SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > REHİNLER KİTABI

 

islam

help 2.30.16 16-Rehinler previous next

HADİS KİTAPLARI > SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > 16-Rehinler
16- REHİNLER KİTABI

1- Ebû Bekir Bin Ebi Şeybe Bize Hadis Anlattı, Babı

2- Rehin Edilen (Hayvan) Binilir Ve Sağılır, Babı

3- Rehin (Borcun Ödenmesi Suretiyle) Geri Alınabilir, Babı

4- İşçilerin Ücretinin (Zamanında Ve Eksiksîz) Ödenmesi Babı

5- İsçiyî Karnını Doyurmak Ücretiyle Tutmak Babı

6- Adam Beher Kovayı Bir Adet Kuru İyi Hurma (Ücret) Île Su Çıkarır Ve Kuru Hurmayı (Almayı) Şart Koşar, Babı

7- (Tarla Mahsûlünün) Üçte Bir Ve Dörtte Bir (Gîbi Belirli Hissesi) İle Müzâraa (Muamelesinin Hükmünün Beyânı) Babı

8- Araziyi Kiraya Vermek Babı

9- Ağaçsız Arazi (Tarla)Yi Altın Ve Gümüş Karşılığı Kiraya Vermeye Dâir Ruhsat Babı

10- Yasak Olan Müzâraa Babı

11- (Mahsûlün) Üçte Biri Ve Dörtte Biri Karşılığında Müzâraa (Arâziyî Kîraya Verme) Ruhsatı Babı

12- Araziyî (Belirli) Bir Mîkdar Zahire Karşılığı Kiralamak Babı

7. Bâbtan 12. Baba Kadar Olan Bâblarda Rivayet Edilen Hadisler Ve Âlimlerin Müzâraa Hakkındaki

Görüşleri

Âlimlerin Müzâraa Hakkındaki Görüşleri

13- Bir Kavmin Arazisini Onların İzni Olmaksızın Eken Kimse (Hakkinda Gelen Hadîs) Babı

14- Hurma Ağaçları Ve Üzüm Bağları (Müsâkat) Muamelesi Babı

15- Hurma Ağaçlarını Telkih (Döllendirme) Babı

16- Müslümanlar Üç Şeyde Ortaktırlar, Babı

17- Nehirlerin Ve Pınarların Iktâı (Devlet Büyüğünce Bir Kimseye Verilmesi) Babı

18- Su Satmaktan Nehiy Babı

19- (İhtiyaçtan) Artan Suyu (Başkalarının Hayvanlarından) Esirgemek Yüzünden (Bunların) Meradan (Yararlanmalarına) Engel Olmanın Yasaklığı Babı

Kişinin Kendi Arazisindeki Kuyu Suyuna Âit Hüküm

20- Derelerde (Akan Sularda) N Şirb (Yânî Ziraatı Sulamak İçin Sudan Yararlanma Nöbeti) Ve Suyu (Ekinde - Bahçede) Tutma Miktarı Babı

Müslümanların Ortak Oldukları Sular

21- Su Taksimi Babı

22- (Sâhibsiz Arazide Kazılan) Kuyunun Harim’i Babı

23- Ağaçların Harîmi (Nîn Beyânı) Babı

24- Bir Taşınmaz Malı Satıp Da Bedelini O Malın Misline (Yâni Bîr Taşınmaz Mala) Koymayan (Yâni Satın Alınmasında Kullanmayan) Kimse(Nin Durumunun Beyânı) Babı

16- REHİNLER KİTABI


1- Ebû Bekir Bin Ebi Şeybe Bize Hadis Anlattı, Babı


2436) Aişe (Radtyallâkü anhâ)*dan; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Ebü'g-Şahm isimli)

bir yahûdî'den bir mikdar zahire (arpa) vadeli olarak satın aldı t»

(demir) bir zırhını ona rehin verdi."



2437) Enes (bin Mâlik) (Radtyaltâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

(And olsun) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) (demir) zırhını Medine-i Münevvere'de (Ebü'ş-Şahm isimli) bir yahûdinin yanına rehin bırakarak ondan aile ferdi eri (nin nafakası) için arpa aldı."



2438) Esma bint-i Yerid (bin Seken[1]) (Radıyallâhü ankâ)'-dan; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), zırhı bir mikdar zahire karşılığı bir yahûdinin yanında rehinde iken vefat etti."

Not: Zev&icTde şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Şerh bin Vah-?eb'İ. Ahmed, tbn-l Muin ve başkaları Aka saymışlar. Şu'be, Kbû Hatim ve Nesal İse onu sayıf görmüşlerdir, Ravllerdea Abdülharaid bin Behram'ı da Ahmed, tfen-İ Muin, Îbnü'l-M»deni, Kbû Dâvûd ve baakaları sıka saymışlardır.



2439) (Abdullah) bin Abbâs (KadıyaUâhü attkümâ)'dan; Şöyle demiştir: Resûlullah .(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), zırhı otuz sa arpa karşılığı bir yahûdinin yanında rehinde iken vefat etti.'*

Not: Bunun senedinin sahih ve râvilerinin sıka olduğu. Zevâid'de bildirilmiştir. [2]


İzahı


A i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadîsini Buhârî, Müslim, Şafii, N e s â î ve Beyhakl de rivayet etmişler.E n e s(Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buharı, Müslim ve tbn-i Hibbûn da rivayet etmişlerdir. Diğer iki hadis Zevâid türünden-dir. Mif tâhü'1-Hâce yazarı İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadisinin Tirmizi tarafından da rivayet edildiğini beyân ediyor ise de buna rastlamadım. Eğer Tirmizi tarafından da rivayet edilmiş ise Zevâid türünden olmaz.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in yahûdîye rehin bıraktığı zırhın demirden mamul olduğu Buharı' nin  i ş e' -den olan bir rivayetinde belirtilmiştir.

Yahûdinin isminin Ebü'ş-Şahm olduğu Şafii ve B e y h a k i' nin rivayetlerinde belirtilmiştir. Yahûdiden satın alınan zahirenin arpa olduğu ve bunun Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in aile ferdleri için alındığı Enes'in rivayetinde belirtilmiştir. Keza zahirenin belirli bir vâde ile veresiye satın alındığı Â i ş e' nin rivayetinde ifâde edilmiştir.

Satın alman arpanın otuz sâ olduğu, müellifimizin son hadisinde belirtildiği gibi Buhâri1 nin Cihad bölümündeki rivayetinde de belirtildiği Kastalâni tarafından ifâde edilmiştir. Otuz sa yaklaşık olarak bir deve yükünün yansı kadardır, denilebilir. Sa'ın net mikdan Zekât ve Fitre bölümlerinde belirtilmiştir.

Borçlu ölen bir kimsenin borcu ödeninceye kadar nefsinin tutuklu olduğuna dâir Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in 2413 nolu hadîsine şöyle cevab verildiği Kastalâni tarafından ifâde edilmektedir:

Ebû Hüreyre' nin bu hadîsi borcunu karşılayacak bir malı alacaklının yanına bırakmayan kimseler hakkındadır. El-Ma-verdi de bu cevaba taraf dar olmuştur. Kaldı ki, anılan hüküm ümmetin ferdlerine ait olup Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bundan münezzehtir. Diğer taraftan Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'m Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) "in vefatının hemen akabinde O'nun zırhını rehinden alarak borcu ödediğini îbn-i Tallâ, Eî-Akdiyatü*n-Nebeviyye'de beyân etmiştir.

Kastalâni, Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisinin şerhinde daha sonra şu bilgiyi verir:

Bu hadîs veresiye satışın câizliğine delâlet eder. Böyle bir satışın ruhsat mı, azimet mi olduğu yolunda ihtilâf vardır, tbnü'l-Arabi: Veresiye satın almayı ruhsat saymışlar ise de açık olanı bunun ruhsat olmayıp azimet olmasıdır. Çünkü Cenab-t Hak B a -kara süresinin 282 ve 283. Ayetlerini bu konu hakkında İndirmiş. bunu İslâmiyet'in bir temeli kılmış ve bir çok hükümler» kaynak yapmıştır, der.

Hazerde olsun seferde olsun veresiye alınan mal karşılığında rehin işlemini yapmak cumhura göre meşrudur. Bakara sûresinin 283. âyetinde rehin işleminin seferde yapılması buyurulmuş ise de, âlimler: Sefer hâlinde veresiye muameleleri sened ve kâtible tevsik etmenin güçlüğü nedeni ile anılan âyette seferden söz edilmiştir. Yoksa hazerde yapılan veresiye işlemleri için rehin işleminin yasaklığı anlamı kasdedilmemiştir, demişlerdir. (Zâten bu bâbtaki hadîsler de cumhurun görüşünü teyid eder. Bilhassa Enes'in hadîsinde Resûl:i Ekrem (Aleyhi's-salâtüve's-selâm)'in Medine-i Münevvere1 de rehin işlemini yaptığı açıkça belirtilmiştir.) T a b e r i * nin beyânına göre Mücâhid ve Dahhâk, cumhura muhalefet ederek, rehin işinin ancak seferde ve veresiye işleminin senedini yazacak bir kâtibin bulunmaması hâlinde meşru saymışlardır. Zahiriye mezhebinin îmâm-ı Dâvûd-i Zahirî ve onun arkadaşları da bu görüştedirler."

Nevevi de Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisinin şerhinde özetle şöyle der:

"Hadisten şu hükümler çıkarılır:

1. Zimmîler (yâni vatandaş hakkı verilen Ehl-i Kitâb) ile alış veriş etmek caizdir.

2. Zimmîlerin elinde bulunan malların mülkiyet hakkı kendile-. rinedir.

3. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) dünya malına ta-rafdar olmamış, az bir varlıkla yetinmiştir.

4. Rehin işlemi caizdir.

5. Savaş malzemesini zimmi kimseye rehin bırakmak caizdir.

6. Rehin işlemi hazerde de caizdir. Dört mezheb imamları ile âlimlerin hepsi böyle hükmetmişlerdir. Mücâhid ile Dâvûd-i Zahirî muhalif kalarak: Rehin işlemi yalnız seferde meşrudur. Bunun delili de Bakara süresinin 283. âyetidir, demişlerdir. Cumhur ise bu hadîsi delil göstermiştir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in zahireyi sahâbîler-den değil de bir yahûdîden satın alması ve ona zırhını rehin bırakması meselesine gelince bunun nedeni hakkında müteaddid cevab-lar verilmiştir: Bir kavle göre, bu gibi işlemlerin câiziiğinin beyanı içindir. Diğer bir kavle göre o esnada ihtiyaç fazlası zahire yalnız o yahûdînin yanında bulunuyordu. Bir başka kavle göre Ashâb-ı Kiram ResûH Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) den almıyacaklar-dı ve zahirenin bedelini de kabul etmiyeceklerdi, zahireyi bedelsiz vereceklerdi. Bu nedenle herhangi bir sahâbiye maddi bir sıkıntı olmaması için bir yahûdî ile muamele yapılması tercih edilmiştir.

Zimmilerin ve diğer kâfirlerin elinde bulunan malın haramlığı kesinlikle bilinmedikçe onlarla muamele etmenin câizliği üzerine âlimler ittifak etmişlerdir. Lâkin müslümanlarla savaşmaları muhtemel olan gayr-i müslimlere silâh, diğer savaş malzemeleri, onların dinlerinin ayakta durmasına yardımcı olacak herhangi bir malı satmak caiz değildir. Keza zimmi olsun, müslümanlarla banş andlaş-masun imzalamış gayr-i müslimler olsun, banş andlaşması yapmamış olan ve Ehl-i Harb denilen düşman kâfirler olsun bunların hiç birisine Mushaf-i Şerîf veya mü si uman köleyi satmak caiz değildir." [3]


2- Rehin Edilen (Hayvan) Binilir Ve Sağılır, Babı


2440) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Binit hayvanı rehin olunca (yemi verilmesi karşılığında) binilir. Sağım hayvanı da rehin edildiği zaman (yemi verilmesi karşılığında) sütü içilir. Rehin edilen hayvanın nafakası (ona) binen ve (sütünü) içen kimse üzerine vâcibtir.-" [4]


İzahı


Bu hadisi Buhâri, Tirmizl ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir.

Buhâri ve Ebû Dâvûd'un rivayetlerinde "Yürkebu" ve "Yüşrebu" fiillerinin arkasında -Binefekatıh = hayvanın nafakasına karşılık» ziyâdesi vardır. Burada tercemede parantez içi ifâde İle buna i«&ret edildi. Hadisin manâsı «Öyle olur: Rehin edilen hay-

vanın nafakası yâni yemi verildiği için buna karşılık ona binmek ve sütünü içmek hakkı elde edilir. Onun nafakası, ona binen ve sütünü içen kimse üzerine vacibtir

Dikkat edildi ise burada hayvanı rehin bırakan mı yâni hayvan sahibi mi. yoksa hayvanın rehin olarak bırakıldığı alacaklı taraf mı kasdedild iğine dâir açık bir kayıt yoktur. Bu itibarla hadîsin mânâsında ihtilâf olmuştur. Şöyle ki :

Sindi; Cumhura göre yâni kişi rehin ettiği hayvanın sütünü içer ve ona biner. Hayvanın nafakası da kendisine aittir. Hadîsten maksad da şudur: Rehin bırakılan maldan yararlanmaya ara verilmez. Sahibi, onu rehin bırakmadan önce nasıl kullanıyor idi ise rehin bıraktıktan sonra da kullanma ve yararlanma hakkına sâhib-tir.

Bir kavle göre hadisten kasdedilen mânâ şudur: Alacaklı taraf rehin aldığı hayvanın sütünü içer. Yemi de ona vacibtir. Hadis böyle mânâiandırılmca. rehin bırakılan hayvanın yemi. ondan yararlanmanın karşılığı olmuş olur. Rehin hayvandan yararlanma, başkasının malından karşılıksız yararlanma durumuna girmez. Ahmed böyle mânâlandırmıştır. Hadisin zahiri de böyledir, demiştir.

Avnü'I^Mabûd yazan da bunun şerhinde özetle şu bilgiyi verir: "Rehin hayvanın sütünü içen ve ona binen taraf hadiste tâyin edilmediği için bu hadîsin mücmel olduğu söylenmiştir.

Bu söze şöyle cevab verilmiştir: Hadîste icmal yâni mücmellik yoktur. Burada mürtehin yâni yanına rehin bırakılan alacaklı taraf kaydedilmiştir. Çünkü râhin yâni hayvanı rehin bırakan kişinin bundan yararlanması onun yemini vermesinden dolayı değil, onun sahibi olmasından dolayıdır. Fakat karşı taraf öyle değildir. Hayvanın yemini verdiği için buna karşılık olmak üzere ondan yararlanır.

Hadis, rehin bırakılan hayvanın bakım ve yemi bırakılan tarafça karşılandığı takdirde hayvan sahibinin izin ve müsaadesi olmasa bile mürtehinin yâni rehin alan tarafın hayvandan yararlanmasının meşruluğuna delâlet eder. Ahmed, el-Leys, el-Ha-s a n ve başkası böyle hükmetmişlerdir.

E b û Hanife. Mâlik, Şafii ve âlimlerin cumhuru .-Mürtehin yâni rehin alan taraf, rehin alman maldan katiyyen yararlanamaz. Rehin malın bütün yararlan ve masraftan mal sahibine Aittir, demişlerdir

Bu bilgi en-Neyl'den naklen aktarılmıştır.

E 1 - H â f ı z da el-Fetih'te şöyle der:

Hadisin zahirinin mânâsı şudur: Rehin edilen hayvanın sütünü içen ve ona binen kimse üzerine onun yemi vacibtir. Yâni hangi taraf olursa olsun hüküm budur. Bu hadîs, mürtehin rehin edilen mala baktığı takdirde mal sahibinin izni olmasa bile ondan yararlanabilir, diyen âlimler için bir delildir. Ahmed, tshâk ve bir cemaat böyle hükmederek : Mürtehin, rehin hayvana verdiği yemin değeri kadar onun sütünü içebilir ve ona binebilir. Yeminin değerinden fazla binme veya sütünü içme hakkına sâhib değildir ve hayvandan başka türlü yararlanamaz, demişlerdir.

Hadiste icmal bulunduğu iddiasına gelince, hadis, hayvana yem verme karşılığında ondan yararlanmanın câizliğini açıkça ifâde etmiştir. Bu hüküm ise mürtehine mahsustur. Evet hadîste mürtehin veya râhin kaydı yok ise de mürtehin kasdedilmiştir. Çünkü râhinin, kendi malından yararlanmasının sebebi mal sahibi oluşudur, malın nafakasını ödemesi değildir. (Fakat mürtehin, rehin edilen malın sahibi değildir. Bu itibarla o maldan nasıl yararlanabilir? Ancak malm yâni hayvanın yemini vermesi ve bakması karşılığında ve bu oranda yararlanma hakkına sâhib olabilir.)

Cumhura göre mürtehin hiç bir suretle rehinden yararlanamaz. Cumhur şu iki nedenle hadisi tevil etmişlerdir: Birincisi t Hayvan sahibinin izni olmaksızın başka kişinin onun sütünü içmesine ve ona binmesine cevaz verilmesidir. İkincisi: Başkasına âit hayvana binme ve sütünü içme karşılığında bunların değerlerinin ödettiril-mesi yoluna gidilmiyor da hayvanın yeminin verilmesi esas tutuluyor. Bu iki neden ise kıyasa muhaliftir. Ibn-i Abdi'1-Ber: Bu hadis fıkıhçıların cumhuruna göre, üzerinde icma edilen bir takım usullere ve şahinliği sabit olan bazı eserlere aykırıdır, t b n – i Ömer'in: -Hiçbir adamın sağım hayvanları onun İzni olmaksızın satılamaz» hadisi bu hadisin men-suh olduğuna delâlet eder, demiştir.

E 1 - H â f ı z bundan sonra t b n - i A b d i' I - B e r r * in sözüne cevaben: Bir hadisin neshedilmiş olması ihtimâle dayandırılamaz. Anılan iki hadisten hangisinin önce ve hangisinin sonra olduğunu söylemek ve târihlerini tesbit etmek de mümkün değildir. Kaldı ki hadîslerin birleştirilmesi, yâni zahiren görülen çelişkinin giderilmesi mümkündür. Evzâi, el-Leys ve E b û Sevr hadisi şöyle yorumlamışlardır : Râhin yâni hayvan sahibi rehin edilen hayvana bakmaz, yemini vermezse, mürtehinin hayvana bakması, yemini vermesi ve hayvanın hayatını koruması meşru kılınmıştır. Mürtehinin bu hizmetine karşılık olmak üzere onun hayvana binmesi ve sütünü içmesi mubah kılınmıştır. Ancak şu şart vardır ki, mürtehinin alacağı süt veya bineceği mikdann değeri, verdiği yemin değerinden fazla olmaması gerekir. Fazlası, hayvan sahibinin hakkıdır, demiştir. (El-Fetih'ten alınan nakil bitti.)

Avnü'I-Mabûd yazarı daha sonra: Bu sahih hadisin bir takım usûllere muhalif olduğu iddiasına cevaben şöyle denilir: Bu sabit hadîs de usullerden biridir. Diğer usuller (sabit deliller) ile birleştirilmesi mümkün olmadığı takdirde ondan daha kuvvetli bir asıl bulunmadıkça o reddedilemez. Ibn-i Ömer'in yukardaki hadisine gelince o hadis umumidir. Bu hadis İse husûsidir. Onun hükmünü hususlleştirmiş olur, diye bilgi verir."

Ttıhfe yazarının beyânına göre Şafii bu hadîsin şöyle yorumlanabileceğini söylemiştir: Kişi binit hayvanını veya sağım hayvanını rehin eder ve alacaklı tarafın muvafakati ile buna biner ve sütünü içer. Bu durumda, hayvan sahibi rehin işleminden önce olduğu gibi rehin işleminden sonra da hayvana biner veya sütünü içer ve hayvanın yemini de verir.

Bu konuda daha geniş bilgi edinmek isteyenler Tuhfe veya Hâ-:' in el-Fetih kitabına müracaat edebilirler. [5]



3- Rehin (Borcun Ödenmesi Suretiyle) Geri Alınabilir, Babı


2441) Ebû Hüreyre (Radmüâhü ank)^n rivlyet

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Rehin (borcun ödenmesi suretiyle) geri alınabilir.» buyurmuştur."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Muhammed bin Humeyd er-Râzl'yi İbn-i Muin bir rivayette sıka saymış ise de diğer bir rivayette zayıf saymıştır. Ahmed, Nesâî ve Cûzcânî de onun zayıf olduğunu söylemişlerdir. tbn-i Hibbân da: O, sıka zâtlardan ma&lûb hadisler rivayet eder, demiştir. İbn-i Muin de : O, fcezzâbtır, demiştir. [6]


İzahı


Zevâid türünden olan bu hadisi Şafii, Dârekutnl, Hâkim, Beyhaki ve îbn-i Hibbân başka sened-le ve uzunca bir metin hâlinde rivayet etmişler. Dârekutnl o senedin muttasıl ve hasen olduğunu söylemiştir. Avnü'I-Mabüd yazan bu durumu belirttikten sonra : Ebû Dâvûd, el-Bez-zâr, Dârekutni ve îbn-i Kattân'ın bu hadisin Said bin el-Müseyyeb' den mürsel olarak, yâni E fc û Hüreyre amlmaksızm sahih bir senedle rivayet edildiğini söylemişlerdir. Oralardaki hadis metni şöyledir:

«Rehin edilen mal, rehin eden sahibinden (kopup) kendisine rehin edilen alacaklının hakkı (ve malı) olmaz. Rehin edilen malın menfaati (ve kazancı) sahibine aittir, zararı (ve masrafı) da onun üzerindedir.-

Hadiste geçen "Yağlak" fiilinin masdarı olan "Ğulûk" ve "Ğalfc" kelimesinin mânâsını açıklamak zaruretini duymaktayım.

En-Nihâye'de: Rehin edilen malın Ğulûk'u onun alacaklının etolde kalması ve sahibi olan borçlunun bunu kurtarmaya muktedir olamamasıdır. Hadisten kasdedilen mânâ şudur: Rehin, sahibinin borcunu Vâdesinde ödememesi nedeniyle alacaklının mülkiyetine geçmez.

Câhiliyet devrinde bir malı rehin eden kimse zimmetindeki borcu vâdesinde ödemeyince o mal derhal alacaklının mülkiyetine geçmiş ve onun hakkı olmuş sayılıyordu, islâmiyet bu kötü âdeti iptal etti, diye bilgi verilmektedir.

El-Ezher! de: Rehin edilen malın Ğalk'ı onun çözülmesinin zıddıdır. Yâni çözülmemesidir. Malını rehin eden kişi bunu çözünce yâni borcunu ödeyince düğümlenmiş ve bağlanmış olan malını serbest etmiş olur, demiştir. El-Misbâh yazarı da: Rehnin Ğalk'ı alacaklının mülkiyetine geçmesidir, demiştir.

Rehin edilen hayvanın sütünü almanın, ona binmenin ve onun yemini vermenin onun sahibine âit olduğunu, alacaklının yâni yanma rehin bırakılan tarafın hayvanın sütünden veya ona binmek suretiyle istifâde edemiyeceklerini söyleyen cumhurun görüşünü bundan önce geçen bâbtaki hadîsin izahı bölümünde açıklamıştım. En-Neyl yazan: Cumhurun en iyi delili Ebû Hüreyre' nin bu hadisidir. Çünkü Ş â r - i Hakim rehnin gelirini ve giderini rehin edene vermiştir. Lâkin hadisin mevsûl veya mürsel olduğu, keza merfü veya mevkuf olduğu konusunda ihtilâf vardır. Bu durum ise bunun diğer hadîslere karşı delil olmasını gölgeler, demiştir. Fakat Avnü'l-Mabûd yazan bu hadisin Şafiî ve Dârekutni tarafından hasen ve muttasıl bir senedle merfû olarak rivayet edildiğini belirtmektedir. Yukarda belirttiğim gibi Hâkim, Bey-haki ve îbn-i Hibbân da ayni h ıdîsi rivayet etmişlerdir, [7]


4- İşçilerin Ücretinin (Zamanında Ve Eksiksîz) Ödenmesi Babı


2442) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre ResuluHah (SatlaÜahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Üç (sınıf insan) vardır ki, kıyamet günü ben bunların hasmıyım. Ve ben kimin hasmı oldu isem kıyamet günü onu mağlûb ederim t (Birincisi) o kimse ki, bana (benim adımı anarak) söz verir de sonra ahdini bozar. (İkincisi) o kimsedir ki hür bir kimseyi (köle diye) satar da pahasını yer. (Üçüncüsü) o adamdır ki, bir İşçi tutup çalıştırır da Ücretini tam vermez." [8]


İzahı


Bu hadisi Buhar!, t bn-i Huzeyme ve 1 b n - İ Hibbân da rivayet etmişlerdir. B u h â r İ' nin rivayetinde; fıkrası yoktur. Oradaki rivayet hadis-i kudsi şeklindedir. Yâni Allah Teâlâ'nın sözü olarak Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) tarafından ifâde ve beyân edilmiştir. Çünkü hadisin baş kısmı şöyledir:

"... Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Allah Azze ve Celle buyurdu ki t Üç (sınıf insan) vardır...»"

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in hasım olmasının anlamı, O'nun davacı olmasıdır. Şu halde hadiste anılan üç sınıf insana kıyamet günü Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) davacı olur. Hadîste belirtildiği gibi O'nun davacı olduğu kimseler yenilir, yâni mutlaka müstahak olduğu elim azaba çarptırılır.

Allah Teâlâ'nın hasım olmasının mânâsı ile zıd olması ve ceza-landırılmasıdır. İbnü't-Tin : Allah Teâlâ bütün zâlimlerin hasmıdır. Bu üç sınıf zâlimlere karşı Allah'ın husûmetinin şiddetli olduğunun bilinmesi için hadîste bunlar anılmıştır, der. Şu halde anılan üç sınıf insanın göreceği azab çok şiddetlidir.

B u h â r i' nin rivayetinde olduğu gibi hadîs, kudsî olunca; cümlesinin mânâsı şöyle olur: «Benim adıma yemin edip söz verir de sonra ahdini bozar.»

Müellifimizin rivayetinde olduğu gibi hadis, kudsî olmayınca ifade Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e âit olur ve bu takdirde anılan cümlenin manâsı şöyle olur: «Benim adımı anarafc verir de sonra ahdini bozar.»

Kıyamet günü Allah'ın ve Resulünün husûmetine ve elîm azaba müstahak olan üç sınıf insandan birisi Allah'a yemin ederek söz veren veya Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in adını anarak söz veren ve sonra ahdini bozan, sözünden cayan kimsedir.

İkincisi, hür bir kimseyi bile bile köle diye satarak karşılığında aldığı malı yiyen kimsedir. Satılan bir şeyin karşılığında alman mal genellikle kullanılıp yenildiği için burada yenilme kaydı konulmuştur. Alman bedel yeniîmese de hüküm aynidir. Hat tâbi : Hür bir kimseyi köleleştirmek iki şekilde olur: Birincisi, kişi kölesini azadlar. Sonra azadlamayı gizler veya inkâr eder. İkincisi, köleyi azadladığına rağmen zor kullanmak suretiyle onu köle gibi çalıştırır. Birinci şekil daha şiddetlidir, der. Üçüncü bir şekil daha vardır: Adam hür bir kimseyi cebir kullanmak suretiyle yakalar ve köle olduğunu söyleyerek satar.

El-Mühelleb : Hür bir insanı köle diye satma günahının ağırlığının sebebi şudur: Müslümanlar hürriyet bakımından eşittir. Bu itibarla hür bir kimseyi satan adam onu Allah'ın mubah kıldığı tasarruflardan alakoymuş olur ve esaret zilletine sokmuş olur. Halbuki yaratıcı olan Allah Teâlâ hür kimseyi bütün tasarruflarında serbest kılmış ve özgürlük nimetini bahsetmiştir, der.

İbnü'l-Cevzî de: Hür kişi Allah'ın kuludur. Kim Allah'ın kuluna tasallut ederse, kulun sahibi olan Allah o kimsenin hasmı olur, der.

Üçüncüsü, bir işçiyi çalıştırıp ücretini vermeyen veya eksik veren kimsedir. Eksik ücret derken taraflar arasında mutabık kalman ücret kasdedüiyor. Yoksa iş veren taraf, bir işçiyi belirli bir ücretle tuttuktan sonra işçinin baskı ve tehdîd yapmak suretiyle iş verenden almak istediği ücret kasdedilmemiştir. Çünkü iş verenin rızâsı dışında ve baskı ile kendisinden alman pazarlık dışı kazançlar dînen meşru ve mubah sayılmaz. Yapılan andlaşmaya göre işçinin hak ettiği ücreti vermeyen kimse ise bir hür kimseyi köleleştirip satan kimse gibi ağır vebal altına girer. E 1 - H â f ı z' m dediği gibi çünkü bu takdirde, adam işçiden ücretsiz olarak yararlanmıştır. Artık yararlanılan şey yenilmiş olur. Keza onu ücretsiz çalıştırmak istemiş olur ki bu da bir nevi köleleştirmek sayılır.



2443) Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'ûan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellent) şöyle buyurdu, demiştir:

İşçiye, ücretini teri kurumadan Önce veriniz.»*'

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin aslı Buh&rl'nln sahih'inde ve başka kitablarda Ebû Hüreyre*nin hadisi olarak vardır. Lakin musannifimizin senedi zayıftır. Çünkü ravllerden Vehb bin Sald ve Abdurrahman bin Zeyd zayıftır. [9]


İzahı


Zevâid türünden olan bu hadîs de işçi ücretinin işin bitiminde geciktirilmeden verilmesini emreder. Sindi: Yani işçi işini bitirince, çalışmadan meydana gelen teri kurumadan önce ücretinin verilmesine özen gösterilmelidir, der.

El-Azîzî de Câmiü's-Sağîrin şerhinde: Yâni işçi işini bitirince hemen ücreti verilmelidir. Amaç budur, işçinin çalışırken terlemesi . kasdedilmemiştir. El-Münâv i*nin sözünden alınan bilgiye göre bu hadis, hasen li gayrih'dir, der. Orada beyân edildiğine göre bu hadîsin benzerini Taberânî, Câbir bin Abdillah'dan ve Tirmizî de Enes'ten rivayet etmişlerdir. Bundan önce geçen Ebû Hüreyre' nin hadisi de bu hükmü ifâde eder ve işçinin ücretini geciktirmenin şiddetli azaba sebep olduğunu beyân eder. [10]


5- İsçiyî Karnını Doyurmak Ücretiyle Tutmak Babı


2444) Utbe bin en-Nüdder [11] (Radtyallâkü anhyden; ŞÖyîc demiştir:

Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında idik. Tâsinmim (Kasas) sûresini okudu. Nihayet Musa'nın kıssa'sına (âid ayetlere) gelince buyurdu ki:

«Müsâ (Aleyhisselâm) (Şuayb'ın kızıyla) nikâhlanmaya ve karnının doyurulmasına karşılık (Şuayb'ın yanında) işçi olarak sekiz veya on yıl çalışmayı kabullendi.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi zayıftır. Çünkü senedde bulunan Bakiyye tedllsçidir. Bu Utbe'nin bundan başka hadisi îbn-i Mâceh'in yanında yoktur. Diğer beş kitâbta ise bunun hiç hadisi yoktur. [12]


İzahı


Hadiste anılan Tâsînmim sûresi, Kasas süresidir. Bu sûrenin baş kısmında M û s â (Aleyhisselâm) ile F i r' a v u n olayı anlatılıyor. Sûrenin 21 ilâ 26. âyetlerinde M û s â {Aleyhisselâm) 'm Mısır' dan çıkıp M e d y e n' e gidişi ve burada iki kadının babası ile olan görüşmesi beyân buyuruluyor. 27 ve 28. âyetlerde de kadınların babasının Musa. (Aleyhiseslâm) "ı işçi tutması ve iki kızından birini O'na nikahlaması teklifi ile O'nun cevabı ifâde buyuruluyor. Bu son iki âyet, hadîsimizin işaret ettiği hükmü ifâde ettiği için buraya almayı uygun buldum.

Kadınların babası t "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan o senden bir ikram olur. Ama sana güçlük vermek istemem, tn-şâallah beni iyi kimselerden bulacaksın" dedi.

Musa: "Bu — taâhhüd — benimle senin aramızdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam artık bana bir zulüm olmayacaktır, Allah da söylediklerimize vekildir" dedi. (Kasas : 27, 28)

Bu konu hakkında geniş bilgi edinmek için tefsir kitâblarına müracaat etmek gerekir.

Sindi bu hadisin şerhinde: Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in bizden önceki ümmetlere âit şeriat'i nakletmesi ve bunun bizim şeriatımızda caiz olmadığını bildirmemesi, bu hükmün şeriatımızda da geçerli olduğunun delili sayılır. Şu halde bir işçiyi, karnını doyurmak ve evlendirmek yâni mehir masrafını karşılamak üzere tutmak caiz olmalıdır, der.

El-Azizi de: Bu hadîs, işin nevini açıklamadan işçi tutmanın câizliğine delâlet eder. Mâlik böyle hükmetmiş ve: Bu iş, örf ve âdete göre uygulanır, demiştir. Fakat Ebû Hanife ve Şafiî: Yapılacak ve görülecek işin nevî belirtilmeden işçi tutmak geçerli bir akid sayılmaz, demişlerdir, der.

Muhammed el-Hafni de: Bu hadiste bildirilen hüküm bizden öncekilere âit şeriattır. Bu nedenle bizim için bir delil değildir! Bir işin nevi belirtilmeksizin işçi tutmanın caiz olmadığına hükmedenlerin görüşü bu hadisle red edilmez, demiştir.



2445) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anhyden; Şöyle demiştir:

Ben yetim büyüdüm, fakir olarak hicret ettim. Karnımı doyurmak ve (yolculukta) ayağımın (dinlenmesi için binit hayvanına bazen binmeme imkân verme) nöbeti karşılığında Ğazvan kızı (Büsre) '-nin işçisiydim. (Yolculukta bir yerde) konakladıkları zaman onlara odun toplardım. Binit hayvanlarına binip yolculuk ettikleri zaman da onlar için develerini şarkı söylemek suretiyle hızlı yürütmeye teşvik ederdim. İslâm dînini bir nizam kılan, Ebû Hüreyre'yi de imâm (emîr-Vâli) kılan Allah'a hamd olsun."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahih ve mevkuftur. Çünkü râvl Hayyâa bin Bistâm'ı İbn-i Hibbân sikalar arasında anmış, Dârekutni, Ze> hebî ve başkaları da onu sıka saymışlardır. Senedin kalan râvüeri de sıka zâtlardır. [13]


İzahı


Zevâid türünden olan bu hadis'te Ebû Hüreyre (Ra-diyallâhü anh) kendi hâlini dile getirmektedir. Hadiste geçen Ukbe i Nöbet ve son nöbet anlamına gelir. Ayağın ukbesi, ayağın dinlenmesi için binit hayvanına binme nöbetidir. Ebû Hüreyre (Ra- , dıyallâhü anh) Büsre' nin işçisi iken uzun yolculuk edildiğinde onların develerinin hızlı gitmelerini sağlamak için şarkı söyleyerek yaya yürüyordu, yorulunca da arasıra bindiriliyordu. Kervan bir yere konakladığı zaman ise yine Ebû Hüreyre (Radı-yallâhü anh) için istirahat yoktu. Çünkü bu esnada onlara odun topluyordu. Bu 'ağır hizmet karşılığında kendisine verilen ücret ise sadece yiyeceğini vermek, bir de arasıra bindirmek idi. Ebû Hüreyre (Radiyallâhü anh) gerek bu dönemde, gerekse çocukluk ve hicret döneminde çok sıkıntı çektiği gibi müslüman olduktan sonra S u f f e ehli arasında geçirdiği dönemde maddi yönden çok sıkıntı çekmiştir. H z. Ömer (Radıyallâhü anh) 'in halifeliği döneminde Ebû Hüreyre (Badıyallâhü anh) bir ara Bahreyn emirliği yaptığı gibi M u â v i y e (Radıyallâhü anh) 'in halifeliği döneminde de iki kez Medine-i Münevvere valiliği yapmıştır. Valiliği esnasında da dağdan topladığı odunu sırtında taşıyarak çarşıya getirdiği ve satıp bununla geçindiği rivayet olunmuştur. Kısa hâl tercemesi 1 nolu hadîs bölümünde geçmiştir. [14]


6- Adam Beher Kovayı Bir Adet Kuru İyi Hurma (Ücret) Île Su Çıkarır Ve Kuru Hurmayı (Almayı) Şart Koşar, Babı


2446) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâydsn; Şöyle demiştir :

Allah'ın Nebisi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e (bir ara) yiyecek ihtiyacı ve maddî yokluk geldi. Sonra bu durumdan Ali (Radıyallâhü anh) in haberi oldu. Bunun üzerine Ali çıktı ve çalışıp Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir yiyecek vermek üzere bir iş aradı. Yahudilerden bir adamın bahçesine vardı ve beher kova bir adet kuru hurma karşılığı olmak Üzere ona on yedi kova su çekti. Yahudi de kuru hurmalarından on yedi adet acve (denilen iyi nevi) kuru hurmayı ona seçti. O da bunu Allah'ın Nebisi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *e getirdi."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Haneş vardır. Bunun İsmi HÜseyn bin Kays'dır. Ahmed ve başkası onu zayıf saymışlardır.



2447) Alî (Radtyallâhü a»*)'den; Şöyle demiştir: Ben bir adet kuru hurma karşılığında bir kova su çıkarırdım ve hurmanın kuru, iyi olmasını şart koşardım."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinin r&vlleri sıka zatlardır. Hadis de mevkuftur. Ravl Ebû İsh&k'ın İsmi Amr bin Abdillah es-Sübeyl'dir. Son zamanlarında hafızası bozulmuştur. Kendisi tedlls ederdi. Bu hadisi de an'ane ile rivayet etmiştir.



2448) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a»/r)'den: Şöyle demiştir: Ensâr'dan bir adam gelerek ı

Yâ Resûlallah! Ben senin rengini değişmiş görüyorum, ne oldu? dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Seli e m) :

«Açlık.» buyurdu. Bunun üzerine Ensâri zat hemen eşyasının olduğu yere gitti. Eşyası arasında (yiyecek) bir şey bulamadı. Sonra (yiyecek) aramaya çıktı. Bir hurmalığı sulayan bir yahüdî ile karşılaştı. Ensâri zât, yahûdîye i

Senin hurmalığım suvarayım (mı)? dedi. Yahudi:

Evet (sula) dedi. Ensâri:

Her kova (su) bir adet kuru hurma (ücret) ile, dedi. Ve Ensâri. ne içi kararmış, ne sertleşmiş kuru ve ne de kötü olan hurmayı almamayı ve kuru iyi hurmadan başka hurmayı almamayı şart koştu. Sonra iki sâ kadar (kuru hurma) karşılığı su çıkardı ve aldığı hurmayı Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellemî'e getirdi.*1

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan Abdullah bin Sald bin Keys&n'ı Abtned, İbn-i Muin ve başkası zayıf saymışlardır. [15]


İzahı


Bu bâbta rivayet edilen hadislerin Zevâid türünden olduğu ve senedlerinin zayıflığı notta belirtilmiştir. Hadislerde geçen bâzı kelimeleri açıkhyaum:

Hasâsaı Yiyecek maddelerine muhtaç olmak ve fakirliktir.

Acve ı Bir nevî iyi hurmadır.

Celide: Kuru iyi hurmadır.

Hamsi Açlıktır.

Hadire t İçi kararmış hurmadır.

Tarize: Sertleşmiş kuru hurmadır.

Haşefe: Kötü hurmadır.

Bu bâbta rivayet edilen hadisler, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in ve sahâbilerin çektikleri maddi sıkıntı ve yokluğu, açlığa sabır ve tahammülleri, buna rağmen bir şeyi karşılıksız istemeye tenezzül etmemeleri gibi yüce meziyetlerini ifâde ettiği gibi, büyük insanların ücretle çalışmalarının, hattâ bir gayri müslinün yanında işçi olarak belirli işleri yapmalarının câizliğine delâlet ederler. Keza, işçinin iş verenle pazarlık etmesi ve alacağı ücretin nevî ve evsâfın önceden belirtmesinin meşruluğuna da delâlet ederler. [16]



7- (Tarla Mahsûlünün) Üçte Bir Ve Dörtte Bir (Gîbi Belirli Hissesi) İle Müzâraa (Muamelesinin Hükmünün Beyânı) Babı


Bu ve bundan sonra gelen dört beş bâbta geçen bâzı kelimeleri açıkladıktan sonra hadîslerin tercemesine geçmek daha uygun olur,

kanaatindeyim.

Müzâraa ı Arazî sahibi ile bunu işletecek kimse arasında yapılan bir nevi ortaklık muâmelesidir. Bu muamelede, elde edilecek mahsûlün üçte biri, dörtte biri gibi belirli bir mikdann işleten tarafa verilmesi belirtilir. Tohum arazî sahibine âit olur. Ekip biçme hizmet ve masrafları ise işletene âit olur.

Muhabere* Müzâraanın aynidir. Ancak bâzılarına göre Muhaberede tohum araziyi işletene âit olur. Kastalâni, Müzâraa ile Muhabere arasında bu farkın bulunduğunu ifâde ediyor.

N e v e v i : Müzâraa ve muhabere birbirine yakın iki muameledir. Arazi üzerine yapılan bu iki muameleye göre alınacak mahsûlün üçte biri, dörtte biri gibi belirli bir mikdarı arazîyi ekip biçene, kalanı da arazî sahibine âit olur. Lâkin, Müzâraa'da tohum arazî sahibine aittir. Muhaberede ise tohum işletene aittir. Bizim arkadaşlarımızın cumhuru ve Şafiî böyle demiştir. Arkadaşlarımızın bir kısmı ve lügat âlimlerinden bir cemâat ise bunların mânâlarının ayni olduğunu söylemişlerdir.

Muhâkala: Bir kavle göre müzâraa manasınadır. Diğer bir kav-• le göre, bir ölçek, beş ölçek gibi belirli bir mikdar buğday karşılığında araziyi kiraya vermektir. Bir başka kavle göre, Muhâkala, başa-ğındaki buğdayı, samandan temizlenmiş safi buğdaya satmaktır. Olgunlaşmamış olan ziraatı satmaya Muhâkala denilir, diyenler de vardır. Burada kiraya verme mânası kasdedilmiştir.

Müzâbene: Ağacı üzerindeki yaş hurmayı kuru hurmaya satmaktır.



2449) Râfi bin Hadîc[17] (Radtyallâkü anh)'den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sal 1 allan ü Aleyhi ve Sellem) münakale ve müzâbe-ne'den nehiy etti ve t

Ancak üç kişi araziyi ekebiliri Arazisi olan adam, kendi arazisini eker. Kendisine minha (yâni karşılıksız yararlanma) yolu ile bir arazi verilen adam da, kendisine verilen bu araziyi eker. Bir araziyi altın veya gümüş ile kiralayan adam da (bunu ekebilir.)»" [18]


İzahı


Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir, N e s â î' nin bir rivayeti burada olduğu gibidir. Diğer bir rivayetinde ise merfû olan kısım yalnız Münakale ve Müzâbene'den nehiyden ibarettir. Metnin bundan sonraki kısmı ise S a î d bin el-Müseyyeb'in sözüdür. Mâlik ve Şafii de bu son kısmı S a î d bin el-Müseyyeb'in sözü olarak rivayet etmişlerdir. [19]



Hadisten Çıkarılan Hükümler


1. Münakale, yâni araziyi, mahsulünün belirli bir mikdarı kan şıhgında kiralamak yasaktır. Âlimlerin bu husustaki ihtilâfı ve bu nevi kiralamayı caiz görenlerin bu hadîsi yorumlamalarına ve ce-vablanna âit bilgi sonra verilecektir.

2. Müzâbene, yâni ağacı üzerindeki yaş hurmayı kuru hurma ile satmak yasaktır. Bu hususta gerekli bilgi Ticâret kitabının 54. babında geçen 2265 - 2267 nolu hadisler bölümünde ve bunu tâkib eden 55. bâbta verilmiştir.

3. Ücretsiz ve ivazsız olarak sırf insanî bir mülâhaze ile yararlanılmak üzere geçici bir süre için verilen araziyi işletmek meşrudur.

4. Altın veya gümüşle kiralanan araziyi ekip biçmek meşrudur. Gerek nakid para ile ve gerekse başka bir mal veya araziden alınacak mahsûlün belirli bir mikdan karşılığında araziyi kiralamanın câizliği hususundaki ihtilâfı sonra vereceğim.

5. Kişinin kendi arazisini ekip biçmesi meşrudur.



2450) (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü ankümâ)'dwn rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Biz muhabere işlemini (yâni mahsûlünün üçte biri, dörtte biri gibi belirli bir mikdara karşılık arazimizi kiraya verme işini) yapardık ve bunda bir beis görmezdik. Nihayet Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bunu yasakladığını Râfi' bin Hadic'ten işittik. Artık biz bu muameleyi Râfi'in bu sözünden dolayı terkettik."



2451) Câbir bin Abdi İlah (Radtyallahü anhümâ) 'dan; Şöyle demiştir: Bizden bâzı adamların (ihtiyaçlarından) fazla arazileri var İdi. Onlar bu arazilerini (mahsullerinin) üçte biri ve dörtte biri karşılığında kiraya verirlerdi. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Kimin (ihtiyacından) fazla arazisi varsa bunu eksin veya (din) kardeşine (karşıhKsız) ektirsin. Şayet (kardeşine karşılıksız vermekten) imtina ederse arazisini (elinde) tutsun (kiraya vermesin.)*"



2452) Ebû Hüreyre (Radtyallahü anh)'âen rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kimin arazisi varsa bunu eksin veya (din) kardeşine (karşılıksız) ektirsin. Eğer (kardeşine karşılıksız ektirmekten) imtina ederse arazisini (elinde) tutsun (kiraya vermesin.)»" [20]


İzahı


İbn-i Ö m e f (Radıyallâhü anh) 'm hadisini Müslim, Ebû Dâvûd ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. M ü s -1 i m ' in N â f i aracılığıyla t bn-i Ömer' den olan bir rivayetinde N a f 1 şöyle demiştir: "İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İn devrinde ve Ebû Bekir. Ömer ve Osman'ın emirlikleri döneminde ve Muâviye'nin halifeğinİn İlk zamanlarında arazilerini kiraya veriyordu. Nihayet Muâviye'nin hilafetinin son zamanlarında İbn-i Ömer, Râfi bin Ha-dîc'in bu muamele hakkında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yasaklamasının bulunduğunu söylediğini işitince İbn-i Ömer, Rafi'in yanma girdi. Ben de İbn-i Ömer ile beraberdim. İbn-i Ömer bu meseleyi Râfi'a sordu. Râfi de t Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarlaları kiraya vermeyi menediyordu, dedi. İbn-i Ömer de bundan sonra bu işi terketti ve kendisine sorulduğu zaman t Râfi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bunu yasakladığını söyledi, derdi."

Hülâsa görüldüğü gibi î b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) bu görüşte olmadığı ve uzun süre uygulaması böyle olmadığı halde R â f i'in bu hadisinden sonra ihtiyatlı davranarak bu işi bırakmıştır.

Câbir (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhâri, Müslim ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi ise Buhârî ve Müslim tarafından da rivayet olunmuştur. Bu iki hadiste, kişinin kendi arazisini ekmesi veya din kardeşine karşılıksız ve menfaatsız ektirmesi emrediliyor. Bu yapılmadığı takdirde arazi sahibinin arazisini elinde tutması yâni kiraya vermemesi emrediliyor.

'Arazi sahibinin bunu elinde tutması" hükmü ile ilgili olarak el-Fetih yazan şöyle der: Bir araziyi boş bırakmak onun menfaatini zayi etmek demektir. Bu ise malı zayi etmek sayılır. Halbuki bir malın zayi edilmesi sabit ve sahih hadislerle yasaklanmıştır. Bu itibarla yukardaki hüküm müşkil görülüyor. Bu müşkile şöyle cevab verilmiştir: Bir malı zayi etmenin yasaklığı o malın aynisini veya telâfisi mümkün olmayan menfaatini elden atmaktır. Burdaki hüküm ise ona ters düşmez. Çünkü bir arazi ekilmediği zaman yararsız kalmış olmaz. Ondan ot, yakacak gibi şeyler elde edilebilir, hayvanların merası olabilir ve benzeri işlerde kullanılması mümkündür. Faraza hiç bir yararı olmasa bile toprağı dinlendirilmiş, İslah edilmiş ve güçlendirilmiş olur. İcâbında bir yıl sonra işletilince iki yıllık verim alınabilir. Bu cevab, hadîsteki yasaklamanın her nevi kirayı kapsaması hâline aittir. Şayet hadisteki yasaklama o gün için uygulanan kira usûlüne âit ise arazinin muattal ve boş bırakılması emri söz konusu değildir. O zamanki usûl: Arazi, alınacak mahsûlün üçte biri, dörtte biri gibi bir mikdar karşılığında kiraya verilmesi şeklinde idi. Hadis bu şekli yasaklıyor ise arazi başka usulle kiraya verilebilir. Meselâ altın ve gümüş karşılığı kiraya verilebilir.

Bu bâbta rivayet edilen hadislerin zahirine göre araziyi, mahsûlünden alınacak belirli bir mikdanna, meselâ yansına, üçte birisine, beşte birisine karşılık kiraya vermek caiz değildir. Fakat altın veya gümüş karşılığında kiraya vermek meşrudur. Bu bâbtan sonra gelen bâblarda araziyi, mahsûlünün belirli bir mikdanna karşılık kiraya vermenin câizliğine, yasak olan Müzâraa'nm hangi nevî Müzâraa olduğuna ve altın gümüş karşılığında araziyi kiraya vermenin câizliğine ait hadîsler gelecektir. Hepsinin kısa izahı bitince âlimlerin görüşlerini beyân etmeye çalışacağım. [21]


8- Araziyi Kiraya Vermek Babı


2453) îbn-i Ömer'in (mevlâsı) Nâfi (Radtyallâhü anhümyâen rivayet edildiğine göre Nâfi şöyle demiştir :

(Abdullah) bin Ömer kendisine âit bir araziyi ekilmek üzere kiraya veriyordu. Sonra (bir gün) bir adam onun yanına gelerek t Râ-fi bin Hadîc, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in tarlalan ekilmek üzere kiraya vermey? yasakladığını söyledi» diye ona haber verdi. Bunun üzerine İbn-i Ömer (Râfi'in yanma) gitti. Ben de onunla beraber gittim. Nihayet (Mescid-i Nebevi ile çarşı arasında bulunan) el-Belât (denilen yer) de Râfi*in yanına vardı ve bunu ona sordu. Râfi de Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İn tarlaları (ekilmek üzere) kiraya vermeyi yasakladığını ona haber verdi. Bunun üzerine Abdullah (bin Ömer) tarlalarını kiraya vermeyi ter-ketti."



2454) Câbir bin AbdİlIah (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir:

flfesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) bize bir httfte trtid ederken buyurdu ki t

«Kimin arazisi varsa onu (kendine) eksin veya (din kardeşine bedelsiz) ektirsin. Onu kiraya vermesin.»'*



2455) Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallâhü ankyâen; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Muhâkale'den *«My etti.

Münakale arazinin (ekilmek üzere) kiralanmasıdır.*'[22]


İzahı


Nâfi aracılığı ile îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'dw rivayet olunan ilk hadis Buh&ri, Müslim, Ebû Dâvûd ve N e s â i tarafından da rivayet edilmiştir.

Câbir (Radıyallâhü anh) 'in hadisi Buh&ri, Müsli» ve N e s â I tarafından da rivayet olunmuştur.Ebü Said

(Radıyallâhü anhJ'm hadisi ise N e s â i tarafından da rivayet edilmiştir.

Araziyi, mahsûlünün belirli bir mikdan karşılığında kiraya vermeye Müzâraa, Muhabere ve Muhakale denildiğini bundan önceki babın girişinde anlatmıştım. Bu muameleyi caiz görmeyenler bu bâbta ve bundan önceki bâbta geçen hadisleri delil gösterirler. Bu muamelenin câizliğine hükmeden âlimlerin bu hadislere verdikleri cevabların bir kısmı 10., 11. ve 14. bâblarda geçen hadislerdir. Bir de buradaki yasaklama tenzihen mekruhluk manasınadır. Amaç yardımlaşmaya teşvik ve ihtiyaçtan fazla tarlası bulunan müslüman-Jarın bunu îcarsız olarak din kardeşlerinin yararlanmasına emaneten vermesini istemektir, diye yorum yapanlar vardır. [23]


9- Ağaçsız Arazi (Tarla)Yi Altın Ve Gümüş Karşılığı Kiraya Vermeye Dâir Ruhsat Babı


2456) Tâvûs'darı rivayet edildiğine göre :

Ibn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) halkın, araziyi kiralama hakkında (ileri geri) çok konuştuklarını işitince: Sübhânallah. Resûlul lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ancak:

«Herhangi biriniz arazisini menfaat:uz ve geçici olarak (din) kardeşine vermeli idi», buyurdu ve araziyi kiraya vermeyi yasaklamadı, dedi."



2457) (Abdullah) Mn Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)\\nn rivayet edildiğine göre Resûîullah (Sallallahü Aleyhi ve Selhm) şöyle buyurdu, demiştir:

Şüphesiz herhangi birinizin kendi arazisini (din) kardeşine (işletmesi için) menfaatsız ve geçici olarak vermesi, arazi (yi işletme) karşılığı) şunu ve bunu (yâni malûm bir ücreti) almasından kendisi için daha iyidir.-

İbn-i Abbâs dedi ki: Bu (yâni araziyi malum bir ücret karşılığında kiraya vermek) Hakl'dır .Ensâr diliyle de Muhâkale'dir."



2458) Hanzala bin Kays'den (el-Ensârî) (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Kendisi (araziyi altın ve gümüş karşılığında kiraya vermenin hükmünü) Râfi bin Hadice sordum. Râfi dedi ki s Biz (müstecire) : Bu ki t'an in çıkaracağı (mahsûl) sana ve bu parçanın çıkaracağı (hâsılat) bana ait olmak üzere (diyerek) arazimizi kiraya veriyorduk. Sonra arazimizi, çıkaracağı mahsûl karşılığında kiraya vermekten menedildik. (Fakat) arazimizi gümüş (ve altın) karşılığında kiraya vermekten menedilmedik." [24]


İzahı


I b ti-i A bbâs (Radıyallâhü anh)'ın hadisini Müslim, Ebü Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Râfi (Radıyallâhü anh)'m hadîsini Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir.

Birinci hadisin zahirine göre araziyi kiraya vermekte bir sakınca yoktur. Kira durumu herhangi bir kayıtla tahdîd edilmediğine göre ister altın ve gümüş karşılığı olsun, ister araziden alınacak mahsûlün üçte bir gibi belirli bir mikdarı karşılığı olsun kira işleminin caizliği anlamı çıkarılabilir. Bu hadiste Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-sa-lâtü ve's-selâm) 'e âit metin ise müslümanları Minha"ya teşvik mahiyetindedir. Yâni araziyi kira olmaksızın bir müslümanın işletmesine, kendine ekip biçmesine ve böylece yararlanmasına geçici olarak tahsisi tavsiye edilmektedir. Bâzıları bu teşvik emrini araziyi kiraya vermenin yasaklanması anlamına yorumladığı nedeniyle 1 b n - i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'm bu açıklamayı yaptığı anlaşılıyor.

Haki ve Muhkala'nm ayni şey olduğu, Ibn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) tarafından ifâde edilmiştir. Bu da bir araziyi belirli bir ücret karşılığında kiraya vermektir. 7. babın girişinde Muhâka-la'nın tarifini yaptım. Bu hadisde araziyi belirli bir ücret, meselâ iki ölçek buğday veya on gram altın karşılığında kiraya vermenin câizliğine delâlet eder.

Râf i bin Hadic (Radıyallâhü anh)'in hadisi de arazinin belirli bir mikdar gümüş veya altın karşılığında kiraya vermenin câizliğine delâlet eder. Fakat arazinin şu parçasının mahsûlü arazi sahibine ve bu parçasının mahsûlü kiracıya âit olmak üzere yapılacak kira işleminin yasaklandığı bu hadiste belirtilmektedir. Çünkü böyle bir akid taraflardan birisinin aldanmasına vesile olabilir. Bu hadisin bâzı rivayetlerinde Râfi bin Hadîc (Radıyallâhü anh) "Ama altın ve gümüş karşılığında kiraya vermekte beis yoktur" demiştir. Bunun için tercemede altın kelimesini parantez içine aldım.

Alimlerin arazi kiralamaya âit görüşleri 12. babın hadisi hakkında yapılacak izah bölümünde anlatılacaktır. [25]


10- Yasak Olan Müzâraa Babı


2459) Râfi bin Hadîc (Radıyallâhü an/r)'den rivayet edildiğine göre amcası Zuheyr (Radtyallâhü anh) :

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize kolay olan bir işten bizi menetti, dedi. (Râfi demiştir ki) Ben de t

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in söylediği şey muhakkak bir gerçektir, dedim.Bunun üzerine (amcam) Zuheyr dedi ki: ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bize) :

«Tarlalarınızı ne yapıyorsunuz?» diye sordu. Biz t Arazimizi (mahsûlünün) üçte birisi, dörtte birisi ve buğdaydan, arpadan vesk (denilen ölçek) ler karşılığında kiraya veriyoruz, dedik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Öyle yapmayınız. Bunları ya kendiniz ekiniz veya (başkasına ücretsiz verip) ektiriniz-, buyurdu/*



2460) Râfi bin Hadîc'in yeğeni Üseyd bin ZuHayr (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Birimizin arazisi ihtiyacından fazla olunca onu mahsûlünün üçte bir, dörtte bir ve yarısı karşılığı (kiraya) verir ve su arklarının kenarlarında yetişen mahsûlden üç hisse, kusara (kapçıklar) ve tarlanın sulak kısmının mahsûlünü (n kendisine verilmesini) şart ederdi. Geçim o zaman zor idi. Ziraatçı kimse de arazide demirle ve Allah'ın dilediği tarım âletleri ile çalışmak suretiyle ondan yararlanabilirdi. (Bir gün) Râfi bin Hadic yanımıza gelerek i ResûluUah (Saİ-lallahü Aleyhi ve Sellem) size yararlı olan bir işten şüphesiz nehiy etti. Allah'a itaat ve Onun Resulüne itaat sizin için daha yararlıdır. Şüphesiz, Hesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sizi Haki muamelesinden men e t ti ve buyuruyor ki

-Kim ki arazisi ihtiyacından fazla ise bunu (zirâat için etin) kardeşine (karşılıksız) versin. (Yâni kardeşi geçici olarak onu ekip yararlansın) ya da (tarlasını ekinsiz) bıraksın- dedi."



2461) Vrve bin Zübeyr (Radıyallâhü anhümâ)'âan; Şöyle demiştir:

Zeyd bin Sabit (Radıyallâhü anh) dedi ki: Allah Râfi bin Ha-dic'i mağfiret eylesin. Vallahi ben (Müzâraa'ya ait) hadîsi ondan daha iyi bilirim. (Müzâraa'dan dolayı) dögüşmüş olan iki adam Pey-« gamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellemİ'e geldiler. Peygamber de: «Hâliniz böyle olursa tarlaları kiraya vermeyiniz,» buyurdu. Râfi de Peygamber (Salfallahü Aleyhi ve Sellem) 'İn (yalnız) : «Tarlaları kiraya vermeyiniz» emrini işitmiş (olayın evveliyatını işitmemiş) tir." [26]


İzahı


Râfi (Radıyallâhü anh)'m amcası Z u h a y r (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettiği hadîsi Buhârî, Müslim ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâmt'in Z u h a y r'a: -Siz arazinizi ne yapıyorsunuz?» şeklindeki sorusuna verdiği cevab, Buhârî' nin rivayetinde: "Tarlaların sulak tarafı (bize) olmak üzere ve hurmadan arpadan vesk (denilen ölçek) ler karşılığında kiraya veriyoruz" biçimindedir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in buna karşılık buyruğunda da: «Veya tarlalarınızı (boş) tutunuz.» ilâvesi vardır.

Üseyd bin Zuhayr (Radıyallâhü anh) in Râfi (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettiği hadîsi E b û D â v ü d ve Ne-s â i de rivayet etmişlerdir. Bu hadiste geçen bâzı kelimeleri açıklayalım :

Cedâvit Cedvel'in çoğuludur. Küçük nehirler manasınadır. Bur-da tarlalar içinde açılan küçük arklar kasdedümiştir.

Kusara: Harman dövülüp savunulduktan sonra başaklar içinde kalan hububata denildiği gibi, hububat eleklerde elenince elek üstünde kalan kabuklu tanelere de denilir. Bunu kapçık olarak ter-ceme ettik.

Rebî: Küçük nehir anlammadır.

Haki: 2457 nolu hadîsin izahı bölümünde tarif edildi.

Zuhayr (Radıyallâhü anh)'m hadîsine göre bir araziyi, ondan alınacak mahsûlün üçte bir ve dörtte bir gibi belirli bir mikda-n veya arpadan, buğdaydan belirli ölçekler karşılığında kiraya vermenin yasaklığına delâlet eder.

Üseyd (Radıyallâhü anh)'m hadisi ise bir araziyi, ondan alınacak mahsûlün üçte bir ve dörtte bir gibi belirli bir mikdarı karşılığında ve tarlanın şu tarafından, bu kısmından alınacak mahsûl tarla sahibine âit olmak üzere kiraya vermenin yasaklığına delâlet eder.

Urve bin Zübeyr (Radıyallâhü anh)'in hadisi ise tarafların niza ve döğüşmelerine yol açacak şekilde araziyi kiraya vermenin yasaklığına delâlet eder. Bu hadis Ebü Dâvûd ve Nesâ i tarafından da rivayet edilmiştir.

Bu hadisler karşısında ilim ehlinin görüşlerini 12. babın hadisinin izahı bölümünde vereceğim. [27]



11- (Mahsûlün) Üçte Biri Ve Dörtte Biri Karşılığında Müzâraa (Arâziyî Kîraya Verme) Ruhsatı Babı


2462) Amr bin Dinar'dan; Şöyle demiştir:

Ben Tavûs'a; Yâ Ebâ Abdirrahmân! Keşke şu muhabere İşini bı-rakaydın. Çünkü Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bunu yasakladığını söylüyorlar, dedim. Tavus (Radıyallâhü anh) :

Ey Amr! Ben (arazimi kiraya verdiğim) kimselere yardım (kolaylık) ederek (arazimi) veriyorum. Şüphesiz Muaz bin Cebel (Radıyallâhü anh) de bizim yanımızda (yâni Yemen'de vali iken) halkı Muhabere İşlemi üzerinde tuttu (yâni ruhsat verip destekledi). Ve (Muhabere hükmünden) herkesten ziyâde haberdar olan zât (Yâni lbn-i Abbâs) (Radıyallâhü anhümâ) bana haber verdi ki, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Muhabere işlemini yasaklamadı ve lâkin buyurdu ki t

«Şüphesiz birinizin, arazisini ziraat için (din) kardeşine karşılıksız vermesi, o arazi karşılığında belirli bir ücret almasından kendisi için hayırlıdır."

Üseyd b. Zuhayr (R.A.Kın hâl tercemesi

Üseyd bin Zuhayr bin RAfl el-Evsl (R.A.) Hendek savaşma katılan sahabl-lerdendir. tkl hadisi var. Sünen s&hibleri onun hadislerini rivayet etmişlerdir. Ra-vlleri, oğlu Râfi, Mttcâhid ve tkrime bin H&Iid'dir. Mervân bin el-Hakem'in devrinde vefat etmiştir. (Hulasa: 38)

R&ff bin Hadls'in amcası Zuhayr bin Râfi bin Adi bin Yezld el-Evsl el-Mede-nl (R.A.) Akabe görüşmelerinde bulunan bahtiyar sahâbllerdendir. Bedir savasında bulunup bulunmadığı hususu İhtilaflıdır. Buhari, Müslim, Nesal ve İbn-İ Mâceh onun bir hadisini rivftyet etmişlerdir. R&vlsİ kardeşi oğlu Rafl bin Ha-dtc (R.A.)'dir. (Hulasa : 182)



2463) Tâvûs'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Şüphesiz Muâz bin Cebel (Radıyallâhü anh) Resûlullah (Sallal-tahü Aleyhi ve Sellem)'İn, Ebû Bekir'in, Ömer'in ve Osman (Radıyallâhü anhüm)'ün devirlerinde araziyi (mahsûlünün) Üçte biri ve dörtte biri karşılığında kiraya vermiştir. (O dönemlerden) bu güne kadar anılan kira işlemi uygulanmaktadır."

Not: Zev&İd'de söyle denilmiştir : Bunun senedi sahih ve râvileri sıka »atlardır. Çünkü râvl Ahmed bin Sabit hakkında tbn-i Hibban: O sikalar içindedir, isi dosdoğrudur, demiştir. Senedin kalan ravîleri S&hlh-i Buhari'de yer almışlar, hüccet sayumışlardır, derim.

Şüphesiz birinizin, arazisini ziraat için (din) kardeşine (ücretsiz) vermesi, belirli bir ücret karşılığı vermesinden kendisi için hayırlıdır." [28]


İzahı


T â v û s '.un ilk hadisini Buhâri, Müslim, Tirmizi ve K e s â i de rivayet etmişlerdir. Onun ikinci hadîsi Zevâid tü-ründendir. Üçüncü hadîsi ise Buharı ve Müslim tarafından da rivayet edilmiştir. Birinci hadîse göre Muhabere işlemi Re-sül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) tarafından yasaklanmamış, yalnız araziyi ekilmek üzere karşılıksız olarak bir müslümana muvakkaten vermenin ücretle vermekten arazi sahibi için daha iyi olduğu bildirilmiştir. A m r bin Di nâr Tâvüs'a: Keşke şu Muhabere işini bırak say d in. Çünkü Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in bunu yasakladığını söylüyorlar, demiş. E 1 - H â f ı z , el-Fetih'te: A m r' in bu sözü ile Râf i bin Hadis (Ra-dıyallâhü anh Tın hadisine işaret ettiğini sanıyorum. Müslim ve N e s â i' nin Hammâdbin Zeyd yoluyla A m r bin Dinar' dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir: "Tavus, arazisini altın ve gümüş karşılığında kiraya vermekten hoşlanmazdı ve mahsûlün Üçte biri ve dörtte biri karşılığında kiraya vermekte bir beis görmezdi. Bir defa Mücâhid, ona: Sen Raf i bin Ha-dic (Radıyallâhü anh)'ın oğlunun yanına git de onun kendi babasından rivayet ettiği hadisi dinle, dedi. Tâvûs, (Mücâhid'e) :

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in yasakladığını bilsem bunu yapmam. Lâkin bu isi Râfi'in oğlundan daha iyi bilen fbn-i Abbas (Radıyallâhü anh) bana şu hadisi rivayet etti, diyerek (burdaki) hadisini anlattı."

T â v û s ' un rivayet ettiği ikinci hadise göre bir araziyi, mahsulünün üçte biri veya dörtte biri karşılığında kiraya vermede bir sakınca yoktur. Mu âz bin Cebel (Radıyallâhü anhî'm uygulaması, gerek Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) devrinde ve gerkese dört halîfe döneminde böyle devam etmiştir. O günden bu güne kadar yâni Tav û s' un zamanına kadar olan tatbikat da böyle devam edegelmiştir.

Üçüncü hadîs de birinci hadîsin benzeridir. Bu hadîste geçen "Ha-râc" kelimesi ücret manasınadır.

Bu bâbta geçen hadisler, araziyi belirli bir ücret karşılığında tarım için kiraya vermekte bîr sakınca bulunmadığına delâlet ederler. Ücret, arazi mahsûlünün üçte biri gibi belirli bir mikdarı olabilir.

El Fetih yazan: t b n - i A b b â s (Radıyallâhü anh), bu ha-dişiyle, Müzâraa'dan nehiy eden hadîsin varlığını inkâr etmiyor. Onun maksadı şudur: Nehye âit nehiy eden hadisi açıklamış oluyor, şunu demek istiyor; Müzâraa'nın nehyinden maksad bunun yapılmasının yasaklığı değil, araziyi ziraat için ücretsiz olarak vermenin daha iyi olduğunu bildirmektir. Bir kavle göre İ b n - i Ab bas (Radıyallâhü anh) şunu demek istemiştir: Müzâraa işinin aslı yasak değildir. Sıhhatli bir akid yapılırsa bir sakıncası yoktur. Bu yasaklanmamıştır. Fakat Müzâraa akdi yapılırken fâsid bir takım şartlar koş ulursa (Meselâ: Arazinin sulak tarafının mahsûlünün arazi sahibine âit olması şartı gibi) o takdirde yasaktır. Yasaklamaya âit hadisler böyle fâsid şartlara sahne olan Müzâraa akidlerine mahsustur. Lâkin T i r m i z î' deki rivayette : "Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Müzaraa'yı haram kılmadı'* ifâdesi bulunuyor. Bu ifâde benim yorumumu takviye ediyor, der.[29]

İlim ehlinin görüşlerini bundan sonraki bâbta beyân edeceğimi tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. [30]



12- Araziyî (Belirli) Bir Mîkdar Zahire Karşılığı Kiralamak Babı


2465) Râfi bin Hadîc (Radtyallâhü anh)'âen; Şöyle demiştir: Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken Münakale ederdik (Yâni tarlalarımızı malum bir ücret karşılığında kiraya verirdik.) Râfi'in anlattığına göre amcalanndan birisi onların yanına varmış ve şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Kimin arazisi varsa onu belirli bir mikdar zahire karşılığı kiraya vermesin.»" [31]


İzahı


Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâİ de rivayet etmişlerdir. Bu hadisin zahirine göre bir araziyi belirli bir mikdar zahire meselâ iki ölçek buğday karşılığında kiraya vermek yasaktır. Ebû Davud'un rivayetinde bu hadîsin metni ile 2459 nolu ha: dişin metni birleştirilmiştir. Râfi (Radıyallâhü anh)'m oradaki râvisi Süleyman bin Yesâr' dır. Müellifimizinkine gelince bu hadîste R â f i' in râvisi gene Süleyman bin Yesâr' dır. Fakat 2459. hadîste Ebü'n-Necâşî' dir. Ebû D â v ü d' un rivayetinde Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-se-lâm)'e âit metin meâlen şöyledir:

«Kimin arazisi varsa onu kendisi eksin. Ya da (din) kardeşine (meccânen) ektirsin. Onu ne (arazi mahsûlünün) üçte biri, ne dörtte biri ne de belirli bir mikdar zahire ile kiraya veremez (veya kira-ya vermesin).»"

Bu hadîse göre bir araziyi belirli bir mikdar zahire karşılığında kiraya vermek yasaktır. Bu hadîsin Ebü Davud'un sünenin-deki rivayet ile müellifimizin 2459 nolu rivayeti arazinin elde edilecek mahsûlün üçte biri ve dörtte biri gibi belirli bir mikdarı karşılığında kiraya verilmesinin yasaklığma delâlet eder. [32]


7. Bâbtan 12. Baba Kadar Olan Bâblarda Rivayet Edilen Hadisler Ve Âlimlerin Müzâraa Hakkındaki
Görüşleri


Bu bablarda geçen hadislerin bâzısına göre araziyi kiraya vermek caiz değildir. Bazılarına göre belirli bir mikdar zahire karşılığında kiraya vermek veya araziden elde edilecek mahsûlün üçte biri, dörtte biri gibi bir mikdarı karşılığında kiraya vermek caiz değildir. Bir kısım hadislere göre bu şekilde kiraya vermek caizdir. Gene bâzı hadîslere göre araziyi altın ve gümüş karşılığında kiraya vermek caizdir. Diğer bir kısım hadîslere göre belirli bir ücret karşılığında kiraya vermek caizdir. Bu hadîslerden altı tanesi E â f i (Radıyallâhü anhJ'den rivayet edilmiştir. Avnü'l-Mabûd yazanımı beyânına göre Hattâbî: Ahmed bin Hanbel. Râfi' in bu konudaki hadislerini zayıf sayarak şöyle demiştir, der. "Raf i' in hadisi çok renklidir, — Yâni muzdarib'tir, rivayetleri muhteliftir— Çünkü kendisinde yapılan rivayetlerin birisinde: Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim şöyle buyurdu, der. Bir başka rivayette: Amcam, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm'in şöyle buyurduğunu söyledi, der." diye bilgi verdikten sonra Hattâbî sözüne devamla: Ahmed bin Hanbel Müzâraa işlemini caiz görmüş ve Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-SalSttÜ ve's-selâm) "in H a y b e r arazisini bu yerdeki yahûdilere Mûift-raa şeklinde ve H a y b e r bahçelerini Müsakat şeklinde verdiğini, delil göstermiştir. îbn-i Ebi Leylâ, Yakûb, M u -hammed, îbn-i Sir'în, Îbnü'l-Müseyyeb, Zaferi ve Ömer bin Abdilaziz de Müzâraa akdini caiz saymışlardır. Fakat Ebû Hanife. Mâlik ve Şafii l&İ-zâraa işlemini caiz görmemişlerdir. Bunlar R â f i'in hadîsinin zahirini tutmuşlar ve bunun gerçek illetine Ahmed gibi muttali olmamışlardır. Müzâraa, araziden alınacak mahsûlün üçte biri ve dörtte biri gibi belirli bir hissesi karşılığında veya tarafların anlaşacakları belirli başka bir ücret karşılığında caizdir. Ancak Müza-raa akdinde fâsid şartlatın bulunmaması gereklidir. (Meselâ tarlanın şu sulak tarafının mahsûlünün arazi sahibine âit olması şartı gibi). Bütün İslâm memleketlerindeki uygulama böyledir. Râfi bin H a d i c (Radıyallâhü anhVden rivayet edilen hadislerin bir kısmı mücmeldir. Bir kısmı tafsilâtlıdır. Gerek Râfi' den ve gerekse başka sahâbilerden rivayet olunan ve Müzarra'nın her çeşidinin yasaklandığına delâlet eden mücmel hadisler Müzâraa nin şu veya bu nevinin câizliğine delâlet eden tafsilâtlı rivayetlere uygun yorumlanmahdır. Nitekim îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh). Müzâraa yapılmamasına dâir hadislerin anlam ve hikmetini sezerek : Bu hadislerden maksad araziyi, mahsûlün belirli bir mikdan karşılığında kiraya vermenin haram kılınması değildir. Amaç müs-lümanların birbirlerine yardımcı olmaları ve ihtiyacından fazla arazisi bulunan bir kimseyi bunu meccânen din kardeşine ziraat için vermesine teşviktir. Nitekim Raf i' den yapılan bâzı rivayetlerde Müzâraa'nm fâsid ve bâtıl bir takım şartlara bağlandığı ifâde edilmiştir. Bunlardan birisi Hanzala bin Kays'm R â -f i' den rivayet ettiği (2458 nolu) hadisidir. Zeyd bin Sabit (Radıyallâhü anh) de rivayet edilen (2461 nolu) hadîsinde araziyi kiraya vermenin yasak kılınması sebebini açıklamaktadır. M u -hammed bin İshâk, Müzâraa hakkında bir kitab yazmış ve orada güzel bilgiler vererek, bu işlemin yasaklanmasına ait hadislerin gerçek nedenlerini anlatmıştır." ( H a t t â b î' nin sözü bitti.) [33]


Âlimlerin Müzâraa Hakkındaki Görüşleri


Müzâraa hakkında vârid olan ve büyük bir kısmı müellifimizin burada 7 -12. bâblarda rivayet ettiği hadîslerden ibaret olan rivayetleri nakleden N e v e v i âlimlerin görüşlerini özetle şöyle açıklar :

1. Tâvûs ve Hasan-ı Basri: Tarlaları kiraya vermek ne şekilde olursa olsun caiz değildir. Ne mikdan belirli ölçeklerle tesbit edilen her hangi bir nah ire ile, ne tarladan alınacak mahsûlün belirîî bir hissesi ile ne de altın ve gümüş karşılığında kiraya verilmez. Çünkü bâzı hadislerde tarlaların kiraya verilmesi herhangi bir kayda bağlı kılınmadan yasaklanmıştır, derler. (2450. 2451. 2452. 2453, 2454 ve 2455 nolu hadisler gibi.)

2. £bü Hanife, Şafii ve çok âlimler: Araziyi, altın, gümüş, zahire, elbise vesâir mallar karşılığında kiraya vermek caizdir. Anılan mallar tarlada ekilecek mal cinsinden veya başka cinsler ve çeşitlerden olmasında bir sakınca yoktur. Lâkin tarladan elde edilecek mahsûlün üçte birisi gibi belirli bir hisse karşılığında kiraya vermek caiz değildir. Böyle bir kiralamaya Muhabere ismi verilir. Keza tarlanın belirli bir tarafın mahsûlünün tarla sahibine âit olması şartının koşulduğu kiralama işi de caiz değildir, demişlerdir. Bunların delilleri tarlaların altın, gümüş ve benzeri mallar karşılığında kiraya verilmesinin Cnizliğini ifâde eden R â f i bin H a -d! c ile Sabit bin Dâhhâk'ın yukarda gecen hadisleridir. (2458 nolu hadis, hattâ 2456 nolu hadis de böyle.)

Bu grubtaki âlimler, tarlaları kiraya vermenin yasaklanmasına dâir hadîsleri iki şekilde tevil etmişlerdir:

Bir yorum şöyledir: Yasaklama, tarlanın sulu kısmından veya şu kıtadan alınacak mahsûl tarla sahibine âit olmak üzere veya mahsûlün üçte bir, dörtte bir hissesi karşılığında yapılan kira işlemine aittir. Nitekim hadis râvileri bu hadîsleri böyle yorumlamışlardır.

îkinci yorum : Söz konusu yasaklama tenzihen mekruhtuk içindir. Bundan amaç, müslümanları yardımlaşmaya (ve ihtiyacından fazla tarlası bulunanların bunu tarım için ücretsiz olarak din kardeşlerine vermeye teşviktir.

Bu iki yorum veya bunlardan birisi zaruridir, Çünkü hadîsler arasında görülen ihtilâf ancak bu şekil yorumlamakla giderilebilir. Buhârî ve başkası şu son yoruma işaret etmişlerdir. Bunun anlamı İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) den de rivayet edilmiştir.

3. R e b İ a : Araziyi yalnız altın ve gümüş karşılığında kiraya vermek caizdir. Başka bir mal karşılığında kiraya vermek caiz değildir, demiştir. (2449 ve 2458 nolu hadîs Rabia için delil sayılabilir) .

4. Mâlik: Araziyi zahire karşılığında kiraya vermek caiz değildir. Fakat altın, gümüş ve başka mallar karşılığında kiraya vermek caizdir, demiştir

5. Ahmed, E b û Yûsuf, Muhamraed bin el-Hasan. M âl i k iler1 den bir cemâat ve başka âlimler: Araziyi altın, gümüş, karşılığında kiraya vermek ve arazi mahsûlünün üçte bir, dörtte bir gibi belirli bir hissesi karşılığında kiraya vermek, yâni bu tür Müzâraa caizdir, demişlerdir. 1 b n - i Süreye. Ibn-i Huzeyme. Hattâbi ve diğer arkadaşlarımızdan muhakkik âlimler de böyle demişlerdir. Kuvvetli ve seçkin görüş de budur. Bu görüşün kuvvetliliğini Müsakat babında anlatacağız." ( N e v e v î' nin sözü bitti.) [34]


13- Bir Kavmin Arazisini Onların İzni Olmaksızın Eken Kimse (Hakkinda Gelen Hadîs) Babı


2466) Râfi bin Hadîc (Radtyallâhü anhyâen rivayet edildiğine göre Resûlullah (SaHallnhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim bir kavmin arazisini onların izni olmaksızın ekerse, ziraattan ona bir şey yoktur ve onun masrafı (arazi sâhiblerince) ödenir.." [35]


İzahı


Tirmizi ve Ebû Dâvüd da bunu rivayet etmişlerdir. Hadîs, bir araziyi gasbedip eken kimseye ziraattan bir şey ve-riimiyeceğin© ve ancak tarla için yaptığı masrafın arazi sahibi tarafından kendisine ödeneceğine delildir. Tirmizi: îlim ehlinin bâzısının uygulaması bu hadîse dayanır. Ahmed ve îshâk'ın kavli de böyledir, demiştir.

Avnü'l'Mabûd yazarı bu hadisin şerhinde özetle şu bilgiyi verir: "îbn-i Reslân, es-Sünen şerhinde şöyle der: T i r m i -z I'nin dediği gibi Ahmed bu hadisi delil göstererek şöyle hükmetmiştir. Sahibinden izin alınmadan ekilen bir arazi, ya ekini biçilip kaldırıldıktan sonra veya ekini henüz ayakta iken sahibi tarafından geri alınır. Eğer arazi sahibi, arazisini hasaddan sonra geri alırsa, kaldırılan mahsul tarlayı gasben ekmiş olana aittir. Bu hükme muhalefet eden bir âlimi bilmiyoruz. Mahsûlün araziyi gas-bedene âit olmasının sebebine gelince, mahsul onun attığı tohumdan meydana gelmiş ve fazlalaşmış bir malı durumundadır. Araziyi gasbeden kişi, bunu sahibine teslim edinceye kadar geçen süre için arazinin kirasını ödemek mecburiyetindedir. Ayrıca, ziraat nedeniyle tarlanın toprağında meydana gelen zayıflığın tazminatını ödemesi ve tarlada ziraattan dolayı açılan çukurları doldurup tarlayı tesviyesi gerekir. Şayet ekin, henüz biçilmemiş iken arazi sahibi, araziye el koyup alırsa, araziye tecâvüz etmiş tarafı, ektiğini kökünden söküp götürmeye zorlayamaz. O yâni tarla sahibi dilerse mütecavizin masrafını öder ve ekin kendisine âit olur. Dilerse ekini, mütecavize bırakır. (Yukarda anlatıldığı gibi arazinin kirasını, toprağın zayıflamasının tazminatını alır ve mütecaviz, hasaddan sonra tarlayı eski hâline göre tesviye eder.) Ebû Ubeyd de böyle hükmetmiştir.

Şafii ve fıkıhçıların ekserisi: Arazi sahibi, mütecaviz tarafı, ekinini kökünden söküp götürmeye zorlama hakkına sahiptir, demisler ve«Hiç bir zâlimin (mütecavizin ekip diktiği) kökü için (veya haksız yere) ekilip dikilen hiç bir kök İçin bir hak yoktur.» hadisini delil göstermişlerdi. Bu gruba göre ekin, tohum sahibine aittir ve tohum sahibi buna karşılık arazi kirasını öder. (Yâni tarla sahibi mütecavizin ektiği ekini kökünden söktü-rebilir ve söktürdüğü takdirde bunu mütecavize teslim etmekle beraber tarlasının işgal edilmiş olduğu süre için mütecavizden kira alır. Şayet söktürmeyip mahsûlü biçme zamanına kadar müsaade ederse gene mahsul mütecavizindir ve mütecaviz tarlanın kirasını öder.)

İbn-i Reslân daha sonra ilk grubun başka bir delilini zikretmektedir. Bu arada özetle şöyle der: Şafiî ve arkadaşlarının gösterdikleri delil dikilip yer altına uzun kök salan fidanlar hakkındadır. Râfi (Radıyallâhü anhj'ın hadisi ise ekilen tanm hakkındadır. Durum bu olunca iki hadis arasında bir çelişki söz konusu olmaz ve her iki hadisle amel edilir.

Ş e v k â n i' nin beyânına göre Mâlik ve Medine-i Münevvre âlimlerinin ekserisi ilk grub gibi hükmetmişlerdir.

Hadîsin; cümlesinin mânâsı şudur: "Tarlayı gasbede adama tarlada yaptığı ekim, sulama, tohum ve diğer masraflar tarla sahibi tarafından ödenir." Bir kavle göre bu cümledeki nafakadan maksad ziraatın değeridir. Yâni ziraatın kıymeti takdir edilir ve takdir edilen kıymet ne ise tarla sahibi tarafından adama Ödenir. İlk mânâ hadisin zahirine daha uygundur." [36]



14- Hurma Ağaçları Ve Üzüm Bağları (Müsâkat) Muamelesi Babı


Bu bâbtaki hadislerin tercemesine geçmeden önce Müsâkat'ın tarifini yapalım. Çünkü bu bâbtaki hadisler Müsâkat'ın meşruluğu hakkındadır.

Müsâkat kelimesi Sakıy kelimesinden alınmadır. Sakıy kelimesinin lügat mânâsı sulamaktır. Müsâkat fıkıh ıstılahında şuna denilir : Hurma ağaçları ve üzüm asmaları sahibi bunu bir adama teslim eder. Adam bunların sulama, islah ve her türlü bakın* işlerini gdrür. Elde edilen meyvalar pazarlığa göre aralarında taksim edilir. Bu işleme âit yapılan akid Müsâkat'dır. Müsâkafın hükmü ve hangi ağaçlar için yapılabileceği konusundaki ilmi görüşler hadislerin izahı bölümünde verilecektir. Ekinler hakkında yapılan benzerî işleme Müzâraa, Muhabere ve Muhâkale ismi verildiği bundan önce geçen bâblarda anlatılmıştı. Şu halde bahçe sahibi ile bahçıvan arasında yapılan ortaklık akdine Müsâkat denilir. Tarla sahibi ile tarlayı ekip biçen ziraatçı arasında akdedilen ortaklığa Müzâraa, Muhabere ve Muhâkale veya Haki ismi verilir.



2467) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâkü ankümâydan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî (Hayber arazisinden) çıkan meyvadan ve ekinden yansı Hayber (in yahûdi) halkına âît olmak üzere onlarla (müsâkat ve müzâraa) muamelesini yaptı."



2468) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâkü anhümâ)'dzn; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber hurmalıklarını

ve arazisini bundan alınacak meyva ve ekinin yarısı karşılığında

Hayber (m yahûdî) halkına (müsâkat ve müzâraa muamele usûlü

ile) verdi."

Not : Zevald'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan el-Hakem bin Uteybe'nln Mıksem'den yalnız dört hadis rivayet ettiğini ŞuTse söylemiştir. Buradaki fbn-1 Ebl Leyla'nın adı Muhanuned bin Abdirrahman olup zayıf bir rftvldir.



2469) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ank)'den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber*! fethedince burayı (yâni buranın hurmalıklarını ve tarlalarını yerli halkına) meyva ve ekinin yansı karşılısında (Müsâkat ve müzâraa usûlü ile) verdi."

Not: Zevâid'de söyle denilmiştir. Bunun senedinde bulunan Müslim bin Keysan'ın zayıf olduğunu Ahmed. tbrvi Muin ve başkaları söylemiştir. [37]


İzahı


I b n - i Ömer (Radıyallâhü anhî 'm hadisini N e $ â 1 hâriç, Kütüb-İ Sitte sahihlerinin hepsi rivayet etmişlerdir. İ bn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'ın hadisini Ahmed de rivayet etmiştir.

Müsâakat ve müzâraa'nın ne demek olduğunu bu babın girişinde beyân etmiştim. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Hay-b e r' i fethettikten sonra buranın hurmalıklarını müsâkat, tarlalarım da müzâraa usûlü ile yerli halkına vermiştir. Bu yerde oturan yahûdiler hurmalıklarda çalışıp gerekli bakım ve hizmetini yapacaklar, tarlaları ekip biçecekler ve alınacak meyva ve hububatın yansı bunlara verilecek, diye akid yapılmıştı. Bu hadislerden anlaşıldığı üzere müsâkat akdinin sahih sayılabilmesi için bahçe sahibi ile bahçıvanın mahsûldeki hisselerinin tâyin ve tesbiti gereklidir. Müzâraa da böyledir. Bir tarafın hissesi meçhul bırakılınca yapılan akid sahih sayılmaz.

ilk hadisteki "Semer = meyva" kelimesi müsâkat'a ve '*Z«f' s ekin" kelimesi de müzâraa'ya işarettir.

N e v e v i' nin açıkladığı gibi bu hadîsler müsâkat akdinin meşruluğuna delâlet eder. Mâlik, Sevri, el-Leys. Şafii. Ahmed hadlsçilerin bütün filancaları, Zahiriye mezhebi mensublan ve âlimlerin cumhuru, müsâkatın câizliğine hükmetmişlerdir. Fakat Ebû Hanif e'ye göre müsâkat işlemi caiz değildir. Hattâbî: Ebû Hanife' nin iki arkadaşı yâni Ebû Yûsuf ile Muhammed cumhûr'un kavli ile hükmetmişler, demiştir.

Avnü'l-Mabûd yazarı: Bu hadisler müzâraa ve muhabere muamelesinin câizliğine hükmeden âlimler için kuvvetli delillerdir. Keza hurma, üzüm ve diğer meyva bahçeleri için müsâkat işleminin câizliğine delâlet ederler. Cumhurun kavli de böyledir. Fethü'1-Bâri'-de beyân edildiği gibi Ebû Hanife ve Züfer: Müsâkat hiç bir surette caiz değildir. Çünkü müsâkat, henüz mevcud olmayan veya meçhul olan meyva üzerinde yapılan bir kira işlemidir. Bilinmeyen bir meblâğ veya henüz var olmayan bir mal karşılığında kira işlemi yapılmaz, demişlerdir.

Müsâkatın câizliğine hükmedenler ise bu görüşe şöyle cevab vermişlerdir: Müsâkat, karma ortak olmak üzere bir malda çahşmak için yapılan bir akiddir. Bu itibarla müsâkat, sermaye bir taraftan ve çahşmak diğer taraftan olmak üzere yapılan ve Mudârebe ismi verilen ortaklık gibidir. Mudârebe işinde de emek sahibi kâra ortak olmak üzere parayı çalıştırıyor. Halbuki, kâr edilip edilmeyeceği ve edildiği takdirde ne kadar olacağı bilinmemektedir. Başka alanlarda da kira işlemi yapılmaktadır. Halbuki kiralanan şeyden sağlanacak yarar henüz meydanda yoktur. Müsâkat da böyledir. Bir nass veya icmâ'ın bir kıyasla iptali mümkün değildir.

Müsâkat'm bütün meyva ağaçlarında caiz olduğunu söyleyenler B u h â r i' nin bazı rivayetlerinde bulunan;

-Hurmalıklardan ve ağaçlardan çıkan (meyvalar)ın yarısı karşılığında» ifadesidir. Bâzı rivâ-yetlerde de «her ekinden, hurmalıktan ve ağaçtan...» denilmektedir.

Bu hadîsler delil gösterilerek, ekinin tohumu tarla sahibinden veya toprağı işletenden olmasmda bir sakınca yoktur, denilmiştir. Çünkü hadîslerde buna dâir bir kayıt yoktur. Keza yılların sayısı belirtilmeden müsâkat ve müzâraa işlemi yapılır, diyenler bu hadîsleri delil göstermişlerdir. Durum böyle olunca bahçe ve tarla sahibi dilediği zaman bahçıvanın ve tarlayı işletenin alâkasını kesebilir.

N e v e v î de Müsâkat ve Müzâraa kitabının baş kısmında özetle şöyle der:

"Müsâkat'ın caiz olmadığını söyleyen Ebû Hanife: Hayta e r savaşla fethedilmiş olup bu yer halkı Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in köleleri idi. Bu itibarla H a y b e r bahçeleri ile tarlalarının bütün mahsûlü O'na aitti. Yerlilere verdiği mahsûl de O'na aitti, demiştir. Cumhur ise bu hadîsler ile benzerî hadîslerin zahiri ile hükmetmiştir.

Kadı : Hay ber'in savaşla mı, sulh yoluyla mı yoksa yerlileri başka yere sürmek suretiyle müslümanlarm eline geçtiği yolunda ihtilâf vardır. Bu hususta başka görüşler de vardır. En sıhhatli görüş, bunun bir kısmının savaşla ve kalan bölgenin sulh yoluyla alındığıdır. Mâlik, onun arkadaşları ve tbn-i Uyey-n e' nin kavli de budur. Her görüşün dayanağı durumunda varid olan eserler mevcuttur, der.

N e v e v I daha sonra şöyle der:

Hangi ağaçlar için müsâkat'ın câizliği hususunda da ihtilaf vardır:

1. Davud'a göre yalnız hurma ağaçlan için caizdir.

2. Ş â f i I' ye göre hurma ve üzüm ağaçları için caizdir. Başka ağaçlar için caiz değildir.

3. M â 1 i k' e göre bütün meyva ağaçlan için caizdir. Ş &-fil' nin de böyle bir kavli vardır.

D â v û d : Hurma ağaçlarında müsâkat bir ruhsattır. Bir nass ile bir şeye ruhsat verildiğinde, o şeyin dışında kalanları ruhsatın içine almak caiz değildir, demiştir.

Şafiî de müsâkat'ın hurma ağaçlan için verilen bir ruhsat olduğunu söylemekle beraber; üzüm bağlan şer'î hükümlerin ekserisinde hurma ağaçlan gibi olduğundan bu noktada da hurma ağaçlan gibidir, demiştir.

Mâlik ise: Hurma ağaçlannda müsâkat, ihtiyaç ve maslahat için caiz görülmüştür: Bu neden, diğer ağaçlarda da mevcuttur. Bu itibarla diğer ağaçlarda da müsâkat caizdir, demiştir.

tbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinde bulunan;

«Meyva veya ekinden» ifâdesini delil gösteren Şafii ve omjn görüşünde olanlar: Müsâkat dolayısıyla yapılan müzâraa işlemi sahihtir, demişlerdir. Halbuki bunlara göre müstakil olarak müzâraa akdini yapmak caiz değildir. Yâni bir adam hurma bahçesini veya üzüm bağını müsâkat usûlü ile bir bahçıvana verdiği zaman bu işleme tâbi olmak üzere tarlasını da müzâraa usûlü ile ayni adama verebilir. Nitekim H a y b e r' de de böyle olmuştur. Fakat bir tarla sahibi kendi tarlasını müzâraa usûlü ile bir kimseye veremez.

Mâlik ise: Müzâraa ne müsâkata tâbi olarak ne de bağımsız olarak caiz değildir, demiştir. Ancak bir adam bahçesini müsâ-kat usûlü ile bir bahçıvana verirken, ağaçlar arasında kalan boşluğu ekmek üzere bahçıvanla müzâraa akdini yapabilir, demiştir.

Ebû Hanîfe ile Züfer ise: Gerek müsâkat ve gerekse müzâraa caiz değildir. İster bunlar ayrı ayrı olsun ister beraber olsun, ister birisi diğeri dolayısıyla olsun her hâl ve durumda caiz olmaz. Bu hususta yapılan akid bâtıldır, demiştir.

îbn-i Ebi Leylâ, Ebû Yûsuf, Muhammed, Küfe" nin diğer âlimleri, hadîsçilerin fıkıhçıları, A h m e d, İbn-i Huzeyme, îbn-i Şüreyh ve diğerleri: Müsâkat ve müzâraa beraber veya ayrı ayn yapılabilir, demişlerdir. Ne-v e v i bu son görüşün daha kuvvetli olduğunu söyleyerek bu bâb-taki hadisleri delil göstermiş ve diğer görüşlere karşı çıkmıştır. N e -v e v î daha sonra şöyle der:

Müsâkat'ın belirli bir süreye bağlanması şarttır. Cumhurun görüşü budur. Çünkü müsâkat da kira gibidir. Kaç yıllık olduğu belirtilmelidir. Cumhur burdaki hadîslere cevaben: Bu hadîsler böyle yorumlanır, demişlerdir. Bir kavle göre belirli bir süreye bağlamadan sureye oagiamacian müsâkat'ın câizliği İslâmiyet'in ilk dönemine ve Resül-i Ekrem (Aley-hi's-salâtü ve's-selâm)'e mahsustur. Ebû Sevr: Müsâkat için bir süre belirtilmediği takdirde, bir yıllık olarak kabul olunur, demiştir, Z â h i r i y y e mezhebi mensublan ise bu hadislerin zahirine bakarak, müsâkat'ın belirsiz bir zaman için yapılmasının caiz-ligine hükmetmişlerdir." [38]



15- Hurma Ağaçlarını Telkih (Döllendirme) Babı


2470) Talha bin Ubeydillah[39] (Radtyallâhü anh)'den; ŞÖyl^ demiştir :

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in beraberinde bir hurma bahçesinin yanından geçtik. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hurma ağaçlarını döllendirmekte olan bir topluluk gördü ve:

«Şu adamlar ne yapıyorlar?» diye sordu. (YanmdakÜer) :

Onlar erkek hurma ağacın (m çiçeğin) den (bir parça) alıp dişi hurma ağacı (çiçeği) ne koyuyorlar (döllendiriyorlar), dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahâ Aleyhi ve Sellem) :

«Bunun bir yarar sağlıyacağını sanmıyorum» buyurdu. Resûl-i

Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu sözü onlara ulaştı. Onlar da bu işi bıraktılar ve hurma ağaçlarından indiler. Durum Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ulaşınca şöyle buyurdu:

«O (söylediğim) söz ancak bir zandır. Eğer telkih (döllendirme) bir yarar sağlıyorsa bunu yapınız. Çünkü ben ancak sizin gibi bir beşerim. Zan da şüphesiz (gâh) isabet etmez ve (gâh) isabet eder. Ve lâkin ben.- Allah (şöyle) buyurdu, diyerek size bir şey söyleyince Allah adına yanılmam (veyahut) velâkın ben: Allah (şöyle) buyurdu, diyerek size söylediğim sözde Allah adına yanılmam.»"



2471) Aişe (Radiyallâhü anhâ)\\i\n\ Şöyle demiştir:

peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir gün) bâzı sesler işitti ve :

«Bu ses nedir?» buyurdu. (O'nun yanında) olanlar: Hurma ağaçları (sesi)dir. Bunları döllendiriyorlar, diye cevab verdiler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«(Bunu) yapmasaydılar (kanımca meyvasi) iyi olurdu.» buyurdu. Bunun üzerine (ilgililer) o yıl döllendirme işini yapmadılar. (Fakat ağaçların verdiği) mahsûl şıys (yâni çekirdeği pekişmemiş, âdi

hurma) oldu. Sahâbiler (bu durumu) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlattılar. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:

«(Yapmak istediğiniz) bir şey dünyanız işinden olursa onunla ilgili bilginiz (esas) dır. O şey dininizin işlerinden olursa (onun hükmü) bana âiddir. [40]


İzahı


Bu iki hadisi Müslim Fadâil kitabında rivayet etmiştir. Müslim'in Âişe ve Enes1 den olan rivayetinde Resûl

Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) :«Dünyanızın işini siz daha iyi bilirsiniz.» buyurmuştur.

Telkih ve Te'bîr Arap dilinde müteaddid mânâlara gelir. Burada hurma çiçeklerini döllendirme mânâsına gelmiştir. Bilindiği gibi meyva çiçeklerinde döllenme işi rüzgâr ve böcekler vasıtasıyla yapıldığı gibi başka yollarla da yapılabilir. Bu işe bazen tozlaşma da denilir- Hurma çiçeklerinde yapılan dölleme şekli hadîsin metninde anlatılmıştır. Erkek hurma çiçeğinden bir parça alınıp dişi hurma çiçeğine yerleştirilir. Döllenen hurma çiçeklerinin verdiği hurma olgun ve dolgun olur. Döllenmeyen ağaçların hurmaları ise Şıys olur. Şıys kelimesi lügat kitablarmda adî hurma ve çekirdeği pekişmemiş hurma mânâlarına açıklanır.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in «Dölleme işinin bir yarar sağlıyacağını sanmıyorum» sözü ile ilgili olarak Sindi: Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu sözünde doğrudur ve aksi çıkmamıştır. Çünkü gerçekten öyle sanıyordu. Eğer döllemenin bir yarar sağladığım sandığı halde yarar sağladığını sanmadığını söylemiş olsaydı, sözünün hilafı çıktı diye bir şey hatıra gelebilirdi. Hâşâ böyle bir şey söz konusu değildir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in buyurduğu "Ekzibe" fiili de yanılma mânâsına yorumlanır. Yâni dînî bir hükmü bildirirken O'nun yanılması mümkün değildir, demiştir.

N e v e v î de bu hadîslerin şerhinde özetle şöyle, der :

"Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in, şer'i bir mesele hakkında kişisel ictihâdda bulunduğu zaman bununla amel etmek ve buna uymak zorunludur. Fakat dünya işleri hakkında şer'î bir hüküm olmamak üzere kişisel görüş ve danışma mâhiyetinde bir söz söylerse buna uymak dînen vâcib değildir. Hurma ağaçlarının döllenmesi meselesi hakkında buyurduğu ilk söz bu nevidendir. Bunun içindir ki «Dünya işini siz daha iyi bilirsiniz.» buyurulmuştur.

Âlimler yukardaki durumu beyân ettikleri gibi Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in hurma döllenmesine âit sözünün bir durumu bildirmek değil bir zannı ifâde etmekten ibaret olduğunu, nitekim bâzı rivayetlerde bunun belirtildiğini söylemişlerdir. Dünya işleri hakkında O'nun bir zan sahibi olması ve zannettiği duruma aykırı bir durumun belirmesi O'nun için bir noksanlık sayılamaz. Bir peygamber'in bir dünya işinde yanılabilmesinin sebebi ise onların din işlerine önem vermeleri ve dünya işleriyle pek iştigal etmemeleridir."

İkinci hadîste geçen; sözündeki; kelimesi "Şe nu" diye okunabilir. Şe'n kelimesi Arap dilinde durum, hâl, iş, taleb, önemli iş, büyük iş, büyük hâl, huy, tabiat gibi mânâlara gelir. Bir de şuur mânâsına gelir. Müslim' deki rivayet bu son mânâyı kuvvetlendirdiği için böyle terceme ettim.

Bu kelime "Şe'ne" şeklinde de okunabilir kanısındayım. Bu takdirde mefûl-i mutlak durumunda olup onu nasbeden fiil "İş'enû"dur. Ve mânâ şöyle olabilir : «Dünya işinize kendiniz yönelinîz, sarılınız, bakınız...»

Sözü edilen kelime "Şeene" diye hareketlenmiştir. Bunun bir kalem hatâsı olduğu kanaatin dayım. Çünkü gerek gramer ve gerekse lügat bakımından uygun bir mânâ bulamadım. [41]


Hadîslerden Çıkarılan Hükümler


1. Hurma ağaçlarının döllenmesini sağlamakta bir sakınca yoktur. Diğer ağaçların hükmü de aynidir.

2. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in bir dînî hükmün beyânı hususunda yanılması mümkün değildir. Fakat dînî bir hüküm mâhiyetini taşımıyan ve tamamen bir dünya işine âit bir meselede Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in yanılması, yâni o mesele hakkındaki zan ve kanaatinin aksine bir durumun görülmesi mümkündür. Çünkü böyle bir zannm din ile alâkası yoktur. Tamamen dünyaya âit bir mesele ile ilgilidir. Böyle bir zan, Risâlet makamı için bir noksanlık getirmez.

3. Dünya işlerimizi görürken meşru olmak kaydıyla en uygun, yararlı ve kazançlı olanı seçmekte serbestiz. Fakat dinle ilgili sorunların çözümlenmesi için aklımızı hakem yapıp fetva vermemiz mümkün değildir. Mutlaka şer'î delilleri tetkik ve tahlil eden İslâm âlimlerinin beyanlarına göre hareket etmek zorunluluğu mevcuttur. [42]


16- Müslümanlar Üç Şeyde Ortaktırlar, Babı


2472) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâ)'âan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, otta ve ateşte. Bunun (satılmak suretiyle alman) bedeli de haramdır.»

Ebû Saîd demiş ki: Sudan maksad akar sudur."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Abdullah bin Hırâş'ı Ebû Zur'a, Buhâri ve başkaları zayıf saymışlar. Muhammed bin Ammâr el-Mevsıli de : O, kezzâbtır, demiştir.



2473) Kbû Hüreyre (Radıya/Iâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellcnt) şöyle buyurmuştur :

«Üç şey vardır ki vermemezlik edilmezler: Su, ot ve ateş.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu, sahih bir isnaddır ve râvileri mevsuk (güveniliri zâtlardır. Çünkü Muhammed bin Abdillah bin Yezid Ebû. Yahya el-Mekkî'yi Nesâî, İbn-İ Ebi Hatim ve başkaları sıka saymışlardır. Senedin kalan râvîleri de Buhâri ile Müslim'in şartı üzeredirler.



2474) Âişe (Radtyatlâhü anhâ)\\-An rivayet edildiğine göre kendisi (bir gün Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e) :

Yâ Resûlallah! Vermemezlik edilmesi helâl olmayan şey nedir? diye sordu. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Su, tuz ve ateş», diye cevab verdi, Âişe dedi ki: Ben:

Yâ Resûlallah! (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Şu suyu (esirgememeyi) anladık. Peki, tuz ve ateşin durumu nedir? diye sordum.

Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bana hitaben) :

«Yâ Humeyrâ! Kim bir (parça) ateş verirse, o ateşin pişirdiği yemeğin tamamını sadaka etmiş gibi (sevab kazanmış) olur. Ve kim bir (parça) tuz verirse, o tuzun güzelleştirdiği yemeğin tamâmını sadaka etmiş gibi (sevab kazanmış) olur. Kim Su bulunan yerde bir müslümana bir içim su içirirse bir rakaba (köle - câriye) yi âzadla-nuş gibi (sevab kazanmış) olur ve kim su bulunmayan yerde bir müslümana bir içim su içirirse onu ihya etmiş gibi (sevab sahibi) olur.»"

Not ; Zevâid'de şöyle denilmiştir : Râvi Ali bin Zeyd bin Ced'ân'm zayıflığı nedeniyle bu sened zayıftır. [43]


İzahı


Bu bâbtaki hadisler Zevâid türündendir. Ebû Dâvûd ilk hadisin mislini muhacirlerden bir adamdan merfû olarak rivayet etmiştir. Oradaki rivayette o muhacirin ismi belirtilmemiştir. Sahâ-binin isminin mechûl kalması hadisin sıhhatini pek etkilemez.Birde şu var: Ordaki rivayette hadîsin sonundaki; «ve bunun bahası haramdır.» cümlesi yoktur.

Avnü'l-Mabûd yazan bu hadisin şerhinde şu bilgiyi verir: "Hadisteki sudan maksad, bir kimsenin çalışarak meydana getirdiği veya kanal ve arklar kazmak suretiyle elde ettiği ya da kendisine ait kablarda, havuzlarda, depolarda ve benzeri özel yerlerde toplamakla sâhib olduğu sular dışında kalan kısımlardır.

Kelâ: Yaş ve kuru ot manasınadır. Hattâbi: Bu kelime ile kascledilen mânâ, kimsenin mülkiyetinde olmayan arazilerde bulunan ve umûmun yararlanabildiği meralardaki otlardır. Bu nevi meralar umûma ait olduğu için herhangi bir kimse burdaki otları kendi inhisarı altına alamaz ve başkalarım bundan yararlanmaktan menedemez. Fakat bir kimsenin arazisinde bulunan otlar onun malıdır. Kendisinin izni olmaksızın hiç kimse o ottan yararlanamaz, koparıp götüremez, demiştir.

Halkın ateşte ortak olmasından maksad, açıkta yakılan ateşin ışığından herkesin istifâde edebilmesi ve lâmba gibi aydınlatma araçlarını bundan yaktırabilmesidir. Lâkin bir kimsenin yaktığı ateşin közünden bir parça almak onun iznine bağlıdır. Ondan izin almak-sızın közünden alıp götürmek caiz değildir. Çünkü közden bir parça almakla ateşin mikdarı azaltılmış, hattâ sönmesine sebebiyet verilmiş olabilir.

Bir kavle göre ateşten maksad, ateşi yakmakta kullanılan bir nevî taştır. Bu taş nevî kimsenin mülkiyeti altında olmayan bir arazide bulunduğu takdirde, kimse bunu vermemezlik edemez.

Ş e v k â n î, en-Neyl'de : Bilinmelidir ki bu konuda rivayet olunan hadîslerin tümü, anılan üç şeyde su, ot ve ateş genel bir ortaklık hakkının varlığına delildir. Bu hüküm umûmidir. Yâni şu veya bu su, şöyle olan ot, böyle olan ateş, diye bir kayıdlama ve sınırlandırma durumu hadîslerde yoktur. Bu hadîslerin umûmî olan hükmünü husûsüeştirecek özel bir delil olmadıkça anılan maddelerin herhangi bir nevî bu hükmün dışında kalmaz. Bu hadislerden daha genel olan hadîsler delil gösterilmek suretiyle bu hadîslerin hükmü husûsîleştirilemez. Meselâ: «Bir kimsenin gönül hoşluğu olmadıkça onun malı Kiç kimseye helâl olmaz.» hükmünü ifâde eden genel hadîsler burdaki hadîslerin hükmünü husûsîleştirmez. Çünkü, anılan üç maddenin mal sayıldığı tesbit edilmedikçe o tür hadîsler bu konuda delil olmaya elverişli olmaz. Anılan üç maddenin mal sayılıp sayılmaması ise bilindiği gibi ihtilâf konusudur, der."

Sindi de : Âlimlerden bir cemaat hadîsin zahirini tutarak: Su, ot ve ateş hiç bir surette kimsenin malı sayılamaz, satılamaz ve temlik edilemez, demiştir. Fakat âlimler arasında meşhur olan kavle göre ottan maksad kimsenin özel malı olmayıp umûma âit ot kısmıdır. Sudan maksad da, mâliki olmayan gökten inen sular, kaynak suları ve nehir - çay sularıdır. Ateşten maksad ise, sâhibsiz araziden toplatılıp yakılan odunlardan hâsıl olan ateştir. Şayet bir adam bir suyu alıp kablarma koymak suretiyle mâliki durumuna geçerse, bunu satması caizdir. Ot ve ateş de böyledir, demiştir.

A i ş e (Radiyallâhü anhâ)'dan rivayet edilen son hadîsi İ b-nü'1-Cevzi, mevzu hadîsler arasında anmıştır. S i n d î bu hadîsin haşiyesinde şöyle der :

"Suyu t i, en-Nihâye'de: Humeyrâ1, Hamrâ'nın tasgir ismidir. (Yâni Arapça kurallarına göre küçültülmüş isimdir.) Beyaz renkli kadm anlammadır. (Hamrâ kelimesi Ahmer kelimesinin mü-ennesidir. Kırmızı mânâsını ifâde eder. Ahmer kırmızı erkek, ham-î"â da kırmızı kadın demektir. Humeyrâ ise kırmızıya çalan, yâni az kırmızı olan kadın demektir. Humeyrâ kelimesi  i ş e CRadıyal-lâhü anhâ) için kullanılmış bir lâkab mahiyetindedir.) Bâzı âlimler: Humeyrâ lâkabı kullanılan bütün hadîsler zayıftır. Yalnız Hâki m'in rivayet ettiği bir hadis bunun dışındadır, t S i n d i bu hadîsi de anmış ise de konumuz dışında olduğu için o hadîsi buraya geçirmeye gerek görmedim.)

Sindî, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi ile ilgili olarak: Bana öyle geliyor ki bu hadîsten kasdedilen mânâ şöyledir : "Su ve ateş gibi pahalı olamayan mebzul şeyler konu komşudan ve muhtaç kimselerden esirgenmemeli, vermemezlik edilmemelidir," diye bilgi verir.

"Tuzun vermemezlik edilmemesi" emri ile ilgili olarak H a t -tâbi: Bunun mânâsı şöyledir : Tuz, kimsenin mülkiyeti altında olmayan bir arazi veya bir dağda bulunan madeninde iken kimse kimseyi bunu almaktan menedemez. Ama bir adam tuzu ordan alıp götürmek suretiyle mülkiyetine geçirirse veya kendi mülkiyeti altında bulunan bir yerden tuz istihsal ederse, onun malı olur. Başkasını bundan menedebilir ve bunu satabilir. Diğer mallarında her çeşit tasarruf hakkına sâhib olduğu gibi bunda da her nevî tasarrufta bulunabilir, demiştir. [44]


17- Nehirlerin Ve Pınarların Iktâı (Devlet Büyüğünce Bir Kimseye Verilmesi) Babı


Bu babın hadîsinin tercemesine geçmeden önce Iktâ kelimesini açıklıyayım:

E 1 - K a a r i: İktaa: Yerin belirli bir kıtasını bir kimseye vermektir, demiştir. Avnü'I-Mabûd yazarı da: İktaa: Sâhibsiz bir araziyi belirli kimselere tahsis etmektir. Bu arazi bir toprak parçası olabildiği gibi bir maden ocağı ve çevresi de olabilir. Böyle bir tahsis yapılınca başkası o yerden yararlanamaz. Böyle bir tahsisin yapılabilmesi için o yerin herhangi bir kimsenin malı olmaması gerekir.

İbnü't-Tin de: Bir tahsisin İktaa sayılabilmesi için bir arazi veya akar olması şarttır. İktaa ancak sulh yoluyla fethedilen topraklarda uygulanabilir. Bir müslümanın veya andlaşmalı bir gayr-i müslim'in mülkiyetinde bulunan bir gayr-i menkûlde İktaa olamaz. İktâa mülkiyet veya intifa hakkının verilmesi şeklinde yapılabilir.

Hangi arazi ve mâden türünde İktaa olabileceği ve hangisinde yapılamıyacağı hususu hadîsin izahı bölümünde anlatılacaktır.



2475) Ebyad bin Hammâl (RadtyaUâhü

[30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/602-603

[31] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/603-604

[32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/604

[33] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/604-606

[34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/606-607

[35] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/607-608

[36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/608-609

[37] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/609-611

[38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/611-614

[39] Hâl tercemesi 125-128 nolu hadîsler bölümünde geçti.

[40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/5-7

[41] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/7-8

[42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/8-9

[43] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/9-11

[44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/11-13

[45] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/13-15

[46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/15-18

[47] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/18-19

[48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/19-20

[49] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/21

[50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/22-23

[51] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/23-24

[52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/25-26

[53] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/26-27

[54] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/27-30

[55] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/30-31

[56] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/31-33

[57] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/33-34

[58] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/34-36

[59] Bu aâtıii hâl tereemesi 17. hadîste geçti.

[60] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/36-37

[61] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/37-39

[62] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/39-40

[63] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/40-41

[64] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/42-43



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam