SAHABELERİN MENKIBELERİ HADİSLER

CENNETLE MÜJDELENEN ON KİŞİDEN DİĞERLERİNİN MENKIBELERİ

TALHA, ZÜBEYR, SA'D, SAÎD, ABDURRAHMAN BİN AVF, EBÛ UBEYDE BİN EL-CERRÂH
8719- Ebû Ubeyde Ma'mer bin el-Müsen-nâ'dan, dedi ki:
"Talha, ibn Ubeydullah bin Osman bin Âmir İbn Kâ'b bin Sa'd bin Teym bin Murre bin Kâ'b'dır.
Annesi; es-Sa'be binli'l-Hadremî bin Amir bin Rabîa olup Kinde kabilesine mensuptur." [Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'de.]
8720- Câbir radİyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim yeryüzünde yürüyen bir şehidi görmekten hoşlanırsa, Talha bin Ubeydullah'a baksın." [Tirmizi|
8721- ez-Zübeyr radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in üstünde Uhud günü iki zırh vardı. Bir kayaya tırmanmak istedi, tırmanamadı. Talha eğildi, üstüne çıkarak kayaya tırmanıp çıktı. Tam o sırada şöyle  buyurduğu  duyuldu:   'Talha
(Cenneti) hak etti'." [İkisi de Tirmizî'ye ait.]
8722-  Kays bin Ebî Hazım radiyallahu anh'dan:
"Talha'nın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i koruduğu elinin çolak kaldığını gördüm." [Buhârî.l
8723-  Ebû Osman en-Nehdî radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Düşmana karşı savaştıkları o günlerde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında Talha ile Sa'd'dan başkası kalmadı."
[Buharı ve Müslim.|
8724- Talha radiyallahu anh'dan: "Ashâb, cahil bir bedeviye: '(Ahzab 23. âyette) sözü edilen ahdini yerine getirenlerin kimler olduğunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e sor bakalım' dediler. Kendileri ona karşı çok saygılı oldukları için buna cesaret edemiyorlardı. Bunun üzerine bedevi sordu, fakat ondan yüz çevirdi. Sonra sırtımda yeşil bir elbise ile mescidin kapısından çıktım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem beni görünce: 'O soruyu soran nerede?' diye sordu. Bedevî: 'Ben ey Allah'ın Resulü!' dedi. Şöyle buyurdu: 'Ahdini yerine getirenlerden birisi de iste budur' buyurdu." |Tirmizî.|
8725- Talha radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, beni Uhud günü 'Talhatu'1-Hayr'; Zü'1-Uşey-re gazvesinde 'Talhatu'l-Feyyâd'; Huneyn günü ise 'Talhatu'1-Cûd' olarak adlandırdı."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'üe hafî bir senedle.]
8726- Kabîsa radiyallahu anh'dan: "Talha kadar, istemeden bol para veren kimseyi asla görmedim. Ailesi derdi ki: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona 'Fey-yâd'isimini verdi." JTaberanî, Mıı'cemıı'l-Kebîr'de.]
8727- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Size Uhud gününü bildireyim mi? Cibril sağımda, Talha solumdaydı."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de. İsnadında el-Kâ'kâ' bin Zekeriyyâ el-Talhî vardir.|
8728- Yahya bin Bukeyr radiyallahu anh'dan:
"Talha, Cemel günü, hicrî otuzaltıncı senesinin Cemâdî ayında elli iki ya da elli dört yaşında öldürülmüştür." \M. el-Kebîr]
8729- Kays bin Hâzim radiyallahu anh'dan: "Mervân bin el-Hakem'in Talha'ya ok attığını gördüm, tam dizine isabet ettirmişti. Ölünceye kadar öyle gezdi." [Mu'cemu'l-Kebir'de]
8730-   Talha bin Mutarrif radiyallahu anh'dan:
Ali, Talha'nın yanına geldiğinde ölmüştü. Hayvanından indi, onu oturtup yüzünden ve sakalından bir yandan tozları siliyor, öte yandan üzüntü içinde ağlıyor ve şöyle diyordu: 'Keşke bugünden yirmi yıl önce ölseydim de (bunu görmeseydim!)"'
|Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de]
8731- Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de şöyle der:
"Zübeyr, ez-Zübeyr bin el-Avvâm bin Hu-veylid bin Esed bin Abduluzzâ bin Kusayy bin Kilâb'dır.
Annesi, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in halası Safiyye'dir."
8732- Câbir radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ahzâb günü (Hendek savaşında) şöyle dedi: 'Bize düşmandan kim haber getirecek?' Zübeyr: 'Ben' dedi. Sonra yine sordu:
Bize düşmanın haberini kim getirecek?' ez-Zübeyr: 'Ben' dedi. Üçüncüsünde de: 'Ben' deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Her peygamberin bir havarisi vardır; benim havarim ise Zübeyr'dif." [Buhârî, Müslim ve Tirmizî]
8733- İbnü'z-Zübeyr radiyallahu anh'dan: "Ahzâb günü ben ve Amr bin Ebî Seleme, Hassan bin Sâbit'in damında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımlarının yanında bırakıldık. Baktım ki Zübeyr atının üstünde Kurayzaoğullarına gidip geliyor. Döndüğü zaman dedim ki:
'Babacığım! Senin Kurayzaoğullanna vardığını gördüm.' Babam sordu:
'Oğlum sahi sen beni gördün mü?'
'Evet' deyince, şöyle dedi: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem 'Düşmandan kim haber getirecek?' diye sormuştu. Ben de Ku-rayzaoğullanna gidip ona haber getirdim, bunun üzerine çok memnun kalıp hem babasını, hem de annesini zikrederek "Babam, annem sana feda olsun!' buyurdu'."
[İkisi Buhârî, Müslim ve Tirmizî'ye aittir. |
8734- Urve radiyallahu anh'dan: "Zübeyr, oğlu Abdullah'a Cemel gününün sabahı şunları anlattı:
'Tenasül uzvuma kadar, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında yaptığım harplerde, yaralanmadık tek bir organım kalmadı'." |Tirmizî.]
8735-  Mervan bin el-Hakem radiyallahu anh'dan:
 "Ruâf (burun kanaması) hastalığı (31. hicrî) yılında Osman'da öyle bir ruâf hastalığına yakalandı ki bu durum onu hacca gitmekten alıkoydu. Ölüm endişesiyle vasiyet etti. Yanına Kureyş'ten bir adam girip 'Yerine adam bırak!' dedi. 'Bunu herkes mi dedi?' diye sorunca, adam 'Evet' dedi. 'Peki kimin halife yapılmasını söylüyorlar?' diye sorunca adam sustu. Bunun üzerine Osman şöyle dedi: 'Umarım onlar Zübeyr'i istiyorlardir.' Adam: 'Evet' deyince, Osman şöyle dedi:
'Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bildiğim kadarı ile o (Zübeyr) onların en hayirlısıdır, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de onu pek severdi'." [Buhârî]
8736- Urve radiyallahu anh'dan: "Zübeyr'in harplerden kalma üç yarası vardı. Birisi boynundaydı; o kadar büyüktü ki küçükken ben parmağımı oraya sokup oynardım.
Yermûk harbinde ona Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı: 'Haydi (Rumlar üzerine) hamle yap da biz de seninle birlikte hamle yapalım' dediler. 'Ben hamle edi-rim ama siz yapmazsınız.' dedi.
'Hayır, yaparız' diye cevap verdiler. Ondan sonra o öyle bir hamle yaptı ki, safları yararak öbür taraf geçti ve yanında kimse yoktu fakat dönerken dizgininden tutup ona iki darbe indirdiler. Bedir'de aldığı yara darbesi bunların arasında kaldı. O gün beraberinde on yaşında olan oğlu (Abdullah b. Zübeyr) bulunmaktaydı. Babası onu kendi atına bindir-mişti. Ancak (saldırı öncesi) göz kulak olması için yanındaki bir adamı görevlendirdi."
| Buhârî]
8737- Urve radiyallahu anh'dan: "(Kardeşim) Abdullah (bin ez-Zübeyr) öldürüldüğünde, Abdülmelik bin Mervân bana dedi ki:
'Ey Urve! Zübeyr'in kılıcını tanıyor musun?'
'Evet' dedim.
'Onun üzerinde ne vardır?'
'Onun ağzında Bedir gününde açılmış olan bir kırık vardır.' Bunun üzerine Abdülmelik:
'Doğru söyledin, dedi ve (Nabiğa'nın) onda kılıç şakırdamalarından meydana gelen gediklerden birkaç gedik vardır' şeklindeki beytini terennüm etti, sonra onu Urve'ye geri verdi."
Hişâm der ki: "Kılıca üçbin dirhem kıymet biçtik, (vârislerimizden) birimiz onu aldı. Onu almak çok isterdim. Çünkü onun bir kısmı bendeydi." [Buhârî.l
8738- Ömer radiyallahu anh'dan:
Dedi ki: "Vallahi eğer bırakılacak bir sözüm ya da bir terekem olsaydı, onu Zübeyr bin el-Avvâm'a bırakırdım, çünkü o, din sütunlarından bir sütundur." [Mu'cemu'l-Kebir]
8739- Ebû'l-Esved radiyallahu anh'dan: "Zübeyr sekiz yaşında müslüman oldu.
Onsekiz yaşındayken hicret etti. Amcası, Zü-beyr'i bir hasır içinde asıp ateşle duman verirdi ve şöyle derdi: 'Haydi küfre dön!' O da şu cevabı verirdi: 'Küfre asla dönmem'."
[Mu'cemu'l-Kebir]
8740- Yahya bin Biikeyr radiyallahu anh'dan:
"Zübeyr, hicrî otuzaltıncı yılının birinci mi ikinci mi bilmiyorum, Cemadî ayında Ce-mel günü öldürüldü. Sekiz yaşında müslüman oldu.
Eğer Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'in Mekke'de kalışını onüç yıl olarak kabul edersek, o, öldürüldüğü gün, elli yedi yaşında olur. Eğer on yıl kaldığını hesaplarsak bu hesaba göre öldürüldüğü günde o, ellidört yaşında olmuş olur."
|Taberanî, Mu'cemu'l-Kebîr'de]
8741- Sa'd radiyallahu anh'dan:
"O, Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'e gelip dedi ki: 'Ben kimim?' Şu cevabı verdi:
'Sen, Sa'd bin Mâlik bin (Jheyb bin Abdi Menâfsın. Kim bundan başkasını söylerse Allah'ın laneti üzerine olsun'."
|Taberânî. Mu'cemu'l-Kebir'de ve Bezzâr.l
8742-   Mus'ab bin Abdullah ez-Zübey-rî'den:
"Sa'd'ın annesi, Hamne bint Süfyân bin Ümeyye bin Abdi Şems bin Abdi Menâf 'tır." ITaberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de]
8743- AH radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in
Sa'd'dan başka hiç kimseye: 'Babam annem sana feda olsun!' dediğini duymadım. O, ona Uhud günü durmadan şöyle demiştir:
'Ey Sa'd! Babanı annem sana feda olsun, (ok) at!"'
[Buhârî. Müslim veTirmi/î.|
8744- Sa'd radiyallahu anh'dan: "İslâm'ın ilk günlerinde müslüman olanlar, benim müslüman olduğum gün müslüman oldular. Yedi gün bekledim, sonra müslüman oldum. Onun için ben İslâm'ın üçte biriyim."
[Buhârî. |
8745- Câbir radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'le birlikte oturuyordum. Sa'd çıkageldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 7f/e bu benim dayımdır. Kimin (böyle bir) dayısı varsa bana göstersin.'"'
Tirmizî dedi ki: 'Sa'd İle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in annesi, Zühre oğullanndandılar."
8746- Sa'd radiyallahu anh'dan:
"Hakkımda, Kur'ân'dan dört âyet nazil olmuştur:
Müslüman olduğum zaman, annem tekrar küfre dönünceye dek, benimle konuşmayacağına ve yiyip içmeyeceğine dair Allah'a yemin etmişti ve şu iddiada bulunmuştu: 'Allah sana anne-babana itaati emretti. Ben sana dinini bırakmanı emrediyorum, fakat sen dinlemiyorsun.' Ondan sonra üç gün aç ve susuz beklediğinden dayanamayıp bayıldı. Umâre adındaki diğer oğlu kalkıp ona su verdi. O da
Sa'd'a beddua etmeye başladı, bunun üzerine şu âyet nazil oldu: 'Biz insana anne babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Senin ilminin bulunmadığı bir hususta, eğer seni sirke zorlar-larsa onlara itaat etme, ancak dünyada iyilik İle davran/' (Lokman, 15)
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem büyük bir ganimet elde etmişti, ganimetin içinde güzel bir kılıç vardı. Hemen o kılıcı aldım. Onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e getirdim ve dedim ki: 'Bu kılıç benim olsun, sen benim durumumu biliyorsun.'
'Onu aldığın yere götürüp koy!' buyurdu. Gittim, tam koyacağım zaman nefsim buna razı olmadı ve tekrar ona gidip başvurdum. Bu defa daha yüksek bir sesle: 'Git onu aldığın yere koy!' diye bağırdı. Bunun üzerine şu âyet nazil oldu: 'Ey Muhammedi Sana ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamber'inindir.' (Enfâl, 1)
Bir keresinde hastalanmıştım, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e haber gönderdim, beni ziyarete geldi; dedim ki: 'Bırak be-nİ de malımı istediğim gibi taksim edeyim.' Razı olmadı, dedim ki:
'Malımın yarısını vasiyet edeyim mi?'
'Olmaz" buyurdu.
'Üçte birine ne dersin?' diye sorunca, ses çıkarmayıp sükût etti. Ondan sonra üçte bi-ri(ni vasiyet) yürürlüğe girdi.
Ensâr ve muhacirlerden bir grubun yanma gittim, bana dediler ki:
'Gel sana yedirelim ve içki içirelim.' Bu, içki haram edilmeden önce idi. Yanlarına vardım bir de baktım ki deve başım kızartmışlar. Bir de şarap fıçısı getirmişler. Yedik, içtik ve eğlendik. Derken yanlarında Ensâr İle muhacirlerden söz açıldı. Ben Muhacirlerin Ensâr-dan daha hayırlı olduğunu söyleyince, Ensâr'dan bir adam, çene kemiklerinden birini alıp başıma've yüzüme vurdu ve burnumu yaraladı. Hemen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip şikayet ettim. Bunun üzerine kumar ve içkiyi haram eden şu âyet nazil oldu: 'Şarap, kumar, dikili taslar ve oklar şeytan işi pis şeylerdir'." |Mâide, 9]
8747- Câbir bin Semure radiyallahu anh'-dan:
"Kûfeîüer, Sa'd'ı Ömer'e şikayet ettiler. Ömer de onu azledip yerine Ammâr'ı tayin etti.
Olay şöyle cereyan etti: Onun güzel namaz kıldırmadığını şikayet ettiler. Ona haber gönderip getirtti ve dedi ki: 'Ey Ebû İshak! Bunlar senin güzel namaz kıldırmadığım söylüyorlar. Ne dersin?' Cevap verdi:
'Vallahi ben onlara Allah Resulü sallalla-hu aleyhi ve sellem'in kıldırdığı gibi namaz kıldırıyorum, eksik kıldırmıyorum. Yatsı namazının ilk iki rekatını yavaş son iki rek'atını ise çabuk kıldırıyorum.'
'Demek ki, onlar senin hakkında böyle bir zanda bulunmuşlar' dedi. Onunla beraber bir veya iki adamı da gönderdi ki, Kûfelilere sorup durumu iyice öğrensinler. Giden adam da hemen her mescide uğrayıp onun hakkında soruşturma yaptı. Hemen her mescidin cemaati ondan övgüyle bahsettiler.
Nihayet Absîoğullannm mescidine varıp soruşturmada bulununca içlerinden künyesi Ebû Sa'de olan Usâme bin Katâde adında bir adam şöyle dedi:
'Madem bize Allah aşkına diyorsun, sana (işin hakikatini) anlatayım: 'Sa'd müfrezeye katılıp (savaşa) gitmiyor, sonra ganimetleri adaletle taksim etmiyor. Doğru dürüst hükmetmiyor.'
Bunun üzerine Sa'd şöyle dedi: 'Ben bu adama üç beddua edeceğim: Allahim! Eğer senin bu kulun riya ve gösteriş yaparak yalan söylüyorsa, ömrünü uzat, fakirliğini uzat ve onu fitnelere maruz bırak!'
Daha sonraları fitneye uğramış o yaşlı adama sorulduğu zaman, 'Bana Sa'd'ın bedduası tuttu' derdi."
(Râvi) Abdü'l-Melİk bin Umeyr der ki: "Sonradan ben onu, yaşlılıktan kaşları gözlerine düşmüş bir halde yolda yürürken cariyelerin -ya da genç kızların- karşısına geçip ona göz kırptığını gördüm." [Buhârî]
8748- Sa'd radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allahım! Sa'd sana dua ettiği zaman onun duasını kabul buyur!" [Tirmizî.l
8749- Sa'd radiyallahu anh'dan: "Araplar içinde Allah yolunda ilk ok atan
kişi benim. Biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte harp ederken, semr ağacının yapraklarından başka hiçbir yiyeceğimiz yoktu. Hatta bizlerden herbirimiz, hacetini yaparken, devenin yahut koyunun çıkardığı gibi kum dışkı çıkarırdı, bu dışkı da katılığından dolayı birbirine karışmazdı. Sonra Esedoğulları beni 'Neden müslüman oldun?' diye durmadan tazir ediyorlardı. Eğer ben onları dinleseydim, sapıtıp mahvolurdum."
8750- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
Medine'ye gelişinde bir gece uykusuz kaldı ve buyurdu ki:
'Keşke bu gece ashabımdan salih bir adam nöbet tutsaydı da beni korusaydı.' Derken bir silah hışırtısı duyduk. Hemen sordu:
'Kimdir o?' Sa'd cevap verdi:
'Benim Sa'd.'
'Ne işin var burada, neden geldin?' 'Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in başına bir şey gelir, diye korktum da onu korumak için geldim." Bunun üzerine ona dua etti ve rahatça uyudu."
[İkisi de Buhârî, Müslim ve Tİrmizî'ye aittir.]
8751- Ahmed bin Hanbel'den:
"Sa'd, seksenüç yaşında vefat etti. Medine'den on mil uzakta öldü. Adamların omuzlarında Medine'ye getirildi. O zaman Medine valisi Mervan idi. Sa'd, onyedi yaşındayken müslüman olmuştu."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de]
8752-  Ahmed bin Hanbel, Zübeyr bin Bekkârradiyallahu anh'dan:
"Sa'd, Medine'den on mil uzaklıktaki Akik'te kendi evinde, vefat etmiştir..." Benzeri.
8753- Şebâb el-Usfurî'den, dedi ki: "Saîd bin Zeyd, İbn Amr bin Nüfeyl bin
Abduluzza bin Rebâh bin Abdullah bin Kurat bin Rezâh bin Adiyy bin Kâ'b'dır.
Annesi: Fâtrma bint Ba'ce bin Ümeyye bin Huveylid olup, Huzâa'dandır."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de.]
8754-  Kays bin Hazım radiyallahu anh'dan:
"Küfe mescidinde, Saîd bin Zeyd'in şöyle dediğini duydum:
'Ömer müslüman olmadan önce, kız kardeşiyle beni müslüman olduğumuz için bağlamıştı. Osman'a yaptıklarınızdan dolayı Uhud dağı yerinden gitse, bunda haklı olurdu'." [Buhârî.]
8755- Yahya bin Bükeyr'den:
"Saîd bin Zeyd, 51. hicrî yılında yetmişüç yaşında öldü ve Medine'de defnedildi. Akik'te öldü, onu kabre Sa'd bin Ebî Vakkâs
indirdi." [Mu'cemu'l]
8756- Ebû Ubeyde Ma'merbİn el-Müsen-nâ radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"O (Abdurrahman b. Avf), Abrdurrahman bin el-Hâris bin Zühre bin Kilâb'dır."
|Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de,]
8757- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hanımlarına şöyle derdi:
'Benden sonraki durumunuz beni çok düşündürüyor ve buna ben çok önem veriyorum. Size karşı ancak sabredenler ve sıddıklar iyi davranacaklar.'
(Âişe) Dedi ki: 'Sıddıklardan, sadaka verip vakfedenleri kasd etmiştir.'
Sonra (Âişe) Ebû Seleme bin Abdurrah-man'a: 'Allah babana cennetin selsebilinden su içirsin.' dedi.
İbn Avf, sonradan kırkbine satılan bir bahçeyi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımlannın yaranna vakfetmişti." [Tîrmizî.]
8758- Tirmizî, Ebû Seleme bin Abdirrah-man'dan:
"(Söz konusu) bahçe dörtyüz bine satılmıştır."
8759- Yahya bin Bukeyr radiyallahu anh'-dan:
"Abdurrahman bin Avf, Fil yılından yirmi sene sonra doğmuştur. Ölüm tarihi otuzbir, ya da otuzikinci hicrî yılıdır. Öldüğünde yaşı yetmişbeş idi. Namazını Osman kıldırdı."
[Taberânî, Mu'cemu'I-Kebîr'de]
8560- Ebû İshâk radiyallahu anh'dan:
"Ebû Ubeyde('nin ismi) Âmir bin Abdullah el-Cerrâh bin Hilâl bin Uheyb bin Dabbe bin el-Hâris bin Fihr'dir. Çocuğu olmamıştır.
Annesi; Ümmü öanm bint Câbir bin Adiyy bin el-Adda bin Âmir bin Umeyre bin Vedîa bin el-Hâris bin Fihr'dir."
ITaberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de.]
8761- Enes radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Her ümmetin bir enjini vardır. Ey ümmet! Bizim eminimiz de Ebû Ubeyde bin el-Cerrâh'tır."
8762- Diğer rivayet:
"Yemen ahalisi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip: 'Bize sünnet ve İs-lâm'ı öğretecek bir adam gönder!' diye rica ettiler. Bunun üzerine Ebû Ubeyde'nin elinden tutup: 'İşte bu, bu ümmetin eminidir' buyurdu." IBuhârî ile Müslim.|
8763- Rezin şunu ilave etti:
"Onun (Ebû Ubeyde'nin) hakkında, 'Allah ve âhirete iman eden bir kavmin, babaları, ya da oğullan, ya da kardeşleri ya da kabileleri dahi oha, Allah ve Resulüne karşı gelenlere, sevgi beslediklerini bulamazsın' mealindeki âyet (Mücâdele, 22) nâzü olmuştur. Çünkü o, Bedir esirlerinden olan babasını, sırf Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hakkında kötü konuşmuş, tüm gayretlerine rağmen bundan vazgeçmediği için bizzat kendi eliyle öldürmüştü."
8764- Ömer radiyallahu anh'dan: "Ecelim geldiği zaman ben, hayatta olursa
yerime Ebû Ubeyde'yi halife olarak bırakırım. Allah bana: 'Neden onu Muhammed ümmetinin başına getirdin?' diye soracak olsa şu cevabı veririm: 'Çünkü Allah Resulü sallalla-hu aleyhi ve sellem'in onun hakkında şöyle buyurduğunu duydum: Her peygamberin bir emini vardır. Benim eminim ise Ebû Ubeyde'dir'."
Ahmed mürsel olarak.
8765- Yahya bin Bukeyr radiyallahu anh'-dan:
"Ebû Ubeyde, Amvâs vebası sırasında, hicrî 18. yılında, ellisekiz yaşında iken vefat etmiştir. O kırkbir yaşındayken Bedir savaşına katılmıştır. Cenazesini Muâz bin Cebel'İn kıldırdığı söylenir,"
[Taberânî, Mu'ce.mu'l-Kebir'de.]
8766- Huzeyfe radiyallahu anh'dan: "Necrân'ın temsilcileri, Seyyid İle Âkib Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile lâ-netleşmeye geldiler. Biri arkadaşına dedi ki:
'Yapma! Vallahi, eğer o gerçek Peygamber ise ve biz de onunla Iânetleşme yaparsak, ne biz iflah ederiz , ne de bizden sonraki neslimiz.'
Bunun üzerine o, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e dedi ki:
'İstediğini biz sana veririz; yalnız bize emin bir adam gönder! Göndereceğin kişi, muhakkak kendisine güvenilir birisi olsun.' Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Ben sizinle, gerçekten emin, son derece güvenilir olan bir adam göndereceğim.' Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabının gözü bu vazifeye dikilmişti. Hemen: 'Ey Ebû Ubeyde sen kalk!' buyurdu. O ayağa kalkınca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'İste bu, bu ümmetin eminidir'."
[Buhârî. Müslim ve Tirmizî]


ABBÂS, CA'FER, HASAN VE HÜSEYİN'İN MENKIBELERİ
8767- Abdulmuttalib bin Rabîa radiyalla-hu anh'dan;
"Abbâs, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanma öfkeli olarak girdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sordu: 'Seni öfkelendiren şey nedir?' Cevap verdi:
'Ey Allah'ın Resulü! Kureyş'ten birtakım adamları görüyorum, aralarında güler yüzlü oluyorlar, bizimle karşılaştıklarında ise somurtuyorlar. ' Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Öfkelendi ve öfkesinden yüzü kıpkırmızı kesildi. Sonra şöyle buyurdu:
'Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizi Allah ve Resulü için sevinceye kadar, kişinin kalbine iman girmez.' Sonra şöyle buyurdu: 'Ey insanlar! Kim amcama eziyet ederse, bana eziyet etmiş olur. Çünkü kişinin amcası, babası gibidir'." [Tirmizî]
8768- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Ey amca! Pazartesi sabahı sen, çocuğunla beraber bana gel de, ben .sana ve çocuğuna yarayacak bir dua edeyim."
Sabah oldu, biz de geldik; üzerimize bir örtü örtüp şöyle dua etti:
"Allahım! Abbâs'in ve çocuğunun açık ve gizli tüm günahlarını, hiçbir günah bırakmamalıya bağışla! Allahım! Çocukları hususunda onu gözet!"
Rezîn'in ilavesi: "(Allahım) hilafeti onun neslinde daimi kıl!"
8769- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Horasan'dan siyah sancaklar çıkacak ve İlyâ'ya dikilinceye kadar onları hiçbir şey ön-leyemiyecektir." |Tirmizî.j
8770- Sa'd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bu Abdulmuttalib'in oğlu Abbâs (var ya) Kureys'in en eli açık ve cömertidir. Akrabasına en fazla yardım edenidir."
[Ahmed, Bezzâr ve Ebû Ya'lâ.]
8771- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ca'fer'in, cennette meleklerle uçtuğunu gördüm." İTirmizî.l
8772- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "İnsanlar diyorlar ki: Ebû Hureyre amma da çok hadis rivayet ediyor.
Ben, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yanından hiç ayrılmazdım, boğaz tokluğuna hep onunla beraber olurdum. Ben ne mayalı ekmek yerdim, ne de yeni elbise giyebilirdim. Falan erkek (hizmetçi) bana hizmet etmediği gibi, benim cariyem de yoktu. Açlıktan kamıma taş bağladığım da olurdu. Beni yemeğe çağırsın, diye ezberimdeki bir ayeti
insanlara tekrar okutmak isterdim. Yoksullara insanlar içinde en cömert davranan, Ca'fer bin Ebî Tâlib'dir. Bizi evine götürüp bulabildiğini yedirirdİ. Hatta bazen İçi boş olan bir yağ tulumu bulurdu da bize verir, biz de onu yarıp içindekini yalardık." [Buhârî.J
8773-  Tirmizî de benzerini şu ilave ile nakletmiştir:
"Ca'fer yoksulları sever, yanlarında otururdu. Onlarla konuşur, onlar da onunla konuşurlardı. Bu sebeple Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu '(Ebû'l-Mesâkîn) Yoksullar babası' olarak künyelendirirdi."
8774- Ebû Hureyre radiyallahu anh'daıı: "Peygamber sallallahu  aleyhi ve sellem'den sonra, en güzel pabuçları giymek, en güzel develere binmek ve eğerlere kurulmakta Ca'fer bin Ebî Tâlib'den daha üstünü yoktu." ITirmi/î.j
8775- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "O, Abdullah bin Ca'fer'e selâm verdiği zaman, şöyle derdi: 'Esselâmü aleyke yâ İbn Zî'1-Cenâhayn (Ey iki kanatlının -Ca'fer'in-oğlu, selâm sana!)'" [Buharı.]
8776- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem otururken, Esma bint Umeys yakınmdaydı. Kendisine verilen selâmı alıyorken şöyle buyurdu: 'Ey Esma! işte Ca'fer, Cibril ve Mîkâ-il'le beraber geçip bize selâm verdiler ve ben de selâmım aldım. (Ca'fer) Bana sunu bildirdi: 'Ben falan gün müşriklerle karşılaştım. Vücudumun ön tarafından yetmişüç yara aldım. Sonra sancağı sağ elime aldım. 0 da kesildi. Sonra onu sol elime aldım; o da kesildi. Bunların yerine Allah bana iki kanat ihsan etti ve bu kanatlarla ben cennette Cibril ve Mî-kâîl ile birlikte uçuyorum'."
ITaberânî, Mu'cemu't-Kebîr'ûe. daha uzun bir metinle ve hafi bir isnadla.]
8777- el-Berâ radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i Hasan omuzunda iken gördüm. Şöyle dua etti: 'Allahım! Ben bunu (Hasan'ı) seviyorum, sen de bunu sev!'
Diğer rivayette: "O Hasan ile Hüseyin'i gördü ve şöyle dua etti:
"Allahım, ben bu ikisini seviyorum; sen
de sev!" |Buhârî, Müslim ve Tirmizî.]
8778- Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e:
'Ehl-i beytinden en çok kimi seviyorsun?' diye sordular. Şöyle buyurdu: 'Hüseyin'i.' Fâti-
ma'ya şöyle derdi: 'Haydi şu oğullarımı çağır bana!' Ondan sonra o ikisini göğsüne basar, koklardı." [Tirmizi]
8779- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'le gündüz sokağa çıktım. Ne bana konuştu ve ne de ben onunla bir kelam ettim. Derken Kay-nuka' çarşısına geldi. Sonra dönüp Fâtıma'mn hanesine vardı. Dedi ki: 'Ufaklık (Hasan) orda mıdır?' Anladık ki annesi onu yıkıyor ve de gerdanlık takıyor. Çok geçmeden koşarak geldi. Dedesine sarıldı, dedesi de ona sarıldı. Sonra şöyle dua buyurdu:
'Allahım! Ben bunu çok seviyorum. Onu ve sevenlerini sen de sev!'" |Buhârî ve Müslim.]
8780- Hâlid bin Ma'dân radiyallahu anh'dan:
"Mikdâm bin Ma'dî Kerb, Amr bin el-Es-ved ve Kınnesrin ehlinden olan Esedoğulla-nndan bir adam Muâviye'ye geldiler.
Muâviye, Mikdâm bin Ma'dî Kerb'e dedi ki: 'Ali'nin oğlu Hasan'ın öldüğünü bilmiyor musun?' Bunun üzerine Mikdâm bin Ma'dî Kerb: 'înnâ lillahi ve innâ İleyhi râciûn' dedi. Muâviye şöyle dedi:
'Ey fülan! Sen onun ölümünü musibet mi sayıyorsun?'
'Onun Ölümünü ben nasıl musibet saymı-yayım ki, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu kucağına alıp şöyle demiştir: 'Bu, benimdir; Hüseyin Ali'nindir.' Esedoğulların-dan olan dedi ki: 'O, Allah'ın söndürdüğü bir ateş kıvılcımıdır.' Bunun üzerine Mikdâm dedi ki: 'Ben bugün seni kızdırıncaya, hoşlanmadığın bir şeyi de sana duyuruncaya kadar buradan ayrılmayacağım.' Sonra Muâviye'ye dedi ki:
'Ey Muâviye! Eğer ben doğru söylersem, beni doğrula! Yalan söylersem, beni yalanla!'
O da: 'Olur' dedi.
'Allah aşkına söyle; Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in altın giymeyi yasak kıldığını duydun mu?'
'Evet.'
'Allah aşkına söyle; Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in ipek giymeyi yasakladığını duydun mu?'
'Evet.'
'Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in vahşi ve yabani hayvanların derilerinin giyilmesi ve üzerlerine binilmesini yasak kıldığını duydun mu?'
'Evet.'
'Vallahi bütün bunları ben senin evinde gördüm' deyince, Muâviye şu cevabı verdi: 'Ey Mikdâm, anladım ki ben senin elinden kurlulamıyacağım!'
Bunun üzerine Muâviye, Mikdâm'a, o iki arkadaşından fazlasının verilmesini emretti. Oğluna ikiyüz kadar takdir etti. Mikdâm, aldığı paralan, arkadaşlarına taksim etti. Esedî olan ise aldıklarından kimseye bir şey vermedi.
Muâviye bunu duyunca, şöyle dedi: 'Mik-dâm eli açık pek cömert kimsedir. Esedî ise, eli sıkı, kimseye bir şey vermeye kıyamayan kimsedir'." (Nesâî ve aynı lafı/la Ebû Dâvud.l
8781- Ya'lâ bin Murre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim. Hüseyin'i seveni Allah sever. Hüseyin torunlardan torundur." [Tirmizî|
8782- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Hasan ite Hüseyin, cennet gençlerinin
efendileridir." | İkisi de Tirmizî'ye aittir. |
8783- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Bir adam ona sivri sineği öldüren (ihramlı) kişinin durumunu sordu. Bunun üzerine ona dedi ki:
'Sen kimlerdensin?'
'Irak ehlİndenim' deyince İbn Ömer şöyle dedi:
'Adama bakın! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in haklarında: 'Bu ikisi benim (öpüp hakladığım) dünya çiçeklerimdir' buyurduğu oğlunu (Hüseyin'i) öldürdüler de bir de bana kalkmış sivri sineklerin kanım soruyor'."
8784- Diğer rivayet:
"Ona sinek öldüren ihramh hakkında sordu. Şu cevabı verdi: 'Ey Irak ehli! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in kızmm oğlunu öldürdünüz. Şimdi kalkıyor bana sinekleri öldürenin cezasını mı soruyorsunuz?'."
8785- Diğer rivayet:
"Büyük günahlara son derece cüretlidirler, fakat küçük günahlar hakkında sorup duruyorlar!" [BuhârîveTirmizî.l
8786- Abdullah bin Şeddâd, babasından: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yatsı namazlarının birinde, sırtında Hasan ya da Hüseyin'le çıktı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem öne geçti, onu yere bırakıp namaz için tekbir aldı. Namazın arasında uzunca bir secde yaptı. Merak edip başımı kaldırınca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sırlında, kendisi secdedeyken bir çocuk gördüm. Tekrar secdeme döndüm. Namaz bitince, cemaat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e sordu:
'Ey Allah'ın Resulü! Namaz'ın arasındaki secdeyi bayağı uzattın, sana bir şey oldu, ya da vahiy geldiğini sandık.' Cevap verdi:
'Bunların hiçbiri olmadı. Lâkin oğlum (torunum) geldi sırtıma bindi, kendisi İninceye dek onu sırtımdan aşağı indirmek istemedim'." | Nesâî. |
8787- Bureyde radİyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bize hutbe okurken, Hasan ile Hüseyin üzerlerinde kırmızı gömlek olduğu halde gelirler, oynayıp zıplarlardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de minberden inip onları alıp. yukarıya kaldırıp önüne oturturdu. Sonra da şöyle buyurdu: 'Allah doğru buyurmuştur: 'Mallarınız ve çocuklarınız fitne (imtihan ve deneme)'dir.' Bu iki çocuğa baktım; yürüyorlar, hoplayıp zıplıyorlardı. Dayanamadım, sözümü yarıda kesip, indim ve onları buraya çıkarttım' ." |Sünen ashabı.]
8788- Ali radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Hasan, göğsünden başına kadar Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e; Hüseyin ise göğüsten altma kadar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e benzemektedir." |Tirmizî]
8789- Ensâr'dan bir kadın olan Selmâ radiyallahu anhâ'dan:
"Ümmü Seleme'nin yanına girdim; ağlıyordu. Sordum:
'Neden ağlıyorsun?'
'Şimdi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i rüyamda gördüm, başı-sakalı tozlanmış bir halde ağlıyordu. Sordum, dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Seni ağlatan nedir?'
'Biraz Önce Hüseyin'in öldürüldüğünü
göldüm' buyurdu." |İkisi de Tirmizî'ye ail.|
8790- Enes radiyallahu anh'dan:
"İbn Ziyâd'ın yanındaydım. Hüseyin'in başı getirildi.
Bastonu ile burnuna (hafifçe) vurdu ve şöyle dedi: 'Bunun kadar güzel bir şey hayatımda görmedim.' Ben de dedim kî: 'İçlerinde en çok Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e bu benzerdi'."
[Buharî ve aynı lafızla Tirmizî.l
8791-   Ammar bin Umeyr radiyallahu anh'dan:
"Ubeydullah bin Ziyâd ve arkadaşlarının başları getirildiğinde, Rahbe'deki mescidin avlusunda istiflendi. Hemen yanlarına vardım. 'Geldi, geldi!' diyorlardı. Baktım ki başlarının arasından bir yılan sızarak gelip doğru Ubeydullah bin Ziyâd'm burnundan girdi. Biraz bekledikten sonra çıkıp gitti ve gözden kayboldu.
Sonra İki ya da üç kere yine 'İşte geldi, işte geldi!' diye bağırdılar zira yılan bunu iki ya da üç kere yaptı." |Tirmizî.[
8792- Ümmü Seleme radiyallahu anhâ'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Hüseyin hakkında şöyle dedi: 'Cibril xelip, bana:
'Sen onu .seviyor musun?'
'Dünyada evet.'
'Ne yazık ki ümmetin onu 'Kerbelâ' denilen yerde öldürecektir' dedi.
Öldürüleceği zaman Hüseyin'in etrafı çevrilince; sordu:
'Bu yerin ismi nedir?'
'Kerbelâ'dır' dediler. Bunun üzerine şöyle dedi: 'Allah ve Resulü doğru söylediler: 'Burası Kerb (üzüntü) ve belâdır'." [Taberânî, Mu'ce.mii'I-Kebîr'de daha uzun bir metinle.]
8793- Âişe radiyallahu anhâ'dan; (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Cibril gelip, oğlum Hüseyin'in 'Tıf denilen yerde öldürüleceğini ve benden sonra ümmetimin fitneye sürükleneceğini bana bildirdi."
Taberânî, Mucemu'l-Kebîr'de leyyin bir senedle daha uzun olarak.
8794- Muhammed bin el-Hasan bin Zeb-bâle radiyallahu anh'dan:
"Ömer bin Sa'd, Hüseyin ile konaklayıp, onların onu öldüreceklerine kesin kanaat getirdikten sonra kalkıp Allah'a* hamdetükten sonra onlara hitap edip Allah'a kavuşmalarının daha iyi olduğunu, zalimlerle yaşamanın çekilmez olduğunu münasip bir dille anlattı. Sonra Ker-belâ denilen yerin bulunduğu Tıf ta öldürüldü." |Tabeiânî, Mu cemu''I'-Kebîr''de zayıf bir senedle.]
8795- eş-Şa'bî radiyallahu anh'dan: "Hüseyin çıkmak istediğinde, vedalaşmak için İbn Ömer'e gelip şöyle dedi: 'Ben Irak'a gidiyorum.' İbn Ömer: 'Gitme! Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: 'Ben kral peygamber olmakla, kul peygamber olmam arasında serbest bırakıldım, kul peygamber olmayı tercih ettim.' Sen de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bir parçasi-sın. Ne olur çıkma!' dedi. Teklifini kabul etmeyip vedalaştı ve çıktı. Ancak ona (Hüseyin'e) çıkarken şöyle dedi: 'Ey maktul (öldürülecek kişi)! Seni Allah'a emanet ederim'." |Bezzâr ve Taberânî, Mu'cemu' l-Evsat'ta]
8796- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Hüseyin, Irak'a gitmek üzere benden izin
istedi. Dedim ki:
'Bana ya da sana bir zarar gelmiyeceğini bilsem, parmaklarımı başına geçirir, seni bırakmam.' Şu cevabı verdi: 'Falan, filan yerde öldürülmem, benim için Allah ve Resulünün yasaklarının çiğnenmesinden daha iyidir.' Ben de kendimi bununla teselli ettim." [Taberânî]
8797-  ed-Dahhâk bin Osman radiyallahu anh'dan:
"Hüseyin, Yezîd bin Muâviye'nin başa geçmesine Öfkelenerek Kûfe'ye hareket etti. Bunun üzerine Yezîd, o günün Irak valisi olan Ubeydullah bin Ziyâd'a şöyle yazdı: 'Duyduğuma göre Hüseyin Irak'a müteveccihen hareket etmiş. Onunla ülken ve kendin büyük bir belâya tâbi tutulacaksın. İşte o zaman ya azal edileceksin ya da köle olacaksın.'
Bunun üzerine Ubeydullah bin Ziyâd onu öldürüp başım Yezîd'e gönderdi.
Önüne konduğu zaman Yezîd, Husayn bin Hammâm'ın şu şiirini söyledi.
'Âsi ve zalim olan sevilen adamların başlarını böyle asar, keseriz'." [Taberânî]
8798- ez-Zübeyr bin Bekkâr'dan: "Hüseyin, dördüncü hicrî yılının, Şa'ban ayının beşinde doğdu.
61. hicrî yılının Aşure ayının cuma gününde öldürüldü. Onu Sinan bin Ebî Enes öldürdü. Havla bin Yezîd el-Asbahînin ayağı altında son nefesini verdi. Başını koparıp İbn Zi-yâd'a götürdü. Bunun üzerine Sinan şiirle şöyle dedi: 'Haydi bineğimi altın ve gümüşle süsle. Çünkü ben örtülü bir meliki, anne ve baba olarak insanların en hayırlısını ölürdüm'." [Taberânîl
8799- Leys bin Sa'd'dan, dedi ki;
"Hüseyin esir olmak istemediği için onunla çarpıştılar ve öldürdüler. Sadece onu öldürmekle yetinmediler, çocuklarını ve arkadaşlarını da öldürdüler. AH bin Hüseyin'i, Hüseyin'in kızları Fâtıma ile Sekîne'yi İbn Ziyâd'a sağ götürdüler. O da onları Yezîd'e gönderdi. Babasının kesik başını görmemesi için, Sekî-ne'ye divanının arkasında durması için emir verdi. Ali bin Hüseyin ise henüz çocuk olmasına rağmen zincire vurulmuştu. Hüseyin'in başını koydu. Yezîd şöyle diyordu: 'Başı eve asacağız.'
Alî bin Hüseyin ise: 'Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan Önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır." mealindeki âyeti (Hadîd, 22) okudu.
Yezîd buna karşılık: 'Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi elinizle İşledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.' mealindeki âyeti (Şûra, 30) okudu. Bunun üzerine Ali şu cevabı verdi:
'Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bizi böyle bağlı olarak görseydi, hemen bizi çözüvermek isterdi.'
'Doğru söyledin.' dedi ve onları zincirden çözdü. Ali:
'Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in gözü önünde uzak dursaydık, bizi yaklaştırırdı.' dedi. Yezîd:
'Doğru söyledin' dedi ve onları yaklaştırdı. Fâtıma ile Sekme babalarını görmek için gayret edince, Yezîd de onun başını örtmek için gayret ediyordu. Sonra onları gayet güzel bir şekilde hazırlatıp, Medine'ye gönderdi."
8800- eş-Şa'bî radiyallahu anh'dan: "Rüyamda gökten birtakım insanların ellerinde mızraklar oldukları halde indiklerini ve Hüseyin'in katillerini aradıklarını gördüm.
Çok geçmeden Muhtar geldi onları (katilleri) öldürdü."
8801- ez-Zührî radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Hüseyin'in öldürüldüğü gün  Şam'da hangi taş kaldırıkhysa mutlaka kanlı çıktı."
|Taberânî|
8802- Diğer rivayet:
"(Hüseyin şehit edildiğinde) Beytü'l-Makdis'in hangi taşı kaldınldıysa altından taze kan çıktı."
8803- Ebû Kubayl radiyallahu anh'dan: "Hüseyin Öldürüldüğü zaman, güneş tutuldu. Halta Öğlen vakti yıldızlar göründü. Hatta onların gerçekten yıldız olduklarını sandık." [Taberânî]
8804- Leys bin Sa'd'dan: "Hüseyin'le birlikte Abbâs bin Alî bin Ebû Talip, annesi Ümmü'l-Benîn Âmire, Ca'fer, Ali'nin oğulları Abdullah, Osman, Ebu Beki", Ebû Bekr'in annesi Leylâ bint Mes'ûd Nehşeliyye, Alî bin Hüseyin el-Ek-ber, annesi Sakafî Leylâ, Abdullah bin Hüseyin ve annesi er-Rebâh Kelbiyye, Ebû Bekr bin el-Hüseyin, Abdullah bin Ca'fer b. Ebû Tâlip'in iki oğlu Avn ile Muhammed, Ukayl bin Ebî Tâlip'in oğullan Ca'fer ile Müslim, Hüseyin'in azatlısı Süleyman, Hüseyin'in süt babası Abdullah da öldürüldüler."
8805- Muhammed bin el-Hanefiyye radiyallahu anh'dan:
"Hüseyin'le birlikte hepsi Fâtıma'nın neslinden olan onyedi kişi öldürüldü."
[Taberânî, Mu' cemu' l-Kehîr'de.]
8806- Ebû Kubeyl radiyallahu anh'dan: "Hüseyin öldürüldüğü zaman başını kestiler, hemen oturup nebîz içtiler. Duvardan onlara doğru bir demir kalemi çıkıp kanla şunu yazdı:
'Hüseyin'i öldüren bîr ümmet, hesap günü dedesinin şefaatini umabilir mi?'
Bu yazıyı gördüklerinde korkup kaçtılar, başı orada bıraktılar, sonra tekrar dönüp geldiler. [Taberânî. Mu'cemu' l-Kebîr'de. zayıf bir senedle.]
8807-   Ümmü  Seleme radiyallahu an-hâ'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:
'Yanıma girmek isteyen kimseyi içeriye .salma!' Hüseyin geldi, içeri ginnek istedi, tuttum, salmadım. Ağlamaya başladı. Yine bırakmadım, ağlamayı bırakmayınca bıraktım. O da doğru Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'in odasına girdi, kucağına oturdu. Cibril, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e dedi ki: 'Senin ümmetin bu oğlunu öldürecektir.'
'Onlar bana inandıkları halde bunu Öldürecekler mi?' diye sorunca; 'Evet, evet' dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çıkıp şöyle buyurdu: 'Ümmetim bunu öldürecek.'
Ebû Bekr ile Ömer: 'Nasıl olur onlar mü'min değil midirler?' 'Evet, ama yine de öldiirecekler'buyurdu.'"
[Taberânî, Mu'cemu' l-Kebîr'de leyyin bir senedle, daha uzun bir metinle]


ZEYD BİN HARİSE, OĞLU ÜSÂME, AMMÂR BİN YÂSİR, ABDULLAH BİN MES'ÛD VE EBÛ ZER EL-GİFÂRÎ'NİN MENKIBELERİ
8808- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Zeyd büı Harise Medine'ye geldiği zaman, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem evimde idi. Kapıyı çaldı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çıplaktı, elbisesini giyerek kapıya doğru gitmek için kalktı.
Onu ne ondan önce ve ne de ondan sonra hiç çıplak görmemiştim; onu kucaklayıp öptü." |Tirmizî|
8809- (Zeyd'in kardeşi) Cebele bin Hâlise radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Benimle beraber kardeşim Zeyd'i gönder!'
'Jşte kendisi burada. Git ona, eğer seninle giderse, ben mani olmam.' Gitti ve teklif etti, ancak Zeyd gelip dedi ki: 'Ey Allah'ın Re-sûlü! Ben kimseyi sana tercih edebilir miyim?' Daha sonraları Cebele:
'Kardeşimle kaldım, daha sonra onun görüşünün benimkinden daha iyi olduğunu gördüm ve anladım' dedi." (İkisi de Tîrmizi'ye aittir.|
8810- İbn Ömer radiyaliahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,
Üsâme bin Zeyd'in kumandası altında bir müfreze gönderdi. İnsanlardan bazıları onun kumandanlığı hakkında ileri geri konuştular. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
'Siz bunun hakkında ileri geri konuşuyorsunuz, zaten daha önce babası hakkında da ileri geri konuşmuştunuz. Allah'a yemin ede-
rim ki o, kumandanlığa lâyıktır. O, İnsanlar içinde en sevdiğim kişidir. Babasından sonra bu da benim için insanların en sevimlisi olmuştur.' |Buhârî, Müslim ve Tirmi/î.|
8811- Üsâme radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,
ölüm döşeğinde olduğu gün, lechîz ettiği orduya beni kumandan yaptı, sancağı da elime verdi. İnsanlarla yola çıktık. Ağuiaşmca, hep beraber Medine'ye geri döndük. Yanına girdiğimde artık konuşamıyordu. İki elini üzerime koydu, sonra kaldırdı. Bundan, bana dua ettiğini anladım." ]Tirmizî.]
8812- Âişe radiyallahu anhâ'dan, dedi ki: "Üsâme kapının eşiğinde ayağı kayıp düştü, yüzü yarıldı, kanlar akmaya başladı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem (bana) şöyle buyurdu: 'Haydi git, (kanlarını sil ve) yara-sıyla ilgilen!' İğrendim, yapamadım. Bunun üzerine, kendisi geldi, yüzünden kanlarını emip dışarıya püskürtmeğe başladı. Sonra şöyle buyurdu: 'Eğer Usûme kız olsaydı, onu süslerdim, giyindirirdim hatta evleninceye kadar ona gerekli harcamayı yapardım.' |lbn Mâce.|
8813- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,
Üsâme'nin burnunu silmek istedi. Âişe dedi ki: 'Bırak onu ben yapayım.' Bunun üzerine şöyle dedi: 'Ey Âişe! Onu sev, çünkü ben onu seviyorum.' |Tirmizî|
8814- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Ömer, Üsâme için üçbinbeşyüz (dirhem) tahsis ve takdir etti. Abdullah bin Ömer için üçbin takdir etti. Bunun üzerine İbn Ömer itiraz edip dedi ki: 'Neden Üsâme'yi bana tercih ettin? Vallahi o herhangi bir harbe benden Önce gitmedi.' Ömer şöyle cevap verdi: 'Çünkü Zeyd'i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem babandan çok severdi, (onun oğlu) Üsâme'yi
de senden fazla severdi. Ben de Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in sevgisini kendi
sevgime tercih ettim.' [İkisi de Tirmizî'ye ait.|
8815- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "O, mesciddeyken bir adamın ihramını sürüyerek gezdiğini gördü, dedi ki: 'Bakın bakalım o kimdir?' Dediler ki: 'O, Muham-med bin Üsâme'dir.' İbn Ömer başını eğdi ve dedi ki: 'Eğer Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu (Üsâme'nin oğlunu) görseydi mutlaka severdi.' [Buharı.|
8816- İbn Şihâb radiyallahu anh'dan: "İlk müslüman olan, Zeyd bin Hârise'dir."
[Taberânî, Mu'cemu'I-Kebîr'de mürsel olarak.]
8817- Ali radiyallahu anh'dan: "Ammâr bin Yâsir gelip içeriye girmek
için Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'den izin istedi. 'Ona izin verin, girsin!' buyurdu. Sonra ona: 'Merhaba ey Tayyibi'l-Mutayyeb (= merhaba ey pak ve paklanmış kişi!)'diye hitap etti. [Tîrmizi.]
8818-  Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ammâr'a dedi ki: 'Müjde! Seni azgın bir cemaat öldürecektir' |Tirmizî]
8819- Rezîn şunu ilave etti: "(Ammâr) Sıffîn günü su istedi. İçinde süt bulunan bir maşrapa getirildi. Onu görünce 'Allahü Ekber' diye bağırdı. Sonra şöyle dedi: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana dünyadaki en son rızkımın bunun gibi maşrapadan süt içmek olduğunu bildirmişti.' Sonra hamle yaptı, Öldürülünceye dek durmadan savaştı."
8820- Ebû Saîd radiyallahu anlı'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Vah Ammur'a! Kendisim azgın bir grup öldürecektir. Oysa o, onları cennete çağıracak, onlar ise onu cehenneme çağıracaklardır." [Buhârî.]
8821- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ammât; ne zaman iki şey arasında muhayyer kılındı ise o, mutlaka çetin olanı tercih etmiştir." [Tirmizî.]
8822- Sahabeden bir adamdan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ammâr, çenesine kadar imanla dolmuştur." [Nesâî.]
8823- Ali radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ammâr' in kanı da, eti de ateşe haramdır. Kesinlikle ateş onu yakamaz." [Bezzâr.J
8824- Bilâl bin Yahya radiyallahu anh'dan: "Ammâr öldürüldüğü zaman Huzeyfe'ye dediler ki: 'Bu adam gördüğün gibi öldürüldü; insanlar onun hakkında ihtilâfa düştüler, sen ne dersin.?' Şöyle cevap verdi: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum:
1Ebu'l-Yakazân (yani Ammâr, İslâm) fıtrat(t) üzeredir, ölünceye ya da yaşlanıncaya dek bu fıtrat onu bırakmaz.'
[Bezzâr ve Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'ta..]
8825- Osman radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber Bathâ'da yürüyorduk. Nihayet Ammâr ile babası ve annesinin işkence gördükleri yere geldik. Ebû Ammâr dedi ki:
'Ey Allah'ın Resulü! İşte durum böyle.' Şöyle buyurdu: 'Sabret!' Sonra şöyle dua etti: 'Allahım! Yâsir ailesini bağışla!' Öyle de oldu (yani Hakk'ın rahmetine kavuştular)." |Ahmed.J
8826-  "Ey Yâsir ailesi! Cennet size vaad edilmiş. Buluşma yeriniz cennettir." |Taberânî, Mu'cemu' I-Kebîr'de hafi bir senedle:|
8827- el-Hasan radiyallahu anh'dan: Ammâr şöyle derdi:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile, cinlere ve insanlara karşı savaştım. Beni Bedir kuyusuna gönderdi, insan şeklinde şeytana rastladım. Kapıştık, ben onu yendim. Yanımdaki mızrağımla ona vuruyordum. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş: 'Ammâr kuyunun yanında şeytana rastladı ve onunla çarpıştı.'
Çok geçmeden dönüp ona durumu bildirdiğimde, şöyle dedi: "işte o çarpıştığın kişi, şeytanın ta kendisiydi.'
|Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'de hafî bir senedle.]
8828- Hâlid bin el-Velîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim Ammâr'ı hakir görürse, Allah da onu hakir görür. Kim Ammâr'a hakaret ederse, Allah da ona kötü muamele yapar. Kim Ammâr'in eksiğini çıkartmaya çalışırsa Allah da onun eksiğini meydana çıkartır,"
8829- Diğer rivayet:
"Kim Ammâr'a düşmanlık yaparsa, Allah da ona düşmanlık yapar." jTaberânî, Mn'remu'l-Kehîr'öe daha uzun bir melinle.l
8830- Amr bin el-Âs radiyallahıı aiıh'dan: "Ona İki adam, Ammâr'ın kanı ve malı hakkında davalaşmaya geldi. O ise şöyle de-dİ: 'Bırakın onu! Ben Allah Resulü sallaılahu aleyhi ve sellem'in onun hakkında şöyle buyurduğunu duydum: 'Ammâr'ı öldüren ve malını alan cehennemdedir.'
8831-  Abdullah bin el-Hâris radiyallahıı anh'dan:
"Amr bin el-As, Muâviye'ye dedi ki: 'Ey mü'mİnlerin emîri! Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in, mescidi yaparken Ammâr'a şöyle dediğini duymadın mı?'
'Ey Ammâr! Sen cihada karşı gayet hırslısın. Şüphesiz sen cennet ehlindensin. Seni azgın bir cemaat öldürecektir.'
Muâviye: 'Evet' dedi. 'Öyleyse onu neden öldürdünüz?' 'Vallahi yanılıyorsun. Onu biz mi öldürdük? Onu, getiren kişi öldürdü' diye cevab verdi."
8832- Gülsüm bin Cez'a radiyallahu anh'dan:
"Ammâr'ın katiline soruldu:
'Ammâr'ın olayı nasıl cereyan etti?' Cevap verdi:
'Ben Resûllah sallallahu aleyhi ve sellem'i görmüş biriyim. Biz Ammâr'ı seçkinlerimizden sayardık. Kûbâ Mescidinde Osman aleyhinde konuşuncaya dek bu kanaatteydim. (Ondan sonra dedim ki:) 'Onunla başbaşa kalırsam mutlaka ayağımla onu çiğneyeceğim. Ondan sonra bütün namazlarımda Allah'a şöyle dua ettim: 'Allahım! Beni Ammâr'la buluştur!' Sıffîn günü olunca, baktım bir adam gönüllüleri önüne katmış gidiyor. Hemen onu gördüm, karşılıklı iki darbe salladık, sonra ben ondan önce davrandım, vurdum yüz üstü kapaklandı.  Sonra onu öldürdüm.' |Taberânî, Mu'cemu' l-Kebîr'de.]
8833- AH radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Eğer istişare etmeden birini onlara kumandan tayin etseydim onlara Ümmü Abd'ın oğlunu (İbn Mes'ûd'u) tayin ederdim." [Tirmizî]
8834- Abdurrahman bin Yezîd radiyallahu anh'dan:
Huzeyfe'ye: Kendisinden ilim almanız İçin ahval, hidayet ve yol göstermesi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e en yakın olan birini sordum. Şöyle cevapladı:
"Ahval, hidayet ve yol göstermesi İbn Ümmü Abd'dan daha üstününü bilmiyorum. O, (ashabın) Allah'a en yakın olanlarmdandır.'
8835- Ebû Mûsâ radiyallahu anh'dan: "Kardeşimle ben Yemen'den geldik. Epey
zaman, İbn Mes'ûd'la annesinin Ehl-i beytten olduğunu zannediyorduk. Çünkü onlar devamlı olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanma girip çıkıyorlardı, ondan hiç
ayrılmıyorlardı." |Buhârî, Müslim veTirmizî.|
Mu'cemu' l- Ebû Musa ve Ebû Mes'ûd el-Ensâ-rî radiyallahu anhumâ'dan:
"İbn Mes'ûd öldüğü zaman, o ikisinden biri arkadaşına şöyle dedi:
'Acaba o, kendisinden sonra benzeri birini bıraktı mı, ne dersin?'
'Buna imkan var mı. Biliyorsun ki (Resû-lullah sallailahu aleyhi ve sellem'İn huzuruna girmek için), bize izin verilmediği zaman ona izin verilirdi, biz olmadığımız zaman o (O'nun) yanında bulunurdu.' |Müslim,|
8837- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: "Ebû Bekr ile Ömer, ona Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'İn kendisi hakkında şöyle buyurduğunu müjdelemişler:
'Kim Kur'ân'ı tıpkı indiği gibi okumak isterse, İbn Ütnmü Abd'in (İbn Mes'ûd'un) kıraati üzere okusun!' |İbn Mâce.l
8838- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: "Ben kendimi, müslüman olanların altıncısı olarak gördüm. Yeryüzünde bizlerden önce müslüman olan başka kimse yoktu."
|Taberânî, Mu'cemu' l-Kebîr'de]
8839- Ebû Zer radiyallahu anh'dan: "Abdullah bin es-Sâmit Ebû Zer'in şöyle dediğini nakletti:
'Haram ayım helâl kılan kavmimiz Gi-fâr'dan ayrılıp, ben, kardeşim Üneys ve annem beraberce yola çıktık. Dayımıza gittik; dayımız bize ikram ve ihsanda bulundu. Fakat kavmi bize haset edip dediler ki: 'Sen ailenin yanından ayrıldığın zaman Üneys onun yanına gidiyor.' Dayımız gelince kendisine söylenenleri bize söyledi. Bunun üzerine ben de dedim ki:
'Bize yaptığın iyilikleri kirlettin, artık beraber kalamayız.'
Hemen develerimizi hazırladık, yükümüzü yükleyip, oradan ayrıldık. Bunun üzerine dayımız ise elbisesine kapanıp ağlamaya başladı ve nihayet Mekke'nin yakınına vardığımızda kardeşim Üneys (birileriyle) bizim de-
velerimizle onların develeri hususunda şiir yarışına girmek İçin her iki taraf kâhine gittiler. Kâhin Üneys'i daha hayırlı bulmuş. Bunun üzerine Üneys yanımıza develerimizle ve bir misli de beraberlerinde olduğu halde geldi. Ebû Zer (Abdullah bin es-Sâmit'e) dedi ki: 'Ey kardeşim oğlu! Ben daha Allah Resulü sallallalıu aleyhi ve sellem ile buluşmadan üç yıl önce namaz kıldım.'
'Kimin için?' dedim.
'Allah için' dedi.
'Namaz kılarken ne tarafa duruyordun?'
'Rabbim beni ne tarafa yöneltirse o tarafa. Yatsıyı kılıyordum, gece sabaha karşı kendimi sanki yokmuş gibi bırakıyordum, nihayet güneş yükselinceye dek o hal üzere kalıyordum.'
Üneys dedi ki: 'Benim Mekke'de bir İşim vardır, bana İzin ver gideyim.' Sonra Üneys Mekke'ye doğru yola koyuldu, Ancak geri dönmekle biraz gecikti. Döndüğün-de dedim ki:
'Ne yaptın?'
'Mekke'de bir adam gördüm. Senin dinin üzeredir. Allah'ın kendisini peygamber olarak gönderdiğini iddia ediyor.'
'Peki insanlar ne diyorlar?'
'İnsanlar onun için, şair, kâhin ve sâhir olduğunu söylüyorlar' dedi.
Üneys kendisi de şairlerden biri olduğu için, dedi ki: 'Ben kâhinlerin sözünü dinledim, fakat onun söyledikleri hiç kâhinlerinki-ne benzemiyor. Onun sözünü şairlerinkiyle tarttım, hiçbiri ona uymuyor ve ona denk olamıyor. Vallahi o, doğrudur. Onlar yalancıdır."
Dedim ki: 'O halde sen de bana izin ver de ben de Mekke'ye gideyim.' Gittim ve orada zayıf bulduğum (gözüme kestirdiğim) bir adama: 'Sizin sapık dediğiniz o adam nerde-dir?' Bunu der demez: 'İşte sapık, sapık! diyerek halkı başıma topladı. Ellerine geçirdikleri çamur ve kemiklerden ne varsa onlarla vurup beni bayıltmcaya dek dövdüler. Ayıldığını zaman her tarafım kan-revan olmuştu, hemen zemzem kuyusuna varıp kanlarımı yıkadım;
tertemiz oldum; suyundan da bol miktarda içtim. Ey kardeşimin oğlu! Otuz gün gece-gün-diiz orada öylece kaldım. Tek gıdam zemzem suyu idi. Onu içtikçe şişmanladım, nerdeyse şişmanlıktan karnım patlayacaktı. Hiç de açlık duymadım. Mehtaplı bir geceydi. Bir ara Mek-keliler ay ışığında ansızın uyuyakaldüar. Kâ-beyi iki kadından başka tavaf edeni görmedim.
Asâf ve Naile için dua ediyorlardı. Tavaf sırasında yanıma geldiler. Ben: 'Bunların birini diğerine nikahlayın!' diyerek onlara takıldım. Fakat onlar sözlerinden vazgeçmediler. Yanıma geldiler. Ben ise: 'Kinayeli söylemiyorum, gerçekten onlar odun gibi bir şeydir' dedim. Bunun üzerine kadınlar: 'Burada bizim adamlarımızdan biri olsaydı görürdün!' diyerek velveleyle gittiler. Ancak onlar Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebû Bekr ile karşılaştılar, onlar yukardan doğru inip geliyorlardı.
Buyurdu ki: 'Neniz var?'
'Ka'be ile örtüsü arasında bir dinsiz var.'
'Peki o size ne dedi?'
'O bize ağız dolduran sözler söyledi' dediler.
Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geldi, arkadaşıyla birlikte Hacer'i istilâm etti ve tavaf etti. Sonra namaz kıldı,
Namazım bitirince, onu İslâm'ın selâmı ile ilk selâmlayan ben oldum; dedim ki:
'Esselâmü aleyke ya Resûlallah!'
'Ve aleyke ve Rahmetullah!' diyerek karşılık verdi ve sordu:
'Kimlerdensin?'
'Gifâr'dan' dedim. Hemen elini kaldırarak parmaklarını alnına koydu.
İçimden, galiba Ğifar kabilesine mensup olmam hoşuna gitmedi, dedim. Elinden tutmak istedim, fakat arkadaşı engel oldu. Çünkü o, onu benden daha iyi tanıyor ve biliyordu. Sonra başını kaldırıp şöyle sordu:
'Ne zamandan beri buradasın?'
'Otuz gündür, geceli gündüzlü buradayım' dedim.
'Peki bu kadar zamandır sana kim yediriyor?'
'Hiç kimse yedirmiyor, bütün gıdam zemzem suyudur. Onu içe içe karnım patlayacak
kadar şişmanladım; üstelik hiç açlık da hissetmedim' dedim. Şöyle buyurdu: "O mübarek (bir su)dur. O yemek bulamayanlar için bir yemektir."
Ebû Bekr dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Müsaade et de bu gece ona ben yemek yedi-reyim.' Allah Resulü ve Ebû Bekr gittiler, ben de onlarla beraber gittim. Ebû Bekr bir kapı açtı, oradan Tâif üzümlerini alıp bana verdi. Mekke'de ilk yediğim yemek işte o oldu. Aradan biraz zaman geçtikten sonra Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim; şöyle buyurdu: 'Bana hurmalık bir yer gösterildi. Galiba orası Yesrib'dir. Sen kavmine git ve onlara benim adıma tebliğde bulun! Belki senin vasıtanla Allah onları faydalandırır da karşılığında ecir alırsın.'
Hemen Üneys'e giHim. Dedi kî: 'Ne yaptın?'
'Müslüman oldum ve onu tasdik ettim'de-dim.
'Ben de senin dininden hoşlanırım, çünkü ben zaten önceden onu tasdik edip müslüman olmuştum'dedi. Sonra annemize geldik, ona da durumumuzu anlatınca, o da şöyle dedi: 'Benim de bu hoşuma gitti, zaten ben de önceden onu tasdik edip müslüman olmuştum.'
Hazırlandık; yüklerimizi yükleyip kavmimiz olan Gifâr kabilesinin yanına vardık. Durumu onlara bildirdik, hemen onların yansı İslâmiyeti kabul ettiler. Onlara reisleri olan Eymâ bin Rahada imamlık yapıyordu. Diğer yansı da şöyle dediler:
'Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye gelince, müslüman oluruz.' Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiğinde diğer kalan yarısı da İslâmiyeti kabul edip müslüman oldular.
Ondan sonra Eşlem kabilesi de gelip şöyle dediler: 'Ey Allah'ın Resulü! Kardeşlerimiz müslüman oldular, biz de onlar gibi müslüman olmak İstiyoruz.'Ve müslüman oldular. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
'Gifar müslüman oldu; Allah onlara mağfiret buyursun; Eşlem müslüman oldu, Allah onları selâmete erdirsin!'
Rivayetlerinden birinde şöyle geçmiştir:
"Bunun üzerine kâhinlerden bîr adama gittiler. Kardeşim Üneys (şiirleriyle) devamlı olarak kâhini övdü ve diğerini yenik düşürdü. Böylece onun deve sürüsünü kazanıp, bizimkilere kattık."
8840- Onun rivayetlerindendir: "Ebû Zer, azığını alıp (içi su dolu) bir kırba ile Mekke'ye vardı. Mescide (Kâ'be'ye) gelip tanımadığı Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i aramaya başladı. Onu sormak istemedi. Nihayet akşam oldu. Yattı, Ali onu gördü ve yabancı olduğunu anladı. Ebû Zer onu görünce ardından gitti, yolda yürürken birbirlerine hiçbir söz söylemediler. Sabah olunca kırbası ile azığını alıp yine mescide (Kabe'ye) geldi. O gün öylece akşama kadar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i göremeden kalıp bekledi. Gene yattığı yere döndü, yine Ali onu gördü. Dedi ki: 'Hâlâ bu adam yerini bilmiyor mu ki burada yatmış duruyor.' Sonra hemen onu kaldırdı, beraber yine hiç konuşmadan git-
tiler. Üçüncü gece olunca yine aynı şey oldu. Ali onu kaldırdı, beraber yürümeye başlayınca, Ali dayanamadı, sordu: 'Bu beldeye geliş sebebini bana hâlâ anlatmayacak mısın?'
'Bana doğru yolu göstereceğine dair kesin söz verirsen, anlatırım' dedi.
Ali de söz verdi, bunun üzerine Ebû Zer Mekke'ye geliş amacını ona anlatınca Ali: 'O (görmek istediğin kişi) hak üzeredir ve Allah'ın Resulüdür.' dedi. Sonra dedi ki:
'Sen sabah olunca beni takip et! Eğer yolda senin hakkında endişeleneceğim bir durum görürsem, su döküyormuş gibi yaparım; geçip gittiğimde ise sen beni takip edersin, nihayet girdiğim yere girersin.' Dediğini yaptı, onu takip etti. Nihayet o, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına girdi. O da ardından girdi, onu dinler dinlemez hemen müslü-maıı oldu. Ondan sonra Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu:
'Kavmine dön; sana emrim gelinceye dek onlara peygamberliğimi bildirip orada kal!' Cevabı şu oldu:
'Nefsim kudret elinde olana yemin ederim ki, gidip ortalarında (Allah'ın varlığını ve birliğini) haykınp müslüman olduğumu ilan edeceğim.'
Ondan sonra çıktı, mescide (Kabe'ye) varıp avazının çıktığı kadar şöyle bağırdı:
'Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Muhammed de O'nun Resulüdür.' Bunu duyan müşrikler hemen başına üşüştüler ve onu yere serinceye dek dövdüler, nihayet Abbâs gelip üzerine abanıp şöyle dedi:
'Yazık size; bilmiyor musunuz bu adam Gifâr kabilesindendir. Şam'a giderken (ticaret) yolunuz oradan geçmektedir. Onlar bunu duyarsa haliniz nice olur?' Ondan sonra derhal onu ellerinden kurtardı. Ertesi gün gidip aynısını yaptı, yine müşrikler yere serinceye kadar onu dövdüler, gelip Abbâs üzerine abanıp onu kurtardı."
IMüslim, Buhârî de bunu aynı şekilde rivayet etti.]
8841- Ebû Zer radiyallahu anh'dan: "Kıyamet gününde ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e hepinizden daha yakın olacağım; çünkü ben onun şöyle buyurduğunu duydum: 'Kıyamet gününde bana en yakınınız, dünyadan kendini terketîigim gibi ayrılandır.' Vallahi içinizde benden başka ona (dünyaya) bir şeyle bağlanmayan hiç kimse
yoktur."
(Ahmed veTaberânî, Mu'cemu' l-Kebîr'de]
8842- Ebû Zer radiyallahu anh'dan: "Ben kendimi İslâm'ın dörtte biri olarak gördüm. Benden Önce ancak üç müslüman vardı: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Bekr ve Bilâl." [Taberânî, Mu'cemu' l-Kebir'de]
8843- İbrâhîm bin el-Eşter'den:
"Ebû Zer, Rebze'de yalnızlık içinde ölmek üzere iken karısı ağladı. Ona sordu: 'Neden ağlıyorsun?'
'Ağlıyorum, çünkü sen ölürsen seni kabre indirecek kimse yok ve yanımda sığabileceğin kadar bir elbise yok ki seni kefenleyeyim.' Şöyle dedi:
'Ağlama! Çünkü ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum:
'Sizden bir adam sahrada ölecek, cenazesinde de bir grup müslüman bulunacaktır.' Ben ise sahradayım ve ölmek üzereyim, hepsi kasabalarda cemaat içinde vefat ettiler. Yolu gözetle, mutlaka sana söylediğimin çıktığını göreceksin. Çünkü ben ne yalan söyledim, ne de yalancılıkla itham edildim.' Tam o sırada yoldan bir grup akın edip geldi, kadının yanında durdular ve sordular:
'Ne'n var?'
'Müslümanlardan bir kişi vefat etmek üzeredir, onu kefenleyip gömerseniz sevaba girersiniz' dedi.
'Kimdir o ölmek üzere olan?'
'Ebû Zer'dir' deyince, 'Babalarımız annelerimiz ona feda olsun!' deyip hemen yanma girdiler. Ebû Zer şöyle dedi: 'Müjde size, Allah Resûlü'nün bahsettiği kişiler sizsiniz dedi. Allah aşkına içinizde emîr, reis ya da postacı olanlar beni kefenlemesin. Onlar arasında En-sâr'dan bir delikanlı hariç, hemen hepsi bu mevkilerde bulunmuşlardı. O Ensâr'lı delikanlı dedi ki: 'Yanımda, iki elbise vardır, (birini) verebilirim.' Bunun üzerine Ebû Zer ona 'İşte arkadaş ve dostum sensin' dedi."
|Ahmed ve Bezzâr]


HUZEYFE BİN EL-YEMAN, SA'D BİN MUÂZ, İBN ABBÂS, İBN ÖMER VE İBNÜ'Z-ZÜBEYR'İN MENKIBELERİ
8844- Huzeyfe radiyallahu anh'dan: "Annem sordu: 'Ne zamandanberi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i görmedin?'
'Epeydir görmedim' deyince beni biraz payladı. Bunun üzerine şöyle dedim: 'Bırak beni de gidip onunla akşam namazını kılayım. Senin için de, benim için de Allah'dan mağfiret dilemesini istirham edeyim.' Hemen vardım, kendisi ile akşam namazını kıldım. Son-
ra (nafile) namaza kalktı, yatsıyı da kıldıktan sonra ayrıldı, kendisini izledim. Sordu: 'Kim o, Huzeyfe mi?"
'Evet' dedim.
'Bir işin mi vardı? Allah seni de anneni de bağışlasın! İşte bundan önce yeryüzüne hiç inmemiş bir melek. Rabbinden bana selâm getirmesi ve şu müjdeyi vermesi için izin istemiş; o da izin vermiş:
Fâtıma cennet kadınlarının hanımefendi-sidir. Hasan ile Hüseyin de cennet gençlerinin efendileridir'." [Tirmizî]
8845- Huzeyfe radiyallahu anh'dan: Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Yerine bir adam tayin et de (bize) öğretsin." Şöyle buyurdu:
"Yerime adam bırakırsam, ona âsi olursunuz da bu nedenle azaba uğrarsınız. Lâkin size Huzeyfe ne anlatırsa onu tasdik edin! Abdullah bin Mes'ûd size nasıl okursa siz de tıpkı Onun gibi okuyun!" [İkisi de Tırmizî'ye ait.]
8846- Ebû İshak'dan:
"el-Beıâ bin Âzİb der ki: Peygamber sal-lallahu aleyhi ve sellem'e ipekli bir elbise hediye edildi. Biz ona dokunmaya ve hayret etmeye başlayınca, şöyle buyurdu:
'Bunun yumuşaklığına bakıp şaşıyorsunuz? Sa'd bin Muâz'ın cennetteki mendilleri bundan daha güzel ve yumuşaktır'."
[Buharı, Müslim veTirmizî.|
8847- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Sa'd bin Muâz'ın ölümüne Arş titredi." Bunun üzerine bir adam (Câbİr'e) şöyle dedi: "el-Berâ diyor ki: (Sa'd'ın cenazesinin) tabutu titredi." Câbir cevaben dedi ki: Bu iki kabile (yani Evs ile Hazrec) arasında kin ve anlaşmazlık vardır. Ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum: "Sa'd bin Muâz'ın Ölümüne Rahman'in Arş'ı titredi."
[Buhârî. Müslim ve Tirmizî. Lafız Buhârî''ye ait]
8848- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem beni bağrına basıp, şöyle dua etti: 'Allahım, buna kitabı öğret!'"
8849- Diğer rivayette: "Buna hikmeti öğret!" diye geçmektedir.
8850- Diğer rivayet:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem helaya gitti, ona abdest suyu hazırladım. (Çıkınca) Bu myu kim koydu?' diye sorunca, kendisine benim koyduğum bildirildi. Bunun üzerine şu duada bulundu: 'Allahım! Onu dinde fakîh kıl ve ona yorumu öğret'.'"
[Buharı, Müslim ve Tirmİzî.|
8851-  Ümmü'1-Fadl radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hicir'deyken ben oradan geçtim, beni görünce şöyle dedi:
'Ey Ümmü'l-FadU'
'Buyur ey Allah'ın Resulü!' dedim. Şöyle buyurdu: 'Sen bir erkek çocuğa hamilesin. Doğurduğun zaman onu bana getir!' Ben de doğurduğum zaman çocuğu alıp ona götürdüm. Ona Abdullah ismini verdi ve tükürüğünü ona sürdü ve şöyle buyurdu: 'Haydi şimdi git, onu akıllı ve yiğit bulacaksın'."
[Taberânî, M. Kebîr'de daha uzun bir metinle.]
8852- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana dua etti ve dedi ki: "Bu Kur'ân tercümanı ne güzeldir." Cibril de bana iki kere dua etti.
[Tuberânî, Mıt'cemıt'l-Kebîr'de zayıf bir senedle.l
8853- Saîd bin Cübeyr radiyallahu anh'dan: "İbn Abbâs Tâif'te vefat etti, cenazesinde bulunduk. Bir kuş gelip na'şına girdi. Sonra ondan çıktığı görülmedi. Defnedildiği zaman, kimin okuduğu bilinmeyen şu âyet okundu: 'Ey olgunluğa erişmiş nefis!... Cennetime gir!' (Fecr, 27)."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de]
8854- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Kişi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hayattayken gördüğü rüyayı ona anlatırdı.
Ben genç ve bekâr bir delikanlı idim. Mes-cidde yatar kalkardım. Ona anlatabileceğim bir rüya görmek isterdim. Derken rüyamda şunu gördüm: İki melek geldi beni alıp cehenneme ilettiler. Sanki cehennem kuyu çevresi gibi çevrilmişti. Kuyu gibi iki direği (iki yanı) vardı. Baktım ki orada tanıdığım insanlar var. 'Allah'a cehennemden sığınırım' demeye başladım. Onlara başka bir melek, bana ayrı bir melek geldi ve bana gelen: 'Korkma!' dedi.
Hemen gidip bu rüyayı Hafsa'ya anlattım, O da gidip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlattı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurdu: 'Abdullah ne güzel bir adamdır! Ah bir de gece namazı kdsa!'
Salim dedi ki: 'Abdullah (b. Ömer) (bu olaydan sonra) gece pek az uyurdu'."
8855- Diğer rivayet:
"Rüyamda sanki avucumda kalın ipekten bir elbise vardı. Onunla cennette nereye gitmek istersem, hemen onun benimle uçtuğunu gördüm." Bu rüyamı Hafsa'ya anlattım, o da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlatınca, şöyle buyurdu: "Kardeşin salih bir adamdır." Ya da; "Abdullah salih bir adamdır." dedi.
8856- Diğer rivayet:
(İbn Ömer) dedi ki: "Kişiler rüyalar görürlerdi, gelip rüyalarım Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlatırlardı. O da onun yorumunu yapardı. Ben henüz küçüktüm. Evim, evlenmeden önce mescid idi. İçimden dedim ki: 'Sende bir hayır olsa bunlar gibi sen de rü-
ya görürsün.' Bir gece yattığımda Allah'a şöyle dua ettim: 'Allahım! Eğer bende bir hayr olduğunu bilirsen -ki mutlaka bilirsin-bana onlar gibi rüya göster!' Ben o halimde uyurken aniden her birinin elinde demir topuz bulunan iki melek geldi ve beni alıp cehenneme ilettiler. Ben aralarında durmadan: 'Allahım! Sana cehennemden sığınırım' diye dua ediyordum. Sonra elinde demir topuz bulunan bir melek daha geldi ve bana: 'Korkma! Sen iyi bir adamsın; bir de namazını çok kılarsan' dedi. Ondan sonra beni alıp götürdüler ve Cehennemin tam kenarında durdurdular. Cehennemin üstü kuyu gibi kapanmıştı. Onun kuyu gibi direkleri vardı. Her iki direğin arasında elinde demir topuzu olan bir melek duruyordu. Orada başları aşağı zincirlere vurulmuş birtakım adamları asılmış olarak gördüm. İçlerinde Kureyş'ten tanıdığım birtakım adamlar da vardı. Beni alıp sağ tarafa ilettiler.' Bu rüyayı sonra Hafsa'ya anlattım." Benzeri rivayet. [Buharı ile Müslim.]
8854- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Kişi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hayattayken gördüğü rüyayı ona anlatırdı.
Ben genç ve bekâr bir delikanlı idim. Mes-cidde yatar kalkardım. Ona anlatabileceğim bir rüya görmek isterdim. Derken rüyamda şunu gördüm: İki melek geldi beni alıp cehenneme ilettiler. Sanki cehennem kuyu çevresi gibi çevrilmişti. Kuyu gibi iki direği (iki yanı) vardı. Baktım ki orada tanıdığım insanlar var. 'Allah'a cehennemden sığınının' demeye başladım. Onlara başka bir melek, bana ayrı bir melek geldi ve bana gelen: 'Korkma!' dedi.
Hemen gidip bu rüyayı Hafsa'ya anlattım, O da gidip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlattı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurdu: 'Abdullah ne güzel bir adamdır/ Ah bir de gece namazı hlsaV
Salim dedi ki: 'Abdullah (b. Ömer) (bu olaydan sonra) gece pek az uyurdu'."
8855- Diğer rivayet;
"Rüyamda sanki avucumda kalın ipekten bir elbise vardı. Onunla cennette nereye gitmek istersem, hemen onun benimle uçtuğunu gördüm." Bu rüyamı Hafsa'ya anlattım, o da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlatınca, şöyle buyurdu: "Kardeşin salih bir adamdır." Ya da; "Abdullah salih bir adamdır." dedi.
8856- Diğer rivayet:
(İbn Ömer) dedi ki: "Kişiler rüyalar görürlerdi, gelip rüyalarını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlatırlardı. O da onun yorumunu yapardı. Ben henüz küçüktüm. Evim, evlenmeden önce mescid idi. İçimden dedim ki; 'Sende bir hayır olsa bunlar gibi sen de rü-
ya görürsün.' Bir gece yattığımda Allah'a şöyle dua ettim: 'Allahım! Eğer bende bir hayr olduğunu bilirsen -ki mutlaka biürsin-bana onlar gibi rüya göster!' Ben o halimde uyurken aniden her birinin elinde demir topuz bulunan iki melek geldi ve beni alıp cehenneme ilettiler. Ben aralarında durmadan: 'Allahım! Sana cehennemden sığınırım' diye dua ediyordum. Sonra elinde demir topuz bulunan bir melek daha geldi ve bana: 'Korkma! Sen iyi bir adamsın; bir de namazını çok kılarsan' dedi. Ondan sonra beni alıp götürdüler ve Cehennemin lam kenarında durdurdular. Cehennemin üstü kuyu gibi kapanmıştı. Onun kuyu gibi direkleri vardı. Her iki direğin arasında elinde demir topuzu olan bir melek duruyordu. Orada başları aşağı zincirlere vurulmuş birtakım adamları asılmış olarak gördüm. İçlerinde Kureyş'ten tanıdığım birtakım adamlar da vardı. Beni alıp sağ tarafa ilettiler.' Bu rüyayı sonra Hafsa'ya anlattım." Benzeri rivayet. [Buharı ile Müslim.]
8857- İbn Ebî Müleyke radiyallahu aııh'-dan:
"İbn Abbâs'la İbnü'z-Zübeyr'in arasında bir şey geçmişti.
Sabah erken İbn Abbâs'a varıp şöyle dedim: 'Allah'ın yasak koyduğu Harem'de sen İbnü'z-Zübeyr'le çarpışmak mı istiyorsun?'
'Maazallah! Allah İbnü'z-Zübeyr ile Umeyyeoğullarını Harem'i helâl kılanlar olarak yazmış. Ben ise vallahi asla haram olan bir şeyi helâl saymam' dedi.
(İbn Abbâs) Devamla dedi ki: İnsanlar bana: Haydi İbnü'z-Zübeyr'c biat et!' dediler.
Dedim ki: "Bu halifelik işi ondan pek uzak değildir. Zira onun babası (Zübeyr) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in havari-sidir. Dedesi (yani Ebû Bekr) Peygamber sal-
lallahu aleyhi ve sellem'in mağara arkadaşıdır. Annesi (Esma binti Ebî Bekr) ise iki nıtâk sahibidir. Teyzesi (Aişe) ise mü'minlerin an-nesidir. (Büyük) Halası (Hadîce) ise Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımıdır. Ninesi (Safiyye) ise Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in halasıdır. Sonra o, İslâm'da iffetli, kusurlardan uzak ve Kur'ân'ı güzel okuyanlardandır.
Vallahi (Umeyyeoğulları) bana ilgi göste-rirlerse, ancak hısımlıktan dolayı ilgi göstermiş olurlar. Eğer onlar üzerime emîr olurlarsa münasip olan kerîm kimseler emirim olmuş olurlar. İbnü'z-Zübeyr ise üzerime Tüveyt'Ie-ri, Üsâme'leri ve Humeydleri tercih etti -Bu sözüyle (İbn Abbâs) Esedoğullarından olan Tuveyt, Üsâme ve Humeydoğullarmın batnını kastetti- Şüphesiz İbn Ebu'l-As çıkıp, şeref ve faziletle yürüyor. -Bununla da o, Abdü'l-Melik bin Mervan'ı kastediyor-' İbn Abbâs bu sözüyle İbnü'z-Zübeyr'i kastederek onun kuyruğunu kıstığını (büyük işlere karşı ağır davrandığını) ifade etmiştir." |Buhârî.]
8858- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
"Esma (Medine'ye) hicret ederken Abdullah bin Zübeyr'e hamile idi. Küba'ya geldiği sırada Abdullah'ı orada doğurdu. Doğurduğu zaman (hurma ile) damağını ovması için onu alıp Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e götürdü ve kucağına koydu. Hurma aramak için biraz bekledik. Sonra hurmayı çiğneyip ardından onun ağzına tükürdü. İşte onun karnına İlk giren şey, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bu tükürüğü oldu.
Esma dedi ki: ıSonra onu sıvazladı ve ismini Abdullah koydu.'
Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e biat etmek üzere yedi ya da sekiz yaşında geldi. Bunu kendisine babası Zübeyr söyledi.'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun kendisine doğru geldiğini gördüğünde gülümsedi. Sonra o, Resûlullah'a biat etti."
[Buhârîile Müslim.]

BİLAL BİN REBAH, UBEYY BİN KÂ'B, EBÛ TALHA EL-ENSÂRÎ, EL-MİKDÂD BİN AMR VE EBÛ KATÂDE EL-ENSÂRÎ'NİN MENKIBELERİ
8859- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
sabah namazında Bilâl'e dedi ki: 'Ben bu gece önümde cennette senin pabuçlarının sesini duydum, İslâm'da senin için menfaati en çok umulan hangi ameli yaptın, söyler misin?'
Bilâl şu cevabı verdi: 'Gece veya gündüz abdest aldığım zaman o abdestle mutlaka Allah'ın bana takdir ettiği miktar namazı kılardım. İşte İslâm'da işlediğim ameller içinde bana en çok umut veren amelim budur'."
|Buhârî ve Müslim.|
8860- Câbir radiyallahu anh'dan:
Ömer derdi ki: "Ebû Bekir efendimizdir. O, -Bilâl'ı kasd ederek- efendimizi azat etmiştir." |Buhârî.|
8861-   Salim bin Abdullah radiyallahu anh'dan;
"Bir şair Bilâl bin Abdullah'ı övdü ve şöyle dedi: 'Bilâl bin Abdullah en hayırlı Bi-lâl'dir. Ona İbn Ömer şöyle dedi: 'Yalan söyledin; Allah Resulünün Bilâl'ı en hayırlı Bilâl'dır' (şeklinde ifade etmelisin)'." |İbn Müce.l
8862- Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ubeyy'e şöyle dedi:   'Allah benden sana,
'Lem yekun'iyi (Beyyine sûresini) okumamı istedi.' Dedi ki: 'O benim ismimi söyledi mi?'
'Evet' deyince, (sevincinden) ağladı."
IBuhârî ile Müslim ve Tirmizî]
8863- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
"Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip, ben muhtacım (ve açım)' dedi. Bunun üzerine hanımlarından birine haber gönderdi. O şöyle dedi: 'Yanımda sudan başka hiçbir şey yoktur. Sonra ötekine haber gönderdi. O da aynen diğeri gibi söyledi. Hulâsa hepsi tıpkı onun gibi söylediler. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Bunu misafir edecek kimse yok mudur ki? Allah onu esirgesin.'
Ebu Talha hemen kalkıp: 'Ben misafir ederini" dedi. Onu alıp doğru evine götürdü ve hanımına 'Yanında yiyecek bir şey var mıdır?'diye sordu.
'Hayır; çocukların yiyeceğinden başka bir şeyimiz yoktur' dedi.
'Onları bir şeylerle oyalayıp uyut! Misafirimiz içeriye girdiğinde sanki yiyormuş gibi göster! Yemek için elini sofraya uzattığı zaman, lambayı düzeltecekmiş gibi kalk ve söndür! ' Kadın onun dediğini yaptı. Misafir ye-
mek yedi, onlar yemeksiz ve aç yattılar. Sabahleyin Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'e varınca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Filan ve falandan Allah memnun kaldı ve güldü. Ya da Allah (onun haline) taaccüb etti'."
8864- Diğer rivayet:
"Bunun üzerine Allah: 'Kendileri sıkıntı ve zor durumda olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler' mealindeki âyeti (Haşr, 9) inzal buyurdu."
8865-  el-Mikdâd (İbnü'l-Esved) radiyal-lahu anh'dan:
"Ben iki arkadaşımla birlikte geldim; açlıktan kulaklarımız duymaz, gözlerimiz görmez olmuştu. Kendimizi sahabeye sunduk, kimse bizi kabul etmedi. Ondan sonra derhal Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e geldik. O alıp bizi evine götürdü. Baktık ki üç tane dişi keçi kapısında duruyor. 'Haydi sağın,
ve sütü aramızda paylaşalım' buyurdu. Sağıyor, herkes payını içiyor, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e de payını veriyordu. Gece gelip selâm verirdi, kimseyi uyandırmazdı. Uyanık olanlara duyururdu. Sonra Mescide gelir namaz kılardı, sonra döner payını içerdi. Bir gece bana şeytan geldi. Kendi payıma düşeni içmiştim, dedi ki: 'Muham-med'e nasılsa Ensâr geliyor, onu ziyaret ediyorlar. O nasılsa onların sunduğu ikramları kabul eder, bu süte İhtiyacı kalmaz.' Ben de buna aldanarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sütünü de içtim. Süt karnıma girip de onu çıkarmağa çare olmadığım anladığım vakit şeytan gelip beni pişman ettirdi ve şöyle dedi: 'Yazık sana! Muhammed'İn sütünü de içtin, gelip onu göremezse, sana beddua eder, sen de helak olup gidersin. Böylece hem dünyan, hem de âhiretin berbat olur.'
Üzerimde bir örtü vardı; ayaklarıma örttüğümde başım; başıma örttüğümde ayaklarım meydana çıkardı. Uykum kaçmış, bir türlü gözüm uyku tutmuyordu. Arkadaşlarıma gelince, onlar bir suç işlemedikleri için mışıl mışıl uyuyorlardı. Derken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geldi; her zamanki gibi selâm verdi. Sonra mescide gidip namaz kıldı. Sonra kendisine ayrılan süte geldi, kabı açtı içinde bir şey bulamadı. Başını göğe kaldırdı. İçimden dedim ki: 'İşte şimdi bana beddua edecek ve ben de helak olacağım.' Fakat o, şöyle dua etti: 'Allahım! Beni doyuranı sen doyur. Bana içirene sen de içir!'
Hemen örtümü belime bağladım, bir bıçak alıp keçilerin en semizini Allah Resulü için kesmeye karar verdim. Keçilerin yanma varınca, baktım hepsinin memesi sütle dolup taşmakta. Hemen süt sağdıkları kabı alıp hep-
sini bir güzel sağdım, üstü köpükle kaplanın-caya dek doldurdum. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim; şöyle buyurdu:
'Bu gece sütünüzü içtiniz mi?'
'Evet ey Allah'm Resulü, buyur iç!' dedim. İçti, sonra bana verdi. 'İç ey Allah'ın Resulü!' dedim. İçli, yine bana verdi. Onun iyice doyduğunu anlayınca, ikramını kabul ederek içtim ve yere düşüp yığılana kadar güldüm. 'Dikkat et ey Mikdâd bir yerin açılmasın!' dedi. Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Benim durumum şöyle şöyle oldu, böyle böyle yaptım.' Şöyle buyurdu:
'Bu, sadece Allah'ın bir rahmeti ve lütfü-dur, bana bildirgeydin de arkadaşlarım uyandırıp onlar da içselerdi, daha İyi olurdu.'
Dedim ki: 'Seni hak ile gönderene yemin ederim ki ben, seninle içtikten sonra insanların içmesine aldırmam'."
[Tirmizî ve aynı lafızla Müslim. |
8866- Ebû Katâde radiyaflahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir seferdeydi, insanlar susadılar ve hızlı bir
şekilde yola koyuldular. Ben o gece Allah Re-sûlli sallallahu aleyhi ve sellem'in yanından hiç ayrılmadım.
Şöyle buyurdu: 'Peygamberini koruduğun gibi, Allah da seni korusun!'"
Müslim ve Ebû Dâvud. Bu hadis, Mucizeler bahsinde geçen hadisin bir bölümüdür.


SELMÂN, EBU MUSA, ABDULLAH BİN SELÂM, OĞLU YUSUF, CERÎR, CÂBİR BİN ABDİLLAH VE BABASI, ENES BİN MÂLİK İLE BERÂ'NIN MENKIBELERİ
8867- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: Peygamber saliallahu aleyhi ve seilem:
"Eğer siz yüz çevirip kaçınırsanız Allah, sizin yerinize sizden başkalarını getirir de onlar sizin gibi olmazlar" mealindeki âyeti (Muham-med, 38) okuyunca, "Bizim yerimize kimi getirecek?" diye sordular. Bunun üzerine Sel-mân'm omuzuna vurup şöyle buyurdu: "İşle bunu ve kavmini."
8868- Diğer rivayet:
"Nefsim kudret elinde olana yemin ederim ki, eğer iman Süreyya yıldızında bağlı olsaydı, Fâris'ten birtakım kişiler (gidip) onu alırdı." [Tirmizî]
8869- Selmân radiyallahu anh'dan: "Ben Râmahürmüz'denim." [Buharî]
8870- Selmân radiyallahu anh'dan:
"O, (köle olarak) bir efendiden diğer efendiye intikal ederek tam on kişinin elinden geçmiştir." |İkisi de Buhârî'ye ait.]
8871- Selmân radiyallahu anh'dan: "Ben adma 'Cey' denilen İsbchân köyün-
dendim. Babam oranın valisi idi. Yaratıkların içinde en sevdiği insan ben idim. Mecusîlikte ateşin hizmetkârı mertebesinde kadar ilerledim, yükseldim. Bir gün beni gelir getiren arazisine gönderdi.
Hıristiyanların kilisesinin yanından geçerken içine girdim. Onları görünce dua şekillerini beğendim ve onlar gibi yapmaya başladım ve dedim ki: 'Bunların yaptıkları bizimkinden daha İyidir.1 Güneş batıncaya dek onları bırakmadım. Onlara: 'Ben bu dine nerede ulaşabilirim?'
'Sanıda' dediler. Tekrar babama döndüğümde: 'Neredeydin şimdiye kadar?' diye sordu.
Durumu bildirince, şöyle dedi:
'Bu dinde hayır yok, senin atalarının dini bundan daha iyidir'
'Hayır vallahi, bu din bizim dinimizden daha iyidir' dedim.
Benden korktu; ayaklanma zincir vurup beni eve hapsetti. Hıristiyanlara: 'Şam'dan tüccarlar bize geldiğinde bana bildirin!' diye haber saldım.
Şam'dan tüccarlar geldiğini bana bildirdiler, onlar tekrar Şam'a dönecekleri zaman ayaklarımdaki zinciri çözdüm ve onlara katıldım.
Şam'a varınca 'Bu dinin en üstünü kimdir'?' diye sordum. 'Falan kilisedeki piskopos' dediler. Hemen oraya gidip, onu gördüm ve kendisine: 'Ben bu dine ilgi duydum, seninle kalıp sana hizmet etmek ve bu dini senden öğrenmek istiyorum' dedim.
'Haydi gel, gir!' dedi; girdim. Fakat kötü niyetli bir adamdı. Çünkü halka sadaka vermelerini emrediyordu, halk getirip sadakalarını veriyorlardı. O da sadakaları yoksullara dağılacağına, kendi hesabına geçirip biriktiriyordu. Öldüğünde onu defnetmek için halk toplandı. Onlara dedim ki: 'Bu kötü bir adamdı. Verdiğiniz zekâtları fakirlere dağıtmazdı, kendi hesabına biriktirirdi.'
'Ne biliyorsun'?' diye sorduklarında, şöyle dedim: 'Gelin hazinesini size göstereyim." Peşimden geldiler, yerini gösterdim. Tam yedi tane küp allın ve gümüşle doluydu. Şaşırdılar ve 'Biz bu adamı defnetmeyiz' dediler. Sonra onu asıp taşladılar.
Ardından başka bîr adam getirip oraya tayin ettiler. Onu daha iyi ve dindar buldum. Yanında epey zaman kaldım. Ölümü yaklaşınca ona dedim ki:
'Bana kimi tavsiye edersin.'
'Burada kendi çapımda bir kimseyi bilmiyorum, yalnız Musul'da biri var, git ona katıl!' dedi. Vardım ona katıldım.
Ona gittim durumumu bildirdim; 'Katıl bana ve benimle kal!' dedi.
Çok iyi bir zat idi. Onunla epey kaldıktan sonra onun da ölümü yaklaşınca: 'Bana kimi tavsiye edersin'?' dedim.
'Nusaybin'de bir zal var git, ona katıl!' dedi. Gittim ona katıldım; onu da çok iyi biri
olarak buldum. O da beni kabul etti, yanında kaldım, öleceği zaman: 'Bana kimi tavsiye edersin?'dedim; o da bana: 'Git Amuıİya'da biri var ona katıl!' dedi. Vardım ona katıldım. Onu da çok iyi bir zat olarak buldum. Yanında kaldım, çalıştım, didindim birçok sığırlar ve para elde ettim. Adam öleceği zaman yanına varıp: 'Bana kimi tavsiye edersin'?' diye sordum, cevabı şu oldu:
'Ey oğul Vallahi bizim gibi kimseyi bİle-miyeceğim. Ama bugünlerde bir peygamber gelecektir; İbrahim'in dininde olacak. Bu peygamber arap diyarında zuhur edecek, iki taşlık arasında hurmalığı bulunan bir yere hicret edecektir. O ancak hediye yer, sadaka kabul etmez. İki omuzu arasında peygamberlik mühürü vardır. Eğer o ülkeye gidebilirsen git!' Ondan sonra öldü.
Derken yanıma Kelb kabilesinden birkaç tüccar uğradı. Onlara dedim ki: 'Beni arap ülkesine götürürseniz bu sığır ve paralarımı size veririm' dedim. Onlar da: 'Evet götürürüz'
dediler. Ben de sığır ve paralarımı onlara verdim. Beni alıp Vâdî'l-Kıırâ'ya ilettiler. Bana çok zulüm ettiler ve beni köle diyerek sattılar. Sonra beni Kurayzaoğullarından bir adam salın alıp Medine'ye götürdü. Vallahi orasını aynen dostumun bana vasfettîği gibi gördüm. Peygamber sallallalıu aleyhi ve sellem oraya hicrete edip gelinceye dek orada kaldım. Daha o, Küba'dayken ona bir şey getirdim ve dedim ki: 'Bu sadakadır.1 Allah Resulü sallal-lahu aleyhi ve sellem ashabına dedi ki: 'Haydi siz yeyin!' Kendisi elini dahi sürmedi. İçimden dedim ki: 'İşte bu bir.' Sonra Medine'ye geri döndüm, bir çok şeyler topladım. O oraya teşrîî' ettiği zaman kendisine gidip: 'İşte bunlar sana hediyedir' dedim.
Hemen kabul edip ondan yedi. İçimden: 'İki' dedim.
Sonra o, ashâbiyle birlikte Bakî'de otururken yanma vardım ve selâm verdim. Sonra arka taralına geçtim, acaba peygamberlik mührünü görebilecek miyim diye. Bunu anlamış
olacak ki üzerindeki hırkasını çıkarıp attı. Mührü gördüm, üzerine abanıp öpmeye başladım. Bir yandan da ağlıyordum.
'Dön bana!' dedi. Döndüm ve başımdan geçenleri kendisine bir bir anlattım. Ashabının da bunları duyup dinlemelerinden pek hoşlandı.
Köle olmam sebebiyle Bedir ve Uhud gazvelerinde bulunamadım.
Sonra Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bana dedi ki: 'Efendinle mükâtebe yap!' Üçyüz hurma fidanını yetiştirmem ve kırk ukiye altın ödemek kayıt ve şartiyle kendimi ona mükâtib yaptım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ashabına dedi ki:
'Haydi kardeşinize yardım edin!'
Bana yardım ettiler. Üçyüz fidan topladılar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'le birlikte gittik, o fidanları onun bir bir eline teslim ellim, hiçbirisi kuruyup solmadı.
Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'e bir madenden tavuk yumurtası gibi bir allın getirildi.
'Fârisî ne yaptı, nerede'/' diye sordu. Hemen yanına geldim; 'Burdayım ey Allah'ın Resulü!" dedim; şöyle buyurdu:
'Al bunu da üzerindeki borcu öde!'
'Ey Allah'ın Resulü, bu benim borcumu ödeyebilecek mi'?'
'Allah senin borcunu ödeyecektir' buyurdu. Bundan onlar için kırk ûkiye tarttım ve kölelikten azat oldum. Ondan sonra Allah Re-sûlü sallallahu aleyhi ve sellem İle Hendek'te bulundum, daha sonra onunla birlikte hiçbir harbi kaçırmadım."
lAhnıed, TaberSnî, Mn'ccmu'1-Kebîr'de ve Bez/âr daha uzun metinle. |
8872- Ebû Mûsâ radiyallahu anh'dan: Bana Allah Resulü sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu:
"Ah dün senin (kıraatini) okumanı dinlerken beni bir jarseydin! Sana Dâvud ailesinin güzel sesi verilmiş." Şöyle dedim:
"Eğer beni dinlediğini bilseydim, daha da güzel okumaya çalışırdım, tüm hünerimi ortaya dökerdim." [Müslim ve Nesâî]
8873- Kays bin Ubâd radiyallahu anh'dan: "Ben bir mescidde, içlerinde bazı sahabenin de bulunduğu bir meclisle oturuyordum. Yüzünde huşu izleri bulunan bir adam geldi. Cemaatten biri dedi ki: 'İşte bu cennel ehlin-dendir.' Adam hafifçe İki rek'at namaz kıldı. Sonra çıktı, kendisini takip ettim. Evine girdi, ben de arkasından girdim. Biraz konuştuk, kendisiyle iyice tanıştıktan sonra dedim ki: 'Sen mescide girdiğin zaman bir adam senin hakkında şöyle şöyle dedi.' Cevap verdi:
'Sübhanallah! Kişi bilmediği bir şey hususunda konuşmamalıdır. Niçin böyle yaptığımı sana anlatayım: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in zamanında bir rüya gördüm. Güya ben bir bahçedeydim. Şu kadar genişti. Otlan ve yeşillikleri şöyle şöyleydi. Bahçenin ortasında kökü yerde, ucu semada olan bir demir direk gördüm; ucunda bir kulp vardı. Bana denildi ki:
'Haydi onun üstüne çık!'
'Çıkamam ki' dedim. Bunun üzerine hizmetçi gelip arkamdan elbisemden tuttu ve bana yardım etti. ben de üstüne tırmanıp çıktım. Ta direğin tepesinde oldum. Kulpa yapıştım. Bana 'İyice yapış!' denildi. Uyandığımda kulpu elimdeydi. Sabahleyin gelip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e bunu anlatınca, şöyle buyurdu: 'İşte o (bahçe) İslâm bahçesidir. O direk de islâm direğidir. O kulp da (din ve imanda) sebat kulpudur. Sen ölene kadar İslâm üzere olacaksın'."
(Râvi dedi ki:) Adam ise Abdullah bin Selâm'dır.
8874- Diğer rivayet:
"Ben uykudayken bir adam gelip bana: 'Haydi kalk!1 dedi. Elimden tuttu, onunla gittim. Solumda birçok geniş caddeler gördüm. Onlara gitmek isledim. Yanımdaki adam: 'Hayır gitme, çünkü o, ashâb-ı şimalîn yoludur' dedi. Sağıma baktım, dosdoğru geniş caddeler gördüm. Adam: 'İşle bu sağ tarafı tut!' dedi. Beni bir dağa iletti ve: -Tırman!' dedi. Defalarca tırmanmaya çalıştım, her girişimimde arka üstü düştüm.
Sonra beni alıp götürdü, nihayet, kökü yerde, ucu ise gökte olan ucunda bir kulp bulunan bir direğe götürdü ve 'Haydi buna tırman!' dedi.
'Ucu gökle olan bu kadar uzun direğe ben nasıl çıkayım?' dedim. Elimden tuttu ve beni direğin üstüne çıkardı ve halkaya yapıştım. Direğe vurdu, yıkıldı ve ben halkaya asılı kaldım. Sabah olunca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip rüyamı anlattım; şöyle buyurdu;
'Solunda gördüğün o yollar ashâb-ı şimalin yollandır. Sağındaki yollar ise ashâb-ı ye-mînin yollarıdır. Gördüğün dağ, şehitlerin menzilidir, oraya kesinlikle ulaşamazsın. Gördüğün direk ise, islâm direğidir. O kulp İslâm kulpudur. Ölünceye dek ona yapışmış
olacaksın'." [Buhârî ile Müslim.|
8875- Sa'd radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e
bir tabak yemek getirildi. Ondan yedi ve yemek arttı. Buyurdu ki: 'Şu yoldan, cennet ehlinden olan bir adam gelecek artan bu yemeği yiyecektir.' Çok geçmeden Abdullah bin Selâm geldi ve artan yemeği yedi."
|Ahmed, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr leyyin bir senedle.]
8876- Yusuf bin Abdullah bin Selâm radiyallahu anh'dan:
"(Ben küçük iken) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem beni kucağına oturttu, başımı sıvazladı ve bana 'Yusuf ismini taktı."
[Ahmed veTaberânî, Mu'cemu' l-Kebîr'de şunu ila* ve elli: "ve bereketle dua etti."]
8877-   Cerîr bin Abdullah radiyallahu anh'dan:
"Müslüman olduğum gündenberi hiçbir zaman Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem beni huzuruna girmekten alıkoymadı. Ne zaman beni gördüyse muhakkak surette yüzüme tebessüm buyurdu."
8878- Diğer rivayet:
"Ona atın üzerinde sabit kalamadığımdan şikayet ettim. Bunun üzerine elini göğsüme vurup şöyle buyurdu: 'Allahım! Onu sabit kıl ayağını (kaydırma)! Hem yol gösterici ve hem de kendisine yol gösterilmiş eyle!'"
[Buhârî, Müslim ve Tirmizî.]
8879- Câbİr radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem (kendisine) deve(mi sattığım) gece(si) benim için yirmi beş kere istiğfar etti."
8880- Câbir radiyallahu anh'dan:
"Pek üzgün olduğum bir anda Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bana rastladı ve sordu:
'Neden bu kadar üzgünsün?' Cevap verdim:
'Babam Uhud günü şehit düştü; geride çocuklar ve borç bıraktı.'
'Sana babanın Allah katındaki derecesini müjdeleyeyim mi?'
'Evet.'
'Allah hiç kimseye arada perde olmaksızın konuşmamıştır. Fakat babanı diriltmiş ve onunla yüz yüze konuşmuş ve şöyle demiştir:
'Ne dilersen dile, vereyim.' Babanın cevabı şu oldu:
'Ya Rabbi beni tekrar dirilt de tekrar şe-hid olayım!'
'Allah ölenlerin tekrar geri dönmiyecekle-rine dair hükmüm geçmiştir' buyurdu.' Ondan sonra şu âyet nazil oldu: 'Allah yolunda Öldürülenleri Ölüler saymayın. Bilakis onlar Rableri katında diridirler ve rızıklanmaktadırlar'."  (Al-i İmrân, 169) [İkisi de Tirmizi'ye ait]
8881- Câbİr radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile ondokuz savaşta bulundum. Ancak Bedir'de ve Uhud'da babam engel olduğu için bulunamadım. Babam Uhud savaşında Öldürüldükten sonra Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında savaşmaktan hiç geri durmadım." |Müslim|
8882- Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ümmü Süleym'in yanına girdi, kendisine hurma ile yağ getirdiler; şöyle buyurdu: 'Haydi şu yağı tulumuna, hurmayı da kabına geri götürüp koyunuz!' Sonra evin bir kenarına gitti, nafile namazı kıldı ve Ümmü Süleym ile hane halkına dua etti. Ümmü Süleym dedi ki: 'Benim bir huvaysam (hizmetine lahsis olunmuş ufaklık) vardır.'
'Nedir o?'
'İşte o hizmetçin Enes' dedi. Bunun üzerine dünya ve âhiretle ilgili ne varsa hepsini elde etmem için dua etti: 'Allahım! Ona mal ver, evlat ver. Bunları ona bereketli kıl, çoğalt!'
Enes diyor ki: 'Ondan sonra Ensâr içinde en çok malı olan kişi ben oldum. Hatta kızım Ümeyne bana, Haccâc'ın Basra'ya geldiği tarihe kadar neslim içinden 120 küsur kişinin gömüldüğünü anlattı." |Buhâri ile Müslim-I
8883- Ebû Halde radiyallahu anh'dan: Ebû'l-Âliye'ye sordum: "Enes, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Men hadis dinlemiş midir?"
Dedi ki: "Ona tam on sene hizmet etti. Re-sûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de Enes'e dua etti. Bu dua sayesinde olacak ki bostanından senede iki kere mahsul ve meyve alıyordu. Onda misk kokusunu andıran bir koku vardı." |Tirmizî.|
8884- Enes radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kendisine hiç değer verilmeyen nice saçı sakalı karışmış iki paçavralt kimseler vardır ki o, Allah' a yemin etse Allah mutlaka onu yemininde sadık kılar (isteğini yerine getirir). İşte el-Berâ bin Mâlik de onlardandır."
| İkisi de Tirmizî'ye alt.]


SÂBIT BİN KAYS, EBU HUREYRE, HÂTİB BİN EBÎ BELTEA VE CÜLEYBÎB'İN MENKİBELERİ
8885- Enes radiyallahu aııh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Sabit bin Kays'i göremeyince sordu. Bir adam: 'Ey Allah'ın Resulü! Ben yerini biliyorum ve onun hakkında bilgi getirebilirim.' dedi. Onun yanına vardı. Onu evinde üzüntüden başını eğip oturmuş olarak gördü ve sordu:
'Ne'n var?' Cevap verdi:
'Çok fena bir şey oldu. (Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda yüksek sesle konuştum.) Onun huzurunda yüksek sesle konuşanın ameli heder olup ateş ehlinden olur.'
Adam hemen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gidip durumunu bildirdi.
Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Haydi ona büyük
bir müjde ile dön ve de ki: 'Sen cehennem ehlinden değil, cennet ehlindensin'." jBuhârî ile Müslim.)
8886- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e dedim ki:
'Ey Allah'ın Resulü! Senden birçok şeyler duyuyorum, fakat ezberliyemiyorum, aklımda kalmıyor." Şöyle buyurdu: 'Haydi hırkanı ser!'
Serdim. Ondan sonra bana birçok şeyler anlattı. Bir daha sözlerinden hiçbirini unutmadım." |Tİrmizî. Bu hadîs daha önce ilim babında geçmiştir.)
8887- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana dedi ki: "Sen kimlerdensin?"
"Devs'tenim."
"Devs'te hayırlı bir kimsenin olduğunu zannetmezdim." |Tirmizî|
8888- Abdullah bin Râfi' radiyallahu anh'dan:
Ebû Jrİureyre'ye: "Neden Ebû Hureyre olarak küııyelendin?" diye sordum, şöyle dedi: "Benden korkmuyor musun?"
"Evet. Vallahi ben senden korkuyorum" dedim. Şöyle anlattı:
"Evimizin koyunlarını otlatıyordum. Benim küçük bir kedim vardı. Geceleyin onu bir ağacın üstüne koyardım, sabah olunca koyunları ve onu beraberimde götürürdüm. Onun İçin halk beni "Ebû Hureyre (Kediciğin babası)" diye künyelendirdi." |Tirmizî|
8889- Câbir radiyallahu anh'dan: "Hâtib'in bir kölesi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip (efendisi) Hâtib'İ şikayet ederek şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Resulü! Hâtib cehennemliktir.' Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Sen yalan söyledin. O cehenneme girmeyecek. O cehenneme girmeyecektir. Çünkü o, Bedir'de ve Hudeybiye'de bulunmuştur'." [Tirmizî.]
8890- Ebû Berze radiyallahu anh'dan:
"Harplerin bîrinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem birçok ganimetler elde etti.
Sonra sordu: "(Savaşa katılıp da) burada olmayan bir kimse var mıdır?'
'Falan, falan, filan kimseler burada yoktur (aranmaktadır)' dediler. Sonra tekrar sordu: '(Başka) bir kaybınız yok mudur?'
'Falan, falan, filan kimseler de yoktur' dediler. Ondan sonra yine sordu: 'Bir kaybınız var mı?'
'Artık hepsi buradadır, burda olmayan kalmamıştır' dediler.
Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Cüleybîb nerdedir? Ben onu göremiyorum.' Bunun üzerine onu öldürdüğü yedi kişinin yanında buldular. Demek ki onlar da onu öldürmüşler. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oraya geldi. Başı ucunda durup şöyle dedi: 'Yedi kişiyi öldürmüş, sonra da onu öldürmüşler. O bendendir, ben de ondanım. O bendendir bende ondanım.' Ondan sonra tabut olmadığı için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu kollarına alıp hazırlanan bir kabre Öylece koyuverdi. -Yıkanıp yıkanmadığım zikretmedi-." |Müslim)


HARİSA BİN SURÂKA, KAYS BİN SA'D BİN UBÂDE, HÂLİD BİN EL-VELİD, AMR BİN EL-ÂS, EBÛ SÜFYÂN BİN HARB VE OĞLU MUÂVİYE'NİN MENKİBELERİ
8891- Enes radiyallahu anh'dan: "Harise bin Sürâka'nın annesi (Rübeyyi' binti'n-Nadr) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip dedi ki:
'Ey Allah'ın Resulü! Bana Hârise'yi anlat! O Bedir günü öldürüldü, kendisine serseri bir ok isabet etmiş. Eğer o cennette ise sabredeceğim, değilse çok hem de çok ağlayacağım.' Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
'Ey Ümmü Harise! Cennet içinde cennetler vardır; oğlun Firdevs-i A'la ya girdi'."
[Buhârî ve Miislim]
8892- Enes radiyallahu anh'dan:
"Kays bin Sa'd bin Ubâde, valinin nezdindeki emniyet amiri gibi, daima Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında olurdu.
[Buhârî ve Tirmizî]
8893- Ebû Mâlik radîyallahu anh'dan: "Mus'ab'dan sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sancağım Kays bin Sa'd taşırdı." [Rezîn.l
8894- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem İle bir yerde konakladık. İnsanlar oradan geçip duruyorlardı, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de bana: 'Bu kimdir ey Ebû Hureyre?' diye soruyordu; ben de ona 'Fülan kimsedir' diyordum.
Kimisi için: 'Allah' in ne güzel bir kuludur bu!' derken, bazıları İçin de 'Allah'ın ne kötü bir kuludur bu!' diyordu. Derken oradan Hâ-lid bin el-Velîd geçti ve 'Bu kimdir?' diye sordu. Ben de 'O, Hâlid bin el-Velîd'dir' dedim. Onun hakkında şöyle buyurdu:
'Hâlid bin el-Velîd Allah' in ne güzel bir kuludur! O, Allah' in kılıçlarından bir kılıçtır'." [Tİrmizî.]
8895- Ukbe bin Amir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"(Diğer bazı) insanlar teslim oldu. Amr bin el-Âs, ise iman etti." [Tirmizî]
8896-  Talha bin Ubeydülah radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Amr bin el-Âs Kureyş'in salih kişilerin-
dendir." |îkisi de Tirmizî'ye aîltir. Her iki sened hakkında menfi sözler sarfedilmiştir.]
8897- Ahmed ile Ebû Ya'lâ, buna şu ibareyi ilave etmişlerdir:
"Ebû Abdullah (Amr), Ümmü Abdullah (karısı) ve (oğlu) Abdullah ne kadar iyi ev halkıdırlar."
8898- Abdullah bin Şumâse el-Mihrî radiyallahu anh'dan:
"Amr bin el-Âs ölüm döşeğindeyken kendisinin yanında bulunduk; çok ağladı ve yüzünü duvara çevirdi. Oğlu da ona durmadan: 'Neden ağlıyorsun babacığım? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sana şunu şunu müjdelemedi mi?' diye soruyordu. Bunun üzerine yüzünü çevirip şöyle dedi:
'Şüphesiz hazırlamakta olduğumuz en üstün şey, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına Muhammed'in de O'nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmektir. Şüphesiz ben (hayatımda) üç dönem geçirdim: İlk dönemde dünyada en nefret ettiğim kişi Muhammed idi. Onu bulduğum yerde öldürmek istedim. Eğer ben o halim üzere ölseydîm cehennem ehlinden olurdum. Allah, kalbime İslâm sevgisini verince, hemen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e koştum, sağ elini ver, sana biat edeceğim dedim, sağ elini verdi; fakat ben elimi vermedim, buyurdu ki:
'Ey Amr ne' n var?'
'Bir şartım vardır' dedim.
'Nedir şartın?'
'Bağışlanmam.'
'Bilmiyor musun, İslâm önceki(günah)leri siler, hicret önce yapılanları siler, hac önce işlenenleri siler' buyurdu.
İşte ondan sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dünyada en sevdiğim ve saydığım kimse oldu. Kalbim onun muhabbeti ile doldu, hatta biri kalkıp bana Peygamber'i anlat, derse, anlatamam. Çünkü ona olan sevgi bende o kadar doludur ki aklım ve dilim onu vasfetmekten aciz kalır. İşte ben o hal üzere ölseydim, cennet ehlinden olmayı ümid ederdim. Sonra birçok şeylerin idaresi elimize verildi ki bunlar hakkında durumum ne olur kestiremiyorum. Öldüğüm zaman cenazemle birlikte ne ağıt yakan bir kadın ne de ateş(meşa-le) olsun. Beni defnettiğiniz zaman toprağı üzerime serpiştirerek mezarımı örtüp kapatın. Kabrimde bir deve kesilip eti dağılıncaya kadar olan bir süre durun ki sizi seyredip yalnız başıma kalmayayım. Rabbimin elçilerine cevabım ne olacak bakalım." [Müslim]
8899- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Müslümanlar Ebû Süfyan'a yüz vermez
ve yanında da oturmazlardı. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e:
'Senden üç dileğim var, kabul eder misin?'
'Evet.'
'Ümmü Habîbe adında Arab'ın en iyi ve güzeli olan bir kızım var, onu sana vermek istiyorum, kabul eder misin?'
'Evet.'
'Muâviye'yi kendine katip yapar mısın?'
'Evet.'
'Beni kumandan yap da eskiden müslü-manlara karşı savaştığım gibi, kâfirlere karşı da kıyasıya savaşayım, olur mu?'
'Evet' buyurdu.
(Râvi) Ebû Zümeyl der ki: 'Eğer, o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den bunları istemeseydi O, bunları ona vennezdi. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kendisinden bir şey İstenildiğinde 'Hayır' demez daima 'Evet, olur' derdİ." [İkisi de Müslim'e ait.|
8900- Abdurahman bin Ebî Umeyre radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Muâviye hakkında şöyle buyurdu: 'Allahım! Onu yol gösterici, kendisine yol gösterilmiş kıl ve aynı zamanda onunla diğer kullarına hidayet eyle!'" [Tirmizî]
8901-  Ebû İdrîs el-Havlanî radiyallahu anh'dan:
"Ömer bin el-Hattâb, Humus valisi olan Umeyr bin Sa'd'ı azlettiği zaman yerine Muâviye'yi atayınca, halk şöyle dedi: 'Umeyr'i azledip yerine Muâviye'yi atadı.' Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: 'Muâviye'yi daima iyilikle anın! Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in onun hakkında şöyle buyurduğunu duydum:
'Allahım onun vasıtasıyla hidayet et!'"
| İkisi deTirmzî'ye ait|
8902- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Çocuklarla oynuyordum, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gelince, kapının arkasına saklandım. Fakat o, gelerek eliyle omuzlarımın arasına bir dokundu ve şöyle dedi: 'Haydi git Muâviye'yi hana çağır!'
Hemen gittim ve döndüm: 'Yemek yiyor' dedim. 'Git çağır, gelsin!' dedi. Gittim, geldim ve: 'O yemek yiyor' dedim. 'Git çağır, gelsin!' dedi. Gittim, geldim ve yine: 'O yemek yiyor' dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: 'Allah onun karnını doyurmasın!'
(Râvi) İbnü'I-Münsî dedi ki: 'Umeyye'ye (hadîsin metninde geçen) hatâenVnin anlamı nedir?" diye sordum. 'EIi(nin İçi)yle bana dokundu, demektir' dedi." [Müslim]


SÜNEYN EBÛ CEMİLE, ABBÂD, DİMÂD, ADİYY BİN HATİM, SUMÂME BİN ÜSÂL VE AMR BİN ABSE ES-SÜLEMÎ'NİN MENKİBELERİ
8903- ez-Zührî radİyallahu anh'dan: "Ebû Cemîle, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i idrak edip onunla Fetih yılı harbe çıktığını iddia etti." |Buhârî|
8904- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
evimde teheccüd etti ve mesciddeki Abbad'ın sesini duydu. Buyurdu ki: 'Ey Âişe, bu Ab-had'in sesi midir?'
'Evet' dedim.
Bunun üzerine şöyle dua etti: 'Allahım Abbad'a merhamet eyle!' |İkisi Buhari'ye ait]
8905- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Ezdişenûe'den olan Dimâd Mekke'ye
geldi. Akıl hastalarına okurdu. Mekke'nin alçak ve beyinsizleri Muhammed'in deli olduğunu ileri sürünce, şöyle dedi: 'Ben ona bir okuyayım belki Allah ona şifa verir.' Ona rastladı ve dedi ki: 'Ey Muhammedi Ben hastaları okuyorum, Allah benim elimde onlara şifa veriyor, ne dersin sana da okuyayım mı?' Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi: 'Hamd, ancak Allah'a özgüdür. O'na hamdeder, ondan yardım dileriz. Allah kimi hidayet ederse, artık onu kimse saptım-maz. Kimi de saptırırsa onu kimse hidayet edemez. Şelıadet ederim ki: Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur. Birdir, ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed, O'nun kulu ve elçisidir."
Dimâd dedi ki: Ona: 'Şu kelimeleri bana bir daha tekrar et!' ricasında bulundum. O bana bu kelimeleri üç kere tekrarladı.' Ondan sonra Dimâd şöyle dedi: 'Ben birçok kahin, sihirbaz ve şairlerin sözlerini duydum, dinledim; senin sözlerinin bir benzerini (onların hiçbirinden) işitmedim. Bunlar gerçekten denizin dibine ulaştılar. Ver elini de İslâm üzere sana biat edeyim. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem mübarek elini verip onun biatini kabul buyurdu ve sonra şöyle dedi:
'Kavminin namına da.'
Adam: 'Kavmimin namına da' dedi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye teşrifinden sonra bir müfreze göndermişti. Müfreze bir kavme uğradı. Kumandanı sordu: 'Bu kavimden bir şey elde ettiniz mi?'
'Evet bir ibrik elde ettik' dediler. 'Haydi onların ibriklerini geri verin! Çünkü bu kavim Dimâd'ın kavmidir' dîye emir verdi."
[Muslim]
8906- Adiyy bin Hatim radiyallahu anh'-dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e mesciddeyken geldim, cemaat: 'Bu Adiy'dir' dediler. Ben emân ve mektupsuz gelmiştim. Kendisine götürüldüğümde elimi tuttu, daha Önce onun 'Allah'tan dini elimde kılmasını (el sıkışmamın) nasib etmesini diterim' dediğini duymuştum. Beraberce kalktık, derken yanında bir çocukla bir kadına rastladık: 'Senden şu İhtiyacımızı görmeni istiyoruz' dediler. O da o kadının işini gördükten sonra elimden tutup beni evine götürdü. Cariye ona bir minder koydu, onun üzerine olurdu, beni de önüne oturttu. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra, şöyle buyurdu:
'Ey Adiyy! İslam'dan, Allah'tan başka hiçbir İlah yoktur, demekten seni kaçırtan nedir?" Allah'tan başka bir ilahın olduğunu mu düşünüyorsun?
'Hayır' dedim. Sonra konuşmaya devam etti ve şöyle buyurdu;
'En büyük Allahtır' denilmesinden çekiniyor musun? Ondan daha büyük bir varlık var mıdır?'
'Hayır ondan daha büyük bir varlık yoktur' dedim. Buyurdu ki:
'Yahudiler gazaba uğramıştır, Hıristiyanlar sapmıştır.' Bunun üzerine dedim ki:
'Ben tertemiz, her türlü küfür ve şirkten arınmış bir müslümanım.'
Baktım ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzü büyük bir sevinç ve neşe ile dolmuş." [Tirmiziâ daha uzun bir metinle.l
8907- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Necid yönüne doğru bir müfreze gönderdi. Ye-mame ehlinin reisi olan, Hanıfe oğullarından Sümâme bin Üsâl adında bir adamı getirdiler.
Onu hemen mescidin direklerinden birine bağladılar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun yanma çıkıp dedi ki: 'Ey Sümâme, ne n var?'
'Yaramazlık yoktur ey Muhammedi Eğer öldürürsen (kan sahibi) bîr canlıyı Öldürmüş olursun, bağışlarsan sana minnettar olurum. Mal istersen istediğin kadar mal veririm' deyince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu o hal üzere bıraktı.
Ertesi gün geldi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yine aynı soruyu yöneltti, o da aynı cevabı verdi. Bunun üzerine yine onu o hal üzere bıraktı. Daha ertesi gün olunca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona: 'Ey Siimâme! Şimdi durumun nasıldır?' diye sorunca, şu cevabı verdi: 'Sana dediğim gibi durumumda herhangi bîr değişiklik yoktur.' Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: 'Haydi Sümâme'yi serbest bırakın!' dedi. Serbesl bıraktılar o da hurmalığa gidip yıkandı geri gelip mescide girdi ve 'Şe-hadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur, Muhammed O'nun hem kulu ve hem Resulüdür' dedi. Sonra dedi ki: 'Ey Muhammed! Vallahi yeryüzünde en nefret ettiğim kişi sendin, şimdi ise yeryüzünde en çok sevdiğim kişi sen oldun! Yeryüzünde en nefrel ettiğim dîn, senin dinin idi, şimdi ise yeryüzünde en sevdiğim din senin dinin oldu. Yeryüzünde en sevmediğim ülke senin ülkendi, şimdi yer yüzünde en beğenip sevdiğim ülke senin ül-
ken oldu. Ben umreye giderken senin süvarilerin benî yakalayıp getirdi, buna ne dersin?' Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu müjdeledi ve ona umre yapmasını söyledi. O da bunun üzerine Mekke'ye varınca herkes ona: 'Sen atalarının dininden döndün' diye hitap etti."
O da onlara şu cevabı verdi: "İş, sizin bildiğiniz gibi değil; ben müslüman oldum. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'le beraber oldum. Vallahi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in izni olmadan Yemâ-me'den size bir dane bile buğday gelmiyecek-
tir'." |Bııhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî.|
8908- Amr bin Abese radiyallahu anh'dan:
"Ben cahiliyette putlara taptıkları için insanların doğru yolda olmadıklarını anlıyordum. Sonra Mekke'de bir adamın birçok hakikatlerden söz ettiğini duydum; bunun üzerine deveme bindiğim gibi Mekke'ye vardım. Kavmi rahat bırakmadığı için Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in gizlendiğini duydum. Bunun üzerine etrafımı kollayarak yanına girdim ve sordum:
'Sen nesin?'
'Ben bir peygamberim' dedi.
'Peygamber nedir?'
'(Yani) beni Allah gönderdi.'
'Seni ne İle gönderdi?'
'Akrabalarla ilgiyi kesmemek, putları kırmak, Allah'ın birliğine inanarak O'na hiç bir şey ortak koymamakla' dedi. Ben de dedim ki:
'Senin bu inancını paylaşan başka kimseler var mıdır?'
'Bir hür ve bir köle.' O zaman ona iman eden yalnız Ebû Bekr ile Bilâl vardı.
'Öyleyse ben de sana tâbi olacağım.'
'Sen bugün bunu yapamazsın, halimi ve insanların halini görmüyor musun? Şimdi ailene dön, benim tam anlamıyla zuhur ettiğimi duyduğun zaman, bana gelirsin' buyurdu. Bunun üzerine hemen aileme döndüm.
Ben aileminyanındayken o da Medine'ye gelmiş. İkide bir onun hakkında sorup duruyordum. Medine'ye geldiğini haber alınca, oradan gelenlere sordum:
'Medine'ye gelen bu adamın durumu nedir?'
'Herkes başına üşüştü. O'na iman etti. Kavmi onu öldürmek istedi, fakat O'na bir şey yapamadılar" deyince; ben de hemen Medine'ye vardım ve yanma girip sordum:
'Ey Allah'ın Resulü, beni tanıyor musun?'
'Evet, sen Mekke'ye gelmiştin. Seninle buluşmuştuk' buyurdu.
'Öyleyse Allah'ın sana öğretip de benim bilmediklerimden bana bildir ve namazın ne olduğunu bana anlat!' dedim."
|Daha uzun bir metinle Müslim.]


HAMZA BİN ABDULMUTTALİB, UKAYL BİN EBU TÂLİB, EBÛ SÜFYÂN BİN EL-HÂRİS VE ABDULLAH BİN CA'FER'İN MENKIBELERİ
8909- Muhammed bin Kâ'b el-Kurazî ra-diyaüahu anh'dan, dedi ki:
"Hamza hamiyyet (soy taassubu) sebebiyle müslüman olmuştur. Şöyle ki o, Harem-i şeriften çıkıp avlanmaya giderdi, döndüğü zaman Kureyş meclisine uğrayıp: 'Şöyle attım, böyle vurdum* diyerek avda geçen macerasını anlatırdı.
Bir gün yine avdan dönerken, kendisini bîr kadın karşıladı ve şöyle dedi: 'Ey Umâ-re'nin babası! Biliyor musun, kardeşinin oğluna Ebû Cehl ne yaptt? ona sövdü, vurdu, şöyle şöyle yaptı.'
'Bu olayı gören oldu mu?'
'Evet vallahi, herkes gördü' deyince, hemen onların oturduğu meclise gitti, Ebû Cehl de o meclisteydi. Yayma dayanarak: 'Şöyle şöyle yaptım, böyle vurdum' diyerek av macerasını anlatmaya başladı ve aniden yayını hızla ve kuvvetle tutup Ebû Cehl'in kulaklarına vurdu ve bir tarafını deldi. Sonra 'Al sana bir yay, bir de kılıç! diyerek ona tekrar vurdu ve ben şu anda şehâdet ediyorum ki o, gerçekten Allah Resulüdür. O, Allah katından Hak ile gelmiştir'.
(Taberânî, Mu' cemıt' l-Kebîr'Ğe, mürsel olarak.]
8910- Yahya bin Abdirrahman bin Ebî Le-bîbe'den, o da babasından, o da dedesinden:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Canım kudret elinde olana yemin ederim ki, yedinci kat gökte Allah nezdinde su yazılıdır: 'Hamza Allah'ın ve Resulünün arslanıdir'." [Taberânî, Mu'ccmıı' t-Kebîr'de hafi bir isnadla.]
8911- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kıyamet gününde şehitlerin efendisi Ham-za bin Abdu'l-Muttalib ile zalim hükümdara karşı ayağa kalkıp gerçekleri söylerken, hükümdar tarafından öldürtülen kişi olacaktır."
|Taberânî, Mu'cemu' l-Evsat'ta zayıf bir senedle]
8912- Ebû İshâk radiyallahu aıilı'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ukayl bin Ebu Tâlib'e dedi ki: 'Ey Ebû Yezidî Ben seni iki sebeple seviyorum; birincisi akrabalık, diğeri amcamın seni sevmesi'
|Taberânî, Mu' cemu' l-Kebîr'ıic mürsel olarak.)
8913-   Ebû Habbe el-Bedrî radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Huneyn günü nereye haklıysa hep Ebû Süf-yan bin el-Hâris'in düşmana karşı kıyasıya çarpıştığını gördü. Bunun üzerine şöyle bu-
yurdu: 'Ebû Süfyân ehlimin en hayırlısıdır -ya da şöyle dedi:- Ebû Süfyân ailemin en hayırhlarındandır'."
[Taberânî, Mıı'cemıı't-Kebîr veI-Evsat.|
8914- Abdullah bin Ca'fer radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onun başını üç kere okşadı; her okşayışında şöyle dua etti: 'Allahım! Ca'fer'in çocuklarına sen gözkulak ol!'" |Ahmed]


HABBÂB BİN EL-ERET, EBÛ HUZEYFE'NİN MEVLÂSI SALİM, ÂMİR BİN FUHEYRE, ÂMİR BİN RABÎA, ABDULLAH BİN CAHŞ VE SUHEYB'İN MENKIBELERİ
8915- Kerdûs radiyallahu anh'dan: "Habbâb bin el-Eret altıncı kişi olarak müslüman oldu. Böylece o, İslâm'ın altıda biri sayıldı."
(Taberânî, Mu'cemu' l-Kebîr'ıie mürsel olarak.)
8916- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Huzeyfe'nin azatlısı Sâlİm'i, gece Kur'ân okurken dinledi ve Allah'a şöyle hamdetti: "Ümmetimin içinde onun gibi Kur'ân okuyan birini yaratan Allah'a hamdolsuri." [Bezzâr.]
8917- Abdurrahman bin Avf radiyallahu anh'dan:
"Talha bin Ubeydullah, Âmir bin Fuhey-re'ye (kötü) bir şey söyleyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Yavaş ol, ey Talha! O Bedir'de bulunmuştur. Sen bulunmadın. En iyiniz, azatlılarına en iyi davrananlarınizdır." |Taberânî.|
8918- Abdullah bin Âmir bin Rabîa radi-yallahu anh'dan:
"İnsanlar atasında fitne koptuğu zaman, Âmir bin Rabîa gece namaz kılardı.
Rüyada kendisine şöyle denildiğini gördü: 'Kalk! Allah'tan, seni salih kullarını koruduğu fitneden koruması için dilekte bulun!' Bunun üzerine kalktı, namaz kıldı, dua etti ve hastalandı. Sonra (evden) cenazesi çıktı."
[Mu'cemu' l-Kebir]
8919-  Mus'ab bin Abdullah ez-Zübeyrî radiyallahu anh'dan:
"Âmir bin Rabîa el-Bedrî, 32. hicrî yılında vefat etti."
[Mu'cemu' l-Kebir]
8920- Sa'd radiyallahu anh'dan: ''Abdullah bin Çalış Uhud günü ona şöyle dedi: 'Allah'a dua etmİyelim mi?'
Bunun üzerine bîr kenara çekildiler. Sa'd şöyle dua etti:
'Allahmı! Karşıma güçlü birini çıkart, onunla çarpışayım ve onu mağlup edip öldüreyim ve nesi varsa alayım!' Abdullah bin Cahş da onun bu duasına 'Amin!' dedi. Bu defa duayı Abdullah bin Çalış yaptı, şöyle dedi:
'Allahım! Benim karşıma da Öyle bir kimseyi çıkart ki benden çok güçlü ve mahir olsun, onunla senin rızanı elde etmek için çarpışayım ve beni Öldürsün. Burnumu ve kulağımı kessin, yarın senin huzuruna çıkıp da bana: 'Burnunu ve kulağını kim kesti?' diye sorunca, şöyle diyeyim: 'Benim burnum ve kulağım senin ve Resûlü'nün uğrunda kesildi.' Sen de: 'Doğru söyledin' buyurasın.'
Sa'd diyor ki: 'Abdullah bin Cahş'm duası daha iyi ve kabul edilmiş olacak ki, akşama doğru burnuyla kulağının bîr ipte asılmış olduğunu gördüm'."
[Taberünî, Mu'cemu' l-Kebîr'de]
8921- Suheyb radiyallahu anh'dan: "Henüz ona vahyedilmeden önce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sohbetinde bulundum."
(Taberânî, Mtı'cemıt'l-Kebır'de halî bir senedle.l
8922- Suheyb radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bulunduğu bütün harplerde ben de onunla bulundum. Hiçbir gazve olmamıştır ki ben onun ya sağında ya da solunda yer almış olmayayım. Nerede kendisine biat edilmişse mutlaka ben de yanında olmuşumdur. Nereye gitmiş ise ben de onunla gitmişimdir. Önlerinden korktuklarında, ben mutlaka önlerinde olmuşumdur. Arkalarından endişelendiklerinde mutlaka ben arkalarında olup onları korumu-Şumdur. Hiçbir zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'İ benimle düşman arasında bırakmamaşımdır."
[Taberânî, Mu'cemu' l-Kebir'de zayıf bir senedle.]


OSMAN BİN MAZ'ÛN, MUÂZ BİN CEBEL, AMR BİN EL-CEMÛH, HARİSE BİN EN-NU'MÂN, BİŞR BİN EL-BERÂ VE ABDULLAH BİN REVÂHA'NIN MENKIBELERİ
8923- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Biri öldüğü zaman, Allah Nebisi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle derdi: 'Onu bizden önce âhirete göçene sunun! Ümmetim için bizden ahirete göçenler arasında Osman bin M az' Cin ne güzeldir!'" [Taberânî, Mu'cemu't-Kebîr vel-Evsat'ta zayıf bir senetlle.l
8924- el-Esved bin Serî' radiyallahu anh'dan:
"Osman bin Maz'ûn öldüğü zaman müs-lümanlar ona çok acıdı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in oğlu İbrahim öldüğü zaman, şöyle buyurdu: 'Haydi (yavrum) sen de bizden önce Ölen salih (kul) Osman bin
Maz'ûn'a katil!'" [Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'de]
8925- Taberânî, İbn Abbâs'dan: "(Kızı) Rukİyye öldüğü zaman şöyle buyurdu: 'Haydi (kızım) sen de bizden önce ölen Osman bin Maz'ûn'a katıl!'"
8926- Muâz radiyallahu anh'dan:
"O hastalandı. Tükürdü ya da sağına tükürmek istediğinde şöyle dedi: 'Müslüman olduğum gündenberi- hiç sağıma tükürmedim'." [Taberânî. Mu'cemu'I-Kebîr'de.]
8927- Enes radiyallahu anh'dan: "Muâz bin Cebel, yirmisekiz yaşında Öldü. Otııziki yaşında öldüğünü söyleyenler de vardır.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun hakkında şöyle buyurmuştur: 'Muâz, alimlerin lideridir'." |Taberânî, Mu'remu'I-Ke-bfr'de mıınkatı olan bir.senedle.J
8928- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ey Seleme oğullan/ Efendiniz kimdir?"
"el-Cedd bin Kays'tır. Ancak biz onu birazcık cimri sayarız." Şöyle buyurdu:
"Sizin efendiniz kıvırcık saçlı beyaz (tenli) olan Amr bin el-Cemûh'tur."
(Câbir) dedi ki: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem evlendiği zaman, Amr b. el-Cemûh onun düğün ziyafetini verirdi.
[Bezzâr leyyin bir senedle.j
8929-  Onun Kâ'b bin Mâlik'ten benzeri rivayeti vardır. Onda şöyle geçer:
"Cimrilikten daha büyük hastalık var mıdır? Bu nedenle sizin seyyidîniz, kısa kıvırcık saçlı olan Amr bin el-Cemûh'tur."
8930- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Cennete girdim, bir okuma sesi duydum. 'Kimdir bu?' diye sordum; 'Harise bin en-Nu'man, iste iyiniz, işte iyiniz!' dediler."
[Ahmed ve Ebû Ya'lâ.l
8931- Abdullah bin Âmir bin Rabî'a radİ-yallahu anh'dan:
Harise bin en-Nu'mân şöyle dedi:
"Cibrîl ile beraber otururken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanından selâm verip geçtim. Dönünce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in oradan ayrıldığını gördüm, bana dedi ki: 'Benimle beraber olanı gördün mü?'
'Evet'dedim.
'İste o, Cibrîl idi. Senin selâmım aldı1,"
[Ahmed ve Taberânî, Mu'camı'I-Kcbîr\\e.\
8932- Kâ'b bin Mâlik radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Ey Selemoğutlart efendiniz kimdir?"
"el-Cedd bin Kays'tır; ancak onu cimrilikle suçlarız" dediler. Şöyle buyurdu: "Cimrilikten daha büyük bir hastalık var mıdır?"
"Ey Allah'ın Resulü, (peki) efendimiz kimdir?"
"Sizin efendiniz, Bişr bin el-Berâ bin Ma'rûr'dur" buyurdu.
[Mu'cemu' l-Kebir]
8933- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Allah, Abdullah bin Revâha'ya merhamet etsin! Nerede namaz vakti gelirse hemen devesini çöktüriir ve orada namazını kılardı."
[İkisi de Taberânî, Mu'cemu' l-Kebîr'e ait.|


EBÛ'L-YÜSR, ABDULLAH BİN ABDULLAH BİN UBEYY, KATÂDE BİN EN-NU'MÂN, UBÂDE BİN ES-SÂMİT, HUZEYME BİN SABİT VE EBÛ EYYÛB'UN MENKIBELERİ
8934- Ebû'1-Yüsr Kâ'b bin Amr radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Vallahi ben Hayber'de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdim. Akşam üstüydü. Yahudilerden birinin koyun sürüsü geldi, kaleye girmek istiyordu. Oysa kaleyi biz kuşatmıştık. Aniden Allah Resulü1 sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: 'Ba koyunlardan bize kim yedirecek?' Ben hemen ortaya atılıp: 'Ben ey Allah'ın Resulü!' dedim.
'Peki buyur yap öyleyse!' deyince, hemen bir deve kuşu hızıyla çıktım. Sırtımı dönüp giderken beni görünce: 'Allahım! Onunla bizi faydalandır!' diye dua etti. Sürüye yetiştim, önden bir kısmı kaleye girmişti. Hemen arkasından iki koyun kaptım, kollarımın arasına koydum. Sanki beraberimde hiçbir şey
yokmuş gibi koşarak getirip Peygamber sal-lallahu aleyhi ve sellem'in önüne bıraktım. Ondan sonra o iki koyunu boğazladılar ve yediler." |Ahmed|
8935- Yahya bin Bukeyr radiyallahu anh'-dan:
"Ebû'1-Yüsr, Medine'de Bedir ehlinin sonuncusu olarak, 55. hicrî yılında vefat etmiştir." |Taberânî. Mu'cemu'I-Kebir'de]
8936- Usâme radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,
Benû'l-Mustalik'ten dönünce, Abdullah bin Ubeyy'in oğlu durup babasına kılıç çekti ve şöyle dedi: 'Sen Muhammed en azîz, ben ise en zelil kimseyim' deyinceye kadar kılıcımı kınıma sokmayacağım.' Babası korkusundan şöyle dedi: 'Yazık sana! Muhammed en azizdir, ben en zelilim!' Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem duyunca hoşuna gitti ve ona teşekkür etti."
[Taberani, Mu'cemu'l-Kebîr'de zayıf bir senedle.]
8937-  Abdullah bin Abdullah bin Ubeyy radiyallahu anh'dan:
"O, Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'den, (münafık) babasını öldürmek için izin istedi; şöyle buyurdu: 'Babanı öldürme!'" [Taberânî, Mu' cemu' l-Kebtr'At.\
8938-  Katâde bin en-Nu'mân radiyallahu anh'dan:
"Karanlık bir gecede yola çıktım; kendi kendime dedim ki: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellein'e varıp birlikte namaz kılıp yalnızlığımı onunla paylaşmış olsam!' Nihayet içimden geçeni yaptım. Mescide girince, gökte şimşek çaktı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem beni gördü. Dedi ki: 'Hayrola ne var, neden geldin?'
'Babam, annem sana feda olsun, sana arkadaş olmak istedim.' Şöyle buyurdu: "Bu hurma çöpünü al, yanından ayırma, onunla aydınlan! Çünkü sen dışarı çıktığın zaman on (adım) önünden, on da arkandan sana aydınlık saçacak.'
Sonra baha şöyle dedi: 'Evine girdiğin zaman perdelerin üzerinde kalın tas gibi bir şey bulacaksın, bil ki o şeytandır' Sonra çıktım. Buyurduğu gibi onunla aydınlandım. Sonra onunla kalın taş gibi bir şeye vurdum. O da evimden çıktı, gitti."
(Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de, Ahmed ve Bezzâr.|
8939-   Ubâde bin es-Sâmit radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona: 'Ey Ebü"l-Veltd!' künyesiyle hitap etmiştir. Bedir ve Uhud savaşları ile Akabe ve Rıdvan bey'atında bulunmuştur. Üstelik o, bir na-kîbdir."
[Mu'cemu' l-Kebîr]
8940- Yahya bin Bukeyr radiyallahu anh'dan:
"Ubâde bin es-Sâmit, Filistin'in Remle'sinde, 34. hicrî yılında, yetmişiki yaşında
Ölmüştür." [İkisi de Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'e ait]
8941-  Huzeyme bin Sabit radiyallahu anh'dan:                       -
"O, gece rüyasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in alnına'secde ettiğini gördü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geldiğinde bunu kendisine anlatınca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yattı; o da gelip onun alnına secde etti."
| Ahmed leyyin bir ,senedle.|   .
8942-  Ebû Eyyûb el-Ensârî radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Safa ile Merve arasında sa'y ederken, sakalının üzerine bir tüy düştü. Ebu Eyyûb gelip hemen onu aldı. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ona dedi ki: 'Allah da senden hoşlanmadığın bir şeyi gidersin!'"
[Taberanî, Mıı'cemıt'l-Kebir'de leyyin bir senedle.|
8943- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Ebû Eyyûb el-Ensârî Rum ehline karşı savaşa çıktı. Muâviye'ye uğradı. Muâviye ona kaba davrandı. Gitti, gazvesinden döndü. (Muâviye) ona yine kabalık elti, bu sefer de başını kaldırıp ona bakmadı.
Bunun üzerine Ebû Eyyûb el-Ensârî: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zaten kendinden sonra kayırmalar olacağını ve eziyet göreceğimizi bize Önceden bildirmişti.' dedi. Muâviye sordu:
'Peki o zaman size ne yapmanızı emretmişti?'
'Bize sabretmemizi emretti' deyince, 'Öyleyse sabredin!' dedi.
Sonra Ebû Eyyûb, Ali'nin vali olarak tayin ettiği ve Basra'da bulunan Abdullah bin Ab-bâs'a geldi. Abdullah bin Abbâs ona dedi ki:
'Sen evini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e boşaltıp verdiğin gibi ben de sana evimi boşaltıp vermek istiyorum.' Ondan sonra ailesine emretti ve evi boşalttılar. Giderken sordu: 'Başka bir ihtiyacın var mıdır?1 'Maaş ve arazimde çalışan sekiz köle de isterim.' Onun maaşı, dört bin" (dirhem) idi. Abdullah bin Abbâs, bunu beş katına çıkararak yirmibin dirhem ve kırk köle verdi.
[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de]


EBU'D-DAHDAH, ZEYD BİN SABİT, RÂFİ' BİN HADÎC, SELEME BİN EL-EKVA% EBÛ'D-DERDÂ, ZAHİR BİN HARAM VE ABDULLAH ZFL-BECÂ- DEYN'İN MENKIBELERİ
8944- Abdullah bin Ebzâ radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ebu'd-Dahdâh'a ödünç mal istemek için (birini) gönderdi. Elçi ona varınca dedi ki: 'Benden Ödünç istemek için seni Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mi gönderdi?'Adam: 'Evet' dedi.
Şöyle dedi: 'Allah'ı şahit tutarım ki benim malım Allah yolunda falan falan yerdedir' Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Ebıı'd-Dahdâh için cennette nice hurma salkımları vardır'."
(Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de leyyin bir senedle.|
8945- Zeyd bin Sabit radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, beni mükâfatlandırarak bana Kıbtiyye (adı verilen bir çeşit elbise) giydirdi."
ITaberûnî, Mu'cemu'l-Kehîr'dt zayıf bir isnadla.]
8946- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "O, Zeyd bin Sabit öldüğü zaman şöyle dedi: 'Bugün bu ümmetin en hayırlısı öldü, umulur ki Allah, İbn Abbâs'ı onun halefi kı-lar\" [Mu'cemu' l'Kebir)
8947-  Râfi' bin Hadîc'in eşi radiyallahu anhâ'dan:
"Râfi', Uhud ve Hayber'de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdi. Memesine bir ok isabet etti. Peygamber sallalla-hu aleyhi ve sellem'e gelip: 'Lütfen şu oku çıkartır mısınız?' deyince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'İstersen olcu içerdeki ucuyla beraber çıkartayım, istersen yalnız oku çıkartayım da ucu kıyamet gününde senin şehit olduğuna dair tanıklık etsin.' Dedi ki: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oku çıkarttı, ucunu bıraktı.' Muâviye'nin halifeliği zamanına kadar o öyle yaşadı, sonra yarası patladı ve ikindiden sonra öldü. İbn Ömer geldi. Ona onun öldüğü söylenince, 'Allah rahmet eylesin!' dedikten sonra onun hakkında: 'Her tarafa öldüğü ilan edilmeden Râfi' gibi birinin cenazesi çıkartılamaz' dedi. Cenazesini çıkarttığımızda İbn Ömer gelip kabrinin başında oturdu." (Hadisin devamını zikretti)
[Mu'cemu' l-Kebir]
8948-   Seleme bin el-Ekva' radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem defalarca beni terkisine bindirdi, defalarca da başımı okşadı. Parmaklar sayısınca hem benim, hem de çocuklarım için Allah'tan bağışlanma diledi." [Mu'cemu' l-Kebir]
8949- Ebû'd-Derdâ radiyallahu anh'dan: "Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Senin:
'Ümmetimden bir kavim imanlarından sonra kâfir olacaklardır' dediğini duydum.'
'Evet ey Ebu d-Derdû! Fakat sen onlardan değilsin' buyurdu."
|Taberanî, Mu''cemu'I-Kebir'de]
8950-  Salim bin Ebi'1-Ca'd, adına Zahir bin Haram denilen ve bedevi olan Eşca' kabilesinden olan bir adamdan:
'O, devamlı olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e (nadir) bir şey veya hediye getirirdi.
Bir keresinde onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine çarşısında mal satarken gördü. O vakitlerde hiç orada olmazdı ve arkasından onu tuttu. Adam geri dönünce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i gördü, şaşırmıştı. Hemen elini öptü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de (şakadan) bağırdı: 'Bu köleyi kim satın alacak?' Adam şöyle dedi:
'Ey Allah'ın Resulü! Ben para etmem ki? Çünkü ben değersiz biriyim.'
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in cevabı: 'Fakat sen Allah katında pek değerlisin.'
Sonra şöyle buyurdu: 'Her şehirlinin bir köylü arkadaşı vardır. Muhammed ailesinin dostu ve alış veriş yaptığı köylü de hiç şüphe yok ki Zahir bin Haram'dır'."
[Bezzâr ve Taberûm, Mu'cemu'I-Kebir'de,]
8951- Ukbe bin Âmir radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, çok Kur'ân okuduğu ve duada sesini yükselttiği için Zû'1-Becâdeyn adındaki bir adam hakkında 'Evvâb' (çok tevbe edici) dedi."
lAhmeıl ve Mu'cemu' l-Kebir.]


ABDULLAH BİN EL-ERKAM, OSMAN BİN EBÛ'L-ÂS, VÂİL BİN HUCR, EL-ALÂ BİN EL-HADREMÎ VE EBÛ ZEYD AMR BİN AHTAB'IN (R.A.) MENKIBELERİ
8952- Abdulvâhid bin Ebû Avf radiyalla-hu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e bir adamın mektubu geldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Abdullah bin el-Eı-kam'a 'Haydi namıma ona cevap ver!' dedi. Onun cevabmı yazdı ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e okudu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona: 'Gayet tfiizel yazmışsın! Allahım, onu muvaffak kıl!' dedi.
Ömer halife olunca, onunla istişare ederdi." |Taberânî, Mu'cemu' l-Kebîr'de zayıf olarak. |
8953-  Osman bin Ebû'l-Âs radİyallahu anh'dan:
"Sakîf delegesi  Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem'e geldiklerinde ben de arala-rındaydım.
'Hayvanlarımızı kim tutacak?' dediler. Topluluğun en küçükleri olduğum halde 'Çıktığınızda sizin debenimkini tutmanız şartıyla ben tutarım' dedim.
'Olur' dediler ve içeriye girdiler. Çıktıktan sonra: 'Haydi gidelim!' dediler.
'Nereye?' diye sorduğumda, 'Evine' dediler. Ben de şöyle dedim:
'Daha şimdi oradan geldim. Biliyorsunuz bana söz verdiniz. Gider Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in kapısında fazla beklemem, dönerim! dedim.
'Öyleyse acele et! Zaten biz bir şey bırakmadık, her şeyi sorduk. Bizden öğrenirsin' dediler.
Vardım, hemen yanına girip dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Allah'a dua et de beni dinde fakih kılsın ve bana (dini) öğretsin!'
'Ne dedin?' diye sordu. Ona söylediğim sözü tekrarladım. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Sen bana öyle bir şey sordun ki arkadaşlarından hiçbiri bu soruyu bana sormadı. Haydi git! Sen onların ve kavminin emîrİsin.' İlgili hadisi zikretti.
ITaberânî, Mu'cemu' l-Kebir'le.]
8954- Ebû Hureyre radİyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, el-Alâ bin el-Hadremî'yi Bahreyn'e gönderdiğinde ben de onunla gittim ve onda hangisinin daha şaşırtıcı olduğunu kestiremediğim üç haslet gördüm:
Deniz sahiline ulaştık; dedi ki: 'Besmele çekin ve girin!' Hemen besmele çekip denize girdik {ve yürüdük). Denizi geçtik, develerimizin ayaklarının allı bile ısİanmamıştı. Oradan ayrılınca hepimiz kendimizi susuz sahrada buluverdik. Ona durumu şikayet edince, şöyle dedi: 'İki rek'at namaz kılın!" Sonra bir dua etti. Kalkan gibi bir bulut belirdi ve bolca yağmur yağdı. Hem içtik, hem de kaplarımızı su ile doldurduk. O orada öldü, bunun üzerine kuma gömdük.
Yolumuza devam ettik; çok uzaklaşmadan dedik ki: 'Bir yabani hayvan gelip onu parçalayıp yiyebilir.' Hemen oraya döndük, yerinde yeller esiyordu. Onu göremedik."
[Taberânî. İsnadında İbrahim bin Ma'mer el-Herevî adlı râvi yer almaktadır.!
8955- Ebû Zeyd bin el-Ahtab el-Ensarî ra-diyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem su istedi. Ona içinde su bulunan bir maşrapa getirdim. İçinde kıl vardı, alıverdim. Şöyle dedi: 'Allahun onu güzelledir!'"
Râvi diyor ki: "Doksandört yaşındayken onu gördüm; sakalında tek bir beyaz kıl dahi
yoktu." | Ahmed ve Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr'de. Ancak o yaşını doksan olarak kaydetmiştir.)


EBÛ ÜMÂME, ZEYD BİN SÛHÂN, FERVE BİN HUBEYRE, ABDULLAH BİN BÜSR, EL-HİRMÂS BİN ZİYÂD VE ES-SÂİB BİN YEZÎD'İN (R.A.) MENKIBELERİ
8956- Ebû Ümâme radiyallahu anh'daıı: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem beni Bâhüe'ye gönderdi. Vardığımda yemekteydiler. Büyük bir sevinç ve ilgi ile beni bu-
yur eltiler ve ikramda bulundular. 'Gel bizimle sen de ye!' dediler.
Dedim ki: 'Ben sizi bu yemekten alıkoymak için geldim. Ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in elçisiyim. Ona iman etmeniz için geldim.' Beni yalanlayıp, azarladılar. Oysa ben hem açtım, hem de susuz. Sonra uyudum; rüyamda bana süt getirildi, İçtim, doydum ve kamım da şişti.
Topluluk dedi ki: 'Size eşrafınızdan ve büyüklerinizden bir adam geldi. Siz onu reddettiniz. Haydi gidin ona istediği yemeği ye-dirin ve su da içirin!'
Hemen bana yemek ve su getirdiler, ben de onlara şöyle dedim:
'Sizin ne yemeğinize ve ne de suyunuza ihtiyacım yoktur. Allah bana hem yedirdi, hem de içirdi. Halime dikkatle bakın!" Baktılar, karnımın şişkinliğini görünce, hayrete düştüler. İçlerinde tek kişi kalmamaksızm hepsi müslüman oldu."
ITaberûnî, Mu'cemu'l-Kebîr'de.]
8957- Ali radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Organları kendisinden önce cennete giden birini görmekten kim hoşlanırsa, Zeyd bin Sûllân'a baksın."
[Ebû Ya'lâ hafi bir senedle.]
8958-   Ferve bin Hübeyre radiyallahu anh'dan:
"O, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dedi: 'Bizim erkek ve kadın Rablerimiz vardı. Allah'ı bırakıp onlara tapıyorduk. Onlara dua ettik, cevap vermediler. Onlardan istedik bir şey vermediler. Sana geldik, hidayete erdik. Artık Allah'a ibadet ediyoruz.' Bunun üzerine şöyle buyurdu:
'Kendisine akü ve anlayış verilenler gerçekten felaha ermiştir.'
Dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Giydiğin elbiselerden bana iki elbise giydir!' Bana onları giydirdi.
Sonra Arafat'ta vakfeye durunca, şöyle
dedi: 'Bana o söylediğin sözü tekrar et!' Ona tekrar etti. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Kendisine akıl ve anlayış verilen kişi felaha ermiştir'."
[Taberânî, Mu' cemu' I-Kebîr'de ismi belirtilmeyen bir râvi kanalıyla.]
8959-  Abdullah bin Büsr radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem elini başıma koyup şöyle dua etti: 'Bu çocuk bir asır yaşasın!'
O, gerçekten de yüz sene yaşadı. Yüzünde siğil vardı. Buyurdu ki: 'O yüzündeki siğil gidinceye dek ölmesin.' Gerçekten de yüzündeki siğil kaybolmadıkça Ölmedi."
[Taberânî, Mu'cemu'I-Kebîr'de ve Bezzâr.]
8960-   el-Hirmâs bin Ziyâd radiyallahu anh'dan:
"Babam benimle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gitti ve dedi ki:
'Ey Allah'ın Resulü! Hem bana ve hem de çocuğuma dua et!' Bunun üzerine onun başını okşadı ve (babam) ona İslâm üzere biat etti." (Taberânî, Mu'cemu'I-Evsat'ta hafî bir senedle.]
8961-   es-Sâib   bin   Yezîd'in   mevlâsı Atâ'dan:
"Mevlam es-Sâib bin Yezîd'in sakalını beyaz, saçını ise siyahlaşmış bir halde gördüm. Dedim ki: 'Ey mevlâm! Neden saçın beyazlamadı?' Şu cevabı verdi: '-Saçım beyazlamaz. Çünkü ben çocuklarla o; narken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellern yanımızdan geçti, selâm verdi, selâmını benden başka alan olmadı.
Bunun üzerine beni çağırıp ismimi sordu ben de: 'İsmim es-Sâib bin Yezîd bin Uhti'n-Nemr'dir' dedim. Bunun üzerine elini başıma koyup şöyle buyurdu: 'Allah seni mübarek kılsın!' Bu nedenle onun elinin değdiği yer beyazlamaz." [Taberanî.]


HARMELE BİN ZEYD, HAMZA BİN AMR, VERAKA BİN NEVFEL VE EL-AHNEF BİN KAYS'IN (R.A.) MENKIBELERİ
8962- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in
yanındaydım, kendisine Harmele bin Zeyd gelip önüne oturdu ve: 'Ey Allah'ın Resulü! İman buradadır' diyerek dilini gösterdi. 'Münafıklık buradadır' diyerek göğsünü gösterdi. 'Allah'ı biz çok az anıyoruz' diye ilave etti.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem cevap vermeden sustu. Ona bunu birkaç kere tekrarlayınca, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Harmele'nin bir azasını tutup şöyle dua etti:
'Allahım! Ona sadık bir dil, şükreden bir kalp ihsan et! Ona benim sevgimi ve beni sevenlerin de sevgisini lütfet! İsini hayra yönelt!' Ondan sonra Harmele şöyle dedi:
'Ey Allah'ın Resulü! Benim münafık arkadaşlarım var, ben hepsinin başı idim. Onları sana göstereyim mi?' Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona şu cevabı verdi: 'Senin gibi kim bize gelirse, Allah'tan onun için bağışlanma dileriz, tıpkı senin için bağışlanma dilediğimiz gibi. Kim de kendi dininde ısrar ederse, Allah'a havale ederiz. Allah onun hesabını görür. Sen kimsenin gizlisini açığa vurma!' " [Taberânî, Mu'cemu' l-Kebir'de.]
8963-  Hamza bin Amr el-Eslemî radiyallahu anh'dan:
"Bir seferde karanlık bir gecede Allah Nebisi sallallahu aleyhi ve sellem'Ie,gece yolculuğu yaptık. Parmaklarım aydınlandı, herkes devesini o aydınlıkta yürüttü ve mallarından hiçbir şey düşmedi. Parmaklarım aydınlık saçıyordu."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de leyyin bir senedle.]
8964- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Varaka'ya sövmeyin! Çünkü ben onun bir ya da iki cenneti olduğunu gördüm." [Bezzâr.] .
8965- Esma bint Ebû Bekr radiyallahu anhâ'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e Varaka bin Nevfel hakkında sordular; şöyle buyurdu:
'O, kıyamet gününde başlı basına bir ümmet olarak diriltilecektir.'"
[Taberânî, Mu'cemu'I-Kebir'de.]
8966- Câbir radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e Ebû Talip hakkında: 'Senin peygamberliğinin ona bir yararı olacak mı?' diye sordular. 'Evet. Onu ben, cehennemin içlerinden sığ yerine çıkardım' buyurdu. Hatice hakkında sordular -çünkü o farzlar ve Kur'ân ahkâmı gelmeden önce ölmüştü- Şöyle buyurdu: 'Onu cennet nehirlerinden bir nehir üzerinde içinde yorgunluk ve gürültü bulunmayan kamıştan yapılmış bir evde gördüm.'
Varaka bin Nevfel hakkında sordular; şöyle buyurdu: 'Onu cennetin içinde üzerinde bir sündüs elbisesi bulunduğu halde gördüm.'
Ona Zeyd bin Amr bin Nüfeyl'i sordular, şöyle buyurdu: 'O, benimle İsa Aleyhisselâm arasında, kıyamet gününde tek ümmet olarak dirilecektir'." |Ebû Ya'lâ.j
8967- el-Ahnef bin Kays radiyallahu anh'dan:
"Ben Beyt-i şerifi tavaf ederken, bana Süleymoğullarından bir adam rastlayıp şöyle dedi: 'Sana müjde vereyim mi?'
'Evet' dedim. "Hatırlıyor musun hani bir zaman Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem beni İslâm'a çağırmam için Sa'doğulla-rından senin kavmine göndermişti de sen o zaman: 'Evet vallahi o, ancak hayır olan şey söyler. Ondan ancak güzel olan şeyi duyarım' demiştin. İşte o zaman ben dönüp Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e bunu bildirince, şöyle buyurmuştu: 'Allahım! el-Ahnef bin Kays'ı bağışla! İste benim bütün umudum budur' ." [Ahmed veTaberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de.]


HATİCE BİNT HUVEYLID, FATIMA, ÂİŞE, SAFİYYE, ŞEVDE, ESMA BİNT EBÛ BEKR, ÜMMÜ HARAM, ÜMMÜ SÜLEYM VE HİND BİNT UTBE'NİN (R.A.) MENKIBELERİ
8968- İsmail bin Ebî Hâlid'den: "Abdullah bin Ebû Evfâ'ya: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hatice'ye cennette bir ev müjdelemiş miydi?' diye sordum.
'Evet. Ona cennette içinde gürültü ve yorgunluk olmayan kamıştan yapılmış bir ev müjdelemişti'." [Buhârî ile Müsiim.l
8969- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımlarından hiçbirini Hatice'yi kıskandığım kadar kıskanmadım. Aslında onu görmüş de değilim. Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem durmadan onun adını anardı.
Çoğu kez koyun kestiğinde, ondan bir parça kesip ayırır ve onu Hatice'nin dostlarına da gönderirdi. Bazen ona şöyle derdim: 'Sanki dünyada Hatice'den başka kadın yok.' O da şöyle derdi: '(Onun gibisi var mıydı?) O şöyleydi, böyleydi. Benim çocuklarım ondan olmuştur'."
8970- Diğer rivayet: (Âişe dedi ki:) "Benimle, ondan (yani Hatice'nin vefatmdan) üç sene sonra evlendi."
8971- Diğer rivayet:
"Hatice'nin kızkardeşi olan Hâle bint Hu-veylid Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'den izin İstedi. (Sesinin benzerliğinden dolayı) sanki Hatice izin istiyor gibi bir hisse kapıldı da sevinerek: 'Allahım! Bu, Huvey-lid'in kızı Hâle'dİr' dedi. Kıskandım ve dedim ki:
'Ölüp gitmiş olan, avurt içleri kırmızı ihtiyar kadını mı hatırlıyorsun? Baksana Allah onun yerine sana daha iyisini vermiş'."
[Buhârî, Müslim ve Tirmizî.]
8972- Enes radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Dünya kadınlarının en üstünleri şu kadınlardır: Imrân'ın kızı Meryem, Huveylid'in kızı Hatice, Muhammed' in kızı Fâtıma, Firavun' un karısı Asiye."
[Tirmizî]
8973- Âişe radiyallahu anhâ'dan: Âişe'ye: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem insanlardan en çok kimi sever?" dîye sordular,
"Fâtıma'yı" dedi.
"Ya erkeklerden?"
"Onun kocasını. Bildiğim kadarıyla o, çok oruç tutan ve çok gece namazı kılan bir kişidir." [İkisi de Tirmizî'ye ait.]
8974- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımları yanındaydı. Onlardan hiçbirisinden ayrılmamıştı. Fâtıma Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yürüyüşünü andıran bir yürüyüşle çıkageldi. Onu görünce hoşuna gitti ve 'Merhaba ey kızım!' dedi. Sonra onu sağma ya da soluna oturttu. Sonra eğilip kulağına gizli bir şey söyledi. Bunun üzerine şiddetli bir şekilde ağladı. Bunu görünce (Allah Resulü) üzüldü; tekrar ona gizli bir şey söyledi. Bu defa ise güldü. Dedim ki: 'Kadınları arasında sadece sana gizli bir şey söyledi. Oysa sen ağlıyorsun' Resulullah kalkınca ona sordum:
'Sana ne demişti, söyler misin?' Şu cevabı verdi: 'Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in sırrını ifşa etmem.'
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öldüğü zaman, 'Üzerinde olan hakkım için, söyle o zaman sana ne demişti?'
'Şimdi olur, söyliyeyim' dedi: 'Kulağıma gizli söylediği ve ben de ağladığımda buyur-
du ki: 'Cibril bana her sene gelir ve Kur'ân'ı karşılıklı bir kere okuruz (mukabele ederiz.) Bu sene iki kere arz etti. Bundan ecelimin yaklaştığını anladım. Allah'tan kork ve sabırlı ol! Senden önce ölecek olan ben ne güzel bir selefinim.' Onun için dayanamadım, ağladım. Benim üzüldüğümü görünce ikinci sırrını söyledi; buyurdu ki:
'Ey Fâtıma! Müminlerin ya da bu ümmetin kadınlarının efendisi olmak istemez misin?' İşte o zaman senin de gördüğün gibi güldüm'."
8975- Diğer rivayet:
"Sonra bana gizli olarak, hane halkından ilk ona kavuşacak olanın ben olduğumu söyledi, onun İçin güldüm."
8976- Diğer rivayet:
"Sen cennet ehli kadınlarının efendisi olmak ve bana İlk kavuşan olmak istemez misin? buyurdu. Bunun için güldüm."
[Buhârî, Müslim ve Tirmizî.j
8977- O, Ümmü Seleme'den benzerini rivayet etti. Onda şöyle geçmektedir:
"Meryem bini İmıân dışında, cennet ehli kadınlarının efendisi olacağımı bana bildirdi. Bu sebeple güldüm."
8978- Enes radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Âişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü, tirit yemeğinin diğer yemeklere karşı olan üstünlüğü gibidir." IBuhârî, Müslim veTirmizî.]
8979- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu:)
"Ey Âişe! işte bu Cibril'dir, sana selâm söylüyor." Ben de: "Ve aleyhisselâmu ve rah-metullahi (Ona da selâm ve Allah'ın rahmeti olsun)!" dedim. Zira o, benim görmediğimi
görür. |Mâiik hariç, altı hadis İmamı.]
8980- Ebû Mûsâ radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabının rivayet ettikleri herhangi bir hadiste bir müşkülat görürsek, Âişe'ye sorardık, mutlaka onda onun bir açıklamasını bulurduk." ITirmizî]
8981- Ammâr bin Yâsir radiyallahu anh'dan:
"Onun yanında bir adam Âişe hakkında ileri geri konuştu. Bunun üzerine Ammâr ona şöyle dedi: kötülenmiş ve kovulmuş olarak defol! Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in sevgilisine sen nasıl hakaret edebilirsin?'" [İkisi de Tirmizî'ye ait.]
8982- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımları iki gruba ayrılmıştı. Birinci grubu, Âişe, Hafsa, Safiyye ve Şevde oluştururdu. İkinci grubu ise Ümmü Seleme ile diğer hanımları.
Müslümanlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in Âişe'yi sevdiğini bilirlerdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e bir hediye vermek istedikleri zaman, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Âişe'nin evinde oluncaya kadar geciktirirlerdi. Hediyelerini Âişe'nin şurası olduğu zaman getirirlerdi. Bunun üzerine Ümmü Seleme'nin grubu Ümmü Se-leme'ye dediler ki: 'Bu hususu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile görüş ve insanlara desin ki: Kim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e bir hediye vermek isterse, o hangi hanımının evinde bulunursa oraya versin.' Ümmü Seleme onların bu teklifini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e iletti, fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir şey demedi. Diğer hanımları ona sordular.
O da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bir şey demediğini söyledi. Fakat ısrar ettiler. 'Ona söyle!' dediler. Nihayet kendi sırası gelince, konuyu Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e tekrar açınca, şöyle buyurdu: 'Âişe hakkında beni rahatsız etme! Zira Âise'den başka bir kadının elbisesi içindeyken bana hiç vahiy gelmemiştir.' Bunun üzerine: 'Ey Allah'ın Resulü! Seni üzdüğüm için, Allah'a tevbe ediyorum.' dedim.
Bunun üzerine onlar boş durmadılar, bu defa Fâtıma'yı çağırıp aynı konuyu Allah Resulü salJallahu aleyhi ve sellem'e açmak için gönderdiler. Fâtıma babasına dedi ki: 'Hanımların Ebû Bekr'in kızı hakkında kendilerine adil davranmanı rica ediyorlar.' Ona şöyle buyurdu:
'Yavrum, benim istediğimi ve sevdiğimi sen de isteyip sevmez misin?' deyince o da 'Evet' dedi ve onlara dönüp durumu bildirdi. 'Dön yine söyle!' dediler, ise de Fâtıma bir daha dönmedi.
Bu defa Zeyneb biııt Cahş'ı gönderdiler. O da gidip öfkelenerek, biraz da sert konuşarak şöyle dedi: 'Hanımların, Allah aşkına Ebû Kuhâfe'nin kızı hakkında senden adalet bekliyorlar.' Bunu yüksek sesli üç kere tekrarladı. Hatta daha da ileriye giderek, Âişe'yi de diline dolayıp ona hakaret etti. Âişe de orada oturmaktaydı.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de 'Hele Âişe buna cevap verecek mi?' dîye bakıp bekledi ve Âişe de ona öyle bir cevap verdi ki, Zeyneb'in söyliyecek bir sözü kalmadı.
Ondan sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Âişe'ye bakıp şöyle buyurdu: 'Ne de olsa o, Ebû Bekr'in kızıdır'."
8983- Diğer rivayet:
Âişe dedi ki: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in katında bana rakip olan Zeynep'i de bu amaçla gönderdiler. Din hususunda, Zeynep'den daha iyi bir kadın görmedim. O, aynı zamanda Allah'tan en çok korkan, en
doğru konuşan, akrabaya en çok ilgi gösteren, en çok sadaka veren, en çok fedakarlıkta ameli ile Allah'a en yakın olan bir kadındı. Ancak biraz sert ve çabuk hiddete kapılan biriydi."
[Buharî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî]
8984- Urve radiyallahu anh'dan:
"Tıp, fıkıh ve şiir de Âişe'den daha bilgili bir kadın görmedim." [M. el-Kebir]
8985-  Zührî radiyallahu anh'dan mürsel olarak:
" Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in diğer hanımları da dahil, bu ümmetin kadınlarının tümünün ilmi bir araya gelse, Âi-şe'nin ilmine ulaşamaz."
(İkisi de Taberânî, Mu'cemu' l-Kebîr'e ait.|
8986- Safiyye radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanıma girdiğinde ben ağlıyordum. Hafsa ona: 'Ey yahudi kızı!' diye hitap etmişti. Ona durumu haber verdim. Şöyle buyurdu: 'Ey Hafsa! Allah'tan korkmuyor musun? O (Safiyye) bir peygamberin (Harun'un) kızıdır (so-yundandır), amcası (Mûsâ da) da peygamberdir, halen kocası da bir peygamberdir.,Siz ona karsı ne ile iftihar edebilirsiniz ki?'"
8987- Diğer rivayet:
"Hafsa üe Âişe bana sataşmışlardı. Tam o sırada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanıma girince, durumu kendisine anlattım; şöyle buyurdu:
'Onlara söyle demeliydin, öyle değil mi?: 'Siz benden nasıl daha hayırlı olabilirsiniz ki? Muhammed kocamdır, babam Harun'dur, amcam Musa'dır." Anlaşılan onlar Safiy-ye'ye şöyle demişlerdi: 'Biz Peygamber'in yanında daha kıymetliyiz. Çünkü biz hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımlarıyız, hem de amcasının kızlarıyız'."
ITirmizî]
8988- Derime radiyallahu anh'dan: Sabah namazından sonra İbn Abbâs'a:
"Peygamber saliallahu aleyhi ve sellem'İn hanımlarından falan kadın öldü" denildi. Bunun üzerine o hemen secdeye vardı. Ona: "Bu saatte secde edilir mi?" diye sorulunca, şu cevabı verdi: "Peygamber saliallahu aleyhi ve sel-lem 'Bir alâmet gördüğünüz zaman secde edin!' buyurmadı mı? Peygamber saliallahu aleyhi ve sellem'İn hanımlarından birinin vefat etmesinden daha büyük bir alâmet mi olur?" |Ebû Davud ve Tirmizî.|
Rezîn şunu ekledi: "Ölen kadın Şevde idi."
8989- Vehb bin Keysân radiyallahu anh'dan:
Şamlılar İbnü'z-Zübeyr'i ayıplarlar ve onun hakkında şöyle derlerdi; "Ey iki kuşaklı kadının oğlu!" Bunun üzerine ona annesi (Esma) şöyle dedi: "Yavrum! Onlar seni iki kuşakla ayıplıyorlar. O iki kuşak nedir bilir mİ~ sin? Benim kuşağım iki parçaydı, bunlardan birisi ile. Peygamber saliallahu aleyhi ve sellem'İn su kırbasının ağzını bağladım. Ötekisi ile de sofrasını bağladım."
(Râvi dedi ki:) Ondan sonra Şamlılar yine onu ayıpladığında İbnü'z-Zübeyr şöyle derdi: "İlatı'a yemin olsun ki, doğrudur. Ancak o, sizin dediğiniz gibi değil, asıl ayıp ve kusur sizdedir." |Buhârî.|
8990- Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber saliallahu aleyhi ve sellem Küba'ya gittiği zaman, Milhân'm kızı Ümmü Haram'm yanına girerdi. O ona yemek yedi-rirdi. O kadın Ubâde bin es-Sâmit'in nikâhlısı idi. Bir gün Peygamber saliallahu aleyhi ve sellem onun yanına girdi. Kadın, ona yemek yedirdi.
Sonra Resûlullah saliallahu aleyhi ve sellem'İn başını tarayıp, temizlemeye başladı. Peygamber saliallahu aleyhi ve sellem uyuya kaldı. Sonra gülerek uyandı. Kadın dedi ki:
Şöyle dedim:
'Ey Allah'ın Resulü! Acaba seni güldüren nedir?' Şöyle buyurdu:
'Allah yolunda savaşan ümmetimden bir kısım insanlar şu denizlerin üzerinde krallar gibi tahtlarına kurulmuş olarak deniz savaşına gider halde bana sunuldu.' Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Beni de onlardan kılması için Allah'a dua et!' Peygamber Sallalahu aleyhi ve sellem ona dua etti.
Sonra yine başını koyup uyudu ve sonra yine gülerek uyandı. 'Neden gülüyorsun ey Allah'ın Resulü?' diye sorunca, ilk söylediği gibi söyledi. Bunun üzerine ben dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Allah'a dua et de beni de onlardan kılsın!'
Şöyle buyurdu: 'Hayır. Sen birincilerden olacaksın.'
Hakikaten de Ümmü Haram sonradan Muâviye zamanında harbe iştirak etmek için gemiye bindi, denizde seyr etti. Denizden çıkınca bindiği hayvanından düşüp öldü.
8991-Diğer rivayet:
"Ondan sonra onu Ubâde bin es-Sâmit nikahladı. Deniz yolu ile savaşa çıktı onu da beraberinde götürdü. Karaya ulaşınca onu bir katıra bindirdi; katır onu yere düşürdü ve boynu kırıldı."
8992- Diğer rivayet: "Milhân'm kızı Kıbrıs'ta Öldü."
|Allı hadis imamı.|
8993- Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Kendi zevceleri hariç Ümmü Süleym'İn dışın-
da, Medine'de (kocası evde olmadan) herhangi bir kadının evine girmezdi. Bunun sebebi sorulunca, şöyle buyurdu:
'Ben ona çok acıyorum, çünkü onun erkek kardeşi benimle beraber, düşmana karşı savaşırken Öldürüldü'." [Buhârîve Müslim]
8994- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kendimi cennete girmiş olarak gördüm, baktım ki Ebû Talha'nın karısı (Enes'in annesi) Rumeysâ orada." [İkisi de Buhârî ile Müslim'e ait]
8995- Enes radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Cennete girdim, bir ayak sesi duydum. 'Kimdir bu?' diye sorduğumda bana: 'Bu M ilhan' in kızı Rumeysâ' dır' dediler." [Müslim|
8996- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "(Ebû Süıyân'ın karısı) Utbe'nin kızı Hind gelip şöyle dedi:
'Ey Allah'ın Resulü! (Geçmişte) yeryüzünde hiç kimsenin senin adamlarından daha zelil olmasını istemedim. Ama şimdi yeryüzünde kimsenin, senin adamlarından daha aziz ve güçlü olmasını istemiyorum.'
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'Nefsim kudret elinde olana yemin ederim ki, söylediklerin doğrudur, bizi sevmen daha da artacaktır, Bunun üzerine şu cevabı verdi: 'Ey Allah'ın Resulü! O (Ebû Süfyân), çok elisıki bir adamdır, onun haberi olmadan parasından alıp çocuklarına harcamamda bir sakınca var mıdır?'
'Usulü dairesince harcadığın takdirde, sana bir sakıncası olmaz' diye cevap verdi."
[Buhûrî ile Müslim.)


islam