Muvatta > ORUÇ KİTABI

 

islam



1. Oruca Başlarken Ve Bitirirken Hilâle Göre Hareket Edilmesi

Ramazan Ve Bayramların Tesbitinde Benimsenen Müşterek Konferans Kararları

2. Şafaktan Önce Oruca Niyetlenmek

3. İftarda Acele Edilmesi

4. Ramazan Orucuna Cünüp Başlamak

5. Oruçlunun Hanımını Öpebilmesi

6. Oruçlunun Hanımını Öpmesine Müsaade Edilmeyen Haller

7. Seferde Oruç Tutulması

8. Ramazanda Sefere Çıkan Veya Seferden Dönenin Hareket Tarzı

9. Ramazan Orucunu Bozmanın Kefareti

10. Oruçlu Kan Aldırabilmesi

11. Aşura Günü Oruç Tutulması

12. Ramazan Ve Kurban Bayramlarında Oruç Tutulması

13. Aralıksız Birkaç Gün Hiç İftar Etmeden Oruç Tutmak (Savm-I Visal)

14. Hataen Adam Öldüren Ve Zihar Yapanın Kefareti

15. Oruçlu İken Hastalanmak

16. Oruç Nezri Olanın Nafile Tutabilmesi, Ölünün Yerine Oruç Tutulması

17. Orucun Kazasını Veya Kefaretini Gerektiren Haller

18. Nafile Orucun Kazası

19. Bir Mazeretten Dolayı Ramazan Orucunu Tutamayanın Fidye Ödemesi

20. Orucun Kazasıyle İlgili Bir Rivayet

21. Yevm-İ Şek'de Tutulan Orucun Hükmü

22. Oruçla İlgili Muhtelif Rivayetler







18 ORUÇ KİTABI


1. Oruca Başlarken Ve Bitirirken Hilâle Göre Hareket Edilmesi [1]


1. Abdullah b. Ömer'den: Resûlullah (s.a.vj, sözü Ramazana getirerek: «Hilâli görmeden oruca başlamayın, yine hilâli görmeden bayram yapmayın. Şayet hava bulutlu olursa ayı otuz güne tamamlayın.» buyurdu.[2]



2. Abdullah b. Ömer'den: Resûlullah fs.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Ay yirmi dokuz çekebilir, hilâli görmeden oruca başlamayın, hilâli görmeden bayram da yapmayın. Şayet Ramazanın son günü hava bulutlu olursa ayı otuz güne tamamlayın.»[3]

Gerçi, «İHTİLAF-I METALİ»a itibar eden, fıkhı görüş açısından konuya bakıldığı zaman, bu konudaki ayrılığı tabiî karşılamak mümkündür. Ancak, hemen ifade etmeliyiz ki, bugün bu konuda görülen ayrılık, «İHTİLAF-I META-Lî»a itibar etmekten meydana gelmemektedir. Hilâlin tesbitinde uygulanan farklı metotların meydana getirdiği bir ayrılıktır. Ancak, kabule mecburuz ki, «İHTİLAF-I METALİ»a itibardan dolayı meydana gelmiş de olsa, günümüz müslumanlarının ayrılığa tahammülü yoktur. Çünkü, biraz önce de belirttiğimiz gibi, dünyamız küçü]müş,mesafeler kısalmıştır. Çok seri haberleşme ve ulaşım imkânları sayesinde, dünyanın herhangi bir noktasında meydana gelen bir olay, bu noktaya en uzak köşesinde bile, anında duyulabilmektedir. Bir İslâm Ülkesinde bayram yapılırken^ bir başka İslâm Ülkesinde oruca devam edilmesi, «İHTİLAF-I METALİ»a itibar eden fikhî görüşe dayanılmış da olsa, müs-lüman toplumları izahı mümkün olmayan bir sonuçla karşı karşıya getirmektedir. Aslında, çok iyi bildiğimiz gibi; Hanefî, Maliki ve Hanbelî Mezheplerinin cumhur-ı fukahası «İHTİLAF-I METALλa itibar edilmemesi, hilâlin bir yerde sübutu halinde bütün İslâm Dünyasının bu sübuta göre amel etmesi görüşündedir. Şafiî mezhebinde de aynı görüşü benimseyen fakihler vardır. O halde, bu ayrılığı ortadan kaldırmak hepimiz için önemli bir görev olmaktadır.

Bu konuda özellikle Avrupa ülkelerinde çalışan ve değişik İslâm Ülkelerine mensup bulunan müslümanlar, daha güç durumdadır. Bunların bir kısmı, kendi ülkelerine uymakta, diğer bir kısmı, başka ülkelerin ilânına itibar etmekte, böylece aynı şehirde yaşayan, aynı dine, hatta aynı millete mensup olan müslümanlar, ayrı günlerde oruca başlamakta ve bayram yapmaktadır. Bunlar içinde kırıcı ithamlarda bulunanlar ve farkında olmadan fitneye yol açanlar da pek çoktur. Bu halin onları, gayr-ı müslimler karşısında güç bir duruma sokmuş olması da ayrı bir gerçek ve ayrı bir acıdır.

Yabancı ülkelerde çalışan müslüman işçisi, kendisine müslüman olmayanlar tarafından sorulan «Siz hepiniz aynı dinin mensupları değil misiniz? Niçin aynı günde bayram yapmıyorsunuz?» sorusuyla karşı karşıya gelmekten kurtarılmalıdır. Bu konuda en yakın geçmişteki, Ramazan, Şevval ve Zilhicce hilâllerinin tesbitini örnek olarak ele almak istiyorum.

Yüksek malûmları olduğu üzere, 1398 H. -1978 M. yılı Ramazan orucuna bazı İslâm Ülkelerinde (Meselâ: Türkiye, Afganistan, Fas ve Nijerya'da) 6 Ağustos 1978 Pazar günü başlanmışken, diğer bazıları (meselâ: Mısır, Suudî Arabistan, Lübnan, Suriye gibi ülkelerde) oruca 5 Ağustos Cumartesi günü girilmiştir. İslâm Ülkelerinin büyük çoğunluğu 5 veya 6 Ağustos günlerinde bölünerek oruca başlarken, 4 ve 7 Ağustos günleri Ramazan'a giren ülkeler de vardır. Büyükelçiliklerden aldığımız bilgiler bizi yanıltıcı nitelikte değilse, Irak ve Kuveyt'deki müslümalar, 4 Ağustosta oruca niyyet etmişler, Pakistan'daki müslüman kardeşlerimiz ise, oruç tutmağa 7 Ağustos günü başlamışlardır. «İHTİLAF-I METALλa itibar eden fıkhî görüş savunulsa bile, bu tablo karşısında İslâm Dünyasının hazin durumunu görmemek mümkün değildir. 1398 H. /1978 M. yılı Şevval hilâline gelince:

Aynı hazin sonuç, bu hilâlin ilanı konusunda da ortaya çıkmıştır. Şöyle ki: Bazı ülkelerde 2 Eylül akşamı Şevval hilâli görülmüş gibi, 3 Eylülde bayram yapılmış, diğer bazı ülkelerde ise, aynı gün oruca devam edilerek, bayrama bir gün sonra (4 Eylülde) girilmiştir. Kesin tesbitlerimiz olmamakla beraber, Ramazan'a girişlerine bakarak, bazı ülkelerde de 2 ve 5 Eylül günlerinde bayram yapıldığım söylemek mümkündür. Yine bu yıl, Zilhicce hilalinin tesbitinde ve kurban bayramının ilânında karşılaşılan sonuç, Ramazan ve Şevval hilâllerinin durumundan farklı olmamıştır. Bazı İslâm ülkelerinde 31 Ekim akşamı Zilhicce hilâli görülmüş gibi 1 Kasım tarihi 1 Zilhicce olarak ilân edilirken,diğer bazılarında 2 Kasım günü 1 Zilhicce olarak kabul ve ilân edilmiştir.

Kesim kanaatimiz olur ki, bu ayrılık, «İHTİLAF-I METALİ»'dan doğan bir ayrılık değildir. Bu ülkelerde hilâl gözlenmesi ve tesbitinin yol açtığı bir ayrılık da değildir. Şu veya bu ülkelerin hilâli bizzat gözleyerek ve sadece bu gözlem olarak ilân ettiklerini, diğerlerinin ise, bunu yapmadıkları için yanlış yolda olduklarını iddia etmek de imkânsızdır. İhtilâfın temelinde, İslâm ülkelerinde uygulanan farklı metotlar yatmai da bir yolculuğa çıkmıştık. Oruç tutanlar tutmayanları, tutmayanlar da tutanları hiç ayıplamadılar.[46]



24. Hişam'ın babası Urve'den: Hamza b. Amr cl-Eslomi, Hi, Peygambere:

«— Ya Resulallah! Ben oruç tutan biriyim, seferde do tutabilir miyim?» diye sordu. Resûlullah (s.a.v.):

«— İstersen tut, istemezsen tutma.» buyurdular.[47]

25. Nafi'den: Abdullah b. Ömer, seferde hiç oruç tutmazdı.[48]



26. Hişam, Babası Urve'den rivayet ederek der ki: Urvt, Ramazan'da sefere çıkardı. Biz de beraberinde giderdik; Urvt oruç tutar biz tutmazdık. Bize oruç tutun diye emretmezdi.[49]



8. Ramazanda Sefere Çıkan Veya Seferden Dönenin Hareket Tarzı


27. imam Malik1 ten: Duyduğuma göre Ömer b. Hattab Rama-zan'da bir yolculuğa çıktığı zaman, şayet Ramazanın birinci günü Medine'de olabilecekse oruca niyetlenirmiş.

îmam Malik'den: Ramazanda yolculuğa çıkmış olan bir kimse içinde bulunduğu günün sabahı tan yeri ağardıktan sonra eve döneceğini bilse oruca niyetlenir.

îmam Malik der ki: Bir kimse Ramazanda yolculuğa çıkmak istese, henüz daha memleketinden ayrılmadan şafak sökse, o gün akşama kadar orucunu tutar.

îmam Malik: Bir adam bir yolculuktan dönüşte o gün oruç tutmasa, karısı da hayızdan henüz yeni kesildiği için Ramazan orucuna başlamamış olsa, adam dilerse karısıyla cinsi münasebette bulunabilir.



9. Ramazan Orucunu Bozmanın Kefareti


28. Ebû Hüreyre'den: Adamın biri Ramazanda orucunu bozmuştu. Resûlullah (s.a.v.) ona ya bir köle azat ederek, ya iki ay devamlı oruç tutarak, ya da altmış fakiri doyurarak kefaret vermesini emretti. Adam:

«— Bulamam.» deyince Resûlullah'a (s.a.v.) bir sele hurma getirilmişti:

«—Al bunu tasadduk et.» buyurdu. Adam:

«Ya Resûlallah! Benden daha muhtaç kimse yok.» deyince Resûlullah (s.a.v.) yan dişleri görülecek şekilde güldü ve:

«— Onu ye!» buyurdu[50].



29. Saîd b. Müseyyeb'den: Resûlullah'a (s.a.v.) bir bedevi geldi. AWam «Mahvoldum!» diyerek başına vuruyor, saçını başını yoluyordu. Resûlullah (s.a.v.) kendisine:

«—Ne bu hal?» diye sordu. Adam:

«— Ramazanda oruçlu iken hanımımla cinsi münasebet yaptım.» dedi. Resûlullah (s.a.v.):

«— Bir köle azat edebilir misin?» diye sordu. Adam: «— Hayır!» dedi. Resûlullah (s.a.v.):

«— Bir dişi deve fidye verebilir misin?» buyurdu. Adam: «— Hayır!» dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber adama:

«— Öyleyse otur!» dedi. Resûlullah'a (s.a.v,) bir sele hurma getirildi.

«—Al bunu tasadduk et.» dedi. Adam:

«— Benden daha muhtaç kimse yok.» deyince Resûlullah

(s.a.v.):

«— Onu ye, eşinle münasebette bulunduğun günün orucunun yerine bir gün kaza et!» buyurdu.

Atâ'dan: Said b. Müseyyeb'e «bir selede kaç hurma var-dır?»diye sordum. «On beş, yirmi sa' arasıdır!» diye cevap verdi.[51]

İmam Malik'den: Alimlerin şöyle dediklerini işittim; Ramazanın kazasını yaparken, gündüz veya başka bir vakitte hanımıy-la cinsi münasebette bulunan kimseye, Resûlullah (s.a.v.) tarafından Ramazanda gündüz cinsi münasebette bulunan kimseye verileceği bildirilen kefaret gerekmez. Sadece orucun kazası gerekir.

îmam Malik şöyle demiştir:£u konuda duyduğum en güzel hüküm budur.



10. Oruçlu Kan Aldırabilmesi


30. Nafi'den: Abdullah b. Ömer oruçlu iken kan aldırırdı. Son-adan bunu terkederek oruçlu iken iftar edinceye kadar kan aldır-nadı.



31. îbn Şihab'dan: Sa'd b. Ebî Vakkas ve Abdullah b. Ömer, aruçlu iken kan aldırırlardı.[52]



32. Hişam b. Urve, babasından naklediyor: O oruçlu iken kan aldırır, sonra oruca devam ederdi. Onu hep oruçlu olarak kan aldırırken gördüm.

îmam Malik şöyle demiştir: Oruçlunun kan aldırması kötü görülmez, ancak zayıf düşme korkusu vardır. Bu da olmazsa, hoş karşılanır. Şayet adamın biri Ramazanda kan aldırır, sonra da orucuna devam ederse bir şey diyemem, o günün kazası da gerekmez. Kan aldırmanın fena karşılanmasının sebebi, orucu şüpheye sokmasındandır. Kim kan aldırır, akşama kadar da orucunu tutarsa, ona bir şey diyemem, o günün ayrıca kazası da gerekmez,[53]



11. Aşura Günü Oruç Tutulması


33. Resûlullah'ın (s.a.v.) hanımı Aişe'den: Kureyşliler, cahi-liyye devrinde Aşure günü oruç tutarlardı. O zaman Resûlullah (s.a.v.)1 da oruç tutardı. Resûlullah (s.a.v.) Medine'ye hicret edince yine oruç tuttu ve tutulmasını da emretti. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra aşure günü orucu terkedildi. Sadece isteyen tuttu, istemeyen tutmadı.[54]



34. Humeyd b. Abdurrahman b. Avf dan: Muaviye b. Ebî Süf-yan haccettiği sene Aşure günü minbere çıkarak:

«— Ey Medine'liler! Alimleriniz nerede? Bugün için ben Resû-lullahın (s.a.v.) 'Bugün aşuredir, size oruç farz değil ama ben oruçluyum. İsteyen tutsun, istemeyen tutmasın,' buyurduğunu duydum.» diyordu.[55]



35. İmam Malik'den: Duyduğuma göre Ömer b. Hattab Haris b. Hişam'a haber göndererek:

«—Yarın aşure günüdür. Onun için ailene oruç tutmalarını emret.» dedi.



12. Ramazan Ve Kurban Bayramlarında Oruç Tutulması


36. Ebû Hüreyre'den: Resûlullah (s.a.v.), Ramazan ve Kurban bayramlarında oruç tutmayı yasakladı.[56]



37. imam Malik'den: Alimlerin; «Resûlullah'in (s.a.v.) oruç utmayı yasak ettiği Ramazan ve Kurban bayramlarında oruç tut-tadıktan sonra devamlı oruç (yıl orucu) tutmakta bir mahzur oktur.» dediklerini duydum.

Bu konuda duyduğum en güzel hüküm budur.



13. Aralıksız Birkaç Gün Hiç İftar Etmeden Oruç Tutmak (Savm-I Visal)


38. Abdullah b. Ömer'den: Resûlullah (s.a.v.) birkaç gün hiç iftar etmeden oruç tutmayı (savm-ı visal) yasakladı. Bunun üzerine Ashap:

«—ya Resûlallah! Siz öyle yapıyorsunuz ya?» deyince:

«— Ben sizin gibi değilim, bana yediriliyor da, içiriliyor da.» buyurdu.[57]



39. Ebû Hüreyre'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Savm-ı visal tutmayın! Savm-ı visal tutmayın!» Bunun üzerine Ashap:

«— Sen öyle tutuyorsun ya Resûlallah!» diye itirazda bulununca Hz. Peygamber:

«— Ben sizin gibi değilim. Ben, rabbim bana yedirdiği ve içirdiği halde geceyi geçiririm.» buyurdu.[58]



14. Hataen Adam Öldüren Ve Zihar Yapanın Kefareti


40, İmam Malik'den: Zıhar [59]yapıp veya hataen adam öldürüp kendisine iki ay aralıksız oruç kefareti farz olan kimse kefaret orucuna başlayınca hastalanıp bayılsa oruca ara verir, iyileşince tekrar küldığı yerden devam eder. Hastalıktan dolayı orucu erteletmez. Bu konuda duyduğum en güzel hüküm budur.

Hataen adam öldürüp farz olan kefareti tutmaya başlayan kadın oruç esnasında hayız görse, o da temizlenince kaldığı yerden orucu devam eder, hayız oldum diye kefaretini ertelemez.

Kendisine iki ay aralıksız kefaret farz olan kimse sadece hastalık ve hayız görme sebepleriyle orucunu bozabilir. Sefer hali kefaret orucuna ara vermek için bir sebep sayılmaz.

Bu konuda duyduklarımın en güzelleri bunlardır.



15. Oruçlu İken Hastalanmak


41. îmam Malik'ten: Alimlerden şöyle duydum: Bir kimse hastalansa, hastalığından dolayı oruç tutmak onu yorsa ve bir hayli güç duruma soksa orucunu bozabilir. Namazda ayakta durması zor olan ve bu yüzden güç durumda kalan kimse de oturarak namazını kılabilir. Allah, kulunun özrünü daha iyi bilir. Allah'ın dini kolaydır.

Allah Teâlâ seferde oruç tutmamaya müsaade etmiştir, halbuki Seferde olan oruca hastadan daha iyi dayanır. Kur'an-ı Kerim'de «Sizden hasta olanlar veya seferî olanlar tutmadıkları günler kadar başka günlerde tutarlar...» buyurul-maktadır.

Duyduğum en güzel rivayet budur. Bu konuda ittifak vardır.

16. Oruç Nezri Olanın Nafile Tutabilmesi, Ölünün Yerine Oruç Tutulması


42. imam Malik'den: Said b. Müseyyeb'e:

«— Bir ay oruç tutmayı adayan kimse nafile oruç tutabilir ii?» diye soruldu. Saîd:

«— Nafileden önce adağını tutsun» cevabını verdi.

îmanı Malikten:

Süleyman b. Yesar'ın da böyle bir fetvasını duymuştum.

Bir kimse köle azat etmeyi, oruç tutmayı, sadaka vermeyi veya eve fidye vermeyi adamış olarak ölse, adağının malından yerine etirilmesini vasiyet etse, sadaka ve deve fidyesi malının üçte irinden verilir. Bunun gibi onlara diğerlerinden öncelik tanınır, lünkü farz olan adaklar nafileler gibi değildir, bu yüzden özellik-i terekenin tamamından değil üçte birinden ödenir. Çünkü bu işinin malının tamamından ödenmesi mümkün olsa o zaman

üzerine bir ömür boyu farz olan ibadetleri ölünceye, mal varislerin oluncaya ve bu ibadetleri artık eda etme imkanı kalmayıncaya kadar geciktirirdi. Belki de bu ödemeler bütün malını kapsardı. Kişinin böyle bir yetkisi yoktu.



43. İmam Malik'ten: Abdullah b. Ömer'e,

«— Bir kimse başka birinin yerine oruç tutabilir veya namaz kılabilir mi?» diye sorulurdu. O da:

«— Bir kimse, başka bir kimsenin yerine ne oruç tutabilir, ne de namaz kılabilir!» cevabını verir



17. Orucun Kazasını Veya Kefaretini Gerektiren Haller


44. Halit b. Eslem'den; Ömer b. Hattab, bulutlu bir Ramazan gününde güneş battı, akşam oldu zannederek orucunu açtı. Biraz sonra bir adam gelerek:

«— Mü'minlerin emiri! Güneş çıktı!» dedi. Bunun üzerine Ömer:

«— Telafisi kolay!» Biz içtihat ettik diye karşılık verdi.[60]

îmanı Malik der ki: Hz. Ömer, "telafisi kolay" sözüyle bize göre —Allah bilir ya— kaza etmeyi, kaza etmenin kolaylığını kasdet-miş ve "yerine bir gün oruç tutarız" demek istemiştir.[61]



45. Nafi'den: Abdullah b. Ömer şöyle derdi: «Hastalık veya yolculuk sebebiyle Ramazan orucunu kazaya bırakan kimse, bıraktığı oruçları tutmaya başlayınca aralıksız tutar.» [62]



46. Ibn Şihab'dan: Abdullah b. Abbas'la Ebû Hüreyre kazaya kalan Ramazan oruçlarının sürekli olarak mı, yoksa aralıklarla da tutabileceği konusunda ihtilafa düştüler. Biri «aralıklarla tutulabilir», diğeri «aralıksız tutulması lâzımdır» dedi. Fakat hangisinin «aralıklı», hangisinin «aralıksız» dediğini hatırlamıyorum.[63]



47. Abdullah b. Ömer'den; Oruçlu iken isteyerek istifra edenin o günkü orucunu kaza etmesi lâzımdır. Elinde olmadan istifra edene kaza lâzım gelmez.[64]



48. Yahya b. Said'den: Saîd b. Müseyyeb'e Ramazan orucunun kazasıyla ilgili bir şey soruldu, O şöyle dedi: «Bana kalırsa en iyisi, kazaya kalan Ramazan oruçlarını başlayınca aralıksız tutmaktır.»

îmam Malik'ten: Kazaya kalan Ramazan oruçlarını aralıklı olarak tutana tekrar kaza etmek gerekmez. Çeşitli günlerde tutmuş olması, borcunu ödemeye yeterlidir. Ama bana kalırsa, en iyisi hepsini peş peşe ara vermeden tutmaktır.

Ramazan orucunu veya kendisine farz olmuş bir orucu tutarken sehven ya da unutarak bir şeyler yiyip içse o günün kazası gerekir.



49. Humeyd b. Kays el-Mekkî'den: Mücahit, Beytullah'ı tavaf ederken ben de yanında idim. Biri kendisine gelerek:

«— Kefaret oruçları peş peşe mi, yoksa aralıklı olarak mı tutulacak?» diye sordu. Bunun üzerine ben hemen:

«— Evet, isterse aralıklarla tutabilir.» diye cevap verdim. Mücahit ise:

«— Hayır, kesintisiz olarak tutar. Çünkü Übey b. Kab kıraa-tında, peşpeşe üç gün, denilmektedir.» diye itiraz etti.

îmanı Malik'ten: Bana kalırsa Cenabı Allah'ın Kur'anda tayin ettiğinin «peşpeşe tutulur» olmasıdır.

îmam Malik'e şöyle bir soru soruldu: «Kadının biri Ramazanda sabahleyin oruçlu olarak kalktı. Ay hali olmadığı halde birden bire saf bir kan boşandı. Tekrar gelir diye akşama kadar bekledi, fakat gelmedi. Ertesi gün tekrar yine bir kan daha geldi, fakat bu seferki ilk gününkinden azdı. Daha sonra bu kan aybaşı günlerinden önce kesildi. Bu durumdaki kadın namazını, orucunu ne yapar? îmam Malik şu cevabı verdi: «Bu hayız kanıdır. Görünce hemen orucunu bozsun, sonradan kaza eder. Kan kesilince gusletsin ve orucunu tutsun.»

Ramazanın son günlerinde müslüman olan bir kimsenin sadece müslüman olduğu günlerdeki orucu mu, yoksa o Ramazamn tamamını mı tutacağı soruldu.

îmam Malik: «Geçenleri kaza etmez, müslüman olduğu günden itibaren başlar. Bana kalırsa da en güzeli müslüman olduğu günü kaza etmesidir.»



18. Nafile Orucun Kazası


50. îbn Şihab'tan: Hz. Aişe ve Hafsa sabahleyin oruçlu olarak kalktılar. Kendilerine yemek getirilmişti, onu yiyerek oruçlarını bozdular. Bu sırada yanlarına Resûlullah (s.a.v.) geldi. Hz. Hafsa hemen Hz. Aişe'den önce söze başlayarak (tam babasının kızıydı):

«—Ya Resûlallah! Aişe ile ben sahurda nafile oruç tutmaya niyet etmiştik, fakat bize birinin yiyecek hediye getirdiğini görünce orucumuzu bozduk! dedi. Resûlullah (s.a.v.):

«— Öyleyse, yerine başka bir gün kaza tutarsınız,» buyurdu.[65]

îmam Malik'ten: Unutarak veya-sehven (yanlışhklajyiyî/? içmek suretiyle nafile orucunu bozan kimseye kaza lâzım gelmez. Fakat nasıl olsa orucum bozuldu diye yemeye içmeye devam etmemeli, o gün akşama kadar orucu tamamlamalıdır. Nafile oruç tutan kimsenin başına orucunu bozmaya mecbur edecek bir hal gelse, ona da kaza lâzım gelmez. Ancak bu durumdaki kimsenin asıl maksadı orucunu bozmak olmamalıdır. Orucunu bozuş sebebi başına gelen özür olmalıdır. Nafile olarak kılınan namaz da böyledir. Şayet namazda elinde olmayan bir sebepten abdesti bozulsa ve tekrar abdest almak imkânsız olsa o namazın kazası gerekmez.

îmam Malik'ten:

Namaz, oruç, hac ve bunlara benzer faydalı ibadetleri nafile olarak tamamlama imkânına sahip olmadıkça bu ibadetleri yapmaya kalkışmamalıdır. Meselâ, bir namaza başlayıp iftitah tekbirini alınca iki rekât kılmalıdır. Oruca başlayınca o gün akşama kadar tutmalıdır. îhrama girince tavafını tamamlamalı, tavafa başlayınca da yedi şavt yapmalıdır. Başlanılan bir ibadeti terk etmeden bitirmesi gerekir. Ancak, insanoğlunun başına gelebilecek hastalıklar ve ibadetinin devamına mani olan mazeretlerden dolayı bırakabilir. Bundan dolayı Cenabı Allah, Kur'an-ı Kerim'in-de:

«—Ramazan gecelerinde beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye yani şafak atıncaya kadar yiyin için.»

buyurmaktadır. O halde başladığı orucu tamamlaması vaciptir.

Yine başka bir ayeti kerimede: «Allah için başladığınız hac ve umreyi tamamlayın»[66] denilmektedir. Çünkü üzerine farz olan haccını ifa eden bir müslümanın başladığı başka bir nafile haccı sonraya bırakması, ihramdan çıkarak yoldan dönmesi doğru değildir. Nafile ibadete başlayan herkes, farz ibadeti tamamladığı gibi onu da bitirmeden bırakmamalıdır.» Duyduklarımın en güzeli budur.[67]



19. Bir Mazeretten Dolayı Ramazan Orucunu Tutamayanın Fidye Ödemesi


51. imam Malik'ten: Duyduğuma göre Enes b. Malik oruç tutamayacak kadar yaşlandığı zaman fidye verirdi. (Tutamadığı her gün için bir fakiri doyururdu.)

imam Malik'ten; Bana kalırsa, tutamadığı oruçlar yerine fidye vermesi icabetmez, iyileşince tutar. Şayet fidye vermesi gerekirse hergün için bir fakire bir Müdd-i Nebi (bir müd, yarım kilo'dur) miktarında yiyecek verir.



52. îmam Malik'ten: Abdullah b. Ömer'e

«—Oruçlu bir hamile kadın, oruç tutmasından dolayı karnın-laki çocuğa bir zarar gelebileceğinden korkarsa ne yapar?» diye soruldu. Abdullah:

«— Oruç tutmaz, tutmadığı her gün için bir fakire bir müd Duğday verir.» cevabını verdi.

imam Malik der ki:

Alimler, Cenab-ı Allah'ın ayeti kerimedeki: «Sizden biri hastalanır veya bir yolculuğa çıkarsa tutmadığı günleri kaza eder» A2emrine dayanarak, ana karnındaki çocuk için duyulan korkunun da bir nevi hastalık olduğunu ve bu sebeple hamile kadının tutmadığı oruçları kaza etmesi gerektiğini savunurlar.



53. Abdurrahman'ın babası Kasım'dan: Her kim kazaya kalan Ramazan orucunu sıhhatine kavuştuğu ve ertesi yılki Ramazan da geldiği halde hâlâ kaza edememişse, kazaya kalan her oruç için bir fakire bir müd buğday verir, ayrıca oruçlarını da kaza eder.

İmam Malik'den; Said b. Cübeyr'in buna benzer bir fetvasını duymuştum.



20. Orucun Kazasıyle İlgili Bir Rivayet


54. Resulullah'ın (s.a.v.) hanımı Hz. Aişe'den: Eğer Ramazanda oruç tutamazsam, kalan orucumun kazasını ertesi sene Şa'ban avında tutabilirdim.[68]



21. Yevm-İ Şek'de Tutulan Orucun Hükmü


55. imam Malik'ten: Duyduğuma göre Şabanın son günü (yevm-i şek) oruç tutmayı âlimler yasakladılar. Şayet bir kimse o gün hilâli görmeden Ramazan orucuna niyet ederse ve sonra da sözüne güvenilir biri gelir, o gün gerçekten Ramazan olduğunu söylerse -oruca başlayan hilâli görmediği için- o günü kaza eder. Alimler yevm-i sekte nafile oruç tutmasında bir sakınca görmediler.

İmam Malik der ki:

Durum bize, göre böyledir. Medine uleması da aynı kanaattedir.



22. Oruçla İlgili Muhtelif Rivayetler


56. Resûlullah'ın (s.a.v.) hanımı Hz. Aişe'den: Resûlullah (s.a.v.), hiç oruçsuz gün geçirmiyor diyemiyeceğimiz kadar oruç tutar, devamlı oruç tutuyor demiyeceğimiz kadar da oruçsuz gün geçirirdi. Ramazan ayından başka hiçbir ayın tamamım oruçlu geçirdiğini görmedim. Şaban ayında tuttuğundan daha fazla da hiçbir ayda oruç tuttuğunu görmedim.[69]



57. Ebû Hüreyre den Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Oruç kalkandır, onun için oruçlu, fena bir söz söylemesin, cahillik yapmasın. Şayet birisi ona elle veya sözle sataşırsa ben oruçluyum! Ben oruçluyum! desin.»[70]



58. Ebû Hüreyre naklediyor: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kuvvet ve iradesiyle yaşadığım Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu Allah indinde miskten daha güzeldir. Bunun için Cenab-ı Allah (kudsî hadiste) şöyle buyurur: «Kulum yemesini, içmesini ve her türlü arzusunu benim için terk ediyor. Oruç ise benim rızam içindir, onun mükâfatını ancak ben veririm. Yapılan her iyiliğin mükâfatı on katından yedi yüz katına kadardır, fakat oruç benim içindir, onun mükâfatını sadece ben verebilirim.»[71]



59. Ebû Hüreyre'den: Ramazan ayı geldiği zaman Cennetin kapılan açılır, cehenneminkiler kapanır, şeytanlar da bağlanır.[72]



60. imam Malikten: Alimlerden duyduğuma göre; Ramazanda oruçlunun gündüzün herhangi bir saatinde misvak kullanmasını mekruh bulmamışlardır. Yine ehl-i ilimden birinin bunu mekruh gördüğünü veya yasakladığını da işitmedim.

imam Malik'ten: Ramazan bayramından sonra altı gün oruç tutan hiçbir âlim ve fakih görmedim. Ashaptan hiçbirinden de bu konuda bir rivayet bana gelmedi. Ancak âlimler, bazı cahillerin bu altı günü Ramazana dahil etmelerinden ve bir bid'at uydurmalarından korkarak bunu mekruh bulmuşlardır. Şayet âlimler bu konuda ruhsat vermiş olsalardı, onların da bayramdan sonra altı gün oruç tuttuklarını görürlerdi.

imam Malik'ten:

Hiçbir âlimin, fakihin ve kendilerine uyulanların cuma günü oruç tutmayı yasak ettiğini görmedim. Cuma günü oruç tutmak iyidir. Ben bazı âlimlerin tuttuğunu gördüm. Öyleki onlar o gün oruç tutmak için âdeta beklerlerdi.




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ramazan ve bayramların belirlenmesi konusunda İslam ülkelerinin birlikteliğini sağlamak üzere Diyanet İşleri

Başkanlığının öncülüğünde 1978 Rü'yet-i Hilâl Konferansı düzenlenmiş ve şu bildiri yayımlanmıştır:

Konferansımızın asıl konusu olan «RÜ'YETİ HİLAL» meselesindeki ayrılıklarla ilgili olarak İslâm Dünyasının birliğini sağlayacak kesin sonuçlara ulaşmak en büyük arzumuzdur.

Bugün burada, üzerinde duracağımız »RÜ'YETİ HÎLAL» konusudur. Ramazan'a girerken, bütün İslâm Üünyası'nda bu konu tartışılır, müslümanlar, kendi ülkelerinden ayrı hareket eden diğer ülkelerin tutumu karşısında şüpheye düşerler, huzursuz olurlar.

[2] Buharı, Savrn, 30/11; Müslim, Sıyâm, 13/3. Aynca bkz. Şeybanî, 346,

[3] Buharı, Savm, 30/11; Müslim, Siyam, 13/9.

[4] Ramazan ve bayramların belirlenmesi konusunda İslam ülkelerinin birlikteliğini sağlamak üzere Diyanet İşleri

Başkanlığının öncülüğünde 1978 Rü'yet-i Hilâl Konferansı düzenlenmiş ve şu bildiri yayımlanmıştır:

Konferansımızın asıl konusu olan «RÜ'YETİ HİLAL» meselesindeki ayrılıklarla ilgili olarak İslâm Dünyasının birliğini sağlayacak kesin sonuçlara ulaşmak en büyük arzumuzdur.

Bugün burada, üzerinde duracağımız »RÜ'YETİ HÎLAL» konusudur. Ramazan'a girerken, bütün İslâm Üünyası'nda bu konu tartışılır, müslümanlar, kendi ülkelerinden ayrı hareket eden diğer ülkelerin tutumu karşısında şüpheye düşerler, huzursuz olurlar.

[5] İbn Abidin, Mecmuatu'r-resail, I, 245. istanbul, 1325.

[6] en-Nevevî, Şerhu Sahihi Müslim, VIII, 188 -189; Beyrut, 1392/1972..

[7] a.g.c, 245.

[8] bkz., a.g.e.,1, 246.

[9] Fatır süresi, 35.

[10] el-Araf sûresi, 54,

[11] Yunus sûrsi, 6-6

[12] er-Iîahman süresi, 5

[13] cl-Buharf, age., II, 229; Müslim, age., II, 579; Miras Kâmil, Tecriıl-i Sarih lerccmesi, VI, 308 (Hadis no: 908) istanbul, 1945.

[14] Bkz. Mustafa Ahmet Ez-Zerka, el-Fıkhü'1-îslâmi ff sevbihil-Cedid, İT, 905, Di mask, 1395/1965

[15] el-Buhari, age., III, 93; Müslim, age:, III, 1346; Malik, el-Muvatta, II, 759, Kahire, 1370/1951.

[16] Bkz. Malik, ago, II, 759.

[17] Müslim, age., IV, 2298; ed-Darimî, age., 1,119.

[18] el-Mergînanî, el-Hidayc maa FeÜri'l-kadir, II, 14, Mısır (Buİak) 1315.

[19] Konu ile ilgili hadisleri topluca görmek için bk., Ebû Cafer'it-Tahavi, Şerhu Meânil-âsar, IV, 4 ve IV, 65-68; eş-Şevkanî, Neylü'l-evtar, V. 202-208, Mısır, 138ÖA961.

[20] Bkz. Kemâl b.Hılmnn, Fet.hu'1-Kadfr, V. 283; M. Ahmet ez-Zerka, age., II, 889-894.

[21] e]-Aynî,umdetü'!-KAri, X, 271, Mısır, ta.

[22] e]-Kurtübî, el-Cfimi li ahkâmil-Kur'an, II, 293, Kahire, 1354/1935.

[23] Muhammedb. Abdi'l Vflhhab cl-Endclû sî, el-azbü'z-Zülâl, I, 244, Katar, 1973; (el-Hidaye Dergisi, 1398/1978, Sayı: 6, Sayfa: 82, Tunus)

[24] el-Azbü'z-Züiâl, I, 249-250, Katar, 1973.

[25] Er-Rahman sûresi, 5.

[26] Yunus Sûresi, 5-6.

[27] el-Bakara Sûresi, 189.

[28] Bu hadis, Munkatı'dır, Ebu Davud (Savm, 14/7) mevsûl olarak rivayet eder. Ayrıca bkz. Tirmizî, Savm, 6/5;Nesaî, Siyam, 22/13.

[29] Hanefi Mezhebine göre, zevale kadar, bir şey yen i İm emiş s e, oruca niyet edilebilir.

[30] Ebu Davud, Savra, 14/71; Tirmizî, Savm, 6/33; Nesaî, Sıyâm, 22/68. Ayrıca bkz. Şeybanî, 372.

[31] Buharı, Savm, 30/45; Müslim, Siyam, 13/9

[32] İbn Abdilber der ki: "Bu hadisin mürsel oluşunda, Malik'ten ihtilaf yoktur." Ayrıca bkz. Şeybani, 364.

[33] Şeybanî, 365.

[34] Müslim, Sıyâm, 13/13. Ayrıca bkz. Şeybanî, 350.

[35] Buharı, Savm, 30/25; Müslim, Sıyâm, 13/78.

[36] Müslim'deki rivayette bu şahsın 'Fadl b.Abbas' olduğu tasrih edilmiştir (Zürkanî Şerhi, 11/216).

Müslim'deki rivayette bu şahsın 'Fadl b.Abbas' olduğu tasrih edilmiştir (Zürkanî Şerhi, 11/216).

[37] Buharı, Savm, 30/22; Müslim, Sıyâm, 13/75. Ayrıca bkz. Şeybanî, 351.

[38] Buharî, Savm, 30/22; Müslim, Sıyâm, 13/78.

[39] Bu badis, bütün ravilerde mürseldir. Ayrıca bkz. Şafiî, Risale, no: 1109; Şeybanî, 352.

[40] Buharı, Savm, 30/24; Müslim, Sıyâm, 13/62.

[41] Şeybanî, 353

[42] Kendine hakim olanların öpmesinde sakınca yoktur. Ancak nefsine güve-nemeyenlerin, öpmemesi efdaldir.

[43] Malik’in rivayeti budur.Mevsul olarak da rivayet edilir:Buhari ,Savm, 30/23 Müslim,Sıyam,13/65

[44] Buhari, savm, 30/I4; Mûslim, Sıyâm, 13/88, Ayrca» bkz, Şeybani, 360.

[45] Müslim, Sıyâm, 13/90.

[46] Müslim, Sıyâm, 13/99.

[47] Buharı, Savm, 30/33 (Ai|@'d@n); Müslim, Sıyâm, 13/104.

[48] Şeybanî, 359.

[49] Bu hadis, Rnmazııııdn t«ftıı çıkan bir kimsenin oruç tutmuyabllaeoğini canlı bir şahittir.

[50] Buharı, Savm, 30/30; Müslim, Sıyâm, 13/81. Ayrıca bkz. Şeybanî, 349. Hanefi Mezhebine göre, kasten yemek, içmek ve cinsî birleşme sonucunda oruç bozmanın cezası bir gün kaza, iki kameri ay oruç tutmak, gücü yetmezse altmış fakiri doyurmaktır.

[51] İbn Abdilber der ki: "Bu hadis, bütün Muvatta ravilerinde böylece mürseldir.

"Hadis, Sahîh yollarla manaca muttasıldır. Ancak, "Bir dişi deve fidye verebilir misin? kısmı mahfuz değildir.

[52] Şeybani ,356.

[53] Şeybani,357.

[54] Buharı, Savm, 30/69; Müslim, Sıyâm, 13/113.

[55] Buharı, Savm, 30/69; Müslim, Sıyâm, 13/126. Ayrıca bkz. Şeybanî, 374.

Hanefi Mezhebi,bu hadisi delil alarak aşure orucunu nafile oruçlardan sayar.

[56] Müslim, Siyam, 13/139. Ayrıca bkz. Şeybanî, 369, 370.

Hanefi Mezhebine göre, teşrik günleri (arefesiyle birlikte kurban bayramının dört günü) oruç tutmak doğru değildir.

[57] Buharı, Savm, 30/20; Müslim, Sıyâm, 13/56, Ayrıca bkz. Şeybanî, 367.

[58] Buharı, Savın, 30/49; Müslim, Sıyâm, 13/58. Ayrıca bkz. Şeybanî, 368. Visal (iki gün ve bir gece yemeden) orucu Hanefi Mezhebine göre mekruhtur.

[59] Zıhar: Kocanın karısına cahiliye devrinden kalma bir âdet olarak "Sen bana anamın sırtı gibisin." demesidir. Bunun sonucunda, keffaret Ödenir.

[60] Şeybanî, 366.

Hanefi Mezhebine göre de, güneş battı zannıyla oruç bozan günün kalan kısmında aynen oruçlu gibi hareket ederek orucunu kaza eder.

[61] 44. Hadiste geçtiği gibi, güneş battı sanarak orucunu bozmasından sonra bu sözü söylemiştir.

[62] Şeybanî, 361.

[63] Şeybanî, 362

Hanefi Mezhebine göre, kaza orucunu aralıksız tutmak efdaldir.

[64] Şeybanî, 358.

Hanefi Mezhebi bu hadisi kusma konusunda delil olarak alır.

[65] îbn Abdilber der ki: "Malik'ten sadece mürsel olarak sahihtir."

Mevsul olarak da rivayet edilir: Ebu Davud, Savm, 14/73; Tirmizî, Savm, 6/13.

[66] Bakara, 2/196.

[67] Şeybanî,363.

[68] Buharı, Savm, 30/40; Müslim, Sıyâm, 13/151.

[69] Buharı, Savm, 30/52; Müslim, Sıyâm, 13/175.

[70] Buharı", Savm, 30/2; Müslim, Sıyâm, 13/1163.

[71] Buharı, Savm, 30/2; Müslim, Sıyâm, 13/163.

[72] Burada hadis, mevkuf olarak yer almıştır. Mevsûl olarak da rivayet edilmiştir: Buharı, Savm, 30/5; Müslim, Sıyâm, 13/1.