SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > ŞUF’A KİTABI

 

islam

help 2.30.17 17-Sufa previous next

HADİS KİTAPLARI > SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > 17-Sufa
17-ŞUF’A KİTABI

Şuf'a Hakkı Hangi Mallarda Ve Kimler İçin Var?

Hanefî Mezhebinde Şuf'a Hakkını Doğuran Nedenler

Bir Kimse Akar Ortağının İzniyle Kendi Hissesini Başka Bir Kimseye Sattıktan Sonra. O Ortak Şuf'a Hakkı İle O Hisseyi Alabilir Mi?

1- Kim Ribâ' (Ev, Arsa, Tarla, Bahçe) Satarsa (Satmadan Önce) Ortağına Bildirsin, Babı

2- Komşuluk Sebebiyle Olan Şuf'a Babı

3- (Ortak Akar Taksim Edîlîp) Sınırlar Tâyin Edilince Artık Şuf'a (Hakkı) Olmaz, Babı

4- Şuta Hakkını Talep Etme Babı

17-ŞUF’A KİTABI


Şuf'a: Bu kelimenin açıklaması ile ilgili olarak el-Fetih yazarı: Şuf'a: Arap dilinde Şefi' masdannda.n alınmadır. Şefi' çift manasınadır. Şuf'a kelimesinin Şer-i Şerifteki mânâsı ise: Bir ortağın yabancıya intikal eden hissesinin ayni fiyatla diğer ortağa intikal etmesi hakkıdır, demiştir.

El-Fetih yazarının yukarda anılan tarifi Şuf'a hakkının ortağa mahsûs olup komşu için böyle bir hakkın bulunmadığını söyleyen âlimlere göredir. Ev, akar ve bahçe komşusu için de Şuf*a hakkının bulunduğu görüşünde olan ilim ehline göre Şuf'a'nm Şer'î mânâsı şöyledir; Satılan bîr taşınmaz malın satıldığı fiyatla satıcının o maldaki ortağına, ortağı yoksa mala bitişik komşuya ayni fiyatla öncelikle devredilmesi hakkıdır. Yâni satıcının ortağı, o yoksa komşusu dilerse o satışı geçersiz kılıp ayni fiyatla mülk edinme hakkına sahiptir. [1]


Şuf'a Hakkı Hangi Mallarda Ve Kimler İçin Var?


Bu hususta özlü bilgi veren Nevevi, Müslim'in Şuf'a babında şöyle der:

1) Müslümanlar henüz ortaklar arasında taksim edilmemiş olan akar nevinde ortaklar için Şuf'a hakkının bulunduğu hususunda icmâ etmişlerdir. Âlimler: Şuf'a hakkının tanınmasının sebebi ve hikmeti ortağın zararının giderilmesidir. Bu hakkın yalnız akarlar-

da bulunmasının hikmeti de bu nevi mallarda çok yönden zarara uğramanın mümkün olmasıdır, demişler.

2) Âlimler, hayvanlarda, elbiselerde, ev eşyalarında ve diğer taşınır mallarda şuf'a hakkının bulunmaması hususunda da ittifak etmişlerdir. Kadı I y â z : Bâzı adamlar buna muhalif kalarak ticâret eşyasında da şuf'a hakkının bulunduğunu söylemişlerdir. Bu hüküm A t â' dan rivayet edilmiştir. Kendisi: Her şeyde hattâ elbisede bile şuf'a hakkı vardır, demiştir. Îbnü'l-Münzir bu kavli kendisinden nakletmiştir. A h m e d' den yapılan bir rivayete göre hayvanlarda ve münferid binada, yâni arsa hâriç olmak üzere sırf yapıda şuf'a hakkı vardır.

3) Ortaklar arasında taksim edilmiş, yâni ifraz edilmiş akare yâni taşınmaz mala gelince, komşular için şuf'a hakkının bulunu |j bulunmadığı hususunda âlimler arasında ihtilâf vardır. Şöyle ki:

a) Mâlik. Şafii, Ahmed ve Cumhûr'a göre komşuluk nedeniyle şuf'a hakkı yoktur. İbnü'l-Münzir'in anlattığına göre Ömer bin el-Hattâb, Osman bin Affa, n, Said bin el-Müseyyeb, Süleyman bin el-Yesâr, Ömer bin Abd i laziz, Zühri, Yahya el-Ensârî, Ebü'z-Zinâd. Rebia, Mâlik, Evzâî, el-Muğire bin Abdirrahmân, Ahmed, fshâk ve E b ü S ev r böyle hükmetmişlerdir.

b) Ebû Hanife ve Sevri ise komşuluk nedeniyle de şuf'a hakkının bulunduğuna hükmetmişlerdir. Allah daha iyi bilir. Allah cümlesinden râzi olsun.

4) Müslüman ile zimmî arasında da şuf'a hakkı var mı?

Şuf'a hakkına ait hadîslerin metinleri umumi olduğu için müs-lümanın zimmi aleyhinde şuf'a hakkı bulunduğu gibi zimmînin de müslüman aleyhinde şuf'a hakkı vardır. Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafii ve cumhurun kavli budur.

Sabi, el-Hasan ve Ahmed'e göre zimmî'nin müslüman aleyhinde şuf'a hakkı yoktur.

5) Şehirde oturan kimseler için şuf'a hakkı bulunduğu gibi şehirde oturmayıp köyde ikamet eden bir kimse de şuf'a hakkına sahiptir. Ebû Hanife, Şafii, Sevri, Ahmed, I s -hâk ve Îbnü'l-Münzir böyle hükmetmişlerdir. Cumhurun kavli de budur. Fakat Sabi: Şehirde oturmayan bir kimse için şuf'a hakkı yoktur, demiştir." [2]


Hanefî Mezhebinde Şuf'a Hakkını Doğuran Nedenler


Hanefî mezhebine göre bir akarda şuf'a hakkına sahip olabilmek için:

1. O akara ortak olmak.

2. Akar'm mülkiyetinde ortak olmamakla beraber akara giden özel yolda veya sulama işinde kullanılan özel suya ortak olmak gibi haklarda akara ortak olmak. Meselâ ifrazı yapılmış olan tarlaları sulayan özel bir su vardır. Bu su o tarlalara aittir. Tarlalar ifraz edildiği için her tarlanın sahibi ayrıdır. Fakat hepsi o suya ortaktır. Su ortaklığı da şuf'a hakkına bir nedendir. Keza tarlalar arasında açılmış bir yol o tarlaların özel bir yolu olup bu yol çıkmaz bir yol olduğu için. tarla sahiplerinden başkasının o yoldan yararlanma hakkı yok ise tarla sahipleri bu özel yola ortak olduğundan yol ortaklığı da şuf'a hakkına neden olur.

3. Akarın mülkiyetinde veya haklarında ortak olmamakla beraber bitişik komşu olmak. Bu da şuf'a hakkına bir nedendir. Meselâ iki tarlanın yolu ayrı olmakla beraber tarlalar birbirine bitişiktir. Bu da şuf'a hakkını doğurur.

Evler de tarla gibidir. Meselâ bir çıkmaz sokak içinde bulunan ve kapıları ayni avluya açılan iki daireden biri iki kişinin ortak malıdır. Ortaklardan birisi kendi hissesini satarsa şuf'a hakkı öncelikle onun ortağımndır. Ortağı istekli olmadığı takdirde şuf'a hakkı avluya ortak olan diğer dâire sahibinindir. O da istekli olmayınca şuf'a hakkı o çıkmaz sokağa ortak olan diğer ev sahiplerinin olur. Onlardan da istekli çıkmazsa o dâireye bitişik olup kapısı başka bir sokağa açılan komşu bina sahibinin şuf'a hakkı doğar.

Şu halde şuf'a hakkı yukarda anlatılan sıraya göredir. Birinci maddede yazılı nedenle şuf'a hakkı sahibi varken ikinci ve üçüncü maddede yazılı nedenlerle şuf'a hakkına sahip olanlar bir hak iddia edemezler. Keza birinci maddede yazılı şuf'a hakkı sahibi istekli olmadığı için ikinci maddeye göre şuf'a hakkı sahibi istekli olunca üçüncü maddede yazılı şuf'a hakkı sahibi bir hak iddia edemez.

Yukarda da anlattığım gibi Şafiî, Mâliki ve Han-b e I İ mezheblerine göre komşuluk nedeniyle şuf'a hakkı yoktur. Ancak, ifraz edilmemiş taşınmaz malın ortakları için şuf'a hakkı vardır. [3]


Bir Kimse Akar Ortağının İzniyle Kendi Hissesini Başka Bir Kimseye Sattıktan Sonra. O Ortak Şuf'a Hakkı İle O Hisseyi Alabilir Mi?


N e v e v i bu hususta da şöyle der : Ebû Hanife, Mâlik, Şafiî, bu üç imâmın arkadaşları, Osman el-Bet-t i, lbn-i Ebi Leylâ ve başkaları: Sözü edilen ortak o hisseyi şuf'a hakkı ile alabilir, demişlerdir.

El-Hakem, Sevri, Ebû Ubeyd ve hadîs âlimlerinden bir cemaat: O ortak artık alamaz, demişlerdir. A h m e d ' den ise her iki görüş de rivayet edilmiştir. [4]


1- Kim Ribâ' (Ev, Arsa, Tarla, Bahçe) Satarsa (Satmadan Önce) Ortağına Bildirsin, Babı


2492) Câbir (bin AbdÜlah) (Radıyallâkü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre Resûluilah (Sallattahü Aleyhi ve. Selîem) şöyle buyurdu, demiştir ;

«Hurma bahçesi veya arazisi, arsası olan bir kimse bunu (satın almayı) ortağına teklif etmedikçe (başkasına) satamaz.»"



2493) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'âan rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi've Seltem) şöyle buyurmuştur:

«Bir arazisi, arsası olup da satmak isteyen bir kimse bımu (satın almayı) komşusuna teklif etsin.»"

Not : Bunun isnadının sahih ve râvîîerinin sıka oldukları, Zevâid'de bildirilmiştir. [5]


İzahı


Câbir (Radıyallâhü anh)'m hadîsini Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Tahâvî de rivayet etmişlerdir. Müslim' deki bir rivayet meâlen şöyledir:

«Bir Reb'a (yâni ev, akar, tarla) da veya hurma bahçesinde ortağı bulunan bir kimse ortağına bildirmedikçe bunu satamaz. Ortağı dilerse (satın) alır, arzu etmezse bırakır.»

İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhî'm hadîsi ise Zevâid tü-ründendir.

Ribâ\ Rebi'in çoğuludur. Rebf ve Reb'a tekildir. Bir kavle göre Rebi' de Reb'a'nm çoğuludur. Reb'a'nın asıl mânâsı yazlık evdir. Fakat mesken, büyük ev ve arsa, tarla gibi her nevî taşınmaz mal mânâsına da kullanılır. Burda akarın her nevi kasdedilmiştir.

îlk hadîs bahçe ve akar ortakların müşterek malı olduğu zaman bir ortak kendi hissesini satarken önce ortağına teklif etmesinin gerekliliğine delâlet eder ve akara ortak olanın şuf'a hakkının bulunduğunu ifâde eder.

Avnü'l-Mabûd yazarının beyânına göre H a t t â b i bu hadisin şerhinde: Bu hadîs ortak akarda ortakların şuf'a hakkının bulunduğuna delildir. Bu hususta âlimler ittifak halindedir. Hadisin metni, ortaklar arasında taksim edilip ifrazı yapılan akarda şuf'a hakkının bulunmadığını açıkça ifâde etmiyor ise de mefhûmu yoluyla yâni anlaşılan anlamı itibariyle delâlet eder. (Çünkü ortaklar arasında taksim edilip ifraz edilen akarda ortaklık mefhumu ve anlamı kalmamış olur.) Keza bu hadis, şuf'a hakkının arazi ve arsa gibî taşınmaz mala mahsus olup bunların dışında kalan ticâret malı, ev eşyası, hayvan gibi taşınır mallarda şuf a hakkının bulunmadığına delâlet eder, demiştir.

Hadîsin zahirine göre kişinin ortağına haber vermeden ve ona teklifte bulunmadan taşınmaz maldaki kendi hissesini satması haramdır. Sindi: Hadîslerin zahiri böyle ise de âlimlerin çoğu bunun haram değil, mekruh olduğunu söylemişlerdir. Çok sayıda âlimin beyânlarına göre böyle bir satış haram değildir, bilâkis caizdir, demiştir. Nevevî de Sindi gibi söylemiştir.

Söz konusu satışm haram olmayışından maksad şudur: Yapılan satış mekruh olmakla beraber, kesinleşmesi ortağın haberdar edildikten veya haberi olduktan sonra şuf'a hakkım kullanmamasına bağlıdır. Şayet taşınmaz malın ortağı bu satışı duyup da istekli çıkarsa şuf'a yoluyla ayni fiyatla satınalabilir. Bir ortak haberdar edilip istekli olmadığını beyânla diğer ortağın hissesinin başka bir kimseye satılması için izin verir ve satış yapıldıktan sonra izinden pişman olup tekrar anılan hisseye talip çıkarsa âlimlerin çoğuna göre onun şuf'a hakkı vardır. Bu durum yukarda anlatıldı.

İkinci hadis, taşınmaz malın komşusu için de şuf'a hakkının bulunduğuna delâlet eder. Ebû Hanîfe ve arkadaşlarının görüşü de böyledir. Fakat diğer üç mezhebin görüşüne göre komşu için şuf'a hakkı yoktur. Âlimlerin gerek ortaklık nedeniyle ve gerekse komşuluk sebebiyle şuf a hakkının bulunması konusundaki görüşleri bu kitabın girişinde anlatıldı. Komşuluk nedeniyle şuf'a hakkının bulunup bulunmadığı hususu bundan sonraki bâbta rivayet olunan hadisler bölümünde tekrar ele alınacaktır. Burada şu noktayı belirtmek yerinde olur:

Görüldüğü gibi müellifimiz bu kitâbm birinci babım ortaklık nedeniyle şuf'a hakkının bulunduğuna ve ikinci babı da komşuluk nedeniyle olan şuf'a hakkına ayırmıştır. Komşunun şuf'a hakkına dâir hadisleri ikinci bâbta rivayet ettiği halde bu babın 2493 nolu hadisini ikinci bâbta değil de birinci bâbta rivayet etmiştir. Müellifin böyle yapması ikinci hadîste sözü edilen komşu sözünü ortak anlamına yorumladığının bir belirtisi sayılabilir kanısındayım. Çünkü ikinci bâbm hadîslerinin izahı bölümünde görüleceği üzere komşunun şuf'a hakkının bulunmadığı görüşünde olan âlimler, komşunun şuf'a hakkının bulunduğuna delâlet eden hadîsleri çeşitli şekillerde yorumlamışlardır. O yorum çeşitlerinden birisi de bu nevi hadîslerde bulunan komşu sözünü ortak mânâsına yorumlamaktır. [6]


2- Komşuluk Sebebiyle Olan Şuf'a Babı


2494) Câbir (bin Abdîllah) (Radıyallâhü anhümây&an rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellevı) şöyle buyurdu, demiştir :

«İki akarın yolu bir olduğu zaman (biFisinin sahibi olan) komşu hazır olmasa bile komşusunun (akarının) şuf'a'sına en fazla hak sahibidir. Komşunun şuf'a hakkı (m kullanması müşteri tarafından)

beklenir.»"



2495) Ebû Râfi1 (Radtyallâhü a«A)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Komşu (şuf'a açısından), sekabine (yâni bitişiğindeki akara) öncelikle hak sahibidir,»"



2496) Şerîd[7] bin Süveyd (RadtyaUâhü anhyâen :

Ben; Yâ Eesûlallah! Bir arazi (var) dır. Onda hiç kimsenin hissesi yoktur. Ancak komşuluk (hakkı) vardır (yâni bunda şuf'a hakkı var mı?) dedim. O:

«Komşu, sekabine (yâni bitişiğindeki akara) öncelikle hak sahibidir,» buyurdu." [8]


İzahı


C â b i r (Radiyaîlâhü anh)'m hadisini Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâî, Ahmed ve Darîmî de rivayet etmişler. Ebû R â f i' in hadisini Buhâri ve Nesâi de rivayet etmişler. Ş e r i d (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi ise Nesâî ve Ahmed tarafından da rivayet edilmiştir.

Tir nı izi, Câbir'in hadîsini rivayet ettikten sonra; Bu hadis hasen - garib'tir. İlim ehlinin uygulaması bu hadîse göredir. Yâni şuf'a hakkı bulunan bir kimse hazır olmasa bile bu hakkı devam eder, seferi uzun sürse bile dönüşünde bu hakkını kullanabilir, demiştir.

Tuhfe yazarı da bu hadisin şerhinde: Bu hadîsin zahirine göre şuf'a hakkı bulunan bir kimse seferde iken şuf'a hakkının bulunduğu bir malın satıldığını duyunca bu hakkı talep etmek üzere derhâl dönmesinin veya haber göndermesinin vâcib olmadığına delâlet eder. M â 1 i k' e göre vâcibtir. Bâzı ilim adamlarına göre eğer adamın olduğu yer üç konaklık mesafeden fazla ise vâcib değildir. Üç konak veya daha az ise şuf'a hakkım talep etmek üzere hemen dönmesi veya haber göndermesi gereklidir, der.

Hadîsin; sözündeki zamirin mercii iki komşu veya iki akar olabilir. Mânânın daha iyi anlaşılması için ikinci şekli tercih ettim. Tuhfe yazarı iki şeklin de mümkün olduğunu ifâde etmiştir.

Hadisin; Şuf* a hakkı beklenir» cümlesinin mânâsı

hakkında îbn-i Reslân'm şöyle söylediğini Tuhfe yazan nakleder: Bu cümlenin mânâsı şöyle olabilir: "Yâni şuf'a hakkına sahip kimse çocuk ise erginlik çağma varıncaya kadar bu hakkı mahfuzdur. Nitekim T a b e r â n i, el-Evsat'mda ve es-Sağîr'inde C â b i r' den şu merfû hadîsi de rivayet etmiştir: "Resûlulîah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Çocuk, erginlik çağma varıncaya kadar şuf'a hakkı kalıcıdır. Erginlik çağma varınca, dilerse alır ve dilerse bırakır.»"

Avnü'l-Mabûd yazarı da özetle şöyle der:

"Bu hadîs, hazır olmayan kimse çok geç dönse bile şuf'a hakkının mahfuz olduğuna delildir. Hadîs komşunun şuf'a hakkına sahip olabilmesi için kendisinin taşınmaz malı ile komşusunun taşınmaz malının yolunun bir olmasının şart olduğuna delâlet eder. Şu halde sırf komşu olmak şuf'a hakkını doğurmaz. C â b i r (Radıyallâhü anh)'ın "Sınırlar konulup yollar değiştirilince..." hadîsi (2499 nolu) de bu durumu teyid eder. En-Neyl yazarı Ebû R â f i (Radıyallâhü anh)'m (2495 noîu) hadisini ve benzeri hadisleri de böyle yorumlamışlardır. (Yâni komşuluk nedeniyle şuf'a hakkının sağlanabilmesi için komşu iki taşınmaz malın yolunun bir olması şarttır. Birbirine bitişik iki akarın yolları ayrı olunca en-Neyl yazarına göre şuf'a hakkı yoktur."

Sindi de bu hadîsin haşiyesinde; cümlesi ile ilgili olarak : Bu cümlenin mânâsı hakkında şöyle denilmiştir: Cümlenin mânâsı komşunun kendi malını satmaması ve komşusunu beklemesi demek değildir. Cümlenin mânâsı şöyledir: Müşteri şuf'a hakkının kesilmesi için beklemek durumundadır. Şuf'a hakkına sahip kimse gelip o mala istekli olmadığını beyânla müşteriye izin verince müşterinin alım akdi tamamlanmış ve kesinleşmiş olur, der.

Ebû R â f i (Radıyallâhü anh) ile Şerîd (Radıyallâhü anh)'in hadislerinde geçen "Sekab" kelimesi yakınlık ve komşuluk manasınadır. Bu kelime bâzı rivayetlerde "Sakab" olarak geçer. Yâni kelimenin baş harfi Sin olabildiği gibi Sad da olabilir. Mânâ bakımından bir değişiklik yoktur. Sindi' nin beyânına göre Sü-y û t î şöyle demiştir: Bu kelimenin mânâsı Asmaî'ye soruldu. Bunun üzerine A s m a î : Ben Resûlulîah (Aleyhi's-salâtü ve's-selâni) 'in hadîsini tefsir etmem. Lâkin Araplar bu kelimeyi bitişik komşu anlamında kullanırlar, demiştir. Tercemede A s m a î' -nin açıklamasını dikkate aldığım için bu durumu parantez içi ifâde ile belirtmek istedim.

Sindî, Ebû Râfi (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini şöyle mânâlandırır.- Yâni komşu bitişik binaya tercihan ve öncelikle hak

sahibidir. Komşuluk nedeniyle şuf a hakkının bulunmadığı görüşünde olan âlimler ya «Car = komşu» kelimesini ortak mânâsına yorumlarlar. Ya da hadisin şuf'a hakkında olmayıp iyilik ve yardımlaşma bakımından komşunun öncelik hakkının bulunduğu mânâsına yorumlarlar.

Avnül-Mabûd yazarı da bu hadisin şerhinde özetle şöyle der: Sekab, Sakab ve Sakb kelimeleri yakınlık ve komşuluk anlamına gelir. Komşuluk nedeniyle şuf'a hakkının bulunduğunu söyleyen âlimler Ebû Râfi'in (2495 nolu) hadîsini delil göstermişlerdir.

Hattâbi: Bu hadîste (yâni Ebû Râfi'in hadîsinde) şuf'a bahsi yoktur. Hadîsten kasdedilen mânâ şuf'a olabilir. Bu hadisten maksad, komşuya iyilik ve yardım bakımından öncelik verilmesi olabilir. Bir de şu ihtimal vardır: «Car = komşu» kelimesi ile ortak mânâsı kasdedilmiş olabilir. Çünkü bazen ortağa komşu denilir. Bunun sebebi de ortakların bazen ayni binada oturmaları veya oturdukları evlerin komşu olmalarıdır. Hadîs âlimleri bu hadîsin isnadı hakkında konuşmuşlardır. Bunun senedi muzdarib'dir. Diğer taraftan şuf'a hakkının yalnız ortaklar için bulunduğuna dâir hadîslerin senedleri güzeldir. Onlarda hiç bir ızdırab yoktur, demiştir.

Avnü'l-Mabûd yazan daha sonra bu hadisten maksadın komşuya yardım ve iyilik bakımından öncelik tanınması ihtimâlinin bâtıl olduğunu söyleyerek Şerid bin Süveyd'in (2496 nolu) hadîsini delil göstermiştir. [9]


3- (Ortak Akar Taksim Edîlîp) Sınırlar Tâyin Edilince Artık Şuf'a (Hakkı) Olmaz, Babı


2497) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a«/e)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ortaklar arasında) taksim edilmemiş (taşınmaz) mal hakkında şuf'a ile hükmetti. (Taşınmaz mal taksim edilip her hisseye âid) sınırlar belli olunca artık şuf'a (hakkı) olmaz.

(Müellifimiz demiştir ki:) Bu hadîsi Muhammed bin Hammâd et-Tahrânî de (ayni senedle) bize rivayet etmiştir.

(Râvî) Ebû Âsim demiştir ki: Saîd bin el-Müseyyeb(in Ebû Hü-reyre'den rivayeti) mürseldir. Ebû Seleme'nin Ebû Hüreyre'den rivayeti de muttasıldır."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu, Buhârî'nin şartı üzerine sahih bir seneddir. Bu hadîs Buhâri'de ve başka kitablarda Câbir (R.A.)'m hadîsi olarak gelmiştir, [10]


İzahı


Zevâid yazarı bu hadîsi Zevâid türünden saymıştır. Bu hadîsi Said bin el-Müseyyeb ile Ebû Seleme bin Abdirrahman, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'den merfû olarak rivayet etmişlerdir. Ancak notta belirtildiği gibi Saîd bin el-Müseyyeb'in Ebû Hüreyre' den rivayeti mürseldir. Yâni Saîd, Ebû Hüreyre'yi görmemiştir. Fakat Ebü Seleme'nin Ebû Hüreyre'den rivayeti muttasıldır. Bu durumu belirten Ebû Âsim, müellifimizin şeyhleri Muhammed bin Yahya, Abdurrahman bin Ömer ve Muhammed bin Hammâd et-Tah-râni' nin şeyhidir. Müellifimiz bu hadîsi anılan üç şeyhi vasıtasıyla Ebû Âsim' dan rivayet etmiştir.

Ebû Dâvûd da bu hadîsin benzerini Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den merfû olarak rivayet etmiştir. Ordaki rivayette de Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'm râvileri Ebû Seleme ile Saîd bin el-Müseyyeb'dir. Ordaki metin şöyledir:

_ «Arazi-akar taksim edüip (her hisseye âid) sınırlar konulunca artık onda şuf'a (hakkı) yoktur.»

Notta, bunun benzerinin B u h â r î' de ve başka kitablarda C â b i r CRadıyallâhü anh)'m hadîsi olarak geldiği ifâde edilmiştir. C â b i r' in hadisi 2499 nolu hadîstir.

Bu hadîs, taksim edilmemiş taşınmaz malda şuf'a hakinin bulunduğuna ve taksim edilip her hissenin sınırları tâyin ve tesbit edildikten sonra şuf'a hakkının kalmadığına delâlet eder. Geniş bilgi bundan sonra gelecek C â b i r (Radıyallâhü anh)'ın hadîsinin, izahı bölümünde verilmek üzere bu kadarlık bilgi ile yetinelim.



2498) Ebû Râfi' (Radtyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre; Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Komşu, (şuf'a açısından) sekabine (yâni bitişiğindeki taşınmaz mala) ne ise (yâni o mal az olsun çok olsun) öncelikle hak sahibidir.»"



2499) Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâ)}dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şuf'a hakkını yalnız taksim edilmemiş (taşınmaz) bütün mallara koydu. (Taksim edilerek her hisseye âid) sınırlar konulup yollar tâyin ve ayırt edilince artık şuf'a (hakkı) yoktur." [11]


İzahı


Ebû Râfi'in hadîsinin bir benzeri 2495 numarada geçti. Oradaki metin Buhârî ve Nesâi'de de mevcuttur. Bur-daki rivayeti Kütüb-i Sitte'nin diğerlerinde göremedim. İki metin arasındaki fark ise oradakinde"Câr" kelimesi kullanılmıştır. Burada ise "Şerîk" kelimesi kullanılmıştır. Câr, komşu manasınadır. Şerik kelimesinin asıl mânâsı ortak demektir. Ancak burada komşu mânâsı kasdedilmiştir. Çünkü ortak, bitişiğinde olan veya olmayan her taşınmaz malda şuf'a hakkına sahiptir. Kişinin ortak olduğu bir taşınmaz malda şuf'a hakkına sahip olabilmesi için o malın ona bitişik olması şart değildir. Bu hadîste ise bitişik taşınmaz maldaki şuf'a hakkı beyan edilmektedir. Bu itibarla bu hadîste geçen Şerîk kelimesi komşu anlamına yorumlanmıştır. Bu kelime böyle yorumlanınca bu hadîsin meâl'i bundan önce geçen 2495 nolu hadisin meâl'i gibi olur. Câmiü's-Sağîr şerhinde el-Azîzî: Yâni komşu, bitişiğindeki taşınmaz mala şuf'a açısından öncelikle hak sahibidir. O mal az olsun çok olsun fark etmez. Bu hadîs sahihtir, der.

Komşuluk nedeniyle de şuf'a hakkının bulunduğunu söyleyen âlimler için bu hadîs de bir delil durumundadır. Komşuluğun şuf'a hakkına neden olmadığı görüşünde bulunan ilim ehlinin bu hadîs karşısında verdikleri cevap 2495 nolu hadîsin izahı bölümünde geçti.

Câbir (Radıyallâhü anh) 'm hadîsini Buhârî, Tirmi-zî ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir. Bu hadîs taksim edilmemiş ortak taşınmaz malda ortaklar için şuf'a hakkının bulunduğuna ve bu nevî mal ortaklar arasında taksim edilip her ortağın sınırları tâyin ve yolu müstakil olunca şuf'a hakkının kalmadığına delâlet eder.

Avnü'l-Mabûd* yazan bu hadîsin şerhinde özetle şu bilgiyi verir: "Hadîsin; cümlesinin mânâsı hakkında Kas ta-

lan 1 : Yâni taksim edilen akardan her ortağa düşen hissenin giriş ve çıkış yolları belli olunca..., demiştir. El-Kaarî de: Yâni her 'hisse için özel bir yol verilmek suretiyle yollar tâyin edilince..., demiştir.

Hadîsin; «Artık şuf'a yoktur» cümlesi hakkında el- K a a r i: Yâni akar ortaklar arasında taksim edildikten sonra şuf'a hakkı yoktur. Bu hadîse göre şuf'a hakkı ortak için vardır. Fakat komşu için yoktur. Bu hüküm Ş â f i î'nin mezhebidir.

Komşu için de şufa hakkı vardır, diyen Ebû Hanîfe ve arkadaşları bu hadise cevaben: Hadîste geçen;

= «Sınırlar tâyin edilince» cümlesi C â b i r'in sözüdür, demişlerdir. Bunların delilleri ise komşu için de şufa hakkının bulunduğuna delâlet eden (2494, 2495 ve 2496 noluî hadîslerdir, demiştir.

Avnü'l-Mabûd yazarı daha sonra: Ben derim ki: Bir hadîste geçen cümlelerin tümü hadîsten sayılır. Ancak cümlelerin bir kısmının râvîye âid olduğu sabit olunca durum değişir. Amlan cümlenin (2497 nolu) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'ın hadîsinde de bulunması onun hadisten olduğunun delilidir, demiştir. Avnü'l-Mabûd yazarı daha sonra H a t t â b i' den naklen şöyle der:

Bu hadîs, komşu için şufa hakkının olmadığına açıkça delâlet eder.

Hadîsin; fıkrasına gelince bunun ilk cümlesini bir grup âlimler kendileri için delîl gösterirken, ikinci cümlesini de diğer grup kendi görüşleri için delil saymışlardır. Şöyle ki, taksim edilmiş akarda şufa hakkı yoktur, diyen âlimler bu fıkranın; «Sınırlar konulunca» cümlesini delîl göstermişlerdir. Taksim edilmiş olsa bile yolu müşterek olan akar' da şufa hakkı vardır, diyenler de bu fıkranın; «Ve yollar tâyin edilince» cümlesini delîl göstermişlerdir.

H a t t â b î daha sonra ikinci cümlenin, taksim edilip yolu müşterek olan akarda şufa hakkının bulunduğuna delâlet etmediğini savunmuştur." Geniş bilgi için şerh kitablarma müracaat etmek uygun olur kanısındayım.

Sindi de bu hadîsin izahı bölümünde şöyle der;

Bu hadise göre bir akar ortaklar arasında taksim edilmedikçe her ortak için şufa hakkı vardır. Akar ortaklar arasında taksim edilip her ortağın hissesi ve yolu belli olunca artık şufa hakkı olmaz. Bu hadîsin zahirine göre şufa hakkı ortağa mahsustur. Komşu için böyle bir hak yoktur. Mâlik ve Şafiî' nin kavli böyledir. Komşu için de şufa hakkı vardır, diyen ilim ehli ise bu hadisten maksad ortaklık nedeniyle olan şufa hakkının kalmayışı-dır. Çünkü ortağın tercihli bir şufa hakkı vardır. Taksimden sonra onun tercih durumu kalmamış olur. Ama komşuluk nedeniyle olan şufa hakkı devam eder. [12]


4- Şuta Hakkını Talep Etme Babı


2500) (Abdullah) bin Ömer (Radtyaîlâhü anhütnâ)'âan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Şuf'a (hakkı) devenin bağlı bulunduğu ipi çözmek gibidir.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Muhammed bin Ab-dirrâhman el-Beylemânî vardır, tbn-i Adi, onun hakkında: El-Beylemani'nin rivayet ettiği bütün hadîslerdeki belâ yâni zayıflık hep onun yüzündendir. Ondan Muhamraed bin el-Hâris rivayet ettiği zaman ikisi de zayıftır. O, babasından bir Ukım hadisler rivayet etmiş ki, hepsi mevzu hadislerdir, delil gösterilemezler ve ben bu hadisleri ancak şaşılacak şey olmak üzere ananm, demiştir.



2501) (Abdullah) bin Ömer (Radtyaîlâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

-Bİr ortak diğer bir ortaktan önce (üçüncü bir ortağın hissesini şufa yoluyla) satın aldığı zaman, diğer ortağın hisseyi satın alan ortak aleyhinde bir şufa hakkı yoktur. Erginlik çağına varmamış ortak ve gâib yâni hazır bulunmayan ortak için de şufa hakkı yoktur.."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde el-Beylemâni bulunuyor. Bundan Önceki sened'den söz edilirken bu râvi hakkında konuşuldu. [13]


İzahı


Bu bâbta rivayet edilen her iki hadis de Zevâid türündendir. Se-nedlerinin zayıflığı notta belirtildi.

Birinci hadîste "Ikal" deveyi bağlamakta kullanılan ip manasınadır. "Hail" ise ipi çözmek manasınadır. Bu hadîste şuf'a, anılan ipi çözmeye benzetilmiştir. Bundan kasdedilen mânâ hakkında S i b -k i, el-Minhâc'ın şerhinde şöyle demiştir: Meşhur olan mânâ şudur: îpi çözülen serkeş deve kaçırıldığı gibi zamanında kullanılmayan şuf a hakkı da kaçırılır. Bir kavle göre hadisin mânâsı şöyledir : Ortağın şuf'a hakkmı kullanmayıp başkasına yapılan satışı kesinleştirmesi suretiyle bu hakkın çözülmesidir. Yâni şuf'a hakkı bulunan bir malın satışı kesinleşmiş olmaz. Ancak şuf'a hakkı bulunan kimse gelip şuf'a hakkından vazgeçtiğini beyân ederse yapılan satış akdi kesinleşmiş olur. Şu halde yapılan satışın kesinleşmesi şuf'a hakkı bulunan adamın takdirine bağlıdır. Adam bu hakkı kullanmıyacağını beyân edince bu bağ çözülmüş olur.

îlk yoruma göre şuf'a hakkı bulunan bir kimse bu hakkım geciktirmeden kullanmak durumundadır. Geciktirdiği takdirde onun hakkı kalmamış olur. Hanefî ve Şafiî mezheblerinin en sahîh görüşlerine göre şuf'a hakkı olan bir kimse satış haberini alır almaz, satılan hisseye tâlib olduğunu beyân etmesi ve durumu şâ-hidlendirmesi gerekir, istekliliğini ifâde ve tevsik ettikten sonra satın almadaki gecikmesi sakıncalı değildir. Bu hususta değişik ve ayrıntılı hükümler vardır. Hanefi ve Şafiî mezheblerine âid fıkıh îhtablarma müracaat etmek gereklidir.

İkinci hadîsin baş kısmının mânâsı şöyledir: Meselâ bir akarda ortak olan üç kişiden birisi kendi hissesini bir ortağma sattığı zaman satılan bu hisse konusunda diğer ortağı şuf'a yoluyla bir hak taleb edemez.

Bu hadîse göre erginlik çağma varmamış kimse ile hazır olmayan yâni başka bir memlekette bulunan kimse için şuf'a hakkı yoktur. Gâib olan, yâni hazır olmayan kimsenin şuf'a hakkının bulunduğuna dâir gerekli bilgi sahîh olan 2494 nolu hadîs bölümünde verildi. Erginlik çağma varmayan çocuklara gelince İbn-i Ebî Leylâ'ya göre onların şuf'a hakkı yoktur. Fakat bâzı âlimlere göre çocuğun da şuf'a hakkı vardır.

Hanefî ve Şafiî mezheblerine göre hazır olmayan kimse satışı duyduğunda o hisseye istekli olduğunu şâhidlendirir. Böylece şuf'a hakkını kararlaştırmış olur. Mâlik'e göre o kimse satış işini duyar duymaz şuf'a hakkını taleb etmek üz©r© derhal yola çıkar veya bir elçi gönderir. [14]




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/45

[2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/45-47

[3] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/47-48

[4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/48

[5] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/48-49

[6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/49-50

[7] Bu zâtın sahâbî olduğunu 2427 nolu hadîsin dip notunda belirtmiştim.

[8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/51-52

[9] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/52-54

[10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/54-55

[11] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/55-56

[12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/57-58

[13] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/59

[14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/60



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam