SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > ZEBÂİH (YÂNİ BOĞAZLANAN HAYVANLAR) KİTABI

 

islam

help 2.30.27 27-Zebaih previous next

HADİS KİTAPLARI > SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > 27-Zebaih
27- ZEBÂİH (YÂNİ BOĞAZLANAN HAYVANLAR) KİTABI

1- Akîka Babı

2- Feraa Ve Atîre (İsimli Kurbanlar) Babı

Nübeyşe (Radıyallâhü Anh)'İn Hadîsinin Fıkıh Yönü

3- Hayvanları Boğazlayacağınız Zaman Boğazlamayı Güzel Yapınız, Babı

4- Hayvanı Boğazlarken Allah'ın İsmini Anmak Babı

5- Hayvanın Ne İle Boğazlanabileceginin Beyânı Babı

6- Hayvanı Yüzmek Babı

7- Sağım Hayvanları Boğazlama Yaşarlığı Babı

8- Kadının Boğazladığı Hayvan (İn Etinin Yenilmesinin Meşruluğu) Bâbl

9- Eti Yenen Evcil Hayvanlardan Kaçan (Ve Yakalayıp Boğazından Kesilmesi Mümkün Olmayan) İn Kesilmesi (Usûlünün Beyânı) Babı

10- Hayvanları Bağlayıp Hedef Yaparak Ölünceye Kadar Ok, Taş Gibi Bir Şeye Tutmanın Ve Onlara

İşkence Ve Azab Etmenin Yasaklığı Babı

11- Cellâle (Yani Dışkı Yiyen Hayvan) Etini Yemenin Yaşarlığı Bâbî

12- At Etleri Babı

13- Evcil Eşeklerin Etleri Babı

14- Katırların Etleri Babı

15- Katırların Etleri Babı

16- Cenin (Rahimdeki Yavrun) Un Kesimi Anasının Kesimidir, Babı





27- ZEBÂİH (YÂNİ BOĞAZLANAN HAYVANLAR) KİTABI


Zebâih ı Zebîha'nin çoğuludur. Zebiha, boğazlanan demektir. Zibh de boğazlanan mânâsım ifâde eder. Zebh ise boğazlamak demektir. Buna Zekât da denilir. [1]


1- Akîka Babı


Akîka: Arap dilinde bebeğin başında bulunan saç demektir. Şeriat dilinde ise, bebeğin doğumunun yedinci günü onun için boğazlanan kurban demektir.

Akika kelimesinin masdarı olan Akk, bir şeyi kesmek demektir. Bebeğin saçı kurban boğazlandıktan sonra kesildiği için kurbana Akîka ismi verilmiştir.

Şu halde Akîka hem bebeğin başındaki saç, hem de onun için kesilen kurban anlamında kullanılır.



3162) Ümmü Kürz (Ratttyallâhü anhâ)\\aı\\ Şöyle demiştir:

Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu işittim:

«Oğlan bebek için birbirine (yaşça) denk iki davar ve kız bebek için bir davar boğazlanır.-"



3163) Âişe (Radtyallâhü anhâyâan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize, oğlan bebek için iki davarı ve kız bebek için bir davar akika olarak boğazlamamızı emretti.»" [2]


İzahı


Ümmü Kürz (Radıyallâhü anhâKnın hadîsini diğer sünen sâhibleri ve A h m e d de rivayet etmişlerdir.

Bu hadisteki "Mütekâfietân" kelimesi; yaşça eşit veya biribirine yakm yaşta olan iki davar, mânâsına yorumlanmıştır.

Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nın hadisini T i r m i z i de rivayet etmiştir. [3]


Bu İki Hadîsten Çıkan Fıkıh Hükümleri


1. Yeni doğan çocuk oğlan olsun kız olsun onun adına akîka ismi verilen kurbanı boğazlamak meşrudur. Selef ve halef âlimlerinin ekserisinin mezhebi budur. Dört mezheb imamları ve Cumhurun gö-rüşü de budur. Cumhura göre akîka ismi verilen kurbanı kesmek sünnettir. Mâlik, Şafii, Ahmed, İshâk ve Ebû Sevr bunun sünnet olduğuna hükmedenlerdendir.

Hanefîler'e göre ise nafile veya mübâh olarak meşrudur.

Hasan-i Basrİ ile Zahiriye mezhebi mensubları, Selmân bin Âmir'in 3164 nolu hadisinin zahirini tutarak vâcib olduğuna hükmetmişlerdir.

2. Erkek bebek için iki ve kız bebek için bir davarı boğazlamak meşrudur. Sahâbiler, Tabiiler ve bunlardan sonra gelen ilim ehlinin ekserisinin görüşü budur.

Hanefîler ve Mâlik ise; erkek ve kız bebek ayırımı yapmaksızın her bebek için bir kurban kesmek meşrudur, demişlerdir, tbn-i Ömer ve Urve bin Zübeyr (Radıyallâhü anhümâ)'nın kavli de budur.

Akika ismi verilen kurban hangi hayvanlardan olabilir?

Bu hususta ilim ehli arasında ihtilâf vardır. Şöyle ki:

1. Hanefîler'e göre akîka, bayramda kurban edilebilen davardan olur. Hanefî fıkıh kitablarından İbn-i Abidîn'-de: "Kişinin doğan çocuğuna doğumun yedinci günü isim takması, saçını tıraş etmesi, saçın ağırlığı kadar altın veya gümüşü sadaka etmesi müstehabtır. Sonra çocuğun saçını tıraş ederken, mübâh veya tatavvu olmak üzere bir akika boğazlamak meşrudur. Akîka, bayramda kurban edilmeye elverişli bir davardır. Doğan çocuk erkek olsun kız olsun, bir akika boğazlanır. Akîka eti çiğ olarak dağıtılabilir veya pişirilir ve konu komşu davet edilerek yedilir. Akîka'nın kemikleri kırılabilir veya kırılmadan pişirilir, şeklinde bilgi verilmiştir.

2. Mâlikîler, Şâfiîler ve Cumhura göre akika, davardan olduğu gibi sığırdan, ve deveden de olabilir. Bayramda kurban edilmeye elverişli her hayvan akîka da olabilir.

Bir Hâl Tercemesl

Ümmü Kürz
3164) Selmân bin Âmir (ed-Dabbî) (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'den şu buyruğu İşitmiştir:

•Şüphesiz (doğan) bebekle beraber bir akîka bulunur. Bu itibarla onun adına bir akîka kanım dökünüz ve bebekten ezayı gideriniz.-" [4]


İzahı


Bu hadisi B u h â r î, diğer sünen sâhibleri ve A h m e d de rivayet etmişlerdir. T i r m i z i hadisin sahih olduğunu söylemiştir.

Hadisin: "Ğulâm" kelimesinin asıl mânâsı oğlan bebektir. Fakat âlimlerin çoğu bunu erkek ve kız çocuğuna şümullü şekilde yorumladıkları için biz bunu bebek diye terceme ettik. H a s a n - i Basri ile Katâde bunu erkek çocuğu mânâsına yorumlayarak kız çocuğu için akika isimli kurban kesilmez, demişlerdir. Ama âlimler bunu genel mânâya yorumlayarak ve diğer hadîsleri delil göstererek kız çocuğu için de akîka kesilir, demişlerdir.

Hadisin: "Bebekle beraber bir akîka bulunur" cümlesinde geçen akîka kelimesiyle neyin kasdedildiği hususunda iki ihtimal vardır: Birinci ve zahir olan ihtimâle göre, bu kelime ile bebeğin saçı kasde-dilmiştir. Hadîsin son cümlesinde bulunan "Ezâ"da saç mânâsına yorumlanmıştır ve hadisten kasdedilen mânâ şöyledir: Bebek doğarken başında saç bulunur. Siz onun adına bir akîka kurbanı kesiniz ve çocuğun saçını tıraş ediniz.

Hasan-i Basri, Esma! ve Muhammed bin S i r i n "Eza" kelimesini bebeğin başındaki saç mânâsına yorumlamışlardır.

Hadisin yukardaki cümlesinde bulunan Akîka sözcüğü ile akîka denilen kurban kasdedilmiş olur. Akika denilen kurbanın bebekle beraber olmasının mânâsı, bebeğin kurban kesmeye sebeb ve vesile olmasıdır.

Hadîste geçen "Eza" kelimesinin bebeğin saçma inhisar ettiril-meyip genel mânâya yorumlanması ihtimâli de vardır. Bu takdirde kasdedilen mânâ bebeğin saçını tıraş etmek, sünnet ettirmek ve ana rahminde kendisine bulaşmış bulaşıktan temizlemektir. [5]


Hadîsin Fıkıh Yönü


1. Hadisin zahirine göre erkek çocuk için akika kurbanı kesilir. Şu halde kız çocuğu için kesilmez. Yukarda da belirttiğim gibi H a -san-i Basrî ile Katâde bu hadîsin zahirini tutmuşlar ise de, âlimlerin kahir ekseriyeti diğer hadîsleri delil göstererek kız çocuğu için de akîka kurbanını kesmenin meşruluğunu hükmederek bu hadisteki "Ğulam" kelimesini bebek diye yorumlamışlardır.

2. Hadîsteki akîka kurbanının kesilmesi emredildiği için Hasan-i Basri ile Zahiriye mezhebi mensubları akîka kesmenin vâcibliğine hükmetmişlerdir. Fakat diğer âlimler bu emri men-dubluk için yorumlamışlardır.

Akîkanın sünnet mi, tatavvu mu, vâcib mi olduğu şeklinde görülen ihtilâf bundan önceki hadîslerin izahı bölümünde verilmiştir.

3. Yeni doğan çocuğu tıraş etmek, temizlemek ve kendisini rahatsız eden diğer pislikleri gidermek emri verimiş, teşvikte bulunulmuştur.



3165) Semûre (bin Cündüb) (Radıyallâhü a«A)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«(Doğan) her bebek akikasına karşılık rehindedir. Doğumunun yedinci günü onun adına akikası boğazlanır, bebeğin saçı tıraş edilir ve ona isim takılır.»" [6]


İzahı


Bu hadisi Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Ah-m e d de rivayet etmişlerdir.

Çocuğun ak i kasma karşılık rehinde olması buyruğu çeşitli şekillerde yorumlanmıştır: Bir yoruma göre, akikası kesilmeyen çocuk, akîkası kesilen çocuğa nisbeten neş-u nema bulmaz, gelişmez.

Diğer bir yoruma göre bundan maksad, akika kurbanının çocuk için gerekli olmasıdır. Yâni çocuk, akîkası kesilmedikçe rehinde tutulan şey gibidir. Tam manâsıyla ondan yararlanılmaz. Ancak akîkası kesildiği zaman tam manâsıyla yararlı bir çocuk olur. Çünkü çocuk, Allah'ın bir nimetidir. Diğer nimetlerde olduğu gibi şükür edildiği takdirde tamamlanır. Çocuk nimetine şükür etmek ise, onun akî-kasmı kesmekle gerçekleşir.

Bir başka yoruma göre bu cümlede geçen "Akika" sözcüğü ile çocuğun saçı kasdedilmiştir. Yâni doğan çocuk, saçı dolayısıyla rehinde olan şey gibidir. Ancak tıraş edilmekle bu halden kurtulur.

Ahmed bin Hanbel bu cümleden maksad şudur, der: Yâni doğan bebek için akîka kurbanı verilmediği takdirde, çocuk iken ölürse babası ve anası için şefaatçi olmaz.

Tekmile de yukarıdaki yorumlar yanmda başka yorumlar da beyân edilmektedir. Ben bu kadarını açıklamakla yetiniyorum. [7]


Hadisten Çıkan Hükümler


1. Çocuğun doğumunun yedinci günü onun adına akika kurbanı kesmek sünnettir. Bu kurban, Hanefî, Şafii ve Hanbeli mezheblerine göre çocuğun doğduğu günden itibaren kesilebilir. M â -1 i k İ mezhebine göre ise doğum gününden bir gün sonra kesilebilir.

Kurban kesmek için en faziletli gün ise doğumun yedinci günüdür.

2. Çocuğun doğumunun yedinci günü başı tıraş edilmelidir. Bu tıraş müstehabtır. Âlimler bu noktada ittifak halindedir.

3. Doğumun yedinci günü kurban kesilirse, aynı günü çocuğa isim verilir. Şayet kurban kesilmeyecekse doğum günü isim verilir. Yâni yedinci gün beklenmez. Hattâ B e y jı a k i; Çocuğa doğduğu gün isim vermeye dâir hadisler ona yedinci gün isim vermeye dâir hadîslerden daha sıhhatlidir, der.



3166) Yezîd bin Abd el-Müzenî (Radıyallâhü anhümâyâan rivayet edildiğine göre; Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Bebek adına akîka (denilen kurban) boğazlanır da bebeğin başına akîka kam değdirilmez.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi hasen'dir. Çünkü râvl Yâ-kuta bin Humeyd hakkında ihtilâf vardır. Senedin kalan râvüeri Buhârl ile Müslim'in şartı Üzerinedir. Zevâid yazarı; Bu Yezîd'in bundan başka hadisi tbn-i Mâ-ceh yanında yoktur. KÜtüb-i Sitte'nin kalanlarında İse onun hiç bir hadisi yoktur, demiştir. [8]


İzahı


Zevâid nevinden olan bu hadîs, bebek için akika kurbanının kesilmesinin meşruluğuna, fakat kurbanın kanını bebeğin başına sürmenin meşru olmadığına delâlet eder.

Hanefİler, Mâlik, Şafii, Ahmed, İshâk ve Cumhur: Bebeğin başına akika kanını sürmek meşru değildir. Çünkü bu, câhiliyet devrinin âdetidir. İslâmiyet bunun bâtıllığına hükmetmiştir, derler. [9]


2- Feraa Ve Atîre (İsimli Kurbanlar) Babı


Feraa ve Atîre kelimeleri bu bâbtaki hadîslerde de geçtiği için önce bunları açıklamayı uygun buldum.

Feraa ve Fera' devenin doğurduğu ilk yavru, demektir. Câhiliyet devri insanları, bu yavruyu putları adına boğazlarlardı. Bir kavle göre de câhiliyet devrinde bir adamın deve sayısı yüzü bulunca, bir genç devesini putu adına boğazlardı. Boğazlanan bu kurbana Fera' ve Feraa denilirdi.

Atire de insanlarının R e c e b ayının ilk on gününde boğazladıkları kurbandır. 3125. hadiste Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Atîre'yi bu şekilde açıklamıştır. H a t t â b î bu kelimenin hadîste bu şekilde açıklandığını beyân ederek îslâmî hükümlere en uygun mânânın bu olduğunu belirttikten sonra bir de şöyle bir Atîre vardı, der: Câhiliyet devri insanlarının boğazladıkları Atîre ise; onların putlar adına kestikleri ve kanını putların başlarına döktükleri kurbandır.

En-Nihâye'de ise şöyle denilir: Araplardan biri adak adayarak, şöyle, şöyle olduğu zaman veya hayvanlarının sayısı şuna ulaştığında, beher 10 hayvandan bir tanesini R e c e b ayında kurban etmek boynumun borcu olsun, derdi. Araplar bu nevî kurbanlara Atîre'ler derlerdi. İslâmiyetin ilk zamanlarında da bu âdet devam etti. Sonra iptal edildi.



3167) Nübeyşe (Radtyatlâhü anhydtn rivayet edildiğine göre; Bir adam Resulullah (Sallaltahü Aleyhi ve SellemTt seslenerek :

Yâ Resûlallah! Biz câhiliyet devrinde Receb ayında bir atîre (isimli kurban) boğazlardık. Bize ne buyurursun? dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Allah (Azze ve Celle) (nin rızâsı) için hangi ayda olursa olsun kurban kesiniz (yâni kesebilirsiniz), Allah'a itaat ediniz ve (fakirlere) yediriniz» buyurdu. Sahâbîler ı

•Yâ Resûlallah! Biz câhiliyet devrinde bir devenin ilk yavrusunu (putlar adına) boğazlardık. Bununla ilgili bize ne buyurursun? dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

¦Her sâime (yâni yılın çoğunda otlanmakla geçinen deve, sığır veya davardan yüz adedlik sürü) de, senin sürünün beslediği bir yavru (kurban) vardır. Bu yavru çiftleşme (veya yük taşıma) çağına varınca onu boğazlayıp etini sadaka edersin (râvî demiş ki: Sanırım şeyhim: Yolda kalmışlara —sadaka edersin— dedi.) Şüphesiz bu, bir hayırdır» buyurdu."



3168) Ebu Hüreyre (Radtyallâkü ankyden rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) :

«(İslâm'da) ne feraa, ne de atire var (yâni bu kurbanlar vâcib değil) dir.» Hiş&m kendi hadisinde şunu da rivayet etmiştir:

Feraa devenin ilk yavrusudur. Atîre de ev halkının Receb aynıda boğazladığı davardır."



3169) İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«(İslâm'da) ne feraa, ne de atîre var (yâni bu kurbanlar vâcib değil )dir» buyurmuştur.

İbn-i Mâcete dedi ki: Bu hadîs (şeyhim) el-Medenî'nin tek başına rivayet ettiği (yâni başka şeyhlerimin rivayet etmedikleri) hadîslerdendir." [10]


İzahı


N ü b e y ş e (Radıyallâhü anh) 'm hadîsini Ebû Dâvûd, Nesâî, Ahmed ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'm hadîsi T i r m i z î hâriç diğer Kütüb-i Sîtte yazarları tarafından rivayet edilmiştir.

N ü b e y ş e (Radıyallâhü anh)'in hadisinde geçen "Sâime" yılın çoğunda otlanmakla geçinen, yâni yemlenmeksizin idare edebilen deve, sığır ve davar nevilerine denilir.

Aynı hadiste geçen Mâşiye de deve, sığır ve davar sürüsüne denilir.

Fera' ve feraa aslında deve yavrusundandır. Ancak Nesâî' nin rivayetinde«Her davar sürüsündsenin davarlarının beslediği bir fera' vardır» buyurulduğu için fera' sığır, koyun ve keçiden de olabilir. Tercemede bu durum dikkate alınmıştır.

Hadîste geçen "İstihmal" yük taşıma çağı mânâsına gelebildiği gibi erkek hayvanın döl olma çağı ve dişi hayvanın gebe kalma çağına varma mânâsına da gelebilir. Bu kelime iki mânâya da yorumlandığı için bu duruma da işaret edilmiştir.

Fera' kelimesi deve yavrusu mânâsına yorumlandığı zaman İstih-mâl kelimesi yukardaki iki mânâya da yorumlanabilir. Fera'ın kuzu ve keçi oğlağı mânâsına da şümullü olarak yorumlandığında bu iki hayvan açısından İstihmal kelimesinin çiftleşme çağı mânâsına yorumlanması daha uygun olur. Çünkü koyun ve keçinin yük taşıma çağı pek düşünülmez. [11]


Nübeyşe (Radıyallâhü Anh)'İn Hadîsinin Fıkıh Yönü


Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), atîre ismi verilen kurban ile fera' adı verilen kurbam kökünden iptal etmemiştir. Ancak atîre'nin sırf Receb ayma tahsisini ve bunu putlar adına kesilmesini iptal buyurmuştur. Fera'ın da devenin ilk yavrusundan olmasını ve putlar adma boğazlanmasını iptal buyurmuştur. Şu halde atire ve fera' ismi verilen kurbanlar yılın herhangi bir zamanında sırf Allah rızâsı için kesilebilir. Ş â f i i 1 e r ile Hanbeliler böyle hükmetmişlerdir. T a h â v i' nin beyânına göre İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) atîre kurbam Allah rızâsı için boğazlardı. î b n - i Şirin de Receb ayında bu kurbanı keserdi.

Bu gruba dâhil ilim adamları «fera' ve atîre yoktur» mealindeki 3168, 3169 nolu hadîsler ile benzeri hadîsleri bunların vâcib olmadığı anlamında yorumlamışlardır. Şafii böyle yorumladığı gibi, aşağıdaki şekilde yorumlayanlar da vardır:

Hadîslerden maksad anılan kurbanların putlar adma kesilmesinin iptal edilmesidir. Diğer bir ihtimal anılan kurbanlar sırf Allah rızâsı için kesildiğinde müstehablık veya kan dökme sevabı açısından Kurban bayramında boğazlanan kurban gibi olmamasıdır. Fakirlere Allah rızâsı için et dağıtmaya gelince, bu hayır ve sadakadan başka bir şey değildir. Hattâ Şafiî: Eğer kolay olursa her ay kurban kesmek güzel şeydir, demiştir.

Hanefiler. Mâliki ler ve bunlardan başka bir grub ilim ehline göre atire ve feraa ismi verilen kurbanları kesmek hükmü 3368 nolu E b û Hü r e y r e (Radıyallâhü anhJ'ın hadîsi ile benzeri hadîslerle mensuhtur. Çünkü Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh), hicretin yedinci yılı müslüman olmuştur. Atîre ve feraa isimli kurbanları boğazlama tatbikatı ise bu târihten öncedir. Kadı I y â z da fera' ve atîre'nin meşruluğuna dâir hükmün men-şuhluğu hususunda âlimlerin Cumhurunun ittifak ettiklerini iddia etmiştir. El-Hâzimi de böyle demiş ise de Ş â f i i 1 e r ile Hanbeliler'in bu görüşe katılmamaları bu iddiayı çürütür.

Daha geniş bilgi için Kütüb-i Sitte'nin şerhlerine müracaat edilebilir. [12]


3- Hayvanları Boğazlayacağınız Zaman Boğazlamayı Güzel Yapınız, Babı


3170) Şeddâd bin Evs (Radıyallâhü attk)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

•Allah (Azze ve Celle), şüphesiz her şey hakkında ihsanı (yâni iyi ve yumuşak davranmayı) emretmiştir, (veya inşânı her şeyden üstün tutmuştur). Bu itibarla siz (kısas veya had olarak bir kimseyi)öldüreceğiniz zaman öldürmeyi güzel (yâni maktule en kolay biçimde) yapınız, (hayvan) Boğazlayacağınız zaman da boğazlamayı güzel yapınız. Biriniz (hayvanı boğazlayacağı) bıçağını keskinleştirsin ve boğazladığı hayvanı rahat ettirsin.»" [13]


İzahı


Bu hadîsi Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi, Şafii, ve A h m e d de rivayet etmişlerdir.

Hadîsin ilk cümlesi tercemede işaret ettiğim gibi iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi Allah'ın her işte iyi ve yumuşak davranmayı emretmiş olmasıdır. İkincisi Allah'ın iyi ve yumuşak davranmayı faziletçe üstün kılmasıdır.

Hayvanı güzel boğazlamak şöyle olur : Hayvanı boğazlama yerine götürürken eziyet etmeden güzel götürmek, yere yatırırken incitmeden yatırmak, onu başka hayvanların yanında boğazlamamak ve boğazlamadan önce onun önüne su vermek.

Boğazlanan hayvanı rahat ettirmek de; onu yumuşak yere yavaşça yatırmak, bilenmiş bıçağı hızlıca sürmek, bıçağı ondan gizlemek ve boğazladıktan sonra vücûdu soğuyuncaya kadar bekleyip yüzmemek suretiyle olur.

Hadîsten çıkan fıkıh hükümleri yukarıdaki cümlelerden anlaşılır.



3171) Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallâhü û«/;)'den rivayet edildiğine göre:

(Bir gün) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir adamın yanından geçti. Adam bir davarı kulağından tutup sürüklüyordu. Re sûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (adama) :

-Hayvancağızın kulağını bırak da boynunun kenarından tut», buyurdu."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Mûsâ bin Muhammed bin İbrahim vardır. Bu râvi. zayıftır.



3172) Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'âan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bıçakları bilemeyi ve hayvanlardan saklanmasını emrederek :

«Biriniz hayvanı boğazladığı zaman, boğazlamayı hızlı yapsın» buyurmuştur.

Bir Hâl Tercemesi

Hadisir râvisi Şeddâd bin Evs bin Sabit bin el-Münzir bin Harâin el-Ensârl en-Neccârt Ebû Ya'lâ el-Medeni (B.A.). Hassan bin Sabit (R.A.)'m kardeşi oğludur. 50 aded hadisi vardır. Buhâri ile Müslim onun birer hadisini rivayet etmişlerdir. Râvileri oğlu Ya'lâ ve Mahmûd bin Bebl'dir. Ubâde bin Sâmit (R.A.) ; Şeddâd bin Evs, ilim ve hitim ile cihazlanan zâtlardandır, demiştir. Bu zât, hicretin 58. yılı Kudüs'te vefat etmiştir. KÜtüb-I Sitte yazarlarının hepsi onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (Hulâsa, 164)

Ilbn-i Maceh demiştir ki:) Bu hadîsin mislini senediyle İbn-İ Ömer (Radıyallâhü anhüma) vasıtasıyla Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den bize Ca'fer bin Müsâfir rivayet etmiştir."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu iki senedin dönüm noktası îbn-i Le-hla'dır, Bu ravl zayıftır. Şeyhi Kurre de zayıftır. [14]



4- Hayvanı Boğazlarken Allah'ın İsmini Anmak Babı


3173) îbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâyd&n rivayet edildiğine göre : Kendisi"Ve şüphesiz şeytanlar dostlarına fısıldarlar, âyeti hakkında şöyle demiştir t Müşrikler (şeytanların onlara fısüdala malarına atfen) diyorlardı ki t Üzerine Allah'm ismi anılan kesilmiş hayvanları (Allah'a hürmeten) yemeyiniz ve üzerine Allah'ın ismi anılmayan hayvanları yeyiniz. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle) buyurdu = Üzerine Allah'ın ismi anılmayan hayvanları yemeyiniz." [15]


İzahı


Bu hadisin benzerini Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir. Müellifimizin rivayetine göre şeytanlar müşriklere fısıldayarak: ÜzerineAllah'ın ismi anılarak boğazlanan hayvan etini yemek Allah'a karşı beslenmesi gereken saygı ve terbiyeye aykırıdır. Bu itibarla böyle bir hayvanın etini yememek lâzımdır. Fakat üzerine Allah'ın ismi anılmayan hayvan etini yemekte Allah'a karşı bir saygısızlık söz konusu olmadığı için bir sakınca yoktur, derlerdi. Müşrikler de bu noktadan hareketle müslümanlarla tartışırlardı. Bunun üzerinde Allah Teâlâ «Ve üzerine Allah'ın ismi anılmayan hayvanları yemeyiniz» mealindeki âyeti indirdi.

Hadiste yazılı ilâhî emirler E n' â m sûresinin 121 âyetinden birer parçadır. Âyet'in tamamının meali şöyledir:

«Ve üzerine Allah'ın adının anıl madiği hayvanları yemeyiniz, bunu yemek fısk (isyan) dır. Şeytanlar da şüphesiz sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar ve eğer (Allah'ın haram kıldığı şeyi helâl saymak hususunda) onlara uyarsanız, şüphesiz siz müşrUç olursunuz.»

Hadisin râvîsi îbn-i Abbâs'a göre bu âyetin «Üzerine Allah'ın ismi anılmadığı hayvanları yemeyiniz» hükmü; murdar hayvanlar, boğularak ölen hayvanlar ve murdar hükmünde olan hayvanlar hakkmdadır,

A t â ' ya göre ise bu hüküm müşriklerin putların adlarını anarak boğazladıkları hayvanlar hakkındadır.

Hadiste geçen «Üzerine Allah'ın ismi anılan hayvanları yemeyiniz ve üzerine Allah'ın ismi anılmayan hayvanları yeyiniz» sözünü müşriklere âit olarak terceme ettim. Bu sözün müşriklere vesvese eden şeytanlara âit olması da muhtemeldir.

Yukarda meali yazılı âyetin zahirine göre üzerine Allah'ın ismi anılmadan boğazlanan hayvanın eti yenilmez. Bunu boğazlayan kişi müslüman da olsa hüküm budur. Ancak Âyet-i Kerîme'nin iniş sebebi ve bu konuda Duyurulmuş 3174 nolu hadis ile benzeri hadisler de dikkate alınarak, besmelesiz kesilen hayvan etinin yenilmesi hususunda ilim adamları değişik görüşler beyân etmişlerdir. ŞöyJe ki:

1. Hanefîler, Atâ, Tâvûs ve Hasan-i B a s -r î' ye göre hayvanı boğazlarken bile bile Allah'ın ismini anmayı terkeden kişinin kestiğinden yenilmez. Fakat adam Bismillah demeyi

unutarak boğazlarsa kestiğinin eti yenilir. Mâlik ve A h -m e d ' in meşhur görüşleri de böyledir. Bunların delîli bu âyetin zahir olan hükmüdür.

2. Şâfiîler'e göre boğazlarken Bismillah demek, şart değil, müstehabtır. Besmele çekmeyi kasden veya unutarak terketmek arasında bir fark yoktur. A h m e d' den de böyle bir rivayet vardır. Bunların delillerinden birisi 3174 nolu hadistir.

3. İbn-i Ömer, Nâfi, Şa'bi ve îbn-i Sirin'e göre boğazlarken Bismillah demek şarttır. Bir kimse kasden veya unutarak besmelesiz boğazlarsa onun kestiği hayvanın eti yenilmez. A h m e d' den böyle bir görüş de rivayet edilmiştir. E b ü Sevr ile D â v û d - i Zahiri de bu görüşü tutmuşlardır. Şafiî-ler' den Ebû Feth et-Tâî de bu görüşten yana çıkmıştır. Bu grub da mezkûr âyetin zahirine delil göstermişlerdir.



3174) Mü'minlerin anası Âişe (Radtyallâhü anhâydan; Şöyle demiştir :

Bâzı kimseler ı

Yâ Resûlallah! Bir takım insanlar bize (kesilmiş) et getirirler. (Hayvan boğazlanırken) üzerine Allah'ın isminin anılıp anılmadı-ğını bilmeyiz. (Bu duruma ne buyurulur)? dediler. Resûl-i Ekrem

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bismillah deyiniz ve (eti) yeyiniz» buyurdu. Et getirenler yeni müslüman olmuşlardı (yâni şer'i hükümleri pek bilmiyorlardı)." [16]


İzahı


Bu hadisi Buhâri, Ebû Dâvûd. Nesâî, Beyha-ki, Tahâvi, Mâlik ve Dârimi de rivayet etmişlerdir.

Tekmile yazan bu hadisin izahı bölümünde özetle şu bilgiyi verir: "Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in: «Bismillah deyiniz ve (eti) yeyiniz» buyruğundan maksad, et yenilirken Bismillah demek, hayvanı boğazlarken Bismillah demenin yerine geçer, demek değildir. Bu mânâ kasdedilmemiştir. Maksad yemeğe başlarken besmele çekmenin müstehabhğıdır. Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu buyruğu ile Sahâbİlere şunu demek istemiştir: Size getirilen et üzerine besmele çekilip çekilmediğini bilmediğinize önem vermeyiniz. Siz yemeğe başlarken besmele çekmeye önem veriniz." [17]


Hadîsten Çıkan Fıkıh Hükümleri


1. Müslümanın kestiği hayvan üzerine besmele çekip çekmediği bilinmediği zaman, kestiğinin etini yemek caizdir. Çünkü mü'min hakkında iyi düşünmek esastır. Besmele çekmiş gibi bakılır.

2. Müslüman kimsenin hayvanı boğazlarken besmele çekmesi şart değil, müstehabtır.

îkinci maddedeki hükümle ilgili ilmî görüşler bundan önceki hadîsin izahı bölümünde verildiği için tekrarlamaya gerek yoktur. Ancak şunu belirteyim : Hayvanı boğazlarken besmele çekmenin şart olmadığını söyleyen âlimler, bu hadisi de delil göstermişlerdir.

3. Yemeğe başlarken Besmele çekmek müstehabtır.

4. Müslüman kimse hakkında dâima iyi niyet beslenmelidir. [18]


5- Hayvanın Ne İle Boğazlanabileceginin Beyânı Babı


3175) Muhammed bin Sayfî (Radtyallâhü a»AJ'den; Şöyle demiştir:

Ben (bir defa) iki tane tavşanı bir merve (denilen bıçak gibi keskin, beyaz taş) ile boğazladım. Sonra tavşanları Peygamber (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellemî'in yanına götürdüm. O, bunları yememi emretti."



3176) Zeyd bin Sâbİt (Radtyallâhü an*)'den rivayet edildiğine göre :

(Bir kere) bir kurt köpek dişiyle bir davan ısırmış, sonra davar sahihleri davarı bir merve (denilen bıçak gibi keskin, beyaz taş) ile boğazlamışlar. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara, o hayvanın etini yemeleri için müsaade etmiştir."



3177) Adi bin Hatim (Radtyallâhü a»A)'den; Şöyle demiştir:

Ben (bir defa) :

Yâ Resülallah, biz av avlarız da bıçak bulamayız. Ancak zırâr (denilen sert ve keskin taş) veya asanın şıkkı (yâni uzunlamasına)ikiye bölünmüş değneğin keskin parçasını buluruz, (ne buy ur ulur?) dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Kam dilediğin şeyle iyice akıt ve (hayvanı boğazlarken) üzerine Allah'ın ismini an» buyurdu."



3178) Râfi bin Hadîc (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Biz bir yolculukta Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde idik. Ben (bir ara) :

Yâ Resûlallah, biz savaşlarda oluruz ve beraberimizde bıçaklar bulunmaz, (Acaba keskin taş veya keskin değnek parçasıyla hayvan boğazlayabilir miyiz?) dedim. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Üzerine Allah'ın ismi anılarak kam iyice akıtan bir şey ile boğazlanan hayvan etini ye, fakat diş veya tırnakla boğazlanam yeme. Çünkü diş, bir kemiktir. Tırnak da (kafir olan) Habeşistan halkının bıçaklandır» buyurdu." [19]


İzahı


Bu babın ilk hadisini Ebû D â v û d, Nesâİ ve A h -m e d de rivayet etmişlerdir. İkinci hadis Nesâİ tarafından da rivayet edilmiştir. Üçüncü hadis; Ebû Dâvûd, Nesâî veA h m e d tarafından da rivayet edilmiştir. Son hadîs ise Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet edildiği gibi; Mâlik, Şafii ve A h m e d tarafından da rivayet olunmuştur. Bâzı rivâyetlerdeki metin kısa bâzıları ise müellifimizinkinden daha uzundur.

Bu hadîslerde geçen bâzı kelimeleri açıklayayım:

Merve: Beyaz bir taş nevidir. Bundan bıçak gibi keskin âletler

yapılır. Bir kavle göre bu, bir parçası diğer bir parçasına vurulduğu

zaman ateş çıkaran taş nevidir.

Asâ: Değnek ve baston, demektir. Şıkk: Bunun uzunlamasına yanlmasıyla elde edilen parçasıdır. Böyle bir parça bıçak gibi keskin olduğu takdirde hayvan boğazlamada kullanılabilir.

Zırâr i Sert ve keskin bir nevî taştır. Bu da boğazlama işinde kullanılabilir.

Müdâ i Müdye ve midye'nin çoğuludur, bıçaklar demektir. İnhâr: Kanı iyice akıtmaktır.

Son iki hadîste hayvanın yeyilebilmesi keskin bir âletle boğazlanması ve boğazlarken Allah'ın adının anılması şartlarına bağlanmıştır.

Tırnak ve kemikten başka keskin olan herhangi bir âletle boğazlanan hayvanın yenmesi meşruluğu hususunda âlimler ittifak halindedir.

Ebû Hanîfe ve Mâlik bu ve benzeri hadisleri de delil göstererek; boğazlama sırasında unutulmazsa Allah'ın ismini anmak şarttır, demişlerdir. Bu konu ile ilgili gerekli izah bundan önceki bâbta verilmiştir.

Son hadiste kemik veya tırnakla boğazlamanın yasakhğı beyân buyuruhnuştur. Tırnakla boğazlamanın yasakhğı hikmeti de belirtilmiştir. Şöyle ki: Habeşistan halkı kâfir idi. Biz kâfirlere özgü hususlarda onlara benzememekle emrolunmuşuz. Hayvanları tırnakla boğazlamak Habeşistan halkının âdeti olduğu için bize yasak kılınmıştır. El-Hâfız'ın beyânına göre Habeşistan halkı koyun ve keçinin boğazını tırnaklarıyla kanatıp sıkmak suretiyle boğarlardı.

Dişle boğazlamanın yasak lığı hikmetine gelince, kemiği pisletmek, yâni şer'an necis etmek yasaktır. Nitekim Resül-i Ekrem (Aleyhi's-sa-lâtü ve's-selâm) kemikle taharetlenmeyi yasaklamış ve kemiklerin cinlerin azığı olduğunu bildirmiştir. Taharetlenme işinde kullanılan kemik şer'an pis ve necis sayıldığı ve cinler bundan tiksindiği için taharetlenmede kullanılması yasaktır. Kemik boğazlama işinde kullanıldığı zaman, kanın bulaşmasiyla necis ve şer'an pis olmuş sayılır. Bu nedenle kemikle boğazlama yasak kılınmıştır.

E 1 - H â f ı z ' in beyânına göre bâzıları bu iki madde ile boğazlamanın yasak kılınması hikmeti hakkında şöyle demişlerdir -. Bu iki madde ile boğazlama, hayvana azab vermek demektir. Çoğu zaman bunlarla boğazlamaya kalkışıldığı zaman hayvan normal biçimde boğazlanmaz da boğulur. [20]


Hadîslerden Çıkan Fıkıh Hükümleri


1. Dinî bir meseleyi bilmeyen kimse, bilenlere müracâatla bilgi almalıdır.

2. Boğazlanan hayvanın kanını iyice akıtmak ve üzerine Allah'ın ismini anmak gerekir.

3. Tırnak ve diş- hâriç, keskin olup boğazlamaya elverişli olan herhangi bir âletle hayvanı boğazlamak meşrudur.

4. Tırnakla veya dişle hayvanı boğazlamak meşru değildir. Âlimlerin Cumhuru, hadis fıkıhçılan, Nahai, el-Hasan bin Salih, el-Leys bin Sa'd, Ahmed, îshâk, Ebü Sevr ve Dâvûd ile Şafii mezhebi âlimleri bu hadîslerin hükmünü tutmuşlardır. Yâni diş veya tırnak insanların olsun, hayvanların olsun, vücûd üzerinde bulunsun, vücûddan ayrılmış olsun boğazlamada kullanılmaz.

Hanefi ler'e göre ise, tırnak veya diş sahibinin vücûdu üzerinde iken boğazlama işinde kullanılamaz. Ama vücûttan ayrılmış durumda ise ve boğazlamaya elverişli biçimde keskin ise, boğazlamada kullanılabilir. Mâlik' den müteaddid rivayetler vardır. En meşhur rivayete göre kemikte, boğazlama caizdir. Fakat dişle caiz değildir.

5. Tavşanın etini yemek meşrudur.

Birinci hadisin râvîsi ile ilgili bir hususu belirtmek uygun olur kanısındayım. Şöyle ki:

Müellifimizin elde mevcut üç sünen nüshasının hepsinde bu râ-vlnrı ismi, Muhammed bin Sayfi olarak yazılıdır.

Ebü Davud'un rivayetinde ise bu hadîsin râvisinde Muhammed bin Safvân veya Safvân bin Muhammed, diye tereddüd edildiği belirtilmektedir. Tirmizi, Muhammed bin Safvân şeklindeki rivayetin daha sıhhatli olduğunu söylemiştir. Tekmile yazarının beyânına göre A h m e d' in Müsned'inde ve N e s â î ile t b n - i M â c e h ' in sünenlerinde bu râvi Muhammed bin Safvân olarak geçmektedir. Tekmile yazarı daha sonra bu râvînin Muhammed bin Say-f i olduğu da söylenir, der. E 1 - H â f ı z, Tehzîbü't-Tehzîb'te Muhammed bin Sayfi ile Mu hammed bin Safvân' m ayrı ayrı zâtlar olması ihtimâli kuvvetlidir, der. Taba-r â n i de doğrusu Muhammed bin Safvân' dır, der.

Muhammed bin Safvân (Radıyallâhü anh), Mâlik bin E v s oğullarından olup Ensâr'dandır. Bundan başka hadisi bilinmemektedir. Ebû Dâvûd, Nesâi ve İbn-i M â c e h onun bu hadîsini rivayet etmişlerdir.

Hulâsa'dan anlaşıldığına göre de bu üç sünen sâhiblerinin rivayet ettikleri bu hadisin râvîsi Muhammed bin Safvân veya Safvân bin Muhammed el-Ensârî' dir.[21]

Muhammed bin Sayfi (Radıyallâhü anh)'m hâl ter-cemesi 1735. hadîs bölümünde geçti. [22]


6- Hayvanı Yüzmek Babı


3179) Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallâkü anA/den rivayet edildiğine

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem), bir davarın derisini soymakta olan bir adamın yanından geçti. Bu arada Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama:

Çekil ta ki ben sana (deri soyma usûlünü) göstereyim, buyurdu ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) elini deri ile et araşma öyle soktu ki kolu koltuk altına kadar derinin altında kayboldu ve:

«Yâ adam, deriyi böyle soy* buyurdu. Sonra geçip gitti ve ab-dest almadan (yâni yenilemeden) cemaata namaz kıldırdı.'*[23]


İzahı


Bu hadisi Ebû D â v û d, Taharet kitabında rivayet etmiştir. Tabarâni ve İbn-i Hibbân da bunu rivayet etmişlerdir. Hadiste sözü edilen zât, bir kavle göre Muâz bin Cebel (Radıyallâhü anh)'dır. T a b a r â n î 'nin rivayetinden de böyle anlaşılıyor. [24]


Hadîsten Çıkan Hükümler


1. Hadîs, Resûl-i *£krem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in ümmetine ne derece şefkatli ve »asıl bir tevazu sahibi olduğunu gösterir. Öyle ki bir hayvan derisinin nasıl soyulacağını bile ümmetine göstermiş ve bizzat deriyi soyma tevâzuunu göstermiştir.

2. Çiğ eti ellemekle abdest bozulmaz. Nitekim Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) davarın derisinin bir kısmını bizzat mübarek eliyle soymuş ve bundan sonra abdest tazelemeden gidip cemaata namaz kıldırmıştır. [25]



7- Sağım Hayvanları Boğazlama Yaşarlığı Babı


3180) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'6en rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ensâr'dan (Ebü'1-Hey sem Mâlik bin et-Teyyihân (Radıyallâhü anh) isimli) bir zâta (misafirliğe) gitmiş. Adam da Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için bir hayvanı boğazlamak üzere bıçak almış. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama:

«Sakın, sağım hayvanı kesme» buyurmuştur."



3181) Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe (RadtyaUâhü ankyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) kendisine ve Ömer (bin eI-Hattab)'a:

«Bizimle beraber el-Vâkıfi'ye geliniz- buyurmuş. Ebû Bekir demiş ki: Biz (Resûl-i Ekrem ile beraber) ay ışığında gittik. Nihayet el-Vakıfi'nin bahçesine vardık. El-Vâkıfî:

Merhaba, ehlen dedi. (yâni hoşgeldiniz diyerek sevincini açıkladı) . Sonra bıçak alarak davar sürüsü içinde dolaştı. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ona) :

«Halûb (yâni sütlü hayvanı) boğazlamaktan sakın,» buyurdu veya -Zatü'd-Derr (yâni süt sahibi hayvanı) boğazlamaktan sakın,- buyurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde rivayeti çok zayıf olan Yahya bin Abdillah bulunur. [26]


İzahı


Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Müslim de Eşribe kitabında uzun bir metin hâlinde rivayet etmiştir. İkinci hadîs ise Zevâid nevindendir.

Bu hadisler, sağım hayvanını boğazlamanın uygun olmadığına delâlet eder. Bu hadislerdeki yasaklama haramhk anlamında değildir.

Müslim' deki rivayete göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün veya bir gece evden çıkmış ve Ebû Bekir ile Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ile karşılaşmış ve onlara: «Bu saatte sizi evlerinizden çıkaran nedir? diye sormuş. Onlar da =

Açlık, Yâ Resûlallah, demişler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Nefsim (kudret) elinde bulunan (Allah)'a yemin ederim ki ikinizi evden çıkaran (açlık) beni de (evimden) çıkardı. Kalkm, buyurmuş. Onlar da O'nunla beraber kalkıp Ensâr'dan bir adamın —Bu adam Ebü'l-Heysem Mâlik bin et-Teyyihân'dır — evine varmışlar. Bakmışlar ki, adam evinde değil. Ev kadını Resûl-i Ekrem (SallallahüAleyhi ve Sellem)'i görünce: Buyurun, hoş geldiniz, diye sevinçle karşılamış. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),adamın nerde olduğunu sormuş. Kadın da adamın içme suyu getirmeye gittiğini söylemiş. Bu arada adam gelip, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ve iki arkadaşına bakıp: Allah'a hamd olsun. Bugün misafirleri benim misafirlerimden daha kıymetli hiç kimse yoktur, demiş. Sonra gidip bir mikdar yaş ve kuru hurma getirip onlara takdim ederek : Bundan buyurun, yeyiniz, demiş ve bıçak almış. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama:

Sakın sağım hayvanı kesme, buyurmuş. Adam onlar için bir koyun kesmiş. Onlar etten ve hurmadan yemişler, su içmişler. Yemek ve su ihtiyaçlarını giderip karınlarını doyurunca: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir ile Ömer'e t

«Nefsim (kudret) elinde olan (Allah)'a yemin ederim ki, siz kıyamet günü bu nimet (in şükrün) den sorulacaksınız. Açlık sizi evlerinizden çıkardı. Sonra bu nimet sizi bulduktan sonra evlerinize dönüyorsunuz.» buyurmuştur.

Müslim' deki metinden çıkan hükümler çoktur. Bunlan öğrenmek isteyenler M ü s 1 i m ' in şerhi N e v e v i' ye müracaat etsinler. [27]



8- Kadının Boğazladığı Hayvan (İn Etinin Yenilmesinin Meşruluğu) Bâbl


3182) Ka'b bin Mâlik (Radtyatlâhü anh)'den rivayet edildiğine göre : Bir kadın bir davan (koyun veya keçiyi keskin) bir taşla boğazlamış, sonra durum Resûlollah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e anlatılmış. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunda bir beis görmemiştir." [28]


İzahı


Bu hadîsi B u h â r i de rivayet etmiştir. B,uhârİ' deki metinde Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) sözü edilen kadının kestiği davarın etinin yenilmesini emretmiştir. [29]


Hadîsten Çıkan Hükümler


1. Kadının boğazladığı hayvanın eti yenilir. Cumhur bu görüştedir. Mâlik' ten yapılan bir rivayete göre kadının boğazladığı hayvan etini yemek mekruhtur. Diğer bir rivayete göre kerahet yoktur. Ş â f i i 1 e r' den yapılan bir rivayete göre kadının Udhiyye, yâni Kurban bayramında kesilen kurbanı boğazlaması mekruhtur.

E 1 - H â f ı z ' in el-Fetih'te beyân ettiğine göre tbrâhim N a h a i : Kadının ve besmele çekip boğazlamaya gücü yeten çocuğun kestiği hayvan eti yenilir, bunda bir beis yok, demiştir. Cumhurun görüşü de böyledir.

2. Hayvanı keskin taşla kesmek caizdir. [30]


9- Eti Yenen Evcil Hayvanlardan Kaçan (Ve Yakalayıp Boğazından Kesilmesi Mümkün Olmayan) İn Kesilmesi (Usûlünün Beyânı) Babı


3183) Râfi bin Hadîc (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Biz bir yolculukta (Huneyn savaşı dönüşünde) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde idik. Bir deve kaçtı. (Onu yakalamaya gidenleri âciz bıraktı). Bunun üzerine bir adam ona bir ok atta. (Allah, deveyi o okla öldürdü). Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz bu (eti yenen evcil) hayvanların şaşılacak huyları vardır.»

(Hâvi demiştir ki: Sanırım) «Yabanî hayvanların şaşılacak huylan gibi (buyurmuş). Artık bu (eti yenen evcil) hayvanlardan sizi mağlûb eden olursa ona böyle muamele ediniz,» buyurdu." [31]


İzahı


Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahihleri, Mâlik Ahmed ve Ş â -f i İ rivayet etmişlerdir. Bâzı rivâyetlerdeki metin uzuncadır.

Hadiste geçen "Evâbid" kelimesi Âbİde'nin çoğuludur. Âbide firar eden, kaçan hayvan demektir. Bu kelime şaşılacak huy ve davranışlar mânâsına da yorumlanabilir ki, burada bundan maksad yabani hayvan gibi kaçmak huyudur.

T i r m i z İ' nin şerhinde Tuhfe yazarı: "«Behîmelerden ka^an olursa ona böyle muamele ediniz» buyruğundan maksad şudur: Eti yenen evcil hayvanlardan, yâni; deve, sığır, davar ve tavuklardan firar edip kaçan olursa öldürme bakımından yabanî av gibi olur. Kesilmesi zaruri kesilme nevinden sayılır, ihtiyari nevinden sayılmaz. Artık böyle bir hayvanın vücûdunun her tarafı boğazlanma yeridir. Boğazmdan kesilmesi şartı yoktur. Şerhü's-Sünne'de deniliyor,.ki: Bu hadîsten şu hüküm çıkar: Evcil hayvan kaçtığı zaman, yakalanıp normal biçimde boğazlanmasına güç yetmezse yakalanıp boğazlanmasına güç yetilmeyen av gibi, vücûdunun her tarafı kesme yeri sayılır. Keza bir deve başı üstünde bir kuyuya düşüp de boğazmdan kesilmesine güç yetilmediği zaman, vücûdunun herhangi bir tarafına vurulup öldürülür ve eti yenilir" diye bilgi vermektedir.

E 1 - H â f ı z da bu hadisin hükmü ile ilgili olarak ; İbnü'l-M ü n z i r ve başkası bu hadisten çıkan hükmü Cumhurdan naklet-mislerdir. Mâlik ve el-Leys Cumhura muhalif kalmışlardır. Said bin el-Müseyyeb ile Rebia' dan da böyle muhalif kaldıkları rivayet edilmektedir. Bunlar: Ne evcil, ne de yabani bir hayvanın eti böyle öldürmekle helâl olmaz. Mutlaka boğazından kesilmesi gerekir, demişlerdir. Cumhurun delili R â f i (Radıyallâhü anh)'ın bu hadisidir, diye bilgi verir.

Tuhfe yazarı yukardaki nakilleri yaptıktan sonra: Ben derim ki doğru görüş cumhurunkidir, der. Bu arada başka deliller de verir.

Ebû Hanife, Şafii, Ahmed, Dâvûd, el-Mü-z e n i ve bir çok tabii, böyle hükmeden Cumhura dâhildir. Sahâbi-lerden İbn-i Mes'ûd, Ali, İbn-i Abbâs ve Ibn-i Ömer (Radıyallâhü anhüm) de böyle hükmetmişlerdir.

Cumhurun delillerinden birisi de biraz sonra terceme edeceğimiz

Ebü'l-Uşerâ hadisidir.



3184) Ebü'M'şPrâ'nın bahası (Radıyallâhü anhümâ)'dan: Şöyle demiştir :

Ben: Yâ Resûlallah, hayvanın şer'î kesimi, ancak boğazda veya lebbe (yâni boynun göğüse en yakın yerin)de (değil mi)dir? dedim. Resul i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ;

•Hayvanın uyluğundan da vursan sana yeter» buyurdu." [32]


İzahı


Bu hadisi diğer sünen sâhibleri de rivayet etmişlerdir. E b ü D & v û d, hadisi rivayet ettikten sonra : Bu, ancak yüksek bir yerden düşen veya kuyuya düşen, ya da kaçan (ve normal biçimde boğazlanması mümkün olmayan hayvan) hakkındadır, demiştir.

Tirmizi de bu hadisi rivayet ettikten sonra: Ahmed bin M e n i' in beyânına göre Yezîd bin Hârûn demiş ki: Bu, zaruret hâline mahsustur, der. T i r m i z i daha sonra: Bu, garib bir hadîstir, yalnız Hammâd bin Seleme' nin rivayetinden tanırız. Bu hadisten başka, Ebü'l-Uşerâ' nın babası yoluyla rivayet ettiği başka hadis bilmiyoruz. E b ü ' 1 - U ş e -r â' nın ismi hakkında da ilim adamları ihtilâf etmişlerdir. Bir kavle göre Üsâme bin Rıhtım, diğer bir kavle göre Y e -sar bin Berz, başka bir kavle göre Yesâr bin B e 1 z' -dır. Onun isminin U t â r i d olduğu da söylenmiştir, der.

Ebü'l-Uşerâ' nnı babasının Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e söylediği sözün başında istifham hemzesi müellifimizin rivayetinde yok ise de, diğer sünenlerin rivayetlerinde mevcuttur. Bu söz bir soru ve şer'i hükmü öğrenmek mâhiyetinde olduğu için diğer rivayetleri de dikkate alarak parantez içi ilâvelerle kasdedüen mânâyı belirtmeye çalıştım.

Onun soru cümlesinde geçen "Lebbe" kelimesi boynun göğüse en yakın olan kısmıdır. Develer boğazlanırken başları ve boyunları buradan kesilir. Yâni boyunun hemen hemen tamamı baş tarafına bırakılır. Diğer hayvanlar boğazlanırken boyunun başa en yakın yerinden, alt çenenin altından kesilir ve boyunun ekserisi gövde tarafına bırakılır. Soru sahibi, kullandığı cümlede bu farklılığı dikkate almıştır. [33]


Hadîsin Fıkıh Yönü


Yukarda da belirttiğim gibi bu hadis, normal biçimde boğazlanması mümkün olmayan, meselâ kaçan veya başaşağı kuyuya düşen deve gibi hayvanlar hakkındadır. $u halde boğazlama iki nevidir;

1. İhtiyarî olan boğazlamadır. Eti yenen bir hayvanın normal boğazlama biçiminde başının kesilmesi mümkün ve güç dâhilinde ise bu şekilde boğazlanması gereklidir. Başka bir tarafını yaralamakveya kesmek suretiyle öldürmek, şer'an kesim sayılmaz. Murdar sayılır ve eti yenmez,

2. Iztırârî olan boğazlamadır. Eti yenen bir hayvanın birinci maddede belirttiğim gibi kesimine insan gücü yetmezse, vücûdunun herhangi bir tarafını yaralamak suretiyle öldürmek şer'an boğazlama sayılır. Meselâ firar eden ve yakalanması mümkün olmayan bir deveyi normal biçimde boğazlamaya güç yetmeyince yaralayıcı bir âletle yaralayıp öldürmek, şer'an boğazlama sayılır ve eti yenilir.

İkinci maddede belirttiğim gibi yaralanan bir hayvanın bu yarayla öldüğü kesinlikle bilinir veya kuvvetle muhtemel ise etini yemenin helâlliği âlimlerin icmâı ile sabittir.

İkinci maddede durumu belirtilen bir hayvanı yaraladıktan sonra ele geçirdiğimizde henüz yaşıyor ise boğazından kesmemiz gerekir, aldığı yarayla ölüme terkedilmez. Fakat ele geçirdiğimizde ölmüş ise artık boğazından da ayrıca kesmemiz gerekmez.

Konu hakkında ayrıntılı bilgi için fıkıh kitâblanna müracâat edilmelidir. [34]



10- Hayvanları Bağlayıp Hedef Yaparak Ölünceye Kadar Ok, Taş Gibi Bir Şeye Tutmanın Ve Onlara
İşkence Ve Azab Etmenin Yasaklığı Babı


Gerek bu babın başlığında ve gerekse bu bâbta rivayet olunan hadîslerde geçen bâzı kelimeleri açıkladıktan sonra tercemeye geçmeyi uygun buldum.

Behâim: Behîme'nin çoğuludur. Behime: Dört ayaklı, yırtıcı olmayan kara ve deniz hayvanları anlamına geldiği gibi deve, sığır ve koyun ile keçi gibi evcil hayvanlar mânâsına da gelir. Bir de umûmi mânâda hayvan yerinde kullanılır. Burada kanımca umûmi mânâya yorumlamak en uygun olanıdır. Çünkü bu babın son iki hadîsi umûmi olup herhangi bir canlıyı hedef edip tazîb etmeyi yasaklar.

Sabr: Hayvanı bağlayıp hedef ve nişangâh yapıp ona; ok, taş veya başka şeyleri atmak suretiyle azab vermek ve ölünceye kadar bu işe devam etmektir.

Garad: Hedef, demektir.

Mesl ve Müsle •. Bir canlının burun, kulak, tenasül organı, göz gibi uzuvlarından birini veya bir kaçını diri diri kesmek suretiyle azab vermek veya başka türlü işkence etmek ya da bir canlıya eziyet ede ede suretini ve şeklini değiştirmek demektir.



3185) EbÛ Saîd-i Hudrî (Radıyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayvanlara müsle (yâni İşkence ve azab) etmeyi yasaklamıştır."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Müsâ bin Muhammed bin tbrâblm bulunur. Bu râvi, zayıftır.



3186) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayvanları sabr (yâni bağlayıp hedef ederek ölünceye kadar ok'a, taşa ve benzerine tutma) İşini yasaklamıştır."



3187) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü ankümâ)'dan rivayet edildiğine göre

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir •İçinde ruh bulunan hiç bir şeyi hedef etmeyiniz.-"



3188) Câbir bin Abdillah (RadtyaUâhü anhümâyâan rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî hayvanlardan herhangi birisini hedef yapmak suretiyle (yâni işkence ve azab etmekle) öldürülmesini yasaklamıştır." [35]


İzahı


Bu babın ilk hadisi Zevâid nevindendir. E n e s (Radıyallâhüanh) 'in hadîsini Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Müslim, Tirmizi ve Nesâi de rivayet etmişler. Câbir (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Müslim de rivayet etmiştir.

Bu bâbtaki hadisler, eti yenen veya yenmeyen herhangi bir hayvana işkence yapıp azab etmenin veya bunu bağlayıp hedef ederek ok veya taş gibi bir şeye tutmak suretiyle öldürmenin haramlığına delâlet ederler. Çünkü böyle bir hareket hayvana azab etmektir ve eti yenen hayvanları ise, telef etmek, etini yenmez hâle sokmaktır. [36]


11- Cellâle (Yani Dışkı Yiyen Hayvan) Etini Yemenin Yaşarlığı Bâbî


3189) İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), cellâle (yâni dışkı yiyen hayvan) etlerini ve sütlerini yasaklamıştır." [37]


İzahı


Bu hadisi Tirmizi ve Ebû Dâvüd da rivayet etmişlerdir.

Avnü'l-Mabûd yazarı bu hadisin şerhinde özetle şu bilgiyi verir: Cellâle: Dışkı yiyen hayvandır. Deve, sığır, davar, tavuk ve eti yenen diğer hayvanların hepsi bu hükme tâbidir. Bunlardan dışkı yiyenin eti yenmez. İbn-i H a z m , cellâle'nin dört ayaklı hayvanlara mahsus olduğunu iddia etmiştir.

Bir kavle göre; bir hayvanın yemininin çoğu necaset, yâni pislik olursa, cellâle sayılır. Şayet yeminin ekserisi temiz ise cellâle sayılmaz. N e v e v i, Tashihü't-Tenbîh'te bu görüşü beyân etmiş ise de er-Ravda'da R â f i î' ye uyarak : Sıhhatli olan görüş şudur ki: Bir hayvanın cellâle sayılması, onun yeminin ekserisinin temiz veya pis olmasına bağlı olmamasıdır. Önemli olan husus onun râyihası ve bozulmasıdır. Eğer hayvanın etinin veya et suyunun kokusu veya tadı ya da rengi bozulursa cellâle sayılır, demiştir.

Hattâbi de: Cellâle, yâni dışkı yiyen hayvan etini yemek ve sütünü içmek hususunda âlimler ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki

Re'y ehli, Şafii ve Ahmed bin Hanbel, cellâle hayvanın etini yemeyi ve sütünü içmeyi mekruh görmüşler ve: Böyle bir hayvan birkaç gün hapsedilip sırf temiz yemle beslenmedikçe yenmez. Şayet dediğimiz gibi hapsedilip eti güzelleşinceye kadar temiz yemle beslendikten sonra boğazlanırsa etini yemekte ve sütünü içmekte bir beis yoktur, demişlerdir.

Bir hadîste rivayet edildiğine göre, dışkı yiyen sığırın, kırk gün hapsedilip sırf temiz yemle yemlendikten sonra eti yenilir. 1 b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) da: Tavuk üç gün hapsedilip (ve bu sürece sırf temiz yemle besledikten) sonra kesilir, demiştir.

îshâk bin Râhuveyh: Dışkı yiyen hayvanın eti güzel yıkandıktan sonra yenilmesinde bir sakınca yok, demiştir.

Hasan-i Basrî de böyle bir hayvanın etini yemekte bir beis görmemiştir. Mâlik bin Enes de Hasan-i Basrî gibi söylemiştir, der.

îbn-i Reslân da Şerhü's-Sünen'de: Dışkı yiyen hayvanı hapsetmek için tâyin edilmiş bir süre yoktur. Bâzı âlimler bu sürenin deve ve sığır için kırk gün, koyun ve keçi nevi için yedi gün ve tavuk cinsi için üç gün olduğunu söylemişler. El-Mühezzeb ve et-Tah-rîr'de bu görüş seçilmiştir, diye bilgi verir.

Dışkı yiyen hayvanın yâni deve, inek, koyun ve keçinin sütünün temiz olup olmadığı hususunda ihtilâf vardır. Cumhura göre temizdir, yâni içilebilir. Çünkü şer'an pis sayılan kan hayvanın vücûdunda ete ve süte dönüşüp temizlenir. Hayvanın yediği pislik de onun vücûdunda kana, sonra ete ve süte dönüşmüş olur. [38]


12- At Etleri Babı


Bu bâbta geçen Hayl ve Feres kelimeleri at ve kısrak mânâsına yorumlanır. Yâni bu nevî hayvanın erkeği ile dişisi ayni hükme tâbidir.



3190) Ebû Bekr-İ Sıddîk'ın kızı Esma (Radtyaîlâhü anhümâydan Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken biz (Me-dîne-i Münevvere'de) bir feres (yâni at veya kısrağh boğazlayıp etinden yedik."

3191) Câbir bin Abdillah (Radtyaîlâhü anhümâyâan; Şöyle demiştir:

Biz Hayber (savaşı) zamanında hayl (yâni at, kısrak) ve yabanî eşeklerHn etlerini) yedik. (Ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi evcil eşeklerin etini yemekten menetti.)" [39]


İzahı


Bu babın her iki hadîsini Buhâri, Müslim ve Dâre-k u t n î de rivayet etmişlerdir. Evcil eşeklerle ilgili olup ikinci hadîsin sonunda parantez içine aldığım cümle M ü s 1 i m' in rivayetinden alınmadır.

Bu hadisler at, kısrak ve yabanî eşeklerin etini yemenin helâlk-ğma delâlet eder. Yabani eşeğin etini yemenin helâlliği 3090, 3092 ve 3093. hadislerden anlaşılır. Bu hususta bir ihtilâf bilmiyorum.

Atların ve kısrakların etlerinin helâl olup olmadığı hususunda ise âlimler ihtilâf etmişlerdir. N e v e v î bu ihtilâfla ilgili olarak şöyle der:

"Selef ve halef âlimlerinin Cumhuru ve Ş â f i î' ye göre at ve kısrak etini yemek mubahtır ve mekruh değildir. Abdullah bin Zübeyr, Fudâle bin übeyd, Enes bin Mâlik, Esma bint-i Ebî Bekir, Süveyd bin Gafele, Alkarna, Esved, Atâ, Şüreyh, Saîd bin Cübeyr, Hasan-i Basrî, Nahai, Hammâd bin Süleyman, Ahmed, İshâk, Ebû Sevr, Ebû Yûsuf, Muhammed, Dâvüd, hadis-çilerin cumhuru (Radıyallâhü anhüm) ve başkaları da böyle hükmetmişlerdir.

İbn-i Abbâs, el-Hakem, Mâlik ve Ebû Hani f e (Radıyalâhü anhüm)'ün dâhil bulundukları bir grub ise at ve kısrak etini yemeyi mekruh saymışlardır. Ebû Hanîfe: Bunun etini yiyen kimse günâha girmiş olur, fakat haram işlemiş denilmez, demiştir.

N e v e v i bu arada bu grubun delillerini ve Cumhurun verdiği cevablan beyân etmektedir. Ben, konuyu uzatır endişesiyle bu hususu buraya aktarmadım. İsteyenler N e v e v î' nin bu hadîslerin şerh bölümüne veya diğer hadis kitablanmn şerhlerine müracaat edebilirler. [40]


13- Evcil Eşeklerin Etleri Babı


3192) Ebû îshâk eş-Şeybânî (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ben evcil eşeklerin etlerinin hükmünü Abdullah bin Ebî Evfâ (Radıyallâhü anhümâ) 'ya sordum. Şöyle cevab verdi:

Hayber (savaşı) günü bir açlık bizi yakaladı, biz Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde bulunuyorduk. Bâzı kimseler Medine'nin dışından (evcil) eşekler elde ettiler. Biz de bunları boğazladık ve tencerelerimiz (bunların etleriyle) kaynamakta idi. Tam bu esnada Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ça-ğ incisi:

«Tencerelerinizi deviriniz ve (evcil) eşeklerin etlerinden hiç bir şey tatmayınız» diye duyuruda bulundu. Biz de tencerelerimizi devirdik (yâni pişmekte olan etleri döktük).

(Ebû îshâk eş-Şeybânî demiştir ki:) Ben Abdullah bin Ebi Ev-f â'ya:

Resûlullah onu (yâni evcil eşeklerin etlerini) kesinlikle (mi) haram kıldı? dedim. Abdullah bin Ebî Evfâ ¦.

Biz (sahâbiler) kendi aramızda görüşüp dedik ki: Evcil eşekler dışkı yediği için Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) onu kesinlikle (yâni sürekli olarak) haram kıldı."



3195) Mıkdâm bin Madikerib el-Kindi (Radtyaltâhü anh)'<\en rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bâzı şeyleri yasaklamış ve nihayet evcil eşekleri de (bu meyanda) annuştır."

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunuh senedi sahihtir. Râvl el-Hasan bin Câbir'i, tbn-i Hibbân, sikalar, yâni güvenilir râvîler arasında anmıştır. Ben de onun hakkında konuşan görmedim. Senedin kalan râvileri Müslim'in şartı üzerinedir.



3194) Berâ bin Âzİb (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize, evcil eşeklerin etlerini çiğ ve pişmiş olarak atmamızı emretti. Bundan sonra da bize bunu yemeyi emretmedi."



3195) Seleme bin el-Ekva* (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde Hay-ber savaşma katıldık. (Hayber'in fethedildiği gün) akşamleyin sahâ-bîler (bir hayli) ateşler yaktılar. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ne İçin ateş yakıyorsunuz?» diye sordu. Sahâbîler ı Evcil eşeklerin etleri (ni pişirmek) üzere, diye cevab verdiler. Bu cevab üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Çömleklerdekini dökünüz ve çömlekleri de kırınız,» buyurdu. Sa-hâbîlerden biri t

Veya çömleklerdekini dökeriz ve çömlekleri yıkarız? dedi (Yâni

çömlekleri kırmayıp da yıkamakla yetinmenin caiz olup olmadığını sordu). Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Veya dediğin gibi (yapınız)» buyurdu."



3196) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in çağıncısı şöyle duyuruda bulundu:

«Allah ve Resulü sizi evcil eşeklerin etlerinden menediyorlar. Çünkü necis (pis)tir.»" [41]


İzahı


Abdullah (Radıyallâhü anh) 'in, Berâ (Radıyallâhü anh)'in Seleme (Radıyallâhü anh)'in ve Enes (Radıyallâhü anh) 'm hadîslerini Buhârî ve Müslim de rivayet etmişlerdir. M i k d â m (Radıyallâhü anh) 'in hadisi ise Zevâid ne-vindendir.

Bu bâbm hadîsleri evcil eşeklerin etinin haram olduğuna delâlet ederler. Hatt&bİ: Evcil eşeklerin etinin haramlığına bütün âlimler hükmetmişlerdir. 1 b n - i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in buna ruhsat verdiği rivayet olunmuş ise de, herhalde haramhğa dâir hadîsler İbn-i Abbâs'a ulaşmamıştır, der.

N e v e v i de: 'Sahâbîlerin, Tabiilerin ve onlardan sonra gelen âlimlerin Cumhuru, evcil eşeklerin etlerinin haramlığı hususunda ittifak halindedir. Mâlik' den bu konuda üç rivayet vardır: Tenzîhen mekruh, tahrimen mekruh ve mubah. Doğrusu bunun ha-ramhğıdır. Çünkü bu konuda açık ve sahih hadîsler vârid olmuştur, şeklinde bilgi verdikten sonra Seleme (Radıyallâhü anh)'m hadisinden şu hükmün de çıktığını beyân eder:

Bu hadis, evcil eşek etinin haram, necis ve pis olduğuna da delâlet eder. Ayrıca necasetin değdiği şeyi yıkamanın gerektiğine ve necasetin bulaştığı kab ve kaçağı güzelce yıkamanın yeterli olduğuna delâlet eder. Yâni kaba bulaşan necaset; köpek, domuz veya bunlardan türeme hayvanlardan başka bir necaset olduğu zaman, necaset giderildikten sonra temiz bir su ile bir defa yıkamak kâfidir. Yedi defa yıkamaya gerek yoktur. Cumhurun mezhebi ve bizim mezhebimiz budur. A h m e d' den yapılan meşhur rivayete göre ise, herhangi bir necasetin dokunduğu bir şeyi yedi defa yıkamak gerekir.

Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in önce söz konusu çömlekleri kırmayı emretmesi meselesine gelince; bu emir bir vahiy veya ictihadla verilmiş olabilir. Sonra da neshedilip yıkama emri verilmiştir. Bu gün böyle bir kabı kırmak caiz değildir. Çünkü malı telef etmek sayılır.

Bu hadisten şu hüküm de çıkar: Herhangi bir necasetle pislenmiş bir kab güzelce yıkandıktan sonra kullanılabilir.

Bu hadisleri rivayet eden sahâbilerden Abdullah bin E b i E v f â {Radıyallâhü anh)'ın hâl tercemesi 416., M i k d a m (Radıyallâhü anh)'ınki 442., B e r â (Radıyallâhü anh)'ınki 116., Seleme (Radıyallâhü anh)'ınki 3101. ve E n e s (Radıyallâhü anhJ'ınki 24. hadîsler bölümünde geçmiştir. [42]


14- Katırların Etleri Babı


N e v e v i de: 'Sahâbîlerin, Tabiîlerin ve onlardan sonra gelen âlimlerin Cumhuru, evcil eşeklerin etlerinin haram ligi hususunda ittifak halindedir. Mâlik' den bu konuda üç rivayet vardır .-Tenzîhen mekruh, tahrimen mekruh ve mubah. Doğrusu bunun ha-ramlığıdır. Çünkü bu konuda açık ve sahih hadîsler vârid olmuştur, şeklinde bilgi verdikten sonra Seleme (Radıyallâhü anh) 'm hadîsinden şu hükmün de çıktığını beyân eder:

Bu hadîs, evcil eşek etinin haram, necis ve pis olduğuna da delâlet eder. Ayrıca necasetin değdiği şeyi yıkamanın gerektiğine ve necasetin bulaştığı kab ve kaçağı güzelce yıkamanın yeterli olduğuna delâlet eder. Yâni kaba bulaşan necaset; köpek, domuz veya bunlardan türeme hayvanlardan başka bir necaset olduğu zaman, necaset giderildikten sonra temiz bir su ile bir defa yıkamak kâfidir. Yedi defa yıkamaya gerek yoktur. Cumhurun mezhebi ve bizim mezhebimiz budur. A h m e d' den yapılan meşhur rivayete göre ise, herhangi bir necasetin dokunduğu bir şeyi yedi defa yıkamak gerekir.

Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in önce söz konusu çömlekleri kırmayı emretmesi meselesine gelince; bu emir bir vahiy veya ictihadla verilmiş olabilir. Sonra da neshedilip yıkama emri verilmiştir. Bu gün böyle bir kabı kırmak caiz değildir. Çünkü malı te-ı lef etmek sayılır.

Bu hadîsten şu hüküm de çıkar : Herhangi bir necasetle pislenmiş bir kab güzelce yıkandıktan sonra kullanılabilir.

Bu hadisleri rivayet eden sahâbilerden Abdullah bin E b i E v f â (Radıyallâhü anh) 'in hâl tercemesi 416., M i k d a m (Radıyallâhü anh)'mki 442., B e r â (Radıyallâhü anh)'ınki 116., Seleme {Radıyallâhü anh)'ınki 3101. ve E n e s (Radıyallâhü anh)'ınki 24. hadîsler bölümünde geçmiştir. [43]


15- Katırların Etleri Babı


3197) A tâ (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine şiire:

Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâ); Biz at etlerini yiyer-dik, dedi. Atâ (diyor ki) Ben: Ya katırlar (in etlerini de yiyiyor muydunuz?) dedim. Câbir: Hayır, dedi."



3198) Hâlid bin el-Velîd (Radıyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) atların, katırların ve eşeklerin etlerini yasaklamıştır." [44]


İzahı


Câbir (Radıyallâhü anh)'in hadisini N e s â i de rivayet etmiştir. Bu hadis, atların etlerinin helâl ve katırların etlerinin ha-ramlığına delâlet eder. Çünkü âlimler; Bir sahâbinin «Biz şöyle derdik» gibi bir ifâde kullandığını işittikleri zaman, Resül-i Ekrem (Aley-hi's-salâtü ve's-selâm) devrinde böyle uygulama yapıldığı mânâsını çıkarırlar. Şu halde bu, merfû hadîs sayılır.

Hâlid (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Ebû Dâvûd ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd bu hadisi rivayet ettikten sonra: 'Atların etlerini yemekte bir sakınca yoktur ve uygulama bu hadise göre değildir. Bu hadîs mensuhtur. Çünkü Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sahâbilerinden bir cemâat, atların etlerini yemişlerdir. Ibn-i Zübeyr, Fadâle bin Ubeyd, Enes bin Mâlik, Esma bint-i Ebî Bekir, Süveyd bin Gafele ve Alkarna (Radıyallâ-hü anhüm), bu cemaattandır. K u r e y ş de Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in devrinde atları keserlerdi, demiştir.

N e v e v i de.- Hadis imamlarının âlimleri Salih bin Yahya bin el-Mikdâm'ın hadîsinin — ki bu hadistir — zayıflığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Bâzıları da onun mensuh olduğunu söylemişlerdir, der.

Sindi de Nevevi' nin bu sözünü naklettikten sonra; bâzı âlimler de : 'Bu hadîs sabit olmuş olsaydı bile C â b i r (Radı-yallâhü anh) 'in hadîsine muarız olamazdı' der.

Sindi1 nin işaret ettiği C â b i r (Radıyallâhü anh)'in hadisi Buhârî. Müslim, Ebû Dâvûd ve N e s â i' nin rivayet ettikleri hadîstir. Câbir'in Buhârî' deki hadîs metni şöyledir:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber (savaşı) günü (evcil) eşeklerin etlerini yasakladı ve atların-kısrakların etlerini yemeye ruhsat verdi.»

H â I i d (Radıyalâhü anh)'in hadisine âit senedin zayıflığı râ-v! Salih bin Yahya' nin zayıflığı nedeniyledir. Bu râvî-yi zayıf görenlerin başında Buhâri, Ahmed, Dârekut-ni, Hattâbî, İbn-i Abdi'1-Berr ve Abdülhak bulunur. Geniş bilgi için T i r m i z İ' nin şerhi Tuhfe'nin 3. cildinin 77. sahifesine bakılabilir.

Atların ve kısrakların etlerinin helâlliği hususu 3190 ve 3191. hadislerin izahı bölümünde verilmiştir. Evcil eşeklerin etlerinin haram-uğı ile ilgili hadisler ve izahat bundan önceki bâbta geçti.

Katırların etleri ise evcil eşeklerin etleri gibidir. [45]



16- Cenin (Rahimdeki Yavrun) Un Kesimi Anasının Kesimidir, Babı


3199) Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallahu anh)'den; Şöyle demiştir :

Biz Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e, cenin (yâni eti yenen hayvanın rahmindeki yavrun)un hükmünü sorduk. O:

«Dilerseniz onu yeyiniz. Çünkü onun kesimi anasının kesimidir» buyurdu." [46]


İzahı


Bu hadisi, Tirmizi, Ebû Dâvûd, Ahmed. Dâ-rekutni ve İbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. T i r -m i z i bunun hasen olduğunu, İbn-i Hibbân ile îbn-i Dakikü'1-îyd de bunun sahih olduğunu söylemişlerdir. A b -dûlhak ise, bâzı rivayetlerin senedinde M ü c â 1 i d isimli râ-vinin bulunması gerekçesiyle zayıf olduğunu söylemiştir. Tekmile ya* zan yukarıdaki bilgiyi verdikten sonra; Senedlerinin çokluğu sebebiyle hadîs, en az 'hasen li gayrin' nevindendir. der. A h m e d' in rivayetinde M ü c â 1 i d isimli râvî yoktur.

E b û Davud'un bir rivayetine göre E b û S a i d - i Hudrİ (Radıyallâhü anh)'ın sorusu şu şekildedir:

"Yâ Resûlallah, biz deve, sığır ve davan boğazlarız. Sonra karnında cenin buluruz. Cenini atacak mıyız, yiyecek miyiz?"

Cenin: Ana rahmindeki yavru manasınadır. Burada eti yenen hayvanın boğazlanmasını müteâkib karnından çıkarılan ölü yavru mânâsında kullanılmıştır. Çünkü yavru diri olarak çıkarılırsa yavrunun boğazlanması gerekir. Sahâbîler bunu herhalde bilirlerdi. Ancak ölü olarak çıkarılan yavrunun hükmünü sormak istemişlerdir. [47]


Hadisin Fıkıh Yönü


1. Hadîs, eti yenen hayvanın boğazlanması nedeniyle karnında ölü çıkarılan yavru ayrıca boğazlanmaz. Anasının boğazlanması onunda boğazlanması yerine geçer.Bu itibarla eti yenilebilir. [48]


Âlimlerin Görüşleri:


Saîd bin el-Müseyyeb, Ebû Yûsuf, Muham-med, Şafiî, Ahmed ve tshâk yukarda belirttiğim hükmü vermişlerdir. Bunlara göre yavru tüylenmiş olsun veya henüz

tüylenmemiş olsun fark etmez.

Mâlik ile e 1 - L e y s ise: Yavru tüylenmiş ise hüküm böyledir, demişlerdir.

Ebû Hanife ise: 'Cenin, anasının boğazlan masıy la helâl olmaz. Anası boğazlandıktan sonra ölü olarak çıkarsa murdar sayılır" demiştir. O, bu hadîsi şöyle yorumlamıştır : "Ceninin boğazlanması anasının boğazlanması gibidir. Yâni diri olarak çıkarılırsa ayrıca boğazlanması gerekir. Ölü çıkarsa murdardır."

İbnü'I-Münzir: Ne sahâbîlerden ne de başka âlimlerden hiç kimse Ebû Hanîfe gibi dememiştir, der.

2. Cenîn'in, anasının boğazlanmasından önce onun karnında öldüğü bilindiği veya sanıldığı zaman eti yenmez. Âlimler bu noktada

ittifak halindedir.

Ceninin anasının karnından diri olarak çıkarılmasında boğazlanması gerekir. Bu hususta da âlimler ittifak halindedir. [49]



Bir Noktayı Belirteyim


Bu hadîsin metni bittikten sonra Müellifimizin el-Kevsec'ten naklettiği iki satırlık ibare, sünenin yalnız H i n d baskılarında bulunur Mısır baskısında not mâhiyetinde şöyle denilir: Bu ıkı satırlık ibare H i n d baskısı dışındaki baskılarda yoktur. Bu ibarenin anlamı ve bu bâbla münâsebeti hakkında düşünmek gerekir.

Ben, bu ibareden kasdedilen mânâyı ve bu bâbla olan münâsebeti anlamadım. Doğrusunu Allah bilir. [50]




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/499

[2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/499-500

[3] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/500

[4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/500-502

[5] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/502-503

[6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/503-504

[7] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/504

[8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/504-505

[9] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/505

[10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/506-508

[11] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/508-509

[12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/509-510

[13] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/510-511

[14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/511-513



[15] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/

[16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/513

[17] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/513-515

[18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/516

[19] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/516-518

[20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/518-520

[21] Hulâsa. 342; Tekmile, C. 3, Sah. 57

[22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/520-521

[23] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/521-522

[24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/522

[25] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/522

[26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/523-524

[27] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/524-525

[28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/525-526

[29] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/526

[30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/526

[31] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/526-527

[32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/527-528

[33] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/528-529

[34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/529-530

[35] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/530-532

[36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/532

[37] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/533

[38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/533-534

[39] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/534-535

[40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/535-536

[41] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/536-539

[42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/539-540

[43] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/540-541

[44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/541-542

[45] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/543

[46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/543-544

[47] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/544

[48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/544

[49] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/545

[50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/547



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam