NESAİ >TALAK (BOŞANMA) KİTABI

 

islam

help 2.26.27 027 previous next

HADİS KİTAPLARI > NESAİ > 027
27- TALAK (BOŞANMA) KİTABI

1- BOŞAMA VAKTİ VE HÜKMÜ

2- SÜNNETE UYGUN BOŞAMAK NASIL OLUR?

3- HAYIZLI İKEN KARISINI BOŞAYAN NE YAPAR?

4- HAYIZLI İKEN KARISINI BOŞAYAN KİMSEYE NE YAPILIR?

5- İDDETE RİAYET EDİLMEKSİZİN BOŞAMA DA BİR TALAK YERİNE GEÇER

6- ÜÇ TALAK BİRDEN VERİLEBİLİR Mİ?

7- ÜÇ TALAKIN BİR SEFERDE VERİLDİĞİ DE OLUR MU?

8- ÜÇ TALAK TEK TALAK MI SAYILIR?

9- BOŞANMIŞ KADIN, ESKİ KOCASINA TEKRAR HANGİ ŞARTLARDA HELAL OLUR?

10- KESİN OLARAK BOŞAMAK

11- İŞİN KENDİ ELİNDEDİR SERBESTSİN DEMEK

12- BOŞANAN KADIN İLK KOCASINA NASIL HELAL OLUR?

13- YAPMACIKTAN NİKAH YAPILIR MI?

14- PEYGAMBER (S.A.V) HANGİ KADINI HEMEN BOŞAMIŞTI?

15- BOŞAMAK UZAKTAN HABER GÖNDERMEKLE DE OLUR MU?

16- TAHRİM SÛRESİ 1. AYETİNİN YORUMU

17- AYNI AYETİN BAŞKA BİR YORUMU

18- AİLENİN YANINA GİT DEMEK BOŞAMA SAYILIR MI?

19- KÖLENİN BOŞAMASI NASILDIR?

20- AKİL BALİĞ OLMA YAŞI VE BELİRTİSİ NEDİR?

21- KALEM KİMLERDEN KALKMIŞTIR?

22- KİŞİNİN GÖNLÜNDEN GEÇİRDİKLERİNDE SORUMLULUK VAR MIDIR?

23- RASÛLULLAH (S.A.V)’İN HANIMINI DAVET ETMEYEN ÇORBACI

24- AMELLER NİYETE GÖRE DEĞERLENDİRİLİR

25- KUREYŞ PEYGAMBERE SÖVMÜŞ MÜDÜR?

26- EVLİLİĞİN DEVAMI SERBEST BIRAKILIR MI?

27- SERBEST BIRAKMAK ŞEKLİYLE TALAK GERÇEKLEŞİR Mİ?

28- AZAD ETMEYE KİMDEN BAŞLANIR?

29- BERİRE KISSASINDAKİ ÜÇ HÜKÜM NELERDİR?

30- KOCASI HÜR OLAN KENDİSİ DE AZAD EDİLEN CARİYE SERBEST BIRAKILIR MI?

31- BERİRE OLAYI VE DEĞİŞİK RİVAYETLER

32- BİR AY KAÇ GÜNDÜR?

33- ZIHAR (Bkz 33/4 ve 58/2)

34- HULU’ (BİR ÇEŞİT BOŞAMA ŞEKLİ) Bkz 2/229

35- LİAN (BİR ÇEŞİT BOŞAMA) (Bkz 24/6-9)

36- DOĞUM VE HAMİLELİK ÜZERİNE LANETLEŞME

37- BİR KİMSE HANIMINI BAŞKA BİRİYLE ZİNA HALİNDE GÖRÜRSE ARALARINDA MÜLÂÂNE YAPILARAK AYRILIRLAR

38- MÜLAANE= KARŞILIKLI LANETLEŞME NASIL YAPILIR?

39- HÂKİM KARAR VERİRKEN ALLAH’IM GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKAR DİYE DUA ETMELİ

40- MÜLÂÂNE DE BEŞİNCİ YEMİNDE DİKKAT EDİLMELİ

41- MÜLAANE YAPILIRKEN YETKİLİ KİMSE ERKEK VE KADINA NASİHAT EDER

42- LANETLEŞENLERİN ARASI AYRILIR

43- LANETLEŞENLER İDDİALARINDAN VAZGEÇEBİLİRLER Mİ?

44- LANETLEŞENLER ARASINDAKİ MEHİR NE OLACAK?

45- LANETLEŞENLERİN ÇOCUĞU KİME BIRAKILIR?

46- BİR ERKEK DOĞAN ÇOCUĞUNU KABUL ETMEZSE NE OLUR?

47- KİMSE KENDİ ÇOCUĞUNU İNKAR ETMEMELİ

48- ÇOCUK DÖŞEK SAHİBİNE AİTTİR

49- CARİYE DÖŞEĞİ DE EFENDİNİN DÖŞEĞİ SAYILIR

50- ÇOCUK KİMİNDİR KONUSUNDA KUR’A ÇEKİLİR Mİ?

51- EL VE YÜZE BAKARAK NESEBİ BELİRLEMEK

52- ANNE VE BABADAN BİRİ MÜSLÜMAN OLURSA ÇOCUK KİME AİTTİR

53- HULU’ YOLUYLA AYRILAN KİMSENİN İDDET SÜRESİ NE KADARDIR?

54- İDDET SÜRELERİ DEĞİŞİK TE OLABİLİR Mİ?

55- KOCASI ÖLEN KADININ İDDET SÛRESİ NE KADARDIR?

56- KOCASI ÖLEN HAMİLE KADININ İDDET SÜRESİ NE KADARDIR?

57- GERDEK OLMADAN KOCASI ÖLEN KADIN İDDET BEKLER Mİ?

58- ÖLÜ ARKASINDAN YAS TUTULUR MU?

59- KADIN KOCASINA DÖRT AY ON GÜN YAS TUTABİLİR

60- İDDET NEREDE BEKLENİR?

61- KOCASI ÖLEN KADIN, DİLEDİĞİ YERDE İDDETİNİ TAMAMLAR

62- İDDET SÜRESİ NE ZAMAN BAŞLAR

63- MÜSLÜMAN OLMAYAN ÖLÜLERE YAS TUTULUR MU?

64- YAS TUTAN İDDET BEKLEYEN KADIN ÇEKİCİ ELBİSE GİYEMEZ

65- İDDET BEKLEYEN KADIN KINA KULLANABİLİR Mİ?

66- İDDET BEKLEYEN, SABUN (SİDR) KULLANABİLİR

67- İDDET BEKLEYEN SÜRME ÇEKEMEZ

68- İDDET BEKLEYEN KUST VE AZFAR SÜRÜNEBİLİR

69- HANGİ AYET HANGİSİNİN HÜKMÜNÜ KALDIRMIŞTIR

70- NAFAKA VE MESKEN GEREKMEYEN DURUMLAR

71- KOCASI ÖLEN KADIN BAZI İŞLERİ İÇİN DIŞARI ÇIKAR MI?

72- KESİN BOŞANAN KADINLARA NAFAKA YOKTUR

73- KESİN BOŞANAN KADIN HAMİLE OLURSA DURUM DEĞİŞİR Mİ?

74- HAYIZ SÜRESİ VE ÖZÜR KANI

75- ÜÇÜNCÜ BOŞAMADAN SONRA BİR DAHA BİRLEŞİLEMEZ

76- TALAK SAYILMAYAN ŞEYLER VE DÖNÜLEBİLEN TALAK SAYISI



27- TALAK (BOŞANMA) KİTABI

1- BOŞAMA VAKTİ VE HÜKMÜ

3336- Abdullah b. Ömer (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Nafi’in haber verdiğine göre, İbn Ömer karısını hayızlı halinde iken boşamıştı. Babası Ömer, bunun fetvasını Rasûlullah (s.a.v)’e sordu ve: Abdullah karısını hayızlı iken boşadı dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Oğlun Abdullah’a söyle karısına geri dönsün sonra karısı bu hayızdan temizlenip tekrar hayız oluncaya kadar beklesin ikinci hayızdan temizlendikten sonra dilerse onunla cinsel ilişki kurmadan boşasın dilerse aile hayatı devam etsin. İşte bu kadının iki defa adet görüp temizlenme zamanı erkeklerin kadınları boşamaları için Allah’ın emrettiği iddet süresidir.” (Buhârî, Talak: 1; İbn Mâce, Talak: 2)

3337- İbn Ömer (r.a)’den rivâyete göre, bizzat kendisi Rasûlullah (s.a.v) zamanında karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer b. Hattab ta Rasûlullah (s.a.v)’e bunun hükmünü sorunca Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ona söyle karısına dönsün sonra kadın temizlenip tekrar hayız görüp tekrar temizleninceye kadar onunla birlikte yaşasın daha sonra dilerse hanımını yanında tutsun ve aile hayatını devam ettirsin dilerse bu müddet içersinde kadına cinsel ilişki yapmaksızın boşasın. İşte bu kadının iki hayız ve iki temizlik zamanı erkeklerin hanımlarını boşayabilmeleri için Allah’ın belirlediği bir zamandır.” (Buhârî, Talak: 1; İbn Mâce, Talak: 2)

3338- Zübeydî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Zühri’ye, “İddet müddetine göre boşama nasıl olur?” Diye soruldu. O da: “Sâlim b. Abdullah b. Ömer bu konuda şunları haber verdi” dedi. Abdullah b. Ömer dedi ki: Rasûlullah (s.a.v) hayatta iken ben karımı hayızlı halindeyken boşamıştım. Babam bunu Rasûlullah (s.a.v)’e sorunca Rasûlullah (s.a.v) benim böyle yapmama kızmış ve şöyle buyurmuştu: “Oğlun Abdullah karısına dönsün sonra tekrar hayız görüp temizleninceye kadar onunla birlikte yaşasın ikinci hayızdan temizlendikten sonra boşamak isterse temiz olduğu halde ve ona yaklaşmaksızın onu boşasın. İşte bu Allah’ın bildirdiği iddet müddetine göre boşamadır.” Abdullah b. Ömer diyor ki: “Karıma geri döndüm ve vermiş olduğum talakı da bir talak olarak hesap ettim.” (Buhârî, Talak: 1; İbn Mâce, Talak: 2)

3339- Abdurrahman b. Eyman (r.a)’den rivâyete göre, bizzat kendisi İbn Ömer’e: “Karısını hayızlı iken boşayan adam hakkında ne dersin?” dedi. O da ona dedi ki: “Abdullah b. Ömer karısını Rasûlullah (s.a.v) zamanında hayızlı iken boşamıştı, babası Ömer de bunu Rasûlullah (s.a.v)’e sormuştu ve şöyle demişti: Oğlum karısını hayızlı iken boşamış ne yapmalıyız? Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Abdullah karısına dönsün.” Yaptığım talakı hoş bulmamıştı ve şöyle demişti: “Karısı temizlenince isterse boşasın isterse beraber yaşasın.” İbn Ömer diyor ki: Rasûlullah (s.a.v) daha sonra Talak sûresi 1. ayetini okudu: “Ey Peygamber kadınları boşamaya niyetlendiğinizde onlar için belirlenmiş süreyi gözeterek boşayın.” (Buhârî, Talak: 1; İbn Mâce, Talak: 2)

3340- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Allah’ın Talak sûresi 1. ayeti hakkında: “Onları iddetlerine doğru boşayınız” demektedir dedi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

2- SÜNNETE UYGUN BOŞAMAK NASIL OLUR?

3341- Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Sünnete uygun talak; Kişinin hanımını temiz iken ve cinsel ilişkide bulunmaksızın bir talak ile boşamasıdır. Kadın tekrar hayız olup temizlenince ikinci talakı verir. Tekrar hayız görüp temizlenince de tekrar üçüncü talakı verir. Sonra da iddet süresini bekler.” A’meş diyor ki: İbrahim’e bu konuyu sordum aynen bu şekilde söylemişti. (İbn Mâce, Talak: 2; Buhârî, Talak: 1)

3342- Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Sünnete uygun talak (boşama) bir erkeğin karısını cinsel ilişki kurmaksızın temiz iken boşamasıdır. (İbn Mâce, Talak: 2; Buhârî, Talak: 1)

3- HAYIZLI İKEN KARISINI BOŞAYAN NE YAPAR?

3343- Mü’temir (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Ömer’den işittim. Nafi Abdullah (r.a)’tan şöyle aktarmıştır: O karısını bir talak olarak hayızlı iken boşamıştı. Babası Ömer Rasûlullah (s.a.v)’e gidip durumu anlattı. Peygamber (s.a.v)’de ona şöyle buyurdu: “Abdullah’a emret karısına dönsün, kadın hayızdan temizlenince ona dokunmasın. Kadın ikinci defa hayız görüp ondan da temizlenince ona cinsel ilişki yapmaksızın dilerse boşasın dilerse de ailenin devamını isterse kadını bırakmasın. İşte bu Allah’ın kadınları boşamak için takdir ettiği müddettir.” (İbn Mâce, Talak: 2; Buhârî, Talak: 1)

3344- İbn Ömer (r.a)’den rivâyete göre, bizzat kendisi karısını hayızlı iken boşamıştı. Durum Rasûlullah (s.a.v)’e aktarılınca Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ona emret karısına geri dönsün sonra mutlaka boşamak istiyorsa kadın temiz iken veya hamile iken boşasın.” (İbn Mâce, Talak: 2; Buhârî, Talak: 1)

4- HAYIZLI İKEN KARISINI BOŞAYAN KİMSEYE NE YAPILIR?

3345- İbn Ömer (r.a)’den rivâyete göre, bizzat kendisi hanımını hayızlı iken boşamıştı. Fakat Rasûlullah (s.a.v) kadını temiz iken boşaması için geri getirtti. (İbn Mâce, Talak: 2; Buhârî, Talak: 1)

5- İDDETE RİAYET EDİLMEKSİZİN BOŞAMA DA BİR TALAK YERİNE GEÇER

3346- Yunus b. Cübeyr (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer’e karısını hayızlı iken boşayanın durumunu sordum şöyle dedi: Abdullah b. Ömer’i biliyor musun? O hanımını hayızlı iken boşamıştı. Babası Ömer Rasûlullah (s.a.v)’e bunu sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Karısına dönmesini ve iddet süresi olan iki hayız iki temizlik süresini beklemesini” emretti. Ben de: “Bu yapılan bir talak yerine geçer mi?” diye sordum. O da şöyle dedi: “Bu soru çok yersiz, o kişi karısına dönmekten aciz olur ve ahmak olursa o zaman bu talak hükmü ondan düşer mi? Acaba!” dedi. (İbn Mâce, Talak: 2; Buhârî, Talak: 1)

3347- Yunus b. Cübeyr (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer’e: Bir adam karısını hayızlı iken boşamış dedim. O da dedi ki: Abdullah b. Ömer’i bilir misin? O karısını hayızlı iken boşamıştı, babası Ömer Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek durumu sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Abdullah’ın tekrar karısına dönmesini ve kadının iki hayız iki temizlik süresini beklemesini” emretmişti. O zaman ben: “Bir adam karısını hayızlı iken boşadığında böylece talak haklarından birini kullanmış sayılı mı?” dedim. O da şöyle buyurdu: “Bu soruya gerek yok, eğer o kimse bunları yapmaktan aciz olur ve ahmakça davranırsa talak durumu ondan düşer mi?” (Buhârî, Talak: 1; İbn Mâce, Talak: 2)

6- ÜÇ TALAK BİRDEN VERİLEBİLİR Mİ?

3348- Mahmud b. Lebid (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’e bir erkeğin karısını üç talakla bir seferde boşadığı haber verilince Rasûlullah (s.a.v) kızarak ayağa kalktı ve: “Ben aranızda iken Allah’ın Kitab’ıyla mı oynuyorsunuz?” Bir adam kalktı ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onu öldüreyim mi?” dedi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

7- ÜÇ TALAKIN BİR SEFERDE VERİLDİĞİ DE OLUR MU?

3349- Sehl b. Sa’d es Saîdî (r.a)’nin haber verdiğine göre Uveymir el Aclanî Asım b. Adiy’e gelerek: “Ey Asım ne dersin? Bir adam karısını başka bir adamla zina ederken yakalasa o adamı öldürürse Müslümanlar da onu kısas olarak öldürürler mi? yoksa o adam ne yapmalı” diye sordu ve Ey Asım ne olur bu soruyu Rasûlullah (s.a.v)’e bir soruver dedi. Bunun üzerine Asım bu meseleyi Rasûlullah (s.a.v)’e sordu. Rasûlullah (s.a.v) bu tür sorulardan hoşlanmaz ve ayıp sayardı. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.v)’den işittikleri Asım’a çok ağır geldi. Asım evine dönünce Uveymir gelerek: “Ey Asım bu konuda Rasûlullah (s.a.v) ne buyurdu” dedi. Asım, Uveymir’e bana hayırlı bir iş yaptırmadı senin sorduğun o sorudan Rasûlullah (s.a.v) pek hoşlanmadı dedi. Bunun üzerine Uveymir dedi ki: Vallahi Rasûlullah (s.a.v)’e bizzat kendim gidip sormadıkça bu işin peşini bırakmam dedi. Ve sonunda Uveymir Rasûlullah (s.a.v)’e gitti Rasûlullah (s.a.v) insanların arasında oturuyordu ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! bir kimse karısını başka biriyle zina ederken yakalasa o adamı öldürür mü? Siz de kısas olmak üzere onu öldürür müsünüz? Yoksa o adam ne yapmalı?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Seninle karın hakkında ayet nazil olmuştur, git karını getir” buyurdu. Sehl diyor ki: “Ben insanlarla birlikte Rasûlullah (s.a.v)’in yanında iken bu karı koca bir birleriyle mülaane yaptılar. Mülaaneyi bitirdikleri zaman Uveymir dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! eğer ben bu kadını nikahımda tutarsam ona karşı yalan söylemiş iftira etmiş olurum” dedi ve Rasûlullah (s.a.v) kendisine emretmeden o anda bir defa da karısını üç talakla boşayıverdi. (İbn Mâce, Talak: 4; Buhârî, Talak: 3)

3350- Fatıma binti Kays (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v)’e geldim ve: Ben Halid oğullarının kızıyım, kocam falan bana boş olduğumun haberini gönderdi. Ben de onun ailesinden nafaka ve kalacak yer istedim, onlar bunu kabul etmediler ve onun kocası üç talakla boşamıştır dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Nafaka ve oturacak yer bir ve ikinci talakla boşandığında olur dolayısıyla senin için bunlar yoktur” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 4; Buhârî, Talak: 3)

3351- Fatıma binti Kays (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Üç talakla boşanmış kadın için nafaka ve oturacak yer temin edilmez.” (İbn Mâce, Talak: 4; Buhârî, Talak: 3)

3352- Yine Fatıma binti Kays (r.anha)’dan rivâyete göre, Ebu Amr b. Hafs el Mahzumî onu üç talakla boşamıştı. Bunun üzerine Halid b. Velid, beni Mahzum’dan birkaç kişi ile beraber Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ebu Amr b. Hafs, Fatıma’yı üç talak ile boşadı, ona nafaka vermesi gerekir mi?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Onun için nafaka ve kalacak yer verilmez” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 4; Buhârî, Talak: 3)

8- ÜÇ TALAK TEK TALAK MI SAYILIR?

3353- İbn Tavûs (r.a) babasından aktarıyor: Ebu’s Sahba, İbn Abbas’a gelerek: “Ey İbn Abbas! Peygamber (s.a.v) zamanında Ebu Bekir döneminde ve Ömer’in halifeliğinin ilk yıllarında üç talakın bir sayıldığını bilmiyor musun?” diye sordu. İbn Abbas’ta: “Evet biliyorum” dedi. (İbn Mâce, Talak: 4; Ebû Davud, Talak: 10)

9- BOŞANMIŞ KADIN, ESKİ KOCASINA TEKRAR HANGİ ŞARTLARDA HELAL OLUR?

3354- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’e: “Karısını boşayan ve başka bir kocaya varan ve onunla birlikte olduktan sonra cinsel ilişki olmadan ikinci kocası da o kadını boşamış olsa acaba bu kadın ilk kocasına helâl olur mu?” diye soruldu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v)’de: “Hayır ikinci kocası onun, o da ikinci kocasının balcağızından tatmadıkça helâl olmaz” buyurdu. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 17)

3355- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rıfaa el Kurazi’nin karısı Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek, Ey Allah’ın Rasûlü! Kocam beni boşadı, ben de Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendim fakat Abdurrahman’ın erkekliği şu elbise saçağı gibi gevşektir, kocalık vazifesini yapamıyor dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Sanırım ki sen eski kocan Rıfaa’ya dönmek istiyorsun fakat bu mümkün değildir. İkinci kocan Abdurrahman senin balcağızından sen de onun balcağızından tatmadıkça bu olamaz” buyurdu. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 17)

10- KESİN OLARAK BOŞAMAK

3356- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rıfaa el Kurazî’nin karısı Peygamber (s.a.v)’e geldi. Ebu Bekir’de Rasûlullah (s.a.v)’in yanındaydı ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasûlü! ben Rıfaa el Kurazî’nin nikahında idim beni üç talakla kesin olarak boşadı. Ben de Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendim. Fakat Abdurrahman’ın erkekliği şu elbisenin saçağı gibi gevşektir dedi ve elbisesindeki saçağı gösterdi. Halid b. Said kapıda idi. Rasûlullah (s.a.v) onun içeri girmesine izin vermemişti. Halid: “Ey Ebu Bekir bu kadın Rasûlullah (s.a.v)’in huzurunda neler söylüyor?” dedi. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Sen herhalde tekrar eski kocan Rıfaa’ya dönmek istiyorsun?” dedi. “Ama bu; ikinci kocan senin balcağzından sen de onun balcağzından tatmadıkça mümkün olmaz” buyurdu. (Buhârî, Talak: 3; Müslim, Nikah: 17)

11- İŞİN KENDİ ELİNDEDİR SERBESTSİN DEMEK

3357- Hammad b. Zeyd (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Eyyûbe; karısına serbestsin diyen kimsenin bu ifadesini Hasan’ı Basri’nin dışında üç talak sayılır diyeni biliyor musun?” dedim. “Hayır” dedi. Sonra: Allah’ım affına sığınırım ancak Katade’nin, İbn Semure’nin azatlısı Kesir’den onun da Ebu Hureyre’den onun da Rasûlullah (s.a.v)’den rivâyet ettiği hadiste Rasûlullah (s.a.v)’in üç talak sayılır dediğini duydum. Kesir ile karşılaştım ona sordum hatırlamadı. Ebu Katade’ye gittim ona da sordum o da unutmuş. Ebu Abdurrahman diyor ki: Bu hadis münkerdir. (Ebû Davud, Talak: 14; Tirmizî, Talak: 4)

12- BOŞANAN KADIN İLK KOCASINA NASIL HELAL OLUR?

3358- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rıfaa’nın karısı Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek şöyle dedi: “Kocam beni boşadı ve üç talak vererek işimi bitirdi. Ben de ondan sonra Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendim. Fakat Abdurrahman’ın erkekliği elbise saçağı gibi gevşektir. Rasûlullah (s.a.v) güldü ve: “Sen herhalde eski kocan Rıfaa’ya dönmek istersin” dedi. “Fakat ikinci kocan senin balcağızından sen de onun balcağızından tatmadıkça bu mümkün olamaz” buyurdu. (Buhârî, Talak: 3; Müslim, Nikah: 17)

3359- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, bir adam karısını üç talakla boşamıştı. Kadın bir başkasıyla nikahlandı fakat bu ikinci kocası kadına dokunmadan onu boşadı. Bu kadın önceki kocasına helâl midir? diye Rasûlullah (s.a.v)’e soruldu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “İkinci kocası ilk kocası gibi o kadının balcağızından tatmadıkça bu iş olmaz” buyurdular. (Buhârî, Talak: 3; Müslim, Nikah: 17)

3360- Abdullah b. Abbas (r.a)’tan aktarıldığına göre, Gumeysa veya Rumeysa isimli kadın Peygamber (s.a.v)’e gelerek: Kocasının kendine dokunmayıp ilgilenmediğinden şikayet etti. Çok geçmeden kocası da geldi ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! O kadın yalan söylüyor, halbuki ben onunla ilgileniyorum fakat o ilk kocasına dönmek istiyor” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “İkinci kocan senin balcağızından tatmadıkça bu imkansızdır.” (Buhârî, Talak: 3; Müslim, Nikah: 17)

3361- İbn Ömer (r.a)’den rivâyet edilmiştir. Bir adam karısını boşuyor sonra o kadın başka bir kocaya nikahlanıyor, o ikinci kocada münasebette bulunmadan o kadını boşuyor, bu kadın ilk kocasına dönebilir mi? diye soruldu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Hayır ilk kocasına dönemez, ikinci koca ile o kadın birbirlerinin balcağızlarından tatmadıkça” buyurdu. (Buhârî, Talak: 3; Müslim, Nikah: 17)

3362- İbn Ömer (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v)’e şöyle soruldu: “Bir adam karısını üç talakla boşuyor, o kadını da başka bir adam nikahlıyor, kapılar kapanıp perdeler çekiliyor (Yani baş başa kalıyorlar) daha sonra da o ikinci koca o kadını cinsel ilişki kurmaksızın boşuyor. Bu kadın ilk kocasına helâl olur mu?” Rasûlullah (s.a.v)’de: “İkinci kocasıyla cinsel ilişki yapmadan ilk kocasına helâl olmaz” buyurdu. (Buhârî, Talak: 3; Müslim, Nikah: 17)

13- YAPMACIKTAN NİKAH YAPILIR MI?

3363- Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) dövme yapana ve yaptırana, saç aktarana ve aktarılana, faiz yiyene ve yedirene ayrıca ilk kocasına helâl olabilmek için bir başkasına yapmacık ve geçici nikah yapana ve yaptırana lanet etmiştir. (Buhârî, Nikah: 32; İbn Mâce, Nikah: 44)

14- PEYGAMBER (S.A.V) HANGİ KADINI HEMEN BOŞAMIŞTI?

3364- Evzaî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Zühri’ye: Rasûlullah (s.a.v) ile evlenip Allah’a sığınan bir kadının kim olduğunu sordum. O da şöyle dedi. Urve Aişe’den şöyle aktarmıştır. Kilabiyye isimli kadın evlenip de Rasûlullah (s.a.v) ile beraber olacaklarında: “Senden Allah’a sığınırım” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Sen çok büyük olan Allah’a sığındın. Haydi ailenin yanına dön” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 18; Buhârî, Talak: 2)

15- BOŞAMAK UZAKTAN HABER GÖNDERMEKLE DE OLUR MU?

3365- Fatıma Binti Kays (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle diyordu: Kocam beni boşadığını bildirerek bana haber gönderdi. Ben de elbisemi bürünüp Rasûlullah (s.a.v)’in yanına gelip durumumu arzettim. Rasûlullah (s.a.v): “Seni kaç talakla boşadı” diye sordu. Ben de: “Üç talakla” dedim. Rasûlullah (s.a.v): “O zaman sana nafaka yok, amcanın oğlu Ümmü Mektum’un evinde iddetini tamamla, onun gözleri görmez bu sebeple dış elbiseni onun yanında çıkarabilirsin. İddetin bitince de bana haber ver” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 4; Müslim, Talak: 6)

16- TAHRİM SÛRESİ 1. AYETİNİN YORUMU

3366- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, kendisine bir adam geldi ve: Ben karımı kendime haram kıldım dedi. İbn Abbas: Yalan söylüyorsun karın sana haram olmaz dedi. Ve şu ayeti okudu: (Tahrim sûresi 1. ayet ) “Ey Peygamber eşlerinden herhangi birini memnun etmek için neden Allah’ın sana helâl kıldığı şeyleri kendine haram kılıyorsun? Ve sana büyük keffaret olan köle azâd etmen gerekir” dedi. (İbn Mâce, Talak: 28; Müslim, Talak: 3)

17- AYNI AYETİN BAŞKA BİR YORUMU

3367- Peygamber (s.a.v)’in hanımlarından Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Peygamber (s.a.v), Zeyneb’in yanında kalır ve bal şerbeti içerdi. Hafsa ve ben şöyle anlaşıp sözleştik: Rasûlullah (s.a.v) hangimizin yanına gelirse: “Sende megafîr kokuyor” diyelim. Nihayet Peygamber (s.a.v) bizlerden birinin yanına girince o anlaştığımız şekilde söyledi. O zaman Rasûlullah (s.a.v) “Zeyneb’in yanında bal şerbeti içmiştim” dedi. Megafîr falan değil dedi ve bir daha bal şerbeti içmeyeceğim buyurdu. Bunun üzerine Tahrim sûresi 1- 3- 4 ayetleri nazil oldu. Tahrim 4. ayeti Aişe ve Hafsa için nazil olmuştu. 3. ayet ise: “Sadece bal şerbeti içmiştim” sözünü açıklamış oluyor. Bu olayların hepsi Ata’nın rivâyetinde de vardır. (Buhârî, Talak: 7; Müslim, Talak: 3)

18- AİLENİN YANINA GİT DEMEK BOŞAMA SAYILIR MI?

3368- Abdullah b. Ka’b b. Malik (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Ka’b b. Malik’ten duydum. Tebük savaşında Rasûlullah (s.a.v) ile gitmeyip geri kalmasının hikayesini anlatırken şöyle demişti: “…Rasûlullah (s.a.v)’in gönderdiği adam gelip Rasûlullah (s.a.v) hanımından ayrı kalmanı emrediyor deyince, ben onu boşayayım mı yoksa ne yapayım? diye sordum. O da: “Hayır boşama, sadece yalnız bırak ve ondan uzak dur, ona yaklaşma” dedi. Ben de hanımıma: “Ailenin yanına dön ve Allah bu konuda bir hüküm indirinceye kadar orada kal” dedim. (Müslim, Tevbe: 9; Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 10)

3369- Abdurrahman b. Abdullah b. Ka’b b. Malik babasından naklederek şöyle diyor: Babam Ka’b b. Malik’ten işittim -Babam Tebük savaşına katılamayan ve tevbeleri Allah tarafından kabul edilen üç kişiden birisidir- şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v) bana ve diğer iki arkadaşıma bir adam göndermişti. Gelen adam: “Rasûlullah (s.a.v) hanımlarınızdan uzak kalmanızı emrediyor” dedi. O zaman ben: “Hanımımı boşayayım mı? Yoksa ne yapmalıyım” dedim. O kimse de: “Hayır boşama fakat ondan ayrı kal ve ona yaklaşma” dedi. Ben de hanımıma: “Ailenin yanına dön ve orada kal” dedim. O da ailesinin yanına döndü, orada kaldı. (Müslim, Tevbe: 9; Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 10)

3370- Abdullah b. Ka’b (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ka’b’tan işittim Tebük savaşına Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte katılamayıp geri kalmasının hikayesini anlatırken şöyle diyordu: “… Rasûlullah (s.a.v)’in gönderdiği adam bana gelip te; Rasûlullah (s.a.v), “Hanımından ayrı kalmanı istiyor” deyince, ben: “Onu boşayacak mıyım yoksa ne yapayım” dedim. O da: “Ondan ayrı dur ve ona yaklaşma” dedi. Diğer iki arkadaşıma da aynı şekilde haber göndermişti. Ben de hanımıma ailenin yanına dön Allah bu konuda hükmünü bildirinceye kadar onların yanında kal dedim. (Müslim, Tevbe: 9; Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 10)

3371- Ubeydullah b. Ka’b (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Babam Ka’b’ın şöyle anlattığını duydum: “… Rasûlullah (s.a.v) bana ve diğer iki arkadaşıma haber göndererek şöyle demişti: Rasûlullah (s.a.v) hanımlarınızdan ayrı kalmamızı emrediyor. Ben o gelen kimseye: “Karımı boşamam mı gerekiyor yoksa ne yapmalıyım?” Diye sordum. O da: “Hayır ondan uzak dur ve ona yaklaşma” dedi. Bende hanımıma ailenin yanına dön, Allah bu konuda bir hüküm indirinceye kadar orada kal dedim. O da ailesine dönüp gitmişti. (Müslim, Tevbe: 9; Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 10)

3372- Abdurrahman b. Ka’b b. Malik (r.a) babasından naklediyor. Ka’b b. Malik Tebük savaşına katılmayışının hikayesini anlatırken şöyle dedi: “… Rasûlullah (s.a.v)’in gönderdiği zat bana geldi ve, hanımından ayrı kalacaksın” dedi. Ben onu boşamalı mıyım diye sordum. O da hayır fakat ondan uzak dur ve ona yaklaşma dedi. (Müslim, Tevbe: 9; Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 10)

19- KÖLENİN BOŞAMASI NASILDIR?

3373- Ömer b. Muattib (r.a)’ten rivâyete göre, Beni Nevfel’in azatlı kölesi Ebu Hasan şöyle anlattı: “Ben ve hanımım ikimiz de köle idik. Ben hanımımı iki talak ile boşamıştım sonra ikimizde hürriyetimize kavuşturulup azâd olmuştuk. Bu talak durumunu İbn Abbas’a sordum: “Eğer tekrar hanımına dönmek istiyorsan bu senin yaptığın iki talak tek sayılır. Rasûlullah (s.a.v) bu konuda böyle hüküm vermişti” dedi. (Ebû Davud, Talak: 6; İbn Mâce, Talak: 32)

3374- Beni Nevfel’in azatlısı Hasan (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Abbas’a; karısını iki talakla boşayan daha sonra da azâd edilip hürriyetine kavuşturulan kölenin tekrar eski karısıyla evlenip evlenemeyeceği soruldu. İbn Abbas: “Evet evlenir” dedi. Soruyu soran kimse bu fetvayı nereden aldın dedi. O da: “Rasûlullah (s.a.v) bu şekilde fetva verdi” diye cevap verdi. (Ebû Davud, Talak: 6; İbn Mâce, Talak: 32)

20- AKİL BALİĞ OLMA YAŞI VE BELİRTİSİ NEDİR?

3375- Kesir b. Saib (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Kureyza kabilesi çocukları bana şöyle anlattılar. Kureyza savaşının arkasından beni Kureyza’lı çocuklar Rasûlullah (s.a.v)’e arz edildiler. Onlardan akıl baliğ olan etek, koltuk tüyleri bitenler öldürüldüler. Akıl baliğ olmayan ve etek koltuk tüyleriyle sakal ve bıyıkları bitmeyenler ölümden kurtuldular. (İbn Mâce, Hudud: 4; Ebû Davud, Hudud: 17)

3376- Atiyye el Kurazî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Beni Kureyza savaşı sonunda kimin öldürülüp kimin sağ kalacağı konusunda Sa’d b. Muaz’ın hüküm verdiği gün ben de çocuktum. Benim çocuk mu yoksa ihtilam olanlardan mı olacağım konusunda tereddüte düştüler fakat benim ergenlik alametlerinden olan kıllarımın bitmediğini gördüler ve beni bıraktılar. İşte o günden bu yana yanınızdayım. (İbn Mâce, Hudud: 4; Ebû Davud, Hudud: 17)

3377- İbn Ömer (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Uhud savaşında ben on dört yaşımdaydım, savaşa katılmak için Rasûlullah (s.a.v)’e arz olundum, Rasûlullah (s.a.v) izin vermedi. Hendek günü on beş yaşındaydım savaşa katılmama izin verdi. (İbn Mâce, Hudud: 4; Ebû Davud, Hudud: 17)

21- KALEM KİMLERDEN KALKMIŞTIR?

3378- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Üç kişiden kalem kaldırılmıştır. İşlediklerinden dolayı günah yazılmaz 1. Uyanıncaya kadar uyuyan kişi 2. Akıl baliğ oluncaya kadar küçük çocuk 3. Akıllanıncaya veya o durum ondan geçinceye kadar deli kimse.” (Ebû Davud, Hudud: 16; İbn Mâce, Talak: 15)

22- KİŞİNİN GÖNLÜNDEN GEÇİRDİKLERİNDE SORUMLULUK VAR MIDIR?

3379- Ebu Hureyre(r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah, ümmetimin kalbinden geçen ve dile getirmedikleri ve yapmadıkları şeylerden vazgeçmiştir. Sorumlu tutmaz.” (İbn Mâce, Talak: 14; Tirmizî, Talak ve Lian: 8)

3380- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ümmetimin gönlünden geçen temayüller ve vesveseler işlenmedikçe ve söylenmedikçe affedilmiştir, Allah sorumlu tutmaz.” (İbn Mâce, Talak: 14; Tirmizî, Talak ve Lian: 8)

3381- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah, ümmetimin aklından geçirip söylemedikleri ve yapmadıkları işlerden dolayı sorumlu tutmaz, günah yazmaz.” (İbn Mâce, Talak: 14; Tirmizî, Talak ve Lian: 8)

23- RASÛLULLAH (S.A.V)’İN HANIMINI DAVET ETMEYEN ÇORBACI

3382- Enes (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’in Farslı bir komşusu vardı, güzel çorba pişirirdi. Bir gün Rasûlullah (s.a.v)’e geldi. Rasûlullah (s.a.v)’in yanında Aişe vardı. O adam eliyle işaret ederek Rasûlullah (s.a.v)’in gelip pişirdiği çorbadan yemesini istedi. Rasûlullah (s.a.v)’de Aişe’ye işaret ederek bu hanımım Aişe’de gelirse olur demek istedi. O adam da yine eliyle işaret ederek iki veya üç kere olmaz manasına işaret etti (yani sadece Seni davet ediyorum hanımın gelmesin dedi). (Müslim, Eşribe: 21; Tirmizî, Etıme: 42)

24- AMELLER NİYETE GÖRE DEĞERLENDİRİLİR

3383- Ömer b. Hattab (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Yapılan her iş niyete göre değerlendirilir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline o geçer. Kimin memleketini terk etmesi veya günahlardan uzak kalması Allah ve Rasûlünün isteği doğrultusunda ise onun bu yaptığı iş Allah yolunda sayılır ve ahirette hesabı ona göre görülür. Kimin de memleketini terk etmesi eline geçireceği bir dünyalık veya elde edeceği bir kadın için olursa, onun da bu hicreti hicret ettiği bu şeye aittir, onları elde etmiş olur ahirette de hesabı ona göre verilir.” (Tirmizî, Cihad: 15; Müslim, Imara: 45)

25- KUREYŞ PEYGAMBERE SÖVMÜŞ MÜDÜR?

3384- Ebu Hüreyre (r.a) Rasûlullah (s.a.v)’den şöyle aktarmıştır: “Bakınız! Allah Kureyş’in sövmesini ve lanetini nasıl da benden çevirip uzak tutuyor. Ben (Övülmüş insan) Muhammed olmama rağmen onlar nasıl da beni kötüleyip beni lanetliyorlar.” (Buhârî, Menakıb: 17; Müsned: 7029)

26- EVLİLİĞİN DEVAMI SERBEST BIRAKILIR MI?

3385- Peygamber (s.a.v)’in hanımlarından Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) zevcelerini dünya hayatıyla Allah’ın Rasûlü ve ahireti tercih konusunda serbest bırakmakla emredilince önce benden başladı ve sana bir şey söyleyeceğim yalnız acele etme anne ve babana danış dedi. Rasûlullah (s.a.v) anne ve babamın kendisinden ayrılmayacağımı biliyordu daha sonra Rasûlullah (s.a.v) şu ayeti okudu: (Ahzâb sûresi 28. ayet) “Ey Peygamber! Eşlerine söyle eğer siz dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız gelin size boşanma bedelini vereyim ve sizi güzellikle salıvereyim.” Bunun üzerine ben bu konuda babama ve anneme mi danışacağım. Ben Allah ve Rasûlünü ve Ahiret yurdunu isterim dedim. Aişe sözüne devamla şöyle dedi: “Daha sonra Rasûlullah (s.a.v)’in diğer hanımları da benim yaptığım gibi yaptılar. Rasûlullah (s.a.v)’in onları muhayyer bırakması onların da Rasûlullah (s.a.v)’i seçmeleri talak olarak kabul edilmedi. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)

3386- Aişe (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ahzâb sûresi 28. ayet nazil olunca Rasûlullah (s.a.v) yanıma gelip benden başlayarak şöyle buyurdu: “Ey Aişe Sana bir şey söyleyeceğim fakat acele etme, annene babana danışmadan karar verme” Aişe diyor ki: Vallahi Rasûlullah (s.a.v) anne ve babamın Rasûlullah (s.a.v)’den ayrılmamı istemeyeceklerini biliyordu. Daha sonra bana Ahzâb sûresi 28. ayetini okudu. Ben de şöyle dedim: “Bu konuda anne ve babama mı danışacağım. Ben Allah’ı ve Rasûlünü istiyorum” dedim. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)

27- SERBEST BIRAKMAK ŞEKLİYLE TALAK GERÇEKLEŞİR Mİ?

3387- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bizi dünya hayatı ile Allah ve Rasûlünü seçmede serbest bıraktı, biz de onu seçtik. Bu talak olur mu? (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)

3388- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bizi kendisini ve dünyayı seçmekte serbest bıraktı fakat bu talak sayılmadı. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)

3389- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) hanımlarını kendisini ve dünyayı seçmekte serbest bıraktı fakat bu talak sayılmadı. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)

3390- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) hanımlarını kendisini ve ahireti tercih etmekte serbest bıraktı. Bu talak sayılır mı? (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)

3391- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bizi kendisiyle dünyayı seçmek arasında serbest bırakmıştı. Bizde kendisini seçmiştik fakat bu olayı bizim için talak sayılmamıştı. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)

28- AZAD ETMEYE KİMDEN BAŞLANIR?

3392- Kasım b. Muhammed (r.a)’ ten rivayete göre, şöyle demiştir: Aişe’nin bir köle bir de cariyesi vardı, o ikisini de azâd etmek istemişti ve Rasûlüllaha sormuştu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Cariyeden önce köleden başla” buyurdu. (İbn Mâce, Itk: 10; Ebû Davud, Talak: 23)

29- BERİRE KISSASINDAKİ ÜÇ HÜKÜM NELERDİR?

3393- Peygamber (s.a.v)’in hanımı Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Berire kıssasında üç hüküm vardır. 1. Aişe cariyesi Berire’yi azâd etmiş kocasıyla kalıp kalmayacağı konusunda serbest bırakmıştır. 2. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Vela hakkı onu azâd edene aittir” buyurdu. 3. Rasûlullah (s.a.v) bir gün evine girdi bir tencerede et kaynıyordu. Rasûlullah (s.a.v)’e ekmek ve evde bulunan bir katık getirildi de Rasûlullah (s.a.v) “Kaynayan tenceredeki etten bir şeyler yok mu” buyurdular. Orada bulunanlar: “Evet Ey Allah’ın Rasûlü! O et Berire’ye sadaka olarak verilen ettir. Sen ise sadaka yemezsin dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “O et Berire’ye sadakadır bize hediyedir” buyurdular. (Buhârî, Talak: 16; Dârimi, Talak: 21)

3394- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire olayında üç tane dini hüküm vardır: “1. Ailesi onu satmak istedi fakat vela hakkının kendilerine ait olmasını şart koştular. Bu durum Peygamber (s.a.v)’e anlatılınca; Aişe’ye: “Onu satın al ve azâd ediver” buyurdu ve: “Vela hakkı azâd edene aittir” dedi. 2. Berire azâd edildi. Rasûlullah (s.a.v) onu kocasıyla kalıp kalmayacağı konusunda serbest bıraktı. O da kendi başına kalmayı seçti. 3. Berire’ye bazı şeyler sadaka olarak getirilirdi de o da onlardan bir kısmını bize hediye ederdi. Bu durumu Rasûlullah (s.a.v)’e aktardım O da: “Onun verdiklerinden yiyiniz o Berire’ye sadakadır fakat bize Berire’nin hediyesidir” buyurdu. (Buhârî, Talak: 16)

30- KOCASI HÜR OLAN KENDİSİ DE AZAD EDİLEN CARİYE SERBEST BIRAKILIR MI?

3395- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire’yi satın aldım, Berire’nin ailesi vela hakkı bize aittir diye şart koştular. Bunu Rasûlullah (s.a.v)’e sordum şöyle buyurdular: “Onu azâd et. Vela hakkı para vererek azâd edene aittir.” Aişe diyor ki: Onu azâd ettim sonra Rasûlullah (s.a.v) onu çağırdı ve kocasıyla beraber kalıp kalmamakla onu serbest bıraktı. O zaman Berire bana şunu da bunu da verse onunla birlikte kalmam dedi ve yalnız kalmayı tercih etti, onun kocası hür bir kimse idi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

3396- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, bizzat kendisi Berire’yi satın almak istedi, ailesi onun Vela hakkı bize ait olacaktır diye şart koştular. Bu durumu Rasûlullah (s.a.v)’e aktardım, O da: “Onu satın al ve azâd et. Vela hakkı azâd edene aittir” buyurdu. Daha sonra Rasûlullah (s.a.v)’e bir et getirildi ve bu et Berire’ye sadaka olarak verilen ettendir denildi. O zaman Rasûlullah (s.a.v): “O et Berire’ye sadakadır bize ise Berire’nin hediyesidir.” buyurdu. Rasûlullah (s.a.v) Berire’yi kocasına dönüp dönmemekte serbest bıraktı kocası hür bir kimseydi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

31- BERİRE OLAYI VE DEĞİŞİK RİVAYETLER

3397- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire hürriyetine kavuşması için her yıl bir okıyye vermek şartıyla dokuz okıyye vermek üzere anlaşma yapmıştı. Aişe’ye gelerek kendisine yardım etmesini istedi. Aişe ise: “Yardım edemem fakat vela hakkı benim olmak şartı ile dokuz taksidini de bir sefer de ödeyebilirim” dedi. Berire gitti ve efendileriyle bu konuyu konuştu. Onlar vela hakkı kendilerine ait olursa bu teklifi kabul edebileceklerini ifade ettiler. Bunun üzerine Berire tekrar Aişe’ye geldi, o sıra da Rasûlullah (s.a.v)’de oraya gelmişti. Berire kendisine söylenenleri aynen nakletti. Aişe ise: “Hayır olamaz, vela hakkı bana ait olursa o zaman olur dedi. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Nedir meseleniz” buyurdu. Aişe: “Ey Allah’ın Rasûlü! Berire bana geldi yaptığı anlaşmadaki borcunu ödeyebilmek için benden yardım istedi. Bende vela hakkı ben de olmak şartıyla tüm borcunu ödeyebileceğimi değilse yardım etmeyeceğimi söyledim. Berire’de durumu efendilerine anlattı, onlarda vela hakkı kendilerinde kalmak şartıyla razı olabileceklerini söylemişler” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Onu satın al vela şartının da senin olduğunu onlara şart koş çünkü vela hakkı azâd edene aittir” buyurdu. Sonra kalktı ve bir konuşma yaparak Allah’a hamd-ü sena ettikten sonra şöyle buyurdu: “Bir kısım insanlara ne oluyor da Allah’ın Kitabında olmayan şartları ileri sürüyorlar ve diyorlar ki: falan kimseyi satın al, azâd et, vela hakkı benimdir diyorlar. Allah’ın Kitabı en doğru olandır. Allah’ın şartları da en itimat edileni ve sağlamıdır. Allah’ın Kitabında olmayan bütün şartlar yüz şartta olsa batıldır” buyurdu. Rasûlullah (s.a.v), Berire’yi kocasından ayrılıp ayrılmamakta serbest bıraktı, kocası köle idi. Berire kendi başına kalmayı tercih etti. Urve diyor ki: “Eğer Berire’nin kocası hür olsaydı Rasûlullah (s.a.v), Berire’yi bu konuda serbest bırakmazdı.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

3398- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire’nin kocası köle idi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

3399- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, bizzat kendisi Ensar’dan bir adamdan Berireyi satın aldı, satanlar vela hakkının kendilerine ait olmasını şart koşmuşlardı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Vela hakkı nimete sahib olanındır. (Yani parayı vererek hürriyete kavuşturan kimsenindir.) Kocası köle olduğu için Berire’yi serbest bıraktı. Aişe’ye biraz et hediye edilmişti de Rasûlullah (s.a.v): “O etten biraz da bize verseniz” buyurmuştu. Aişe: Bu et Berire’ye sadaka olarak verlmişti deyince Rasûlullah (s.a.v) “O Berire’ye sadakadır bize hediyedir” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

3400- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’e Berire’nin durumunu sordum, onu satın almak istiyorum vela hakkı kendilerine kalmasını şart koşmuşlardı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Onu satın al, vela hakkı satın alıp azâd edene aittir” buyurdu. Ravi diyor ki: Rasûlullah (s.a.v) kocası köle olduğu için Berire’yi kocasına gidip gitmemekte serbest bıraktı sonrasını hatırlamıyorum. Rasûlullah (s.a.v)’e et getirilmişti. Oradakiler: “Bu et Berire’ye getirilen sadakalardandır” dediler. Rasûlullah (s.a.v)’de: “O Berire için sadakadır bizim için Berire’nin hediyesidir” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

32- BİR AY KAÇ GÜNDÜR?

3401- Ebu’d Duha (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir ayın kaç gün olduğunu tartışıyorduk bir kısmımız otuz gün bir kısmımız da yirmi dokuz gün diyorduk. Ebu’d Duha şöyle dedi: İbn Abbas bize şu olayı anlatmıştı. Peygamber hanımları yanlarında aileleri de olduğu halde ağlayarak bir gün sabahı etmiştik. Ben hemen mescide girdim. Bir de ne göreyim mescid doluydu. O sırada Ömer b. Hattab geldi ve Peygamber (s.a.v)’in yanına vardı, Peygamber (s.a.v) o gün kendisine ait yüksekçe bir odada idi. Ömer selâm verdi hiçbir kimse cevap vermedi, tekrar selâm verdi yine cevap veren olmadı, tekrar selâm verdi yine cevap veren olmadı sonra geri döndü Bilal’i çağırdı ve Peygamberin huzuruna girdi. Hanımlarını boşadın mı? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v): “Hayır, bir ay onlara yaklaşmamaya yemin ettim” buyurdu. Rasûlullah (s.a.v) yirmi dokuz gün bekledi sonra bulunduğu yerden inerek hanımlarının yanına girdi. (Buhârî, Talak: 7; Müslim, Talak: 5)

3402- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v) kendisine mahsus bir odada bekleyerek hanımlarına yaklaşmamak üzere yemin etmişti. Yirmi dokuz gece bekledi sonra bulunduğu yerden inip hanımlarının yanına girdi. Kendisine: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bir ay diye yemin etmemiş miydin?” diye soruldu: “Bir ay yirmi dokuz gündür” buyurdu. (Buhârî, Talak: 7; Müslim, Talak: 5)

33- ZIHAR (Bkz 33/4 ve 58/2)

3403- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek, karısına zıhar yapan ve keffaret ödemeden karısıyla cinsel ilişki kuran bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e geldi ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben hanımıma zıhar yaptım ve keffaret ödemeden de cinsel ilişki de bulundum” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Allah iyiliğini versin bunu neden yaptın?” buyurdu. Adam: “Ay ışığında hanımımın ayak bileğine taktığı bileziği gördüm onun için yaptım” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Allah’ın emrini yerine getirmeden ona yaklaşma” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 26; Ebû Davud, Talak: 17)

3404- İkrime (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam karısına zıhar yapmıştı. Keffaretini ödemeden de hanımıyla cinsel ilişki de bulunmuştu. Bu durumu Rasûlullah (s.a.v)’e aktarınca Rasûlullah (s.a.v): “Bunu yapmana sebep ne idi” buyurdu. Adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah sana rahmet etsin. Ay ışığında onun ayak bileğine taktığı bileziği veya bacağını gördüm de o yüzden yaptım” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) “Allah’ın sana emrettiği şeyi yapıncaya kadar ondan ayrı kal” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 26; Ebû Davud, Talak: 17)

3405- İkrime (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek: “Ey Allah’ın Peygamberi, o kimse hanımına zıhar yaptı sonra da üzerine düşeni yapmadan (keffaret ödemeden) onunla münasebette bulundu durumu ne olacak?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v): “Bu işi yapmaya ne sebep oldu?” diye sorunca, o da şöyle dedi: “Ey Allah'ın Peygamberi! Ay ışığında onun bacağının beyazlığını gördüm.” O zaman Rasûlullah (s.a.v): “Üzerine düşeni yapmadıkça hanımından uzak kal” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 26; Ebû Davud, Talak: 17)

3406- Aişe (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bütün sesleri işiten Allah’a hamdolsun. Havle Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek kocasından şikayet etti. Söylediklerini duymadım fakat Allah: Mücadele sûresi 1-4 ayetlerini indirdi. (Tirmizî, Talak: 20; Ebû Davud, Talak: 17)

34- HULU’ (BİR ÇEŞİT BOŞAMA ŞEKLİ) Bkz 2/229

3407- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Kocalarından ayrılmak, ve muhalea yapmak isteyen kadınlar münafıklardır. (Müsned: 8990)

3408- Amre binti Abdurrahman (r.a) Habibe binti Sehl’den aktarıyor. Habibe; Sabit b. Kays b. Şemmas’ın nikahı altındaydı. Rasûlullah (s.a.v) sabah namazı için çıkacaktı, kapısının önünde sabahın karanlığında Habibe binti Sehl’i gördü; Rasûlullah (s.a.v) “Sen kimsin?” diye sordu. O da: “Ben Habibe binti Sehlim Ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. “Nedir derdin?” deyince. “Ben ve Sabit bir arada yaşayamayız” dedi. Sabit b. Kays gelince Rasûlullah (s.a.v) ona; “Bak bu Habibe binti Sehl olup söylenmesi gerekenleri hep söyledi” buyurdu. Habibe: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onun bana verdiği her şey yanımdadır” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v), Sabit’e: “Ondan verdiklerini al” buyurdu. Sabit de aldı, Habibe de Sabit’ten ayrılmış olarak ailesinin yanında oturdu. (Ebû Davud, Talak: 18; İbn Mâce, Talak: 23)

3409- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Sabit b. Kays’ın karısı Peygamber (s.a.v)’e gelip; ey Allah’ın Rasûlü! Ben Sabit’e karşı ne dini ne de ahlakî yönde bir ayıp işlemiyorum. Fakat Müslüman olarak küfre götürecek hareketleri de yapmak istemiyorum diyerek ayrılmak istediğini bildirdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Sana mihir olarak verdiği bahçesini ona verdin mi?” buyurdu. O da: “Evet verdim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v), Sabit’e: “Bahçeni al hanımını da bir talakla boşa” buyurdu. (Ebû Davud, Talak: 18; İbn Mâce, Talak: 23)

3410- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Bir adam Peygamber (s.a.v)’e gelerek: “Karım hiçbir erkeği geri çevirmiyor ne yapmalıyım?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Dilersen onu boşa” buyurdu. Adam: “Gönlüm ona takılı kalacağından korkuyorum” dedi. “O zaman ondan istifade et hanımın olarak kalsın” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

3411- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Nikahımda bir hanımım var hiçbir erkeği geri çevirmiyor ne yapmalıyım?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v): “Onu boşa” buyurdu. Adam: “Ondan ayrı kalmaya dayanamam” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Öyleyse onu bırakma nikahında tut” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

35- LİAN (BİR ÇEŞİT BOŞAMA) (Bkz 24/6-9)

3412- Asım b. Adıy (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Aclan oğullarından Uvaymir bana gelerek şöyle dedi: “Ey Asım ne dersin? Bir kimse kendi hanımıyla başka birini zina ederken görse ve zina eden adamı öldürse siz de onu kısas yaparak öldürür müsünüz? Yoksa bu kimse ne yapmalı? Lütfen bunu Rasûlullah (s.a.v)’e sorabilir misiniz?” Asım bu konuyu Rasûlullah (s.a.v)’e sordu fakat Rasûlullah (s.a.v) bundan hoşlanmadı ve ayıpladı. Sonra Uveymir, Asım b. Adiy’e gelerek: “Ey Asım ne yaptın?” dedi. Asım: “Dediğini yaptım ama sen hayırlı bir şey yapmış olmadın. Rasûlullah (s.a.v) hoşlanmadı ve bu tür soruları ayıpladı” dedi. O zaman, Uveymir: “Vallahi bu konuyu Rasûlullah (s.a.v)’e mutlaka soracağım” dedi ve Rasûlullah (s.a.v)’e gidip sordu. Rasûlullah (s.a.v): “Allah senin ve hanımın hakkında ayet indirdi. Hanımını alıp buraya getir” buyurdu. Sehl diyor ki: Ben Rasûlullah (s.a.v)’in yanında toplumun arasındaydım, Uveymir karısını getirdi ve karşılıklı lanetleştiler. Daha sonra Uveymir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onu nikahım altında tutarsam ona karşı yalan söylemiş olurum” dedi ve Rasûlullah (s.a.v) boşamak için emir vermeden önce karısını boşadı. Bu olaydan sonra karşılıklı lanetleşen kimselerin ayrılmaları kocanın talakıyla adet olmuş oldu. (Ebû Davud, Talak: 27; İbn Mâce, Talak: 27)

36- DOĞUM VE HAMİLELİK ÜZERİNE LANETLEŞME

3413- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v), Aclanlı karı koca arasında karşılıklı lanetleşme yaptırdı o sırada kadın zinadan dolayı hamile idi. (Buhârî, Talak: 32; Müslim, Lian: 1)

37- BİR KİMSE HANIMINI BAŞKA BİRİYLE ZİNA HALİNDE GÖRÜRSE ARALARINDA MÜLÂÂNE YAPILARAK AYRILIRLAR

3414- Muhammed (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Enes b. Malik’e karısını zina ederken gördüğünü söyleyen adamın durumunu sordum. Bu konuda bilgisi olduğunu tahmin ediyordum. Enes şöyle dedi: Hilal b. Ümeyye, Şerik b. Sahma ile karısının zina yaptığını iddia etti. Şerik, Bera b. Malik’in ana bir kardeşiydi. İslâm’da karşılıklı lanetleşenlerin ilki idi. Rasûlullah (s.a.v) hanımıyla kendisini karşılıklı lanetleştirdi sonra da şöyle buyurdu: “Bu kadının doğacak çocuğuna bakıp gözetleyiniz teni beyaz, saçı düz ve gözü bozuk bir çocuk doğarsa bu çocuk Hilal b. Umeyye’dendir. Eğer doğacak çocuk gözleri sürmeli, kıvırcık saçlı ve ince baldırlı biri olursa o çocuk Şerik b. Sehma’ya aittir.” Ravi diyor ki: çocuk doğunca haberim oldu gözleri sürmeli, kıvırcık saçlı ve ince baldırlı imiş. (Müslim, Lian: 1; Müsned: 11997)

38- MÜLAANE= KARŞILIKLI LANETLEŞME NASIL YAPILIR?

3415- Enes b. Malik (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: İslâm da ilk lanetleşme şu idi: Hilal b. Ümeyye, Şerik b. Sahma karısının zina ettiğini söyledi ve durumu Rasûlullah (s.a.v)’e haber verdi. Peygamber (s.a.v) “Dört şahit bulmalısın değilse sırtına değnekle had cezası uygulanır” buyurdular. Rasûlullah (s.a.v) bu sözünü birkaç kere tekrarladı. Bunun üzerine Hilal: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ta biliyor ki doğru söylüyorum Allah sırtımı had cezasından kurtaracak bir ayet indirecektir” dedi. O arada lian ayeti indi. (Nur sûresi 6-9 ayetler) Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v), Hilal’i çağırdı. Hilal dört defa doğru söylediğine dair Allah adına yemin ederek şahitlik yaptı. Beşinci olarak ta eğer yalan söylüyorsa Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını istedi. Daha sonra kadın çağırıldı. Kadın da dört defa kocasının yalancı olduğuna dair Allah adına yemin edip şehadet etti. Dördüncü ve beşinci yemini yaparken Rasûlullah (s.a.v) orada bulunanlara: “Kadını durdurup susturun! Çünkü bu beşinci azabı gerektirir” buyurdu. oradakilerin hatırlatmasıyla kadın biraz ağırlaşıp durakladı öyle ki biz kadının suçunu itiraf edeceğini sandık. Fakat kadın: “Kavmimi bu günden sonra rezil ve rüsvay edemem” diyerek yeminini tamamladı. Sonra Rasûlullah (s.a.v) bu kadına bakıp, “Takip ediniz eğer beyaz, düz saçlı ve gözü bozuk bir çocuk doğurursa bu çocuk Hilal b. Ümeyye’dendir. Eğer doğacak çocuk sürme gözlü, orta boylu ve baldırları ince biri olursa o çocuk Şerik b. Sehma’nındır.” Doğan çocuk sürmeli, orta boylu ve ince baldırlı idi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Eğer Allah’ın Kitabında lian hükmü indirilmemiş olsaydı ben o kadına zina cezası olan recmi uygulardım” buyurdu. (Müslim, Lian: 1; Müsned: 11997)

39- HÂKİM KARAR VERİRKEN ALLAH’IM GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKAR DİYE DUA ETMELİ

3416- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’in huzurunda karşılıklı lanetleşmeden bahsedilince Asım b. Adiy bu konuda bir şey söyleyip çıkıp gitti. Sonra kendi kavminden bir adam gelerek karısıyla beraber bir erkeği yakaladığını söyledi. Asım: O söylediğim sözden dolayı imtihan olunuyorum başıma bu iş geldi diyor. O kimseyi doğru Rasûlullah (s.a.v)’e götürdü. O adam karısının durumunu anlattı. Bu adam sarışın, az etli ve düz saçlı idi. Karısıyla birlikte gördüğü adam ise buğday tenli, kalın baldırlı, şişman biriydi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Allah’ım bu konuda gerçeği ortaya çıkar diye dua” etti. Daha sonra o kadın kocasının yakaladığını iddia ettiği adama benzeyen bir çocuk doğurdu. Rasûlullah (s.a.v) o iki kişi arasında lanetleşme yaptırdı sonra orada bulunanlardan birisi İbn Abbas’a: Rasûlullah (s.a.v)’in “Eğer ben delilsiz bir kimseyi recm etmiş olsaydım bu kadını recm ederdim” dediği kadın bu mudur? diye sordu. İbn Abbas: “Hayır o kadın İslâm da kötülükler ortaya koyan biriydi” dedi. (Müslim, Lian: 1; Buhârî, Talak: 30)

3417- Abdullah b. Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’in huzurunda karşılıklı lanetleşmeden bahsedildiğinde Asım b. Adiy’de o konuda bir şeyler söyleyip çıkıp gitmişti. Çok geçmeden kendi kavminden bir adam onunla karşılaşıp karısıyla başka bir adamı yakaladığını söyledi. Asım b. Adiy o kimseyle birlikte Rasûlullah (s.a.v)’e geldi. O adam onun karısını hangi halde bulunduğunu Rasûlullah (s.a.v)’e haber verdi. Bu adam yani kadının kocası sarışın, zayıf ve düz saçlı idi karısıyla birlikte yakaladığı adam ise esmer, kalın baldırlı ve kıvırcık saçlı idi. Rasûlullah (s.a.v): “Allah’ım gerçeği ortaya çıkar” diye dua etti. Daha sonra kadın zina eden erkeğe benzer bir çocuk doğurdu. Rasûlullah (s.a.v)’de bu kadınla kocası arasında mülaane yaptırdı. O toplantıda olanlardan biri İbn Abbas’a: Rasûlullah (s.a.v)’in “Eğer ben delilsiz bir kimseyi recm edecek olsaydım bu kadını recm ederdim” dediği kadın bu mudur? diye sordu. İbn Abbas’ta: “Hayır o İslâm da ilk kötülükleri ortaya çıkaran biriydi diye cevap verdi.” (Müslim, Lian: 1; Buhârî, Talak: 30)

40- MÜLÂÂNE DE BEŞİNCİ YEMİNDE DİKKAT EDİLMELİ

3418- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, “Peygamber (s.a.v), lanetleşecek çiftlere karşılıklı lanetleşme emrini verdikten sonra beşinci de elini ağzına kapamasını emreder ve beşinci yemin azabı gerektirir” buyurdu. (Ebû Davud, Talak: 27)

41- MÜLAANE YAPILIRKEN YETKİLİ KİMSE ERKEK VE KADINA NASİHAT EDER

3419- Said b. Cübeyr (r.a) şöyle anlatıyor: İbn Zübeyr’in valiliği zamanında bana lanetleşen iki kişinin araları ayrılır mı? diye sordular. Ne diyeceğimi bilemedim ve hemen kalkıp İbn Ömer’in evine gittim ve ona: “Ey Ebu Abdurrahman, lanetleşen iki kişinin araları ayrılır mı?” diye sordum. İbn Ömer: “Evet, Sübhanallah bunu ilk soran falan oğlu falandır. O şöyle demişti: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ne dersiniz? Bizden birisi karısını fahişe durumunda bulsa ne yapmalı? Eğer karısının zina ettiğini söylese dört şahitle ispatlanması gereken büyük bir şey iddia etmiş olacak. Eğer susmuş olsa yine büyük bir iş karşısında susmuş olacak.” Rasûlullah (s.a.v) ona cevap vermedi. Daha sonra o adam tekrar gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sana sorduğum mesele ile imtihan olunuyorum başıma geldi” dedi. Bunun üzerine Allah (c.c), Nur sûresinin 6-9 ayetlerini indirdi. Rasûlullah (s.a.v)’de o iki kimse arasında karşılıklı lanetleşme yaptıracağında önce erkekten başladı ve ona bu ayetleri okudu, öğüt verdi, dünya azabının ahiret azabından daha hafif olduğunu söyledi. O adam: “Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin olsun ki yalan söylemiyorum” dedi. İkinci olarak kadını çağırtıp ona da nasihat etti ve öğüt verdi. Bu sefer kadın: “Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, O yalancıdır” dedi. Bunun üzerine mülaane yapılmak için önce erkekten başlandı. O erkek dört defa doğru söylediğine dair Allah adına yemin etti. Beşincide de: “Yalan söylüyorsam Allah’ın laneti benim üzerime olsun” dedi. İkinci olarak kadın çağrıldı. O da, dört defa kocasının yalan söylediğine dair Allah’a yemin etti, beşincide de kocası doğru söylüyorsa Allah’ın gazabının kendisi üzerine olmasını isteyerek yemin etti. Rasûlullah (s.a.v)’de onları ayırdı. (Müslim, Lian: 1; Ebû Davud, Talak: 27)

42- LANETLEŞENLERİN ARASI AYRILIR

3420- Said b. Cübeyr (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Mus’ab lanetleşen karı kocayı ayırmadı. Said diyor ki: Bu durumu İbn Ömer’e anlattım; O şöyle dedi: “Rasûlullah (s.a.v), Aclanoğullarından iki kişinin arasını ayırmıştı.” (Müslim, Lian: 1; Ebû Davud, Talak: 27)

43- LANETLEŞENLER İDDİALARINDAN VAZGEÇEBİLİRLER Mİ?

3421- Said b. Cübeyr (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer’e karısına zina suçu yükleyen adamın durumundan sordum şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v), Aclan oğullarından bir çifti ayırmıştı sonra da şöyle demişti: “Allah biliyor ki ikinizden biri yalancıdır tevbe edip doğruyu söyleyen var mı?” Bunu üç sefer tekrarladı, ikisi de bu işten uzak durup iddialarından vazgeçmediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) onları ayırdı. Eyyub diyor ki: Amr b. Dinar şöyle demişti: Bu olayda bir şeyler olmuştu ki onu size söylemek istemiyorum. O adam dedi ki: “Ya mallarım ne olacak?” Rasûlullah (s.a.v): “Sana mal yoktur. Eğer doğru sözlü biriysen verdiğin o mal (mihir) karşılığında onunla zifafa girdin eğer yalancı biriysen o kadın senden uzaktır” buyurdu. (Müslim, Lian: 1; Ebû Davud, Talak: 27)

44- LANETLEŞENLER ARASINDAKİ MEHİR NE OLACAK?

3422- Said b. Cübeyr (r.a) şöyle anlatıyor: İbn Ömer’e lanetleşen karı kocanın durumunu sordum şöyle dedi: “Rasûlullah (s.a.v), lanetleşen çifte hesabınız Allah’a aittir ikinizden biri mutlaka yalancıdır. Senin erkek olarak o kadının üzerinde bir hakkın yoktur.” Bunun üzerine o adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Benim mehir olarak verdiğim malım ne olacak?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v): “Senin o mihir olarak verdiğin malda bir hakkın yoktur, sen eğer bu konuda doğru söylüyorsan o mehri, o kadını kendine helâl etmek için vermiştin bu yüzden o mehir sana geri dönmez. Eğer zina isnadında yalancı isen o malı istemek sana çok uzaktır” buyurdu. (Ebû Davud, Talak: 27)

45- LANETLEŞENLERİN ÇOCUĞU KİME BIRAKILIR?

3423- İbn Ömer (r.a)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bir erkekle bir kadının arasında lanetleşme yaptırdı, o çifti ayırdı ve çocuğu da anneye verdi. (Ebû Davud, Talak: 34; Müslim, Lian: 1)

46- BİR ERKEK DOĞAN ÇOCUĞUNU KABUL ETMEZSE NE OLUR?

3424- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Fezare oğullarından bir adam Rasûlüllaha gelerek: “Karım siyah bir çocuk doğurdu ondan şüpheleniyorum” dedi. Rasûlullah (s.a.v) ona: “Develerin var mı?” diye sordu. O adam: “Evet var” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Onların renkleri nasıldır?” diye sordu. Adam: “Kırmızıdır” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Onların arasında boz renkli var mı?” diye sordu. Adam: “Evet onların arasında boz renklisi de vardır” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “O boz renkli develer nereden geldi?” dedi. O adam: “Soyunun bir damarına çekmiş olmalıdır” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “İşte oğlun da soyunun bir damarına çekmiştir” buyurdu. (Ebû Davud, Talak: 28; Müslim, Lian: 1)

3425- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Fezare oğullarından bir adam Peygamber (s.a.v)’e gelerek; “Karım siyah bir çocuk doğurdu” diyerek o çocuğun kendisinden olmadığını söylemek isteyip reddetmek istiyordu. Rasûlullah (s.a.v) ona: “Senin develerin var mı?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Onların renkleri nasıldır?” diye sordu. Adam: “Kırmızıdır” diye cevap verdi. Rasûlullah (s.a.v): “Aralarında boz renkli olanları var mıdır?” diye sordu. Adam: “Evet boz renkli olanları da var” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “O boz renkliler nereden gelmiştir dersin” diye sordu. Adam: “Soyunda belki öyle bir damar vardır” dedi. O zaman Rasûlullah (s.a.v): “Öyleyse bu çocukta soyunun bir damarına çekmiştir” buyurdu. Ravi diyor ki: Böylece Rasûlullah (s.a.v) o adamın çocuğunu reddetmesine izin vermedi. (Ebû Davud, Talak: 28; Müslim, Lian: 1)

3426- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bizler Rasûlullah (s.a.v)’in yanında otururken bir adam kalktı ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Siyah bir oğlum oldu” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “O renk nereden gelmiş olabilir?” buyurdu. O adam: “Bilmiyorum” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Senin develerin var mı?” diye sordu. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Renkleri nasıldır?” dedi. Adam: “Kırmızıdır” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Aralarında boz develer var mı?” buyurdu Adam: “Evet boz renkli develer de var” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Onlar nereden gelmiş” diye sordu. Adam: “Bilmiyorum ama Ey Allah’ın Rasûlü! Soyunun bir damarına çekmiş olabilir” dedi. O zaman Rasûlullah (s.a.v): “Bu çocukta soyunun bir damarına çekmiş olabilir” buyurarak; “Bir adamın kendi karısından doğan bir çocuğu karısının zina ettiğini görmedikçe inkar edip kabul etmemesinin mümkün olmadığı şeklinde hüküm verdi.” (Ebû Davud, Talak: 28; Müslim, Lian: 1)

47- KİMSE KENDİ ÇOCUĞUNU İNKAR ETMEMELİ

3427- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, bizzat kendisi Rasûlullah (s.a.v)’den şöyle işitmiştir: Mülaane ayeti indiğinde Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ailesinden olmayan bir erkeği herhangi bir kadın evine alır ve zina ederse, Allah’tan bir şey istemeye hakkı yoktur. Allah onu Cennetine koymaz. Göz göre göre çocuğunu inkar eden bir adamın gözüne Allah perde çeker ve kıyamet günü geçmiş ve gelecek toplumların önünde onu rezil ve rüsvay eder.” (Ebû Davud, Talak: 28; Dârimi, Nikah: 42)

48- ÇOCUK DÖŞEK SAHİBİNE AİTTİR

3428- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Doğan çocuk döşek sahibine aittir. Zina eden kimseye de mahrumiyet vardır.” (Dârimi, Nikah: 41; Ebû Davud, Talak: 34)

3429- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Doğan çocuk döşek sahibine aittir. Zina edene de mahrumiyet vardır.” (Dârimi, Nikah: 41; Ebû Davud, Talak: 34)

3430- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Sa’d b. ebi Vakkas ile Abd b. Zem’a bir erkek çocuğun nesebi hakkında münakaşa ettiler. Sa’d: Ey Allah’ın Rasûlü! Bu çocuk kardeşim Utbe b. Ebu Vakkas’ın çocuğudur. Bunun nesebinin kendisine ilhak edilmesini bana vasiyet etmiştir. Bakınız ona ne kadar da benzeşiyor kardeşim Utbe ile dedi. Abd b. Zem’a ise şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir, babamın döşeği üzerinde babamın cariyesinden doğmuştur” dedi. Rasûlullah (s.a.v), Çocuğun kime benzediğine bakınca, onun Utbeye çok benzediğini gördü ve “Ey Abd! O, sana aittir. Çocuk döşek sahibinindir. Zina edene de mahrumiyet vardır. Ey Sevde binti Zem’a artık sen de Abdurrahman’ın yanında örtün” buyurdu. Abdurrahman da artık bir daha Sevde’yi görmedi. (Dârimi, Nikah: 41; Ebû Davud, Talak: 34)

3431- Abdullah b. Zübeyr (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Zem’a’nın bir cariyesi vardı. onunla münasebette bulunuyordu. Başka birisinin de o cariye ile münasebeti olduğunu zannediyordu. Cariye, ilişki kurduğunu zannettiği adama benzer bir çocuk doğurdu. Zem’a, Cariye hamile iken vefat etmişti. Sevde bu durumu Rasûlullah (s.a.v)’e arzetti de Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Çocuk döşek sahibine aittir. Ey Sevde artık ondan uzak dur ve örtün çünkü o senin kardeşin değildir” buyurdu. (Müsned: 15542)

3432- Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Çocuk döşek sahibine aittir. Zina edene ise mahrumiyet vardır.” (Ebû Davud, Talak: 28)

49- CARİYE DÖŞEĞİ DE EFENDİNİN DÖŞEĞİ SAYILIR

3433- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Sa’d b. ebi Vakkas ile Abd b. Zem’a; Zem’anın oğlunun kime aid olduğu konusunda anlaşamadılar. Sa’d dedi ki: “Kardeşim Utbe bana vasiyette bulunup demişti ki: Mekke’ye geldiğinde Zem’a’nın cariyesinin çocuğuna bak, o benim oğlumdur.” Abd b. Zem’a ise: “O babamın cariyesinin çocuğudur, babamın döşeğinde doğmuştur. Rasûlullah (s.a.v) çocuğa baktı, açık bir şekilde Utbe’ye benzediğini gördü ve şöyle buyurdu: “Çocuk döşek sahibine aittir. Ey Sevde onun yanında tesettürlü bulun!” (Dârimi, Nikah: 41; Müslim, Rada: 10)

50- ÇOCUK KİMİNDİR KONUSUNDA KUR’A ÇEKİLİR Mİ?

3434- Zeyd b. Erkam (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ali, Yemende iken kendisine üç kişi geldi. Bunlar bir temizlik süresi içersinde bir kadınla cinsel ilişkide bulunmuşlardı ve doğan çocuğun kime ait olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdi. Ali, o iki kimseye: “Çocuğun bu üçüncü kişiye ait olmasını kabul eder misiniz?” diye sordu. O ikisi “Hayır kabul etmeyiz” dediler. Ali, daha sonra diğer iki kişiye: “Çocuğun bu üçüncü şahsa ait olduğunu kabul eder misiniz?” diye sordu. Yine ikisi birden: “Hayır” dediler. Bunun üzerine Ali aralarında Kur’a çekti, çocuğu Kur’ayı kazanana verdi ve kadının diyetinin üçte ikisini ona yükledi. Bu olay Peygamberimiz (s.a.v)’e hatırlatılınca azı dişleri görününceye kadar güldü. (İbn Mâce, Ahkam: 20; Ebû Davud, Talak: 32)

3435- Zeyd b. Erkam (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir defasında biz Rasûlullah (s.a.v)’in yanındaydık. O günlerde Ali Yemendeydi. Yemenden bir adam geldi ve anlatmaya başladı. Ey Allah’ın Rasûlü! Ali’ye üç kişi geldi ve temizlik halindeki bir kadınla ilişki kurduklarını ve bir çocuk olduğunu söylediler çocuğun kime ait olduğunda anlaşamadılar. Ali onlardan birine dedi ki: “Çocuğu ona bırak!” Bunu kabul etmediler. “Peki öyleyse buna bırakınız” dedi. Yine kabul etmediler, yine: “Üçüncüye bırakınız” dedi. Yine de kabul etmediler. Ali de demişti ki: “Siz anlaşamayan üç ortaksınız, aranızda kura çekeceğim kura kime çıkarsa çocuk onun olacaktır ve o kimse üçte iki diyet ödeyecektir” dedi. Rasûlullah (s.a.v), bunu duyunca azı dişleri görününceye kadar güldü. (İbn Mâce, Ahkam: 20; Ebû Davud, Talak: 32)

51- EL VE YÜZE BAKARAK NESEBİ BELİRLEMEK

3436- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) yüzünde şimşekler çakar gibi nurlar saçarak güler yüzle yanıma geldi ve şöyle dedi: “Görmedin mi? Mücezziz, Zeyd b. Harise ile Usameye baktı ve: Şu ayakların bazısı bazısındandır dedi.” (Ebû Davud, Talak: 31; Müslim, Rada: 11)

3437- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bir gün yanıma sevinçli bir halde girdi ve şöyle dedi: “Ey Aişe görmedin mi? Mücezziz el Müdlicî yanıma gelmişti. Üsâme b. Zeyd’te yanımdaydı. Üsâme b. Zeyd ile Zeyd b. Harise başlarına bir kadife örtüp uyumuşlardı, ayakları dışarıdaydı. Mücezziz onların ayaklarına baktı ve şu ayakların bir kısmı diğerinden olmuştur dedi.” (Ebû Davud, Talak: 31; Müslim, Rada: 11)

52- ANNE VE BABADAN BİRİ MÜSLÜMAN OLURSA ÇOCUK KİME AİTTİR

3438- Abdulhamid b. Seleme el Ensarî (r.a) babasından ve dedesinden aktarıyor. Kendisi Müslüman olmuş fakat hanımı İslâm’ı kabul etmemişti. Onların küçük bir erkek çocukları da vardı, henüz akıl baliğ olmamıştı. Peygamber (s.a.v) anneyi bir tarafa babayı da bir tarafa oturttu sonra çocuğu dilediğini seçmekte serbest bıraktı ve şöyle dua etti: “Allah’ım ona doğruyu göster.” Çocukta babasını seçti. (Ebû Davud, Talak: 32; Müslim, Lian: 1)

3439- Ebu Meymune (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir gün Ebu Hureyre’nin yanındaydım şunları anlattı: “Bir kadın Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek; “Anam babam Senin yoluna feda olsun, kocam oğlumu götürmek istiyor, bana da içmek ve kullanmak üzere Ebu Inebe kuyusunu bıraktı” dedi. Daha sonra kadının kocası geldi ve: “Oğlum konusunda kim benimle kavga ediyor?” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) çocuğa: “Ey çocuk işte baban ve işte annen hangisiyle birlikte yaşamak istiyorsan tut elini” buyurdu. Çocuk ta annesinin elinden tuttu, annesi de onu alıp gitti. (Ebû Davud, Talak: 32; Müslim, Lian: 1)

53- HULU’ YOLUYLA AYRILAN KİMSENİN İDDET SÜRESİ NE KADARDIR?

3440- Rubeyyi binti Muavviz b. Afra (r.anha)’nın haber verdiğine göre, Sabit b. Kays b. Şemmas karısını dövmüş ve kolunu kırmıştı. Karısı Cemile binti Abdullah b. Übey idi. Bu kadının erkek kardeşi Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek, şikayette bulundu. Rasûlullah (s.a.v), Sabit’e haber göndererek çağırttı ve ona: “Hulu bedelini ondan al ve onu serbest bırak” buyurdu. Sabit b. Kays’ta: “Peki” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Kadına bir hayz süresi beklemesini ve sonra da ailesi yanına dönmesini emretti.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

3441- Ubâde b. Velid b. Ubâde b. Samit (r.a)’ten, O da Rubeyyi binti Muaviz’den rivâyet ederek şöyle demiştir: Rubeyyi binti Muavize: “Başından geçen olayı anlat” dedim. O da şöyle dedi: Kocamdan Muhalea şeklinde ayrılmıştım sonra Osman’a gelerek ne kadar iddet bekleyeceğimi sordum: “Sana iddet gerekmez” dedi. Fakat son zamanlarında kocanla münasebette bulunmuş isen bir hayız görünceye kadar iddet beklemen yeterlidir dedi ve şöyle devam etti: “Ben bu konuda Rasûlullah (s.a.v)’in Sabit b. Kays b. Şemmas’ın nikahlısı olan Meryem el Megalliye hakkında verdiği hükme uymuş oluyorum, çünkü o da Sabit’ten muhalea yoluyla ayrılmıştı.” (İbn Mâce, Talak: 23)

54- İDDET SÜRELERİ DEĞİŞİK TE OLABİLİR Mİ?

3442- İbn Abbas (r.a), Bakara sûresi 102. ayeti ve Nahl sûresi 101. ayeti ve Ra’d sûresi 39. ayetleri hakkında şöyle demiştir: Kur’an’da hükmü değiştirilen şey kıble konusudur. Bakara 228. ayetinin bir kısmını Talak sûresi 4. ayeti değiştirmiştir. Ayrıca iddet gerekmeyen durumları da Allah, Ahzâb sûresi 49. ayetiyle belirlemiştir. (Ebû Davud, Talak: 37)

55- KOCASI ÖLEN KADININ İDDET SÛRESİ NE KADARDIR?

3443- Ümmü Habibe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının kocasından başka bir ölen kimseye üç günden fazla yas tutması helâl olmaz. Ama kocası ölünce dört ay on gün yas tutup süslenmeksizin bekler.” (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3444- Zeyneb binti Ümmü Seleme (r.anha) şöyle demiştir: Anneme iddet bekleyenin durumunu sordum. O da şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v)’e kocası ölen bir kadının gözlerinin rahatsız oluşundan dolayı sürme çekip çekemeyeceği sorulmuştu. O da cevaben şöyle buyurmuştu: “Sizden biriniz cahiliyye döneminde en kötü elbiselerinizi giyerek evinde bir yıl beklerdi de sonra dışarı çıkabilirdi, şimdi dört ay on gün bekleyemez mi?” (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3445- Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe (r.anhüma)’dan bildirdiğine göre, şöyle demişlerdir: Bir kadın Rasûlullah (s.a.v)’e geldi ve: “Kızımın kocası öldü. Ben de onun göz rahatsızlığından korkuyorum, dolayısıyla sürme çekebilir mi?” diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Sizden biriniz cahiliyye döneminde kocası öldüğünde bir yıl evinde oturuyordu, bu konuda İslâm’ın emri ise dört ay on gündür. Cahiliyye döneminde bir yıl dolunca bir deve tezeği alarak matemden çıkardı. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3446- Rasûlullah (s.a.v)’in hanımlarından Hafsa binti Ömer (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının kocası dışında hiçbir ölü için üç günden fazla matem tutması ve süslenmemesi helâl değildir. Sadece kocasının ölümünde dört ay on gün matem tutar ve süslenmeksizin bekler.” (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3447- Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının kocası dışında hiçbir ölüye üç günden fazla yas tutup süslenmemesi helâl olmaz ancak kocası için dört ay on gün süreyi süslenmeksizin bekler.” (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

56- KOCASI ÖLEN HAMİLE KADININ İDDET SÜRESİ NE KADARDIR?

3448- Misver b. Mahreme (r.a)’den rivâyete göre, Sübeya-tel Eslemiyye kocasının ölümünden birkaç gün sonra çocuk doğurdu ve Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek evlenmek için izin istedi. Rasûlullah (s.a.v)’de ona izin verdi ve iddet beklemeksizin o kadında evlendi. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3449- Misver b. Mahreme (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) Sübeya isimli kadına nifas’tan kurtulunca evlenmesini emretti. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3450- Ebu’s Senabil (r.a) rivâyete göre, şöyle demiştir: Sübeya kocasının ölümünden yirmi üç veya yirmi beş gün sonra çocuğunu doğurmuştu. Nifastan kurtulunca da evlenmek istedi, onun bu isteği ayıp karşılandı. Bu olay Rasûlullah (s.a.v)’e anlatılınca: “Onun evlenmesine engel bir şey yoktur, o çocuğunu doğurmuştur” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3451- Ebu Seleme (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebu Hüreyre ve İbn Abbas; hamile iken kocası ölen kadının çocuğunu doğurduktan sonra hemen evlenip evlenemeyeceği konusunda ihtilafa düştüler. Ebu Hüreyre “Evlenebilir” dedi. İbn Abbas ise: “Ayette belirtilen iki müddetten en uzununu bekledikten sonra evlenebilir” dedi. Bunun üzerine Ümmü Seleme’ye haber gönderip sordular. O da cevaben şöyle dedi: “Sübeya’nın kocası ölmüştü. Sübeya’da kocasının ölümünden on beş gün sonra çocuk doğurmuştu. Sübeya’ya iki kişi dünürcü oldu. O da onlardan birini seçti. Diğer adam ve onun yanındakiler onu elde edememekten dolayı endişe ettiler ve senin evlenmen helâl olmaz dediler. Sübeya diyor ki: Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v)’e gittim ve durumu anlattım. O da şöyle buyurdu: “Şu anda evlenmen sana helaldir dilediğin kimse ile evlenebilirsin.” (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3452- Ebu Seleme (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Abbas ve Ebu Hureyre’ye kendisi hamile iken kocası ölen kadının durumu soruldu. İbn Abbas: “İki iddetten sonuncusunu bekledikten sonra evlenebilir” dedi. Ebu Hureyre’de: “Çocuğunu doğurduktan sonra evlenebilir” dedi. Bunun üzerine Ebu Seleme, Ümmü Seleme’nin yanına gitti ve bu meseleyi sordu. Ümmü Seleme şöyle dedi: “Sübeya-tül eslemiyye kocasının vefatından on beş gün sonra doğum yapmıştı. İki kişi ona dünürcü olmuştu, birisi genç diğeri de yaşlıydı. Sübeya genç olanın teklifini kabul etti. Bunun üzerine yaşlı olan senin evlenmen helâl değildir dedi. Sübeya’nın ailesi o günlerde orada değildi. O ihtiyar kimse, Sübeya’nın ailesi gelince kendisini tercih edebileceklerini ümid ediyordu. Bunun üzerine Sübeya, Rasûlullah (s.a.v)’e geldi ve durumu anlattı. Rasûlullah (s.a.v): “Sen evlenebilirsin, dilediğin kimse ile evlen” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3453- Ebu Seleme b. Abdurrahman (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “İbn Abbas’a kocasının ölümünden yirmi gün sonra doğum yapan bir kadının evlenip evlenemeyeceği soruldu. O da cevaben: “Hayır, iki iddetten en son olanını beklerse olur” dedi. Ebu Seleme diyor ki: Ben, “Allah, hamile kadınların iddetleri doğumla biter” buyuruyor dedim. İbn Abbas: “O Talak neticesinde olan durumdur” dedi. Ebu Hureyre’de: Ben kardeşimin oğlu yani Ebu Seleme’nin görüşündeyim dedi. Bunun üzerine ibn Abbas kölesi Küreyb’i gönderdi ve Ümmü Seleme’ye git ve sor, acaba Rasûlullah (s.a.v)’in sünnetinde böyle bir şey var mıdır? Küreyb gitti sonra dönüp geldi ve şöyle dedi: Ümmü Seleme diyor ki: “Evet, Rasûlullah (s.a.v) böyle yapmıştı. Sübeya-tül Eslemiyye kocasının vefatından yirmi gün sonra doğurmuştu. Rasûlullah (s.a.v) Sübeya’ya evlenmesini emretmişti. Ebus Senabil isimli kimse de ona dünürcü olanlardandı. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3454- Süleyman b. Yesar (r.a)’dan rivâyete göre, Ebu Hureyre, İbn Abbas ve Ebu Seleme b. Abdurrahman, kocası ölen ve doğum yapan bir kadının iddet süresi hakkında müzakere de bulunuyorlardı. İbn Abbas: “İki iddetten en sonuncusunu bekler” dedi. Ebu Seleme: “Hayır doğurduğunda evlenmesi helâl olur” dedi. Ebu Hüreyre de: Ben kardeşimin oğlu (Ebu Seleme’nin) görüşündeyim dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v)’in hanımlarından Ümmü Seleme’ye haber gönderip sordular. O da şöyle dedi: Sübeya-tül Eslemiyye kocasının vefatından kısa bir süre sonra doğum yapmıştı. Rasûlullah (s.a.v)’e hemen evlenip evlenemeyeceğini sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de evlenmesini emretmişti. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3455- Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Sübeya kocasının ölümünden birkaç gün sonra doğurmuştu. Rasûlullah (s.a.v)’de onun evlenmesini emretmişti. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3456- Süleyman b. Yesar (r.a)’dan rivâyete göre, Abdullah b. Abbas ve Ebu Seleme b. Abdurrahman, kocasının ölümünden birkaç gün sonra doğum yapan kadının iddeti hakkında ihtilafa düştüler. Abdullah b. Abbas: “İki iddetten en sonuncusudur” dedi. Ebu Seleme ise: “Doğum yaptığı an evlenmesi helâl olur” dedi. O esnada Ebu Hüreyre geldi ve: “Ben de kardeşim oğlu yani Ebu Seleme’nin görüşündeyim” dedi. İbn Abbas’ın kölesi Küreyb’i Ümmü Seleme’ye bu konuyu sormak üzere gönderdiler. Küreyb gitti ve sonra geldi. Ümmü Seleme’nin şöyle dediğini haber verdi. Sübeya kocasının ölümünden birkaç gün sonra doğurmuştu, durumunu Rasûlullah (s.a.v)’e anlatınca: “Evlenmen helaldir” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3457- Ebu Seleme b. Abdurrahman (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ben, İbn Abbas ve Ebu Hüreyre üçümüz birlikteydik, ibn Abbas: Bir kadının kocası vefat eder de bir süre sonra doğum yaparsa, onun iddet süresi iki iddetin sonuncusudur dedi. Ebu Seleme dedi ki: Küreyb’i, Ümmü Seleme’ye bu konuyu sormak üzere gönderdik. O da onun yanından geldi ve şu haberi getirdi. Sübeya kocasının vefatından bir müddet sonra doğum yaptı da Rasûlullah (s.a.v) ona evlenmesini emretti. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3458- Peygamber (s.a.v)’in hanımlarından Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivâyete göre, Eslem oğullarından bir kadın ki kendisine Sübeya ismi verilir, kocasının nikahında idi. Kendisi hamile iken kocası öldü. Ebu’s Senabil b. Ba’kek Sübeya ile evlenmek istedi. Sübeya bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Ebu’s Senabil senin dört ay on gün iddet beklemeden evlenmen helâl değildir dedi. Yirmi gün sonra çocuk doğurdu ve Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek durumunu sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de “Evlenebilirsin” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3459- Ebu Seleme b. Abdurrahman (r.a)’dan rivâyete göre, kendisi ve Ebu Hureyre, İbn Abbas’ın yanındaydılar. Bir kadın gelerek kendisi hamile iken kocasının öldüğünü, dört aydan daha az bir süre içersinde de doğum yaptığını söyledi. Bunun üzerine İbn Abbas dedi ki: İki iddetin sonuncusunda evlenebilirsin. Ebu Seleme de şöyle dedi: Peygamber (s.a.v)’in ashabından bir adamın bana haber verdiğine göre, Eslem kabilesinden Sübeya, Rasûlullah (s.a.v)’e geldi ve kocasının hamile iken öldüğünü ve dört aydan daha az bir süre içerisinde doğum yaptığını söyledi. Rasûlullah (s.a.v)’de ona evlenmesini emretti. Ebu Hüreyre diyor ki: “Buna ben de şahidim.” (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3460- Ubeydullah b. Abdullah (r.a)’ın aktardığına göre, babası Ömer b. Abdullah b. Erkam ez Zühri’ye mektup yazarak Sübeya binti Haris el Eslemiyye’ye gitmesini ve başından geçen hadiseyi sormasını emretti. Ömer b. Abdullah’ta, Abdullah b. Utbeye haber vermek üzere şu mektubu gönderdi: Sübeya şöyle anlatmıştır: Sübeya beni Amir’den Sa’d b. Havle’nin nikahı altındaydı, kendisi bedir savaşına katılan sahabelerdendi. Kendisi hamile iken kocası veda haccında vefat etti. Kocasının ölümü üzerinden pek geçmeden doğum yaptı. Nifastan kurtulunca dünürcü olanlara karşı süslendi. Bu esnada Abduddar oğullarından Ebu’s Senabil adında biri onun yanına girmişti. Ona dedi ki: Hayrola süslenmişsin, evlenmek istiyorsun herhalde. Vallahi dört ay on gün geçmeden evlenemezsin” Sübey’a diyor ki Ebu’s Senabil, böyle söyleyince o akşam elbisemi giyinip Rasûlullah (s.a.v)’e geldim ve evlenip evlenemeyeceğimi sordum. Rasûlullah (s.a.v)’de çocuğu doğurduktan sonra evlenebileceğimi söyledi. Dünürcü olursa evlenmemi istedi. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3461- Züfer b. Evs b. el Hadesan en Nasri (r.a)’den rivâyete göre, Ebus Senabil b. Ba’kek b. Sebbak, Sübeyatül eslemiyyeye iki iddetten en uzunu olan dört ay on gün geçmedikçe evlenmen helâl değildir dedi. Bunun üzerine Sübey’a, Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek durumu sordu. Rasûlullah (s.a.v), çocuğu doğurduktan sonra evlenebileceğini söyledi. Kocası öldüğünde dokuz aylık hamileydi. Sübey’a Sa’d b. Havle’nin nikahında idi, kendisi veda haccında vefat etti. Sübey’a doğum yaptıktan sonra kendi kavminden bir genç onu nikahladı. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3462- Ubeydullah b. Abdullah (r.a)’tan rivâyet edilmiştir: Abdullah b. Utbe, Ömer b. Abdullah b. el Erkam ez Zührî’ye mektup yazarak, Sübey’a bintil Haris el Eslemiye’ye gitmesini ve hamileliği esnasındaki Rasûlullah (s.a.v)’in verdiği fetvayı sormasını istedi. Ömer b. Abdullah’ta oraya gidip ona sordu. Sübey’a da şöyle anlattı: “Kendisi, Rasûlullah (s.a.v)’in ashabından Bedir’e katılan ve veda Haccında ölen Sad b. Havle’nin nikahındaydı. Ölümünden dört ay kadar geçmeden doğurdu. Nifastan kurtulunca Abduddar oğullarından Ebu’s Senabil onun yanına geldi ve onu süslenmiş bir vaziyette gördü. Dedi ki: “Herhalde üzerinden dört ay on gün geçmemesine rağmen evlenmek istiyorsun?” Sübey’a diyor ki: “Ebus Senabil’den bunu duyunca Rasûlullah (s.a.v)’e gittim ve durumumu anlattım. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Çocuğunu doğurduktan sonra evlenmen helaldir” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3463- Muhammed (r.a)’ten Kufe’de ensara ait büyük bir toplantıda Cemaatin arasında oturuyordum. Aralarında Abdurrahman b. Ebi Leyla da vardı. Sübeya’nın durumundan bahsettiler. Ben de Abdullah b. Utbe b. Mesud’tan naklen İbn Avn’ın sözünü destekler yönde çocuğu doğurduktan sonra evlenebilir manasında bir şey söyledim. O zaman İbn Ebi Leyla: Fakat amcası böyle söylemiyor dedi. Bunun üzerine ben, sesimi yükselterek; Abdullah b. Utbe Kufe’nin bir mahallesinde bulunurken onun hakkında yalan mı söyleyeceğim dedim. Sonra Malik’e rastladım. İbn Mes’ud, Sübeya hakkında ne diyordu dedim. O da şöyle dedi: İbn Mesud siz onun hakkında ruhsat ve kolaylık izni varken işi zorlaştırıp zorluk mu çıkarıyorsunuz. Unutmayın ki kısa Nisâ sûresi (Talak sûresi) uzun (Bakara) sûresinden sonra nazil olmuştur. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3464- İbn Mes’ud (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Kim isterse onunla iddia edebilirim ki: “Hamile kadınların iddetleri doğurmalarıyla biter. (Talak sûresi 4. ayet) ayeti, kocası ölen kadının iddetini bildiren (Bakara 234. ayet) ayetten sonra nazil olmuştur. Bu sebeple kocası ölen hamile kadın çocuğunu doğurunca evlenmesi helâl olur. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3465- Abdullah b. Mes’ud (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Kısa Nisâ sûresi denilen Talak sûresi Bakara sûresinden sonra nazil olmuştur. (İbn Mâce, Talak: 7; Ebû Davud, Talak: 47)

57- GERDEK OLMADAN KOCASI ÖLEN KADIN İDDET BEKLER Mİ?

3466- Abdullah b. Mes’ud (r.a)’tan rivâyete göre, kendisine: Bir kadınla evlenen, kadına bir mehir belirlemeden ve gerdek olmadan ölen bir adam hakkında soruldu da İbn Mes’ud dedi ki: “O kadına benzeri kadınlara verilen mihir kadar mihir takdir olunur, ne az ne de fazla olmamalı. Kadın iddet beklemesi gerekir ve mirasa da dahil olur. Bunun üzerine Ma’kıl b. Sinan el Eşcaî kalktı ve Rasûlullah (s.a.v) aramızda iken Berva binti Vaşık adındaki kadın hakkında da aynen senin verdiğin hüküm gibi hüküm vermişti dedi. İbn Mes’ud bunu duyunca sevindi. (İbn Mâce, Nikah: 18; Tirmizî, Nikah: 44)

58- ÖLÜ ARKASINDAN YAS TUTULUR MU?

3467- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir kadının kocası hariç hiç bir ölünün arkasından üç günden fazla yas tutması helâl değildir.” (Kocası için bu süre dört ay on gündür.) (İbn Mâce, Talak: 35; Tirmizî, Talak: 18)

3468- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının kocası dışında bir ölünün arkasından üç günden fazla yas tutması helâl değildir.” (İbn Mâce, Talak: 35; Tirmizî, Talak: 18)

59- KADIN KOCASINA DÖRT AY ON GÜN YAS TUTABİLİR

3469- Ümmü Habibe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim minber üzerinde şöyle diyordu: “Allah’a ve Rasûlüne inanan bir kadının kocası dışında bir ölüye üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Ancak kocası için dört ay on günlük iddet süresince yas tutup süslenmez.” (Buhârî, Talak: 45; Tirmizî, Talak: 18)

60- İDDET NEREDE BEKLENİR?

3470- Faria binti Malik (r.anha)’dan rivâyete göre, kendi kocası memleketi dışından işçiler bulmak için gitmişti. Ve onu orada öldürdüler. Şu’be ve İbn Cüreyc diyor ki: Faria uzakça bir evde oturuyordu. Erkek kardeşiyle birlikte Rasûlullah (s.a.v)’e geldi ve durumunu anlattı. Rasûlullah (s.a.v)’de ona izin verdi dönüp giderken tekrar çağırdı ve: “İddet süren bitinceye kadar ailenin yanında kal” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3471- Füreya binti Malik yabancı işçi çalıştırmak üzere memleketinden dışarı çıkmıştı onu öldürdüler. Durumdan Rasûlullah (s.a.v) haberdar edildi. Kadın: “Kocamın kalacak bir evi yok bana bıraktığı yiyecek bir şeyler de yok, ailemin yanına dönüp oradakilerle birlikte kalabilir miyim?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v): “Peki öyle yap” buyurdu. Sonra: “Nasıl demiştin?” diye sordu. O da sözünü tekrar edince: “Haber sana nerede ulaştıysa iddetini orada tamamla” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

3472- Füreya (r.anha)’dan rivâyete göre, memleketi dışından işçiler aramaya çıkmıştı. Kaddüm tarafında öldürüldü. Füreya diyor ki: Peygamber (s.a.v)’e geldim ailemin yanına gidip gidemeyeceğimi sordum, her halini Rasûlullah (s.a.v)’e anlatmıştı. Füreya diyor ki: Rasûlullah (s.a.v) izin verdi ben dönüp giderken beni çağırttı ve “Ailenin yanında iddet süresi bitinceye kadar kal” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 23)

61- KOCASI ÖLEN KADIN, DİLEDİĞİ YERDE İDDETİNİ TAMAMLAR

3473- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, “ İddetini ailesi yanında veya dilediği yerde tamamlar” ayetini Bakara sûresi 240. ayeti neshetmiş yani hükmünü ortadan kaldırmıştır. (Ebû Davud, Talak: 45; Buhârî, Talak: 41)

62- İDDET SÜRESİ NE ZAMAN BAŞLAR

3474- Ebu Said el Hudri’nin kızkardeşi Furey’a binti Malik anlatıyor: “Kocam Kaddumda öldü Peygamber (s.a.v)’e gelip evimin çok uzakta olduğunu söyledim. Rasûlullah (s.a.v) ona izin verdi sonra onu çağırıp evinde dört ay on gün iddet süresi bitinceye kadar bekle” buyurdu. (Tirmizî, Talak: 18; İbn Mâce, Talak: 8)

63- MÜSLÜMAN OLMAYAN ÖLÜLERE YAS TUTULUR MU?

3475- Zeyneb binti Seleme (r.anha)’dan aktarıldığına göre, şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v) hanımlarından Ümmü Habibe’nin yanına girdim babası Ebu Süfyan b. Harb vefat etmişti. Ümmü Habibe hizmetçisine güzel koku getirtti ve ondan biraz alıp yanaklarına sürdü ve şöyle dedi: Vallahi koku sürünmeye ihtiyacım yok fakat, Rasûlullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının herhangi bir ölüye üç günden fazla yas tutması ve süslenmemesi helâl değildir ancak kocası için dört ay on gün yas tutar ve süslenmez.” (Buhârî, Talak: 45; Tirmizî, Talak: 18)

3476- Zeyneb binti Seleme (r.anha) diyor ki: Kardeşi öldüğünde Zeyneb binti Cahş’ın yanına gitmiştim, Zeyneb koku getirdi ve ondan süründü sonra şöyle dedi: Vallahi süslenmeye hiç ihtiyacım yok ama Rasûlullah (s.a.v)’in minberde şöyle söylediğini işittim: “Allah’a ve ahirete inanan bir kadının kocası dışında bir ölüye üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Ancak kocasına dört ay on gün yas tutup süslenmeyebilir.” (Buhârî, Talak: 45; Tirmizî, Talak: 18)

3477- Zeyneb (r.anha) şöyle demiştir: Ümmü Seleme’den işittim şöyle diyordu: Bir kadın Rasûlullah (s.a.v)’e geldi ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kızımın kocası öldü. Onun gözünden şikayeti var acaba sürme çekebilir mi?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de şöyle buyurdu: “Hayır çekemez zaten bu süre dört ay on gündür. Sizler cahiliyye devrinde bir yıl bekler sonra deve tezeği atarak matemden çıkardınız.” Ravi Humeyd diyor ki: Zeyneb’e: “Sene sonunda deve tezeği atmak ne anlama geliyor?” dedim. O da şöyle dedi: “Cahiliyye döneminde bir kadını kocası ölürse o kadın küçük, dar bir odaya girer en kötü elbiselerini giyer ne güzel koku ne de başka şeyler kullanmazdı. Daha sonra bir yıl bitince kadının yanına merkeb, koyun, veya kuş cinsinden bir hayvan getirilir ve o hayvanı o kadın kendi vücuduna sürterdi. O sürttüğü hayvan sürtüle sürtüle sonunda ölürdü. Sonra o kadın odasından çıkar ve eline bir deve tezeği verilirdi. Kadın da onu fırlatıp atardı. Bundan sonra da dilediği gibi süslenir ve koku sürebilirdi.” (Buhârî, Talak: 45; Tirmizî, Talak: 18)

64- YAS TUTAN İDDET BEKLEYEN KADIN ÇEKİCİ ELBİSE GİYEMEZ

3478- Ümmü Atiyye’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bir kadın kocasının ölümü hariç hiçbir ölen için üç günden fazla yas tutamaz ancak kocası için dört ay on gün yas tutabilir. Bu arada süslenmek sayılan boyalı elbiseler ve kumaşlar giyemez, sürme çekemez, taranıp güzelliğini ortaya koyamaz, güzel koku da sürünemez. Ancak, hayızdan temizlendiğinde bir parça; kust ve azfar kokusu sürebilir.” (Ebû Davud, Talak: 46; Buhârî, Talak: 48)

3479- Peygamber (s.a.v)’in hanımlarından Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kocası ölen kadın çekicilik özelliği olan sarı renkli elbise giyemez, kırmızı elbise giyemez, kına yakınamaz, sürme çekemez.” (Ebû Davud, Talak: 46; Buhârî, Talak: 48)

65- İDDET BEKLEYEN KADIN KINA KULLANABİLİR Mİ?

3480- Ümmü Atiyye (r.anha)’dan rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahirete inanan bir kadının kocası hariç bir ölünün arkasından üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Cazibeli elbise giyemez, kına ve sürme kullanamaz.” (Buhârî, Talak: 48; Ebû Davud, Talak: 45)

66- İDDET BEKLEYEN, SABUN (SİDR) KULLANABİLİR

3481- Ümmü Hâkim binti Esîd (r.anha) annesinden naklediyor. Onun kocası ölmüştü, göz ağrısından şikayeti vardı ve sürme çekmek istiyordu. Bu sebeple cariyesini Ümmü Seleme’ye göndererek sürme çekmenin hükmünü sordu. Ümmü Seleme’de: Mecbur kalmadıkça sürme çekemez şöyle ki: Ebu Seleme vefat ettiğinde ben gözüme sabır otu sürmüştüm o arada Rasûlullah (s.a.v) yanıma gelerek: “Ey Ümmü Seleme! Bu nedir?” diye sordu. Ben de: “Bu sabır otudur, onun kokusu yoktur” dedim. Rasûlullah (s.a.v): “O gözü ve yüzü renklendirip güzelleştiriyor, onu ancak gece kullan saçını tarayıp güzel kokular ve kına sürme çünkü onlar güzelleştirici, kadının çekiciliğini artıran boya cinsindendir” buyurdu. “Peki ne ile saçlarımı taramalıyım Ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. “Sidr (bir nevi sabun) bolca kullanabilirsin” buyurdu. (Ebû Davud, Talak: 45)

67- İDDET BEKLEYEN SÜRME ÇEKEMEZ

3482- Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Kureyş’ten bir kadın Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kızımın gözü ağrıyor ona sürme çekebilir miyim?” diye sormuştu. Kızının kocası ölmüştü. Rasûlullah (s.a.v): “Dikkat edin dört ay on gün bekleyecek. Sürünemez” buyurdu. Annesi: “Onun gözlerinin bozulmasından korkuyorum bu sebeple sürme kullanayım mı?” dedi. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Hayır dört ay on gün bekleyecek ve hiçbir şey sürünmeyecek süre dolunca sürünebilir” buyurdu ve ekledi: “Sizden biriniz cahiliyye döneminde ölen kocası için bir yıl matem tutup bekliyordu, senenin sonunda bir deve tezeği atarak matemden kurtuluyordu.” (Ebû Davud, Talak: 46; Buhârî, Talak: 48)

3483- Zeyneb binti ebî Seleme (r.anha) annesinden naklediyor. Bir kadın Peygamber (s.a.v)’e gelip kocası ölen kızının gözlerinden şikayeti olduğunu ve sürme çekip çekemeyeceğini sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de şöyle buyurdu: “Sizler cahiliyye döneminde bir yıl matem tutar sene bitiminde de deve tezeği atarak matemden çıkardınız. Bu İslâm’da dört ay on gündür” (Sabrediniz bakalım). (Buhârî, Talak: 46; Ebû Davud, Tahara: 46)

3484- Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivâyete göre, Kureyşten bir kadın Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek; şöyle dedi: “Kızımın kocası öldü, kızımın gözlerinin bozulmasından korkuyorum, kızım da sürme çekmek istiyor.” Rasûlullah (s.a.v)’de şöyle buyurdu: “Sizden biriniz cahiliyye döneminde bir yıl bekleyip sene sonunda deve tezeği atarak yas tutmayı bitirirdi. Bu, İslâm da dört ay on gündür.” Humeyd b. Nafi diyor ki: “Bir sene beklemek nedir?” diye sordum, şöyle cevap verdi: “Cahiliyye döneminde bir kadın kocası öldüğünde evinin en kötü bir köşesine gider, bir sene doluncaya kadar orada beklerdi. Sene bitince bir deve tezeği atar ve matemden çıkmış olurdu.” (Buhârî, Talak: 46; Ebû Davud, Tahara: 46)

3485- Zeyneb (r.anha)’dan rivâyete göre, kocası ölen bir kadın Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe’ye iddet süresi içersinde sürme çekip çekemeyeceğini sordu. Ümmü Seleme dedi ki: Bir kadın Peygamber (s.a.v)’e gelip aynı şekilde sormuştu. Rasûlullah (s.a.v) ona şöyle buyurmuştu: “Sizden biriniz cahilliyye döneminde kocası ölünce bir yıl evinde bekler sonra arkasına bir deve tezeği atarak matemden çıkardı. Fakat bu İslâm’da sadece dört ay on gündür, bu süre bitinceye kadar sürme çekme!” (Buhârî, Talak: 46; Ebû Davud, Tahara: 46)

68- İDDET BEKLEYEN KUST VE AZFAR SÜRÜNEBİLİR

3486- Ümmü Atiyye (r.anha)’dan rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) kocası ölen kadının hayızdan temizlendiğinde kullanması gereken kokulardan olan “Kust ve azfarın” kullanımına izin vermiştir. (Buhârî, Talak: 46; Ebû Davud, Tahara: 46)

69- HANGİ AYET HANGİSİNİN HÜKMÜNÜ KALDIRMIŞTIR

3487- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, (Bakara 234. ayeti) vaziyyet ayeti olan dörtte bir sekizde bir şeklindeki (Nisâ 12. ayet)’iyle hükmü kaldırılmıştır. “İddet süresinin dört ay on gün olması da ayetteki bir yıl hükmünü kaldırmıştır.” (Buhârî, Talak: 41; Ebû Davud, Talak: 43)

3488- İkrime (r.a)’den rivâyete göre, (Bakara 240. ayeti) yine (Bakara 234. ayetiyle) hükmü kaldırılmıştır. (Buhârî, Talak: 41; Ebû Davud, Talak: 43)

70- NAFAKA VE MESKEN GEREKMEYEN DURUMLAR

3489- Abdurrahman b. Asım (r.a) Fatıma b. Kays’tan naklediyor. Fatıma Mahzum oğullarından birinin nikahında idi. Kocası onu üç talakla boşadı ve savaşlardan birine katıldı. Savaşa giderken de vekil bıraktığı kimseye bir miktar nafaka vermesini emretti. Fakat Fatıma verilen bu nafakayı az buldu. Rasûlullah (s.a.v)’in hanımlarından birini yanına gitti. O oradayken Rasûlullah (s.a.v)’de onların yanına geliverdi. Hanımı: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu, Fatıma b. Kays’tır; kocası olan falan kimse onu boşamıştır ve az bir miktar da nafaka göndermiştir. Fakat Fatıma onu az bularak reddetmiştir. Kocası verdiği bu nafakanın şart olmadığını da söylemiş.” Rasûlullah (s.a.v): “Kocası doğru söylemiş” buyurdu ve Fatımaya: “Ümmü Gülsüm’ün evine git iddet müddetini orada tamamla” buyurdu. Sonra da: “Ümmü Gülsüm’ün gelip gideni pek çoktur, sen Abdullah b. Ümmü Mektum’un evine git o gözleri görmeyen biridir” buyurdu. Fatıma, Abdullah’ın evine gitti. İddeti bitinceye kadar orada kaldı sonra kendisine Ebu Cehm ve Muaviye b. ebî Süfyan dünürcü oldular. Fatıma, Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek bu konuları danıştı. Rasûlullah (s.a.v): “Ebu Cehm ki; senin adına ondan ben korkarım, asasını çok kullanıp kadınları döver. Muaviye ise; malı mülkü olmayan birisidir” buyurdu. Sonunda Fatıma Üsâme b. Zeyd ile evlenmişti. (Buhârî, Talak: 40; Müslim, Talak: 6)

3490- Ebu Seleme b. Abdurrahman (r.a) Fatıma binti Kays’tan naklederek şöyle diyor: Fatıma, Ebu Amr b. Hafs b. Mugıre’nin nikahlısıydı, üç talakla Fatıma’yı boşadı. Fatıma Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek, kocasının evinden çıkması için fetva istedi. Rasûlullah (s.a.v)’de: “İbn Ümmü Mektum’un evine taşınarak orada kalmasını” emretti. Mervan, boşanmış kadının evinden çıkması konusunu tasdik etmekten çekindi. Urve diyor ki: “Aişe’de, Fatıma’nın evinden çıkmasını hoş karşılamamıştı.” (Buhârî, Talak: 40; Müslim, Talak: 6)

3491- Fatıma binti Kays (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kocam beni üç talakla boşamıştır. Başıma bir tehlike gelebileceğinden korkuyorum” dedi. Rasûlullah (s.a.v)’de ona, başka bir yere taşınmasını emretti, o da oraya taşındı. (Buhârî, Talak: 40; Müslim, Talak: 6)

3492- Şa’bî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Fatıma binti Kays’ın yanına girdim ve Rasûlullah (s.a.v)’in kendisi hakkında verdiği hükmü sordum. Anlattığına göre, kocası onu kesin olarak üç talakla boşamıştı. Kalacak yer ve nafaka konusunda kocasının vekilini Rasûlullah (s.a.v)’e şikayet etmişti. Fatıma diyor ki: Rasûlullah (s.a.v) benim için ne mesken ne de nafaka olmadığını söyledi ve Ümmü Mektum’un evinde iddetimi tamamlamamı emretti. (Buhârî, Talak: 40; Müslim, Talak: 6)

3493- Fatıma binti Kays (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Kocam beni boşadı ben de başka bir yerde kalmak istedim. Rasûlullah (s.a.v)’e geldim, Rasûlullah (s.a.v): “Amca oğlun Amr b. Ümmü Mektum’un evine taşın, iddetini orada tamamla” buyurdu. Fatıma bunu nakledince Esved bir avuç toprak alıp, Fatıma’nın üzerine attı ve: Yazık sana böyle bir şeyi hadis imiş gibi bize naklediyorsun dedi. Ömer diyor ki: Aynı şeyi Rasûlullah (s.a.v)’den duyan iki kişiyi şahid olarak getirirsen ne güzel yoksa biz Allah’ın Kitab’ını bir kadının sözü üzerine terk edemeyiz. Çünkü Allah, boşanan kadınlar hakkında (Talak sûresi 1. ayeti)’nde: “…Onları evlerinden çıkarmayın” buyuruyor. (Buhârî, Talak: 40; Müslim, Talak: 6)

71- KOCASI ÖLEN KADIN BAZI İŞLERİ İÇİN DIŞARI ÇIKAR MI?

3494- Câbir (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Câbir’in halası boşanmıştı. Kendisine ait bir hurma bahçesine giderken bir adamla karşılaştı. O da dışarı çıkmasını yasakladı. Bunun üzerine kadın Rasûlullah (s.a.v)’e geldi. Rasûlullah (s.a.v): “Çık ve hurmanı topla, ola ki tasadduk edersin ve böylece bir hayır yapmış olursun” buyurdu. (Müslim, Talak: 6; Ebû Davud, Talak: 41)

72- KESİN BOŞANAN KADINLARA NAFAKA YOKTUR

3495- Ebu Bekir b. ebî Cehm (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ben ve Ebu Seleme Fatıma binti Kays’ın yanına girdim şunları anlattı: “Kocam beni boşadı. Bana ne mesken ne de nafaka bıraktı, amca oğluna benim için sadece on kafiz yiyecek bırakmıştı, onun da beşi arpa beşi de hurma idi. Hemen Rasûlullah (s.a.v)’in yanına geldim durumu ona haber verdim. Rasûlullah (s.a.v): “Doğru söylemiş” buyurdu ve falan kimsenin evinde iddetimi tamamlamamı emretti. Ravi diyor ki: Kocası onu geri dönülmeyecek şekilde kesinlikle boşamıştı. (Müslim, Talak: 6; Buhârî, Talak: 39)

73- KESİN BOŞANAN KADIN HAMİLE OLURSA DURUM DEĞİŞİR Mİ?

3496- Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe (r.a)’den rivâyete göre, Abdullah b. Amr b. Osman, Said b. Zeyd’in kızı -ki annesi Hamne binti Kaystır- kesinlikle boşamıştı. O kadının teyzesi Fatıma binti Kays, Abdullah b. Amr’ın evinden taşınmasını emretti. Mervan bunu duyunca o kadına haber göndererek evine dönmesini ve iddeti bitinceye kadar orada kalmasını emretti. Bunun üzerine bu kadın Mervan’a haber göndererek teyzesi Fatıma binti Kays’ın kendisine böyle fetva verdiğini ve kocasından boşandığında kendisine Rasûlullah (s.a.v)’in böyle yapmasını bildirdiğini aktardı. Bunun üzerine Mervan, Kabîsa b. Züeyb’i; Fatıma’ya gönderip bu konuyu sordurdu. Fatıma şöyle anlattı: “O, Ebu Amran nikahında idi. Rasûlullah (s.a.v), Ali b. Ebî Talib’i Yemen’e emir olarak gönderdiğinde ebu Amr’da onunla beraber gitmişti ve oradan Fatıma’nın son talakını da göndermişti. Ayrıca Haris b. Hişam ile Ayyaş b. Ebî Rabia’ya ona nafaka vermelerini de emretti. Fatıma, Haris ve Ayyaş’a haber göndererek, kocasının kendisine verilmesini emrettiği nafakasını istedi. Onlar: “Biz de sana verilecek nafaka yok hamile olsaydın verirdik, bizim meskenimizde de ancak bizim iznimizle kalabilirsin” dediler. Fatıma daha sonra Rasûlullah (s.a.v)’e gitti ve durumu anlattı Rasûlullah (s.a.v) o ikisinin sözleri doğru buldu. Fatıma diyor ki: “O zaman ben nereye gidebilirim? Ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “İbn Ümmü Mektum’un yanına git. O a’ma birisidir. Allah, Kitab’ında onun yüzünden beni azarlamıştır.” Ben de onun evine taşındım, onun evinde dış elbisemi de çıkarabiliyordum. Rasûlullah (s.a.v), onu Üsâme b. Zeyd ile evlendirinceye kadar onun evinde iddetini doldurmuştu. (Müslim, Talak: 6; Buhârî, Talak: 39)

74- HAYIZ SÜRESİ VE ÖZÜR KANI

3497- Urve b. Zübeyr (r.a)’den rivâyete göre, Fatıma binti Ebu Hubeyş şöyle anlatıyor: Bizzat kendisi Rasûlullah (s.a.v)’e geldi ve hayız günleri dışında gelen kandan şikayette bulundu. Rasûlullah (s.a.v) ona: “Bu damardan gelen bir kandır. Dikkat et hayız olduğunda namaz kılma! Hayız kanı kesildiğinde temizlen ve diğer hayız zamanına kadar namazını kıl” buyurdu. (Buhârî, Hayz: 9; Tirmizî, Tahara: 93)

75- ÜÇÜNCÜ BOŞAMADAN SONRA BİR DAHA BİRLEŞİLEMEZ

3498- İbn Abbas (r.a)’dan rivâyete göre, (Bakara 106. ayet) ve (Nahl 101. ayeti) (Ra’d 39.) ayetleri hakkında Kur’anda hükmü değiştirilen ilk şey kıbledir dedi. Ayrıca (Bakara 228.) ayeti hakkında da: “Bir adam karısını bir veya iki boşamada tekrar karısına dönebilir ama üçüncü de dönemez” hükmü de (Bakara 229. ayetiyle) kaldırılmıştır. (Ebû Davud, Talak: 41)

76- TALAK SAYILMAYAN ŞEYLER VE DÖNÜLEBİLEN TALAK SAYISI

3499- Yunus b. Cübeyr (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer’den işittim şöyle diyordu: Karım hayızlı iken onu boşadım. Bunun üzerine babam Ömer, Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek durumu anlattı. Rasûlullah (s.a.v): “Ona söyle karısına dönsün, karısı hayızdan temizlendiğinde dilerse onu boşayabilir” buyurdu. Yunus b. Cübeyr diyor ki: İbn Ömer’e: O hayızlı iken yaptığını talak olarak saydın mı?” deyince şöyle dedi: “Buna ne engel var kişi aciz ve ahmak olursa o başka…” (Müslim, Talak: 1; İbn Mâce, Talak: 2)

3500- Nafi (r.a) İbn Ömer’den naklediyor. İbn Ömer karısını hayızlı iken boşamış dediler. Bunun üzerine Ömer, durumu Peygamber (s.a.v)’e sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de şöyle buyurdu: “Ona söyle karısına dönsün, ikinci bir hayız oluncaya kadar beklesin hayızdan temizlendiğinde dilerse onu boşasın dilerse onu tutsun ve evlilik hayatı devam etsin. İşte bu Allah’ın emrettiği şekilde yapılan boşama şeklidir. Allah onları iddet (Temizlik) günlerini gözeterek boşayın buyuruyor.” (Müslim, Talak: 1; İbn Mâce, Talak: 2)

3501- Nafi (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer’e karısını hayızlı durumda boşayan kişi hakkında sorulduğunda şöyle derdi: Bir kimse karısını bir veya iki defa boşarsa, Rasûlullah (s.a.v) o kimseye tekrar karısına dönmesini ve birlikte olmalarını emrederdi. İkinci bir hayız görüp tekrar temizleninceye kadar tutmasını ve ona hiç dokunmadan boşamasını emrederdi. Eğer karısını üç talakla boşamışsa ve tekrar dönmek istiyorsa, o zaman Allah’ın boşama konusundaki emrine isyan etmiş olursun böyle bir durumda hanımın senden bir daha dönemeyeceğin şekilde boşanmış olur. (Müslim, Talak: 1; İbn Mâce, Talak: 2)

3502- Sâlim, İbn Ömer (r.a)’den naklediyor. İbn Ömer karısını hayızlı iken boşamıştı. Rasûlullah (s.a.v) ona emretti o da karısına döndü. (Müslim, Talak: 1; İbn Mâce, Talak: 2)

3503- Abdullah b. Ömer (r.a)’den rivâyete göre, kendisine karısını hayızlı iken boşayan kimse hakkında sorulunca şöyle dedi. “Sen, Abdullah b. Ömer’i tanıyor musun?” O adam: “Evet” dedi. O zaman İbn Ömer’i o karısını hayızlı iken boşamıştı; babası Ömer, Peygamber (s.a.v)’e gelerek durumu anlattı. Rasûlullah (s.a.v)’de İbn Ömer’e temizleninceye kadar tekrar karısına dönmesini emretti dedi. (Müslim, Talak: 1; İbn Mâce, Talak: 2)

3504- İbn Ömer (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v), Hafsa’yı boşamış sonra tekrar ona dönmüştü -Allah en iyisini bilir- (İbn Mâce, Talak: 1; Ebû Davud, Talak: 38)





© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam