamız yok, dedik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem CSallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Açlığı ve yalan söylemeyi toplamayınız, buyurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadisin senedi hasen'dlr. Çünkü r&vt Şehr hftirirjınria ihtilİf vardır.[51]



İzahı


Sindi bu hadisle ilgili olarak: Bu hadîste anlatılan hususun H z. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nın düğünü sırasında olduğu rivayet olunmuştur, der. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in "Ey kadınlar açlığı ve yalan söylemeyi toplamayınız" mealindeki buyruğu ile kasdedilen mânâ şudur: Siz aç olduğunuz halde iştahımız yoktur, demekle yalan söylemiş olursunuz.[52]



Hadîsten Çıkarılan Hükümler:


1. Yemek hazır iken gelenlere buyur etmek müstehabtır.

2. Yemeğe buyur edildiği zaman kişi aç ise yemekten yemesi meşrudur, müstehabtır.

3. Aç olan bir kimsenin yemeğe samimi olarak buyur edildiği zaman: Ben tokum, deyip yalan söylemesi caiz değildir.



3299) ".,. (Abdü'l-Eşhel oğullarından bir adam olan) Enes bin Mâlik (Radty'dan; Şöyle demiştir: Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar, O'nun ev halkı arpa ekmeğini doyunca yemediler."



3347) "... İbn-i Abbâs (Radtyallâhü ankümâ)'dan; Şöyle demiştir:

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve aile ferdleri üst üste bir kaç gece aç olarak gecelerdi, akşam yemeği bulamazlardı. Genellikle yedikleri ekmek de arpa ekmeğiydi.'1



3348) '... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anAJ'den; Şöyle demiştir:

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yün elbise giydi ve yamalı papuç giydi. Enes şunu da söylemiştir: ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî beşi1 yedi ve sert elbise giydi.

(Enes'in râvisi) el-Hasan'a: Beşi1 nedir? diye sorulmuş. O da (Beşi*), arpanın iri (öğütülmüş) olanıdır. O, bunu ancak bir yudum su ile yutabilir idi" demiştir.

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu, zayıf bir seneddir. Çünkü Nuh bin Zekvân'ın zayıflığı hususunda ittifak vardır. Ebû Abdillah el-Hâkim : O, el-Hasaa'-dan her mudal badis rivayet eder, demiştir.[111]



İzahı


A i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisini Buhârî, Müslim ve T i r m i z i de rivayet etmişlerdir. Onun, ikinci hadîsinin benzerini B u h â rî ile M ü s 1 i m' de rivayet etmişlerdir.

Oralardaki rivayetlerde; t>*»u£. '&£_ — "Ard arda iyi gün" ilâvesi vardır. Yâni Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in ev halkı iki gün ard arda doyunca arpa ekmeği yememişlerdir.

îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Tirmizi ve A h m e d de rivayet etmişlerdir. Enes (Radıyaîlâhü anh) 'in hadisi ise Zevâid nevindendir.

Bu bâbta rivayet edilen hadisler Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) ile aile ferdlerinin nasıl mütevazı ve sâde hayat yaşadıklarını açık biçimde göstermektedir.[112]



50- Yemekte İktisad Etmek (Yâni Az Yemek) Ve Doyasıya Yemenin Mekruhluğu Babı


3349) "... Mıkdâm bin Madîkerib (Radtyalîâhü onA/den; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle buyururken işittim: Âdem oğlu karın (yâni mide)den daha şer (fena) bir kab doldurmamıştır. Âdem oğluna, belini doğrultan bir kaç lokma yeter. Eğer Âdem oğluna nefsi galebe çalarsa, kanun (yâni midenin) üçte biri yiyecek, üçte biri içecek ve üçte biri de nefes içindir."



3350) "... İbn-i Ömer (Radtyalîâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre :

Bir defa bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanında (tokluğundan dolayı) geğirdi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (adama) :

Geğirtini bizden uzaklaştır. Çünkü şüphesiz, kıyamet günü açlığı en vzun olanınız, dünya hayatında en çok tok olanınızdır, buyurdu."



3351) "... Atîyye bin Âmir el-Cühenî (Radtyallâkü enh)'den; Şöyle demiştir :

Selmân (Radıyallâhü anh) den, yediği yemekten biraz daha yemesi için israr edilirken şunu işittim:

(Yediğim mikdar) bana yeter. Çünkü ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim:

Dünyada nisanların en çok doyasıya yiyeni kıyamet günü açlığı en uzun olanıdır/*

Kot: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Sald bin Muhammed el-Verrak es-Sakafi bulunur. Âlimler onu zayıf saymıştır. îbn-i Hibbân ve Hâkim de (mu sıka, güvenilir saymışlardır.[113]



İzahı


M i k d â m (Radıyallâhü anh) 'm hadîsini Tirmizî, Ah-med, Hâkim ve îbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. Bu hadiste insanın karnı, yâni midesi en şer kab olarak vasıflandırılmıştır. Çünkü, mideyi tıkabasa doldurmak sağlığı bozduğu gibi dinî yaşantıyı da bozar. Sağlıklı olmayan kimsenin dini görevlerini düzenli biçimde yerine getirmesinin güçlüğü bilinmektedir. Aynca midenin doldurulması gaflet, tenbellik, rehavet ve ağırlığa sebebiyet verir. Bunun da dîni açıdan sakıncalı oluşu malumdur.

Tuhfe yazan: 'Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini su ve benzeri meşrubata ayırmak ve üçte birini de rahat nefes alma için boş bırakmak, en normal olanıdır ve tercih edilmelidir, dedikten sonra: T ı y b î şöyle demiştir, der: Hak ve vâcib olan beslenme, Allah'a kulluk edebilmek için beli doğrultacak kadar yemek almaktır. Bir kimse bununla yetinmezse, hadiste beyân edilen ölçü dâhilinde yemek yemelidir ve bu ölçüyü kaçırmamalıdır."

Sindi1 nin beyânına göre Gazali bu hadîsi bir tabib filozofa anlatmış. Tabib filozof şöyle demiştir: Az yemek hakkında bundan daha yüce bir söz işitmedim ve buna hayran kaldım. Allah'a and olsun ki, bu söz çok hikmetlidir.

îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini T i r m i 2 i ve Beyhakî de rivayet etmiştir. Bu hadiste geçen "Cüşâ" geğirti manasınadır. Geğirti tokluktan dolayı olursa, mekruhtur, iyi bir şey değildir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in, karşı çıktığı ve kerih gördüğü geğirti bu neviden olanıdır. Hastalık ve mîde rahatsızlığı dolayısıyla olan geğirti hadîsin şümulüne dâhil değildir.

Bu bâbtaki hadîsler tıka basa yemenin fenalığına ve az yemenin faziletine delâlet eder.

M i k d â m (Radıyallâhü anh)'ın hâl tercemesi 442. hadis bölümünde geçti.

Selmân'ın râvisi A t i y y e bin Âm ir el-Cühe-n î' nin yalnız bu hadisi vardır. Kütüb-i Sitte yazarlarından yalnız müellifimiz onun hadîsini rivayet etmiştir. Râvîsi de Z e y d bin V e h b' tir. İbn-i Hibbân onun sıka olduğunu söylemiştir.[114]



51- İştiha Ettiğin (Yâni Canının Çektiği) Her Şeyi Yemek Bir Nevî İsraftır, Babı


3352) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyâen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Senin İştiha ettiğin her şeyi yemen israftandır.»**

Not: Zevaİd'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi zayıftır. Çünkü râvi Nûh bin Zekvan'ın zayıflığı hususunda ittifak edilmiştir. Ed-Dürneyri: Bu hadîs onun münker hadîslerindendir, demiştir.[115]



İzahı


Zevâid nevinden olan bu hadisi B e y h a k i de .rivayet etmiştir. Mü'min bir kimse canının çektiği her şeyi yememeli ve nefsine hâkim olmalıdır. Hadis, müminin şanının,- nefsine muhalefetle bâzı arzularına karşı çıkmak olduğuna işaret eder. Kişinin canının çektiği her şeyi yemesi sağlığına zarar verebilir. Sağlığı korumak da bir görevdir.[116]



52- Yemeği Atmanın Yaşarlığı Babı


3353) "... Âi§e (Radtyattâhü anhâ)'d&n; Şöyle demiştir:

(Bir defa) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) eve girdi de yere atılmış bir ekmek parçası gördü. Onu yerden alıp sildikten sonra yedi ve:

Yâ Âişe, değerli şeye saygı göster. Çünkü ekmek parçası hangi kavimden nefret etmiş (kaçmış) ise katiyyen bir daha onlara dönmemiştir, buyurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan el-Velld bin Muhaınmed zayıftır. Sindi de : ed-Dümeyri'nin bu râvlnin hadîs uydurmakla itham edildiğini söylediğini nakletmiştir.[117]



53- Açlıktan (Allah'a) Sığınma Babı


3354) Cı... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anky&tn rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) şöyle duâ ediyordu:

«Aİlahım, ben açlıktan şüphesiz sana sığınırım. Çünkü açlık, gerçekten ne fena yatak arkadaşıdır. Hiyânetten de sana sığınıyorum. Çünkü şüphesiz hıyanet, çok kötü iç duygudur."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Leys bin Ebl Selim bu lunur. Bu ravl zayıftır.[118]



İzahı


Bu hadis, notta belirtildiği gibi Zevâid nevilidendir. Hadîste geçen "Daci" yatak arkadaşı manasınadır. Açlık, insanı din ve dünya ile ilgili görevlerden geri bırakır, zihinleri karıştırır, bâtıl ve bozuk bir takım fikirlere sürükler, hattâ kötü yollara bile sevkedebilir. Bu ve benzeri tehlikeler nedeniyle açlıktan Allah'a sığınmak gerekir.

Bitâne: Elbise astan manasınadır. Asıl mânâ bu olmakla beraber sırdaş, gizli tutulan şey ve iç mânâlarına da gelir. Hıyanet içte beslenen bir duygu olduğu için buna bitâne denmiştir. Hıyanet, dinimize göre büyük günahlardandır ve zararları pek çoktur. Bu hastalıktan da Allah'a sığınmak lüzumludur.[119]



54- Akşam Yemeğini Bırakmak Babı


3355) «... Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Bir avuç kuru hurma İle de olsa aksam yemeğini terketmeyiniz. Çünkü bunu bırakmak (insanı) ihtiyarlatır (Yâni zayıflatır).

Not: Zevaid'de şöyle denmiştir: Bunun senedinde İbrahim bin Abdisselâm bulunur. Bu r&vi zayıftır. Tirmizi de bu hadisi Enes (RA.Vden rivayet ederek, mttnker bir hadîs olduğunu söylemiştir.[120]



55- Misafir Edinme Babı


3356) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'6en rivayet edildiğine göre; Resûlullab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Hayır, misafir kabul edilen eve bıçağın deve hörgücüne ulaşmasından daha hızlı ulaşır."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde CÜbâre ve kesir bulunur, Bu iki râvl zayıftır.



3357) "... İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâyd&n rivayet edildiğine göre ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Hayır, içinde yemek yenen eve, bıçağın deve hörgücüne ulaşmasından daha hızlı ulaşır."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Cübâre var. Bu râvî zayıftır. Ayrıca senedde «Abdurrahman bin Nehşel» ifâdesi yanlıştır. Doğrusu şöyledir :



3358) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)\\en rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Adamın, misafiri ile beraber evin kapısına kadar çıkması (yâni uğurlaması) şüphesiz sünnettendir."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Ali bin ürve bulunur. Bu râvi, terkedilmiş zayıflardan biridir. İbn-i Hibbân, bunun hadis uydurduğunu so> lemistir.[121]



İzahı


Bu bâbta rivayet edilen hadîsler Zevâid nevindendir. Notta belirtildiği gibi senedleri zayıftır.

İlk iki hadîste misafir kabul edilen eve hayır ve sevabın çok hızlı olarak girdiğine işaret edilmektedir. Hayrın hızının tasviri için de bıçağın deve hörgücüne ulaşması hızı örnek alınmıştır. Sebebi şudur: Araplar misafir için deve boğazladıkları zaman önce hörgüç kısmım keserler. Çünkü hörgüç etini çok severler ve bundan misafire ikramda bulunmak için acele ederler. îşte onlar hörgüç kısmını henüz kesmemiş iken bu ikramlarının karşılığı olarak hayır ve sevab hemen eve girip ev halkına ulaşır.

Son hadîste de misafiri kapıya kadar uğurlamanın fazileti beyân edilip böyle davranmanın sünnet olduğu bildirilmektedir. Hadisteki sünnet, mendubluk mânâsına yorumlanabilir. Bir de misafirperver kimselerin izledikleri yol ve uygulanan güzel prensip mânâsına da yorumlanabilir.[122]



56- Misafir. Münker (Yâni Meşru Olmayan) Bir Şey Gördüğü Zaman Geri Döner, Babı


3359) "... Âli (bin Ebî Tâlİb) (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ben (bir gün) bir yemek yapıp Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i davet ettim. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geldi. Fakat evde resimler görünce geri gitti."



3360) "... Sefine Ebû Abdirrahmân (Radtyallâhü fl»A)'den rivayet edil-diğine göre:

Bİr adam bir yemek yapıp Alî bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anhVın evine göndermiş, Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) da: Keşke Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'İ davet edip O da bizimle beraber yiyerdi, demiş ve bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i davet etmişler. Resûl-i Ekrem de gelmiş ve elini kapının iki tarafında ağaçların üstüne koymuş. Sonra (içeri gireceği sırada) odanın bir kenarında desenli bir örtü görüp geri gitmiş. Bunun üzerine Fâtıma, Alî'ye:

Yetiş de, Seni geri çeviren nedir? Yâ Resûlallah, diye sor, demiş.

(Ali de yetişip sormuş ve) Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Müzevvak (yâni nakışlarla süslü) bir eve girmek benim için yoktur (yâni giremem), buyurmuştur."[123]



İzahı


Bu babın ilk hadisinin Kütüb-i Sitte'nin kalanlarından hangisinde rivayet edildiğini tesbit edemedim. Bu hadiste geçen Tasâvîr kelimesi Tasvir'in çoğuludur, suretler manasınadır. Suret, resim demektir. Bu hadis evde resim bulundurmanın caiz olmadığına delâlet eder. Bir canimin boy resminin açık ve yüksekçe yere asılı bulunduğu eve meleklerin girmediği hususunda rivayet olunan hadisler sünenimizin libas kitabının 44. babında gelecektir. Konu ile ilgili gerekli bilgi orada inşâallah verilecektir. Oradaki hadîsler 3649 * 3652 noludur.[124]



Hadîsten Çıkan Hüküm Şudur:


Bir müslümanın davet edildiği evde bir canlının yaşayabilir biçimdeki boy resmi asılı durumda bulunursa davetli kişi oraya girmemelidir.

Bu babın ikinci hadisini Ebü Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmiştir.

Bu hadiste geçen Idâde kapının kenarında dikili ağaç demektir. Yâni kapıyı tutturmak için sağ ve solunda bulunan iki ağaç parçasına verilen isimdir.

Kiram t Örtü olarak kullanılan desenli ve nakışlı yünden mamul perdedir, çeşitli renklerden pamuk ipliği ile işlenir. El-Mısbâh isimli lügat kitabında, Kirâm: İnce örtüdür. Bâzılarına göre çizgili ve nakışlı ince örtüdür, diye tarif edilmiştir. Müzevvak = Nakışlarla süslenen, demektir.

Hadisin baş kjsmında,bulunan; yi ^jUsl %-j jl cümlesinin zahirine göre bir adam A 1 i' yi misafir etmiş. Ebû Davud'un süneninin bâzı nüshaları da böyledir. Diğer bâzı nüshalarında ise;

j\ ifâdesi kullanılmıştır. Bu rivayetin zahirine göre ise bir adam A 1 i' ye misafir olmuştur.

T ı y b î ilk rivayet şeklini şöyle yorumlamıştır: Yâni adam yemek yapıp A 1 i" ye göndermiştir. Yoksa zan edildiği gibi adam A 1 i * yi kendi evine davet etmemiştir.

Kanımca T ı y b i' nin böyle yorum yapmasının sebebi hadîsin devamında gelen F â t ı m a (Radıyallâhü anhâj'ya âit sözlerdir. Onun sözleri Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâmî'in onun evine geldiğini de ifâde eder.

EI-Mirkat'ta belirtildiği gibi bu hadis, bir münker'in yâni e^yri meşru durumun bulunduğu davete icabet edilmeyeceğine delâlet eder.

E 1 - H â f ı z da, el-Fetih'te: Bir evde bir münkerin, yâni gayri meşru durumun bulunmasının, o eve girmesine dinen engel olduğu, bu hadîsten anlaşılır, demiştir.

lbn-i Battal da bu konuda şöyle der:

Allah ve Resulünün yasakladığı bir durumun bulunduğu bir davete icabet etmek caiz değildir, hadîs bunu ifâde eder. Çünkü böyle bir davete icabet etmek böyle bir duruma rızâ göstermek anlamını taşır. İ b n - i Battal daha sonra mesele ile ilgili mütekaddim, yâni ilk âlimlerin mezheblerini açıklar ki, bunun özeti şudur: Davet edilen kişi davet edildiği yerdeki haram durumu giderirse, oraya gitmesinde bir sakınca yoktur. Şayet gidermeye gücü yetmezse geri döner.

Hanefî mezhebine mensub el-Hidâye sahibi de: Bir kimse davet edildiği yere gittikten sonra orada münker, yâni Allah ve Resulünün yasakladığı bir durum meydana gelirse, davet edilen zât, örnek edinilecek bir önder ise ve durttt^lmÜdaİHüe edip gidermeye gücü yetmezse, orayı derhal terk etmelidir. Çünkü öyle mecliste dine leke sürülmüş olur ve bir günah kapısı açılmış olur. Şayet davet edilen kişi örnek ve önder durumunda değil ise oturmuş iken artık yemeği yeyip öyle çıkmalıdır. Fakat davet edilen bir kimse henüz davet edildiği yere girmemiş iken orada münker bir durumun olduğunu sezerse örnek olsun veya olmasın geri dönmelidir, der.[125]



57- (Yemektf.) Yağ İle Eti Birleştirmek Babı


3361) "... İbn-i Ömer (Abdullah) (RadtyaUâhü anfıümâyâan rivayet '" ¦ göre:

Bir gün kendisi sofrası üstünde (yemekte) iken (babası) Ömer (bin el-Hattâb) (Radıyallâhü anh) onun yanma giriyor. Abdullah sofranın baş kısmında (babası) Ömer için yer açıyor. Ömer de: Bismillah diyerek elini vurup bir lokma alıyor. Sonra diğer bir lokma ile ikiliyor, (yâni ikinci bir lokmayı alıyor). Sonra Ömer (Radıyallâhü anh) :

Ben bir yağ tadım cidden buluyorum. Bu, et yağı (tadı) değildir, deyince Abdullah (Radıyallâhü anh) :

Ey mü'minlerin emîri (halifesi), ben çarşıya çıkıp satınalayım diye semiz et aradım. Fakat bunu pahalı bulunca bir dirhem ile zayıf et aldım ve üstüne bir dirhemlik yağ koydum. Böylece aile ferdleri-min kemiklerden yararlanmasını istedim, diyor. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhü anh) :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında et ve yağ birleştiği her zaman O. mutlaka birini yemiş, diğerini de sadaka etmiş (ikisini yediği katiyen vâki olmamıştır), diyor. Abdullah (Radıyallâhü anh):

Yâ mü'minlerin emîr'i (bu defa) al. Bundan sonra et ve yağ benim yanımda birleştiğinde mutlaka bunu yapacağım (yâni birisini yeyip diğerini sadaka edeceğim), diyor. Fakat Ömer (Radıyallâhü anh):

Ben yapacak değilim (Yâni bu yemeği yemem), diyor."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu, hasen bir seneddir. Bu senedde Yahya bin Abdirrahman bin Ubeyd bulunur.[126]



58- Kim Bir Yemek Pişirirse Suyunu Çoğaltsın, Babı


3362) "... Ebû Zerr (Radtyallâhü anA/den rivayet edildiğine göre; Pey-gamber (Sallaİlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bir çorba yapbğın zaman suyunu çoğalt ve çorbandan bir avucu-nu komşularına ver,» buyurmuştur."[127]



İzahı


Bu hadisin benzerini Tirmizi, Nesâi ve îbn-i Hib-b â n da rivayet etmişlerdir. T i r m i z i' nin rivayet ettiği hadisin ilk fıkrası başka bir talimat mahiyetindedir. İkinci fıkrada meâ-len; «Sen et veya başka bir şey pişirdiğin zaman suyunu çoğalt (yâni bol sulu yap) ve ondan bir avucu komşuna ver» buyurulmaktadır. Tirmizi bu hadîsin hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Bu hadîs, İslâm dininin sosyal yardımlaşmaya ve dayanışmaya verdiği önem için bir örnek mahiyetindedir.[128]



59- Sarmısak, Soğan ve Pırasayı Yemek Bâb1


3363) "... Ma'dftn bin Ebf Talha el-Ya'merî (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ömer bin el-Hattâb (Hadıyallâhü anh), Cuma günü hutbe okumak üzere ayağa kalktı. Allah'a harad ve sena ettikten sonra şöyle

Ey insanlar! Siz, benim ancak habis (yâni hoşlanılmaz) sandığım şu sarımsak ve soğan (denilen) iki yeşilliği gerçekten yiyiyorsunuz. Halbuki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken (mes-cid'de) kendisinden mezkûr yeşillik kokusu hâsıl olan adam görürdüm. (Böylesi mescid'den uzaklaştırılarak) Bakî tarafına çıkarılıncaya kadar elinden tutuluyor (götürülüyor) du. Şu halde, kim bunları behemehal yiyecek olursa pişirmek suretiyle kokusunu gidermesi gerekir."



3364) "... (Ebû Eyyûb-î Ensârî'nin zevcesi) Ümmii Eyyûb (RadtyaUâhü mâyd; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e, içinde (soğan, sarımsak, pırasa gibi) bazı (kerih kokulu) yeşillikler bulunan bir yemek yaptım. Fakat O, (bundan) yemedi ve:

•Ben arkadaşım (Cebrail AleyhisselâmJa eziyet etmekten hoşlanmam.» buyurdu."



3365) "... Câbir (RadtyaUâhü anhyâen rivayet edildiğine göre: Birkaç adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanma gelmişler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), onlardan prasa kokusu duymuş ve:

«Ben siz (müslümanlar) ı (fena kokulu) bu yeşillikten men etmiş olmadım mı? Şüphesiz insanların rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsızlanır.*"[129]



İzahı


Bu babın ilk hadîsini Müslim ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Sünenimizin 1014 numarasında bu hadîsin aynısı geçmiştir. Orada hadisin izahı ile ilgili bilgiler ve soğan, sarmısak, prasa gibi hoşlanılmayan kokulu gıda maddelerini yemenin hükmü hakkındaki ilmî görüşler açıklanmıştır. Oraya bakılmalıdır.

O m m ü E yy û b (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadîsini Tirmi-zi, îbn-i Huzeyme ve İbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir.

C â b i r (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinin benzerini Müslim de rivayet etmiştir.

Bu hadîslerde geçen bâzı kelimeleri açıklayalım: Sum: Sarımsak, Basal t Soğan ve Kürras, pırasa demektir. Şecere» Ağaç manasınadır. Hadîslerde anılan sebzelere Şecere denmiştir. Hadislerde bunlara Habis denmiştir. Çünkü kokuları fenadır. Ha-bîs kelimesinin asıl mânâsı ise Nevevi' nin naklen beyânı gibi; hoşlanılmayan söz, fiil, hareket, mal, şahıs, yiyecek ve içecek hakkında kullanılır. Araplar bu kelimeyi bu anlamda kullanırlar.

Baki: Medîne-i Münevvere mezarlığıdır. Bukûl i Bakl'ın çoğuludur. Baki, yeşillik demektir. Bu itibarla sebzelere de bakıl denilir.

Ümmü Eyyûb (Radıyallâhü anh) Kays bin Sa'd bin İmrii'l-Kays'ın kızı olup Ebû Eyyûb el-En-s & r i (Radıyallâhü anh) 'in eşidir. Ensâr-i Kirâm'ın H a z r e c kabîlesindendir. Bu hadîsi vardır. Tirmizİ, Ebû Dâvûd ve îbn-i Mâceh onun hadisini rivayet etmişlerdir. Râvîsi Ebû Y e z i d e 1 - M e k k i' dir.[130]

Hulâsa'daki bilgiye göre onun hadisini Ebû D â v û d da rivayet etmiştir. Fakat rastlayamadım. Belki de başka hadisi E b ü D â v û d tarafından rivayet edilmiştir. Doğrusunu Allah bilir.



3366) "... Ükbe bin Âmir el-Cühenî (Radtyallâhü a«A)'den rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sahâbîlerine i «Soğan yemeyiniz» buyurmuş, sonra gizli (yâni alçak sesli) bir kelime "Çiğ" buyurmuştur."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdullah bin Lehia bulunur. Bu ravi zayıftır. Kavilerden Osman ve el-Müğire lehinde veya aleyhinde konuşanı görmedim.[131]



60- Peynir ve Sâde Yağ Yemek Babı


3367) "... Selmân-i Fârisî (Radtyallâhü anh)'âtn; Şöyle demiçtir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sâde yağ, peynir ve firâ (yâni yabanî eşek veya deriden mamul elbise) hükmü soruldu. Resûl-İ Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Helâl, Allah'ın, Kitâb'ında (açık veya kapalı olarak) helâlliğini bildirdiği, haram da Allah'ın, Kitâb'ında (açık veya kapalı olarak) haramhğuu bildirdiği şeydir. Kitâb'ın (veya Allah'ın) söz etmediği (yâni helâl veya haram olduğunu belirtmediği) şey de, Allah'ın af iv ettiği (yâni mubah kıldığı) şeylerdendir.»"[132]



İzahı


T i r m i z 1 bu hadisi libâs kitabında "Firâ'ı giymek" başlığı al-tında açtığı bâbta rivayet etmiştir. Hadîsin senedinde bulunan S e y f bin Hârûn Tuhfe'de zayıf olarak tanıtılmıştır. Tirmizl' nnV bir rivayetinde ayni râvi mevcuttur. Diğer bir rivayetinde ise bu râ-vî yoktur. Fakat o rivayette hadîs S e 1 m â n (Radıyallâhü anh) üzerinde mevkuftur. Yâni S e 1 m â n' in sözü olarak rivayet olunmuştur. Hâkim de bu hadisi rivayet etmiştir.

Hadisin metninde geçen "Firâ" kelimesi iki mânâya yorumlanmıştır: El-Karl: Bu kelime Ferâ veya Fera'nın çoğuludur, yabani eşek manasınadır. E 1 - K a di demiş ki, bir kavle göre bu kelime Ferv'in çoğuludur. Ferv, deriden mamul elbisedir. T i r m i -z î gibi bâzı hadîsçiîerin bu hadîsi Libâs, yâni elbise bölümünde rivayet etmesi, bu ikinci yorumu teyid eder. Ibn-i M â c e h ise bunu sade yağ ve peynir babında rivayet etmiştir, der. Yâni î b n - i M â c e h ' in bu hadisi Yiyecekler bölümünde rivayet etmesi birinci yorumu teyid eder. Bâzı ilim adamlarımız birinci yorumu, yâni bu kelime ile deriden mamul elbise anlamını tecrid ederek; Sahâbîlerin deriden mamul elbiseyi giymenin hükmünü sormaları sebebine gelince, gayri müslimler murdar hayvan derisini tabaklamadan elbise yapıp giyerlerdi. Sahâbiler onların durumuna düşmekten korkarak bunu sormuşlardır, derler. Hadis âlimlerinin bu hadîsi elbise bölümünde rivayet etmeleri bu görüşü takviye eder, diye bilgi vermiştir.

Hulâsa Ferâ kelimesi ya deriden mamul elbise, ya da yabani eşek manasınadır. Deriden mamul elbiseyi giymekte bir sakınca yoktur. Murdar hayvan derisine gelince, bu tabaklandığı zaman yıkanıp temizlendikten sonra giyilebilir ve başka türlü de kullanılabilir. Bu konu 3609 - 3612 nolu hadîsler bölümünde anlatılacaktır. Yabani eşek etine gelince, bu konu 3193-3196 nolu hadîsler bölümünde geçmiştir. Oraya bakılabilir.

Sindi, hadîsin izahı bölümünde özetle şöyle der: "Bu hadîsin zahirine göre helâl ve haram hükümleri yalnız Kur'-ân-ı Kerim âyetlerinden çıkar ve helâl veya harama âit hiç bir hüküm hadîsler ile sabit olamaz. Halbuki durum böyle değildir ve;

"Bilmiş olunuz ki bana Kur'an ve onunla beraber onun misli verildi" hadîsine aykırıdır. (Müellifimizin 12. hadisine bakınız). Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) de bir şeyin haramlığını bildiren hadisleri tutmayıp bu hükmün Kur'ân'da yer almamasını mazeret, gerekçe gösteren kimseleri yermiştir. (Müellifimizin 13 nolu hadisine bakınız)."

Yukarda belirtilen sebeblerle bu hadis zahiri mânâsına göre değildir, şöyle yorumlanması gerekir: "Allah'ın Kur'ân-i Kerim'de helâl veya haram kıldığı şeyler1' ifâdesinden maksad Kur'ân'da açıkça bildirilen hükümler ile konulan genel hükümlerdir,

— "Allah'a itaat ediniz ve Allah'ın Resulüne itaat ediniz" gibi âyetler genel hükümleri ifâde ederler. Durum ve yorum bu olunca; bu hadiste anılan peynir, sâde yağ, yabana eşek veya deriden mamul elbise, Allah'ın, Kitâb'ında helâl kılınmış şeylerden sayılır. Çünkü Resülullah (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu hükümleri beyân buyurmuştur. Kur'ân-ı Kerimin yukardaki âyeti ve benzeri âyetler Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'e itaat etmeyi emreder. Şu halde bu hükümler Kur'ân ile sabittir. Sâde yağın helâlliği Buhâri ve Müslim'in rivayet ettikleri hadisle sabittir. Peynir'in helâlliği da Ebû Davud'un rivayet ettiği hadîsle sabittir.

Yabani eşek eti ve tabaklanan deri ile ilgili hükümler de yukarda numaraları verilen hadislerle sabittir.

Hadis bu şekilde yorumlanınca; sâde yağ ve peynir ile yabani eşek eti veya derinin elbise olarak kullanılması hükümleri Allah'ın söz konusu etmediği hükümlerden sayılmaz. Keza, hadisten maksad anılan bu şeylerin, sözü edilmeyen neviden olduğunu bildirmek değil, maksad, helâl ve haramı tanımak için genel bir kural koymaktır.

Durum bu olunca bu hadîs;

"Allah, şüphesiz size bâzı şeyleri emretmiştir. Siz bunları yerine getiriniz. Bazı şeyleri de size yasaklamıştır. Bunlardan da sakınınız ve katından bir rahmet olarak bâzı şeyler (in helâl veya haramlığın)-dan söz etmemiştir. Artık siz de o şeyleri sormayınız" hadîsine muvafık olur.

Hadis, haramlığı hakkında bir hüküm bulunmayan şeylerde asıl olanın helâllik olduğuna delâlet eder.

Ş e v k â n i de, en-Neyl'de: Helâl ve haram kılma hükümlerinin Kur'ân-ı Kerime inhisar ettiğine delâlet eden bu ve benzeri hadislerden maksad, Kur'an-i Kerim'de bulunan özel hükümler yanında genel hükümler ve işaretler, eşyaların helâllığına veya haramlığına delâlet eder. Maksad şu olabilir.- Hükümlerin çoğu, Kur'an-ı Kerim'de açık veya kapalı biçimde bulunur. "Bana Kur'ân-ı Kerîm ve onunla beraber onun misli verildi" mealindeki sahih hadis bunu gösterir, der.[133]



61- Meyveler Yemek Babı


3368) "... Kuman bin Beşîr (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e Tâif'ten bir mlkdar

(yaş) üzüm hediye edilmişti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni çağırarak:

«Şu salkımı al da anana ulaştır» buyurdu. Ben de üzümü anama ulaştırmadan önce yedim. Birkaç gece sonra Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana:

«Üzüm salkımı ne oldu, onu anana ulaştırdın mı?» diye sordu. Bende:

Hayır (anama ulaşmadı), dedim. Numân demiş ki Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana ğuder (vefasız), dedi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup râvlleri sıka, güvenilir zâtlardır. Fakat Peygamber (S.A.V.)'den olan rivayette burada anlatılanın aks! anlatılmaktadır. Şöyle ki: O rivayete göre Nıımân'ın anası Numan'Ia Peygamber (SAV.)'e (yaş) üzüm gönderir. Numân da üzümü Peygamber (S.A,V.)'e ulaştırmadan önce bir mikdarını yer. Sonra üzümü getirince Resûl-i Ekrem (S.A.V.) onun kulağından tutup ona :

«Yâ Güder» (yâni emânete hıyanetle vefasızlık eden), buyurdu ve: «Kişi sev* beraberdir.» buyurdu.

Olay ihtilaflıdır. İki ayrı olay olması da muhtemeldir.



3369) "... Talha (Radtyallâhü ö»*)'den; Şöyle demiştir: Bir gün ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına girdim. Elinde ayva vardı. Buyurdu ki i Bunu al (ye), ey Talha. Çünkü ayva, şüphesiz gönülü rahatlatır."

Not: Zevâid'de söyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdülmelik ez-Zübeyrl bulunur. Bu râvi meçhuldür. EI-MüzzI, el-Etrâfta ve Zehebİ de el-Kaşirte Ebû Satdln d« »ayıf olduğunu söylemişlerdir.[134]



62- Yüzükoyun Yatarak Yemek Ye\Fenin Yasaklığı Babı


3370) "... Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (Radtyallâhü anhüm)'-den rivayet edildiğine göre :

BesûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) .adamın yüzükoyun yatarak yemek yemesini yasaklamıştır.[135]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/5-7.

[2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/7.

[3] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/7-8.



[4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/8-9.

[5] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/9.

[6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/9-10.

[7] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/10-12.

[8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/12.

[9] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/12-13.

[10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/13-14.

[11] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/14-15.

[12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/15-16.

[13] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/16-17.

[14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/17-19.

[15] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/19-20.

[16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/20-21.

[17] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/21-23.

[18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/23-24.

[19] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/24-25.

[20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/26-27.

[21] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/27.

[22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/27-29.

[23] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/29.

[24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/29-30.

[25] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/30-31.

[26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/31-32.

[27] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/32.

[28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/33-34.

[29] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/34.

[30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/34-35.

[31] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/35-36.

[32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/36-38.

[33] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/38-39.

[34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/39.

[35] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/39.

[36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/39-41.

[37] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/41.

[38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/42-43.

[39] Hulfts», 415 Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/43.

[40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/43-44.

[41] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/44.

[42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/45-46.

[43] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/46-47.

[44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/47-48.

[45] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/48.

[46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/48-50.

[47] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/50.

[48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/50.

[49] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/50-51.

[50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/51-52.

[51] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/52.

[52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/53.

[53] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/53.

[54] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/54.

[55] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/54.

[56] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/55.

[57] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/56.

[58] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/56-57.

[59] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/57-59.

[60] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/59.

[61] Hulâsa, 59 Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/59-60.

[62] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/60-61.

[63] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/61-62.

[64] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/62-63.

[65] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/63.

[66] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/64-65.

[67] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/65-66.

[68] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/66.

[69] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/66.

[70] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/66-67.

[71] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/67-68.

[72] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/68.

[73] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/68-69.

[74] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/69.

[75] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/69.

[76] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/70-71.

[77] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/71-72.

[78] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/72-73.

[79] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/73.

[80] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/74.

[81] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/74-75.

[82] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/75-76.

[83] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/76.

[84] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/76-77.

[85] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/77.

[86] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/78-79.

[87] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/79.

[88] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/79-80.

[89] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/80-81.

[90] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/81-82.

[91] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/82-83.

[92] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/83.

[93] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/84.

[94] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/85.

[95] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/86.

[96] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/86.

[97] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/87.

[98] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/87.

[99] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/88-90.

[100] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/90-91.

[101] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/91-92.

[102] Hulâsa, 367 Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/92.

[103] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/93.

[104] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/94.

[105] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/94-97.

[106] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/97.

[107] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/97.

[108] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/97-98.

[109] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/98.

[110] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/99.

[111] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/99-101.

[112] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/101.

[113] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/102-103.

[114] Hulâsa, 268 Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/103-104.

[115] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/104-105.

[116] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/105.

[117] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/105-106.

[118] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/106.

[119] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/107.

[120] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/107.

[121] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/108-109.

[122] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/109.

[123] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/110-111.

[124] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/111.

[125] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/111-113.

[126] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/113-114.

[127] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/114-115.

[128] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/115.

[129] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/115-117.

[130] Huttsa, 497 ve Tuhfetü'l-Ahvezl C. 3,6ah. 84

[131] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/117-118.

[132] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/118-119.

[133] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/119-121.

[134] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/121-123.

[135] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/123.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam