SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > LUKATA KİTABI

 

islam

help 2.30.18 18-Lukata previous next

HADİS KİTAPLARI > SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > 18-Lukata
18- LUKATA KİTABI

1- Develer, Sığırlar Ve Koyunlar İle Keçiler Dâllesî (Yitîgî) Babı

2- Lukata Babı

3- Farenin (Deliklerden) Çıkardığı Malı Alıp Götürmenin Hükmüne Âit Bâb

4- Bir Rikâz'a (Define’ ye) Rastlayan Kimseye Âit Bâb

Rikâz'ın Humusu Kimlere Verîlîr?

Maden Ve Rikâz'ın Tarifi Ve Hükümlerine Ait Dört Mezhebin Görüşleri



18- LUKATA KİTABI


Lukata: Yerde bulunan ve sahibi mechûl maldır. Buna Lukta ve Lukaata da deniliyor ise de en meşhuru Lukata'dır. Lukata'mn yerden alınıp sahibi bulunduğu takdirde kendisine verilmek üzere götürülmesinin meşruluğu Kitâb, Sünnet ve İcmâ-ı Ümmet ile sabittir.

Lukata'nm yerden alınması hakkında mübâhhk, mendubluk, vâ-ciblik, haramlık ve mekruhluk hükümleri vardır. Şöyle ki:

1. Lukata'yı gören kişi kendinden emin olup bunu saklıyacağı-na, hıyanet etmiyeceğine inanıp yerden kaldırmaması hâlinde hıyanet edecek bir kimse tarafından götürüleceği endişesini duymazsa bunu alıp almaması mubahtır. Almasında veya almamasında bir sakınca yoktur.

2. Lukata'yı yerden almaması hâlinde, hiyânetli bir kimse tarafından götürülmesi şüphesi olduğu takdirde birinci maddede durumu belirtilen kişinin bunu alması mendubtur.

3. Lukata'yı yerden almaması hâlinde, hiyânetli bir kimse tarafından götürülmesi kuvvetle muhtemel olup durumu birinci maddede yazılı kişiden başka güvenilir bir kimse oralarda yok ise o kişinin bunu alması farz-ı ayndir. Güvenilir başka kimseler de orada var ise o kişinin bunu alması farz-ı kifâyedir.

4. Lukatayı gören kişi kendine güvenemiyor veya gereğini ya-pamıyacağı kanaatında ise bunu alması haramdır.

5. Lukata'yı gören kişi kendine güvenmekle beraber gereğini yapanuyacağı endişesi ve şüphesi içinde ise bunu alması mekruhtur.

Yitik mal hayvan ise, genellikle buna Lukata denmez de Dâlle denilir. Şu halde yitik mal hayvan ise buna Dâlle denilir. Hayvandan başka bir mal ise buna Lukata denilir. Fakat T a h â v î bu iki kelimenin anlamı arasında bir fark olmadığını, yitik hayvan için Lukata kelimesinin kullanıldığını ve yitik diğer mallar için Dâlle kelimesinin kullanıldığını söylemiştir. Müellifimiz birinci görüşte olduğu için yitik hayvanlar için açtığı birinci babın başlığında Dâlle kelimesini ve yitik diğer mallar için açtığı ikinci babın başlığında Lukata kelimesini kullanmıştır. Hadislerin zahiri de birinci görüşü teyid eder, kanısındayım. [1]


1- Develer, Sığırlar Ve Koyunlar İle Keçiler Dâllesî (Yitîgî) Babı


2502) Abdullah bin eş-Şıhhîr[2] (Radtyaltâhü ank)'âen rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurdu, demiştir;

«Müslümanm d âli esi (yitik hayvanı veya yitik her nevi malı) ateş alevidir.»"

Not: Bu hadisin senedinin sahSı ve râvllerlnin sıka oldukları. Zevâid'de bildirilmiştir, [3]


İzahı


D â r i m î' nin de rivayet ettiği bu hadîsin mânâsı şudur: Bir kimse bir müslümanın yitik malım kötü niyetle alırsa yâni sâhibine teslim etmek niyetiyle değil de yemek maksadıyla alırsa bundan dolayı cehennem azâbma müstehak olur. S i n d î bu hadîsi böyle açıklamıştır. Hadisteki Dâlle kelimesi yitik hayvan anlamına mü-sâid olduğu gibi yitik her nevi mal anlamına da müsâiddir. Çünkü yitik olan herhangi bir malı kötü niyetle almak haramdır. Yitik deve ve sığırın alınması bâzı âlimlerce mutlaka haram görülmüştür. Bâzı âlimler ise yalnız yitik devenin alınmasının haramlığma hükmetmişlerdir. Bunun sebebi ise bu tür hayvanların kendilerini yırtıcı hayvanların tehlikelerden koruyabilmeleridir. Bu hususla ilgili genel bilgi bu bâbm diğer hadîslerinin izahı bölümünde verilecektir. Bu duruma burada işaret etmenin sebebi şudur: Eğer hadisteki Dâlle kelimesi ile yalnız yitik deve ve sığır kasdedilmiş olsaydı, kötü niyetle olsun iyi niyetle olsun bu nevî yitik hayvanı almamanın gereğine işaret edilmiş, denilebilir. Fakat âlimlerden böyle yorumlayanı görmedim ve hadisin zahiri de buna uygun değildir. Çünkü Dâlle kelimesini yalnız yitik deve ve sığır mânâsına tahsis etmek ve koyun ile keçiyi bunun anlamının dışında tutmak hatâdır. Mamafih bundan sonra gelen hadîste geçen Dâlle kelimesini deve ve sığır mânâsına yorumlayanlar olmuştur. O hadîsin izahı yapılırken bu noktaya değinilecektir.



2503) El-Münzir bin Cerîr (bin Abriillah el-Becelî) (Radtyallâhü ankümâyûan; Şöyle demiştir:

Ben el-Bevâzîc'te babam (Cerir bin Abdullah[4] İle beraberdim. (Babamın) sığır sürüsü akşama doğru (meradan) geldi. Babam, (sürü içinde) yabancı bir sığır gördü ve ı Bu nedir? diye sordu. Ordakiler: Sığır sürüsüne İltihak eden bir sığırdır, diye cevab verdiler. El-Münzir demiştir ki; Bunun üzerine babam emretti. O sığır sürüden çıkarılıp gözlerden kayboluncaya kadar kovalandı. Sonra babam şöyle dedi: Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim:

«Dâlle'yi (yâni yitik hayvanı) ancak sapık bir kimse kendi malına karıştırır.»" [5]


İzahı


Bu hadîsi Ahmed, Ebü D â v ûd, Nesâi ve Bey-haki de rivayet etmişlerdir. Hadîsin râvîsi Cerîr bin Ab-dillah el-Bece li (Rachyallâhü anh)'m hâl tercemesi 159 nolu hadîs bölümünde geçti. Hadisin ikinci râvîsi e 1 - M ü n z i r ise onun oğludur, sıkadır. Müslim de onun hadîslerini rivayet etmiştir.

El-Bevâzîc: Musul'a bağlı eski bir şehir olup Dic-1 e nehrine yakındır. Tekmile yazarının beyânına göre bu beldede eskiden beri bir çok ilim adamları yetişmiştir. E 1 - M ü n z i r î' nin dediğine göre bu şehir bu hadîsin râvîsi olan Cerîr bin Abdi 1 1 a h (Radıyallâhü anh) tarafından fethedilmiştir.

Ebû Davud'un rivâyetindeki hadisin baş kısmı meâlen şöyledir: "El-Münzir bin Cerîr: Ben el-Bevâzîc'de (babam) Cerîr ile beraberdim. Çoban (babama âid) sığır sürüsünü getirdi. Sürü içinde yabancı bir sığır vardı. Bunun üzerine babam, çobana : Bu (sığır) nedir? diye sordu. Çoban da: Bu sığır sürüye iltihak etti. Kimin olduğunu bilmiyorum, diye cevab verdi. Bunun üzerine Cerîr: Bunu sürüden çıkarınız. Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim, dedi:= Dâlle'yi (yâni yitik hayvanı) ancak sapık bir kimse kendi malına karıştırır.»"

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-F ¦Uâtü ve's-selâm)'in buyruğunun başında bulunan; tjjjt ve bâzı rivayetlerde olduğu gibi; fiillerini hadîs âlimleri katmak ve karıştırmak mânâsına yorumlamışlardır. Yâni yitik bir hayvanı bulan kimse bunu kendi malına katıp karıştırarak buna mâlik olamaz. Meğer ki sapık bir kimse ola. Dâll (Sapık) kimseden maksad ise hak ve doğru yoldan ayrılan kişidir. Şu halde yitik bir hayvanı bulan kimse bunu sahibine teslim etmek

niyetiyle alıp durumu usûlü dâiresinde ilân ederse bu niyetle ahp barındırmakta sakınca yoktur. Nitekim Müslim* in Zeyd bin H â 1 i d' den rivayet ettiği merfû bir hadîste Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem); «Bir Dâlle*yi (yâni yitik hayvanı) barındıran kimse durumu ilân etmedikçe dalâlettedir.»

Sindi bu hadisin şerhinde şöyle der:

"Dâlle'den maksad yitik mal olabilir. Yâni hayvan olsun başka mal olsun. Hepsini kapsıyacak şekilde umumî bir mânâya yorumlanabilir. Dâlle bu mânâya yorumlanırsa hadîsin mânâsı şöyle olur: Yitik malı ancak sapık bir kimse alarak kendi malına karıştırıp buna sahip çıkar. Asıl sahibine ulaştırmak için gerekli duyuruyu yapmaz.

Alman yitik mal kendini yırtıcı hayvanlardan koruyabilen ve günlerce susuzluğa açlığa dayanabilen deve olsun, başka hayvan veya başka mal olsun hiç birisi kötü niyetle ve buna sahip çıkıp saklamak ve ilân etmemek caiz değildir.

Bir kavle göre hadîs şöyle yorumlanmıştır.

Dâlle'den maksad kendini yırtıcı hayvanlardan koruyabilen ve ot ile su ihtiyacını gidermek için uzaklara gitmeye muktedir olan yitik deve ve sığırdır. Bu yitik hayvanlar sahibine teslim edilmek üzere gerekli duyuruyu yapmak niyetiyle de olsa alınmamalıdır. Ancak sapık kimse bunları alır. Çünkü böyle hayvanı barındırmaya ge-

rek yoktur. O ergeç sahibine ulaşır. Fakat hadisteki; tjjjt fiili ba-

rındırmak değil de el koymak, malına karıştırıp buna sahip çıkma mânâsına yorumlanırsa Dâlle kelimesini deve ve sığıra tahsis etmeye lüzum kalmaz."

Tekmile yazan da bu hadîsin şerhinde şöyle der: "Bu hadis Cerir bin Abdillah (Radıyallâhü anh) 'm görüşüne göre sığırın da deve gibi kendisini yırtıcı küçük hayvanlardan koruyabildiğine ve bu nedenle sığır yitik olduğu zaman alınmasının caiz olmadığına delâlet eder. Bunun içindir ki Cerîr (Radıyallâhü anh) yabancı sığırın kendisinin sığır sürüsünden çıkarılmasını emretmiştir. (Âlimlerin bu husustaki görüşleri bundan sonra gelen hadisin izahı bölümünde verilecektir.)

H a t t & b i de: Bu hadîs yitik bir malı almanuı meşruluğuna deiâtet eden hadîsîere muhalif değildir Çünkü Dâlie kelimesi altın, gümüş, eşya ve diğer malları ifâde etmez. Dâîle, ancak deve, sığır ve kuş gibi yitik hayvanlar anlamını ifâde eder. Şu halde kendisini tehlikelerden koruyabilen bir yitik hayvanı almamak ve sahibini buluncaya kadar serbest bırakmak gerekir, demiştir.



2504) Zeyd bin Hâlirî el-Cühenî[6] (Radtyallâkü anh)'Ğen rivayet edildiğine göre :

Bir kere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e yitik deve hükmü soruldu. ResûM Ekrem {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiddetlendi, yanakları kırmızüaştı ve cevaben ;

«Ondan 3&ti& ne? Onun be/aberinde (uzak yolculuğa dayanan) ayaklar ve (karnında) su tulumu vardır. Sahibi ona rastlaymeaya kadar o (hayvan kendi kendine) suya varır ve safî uzun ot yer» buyurdu. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)'e koyun - keçi yitiğinin hükmü de soruldu. Buna cevaben:

«Onu al. Çünkü o (hayvancağız) şüphesiz ya sanadır ya senin kardeşinedir ya da kürtündür» buyurdu. Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e lukata'nın hükmü de soruldu. Bunun üzerine Re-sûlullah şöyle buyurdu :

«Lukata'nın dağarcığını ve ağız bağını iyice tanı ve lukatayı bir yıl ilân et Eğer (bir kimse tarafından) kamtlayıcı bir şekilde vasıflan anlatriırsa (ona ver). Böylece vasıfları anlatılmazsa (yâni sahibi çıkmazsa) onu kendi malına kat»"[7]


İzahı


Bu hadîsi Buhftri, Müslim, Ahmed, Tirmi z î ve Ebû Dâvûd da rivayet, etmişlerdir. Tir mizi bunun hasen sahih olduğunu söylemiştir E 1 H â f ı z'ın beyânjna göre bu sorulan soran zât Süveyd el-Cûheni (Radıyallâ-hü anhî'dir. Taleri,. Bağa vi ve başkalarının rivâyqt ettikleri bir hadîste Süveyd (Radıyallâhü anh) bu sorulan Re-sül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e sorduğunu ve bu cevab-ları aldığını beyân etmiştir. Hadîste yitik deve ve yitik koyun - keçi hakkında Dâlle kelimesinin kullanılmış olması bu kelimenin yitik hayvanlar hakkında kullanıldığım teyid eder. Çünkü hadîsin son kısmında ayrıca Lukata'nın yâni yitik hayvan dışında kalan diğer yitik malların hükmü sorulmuştur.

Yitik bir maiı almanın meşru kılınmasının asıl amacı bunun zayi olmasını önlemek ve sahibine ulaştırmaktır. Deve uzun yolu katet-meye günlerce susuz kalmaya dayandığı gibi kendini yırtıcı hayvanlardan koruma gücüne sahip olduğu için yitik iken alınmasının gereksiz oiduğu bildirilmiş ve gerekçesi de açıklanmıştır.

Hiza: Deve ayağı anlaımnadır. Sîkâ da su tulumudur. Burda devenin karnı mânâsı kasdedilmiştir. Çünkü deve birkaç günlük ihtiyacı karşılayabilecek kadar suyu bir defada içebilir. Bu nedenle onun karnı su tulumu gibidir

Yitik koyun ve keçiye gelince bu zayıf hayvan uzun süre yemsiz ve susuz yaşıyamadığı gibi kendisini yırtıcı hayvanlardan da koruya-muz. Bu nedenle yitik koyun ve keçinin iyi niyetle alınması ve ba-nndırılınası meşru kılınmıştır. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selAm) yitik koyun ve keçi ile ilgili soruyu cevablarken şunu buyurmak istemiştir: Yitik koyun ve keçiyi sen alır, ilân edersin. Buna rağmen sahibi çıkmazsa sana aittir. Sen almaz da müslüman kardeşin alırsa ona aittir. Yâni o da senin gibi usûlü dâiresinde ilân ettiğine rağmen sahibini bulamazsa onun olmuş olur (Hadîsteki kardeş kelimesi yitik hayvanın sahibini ve başka müsîümanı kapsar.) Şayet ne sen ne de kardeşin almazsa koyun kurt'un ve benzeri yır-

tıcı hayvanın yemi olmuş olur. Bu son cümle yitik koyun ve keçiyi almanın meşruluğunun hikmetini beyân eder.

Lukata'nın hükmü de hadisin son kısmında beyân buyuruluyor. Bu fıkrada geçen Ifâs: Azığının konulduğu dağarcıktır. Bu, deriden, ağaçtan ve başka şeyden mamul olabilir. Burda kasdedilen mânâ içinde yitik malın bulunduğu torba ve benzeri her hangi bir şeydir. Vikâ da dağarcık, kese ve torbanın ağzının bağlanmasında kullanılan bağdır. Lukata'nın hükmünün beyân buyurulduğu fıkrada içinde yitik malın bulunduğu torba ve benzerî şeyin ve ağız bağının, yitiği alan kişi tarafından iyice tanınması, bilinmesi ve bellenmesi emrediliyor ki, yitik mala sahip çıkacak kimselerin bunu doğru veya yanlış tarif ettikleri onun tarafından iyice bilinebilsin. Ayrıca yitik malın bir yıl süre ile ilân edilmesi emredilmiştir. İlân edilirken yitik malın evsâfı ilân edilmiyecektir. Sâdece bir yitik malın bulunduğu ve kaybedenlerin falan kişiye baş vurmaları münâsip vâsıtalarla halkın toplandığı yerlerde, camilerin kapılarında ve yitik malın bulunduğu semtte ilân edilecektir. Bu husus aşağıda tekrar anlatılacaktır. Yapılan bir yıllık ilân neticesinde yitik malın evsâfını beyân etmek suretiyle sahibi olduğunu kanıtlayacak kimse çıkarsa mal ona verilecektir. Sahibi bulunmadığı takdirde malın yitiği bulan kimseye âid olduğu ifâde buyurulmustur. [8]


Hadîsten Çıkarılan Hükümler


1. Yitik deveyi alıp barındırmak caiz değildir. Sahibi bulununcaya kadar onu serbest bırakmak gerekir. Mâlik, Evzâî ve Şafiî' nin kavli böyledir. Hanefî ler'e göre yitik deveyi almak mekruhtur. Yâni sahibini buldurmaya çalışmak ve ilân etmek üzere bunu barındırmak mekruhtur.

El-Leys bin Sa'd ise: Yitik deveyi köylerde ve meskun sahalarda bulan iyi niyetli kimse alır. Fakat sahrada bulursa alamaz, demiştir. Mâlik ve Şafiî' den birer rivayet de böyledir. Hanef îl er' den de bu kavil rivayet olunmuştur.

Şafii âlimler: Yitik deve köy ve şehirden uzak yerlerde görülürse muhafaza edilmek üzere hâkim veya başkası onu alabilir. Fakat mülkiyetine geçirmek niyetiyle alıp götürmek haramdır. Şayet yitik deve köyde bulunur ise usûlü dâiresinde ilân etmek ve buna rağmen sahibi çıkmadığı takdirde mülkiyetine geçirmek niyetiyle bunu almak caizdir. En sahih kavil budur, demişlerdir.

Tâvûs, Evzâî, Hanefîler ve Mâlik'in bâzı arkadaşları: Yitik sığır, yitik deve gibidir, demişlerdir. Mâlik ve Ş â f i i ise: Yitik sığır tehlikeli bir yerde ise yitik koyun hükmündedir. Aksi halde yitik deve hükmündedir, demişlerdir. Başka görüşler de vardır.

2. Yitik koyun ve keçiyi gereği yapılmak üzere almak caizdir. Cumhur ve Hanbelîler bu hadîsi delil göstererek böyle hükmetmişlerdir.

Tekmile yazarı bu konu hakkında özetle şöyle der;

"El-Leys bin Sa'd'in kavline ve bir rivayetinde Ah-m e d' in kavline göre yitik koyun ve keçiyi ancak devlet yetkilisi alabilir. Kişiler alamaz. Bu hadîs bu görüşü reddeder.

Bâzı âlimler: Yitik koyun ve keçiyi meskûn sahada almak caiz değildir. Fakat çölde, dağda ve benzeri yerde almak caizdir, demişler ise de bu hadis bu görüşü de reddeder. Çünkü Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) böyle bir aynım yapmaksızın alınmasını emretmiştir. Eğer meskûn saha ile çöl ve dağ arasında bir fark bulunmuş olsaydı Resûl-i Ekrem t Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu durumu soru sahibine soracaktı veya olan farklılığı belirtecekti. Kurt meskûn sahalarda bulunmaz, ancak çölde, dağda ve benzeri yerlerde bulunur, denemez. Çünkü koyun ve keçinin bu gibi yerlerde kurt'a âid olması köy ve şehirlerde kurttan başkasına âid olmamasını gerektirmez. Yâni bu gibi yerlerde çalınma gibi tehlikeler mevcuttur. Diğer taraftan sahibi meçhul yitik mal çölde olsun köy ve şehirlerde olsun Lukata hükmüne tâbidir.

Resul-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in: «Çünkü o ya senindir, ya senin kardeşinindir veya kürtündür» buyruğunun zahirine göre yitik koyun ve keçiyi bulan kimse bundan yararlanabilir. İbn-i Kudâme bu konu hakkında özetle şöyle der:

Yitik koyun ve keçiyi bulup alan kimse dilerse (evsâfını ve alâmetlerini tesbit ettikten sonra) hemen yiyebilir. Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî ve başka âlimler böyle hükmetmişlerdir. İbn-i Abdi'1-Berr: Tehlikeli yerlerde rastlanan yitik koyun ve keçiyi bulup alan kimsenin (bunun evsaf ve alâmetlerini tesbit ettikten sonra) hemen yemesinin câizliği üzerinde âlimler icnıâ etmişlerdir. Bu hükmün dayanağı ise ResûM Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-

selâm) 'in: «O ya senindir, ya kardeşinindir veya kürtündür» mealindeki buyruğudur. Çünkü bu buyrukta hayvancağız, bulana âid kılınmış ve bulan kimse ile kurt eşit kılınmıştır. Sonra hayvan sahibi için en kârlı iş budur. Çünkü hayvancağız hemen boğazlanıp yenmezse bakım ve beslenmesi sorunu doğar. Hayvanın uzun süre elde tutulup bakım ve yem masrafı bazen hayvanın değeri kadar bir meblâğ tutar» İlerde sahibi çıktığı zaman icâbında hayvanın değeri kadar masraf ödemek durumunda kalabilir. Fakat bunun alâmet ve evsâfı tesblt edilip kıymeti de takdir edildikten hemen yenilmesi ve bahâsının sahibine teslim -edilmek üzere muhafaza edilmesi en kârlı yoldur, demiştir.

Yitik koyun ve keçiyi (evsâfı bellenip değeri takdir edildikten sonra) hemen yemenin câîzliği hususunda bu hayvancağızı çölde, dağda ve benzeri yerlerde bulmak ile şehirde bulmak arasında bir fark yoktur. Fakat Ebû Ubeyd, Şâfiîler ve tbnü'l-Münzir: Bunu şehirde bulan kimse satabildiği için yiyemez. Satıp da bedelim muhafaza etmesi gerekir. Fakat çölde bulan kimse satma imkânına sahip olmadığı için yiyebilir, demişlerdir- Cumhurun görüşü ilk görüştür. Cumhurun delili hadîste bir kayıtlama»!?* olmayışıdır. Ayrıca sahrada yiyiîmesi helâl olan bir şeyi şehirde yemek de helâldir.

İbn-j K udâme sözlerine devamla şöyle der : : Yitik koyun ve keçiyi bulan kimse yukarda anlatıldığı şekilde düerse bunu kesip yiyebildiği gibi dilerse bunu kendi malından besler karşılıksız olarak bakar ve mülkiyetine geçirmez. Sahibi çıkınca ona teslim eder. Bulan kişi şayet ilerde hayvan sahibinden +,ah-sil etmek üzere hayvanın bakım ve yem masrafını tesbit edip hu durumu şâhidlerle tevsik eder ve sonra hayvan sahibi bulunursa, ara-lan masraflar hayvan sahibinden tehsil edilebilir? Bu hususta iki rivayet vardır. Bir rivayete göre anılan masraf tahsil edilebilir Diğer rivayete göre tahsil edilemez. İkinci görüş Ş âb î ve Şafiî1 nin kavlidir. Bunun gerekçesi de şudur: Hayvanın bakım ye yemi her gün tekrarlanır. Bazen hayvanın değeri kadar masraf olabilir. Bu itibarla yitik hayvancağızı bulan kişinin bunu derhal satıp bedelini muhafaza etmesi veya bedelini takdir ^e tesbit ettikten sonra boğazlayıp yemesi ve bedelini sak)aması hayvan sahibi için daha kârlıdır.

Titik koyun veya keçiyi bulan kimsenin üçüncü bir yolu bunu satıp bedelini muhafaza etmesidir. Satış işini bizzat yapabilir. Ş â-f i i * nin bâzı arkadaşlarına göre satış işini ancak devlet yetkili-

sinin izni ile yapabilir. Cumhurun görüşüne göre devlet yetkilisinden izin almaya gerek yoktur," Tekmile1 den naklen verilen t fe n-i K-udâm s'rnn sözü bitti.

3. Lukata'yı, yâni yerde bulunan ve sahibi meçhul para ve diğer eşyayı iyi niyetle almak caizdir. Alman mal az olsun çok olsun bir yıl ilân edilir. Sahibi çıkarsa ona verilir. Sahibi çıkmazsa bulana helâl olur. Bulan kişi bunun yâni bulduğu malm alâmetlerin i ve evsâfını iyice bellemek zorundadır.

Üçüncü maddede belirtilen hükümler hakkında gerekli geniş bil-gi bundan sonra gelen 2. bâbta rivayet olunan hadîslerin izahı bölümünde verileceğinden oraya, müracaat ediJT*ıeRl



2505) Iyâz bin Himâr (Radıyallâkü ank)sâea rivayet edildiğine göre

Resulullah (SaHallahü Aleyhi ve SeUem) şöyte

«Kim bir lukata (yitik mal) bulursa âdil bâr veya MÜ ilri şâînid kutsun. Sonra bulduğu malı değiştirmesin ve (yitik mal bulduğunu) gizlemesin. Eğer lukata'nın sahibi gelirse öncelikle buna âid sahibidir, Sahibi gelmezse (yâni çıkmazse) Bu hadîsi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ebû D&vûd-l Tayâlisi, Hesaî, Beyhak!, ve :T a h & v t. da. Rivayet Tekmile yazarı bu hadîsin şerhinde özetle şu bilgiyi verir: Tutulacak âdil şâhid sayısının bir veya iki olduğuna dâir tered-düd, râvi'ye âiddir. Ahnıed ve Tahâvî1 nin rivayetlerinde bu tereddüd durumu yoktur. Oralardaki rivayette iki âdil şâhid'in tutulması emredilmiştir. Lukata'ya âid tutulacak şâhidlerin hangi hususlar için tutulacağı hususunda bir kaç görüş vardır:

1. Kişi sâdece bir lukata bulduğuna dâir şâhidler tutacak. Fakat bulduğu malın evsâfını açıklaimyacaktır ki, herhangi bir yalancı kimse haksız yere bu mala sahip çıkmasın.

2. Kişi bulduğu malın tüm evsâfını tesbit etmek için şâhidler tutacak ve bütün vasıfları şâhidlere anlatacak ki günün birinde ölürse vârisleri o malda tasarruf etmesin, kendisinin malı olduğunu sanmasınlar. Şâfiîler'in bir kısmına göre kişi, bulduğu malın bâzı vasıflarını şâhidlendirecek ve bâzı evsâfını gizli tutacaktır. N e v e v i : En sıhhatli görüş budur, der. [9]


2- Lukata Babı

Hadîsin Fıkıh Yönü


1. Lukata yâni yitik mal bulan kimse bunu alınca durumu şâ-hidlerle tesbit etmelidir. Şâhid tutmaya âid hadisteki emrin hükmü hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

a) Hanefiler'e göre, kişinin bulduğu malm onun yanında emânet sayılıp kusur ve ihmâli olmadıkça zayiinden ve helak olmasmdan sorumlu tutulmaması için şâhid tutmuş olması şarttır. Eğer şâhid tutmamış ise mal onun yanında helak olursa veya zayi olursa kusur ve ihmâli olsun veya olmasın mal sahibi çıktığında bunu ödettirir. Kişi yitik malı sahibine teslim etmek üzere iyi niyetle aldığını, fakat şâhid tutmadığını söyler ve mal sahibi de onu doğruîarsa bu takdirde kişi o malın helak veya zayiinden sorumlu değildir. Şu halde bir adam yitik bir mal bulup yerden alır da durumu şâhidlendirmez ve sonra henüz sahibi bulunmamış iken adamın kusuru olmaksızın mal helak veya zayi olur. Sonra sahibi çıkar ve adam durumu anlatır. Mal sahibi de adamın iyi niyetle malı götürdüğünü doğruîarsa adama malm değerini ödettiremez. Şayet mal sahibi adamı yalanlarsa Ebû Hanife'ye göre malı tazmin ettirir. Ebû Yûsuf ile Muhammed'e göre adam, bulduğu malı sahibine iade etmek niyetiyle aldığına yemin ederse ödetme durumu kalmaz.

b) Ş â f i i' ye göre kişinin yitik mal bulduğunu şâhidlendir-mesi vâcibtir. Şafii, hadisin zahirini tutmuştur. Bir de şu durum vardır: Adam şâhid tutmaymca görünüşte adam malı kendi nefsi için almış olur.

c) Mâlik, Ahmed ve meşhur kavlinde Şafii: Şâhid tutmak müstehabtır. Hadîsteki emir müstehablık içindir. Çünkü yitik mal bulmaya âid sahih hadîslerde şâhid tutma emri yoktur. Bu hadîslere bakılınca' burdaki emrin müstehablık için olduğu kanaati hâsıl olur, demişlerdir.

Hattâbi: Bu hadîsin şâhid tutma emri eğitim ve irşad anlamını taşır. Şâhid tutma emrinde iki hikmet vardır. Birisi şudur: Şâhid tutulmadığı takdirde nefis ve şeytan yitik malı götüren adamın kalbine vesvese sokabilir. Adam malı götürürken iyi niyetle götürmüş olduğuna rağmen sonra nefis ve şeytan kendisini iğfal edebilir ve hiyânete sürükleyebilir. Adam şâhid tutmuş ise böyle bir tehlike endişesi olmaz. İkinci hikmet de şudur: Adam aniden ölebilir. Mirasçıları da bunu onun öz malmdan sayarak bölüşme iddiasında bulunabilirler. Şâhid tutulmuş ise böyle bir tehlikeye yer kalmamış olur.

2. Hâdevüer hadisin «Mal sahibi gelmezse artık o, Allah'ın malıdır» cümlesini delil göstererek: Bir yıl süre ile usûlüne uygun olarak ilân edilmesine rağmen sahibi çıkmayan yitik mal, bunu bulan kimsenin fakir olması kaydı ile mülkiyetine geçer. Bulan kimse fakir değilse yitik mal onun mülkiyetine geçmez. Çünkü Allah'ın malını ancak sadakaya muhtaç kimseler alabilir, demişlerdir. Bu husustaki ilmî görüşler bundan sonra gelen iki hadîsin izahı bölümünde verilecektir.

Hâl Tercemesi

Hadisin râvîsi lyâz bin Hİmâr bin Ebl Himâr bin Naciye el-Mücâşiî (R.A.) Basra'da ikamet eden sahâbilerdendir. Resûl-i Ekrem (S.A.V.)'den hadîs rivayetinde bulunmuştur. Râvîîeri ise Abdullah bin Eş-Şıhîr'İn oğullan Mutarrif ile Yezîd'dir. Başka râvîîeri de vardır. Onun hadîslerini dört sünen sâhibleri ve Müslim rivayet etmişlerdir. Buhârî de el-Edeb'de onun hadîslerini rivayet etmiştir, (Tekmile : C- 3, Sah. 142)



2506) SüveycI hin GafeJe (RadıyaUâhü anhyden-. Şöyle demiştir:

Bir kere ben Zeyd bin Sûhân ve Selmân bin Rebîa (Radıyallâ-hü anhümâ) üe beraber (savaşa) çıktım. Nihayet hm el-U^eyb*de olduğumuz zaman ben yitik bir kamçıya yerde bulup aldım. £eyd üe Selmân bana: Onu at, dediler, Ben (atmaktan) îmttaâ $ttim. Sonra Medîne-i Münevvere'yft vardığımız zama^ ben Üfoey hin. Kâ'b (Radı-yallâhü anhü'm yanma ıranp durunnu »na ajnlflitftj.m. Übı^y şftyle $ed* c

Sen isabet ettin, Resûlnllah (Sallallabü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken ben yerde yüz dinar bulup aldım ve tmrmn Mi^Tnü*?** İResftl-î Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'9 satfdM**^ O-,

bir yıl Chalkm. toplandığı yerlerde) illftın ©t» buyurdu. Bent de onu bir yıl ilân ©ttim. Fakat onu bile** hiç' kimseye rastlamadım. Sonra ResûM Ekrem (SallaUahü Aleyhi v& Sellem)'^ sorüSam»- O*

(bir yıl daha) ilân et» buyurdu. Ben de îbir yıl daha) îlftn ettim. Fakat onu bilen kimseyi bulamadım (Durumu tekrar arz edince) Eesûl-i Ekrem şöyle bıryürdıı s

*Bu (para)nın kesesini, ağız bağım v% sayısını hıfset 'belle). Sonra bir yıl (daha) ilân et. Eğer bunu bilen bir kimse gelir (de sa-yısını, kesesini ve ağız bağını doğru tarif eder) se keseyi $na ^er. Bunu bilen kimse gelmezse hv. senin malının ?bir kazanç) yolu gibidir, fYâni sana âiddir.)*"



2507) ZeyĞ bin Hâİid eî-Cühenî {Radtyâtlâkü ûnftyâen rivayet ediî-ne göre:

tukata (yitik mal) hükmü Besûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem>se soruldu. BesûM Ekrem şöyle buyurdu;

i bir yıl ilân et Eğer (sahibi olduğu bildirilecek bir şe~ Kilde) evsâfı anlatılırsa bunu ver. Şayet (anılan şekilde) evsâfı an-I&dlmtfzsa bunun ifâsını (kapağını, ağız bağını) ve vıâsını (kah, torba, dağarcık, kese ve hurç gibi içinde bulunduğu zarfını) hıfzet (belle). Sonra bunu ye. Daha sonra sahibi (kamtlayıcı bilgi ile) gelirse bunu ona Öde. [10]


İzahı


i ü v s y d CBadıyallâhü anh) 'm hadîsini Kütüb-İ Sitte sahipte Tahâ^î ve E b û Davudi T a y â 1 î s î de ri~ yâyet etmişlerdir- T i r m i z i bunun hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Hadîs metni bâzı rivayetlerde kısadır

Hadiste geçen el-Uzeyb, Küfe ye bir ko^gefe mesafede bu-!uzmn bir çayın ismidir Bu çayın B s a î T «j *r î\ m kabîk-¦îine âid olduğu Tekmile'de jfâde edilmiştir Sâny^ ™ fmâfc *,e ismi geçen iki arkadaşının bir savaşa gittikleri ?© bu seferde S û -y « y d in yitik kamçıyı aldığı E b û D ¦% t % Û un rivayetin-^e belirtilmiştir. Tine E b û Dâvûd'an rivayetinde S ü -7 ^ y d' in savaştan dönüldüğünde Ha^ca gitt^i ^e tou vesile ife Msdinei Münevvere görüşüp ondan bu hadîsi rivayet ettiği ifââe edilmektedir.

Bu hadîsin zahirine göre yitik malın üç yıl müddetle ilân edilmesi gereklidir. Fakat E b û Dâ ?Ad ile E b *â Dirûd-i Tayâl' si nin rivayetlerinde râvi Seleme b \ n Kh -9 y 1 üı su üâvesi cardır

«Ve Seleme dedi ki: Ben pek bilemiyorum. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (Übey bin Kâb'a) ¦ «Bunu ilân at» sözünü Üç defa mı bir defa mı söyledi?»

Gerek Seleme' nin bu sözü ve gerekse Z e y d bin H â 1 i d (Radıyallâhü anh)'ın 2507 ve 2504 nolu hadîsleri karşısında fıkıhçılar yitik malın bir yıl ilân edilmesinin yeterli olduğuna hükmetmişlerdir.

Z e y d (Radıyallâhü anh)'m hadisini Buhâri, Müslim, Ahmed, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Tahâvi, ve B e y h ak; de rivayet etmişlerdir. Bu hadîste, yitik malm bir yıl ilân edilmesi ve bundan sonra sahibi çıkmadığı takdirde bulan tarafından yiyilmesi emredilmiştir. Fakat daha sonra sahibi çıkarsa yine ona ödeme yapılmasının gerekliliği ifâde buyurulmuştur. [11]


İki Hadîsin Fıkıh Yönleri Ve Âlimlerin Konuya İlişkin Görüşleri


1. Lukata'yı yâni yitik malı gereğini yapmak üzere yerden alıp götürmek caizdir. Buna dâir şer'i hükümler bu kitâbm girişinde anlatıldı.

2. Alman lukatanın sahibini bulmak için ilân yapmak gereklidir. İlân şöylece gerçekleştirilir : Yitik malm bulunduğu yerde, çarşıda, caddelerde, camilerin önünde ve halkın toplandığı benzeri yerlerde "Kimin bir şeyi kaybolmuş ise bana müracaat etsin. Çünkü benim yanımda yitik bir mal vardır" şeklinde ilân yapılır.

3. İlk hadisin zahirine göre ilân süresi üç yıldır. Son hadis ise ilân süresinin bir yıl olduğuna delâlet eder. Yukarda da işaret ettiğim gibi ilk hadisin râvîsi Seleme ilânın bir defa mı üç defa mı yapılmasının emre d il d iğin i pek bilemiyorum, demiştir. Ebû D â v û d ' un diğer bir rivayetine göre Seleme:

Su = Resûl-i Ekrem CAleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in Übey bin Kâ'b'a «Bunu bir yıl süre ile ilân et» diye üç defa verdiği emirleri bir yılda mı üç yılda mı verdiğini pek bilemiyorum" demiştir. Yukarda da kısaca belirttiğim gibi gerek muhtelif rivayetlerde bulunan ve Seleme' nin tereddüdünü ifâde eden bu ilâve ve gerekse Z e y d (Radıyallâhü anh)'in hadîsleri muvacehesinde fıkıhçılar ilân süresinin bir yıl olduğu yolunda ittifak halindedir, denilebilir.

Bu hükümle ilgili olarak Tekmile yazarı özetle şöyle der: "Nevevi : Yitik malın bir yıl ilân edilmesinin yeterliliği üzerine âlimler ittifak halindedir. Hiç birisi üç yıl ilân edilmesinin gerekliliğine hükmetmemiştir. Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh) 'in ilânın üç yıl süreyle yapılmasının gerekliliğine hükmettiği rivayet olunmuş ise de bu rivayetin sabit olmadığı umulur, demiştir. İbnü'l-Münzir de Ömer (Radıyallâhü anh)'-den üç yıl, bir yıl, üç ay ve dört gün ilân edilir, şeklinde dört rivayet nakletmiştir. îbn-i Hazm da Ömer (Radıyallâhü anh)'den dört ay ilân edilmesi şeklinde beşinci bir rivayette bulunmuştur. Bu muhtelif rivayetleri yitik malm büyüklüğüne ve küçüklüğüne hamletmek mümkündür.

İlân süresi hakkındaki ilmi görüşler .-

a) Hanefî mezhebinin fetvaya esas olan görüşüne göre mal sahibinin yitik malını arıyacağı umulan sürece ilân yapılır. Aramadan vazgeçtiği kanaati hâsıl olunca ilâna son verilir. Yaş meyva ve yiyecek maddeleri gibi pek dayanamayan maddeler ise bozulması endişesi duyuluncaya kadar ilân edilir. Bu endişe belirince ilâna son verilir. Ebû Hanîfe' den yapılan bir rivayete göre yitik mal 10 dirhemden az ise birkaç gün ilân edilir. Yitik mal 10 dirhem veya daha fazla ise bir yıl ilân edilir.

b) Mâlikîler'e göre yitik mal önemli ise meselâ 10 dinardan fazla ise bir yıl ilân edilir. Bir dinar veya daha az bir şey ise birkaç gün ilân edilir. Değeri bir dirhemden az ise veya sahibi tarafından aranmıyacağı kanaati hâsıl olan baston, kamçı az mikdar-da kuru üzüm gibi bir şey ise ilâna gerek yoktur. îlân edilmeden yeyilebilir. Ancak sahibi çıktığı zaman ona verilir veya değeri ödenir.

c) Ş â f i î 1 e r yitik malı büyüklüğüne ve küçüklüğüne göre ayrı hükümlere bağlamışlardır. Kıymetli olan yitik mal bir yıl süreyle ilân edilir. Pek değeri olmayan yitik mal daha az bir süre ilân edilir. Pek değeri olmayan malın ölçüsü bir rivayette bir dinar, diğer bir rivayette dinarın dörtte biri, başka bir rivayette bir dirhemdir. Şafii mezhebinin en sıhhatli görüşü şöyledir: Kişinin, kaybettiği malı için uzun boylu üzülmediği sanıldığı takdirde onun aramaya son verdiği kanaati hâsıl olan bir süreyle ilân yapılır. N e -v e v î : Kişinin bulduğu yitik mal pek önemsiz değil ise ve bulan şahıs bunun sahibi çıkmadığı takdirde yemek niyetinde ise bir yıl süreyle ilân edilmesinin vâcibliği üzerine tüm müslümanlar icmâ etmişlerdir. Yitik bulan kişi bunu sahibi için hıfzetse bile yine ilân etmesi gereklidir. Çünkü ilân etmediği takdirde sahibi malının nerede ve kimin yanında olduğunu nasıl bilecektir. Pek önemli olmayan mal için yapılacak ilân süresine gelince o değerde bir yitik mal örf ve âdete göre ne kadar zaman aranıyorsa o kadar süreyle ilân edilmesi gereklidir. Yukardaki hüküm değeri olan mallar hakkında* dır. Bir tane kuru hurma, kuru üzüm gibi kıymetsiz bir şey bulan şahıs bunu ilân etmeden de yiyebilir,

Hanbeliler'e göre yitik mal bir dirhem veya daha fazla ise ya da bu değerde bir mal ise bir yıl ilân edilir. Fakat bir parça ekmek, bir tane kuru hurma, değnek, bez parçası gibi önemsin bir şey ise ilân edilmeyebilir ve ilân edilmeden onda tasarruf adi-lebilir.

4. Yitik malı bulan kimse bizzat ilân işini yürütür. Yâni devlet yetkilileri aracılığıyla ilân etme zorunluğu yoktur. Kişi, ilân için başka kimseyi de görevlendirebilir. Bu işi ücretsiz yapacak kimseyi bulamadığı takdirde ücreti kendisine âid olmak üzere ücretle adam tutar. Tuttuğu adama ödediği ücret Ahmed, Şafiî ve rey ehline göre kendisine aittir. Mal sahibine âid değildir. E b ü * 1 -Ka t tâb'a göre adam bulduğu malı sahibine ulaştırmak üzere ahp bu niyetle hıfzederse sahibini bulduğu zaman ilân masrafım ondan alabilir. İbn-i Akil1 den de böyle bir kavil rivayet edilmiştir.

5. Yitik malın kabı, ağız bağı ve miktarı gibi alâmetleri onu bulan şahıs tarafından bellenir. Bunu bellemeye âid emrin hikmeti bulan şahsın bunun alâmetlerini unutmaması ve buna sahip çıkacak kimselerin doğru veya yalan söylediklerini tesbit etmesi ve

bilmesidir. Bu hükme âid "Belle, tanı" cümlesi yerine bâzı rivayetlerde"Hıfzet, sakla" cümlesi bulunmaktadır. 8u iki cümlenin anlamlan birbirine yakın olmakla beraber aralarında bir farklılık vardır. Birinci cümlede yitik malın sayısının, kabının ve ağız bagmm tanınması, bellenmesi ve unutulmaması emredilmekte-dir. İkinci cümlede ise bunların muhafaza edilmesi vs saklanması emredilraektedir. Şu halde bunların hem îyice bilinip bellenmesi hem de saklanması gereklidir. Yitik malın sayısı saklanmalı ve bulan kişinin malına karıştırılmamalıdır. Onun kabı ve ağız feaği gibi alâmetleri de saklanmalı ve. atılmamalıdır. Bu hükme âid emir, âlimlerin ekserisine göre vâciblik içindir. Yâni yitik mal bulan kimsenin anılan alâmetleri bellemesi ve saklaması vâcibtir. Bâzı âlimlere göre bu emir mendubluk içindir. Diğer bir kısım âlimlere göre yitik mal yerden alınırken ba alâmetleri bellemek vâcibtir. Daha sonra da bu bilgiyi korumak müstehabtır.

6. Yitik malın sahibi olduğunu iddia edip evsâfını doğru anlatmak suretiyim kanıtlayıcı bilgi verene mal verilir. Kuudısinden şâ-hidler istenmez. Mâlik, A h1 m e d , Dâvûd, elLeys bin S a' d ve BulUr İ'ye göre anlatılan adama malt teslim etmek vâcibtir. Şahid getirmeye zorlanamaz.

Hanef ilör, Şafii ve Cumhur'a göre yitik malın evsâfım doğruca anlatan kişinin bu malın sahibi olduğuna kanaat getirildiği takdirde malı bulan kişi bundan şâhid istemeden malı verebilir Fakat vermeye mecbur değildir. Gerektiğinde malın kendisine âid olduğunu şâhidlendirmdsini isteyebilir. Bu grubtaki âlimlere göre hadîsteki: "Malı öna ver" mealindeki emir mübahhk içindir. Yâni malı ona verebilirsin. Veya bu emir rnendubluk içindir. Yâni malı ona vermen iyidir.

7. Yitik mal bulan kişi zengin olsun fakir olsun emrolunan sürece ilân ettikten sonra mal sahibi çıkmazsa malı mülkiyetine geçirebilir ve yiyebilir. Çünkü ilk hadîs râvîsi Übey bin Kâ'b (Radıyallâhü anh) Ensâr-î Kirâm'ın zenginlerinden idi. Resûlullah (Aleyhi's-^salâtü ve's-selâm) bu hadîste anılan dinarları ilândan sonra mülkiyetine geçirmesini emretti. Şafii, Ahmed ve bir rivayetinde Mâlik böyle hükmetmişlerdir.

Hanefîler ise: Yitik mal bulan şahıs zengin ise yitik malı mülkiyetine geçiremez. Sahibi çıkmadığı takdirde fakirlere sadaka olarak vermek durumundadır. Fakat bulan şahıs fakir ise mülkiyetine geçirebilir, demişlerdir. Hanefîler bu hadîse cevaben ; Übey (Radıyallâhü anh) o günlerde zenginlerden değildi, fakirdi. Nitekim Buhâri ve M ü s I i m' in E n e s (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri bir hadîse göre;

—«Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça iyiliğe erişeme^siiitiz»[12]/ âyeti inince E b û T a 1 h a (Radıyallâhü anh) : "Rabbımızın malımızın bir kısmını harcamamızı istediği kaııaatma vardım. Yâ Eesülallah sen şâhid ol. Ben Berinâ arazîmi Allah İçin verdim, dedi. Bunun üzerine Besâîui-îah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de ı «Bunu yakınlarına ver,» buyurdu. Ebû TaSha da bunu Hassan bin Sabit ile Übey bin Kâ'b'a tahsis etti."

Bu hadîs Übey (Radıyallâhü anh) 'in o esnada fakir olduğuna delâlet eder. Muhtemelen bundan bir süre sonra Übey zenginleşti.

8. Yitik mal bulan kimse ilândan sonra sahibi çıkmazsa malı mülkiyetine geçirir de daha sonra mal sahibi çıkarsa mal sahibine verilir. Cumhur : Mal duruyor ise aynen iade edilir. Harcanmış ise bedeli ödenir, demiştir. Zeyd bin Hâlid (Radıyallâhü anhl'm hadisi bunun en açık delilidir.

Mâlik ve Dâvûd: Çölde bulunan koyun ve keçinin sahibi çıkmadığı için bulan kişi tarafından yiyildikten sonra sahibi çıksa bile artık bir hakkı olamaz, diyerek 2504 nolu hadîsi delil göstermişler ise de 2507 nolu hadîs onların görüşünü reddeder. Bu itibarla kuvvetli görüş cumhurun görüşüdür." (Tekmile'den özetlenerek alman bilgi bitti.) [13]


3- Farenin (Deliklerden) Çıkardığı Malı Alıp Götürmenin Hükmüne Âit Bâb


Kavilerin Hâl Tercemeleri

Übey bin KâT> (R.A.)'ın hâl tercemesi 104., Zeyd bin Hâlid (R.A.)'m hâl tercemesi 945. ve Süveyd bin öafele (R.A.Vm hâl tercemesi 1801. hadîs bölümünde geçti.

2506. hadîste ismi geçen Zeyd bin Suhân (R.A.) bin Hucr bin el-Hâris el-Abdî Ebû Süleyman hakkında el-Hâfız, el-îsâbe'de beyân ettiğine göre İbnü'I-Kelbî: O, Resûl-I Ekrem (S.A.V.)'e yetişen bahtiyar sahâbilerdendir, demiştir. İbn-i Abdi'l-Ber ise : Onun sahâbîliğmi bilmiyorum. Fakat Resûl-i Ekrem (S.A.V.)'in zamanına yetişmiş, çok faziletli büyük bir insandır, demiştir. El-Mamer bin el-Müsennâ'nın beyânına göre bu zât sahâbilik şerefine ermiştir. Bu zât Kadisiye savaşma katılmış ve kolu şehid olmuştu. Cemel olayında katledildi.

Aynı hadîste ismi geçen diğer zât Selmân bin Rebîa bin Yezîd bin Ömer el-Bâhîlî (R.A.), Selmânü'l-Hanbel ismi ile tanınmıştır. Bir kavle göre bu zât da sahâbîlerdendir. Kendisi Resûl-i Ekrem (S.A.V.)'den ve Ömer bin el-Hattâb'-dan rivayette bulunmuştur. Râvlleri ise Süveyd bin Ğafele, Ebû Vâil. Ebû Mey-sere ve başka zâtlardır. EI-İclî onun hakkında : O, tabiîlerin büyüklerinden olup sıka zâttır, demiştir. İbn-i Sa'd da onu Küfe ehlinin tabiilerinden ve birinci tabakadan saymıştır, tbn-i Hibbân da onu tabiîlerin sikalarından saymıştır. Müslim onun hadîslerini nakletmiştir. (Tekmile: C. I, Sah. 81)



2508) EI-Mıkdâd bin Amr (Raâtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre :

Kendisi bir gün büyük abdestini bozmak için el-Bakî mezarlığı dolaylarına gitti. Halk (o dönemde az ve kuru yemek yedikleri için) iki üç günde ancak bir defa büyük abdest bozmaya gider ve deve kığısı gibi büyük abdest yapardı. Sonra kendisi bir harabeye girdi ve büyük abdestini yapmak için oturmuş iken baktı ki erkek büyük bir fare yerdeki bir delikten bir dinar çıkardı. Fare o deliğe girip bir dinar daha çıkardı. Sonra böylece on yedi adet dinar çıkardı. Daha sonra kırmızı bir bez parçasının kenarım delikten çıkardı.

Mikdâd dedi ki: Sonra ben o bez parçasını çektim. Onun (yâni bezin) içinde de bir dinar buldum. On sekiz adet dinar tamamlandı. Ben bunlarla (harabeden) çıktım ve bunları Kesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in huzuruna getirip durumu O'na arz ettim. Sonra: Bunların sadakasını (yâni humus—beşte bir— hakkını) al. Yâ Resûlullah, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bana):

— «Bunları götür. Bunda sadaka (humus) yoktur. Allah bunu sana mübarek eylesin» buyurdu. Sonra i

— «Bunları elinle delikten çıkarmış olabilir ((mi)sin?» buyurdu. Ben:

— Sana hak (din) ile ikramda bulunan (Allah)'a yemin ederim ki hayır (Elimi deliğe sokmadım), dedim.

Râvî demiştir ki: Mikdâd ölünceye kadar bu dinarların sonu gelmedi. (Yâni bitmedi.)" [14]


İzahı


Bu hadîsi Ebû Dâvûd da Harâc, Fey, ve İmaret kitabının Rikâz babında rivayet etmiştir. Hadiste geçen Baki'in Habhaba bakî'i olduğu Ebû Dâvûd'un rivayetinde belirtilmiştir. Yâni hâlen Mescid-i Nebevi' nin yakınında bulunan ve bir çok sahâbî'nin yattığı meşhur Bakî mezarlığı değildir. En-Nihâye'de beyân edildiğine göre Bakîu'l-Habhaba Medine-i Münevvere dolaylarında bulunan bir semtin ismidir. Hadiste belirtildiği gibi bunun bir kısmı mezarlık idi. Mikdâd (Radıyallâhü anh) 'in mezarlıkta büyük abdest yaptığı şeklinde yanlış bir şey hatıra gelmesin. Çünkü kendisinin de belirttiği gibi o bir harabede ab-destini bozmuştur.

Hadîste geçen diğer bâzı kelimeleri açıklayalım:

Ba'r: Deve kığısıdır. O dönemdeki insanlar maddî sıkıntıdan az ve kuru yemek yedikleri için iki üç günde ancak bir defa dışarı çıkma ihtiyacını duyarlardı ve büyük abdestleri deve tersine benzerdi.

Çühr: Yerdeki delik anlammadır. Genellikle yılan, fare ve haşarat deliklerinde kullanılır.

Cürez: Farenin bir nevidir. Bir kavle göre erkek ve büyük fare demektir.

Mikdâd (Radıyallâhü anh) bulduğu dinarların define hükmüne tabi olduğunu sandığı için bunun beşte birisinin ödenmesinin gerektiği kanaatıyla Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e müracaat etmiştir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) ise bunun Lukata hükmünde olduğunu beyân buyurduktan sonra Mikdâd' m dinarları kendi eliyle delikten çıkarıp çıkarmadığını araştırmıştır .H a 11 â b î: Bu araştırma gösteriyor ki eğer Mikdâd bunu delikten çıkarmış olsaydı bu, define hükmüne girip humusu yâni beşte birinin ödenmesi gerekecekti, demiştir,

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in M i k d â d " a: «Allah bunu sana mübarek eylesin» buyruğu ile ilgili olarak da H a 11 â b î : Bu buyruk, dinarların derhal Mikdâd için helâl olduğuna delâlet etmez. Şuna delâlet eder: Dinarlar lukata hükmüne tabidir. Usûlü dâiresinde ilân edilip de sahibi çıkmazsa o zaman Mikdâd için helâl olur, demiştir. [15]



4- Bir Rikâz'a (Define’ ye) Rastlayan Kimseye Âit Bâb


2509) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaÜallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir:

Rikâz'da (yâni definede) humus vardır.»"



2510) (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Rikâz'da (yâni defîne'de) humus vardır.»"

Mıkdâd (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Mikdâd bin Amr bin Sulebe el-Behrânî el-Kindî Ebü Ömer bin bin el-Esved sahâbîdir. Kırk iki hadîsi vardır. Buhârî ile Müslim onun. bîr hadîsini birlikte rivayet etmişlerdir. Ayrıca yalnız Müslim onun üç hadîsini rivayet etmiştir. Râvî-leri ibn-i Abbâs, Ubeydullah bin Adî bin el-Hiyâr ve bir cemaattır, Bedir savaşının suvârîlerindendir. Habeşistan'a hicret edenlerden olup bütün savaşlara katılmıştır. Resûl-i Ekrem bir hadîste: «Allah rilört kişiyi sevmemi emretti,» buyurmuş ve saydığı bu zâtlar arasında Mikdâd'i da saymıştır. Hicretin 33. yılı Medîne-i Münevvere'ye üç mil mesafede bulunan el-Ceref'te vefat etmiş ve cenazesi Medine-i Münevvere'de defnedilmiştir. (Hulâsa: 397-398) [16]


İzahı


Ebû Hüreyre (Ftadıyallâhü anh) 'in hadîsi Kütüb-i Sitte*-nin hepsinde vardır. îbn-i A b b â s (Radıyallâhü anh) 'm hadisini îbn-i Ebî Şeybe ve Taberânî de rivayet etmişlerdir. Diğer Kütüb-i Sitte'de buna rastlamadım.

Rikâz: Define diye terceme ettiğim bu kelime ile kasdedilen mânâ hususunda âlimler arasında ihtilâf vardır. Şöyle ki:

Mâlik, Şafii ve cumhur bu kelimeyi İslâm'dan önceki devirlere âit define mânâsına yorumlamışlardır. Ebû Hanîfe, Sevri, Evzâi ve başkaları ise bu kelimeyi yer altındaki madenlere ve anılan definelere şümullü umumî bir mânâya yorumlamışlardır. Bu nedenle madenlerin de define gibi humus yâni beşte bir nisbetindeki harca tabi olup olmadığı hususunda ihtilâf vardır.

Humus i Beşte bir demektir. Rikâz'dan vergi olarak veya zekât olarak alınacak meblâğ beşte bir nisbetinde olduğu için bunda humus olduğu buyurulmuştur.

Tuhfe yazarı Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadîsinin izahı bölümünde özetle şu bilgiyi verir: "lbnü'1-Esîr, en-Nihâye'de: Rikâz, Hicaz halkı yanında câhiliyet devrine âit define manasınadır. Irak halkı yanında ise madenler manasınadır. Arap dili bu iki mânâya da mü-sâiddir. Çünkü madenler de defineler de yer altında gömülüdür. Hadis ise birinci mânâya gelmiştir. Define kolay ve bol yararlı olduğu için bunun beşte birisinin ödenmesi vâcib kılınmıştır, der.

Cumhur, Mâlik ve Şafiî Rikâz'ı câhiliyet devrine âit define mânâsına yorumlayarak: Madenlerde humus yoktur. Fakat bundan alınacak mal nisâb mikdarma ulaşınca zekâtı ödenir, demişlerdir. Ebû Ubeyd ile Buharı' nin bildirdiklerine göre Ömer bin Abdilaziz de böyle hükmetmiştir.

Hanefîler ise, Rikâz'ı define ve madenlere şümullü bir mânâya yorumlayarak: Defineler olsun, madenler olsun bunların beşte bir hissesinin vergi olarak ödenmesi gerekir, demişlerdir."

Gerek cumhurun ve gerekse Hanefî ler'in Rikâz kelimesinin yorumlanması hakkında gösterdikleri deliller ve yek diğerine verdikleri cevabîar hadis şerhlerinde etraflıca anlatılmıştır. Arzu edenler buralara bakabilirler.

Rikâz, câhiliyet devrine âit definedir, diyen cumhura göre bulunan defineden çıkarılacak mal altın ve gümüş olabildiği gibi kıymetli eşya ve mücevherat da olabilir. Ne olursa olsun humusu yâni beşte bir nisbetindeki hissesi vergi olarak ödenir. Ş â f i i' ye göre definenin dinen rikâz sayılabilmesi için çıkarılacak malın altın veya gümüş olması şarttır. Başka mallar bulunursa humusunun ödenmesi gerekmez. [17]


Rikâz'ın Humusu Kimlere Verîlîr?


El-Hâf iz : Âlimler rikâz'm humusunun yâni beşte bir nisbetindeki hissesinin verileceği yer konusunda da ihtilâf etmişlerdir. Ebû Hanife, Mâlik ve Cumhur: Bu hisse vergi olarak verilir ve müslümanların sosyal hizmetlerine harcanır, demişlerdir. El-Müzenî de bu görüşü tercih etmiştir. Şafiî' nin en sahih kavline göre bu hisse zekâtın müstehaklarına dağıtılır ve başka hizmetlere harcanamaz. A h m e d' den ise anılan iki görüş yolunda iki rivayet vardır. Âlimler rikâzdan humus'un Ödenmesi için bir yıllık sürenin geçmesinin şart olmadığı hususu üzerinde ittifak halindedirler, demiştir. [18]


Maden Ve Rikâz'ın Tarifi Ve Hükümlerine Ait Dört Mezhebin Görüşleri


1. Hanefi mezhebine göre maden ve rikâz ayni mânâyı ifâde ederler. O mânâ da şudur: Yer altında bulunan maldır. îster altın ve gümüş gibi kıymetli cevherleri taşıyan toprak ve benzerî maddeler hâlinde olsun, ister kâfirlerin yere gömdükleri hazîne ve define şeklinde olsun fark etmez. Şu halde insan eliyle yere gömül-meyip de Allah tarafından yer altında yaratılan ve kıymetli malları taşıyan madenler de rikâz anlamı içine girer.

Rikâzdan yâni define ve madenlerden ödenen humus zekât değildir. Çünkü zekâtın şartları burda aranmaz.

Madenler üç kısma ayrılır-.

1. Altın, gümüş, bakır ve demir gibi ateşle elde edilip şekillendirilen.

2. Petrol gibi sıvı halde olan.

3. Bunların dışında kalan. Yâni sıvı olmadığı gibi ateşin tesiri ile şekillendirilmeyen kısım. Mücevherat ve yakutlar gibi.

Madenlerin birinci kısmına giren maddelerden elde edilecek malın humusun, yâni beşte bir nisbetindeki hissenin çıkarılıp müslü-manların sosyal hizmetlerine harcanmak üzere devlete vergi olarak ödenmesi gerekir. Kalan beşte dört nisbetindeki mala gelince eğer kimsenin mülkiyeti altında olmayan bir arazide bulunmuş ise kalan malın tamamı bunu bulana aittir. Anılan madende humusun vâcib olabilmesi için bulunan madende câhiliyet devrine âit bir alâmetin bulunması gereklidir. Yâni o malın kâfirlere âit olduğunu kanıtla-yıcı belirtilerin bulunması şarttır. Şayet İslâmiyet devirlerine âit olduğuna dâir bir belirti bulunursa bulunan maden rikâz değil, Luka-ta hükmüne tabidir. Yâni yitik mal sayılır. Bunda humus gerekmez. Bunun kâfirlere veya müslümanlara âit olduğu hususunda şüphe hâsıl olur da kesin bir sonuç alınmazsa câhiliyet devrine âit olarak kabul edilir.

Anılan maden kısmı belirli kimselerin mülkiyeti altında bulunan bir yerde bulunursa bunun humusu ödenir ve kalanı o yerin sahibine aittir.

Evinde maden veya define bulan kimsenin bunun humusunu ödemesi vâcib değildir. Hepsi kendisine aittir.

Yukarda anlatılan madenlerin ikinci ve üçüncü kısımlarında vergi, harç ve zekât gibi bir şeyin çıkarılması vâcib değildir. Ancak sıvılardan cıva'da humus vâcibtir. Yer altında bulunan silâhlar, araç ve gereçler, malzemeler ve ev eşyası da define gibi humusa tabidir.

Denizden elde edilen anber, inci ve balık gibi mallardan bir harç vâcib değildir.

2. Şafii mezhebine göre Rikâz: Câhiliyet devrine yâni kâfirler dönemine âit altın ve gümüş defînesidir. Defineden çıkarılan altın veya gümüş nisab mikdan olunca üzerinden bir yılın geçmesi süresi beklemeksizin humusunun yâni beşte birinin zekâtın müs-tahaklarına ödenmesi gerekir. Defineden elde edilen altın veya gümüşün sikkeli olması şart değildir. Kişi böyle bir defineyi yer altında değil de üstünde bulursa buna rikâz denmez. Bu, lukata hükmüne tabidir.

Bulunan define kâfirlere âit olmayıp, İslâm dönemine âit olduğu anlaşılıyor ise bunun sahibinin kim olduğu bilindiği takdirde sahibine teslim edilmesi gereklidir. Sahibi ölmüş ise mirasçılarına verilir. Sahibi bilinmiyor ise Lükata hükmüne tabidir. Keza bunun câhiliyet devrine mi, İslâmiyet devrine mi âit olduğu bilinmiyor ise gene lukata hükmüne tabidir. Bir kimse, kendi mülkünde bulunan definenin kendisine âit olduğunu iddia ederse, define ona âit sayılır. Şayet böyle bir iddiada bulunmazsa kendisinden önceki mâlikin sayılır.

Maden ise Allah tarafından bir yerde yaratılan bir şeyi ordan çıkarmakla elde edilen maldır. Şer-i Şerifte madenlerden yalnız altın ve gümüşten ödeme yapılır. Demir, bakır ve kurşun gibi maddeler madenlerden istihsal edilmekle beraber bunlardan bir ödeme yapılmaz. Madenlerden istihsal edilen maddelerin sıvısı, katısı, ateşin etkisiyle şekilleneni veya başkası arasında bir fark yoktur. Madenlerden istihsal edilen altın ve gümüşte vâcib olan mikdar kırkta birdir. Yâni altın ve gümüşün zekâtı nasıl kırkta bir ise madenlerden istihsal edilen altın ve gümüşün zekâtı da kırkta birdir. İstihsal edilen altın ve gümüşün üzerinden bir yılın geçmesi şartı yoktur. İstihsal edilir edilmez hemen zekâtı ödenir.

3. Mâliki mezhebine göre, Rikâz: Câhiliyet devrine âit altın, gümüş ve diğer malların defînesidir. Bir definenin câhiliyet devrine mi, îslâmî bir devreye mi âit olduğunda tereddüd edilirse câhiliyet devrine âit olarak kabul edilir. Definede çıkan mal altın olsun gümüş olsun başka mal olsun bunun humusu, yâni beşte biri genel hizmetlere harcanmak üzere devlete verilir. Ancak defineye ulaşmak büyük çalışmalar ve masraflarla gerçekleşirse bunun kırkta biri zekât olarak müstehaklarma dağıtılır. Her iki takdirde elde edilecek malın nisab miktarını doldurması şart değildir. Definenin kalan kısmı arazi sahibinin hakkıdır. Ancak arazi sahibinin bunu miras yoluyla veya ihya etmek suretiyle sahip olması şarttır. Eğer arazi sahibi bu yeri satın almak veya hibe yoluyla elde etmiş ise define bu yerin ilk sahibinin hakkıdır. Şayet bu yer hiç kimsenin mülkiyetinde değil ise define, bulan kişinin hakkıdır.

Müslümanların veya zimmî, yâni İslâm memleketinde vatandaşlık hakkı verilmiş olan gayr-i müslimlerin yere gömmüş olduğu definelere gelince bu nevî define sâhibleri veya mirasçıları bilindiği takdirde onların hakkıdır. Kime âit olduğu bilinmezse bu nevî defineler Lukata yâni yitik mal hükmüne tâbidir. Bir yıl ilân edilir. Buna rağmen sahibi çıkmazsa bulanın hakkıdır. Fakat bu nevî definelerin asırlarca önceki devirlere âit olduğu bâzı karine ve alâmetlerle anlaşılırsa, Lukata hükmüne tabi değildir. Sâhibleri bilinmeyen mallar gibi devlet hazînesine konulur ve müslümanlann genel hizmetlerine harcanır.

Maden ise Allah'ın yerde ve toprakta yaratmış olduğu altın, gümüş demir, bakır ve kibrit gibi maddelerdir. Maden Rikâz'dan tamamen ayrı bir şeydir. Madenden istihsal edilecek madde altm veya gümüş ise nisab miktarına ulaşsın veya ulaşmasın yıllanması beklenmeksizin zekât ödeme şartları tahakkuk edince zekâtı ödenir. Anılan madenin zekâtı kırkta bir olup zekâtın müstehaklarma dağıtılır.

4. H a n b e 1 i mezhebine göre Rikâz: Câhiliyet devrine ait definedir. Kâfirlere âit olduğu bilinen defineler rikâz sayıldığı gibi yer yüzünde bulunan ve onlara âit olduğu bir takım alâmetlerle anlaşılan mallar da define hükmündedir. Fakat İslâm alâmeti bulunan veya hem küfür hem de İslâm alâmeti bulunan defineler Rikâz hükmüne tabi olmayıp Lukata hükmüne dâhildir. Rikâzı bulan şahıs bunun humusunu, yâni beşte birini umumî hizmetlere harcanmak üzere devlet hazînesine teslim etmek zorundadır. Kişi defineyi kendi mülkünde veya sahipsiz bir arazide bulursa humustan artan kısım kendisinin hakkıdır. Şayet başkasının arazisinde ve akarında bulursa, arazi sahibi definenin kendisine âit olduğunu iddia etmezse yine bulana aittir. Şayet arazi sahibi definenin kendisine âit olduğunu iddia etmekle beraber şahidi yok ve kendisi bulunan definenin evsâfını tarif edemezse yemin etmek suretiyle alır. Bir kimsenin izni olmaksızın mülküne girip araştırma yapan ve neticede define bulan kişi bir hak talebinde bulunamaz. Bulunan define mülk sahibine aittir. Yukarda anlatıldığı şekilde. Şayet kişi arazi sahibinin izni ile girip araştırma ve çalışma neticesinde define bulursa bulan kişi öncelikle define hakkma sahip olur.

Madene gelince, maden, yerde oluşan ve toprak cinsinden olmayan maddelerdir. İster altın, gümüş, bakır gibi katı halde olsun ister kibrit ve petrol gibi sıvı halde olsun fark etmez. Böyle bir maddeyi istihsal eden kişi bunun onda birini ödemekle mükelleftir. Bu ödemenin vâcibliğinin iki şartı vardır: Birincisi istihsal ettiği madde altın veya gümüş ise yabancı maddelerden tasfiye edildikten sonra net miktarının nisab olması gereklidir. Bu iki maddeden başka mal cinsinden ise değerinin nisab tutarında olması gereklidir. İkinci şart müstahsilin zekât mükelleflerinden olmasıdır. Şu halde müstahsil zimmî yâni gayri müslim veya borçlu bir müslüman ise ona vâcib değildir. İstihsal edilen maden ocağı birisinin mülkü içinde ise istihsal edilen maden, mülk sahibinindir. Başkası istihsal etse bile hüküm budur. Maden ocağı sahipsiz bir arazide ise elde edilen maden, müstahsilin malıdır. Bu takdirde bunun kırkta birini zekât

olarak ödemesi gerekir. İstihsal ettiği mal altm veya gümüş olsun, başka maddeler olsun fark etmez.

Not: Define ve madenle ilgili daha geniş bilgi isteyenler fıkıh kitablarma müracaat etsinler. Dört mezhebin görüşü ile ilgili olup yukarda verilen bilgi El-Fıkıh Ala'l-Mezâhibi'l-Arbaa adlı kıtabtan özetlenerek alınmıştır.



2511) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallattahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Sizden önceki (ümmet) lerde bir akar (ev) alan bir adam vardı. (Satın aldığı) akarda içi altm dolu bir cürre (küp veya testi) buldu. Bunun üzerine (satıcıya) :

— Ben senden toprak aldım, senden altın almadım, dedi. (Satıcı) adam da (alıcıya) :

— Şüphesiz ben sana bu toprağı, içindeki ile beraber sattım, dedi. Sonra satıcı ile alıcı (üçüncü) bir adama baş vurup muhakeme oldular. Kendisine baş vurulan adam, (bunlara) :

— Sizin oğlunuz ve kızınız var mı? diye sordu. Bunlardan birisi (alıcı) :

— Benim bir oğlum var, dedi. Diğeri (satici) dâ:

— Benim bir kızım var, dedi. Kendisine müracaat edilen adam: ^ — Şu halde oğlana kızı nikâh ediniz. Oğlan ile kız bü altından kendilerine harcasınlar ve sadaka versinler, diye hükmetti. [19]


İzahı


Bu hadisi Buhâri, Müslim ve Ahmed de rivayet etmişlerdir.

E 1 - H â f ı z , EI-Fetih'te özetle şöyle der :

"Bu hadîste sözü edilen satıcı ile alıcının isimlerine rastlamadığım gibi hüküm için baş vurdukları zâtın ismine de rastlamadım. Ancak Veheb bin Münebbeh'in el-Mübtedâ adlı kitabında bu iki adamın baş vurdukları zâtın peygamberlerden Dâvûd (Aleyhisselâm) olduğunu söylemiştir. İshâk bin Bişr'in el-Mübtedâ'sında ise hüküm için baş vurulan zâtın Z ü 1 k a r -ne y n - in hakimlerinden olduğu nakledilmiştir.

Akar: Ev, arsa, hurmalık, kıymetli ev eşyası gibi değişik mânâlara gelir. Burada ev mânâsı kasdedilmiştir. Çünkü Veheb bin Münebbeh'in rivayetinde satılan malın ev olduğu belirtilmiştir.

Satıcı ile alıcı arasında yapılan satış akdinin yalmz akar için olduğu hadîsin metninden açıkça anlaşılıyor. Satıcı evde bulunan malın da dolaylı olarak satılmış olduğuna inanıyor, alıcı ise bunun aksine inanıyor. Aralarındaki ihtilâf konusu budur. Satış akdinin şekli hakkında ihtilâfları yoktur. Hadîsin zahirine ^Öre alıcı, içinde altın bulunan Cerre'yi yâni küp veya testiyi evin içinde yâni yere gömülü olmaksızın bulmuştur. Dinimize göre bu durumda alıcının sözü muteberdir ve altuı satıcının malıdır.

Tarafların satış akdinin şekli hakkında ihtilâfa düşmüş oldukları muhtemeldir. Şöyle ki muhtemelen alıcı: Sen satarken evi ve için-dekini sattım, demedin der. Satıcı ise: Hayır ben evi ve içindekini sana sattım, der. İhtilâf konusu bu ise Şer-i Şerifteki hüküm şudur: İki taraf sözlerinde doğru olduklarına yemin ederler ve satılan ev geri verilir.

Alıcının evi aldıktan sonra evde tadilât yaparken defineye rastlamış olması da muhtemeldir. İshâk bin Bişr'in rivayeti bu ihtimâli teyid eder. Çünkü bu rivayete göre müşteri: Ben ev aldım. Bunu tamir ederken bir define buldum, der. Satıcı da altınları teslim almaya davet edilirken : Ben evime altın gömmedim ve böyle bir şeyden haberim de yoktur, der... Olay böyle olursa Şer'î hüküm şöyledir: Bu definenin kâfirler dönemine âit olduğu bilinirse Bikâz hükmüne tabidir. Müslümanlar devrine âit bir define olduğu bilinirse Lukata hükmüne tâbidir. Müslümanların veya kâfirlerin devirlerine âit olduğu bilinmezse bu define devlet hazinesine devredilir. Hadîste anılan devirdeki şeriat hükmü yukarda anlatılan şeriatımızın hükümleri gibi olmadığı için başvurulan kişinin hadîste anlatıldığı şekilde hüküm verdiği umulur.

Hadisin zahirine göre tarafların baş vurdukları şahıs resmi hâkim değil, taraflarca hakem tâyin edilmiş bir kimsedir. Fakat î s -hâk bin Bişr'in rivayetinde baş vurulan zâtın resmi hâkim olduğu belirtilmiştir. Eğer bu rivayet sabit ise tarafların hakem tâyin etmeleri ve hakemin verdiği hükmün geçerliliği caizdir diyen âlimler için bu hadîs delil olmaz. Dâvâlı ve davacının kendi aralarında bir hakem tâyin edip verdiği hükme uyulmasının caiz olup olmaması ihtilaflı bir meseledir. Hakem tâyin edilen şahsın bu işe liyakatli olması ve hakkaniyetle hükmetmesi şartı tahakkuk ederse verilen hüküm Mâlik ve Ş â f i î' ye göre caiz ve geçerlidir. Bu hüküm memleketin hâkiminin görüşüne uygun olsun veya olmasın muteberdir. Şafiî ceza ile ilgili meseleleri bunun dışmda tutmuştur.

Ebû Hanife ise hakemin verdiği hükmün o memleketin hâkiminin görüşüne uygun olmasını şart koşmuştur." El-Fetih'ten yapılan nakil bitti.)

B u h â r î' nin rivayetinde hakem —veya hâkim—in verdiği hükme âit cümle şöyledir :

Oğlana kızı nikâh ediniz. Bu altınlardan bunlara harcayınız ve (bundan) sadaka veriniz."

Define ile ilgili geniş bilgi bundan önceki hadîslerin izahı bölümünde verildiği için burada bu hususla ilgili geniş bilgi vermeye gerek görmüyorum. [20]




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 761-62

[2] Bu sahâbi'nijı hâl tereemesi 1705 nolu hadis bölümünde geçti.

[3] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/62

[4] Cerir (R.A.) meşhur sahâbilerdendir. Hâl tereemesi 159 nolu hadîsin izahı bölümünde geçti.

[5] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/62-64

[6] Bu zâtın hâl tercemesi 945 nolu hadîsin izahı bölümünde geçti.

[7] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/64-67

[8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/67-68

[9] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/68-71

[10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/72-75

[11] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/75-76

[12] Âl-İ İrm-ân : 92

[13] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/76-80

[14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/80-82

[15] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/82-83

[16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/83

[17] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/84-85

[18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/85

[19] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/85-89

[20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/90-91



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam