SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > ORUÇ KİTABI

 

islam

help 2.30.7 07-Oruc previous next

HADİS KİTAPLARI > SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > 07-Oruc
7 - ORUÇ KİTABI

1 - Orucun Fazileti Hakkında Gelen Hadîsler Babı

2 - Ramazan Ayının Fazileti Hakkında Gelen Hadisler Babı

3 - Şek Gününün Orucu Hakkında Gelen Hadîsler Babı

Âlimlerin Şek Günü Hakkındaki Görüşleri

4 - Şaban Ayında Ramazan Ayına Kadar Peşpeşe Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

5 - Âdet Edindiği Orucu Rastlıyandan Başkasının Ramazan'dan (Bir-İki Gün) Önce Oruç Tutmasının Yasaklığı Hakkında Gelen Hadîsler Babı

6 - Hilâli Görmeye Şahitlik Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı

Ramazan Hilâlinin Görüldüğüne Dâir Şahitlik Hususunda Âlimlerin Görüşleri

7 - Hilâl Görüldüğünde Oruç Tutunuz Ve (Şevvâlj Hilâli Görüldüğünde İftar Ediniz (Bayram Yapınız) Konusunda Gelen Hadîsler Babı

Rasathane Hesaplarına Göre Ramazan Orucunu Tutmak Ve Bayram Yapmak Doğru Mudur ?

8 - Ay (Bazen) Yirmidokuz Gün Olur Hakkında Gelen Hadisler Babı

9 - İki Bayram Ayları Hakkında Gelen Hadîsler Babı

10 - Yolculukta Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

11 - Yolculukta İftar Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı

12 - Gebe Ve Süt Emziren Kadınların Oruç Tutmamaları Hakkında Gelen Hadîsler Babı

13 - Ramazan (Orucu) Kazası Hakkında Gelen (Hadisler) Bâbî

Ramazan Orucunun Kazasının Geciktirilmesi

14 - Ramazan (Ayın) Dan Bir Gün Oruç Bozanın Kefareti Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı

Kefareti Yalnız Erkek Mi Ödiyecek, Yoksa Karısı Da Ödiyecek Mi ?

15 - Unutarak Orucunu Yiyen Hakkında Gelen Hadisler Babı

16 - Kusan Oruçlu Hakkında Gelen Hadisler Babı

17 - Oruçlu İçin Misvak Kullanmak Ve Göze Sürme Sürmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı

18 - Oruçlu İçin Hacâmet (Olmak Ve Etmek) Hakkında Gelen Hadisler Babı

19 - Oruçlunun Eşini Öpmesi Hakkında Gelen Hadisler Babı

Oruçlunun Eşini Öpmesi Hakkında Âlimlerin Görüşleri

20 - Oruçlunun Mübaşeret (Çıplak Teninin, Eşinin Çıplak Tenine Değmesi) Hakkında Gelen Hadîsler Babı

21 - Oruçlunun Gıybet Ve Çirkin Söz Söylemesi Hakkında Gelen Hadîsler Babı

22 - Sahur Yemeğini Yemek Hakkında Gelen Hadisler Babı

23 - Sehûr Yemeğini Geciktirmek Hakkında Gelen Hadisler Babı

24 - İftar Açmakta Acele Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı

25 - İftarı Ne İle Açmanın Müstehab Olduğuna Dâir Gelen Hadisler Babı

26 - Geceden Oruca Niyet Etmek Ve Nafile Orucu Bozma Serbestliği Hakkında Gelen Hadisler Babı

27 - Oruç Tutmak İstediği Halde Cünüb Olarak Sabahlıyan Adam Hakkında Gelen Hadisler Babı

28 - Devamlı (Yıl Boyunca) Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

29 - Her Aydan Üç Gün Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

30 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi Vesellemkin Orucu Hakkında Gelen Hadisler Babı

31 - Dâvüd (Aleyhisselam)'In Orucu Hakkında Gelen Hadîsler Babı

32 - Nuh (Aleyhisselâm)'In Orucu Hakkında Gelen Hadîs Babı

33 - Şevval Ayından Altı Gün Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

34 - Allah Yolunda Bir Gün Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadisler Bâbi

35 - Teşrik Günlerinin Orucundan Nehiy Hakkında Gelen Hadîsler Bâbî

36 - Ramazan Ve Kurban Bayramı Günü Oruç Tutmaktan Nehiy HakkındaGelen Hadîsler Babı

37 - Cuma Günü Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

Âlimlerin Yalnız Cuma Günü Oruç Tutmak Hakkındaki Görüşleri

38 - Cumartesi Günü Orucu Hakkında Geı.En Hadîs Babı

39 - (Zilhiccenin İlk) On Gün Orucu (Hakkındaki Hadisler) Babı

40 - Arefe Günü Orucu Babı

41 - Aşure Günü Orucu Babı

42 - Pazartesi Ve Perşembe Günleri Orucu Babı

43- Eşhür-İ Hurûm Orucu Babı

44- Oruç Bedenin Zekâtıdır' Hakkındaki Bâb

45- Bir Oruçluya İftar (Yemeğini) Verenin Sevabı Hakkındaki Bâb

46- Yanında Yemek Yiyilen Oruçlu Hakkındaki Bâb

47- Oruçluyken Yemeğe Davet Edilenin Babı

48- Oruçlunun Duası Reddedilmez (Hakkındaki) Bâb

49- Ramazan Bayramı Günü (Bayram Namazına) Çıkmadan Öncf Bir Şey Yemek Hakkındaki Bâb

50- Ölüp De Boynunda Özürsüz Olarak Tutmadığı Ramazan Orucu Bulunanların Babı

51- Ölüp De Üzerinde Adak Borcu Bulunanın (Beyânı) Babı

Bu Ve Bundan Önceki Bâblarda Geçen Hadislerin İzahı

Oruç Borçlusu Olarak Ölen Yerine Oruç Tutmak Veya Fidye Ödemek Meselesi

52- Ramazan Ayında Müslüman Olan Hakkındaki Bâb

53- Kocasının İzni Olmaksızın Oruç Tutan Hakkındaki Bâb

54- Bir Kavme Misafirliğe Giden Kişi Onların İzni Olmadan Oruç Tutamaz, Babı

55- Şükür Eden Oruçsuz, Sabreden Nafile Oruçlu Gibidir Diyen Hakkındaki Bâb

56- Kadir Gecesi (Nin Hangi Gece Olduğu) Hakkındaki Bâb

57- Ramazan Ayının Son On Gününün Fazileti Hakkındaki Bâb

58- İtikâf Hakkında Gelen Hadîsler Babı

İtikâfın Asgarî Süresi

59- İtikâfa Başlıyan Ve İtîkâfı Kaza Etmek Hakkında Gelen Hadîs Babı

İtiraftan Çıkma Vakti

İtirafın Kaza Edilmesi

60- Bir Gün Veya Bir Gece İtikâf Etmek Hakkındaki Bâb

61- 'Mutekîf (Îtikâfta Olan) Mescidin Belirli Bir Yerinde Devamlı Durur Babı

62- Mesciddekî Çadırda İtikâf Etmek Babı

63- 'Mutekif (İtikâf Eden) Hastayı Ziyaret Eder Ve Cenazelere Katılır' Hakkındaki Bâb

Mutekifin Hasta Ziyareti Ve Cenaze Takibi Hakkındaki Âlimlerin Görüşleri

64- Mutekif, Başını Yıkar Ve Saçını Tarar' Hakkında Gelen Hadis Babı

65- Mutekifi Mescid İçinde Eşî Ziyaret Eder' Babı

66- Müstehaza Kadın İtikâf Eder' Babı

67- İtikâfın Sevabının Babı

68- Ramazan Ve Kurban Bayramının İki Gecesini İhya Eden Hakkındaki Bâb

7 - ORUÇ KİTABI


Müellif, namaz kitabından sonra Oruç kitabını zikretmiştir. Çünkü oruç da namaz gibi bedeni bir ibâdettir. N e s a i de Müellif gibi yapmıştır. Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî ise oruç bölümünü, zekât bölümünden sonra B u h â r î de Hac bölümünden sonra zikretmişlerdir. İslâmın temel taşlan sayılan Namaz, Oruç, Zekât ve Hac ibâdetlerinin çeşitli yönlerden birbiriyle olan münâsebetleri dolayısıyla mezkûr sıralanışların hepsi uygundur.

Savm ve Siyam kelimeleri Arap dilinde tutma, susmak, durgunlaşmak, kendini men etmek gibi mânâlara gelir. Şer'i şerifte Fecrin doğuşundan gün batıncaya kadar özel bir niyetle yemekten, içmekten ve cinsi münâsebetten kendini tutmaktır.

Ramazan orucu hicretin ikinci yılı Şaban ayının üçüncü Pazartesi günü farz kılınmıştır. Ramazan orucunun farziyeti Kitab, Sünnet ve İcmâ' ile sabittir. Bu itibarla farziyetini inkâr eden kâfir olur.

Ramazan orucu farz olmadan önce Ümmet-i Muhammadiye'ye her hangi bir orucun farz kılınıp kılınmadığı hususunda âlimler ihtilâf etmişlerdir. El-Menhel yazarının bu hususta verdiği ma'lumatın

özeti şöyledir :

Hanefi âlimlere göre önce "Aşure Günü" yâni Muharrem ayının onuncu gününün orucu farz kılınmış, sonra her ayın beher on gününden bir tanesinin oruçla geçirilmesi farz kılınmış, bi-lâhere Ramazan orucu farz kılınınca mezkûr oruçların farziyeti kaldırılmıştır.Cumhur ve Şafiî âlimlerinin meşhur kavline göre Ramazan orucundan önce her hangi bir oruç farz kılınmamıştır. [1]



1 - Orucun Fazileti Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1638) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Âdem oğlunun işlediği her hasene (hayır ve ibâdet mükâfat yönünden) on mislinden yedi yüz misline, Allah'ın dilediği sayıya kadar arttırılır. Allah Teâlâ buyuruyor ki: Fakat oruç böyle değildir. Çünkü oruç benim içindir. Ve onun mükâfatını ben veririm. Oruçlu kişi şehvetini ve yemeğini benim için bırakır. Oruçlu için iki sevinç vardır. Birinci sevinç iftar yaktindeki sevincidir. Diğer sevinci de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. (And olsun ki) Oruçlunun ağzının kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.»" [2]


İzahı


Buhâri ve Müslim de bunu rivayet etmişlerdir. T i r -mizî, Ebû Dâvûd ve Nesaî de bu mânâyı ifâde eden benzer hadîsleri rivayet etmişlerdir.

Hadîs, mü'min kulun işlediği her ibâdet ve hayırlı işin mükâfat bakımından en az on kat arttırıldığını, bu artışın yediyüz kata, hattâ daha büyük rakamlara ulaşabileceğini müjdeliyor. Bakara sûresinin aşağıya meali alman 261 'nci âyetinde de Allah yolunda harcanan malın sevabının bu şekilde arttırılacağını müjdeliyor :

«Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz tane bulunan yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir. O, herşeyi bilicidir.»

Hadis, orucun sevabının bu ölçüden müstesna olup, çok daha fazla olduğunu hükme bağlıyor. Bu hükme neden olarak da Allah Teâlâ :

«Çünkü oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm.» buyuruyor. Hadisin bu cümlesinin mânâsı hususunda âlimler değişik açıklamalar yapmışlardır.

Nevevi, Müslim1 in şerhinde bu hadîsin açıklamasını yaparken özetle şöyle der :

"Bütün ibâdetler Allah Teâlâ için olmakla beraber bu hadîste Allah Teâlâ'nın : «Oruç benim içindir...» buyurmasının sebebi hususunda âlimler ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

1 - Bâzı âlimlere göre bunun sebebi şudur: Kâfirler putlarına namaz, secde, sadaka, zikir ve benzeri ibâdet şekilleri ile taptıkları halde hiç bir devirde oruç tutmak suretiyle ilâhlarına tapmamışlar-dır, Dolayısıyla hiç bir devirde Allah'tan başka hiç bir ilâh için oruç tutulmamıştır.

2 - Namaz, Hac, Cihâd, Sadaka ve diğer ibâdetler açık yapıldığı için riya ve gösterişten tamamen uzak tutulması güçtür. Bu tür ibâdetlerde İhlasın zedelenmesi mümkündür. Fakat oruç, kul ile Allah arasında gizli kalan bir ibâdet olduğu için riya ve gösterişten uzaktır. Sırf Allah rızâsı için yapılır.

3 - Yemekten müstağni olmak, yâni yemek yemeye ihtiyaç duymamak, Allah Teâlâ'nın sıfatlarındandır. Kul, oruç tutmakla Allah Teâlâ'nın bu sıfatına sarılmak ister. Ama hiç bir şey Allah Teâlâ'nın sıfatlarına benzemez.

4 - Allah Teâlâ, oruçtan başka ibâdetler karşısında vereceği mü-kAfatı bâzı kullarına açıkladığı halde orucun mükâfatını belirtmiye-rek:

«Orucun sevabının miktarını ve kaç kat arttırılacağını ancak ben bilirim.» buyurmuştur,

5 - Orucun kadr ve kıymetinin yüceliğini ve üstünlüğünü ifâde etmek için bu ifâde buyurulmuştur.

Mezkûr fıkranın sonundaki: «...ve onun mükâfatını ben veririm...» cümlesi, orucun faziletinin azametini ve sevabının çokluğunu beyan ediyor. Çünkü Kerîm ve Cömert bir zât: Bu mükâfatı ben bizzat veririm, dediği zaman, verilecek mükâfatın ve bağışın büyük olması gerekir."

Hadisin : «Oruçlu için iki sevinç vardır..." fıkrasına gelince; Nevevi şöyle diyor :

'Oruçlunun iftarını açtığı zamanki sevincinin sebebi; oruç ibâdetini tamamlaması, orucu bozan şeylerden selâmette kalması ve orucun yüce sevabını beklemesidir.

Oruçlunun Allah'a kavuştuğu zamanki sevincinin sebebi ise, o anda göreceği orucun yüce mükâfatı ve Allah in Onu bu ibâdete muvaffak kılma nimetini hatuiamasıdır.'

Sindi, oruçlunun iftar anındaki sevinç sebebini açıklarken N e v e v i ' nin beyan ettiği sebebin yanında, kişinin o anda yemek ve su ihtiyacını gidermeye mezun kılınmasıyla duyduğu tabiî sevinci de zikrederek böyle yorumlayanların da bulunduğunu anlatmıştır.1

Hadisin «Oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk kokusun dan daha güzeldir.» fıkrası ile ilgili olarak N e v e v i şöyle der :

Hulûf : Ağız râyihasının bozulmasıdır. Bâzıları bu kelimeyi "Ha lûf ' diye kaydetmişler ise de H a t t â b i ' nin dediği gibi. hatâdır, doğrusu "Hulûftur. Bu fıkranın mânâsı hakkında e 1 - M â z i -r i : 'Bâzı râyihaların gü/.eiligi ve bundan hoşlanmak canlı yaratıkların sıfatlarındandır. Onlar, tabiatlarının temayül ettiği şeylerden hoşlanır. Tabiatlarının nefret ettiği şeylerden hoşlanmazlar. Bu durum Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Onun için bu cümle mecazi mânâda kullanılmıştır. Bundan maksad. oruçlunun açlığı dolayısıyla değişen ağzının kokusunun Allah katında makbul ve kıymetli olmasıdır.' demiştir.

Kadı I y â /,' in dediğine göre bâzıları ; Allah Tealâ oruçluyu, ağzının kokusunun değişmesine karşılık kıyamet günü mükâfatlandırır da kıyametle onun ağzının kokusu misk kokusundan daha hoş olur. Nasıl ki şehidin kanının kokusu misk kokusu olur. demişlerdir.

Bir kavle göre; mezkûr cümleden maksad, bu kokunun Allah'ın melekleri katındaki hoşluğu bizim yanımızdaki misk kokusunun hoşluğundan üstündür.

Nevevi sözlerine devamla : 'En sahih mânâ Magrib âlimlerinden e d - D ü r a verdi' nin ve bâzı arkadaşlarımızın beyan ettikleri şu mânâdır: Oruçlunun ağzının kokusunun bozulmasıyla hâsıl olan sovab, cumalarda bayramlarda, hadîs ve zikir meclislerinde v.s. hayırlı toplantılarda menciup olan güzel koku ve bilhassa misk sürünmekten elde edilen sevabtan daha çok olmasıdır.

Arkadaşlarımız bu hadisi delil göstererek oruçlunun öğleden sonra misvak kullanmasının mekruhluğuna hükmetmişler. Çünkü misvak kullanmak fazileti ise de, oruçlunun öğleden sonra kullanması, bu hadiste faziletli anlatılan kokuyu giderir. Bu kokunun fazileti ise, misvak kullanmanın faziletinden daha büyüktür. Nasıl ki, şehidin kanının kokusunun güzelliği hadislerde belirtilmiş ve bu nedenle şehidin yıkatılması terkedilmiştir. Halbuki ölüyü yıkamak farzdır. Güzelliğine hadîsle şehâdet edilen şehid kanının kalmasını korumak için farz olan yıkama terkedilince güzelliğine hadiste şehâdet edilen oruçlunun ağız kokusunun muhafazası için vâcib olmayan misvak işini terketmek tabii görülür.' demiştir.



1639) Tîenî Amir bin Sa'saa kabilesinden Mutarrif (Radtyallâhü anh)'i\fx\ rivayet edildiğine göre :

Osman bin Ebi'l-Âs es-Sakafİ (Hadıyallâhü anh)[3],kendisine süt içirmek istemiş Mutarrif de :

Ben oruçluyum, demiş. Bunun üzerine Osman : Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i söyle buyururken işittim, demiştir :

«Oruç, birinizin savaştan koruyucu kalkanı gibi Cehennem ateşinden koruyucu bir kalkandır.»" [4]


İzahı


Nesai ve İbni Huzeymo de bunu rivayet etmişlerdir.

Buhâri ve Müslim de bunun; «oruç bir kalkandır.» parçasını müteaddit senedlerle rivayet etmişlerdir. Hadîs orucun, sahibini Cehennem ateşinden veya Cehenneme girmeye sebep olan günahlardan koruyucu olduğuna delâlet ediyor. Nasıl ki savaşta kullanılan kalkan sahibini tehlikelerden korur.



1640) Sehl bin Sa'd (es-Sâîdî) (Radıyallâkü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Şüphesiz Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Kıyamet günü : Oruçlular nerededir? diye çağrı yapılır. Kim oruçlulardan idiyse o kapıdan girer ve o kapıdan giren bir kimse ilelebed susuzluk duymaz.»" [5]


İzahı


T i r m i z i de bunu rivayet etmiştir. Buhâri ve Müs1im ' de; kısmı hâriç bunu rivayet etmişlerdir. Nesai ve İbn-i Huzeyme' nin rivayetinde hadîsin son kısmı şöyledir: -Kim bu kapıdan girerse içer ve kim içerse ilelebed susuzluk duymaz.»

Reyyân kelimesinin lügat mânâsı, suya, kanan, demektir. Oruçlulara tahsis edilen Cennetin bir kapısına özel isim verilmiştir. Bu isim oruçluların hâline münâsibtir. Kurtubİ: Suya kanan mânâsını ifâde eden Reyyân kelimesinin Cennetin kapısına isim olarak verilmesiyle yetinilmiş, tokluğu ifâde eden bir isim verilmemiştir. Çünkü suya kanmak tokluğu gerektirir ve dolayısıyla ona da delâlet eder, demiştir.E 1 - H â f ı z da : Veya oruçluya susuzluk açlıktan daha zor olduğu için suya kanma mânâsını ifâde eden bir kelime tercih edilmiş, demiştir.

Buhâri ve Müs1im' in bir rivayetinde Cennet'in sekiz kapısının bulunduğu, bunlardan birisinin isminin Reyyân olduğu ve bu kapıdan yalnız oruçluların gireceği bildirilmiştir.

Sindi: Hadîsteki oruçlulardan maksad, çok oruç tutanlardır. Nasıl ki; adaleti alışkanlık hâline getirene âdil, zulmetmeyi alışkanlık hâline getirene zâlim denilir. Bir defa adalet edene âdil, veya zulmedene zâlim denilmez. Çok oruç tutan kimse, farz oruçla beraber, nafile oruç da tutana denilir. Yalnız Ramazan orucunu tutmakla yetinene zahiren çok oruç tutucudur denilmez.

Hadîsin : «... İlelebed susuzluk duymaz.» cümlesinin zahirine göre, susuzluk duymamak vasfı Reyyân kapısından girenlere mahsustur. Allah Teâlânın : âyeti ise Cennet'te hiç kimsenin susuzluk duymayacağına delâlet eder. Bu durumda hadisin zahiri âyete ters düşer. Ancak âyet şöyle yorumlanabilir: Âyetten maksad, Cennet'te susuzluğun olmaması değildir. Maksad, içkilerin aralıksız ikram edilmesidir. Artık insan, Cennet'te susuz kalmaz. Fakat ikram edilen içkileri kullanmasa bjle susuzluk duymıyacağı mânâsı kaste-dilmemiştir. Hadiste kastedilen mânâ ise, Reyyân kapısından Cen-net'e girenlerde susuzluk duyma durumunun kökünden kaldırılmış olmasıdır. Yâni Cennet'teki içkileri içmeseler dahi susuzluk duymıya-

caklardır.

Şöyle yorum yapmak da mümkündür: Hadisten maksad, Reyyân kapısından Cennet'e girenler, giriş anından itibaren susuzluk duymı-yacaklardır. Diğer kapılardan girenler ise, Cennet'teki makamlarına ulaştıkları zaman susuzluk duymıyacaklardır. Aradaki fark budur, demiştir. [6]


2 - Ramazan Ayının Fazileti Hakkında Gelen Hadisler Babı


1641) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre: Resûhıllah (SaUaUahü Aleyhi ve Selimi) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekliyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahı bağışlanır»[7]


İzahı


Buhâri, Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve N e s a î de bunu rivayet etmişlerdir.

Ramazan : Bu kelime, bilinen ayın adıdır. Ramz kökünden alınmadır. Ramz ise hararetin şiddetidir. El-Menhel yazarının dediğine göre Araplar, ayların isimlerini değiştirdikleri zaman her ayı, rastladığı mevsime göre isimlendirmişler. Ramazan ayı, sıcaklığın şiddetli olduğu zamana rastladığı için ona Ramazan adını vermişlerdir. Bâzıları : Ramazan orucu, günahları kavurup yaktığı için bu aya Ramazan ismi verilmiş, demişlerdir.

İhtisâb : Orucun sevabını Allah Teâlâ'dan taleb etmek veya sırf Allah rızasını gözetmek, yâni ihlâslı olmaktır. Şu halde Ramazan orucunun farziyetine, bunun İslâm'ın rükünlerinden olduğuna; oruçlu için Allah'ın vâdettiği sevaba inanarak ve ihlâslı olarak; sevabını Allah'tan taleb ederek Ramazan ayının tamamını oruçlu geçiren mü'* minin geçmiş günahları bağışlanır.

Hadisin zahirine göre geçmişteki küçük ve büyük bütün günahlar bağışlanır. El-Menhel yazarının dediğine göre Ibnü'1-Mün-z i r böyle yorumlamıştır. Lâkin Nevevi, Müslim'in şerhinde : 'Fıkıhçılarca benimsenen görüş, bu mağfiretin küçük günahlara mahsus olmasıdır. Büyük günahlar buna dâhil değildir. Fıkıh-çılardan bâzıları demişler ki : Küçük günah bulunmadığı takdirde Ramazan orucunun büyük günahları hafifletmesi mümkündür.

Eğer oruçlunun hiç günahı yoksa tuttuğu oruç, onun Cennet'te-ki derecelerinin yükselmesine vesile olur,' demiştir.

Sindi de : Bu ve benzeri hadisler, ibâdetlerin faziletini şöylece beyan ederler : Bu ibâdetler, insanın günahları varsa, bağışlanmasına vesile olur. Günahlar bir ibâdetle bağışlanmış durumda iken günahları bağışlayıcı olan başka bir ibâdetle ne bağışlanacak? diye bir itiraz söz konusu değildir. Çünkü ibâdetlerin faziletine âit bu tür

hadislerden maksad, bu ibâdetlerin Allah katındaki değer ve faziletini açıklamaktır, insanın günahı olmadığı zaman bu ibâdetler, onun derecelerini yükseltir. Nitekim bütün günahlardan ma'sum olan Peygamberlerin durumu böyledir.



1642) Ebû Hüreyre (Hadiyallahii (/«///den rivayet edildiğine göre; Resûlulluh (Sa/lal/ahii Aivyhi vt Svlhm) şiiyle buyurmuştur :

«Ramazan ayının ilk gecesi olunca şeytanlar ve cinlerin âsileri zincirlere vurulur. Cehennemin kapıları kapatılır da hiç bir kapısı açılmaz. Cennet'in kapıları açılır da hiç bir kapısı kapanmaz ve bir nida edici: Ey hayır isteklisi (hayır işlemeye) yönel, ey şer İsteklisi! kendini tut. Allah tarafından ateşten âzâd edilenler olur, diye çağırır. Bu (çağrı ve âzâd edilme İşi) Ramazanın her gecesinde olur.[8]


İzahı


Tirmizî, Nesai, Hâkim ve İbn-i Huzeyme de bunu rivayet etmişlerdir. Buhâri de hadîsin :

«Ramazan geldiği zaman Cennetin kapılan açılır, Cehennemin kapıları kapatılır ve şeytanlar zincire vurulur.» kısmını rivayet etmiştir.

Tuhfe yazarı bu hadîsin açıklaması bahsinde şöyle der : Merede "Mârid"in çoğuludur. Mârid : Şer işlemeye kendini adayana denilir. Cinlerin mûridleri şeytanların bir türüdür.

Şeytanların zincirlere vumlmasındaki hikmet, oruçlulara vesve se etmemeleridir. Bunun bir belirlisi, Ramazan'dan önce günahlara dalmış olanların çoğunun Ramazan orucunu tutmaya başlar başlamaz kötü alışkanlıklarını terketmeleri ve Allah'a dönüş yapmalarıdır. Bâzılarında görülen, kötülük ve isyana devam etmelerine gelince; Bunun sebebi, şeytanların etkisinin, bunların içinde iyice kökleşmiş olmasıdır. Bâzı âlimlere göre şeytanlar zümresinin başkanı durumundaki İblis, zincire vurulmaz. Çünkü Âdem (Aleyhisse-lâm)'e secde etmekten imtina ettiği zaman ilâhî lanete mâruz kalınca Allah'tan kıyamete kadar mehil istemiş, Allah Teâlâ da bu isteği kabul etmiştir. Ramazan'da vuku bulan ma'siyetler. Onun vesvese ve aldatması ile meydana gelir.

Hadîsteki bağlama; sapıtma ve aldatma hususundaki şeytanların zayıf düşürülmesinden kinaye olabilir.

E 1 - H â fi z ' in, el-Fetih'te dediğine göre K â d t Iyâz: Şeytanların zincirlere vurulmasının hakîki mânâsına göre olması muhtemeldir. Şeytanların zincirlere vuruluşu, onları mü'minlere eziyet etmekten men etmek ve Ramazan ayının girişini ve yüce kıymetini meleklere bildirmektir. İkinci ihtimal, ilâhî mükâfatın çokiuğuna ve şeytanların zincirlere vurulmuşcasına mü'minleri günaha sokmalarının azlığına işarettir. M ü s 1 i m ' in rivâyetindeki;

= «Rahmet kapıları açılır.» ilâvesi, ikinci ihtimâli te'yid eder, demiştir. Daha sonra şöyle der:

'Muhtemelen Cennet kapılarının açılması, Allah Teâlâ'nın kulları için açtığı ibâdetlerden ibarettir. Çünkü ibâdetler, Cennet'e girme sebepleridir. Cehennem kapılarının kapatılması da, sahiplerini Cehenneme sevk eden günahlara karşı soğuk davranmaktan ibarettir. Şeytanların zincirlere vurulması ise; onların, şehvetleri süslemekten ve sapıtmadan âciz bırakılmalarıdır.'

Ez-Zeyn bin el-Münir birinci ihtimâli tercih ederek : Hadîsi zahiri mânâsından başka bir mânâya tevil etmeyi gerektiren bir zaruret yoktur, demiştir.

EI-Hâf ız'ın dediğine göre; Kurtubi hadîsin zahirine hamledilmesini tercih ettikten sonra : 'Eğer denilse ki şeytanlar zincirlere vurulmuş olsaydı Ramazan'da günahların ve kötülüklerin işlenmemesi gerekirdi. Halbuki şok günah işlenir. Buna şöyle cevap verilir: Şeytanlar, şartları korunan ve âdabına riâyet edilen oruç ibâdetini lâyıkı veçhiyle ifâ eden mü'minlere karşı bağlanmış olur. Orucun şartlarına ve âdabına riâyet etmiyen oruçlulara karşı bağlı değildir. Yahut şeytanların bir kısmı bağlanır. Nitekim T i r m i z i ve N e s a i' nin rivayetinde buna işaret vardır. Çünkü bu rivayetlerde; «Mârid f= Âsi) şeytanlar...» kaydı vardır. Şöyle de denilebilir; Şeytanların bağlanmasından maksad, Ramazan'da kötülüklerin azaltılmasıdır. Bu durum görülebilir. Çünkü hakîkatan Ramazan'da nisbeten kötülükler azalır. Şeytanların hepsinin bağlanmış olması, hiç bir günahın vuku bulmamasını gerektirmez. Çünkü kötü ruhlu kimseler, çirkin âdetler ve insanlardan olan şeytanlar da mü'minleri günahlara sokarlar,' demiştir.

Hadîste «Bir nida edici...» buyurulmuştur. Tuhfe yazarının dediği gibi nida edicinin bir melek olması muhtemeldir. Veya maksad, hayra yönelmesini Allah'ın irâde ettiği kimselerin kalblerine bu duygunun girmesidir.

Hadîsin «Ey şer isteklisi kendini tut!» çağrısından maksad, günah işlemek istiyenin, nefsini günah işlemekten tutması ve tevbe edip Allah'a dönüş yapmasıdır.

El-Mirkat'ta belirtildiği gibi günah işliyenlerin Ramazan'da tevbe etmeleri, ibâdete karşı gevşek davrananların Ramazan'da ibâdete sarılmaları, sâlih insanların Ramazan'da ibâdetlerini çoğaltmaları hadîsteki nida edicilerin etkisi ve Allah'ın rahmet bakışı ile olabilir. Bunun içindir ki küçükler dâhil, müslümanlann ekserisinin oruç tuttuklarını görürsün. Hattâ namaz kılmıyanların çoğunun Ramazan'da oruca başladıkları görülür. Halbuki oruç, namazdan daha zordur, ibâdete karşı gevşemeyi gerektiren vücut zayıflığına ve fazla uykuya yol açar. Bununla beraber mescidlerin Ramazan'da cemaatla ihya edildikleri görülür.

Hadîs, Allah Teâlâ'nın Ramazan ayında Cehennem'e müstehak olmuş olan kullarının bir kısmını Cehennem'den azâd ettiğine delâlet ediyor. Âzâd edilenlerin çokluğu başka rivayetlerden anlaşılıyor.

Hadîsin son cümlesindeki: 'cJJi kelimesi, hadîsteki çağrıya işaret olabilir. Bu takdirde cümlenin mânâsı şöyle olur: Nida edici Ra-mazan'ın her gecesinde hadîste anlatılan şekilde çağrıda bulunur. Mezkûr kelime âzâd edilmeye işaret olabilir. Bu takdirde cümlenin mânâsı: 'Ramazan'ın her gecesinde Allah, çok sayıda kullarını Cehennem ateşinden âzâd eder, olur. Mezkûr kelimenin anılan iki şeye de işaret olması mümkündür. Buna göre Ramazan'ın her gecesinde çağrı yapılır ve âzâd edilenler olur.

S i nrd î, son ihtimâle göre yorum yapmıştır. Suyûtî ikinci ihtimâli tercih etmiştir. T ı y b î ilk iki ihtimâle göre yorumlamıştır.



1643) Câhil" (Radnallâhii anh)\\en rivayet edildiğine güre; Resûlul-lah (SaUalitıhü Aleyhi ve Sel/em) şöyle buyurdu, demiştir :

«Şüphesiz her iftar vaktinde Allah tarafından (Cehennem ate-sinden) âzâd edilenler olur. Bu (Ramazanın) her gecesinde olur.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinin ricali sıka zâtlardır. Çünkü Ebû Sülyân'ın Câbir (R.A.Vden olan rivayeti sahihtir Râvi el-A'meş'in Ebû Süfyân'dan hadis işitmediğine dâir Bezzâr'm sözünün garib olduğunu, çünkü A'meş'in bu tür rivayetinin Kütüb-i Sitte'de bulunduğunu ve Ebû Süfyân'dan rivayet etmekle tanındığını Şu'be söylemiştir.



1644) Ent'.s bin Mâlik (Radıyullâhii un/ı)'tien\ Şöyle demiştir:

Ramazan ayı girdi de Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) şöyle buyurdu :

«Bu aya girmiş bulunuyorsunuz. Onda bin aydan hayırlı bir gece vardır. Bu gecetnin kazancın)dan mahrum olan bir kimse hayrın tümünden mahrum olmuş olur, ve bu gecenin hayrından yalnız saadetten payı olmayan kimse mahrum kalır.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki İmrân bin Dâvûd Ebü'l-Avvâm el-Kattân hakkında ihtilâf vardır. İmam Ahmed Onun hadîslerini geçerli saymış, Affan ve el-İclî Onu sıka saymışlar, İbn-i Hibbân da Onu sikalar arasında zikretmiş, İbn-i Adiyy ise : İmrân'dan rivayetten dolayı bu hadîs garîb sayılmıştır. İmrân'dan bir takım garib hadîsler rivayet edilmiş olup, onda beis olmadığını umarım, demiştir. İsnâdm kalan râvileri sikadırlar. [9]


İzahı


Zevâid türünden olan bu hadîs, Kadir gecesinin, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan hayırlı olduğuna delâlet ediyor.

Sindi şöyle der : Hadîsten maksad, Kadir gecesini ihya etmeye muvaffak olmayan ve o gecedeki ilâhî lütuf ve ikramda nasibini almayan kimse hayrın tümünden mahrum kalmış olur, diyenler vardır. Kadir gecesinin lütuf ve ihyasından mahrum olan kimsenin, o gecenin yatsı farzını bile kılmayan kimse olduğunu umarım.

Sindi1 nin maksadı galiba şudur: Kadir gecesinin yatsı farzını kılan kimsenin, o gecenin lütuf ve ikramından mahrum sayü-mıyacağı umulur. O gece her türlü ibâdeti ve hayrı ihmal ettiği gibi yatsı namazını dâhi kılmayan kimse ise, o gecenin faziletinden ve hayrın tümünden mahrum kalmış olur. Bu kutsal geceyi.bu derece gafletle geçirip hayır ve bereketinden mahrum olan kişi, ancak ve ancak saadetten nasibi olmayan kimsedir. [10]



3 - Şek [11] Gününün Orucu Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1645) Sıla bin Züfer (Radtyallâhü anh)[12]'den: Şöyle demiştir:

Biz (Ram az an'dan mı Şa'ban'dan mı olduğunda) şek edilen gün Ammâr (bin Yâsir) (Radıyallâhü anhümâ)'nın yanında idik. (Pişirilen) bir koyun getirildi. Cemâatin bir kısmı (onu) yemekten uzak durdular. Bunun üzerine Ammâr (Radıyallâhü anh) :

Kim bu gün oruç tutarsa şüphesiz Ebû Kasım (Muhammed) (SaJ-lallahü Aleyhi ve Sellem)'e isyan etmiş olur, dedi." [13]


İzahı


Bu hadîsi Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibbân ve Dârimî de rivayet etmişler; Tirm izi de rivayet ederek hasen - sahih bir hadîs olduğunu söylemiştir. D â -r e k u t n î de tahriç ederek isnadının hasen - sahih ve tüm râvile-rinin sıka olduklarını söylemiş; Hâkim de rivayet edip, Buhâ-r î ve M ü s 1 i m ' in şartı üzerine sahîh olduğunu söylemiştir.

§ek günü; Ram azan' dan mı Şaban' dan mı olduğunda şüphe edilen ve Ş â b a n' m 29'uncu gününden sonra gelen gündür. Bunda şüphe etmenin sebebi, Hilâlin görüldüğü söylentisinin dolaşması fakat Hilâlin görüldüğünün ispat edilmemesidir. Yahut fâsıklık ve benzerî sebeplerle şahitliği reddedilen kişilerin, Hilâli gördüklerine şahitlik etmeleridir.

Tirm izi, Nesaî, Dârimi ve Dârekutnî' nin rivayetlerinde belirtildiği gibi ikram edilen koyun etini yemekten imtina edenler, oruçlu oldukları mazeretini beyan etmişlerdir. Bunun üzerine Ammâr (Radıyallâhü anh) bugün oruç tutanların Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem)'e muhalefet ettiklerini bildirmiştir Nitekim Dârekutni ve Bezzâr'ın rivayet ettikleri bir hadiste Ebû Hüreyre {Radıyallâhü anh) :

"Resûluüah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (şu) altı günde oruç tutmayı yasaklamıştır: Ramazan d an olduğunda şüphe edilen gün, Ramazan bayramının ilk günü. Kurban bayramının Ük günü ve teşrîk günleri (yâni Kurban bayramının ikinci, üçüncü ve dördüncü günü) " demiştir. E b u ' 1 - K a s ı m Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in künyesidir. [14]


Âlimlerin Şek Günü Hakkındaki Görüşleri


1 - Hanefî âlimleri, Mâlik, İshâk, Evzâi ve el-Leys bin Sa'd: Ramazan niyetiyle o gün oruç tutmak tahrimen mekruhtur, nafile veya kaza ve adak niyetiyle oruç tutmakta beis yoktur, demişlerdir.

2 - Şafiî: Ramazan niyetiyle o gün oruç tutmak, sahih değildir. Âdetine rastlamadığı takdirde nafile niyetiyle de tutamaz. Kaza ve adak gibi bir niyetle veya âdetine rastladığı için nafile niyetiyle oruç tutmakta sakınca yoktur, demiştir. Meselâ her haftanın Perşembe gününü nafile oruçla geçirmeyi âdet edinen bir kimse, şek günü Perşembeye tesadüf ettiği takdirde âdeti olduğu için tutabilir.

İ bnü'l-M ünz i r'in anlattığına göre Ömer, Ali, Huzeyfe, Enes, Ebû Hüreyre, İbnü'l-Müsey-yeb, Şa'bî, Nahaî ve İbn-i Cüreyc (Radıyallâhü anhüm) da böyle hükmetmişlerdir.

3 - İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) : Şek günü akşamı'bulut ve benzen bir şey hilâlin görülmesine mâni olduğu zaman Ramazan niyetiyle o gün oruç tutmak zorunludur. Fakat hava açık olduğu halde halk gözetlediğine rağmen hilâli görmezlerse Ramazan niyetiyle oruç tutulmaz, demiştir. Ahmed bin Ha n bel'-den bir rivayet de böyledir. A h m e d ' in ikinci bir rivayeti, Ş â -f i î mezhebine uyar.

4 - Ahmed bin Hanbel'in üçüncü kavline göre halk imama, yâni hüküm vermeye yetkili devlet adamına tâbidir. O tutarsa halk da tutar. O tutmazsa halk da tutmaz. Hasan-ı B a s -ri, İbn-i Şîrîn ve Şâ'bî de böyle demişlerdir.

5 - Ebû Bekri Sıddîk (Radıyallâhü anh)'in kızları Âişe ve Esma (Radıyallâhü anhümâ) o gün Ramazan niyetiyle oruç tutuyorlardı ve Âişe (Radıyallâhü anhâ) şöyle derdi: Şüphesiz Ş â ban' dan bir gün oruç tutmam, Ramazan'-dan bir günün orucunu yememden bana daha sevimlidir.



1646) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh)'den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hilâli görmeden önce (Ramazan niyetiyle) bir gün oruç tutmaya acele etmeyi yasaklamıştır.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Râvi Abdullah bin Saîd el-Makberî'nin zayıflığı üzerinde âlimler ittifak ettikleri için bu sened zayıftır. [15]


İzahı


Zevâicl türünden olan bu hadîsteki yasaklama, tercemede paren-tez içi ifâdeyle işaret ettiğim gibi, Ramazan niyetiyle oruç tutmaya mahsustur. Hadîsteki acele etme tâbiri de bu yoruma işaret ediyor. Bundan önceki hadisin izahında belirttiğim gibi îtiyad edilen bir nafile niyetiyle veya kaza ve adak niyetiyle hilâli görmeden bir gün önce oruç tutmakta beis yoktur. Bundan sonra gelecek dördüncü ve beşinci bâbtaki hadîsler de bu yorumu gerekli kılar.



1647) El-Kâsım Ebû ,\bdirrahman (Radtyallâkü anh)[16] den rivâyet edildiğine göre kendisi, Muâviye bin Ebî Siifyân (Radıyallâhü ankümâ)'yı minber üzerinde şöyle söylerken işi t mistir :

Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan ayından önce minber üzerinde şöyle buyururdu :

«Oruç şu gündür. Biz o gün gelmeden Önce oruç tutarız. Artık kim dilerse önceden tutar. Ve kim dilerse oruç tutmayı o güne kadar tehir eder.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahih, ricali sıka zâtlardır. Lâkin el-Mizzi'nin et-Tehzîb'te ve Zehebi'nin el-Kâşif te dediklerine göre seneddeki el-Kâsım bin Abdirrahman'ın sahâbilerden yalnız Ebû Ümâme (R.A.)'den hadis işittiği, başka sahâbilerden hadis işitmediği söylenmiştir. [17]


İzahı


Sindi, Zevâid türünden olan bu hadîsin açıklamasını yaparken : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Şa'ban ayında çok oruç tutmayı âdet edindiği için bu hadiste Ramazan'dan önce oruç tuttuğunu beyan buyurmuş ve : Dileyen kimse benim âdetimi tutarak Ramazan'dan önceki günlerde oruç tutmayı itiyad edinsin, buyurmak istemiştir. Bu hadîs böyle yorumlanınca 1650 ve 1651 nolu hadîslere ters düşmez, demiştir.

Ebû Dâvûd da bu hadisin benzerini el-Muğire bin F e r v e ' den rivayet etmiştir. Oradaki rivayete göre Muâviye (Radıyallâhü anh) H u m u s' un civarındaki M i s h a 1 kilisesinde halka :

Ey Cemâat! Biz Şaban hilâlini falan gün gördük. Ben o günden Önce (Şaban ayının son günü) oruç tutarım. Artık benim gibi yapmak isteyen yapsın, demiş. Bunun üzerine orada bulunan sahâbî Mâlik bin Hubeyre (Radıyallâhü anh) kalkarak:

Ey Muâviye! Şu dediğin husus, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'dan işittiğin bir şey midir? Yoksa senin görüşün müdür? diye sormuş. Muâviye (Radıyallâhü anh) de: Ben Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işittim. Buyurdu ki:Ayın başını ve sonunu oruçla geçirin.»

El-Menhel yazan : Muâviye (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu hadîsle her ayın ilk ve son gününü oruç tutmayı meşru saydığını anlamıştır. Bu emrin Şaban ayına da şümullü olduğu kanaatina varmış ve âdetine tesadüf etmeyen kimsenin Şaban ayının sonunda oruç tutmasının yasaklığı-na galiba muttali' olmamıştır, demiştir. [18]



4 - Şaban Ayında Ramazan Ayına Kadar Peşpeşe Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1648) Ummü Seleme (Radıyallâhü ankâ)'dar\; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Şaban ayını oruç tutarak Ramazan ayına birleştirirdi."



1649) Rebîa bin el-Ğaz [19] (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre :

Kendisi, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in oruç durumunu Âişe (Radıyallâhü anhâ)'ya sormuş ve Âişe (Radıyallâhü anhâ):

O, Şaban ayının tamamını oruçla geçirerek nihayet Şâban'ı Ra-m azan'la birleştirirdi, demiştir. [20]


İzahı


Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsini Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesai ve Tirmizî de rivayet etmişler, Tirmizî hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Ebû D â v û d' un rivayetinde Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ):

"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yılın hiç bir ayın tamamını oruçla geçirmezdi. Şaban ayı müstesna. Onu, oruç tutarak Ramazan'la birleştirirdi."

 i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nirı hadisini Nesaî ve Tirmi-z i de benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir. Bu hadîslerin zahirine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem Şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi. Lâkin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Şaban ayının çoğunu oruçla geçirdiğine dâir rivayetler vardır.

El-Menhel yazarı babımızın başlığına benzer bir başlıkla açtığı bâbta rivayet ettiği Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsini açıklarken bu konudaki rivayetleri zikrettikten sonra şöyle der :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bâzı yıllarda Ş â-b a n ayının tamamını ve diğer bâzı yıllarda Şaban ayının çoğunu oruçla geçirdiği yorumuyla mevcut rivayetlerin arasını bulmak mümkündür. Tirmizî, Ümmü Seleme (Radıyallâhü ânhâ)'nin mezkûr hadîsini ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in (1650 nolu) hadisini naklettikten sonra tbnü'1-Mü-b â r e k' in : Bir kimse ayın çoğunu oruçla geçirdiği zaman Arap dilinde: Falan adam bütün ay oruç tuttu denilebilir. Keza: Falan adam bütün gece ibâdet etti denilir. Halbuki o adam, akşam yemeğiyle ve bâzı diğer işleriyle meşgul olmuş olabilir/ dediğini zikretmiştir. T i rm i z î daha sonra: Bana öyle geliyor ki tbnü'l-Mübarek bu konudaki rivayetlerin arasında zahiri bir ihtilâf bile bulunmadığı görüşündedir, demiştir.

T i r m i z i' nin söylemek istediği husus şudur : A i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nin hadisinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in. Şaban ayının tamamını oruçla geçirdiği; bâzı rivayetlerde ise Onun Şaban ayının çoğunu oruçla geçirdiği beyân edilmiştir. Arap dilindeki kullanış tarzına bakılacak olursa Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Şaban ayının çoğunu oruçla geçirmişken bunu ifâde etmek için  işe (Radıyallâhü anhâ) Onun Şaban ayının tamamını oruçlageçirdiğini söylemiş olabilir.

E 1 - H â f ı z da el-Fetih'te: Hulâsa  i ş e (Radıyallâhü an-hâ)'nin hadisindeki "Şaban ayının tamamı"ndan maksad, ekserisi-dir. Bu tâbir, az kullanılan bir mecazdır. Fakat T ı y b î bu yorumu uzak bir ihtimal olarak göstermiştir. Tıybı" nin görüşüne göre rivayetler şöyle yorumlanmalıdır: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bazen Şaban ayının tamamını, bazen de çoğunu oruçlageçirirdi şeklinde yapılan yorumdur, demiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Şaban ayını oruçla geçirmesinin hikmeti, N e s a î' nin rivayet ettiği Ü s â m e bin Z e y d ' in şu mealdeki hadisinde belirtilmiştir :

"Ben : Yâ Resûlallah! Şaban ayında tuttuğun kadar hiç bir ayda oruç tuttuğunu görmedim, dedim. Buyurdu ki:

«Recep ve Ramazan ayları arasındaki şu (Şaban) ayından halk gafildir. Bu Öyle bir aydır ki; Ameller, âlemlerin Rabbine bu ayda yükseltilir. Ben oruçlu iken amellerimin yükseltilmesini severim.»" [21]


Hadislerin Fıkıh Yönü


Hadisler, Şaban ayındaki orucun faziletine, Şaban ayının tamamını oruçla geçirmenin meşruluğuna ve Şaban ayını, oruç tutarak Ramazan ayı ile birleştirmenin câizliğine delâlet ediyorlar. [22]


5 - Âdet Edindiği Orucu Rastlıyandan Başkasının Ramazan'dan (Bir-İki Gün) Önce Oruç Tutmasının Yasaklığı Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1650) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü an hy den rivayet edildiğine göre Kesulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir ;

«Ramazan (ayı) orucunu bir* veya iki gün (oruç tutmak) ile karşılamayınız. Ancak oruç tutma âdeti olan adam, o orucu tutar (tutsun.)»" [23]


İzahı


A h m e d ve Kütüb-i Sitte sahipleri bunu rivayet etmişlerdir. T i r m i z İ : Bu hadis, hasen - sahihtir. İlim ehlinin uygulaması böyledir. Âlimler, Ramazan ayı girmeden önce Ramazan ayını karşılamak niyetiyle kişinin oruç tutmaya acele etmesini mekruh saymışlardır. Eğer adam oruç tutmayı âdet edinmiş olup o gün de Onun âdetine rastlarsa âlimlerce onun oruç tutmasında beis görülmemiştir, demiştir. Hâkim, Beyhakî, İbn-i Hib -ban, İbn-i Huzeyme ve Dârekutni de bu hadîsi rivayet etmişlerdir.

El-Menhel yazarı, Şaban ayının sonunda Ramazan ayını karşılamak üzere oruç tutmanın yasaklanması hikmeti hakkında : Bunun hikmeti şudur : Ramazan orucuna güçlü ve neş'eli olarak başlamak için dinlenmek gerekir. Oruç ise dinlenmeyi gölgeler. Bâzılarına göre bunun hikmeti farz olan Ramazan orucunun nafile oruca karışmasıdır. Çünkü halk onun oruç tutması nedeniyle hilâlin görüldüğünü zannederek oruç tutabilirler.

Oruç tutmayı âdet edinen kimselerin, âdetleri veçhiyle o gün oruç tutmalarının caiz görülmesinin hikmeti; âdetine riâyet etmesine imkân vermektir. Çünkü ibâdetin en faziletlisi, devamlı yapılanıdır. Diğer taraftan, alışılanı bırakmak insana zor gelir.

Bu hadis, cumhurun delilidir. Çünkü cumhura göre; oruç tutmayı îtiyad edenin âdeti Ramazan' dan önceki bir veya iki güne tesadüf eden hâriç, o iki günü oruçla geçirmek mekruhtur. Bu görüş Ömer, Ali, Ammâr, Huzeyfe ve İbn-i M e s ' u d (Radıyallâhü anhüm) gibi sahâbilerden ve S a i d bin el-Müseyyeb, Şa'bi, Nehai, Hasan-ı Basrî ve İbn-i S î r in gibi tabiîlerden rivayet edilmiştir.

Hadis, Ramazan' dan bir - iki gün önce oruç tutmayı yasaklamakla yetinmiştir. Çünkü Ramazan'ı karşılamak için ekseriyetle Ramazan' dan bir veya iki gün önce oruç tutmak istenebilir. Bu isteğin men edilmesi ön görülmüştür. Aslında Şaban ayının son yansında oruç tutmak yasaktır. (Nitekim bundan sonra gelen hadîste bu durum belirtilmiştir.)

Âdeti o güne rastlayan kişi, bu yasaktan istisna edilmiştir. Kaza, adak ve kefaret oruçları, â'imlerce âdet orucu hükmüne tâbi sayılmıştır.



1651) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; ResûJullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Şaban ayı yarılanınca artık Ramazan gelinceye kadar oruç tutmak yoktur.»" [24]


İzahı


Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesai, Tahavi, İbn-i Hibbân, Dârimi ve Beyhaki de bu hadisi benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir. Hadisin zahirine göre Şaban ayının ilk on beş günü geçince nafile oruç tutulamaz. El-Menhel yazan bu hadîsin açıklaması bahsinde Özetle şöyle der;

1 - Ş â f i î 1 e r' in çoğu bu hadîsin zahirini tutarak : Şaban ayının ilk yarısında nafile oruç tutmıyan ve ayın belirli günlerini oruçla geçirme âdeti olmayan bir kimsenin, Ş â b a n' in son yarısında oruç tutması yasaktır, demişlerdir. Şâfiîler' den Ruyânî: Ramazan1 dan bir veya iki gün önce R a m a -z a n ' i karşılamak üzere nafile oruç tutmak haramdır ve Ş â-b a n ' in son yansının diğer günlerinde tutmak mekruhtur, demiştir.

2 - Cumhura göre Ş â b a n' in ilk yansında oruç tutmayan ve ayın belirli günlerini oruçla geçirme âdeti olmayan kimsenin bile, Ş â b a n ' in son yarısında nafile oruç tutması mubahtır. Cumhura göre bu hadis zayıftır. Ahmed ve İbn-i Muin: Bu hadîs münkerdir, demişlerdir. Hattâbî: Bu hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in: «Şâban'ı oruç tut tak Ramazanla birleştirdi» mealindeki hadîslerine muhalif olduğu için Ahmed bu hadîsi münker saymış, demiştir. Lâkin İbn-i Hibbân,İbn-i Hazm, İbn-i Abdi'1-Berr gibi âlimler, bu hadîsin sahih olduğunu söylemişler. T i r m i z i de hadîsin hasen -sahih olduğunu söylemiştir.

Bâzı âlimler, bu hadis ile bundan önceki hadisin arasını bulmak üzere: Bu hadîs, çok oruç tutmakla kendisini zayıf düşürenlere veya R a m a z a n' ı karşılamak niyetiyle Ş â b a n' in son yarısında oruç tutanlara mahsustur. Bundan önceki hadîs ise Ramazan ayından olur ihtimâlini göz önünde bulundurarak Ramazan'-dan bir veya iki gün önceden Ramazan niyetiyle ihtiyaten oruç tutanlara mahsustur, demişlerdir," [25]


6 - Hilâli Görmeye Şahitlik Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1652) (Abdullah) İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâ/dan; Şöyle demiştir :

Bir A'rahî, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'o gelerek: Ben bu gece Ramazan hilâlini gördüm, dedi. Efendimiz Ona:

«Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şehâdet ediyor musun?» buyurdu. Adam ı Evet, dedi. Efendimiz:

«Kalk yâ Bilâl! Yarın oruç tutmaları için halka ilân yap.» buyurdu.

Râvi Ebû Alî demiştir ki: El-Velîd bin Ebî Sevr'in ve el-Hasan bin Alînin rivayetleri (de) böyledir. (Yâni tbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'ya ulaşır.) Hammâd bin Seleme de bunu rivayet etmiş (fa kat) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'yı zikretmemiş ve : Bilâl (Ra-dıyallâhü anh) halkın o gece teravih gibi Ramazan gecelerine mahsus ibâdete kalkmaları ve oruç tutmaları için çağrıda bulundu, ilâvesini zikretmiştir." [26]


İzahı


Ebû Dâvûd, Nesâî, Tirmizi, Dârekutnî, Hâkim, Beyhaki ve Dârimi de bunu rivayet etmişlerdir.

Hadis, Ramazan hilâlini görmek mes'elesinde kâfirin şâ bitliğinin muteber olmadığına ve bu mes'elenin sübutu için şahidin müslüman olduğunun bilinmesiyle yetinilebileceğine delâlet eder. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) A'rabinin âdil veya fâşıklık durumunu araştırmayıp sadece müslüman olup olmadığım araştırmakla yetindiğine göre Ramazan hilâlinin şahitliği için âdil olmak şartı aranmaz, denilemez. Çünkü o A'rabi eğer o anda kelime-i şehâdeti getirmekle yeni müslüman olmuş ise bir kâfirin müslümanlığı kabul etmesiyle geçmişteki tüm günahları affedilir. O halde âdil sayılır, fâsık değildir. Şayet A'rabî bu olaydan önce müslüman olmuş ise bütün sahâbîler âdildir. Şahidin âdil olma şartını koşan âlimler, böyle demişlerdir.

Ramazan hilâlinin şahitliği için âdil olmak şart değildir, diyen âlimlerin görüşlerini yansıtan Sindi: Peygamber (Sallal-lâhü Aleyhi ve Sellem)'in A'rabîye Kelime-i Şehâdetin mefhumuna inanıp inanmadığını sorması, müslüman olup olmadığını tahkik etmek içindir. Hadisten anlaşıldığına göre hava bulutlu olduğu zaman hilâli gördüğüne şahitlik eden kişinin müslüman olduğu tahakkuk ettiği zaman, âdil olsun olmasın, hür olsun, köle olsun Ramazan hilâlini gördüğüne dâir şahitliği makbuldür. Şöyle de söylenebilir: Saadet devrindeki bütün müslümanîar âdil idiler. Bu sebeple âdil ol-mıyanın şahitliğinin kabul edilmesi gerekmez, demiştir.

Müellifin zikrettiği sened, İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'a ulaşır. Bu senedle rrvâyet edilen hadiste halkın oruç tutmaya başlamaları için Bilâl (Radıyallâhü anh)'in ilân yapması emredilmiştir. Fakat o gece teravih namazını kılmaları veya başka ibâdetle ihya etmeleri için bir ilân yapması emri bulunmamaktadır. Müellif, el-Velid bin Ebî Sevr'in ve el-Hasan bin Ali' nin yer aldıkları başka senedleri rivayet eden Ebû Ali' nin beyânına göre. o senedlerle rivayet edilen hadîs metni böyledir. Ebû Dâvûd kendi süneninde e 1 - V e 1 î d bin Ebî S e v r ' in rivayeti M u h a.m med bin Bekkâr' dan rivayet etmiş, o rivayet yine Zaide bin Ku d â m e ' de Müellifin senediyle birleşir. El-Hasan bin Alî' nin senedini ise bizzat kendisi rivayet etmiş. Bu da Hüseyin e 1 • C a ' f i' -nin aracılığıyla Zaide' den rivayet etmiş ve böylece müellifin senediyle birleşmiştir.

Müellifin E b ü AH' den naklen Hammâd bin Seleme' den rivayet ettiği hadîsi Ebû Dâvûd, Müsâ bin î s m â i 1 aracılığıyla Hammâd' dan, Hammâd da Sima k ' tan, O da İ k r i m e' den mürsel olarak rivayet etmiştir. H a m m â d ' in rivayetinde bulunan hadîs metninde Bilâl (Radıyallâhü anh)'in çağrısında halkın o geceyi ihya etmeleri emri de vardır.

Hadis, Ramazan hilâlinin görülmesi için âdil bir şahidin şahitliğinin kâfi olduğuna delâlet eder.



1653) Ebû Ümeyr (Abdullah) bin Enes bin Mâlik (Radıyallâhü an-hümâ)'da.n; Şöyle demişiir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ensârdan olan sahâ-bîlerinden amcalarım, bana hadîs anlatarak dediler ki: Şevval (ayın) in hilâli, havanın bulutlu olması nedeniyle görülmedi. Bu sebeple (Ramazanın otuzuncu günü) oruçlu olarak sabahladık. O gün akşama doğru bir cemâat gelerek: Dün (akşam) hilâli gördüklerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yanında şahitlik ettiler. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahâbilere oruçlarını bozmalarını ve yarın bayram namazına .çıkmalarını emretti." [27]



İzahı


Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesâi, tbn-i Hibbân, Bey h aki ve Tahavî de bunu rivayet etmişlerdir.

Umûmet: 'Amm"ın çoğuludur. Amcaları demektir. Sahâbîlerin tümü sıka oldukları için isimleri verilsin verilmesin farketmez.

Hadîsin açıklaması bahsinde el-Menhel yazarı şöyle der: "Yâni Ramazan'in otuzuncu gecesi Medine havası bulutlu olduğu için Medine'de Şevval hilâli görülmemiş ve halk otuzuncu gün oruç tutmuş. O gün akşama doğru M e -dine dışından bir cemâat gelerek dün akşam hilâli gördüklerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'in yanında şehâdet etmişler; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de oruçluların hemen oruçlarını bozmalarını ve yarın bayram namazını kılmak üzere musallaya çıkmalarını emretmiştir. Bu hadîs, bayramın ilk günü öğleden önce bayram namazını kılamiyanlann ertesi gün öğleden önce kılmalarının meşruluğuna delâlet eder. Ebû Hanife, Ebû Yûsuf, Muhammed, Evzâî, Sevrî, Ahmed ve İ s h a k' a göre hüküm budur. Bunlara göre Bayram olduğu bilinmediği için veya başka mazeret için bayram namazını vaktinde kıla-mıyanlar, ikinci gün öğleden evvel kılabilirler. Bâzı âlimler: Bayram olduğu bilinmemesi hâlinde hüküm böyledir. Başka mazeretler hâlinde ikinci gün kılınamaz, demişlerdir.

Şâfiİ1er' e göre birinci gün bayram namazını kılamıyan-lar, ikinci veya başka günlerde kaza edebilirler. Çünkü Ş â f i i 1 e r'e göre muayyen vakitlere bağlı sünnetler, vaktinde kılınmayınca kaza edilebilirler.

Mâlik ve Ebû Sevr'e göre bayramın ilk günü henüz öğle olmadan önce bayram olduğu anlaşılınca bayram namazı kılınır. Daha sonra anlaşılırsa ne ilk gün öğleden sonra ne de ikinci veya başka gün kılınamaz.

Bu hadîs, Mâlik ve Ebû Sevr aleyhinde delildir El-Hattâbî: Bu hadîs sahihtir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sünneti ve yo>lu hadîste bildirilmiştir. Ona rücu' etmek gereklidir, demiştir.

Nevevi, el-Hulâsa da : Bu hadîs sahihtir. Ebû Ümey r'in amcaları sahâbîdirler. İsimlerinin belirlenmemiş olması zarar vermez. Çünkü hepsi âdildirler. Ebû Ümeyr'in adı Abdullah'tır, demiştir.

Bu hadîs, Ramazan bayramı hakkındadır. Kurban bayramı namazı, bu hükme tâbidir. Bu hadîs, bayram namazının vâ-cib olduğunu söyliyen âlimlerin delîllerindendir. [28]


Ramazan Hilâlinin Görüldüğüne Dâir Şahitlik Hususunda Âlimlerin Görüşleri


Bu bâbtaki ilk hadîs. Ramazan hilâlinin şübutu için bir müslümamn şahitliğinin kâfi olduğuna delâlet eder. Fıkıhçılar bu hususta ihtilâf etmişlerdir. El-Menhel yazarı, bu ihtilâfı şöyle anlatıyor :

1 - Ebû Hanîfe ve arkadaşlarına göre gökte bulut veya şiddetli toz gibi bir engel bulunduğu takdirde âdil bir kişinin R a -m a z a n hilâlini gördüğüne dâir şahitliği makbuldür. O kişi köle veya kadın da olabilir. Çünkü bu şahitlik dîni bir mes'eleye aittir. Ramazan' dan başka aylara âit hilâlin sübutu için hür iki erkeğin veya hür bir erkek ile hür iki kadının şehâdeti ve bunların âdil olması şarttır.

Gökte hilâli görmeye bir engel bulunmazsa Ramazan veya başka aylarda doğru söylediklerine kanaat getirilen bir cemâatin şahitlik etmesi gerekir. Hava açık iken iki kişinin şahitliği ile yeti-nildiğine dâir îmam-ı A'zam' dan bir rivayet vardır. Bahr-ı Râik'te : İmamın bu fetvasını meşâyihtan tercih edeni görmedim. Bizim zamanımızda bu fetva ile amel etmek uygundur. Çünkü halk hilâli gözetlemeyi ihmâl ediyor. Artık hilâli görenlerin iki kişi olması, onların yanılmasını kanıtlamaz, denilmiştir.

2 - Şafiî ve Ahmed'e göre âdil bir kişinin Ramazan hilâlini görmesi kâfidir. Ahmed'e göre o kişi köle veya kadın bile olabilir. Şafiî' nin de böyle bir kavli vardır. Fakat mutemed kavline göre görenin hür ve erkek olması şarttır. Ramazan' dan başka ayların hilâli için hür ve âdil iki erkeğin şehâdeti şarttır.

3 - Mâlik ve ashabına göre Ramazan ve Şevval hilâli, âdil iki kişinin veya doğruluğuna kanaat getirilen asgarî beş kişilik bir cemâatin görmesiyle bu hüküm; hilâli gözetlemeye önem veren bölgeye mahsustur. Önem verilmeyen bölgelerde âdil bir kişinin görmesiyle sabit olur.

Nevevî : Eğer bir hâkim bir kişinin hilâli gördüğüne şehâdet etmesi sonucunda Ramazan'in girdiğine hükmetmişse âlimlerin icmâı ile oruç tutmak mecburiyeti hâsıl olmuş olur. Ve bu hüküm nakzedilemez. Yukarıdaki ihtilâf, böyle bir hükmün bulun madiği hallere mahsustur, demiştir. [29]



7 - Hilâl Görüldüğünde Oruç Tutunuz Ve (Şevvâlj Hilâli Görüldüğünde İftar Ediniz (Bayram Yapınız) Konusunda Gelen Hadîsler Babı


1654) Abdullah bin Ömer (Radtyallâhil anhümâ)'dan rivayet edildiğine #öre; Resûlullah (Sallailahü Aleyhi ve Scliem) şöyle buyurdu, demiştir :

-Ramazan hilâlini gördüğünüz zaman oruç tutunuz ve Şevval hilâlini gördüğünüz zaman iftar ediniz (bayram yapınız.) Eğer bulut (veya toz) hilâli görmenize engel olursa Ramazan hilâli için (otuz günü doldurmayı) takdir ve hesap ediniz. (Ramazan'ı otuz güne doldurarak bayram ediniz.)» İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) (hava bulutlu olduğunda) Ramazan hilâlinden bir gün önce oruç tutardı."



1655) Ebû Hüreyıe (Radıyallâhü (/«///den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallailahü Aleyhi ve Seflem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Ramazan hilâlini gördüğünüz zaman oruç tutunuz ve Şevval hilâlini gördüğünüz zaman iftar ediniz (bayram yapınız.) Eğer hava bulutlu ise otuz gün oruç tutunuz.»" [30]



İzahı


I b n - i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'nin hadisini B u h â ri, Müslim, Ebû Dâvüd, Mâlik, Ahmed, Dâ-rekutnî, Nesaî ve Dârimi de rivayet etmişlerdir. A h -med, Dârekutnİ ve Ebû Dâvüd'un rivayetinde İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'nin görüşünü beyan eden şu ilâve vardır: 'Şaban ayının yirmidokuz günü dolunca hilâli gö-zetletirdi. Eğer Ramazan hilâli görülürse mesele kalmaz. Şayet görülmez ve görmeye mâni bulut veya toz yok ise İbn-i Ömer {Radıyallâhü anhümâ) ertesi gün oruç tutmazdı. Eğer bulut veya toz hilâli görmeye engel olursa ertesi gün oruç tutardı. Ramazan sonunda İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) bu hesabı tut-mıyarak halkla birlikte iftar ve bayram ederdi.

Hadisin; cümlesini, tercemede belirttiğim gibi Fıkıhçılann cumhuru :

"Eğer bulut (toz da bulut hükmündedir) hilâli görmenize engel olursa. Ramazan hilâli için (otuz günü doldurmayı) takdir ve hesap ediniz." diye yorumlamışlardır. Yâni Ramazan orucunu otuz güne tamamlayınız. Çünkü Buhâri' nin î b n - i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'den olan bir rivayetinde:

= «Eğer hava bulutlu ise Ramazan orucu süresini otuz güne ikmâl ediniz.» buyurulmuştur. B u h â r î, Müslim ve Müellifin rivayet ettikleri 1655 nolu hadis de bu yorumu te'yid eder.Dârimî'nin İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhJ'dan olan rivayetinde de:

-Eğer bulut hilâli görmeye mâni ise Ramazan ayını otuz güne ikmâl ediniz.» buyuruluyor.

Ebû Hanife, Onun arkadaşları, Mâlik, Şafii, Evzâi, Sevri ve hadîsçilerin tümü, mezkûr cümleyi bu şekilde yorumlayanlardandırlar. Yainız Ahmed bin Hanbel bu cümleyi : "Eğer bulut hilâli görmenize mâni olursa, hilâlin bulutun arkasında olduğunu takdir ve farzediniz. Ayın süresini daraltınız.» şeklinde yorumlıyarak, bu yorumun dayanağı olarak hadîs râ-visi t b n - i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'nin görüşünü göstermistir. Çünkü Ş â b a n ' m yirmidokuz günü dolunca, gözlerini kaybetmiş olan İ b n-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ), adam göndererek hilâli gözetletirdi. Eğer bulut ve toz gibi bir engel bulunmadığı halde hilal görülmezse, ertesi gün oruç tutmazdı. Eğer bulut veya toz bulunsaydı ertesi gün oruç tutardı.

A h m e d ' in bu gerekçesi reddedilmiştir. Çünkü râvinin re'yi değil, rivayeti muteberdir.İ bn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'nin rivayetlerinin birisinde bu cümle :

= «Ramazan hilâli için otuz günü hesaplayınız şeklinde geçmiştir.

H a t t â b î : Bu cümlenin mânâsı, Ramazan orucunu otuz güne doldurmaktır. Âlimlerin bir kısmı, bu cümleyi rasat hesaplarına göre hilâlin durumunu takdir ve hesaplama şeklinde yorum-lamışlarsa da bu yorum isabetli değildir. Çünkü bâzı rivayetlerde bu cümle yerine : «Otuz gün oruç tutunuz.» buyurulmuştur. İlim ehlinin kahir çoğunluğu ilk yorumu yapmıştır. Şek günü oruç tutmanın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından yasaklanması da bu yorumu te'yid eder. Ahmed bin Hanbel: Şâban'ın yirmidokuzundan sonraki gece gökteki bir engel dolayısıyla hilâl görülemediği zaman halk oruç tutar. Eğer hava açıkken hilâl görülme* se oruç tutmazlar, diyerek İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'nin mezhebine tâbi olmuştur. [31]


Rasathane Hesaplarına Göre Ramazan Orucunu Tutmak Ve Bayram Yapmak Doğru Mudur ?


El-Menhel yazarı Oruç Kitâbı'mn 'Ay yirmidokuz gün olur bâbı'nda rivayet ettiği bu hadisin izahında bu hususta geniş bilgi vermiştir. Önemine binâen bu bilgiyi özetliyerek buraya aktarmaya çalışacağım :

"Tabiîlerden Mutarrif bin Abdillah, hadîsçiler-den İbn-i Kuteybe ve Şâfiîler' den I b n - i Süre y c ' in dâhil olduğu bir cemâatin, bu hadîsteki: cümlesini: "Eğer hava bulutlu ise gök ayının seyrini ve burçlarını hesaplamak suretiyle Ramazan hilâlini takdir ve hesap ediniz." şeklinde yurumladıkları nakledilmişse de bu görüş ve nakil kabule şayan değildir. Çünkü İbn-i Abdi'1-Berr: Mutarrif in böyle söylediği sabit değildir. î b n - i Kutey-b e ise bu konularda güvenilir değildir.İbn-i Süreye, Şât'ii'nin : 'Yıldızlar yönünden bu gece hilâlin bulunduğunu belirleyen ve fakat hava bulutlu olduğu için görülemediği kanaatına varan bir kimse için Ramazan ayının girdiğine inanması, oruç tutması ve tuttuğu orucun Ramazan orucu olarak sayılması caizdir,' dediğini iddia etmişse de İbn-i Abdi'1-Berr, İbn-i Süreyc' in bu iddiasını reddetmiş ve ; Şafiî' nin yanımızda mevcut kitablannda söylediği söz şudur ki: 'Ramazan'm girdiği ya hilâli görmekle veya âdilâne bir şehâdetle veyahut Ş â -ban ayını otuz güne doldurmakla tahakkuk eder. Ramazan ayının girdiğine başka yollarla inanmak sahih değildir.1 Bu görüş ise yalnız Şafii' nin değil, Fıkıhçılann cumhurunun mezhebidir, demiştir. Şafiî' nin bilinen ve tanınan fetvası, cumhurun görüşüne uygundur.

İbn-i Süreye: Hadîsteki bu cümle astronomi ilminde ihtisası olanlara mahsustur. R a m a z a n ' ı otuz güne doldurmak hükmü ise umûma aittir, demişse de İbnü'l-Arabi Onun bu sözünü reddederek : Artık İbn-i Süreyc'e göre R a -m a z a n ayının girişi, halkın durumuna göre muhteliftir. Kimisine göre Güneş ve Ay hesabı ile oruç farz olur. Kimisine göre Şaban ayını otuza doldurmakla oruç farz olur. Böyle bir ayırım, zekî insanlardan uzaktır, demiştir. Ben derim ki böyle bir söz, doğruluktan da uzaktır. Çünkü Ş â r i - i Hakim Ramazan orucunu tutmayı ya Hilâli görmeye veya Şaban ayını otuz güne doldurmaya başlamıştır. Bunun içindir ki Şafiî âlimlerinden e r-R a m 1 î , Minhâc'ın şerhinde N e v e v i ' nin : Ramazan orucu Şaban ayını otuz güne tekmil etmekle veya hilâli görmekle yahut âdilâne bir şehâdet sonucunda hilâlin görüldüğünün sabit olmasıyla farz olur.' sözü bahsinde şöyle dcı Şayet ;ıdi| bir adam hilâli gördüğüne şehâdet eder de rasatçılarla astronomi uzmanlarının hesaplan o gece hilâli görmenin mümkün olmadıkına delâtet ederse ve şahidin hilâli gördüğü geceden itibaren üçüncü gece âdete aykırı olarak hilâlin yatsıdan önce ufukta batması tahakkuk edip uzmanların hesaplarına eklenirse yine o şahidin şehâdeti ile hükmedi-lecektir. Çünkü Şâri-i Hakim, hesap işine dayanmamış, bilâkis bunu külliyen iptal etmiştir. Çünkü Buhârî, Müslim, Nesaî ve Ebû Davud'un İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) den rivayet ettikleri bir hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Biz (Arap âlemi) ümmî bir cemâatiz. Yazma bilmeyiz, hesap bilmeyiz.» buyurmuştur. N e v e v i' nin yukarıdaki ifâdesinden çıkarılan yukarıdaki netice

doğrudur. Nitekim babam da böyle fetva vermiştir. Nevevi' nin sözünden anlaşılıyor ki; astronami uzmanının sözü ile oruç tutmak vâcib değil, hattâ caiz değildir. Evet, o astronomi uzmanı kendi hesabı ile amel edebilir ve tuttuğu oruç farz yerine geçer. Mezhebimizin mutemet kavli budur. El-Mecmu'da ise onun tuttuğu orucun farz yerine geçmediği belirtilmiştir.'

Astronomi uzmanının kendi hesabı ile amel etmesinin câizliğine âit e r - R e m 1 î' nin sözü reddedilmiştir. Çünkü Şer'î Şerifin kaideleri buna mânidir. Nitekim 1 m âm ü'l-H ara meyn: Matla'lara itibar etmek, hesab işine ve astronomi uzmanlarının hükümlerine itimat etmeyi gerektirir. Şer'î kaideler buna engeldir, demiştir. Bunun içindir ki; er-Reşîdi; Şâri-i Hakim, oruç tutmamızı hilâlin varlığı ile değil, görülmesiyle farz kılmıştır. Hesap uzmanı ise hilâlin varlığını hesaplayıp anlayabilir. Ki bu kâfi değildir. Asıl olan, hilâlin görülmesidir, demiştir.

Remlim Mutemet kavle göre hesap uzmanının tuttuğu oruç, Onun farz orucu yerine geçer demişse de el-İrşâd şerhinde mutemet gösterilen görüş, onun orucunun farz yerine geçmemesidir. Çünkü aynen şöyle der: Müneccimin veya hesap uzmanının kavline İtimat etmek caiz değildir. Kendileri kendi hesaplarıyla amel ederlerse kuvvetli kavle göre onların orucu farzın yerine geçmez. Zayıf bir cemâat geçtiğini söylemiştir.

Remli ' nin ve babasının yukardaki fetvalarından anlaşıldığı gibi Şâri-i Hakim, hesaplamayı külliyen iptal etmiştir. Bu hususta müctehidierin icmâı vardır. Doğrusu Şerhü'l-İrşâd'daki hükümdür,

El-Bermâvî, Nevevi' nin 'veya hilâli görmek' sözü ile ilgili olarak şöyle der:

'Hilâli ayna gibi bir araçla görmek yetersizdir. Bir adamın rüyada peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i görüp Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kendisine: «Yarın Ramazandır.-gibi söz söylemesiyle Ramazan'a hükmedilemez. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i rüyada görmek gerçek ise de rüya sahibi kesinlikle gördüğünü zaptedemez. Şer'an delil olamaz. Keza müneccimin ve hesap* uzmanının sözüne itimat edilmez. Evet, kendileri hesaplarıyla amel edebilirler. Tuttukları oruç farz yerine geçer ve hesaplarının doğruluğuna inananlara da oruç tutmak vâcib olur'

El-Menhel yazan, B e r m â v i' nin hesap uzmanları ve bunlara inananlarla ilgili fetvasını, yukardaki nakillerle reddettikten sonra İmam Mâlik'in şöyle dediğini nakleder :doğrudur. Nitekim babam da böyle fetva vermiştir. N e v e v İ' nin sözünden anlaşılıyor ki; astronami uzmanının sözü ile oruç tutmak vâcib değil, hattâ caiz değildir. Evet, o astronomi uzmanı kendi hesabı ile amel edebilir ve tuttuğu oruç farz yerine geçer. Mezhebimizin mutemet kavli budur. El-Mecmu'da ise onun tuttuğu orucun farz yerine geçmediği belirtilmiştir.'

Astronomi uzmanının kendi hesabı ile amel etmesinin câizligine ait e r - R e m 1 î' nin sözü reddedilmiştir. Çünkü Şer'î Şerifin kaideleri buna mânidir. Nitekim tm âm ü'l-H ara meyn: Matla'lara itibar etmek, hesab işine ve astronomi uzmanlarının hükümlerine itimat etmeyi gerektirir. Şer'î kaideler buna engeldir, demiştir. Bunun içindir ki; er-Reşid i: Şâri-i Hakim, oruç tutmamızı hilâlin varlığı ile değil, görülmesiyle farz kılmıştır. Hesap uzmanı ise hilâlin varlığını hesaplayıp anlayabilir. Ki bu kâfi değildir. Asıl olan, hilâlin görülmesidir, demiştir.

Remli: Mutemet kavle göre hesap uzmanının tuttuğu oruç, Onun farz orucu yerine geçer demişse de el-İrşâd şerhinde mutemet gösterilen görüş, onun orucunun farz yerine geçmemesidir. Çünkü aynen şöyle der: Müneccimin veya hesap uzmanının kavline İtimat etmek caiz değildir. Kendileri kendi hesaplarıyla amel ederlerse kuvvetli kavle göre onların orucu farzın yerine geçmez. Zayıf bir cemâat geçtiğini söylemiştir.

Remli ' nin ve babasının yukarduki fetvalarından anlaşıldığı gibi Şâri-i Hakim, hesaplamayı külliyen iptal etmiştir. Bu hususta müctehidlerin icmâı vardır. Doğrusu Şerhü'l-İrşâd'daki hükümdür.

El-Bermâvî, Nevevî' nin 'veya hilâli görmek' sözü ile ilgili olarak şöyle der:

'Hilâli ayna gibi bir araçla görmek yetersizdir. Bir adamın rüyada Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i görüp Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'in kendisine: «Yarın Ramazan'dır.» gibi söz söylemesiyle Ramazan'a hükmedilemez. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i rüyada görmek gerçek ise de rüya sahibi kesinlikle gördüğünü zaptedemez. Şer'an delil olamaz. Keza müneccimin ve hesap uzmanının sözüne itimat edilmez. Evet, kendileri hesaplarıyla amel edebilirler. Tuttukları oruç farz yerine geçer ve hesaplarının doğruluğuna inananlara da oruç tutmak vâcib olur.'

El-Menhel yazarı, B e r m â v i' nin hesap uzmanları ve bunlara inananlarla ilgili fetvasını, yukardaki nakillerle reddettikten sonra imam Mâlik1 in şöyle dediğini nakleder :

'Hesap uzmanlarının sözlerine itimat ederek, Ramazan'a veya bayrama hükmeden devlet yetkilisinin hükmüne uyulamaz.

Ibn-i Da k i k i'1-1 y d de: Ramazan orucu hususunda hesaplara itimat etmek caiz değildir, demiştir.

İbnü'l-Münzir de el-Eşraf'ta : Ş â b a n ' in otuzuncu günü, hava açık olduğu halde hilâl görülmediği zaman ümmetin icmâı ile oruç tutmak vâcib değildir. Ve oruç tutmanın mekruhluğu sahâbîlerle tabiîlerin ekserisinden sabittir, demiştir. İbnü'l-Münzir bu bilgiyi verirken astronomi uzmanını ve başkalarını istisna etmemiştir. Kim böyle bir ayırım yaparsa, kendisinden önce oluşmuş olan bir icmâa muhalefet etmiş olur.

Hanefi Fıkıh kitaplarından olan ed-Durru'ul-Muhtâr'da: Âdil de olsalar muvakkitlerin kavline itibar edilemez. Bizim mezhebimiz budur, denilmiştir. İ b n - i  b i d i n 'de yukardaki cümle ile ilgili olarak : Yâni halka Ramazan orucunun farziyeti hususunda muvakkitlerin kavline itibar edilmez. Hattâ el-Mi'rac'da: Muvakkitlerin kavline itibar edilmiyeceği hususunda icmâ' vardır. Müneccimin kendi hesabıyla amel etmesi caiz değildir, denilmektedir. En-Nehir'de: Muvakkitler âdil olsalar bile el-İdah'ta belirtildiği gibi onların : Hilâl falan gece gökte olur, sözü ile hüküm verilmez, denilmektedir, demiştir.

Yukarıda nakledilen âlimlerin görüşlerinden şu neticeye varılıyor ki: Ne Ramazan orucuna başlamakta, ne de bayram etmekte hesaba veya müneccimlerin sözlerine itibar edilemez. Hattâ bu hesabı yapan kişi veya müneccim, kendi nefsi için bile amel edemez. Ya hilâli görmek veya ayın otuz gününün doldurulması gerekir. Eğer bir ayın girmesi veya çıkmasının bilinmesi ya da zannedilmesi, şer'î hükmün verilmesi için kâfi gelseydi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hilâlin görülmesini veya ayın otuz gününün doldurulması emri yerine meselâ: 'ayın girdiğini veya çıktığını bildiğiniz ya da zannettiğiniz zaman oruç tutunuz' gibi bir emir verecekti. [32]



8 - Ay (Bazen) Yirmidokuz Gün Olur Hakkında Gelen Hadisler Babı


1656) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü an/ı )'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seller)}) :

«Aydan kaç gün geçti?» buyurdu.

Ebû Hüreyre (Radyallâhü anh) : Biz yirmiiki gün (geçti) ve sekiz gün kaldı, diye cevap verdik, dedi. Bunun üzerine Resûlullah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ellerinin parmaklarıyla işaret ederek) üç defa :

«Ay şu kadardır, ay şu kadardır, ay şu kadardır.» buyurdu ve üçüncü defada bir parmağını yumdu.İsnadının Müslim'in şartı üzerine sahih olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.



1657) SaVI bin Kbî Vakkâs (Radıyallûhü anh)\]an rivayet edildiğine «üre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ellerinin parmaklarıyla işaret ederek) :

«Ay şu kadar, şu kadar ve şu kadardır.» buyurdu. Ve üçüncü defada (bir parmağını yummakla) yirmidokuz sayısını belirtti." [33]


İzahı


Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'m hadisi Zevâid türün dendir. Sa'd (Radiyallâhü anh)'in hadîsini Müslim de rivayet etmiştir.

Sa'd (Radıyallâhü anh) 'in Müslim' deki hadîsinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bir elini diğer eline vurarak : «Ay şu kadardır ve şu kadardır» buyurduğu ve üçüncü defasında bir parmağım eksilttiği belirtilmiştir. Yâni ellerinin on parmağı ile üç defa işaret ederek ayın bazen yirmidokuz olduğunu bildirmiştir. Çünkü Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd ve N e s a i ' nin İ b n - i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet ettikleri bir hadîste : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

-Biz ümmi bir cemâatiz. Ne yazı yazarız ne de (yıldızların seyrini) hesaplarız. Ay (bazen) şöyledir, (bazen) böyledir.» buyurdu.

Râvi demiştir ki: Yâni ay bir defa yirmidokuz başka bir defa otuz gün olur." şeklindedir.

H a t t â b i : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in maksadı şudur : Ay bazen yirmidokuz gün olur. Dâima yirmidokuz gün olduğunu kasdetmemiştir. Halk arasında meşhur olan örf ve âdete göre ay otuz çeker. Bunun sabit olmadığını beyan buyurmuştur, demiştir.

Bu hadisler, şer'î hükümlerin Ş â r i' in açık sözünden alındığı gibi, işaretinden de alınabileceğine delâlet eder.



1658) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken Ramazan ayı orucunu yirmidokuz gün olarak tutmamız, otuz gün olarak tutmamızdan fazla idi.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi, Müslim'in şartı üzerine sahihtir. Ancak adı Said bin İyâz Ebû Mes'ud olan el-Cüreyrî ömrünün sonunda rivayetleri karıştırmıştır. Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî İbn-i Mes'ud (R.A.)'den rivayet etmişlerdir. [34]


İzahı


Notta belirtildiği gibi Tirmizî ve Ebû Dâvûd, bu hadisi tbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiş-lerdir. Dârekutnî de İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anhJ'den rivayet etmiştir. A h m e d de bunu  i ş e {Radıyallâhü anhâ)'den rivayet etmiştir.

Bu hadîs, Ramazan ayının ekseriyetle yirmidokuz gün olduğuna delâlet ediyor. [35]


9 - İki Bayram Ayları Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1659) Ebû, Bekrete (Radıyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«İki bayram ayları (olan) Ramazan ve Zilhicce noksan olmazlar.»" [36]


İzahı


Buharı, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Ta-havi ve Ahmed de bunu rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde mânâyı etkilemiyen az lafız farkı vardır.

Bu hadîs, müteaddit şekillerde yorumlanmıştır. El-Menhel yazarı bu konuda şöyle der :

Yâni Ramazan ve Zilhicce ayları otuzar gün değil yirmidokuz gün çekmekle sayıca noksan olsalar bile sevap ve ecir bakımından noksan olmazlar, tamdırlar.

Bâzılarına göre hadisten maksad, Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibâdetlerin faziletini ve sevap yönünden Ramazan ayından eksik olmadığını açıklamaktır.

Diğer bir kavle göre hadisin mânâsı şudur: B±r yıl içinde R a-m a z a n ayı ile Zilhicce ayının her ikisi yirmidokuz gün olmaz. Birisi yirmidokuz gün çekerse, diğeri otuz gün olur, ama bu dâimi değildir. Ekseriyetle böyle olur. Bazen de her ikisi yirmido-kuzar gün çeker. Zilhicce ayında Kurban bayramı bulunduğu için Ona bayram ayı demek tabiîdir. Ramazan bayramı Ramazan ayında değildir. Bilindiği gibi Şevval ayındadır. Lâkin Ramazan ayının bitiminde olduğu için Ramazan ayına bayram ayı denilmiştir.

Bu ayların birisinde oruç, diğerinde hac ibâdeti bulunduğu için, hadîs bu ayların faziletini belirtmiştir. Maksad, diğer aylarda yapılan ibâdetlerin sevabının noksan olacağı değildir. Asıl maksad, R a -m a z a n ayı yirmidokuz gün olsa bile hakkında vârid olan faziletlerin ve hükümlerin sevabı tam olarak hâsıl olur. Keza hac mevsiminde Arafat dağındaki Vakfe ( = Durmak) işi Zilhicce ayının dokuzuncu gününe veya başka gününe tesadüf etsin hac fazileti ve hükümlerinin sevabı noksan olmaz. Tabiî hilâli gözetlemekte kusur ve ihmâl olmaması, şarttır. Gerek Ramazan ayının başlangıcı ve gerekse Zilhicce ayının başlangıcı hususunda bir yanılma vuku bulduğu takdirde tutulacak Ramazan orucu veya yapılacak hac ibâdeti ve Arafat' taki vakfeden hâsıl olacak sevabın noksanlığı şüphesi kalplere gelebilir. Hadisten maksad, bu şüpheyi gidermektir. Yanılgı sübut bulmadıkça yapılan ibâdet sahihtir. Keza hacıların Zilhicce' nin dokuzuncu günü değil, onuncu günü A r a f â t' ta durdukları bilâhere anlaşılsa bile yapılan hac sahihtir. Ama sekizinci gün durdukları anlaşılsa ve dokuzuncu gün Arafat'a çıkmaları imkânı var iken sekizinci gün yapılan vakfe kifayet etmez. Ertesi gün vakfeyi iade etmeleri gerekir, îâde etmezlerse haccı kaçırmış sayılırlar.



1660) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü ank)'âer\ rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

-Fıtır (Ramazan bayramı) günü iftar ettiğiniz gündür. Kurban (bayramı) günü kurbanı kestiğiniz gündür.»" [37]



İzahı


Ebû Dâvûd, T i r m i z i ve Dârekutni de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd ve Dârekutni' nin hadis metni daha uzundur T i r m i z î' nin rivâyetindeki hadis metni meâlen şöyledir:

«Ramazan orucu oruç tuttuğunuz günde (başlamış) olur. Fitır (bayramı) iftar ettiğiniz gündür. Kurban (bayramı) günü kurban kestiğiniz gündür,»

T i r m i z i : 'İlim ehlinin bâzısı bu hadisi şöyle yorumlamıştır; Yâni Ramazan orucuna başlamak ve Ramazan bayramını yapmak-, cemaatla ve halkın büyük çoğunluğuyla beraber olmalıdır,' demiştir.

El-Menhel yazarının dediğine göre bâzı âlimler : Hadisten mak-sad şudur, demişlerdir: Hadis, şek gününde orucun tutulamıyacağına işarettir. Çünkü şek günü, halkın Ramazan orucuna başladığı gün değildir. Ve ikinci işaret, Şevval hilâlini görüp her hangi bir sebeple şahitliği reddedilen kişinin, hilâli gördü diye orucu bırakmamasınadır. Çünkü halk o gün iftar etmemiştir.

Sindi: de: Hadîsin açık olan mânâsı; Ramazan bayramı ve Kurban bayramı günlerinin tâyin ve tesbiti hususunda kişilerin müdâhale yetkisi yoktur. Kişiler, cemaattan ve halkın büyük çoğunluğundan ayrılarak kendi kendilerine hareket edemezler. Bu günlerin tâyin ve tesoit yetkisi, devlet yetkilisine ve İslâm cemaatına aittir. Fertler, devlet yetkilisine ve cemaata uymak zorundadırlar.

H a t t a b i şöyle demiştinHadîsten maksad; ictihadla yapılacak hususlarda İslâm cemâatinin içtihada dayanarak yaptıkları ibâdetlerden dolayı muahaze edilemiyeceklerini bildirmektir. Şu halde bir bölge halkı Şevval hilâlini olanca güçleriyle gözetledikleri halde ancak otuzuncu günden sonra hilâli görebildikleri ve dolayısıyla otuz gün oruç tuttuktan sonra o yılki Ramazan'in yirmidokuz gün olduğu sabit olursa, onjarın oruçları ve bayramları geçerlidir. Herhangi bir vebal altında kalmış olmazlar. Keza hac ibâdetinde Arefe günü tesbitinde hatâ ettikleri zaman Arafat dağındaki vakfeyi iade etmeleri gerekmez. Kestikleri kurbanlar kâfidir. Bu hüküm, Allah tarafından ihsan edilen bir kolaylık ve kullarına bir şefkattir, demiştir. [38]


10 - Yolculukta Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1661) İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yolculukta oruç (da) tutmuş, iftar da etmiştir." [39]


İzahı


Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesai, Ta-havi, Beyhakİ ve Dârimî de bu hadîsi bir birine yakın lafızlarla rivayet etmişlerdir.

Hadîs, yolculukta oruç tutmanın da, iftar etmenin de caiz olduğuna delâlet eder.



1662) Âişe (Radıyallâhü ankâ)\\an: Şöyle demiştir : Hamza el-Eslemî (Radıyallâhü anh)[40] Resûlullah (Sallallahü Aleyhive Sellem)'e :

Ben (hazerde) çok oruç tutuyorum. Yolculukta da oruç tutmama izin verir misin? diye sordu. Efendimiz :

«Dilersen oruç tut, dilersen iftar et- buyurdu." [41]


İzahı


Mâlik, Buharı, Ebû Dâvûd, Bey haki ve D â r i m i de bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir,

Diğer bâzı rivayetlerde belirtildiği gibi H a m z a (Radıyallâ-hü anh) hazerde çok oruç tutardı. Hadisin zahirine göre H a m z a (Radıyallâhü anh) yolculukta mutlak oruç tutma hükmünü sormuş. Çünkü buradaki rivayette sorunun Ramazan orucuna ait olduğuna dâir bir sarahat yoktur. Lâkin Ebû Dâvûd, Hâkim ve B e y h a k i' nin bir rivayetinde H a m z a (Radıyallâhü anh)'in yolculuk hâlinde Ramazan orucunu tutma hükmünü sorduğu belirtilmiştir. El-Menhel yazarı: H a m z a (Radıyallâhü anh)'m bir defasında nafile orucun hükmünü, başka bir defasında Ramazan orucunun hükmünü sormuş olması muhtemeldir, demiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem), oruç tutup tutmama işini H a m z a (Radıyallâhü anh)'in arzusuna bırakmıştır, Çünkü H a m z a (Radıyallâhü anh) kendi durumunu daha iyi bilirdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) verdiği cevapla, yolculuk hâlinde farz orucun tutulmasının zorunlu olmadığına işaret buyurmuştur.



1663) Ebü'd-Derdâ' (Radtyallâhü a«*)'dçn; Şöyle demiştir:

And olsun ki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yolculuklarının birisinde çok sıcak bir gün onunla beraberken kendimizi öyle bir durumda gördüm ki; herkes sıcaklığın şiddetinden elini başına koyuyordu. Cemaatımızda Resûllulah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile Abdullah bin Revâhâ (Radıyallâhü anh) den başka, oruçlu hiç kimse yoktur." [42]


İzahı


Buhar î, Müslim, Ebû Dâvûd, TahavI ve B e y h a k I de bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir.

Ebû Dâvûd'un rivayetinde bu yolculuğun bir savaş yolculuğu olduğu belirtilmiştir. Fakat hangi savaş yolculuğu olduğu bilinmemektedir. Bu yolculuğun Mekke Fetih yolculuğu olduğu söylen-mişse de kabule şayan görülmemiştir. Çünkü bu savaştan Önce vuku bulan M u' t e savaşında Abdullah- bin Revâhâ (Radıyallâhü anh) şehid edilmişti. Telvih sahibi bu yolculuğun B e -d i r savaşı yolculuğu olmasını muhtemel görmüşse de bu ihtimâl da vârid değildir. Çünkü Ebü'd-Derdâ' Bedir savaşı tarihinde henüz müslüman olmamıştı.

Bu hadîs, yolculukta gücü yetenler için oruç tutmanın efdal olduğuna ve gücü yetmeyenler için iftar etmenin efdal olduğuna delâlet ediyor. Hadiste sözü edilen orucun nafile oruç olduğu söylenemez. Çünkü bu hadîsin Müslim' deki rivayetinde Ebü'd-Derdâ (Radıyallâhü anh) :

"Ramazan ayında şiddetli sıcakta Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber bir savaşa çıktık." demiştir.

Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî, Sevri, Fudayl bin İy âz ve Abdullah bin el-Mübârek yolculukta Ramazan orucunu tutmanın efdal olduğuna hükmedenlerdendirler. Sahâbîlerden Huzeyfe (Radıyallâhü anh) ve Osman bin Ebi'l-Âs (Radıyallâhü anh) da böyle hükmetmişlerdir. Enes, Saîd bin Cübeyr ve İbrahim en-N e h a I' den de bu kavil rivayet edilmiştir. [43]



11 - Yolculukta İftar Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı


1664) Ka'b bin Âsim (Radıyallâhü tm//)'den rivayet edildiğine £Öre; Resûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve S eli em) şöyle buyurdu, demiştir : •Yolculukta oruç tutmak. (Matlub) ibâdetten değildir.»"



1665) İbn-i Ömer (Radıyallâhü aubiimâ)\kın rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallaliahü Aleyhi vr Selinti) sjîiyle buyurdu, demiştir : «Yolculukta oruç tutmak (matlub) ibâdetten değildir.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : İbn-i Ömer (R.A.)'nin hadîsinin senedi sahihtir. Çünkü râvi Muhammed bin el-Musaffâ'yı İbn-i Hibbân sikalar arasında zikretmiş; Mesleme ve el-Kâşif'te Zehebî Onu sıka saymışlar; Ebû Hatim : O, çok sâdıktır, demiş; Nesai de : O sâlihtir, demiştir. İsnadın kalan ricali, Buhâri ve Müslim'in şartı üzerinedirler. [44]


İzahı


Ka'b (Radıyallâhü anh) "m hadîsini Ahmed, Nesaî ve T a b e r i de rivayet etmişlerdir.

t b n-i Ömer (Radıyallâhü anhümâVnin hadîsi Zevâid tü-ründendir. T a h a v î de bunu rivayet etmiştir.

Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Dârimî, Bey-haki ve Nesai bunun bir benzerini Câbir bin Abdil-1 a h (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmişlerdir.

K a'b (Radıyallâhü anhl'ın T a b e r i' deki rivayeti uzun olup meâlen şöyledir:

"Şiddetli bir sıcakta biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber sefere çıktık. Cemaatımızdan bir adamı, hasta gibi bir ağacın gölgesi altında uzanmış olarak gördük. Resûlullah (Sallallahü

Aleyhi ve Sellem) -.

»Arkadaşınızın nesi var, neresi ağrıyor?» diye sordu. Sahâbîler: Hastalığı yoktur. Lâkin oruçludur. Sıcaklık ona çetin gelmiştir, diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber CSallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Yolculukta oruç tutmanız, matlub İbâdet değildir. Allah'ın size verdiği ruhsata sarılınız.» buyurdu."

Zâhiriyye ve Şia mezheblerine mensub bâzı âlimler, bu hadîsin zahirini delil göstererek :Yolculukta oruç tutmak günahtır ve tutulan oruç, geçersizdir, demişlerdir. Bu görüş, E b ü H ü -reyre, Ömer, İbn-i Ömer ve Zührî (Radıyallâhü anhüml'den de nakledilmiştir.

Ahmed, Evzâi ve İshak: Yolculukta oruç tutmak caizdir, tutmamak efdaldır, demişlerdir.

Ebû Hanife, Mâlik ve Şafiî' nin dâhil olduğu cumhura göre gücü yetenler için oruç tutmak efdaldır.

H a t t â b İ bu bâbtaki hadîslere şöyle cevap vermiştir: Bu hadîsler; durumu yukarıda belirtilen, yânı oruç tuttuğu için hasta gibi halsiz düşen kimselere mahsustur. Çünkü (1663 nolu) hadîs ve benzeri hadîslerde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yolculukta oruç tuttuğu belirtilmiş ve (1662 nolu) hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) H a m z a el-Eslemî (Radıyallâhü anhl'ı yolculukta oruç tutup tutmamakta serbest bırakmıştır. Eğer oruç tutmak matlup olmasaydı, onu serbest bırakmazdı.

Şafiî bu bâbtaki hadîsleri yolculuk ruhsatını kabul etmekten imtina' edenlere yorumhyarak : Farz veya nafile oruç tutan bir kimse, hasta gibi perişan bir hâle düşmesine rağmen ve Allah Ona ruhsat vermesine rağmen oruç tutmakta diretirse Onun tuttuğu oruç, matlub bir ibâdet olmaktan çıkar. Hadîsin mânâsı şöyle olabilir : Yolculukta oruç tutmak farz olan ve terkedilmesi günah sayılan ibâdet değildir, demiştir.

Tahavi de : Hadîsteki "Bİrr"den maksad, mükemmel ibâdettir. Maksad, yolculukta tutulan orucun ibâdet cinsinden ihraç edilmesi değildir. Çünkü bazen yolculukta oruç tutmamak daha efdal ve daha matlub ibâdet olur. Meselâ savaşta düşmanla karşılaşmak üzere olan bir mü'min, daha güçlü olmak için oruç tutmazsa daha çok sevap kazanır, demiştir



1666) Abdurrahmân bin Avf (Radıyallâhü anh)\\en rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sailallahü Aleyhi ve Sellcm) şöyle buyurdu, demiştir :

«Yolculukta Ramazan orucunu tutan kimse, hazerde oruç tutmayan gibidir.»

Ebû İshak: Bu hadîs bir şey değildir, demiştir."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadisin isnadında inkıta' vardır. Râvi Üsâme bin Zeyd'in zayıf sayılması hususunda ittifak vardır. İbn-i Muin ve Buhâ-rl'nin dediğine göre râvi Ebû Seleme bin Abdirrahman babasından hiç bir hadis işitmemiştir. Nesai bu hadîsi Enes bin Malik (R.A.)'den merfu' olarak rivayet etmiştir. Bu Enes, Peygamber (S.A.V.)'in hizmetçisi olan Enes bin Mâlik (R.A.) değildir, bir köledir. [45]


İzahı


Bu hadîsin şerhinde Sindi şöyle demiştir: Hadîsten maksad şu olabilir: Yolculukta Ramazan orucunu tutan kişi, hazerde iken R am a z a n "dışında oruç tutmayan gibidir. Bu takdirde hadîsten çıkarılan sonuç, oruç tutmamanın daha iyi olmasıdır. Muhtemelen kastedilen mânâ şudur: Yolculukta Ramazan orucunu tutan kimse, Ramazan'da evinde iken oruç tutmıyan gibidir. Bu yoruma göre çıkarılan hüküm; yolculukta oruç tutmanın haram-lığıdır. Birinci yorum uygundur. Bununla beraber cumhura göre ilk yorum, oruç tutmaya kuvveti pek yetmiyen kimselere mahsustur. [46]



12 - Gebe Ve Süt Emziren Kadınların Oruç Tutmamaları Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1667) Abdül-Eşhel oğullarından olan (Ali bin Muhammed'in dediğine güre Abdullah bin Ka'b oğullarından ulan) fcnes bin Mâlik[47] (Radıyal-lâhü (/«A/den: Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in süvarileri bize baskın yaparak mallarımızı alıp götürdüler. Sonra ben (Medine'ye) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardım. O, öğle yemeğini yiyordu. Bana :

— «(Sofraya) Yanaş, yemek ye.» buyurdu. Ben :

— Oruçluyum, dedim. O:

— Otur, sana oruçtan bahsedeyim. Şüphesiz Allah (Azze ve Celle), yolcu (nun boynun) dan dört rek'atli farz namazın yansını indirmiş ve yolcu, hâmile ve süt emzirenin boyunlarından orucu indirmiştir.» buyurdu. Allah'a yemin ederim ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hâmile ve süt emzirenin her ikisini de veya birisini buyurdu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yemeğinden niçin yemedim diye üzgün ve pişmanım." [48]



İzahı


Ahmed, Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesaİ ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir. El-Menhel yazarının dediğine göre hadîsin râvisi Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'in Abdullah bin Ka'b oğullarından olduğu rivayeti doğrudur. Buhârl bunu kesinlikle söylemiştir. A b d ü ' 1 - E ş -h e 1 oğullarından olduğuna dâir rivayet yanlıştır. Bu Enes, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in hizmetçisi olan Enes (Radıyallâhü anh)'den başka bir zât olup Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den yalnız bu hadisi rivayet etmiştir. Dört sünen sahibi Onun rivayetini almışlardır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in süvarileri galiba bu kabilenin kâfir olduklarını îtikad ettikleri için mallarını alıp götürmüşlerdir.

Enes (Radıyallâhü anh); A h m e d ' in rivayetine göre komşusunun götürülen develeri; N e s a i' nin rivayetine göre ise kendisine âit olup götürülen develeri hakkında görüşmek üzere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına gittiğini söylemiştir.

Enes (Radıyallâhü anh)'in tutmuş olduğu orucun nafile olduğu ve kendisinin yolcu olduğu S i n d î' de bildirilmiştir. Enes (Radıyallâhü anh)'in Medine'ye gidip orada Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile görüştüğü ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'in o esnada yemek yemekte olduğu, hadîsin muhtelif rivayetlerinde belirtilmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) M e d î n e ' de öğle yemeğini yediğine göre, görüşme R a -m a z a n ayı dışında olmuştur.

Hadîs, yolculuk hâlinde dört rek'atli farz namazın yarıya indirildiğine işaret ediyor. Kılınmayan yansının sonradan kaza edilmesi söz konusu değildir. Bu hususta geniş malûmat namaz bahsinde geçmiştir.

Hadîs, yolculuk hâlinde farz orucun tutulmasının mecburiyetinin kaldırıldığını bildiriyor. Yolculukta tutulmayan Ramazan orucu sonradan kaza edilir. Bu husus da bundan önceki bâblarda belirtilmiştir.

Hadis, hâmile ve süt emziren kadının da Ramazan orucunu tutmayabileceğin! bildirmiştir. Râvi Enes (Radıyallâhü anh) yemin ederek, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in ya hâmile ile süt emrizenin ikisini veya birisini buyurduğunu söylemiştir. Daha sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yemeğindun yemediği için duyduğu Üzüntü ve hasreti dile getirr iştir.



1668) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den: Şöyle demiştir :

Resûlullah' (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nefsine zarar gelmesinden korkan hâmile kadın ve çocuğuna zarar gelmesinden korkan emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatını vermiştir." [49]


İzahı


Müelliften başka kim tarafından rivayet edildiğini bilemediğim bu hadîs; gebe veya emzikli kadının Ramazan orucunu tut-mayabileceklerine delâlet ediyor. Âlimlerin bu husustaki görüşleri şöyledir:

1 - Ebû Hanîfe, arkadaşları ve Ebû Sevr'e göre hâmile ve emzikli kadın kendilerine veya çocuklarına zarar geleceklerinden korktukları zaman Ramazan orucunu tutmayabilirler. Güçleri yettiği zaman kaza etmeleri gerekir. Bunların fidye Ödemeleri gerekmez. Çünkü bunlar hasta gibi ma'zurdurlar. Hastaya gereken şey, Kur'an'm hükmüyle güne gün kaza etmektir.

2 - Şafiî ve Ahmed'e göre gebe veya emzikli kadın yalnız kendilerine veya kendileriyle beraber çocuklarına zarar geleceğinden korktukları takdirde oruç tutmayabilirler. Ve güne gün kaza ederler. Şayet yalnız çocuklarına zarar geleceğinden korkarlarsa güne gün kaza etmekle beraber, tutmadıkları her gün için bir fitre miktarı (2 kilo 240 gr. buğday) fidye vereceklerdir. Güne gün kaza edecekler, çünkü hasta gibi düşünülürler; Fidye verecekler, çünkü oruç tutmaya güçleri yeter.

3 - M â 1 ik , hâmile kadın hakkında Hanefî âlimlerinin görüşündedir. Emzikli kadın hakkında ise : Çocuğuna veya kendisine zarar geleceğinden korktuğu ve çocuğuna süt emzirecek bir kadının ücretini verecek durumda olmadığı zaman Ramazan orucunu tutmıyacak, sonra güne gün kaza edecek ve her gün için bir fitre miktarı fidye verecektir. [50]



13 - Ramazan (Orucu) Kazası Hakkında Gelen (Hadisler) Bâbî


1669) Aişe (Rudtyutlüttİi anln'ı) arib olduğunu söylemiştir. [145]


İzahı


Pazartesi ve Perşembe günleri orucunun faziletine ait ilk hadîsi T i r m i zi de rivayet, etmiştir.

Bu hadîste geçen Taharri -. En liyakatlisini ve en uygununu t.aleb etmektir. Bir kavle göre sevap istemek ve bir şeyi normalin üstünde bir iştiyakla taleb etmektir.

İkinci hadis, Zevâid türünden olup D â r i m i tarafından da rivayet edilmiştir. Notta işaret edildiği gibi T i r m i z i de bunun bir kısmını rivayet etmiştir. Tirmizi' deki merfu* rivayet şöyledir :

— «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Ameller, Pazartesi ve Perşembe günleri (Allah'a) arzedilir. Ben, oruçlu iken amelimin arzedilmesini severim.»

Sindi; Amellerin bu iki günde Allah'a arzedıldıgı hadislerle sabittir. Bana öyle geliyor ki; Ameller arzedildiği zaman Allah müs-lümanlara mağfiret eyler. Bu mağfiretten, meşru' bir neden yokken birbirine küs olan kişiler istifâde edemezler. Din uğrunda veya aile fertlerinin te'dibi için küs kalmak caizdir. Böyle bir nedene dayalı olarak başkasına küsenler o mağfiretten yararlanırlar

Küs olanlar hakkında Allah Teâlâ : «Bunları banşincaya kadar bırak» buyurur. Allah'ın muhatabı amelleri arz eden melek olabilir. Bu takdirde «... bırak» emrinden maksad, onların amellerini arzetmo-mektir. Şöyle de olabilir: Allah birisine mağfiret eylediği zaman melek Onun hatâlarını örter veya defterinden siler. Bu ihtimâle göre «...bırak» emrinden maksad, böylelerin günahlarını örtme veya sil me işini bırak demektir, demiştir.

Bu hadîs için şahit durumunda olan ve E bu D â v û d ile N e s a î' nin rivayet ettikleri Üsâme bin Zeyd'in hadisi meâlen şöyledir:

"Bir yolculukta Üsâme bin Zeyd, Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutardı. Beraberinde yolculuk eden mevlâsi kendisine ; Sen çok yaşlı olduğun halde niye Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutuyorsun, demiş; kendisi de: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutardı. Kendisine bunun sebebi soruldu. O buyurdu ki:

«Kulların amelleri Pazartesi ve Perşembe günleri Allah'a arzedi-lir.» demiştir."

Mezkûr hadîsler, amellerin sabah akşam yükseltildiğine dâir hadîse ters düşmez. Çünkü yükseltilmek ve arzedilmek ayrı şeylerdir. Keza amellerin Şaban ayında yükseltildiğine veya arzedildiğine dâir hadîslere de ters düşmez. Çünkü haftalık amellerin mezkûr günlerde ve yıllık amellerin Şaban ayında toplu halde arzedilmesi mümkündür. [146]



43- Eşhür-İ Hurûm Orucu Babı


Hurûm: "HarânTın çoğuludur. Yılın dört ayına 'Haram aylar* veya "Eşhür-i Hurûm" denilir. Bu aylar, Receb, Z i 1 k a'de. Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Son üç ay ard ardadır. Z i 1 k â' de ayı, Ramazan' dan sonra gelen Şevval ayını izleyen aydır. Recep ayı ise Ramazan' dan bir önceki ay olan Ş aban' dan evvelki aydır. Bu aylara hürmet gösterildiği ve câhiliyyet devri ve islâmiyet'in ilk yıllarında bu aylarda savaş haram olduğu için bu isim verilmiştir. İlim ehlinin ekserisine göre savaş yasakhğı neshedilmiştir.



1741) Ebû Mücîbe el-Bâhilî'nin babasından veya amcası (Radiyajlâ-kü anhiim)'den; Şöyle demiştir :

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vararak : Ey Allah'ın Nebisi! Ben geçen yıl senin yanına gelen adamım, dedim. O :

«Ne oldu? Ben senin vücûdunu zayıf görüyorum.» buyurdu. (Ra-vi demiştir ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in muhatabı :)

— Yâ Resûlallah! (Geçen yıl seninle görüştüğüm günden bugüne kadar) gündüz hiç yemek yemedim. Yalnız gece yemek yedim, diye cevap verdi. Efendimiz ;

— «Kim sana kendi nefsini (aç bırakmakla) ta'zib etmeni emretti?» buyurdu. (Adam demiştir ki:) Ben;

— Yâ Resûlallah! Ben güçlüyüm, dedim. O:

— «Sabır (Ramazan) ayı ve ondan sonra bir gün oruç tut- buyurdu. Ben :

— Şüphesiz benim gücüm (bundan da fazlasına) yeter, dedim. O:

— «Sabır ayı ve ondan sonra iki gün oruç tut.» buyurdu. Ben:

— Şübhesiz benim gücüm (bundan da fazlasına) yeter dedim. O :

— «Sabır ayı, ondan sonra üç gün oruç tut ve haram ayların orucunu tut.» buyurdu." [147]


İzahı


Ebû Dâvûd, Nesaî ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetler daha uzundur. Parentez içi ifâdeler, o rivayetlerden alınmadır

Ramazan ayında oruç tutanlar, nefislerini oruç bozan şeylerden tuttukları için, tutuklama mânâsına gelen 'Sabır* kelimesi isim olarak Ramazan ayına, verilmiştir.

Müellifin rivâyetindeki metnin zahirine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu adama Ramazan' dan başka önce bir gün oruç tutmayı; adam daha fazla tutabileceğini belirtince iki gün oruç tutmayı ve adam bundan fazlasına gücünün yeteceğini belirtince Ramazan' dan sonra üç gün ve ayrıca eşhür-i hurûm orucunu emretmiştir. Fakat Ebû Dâvûd'un rivayetine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama Ramazan orucundan başka, evvelâ her aydan bir gün; adam fazlasını isteyince her aydan iki gün; daha fazlasını isteyince her aydan üç gün oruç tutmasını emretmiştir. Adam daha fazla oruç tutmak istediğini söyleyince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) üç parmağını yummak ve açmakla işaret ederek :

«Haram aylarda oruç tut ve bırak, haram aylarda oruç tut ve bırak, haram aylarda oruç tut ve bırak.» buyurmuştur.

Ebû Davud'un rivayetine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama Ramazan ayından başka yılın her ayından önce birer gün, sonra ikişer gün, daha sonra üçer gün oruç tutmasını emretmiş; adam daha çok oruç tutmak iznini isteyince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) haram aylarda oruç tutmasına izin vermiştir. Ancak haram aylarda ard arda tutacağı günlerin üç günü geçmemesini emretmiş ve parmağıyla yaptığı işaretle şunu söylemek istemiştir: Üç gün oruç tut, sonra üç gün oruç tutma, yine üç gün tut, sonra üç gün bırak...

Ebû Davud'un rivayetinde haram ayların bir kısmının orucu emredilmiştir. Müellifimizin rivayeti ise bu mânâya muhtemel olduğu gibi haram ayların tümünü oruçla geçirme mânâsına da muhtemeldir.

Hadisin ilk râvisinin Ebû Mucibe' nin babası veya amcası olduğu hususunda râvinin tereddüdü vardır. Ebû M ü c î be' -nin babası Abdullah bin Haris el-Ensârİ el-Bâ-hili Ebû Cehm veya Ebû Mucibe' dir. îbn-i Hib-b â n onu sahâbiler arasında zikretmiştir. Kütüb-i Sitte sahipleri onun rivayetlerini almışlardır. Ebü Mucibe1 nin amcasının ismine rastlamadık.[148]

1742) Ebû Hüreyre (Radtyaİlâhü anh)'Ğen: Şöyle demiştir:

Bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek: Ramazan ayından sonra hangi oruç efdaldir? diye sordu. O:

-Muharrem dediğimiz Şehrullah (orucu)» buyurdu." [149]


İzahı


Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi, Beyhaki ve D â r i m i de bunu rivayet etmişlerdir.

Hadîsin zahirine göre Muharrem ayının tamamı kastedilmiştir. T i r m i z i' nin A 1 î (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği şu mealdeki hadis de bunu te'yid eder:

Alî (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında oturmuşken bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e:

Yâ Resûlallah! Ramazan ayından sonra hangi ay oruç tutmamı emredersin? diye sormuş; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) de i

«Eğer Ramazan ayından sonra oruç tutaç aksan Muharrem'i tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır.» buyurmuştur.

El-Menhel yazarının dediğine göre hadîsten maksad. Muharrem ayı içinde yâni bir kısmında oruç tutmak veya bu ayda bulunan Aşure günü oruç tutmak olabilir.



1743) İbn-i Abbâs (Radtyallâhü ankümâ)'âan; Şöyle demiştir : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Recep (ayı) orucundan nehiy buyurmuştur."

Not: Bunun senedindeki Dâvûd bin Atâ'nın zayıflığı' üzerinde ittifak vardır. [150]


İzahı


Bu hadîsin Zevâid türünden olduğuna dâir eldeki nüshalarda ve Sindi haşiyesinde bir işaret bulunmamakla beraber, bu türden olması muhtemeldir.

R e c e b ayı, yukarıda da anlattığım gibi haram aylardandır. Bu aylarda oruç tutmak ise müstehabtır. Bu sebeple bu hadîsin sahih olması hâlinde yılın onbir ayında yalnız R e c e b ayının tamamini oruçla geçirme anlamında yorumlanması gerekir. Nitekim A h -med bin Hanbel: Yılın onbir ayından yalnız R e c e b ayinin tamamını oruçla geçirmek mekruhtur. Eğer bir adam bayram ve teşrîk günleri müstesna bütün yılı oruçla geçirirse bu meyanda Receb ayının tamamını oruçla geçirmekte bir beis yoktur. Şayet yalnız Receb ayını oruçla geçirmek isterse bir veya birkaç gün oruç tutmayı bıraksın ki Ramazan ayına benzemesin, demiştir.



1744) Muhammed bin İbrahim'den rivayet edildiğine göre: Üsâme bin Zeyd (Radıyallâhü anhümâ) haram aylar orucunu tu-tarmış. Sonra Resûiullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona;

«Şevval ayı oruç tut.» buyurmuş. Bunun üzerine Üsâme (Radıyallâhü anh) haram aylar orucunu bırakarak vefat edinceye kadar, dâima Şevval ayı oruç tutmuştur."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir. Bunun isnadı sahihtir. Ancak Üsâme bin Zeyd ile Muhammed bin İbrahim bin el-Hâris et-Teymi arasında inkıta vardır. (Şevval orucu İle ilgili bilgi 33'ncü bâbta geçmiştir.) [151]


44- Oruç Bedenin Zekâtıdır' Hakkındaki Bâb


1745) Kbû Hüreyre (Radıyallâhü anh)<\en rivâyel .edildiğine »ine: ResûIuDah (Sallallahü Aleyhi ve Scllcm) ^öylf buyurdu, demiştir : Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur.» Râvi Muhriz kendi rivayetinde Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in : «Oruç sabrın yarısıdır.» buyurduğunu da ilâve etmiştir." Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : İbn-i Mâceh'in bu hadis için zikrettiği her iki yolun isnadı zayıftır. Çünkü isnadda Musa bin Ubeyde ez-Zeyrî bulunur. Her iki yolun dönüm noktası bu râvidir. Bunun zayıflığı üzerinde ittifak vardır. [152] İzahı Zevâid türünden olan bu hadîsi Taberâni, Sehl bin S a'd CRadıyallâhü anhJ'dan rivayet etmiştir. Sindi bu hadîsin açıklaması bahsinde şöyle der: Yâni insan her şeyden bir miktarını Allah için çıkarmalıdır. Çıkarılan miktar, o şeyin zekâtı olur. Bedenin zekâtı da oruçtur. Çünkü beden, Allah yolunda tutulan oruçla noksanlaşır. Artık bedenden eksilen miktar sanki bedenin zekâtı olmak üzere Allah rızası için bedenden çıkarılmıştır. El-H af ni de CâmiüVSağir haşiyesinde : Yâni zekât, malı temizlediği gibi oruç da bedeni temizler. Görünüşte noksanlık vermek mânâda bereket ve fazlalık sağlamak bakımından oruç, zekâta benzer, demiştir. [153] 45- Bir Oruçluya İftar (Yemeğini) Verenin Sevabı Hakkındaki Bâb 1746) Zeyd bin Hâlirl el-Cühcnî (Radtyaltâhü anh)\ien rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellcm) $öyle buyurdu, demiştir : «Oruçlulara iftar (yemeğini) veren kimseye o oruçluların sevab-larından hiç bir şey eksi İtme ksizin onların sevabının bir misli olmuş olur.»" [154] İzahı Tirmizî, Nesaî, İbn-i Huzeyme ve İbn-i H i b b â n da bu hadisi rivayet etmişlerdir. Tuhfe yazarı bu hadîsin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der; "İbnü'l-Melik: İftâr'dan maksad, oruçluya yemek yedirmektir, demiştir. E1 - K a â r i de : Hadîsteki iftardan maksad, oruçlunun akşam iftarını açacağı zaman yemek yedirmektir, demiştir. Selmân-ı Fârisi (Radıyallâhü anbJ'ın merfu' hadisinde oruçluya yemek yedirmeye gücü yetmiyenlerin, oruçluya bir yudum süt veya bir tane hurma, yahut bir yudum su vererek iftar açtırmaları hâlinde aynı sevabı kazanacakları müjdelenmiştir. Hadîsteki oruçluya âit zamir, çoğul için gelmiştir. Çünkü Arab dilinde malumu olduğu üzere şart edatının arkasında kullanılan ne-kire kelime tekil bile olsa umumîlik ifâde eder." 1747) Abdullah bin ZüUeyr (Radıyaltâhü anhümâ)\\m\: Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Sa'd bin Muâz (Radıyallâhü anh)''n yanında iftarını açtı. Sonra: buyurdu." Not : Zevaıd'de şöyle denilmiştir : Bu senedde Abdullah bin Zübeyr (R.A.)'-den rivayet eden Mus'ab bin Sabit zayıftır. [155] İzahı Zevâid türünden olan bu hadîste Peygamberimizin buyurduğu cümleler, Sa ' d (Radıyallâhü anh)'ın ev halkı için dua mâhiyetinde olabilir. Bu takdirde cümlelerin meali şöyle olur: «Yanınızda oruçlular iftar yemeğini yesin. Yemeğinizi iyi ve sâlih kimseler yesin. Ve sizlere melekler duâ ve istiğfar etsin.» Mezkûr cümleler, ev halkının kazanmış oldukları sevabı müjdelemek mâhiyetinde olabilir. Buna göre cümlelerin mânâsı şöyle olur : «Yanınızda oruçlular iftar açtı. Yemeğinizi iyi ve sâlih insanlar yedi ve melekler size duâ ve istiğfar etti.» Sindi: Hadiste «Oruçlular» diye çoğul kelimesi kullanılmıştır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin beraberinde sahâbi-lerden de iftar açanların bulunmuş olması muhtemeldir. Yahut bu kelimenin başındaki ta'rif harfi cins içindir. Bu takdirde çoğulluk mânası muattal olmuş olur. demiştir. [156] 46- Yanında Yemek Yiyilen Oruçlu Hakkındaki Bâb 1748) Ümmü Ümâre[157] (Radıyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize geldi. Biz Ona yemek sunduk. Onun yanında bulunanlardan birisi oruçluydu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Oruçlunun yanında yemek yenildiği zaman melekler ona duâ ve istiğfar ederler.»" 1749) Büreyde (Radıyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bilâl (Radtyallâhü anh)'a : — «Yâ Bilâl! Öğle yemeğine (otur.)» buyurdu. Bilâl (Radıyallâhü anh) : — Ben oruçluyum, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : — Biz rızıklanmızı yiyoruz. Bilâl'in rızkının fazlı cennettedir. Yâ Bilâl! Oruçlunun yanında yemek yiyildiği sürece Onun kemiklerinin U&bîh ettiğini ve meleklerin onun için mağfiret dilediklerini bilir misin?» buyurdu." Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki Muhammed bin Abdur-ral-rrr;n?n zayıflığı hususunda ittifak vırdır. İbn-i #£,tim ve el-Ezdi Onu yalanlamışlardır. [158] İzahı ilk hadîsi Tirmizî, Nesaî ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. İkinci hadîs Zevâid türündendir. Hadîsler, oruçlunun yanında gündüz yemek yinildiği zaman oruçlu için meleklerin duâ ve istiğfar ettiklerini ve o yemek karşılığında oruçlunun Cennet'teki rızkının üstünlüğünü ifâde ediyorlar. [159] 47- Oruçluyken Yemeğe Davet Edilenin Babı 1750) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anJt)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeHem) şöyle buyurdu, demiştir : -Biriniz oruçluyken yemeğe davet edildiği zaman : Ben oruçluyum, desin.-" 1751) Oâbir (Rathyıtllâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel/em) şöyle buyurdu, demiştir : «Bir kimse oruçlu olduğu halde yemeğe davet edilirse (davete) icabet etsin. Artık dilerse yemek yiyer, dilerse yemek yemeyi bırakır.»" [160] İzahı ilk hadîsi Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, N e -s a î ve D â r i m î de rivayet etmişlerdir. Nafile orucu gizlemek müstehab ise de davet sahibinin kırılmasına veya kızmasına meydan vermemek için nafile oruç tutan davetlilerin, oruçlu olduklarını davet sahibine açıklamaları meşru kılınmıştır. Oruçlu bu özrünü açıklayınca davet sahibi onun mazeretini kabul ederek davete icabet etme isteğinden vazgeçerse davete icabet sorumluluğu kalkmış olur. Aksi takdirde oruçlu davete icabet etmekle mükelleftir. Çünkü oruç, davete icabet etmemek için mazeret sayılmaz. Oruçlu davet yerinde hazır bulununca orucunu bozması gerekmez. Ancak davet sahibi onun yemek yememesiyle eziyet duyarsa, oruçlunun nafile orucunu bozması efdaldir. Tutulan oruç farz bir oruç ise bozdurulamaz. Nafile orucu bozup bozmamak hakkında âlimlerin görüşleri 26'ncj bâbta geçen 1700- 1701 nolu hadisin izahı bölümünde geçmiştir. C â b i r (Radıyallâhü anh)'ın hadisini Müslim de rivayet etmiştir. Fakat oradaki rivayette: «Davetli oruçluyken...» kaydı yoktur. Bu hadîs de davete icabet etmenin gerekliliğine davetlinin orucunu bozmaya mecbur olmadığına delâlet ediyor. N e v e v î, M ü s 1 i m ' in şerhinde : Davet edilen oruçlunun orucunu bozmasının vâcib olmadığı hususunda âlimler arasında ihtilâf yoktur. Eğer davetlinin tuttuğu oruç farz bir oruç ise, yemek yemesi caiz değildir. Şayet tuttuğu oruç nafile ise bozmak caizdir. Artık yemek'yememesi davet sahibine ağır gelecekse; efdal olan, orucu bozmasıdır. Aksi takdirde orucu lamamlamak pl'dftlriir, demiştir[161] 48- Oruçlunun Duası Reddedilmez (Hakkındaki) Bâb 1752) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Saİlalhıhü Aleyhi ve Seli em) şöyle buyurdu, demiştir : «Üç sınıf insan vardır ki duası Allah katında reddolunmaz : Âdil devlet reisi, iftar edinceye kadar oruçlu ve mazlumun duası. Allah mazlumun duasını, kıyamet günkü bulutun üstüne yükseltir, gök kapıları Ona açılır ve Allah Teâlâ ı «İzzetime yemin ederim ki ey mazlum! Bir süre sonra bile olsa behemahal sana yardım edeceğim» buyurur.-" [162] İzahı Bu hadîsi Tirmizî ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Câmiü's-Sağîr şerhinde el-Azîzî'nin dediğine göre bâzı rivayetlerde : «iftarını açıncaya kadar...» ifâdesi yerine: «iftarını açtığı zaman...» ifâdesi mevcuttur. îlk ifâdeye göre oruçlunun gündüzün hangi vaktinde olursa olsun makbuldür. İkinci ifâdeye göre oruçlu iftarını bilfiil açtığı zaman veya iftar açma vakti girdiği zaman yapacağı dua makbuldür. Sindi ise ilk ifâdenin râvilerden birisinin yanılgısı olduğunu ve ikinci ifâdenin doğru olduğunu savunarak bundan sonra gelecek hadisi buna gerekçe olarak göstermiştir. E 1 - A 1 k a m î' nin nakline göre ed-Demîyrî: Oruçlunun dünya ve âhiret mutluluğu için kendisine, sevdiklerine ve müs-lümanlara dua etmesi müstehabtır. Çünkü bu hadîs ve (bundan sonra gelen) Abdullah (Radıyallâhü anh)'m hadîsi, oruçlunun özellikle iftar vaktindeki duasının makbul olduğuna delâlet ediyor, demiştir. Mazlumun duası, zulümden kurtulmak veya zâlim aleyhinde olabilir. Hadîsin sonu bunu gösteriyor. Sindi' nin dediğine göre hadîsteki "el-Ğamâm = bulut" kelimesiyle F u r k a n sûresinin : -Ve o günki, gök beyaz bulutlar hâlinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.» 25'nci âyetindeki "ğamâm" kastedilmiştir. Müellifin rivayetinde : «Kıyamet günü» kaydı bulunduğu için S i n d î' nin bu yorumda bulunduğunu sanıyorum. T i r m i z i' nin rivayetinde ise bu kayıt yoktur. Ve hadîsteki ğamâm ile dünyadaki bulutun kastedilmesine bir engel yoktur. Hadîs, mazlumun duası jçin gök kapılarının açıldığını haber veriyor. Gök kapıları duanın arşa yükseltilmesi için açılır. Bu açılış duayı taşıyan melek için olabilir. Veya duanın geçişi için olabilir. Hadîs, Allah'ın mazlum kimseye mutlaka yardımcı olduğunu, onu ihmal etmiyeceğini, ancak bir hikmet için yardımını geciktirmesinin muhtemel olduğunu bildiriyor. Buna işaret olmak üzere : Allah, zâlimi ihmâl etmez, irnhâl (mühletlendirme) eder" derler. 1753) Abdullah bin Amr bin el-As (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) $oyle buyurdu, de-mistir : .Şüphesiz her oruçlu için iftarını açtığında reddedilmeyen bir duâ vardır.» ibn-i Ebi Müleyke demiştir ki. Abdullah bin Amr bin el-As (Radıyallâhü anhümâ) n.n iftarın, açtığı zaman şu duây. okuduğunu kendisinden işittim .AUahım! Herşeyi kaphyan rahmetin hakkı için bana mağfiret et meni Senden dilerim. [163] İzahı Bu hadis Zevâid türündendir. Oruçlunun ^ nm makbul olduğuna, delâlet ediyor. Cârmu's-e I - H a f n i ¦ Yâni farz veya nafile orucun her gunu iftar de oruçlunun yapacağ* duâ makbuldür. Ya dil *'l^ veya ona başka mükâfat verilir. Artık oruçlu: Dua ettim de olmadı dememelidir, demiştir. E 1 - M u n â \ î de : Oruçlunun iftar vaktindeki duasının ka-bılü bu ümmete mahsustur, demiştir. 3 i n d î de Suyûtî' den naklen beyan ettiğine göre 1 irm izi: Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ümmeti, bütün ümmetler içerisinden seçilerek duası makbul kılınmıştır. Allah Teâlâ bu ümmete hitaben : «... Bana dilekte bulununuz ki duanızı kabul edeyim.[164] buyurmuştur Bu vaid, eski ümmetlerde yalnız peygamberlere vardı. Bu ümmete de verildi. Fakat şehvetler onların kalplerine hâkim olup işler karmakarışık olunca durum değişti. Oruç ise nefsi şehvani duygu ve hareketlerden alıkoyar. Şehvet kalpten çıkarılınca gönül pâk olur. Ve duâ kabule şayan olur. Oruçlunun dilediği şey onun için mukadder ise süratle verilir, değilse âhiret azığı olarak onun için sak!an:r, demiştir. [165] 49- Ramazan Bayramı Günü (Bayram Namazına) Çıkmadan Öncf Bir Şey Yemek Hakkındaki Bâb 1754) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü ani f'âen: Şnyle demiştir: Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem) birkaç hurma yemedikçe Ramazan bayramı günü (bayram namazına) çıkmazdı. 1755) İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâyâan; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashabına fıtır sadakasından yedirmedikçe Ramazan bayramı günü (bayram namazına) çıkmazdı." Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi zayıftır. Zayıf râviler peş-peşe gelmişlerdir. Çünkü Ömer bin Sahbân ve ondan aşağı olanların hepsi zayıftır. 1756) Büreyde bin Husayb (Radıyallâhü anhyden; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan bayramı günü (bir şey) yemedikçe (bayram namazına) çıkmazdı ve kurban bayramı günü bayram namazından dönmedikçe (bir şey) yemezdi." [166] İzahı îlk hadîsi Buhârİ ile T i r m i 2 i de rivayet etmişlerdir. İkinci hadîs Zevâid türündendir. Üçüncü hadisi Tirmizî, Ahmed, Ibn-i Hibbân, Dârekutnî, Hâkim ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir. Tirmizî bu hadîsleri rivayet ettikten sonra : ilim ehlinden bir cemâat Ramazan bayramı namazına çıkmadan önce bir şey yemeyi ve varsa hurma yemeği müstehab saymışlar; Kurban bayramı günü de namazdan dönmedikçe bir şey yememeyi müstehab saymışlardır, der. Tuhf e yazan da: Ramazan bayramı sabahı bayram namazından önce hurmayla iftar etmek müstehabtır. Bulamıyanlar bal gibi başka bir tatlıyı yemelidirler. Hiç bir şey bulamıyanlar su içmeli-dirler. Kurban bayramı günü ise kurban etinden yemek için bayram namazından dönünceye kadar bir şey yememek müstehabtır. A h-med bin Hanbel müstehablık hükmünü kurban keseceklere tahsis etmiştir, demiştir. [167] 50- Ölüp De Boynunda Özürsüz Olarak Tutmadığı Ramazan Orucu Bulunanların Babı 1757) İbn-i Ömer (Radtyallâhü ankümu)'âan rivayet edildiğine göre: Resul ul la h (S ali ali ahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Kim ki üzerinde bir ayın oruç (borc)u varken ölürse, ondan bedel olarak her gün yerine bir yoksula (yemek) yedirüsin.»" Not: El-Mİzzî el-Etrafta : Müellifin; «Muhammed bin Sİrîn'den» sözü bir vehimdir. Çünkü Tirmizî bunu rivayet etmiş de Muhammed'in kimin oğlu olduğunu belirtmemiş, sonra : Bence bu zât, Muhammed. bin Abdfrrahman bin Ebl Leylâ'dır, demiştir, diye bilgi vermiştir. Tlrmlzl bu hadisi tahric ettikten sonra : Biz bu hadisi merfu' olarak yalnız bu yoldan tanırız. Sıhhatli olan durum, bunun mevkuf olmasıdır, demiştir. [168] 51- Ölüp De Üzerinde Adak Borcu Bulunanın (Beyânı) Babı 1758) İbn-İ Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'dan: Şöyle demiştir: Bir kadın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Yâ Resûlallaht Kız kardeşim boynunda aralıksız iki ay (kefaret) oruç (borcu) bulunduğu halde Öldü. dedi. Efendimiz: — «Söyle bakayım. Eğer senin kızkardeşinin boynunda bir borç bulunmuş olsaydı sen o borcu ödiyecek miydin?» diye sordu. Kadın » — Evet ödiyecektim, dedi. Efendimiz i — «O halde Allah'ın hakkı, öncelikle ödenmesi gereken bir haktır.» buyurdu." 1759) Biireyrle bin Husayb (Radtyallâhü a«A)'den; Şöyle demiştir: Bir kadın Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek ı — Yâ Resûlallah! Annem üzerinde oruç borcu olduğu halde öldü. Ben ona bedel olarak oruç tutayım mı? diye sordu. Efendimiz; — Evet» buyurdu. [169] Bu Ve Bundan Önceki Bâblarda Geçen Hadislerin İzahı Bundan önceki bâbta geçen İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın hadisini T i r m i z i de rivayet etmiştir. Oradaki rivayetin senedinde bulunan râviler sırayla şöyledir: Kuteybe, A b -ser, Esas, Muhammed, Nâfi', İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) ... görüldüğü gibi bu senedde anılan M u h a m -med'in İbn-i Şirin olan Muhammed mi, Abdur-rahman oğlu Muhammed mi olduğu belirtilmemiştir. Hadis zikredildikten sonra Tirmizi: Seneddeki Muhammed, Abdurrahman bin Ebî Leylâ" nın oğlu olan Muhammed' dir, demiştir. Tirmizi bu hadîsi merfu' olarak rivayet etmiş olmakla beraber : îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den sahîh olan rivayet mevkuftur, demiştir. Bu hadisin zahirine göre üzerinde oruç borcu olup da kaza etmeden ölen kimsenin oruç borcuna bedel olarak her gün için bir yoksulu yedirmek meşrudur. Bu oruç borcu, hadîsin zahirine göre umumidir. Yâni Ramazan borcu olabildiği gibi kefaret ve adak orucu gibi borç olmuş olabilir. Fakat müellifin bu hadîs için açtığı bâb başlığına bakılırsa hadîsten maksad, özürsüz olarak tutulmayan Ramazan orucu borcuna mahsustur. Sindi de: Hadisteki «bir ay orucu» tâbiri umumi olmakla beraber, örf ve âdet bu tâbirin Ramazan ayma tahsisini gerektirir. Bizim Hanefî âlimlerimiz bu hadîsle hükmetmişler, ancak ölünün fidye ödemeyi vasiyet etmesini şart koşmuşlar, vasiyet yokken fidye ödenmesinin gerekmediğini söylemişlerdir. Âlimlerin bu husustaki görüşlerini ayrıntılı olarak aşağıda vereceğim. îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini B u h â r i, Müslim ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Tuhfe yazarının beyânına göre Buharı' nin bir rivayetinde : "Bir erkek, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKe müracâat etti." deniliyor. Başka bir rivayetinde: "Müracaatçı j "Annem öldü ve..." diye geçer. Buhârî ve Müslim'in bir rivayetinde "...ve ölen kadının üzerinde adak borcu vardır." denilmiştir. B u-h â r i' nin bir rivayetinde : "... ve ölen kadın üzerinde bir ay oruç borcu vardır"; başka bir rivayetinde: "... ve ölen kadın üzerinde on beş gün oruç borcu vardır" denilmektedir. E 1 - H â f ı z, el-Fetih'te yukarıdaki değişik rivayetlerle ilgili olarak: Bâzıları bu değişikliğin, râvilerin kararsızlıklarından ileri geldiğini iddia etmişlerse de, bence bu değişiklik, olayların müteaddit olmasından ileri gelmiştir. Diğer taraftan müracaatçının erkek veya kadın oluşu ve ölmüş olan kadının anne veya kardeş oluşu, hadisin delîl sayılmasını olumsuz yönde etkilemez, demiştir. Bu hadis, üzerinde oruç borcu olduğu halde kaza etmeden ölen kimseye bedel olarak yakınları tarafından oruç tutulmasının meşruluğuna delâlet eder. Hadîsçilerin kavli budur. B ü r e y d e (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Ahmed, Müslim ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir. Buhârİ de bunun bir benzerini tbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'dan mer-fu' olarak rivayet etmiştir. Onun rivâyetindeki müracaatçı, bir erkektir. [170] Oruç Borçlusu Olarak Ölen Yerine Oruç Tutmak Veya Fidye Ödemek Meselesi El-Menhel yazarı, âlimlerin bu husustaki görüşlerim özetle şöyle açıklar : . 1- Ebû Hanîfe, Mâlik, el-Leys, Evzâi, S e v r i ve yeni kavlinde Şafiî: Ölü yerine oruç tutulmaz, demişlerdir. Ebû Hanîfe ve arkadaşlarına göre tutmadığı R a -m a z a n orucuna kaza etmeye muktedir olduğu halde kaza etme den ölen kişi, fidye çıkarılmasını vasiyyet etmişse, tutmadığı her gün •için bir fitre miktarı olarak yakınları tarafından çıkarılır. M â 1 i k' e göre her gün için bir müd yâni bir fitrenin dörtte biri çıkarılır. Bunların delili (1757 nolu) îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi ve N e s a î' nin Sünen-i Kübrâ'smda İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'dan rivayet ettiği: -Hiç kimse hiç kimse yerine namaz kılamaz ve hiç kimse hiç kimse yerine oruç tutamaz.» hadisidir. Üçüncü ithl. Mâlik'in îbn-i Ömer (Radıyal-tehü anh)'den rivây-; ettiği İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) in bu hadîsimn benzeridir. 2- Hadis âlimleri: Üzerinde Ramazan, adak ve kefaret gibi oruç borcu jldu^j haîde kaza etmeden ölen kimsenin yakınları onun yerine oruç tutabilirler, demişlerdir. Ebû Sevr, Tâ-vûs, el-Hasan, Zührî, Katâde, Hammâd ve eski kavlinde Şafii, böyle hükmedenlerdendirler. Nevevî, Müslim1 in şerhinde : Biz bu kavlin sahîh ve seçkin olduğuna inanıyoruz. Fıkıh ve hadîs ilimlerini iyi bilen arkadaşlarımızın tahkikçileri bu kavli sıhhatli bulmuşlardır. Çünkü bu kavli te'yid eden apaçık ve sahih hadîsler kuvvetlidir, demiştir. Bunların delilleri 1758 ve 1759 nolu hadisler ile Buhârİ, Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesai ve başkaları tarafından  i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'dan merfu' olarak rivâ- yet ettikleri: «Üzerinde oruç borcu olduğu halde ölen kimsenin velisi (yakım) onun yerine oruç tutar.» hadîsidir. 3- Ahmed, İs hak ve Ebû Ubeyd'e göre ölünün adak oruç borcu yerine yakını oruç tutar. Ve Ramazan oruç borcu yerine her gün için bir fitrenin dörtte birini fidye olarak çıkarır. Bu gruptaki âlimler, İ bn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın 1757 nolu hadîsini. Ramazan orucu borcuna yorumlarlar. 1758 ve 1759 nolu hadisleri Ramazan orucundan başka oruç borçlarına yorumlarlar. Müellifin bu hadislere ait açtığı bâbların başlığına bakılırsa, kendisinin de hadîsleri bu şekilde yorumladığı kanısına varılır. Bu orubun başka delilleri de vardır. Buraya aktarmaya gerek duymadım. [171] 52- Ramazan Ayında Müslüman Olan Hakkındaki Bâb 1760) Atiyye bin Süfyân (Radıyallâhü ank)'âen; Şüyle demiştir. Sâjüf kabilesinin müslümanlığı kabul etmesi konusu için Resû-lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma giden heyetimizin bize anlattığına göre; heyet Ramazan ayı içinde Onun yanına (Medine'ye) varmışlar. O, hey'et için Mescid-i Nebevî'de bir çadır kurmuş; heyet müslüman olunca Ramazan ayının kalan kısmı oruç tutmuş lardır." Höt: Zevftid'de Şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki Muhammed bin İshale tedlisçidir ve bunu îsfl bin Abdillah'tan an'ane İle rivayet etmiştir. İbnü'l-Medinl: Ve İsa'dan yalnız kendisi rivayet etmiş. İsa bin Abdlllah da meçhuldür, dâmiştir. [172] İzahı Zevâid türünden olan bu hadis, Ramazan ayı içerisinde müslümanlığı kabul eden bir kimsenin müslümanhğı kabullendikten sonraki günlerin orucunu tutmakla mükellef olduğuna delâlet ediyor. Sakif: Tâif'te bir kabiledir. Bu kabilenin A h 1 â f kolundan iki ve Beni Mâlik kolundan üç erkek olmak üzere kurulan beş kişilik hey'et, T â i f' ten M e d î n e ' ye Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî ile görüşmek üzere gelmişler. Ebû D â v û d ' un bu heyette bulunan Evs bin Huzeyfe (Radıyallâhü anh)'den olan rivayetine göre A h 1 â f kolundan olanlar, Muğire bin Şu'be (Radıyallâhü anh)'a misafir olmuşlar. Benî Mâlik kolundan olanlar ise Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından misafir edilmişler. Ve Mescid-i Nebevi'de kurulan bir çadıra yerleştirilmişler. Bu hey'et, T e b ü k seferinden sonra ve Ramazan ayında Medine' ye varmışlar. [173] 53- Kocasının İzni Olmaksızın Oruç Tutan Hakkındaki Bâb 1761) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhy<\en rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellrm) şöyle buyurdu, demiştir : «Eşi hazırken izni olmadan kadın. Ramazan ayı orucundan başka gün oruç tutamaz.»" 1762) Ebû Saîd(-i Hudıî) (Radtyaüâhü ank)'den; Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ eşlerinin izni olmaksızın kadınları (nafile) oruç tutmaktan nehiy buyurmuştur." Not : Bunun isnadının Buhâri'nin şartı üzerine sahih olduğu Zevâid'de bildirilmiştir. [174] İzahı İlk hadîsi Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Bey-haki ve Dârimi de rivayet etmişlerdir. El-Menhel yazarı şöyle der: Yâni eşi, kadının bulunduğu şehir veya köyde hazırken kadın nafile oruç tutamaz. Ancak kocası açıkça veya zımnen izin verirse, meselâ, onun razı olduğunu bilirse oruç tutabilir. Hadis, kadının kocasının izni olmaksızın nafile oruç tutmasının haram olduğuna delâlet ediyor. Çünkü kocanın ailevî ve beşerî hakkı kadına vâ-cibtir. Nafile oruç, bu hakkı gölgeler. Cumhurun görüşü budur. N e v e v i, el Mühezzeb şerhinde : Arkadaşlarımızdan bir cemâat, kadının kocasından izin almadan nafile oruç tutmasının mekruh olduğunu söylem." şse de sahih olan kavil, bunun haram âğıdır. Eğer eşinin izni olmadan kadın nafile oruç tutarsa, tuıtuğu oruç sahih ise de haram işlemiş olur. Bu oruç, gasb edilmiş evde namaz kılmak gibidir., demiştir. Hadîsten anlaşılıyor ki, eşi hazır olmayan kadın nafile oruç tutabilir. Bu hususta ihtilâf yoktur. Ramazan orucuna gelince, eşinin iznini alruddan kadın oruç tutar. Çünkü vaktinde tutulması farz olan bir oruçtur. Diğer taraftan Ramazan'da kocası da oruçlu olduğu için beşeri hak ve ihtiyacının gölgelenmesi söz konusu değildir. Belirli günlerde tutulması adanan adak oruç da Ramazan orucu hükmündedir. Çünkü o oruç günlüdür, vaktinde tutulması gerekir. [175] 54- Bir Kavme Misafirliğe Giden Kişi Onların İzni Olmadan Oruç Tutamaz, Babı 1763) Âtşe (Radtyaüâhü an/râ/dan rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Adam bir kavme misafirliğe gittiği zaman, ancak onların izniyle oruç tutabilir.»" Not: Bu hadîsi Tirmizî de rivayet etmiştir. Tİrmizİ'nin senedi notta gösterilmiştir. Tirmizî : Bu hadîs münkerdir. Bunu Hişâm'dan herhangi bir sıkanın rivayet ettiğini bilemiyoruz. Musa bin Dâvûd, Ebû Bekir el-Medinî'den, o da Hişam'-dan rivayet etmiştir. Bu Ebû Bekir, hadis ehli yanında zayıftır, demiştir. [176] İzahı Notta belirtildiği gibi T i r m i z İ de bu hadîsi başka bir se-nedle rivayet etmiştir. Tuhfe yazan şöyle der: Misafirliğe giden kişi, ev sahibinden izin almadan nafile oruç tutamaz. Buradaki yasaklama tenzihen mekruh-luk içindir. Lv sahibinin gönlünü almak iç'.n oruç iznini almak gereklidir. Ebü't-Tayyib ise yasaklama hikmetini şöyle aç:k-lar : Misafir oruç tuttuğu takdirde ev halkına sıkıntı vermiş olabilir. Çünkü oruçlu için yemek hazırlamaya Önem vermek gerekir. îftar ve sahur yemeğini tam vaktinde hazırlama külfeti doğar. Fakat misafir oruç tutmazsa ev halkının yediği yemekten yiyer ve mezkûr sıkıntılar söz konusu olmaz. Bir de şu var: Misafirin ev sahibine itaat etmesi misafirliğin âdâb ve usulündendir. Ev sahibine muhalefet edince, âdaba aykırı hareket etmiş olur. [177] 55- Şükür Eden Oruçsuz, Sabreden Nafile Oruçlu Gibidir Diyen Hakkındaki Bâb 1764) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'c\en rivayet edildiğine göre; Peygamber (Saîlallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Şükür eden oruçsuz, sabreden nafile oruçlu mevkiindedir.»" 1765) Peygamber (Şaliallahü Aleyhi ve Sellcm)'h\ ashabından Sinan bin Senne el-Eslemî (Radıyallâhü anh)'<\z\\ rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Setİcyt) şöyle buyurdu, demiştir : «Şükreden oruçsuz*. sabreden nafile oruçlunun sevabının misil vardır.»" Not : Zevâid'de şöyle denmiştir : Bunun isnadı sahih olup ricali mevsuk zâtlardır, îbn-i Mâceh yanında Sinan bin Senne (R.A.)'m bundan başka hadisi yoktur. Müellifin süneni müstesna. Kütüb-i Sitte de Sinan (R.A.)'m hiç bir hadisi yoktur. [178] İzahı Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'m hadisini A h m e d , Tirmizi ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Zevâid türünden olan Sinan (Radıyallâhü anh)'in* hadisini A h m e d de rivayet etmiştir. Sindi: Yâni nafile oruç tutmayıp gıdasını alan ve gücünü Allah'a itaat yolunda harcayan mümin, açlığa ve susuzluğa tahammül ederek nafile oruç tutan gibidir. Çünkü ikisi de insan oğlunun yaratılış gayesi olan Allah Teâlâ'ya itaat, yolundadırlar. İkinci hadîsin zahirine göre ikisinin sevabı aynıdır. Lâkin maksat şu olabilir : Sabreden oruçlu sevap kazandığı gibi itaat ve İbâdete güçlü olarak yönelmek maksadı ile nafile oruç tutmayan da sevap kazanır, demiştir. Cftmiü's-Sagîr Sârini el-Azizi de: Gazali demiş ki: Sabır ile şükürden hangisinin efdal olduğu hususunda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Bâzılarına göre şükür, sabırdan efdaldır. Bâzıları bunun aksini söylemiştir. Bâzılarına göre sabır ile şükür fazilet bakımından eşittir, demiştir[179] 56- Kadir Gecesi (Nin Hangi Gece Olduğu) Hakkındaki Bâb 1766) Ebû Saîd-i Hudrî (Radıyallâhü t/«/f>'den; Şöyle demiştir: Bir yıl (Kadir gecesini aramak için) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber Ramazan'ın ortasındaki on gece (gündüzleri ile beraber) îtikaf ettik. Resûlullah (Yirminci günün sabahı itikâf yerinden çıkarak bize) :

«(Uykuda) bana Kadir gecesi (nin tüm alâmetleri) gösterildi. Sonra unutturuldu. Sizler Kadir gecesini Ramazan'ın son on gününün tek gecelerinde arayınız.» buyurdu." [180]


İzahı


Buhârî, Müslim, Mâlik, Ebû Dftvûd ve Ne-sal de bunu rivayet etmişlerdir.

Parentez içindeki ifadeler diğer rivayetlerden istifâde edilerek ilâve edilmiştir.

Kadir kelimesi çeşitli mânâlara gelir. Bunlardan birisi kıymet ve şereftir. Bu gecede yapılan ibâdetlerin sevabı bir aylık ibâdetin sevabından üstün olduğu için bu geceye "Kadiı" ismi verilmiştir. Veya bu gece ibâdet işliyen mü'min, üstün kıymet ve şeref kazandığı için geceye bu isim verilmiştir.

Kadir kelimesinin ikinci mânâsı takdir ve tâyin etmektir. Geceye bu ismin verilmesinin sebebi şudur : Bu geceden itibaren bir yıla kadar olan zamanda insanların karşılaşacağı Ölüm, rızık gibi tüm olaylar Allah tarafından ilgili meleklere bildirilir. Ve her meleğe, yapacağı iş için emir verilir.

Sözü muteber olan tüm âlimler Kadir gecesinin varlığın? ve kıyamete kadar her yıl tekrarlandığına icmâ' etmişlerdir.

El-Menhel yazarının müteaddit-hadislere dayanarak verdiği bilgiye göre Kadir gecesinin şu alâmetleri vardır :

1- Kadir gecesinin sabahı güneş doğarken bembeyaz ve göz kamaştırmayacak tarzda pâk ve bir leğen şeklinde görülür. Sebebi de o gece sabaha kadar çok sayıda melek yere iner ve göklere çıkarlar. Meleklerin izdihamı dolayısıyla güneşin şiddetli ışığı âdeta gölgelenmiş gibi olur.

2- Kadir gecesi çok sakin olur. Ne fazla soğuk ne de fazla sıcak olur.

3- Kadir gecesinde sabaha kadar yıldız kayması görülmez.

4- Herşey o gece secde eder. T a b e r î' nin bir cemaattan rivayet ettiğine göre o gece ağaçlar secde edercesine yere eğilir ve doğrulur.

Müslim'in Ebû Said iRadıyallâhü anh)'den rivayet ettiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Kadir gecesini aramak üzere R a m a z a n ' in ilk on günü itikâf etmiş, sonra ikinci on günü itikâf etmiş, daha sonra :

"Kadir gecesinin Ramazan'ın son on gününde olduğu bana söylendi. Bu son on günde itikâf etmek isteyenlere itikâfa girsinler." buyurdu. Bunun üzerine sahâbîler Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber itikâfa girdiler.

Hadîste belirtildiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) rüyasında Kadir gecesinin hangi gece olduğunu ve alâmetlerini görmüş, sonra hangi gece olduğu Allah tarafından unutturulmuştur. Unutturulma sebebini Bu h â r İ' nin rivayet ettiği bir hadîste Ubâde bin es-Sâmit (Radıyallâhü anh) şöyle anlatmıştır:

"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bize haber vermek için çıktı da iki müslüman adamın kavga ettiğini gördü ve,

«Ben Kadir gecesini size haber vermek için çıktım da fatan ve falan adam kavga etti. Bunun üzerine Kadir gecesi (bildirilmesi) kaldırıldı. Kaldırılmasının sizin için daha hayırlı olduğu umulur. Artık siz o geceyi Ramazan'ın 29, 27 ve 25'nci gecelerinde arayınız.» buyurdu.

Kadir gecesinin tâyin edilmemesinin hikmeti şu olabilir : Mü'-miraler o geceyi tanısaydılar yalnız o geceyi ihya etmekle yetinip diğer gecelerin ihyasını bırakabilirlerdi.

Hadîs, Kadir gecesinin, Ramazan'ın son on gününün tek gecelerinde aranmasını emretmiştir.

Kadir gecesinin. Ramazan'm hangi gecesinde olduğuna dâir değişik rivayetler vardır. 17, 21, 23, 25, 27, 29 gecelerine âit rivayetler olduğu gibi, 22, 24 ve 26. gecelerine âit rivayetler de vardır. El-Menhel yazarının dediği gibi bâzı âlimler bu rivayetlerin sayısını 44'e çıkarmışlardır. En kuvvetli rivayet, 27'nci geceye âit olan rivayettir. [181]



57- Ramazan Ayının Son On Gününün Fazileti Hakkındaki Bâb




1767) Âişe (Radtyallâhü ankâ)'ûnn: Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan'ın son on gününde ibâdetler hususunda başka zaman göstermediği ciddî bir çalışma (ve üstün gayreti) gösterirdi."

1768) Aîşe (Radıyallâhü anhây&vm\ Şöyle demiştir:

Ramazan'in son on günü girince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seli e m) gecesini ihya eder, (ibâdet hususunda) ciddi bir çalışmaya girer ve aile fertlerini (ibâdet için) uyandırırdı." [182]


İzahı


ilk hadisi Müslim, Tirmizi ve Ahmed de rivayet etmişlerdir.

ikinci hadisi Tirmizi hâriç Kütüb-İ Sitte sahipleri ve Bey haki de rivayet etmişlerdir.

Hadisler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Kadir gecesini aramak için veya fazla ibâdet etmek için Ramazan'in son on günü ciddî bir çalışmaya girdiğine ve başka zaman göstermediği gayreti gösterdiğine delâlet ediyorlar

El-Menhel yazarı ikinci hadisin açıklaması bahsinde şöyle der.

"Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) R a m a z a n'm son on gününde gecenin çoğunu ibâdetle geçirirdi. Çünkü gece namazı bahsinde rivayet edilen bir hadîste «Âişe (Radıyallâhü anhâ) Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiç bir geceyi sabaha kadar ibâdetle geçirmemiştir.»" demiştir.

Nevevî de: Âişe (Radıyallâhü nnhâl'nin "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceyi ihya ederdi" sözünün mânâsı; gecenin tamamını namaz ve şâir ibâdetle geçirirdi, demektir. Arkadaşlarımızın, gecenin tamamını ibâdetle geçirmenin mekruhluğuna dâir sözüne gelince; Bu sözün mânâsı; Yıl boyunca böyle yapmaktır. Arkadaşlarımız, bir iki gece veya on geceyi sabaha kadar ibâdetle geçirmenin mekruh olduğunu söylememişlerdir. Bunun içindir ki, her iki bayram gecesinin tamamını ve başka geceleri ibâdetle ihya etmenin müstehablıgı üzerinde ittifak etmişlerdir, demiştir.

Mi'zer: Belden aşağı giyilen elbiseye denilir. Bunun diğer bir is mi de 'İzâr'dır. Hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )'in bu on gün girdiği zaman izârını sıktığı bildiriliyor. Bu cümle şâir zamanlardaki âdetinden fazla ibâdet hususunda ciddi çalışmasından kinayedir. Veya hanımlarından uzak kalmasından kinayedir. Hat tabî' nin dediği gibi mezkûr iki anlamdan kinaye olabilir Bu nun yanında cümlenin hakiki mânâsı da kastedilmiş olabilir.

Hadîsin "aile efradım da uyandırırdı." cümlesinden maksad; aile efradından gece ibâdetine kalkmaya gücü yeten aile fertlerini uyandırmaktır, Muhammed bin Nasr'ın Zeyneb bint-i Ümmü Seleme CRadıyallâhü anhâ) dan olan bir rivayetinde "güç yetmesi" kaydı vardır. [183]


58- İtikâf Hakkında Gelen Hadîsler Babı


İtikâf: Bu kelimenin sözlük mânâsı, br yerde kalmak, bir şeye bağlanmak ve ayrılmamaktır. Şer'i Şerifte ise ibâdete açık bulunan bir camide ibâdet maksadı ile kalmaktır. Kadınlar ise evlerinde namaza ayırdıkları odada itikâf ederler. Cemaatın girip çıktığı mescitlerde itikâf etmeleri mekruhtur

ttikâfın meşruluğu hususunda âlimler müttefiktirler. Fakat hüküm ve süresi hususunda ihtilâf etmişlerdir. El-Menhel yazan bu ihtilâfı şöyle anlatır:

1- Hanefî âlimlerine göre itikâf vacip, Sünnet-i Müekkede ve müstehap olmak üzere üç kısma ayrılır.

a) îti kafa girmeyi adayan için itikâf etmek vâcibtir. Adak iti kaf "Allah için şu kadar zaman itikâf etmeyi adadım" şeklinde mutlak yan bir şarta bağlı olmadan olabilir. Bir de "Allah falan adama şifâ verirse şu kadar süre itikâf edeceğim" şeklinde şarta bağlı olabi lir. Şart gerçekleşince itikâf vacip olur.

b) Ramazan ayının son on gününde itikâf etmek Sünneti Müekkededir.

c) Şâir zamanlarda itikâf etmek müstehabtır.

2- Şafiî ve Ahmed'e göre itikâf sünnettir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buna devam etmiştir. A hm e d : İtikâfın sünnet oluşuna muhalif kalan kimseyi bilmiyorum, demiştir. Adak olan itikâf ise âlimlerin ittifakıyla vâcibtir.

3- Mâlik ve arkadaşlarına göre itikâf müstehabtır. M â -1 i k î mezhebindeki bir kavle göre sünnettir[184]


İtikâfın Asgarî Süresi


1- Hanefîler'e göre nafile itikâfm en az süresi bir saattir. Bir kavle göre bir gündür. Vacip olan itikâfm asgari süresi bir gündür.

2- Şafii ve arkadaşlarına göre itikâfm en az süresi bir lahzadır. Bir günden az olmaması müstehabtır. Ahmed'in meşhur kavli ve Dâvûd-i Zahiri' nin kavli de budur.

3- M â 1 i k' in meşhur kavline göre itikâfın en az süresi bir gündür. Zayıf bir kavle göre üç gündür Başka kaviller de vardır.



1769) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)\\en: Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her yıl (Ramazan ayında) on gün itikâf ederdi. Vefat edeceği yıl olunca (Ramazan ayında) yirmi gün itikâf etti ve her yıl (Ramazan ayınca Cebrail aleyhisss-lâm tarafından) O'na Kur'an bir defa arzedilirdi. Vefat edeceği yıl olunca O'na iki defa arzedildi."



1770) Übeyy bin Ka'b (Radıyollûhü anh)'(\en. Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (her yıl) Ramazan'ın son on günü itikâf ederdi. Bir yıl (Ramazan'da) sefere çıktı. Gelecek yıl olunca (Ramazan'da) yirmi gün itikâf etti." [185]


İzahı


Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh)'ın hadisini T i r m i z i hâriç Kütüb-i Sitte sahipleri, Dârimi ve Beyhakî rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde Kur'an'm Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sunuluşu ile ilgili kısım yoktur. Ancak bu kısım Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in vefatıyla ilgili bölümde 1621 nolu A i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nın hadisinde de geçmiştir.

Hadîsteki: «Her yıl» ifâdesi yerine Müslim de: «Heı Ramazan'da» ifâdesi vardır.

Her yıl on gün itikâf ettiği halde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in son yıl yirmi gün itikâf etmesinin sebebi hakkında el-Menhel yazarı şöyle der:

Sebep şu olabilir: Cebrail (Aleyhisselâm) her yıl Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) ile bir defa Kur'an müzâkere ederdi. Son yıl iki defa müzâkere etti. Bu nedenle itikâf süresi de iki katına çıkarıldı. Sebebin şu olması da muhtemeldir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ömrünün sonuna ermek üzere olduğunu bilmişti. Ümmetine örnek olmak üzere ömrünün sonunda fazla hayır yapmak istedi. Ta ki ümmetide ömürlerinin sonuna doğru hayratım çoğaltarak ciddî çalışmayla en hayırlı durumda Allah'a kavuşsunlar.

İbnü'l-Arabi: Sebebin şu olması muhtemeldir: (1771 nolu hadîste anlatıldığı gibi) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "in hanımlarının bir birine adetâ kıskanarak mescidde çadır kurdurup itikâfa girmeleri yüzünden Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) o yıl Ram azan1 m son on günündeki itikâfı terkederek o yıl bunun yerine Şevval ayında on gün itikâf etmişti. Ertesi yıl geçen yılın Ramazan itikAfım kaza etmek niyetiyle itikâfını on gün uzatmıştır, demiştir.

Bir başka ihtimal; 1770 nolu hadîste belirtildiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir yıl R a m a z a n' da yolculuk ettiği için itikâf etmemişti. Buna karşılık ertesi yıl yirmi gün itikâf etti.

Übeyy- (Radıyallâhü anh)"in hadisini Ebû Dâvûd, Ne-sal ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir. T i r m i z i de bunun benzerini E n e s (Radıyallâhü anh) 'den rivayet etmiştir. Ebû D â v û d' un rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in itikâf etmediği yıl "yola çıktığı" ifâdesi yoktur.

El-Menhel yazan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ertesi yıl yirmi gece itikâf etmesi ile ilgili olarak şöyle der:

"Yâni on günlük itikâf, bir yıl önce yapılmayan itikâfa karşılık ve on günlüğü de o yılki itikâf olarak yapılmıştır. Bu duruma göre itikâf, ya Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e vâcibti ya da çok önemli bir sünnetti.

Bu hadisten anlaşılıyor ki; belirli günler itikâfı âdet edinmiş bir kimse o İtikâfı zamanında yapma imkânını bulamadığı takdirde oznı kaza edebilir.

îtikâfa giren kişi, niyet ettiği süreyi doldurmadan itikâfa ara verdiği takdirde bâzı âlimlere göre itikâfını kaza etmesi gerekir. Onların delili, (1771 nolu) hadîstir. Hanefi ve Mâliki mez heblerinin kavli de budur.

Bâzı âlimler de: O itikâf adak gibi vâcib nevinden olmayıp sünnet bir itikâf ise kaza etmesi gerekmez, demişlerdir. Şafii' nin kavli de budur. Şafiî: Yapmaya mecbur olmadığın her hangi bir ibâdete başladıktan sonra yarıda bırakırsan bilâhere kaza etmen vacip değildir. Bundan hac ve umre müstesnadır, demiştir. [186]


59- İtikâfa Başlıyan Ve İtîkâfı Kaza Etmek Hakkında Gelen Hadîs Babı


1771) Âişe (Radıyallâkü anhâ)'dan; Şöyle demiştir : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) itikâf etmek İstediği zaman sabah namazını kılar, sonra itikâf etmek istediği (Mesciddeki yere) giderdi. (Bir yıl) Ramazanın son on günü İtikâf etmek istedi. Emir buyurdu. Kendisi için (Mescid içinde) bir çadır kuruldu. Sonra Âişe (Radıyallâhü anhâ) bir çadır getirilmesini emretti. Ona da bir çadır kuruldu. Hafsa (Radıyallâhü anhâ) da bir çadırın getirilmesini emretti. Onun için de bir çadır kuruldu. Zeyneb (Radıyallâhü anhâ), Âişe İle Hafsa (Radıyallâhü anhümâVnm çadırlarını görünce O da bir çadırın kurulmasını emretti. Onun için de kuruldu. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu durumu görünce (muhterem üç hanımına hitaben) :

«Siz hayır ve takva mı istiyorsunuz?» buyurdu. Ve (O yıl) Ramazan" da itikâf etmedi. Şevvâl'de on gün itikâf etti." [187]


İzahı


T i r m i z i hâriç Kütüb-i Sitte sahipleri ve Beyhakİ de bunu rivayet etmişlerdir.

Hadis, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in itikâf ettiği yere sabah namazından sonra girmeyi itiyad hâline getirdiğine delâlet eder.

Bir gün veya daha fazla sürece itikâf etmek isteyenin itikâf edeceği yere ne zaman gireceği hususunda âlimler ihtilâf etmişlerdir.

Evzâî, Sevri ve Leys bin Sa'd'a göre sabah namazından sonra itikâf yerine girilir.

Dört mezheb imamlarının dâhil olduğu bir cemaata göre güneşin gurubundan biraz önce itikâf yerine girilir. Bunların delili B u -h â r î' nin rivayet ettiği Ebû Said-i Hudri (Radıyallâhü anh) in :

"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Ramazan ayının) aşr-ı evsat (yâni ortasındaki on gece) m d a itikâf ederdi. (Bir defasında) yirmi birinci gece olunca, ki bu geceyi izleyen sabah itikattan çıkardı. O gece buyurdu ki i

«Benimle beraber itikâf ta olanlar son on günde itikâf etsinler.» mealindeki hadisidir. Bu grubtaki âlimler: Hadîste "Aşr" kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime "On gece" anlamını ifâde eder. "Aşret" kelimesi olsaydı "on gün" mânâsını ifâde edecekti. Nitekim Allah Teâlâ:

= «Zilhicce'nin on gecesine andolsun."[188] buyurmuştur Yâni gece sayısını belirten kelime "Aşr" olarak Kur'an'da kulla-nıin../tır. Aşr-i ahirin ilk gecesi yirmi birinci gecesidir.

Bu grubtaki âlimler bu bâbtaki  i ş e (Radıyallâhü anhâ)nın hadisine şöyle cevap verirler: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) akşama doğru itikâf niyetiyle mescide girmiş, gece tenha olduğu için geceyi orada geçirmiş ve sabah namazından sonra kendisi için nıescid içinde kurulan çadıra girmiştir.

Bu hadise başka cevaplar da verilmiştir. [189]


İtiraftan Çıkma Vakti


l- Ebû Hani f e ve Şafii'ye göre bayram akşamı yâni Ram azan'm son günü güneş battıktan sonra itikâftan çıkılır.

2- M â 1 i k ' e göre ise bu şekil yapmak caiz olmakla beraber, müstehab olan şekil bayram namazından sonra itikâftan çıkmadır. [190]


İtirafın Kaza Edilmesi


Hadis, itikâfa başlayan bir kimsenin bir maslahat için itikâfını yarıda bırakmasının câizliğine delâlet eder. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) itikâfını tamamlamadan çıkmıştır.

Yarıda bırakılan itikâfın kaza edilip edilmiyeceği hususunda ihtilâf vardır:

Mâlike göre kaza edilmesi gerekir. İster adak olan itikâf olsun, ister sünnet olan itikâf olsun. Ramazan' daki itikâf olsun. Başka aylardaki itikâf olsun. Hüküm budur.

Diğer üç mezheb imamlarına göre eğer girilen itikâf vacip bir itikâf ise kazası gerekir, değilse gerekmez. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) itikâfını yanda kesen eşlerine, kaza etmelerini emretmemiştir. Kendisinin o yıl S e v v â 1 ayında itikâf etmesine gelince, o itikâf kendisine vâcib olduğu için değildir. Bir ibâdet yapmak istediği zaman onu tamamlamak iştiyakından dolayıdır. Ramazan'da yapmadığı itikâfı Ş e v v â 1' de nafile olarak kaza etmiştir. Kaza etmeye mecbur olduğu için yapmamıştır. Nitekim bir gün meşguliyeti dolayısıyla kaçırdığı öğlenin son sünnetini ikindi namazından sonra kaza etmiştir.

Buhar i' nin rivayetinde  iş e (Radıyallâhü anhâVnın itikâf için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den müsaade aldıktan sonra kendi itikâfı için Mescid'de çadır kurdurduğu belirtilmiştir. H af s a (Radıyallâhüanhâî'nınkinin de böyle olduğu Ne-s a i' nin rivayetinde belirtilmiştir. Fakat efendimizin diğer hanımı Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ)'nın müsaade aldığına dâir bir kayda rastlamadım.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hanımlarının üçünün çadırlarım görünce: «(Bununla siz hanımlar!) hayır ve takva mı istiyorsunuz?» buyurmuştur. Yâni hayır ve takva istemiyorsunuz.

Ebû Davud'un rivayetinde : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hem kendi çadırını hem de (muhterem) eşlerinin çadırlarını yıktırdığı belirtilmiştir.

Hanımların çadırlarını şu sebeple yıktırmış olması muhtemeldir: Hanımları, O'na düşkünlükleri dolayısıyla bir kıskançlık duygusuyla itikâf yarışma koyulmaları endişesi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de belirmiş olabilir, veya Mescid-i Nebevi içinde çadırların çokluğu cemata izdiham ve sıkıntı veriyordu.

Hanımların itikâflarını yarıda kesmelerine gönüllerinin yatışması için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kendi çadırını yıktırmış olması muhtemeldir. [191]


Hadisin Fıkıh Yönü


1. İtikâfa girme zamanı sabah namazından sonradır. Bu husus için yukarıda gerekli izah verildi.

2. İbâdet ihtiyacı için mescidde çadır kurmak caizdir.

3. Kadınlar mescidde itikâf edebilirler.

4. Kadın, kocasının izniyle bile itikâfa başlamış iken kocası ona mâni olabilir ve yarıda bıraktırabilir. Cumhur'un kavli budur. M â -1 i k ' e göre izin veren koca mâni olamaz.

5. îtikâfa başlayan kimse bir yarar düşüncesiyle itikâfını yanda bırakabilir.

6. itikâf kaza edilebilir. Bu husus yukarda izah edildi. [192]



60- Bir Gün Veya Bir Gece İtikâf Etmek Hakkındaki Bâb


1772) Ömer bin el-Hattâb (Radtyaliâkü ank)'den rivayet edildiğine göre:

Üzerinde, câhiliyyet (zamanın) da nezretmiş olduğu bir gecelik itikâf borcu vardı. (Bu durumu) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sormuş ve Peygamber, itikâf (borcunun) ifâsını O'na emretmiştir." [193]


İzahı


Buhar i. Müslim ve Ebû Dâvûd da bunu rivayet etmişlerdir.

Ömer (Radıyallâhü anh)ın Mescid-i Haramda itikâf etmeyi adadığı B u b â r i' nin rivayetinde belirtilmiştir.

Bir kimse kâfir iken dinimizce meşru sayılan bir şey adayıp sonra müslüman olursa, o adağı ifa etmesinin gerekliliği bu hadîsten anlaşılıyor.

H a t t â b ı : Bu hadis, kâfir bir kimsenin yemin ettikten sonra müslünıanlığı kabul eder ve sonra o yemini bozarsa, yemin kefaretini ödemesinin gerekliliğine delâlet eder. Şafii böyle hükmetmiştir. Ebü Hanife, onun arkadaşları ve Mâlik demişler ki : Kefaret gerekmez. Çünkü Müslümanlığa girmekle küfür zamanında i$lenmiş olan tüm günahlar bağışlanır, demiştir.

Bu hadîs, Ömer (Radıyallâhü anh)'ın boynundaki itikâf borcunun bir gecelik olduğuna delâlet eder. Buhâri ve Müslim' deki rivayet de böyledir. Ebü Dâvûd'un rivayetinde ise "Bir gün veya bir gece" ifâdesi vardır. M ü s 1 i m ' in bir rivayetinde "Bir gün" ifâdesi bulunur.

Ibn-i Hibbân, bu rivayetlerin arasını şöyle bulmuştur : Ömer (Radıyallâhü anh) bir gün ve bir gece itikâf etmeyi nezret-nıiştiı. Artık bütün rivayetler buna göre yorumlanır. Yâni bir gece-duıı maksad gündüzü ile beraber bir gecedir. Keza bir günden maksat gecö ve gündüzün ikisidir.

Müellifimiz, galiba bu değişik rivayetleri dikkate aldığı için bâb'ın başlığında "Bir gün veya bir gece" demiştir. [194]



61- 'Mutekîf (Îtikâfta Olan) Mescidin Belirli Bir Yerinde Devamlı Durur Babı


1775) Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'6an: Şöyle demiştir: Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan'ın son on gecesi itikâf ederdi.

(Râvi) Nâfi' demiştir ki: Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü an-hümâî Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in itikâf ettiği (Mes-ciddeki yeri bana gösterdi."



1774) (Abdullah) bin Ömer (Radtyaliâkü ankümâydan. Şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) itikâf edeceği zaman Onun yaygısı (Mescid'deki) tevbe sütununun arkasına atılırdı veya yatağı oraya koyulurdu."

Not : Zevaid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahih ve ricali sıka zatlardır. [195]


İzahı


Müslim, Ebü Dâvûd ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir. Bu hadis. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Mescidi Nebevi'nin belirli bir yerinde itikâf ettiğine delâlet eder. Zevâid türünden olan ikinci hadis de o belirli yerin tevbe sütununun arkasında olduğunu bildirir. Beyhaki de ikinci hadîsi rivayet etmiştir. Ordaki rivayette: ilâvesi vardır. Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tevbe sütununun kıble yönüne düşen tarafında itikâf eder ve sütuna dayanırdı.

Hadis, Peygamber (Sattallahü Aleyhi ve Sellem)'in mescidde itikâf ettiğinin delilidir. O'nun mescidden başka bir yerde itikâf ettiği sabit olmamıştır. Bu nedenle âlimler itikâfm mescidde yapılmasını şart koşmuşlardır. Ancak itikâfın yapılabileceği mescid nev'i hususunda ihtilâf vardır. Şöyle ki:

1- Ebû Hanife, Ahmed ve Ebü Sevr'e göre itikâf, cemaatla namaz kılınan mescidlerde edilir. Cemaat olmayan mescidlerde edilemez. Çünkü namazı cemaatla kılmak A h m e d ' e göre vacip, Ebû Hanife'ye göre Sünnet-i Müekkededir. Cemâat olmayan mescidde itikâf eden kimse, namaz vakitlerinde oradan çıkıp başka camilere giderse, Onun iki de bir itikâf yerinden çıkması itikâf amacına ters düşer. Bulunduğu mescidde namazını cemaatsız kılarsa vacip veya Sünnet-i Müekkede olan cemâati ter-ketmiş olur.

Ebû Yûsuf tan gelen bir rivayete göre vacip itikâfın hükmü budur. Fakat vacip olmayan itikâf mescidde ve başka yerde de edilebilir.

2- Şâfiîler'e göre itikâf yalnız mescidlerde yapılır. Beş vakit cemaatla namaz kılınan cami ve mescidlerde itikâf etmek ef-daldır.

3- Mâlike göre itikâf halka açık olan her mescid'de yapılabilir. Evlerde ibâdete tahsis edilen odada olmaz.

Yukardaki izah erkekler hakkındadır. Kadınlara gelince, Ebû H a n i f e ' ye göre mescidlerde itikâf edebilirler. Fakat kendi evlerinde ibâdete ayırdıkları odada itikâf etmeleri efdaldır.

Diğer üç mezhep imamına göre kadınlar evlerindeki ibâdet odasında itikâf edemezler. Mescidlerde edebilirler.

Kadının mescidde itikâf etmesinde bir fitne tehlikesi varsa itikâf etmesi âlimlerin ittifakıyla caiz değildir. [196]

62- Mesciddekî Çadırda İtikâf Etmek Babı


1775) Kbix Saîrl-î Hurin (RadtyaUâhü ank)\\tv\\ Şöyle demiştir :

ResûlulJah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (Mescid'de keçeden mamul) bir Türk çadırında itikâf etti. Çadırın kapı yerinde bir hasır parçası vardı. Ebû Saîd demiştir ki: Resûlullah bu hasırı eliyle aldı ve çadırın bir tarafına koydu. Sonra başını çadırdan dışarı çıkardı ve (Mescidde bulunan) cemaata hitap etti." [197]


İzahı


Müslim bu hadisi uzun bir metin hâlinde rivayet etmiştir. Oradaki rivayette Ebû S a i d (Radıyallâhü anh) daha önceki cümlelerde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in R a m a-z a n ' in ilk on gecesi itikâf ettiğini rivayet etmiştir. Ve ikinci on gece itikâfından sonra Mesciddeki cemaata yaptığı hitabede şöyle buyurduğunu belirtmiştir:

«Ben şu (Kadir) gecesini arayarak ilk on gece itikâf ettim. Sonra ikinci on gece itikâf ettim. Sonra bana gelindi ve Kadir gecesinin son on gecede olduğu bana söylendi. Artık (Bu on gece) itikâf etm^k isteyenler itikâf etsinler.» Cemâat da O'nunla beraber itikâf ettiler. Buyurdu ki; «Bana Kadir gecesi tek gecede gösterildi.» [198]



63- 'Mutekif (İtikâf Eden) Hastayı Ziyaret Eder Ve Cenazelere Katılır' Hakkındaki Bâb


1776) Aişe (R adı yalla hu ankâyâan; Şöyle demiştir:

Ben (Mescid'de itikâfta iken) odamda hasta bulunduğu hâlde (kaza-ı) hacet için girerdim de hastanın hâlini sadece yanından geçerek sorardım. Aişe (Radıyallâhü anhâ) demiştir ki:

Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (ev halkı ile beraber) itikâfta oldukları zaman odasına yalnız (kaza-ı hacet) için girerdi."



1777) Enes bin Mâlik (Radtyallâkü a»*;'den rivayet edildiğine göre: Resülullah (SaUaliahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Mutekif, cenazeyi takip eder ve hastayı ziyaret eder.-

Not : Zevâid'de şöyle söylenmiştir : Bunun senedi zayıftır. Çünkü râvilerden Abdülhalık, Anbese ve el-Heyyaç zayıftırlar. Ayrıca bu hadis, kendisinden daha kuvvetli olan :

«Peygamber hadise ters dusmus durumdadır. [199]



İzahı


 i ş e (Radıyallâhü anhâ>'nm. hadîsini Müslim, E b û Dâvûd, Tirmizi ve Mâlik'de rivayet etmişlerdir. Ancak oralardaki rivayetlerde  i ş e (Radıyallâhü anhâl'nın kendi durumunu belirten hadîsin baş kısmına rastlamadım.

Hadîsin baş kısmından çıkarılan sonuç: Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nın yalnız dışarı çıkma ihtiyacım-defetmek için Mescid'den odasına geçtiği, başka ihtiyaçlar için odasına girmediği, kendisi itikâfta iken odasında bir hastanın bulunduğu, hastayı normal ziyaret etmediği ve ancak mezkûr ihtiyacı için odasına girdiği zaman hastanın yanından geçerken hâlini sorduğudur.

Ebü Dâvûd'un Âişe (Radıyallâhü anhft)'dan rivayet ettiği bir hadiste Âişe {Radıyallâhü anhâ) :

"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) İtikâfta İken hastanın yanından geçerken hâlini sorardı. Fakat onun yanında durmaydı." demiştir.

Ebü Davud'un başka bir rivayetinde Âişe (Hadıyal-lâhü anhâ) :

"Mutekifin hastayı ziyaret etmemesi, cenazeye katılmaması, bir kadına şehvetle dokunmaması, onunla cinsel münâsebette bulunmaması, dışarı çıkma ihtiyacı hâriç başka bir ihtiyaç için mescidden dışarı çıkmaması sünnet (Peygamber'in yolun) dandır." demiştir.

Hulâsa bütün bu rivayetlerden çıkan sonuç şudur ki:

Mutekif hasta ziyaretine çıkamaz. Ancak abdest bozmak ihtiyacı için dışarı çıkarken bir hastanın yanından geçtiği zaman onun yanında durmadan hâlini sorabilir. Mutekif abdest bozmak ihtiyacı için dışarı çıkabilir. Mutekif cenazeyi takip etmek için de çıkamaz.

Mutekifin cenazeyi takip edebileceği ve hastayı ziyaret edebileceği Enes (Radıyallâhü anhl'ın hadîsinin zahirinden anlaşılıyor ise de notta belirtildiği gibi senedi zayıftır. Sonra kuvvetli hadîslere muarızdır. Çünkü Âişe (Radıyallâhü anhâ) nın yukardaki hadisi ve Müslim, Tirmizi ile Ebû Davud'un rivayet ettikleri benzeri hadîsinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in abdest bozmak ihtiyacından başka hiç bir maksatla odasına girmediği bildirilmiştir. [200]



Mutekifin Hasta Ziyareti Ve Cenaze Takibi Hakkındaki Âlimlerin Görüşleri


1. Hanefi âlimleri: Vacip, sünnet ve müstehab itikâflar arasında fark vardır. Vacip ve sünnet itikâflara başlamış olan bir kimse. Cuma ve Bayram namazlarını kılmak gibi şer'î bir mazeret veya abdest bozmak, necaseti gidermek, boy abdesti almak "e a bel es t yenilemek gibi tabiî bir özür olmadan ne gece ne de gündüz itikâf yerinden mescidin dışına çıkamaz, çıkması haramdır. Bir de mescidin yıkılması, bir zâlimin cebren onu çıkarması ve can veya mal emniyetinin olmaması gibi zaruretler karşısında çıkabilir.

Yukarda anlatılan şer'î, tabii veya zarurî mazeretler dolayısıyla itikâf yerinden dışarı çıkan bir kimsenin itikâfı bozulmaz. Ve çıkması caizdir.

Vacip veya sünnet itikâfa başlayan kimse, hasta ziyareti, cenazeyi teşyi', sel veya yangında hayatî tehlikede olanı kurtarmak niyeti ile itikâf yerinden dışarı çıkarsa itikâfı bozulur. Fakat günah işlemiş olmaz.

Müstehab itikâf ise bunun belirli bir süresi yoktur. İtikaf niyetini getirerek mescide giren kimse orada kaldığı sürece itikâfta sayılır. Mescidden çıkınca itikâfı sona ermiş oîur, demişlerdir.

2. Şâf i i ler : Adak itikâf ile adak olmayan itikâfı ayırarak adak itikâfa başlayan kimse, yemek ve abdest bozmak zaruri ihtiyaçlar hâriç başka maksat ve ihtiyaçlar için çıkamaz. Şu halde hasta ziyaretine ve cenaze uğurlamaya çıkamaz. Ancak cenazenin teçhiz ve tekfini için hizmet edecek başka kimse yoksa çıkar. Mezkûr zarurî ihtiyaçları görmek için dışarıya çıkmış iken bir hastanın yanından geçtiği zaman orada beklememek kaydı ile hastanın hâlini sorabilir.

Adak olmayan itikâfa giren kimse ise hasta ziyareti gibi maksatlarla çıkabilir, demişlerdir.

3. M â 1 i k ' e göre mutekif, hasta ziyaretine, cenazeyi uğurlamaya veya cenaze namazını kılmaya çıkamaz Çıkarsa itikâfı bozulur.

Mutekif, babası veya annesi veyahut ikisi hastalandığı zaman çıkabilir ve itikâfı bozulmuş olur. Fpkat günah işlemiş olmaz. Çünkü çıkmazsa baba ve anasının hakkına riâyet etmemiş sayılır.

Babası ve anası beraber öldükleri takdirde onların cenazesine katılmak için mezkûr kavle göre çıkamaz. Fakat bunlardan birisi ölürse onun cenazesine çıkar. Çünkü çıkmazsa hayatta kalan babasını veya anasını incitmiş olur.

Zühri, Atâ', Urve ve Mücâhid de böyle hükmetmişlerdir.

4. Hanbelîler'e göre itikâf, vacip nev'inden ise ne hasta ziyaretine, ne cenaze uğurlamaya ne de başka maksatla çıkamaz. Ancak itikâfı nezr edeıken mezkûr işler için çıkmayı şart koşmuş ise çıkabilir.

Vacip olmayan itikâfta ise çıkabilir. Fakat çıkmaması daha iyidir.

Vacip olan itikâfta iker abdest bozmak gibi zarurî ihtiyaçlar için çıktığında bir hastanın yanından geçerken orada durmamak şartı ile hâlini sorabilir. [201]



64- Mutekif, Başını Yıkar Ve Saçını Tarar' Hakkında Gelen Hadis Babı




1778) Aişe (Radtyallâhii anhâ)Vtan : Şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) itikâfta iken (hücremin kapısından) başını bana yaklaştırırdı. Ben de hücrem içinde ve ha-yızh iken O da mescid içinde olduğu halde (bana yaklaştırdığı) başını yıkardım, saçını da tarardım." [202]


İzahı


Kütüb-i Sitte sahipleri, Ahmed ve Beyhakî bunu bir birine yakın sözlerle rivayet etmişlerdir. [203]


Hadîsten Çıkarılan Hükümler:


1. Mutekif mescidden ayrılmamalıdır.

2. Mûtekifin vücûdunun bir kısmı mescidin dışına çıksa zarar vermez. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeJlem) Mescid-i Nebevi'yeye açılan  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nın hücresinin kapısının yanında durup mübarek başını kapıdan hücreye doğru uzatmıştır. 3. Mûtekif başını yıkar, saçlarını tarar ve bu işleri başkasına gördürebilir.

El-Menhel yazarı: Tıraş olmak, koltuk altı kıllarını yolmak, tırnak kesmek ve bedeni temizlemek hükmü de budur, demiştir.

H a t t a b î : Hayız hâlindeki kadının bedeninin temiz olduğu ve bir eve girmemek için yemin eden bir kimsenin, vücûdu dışarıda olduğu halde yalnız başını o eve sokmakla yeminini bozmuş olmadığı bu hadîsten anlaşılır, demiştir. [204]


65- Mutekifi Mescid İçinde Eşî Ziyaret Eder' Babı


1779) Peygamber (SaltaUakü Aieyki ve Sellem)' in zevcesi Safiyebint-i Huyey (Radtyallâfıü onAdJ dan rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan ayının son on gecesinde Mescidi Nebevide itikâfta iken kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeİlemJ'i ziyaret etmek üzere yanına gelmiş ve yanında yatsıdan sonra bir saat kadar konuştuktan sonra evine dönmek üzere ayağa kalkmış. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) de Onu evine geçirmek için Onunla beraber kalkmış. Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Ümmü Seleme (Radıyallâhü an-hât'nın odasının yanındaki Mescid kapısının yanına ulaştığı zaman Ensar'dan iki adam onların yanından geçmişler ve Resûlullah (Sal tallahü Aleyhi ve Sellem) *e selâm verdikten sonra hızlı geçmişler. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara:

«Hızlı gitmeyiniz. Demin yürüdüğünüz gibi yürüyün. Yanımdaki kadın (zevcem) Safiyye bint-i Huyey'dir.» buyurmuş. Adamlar:

Yâ Resûlallah! Biz Allah'ı (Resulünün uygunsuz bir harekette bulunmasından) tenzih ederiz, dediler. Ve Peygamber'in yanındaki kadının kimliğini açıklamak ihtiyacını duyması onlara ağır geldi. Bunun üzerine Resûlullah (Salfalahü Aleyhi ve Seltem) :

«Şeytan, Âdem oğlun (un vücûdun) dan kanın dolaştığı her yerde dolaşır. Ben (temiz kalplerinize) şeytanın (kötü) bir şüphe atmasından korktum.» buyurdu. [205]


İzahı


Buhâri, Müslim, Ebü Dâvûd, Nesai, Ah-med ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir.

Buradaki rivayetin zahirine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in hanımlarından yalnız Safiyye (Radıyallâhü an-hâ) O'nun ziyaretine gitmiştir. FakaL Buhâri' nin bir rivayetine göre:

"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in zevceleri O'nun yanında idiler. Kalkıp gittiler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Safiyye (Radıyallâhü anhâ) 'ya :

«Acele etme ben seni göt üreyim- buyurdu.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hanımlarının odaları Mescid-i Nebevî'nin bitişiğinde idi. Ebû Dâvûd'un rivayetinde belirtildiği gibi Safiyye (Radıyallâhü anhât'nın evi Ü s â m e bin Zeyd (Radıyallâhü anh)'ın evinin olduğu yerde idi. Bunun için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Onu evine geçirmek istemiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) S a f i y y e (Radıyal-lâhü anhâKyı geçirirken yanlarından geçen iki zâtın Ü s e y d bin Hudayr ve Abbas bin Bişr olduğu söylenmiştir.

«Şeytan, Âdem oğlun (un vücûdun) dan kanın dolaştığı her yerde dolaşır.» fıkrası ile ilgili olarak el-Menhel yazarı şöyle der:

Bâzıları bu fıkrayı zahirine göre mânâlandırarak: Allah Teâlâ Şeytana bu gücü vermiştir, derler.

Bu ifâde benzetme anlamına yorumlanabilir. Yâni kan insandan ayrılmadığı gibi Şeytan dk insanı saptırmak için dâima didinip vesvese verdiği için sanki ondan hiç ayrılmaz.

Hadîsin «Ben (temiz) kalplerinize şeytanın (kötü) bir şüphe...»

cümlesinin mânâsı şudur: Yâni Ben sizin kötü bir şey düşündüğünüzü sanmadım. Lâkin sizi helake götürecek bir kanaati kalbinize şeytanın vesvese etmesinden korktum.

Hulâsa Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onların kötü bir zan sahibi olduklarını söylemek istememiştir. Çünkü onların sadık mü'min olduklarını biliyordu. Fakat şeytanın onların kalplerine bir vesvese sokmasından korkmuştur. Çünkü onlar, şeytanın vesvesesinden emin kılınmış değillerdi. Böyle bir vesvese onları kötü bir zanna sürükleseydi helak olurlardı. Bu nedenle Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onları uyarmış ve onlardan sonra gelecek mü'-m inlere eğitici bir ders vermiştir: Nitekim H â k i m ' in rivayetine göre Şafii, îbn-i Uyeyne' nin meclisinde oturuyordu. îbn-i Uyeyne, Şafiî'ye bu hadîsi sorunca Şafii şöyle cevap vermiştir:

Eğer o iki zât Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) itham et-seydiler, küfre giderlerdi. Onların kalblerine şeytan henüz bu tehlikeli vesveseyi sokmadan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nasihat için onları uyarmıştır. [206]


Hadîsin Fıkıh Yönü


1. Mûtkif, ziyaretçisi ile konuşabilir ve onu uğurlayabilir.

2. Kadın, itikâfta olan eşini gece ziyaret edebilir ve onunla yalnız kalâlfflîr

3. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ümmetine müşfik davranıp onları günahlardan ve tehlikeli şeylerden korumuştur.

4. Kötü zanlara meydan vermemek, aydınlatıcı bilgi vermek meşrudur.

İbn-i Dakîkü'1-îyd: Bilhassa âlimler ve örnek durumunda olan zâtlar bu hususta çok dikkatli olmalıdır. Haklarında kötü zanlara yol açabilecek durumlardan sakınmalıdırlar. Çünkü böyle bir töhmet altında kaldıkları takdirde onların bilgisinden halk istifade edemez, demiştir.

H a t t a b î : Bu hadis, S a f i y y e (Radıyatlâhü anhâ)'yı evine geçirmek için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Mes-cidden çıktığına delâlet ediyor. Ve bir vacibin ifâsı için mûtekif Mes-cidden çıktığı zaman onun itikâfı bozulmaz, diyen âlimler için bir delildir, demiştir. [207]


66- Müstehaza [208] Kadın İtikâf Eder' Babı


Safİyye (R.A.)'mn Hâl Tercemesi

Safiyye bint-i Hüyey b. Ahtab (R.A.) Beni Nadir kabilesinin en büyük hanedanından ve Harun Vlan; Şöy!e demiştir:

Bir defa Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in zevcelerinden birisi Onunla beraber itikâf etti ve (hayız günlerinden başka günlerdeki bu itikâfı esnasında akan kanında) kırmızılık ve sarılık görürdü. Bazen (kanının akmasından dolayı) altına leğen koyardı." [209]


İzahı


Buhârî, Ebû Dâvûd, Nesai ve Beyhakî de bunu rivayet etmişlerdir.

Müstehâza iken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber itikâf eden zevcesinin Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) olduğu Saîd bin Mansûr'un Hâlid el-Hazzâ aracılığı ile I k r i m e' den yaptığı bir rivayette bildirilmiştir.

Bilindiği gibi kadın aybaşı âdeti veya lohusalık kanını gördüğü sürece ibâdet edemez. Bu sürelerin dışında kadından kim akması hâline istihâza hâli denir. Kadın bu durumda iken ibâdetini yapar.

Hadis, müstehâza kadının itikâf etmesinin ve mescidde durmasının câizliğine delâlet eder. Ancak mescidi kirletmekten emin olmak şarttır.

Hadîs, istihâza hâlinde iken itikâf eden hanımın gördüğü kanın renginin beyaz, kırmızı bazen de sarı olduğunu ifâde eder. Yâni kan az aktığı zaman san ve çok aktığı zaman kırmızı idi. [210]


67- İtikâfın Sevabının Babı


1781) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mutekif hakkında şöyle buyurdu, demiştir :

İtikâf (veya mutekif) günahları hapseder (= engeller) ve tüm iyilikleri işleyen gibi Ona iyilikler yazılır.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir. 'Bunun senedi zayıftır. Çünkü râvi Ferkad bin Yâkup es-Sabahi el-Basrî el-Hâik zayıftır.'

Sindi de, Yahya bin Said'in Parkad es-Sabahi hakkında konuştuğunun ve halkın ondan rivayette bulunduğunun Tirmizi'nin sünenindeki Hac kitabının sonunda bildirildiğini söylemiştir. [211]


İzahı


Zevâid türünden olan ve Bey haki tarafından da rivayet edilen bu hadisin açıklamasıyla ilgili olarak Sindi şöyle der;cümlesindeki zamir itikâfa râci olabilir. Bu takdirde cümlenin mânâsı şöyledir:

«İtikâf günahlara mâni olur. İtikâf süresince günah işlenmez.»

Eğer maksat itikâfın yalnız itikâf süresince değil de bu süreden sonra da günah işlemeye m4ni olması ise bu da mümkündür. Çünkü makbul bir itikâf sayesinde Allah Teâlâ'nın itikâf sahibini günahlardan koruması mümkündür.

Mezkûr zamirin mûtekife râci olması da mümkündür. Bu takdirde cümlesinin mânâsı şöyle olur:

«Mutekif günahlara mâni olur, onları nefsinden defeder.»

İlk ihtimal daha kuvvetlidir.

Hadîsin ikinci cümlesine göre itikâf edip bu esnada günah işlemekten kendisini tutan bir mümin tüm iyilikleri işlemiş gibi sevap kazanır. Bu cümleden gaye itikâfa teşviktir. [212]


68- Ramazan Ve Kurban Bayramının İki Gecesini İhya Eden Hakkındaki Bâb


1782) Ebû Ümâme (Radtyallâkü ankyâtn rivayet edildiğine göre; Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kim sevabını Allah'tan umarak (ve sırf O'nun rızası için) Ramazan ve Kurban bayramının iki gecesini ibâdetle ihya ederse kalb-lerin öldüğü gün Onun kalbi ölmiyecektir.-"

Not: Râvi Bakiyye tedlis ettiği için bu hadisin senedinin zayıf olduğu Zevâid*. de bildirilmiştir. [213]


İzahı


Zevâıd türünden olan bu hadisin açıklaması bahsinde Sindi: Hadis'in zahirine göre iki bayram gecesinin tamamını ibâdetle geçirenler, mezkûr mükâfata kavuşurlar. Bu iki gecenin tamamım değil de bir kısmını teheccüdie yâni gece ibadetiyle geçirenlerin de bu mükâfata kavuşmaları umulur. Kalbler çok günah işlemekle ölürler. Bayram gecelerini ihya edenlerin kalbleri ise ölmez, demiştir.

Câmiü's-Sağîr şerhi e 1 - A -ı i z i bu hadîsin açıklaması bahsinde şöyle der:

E 1 - A 1 k a m i: "Kalbler öldüğü gün O'nun kalbi Ölmiyecektir." cümlesi çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Bâzılarına göre bundan maksad bu geceleri ihya edenlerin kalbleri dünya sevgisine boğulmaz. Çünkü gönülleri dünya sevgisine boğulanlar ölü sayılırlar. Nitekim (Aleyhi. s-Selâm) Efendimiz; -Şu ölülerin yanma gitmeyiniz.» buyurmuş. Kendisine bunların kimler olduğu sorulunca (Gönülleri dünya sevgisine boğulmuş) zenginler.» buyurmuştur.

Bâzılarına göre cümleden maksad bu iki geceyi ihya edenlerin akıbetlerinin hayır olacağıdır. Yâni İmanla öleceklerdir. Çünkü:

«Kâfir iken hidâyete erdirdiğimiz kimse[214] âyetinde kâfire ölü denmiştir.

Hadisteki mükâfat bu gecelerin çoğunu ibâdetle geçirmek suretiyle de hâsıl olur. Hattâ İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhVdan rivayet edildiğine göre bu gecelerin yatsı ve sabah namazlarını cemaatla kılanlar da bu mükâfatı kazanırlar, demiştir.

Câmiüs-Sagir haşiyesinde e 1 - H a f n î de : "Hadîs, bu geceleri ibâdetle ihya edenlerin kıyamet günü kurtuluşa erenlerden olacaklarından kinayedir. Yâni kalblerin helak olacakları kıyamet günü bu geceleri ihya edenlerin kalbleri helak olmıyacaktır. Hadis, bunların îmanla öleceklerinden de kinaye olabilir, demiştir.

Hadisteki bayram gecelerinden maksad, Ramazan ayının son gününü bayrama bağlıyan gece ve Arefe gününü Kurban bayramına bağlıyan gecedir. [215]






--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/517

[2] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/518

[3] Hâl tercemesi 714 rıolu hadis bahsinde geçmiştir.

[4] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/518-521

[5] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/521-522

[6] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/52-523

[7] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/523-524

[8] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/524-525

[9] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/525-529

[10] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/529

[11] Hilâlin görüldüğü söylentisi halk arasında dolaştığı, fakat sübûta ermediği İçin Ramazan'dan mı Şa'ban'dan mı diye şüphe edildiği ve Sa'banın 29'uncu gününü takip eden güne «Şek günü» denilir.

[12] El-Absî, el-Kufî, büyük ve sıka bir tabiî'dir. Ali, İbn-i Mes'ud, İbn-i Ab-bâs ve Ammâr bin Yâsir (R.A.)'den rivayet etmiştir. Râvileri Eyyüb es-Sahtiyâni, Ebû Vâil, el-Müstevrid bin el-Ahnef ve başkalarıdır. Kütüb-i Sitte sahipleri onun rivayetlerini almışlardır. (el-Menhel : cild 5, sahife 317)

[13] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/529-530

[14] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/530-531

[15] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/531-532

[16] EI-Kâsım bin Abdirrahman mevlâ beni Ümeyye Ebû Abdirrahman ed-Dı-mışkl tabiîdir. Sahâbilerden yalnız Ebû Ümâme (R.A.)'den hadîs işittiği ve başka sahâbllerden işitmediği söylenmiştir. Râvileri Sevr bin Yezîd ve Muâviye bin Salih'tir, îbn-i Muin, el-îcli ve Tirmizî Onu sıka saymışlardır. Yakûb bin Şeybe : El-K&sım'm rivayetini zayıf sayanlar vardır, demiştir. İbn-i Sa'd : Hicretin 112. yılı vefat etmiş, demiştir. Ebû Dâvûd, Tİrmizi, Nesaî ve tbn-İ Mâceh onun rivayetlerini almışlardır. Buh&rî de Târih'te almıştır. (Hulasa : 312)

[17] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/532-533

[18] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/533

[19] Rebia bin el-Gaz veya bin Amr yahut bin ei-Hars el-Cürsi ed-Dımışki fi-kıhçıdır. Âişe (R.A.) ve Ebû Hüreyre (R.A.)'den rivayet etmiş, kendisinden de Hâlid bin Ma'dân ve Atiyye bin Kays rivayet etmişlerdir. Dârekutni Onu sıka saymıştır, îbn-i Sa'd'ın dediğine göre hicretin 74. yıh Bâhıt karışıklığı günü katledilmiştir. Dört Sünen sahipleri Onun rivayetlerini almışlardır. {Hulâsa : 116)

[20] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/534

[21] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/534-536

[22] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/536

[23] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/536-537

[24] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/537-538

[25] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/538-539

[26] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/539-540

[27] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/540-541

[28] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/542-543

[29] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/543-544

[30] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/544

[31] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/545-546

[32] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/546-549

[33] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/549-550

[34] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/550-551

[35] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/551-552

[36] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/552

[37] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/552-553

[38] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/554

[39] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/555

[40] Hamza bin Amr bin Umeyr Ebû Salih, büyük bir sahâbidir. Eşlemi kabilesine mensubtur. Peygamber (A.S.)'den, Ebû Bekir (R.A.) ve Ömer (R.A.)'den rivayette bulunmuştur. Kendisinden de oğlu Muhammed, Hanzala bin Ali, Süleyman bin Yesâr, Ebû Seleme ve başkaları rivayet etmişlerdir. Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Ta'liklerinde Buhâri. Onun rivayetlerini almışlardır. Hicretin 91. yılı vefat etmiştir.

[41] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/555-556

[42] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/556-557

[43] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/557

[44] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/558

[45] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/558-560

[46] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/560

[47] Bu zât. Peygamber (S.A.V.)'in hizmetçisi olan Enes (R.A.) değildir.

[48] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/561

[49] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/562-563

[50] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/563

[51] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/564

[52] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/564-565

[53] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/565-566

[54] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/566-567

[55] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/567-568

[56] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/568-571

[57] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/572

[58] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/572-573

[59] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/573-574

[60] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/574

[61] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/574-575

[62] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/575-576

[63] Fadâle (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Padâle bin Ubeyd el-Ensâri el-Evsî Ebû Muhammed, Uhud savaşında ve biatü'r-Rıdvân'da hazır bulunmuş ve Dımışk kadılığını yapmıştır. Elli hadisi, vardır. Müslim Onun İki hadisini rivayet etmiştir. Buhârî el-Edebü'1-Müired'de ve dört sünen sahipleri Onun rivayetlerini almışlardır. Râvileri Abdurrahman bin Muhayriz ile Muhammed bin Ka'b'dır. El-Medâinî'nin dediğine göre hicretin elli üçüncü yılı vefat etmiştir. (Hulâsa : 308)

[64] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/576-577

[65] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/577--579

[66] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/579-580

[67] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/580-581

[68] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/581

[69] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/582-583

[70] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/583-585

[71] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/585-586

[72] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/586

[73] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/586-588

[74] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/588

[75] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/588-589

[76] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/589

[77] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/590

[78] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/590

[79] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/590-591

[80] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/592

[81] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/592-593

[82] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/593

[83] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/593-594

[84] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/595

[85] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/595-596

[86] Bakara : 187

[87] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/596-597

[88] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/597-598

[89] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/598-599

[90] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/599

[91] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/600

[92] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/600

[93] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/601

[94] Bakara sûresi âyet : 187

[95] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/601-603

[96] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/603-604

[97] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/604-605

[98] Bakara 187

[99] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/605-608

[100] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/608-609

[101] Abdullah bin eş-Şıhhîr bin Avf el-Hureyşî Muâviye bin Ka"b bin Rabİa bin Amir bin Sa'saa. Basra'lı sahâbidir. Rivayet ettiği bir kaç hadîsi vardır. Müslim Onun bir hadisini, dört sünen sahipleri Onun hadîslerini rivayet etmişlerdir. Râvileri ise, oğullan Mutarrif, Hâni' ve Yezîd'dir. (Hulâsa : 201)

[102] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/609-610

[103] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/610-611

[104] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/611

[105] Katâde bin Melhân el-Kaysî el-Cerîrî el-Basrl, Peygamber (S.A.V.)'den bu hadîsi rivayet etmiştir. Kendisinden de oğlu Abdü'l-Melik ve Yezîd bin Abdülah el-Şıhhîr rivayet etmişlerdir, tbn-i Şâhin'in Süleymân-ı Teymİ tarikiyle Hibbân bin Umeyr'den rivayet ettiğine göre Peygamber (S.A.V.) Katâde'nin yüzüne mübarek elini sürmüş, sonra Katâde çok yaşlanmış, yüzü hâriç vücûdunun her tarafı çürümüş gibi olmuştu. Vefat edeceği zaman ben Onun yanındaydım. Bir kadın oradan geçti. Kadmı aynada görür gibi Katâde'nin yüzünde gördüm.

Ebû Dâvûd, Nesaî ve İbn-i Mâceh Onun hadîsini rivayet etmişlerdir. (El-Menhel Clld: 10, Sah, 211)

[106] En'âm : 160

[107] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/612-614

[108] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/614

[109] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/615

[110] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/616

[111] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/616-617

[112] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/617-618

[113] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/618-619

[114] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/619-620

[115] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/620-621

[116] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/621-622

[117] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/622

[118] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/623-624

[119] Hacca giderken Mîkat'ta Umre niyetiyle ihrama giren ve Mekke'ye varıp umresini tamamlayıp ihramdan çıkan ve bayrama yakın hac ihramına girenin yaptığı bu işe temettü' denilir.

[120] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/624

[121] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/625

[122] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/626

[123] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/626-627

[124] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/627

[125] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/627-628

[126] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/628-629

[127] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/629-630

[128] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/630-631

[129] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/632-633

[130] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/633-634

[131] Kurban bayramından bir Önceki güne «Arefe Günü» denilir.

[132] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/634

[133] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/635

[134] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/636-637

[135] Âşüre Muharrem ayının onuncu günüdür.

[136] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/637-639

[137] En'am : 90

[138] Muhpmmed bin Sayfî bin Sehl el-Hatmî, sahibidir. Râvisi Şabî'dir. Ne-sai ve îbn-i Mâceh Onun hadîsini rivayet etmişlerdi '.iulâsa : 342)

[139] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/639-641

[140] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/641-642

[141] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/642-643

[142] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/643

[143] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/643

[144] Rebia bin el-öaz veya bin Amr yûhut bin el-Hars el-Cürsî ed-Dımışki Fıküıçıdıı Ai^e ıR.A.) ve Ebû Hüreyre (R.A.i'den rivayet etmiştir. Kendisinden do Hâlid bin Ma'dân ve Atiyye bin Kays rivayet etmişlerdir. Dârekutni onu sıka saymıştır. Dürt sünen sahipleri onun rivayetlerini almışlardır. lbn-i Sa'd'ın dediğine göre hicretin 74'ncü yılı Râhıt karışıklığı günü katledilmiştir ıHulâsa : 1161

[145] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/643-644

[146] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/645-646

[147] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/5-6

[148] El-Menhel : Cild 10. Sah. 181

[149] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/6-7

[150] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/8

[151] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/8-9

[152] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/9-10

[153] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/10

[154] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/10-11

[155] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/11

[156] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/12

[157] Ümmü Ümâre, Ensar'dan Habib bin Zeyd'in büyük annesidir. Ve Abdullah bin Zeyd'in annesidir. Adının Neslbe binti KaT> bin Amr el-Ensariyye olduğu söylenir. Meşhur bir sahabidir. (TuhfetÜ'l-Ahvezl: C : 2, Shf. 67)

[158] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/12-13

[159] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/13

[160] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/13-14

[161] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/14-15

[162] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/15

[163] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/15-17

[164] Mü'min: 60

[165] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/17-18

[166] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/18-19

[167] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/19

[168] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/20

[169] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/20-21

[170] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/21-22

[171] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/23-24

[172] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/24

[173] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/25

[174] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/25-26

[175] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/26

[176] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/26-27

[177] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/27

[178] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/27-28

[179] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/28-29

[180] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/29

[181] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/29-31

[182] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/31-32

[183] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/32-33

[184] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/33-34

[185] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/34-35

[186] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/35-36

[187] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/36-37

[188] El-Fecr: 2

[189] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/37-38

[190] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/38

[191] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/38-39

[192] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/39

[193] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/40

[194] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/40-41

[195] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/41-42

[196] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/42-43

[197] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/43

[198] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/43

[199] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/44

[200] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/45

[201] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/46-47

[202] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/47

[203] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/47

[204] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/47-48

[205] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/48-49

[206] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/49-50

[207] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/50-51

[208] Müstahaza, hayız ve lohusalık süreleri dışındaki zamanlarda kan gören kadına denir. Bu kan bir hastalık kanı sayıldığı için ibâdete mâni sayılmaz.

[209] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/51-52

[210] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/52

[211] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/52-53

[212] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/53

[213] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/53-54

[214] En'âm : 122

[215] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/54-55



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam