Muvatta > KUR'AN-I KERÎM KİTABI

 

islam



1. Kur'an-ı Kerim'e El Süren Kimsenin Abdestli Olması

2. Abdestsiz Olarak Da Kur'an Okunabilmesi

3. Kur'an’ın Hiziplere Ayrılarak Okunmasıyla İlgili Rivayetler

4. Kur’an-ı Kerim'le İlgili Diğer Rivayetler

5. Tilâvet Secdesiyle İlgili Rivayetler

6. İhlas Ve Mülk (Tebareke) Sürelerini Okumanın Fazileti

7. Allah Tealayı Zikretmenin Fazileti

8. Dua İle İlgili Rivayetler

9. Dua Ederken Yapılacak İşlemler

10. Sabah Ve İkindi Namazlarından Sonra Nafile Kılınması









15- KUR'AN-I KERÎM KİTABI


1. Kur'an-ı Kerim'e El Süren Kimsenin Abdestli Olması


1. Abdullah b. Ebî Bekir b. Hazm'den: Resûlullah'ın (s.a.v.) Amr b. Hazm'a yazdığı mektupta şöyle denilmekte idi: «Kur'ân-ı Kerim'e temiz olanlann dışında hiç kimse el süremez.»[1]

îmam Mâlik konu ile ilgili olarak şöyle der: Abdesti olmayan kimse ne kabından ne de başka bir şeyi eline kılıf yaparak musha-fa dokunamaz. Çünkü abdestsiz olarak Kur'an'a dokunması halinde onu kirletme ihtimali vardır. Şayet abdestsiz olarak Kur'an'a el sürmek caiz olsaydı mushafin dışına geçirilen başka bir kap vasıtasıyla ona dokunmak hoş karşılanabilirdi. Fakat Kur'ân-ı Kerim'e hürmet ve tazim için abdestsiz olanınrona el rmesi hoş karşılanmamıştır

.îmam Mâlik başka bir sözünde şöyle der: «Kur'ân-ı Kerim'e iece abdesti olanlar dokunabilir.» (Vakıa: B6/79)ayet-i kerime-'Âbese ve tevalla' süresindeki Cenab-ı Allah'ın şu sözlerinin tef-. i durumundadır: «Dikkat et Kur'an âyetferi'bifer. öğüttür-; dileyenler onları kabul eder, Kur'ân kutsal kılîıimtş> celtilmiş, temiz sahifeler üzerinedir, İyi kimseler, saygı-ger elçilerin eliyle yazılmıştır,» (Abese, 80/11-1 ö)[2]



2. Abdestsiz Olarak Da Kur'an Okunabilmesi


2. Muhammed b. Sîrîn'den: Ömer b. Hattab, Kur'an okuyan bir topluluğun arasında bulunuyordu. Bu arada def-i hacet için oradan ayrıldı sonra dönüp geldi, tekrar Kur'an okumaya başladı. Bunun üzerine adamın biri:

*—Mü'minlerin emîri! Abdestin olmadığı halde Kur'an okuyorsun!» dedi. Hz. Ömer:

«— Sana bu fetvayı kim verdi? Müseyleme mi?» cevabını verdi.



3. Kur'an’ın Hiziplere Ayrılarak Okunmasıyla İlgili Rivayetler


3. Ömer b. Hattab'dan: Kur*an-ı Kerim'den geceleri okumayı âdet edindiği kısmı bir gece okuyamayan onu sabah namazı ile öğle namazı arasındaki vakitte okursa, hem alışkanlığını bozmamış, hem de geceleri Kur'an okuma âdetini zamanında yerine getirmiş sayılır.[3]



4. Yahya b. Saîd'den: Ben ve Habban'ın torunu Muhammed b. Yahya oturuyorduk. Muhammed adamın birini çağırarak:

*— Babandan duyduğunu bana da söyle:» dedi.

Adam: «Babam şunları anlattı!» diyerek babasının anlattıklarını nakletti:

«Zeyd b. Sabit'e gittim. Ona Kur'an-ı Kerim'in bir haftada hat-medilmesi konusunda ne düşündüğünü, sordum. Zeyd: İyi olur.' dedi ve ilave etti: 'Fakat bana kalırsa onbeş veya on günde bir hatim yapmak daha iyidir.' 'Niçin dersen', dedi hemen ben 'niçin', diye sordum. Zeyd şu cevabı verdi: *Her âyet Üzerinde iyice düşünebilmek ve âyet sonlarında gereği kadar durabilmek için.*»



4. Kur’an-ı Kerim'le İlgili Diğer Rivayetler


5. Ömer b. Hattab'dan: Hızam'm torunu Hişam b. Hakîm'in Furkan sûresini Resûlullah'm (s.a.v,) bana öğrettiği ve benim okuduğum gibi okumadığını gördüm. Neredeyse bu yüzden ona çıkışacaktım. Namazdan çıkıncaya kadar bekledim. Sonra cübbe-sinden tutarak onu Hz. Peygambere kadar götürdüm. Resûlul-lah'a (s.a.v.):

«— Ya Resûlallah! Bu zat Furkan sûresini senin bize okuduğun gibi okumuyor.» dedim. Resûlullah (s.a.v.):

«— Onu bırak!» dedi ve Hişam'a:

«—Oku bakayım Hişam!» buyurdu. Hişam bildiği gibi okudu. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):

«— Böyle nazil oldu.» buyurdu. Daha sonra bana: «— Sen de oku!» dedi. Okudum.

«—Böyle de nazil oldu. Bu Kur'an yedi harf üzerine nazil oldu. Onun için kolayınıza gelen şekilde okuyunuz.» buyurdu.[4]



6. Abdullah b. Ömer'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Kur'an'ı öğrenen kimse bağlı devenin sahibi gibidir. Eğer devesine göz kulak olursa ona sahip olur, şayet onu serbest bırakırsa devesi çeker gider.»[5]



7. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in eşi Hz. Aişe'den: Haris b. Hişam, Hz. Peygamber'e kendisine vahyin nasıl geldiğini sordu. Resûlullah (s.a.v.) da:

«— ...Bazen çan sesi şeklinde gelir. Bana en zor geleni de budur. Ses kesildiği zaman ben vahyedilen şeyi iyice anlamış olurdum. Bazen de melek insan şekline bürünerek bana vahyi getirir; bu durumda melek, (Cebrail) benimle konuşur ve ben söylediklerini iyice Öğrenirdim.» cevabını verdi.

Soğuk bir gecede Hz. Peygamber'e vahiy geldiğini gördüm. Vahyi alma durumundan kurtulunca baktım ki alın damarı çatlamış gibi ter akıyordu.[6]



8. Hişam b. Urve babasından naklediyor: 'Abese ve tevellâ' sûresi Abdullah b. Ümmi Mektum'la ilgili olarak nazil olmuştur. Bu olay şöyle cereyan etti: Abdullah, Hz. Peygamber'e geldi.

«— Ya Muhammed! Yanına gelebilir miyim?» dedi. O sırada Resulullah'm (s.a.v.) yanında müşriklerin ileri gelenlerinden biri vardı. Bunun üzerine Peygamberimiz, Abdullah'ı duymazdan gelerek kafasını öbür tarafa çevirdi ve yanmdakine hitaben:

«•— Falanın babası! Söylediklerimi kabul etmekte zorluk mu görüyorsun?» buyurdu. Adam:

«— Tanrılara akıtılan kanlar hakkı için söylediklerini kabul etmekte bir zorluk görmüyorum...» diye karşılık verdi. Bunun üzerine «Yanına âmâ biri geldi diye peygamber yüzünü asıp çevirdi.,.» mealinde başlayarak devam eden Abese sûresi nazil oldu.[7]



9. Zeyd b. Eşlem babasından naklediyor: Resûlullah (s.a.v.) Hudeybiye seferine çıktığı zaman Ömer b. Hattab da kendisiyle beraber yürüyordu. Ömer herhangi bir meseleyle ilgili bir şey sordu. Peygamberimiz cevap vermedi. Sonra Ömer (r.a.) tekrar sordu. Yine cevap vermedi. Üçüncü defa yine sordu, bu sefer de cevap vermeyince Ömer kendi kendine:

«— Anan yokluğuna yana Ömer! Resûlullah'a (s.a.v.) tam üç sefer soru sordun, hiç birinde sana cevap vermedi.» diye söylendi. Daha sonrasını Hz. Ömer şöyle anlatıyor: «...Bunun üzerine devemi sürerek halkın ta önüne kadar ilerledim. Bu olayla ilgili hakkımda te'dip edici herhangi bir âyet inmesinden de korktum. Çok geçmeden bana seslenen bir çığlık duydum. Korktuğum başıma geldi, diyerek hemen Resûlullah'ın (s.a.v.) yanına vardım. Selam verdim. Resûlullah (s.a.v.): «Bu gece bana bir sûre nazil oldu. (Benim için üzerine güneşin doğduğu her şeyden (dünyadan) daha değerlidir.» buyurarak Fetih sûresini okudu.[8]



10. Ebû Saîd'den: Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum: «Aranızdan öyle bir grup çıkacak ki onların namazları yanında siz kendi kıldığınız namazları, onların oruçları yanında kendi oruçlarınızı, amelleri yanında da kendi amellerinizi azım-sayacaksınız. Onlar Kur'an okuyacaklar fakat kalpten okumadıkları için boğazlarından aşağı geçmeyecek; okun yaydan çıktığı gibi onlar da dinden çıkacaklar. Ok demirine bakarsın, kan izigöre-mezsin, okun gövdesine bakarsın bir şey göremezsin. Okun yelesine (tüyüne) bakarsın, orada da bir iz bulamazsın. Böylece okun gezine (ucuna) kan bulaşıp bulaşmadığında şüphe edersin.[9]



11. imam Mâlik'den duyduğuma göre Abdullah b. Ömer, Bakara sûresini öğrenmek için üzerinde tam sekiz sene durmuştur.[10]


5. Tilâvet Secdesiyle İlgili Rivayetler


12. Ebû Seleme b. Abdurrahman'dan: Ebû Hüreyre bize înşi-kak sûresini okudu ve tilavet secdesi yaptı. Secdeden sonra cemaata Resûlullah'm (s.a.v.) da burada tilavet secdesi yaptığını nakletti.[11]



13. tbn Ömer'in azatlısı Nafi', Mısırlı birinden naklediyor: Ömer b. Hattab, Hac sûresini okuyarak iki tane tilavet secdesi yaptı, daha sonra da şöyle dedi: «Bu sûrenin fazileti, iki secdeyle daha da artırıldı.»[12]



14. Abdullah b. Dinar'dan: Abdullah b. Ömer'in Hac sûresini okuduğu zaman iki tane tilavet secdesi yaptığım gördüm,[13]



15. tbn Şihab, A'rac'dan naklediyor: Ömer b. Hattab «Ve'n-necmi iza heva» sûresini okudu ve tilavet secdesi yaptı. Sonra kalkarak diğer sûreyi de okudu.[14]



16. Hişam b. Urve babasından naklediyor: Ömer b. Hattab cuma günü minberde Nahl sûresini okudu. Bunun üzerine aşağı inerek cemaatle beraber tilavet secdesi yaptı. Diğer cuma günü aynı yeri tekrar okudu. Cemaat tilavet secdesine hazırlanırken:

«— Ağır olun, Cenabı Allah bu secdeyi yapıp yapmamayı bizim isteğimize bıraktı.» diyerek tilavet secdesini yapmadı ve cemaate de yaptırmadı.[15]

îmanı Malik şöyle der: imam minberde iken secde âyeti okursa hemen inip tilavet secdesi yapması gerekmez. (DaJıa sonra minberdeki vazifeyi ifa ettikten sonra inince secdesini yapar.)

îmam Malik Kur'an'daki secde sayısıyla ilgili olarak da şöyle der: Bize göre Kuranı Kerimde yapılması vacip olan secdelerin sayısı onbirdir. Mufassal sûrelerde (kısa ayetli sûreler) yapılması vacip olan secde yoktur.

Tilavet secdesinin vakti ile ilgili olarak da şöyle der: Sabah ve ikindi namazlarının farzından sonra tilavet secdesi yapmak uygun değildir. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) sabah namazının farzından sonra güneş iyice yükselinceye kadar ve ikindinin farzından sonra güneş batıncaya kadar namaz kılmayı yasaklamıştır. Secde de namaz gibidir. Onun için bu iki vakit içinde secde âyeti olan bir yeri okumak uygun değildir.

îmam Mâlik'e, «Biri secde âyetini okusa bunu da âdet gören bir kadın dinlese kadının tilavet secdesi yapması gerekir mi?» diye soruldu. îmam Mâlik şu cevabı verdi:

«— Ne kadın, ne de erkek abdestli olmadıkça tilavet secdesi yapamazlar.»

îmam Mâlik'e şöyle bir soru daha soruldu: Bir kadın secde âyeti okurken yanında bulunan bir erkek de bunu duysa.adamm kadınla beraber secde yapması gerekir mi?

îmam Malik bu soruya da şöyle cevap verdi: Erkeğin kadınla beraber tilavet secdesi yapması gerekmez. Çünkü bir grubun birlikte tilavet secdesi yapabilmeleri için hepsinin de erkek olmaları lâzımdır. Ancak o takdirde birini imam yapıp beraberce, okunan tilavet secdesini yaparlar. Bir kimse uymadığı imamın okuduğu secde âyetini dinlese bile onunla beraber okunan bu tilavet secdesini yapmaz.


6. İhlas Ve Mülk (Tebareke) Sürelerini Okumanın Fazileti


17. Ebû Saîd el-Hudrî'den: Bir adamın 'Kul huvallahü ehad' sûresini tekrar tekrar okuduğunu gördüm. Hemen ertesi gün Resûlullah'a (s.a.v.) giderek durumu anlattım. Çünkü adam okuduğunu âdeta azımsıyordu. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kuvvet ve iradesi sayesinde yaşadığım Allah'a yemin ederim ki bu sûre fazilet bakımından Kur'an'ın üçte birine denktir.»[16]



18. Ebû Hüreyre anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.)'la beraber yürüyordum. Bir ara Hz. Peygamber (Kul huvallahü Ehad* sûresini okuyan bir ses duydu ve «farz oldu» buyurdu. Ben:

farz oldu ya Resûlallah?» diye sorunca:

*— Cenneti» buyurdu. Bunun üzerine ben gidip okuyan adama müjdeyi vermek istedim, fakat Resûlullah'la (s.a.v.) beraber yemek yeme fırsatım kaçıracağımdan korktum. Onun için Hz. Peygamberle yemek yemeyi tercih ettim. Daha sonra adamı aradım, fakat onu yerinde bulamadım, gitmişti.[17]



19. Avfın torunu Humeyd b. Abdurrahman'dan: thlâs sûresi Kur'ân'ın üçte birinin faziletine denktir. 'Tebarekellezi bi yedihilmülk, sûresi ise kıyamet günü, dünyada iken onu çok çok okuyanın tarafında yer alır ve Allah Teâlâ'nın gazabımn önlenme-

si için çalışır.


7. Allah Tealayı Zikretmenin Fazileti


20. Ebû Hüreyre anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Kim günde yüz defa, Allah'tan başka ilah yoktur, onun eşi ve benzeri de yoktur. Mülk onundur, hamd ona mahsustur. O her şeye kadirdir, derse on tane köle azat etmiş kadar sevap alır, defterine yüz iyilik yazılır, yüz tane de kötülüğü silinir. Bu dua kıyamet günü onu şeytanlardan koruyan bir sığınak olur. Bu duayı günde o kişiden daha fazla okuyanlar hariç hiçkimse bundan daha üstün bir amelle kıyamet yerine gelemez.»[18]



21. Ebû Hüreyre anlatıyor: Her kim günde yüz defa «Allahım seni noksan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim» derse deniz köpükleri kadar günahı olsa affedilir.[19]



22. Ebû Hüreyre'den: Kim her namazdan sonra otuz üç defa «Sübhanallah», otuzüç defa «elhamdülillah», otuzüç defa «Allahü ekber» der ve «Allah'tan başka ilah yoktur, onun eşi ve benzeri de yoktur. Mülk onundur, hamd ona mahsustur, o her şeye kadirdir» diyerek yüzü tamamlarsa deniz köpükleri kadar günahı da olsa affedilir.[20]



23. Saîd b. Müseyyeb'den: el-Bâkıyatüssalihâtü «bakî kalacak yararlı ameller»[21] ayetinden kastedilen ebedi kalacak yararlı amel, kulun 'Allahü ekber, sübhanallah, lâ ilahe illallah velâ havle velâ kuvvete illâ billah' demesidir.



24. Ziyad b. Ebî Ziyad'dan: Ebüdderdâ':

«— Size amellerinizin en hayırlısını, derecelerinizi en fazla ükseltecek olanını, Allah katında en temiz olanım ve sizin için

altın ve gümüş infak etmekten, düşmanınızla muharebe meydanında karşılaşıp boyunlarını vurmanızdan ve onların da sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlı amelleri haber vereyim mi?» dedi. Ashab:

«— Evet.» deyince:

«—Allah Teâlâ'yı zikretmektir,» dedi.

Abdurrahman'm babası Muaz b. Cebel: «Adem oğlunun Allah'ı zikirden başka yapacağı hiç bir amel onu Allah'ın azabından kurtaramaz.» dedi.[22]



25. Rifaa b. Kafi" anlatıyor: Resûlullah'm (s.a.v.) ardında namaz kılıyorduk. Resûlullah (s.a.v.) rükûdan kalkınca «semiallahü limen hamideh» dedi. Arkadan başka bir adam da «Rabbena Vele-kel hamd, hamden kesîren,tayyiben, mübareken fîhi = Ey bizim rabbimiz bol bol, riyadan arınmış ve mübarek hamd sana mahsustur,» dedi. Namazdan sonra Resûlullah (s.a.v.):

«— Biraz önce onu söyleyen kimdi?» diye sordu. Adam:

«— Bendim ya Resûîallah! dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Otuz küsur melek gördüm,hepsi de bunu önce yazabilmek için koşuşuyorlardı.»[23]


8. Dua İle İlgili Rivayetler


26. Ebû Hüreyre'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Her peygamberin ettiği müstecâb bir dua vardır. Ben de duamı —öbür dünyada ümmetime şefat etmem için— ahi-rete bırakmak istiyorum.»[24]



27. Yahya b. Saîd'den: Duyduğuna göre Peygamber şöyle dua ederdi: «Ey sabahları yaratan, geceyi uyumak için tahsis eden, güneşi ve ayı belli bir hesaba göre idare eden Alla-hım, borcumu ifa etme imkânı ver, beni fakirliğe duçar kılma, kulağımı, gücümü ve kuvvetimi senin yolunda gitmekten hissedar eyle.»[25]



28. Ebû Hüreyre'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Dua ettiğiniz zaman;

«— Allahım dilersen beni affet, Allahım dilersen bana

merhamet et!» demeyin. Çünkü Cenabı Allah dilediğini yapmakta serbesttir, kimse onu zorlayamaz.»[26]



29. Ebû Hüreyre naklediyor: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Sizden biri, dua ettim de kabul olmadı, diyerek acele etmediği müddetçe duası kabul olur.»[27]



30. Ebû Hüreyre'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Rabbimiz her gece, gecenin son üçte birinde rahmetiyle dünya üzerine tecelli ederek:

«— Kim dua ediyor, hemen kabul edeyim, kim bir istekte bulunuyor hemen vereyim, kim af diliyor hemen onu affedeyim?» buyurur.»[28]



31. Muhammed b. İbrahim b. Haris et-Teymî anlatıyor: Mü'mmlerin annesi Hz. Âişe şöyle anlattı: «Resûlullah'm (s.a.v.) yanında uyuyordum. Gece bir ara yatakta olmadığını hissettim, elimle şöyle bir yokladım, elim ayaklarına değdi. Secdede idi veşöyle dua ediyordu: «Öfkenden rızana, cezandan affına sığınırım. Senden yine sana sığınırım. Ben seni hakkıyla övmekten âcizim, sen kendini nasıl bir övgüye lâyık görüyorsan öylesin.»[29]



32. Talha b. Ubeydillah b. Kerizden: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Duaların en efdali Arafat'ta yapılandır. Benim ve benden önceki peygamberlerin yaptığı en faziletli dua da şudur:

«— Allah'tan başka ilah yoktur, o her bakımdan tektir, ortağı ve benzeri yoktur.»[30]



33. Abdullah b. Abbas'tan: Şu duayı Resûluîîah (s.a.v.) ashabına Kur'an'dan bir sûre öğretir gibi öğretirdi: «Allahım cehennemin azabından sana sığınırım. Kabir azabından sana sığınırım. Deccal'in imtihanından, dünya ve kabir fitnesinden sana sığınırını.»[31]



34. Abdullah b.Abbas'tan: Resûlullah (s.a.v.) gece yarısı namaza kalktığı zaman şöyle dua ederdi: «Allahım hamd sana mahsustur. Sen yerlerin ve göklerin nurusun. Hamd sana mahsustur. Yeri, göğü idare eden sensin, hamd sana mahsustur. Sen yerlerin, göklerin ve her ikisinde bulunanların rabbisin, sen haksin, sözün haktır, va'din haktır, sana kavuşmak da (ölümden sonra dirilmek) haktır. Cennet haktır, Cehennem haktır, Kıyamet haktır; mutlaka olacaktır. Allahım sana teslim oldum, sana iman ettim, sana güvendim, sana bağlandım, senin verdiğin bilgiyle düşmanımla mücadele ettim ve senin emirlerine göre hükmettim. Gizli ve aşikâr yaptığım ve yapacağım günahlarımı affet. Sen benim üahımsın, senden başka ilah yoktur.»[32]



35. Cabir b. Atîk'in torunu Abdullah b. Abdullah anlatıyor: Abdullah b. Ömer, Medine köylerinden birinde Muaviye oğullan yurduna uğradı. Onlara:

«— Resûlullah (s.a.v.) bu mescidinizde nerede namaz kıldı biliyor musunuz?» diye sordu. Ben kendisine:

«— Evet biliyorum.» diyerek bir köşeyi gösterdim. Bu sefer:

«— Orada yaptığı üç duanın ne olduğunu biliyor musun?» dedi. Ben:

«— Evet,» deyince:

«— Peki söyle öyleyse,» dedi. Ben:

«— Düşmanların kendilerine karşı galip gelmemesi, Cenabı

Allahın kıtlık ve açlıkla terbiye etmemesi, hususunda dua etti. Bu ikisi verildi. Aralarında nifak sokup birbirlerine düşmemeleri için dua etti, fakat bu, kabul edilmedi» deyince:

«— Doğru söyledin, diye mukabele etti.

İbn Ömer'den: Fakat adam öldürme mü'minler arasında kıyamete kadar asla son bulmayacaktır.[33]



36. Zeyd b. Eşlem şöyle derdi: Her dua eden kimse şu üç durumdan birinde bulunur: Ya duası kabul edilir, ya ileride kabul edilir, ya da yaptığı dua günahlarına kefaret olur.[34]


9. Dua Ederken Yapılacak İşlemler


37. Abdullah b. Dinar'dan: Ben dua ederken ellerimin pa; maklarıyla da işaret ediyordum, Abdullah b. Ömer beni böyle gö rünce parmaklarımla işaret etmeme engel oldu.[35]



38. Yahya b. Saîd'den: Saîd b. Müseyyeb ellerim yukarı doğru kaldırarak: «Vefat eden kişinin geride kalan çocuğunun duası sayesinde onun derecesi yükselir.» derdi.[36]



39. Hişam b. Urve babasından naklediyor: Şu ayet[37]dua hakkında nazil oldu:[38]

«— Namazda sesini yükseltme, çok da alçaltma. Bu ikisinin arasında olsun.»

Yahya'dan: imam Mâlik'e farz namazlarda dua yapılıp yapılmayacağı soruldu. O da «Yapılmasında bir mahzur yoktur» dedi.



40. imam Mâlik'ten; Duyduğuma göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle ua edermiş; «Allah'ım! Senden hayırlı işler yapmayı, kö-t lükleri terk etmeyi, düşkünleri sevmeyi dilerim. İnsan-1: r arasında fitne çıkmasını murat ettiğin zaman fitneye Kırışmadan benim ruhumu kendine kavuştur.»[39]



41. İmam Mâlik'ten: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Herkim insanları hidayete (doğru yola) çağırırsa, ona tabi olanların ecri kadar ecir alır. Kendisine verilen bu sevap, ötekilerin sevabından hiçbir şey eksiltmez. Herkim de bir sapıklığa çağırırsa, buna tabi olanların günahı kadar kendisine de günah verilir. Bu, onların günahlarından hiçbir şey eksiltmez.»[40]



42. îmam Mâlike Abdullah b. Ömer'in şöyle dua ettiği nakledilmiştir: «Allah'ım! Beni muttekîlerin kılavuzlarından eyle.»



43. imam Mâlik'e nakledildiğine göre Ebuderdâ gece yarısı kalkar ve şöyle dermiş: «Gözler uykuda, yıldızlar batmış, halbuki sen dipdirisin ve yerlerin göklerin ayakta durmasını sağlıyorsun.»


10. Sabah Ve İkindi Namazlarından Sonra Nafile Kılınması


44. Abdullah es-Sunâbihî'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Güneş doğarken şeytan da onunla beraberdir. Güneş yükselince şeytan ondan ayrılır. Sonra güneş tam tepeye geldiği zaman şeytan tekrar güneşle beraber olur. Güneş tam tepeden ayrılınca şeytan da ondan ayrılır. Güneş batacağı zaman şeytan onunla tekrar birleşir, batınca da ayrılır.» işte bunun için Resûlullah (s.a.v.) bu üç vakitte nafile namaz kılmayı yasaklamıştır.[41]



45. Hişam b. Urve babasından naklediyor: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Güneş doğarken iyice doğuncaya kadar kılacağınız namazı erteleyin. Batmaya başlayınca da tamamen batıncaya kadar namazınızı erteleyin.»[42]



46. Alâ b.Abdurrahman anlatıyor: Öğleden sonra Enes b. Mâlik'in yanına gitmiştik. Enes biz varınca hemen kalkarak ikindi namazını kıldı. Namazım bitirince erken kıldığını kendisine söyledik. O da niçin böyle erken kıldığını anlatarak şöyle dedi: Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum: «O, münafıkların namazıdır! Otururlar, otururlar tam güneş batarken; şeytan güneşle beraberken kalkar alel acele, çabucak dört rekât namaz kılarlar. Vakit dar olduğu için de teşbihleri yerine getiremezler.»[43]



47. Abdullah b. Ömer, Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu naklediyor: «Sabah namazını kılmak için güneşin doğmasını, ikindiyi kılmak için de batmasını beklemeyin.»[44]



48. Ebû Hüreyre'den: Resûlullah (s.a.v.), ikindinin farzından sonra güneş batıncaya kadar, sabahın farzından sonra da güneş doğuncaya kadar nafile namaz kılmayı yasaklamıştır.[45]



49. Ömer b. Hattab'dan: «Namaz kılmak için güneşin doğduğu ve battığı ânı beklemeyiniz. Çünkü şeytan, doğarken ve batarken güneşle beraberdir.» îşte bu yüzden Hz. Ömer bu saatlerde

namaz kılanları döverdi.[46]



50. Sâib b. Yezîd'den, Ömer b. Hattab'm ikindiden sonra namaz kılmaya gelenleri dövdüğünü gördüğü rivâvet edildi.






--------------------------------------------------------------------------------

[1] tbn Abdilber der ki: "Bu hadisin mürsel oluşunda, Malik'ten ihtilaf yoktur, tyi bir yolla müsned olarak da rivayet edilmiştir. Bu mektup, siyer bilginlerince meşhurdur, ilim ehlince isnaddan uzak bir şöhretle bilinmektedir."

[2] şeybani 297

[3] Müslim, Salâtul-Musafirîn, 6/142. Ayrıca bkz. Şeybanî, 168.

[4] Buharı, Husûmât, 44/4; Müslim, Salatul-Musafırîn, 6/271; Şafiî, Risale, no: 752.

[5] Buharı, Fedâilu'l-Kur'an, 66/23; Müslim, Salâtu'l-Musafirîn, 6/226, Ayrıca bkz. Şeybanî, 174.

İşte Kur'an öğrenen kimsenin durumu da böyledir. Öğrendiğini tekrar ederse unutmaz,tekrar etmezse başıboş bırakılan deve misali unutur gider.

[6] Buharı, Bedu'1-Vahy, 1/2; Müslim, Fedâil, 43/87.

[7] Tirmizî (Tefsir, 44/80), mevsul olarak rivayet eder.

[8] Buharı, Megazî, 64/35.

[9] Buharı, Fedâilu'l-Kur'an, 66/36; Müslim, Zekât, 12/148.

[10] Abdullah b. Ömer, bütün diğer ashabı kiram gibi sûre içindeki emirlerin tamamını yaşayışında tatbik etmedikten sonra o sûreyi öğrendiğini kabul etmezdi.

[11] Buharî, Sucûdu'l-Kur'an, 17/7; Müslim, Mesacid, 5/107. Ayrıca bkz. Şeybanî, 267.

[12] Şeybanî, 269.

[13] şeybani 270,271,

[14] Şeybanî, 268.

[15] Buhari, sucudu’l-kur’an,17/10

[16] Buharı, Fedâilu'l-Kur'an, 66/13. Ayrıca bkz. Şeybanî, 172.

[17] Tırmızı, Sevabul-Kur'an, 42/11.

[18] Buharı, Bedu'1-Halk, 59/11; Müslim, ez-Zikr ve'd-Dua, 48/28.

[19] Buharı, Du'avât, 80/65; Müslim, f^-Zikr ve'd-Dua, 48/28.

[20] Müslim, Mesâcid, 5/146 (merfu olarak).

[21] Kehf sûresi; 18/46.

[22] Tirmizî, Da'avât, 45/6 (merfu olarak); İbn Mace, Ebed, 33/53.

[23] Buharî. Ezan 10/126,

[24] Buharı, Da'avât, 80/1; Müslim, îman, 1/334.

[25] îbn Abdilber der ki: "Bu hadisin ne senedinde, ne de metninde, Malik'in ra-vileri ihtilaf etmemiştir." Mürsel bir hadistir. Müslim b. Yesar, tabiînden-dir.

[26] Buharî, Da'avât, 80/21; Müslim, ez-Zikr ve'd-Dua, 48/9.

[27] Buharî, Da'avât, 80/22; Müslim, ez-Zikr ve'd-Dua, 48/90.

[28] Buharî, Da'avât, 97/35; Müslim, Salâtu'l-Musafirîn, 6/168.

[29] İbn Abdilber der ki: "Malik'in ravileri mürsel oluşunda ihtilaf etmemiştir. el-A'rec -Ebu Hureyre- Aişe senediyle müsneddir.

Müslim, Saîât, 4/222.

[30] Tirmizî, Da'avât, 45/122 (Amr b. Şuayb -babası- dedesi senediyle merfu olarak).

[31] Müslim, Mesâcid, 5/134.

[32] Buharı, Teheccüd, 19/1; Müslim, Salâtu'l-Musafırîn, 6/199.

[33] Sa'd b. Ebî Vakkas'tan merfuu olarak gelmiştir. Müslim, Fiten, 52/30.

[34] İbn Abdilber şöyle der: Bu tür rivayetler rey ve içtihatla olmaz, mutlaka Hz. Peygamber'den işitilmiştir.

[35] Ebu Hureyre'den merfu olarak gelmiştir. Tirmizî, Da'avât, 45/104; Nesaî, Sehv, 13/37.

[36] İbn Abdilber şöyle der: Bu gibi rivayetler rey ve içtihatla bilinemezler, onun için başka bir yerde hadis olarak mutlaka zikredilmiştir.

[37] Isra. 17/110.

[38] isra,17/110,

[39] Bir hadis içinde, tbn Abbas'tan mcrfu olarak gelmiştir. Tirmizî, Tefsîr, 44/38.Buharî, Da'avât, 80/17.

[40] Ebu Hureyre'den merfu olarak gelmiştir. Müslim, Um, 47/16. Faydalı işler yapmaya vesile olanlar faydalı işleri yapanlar kadar ecir ve sevap alırlar. Kötülüğe vesile olanlar da kötülüğü bizzat yapanlar kadar günah kazanır. İyilik ve kötülük yapanların alacaklar! karşılıklar, iyiliği ve kötülüğü bizzat yapanların alacakları karşılıkları asla eksiltmez.

[41] Nesaî, Mevakît, 6/31; îbn Mace, İkametu's-Salât, 5/148; Şafiî, Risale, no:

[42] Buharı, Mevakîtu's-Salât, 9/30 (Mevsul olarak); Müslim, Salâtu'l-Musafirîn, 51/291.

[43] Müslim, Mesâcid, 5/195.

[44] Buharı, Mevakîtu's-Salât, 9/31; Müslim, Salâtu'l-Musafırîn, 6/389; Şafiî, Risale, no: 873.

[45] Müslim, Salâtu'l- Musafirîn, 6/285; Şafiî, Risale, no: 872 (Buharî'nin de rivayet ettiğini söyler, ama bu doğru değildir).

[46] Bu şekilde merfu olarak rivayet etmiştir. Oğlu Abdullah, mertti yapmıştır. Buharı, Bedu'1-Halk, 59/11 bir hadisin parçası olarak); Müslim, Salâtu'l-Musafirîn, 6/290.