Müsned-i Ahmed Bin Hanbel > TEŞEHHÜD

 

islam

help 2.24.6.8 tesehhud previous next

HADİS KİTAPLARI > Müsned-i Ahmed Bin Hanbel > 6 > tesehhud
N)-TEŞEHHÜD

Sahabeden Nakledilen Teşehhüd Lafızları

1- Abdullah b. Mes'ûd'un Naklettiği Teşehhüd

2- Abdullah b. Abbas ve Ebû Musa el-Eş'arî'nin Naklettiği Teşehhüd

Fıkhî Hükümler

Teşehhüdde Oturuş Şekli ve Şehadet Parmağı ile İşaret

Teşehhüdden Sonra Hz. Peygamberce ve Ehl-i Beytine/Ümmetine Okunan Salavât

Kendilerine Salavât Getirilen Hz. Peygamber'in Ali'nin Açıklanması

FIKHI HÜKÜMLER

Hz. Peygamber'e Salavâttan Sonra Yapılan Dualar

Teşehhüddeki Dua Sırasında Şehadet Parmağı ile İşaret ve Şekli

Namazda/Teşehhüdde Okunması Tavsiye Edilen Bazı Dualar





n)-TEŞEHHÜD


Allah Teâlâ buyurdu:

"...Kendinize/birbirinize Allah tarafından verilen mübarek güzel bir selâm ile selâm verin. Allah üzerinde düşünmeniz için ayetlerini size işte böyle beyan eder." (Nâr, 24/61)

İslâm'da selâm ve selâmlaşmak çok önemlidir. Allah Teâlâ, selâm verildiğinde onun benzeri ya da daha güzeliyle mukabele edilmesini emretmektedir.[1] Sosyal hayat yanında ibadetlerde de selâm önemli bir yere haizdir. Özellikle namazda oturulduğunda mutlaka teşehhüd okunmalıdır. Hadislerde teşehhüd olarak zikredilen ve Türkçe'de bazen tahiyyat olarak kullanılan söz konusu duanın ana hedefi selâm ve önemini yeniden hatırlamak, selâm ile şehadet arasındaki irtibatı koparmamak, selâm ile her defasında şehadete ulaşabilmektir. Umarız ki namazda okunan teşehhüd/tahiyyat ile ilgili haberler asr-ı saadeti bize yeniden yaşatacaktır. [2]


Sahabeden Nakledilen Teşehhüd Lafızları


Teşehhüd Kelime olarak şehadet etmek, şahit olmak manalarına gelir. Ancak

kavram olarak tahiyyata oturmak ve tahiyyatı okumak anlamında kullanılmıştır. Çünkü sahih rivayetlerden Rasülullah ve sahabenin teşehhüdü bu mana için kullandığı anlaşılmaktadır. Bu konuda müçtehidler arasında hiçbir İhtilaf yoktur. Duanın İçinde şehadet kelimeleri olduğu için ya da bütün gerçeklere bu dua ile şahitlik yapıldığı için teşehhüd denmiştir.[3]

Teşehhüdle ilgili haberler Abdullah b. Mes'ûd, Abdullah b. Abbas, Câbİr, Ömer b. Hattab, Abdullah b. Ömer, Ebû Musa, Âişe, Semura b. Cündüb, İbnü'z-Zübeyr, Selman el-Farisî, Ebû Humeyd, Talha b. Ubeydullah, Enes b. Malik Ebû Said, Ebû Hüreyre, Ümmü Seleme, Huzeyfe, Fadl b. Abbas, Taİha b. Ubeydullah, Hüseyin b. Ali, Muttalib b. Rabia ve Ibn ebİ Evfa (Radıyallahü anhüm) gibi sahabilerden nakledildi. Bunlardan en sahih olanı Abdullah b. Mes'ud (Radıyallahü anh) yoluyla gelen teşehhüd rivayetidir. [4]


1- Abdullah b. Mes'ûd'un Naklettiği Teşehhüd


708/1578- Abdullah b. Mes'ûd'dan (Radıyallahü anh)[5]

Rasûlullah (Satiaiiahu aleyhi ve setiem) namazın ortasında ve sonunda (oku-cak) teşehhüdü bana öğretti.

mavi Esved b. Yezid şöyle devam etti;)

Rasûlullah'm ona öğrettiğini bize haber verdiği zaman Abdullah'tan hhüdü öğrenmiştik ezberlemiştik. Abdullah namazın ortasında ve so-bU da sol uyluğu[6] üzerine oturduğunda şöyle derdi:

«et-Tahtyyatü lülahi ve's-Salavâtü ve't-Tayyibat, es-Selâmü aleyke Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh. es-Selâmü aleyna ve ala Eşhedii en lâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden

Ahdühü ve Rasûlüh. "

Eğer namazın ortasındaysa teşehhüdü bitirince (üçüncü rekâta) kalkardı. Ancak namazın son rekâtında teşehhüdden sonra Allah'ın dilediği kadar dua eder, sonra selâm verirdi. [7]


Açıklama


Rasûlullah'a (Sallallaha aleyhi ve sellem) en yakın ve İslâm'ı en iyi bilen sahabi-lerden birisi olan İbn Mes'ûd Hz. Peygamber'den öğrendiği teşehhüdü birçok kişiye öğretmişti. Bunlar içinde Alkame, Esved b. Yezid, Ebu'l-Ahvas oğlu Ubeyde Ebû Ma'mer Abdullah b. Sahbera ve Şakîk gibi zatlar vardı.

Bu teşehhüdün manası:

"Tahiyyât, salavât ve tayyibât Allah 'a aittir. Ey Peygamber! Her türlü selâm, Allah'ın rahmeti ve bütün bereketleri üzerine olsun. Selâm bizim üzerimize ve Allah'ın sâlih kullan üzerine de olsun. Ben şahidim ki Allah'tan başka ilah yoktur, yine şahidim ki Muhammed Allah'ın Resulüdür."

Teşehhüdde geçen bazı kelimelerin birden fazla manası olduğu için terce-mede aynen zikredildi. Bu kelimelerin manaları:

Tahiyyât Bu kelime tahıyye kelimesinin çoğuludur. En çok kullanılan manası selâmdır. Bunun yanında mülk (otorite), beka (kalıcı olmak), meliklerin (otorite sahiplerinin) selâmı, ayrıca .sözlü ibadet...gibi manalara da gelmektedir. Tahiyyât kelimesi çoğul olduğu için bu manaların tümünü ihtiva eder.Yani bütün selâmlar, mülkler, bekalar, sözlü ibadetler ve güçlülerin selâm, Allah'a aittir.[8]

Salavât Salât kelimesinin çoğuludur ve birçok manası vardır Dua, ibadet, fiilî ibadet ve övgü gibi. Yani bütün dualar, ibadetler ve Övgüler Allah'a aittir. [9]

Tayyibât Tayyib kelimesinin çoğuludur ve birçok manası vardır. Güzellik (güze! söz ve İş), her türlü sadaka, mali sadaka, sadakat...gibi. Yani bütün güzellikler ve sadakalar Allah'a aittir) [10]

Teşehhüdde önce gaib, sonra muhatab, sonra da mütekellim sîgası gelmiştir. Yani önce gaybdaki Allah'a hitab edilir, sonra bir zamanlar bu dünyada yaşayan Peygamber'e bugün bizimle berabermiş gibi hitab edilir, en sonunda mütekellim, yani kendi selâmımız ve şehadetimizie dua tamamlanır.

ilet-Tahıyyatü lillahi ve's-Salavâtü ve't-Tayyibat" sözleri İle kulluğun sadece Allah'a karşı olması gerektiği mesajı verilir. Hayatı boyunca kulluğun tarifini ve tahlilini yapan Peygamber'e, ayrıca kendinize ve salih insanlara "es-Selâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh, es-Selâmü aleyna ve ala ibadil-lahi's-Salih'in" diyerek selâm vermenin/dua etmenin önemi hatırlatılır. Sonunda da tevhid ve risalet için "Eşhedü en lâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh" diyerek şahitlik edilir. Çünkü bu duanın adı teşehhüddür ve Müslüman bu gerçeklerin şahididir. [11]



709/1579-Kasım b. Muhaymire anlattı:[12]

Alkame elimi tuttu ve kendi elini de İbn Mes'ûd'un

tri'un elini de Rasûlullah'ın (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) bu şekilde tutarak nazdaki şu teşehhüdü öğrettiğini nakletti:

et-Tahıyyatü lillahi ve's-Salavâtü ve't-Tayyibat, es-Selâmü ke eyyühen-Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh. es-Selâmü aley alâ ibadillahi's-Salihin.'

§(Râvi) Züheyr ekledi: 'Ondan inşallah şunu ezberledim:

"Eşhedü en lâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh.

(Rasûlullah ya da îbn Mes'ûd) sözünü şöyle bitirdi:

"Bunu tamamladığında (ya da bunu yaptığında) namazını tamamlamış olursun. Kalkmak istersen kalk, oturmak istersen otur." [13]


Açıklama


Alkame'nin İbn Mes'ûd'dan naklettiği teşehüüt, önceki rivayette geçen teşehhüdün aynısınır. Ancak râvilerden Zühyr'in "Ondan inşallah şunu ezberledim" sözünden de hatırladım anlamı kastedilmektedir. Çünkü İbn Hibban rivayetinde:

(Râvi) Züheyr 'Hasan (b. Hür)'den bunu yazarken şunu da hatırladım' dedi ve duanın devamı olan "Eşhedü en lâ ilahe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh" kısmını da hafızasından Hasan tankıyla nakletti, şeklindedir. [14] İbn Mes'ûd'dan gelen diğer rivayetler göz önüne alındığında bunun (şehadet. cümlesinin) teşehhüddcn olduğu anlaşılır.

{Bunu tamamladığında..) şeklinde geçen son cümlenin kime ait olduğu konusunda ihtilaf edildi. Bazıları Rasûlullah'a ait, derken, bir kısım alimler de İbn Mes'ûd'a aittir, dediler.

İbn Hibban'daki bu rivayetin sonu:

(Râvi) Züheyr sözünü şöyle tamamladı:

'Hıfzıma müracaat ettiğimde hatırladım ki o şöyle dedi: Bunu okuduğunda namazını tamamlamış olursun. Kalkmak islersen kalk, oturmak istersen otur. [15]

Bu, îbn Mes'ûd'un sözüdür diyenler: Taberâni, [16]Beyhakî, [17] Ebû Bekir Hatîb, [18] Nevevi[19]veHattâbiıy. [20]

Ancak muhaddis Aynî: 'Bu rivayetten sonra Ebû Davudı[21] sükût etti, eğer İbn Mes'ûd'un sözü olsaydı mutlaka açıklardı. Çünkü bu gibi şeylerde açıklan yapmak onun adeti dir metodu dur' dedi. [22]

İmam Ebû Hanife'nin rivayetlerinin toplandığı Müsned'dt ise bu son cümle muttasıl (Rasûlullah'ın sözü) olarak nakledildi. [23] Ebû Hanife bu rivayetinde hadisi Züheyr'in aldığı Şeyh Hasan b. Hür'ün kendisinden almaktadır. Böylece Züheyr'de oluşan bu şek ifadeleri açıklık kazanmaktadır. Ayrıca Ebû Ca'd Müsnedi'ndeki rivayetinde son cümleyi muttasıl (Rasûlullah'ın sözü) olarak nakletmiştir. [24]

§Bu rivayet esas alındığında namazdan selâm ile çıkmanın farz olmadığj anlaşılır. Selâm ile ilgili fıkhı hükümler kendi babında gelecektir. [25]



710/1580- Abdullah b. Mes'ûd'dan (Radıyatiahu anh). [26]

Hz. Muhammed (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) bize hayırlı şeyleri başlangıcını, bütününü ve sonuna kadar olacak şekilde hayırlı şeylerin hepsini öğretti. O şöyle buyurdu:

"Her iki rekâtta oturduğunuzda şöyle deyin:

'et-Tahıyyatü lillahi ve's-Salavâtü ve't-Tayyibat, es-Selâmü aleyke eyyühe'n-Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh. es-Selâmü aleyna ve alâ İbadillahi's-Salihin, Eşhedü en lâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh Sonra o kişi hoşuna giden bir duayı yapmada muhayyerdir. İzzet ve celâl sahibi Rabbine onunla dua etsin."

NOT: Uzun bir hadisin teşehhüd ile ilgili kısmı burada zikredildi. Hadisin tamamı Nemime ve Yalanın Haramlılığı konusunda gelecektir. [27]



711/1581- Abdullah b. Mes'ûd'dan (Radıyaiia anh):[28]

Rasûlullah (SaiiaiiaM aleyhi ve seiiem) şu teşehhüdü kendisine öğretti ve anlara da öğretmesi için emretti:

"et-Tahıyyatü lillahi ve's-Salavâtü ve't-Tayyibat, es-Selâmü aleyke vühe'n-Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh. es-Selâmü aleyna ve alâ vj dillahi's-Salihin, Eşhedü en lâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh." [29]



712/1582- Abdullah b. Mes'ûd'dan (Radıyaiiahü anh) [30]

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) elimi elleri arasına alarak Kur'ân'dan bir sure öğretir gibi teşehhüdü bana öğretti. Şöyle buyurdu:

Vet-Tahıyyatü lillahi ve's-Salavâtü ve't-Tayyibat, es-Selâmü aleyke eyyühe'n-Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh. es-Selâmü aleyna ve alâ 'badiilahi's-Salihin, Eşhedü en lâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh."

O (Peygamber) aramızdayken böyle okunurdu. Ancak ruhunu teslim (aramızdan ayrıldığında) 'es-Selâmü ale'n-Nebî' şeklinde söyledik.

NOT: Abdullah b. Mes'ûd'a (Radtyaiiaha anh) ait son cümle (O (Peygamber) aramızdayken...) diğer İbn Mes'ûd rivayetlerinde, ayrıca diğer sahabe rivayetlerinde bulunmamaktadır. Buradaki hatanın Mücahid'den kaynaklandığı ifade edilmektedir Çünkü vefatından sonra bu şekilde hitab ile Rasûlullah'ın şanı canlı olarak varlığın, sürdürmektedir. Ayrıca kabirlerde 'es-Selâmü aleyküm. Ya dâre kavmin mü'minîn ' şeklindeki hitabı bizzat Rasûlullah öğretmiştir[31]



713/1583- Abdullah b. Mes'ûd'dan(Radıyallahü anh)[32]

Biz Rasûlullah tsaiiatiahu aleyhi ve setlem) ile beraber namazda oturduğuma şöyle derdik:

'es-Selâmü alâllahi min ıbâdihî, es-Selâmü alâfülânin ve fülân. [33]

Bunun üzerine Rasûlullah:

"eSSeiâmü aiâilah, elemeyin! Şüphesiz Allah'ın (bir ismi de) Seiâm'dır. Ancak sizden biri oturduğunda şöyle desin:

et-Tahıyyatü lillahi ve's-Salavâtü ve't-Tayyibat, es-Selâmü aleyke vvühen-Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh. es-Selâmü aleyna ve alâ ibadiliahi's-Salihin.

Bunu dediğinizde selâm, gök ve yerdeki salih her kula ulaşır.

(Sonra) Eşhedü en lâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh (desin!) Bundan sonra sizden biri hoşuna giden istediği duayı etmede serbesttir, o duayı etsin!" dedi.

§ Abdullah b. Mes'ûd'dan (Radıyaihhücmh) ikinci tarikle gelen benzer rivayet:

Biz Rasûlullah (Saitaiiahtı aleyhi ve seiiem) ile beraber namazda oturduğumuzda şöyle derdik:

'es-Selâmü alâllahi kıbele ıbâdihî, es-Selâmü alâ Cihrîle, es-Selâmü alâ Mikâîle, es-Selâmü alâfülân, es-Selâmü alâfülân.'

Rasûlullah dediğimizi işitince dedi ki:

Şüphesiz Allah (bir ismi de) Seiâm'dır. Ancak sizden biri oturduğunda şöyle desin:

et-Tahıyyatü lillahi ve's-Salavâtü ve't-Tayyibat, es-Seiâmü aleyke eyyühe'n-Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh, es-Selâmü aleyna ve alâ ibadiilahi's-Salihin.

Bunu dediğinizde selâm, gök ve yerdeki salih her kula ulaşır.

(Sonra) Eşhedü en lâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh (desin). Bundan sonra istediği duayı etmede serbesttir." [34]


2- Abdullah b. Abbas ve Ebû Musa el-Eş'arî'nin Naklettiği Teşehhüd


714/1584-Abdullah b. Abbas'tan (Radıyaiiahü anhümuy.[35]

Rasûlullah (Saiialiahu aleyhi ve seiiem) bize Kur'ân'ı öğretir gibi teşehhüdü öğretirdi, (teşehhüd şöyledir) dedi:

et-Tahıyyatü'l-mübârekâtü's-sa!avâtü't~tayyibâtü lillahi, es-Selâmü aleyke (Râvi Huceyn'in rivayetine göre: 'Selâmün aleyke') eyyühen-Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh. es-Selâmü aleyna ve alâ İbadillahi's-Salihin.

Eşhedü en lâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhamrrteden Abdühü ve Rasûlüh.

NOT: İbn Abbas'in naklettiği rivayette 'el-Mübârekât' kelimesi fazladır. Bereketler manasına gelen bu kelime sadece İbn Abbas'tan gelen rivayette bulunmaktadır. Ayrıca selâm kelimesi Ahmed b. Hanbel'in iki şeyhinde farklı olarak nakledildi; Yunus'tan 'es-Selâmü aleyke' şeklinde marife, Cuhayn'dan ise 'Selâmün aleyke' şeklinde nekre oiarak nakledildi. İmam Şafiî, İbn Abbas'in teşehhüdünü tercih ederken "es-Selâmü aleyke' şeklindeki marife rivayeti aldı. [36]



715/1585-Hıttân b. Abdullah er-Rakaşî anlattı:[37]

Ebû Musa eî-Eş'arî (Radıyaliahü anhi ashabına namaz kıldırdı. Topluluktan bir adam namazda oturulduğunda şöyle dedi:

'Namaz ibadeti, erdemli olma ve zekât ile kuvvetlendi." [38]

Ebû Musa namazı bitirince topluluğa döndü ve : '(Biraz önceki) şu şu sözü söyleyen hanginizT dedi. Topluluk sustu. Ebû Musa: "Herhalde, ey Hıttân söyleyen sensin?' Hıttân:

'Vallahi ben bile söylesem söylemek istesem de,[39] bunu hoş karşılamayacağından korkarım.'

O sırada topluluktan biri:

'Ben söyledim, bununla da sadece hayrı diledim' dedi. Bunun üzerine Ebû Musa şöyle dedi:

'Namazda ne .söyleyeceğinizi bilmez misiniz? Allah'ın Peygamberi (Saiiaiiahü aleyhi ve seliem) bize hitabda bulundu, sünnetimizi öğretti ve namazımızı açıkladı. Şöyle buyurdu:

"Saflarınızı sık/düzgün tutun, Kur'ân'ı en iyi okuyanınız/bileniniz size imam olsun, imam tekbir getirdiğinde siz de tekbir getirin, o Vele'd-dâllîn' dediğinde siz de 'âmin' deyin ki Allah size icabet etsin (duanızı yerine getirsin). İmam tekbir getirip rükûa gittiğinde siz de tekbir getirip rükûa gidin. İmam sizden önce rükûa gitmeli, sizden önce başını kaldırmalıdır." Allah'ın Peygamberi sözüne şöyle devem etti:

"Sizin hareketleriniz imamın hareketlerine bağlıdır. [40] İmam 'Semi Ailahü limen hamiden' dediğinde siz de 'Allchümme Rabbena leke'l-hamd' deyin ki Allah sizi dinlesin/sözünüze önem versin. Şüphesiz izzet ve celal sahibi Allah, Peygamberi'nin lisanından (size)'Semi'Ailahü limen hamiden' (Allah hamd edeni duyar) buyurdu. İmam tekbir getirip secdeye gittiğinde siz de tekbir getirip secdeye gidin. İmam sizden önce secdeye gitmeli, sizden önce başını kaldırmalıdır." Allah'ın Peygamberi ekledi:

"Sizin hareketleriniz imamın hareketlerine bağlıdır. Oturduğunuzda da sizden birinin ilk sözü şu olsun:

et-Tahıyyatü't-tayyibâtü's-salavâtü lillahi, es-Seiâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh. es-Seiâmü aleyna ve ala ibadillahi's-Salihin, Eşhedü en la ilahe illallah ve Bşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh.[41]


Açıklama


Ebû Musa (Radıyalîahü anh) rivâyetindeki teşehhüd îbn Mes'ûd (Radıyallahü anh) rivayetinin benzeridir, sadece baştaki kelimelerin yerleri değişiktir. Sahabeden gelen bazı teşehhüdler:

1- İbn Mes'ûd (Radıyallahü anh) rivayeti: Müsned Trc. 708/1578-713/1583 nolu hadisler (Sahih),

2- İbn Abbas (Radıyallahü anhüma) rivayeti: Müsned Trc. 714/1584 nolu hadis (Sahih),

3. Ebû Musa el-Eş'arî (RadıyaMhü anh) rivayeti: Müsned Trc. 715/1585 nolu hadis (Sahih),

4- Ömer b. Hartab iRadımtlahü anh) rivayeti,

(Râvi) Abdurrahman b. Abdülkarı, m. umerı Kaaryauanu ann» ımnucıuc »öğretirken dinlediğini nakletti:[42]

teşennu zâkiyâtü lillahi es-Salavâtü lillahi, es-Selamü aleyke Nebivvü ve Rahmetullahi ve Berekâtüh. Es Selâmü aleyna ve ala , Eşhedü en la ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasûlüh.' (Sahih)

5- Abdullah b. Ömer (Radıyallahü anhüma) rivayeti,

Nâfi'den: [43]

Abdullah b. Ömer (Radıyallahü anh) teşehhüdü şöyle okurdu:

'Bismillahirrahmanirrahim, et-Tahıyyatü lillahi es-Salavatü lillahi ez-Zâkiyâtü lillahi, es-Seiâmü ale'n-Nebiyyi ve Rahmetullahi ve Berakâtüh, es-Selâmü aleyna ve alâ ibaditlahi's-salihin, Şehidtü en lâ ilahe illallah, Şehidtü enne Muhammeden Rasûlullah.'

Bu teşehhüdü İbn Örner ilk iki rekâtı kıldıktan sonra söyler, teşehhüdü bittiğinde dilediği kadar dua ederdi. Namazın sonunda oturduğunda da aynı şekilde teşehhüdü okurdu. Ancak o önce teşehhüdü okur, sonra dilediği kadar dua ederdi. Teşed-düdü tamamlayıp selâm vermek istediğinde:

'es-Seiâmü ale'n-Nebiyyi ve Rahmetullahi ve Berakâtüh, es-Selâmü aleyna ve alâ İbadillahİ's-salihin, es-Selâmü aleyküm' diyerek sağma selâm verir, sonra selâmına karşılık İmama selâm verir. Eğer solundaki bir kişi selâm verirse ona da selâm verirdi. (Sahih)

§Hanefi, Şafiî ve Hanbeli mezhebine, ayrıca Ebû Sevr, Davud b. Ali ve Ebû Cafer et-Taberî'ye göre her iki tarafa da selâm verilir, önce sağdan başlanır. Maliki mezhebine göre ise münferit kılan sadece sağına selâm verir, cemaatle kılan sağına ve soluna selâm verir, sonra imamın selâmına karşılık selâm verir, bu mezhepteki bir görüşe göre ise sağma selâm verir, sonra İmamın selâmına karşılık selâm verir.[44]

6- Hz. Âişe f Radıyaliahu mha) rivayeti,

Kasım b. Muhammed'in haber verdiğine göre, [45] Hz. Peygamber'in eşi Hz. Âişe (Radıyaliahu anha) teşehhüdde şöyle derdi: 'et-Tahtyyatü't-Tayyibâtü's-Salavâtü'z-Zâkiyyâtü liliahi, Eşhedü enlâ ilahe illallahü vahdehû lâ şerike leh ve Eşhedü enne Muhammeden abdullahi ve rasûiüh, es-Seiâmü aleyke eyyühe'n-Nebiyyu ve Rahmetullahi ve Berekâtüh, es-Selâmü aleyna ve aiâ ibadiliahi's-Salihin, es-Selâmü aleyküm.' (Sahih)

7- Ebu Said el-Hudrî (Radıyaliahu anh) rivayeti:

Ebû Said ei-Hudrî'ye (Radıyaliahu anh) teşehhüdü sorduk, şöyle dedi:

'et-Tahiyyatü's-Salavâtü't-Tayyibâtü liliahi, es-Selâmü aleyke eyyühe'n-Nebiyyu ve Rahmetullahi ve Berekâtüh, es-Selâmü aleyna ve alâ İbadillahi's-Salihin, Eşhedü enlâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûiüh.'

Ebû Said şöyle dedi: [46]

'Biz Kur'ân ve teşehhüd dışında başka bir şey yazmazdık. [47]

8- Câbir'den (Radıyaliahuanh) gelen rivayet:

Câbir'den (Radıyaliahu anh)?[5 Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve selam) şöyle derdi:

"Bismillah ve billah, et-Tahıyyatü liliahi es-Saiavâtü liliahi, es-Selâmü aleyke eyyühe'n-Nebiyyu ve Rahmetullahi ve Berakâtüh, es-Selâmü aleyna ve alâ

Hahi's-salinin, Eşhedü en tâ ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden ' ,'~.t,n ve rasülüh, Es'elüllahe'l-cennete ve Büzü billahi mine'n-nâr." (Sahih)

9- Abdullah b. Zübeyr'den (Radıyatlohu anh) gelen rivayet:

Ebu'NVerd, :[48]

Abdullah b. Zübeyr'in (Radıyaliahu anh)şu sözünü işittiğini nakletti: 'Rasûiullah (Sallallahu aleyhi ve setlem) teşehhüdde okuyacağında şunu söylerdi: "Bismillah ve billah hayri'l-esmâ, et-Tahıyyatü't-Tayyibâtü's-Saiavâtü liliahi, dü enlâ ilahe illallahü ve Eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülüh, "kr'seiehü bi'l-hakkı beşiran ve nezıran ve enne's-Sâate âtiyetün lâ raybe fîha, es-Selâmü aleyke eyyühennebiyyü, es-Seiâmü aleyna ve alâ ibadillahi's-Salihin, Allahümağfir II vehdinî." (Hasen) [49]


Fıkhî Hükümler


Namazda ilk ve son oturuşta, ayrıca teşehhüd okumanın meşruiyetinde icma' vardır. Ancak bunların hükümlerinde ihtilaf edildi:

1- ÎIk oturuş İmam Ebû Hanife'ye göre vacib, Malik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel'e göre sünnet, Ahmed b. Hanbel'den gelen diğer rivayetle faradır. [50]

2- İkinci oturuş (son rekâttaki oturuş) ittifakla farzdır. Ancak farz olan miktarda ihtilaf edildi: İmam Ebû Hanife, Şafiî ve Ahmed'e göre teşehhüd okuyacak kadar oturmak farzdır. [51]Malikilere göre oturuşta tadil-i erkan üzere bir miktar durması yeterlidir. [52]

3- İlk oturuşta teşehhüd okumak İmam Ebû Hanife'ye göre vacib, Malik ve Şafiî'ye göre sünnettir. Ahmed b. Hanbel'den gelen bir rivayette farzdır, unutmakla düşer, diğer rivayette ise sünnettir. [53]

4- İkincİ oturuşta (son rekâttaki oturuşta) teşehhüd okumak İmam Ebû Hanife'ye göre vacib, Şafiî ve Ahmed'den gelen bir rivayete göre son oturuş gibi bu teşehhüd de rükündür, Ahmed b. Hanbel'den gelen diğer rivayete ve

Malık'e göre sünnettir.[54]

5- Sahabeden rivayet edilen muhtelif teşehhudden herhangi birinin okunması namaz için yeterlidir. [55] Bunlardan üçü mezheb imamlarınca tercih edildi, ancak efdal olanında ihtilaf edildi.

a-İmam Malik'e göre Hz. Ömer'den gelen teşehhüd rivayeti efdaldir. Bu rivayet mevkuf da olsa taabbudî bir konuda olduğu için merfu hükmündedir ve sahabeye minberde okunduğu için tevatür derecesine ulaşmıştır.

b-îmam Şafiî'ye göre ise İbn Abbas'tan gelen teşehhüd efdaldir. Çünkü onda el-Mübarekât ziyadesi vardır ve son öğretilen teşehhüd olma ihtimali söz konusudur. [56]

c-İmam Ebû Hanife, Ahmed, Sevrî, Ebû Sevr, müctehidlerin ve Ehl-i Hadis'in çoğunluğuna göre İbn Mes'ûd tarikiyle gelen teşehhüd efdaldir. Çünkü teşehhüdler içinde en sahih senedlerle gelen ve hiçbir rivayette farklılık olmayan tek teşehhüd İbn Mes'ûd'un rivayetidir. Bu teşehhüd yirmi küsur yoldan bize ulaşmıştır. [57] Doğrusunu Allah bilir. [58]


Teşehhüdde Oturuş Şekli ve Şehadet Parmağı ile İşaret


716/1586- İbn İshak anlattı:[59]

Âmir b. Lüey oğullarından sika (güvenilir) bir râvi İmran b. Ebû Enes Abdullah b. Haris b. Nevfel'in mevlâsı Ebu'l-Kâsım Mıksem yoluyla ban Rasûlullah'ın (SaiiaUakü aleyhi ve seitem) namazın ortasında (ikinci rekâttan sonra] sol uyluğu üzerine oturduğu, son rekâttaki oturuşunun ise sol baldırı Üzerin olduğu, sol elini sol uyluğu üzerine koyduğu, sağ ayağını diktiği, sağ elini sağ uyluğu üzerine koyduğu, şehadet parmağını da dikerek onunla izzet Ve celâl sahibi Rabbini birlediğini/tevhide işaret ettiğini, nakletti.

Sonra ekledi:

Medine ehlinden bir adam bana şöyle nakletti:

'Benî Gıfâr mescidinde namaz kıldım. Rasûlullah'ın sahabesinden Hufaf b. îma b. Rahda el-Gıfârî beni gördü, ben de namazda böyle (yukarıdaki gibi) yapıyordum. Namazımı bitirince Hufaf dedi ki:

'Ey yavrum, parmağını bu şekilde niçin diktin/işaret ettinT Ben de hiç çekinmeksizin/pervasızca:

İnsanları böyle yaparken gördüm' dedim. Bunun üzerine o şöyle dedi:

'Sen isabet ettin (doğruyu buldun). Rasûlullah namaz kılarken böyle yapardı da müşrikler: 'Muhammed parmağıyla böyle yaparak ancak sihir yapıyor' diye konuşurlardı. (Bilerek) yalan söylediler, hâlbuki Rasûlullah bunu sadece izzet ve celâl sahibi Rabbini birlemek/tevhide işaret etmek için yapardı.'[60]



717/1587- Ebu'z-Zübeyr;[61]

Tâvus'un şöyle konuştuğunu duydu:

'Biz İbn Abbas'a (Radıyallahü anhümaj (ik'a denilen) iki ayağın topukları

üzerine oturmayı sorduk; 'O sünnettir' dedi. 'Bunun, bir adama eziyet olduğu düşüncesindeyiz' deyince İbn Abbas şöyle cevap verdi:

'O, senin Peygamberinin sünnetidir."

Şİkinci tarikle gelen rivayet: Tavus şöyle dedi:

İbn Abbas'ın iki ayağının sırtlarına oturduğunu gördük ve kendisine: 'İnsanlar bunun alışılmadık/yadırganacak bir durum olduğunu iddia ediyorlar' dedik. İbn Abbas şöyle cevap verdi: 'O, senin Peygamberinin sünnetidir. [62]


Açıklama


el-lk'a' (su^ı) oturuş şekillerinden birisidir. Ancak iki farklı manası vardır:

1-insanın kalçalarını yere koyup dizlerini dikmesi ve ellerini yere koyması Şeklindeki köpek/yırtıcı hayvan oturuşudur.

2- İki secde arasında iki ayağın topuklarının üzerine oturmaktır. [63]

§Bu konuda çeşitli rivayetler nakledildi:

1- Caiz olmadığına dair:

RasûlullalVin ik'a' oturuşunu yasakladığına dair Hz. Âişe, Enes b. Malik ve Hüreyre'den hadisler nakledildi[64]

Atâ el-Horasanî ve Eyyûb'un; İbn Sirin'den ik'a' oturuşunun olmadığa duyduklarını, ancak Mekke ehlinin kendilerine (cevazı yönünde) farklı bir halnaklettiklerim söyledi."[65]

Hz. Âişe, Ali, Ebû Hüreyre, Katade[66] ve İbrahim en-Nehâi[67] bu oturuşu mekruh görürlerdi.

İmam Tirmizi iki secde arasındaki ik'a' oturuşuna sadece Mekke ehlinin cevaz verdiğini, ancak alimlerin büyük çoğunluğuna göre mekruh olduğunu belirtti. [68]

2-Caiz olduğuna dair:

-Rasûlullah'tan herhangi bir sözlü cevaz bulunmamakladır, sadece İbn Abbas'ın-'O, senin Peygamberinin sünnetidir" sözü[69] ve bazı sahabilerin uygulaması vardır.

-Hz. Ömer, Abdullah b. Abbas, Abdulah b. Ömer ve Abdullah b. Zübeyr[70] (Radıyallahü anhüm) caiz görürlerdi.

§Müctehid imamların görüşü:

1-İmam Ebû Hanife, Malik, Şafiî, Ahmed, İshak ve Ebû Ubeyd'e göre bu oturuş şekli mekruhtur. Çünkü Rasûlullah bunu yasaklamıştır ve Ebû Ubeyd'in Ebû Ubeyde'den nakline göre o, insanın kalçalarını yere koyup inciklerini dikmesi ve ellerini yere koyması şeklindeki köpek/yırtıcı hayvan oturuşudur. [71]

2-Hadis ashabına göre bu, iki secde arasında iki ayağın topuklarının üzerine oturmaktır. İbn Abbas, îbn Ömer, Abdullah b. Zübeyr, Salim b. Abdullah, Nafi', Tavus, Atâ ve Mücahid gibi sahabe ve tabiûnun da namazda böyle oturduğu nakledilmiştir. İmam Şafiî'ye göre de iki secde arasında butıturuş müstehabdır. Ancak bu kişilerin bazıları ihtiyarlık ya da bir başka sebepten dolayı böyle oturduklarını açıklamışlardır. [72] Doğrusunu Allah bilir. [73]



7l8/l588- Hz. Âişe annemizden (Radıyaitahaantta): [74]

Rasûlullah (Saiiaüahu aleyhi ve seiiem) namaza tekbir getirip 'el-Hamdü lillâhi hh'Vâlemîn'i okuyarak başlardı. Rükûya gittiğinde başını fazla kaldırmaz dîrmezdi, ikisi arasında (dengeli) dururdu. Rükûdan kalktığında iyice VCAlmadan secdeye gitmezdi. Secdeden başını kaldırdığında da iyice otur-ı n (tekrar) secdeye gitmezdi. Her iki rekâtta tahiyyatı okurdu. (Secdede) rsekleri yırtıcı hayvanların yere uzatıp yaydığı gibi yaymayı hoş karşılandı (Oturduğunda) sol ayağını yatırır ve sağ ayağını dikerdi, şeytan otu-Kundan[75] men ederdi. Rasûlullah namazı selâm ile bitirirdi. [76]



719/1589- Vâil b. Hucr el-Hadramî (Radıyaiiaha anh) anlattı: [77]

'Bir keresinde RasûIuIİah (Saiiaiiahu aleyhi ve seium) nasıl kılıyor (izleyeceğim), dedim ve onu izledim. Kalktı, tekbir getirdi, ellerini kulakları hizasına kadar kaldırdı, sonra sağ elini sol elinin-bileğinin-kolunun[78] üstüne koydu Sonra rükû etmek İstediğinde öncekine benzer şekilde ellerini kaldırdı, rükûya gittiğinde ellerini diz kapaklarına koydu. Sonra başını kaldırdı (doğruj-du) ve ellerini öncekine benzer şekilde kaldırdı. Sonra secdeye gitti, ellerini kulakları hizasında tuttu. Sonra oturdu, sol ayağını yaydı/yatırdı, sol elini uyluğunun (yani) sol dizinin üstüne koydu, sağ dirseğinin ucunu da sağ dizinin üstüne koydu. Sonra parmaklarını kapattı, tam halka şeklinde tuttu (Bir rivayette: Orta ve baş parmağını halka şeklinde luilu ve şehadet parmağı ile işaret etti), sonra (şehadet) parmağını kaldırdı ve o parmağını dua ederken hareket ettirdiğini gördüm.

Bundan sonra soğuk bir zamana rast geldim ve elbiselerine bürünmüş insanları soğuktan dolayı elbiselerinin altında (tuttukları) ellerini (şehadet parmaklarım) hareket ettirirken gördüm.'[79]


Açıklama


Teşehhüdde şehadet parmağı ile işaret etmek meşrudur, ancak bunun şeklinde ihtilaf edildi:

1-Hanefilere göre sağ el kapatılır, işaret parmağı kaldırılarak işaret edilir. İşaret yeri konusunda iki görüş var: aderken işaret edilir, derken parmak kaldırılır ve derken de indirilir. Bu işarette şehadet parmağı

kaldırılır, küçük ve adsız parmak kapatılıp, baş parmak orta parmak üzerine konulur. [80]

2- Şafiîİere göre teşehhüd süresince parmaklar kapatılıp sadece şehadet parmağı ile işaret edilir. [81]

3- Hanbelîlere göre teşehhüdde sağ el kapatılıp şehadet parmağı ile işaret etmek müstehabdır, ancak hareket ettirilmez. [82]Abdullah b. Zübeyr (Radıyaltahü anh) anlattı:

Hz Peygamber (teşehhüdde) parmağı ile işaret eder, (ama) parmağını harel ettirmezdi.[83]

sTesehhüddeki işaret konusunda çeşitli rivayetler bulunmaktadır:

1-Vâil b Hucr'dan (Radıyullahü anh) gelen hadiste küçük, adsız ve orta parmak baş parmak da onların üzerine konulur (baş parmakla orta parmak halka İStade birleşir) ve şehadet parmağı ile işaret yapılır.

2- Müslim'in İbn Ömer'den (Radıyatlakü anhüma) rivayetinde şu şekilde[84]

'Rasûiullah teşehhüd için oturduğunda sol elini sol uyluğunun üzerine ve sağ elini de sağ uyluğuna koyardı, parmaklanın elli üç şeklinde kapatır ve şehadet parmağı ile işaret ederdi. [85]

§Bu hadisteki işaret şu şekildedir: Baş parmak yumulur, şehadet parmağının köküne getirilir ve küçük, adsız ve orta parmak kapatılır, sonra şehadet parmağı ile işaret edilir.

Söz konusu rivayette o dönemde Araplar arasında bilinen el ile hesap işareti nakledilmektedir; bunlar birçok rivayette geçmektedir. El ile hesap şekilleri için bk. Müsned Trc. V. Cild, 474/1344 nolu hadisin açıklaması. [86]



720/1590- Şu'be'den: [87]

Ebû İshak'ı Benî Temim'li bir kişiden duyduğu şu haberi naklederken dinledim, şöyle dedi:

ibn Abbas'a (Radtyaiiaha anhüma), bir kişinin (şehadet) parmağı ile (şu şekilde namazda) işaret etmesini, sordum. Şöyle dedi:

'O ihlastır/ihlas alâmetidir." [88]



721/1591-Nafi'den:[89]

Abdullah b. Ömer (Radıyaiiaka anhüma) namazda oturduğunda ellerini dizlerine koyar, (şehadet) parmağı ile işaret eder ve gözüyle de onu takip ederdi. Sonra şöyle dedi:

'RaSÛlullah (SaUallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

"İşte bu, şeytana kesinlikle demirden daha şiddetli gelir (canını daha çok acıtır), yani şehadet parmağı ile (tevhide) işaret."'

NOT: Peygamberimiz burada bir teşbihte bulunuyor, belki de hakiki manasını kastediyor. İnsan teşehhüdde şehadet parmağı ile tevhide işaret ettiğinde şeytanın morali o kadar bozulur ki dayak yemişten kötü olur. Çünkü tevhid işareti ile Allah'ın kainat hakimiyeti yeniden hatırlanır, gündeme gelir ve şeytanî güçlerin yok olacağı belirtilir. Bu da doğal olarak şeytanı çileden çıkarır. [90]



722/1592- Abdullah b. Zübeyr'den (Radıyaüahüanhüma). [91]

Rasulullah (Salialiahü aleyhi ve seiiem) teşehhüde oturduğunda sağ elini sağ » elini de sol dizine koyar, şehadet parmağı ile (tevhide) işaret eder, işaretten başka tarafa kaymazdi (onu takıp ederdi).

NOT- Bu rivayetten teşehhüdde şehadet parmağı ile işaret ederken göz ile de nİ0Ime in müstehap olduğu anlaşılmaktadır. Müzenî (v.264/877) ve bazı °l"mler bu durumda kişinin ihlas ve tevhid niyetinin olmas, gerektiğini söylediler. [92]



723/1593- Ali b. Abdurrahman el- Muâvı anlattı: [93]

Namazda çakıllarla oynarken/onları karıştırken beni Abdullah b. Ömer (Radıyallahuanhüma)gördü, namazını bitirince beni engelledi ve dedi ki;

'Rasûlullah 'in (Sailaltahü aleyhi ve seltem) yaptığı gibi yap (namazı kıl)!' Ben:

'Rasûlullah nasıl yapardı?' Abdullah b. Ömer:

'Rasûlullah namazda oturduğunda sağ elini sağ dizine koyar, parmaklarının hepsini kapatır ve baş parmağın yanındaki (şehadet) parmağı Ue (tevhide) işaret ederdi. Sol elini de sol dizinin üzerine koyardı.'

§İkinci tarikle gelen rivayette Abdullah b. Ömer şöyle dedi: 'Rasûlullah tSaüatlahu aicyiv ve sellem) oturduğunda iki elini dizlerine koyar baş parmağın yanındaki sağ şehadet parmağını kaldırarak (tevhide işaret ederdi.) Soi eli de bırakılmış/serbest oiarak sol dizinin üzerindeydi.'[94]



724/1594-Abdullah b. Ömer'den (Radıyaliahü anhüma) [95]

Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) namazda ellerini salarak oturan bir adam gördü ve şöyle dedi:

"Bu şekilde oturma! Bu ancak kendilerine azap edilenlerin oturuş şeklidir."

§Abdullah b. Ömer'den ikinci tarikle gelen rivayet:

Rasûlullah aleyhi ve .seiu-n» bir adamın namazda ellerine dayan-hâlde oturmasını yasakladı. [96]



725/1595-Ebû Ubeyde babası Abdullah b. Mes'ûd'dan (Radıyaiiaha anh) nakletti:[97]

'Hz. Peygamber (Saitaiiahü aleyhi ve seiiem) iki rekâtında(n sonra otururken)

sanki o kızgın bir taşın üzerindedir.

Ben: 'Kalkıncaya kadar böyle mi?' dedim. O: 'Kalkıncaya kadar böyle' diye cevap verdi.

§Abdullah b. Mes'ûd'dan ikinci tarikle gelen rivayet: 'İki rekâtında(n sonunda) Rasûiullah'ın (Saiiaiiahu aleyhi ve sellem) oturuşu sanki kızgın bir taşın üzerinde gibidir. [98]


Açıklama


Bu rivayette Rasûiullah'ın ilk iki rekâtın sonunda (ilk ka'dede) otururken kalkmaya hazır bir şekilde beklediği anlaşılmaktadır. Son ka'dede ise daha rahat

oturmaktadır.

Birinci ve ikinci teşehhüdde oturma şeklinde müetehid imamlar ihtilaf ettiler, Bunun nedeni farklı rivayetlerin bulunmasıdır. İki oturuş şekli bize İntikal etmiştir.

1-Teverruk İbnü'1-Esir (v.606/1209) bunu, ayakları sağ taraftan

çıkartmak ve sol oyluk üzerine gelecek şekilde yere oturmak diye, [99] Hanbelî fakihî Hırakî (v.324/936) ise, sağ ayağı dikip, solu sağ uyluğun altından dışarı çıkartıp kabalar üzerine oturmak, şeklinde açıkladı. [100]

2-İftirâş Sol ayağı yatırıp üzerine oturmak ve sağ ayağı dikmek şeklindeki oturuştur.[101]

Mezheplerin teşehhüdde oturuş konusundaki görüşleri:

1-Hanefilere göre ilk ve son teşehhüdde iftiraş şekliyle oturmak müstehabdir Rivayetlerde son teşehhüddeki teverruk oturuşu ile ilgili rivayet Rasûlullah'm zayıflık/yorgunluk ya da ihtiyarlık dönemine aittir. [102]

2-Mâlikîtere göre her iki oturuşun da teverruk şeklinde olması ve sağ ayağın dikilmesi müstehabdır. [103]

3-Şafiîlere göre birinci teşehhüdde iftiraş, son teşehhüdde teverruk şekliyle oturulması müstehabdır. Çünkü rivayetler bu şekildedir. [104]

4-İmam Ahmed'e göre ilk teşehhüdde iftiraş, dördüncü rekâttaki teşehhüdde teverruk şeklinde oturulması müstehabdır. Sabah ve cuma namazı gibi iki rekâtlı namazlarda son oturuş iftiraş şeklinde olmalıdır. [105]

§Kadının teşehhüdde oturuşu Mâlikîlere göre erkeğin oturuşu gibidir. Hanefî, Şafiî ve Hanbelîlere göre teverruk şekliyle oturur, bu tesettür açısından onun için daha uygundur. Ahmed b. Hanbel'den gelen diğer rivayette, kadın için hangi oturuş şekli tesettüre uygunsa o şekilde oturur. [106]

§ İk şeklindeki oturuş ile İlgili rivayetier ve görüşler önceden

geçmişti. Bk. Müsned Trc. 717/1587 nolu rivayetin açıklaması. [107]


Teşehhüdden Sonra Hz. Peygamberce ve Ehl-i Beytine/Ümmetine[108] Okunan Salavât


Allah Teâlâ buyurdu:

"Allah ve melekleri Peygamber'e salât ederler. Ey müminler! Siz de ona salavât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin/bağlanın." {Ahzab, 33/56)

Salavât Arapça'da salât kelimesinin çoğulu olup dua, rahmet, Övgü ve namaz manalarına gelmektedir. Allah'tan olursa rahmet ve övgü, meleklerden ve İnsanlardan olursa dua manasında kullanılır/anlasılır. [109]Allah Teâlâ Kur'ân'da Peygamberine kendisinin getirdiğini, müminlerin de salavât getirip, ona selam vermeler. " Salavât getirilen yerlerden birisi de namazdır ve yerim, şeklini bize öğretmiştir. [110]



726/1596-Ebû Mes'ûd Ukbe b. Âmr (Radıyaiiahu anh) anlattı: [111]

Biz Rasûluliah'ın (Satlallahs aleyhi ve sdicm) yarımdayken, bir adam[112] geldi, Rasûlullah'ın önüne oturdu ve şöyle dedi:

'Ey Allah'ın RasÛlü! Sana selâm vermeyi biliyoruz (teşehhüdde bunu öğrettin), Allah'ın senin makamını yükseltmesi için namazımızda salâvat getirmek istediğimizde nasıl salavât getireceğiz?'

Rasûlullah bir müddet suskun kaldı, (biz korktuk) öyle ki keşke adam soru sormayasaydı dedik. Sonra şöyle buyurdu:

"Bana salavât getireceğinizde şöyie deyin:

'Allahümme sallı ala Muhammedi'n-nebiyyi'l-ümmiyyi ve ala Âli Muhammed kemâ salleyte alâ îbrahime ve Âlî İbrahim, ve bank ala Muhammedi'n-nebiyyi'l-ümmiyyi kemâ bârekte alâ îbrahime ve Âli İbrahim, înneke hamîdün mecîd."'

§Ebû Mes'ûd'dan ikinci tarikle gelen rivayet:

Denildi ki:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Sana nasıl salavât getireceğiz?1

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve sdlem) şöyle dedi:

"Şöyle deyin:

'Allahümme salli alâ Muhammedi'n ve alâ Âli Muhammed, barik alâ Muhammedin ve alâ Âli Muhammed, kemâ bârekte ala âlemîn, İnneke hamîdün mecîd. [113]


Açıklama


Rasûlullah kendisine nasıl salavât getirileceği sorulunca bir müddet susuyor, la sahabe Mâide süresindeki ayette[114] çok sorunun yasaklanmasını hatırladık Hz Peygamberin bu soruyu hoş karşılamadığını, belki de kızacağını zannela" 'Çm çekiniyorlar, hatta o adamın soru sormamasını bile temenni ediyorlar. Hz. o dönemde herhalde çok soru soruluyor ve sorular cevaplandıkça yeni geliyordu bu da RasÛlullah'ı endişelendiriyordu. Çünkü hükümler ağırlaş-vasanması zorlaşacak ve insanlar sıkıntıya düşecekler. Bu nedenle Peygamberimiz sorulduğunda bazen susardı. Susması hoşlanmamasından kaynaklandığı gibi beklemesi nedeniyle de olabilirdi. Burada susması salavâtm vahiy kaynaklı olduğunu gösteriyor. [115]

§Rasûlullah'ın duada Hz. İbrahim ve onun Ehl-i Beytine/Ümmetine benzetilmesini istemesi kendi büyüklüğüne aykırı değildir. Hz. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kabe'nin temellerini yükselttiğinde Hicaz ehli ve onlara gönderilecek peygamber için dua etmişlerdi, [116] buna mukabil ebediyete kadar Muhammed ümmetinin de onlara duası ile karşılık verilmesi emredilerek büyük bir vefa örneği gösterilmiştir.

§İlk rivayetteki salavâtm tercemesi:

'Allahım! Ummi Peygamber olan Hz Muhammed'in kendisinin ve Ehl-i Beytinin/Ümmetinin şanını yücelt, tıpkı Hz. ibrahim'in kendisinin ve Ehl-i Beytinin/Ümmetinin şanını yücelttiğin gibi.

(Allahım!) Ümmi Peygamber olan Hz. Muhammed'in kendisini ve Ehl-i Beyl-ini/Vnimetini mübarek kıl, tıpkı Hz. İbrahim'in kendisini ve Ehl-i Beytini/Ümmetini mübarek kıldığın gibi. Sen hamd edilen ve şerefli/azametli olansın.

§İkinci rivayetteki salavâtm tercemesi:

'Allahım! Hz, Muhammed'in kendisinin ve Ehl-i Bey'tinin/Ümmetinin şanını yücelt, (Allahım!)Hz, Muhammed'in kendisini ve Ehl-i Beytini/Ümmetini mübarek kıl, tıpkı Hz. İbrahim'i âlemler içinde mübarek kıldığın gibi. Sen hamd edilen ve şerefli/azametli olansın. [117]



727/1597-Ebû Mes'ûd el-Ensarî'den (Radıyaüaha anh):[118]

Sa'd b. Ubâde'nin meclisinde otururken yanımıza Rasûlullah (Saiiaüahü aleyhi ve seiiem) geldi. Ona Bişr b. Sa'd şöyle dedi:

"Allah (Kur'ân'da) sana salavât getirmemizi bize emretti, ey Allah'ın Rasûlü! Sana nasıl saiavât getireceğiz?'

Rasûlullah bir müddet suskun kaldı, (biz endişe ettik), hatta (Bişr'in) bu soruyu sormamış olmasını bile temenni ettik. Sonra şöyle buyurdu:

"(Bana salavât getireceğinizde) şöyle deyin:

"Allahümme sallı ala Muhammedin ve alâ Âli Muhammed kemâ salleyte alâ İbrahime,

ve bank alâ Muhammedin kemâ bârekte alâ İbrahlme fi'i-âiemîn, İnneke hamîdün medd,'

Bana selâm getirme ise (teşehhüddeki) bildiğiniz şekildedir. "[119]



728/1598- Amrb. Malik el-Cenbî,[120]

Rasûlullah'ın sahabisi Fedâle b. Ubeyd'den dinlediği haberi şöyle nakletti:

'Rasûlullah (Saiudiahu aleyhi ve setiem), namazda izzet ve celal sahibi Allah'ı

zikretmek s izin, Peygamber'e salavât getirmeksizin bir kişinin dua ettiğini

duydu ve şöyle buyurdu:

"Bu kişi (usûlünü bilmediği için) duada acele etti."

Sonra onu yanına çağırdı, ona ve diğerlerine şöyle dedi:

"Sizden biri namaz kılarken Rabbine hamd ederek, onu överek

(ibadete) başlasın, sonra Peygamber'e salavât getirsin, sonra da dilediği

şekilde dua etsin!"

NOT:Hz. Peygamber bu gibi rivayetlerde bize dua etmenin adabını ve usûlünü öğretmektedir. Duaya başlamadan önce Allah'a hamd edilmesi, O'nun övülmesi, ayrıca Peygamber'e salavât getirilmesi duanın kabulü için önemli olan etkenlerdendir. Rasûlullah birçok yerde kendisine salavâl getirilmesini emir ve tavsiye etmektedir. O yerlerden bazıları:

1-Peygamberimiz'in ismi anıldığında,

2-Ezan okunduktan sonra,

3-Namazda teşehhüdden sonra,

4-Cum'a günleri,

5-Dua ederken...

§Biz salavât getirerek Peygamberimiz'i hatırlıyor, ona olan bağlılığımızı yeniliyoruz, ayrıca onun için dua ediyoruz. [121]



729/1599-Ka'b b. Ucre'den (Radıydlia anh).[122]

Bir adam Hz. Peygamber'e şöyle dedi:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Sana selâm vermeyi Öğrendik (teşehhüdde bunu belirttin). Sana nasıl salavât (getirilir)?'

Rasûlullah (Sattaiiaha aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"(Bana salavât getireceğinizde) şöyle deyin:

^Allahümme salli alâ Muhammedin ve ala Âli Muhammed kemâ salleyte alâ İbrahime, înneke hamîdün mecîd,

Allahümme bank alâ Muhammedin ve alâ Âli Muhammed kemâ bârekte alâ İbrahime, înneke hamîdün mecîd." [123]



730/1600-İbn Ebî Leylâ anlattı: [124]

Ka'b b. Ucre (RadıyailaM anh) benimle karşılaştı [125]ve dedi ki: (hadis) hediye edeyim mi? (Bir keresinde) Rasûlullah yanımıza geldi. Kendisine dedik ki:

Ey Allah'ın Rasûlü! Sana nasıl selâm verileceğini öğrendik (teşehhüdde belirttin). (Sana) salavât nasü (getirilir)?'

Rasûlullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) Şöyle buyurdu:

Lana salavât getireceğinizde) şöyle deyin:

MH^Lme salli alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammed kema

Âli İbrahime, İnneke hamîdün mecıd, hümme barik alâ Muhammedin ve ala Ah Muhammed kema Lrekte alâ Âli İbrahime, İnneke hamîdün mecîd. "[126]



731/1601- Ka'b b. Ucre'den (Radıyaiiahü anh).[127]

Allah ve melekler Peygamber'e salât ederler...' ayeti inince insanlar dediler ki:

'Ey Allah'ın Peygamberi! Sana nasıl salavât getireceğiz?'

Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"(Bana salavât getireceğinizde) şöyle deyin:

'Ailahümme satli alâ Muhammedin ve alâ Ali Muhammed kema salleyte alâ İbrahime ve alâ Âli İbrahim, İnneke hamîdün mecıd, ve barik alâ Muhammedin ve alâ Âti Muhammed kemâ barekte ala îbrahime, ve alâ Âli İbrahim, İnneke hamîdün mecîd' (Râvi) ekledi: Biz de böyle söylüyoruz, onlarla beraber bize de ( ve seiâm) olsun [128]

§(Râvi) Yezid dedi ki: 'Bu (son cümle) İbn Ebî Leylâ'nın kendi söze mü yoksa Ka'b'dan rivayet ettiği bir şey mi tam bilemiyorum. [129]



732/1602-Ebû Said el-Hudrî'den (ttadıyaiiahuanhy) [130]

'Ey Allah'ın Rasûlü! Şu sana selâm vermeyi Öğrendik 'teşehhüdde bunu belirttin), Sana nasıl salavât getireceğiz?'

Rasûlullah (Saüaiiahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"(Bana saiavât getireceğinizde) şöyle deyin:

Allahümme sallı alâ Muhammedin abdike ve rasûlike kemâ salleyte alâ İbrahime, ve barik alâ Muhammedin ve Âli Muhammed kemâ ârekte alâ İbrahime ve Âli İbrahim.[131]



733/1603- Büreyde el-Huzâî'den (liadıyaiiahüank):[132]

'Ey Allah'ın Rasûlü! Sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik (teşehbunu belirttin), Sana nasıl salavât getireceğiz?' Rasûlullah tsaitaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle buyurdu: (Bana salavât getireceğinizde) şöyle deyin:

jlhümmec'a! salavâtike ve rahmeteke ve berakâtike alâ İbrahime ve alâ Âli salavâtike ve rahmeteke mmedin ve alâ Âli Muhammed kemâ cealteha alâ İbrahime ve alâ Âli İnneke hamîdün mecîd.rahmet ve bereketlerini H, Muhammet'e, « Sibi Şüphesiz. Sen övülen ve şerefli/azametli olansın. [133]



734/1604-Musa b. Taiha (b. Ubeydullah) babasından (Radıycdlahü anh) nakletti: [134]

'Ey Allah'ın Peygamberi! Sana nasıl salât getireceğiz?

Rasûlullah (Saiuüiahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "(Bana salât getireceğinizde) şöyle deyin:

'Aliahümme salli alâ Muhammedin ve aiâ Âli Muhammed kemâ salleyte alâ İbrahime, İnneke hamîdün medd, ve barik alâ Muhammedin ve alâ Âli Muhammed kemâ bârekte alâ li İbrahim, İnneke hamîdün mecid[135]



735/1605-Halid b. Seleme'den:[136]

Abdülhamid b. Abdurrahman, Musa b. Tatha'yı gece oğlunda kaldığında (misafir olduğunda) yanına çağırdı ve dedi ki:

'Ey Ebû İsa! Hz. Peygamber'e (Saiiaiiahu aleyhi ve sellem) salât konusunda sana nasıl bir haber ulaştı?'

Musa b. Talha şöyle anlattı:

'(Sahabi) Zeyd b. Hârice'ye (Radtyaliaha anh), Hz. Peygamber'e salât konusu sordum, o şöyle dedi:

'Ben de bunu bizzat kendim Rasûlullah'a: 'Sana nasıl salât edelim?1 diye sormuştum, o şöyle buyurdu:

"Salavât getirin, bu konuda gayret edin, sonra şöyle deyin:

'Allahümme barik alâ Muhammedi'n ve alâ Âli Muhammed kemâ bârekte alâ İbrahim, İnneke hamîdün medd.fi"[137]


Kendilerine Salavât Getirilen Hz. Peygamber'in Ali'nin Açıklanması


736/1606-Ebû Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm,[138]

Hz Peygamber'in ashabından olan bir kişiden nakletti: 'Hz Peygamber (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle derdi: "Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ Ehil Beytihi ve alâ ezvâcihi e zürriyyetihi kemâ salleyte alâ İbrahime, İnneke hamîdün medd,

ve barik alâ Muhammedin ve alâ Ehli Beytihi ve alâ ezvâcihi ve zürriyyetihi kemâ bârekte alâ Âli İbrahim, İnneke hamîdün medd"'

§(Râvilerden) îbn Tavus ekledi: 'Babam da bunun gibi söylerdi.

NOT: İmam Ahrned b. Hanbel, satavât ile ilgili bir rivayet dışında diğer rivayetlerin hepsini nakletti. Aslında bunların hepsine ulaşmak için hadis kitaplarını taramak gerekirdi. Çünkü başka bir eserde salavâtlar böyle toplu halde bulunmamaktadır. Bennâ, Bulûğu 'I-Emânî isimli şerhinde bu dev eser Müsned ile ilgili hayranlığını şöyle ifade eder:

'Bunlardan da okuyucunun anladığı gibi İmam Ahmed'in Müsned'i Rasâlullah'ın hadislerini rivayet eden hadis kitaplarının en büyüğü ve en kapsamlıyıdır. İmam Nevevi ve haki bu salavâtların hepsini birçok hadis kitabından topladılar. Halbuki ziyadesi ile Ebû Hüreyre'den gelen salavât hariç, diğer salavâtların hepsi imam Ahmed'in Müsned'inde bulunmaktadır. Muhaddislerİn İmam Ahmed'e Hadis İmamlarının İmamı, demeleri ne kadar da doğru. [139]

§Salavâtın tercemesi:

Allahım! Hz. Muhammed'in Ehl-i Beyiinin, eşlerinin ve onun soyundan gelen-

erin şanını yücelt, tıpkı Hz. İbrahim'in Ehl-i Beytinin/Ümmetinin şanını yücelttiğin gibi. (Allahım!) Hz. Muhammed'in Ehl-i Beytim, eşlerini ve onun soyundan gelendi mübarek kıl, tıpkı Hz. İbrahim'in Ehl-i Beytini/Ümmetini mübarek kıldığın gibi. û«n hamd edilen ve şerefli/azametli olansın. [140]



737/1607-Ebû Humeyd es-Sâidî'den (Radıyaitahüanh)[141]

(Sahabiler) dediler ki:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Sana nasıl salavât getireceğiz?'

Rasûlullah (Soliaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle buyurdu:

"(Bana salât getireceğinizde) şöyle deyin:

'Allahümme salli alâ Muhammedin ve ezvâcihi ve zürriyyetihi kemâ salleyte ala İbrahime, İnneke hamîdün mecîd,

ve barik aiâ Muhammedin ve alâ Ehli Beytihi ve ezvâcihi ve zürriyyetihi kemâ bârekte alâ Âli İbrahime, İnneke hamîdün mecîd."'

NOT: Salavâtın tercemesi:

'Ailahım! Hz. Muhammed'in eşlerinin ve onun soyundan gelenlerin şanını yücelt, tıpkı Hz. İbrahim'in şanını yücelttiğin gibi.

(Allahım!) Hz- Muhammed'in eşlerini ve onun soyundan gelenleri mübarek kıl, tıpkı Hz. İbrahim'in Ehl~i Beytini/Ümmetini mübarek kıldığın gibi. Sen hama edilen ve şerefli/azametli olansın. [142]



FIKHI HÜKÜMLER


Bu babdaki hadisler namazda teşehhüdden sonra salavâtın meşru odıığunutedir. Ancak salavâtın hükmünde ihtilaf edildi:

Ahmed b. Hanbel ve İshak b. Râhûye gibi müctehidlere göre salavâl okumak farzdır. Hz. Ömer, Abdullah b. Mes'ûd, Câbir b. Zeyd, Şa'bî, med b. Ka'b el-Kurazî, Ebû Cafer el-Bâkır'ın da bu görüşte olduğu nakledil-^Kadı İbnü'l-Arabî de bu görüşü tercih etti.[143]

? İmam Ebû Hanife, Malik ve bu iki imamın ashabı ve Sevrî, Evzaî, Şafiîler'l-Münzir olmak üzere çoğunluğa göre namazda salavât sünnettir. [144]

Bu ihtilafın nedeni Rasûlullah'm bu konudaki emirlerinin vücûb ya da nebd , elmesi noktasındadır. Ancak ihtiyatlı olmak ve namazda salavâtı okumak ge-kir İshak b. Râhûye'nin ifade ettiği gibi bilerek terk edilirse namazın iptal olma riski vardır, ancak unutarak terk edilirse affedileceği umulur. [145]

§Namaz dışında salavâtın farz olmadığı konusunda icma' vardır. [146]


Hz. Peygamber'e Salavâttan Sonra Yapılan Dualar


738/1608-Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh) [147]

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Sizden biri son teşehhüdü bitirdiğinde/ayrıldığında dört şeyden Allah'a sığınsın:

Cehennem azabından, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden mesih-i deccalin şerrinden." [148]


Açıklama


Peygamberimiz namazın sonunda bize dört şeyden Allah'a sığınmamız jçjn dua etmemizi tavsiye ediyor:

1- Cehennem azabı: Ayet ve hadislerde bu azabın şiddeti geçmektedir.

2-Kabir azabı: Allah teâlâ şöyle buyurdu: ve Allah, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden bu zâtı (tehliğciyi) korudu, un kavmini ise en kötü azap kuşatıverdi. O (kötü azab)[149] Firavun hanedanının sabah cine sokuldukları ateştir. (Ayrıca) kıyamet koptuğu gün Firavun hanedanını azabın en •etlisine sokun, (denilecek)! (Mü'min, 40/46)

Allah Teâlâ bu ayetlerde Firavun hanedanı için iki ayrı azaptan bahsetdir Birisi kıyametten önce ve sabah akşam olacaktır ki bu kabir azabıdır, I t de kıyamet koptuktan sonra olacaktır, bu da cehennemdeki şiddetli azaptır. Kabir azabı konusunda da birçok hadis bulunmaktadır.

3- Hayatın ve ölümün fitnesi: Dünyadaki musibetler, cehalet ve şehvet, ölüm anında ise şeytanın kandırması gibi fitnelerdir.

4-Kötülük) mesihi deccalin şerri: Deccal'e rnesih denmesinin sebepleri: Yeryüzünü dolaşan, tek gözü mesh edilmiş (kapalı) ya da mesh ederı (değiştiren) anlamına geldiği için mesih denebilir. Hz. İsa'ya da Mesih denmiştir. [150] Bu rivayetlerden anlaşılan; hayır tarafının Mesihi Hz. İsa ile şer tarafının mesihi deccal arasında olmak üzere o dönemde (iki büyük meşinin) mücadelesi olacaktır. İslâm'a karşı olan kötülük mesihi (lideri) karşısında da Müslaümanlan ve liderleri Mehdi'yi mucizevi olarak gökten inecek olan hayır Mesihi Hz. İsa destekleyecektir. Ancak hadislerde geçtiği gibi Hz. îsa yeni bir din/şeriat getirmeyecek, Mehdi'ye tabi olacaktır. Manen tevatüre varan sahih hadislerdeki işaretler budur. İşte Peygamberimiz çağların en büyük fitnesi deccal'e karşı çok dua etmemizi, hatta namazlardan sonru bile dua etmemizi tavsiye etmektedir. [151]



739/1609-İbn Tâvûs'un babası (Tavus b. Keysân el-Yemânî), [152]

Yatsı namazmdaki teşehhüdden sonra çok önem verdiği şu cümleler' söylerdi:

'Eûzü billahi min azabi cehennem, ve eûzü billahi min şerri'l-mesihi'd deccâl ve eûzü billahi min azabi'l-kabr ve eûzü billahi min fttneti'l-mahyg ve'l-memât.'

İbn Tâvûs bunlara önem verir ve Hz. Aişe tarikiyle Hz. Peygamber'den (Scıiiaiiahü aleyhi ve seiicm) naklederdi. [153]



740/1610-Urve b. Zübeyr Hz. Peygamberin eşi Hz. Âişe'den (Radıyaliahü nha) nakletti:[154]

'Hz. Peygamber (Saiiaiiahu aleyhi ve seüem) namazda şöyle dua ederdi:

Allahümme innî eûzü bike min azabi'l-kabr ve eûzü bike min fitneti'i ddeccâl ve eûzü bike min fitnetil-mahyâ ve fıtneti'i-memât. Allahümme yzü bike mine'i-me'semi ve'i-mağrem,"

"Allah'ın Rasûlü! Borçtan/Borçlanmaktan ne kadar çok Allah'a sısunuz?' deyince Rasûlullah şöyle buyurdu:

"Bir adam borçlandığı zaman konuştuğunda yalan söyler, vaad ettiinde de sözünde durmaz (hâle gelir)."

NOT' Duanın tercemesi:

-Allahım.' Kabir azabının şerrinden sana sığınırım, mesıh-ı deccalın şerrınna sığınırım, hayatın fitnesinden ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.. Sü Allahım! Günah islemekten ve borçlanmaktan sana sığınırım: [155]



741/1611-Ebû Salih, Rasûlullah'ın ashabından olan birisinden nakletti:[156]

Hz. Peygamber (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) bir adama sordu: "Namazda nasıl söylüyorsun (dua ediyorsun)?" Adam: 'Teşehhüdü okuyorum, sonra şöyle diyorum: Allahümme, innî es 'elüke 'u cennete ve eûzü bike mine'n-nârj Ama senin mırıldandığın[157] ve Muâz'm mırıldandığı duaları güzel söyleyemiyorum' dedi Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dedi:

"Biz de benzer dualar etrafında mırıldanıyoruz."

NOT:Başka tarikten gelen bir rivayette açıklandığı gibi bu kişi Muâz b. Cebel'in mahallesinde onun cemaatinden birisidir. Muâz namazları uzun kıldırdığı kİşi onu Rasûlullah'a şikayet etmektedir, ayrıca dua ile ilgili yukarıdaki ne aeçen şeyleri söylemektedir.[158] Burada Peygamberimiz'in engin anlayışı ve ortaya çıkmaktadır. Güzel okuyamayan kişiler için verilen bir ruhsat ortaya çomaktadır. Güzel okuyamayan kişiler için verilen bir ruhsat

ll°Şg°da onun da gönlünü almak için, (bir rivayette; gülümseyerek) [159] 'Biz de benzer baları mırıldanıyoruz' diye cevap vermiştir.

§Duanın tercemesi:

'Allahım! Senden cenneti isterim, ateşten sana sığınırım " dedi. [160]



742/1612-Mıhcen b, Edra'dan (Radıyallahü anh) [161]

Rasûlullah (Saiiaitaim aleyhi ve sdlem) mescide girdi. Baktı ki bir adam namazının (çoğunu) bitirmiş, (oturduğunda) şunları okuyarak teşehhüd yapıyor:

'Allahümme innî es 'elüke billahi vahidi ehadi-samed ellezi lem yelid ve lem yûled ve lem yekûn lehû küfuven ehad en tağjîra lîzünûbî, inneke ente'l-ğafûru'r-rahîm.'

Bunun üzerine Allah'ın Peygamberi:

"O kişi mağfiret edildi, o kişi mağfiret edildi, o kişi mağfiret edildi" diye (sözünü) üç kere tekrarladı.

NOT: Duanın tercemesi:

'Allahım! Doğurmayan ve doğmayan, kendisine denk hiç kimse bulunmayan bir, tek ve samed (varlık sahibi) olan Allahfa olan şehadetim) [162] ile senden günahlarımı affetmeni istiyorum. Affeden ve bağışlayan şüphesiz, sensin.'[163]


Teşehhüddeki Dua Sırasında Şehadet Parmağı ile İşaret ve Şekli


743/1613- Abdurrahman b. Ebzâ'dan (Radıyaiiahüanh)[164]

Rasûlullah (Saiiuiiahu aleyhi ve setiem) namazda (teşehüdde) oturduğunda sağ elini uyluğuna (dizinin üst kısmına) koyar, sonra (şehadet) parmağı ile işaret ederdi.

§Aynı râviden başka tarikle gelen rivayette:

Rasûlullah namazda (teşehüdde) şehadet parmağı ile işaret ederdi, şeklinde nakledildi. [165]



744/1614-Nümeyrb. Huzâî'den (Radıyaliah anh). [166]

Namazda oturduğu halde Rasûluliah'ı (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) gördüm, dua ederken şehadet parmağını hafifçe eğip[167]sağ dirseğini unun (dizinin) üstüne koymuştu. [168]



745/1615- EneS b. Mâlik'ten (Radıyallahü anh): [169]

Rasûlullah {Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) dua eden Sa'd'ın yanına uğradı, baktı ki o, (teşehhüdde) iki parmağı ile işaret ediyor: Şöyle dedi: ;'Ey Sa'd, tek parmakla/tevhidi işaret et!" [170]


Açıklama


el-Ehad Allah'ın isimlerindendir ve tek manasındadır. Peygamberimiz burada emri iie tevhide işaret et, demekledir. Bu da diğer hadislerde geçtiği gibi şehadel parmağı ile olur. [171]

§Teşehhudde şehadet parmağının kaldırılması ile ilgili birçok hadis nakledildi b- Abdürrahmân'dan:

İbn Ömer'in yanında namaz kıldım ve namazda çakılları karıştırdım. Bana-

'Çakılları karıştırma. Zîra çakılların çevrilmesi şeytan işidir. Sen de in yaptığı gibi yap. Ben O'nun ne yaptığını gördüm' dedi. Ben:

'Rasulullah'm ne yaptığını gördün?' diye sordum.

Şöyle anlattı: 'Sağ ayağını dikti, soluna yatırdı. Sağ elini sağ uyluğu üzerine so! elini de sol uyluğu üzerine koydu. Şehadet parmağıyla da işaret etti.'

Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: Baş parmağı takip eden parmağı ile kıbleye işaret etti, nazarlarını da ona dikti."[172]

İbn Zübeyr'den: "Rasülullah (namazda oturur vaziyette iken), duâ edince, hareket ettirmeksizin parmağıyla işaret yapar, bu vaziyette duâ (teşehhüd) okurdu. Sol eliyle de sol uyluğunun üzerine dayanırdı."

Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: Gözü de işaretinden ayrılmazdı. [173]

Vâil b. Hucr'dan: Rasülullah sol ayağını yere yaydı, elini sol uyluğunun üzerine koydu, sağ ayağını da dikti.

Nesâî'nin bir rivayetinde: Kollarını, uyluklarının üzerine koydu. Şehadet parmağıyla işaret ederek duâ ediyordu (teşehhüdü okuyordu), şeklinde nakledildi. [174]

Âsim b. Küleyb el-Şermî babası yoluyla dedesinden nakletti: 'Rasülullah'in huzuruna girdim, o namaz kıkyordu. Sol elini sol uyluğunun üzerine koymuş, sağ elini de sağ uyluğunun üzerine koymuştu. (Sağ elinin) parmaklan hep yumuk, sadece işaret parmağı açıktı. Şöyle duâ ediyordu:

"Ey kalbleri döndüren Allah'ım, kalbimi dînin üzere sabit kıl.

Şeşehhüdde şehadet parmağı ile işarette farklı rivayetler olduğu için müctehid imamlar bu işaretin yeri ve şeklinde ihtilafa düştüler. Bu görüşler için bk. Müsned T re. 719/1589 nolu hadisin açıklaması.

ŞTeşehhiidde şehadet parmağı İle işaret, tevhidi göstermek içindir ve bu şeytanın moralini çok bozar, onu zayıflatır. Bk. Müsned Trc. 722/1592,723/1593,724/1594 nolu hadisler ve açıklamaları. [175]


Namazda/Teşehhüdde Okunması Tavsiye Edilen Bazı Dualar


746/1616- Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (RadıyaiiaM anh)[176]

Rasûlullah'a:

'Bana namazda okuyacağım/kendisiyle yalvaracağım bir dua öğret' («evince Rasûîullah (Saiiaitaha aleyhi ve setiem) şöyle buyurdu:

"De ki: Allahümme zalemtü nefsî zulmen kesîran (Bir rivayette; ke-biran), velâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente, fağfirlî mağfiraten min ındike ve'r-hamnî. inneke Ente'l-gafûru'r-rahîrn."

NOT: Duanın tercemesi:

"Altahım! Ben kendime çok zulmettim, günahı ancak sen affedersin, katından bir mağfiret ile beni affet ve bana merhamet et. Şüphesiz sen affeden ve bağışlayansın." [177]



747/1617-EbûMictez'den: [178]

Ammar (b. Yasir) (Radıyallahü anh) bize namaz kıldırdı, namazı kısa tun Yaptığını yadırgadılar. Bunun üzerine Ammar şöyle dedi: 'Rükû ve secdeleri tanı yapmadım mı'T Onlar: 'Bilakis, (tam yaptın)1 deyince Ammar sözüne şöyle devam etti: 'Ben bu namazda Rasûlullah'ın (Sailaitahu aleyhi ve seiiem) yaptığı bir dua\>

da yaptım: O da şudur:

Allabümme bi ılmike'l-ğaybe ve kudratike ale'i-halkı ahyinî mâ alimte'l-hayate hayran lî ve teveffenî İzâ kaneti'l-vefâtü hayran il Es'eiüke haşyeteke fi'l-ğaybi ve'ş-şehâdeti ve kelimete'l-hakkı fi'i-gadabı ve'r-rıdğ ve'hkasde fi'l-fakri ve'i-ğınâ ve lezzete'n-nazah ilâ vechike ve'ş-şevka m likâike ve eûzü bike min darrâe mudırratin ve min fîtnetin mudılletin. Allahümme! Zeyyinnâ bi ziyneti'i-iman ve'c-ainâ hüdâten mehdiyyîn.'[179]


Açlıklama


Farz namazlarda ve Özellikle önemli işleri olduğunda Rasûlüllah ve bazı sa-habiler namazı kısa tutarlar ve uzatmazlardı. Bu rivayette de Ammar b. Yasir namazı kısa tutuyor, ancak cemaat tarafından yadırganınca namazın tadil-i erkânına uyduğunu belirtiyor ve Rasûlullah'ın öğrettiği bir duayı da namazda okuduğunu söylüyordu. Bununla sanki Ammar b. Yasir hem onlara Rasûlullah'ın bir duasını öğretmek, hem de kendisinin sahabi olması nedeniyle namaz konusunu onlardan daha iyi bildiğini hatırlatmak istiyordu. §Duanın tercemesi:

"Allahim! Senin gayb bilgin ve yamuklar üzerindeki kudretin nedeniyle senden şunu istiyorum: Benîm için haytın havırlı olduğunu takdir etmişsen beni yaşat, eğer benim için ölüm daha hayırlıysa beni vefat ettir. Gayb ve şehadei aleminde saygınlığım idrak etmeyi/korkmayı, rıza ve gaz.ab halinde hak sözü söylemeyi, fakirlik ve zenginlik durumlarında orta halli olmayı, senin zat-ı şerifine bakma z.evkini, sana kavuşma iştiyakını bana nasib etmeni senden isterim. Zarar veren sıkıntıdan ve saptıran fitneden sana sığınıyorum. Allahım! Beni iman lineti ile süsle, ve bizi hidayete eren rehberler kıl."

§Bu rivayetten Allah'ın kemal sıfatları ile tevessül etmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Ölümü temenni etmek aslında yasaklanmıştır, yapılması gereken en hayırlısını istemektir[180]

Enes b. Mâlik'ten (Radıyallahü anh):

Resûlullah şöyle buyurdu:

Sizden kimse, gördüğü bir zarar sebebiyle ölümü temenni etmesin. Böyle temenni etmek zorunda kalırsa şöyle desin^Rabbim, benim için hayat yaşat ölüm hayırlı ise benim canımı al[181]

beni yaşat, ölüm hayırlı ise benim canımırar veren sıkıntı şeklinde burada sıkıntı kayıtlandı, çünkü sıkıntının tatlı olanı da vardır. Ayrıca .saptıran fitne, şeklinde fitneye de bir kayıt geti- fitne bir imtihandır ve insan bununla bazen hidayete erebilir. [182]



748/1618-Zâdân, Hz. Peygamber'in Ensardan olan bir sahabisinden (Radıyallahü anh) nakletti: [183]

{Râvİ Şu'be ya da Ensardan olan bu sahabi) Hz. Peygamber'in (Saitaiiahn aleyh; ve seiiem) namazda yüz kere şöyle dua ettiğini duydu:

"Rabbi'ğfirlî (Şu'be dedi ki: ...ya da Allahümme'ğfirlî) ve tüb aleyye, İnneke ente't-tevvabü'l-ğafûr."

NOT: Duanın tercemesi:

"Rabbim beni bağışla, tövbemi kabul et, şüphesiz sen tövbeleri kabul eden Ve bağışlayansın. [184]



749/1619-Ebu's-Selîl'den:[185]

Nümeyr oğullarından bir yaşlı kadın, Hz. Peygamber'ın (Saiiaiiakü aieyhı ve setlem) yüzü Beytullah'a dönük olarak insanlara namaz kıldırırken şöyle dediğini duydu ve ezberledi:

"Rabbi'ğfirlî hatâyaye ve cehlî."

NOT: Duanın tercemesi:

"Rabbim benim hatalarımı ve cehaletimi bağışla." [186]



750/1620-Muâz b. Cebel (Radıyailahüanh) anlattı: [187]

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) benimle karşılaştığında şöyle dedi:

"Ey Muâz! Ben seni kesinlikle seviyorum." Ben:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Vallahi ben de seni seviyorum' deyince o şöyle

"O zaman her namazda şu kelimeleri okumanı[188] sana tavsiye/vasierim:

Allahümme eınnî alâ zikrike ve şükrike ve husni ibâdetik."

NOT: Duanın tercemesi:

"Allahım! Seni zikretme, sana şükretme ve sana güzelce ibadet etme konusunda bana yardımcı ol."

§Bu rivayette Hz. Peygamber'ın insani davranışlarından bir bölüm göze çarpmaktadır. O, sevdiği insana sevgisini ifade eden, aradaki muhabbetin artmasını isteyen ve ona mutlaka bir iyilikte bulunma çabasında olan bir insandı.

Zikir, şükür ve güzel ibadet üçgeni üe bu tavsiye dünya ve âhiret hayrını içinde toplamakta, her konuda olduğu gibi bu konuda da mutlaka Allah'tan yardım istenmesi gerektiğini bize öğretmektedir. [189]


0)-SELÂM İLE NAMAZDAN ÇIKIŞ


• Namazda Selâmın Keyfiyeti ve Lafzı

• Selâmı Uzatmamak Gerekir, El ile İşaret Edip Selâm Vermek Mekruhtur

• Selâm Vermenin Farziyeti ve Tek Selâmın Farziyet İçin Yeterliliği

• İmam Olan Kişinin Farz Namazdan Sonra Bir Miktar Beklemesi, Sağdan ya da Soldan Cemaate Doğru Dönmenin Cevazı

• Selâmdan Sonra İmamın Cemaate Dönmesi, Sahabenin Rasûlullah ile Teberrükü

• Namazdan Sonra Kadınların Çıkması İçin İmam ile Erkek Cemaatin Bir Müddet Beklemesi, Farz ve Nafile Namaz Arasında Çıkmak, Konuşmak ya da Yer Değiştirmek ile Fasıla Vermenin Önemi[190]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Nisa, 4/86

[2] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/70.

[3] Razi, Muhtar, 349; Karahisarî, age., 11/143

[4] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/70.

[5] Sahih: Müsned, 1/459, H.no:4382; Benzer rivayetler için bk. 1/450, H.no:4305; 1/413, H.no: 3921; 1/408, H.no:3877: f/440, H.no:4189; Ebû Hanîfe, Müsned, s.84, 93, 117; Buharı, Ezan, 148, 150; Amel, 4; İsti'zân, 3, 28; Deavât, 17; Tevhîd, 5; Müslim, Salât, 55; Ebû Dâvûd, Salât, 178, H.no:968 (Sonunda şu ziyade ile:

Tirmizî, Salât, 99, H.no:289 ("Bu konuda İbn Ömer, Câbir, Ebû Mûsâ ve Hz. Âişe'den şâhid nakiller bulunmaktadır" diyen Tirmizî Husayfin bir rüyasını da senedi ile nakleder: "Hz. Peygamber'İ rüyamda gördüm ve: 'Ey Allah'ın Rasûiü! İnsanlar teşehhüd duasını farklı farklı okuyorlar, (hangisi doğru?) diye sordum. İbn Mes'ûd'un (öğrettiği) teşehhüdü al' buyurdu."); rfesÛİ, Tatbik, 100. 102. H.no:l 160-1169, 117 1; Sehv, 41, 43. 56. H.no: 1275, 1277, 1296; İbn Mâce, İkâme, 24. H.no:899; Dârimi, Saiât, 84, H.no:1346-1347. Heysemî, bu rivayetin muhtasar şeklinin (Buhârî ve Müslim'in) Sahih'inde yer aldığını, Ahmed b. Hanbel'in ricalinin sika sayıldıklarını ifade eder. Bk. Mecma', 11/142.

İbn Mes'ûd'dan gelen bazı rivayetler de şöyledir:

Bk. İbn Mâce, Nikâh, 19, H.no:1892; Tirmizî, Nikâh, 17, H.no:l 105 (Tirmizî bu rivayetin hasen olduğunu söyleyerek Adiy b. Hâtim'den de şâhid bir naklin bulunduğunu ifade eder); Ebû Dâvûd, Nikâh, 32, H.no:2118; Nesaî, Cum'a, 24, H.no: 1402; DarimU Nikah, 20, H.no: 2208.

İbn Mes'ûd'dan nakledilen diğer rivayetler için bk. 709-713/1579-1583. hadisler.

Hadisin şâhidleri:

a-Hz. Ömer'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. Mâlik, Salâc, 53;

b-Câbir'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Nesâî, Tatbik. 104. H.no:i 173; Sehv. 45. H.no:I279; İbn Mâce, İkâme, 24, H.no:902-Tayâlisl s.240, Rno.1741; Ka'/â, IV/163. H.no:2232;

c-Ebû Mûsâ el-Eş'aıTden (Radıyallahü anh) şahidi için bk. 715/1585

d-İbn Ömer'den (Radıyallahü anküma) şahidi:

Bk. Mâ/ifc, Satât, 54; Ebû Dâvûd, Salât, 178, H.no:971:

Taberânî, d-Mu'cemÜ'l-evsat, III/103, H.no:2625; Ebû Ya'lâ, Mu'cem, s.250, H.no:310. e-Semüra b. Cündüb'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. Ebû Dâvûd, Salât, 178. H.no:975; Taberânî. el-Mu'cemü'l-kebîr, VII/250, H.no:7018. f-Hz. Âişe'den (Radıyatlahüanhit) şahidi:

Bk. Mâft'Jt, Salât, 55-56; Müslim, Salât, 240; ££« Dâvûrf, Salât, 122, H.no:783. Ayrıca tahiyyâtı okuduğuna İşaret eden rivayetler için bk. 718/1588 ve 687/1557. hadisler.

g-Abdü'1-Kays heyetinden birinden (Kays b. Nu'mân olabilir) (Radıyallahü anh) şâhid:

Bk. Mus/ıerf, III/432, H.no: 15131; IV/206, H.no:17374, 17376; Uzunca bir metne sahip olan bu rivayet ileride zikredilecektir. Heysemî bu rivayetin ricalinin sika olduklarını ifade eder. Bk. Mecma\ VIIÎ/178.

h-İbn Abbas'tan {Radıyallahü anhüma) şahidi İçin bk. 714/1584. hadis.

ı-Abdullah b. Zübeyr'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. Bezzâr, VI/188, H.no:2229; Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, İÜ/270, H.no:3ll6. i-Selman'dan {Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. fiezzdr, VI/498, H.no:2535; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, VI/264, H.no:6171; j-Hz.Ali'den (Radıyallahü anlı) şahidi:

Bk. Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, III/200, H.no:29I7; el-Mu'cemü'l-kebîr, 111/134, H.no:2905;

-Muâviye b. Ebî Süfyân'dan (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XIX/379, H.no:891. Şâhidlerin değerlendirmesi için bk. Heysemî, Mecma', 11/139-144.

[6] Karahisarî, age., 11/423

[7] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/71-73.

[8] İbnü'1-Esir, Nihaye, 1/183; tbn Hacer, el-Fethu'l-Bâri, 11/312, 313,

[9] Razi, Muhtaru's-Sıhah, 368-369; İbn Hacer, age., 11/313

[10] İbntn-Esir, age., IH/148; İbn Hacer, age., 11/313

[11] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/73-74.

[12] Sahih: Müsned, 1/422, H.no:4006; Tahrici için bk. 708/1578. hadis.

[13] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/75.

[14] İbn Hibban, V/292, No: 1961

[15] İbn Hibban, V/292, No: 1961

[16] Heysemî, Mecmeu'z-zevâid, Tl/142

[17] haki, 11/174, No: 2791

[18] Azimâbâdi, age., 111/178

[19] Müberakpûrî, age., 11/373

[20] İbn Hacer, el-Fethu'l-Bâri, Xl/164

[21] Ebû Davud, Teşehhüd, 182 , No: 970

[22] Bennâ, age., IV/4

[23] Ebû Hanife, Müsned, 93

[24] Ebû Ca'd, Müsned, 1/379. No: 2593

[25] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/75-76.

[26] Ebû Ca'd, Müsned, 1/379. No: 2593

[27] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/76.

[28] Müsned, 1/376, H.no:3562; Senedinde yer alan Ebû Ubeyde b. Abdullah b. Mes'ud'un j1 ası İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anh) hadis işitmemesi sebebiyle isnadı munkatı da olsa Ebû

eyde nin haricinde birçok kimse İbn Mes'ûd'dan bu hadisi işitmişlerdir. lahrici için bk. 708/1578. hadis.

[29] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/77.

[30] H.ıur.3935:Tahnci için bk. 708/1578. hadis.

[31] Ebu’I-Mehasin Yusuf b. Musa. Mu’tasaru’I-Muhtasar. 1/53

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/77-78.

[32] Sened:

Sahih: Müsned, 1/431, H.no:4100; İkinci rivayet için bk. 1/382, H.no:3626 (Mükerrer için bk. 1/427, H.no:4064); Benzer rivayetler için bk. 1/423, H.no:4017:

1/413, H.no:3919 (L^î ü j! H.no:4177 (Sonunda şu ziyade ile: 3920; U464, H.no:4422; 1/439, Tahrici için bk. 708/1578. hadis.

[33] Manası; Allah'a kullarından selâm olsun, filan ve filana (meleklere; Cebrail ve MikâiVe] selâm olsun, şeklindedir. Meleklere selâm, bu rivayetin ikinci tarikinde gelecektir.

[34] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/79.

[35] Sahih: Müsned, 1/292, H.no:2660; Benzer rivayet için bk. 1/315, H.no:2894; Müslim, Satât, 60-61; Ebû Dâvûd, Salât, 178, H.no:974; Tirmizî, Salât, 100, H.no:290 (hasen-garib-sahih); Nesâî, Tatbik, !03, H.no:l 172; İbn Mâce, İkâme, 24, H.no:900; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr. Xl/46, 175, H.no: 10996, 11406.

İbn Mes'ûd'dan ve diğer sahâbilerden (Radıyullahü aııhüm) şahidi için bk. 708/1578-713/1583. hadis.

[36] Şirazi, Mühezzeb, 1/78; Şirbini, Muğni'l-muhtac, 1/174; Bennâ, age., IV/8

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/80.

[37] Sened:

Sahih; Mümed, IV/409, H.no;19552, Benzer rivayetler için bk. EV/405, H.no; 19516; İV/401, H.no: 19484; Müslim, Salât, 62-64; Nesâî, İmame, 38, H.no;828; Tatbik, 23, 101 H.oo:lüöZ, 1170; Sehv, 44, H.no; 1278; Ebû Dâvûd, Salât, 178, H.no:972 (İki ayrı senedle nakleder, bunlardan biri hocas! Ahmed b. Hanbel kanalı ile gelmektedir); İbn Mâce, İkame, 24, "-no:wı, Dârimi, Salât, 92, H.no:1365; Tayâlisî, s.70, H.no:517; Bezzâr, VIII/63-64, H.no:305/, mu Yala, XII1/19O-191, H.no:7224. 207

[38] Bk. Nevevi, ^Mh Sû/ı(/ı/ Mflsbn IV/119; Sindî, Ebu'i-Hasen, Haşiye, 11/97

[39] Bazı rivayetlerde (ı«diu) 'Ben söylemedim, şeklinde nakledildi. Bk. Ebû DavÛd Salât 177 No: 972'

[40] Bk. Nevevi, Şerhu Sahihi Müslim, IV/121; Azimabâdi. age., III/181

[41] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/81-82.

[42] Sened:

Malik, Salât, 13, No: 53; Şafiî, Müsned, 1/237; Abdürrezzak, 11/202. No: 3067; Tahavi, Şerhu meâni'l-âsâr, 1/261; Hakim, 1/398, No: 979-980

[43] Sened:

Malik, Salât, 13, No: 54; Abdürrezzak, 11/204, No: 3073; Tahavi, age., 1/261

[44] İbn Abdilber, Temhid, XI/206; Kâsâni, Bedaiu's-sanâi', 1/194; İbn Kudame, Muğni, 1/588; Azimâbkdi, Avnü'l-Ma'bûd, 111/211;

[45] Sened:

Malik, Salât, 13, No: 56, 55; Tahavi, age., 1/262; Beyhaki, 11/144, No: 2666-2667

[46] sened:

EbiŞeybe. r/260, No: 2991

[47] Sened:

Ân EbiŞeybe, 1/260, No: 2989; Nesâi, es-Sünenü'l-kübra, 1/253, No: 763; /foton, 1/399, No: 982-983

[48] Sened:

Hasen: Bezzâr. Vl/188, No: 2229

Tahavi'nin rivayeti biraz farklıdır:

Bk. meâni'l-âsârt 1/265; Taberanî, el-Mu'cemü'l-evsat, III/270, No: 3116 Senedde sadece İbn Lehîa tartışmalı râvidir, diğerleri sikadır. Bk. Heysemı, Mecmeu z-zevâid, n/141; Ayrıca İbn Lehîa için bk. Müsned Trc. 22/64 nolu rivayetin tahrici

[49] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/82-85.

[50] İbn Rüşd, Bidayetü'l-mücîehid, 1/98; Nevevi, Mecmu', IH/44; İbn Kudame, Muğnt, 1/5/1; Kâsâni, fiedâİH 's-sanâi',V161; İbn Nüceym, el-Bahru 'r-râık, 1/317;

[51] İbn Rüşd, age., 1/98-99; Nevevi, age., m/462; Kâsâni, age., 1/113; İbn Kudame, Mugnı , 31

[52] Deski, flajiyc, 1/240-241

[53] SehnÛn, el-Miidevvenetü'l-kübra, 1/129; İbn Rüşd, age., 1/93; Nevevi, age., III/4M), idi Kudame, 1/571; İbn Nüceym, age., 1/318

[54] Sehnûn, age., 1/129; İbn Rüşd, age., 1/93; Merğmânî, Hidaye, 1/74; Nevevi, age., 111/46 İbn Kudame, age., 1/578

[55] İbn Rüşd, age., 1/94

[56] İbn Rüşd, age., 1/94; San'ânî, age., 1/367-368

[57] Tahavi on iki ayrı tarikten gelen rivayeti zikretti. Bk. Şerhu meâni'l-âsâr, 1/262-263; it Rüşd, age., 1/94; İbn Kudame, Muğni, 1/575; San'ânî, Sübülü's-selâm, 1/365-366; Benr age.,IV/10-11

[58] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/85-86.

[59] Sahih: Müsned, IV/57, H.no: 16524; Heysemî rivayetin Ahmed b. Hanbel ve Ebû Ya'lâ tarafından nakledildiğini, senedindeki müphem râvinin Haris İsimli bir râvi olduğunu fakat hakkında bilgi veren birine rastlamadığını ifade eder. Taberânî'nin Hufâftan naklettiği bir diğer rivayetin râvilerinin İse sika olduklarını söyler. Bk. Mecmu', 11/131.

Teşehhüdde işaret parmağının kaldırıldığına dâir şâhid rivayetler:

a-Vâil b. Hucr'dan (Radıyaüahü anh) şahidi için bk.719/1589. hadis.

b-İbn Abbas'tan (Radıyallahü aııhüma) şahidi İçin bk.720/1590. hadis.

c-İbn Ömer'den (Radıyallahü anküma) şahidi için bk.721, 723/1591, 1593. hadisler.

d-Abdııllah b. Zübeyr'den {Radıyallahü anh) şahidi İçin bk.722/1592. hadis. RhA HınnpvrTdftn (Radıvaüahü anh.) sâhidi:

Bk. Tirmizî, Salât, 103, H.no: 293 (hasen-sahih) f-Şihâb b. el-Mecnûn'dan (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. Tirmizî- Deavât, 124, H.no:3587 (garib).

g-(EK) Basra ehlinden Mâlik b. Nümeyr el-Huzâî babası Nümeyr'den (Radıyallahü anh)

Bk. Müsned, m/471, H.no:15809; m/471, H.no: 15810; £ftıî Ddviîrf, Salât, 181, H.no:991 î, Sehv, 36,38, H.no:1269, 1272 (&& ji) ifâ! babı ile; An MÖce, İkâme, 27. H.no:911.

Oturuş şekilleri ile ilgili rivayetler:

a-İbn Abbas'tan (Radıyallahü anhüma): Bk.717/1587. hadis.

b-Hz. Âişe'den (Radıyallahü anha): Bk.718/1588. hadis.

c-Vâil b. Hucr'dan (Radıyallahü anh): Bk. 719/1589. hadis.

d-İbn Ömer'den (Radıyallahü anhüma); Bk. 724/1594. hadis.

e-İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anh): Bk. 725/1595. hadis.

f-Enes b. Mâlik'ten (Radıyallahü anh):

Bk. musnea, Ulfl'Sâ, H.no:13371; Heysemî, Bezzâr'ın Enes'ten naklettiği rivayete yer vererek Hârûn b. Süfyan hakkında bir bilgiye rastlamadığını, diğer râvilerinin ise sahih hadis ricalinden olduklarını söyler. Ayrıca Semure'den de şahidini veren Heysemî, hadisin Bezzâı' ve Taberânî'nin Evsafında nakledildiğini, senedinde hakkında tenkit bulunan Saîd b. Beşîr'in yer aldığını belirtir. Bk. Mecma', 11/86.

g-Ebû Humeyd es-Sâidî'den (Radıyallahü anh):

Bk. Müsned, V/424, H.no:23490; Buhârt, Ezan, 145; Ebû Dûvûcl Salât, 116, 177, H.no:730, 963 (Her iki rivayet de hocası Ahmed b. Hanbel'den naklettiği hadislerdendir); Tirmizî, Salât, 78, 86, 110, H.no: 260, 270, 304 (hasen-sahih); Nesâî, Sehv, 2, H.no:J 179; İbn Mâce, İkâme. 15, H.no:862-863; Dârimi, Salât, 70, 92, H.no: 1313, 1363; ' Bazı rivayetlerde (irÇLjı ^ «^(j jıif}) şehadet parmğı ile işaret etti, şeklinde geçmektedir. Bk. Timizi, Salât, 103, No: 293 (Hasen-sahih); Benzerleri için bk. Müsned, 10/471; Ebü Dâvûd, Salât, 181, No: 991; Nesâî, Sehv. 36. 38, No:1269. 1272; îbn Mâce, İkâme, 27, No: 91

[60] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/86-88.

[61] Sahih: Müsned, 1/313, H.no:2855; İkinci rivayet için bk. 1/313, H.no:2857; Müslim, Mesâcıd,

g; Ebû Dâvûd, Saiât, 139, H.no:845; Tirmizî, Salât, 94, H.no:283 (hasen-sahih).

[62] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/89.

[63] îbnü'^Esir, Nihaye, IV/89;

[64] Ahmed b. Hanbel, III/233; Tirmizi, Salai, 209, No. 282

[65] Abdünezzak, H/190, No: 3024

[66] Abdünezzak, 11/190, No: 3025-3027; İbn Ebi Şeybe, 1/255, No: 2932-2939

[67] Abdünezzak, II/191, No: 3028

[68] Bk. Tirmizi, Salat, 210, No: 283'ün açıklaması

[69] Bk. Müsned Trc. 717/1587 nolu rivayet

[70] Abdünezzak, 11/191-192, No: 3029-3035; İbn Ebi Şeybe, 1/255, No: 2941-2948

[71] ibn Abdilber, Temhid, XVI/273

[72] İbn Abdilber, age., XVl/272, 274; Azimabâdi, Avnü'l-Ma'bÛd, IH/56

[73] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/89-90.

[74] Sened:

Sahih: Müsned, VI/194, H.no:25493; Benzer rivayet için bk. Vl/31, H.no:23912 cümlesine ziyadesiyle; Rivayetlerden bir kısmı da özet olarak nakledilmiştir: VI/17 1, H.no:25258 VI/281, H.no:26280; VI/110, H.no:24672; VI/110, H.no:24672 (518/1388. hadis); VI/281. H.no:26280; VI/171, H.no:25258:

VI/194, H.no:25493; VI/31, H.no:23912 Müslim, Salât, 240; Ebû Dâvûd, Salât, 122, H.no:783; İbn Mâce, İkâme, 4, 16,22, H.no:812, 869 (muhtasar olarak lafzı ile nakleder), 893; Dârimî, Salât, 31, H.no:1239; Senedde yer alan Hüseyin, Hüseyin b. Zekvân el-Mükteb el-Muallim'dir (v. 145/762). Büdeyl ise Büdeyl b. Meysera el-Ukaylf dir (v.130/747). Her ikisi de sahih hadis rical İndendir. Müslim'in rivayeti de bu râviler kanalı ile nakledilmiştir.

Ayrıca bk. 472/1342 ve 518/1388. hadisler.

687/1557. hadisle zikredilmişti.

[75] Metinde şeklinde geçmektedir. Bu oturuş şekli; insanın kalçalarını incikleri arasından yere koyması ve elleriyle yeri tutmasıdır ki tıpkı köpek ve diğer yırtıcı hayvanların oturuşu gibi. (Bk. Nevevi, Şerhu Sahihi Müslim, IV/214)

[76] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/91.

[77] Sened:

Sahih: Müsned, İV/318, H.no:18772; Diğer rivayet için bk. IV/318, H.no:18773; Benzer rivayetler için bk. IV/3I6, H.no: 1874448745; IV/315, H.no:18743; IV/316, H.no: 18756; IV/318, H.no:18771; lV/316, H.no:18756; IV/318, H.no:18775. Ebû Dâvûd, Salât, 168, H.ıiü;932-933; Tirmizî, Salât, 70. H.no:248; Nesâî, İftitâh, 4, 36, H.no:877; 930; ibn Mâce, İkâme, 14, H.no:855; Dârimî, Salât, 39, H.no:1247.

Vâil b. Hucr'un Hz. Peygamberin namazı ile ilgili olarak diğer rivayetleri için bk.474-475, 545-546/1344-1345, 1415-1416, 670-671/1540-1541. hadisler.

[78] Metinde geçen kelimesi insanın koluna, bileğine denir ki dirsekten avuç içine kadar olan kısımdır. (Bk. Âsim Efendi, Kamus Tercemesi, 1/1167; Karahİsarî, Ahterî-i kebir, 50)

[79] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/92.

[80] İbn Abidîn, Refut-tereddüdfi akdi esâbi' ınde't-teşehhüd, (Mecmuatü'r-resâil ile birlikte) 1/120,124

[81] Şîrâzî, age,, 1/78.

[82] Zerkeşî, Şerh, 1/317; İbn Kudâme, Muğnî, 1/573.

[83] Ebo DavÛd, Sa\ax, 181

[84] Müslim, Mesacid, 115, Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, 11/131

[85] Azimâbâdî, Avnü'l-Ma'bûd, IH/167; Miibârekpûrî, Tuhfeîü'l-Ahvezl Ü/158

[86] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/92-93.

[87] Sahih: Müsned, 1/339. H.no;3152; Senedindeki müphem râvî Ayzâr b. Hureys el-Abdî el-KûfTdir. Ebû İshâk Amr b. Abdullah b. Ubeyd'in hocasıdır ve sika bir râvidir. Beyhakî bu av'nın ismini vererek hadisin isnadını zikretmiştir.

Tahrici için bk. 159-160/467-468 ve 662/1532. hadisler.

[88] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/93.

[89] Sened:

Salıih: Müıned, II/l 19, H.no:6000; Benzer rivayetler için bk. 11/45, H.no:5043; il/73, H.no:5421; 11/131, H.no:6153; Mâlik, Salât. 48; Müslim, Mesâcid. 114-i 16 ziyadesi ile; Ebû Dâvûd, Salât. 181. H,no:987; Timm, Salât. 104, H.no:294 '.Çti\) ziyadesi ile nakleder ve "Bu konuda Abdullah b. Zübeyr, Nümeyr el-Huzâî, Ebû Hüreyre. Ebû Humeyd ve Vâil b. Hucr'dan (Radıyallahüanhüm) da nakiller vardır. İbn Ömer (Radıyallahü anh) rivayeti ise hasen-garibdir" der; Nesât, Tatbik, 98, H.no:1158:

Sehv, 32-33, H.no:1264-1265: Bu rivayetlerde metin içinde geçen müphem şahsın Ali b. Abdurrahman el-Muâvî olduğu anlaşılmaktadır (723/1593. hadise bk.), 1269; İbn Mâce, İkâme, 27, H.no:913; Dârimi, Salât, 83, H.no:1345.

Aynca bk. 723/1593. hadisin tahrici. Benzer rivayet ileride 8J0/I680. hadiste zikredilecektir.

[90] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/94.

[91] Sened;

Sahih: MwW, IV/3.' H.no: 16045; Mto/ûn, Mesâcid, 112 ziyadesi ile; Ebû Dâvûd. Salât, 18S, H.no:988-989:

Tatbik, 99, H.no:1159

35, 39, H.no:1268. 1273; Dârimi, Salât, 83, Rno:1344.

Nümeyr el-Huzâî'den (Radıyallahii anh) şahidi için bk. 744/1614. hadis.

[92] Bennâ, age., İV/15

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/95.

[93] Sened: Sahih: Mtonrf. Iİ/65. H.no:5331; İkinci rivayet için bk. 11/147, H.no:6348; Benzer rivâyeüer için bk. 11/10, H.no:4575 (810/1680. hadis); 11/73, H.no:5421; Ebû Davud, Salat, 181, H.no. 987; Nesâî, Tatbik, 98, H.no:i 158; Sehv, 32-33, 35, H.no: 1264-1265,1267; İbn Mâce, İkâme, 27, H.no:913; Dârimi, Salât, 83, H.no:1345.

Ayrıca bk. 721/1591 ve 810/1680. hadislerin tahrici.

[94] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/95-96.

[95] Sahih: Miimed, 11/116, H.no:5972: İkinci rivayet için bk. 11/147. H.no:6347; Ebû Dâvûd. Salât, 182, H.no:992 (Hocası Ahıned b. Hanbel'den naklettiği rivayetlerden biridir). 994:

Beyhakî, 11/135-136. Bennâ hadisi Ebû Dâvûd ve Beyhakî'ye nisbet ettikten sonra senedinin ceyyid olduğunu, i!k tarik ile Hâkim ve Tirmlzînin naklettiğini, Tirmtzî'nin hasen-garib hükmü veı-diğini söyler. Bk.Bülûğu 'l-emûnî, IV/16. Fakat biz hadisi Tirmizînin Süneni'nde bulamadık.

[96] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/96-97.

[97] Zayıf; Müsned, 1/386, H.no:3656; İkinci rivayet için bk. 1/428. H.no:4()74; Benzer rivayetler 'Çin bk. 1/4)0, H.no:3895; 1/436, H.no:4155; 1/460, H.no:4388^390; Ebû Dâvûd. Salât. 183. H.no:995; Tirmizî, Salât, 153. H.no:366 (Hadis hasendir. Ancak Ebû Ubeyde (Âmir b. Abdullah b. Mes'ûd) babası İbn Mesûd'dan hadis işitmemiştir); NesâlTatbik, 105. H.no;l 174,

Tirmİzî'nin de belirttiği gibi Ebû Ubeyde Âmir b. Abdullah b. Mes'ûd babası İbn Mesûd'dan hadis işitmediği için inkıta sebebiyle rivayet zayıftır.

[98] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/97.

[99] İbnü'l-Esîr, Nihâye, V/175

[100] Geniş bilgi İçin bk, İbn Kudârne, Muğnî, 1/57 1-572

[101] Azimâbâdî, Avnü'l-Ma'bûd, III/172; Mübârekpûrî, Tıthfetü'l-Ahvezî, 11/154

[102] Kâsânî, Bedaiu's-sanâi', 1/210-211

[103] İbn Rüşd, Bidayetü'l-müaehid, 1/98; Mübârekpûrî, age., 11/154

[104] Şîrâzî, Mühezzeb, 1/78, 82

[105] Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, Mesâü, 80, 99; İbn Kudâme, age., 1/571-572.

[106] Abdullah b. Ahmed, age,, 79; Sehnûn, Müdevvene, 1/72-73; Şîrâzî, age., 1/78; Kâsânî, age., 1/211; İbn Rüşd, age., 1/98

[107] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/97-98.

[108] Salavâtda geçen Âl (Jî) kelimesinin birçok manası vardır: Ehl-i Beyti, yakını, zürriyeti ve

ümmeti. Biz tercemede en dar ve en geniş manasını Ehl-i Beyti/Ümmeti beraber verdik ki daha kapsamlı anlaşılsın.

[109] Râzi, Muhtaru's-Sıhah, 368

[110] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/98-99.

[111] Sened:

Sahih: Müsned, IV/U9, H.no: 17009; İkinci tarik için bk. IV/118, H.no:17004; Mm. Kası, 67; Müslim, Salât, 65; EbÛ Dâvûd, Salât, 179, H.no:979; Tirmizî, Tefsîr, 33/23, H.no.J-^ (Bu konuda Hz. Ali, EbÛ Humeyd, Ka'b b. Ucrc. Talha b. Ubeydullah, EbÛ Saıd el-Hudr, Zeyd b. Harice (İbn Câriye de denilir) ve Büreyde'den de nakiller vardır. Ebu Mes M »vayeıı ise hasen-sahİhtir); Nesâî, Sehv. 49-50. H.no: 1283-1284; Dcırimu Salât, 85, H.no:134y, ton Huzeyme, 1/35 1. H.no:711; Dârekutnî. 1/354. Ayrıca bk. 727/1597. hadis.

Hadisin şahidleri:

a-Ka'bb. Ucre'den (Rndıvuliahü anh> şahidi için bk. 729/1599-73 1/1601. hadisler. b-Ebû Said el-Hudrî'den (Radıyaltahiî anlı) şahidi için bk. 732/1602. hadis. c-Büreydeel-Huzâî'den (Rachyaliahüanh) şahidi için bk. 733/İ603. hadîs. d-Talha b. Ubeydullah'tan (Radıyallahü anh) şâhîdi için bk. 734/1604. hadis. e-Zeyd b. Hârice'den (Radıyallahü anh) şahidi İçin bk. 735/1605. hadis. e-Ebû Humeyd es-Sâİdî'den (Radıyaliahü anh) şahidi için bk. 737/1607. hadis. f-İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. Mâce, İkâme, 25, H.no:906 (Râvileri sikadır. Fakat Abdurrahman b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ûd el-Mes'ûdî son dönemlerinde ihtilâl etmiştir. Bk. Bûsırî, Misbâhu'z-zücâce, î/l 11-112); Hâkim, 1/402, H.no:991 İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anh) nakledilen bir başka rivâvef ziyadesi ile nakleder ve Abdülvehhâb b. Mücâhid'in zayıf olduğunu söyler. Heysemî de hadisi Taberânî'nin Kebir'ine nispet ederek aynı değerlendirmeyi yapar. Bk. Mecma', 11/144-145

[112] Bu kişi Bişr b. Sa'd'dır. Bk. Müsned Trc. 727/1597 nolu rivayet

[113] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/99-101.

[114] 'Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onlar sorarsanız size açıklanır, (Açıklanmadığına göre) Allah onlar atfetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir: Mâide, 5/101

[115] İbn Hacer, Fethu'l-Bâri, XI/155

[116] "Bir zamanlar İbrahim, İsmail ite beraber Beytullah'm temellerini yükseltiyor, (Şöye diyorlardı;) Ey Rabbimiz* Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin. Ey Rabbinüz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et, zira, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara Kitap ve Hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir Peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.' Bakara, 2/127-129

[117] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/101.

[118] Sened:

Sahih: Müsned, V/273-274, H.no:22252; Ayrıca bk. 726/1596. hadis.

[119] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/102.

[120] Sahih: Müsned, VI/18, H.no:23821; Ebû Dâvûd, Vitir, 23. H.no:1481 (Hocası Ahmed b. Hanbel'İn isnadı ile nakleden Ebû Dâvûd, Ahmed b. Hanbel'in hocasının künyesini -Ebû Abduırahrnan el~Mukri'- değil bizzat ismini vermiştir: Abdullah b. Yezid. Ayrıca metinde (yerine lafzına yer verir); Tirmizî, Deavât, 64, H.no:3476 (hasen), 3477 (hasen-sahih). Nesâî'nin metni ise şöyledir:

Bk. Nesdf, Sehv, 48, H.no: 1282.

[121] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/103.

[122] Sened:

Sahih: Müsned, IV/241, H.no:18022; Buharı, Enbiyâ, 10; Tefsîr, 33/10; Deavât, 32; Müslim, Salât, 66-68; Ebû Dâvûd, Salât, 179, H.no:976; Tirmizî, Vitir, 20, H.no:483; Nesâî, Sehv, 51, H.no: 1285-1287; İbn Mâce, İkâme, 25, H.no:904; Dârimi, Salât, 85, H.no:1348.

Ka'b b. Ucre'den nakledilen diğer rivayetler için bk. 730/1600 ve 731/1601. badisler.

Şâhidleri İçin bk. 726/1596. hadis.

[123] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/104.

[124] Sened:

Sahih; Müsned, İV/241, H.no:18023; Ka'b b. Ucre'den nakledilen diğer rivayetler için bk. 729/1599 ve 731/1601. hadisler. Şâhidleri için bk. 726/1596. hadis.

[125] Metindeki ek: '(Râvi) İbn Ca'fer şöyle devam etti:' Bu rivayet Ahmed b. Hanbel'in Müsne-dinde iki ayrı tarikle gelmektedir: Yahya b. Saîd ve Muhammed b. Ca'fer.

[126] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/104-105.

[127] Sahih: Müsned, IV/244,' H.no: 18051; Ka'b b. Ucre'den nakledilen diğer rivayetler için bk. 729/1599 ve 730/1600. hadisler. Şâhidleri için bk. 726/1596. hadis.

[128] Bk. Bennâ, IV/24

[129] Bu son cümleyi söyleyen İbn Ebî Leylâ'dır. Hakem'den gelen diğer rivayete; şeklinde sözü söyleyen beyan edlmektedir. Bk. Tirmizi, Vitir, 20, No: 483 (Hasen-sahih); İbn Hacer, el-Fethu'l-Bâri, XI/157

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/105-106.

[130] Sened: Sahih: Miİsned, Ûl/47, H.no:l 1371; Suftân, Tefsir, 33/10; Deavât, 32; A'^â/",ıelw. 53, H.no: 1291; es-Sünenü'l'kübrâ, 1/383, H.no: 1215; İbn Mûce, İkame, 25, H.no:9Ü3; Şâhidleri için bk. 726/1596. hadis.

[131] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/106.

[132] Sened:

Müsned, V/353, H.no;22884; Hadisin senedinde yer alan Ebû Dâvûd e^-a Nufey -5-Hâris el-Hemdânî, ibn Maîn tarafindan yalanc, sayilm!S, metruk b.r rav.dır Ne "e™ hadis", Ebû Hatim: "münkcrul-hadis, daîfü'l-hadis" derken, Buhan: Yahya b. Maîn ise: "hadis uydurur, hiçbir şeydir/değemz b rid r» derler. Heysem, de bu rav, nin zayıf olduğunu söyler. Bk. Mecma\ 11/144, »163. Şâhidleri için bk. 726/1596.

[133] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/107.

[134] Sahih: MflsU 1/162, H.no:1396; «r, Sehv, 52, H.no: 1288-1289;J,-S«W«^. »383. H.no:1213-1214; IV/396, H.no:7671; Makdisî, Muhtara, 111/23-25, H.no^iz^u, Şâhidleri için bk. 726/1596. hadis.

[135] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/107.

[136] Seııed:

Sahih: Müsned, 1/199. H.no:l714: Nesâî, İttilâh, 52. H.no: 1290; es-Sünenü'İ-kübm, 1/383. H.no:1215;IV/396, H.no:7672; Şâhidleri için bk. 726/1596. hadis.

[137] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/108.

[138] Üsned' V/374, H.no:23Û66; Heysemî, Ahmed b. Hanbel'in râvilerinin sahih hadis olduklarını ifade eder. Bk. Mecmâ\ 11/144.

[139] Bennâ, age,, IV/27-28

[140] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/108-109.

[141] Sened

Sahih: Müsned, V/424, H.no:23491; Mâlik, Kasr, 66; Buhârî, Enbiyâ, 10; Deavât, 33; Mildim, Salât, 69; Ebû Dâvûd, Salât, 179, H.no:979; Nesâî, Sehv, 54, H.no:1292; îbn Mâce, İkâme, 25, H.no:905.

Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Senedinde yer alan Muhammed b. Ali el-Hâşİmî meçhul bir râvidir. Ebû Dâvûd ve Münzirî sükût etmiştir, Bk. Ebû Dâvûd, Salât, 179, H.no:982; Abd b. Humeyd Müsned'inde, Ebû Nuaym ve Taberânî de bu hadisi nakleder. Heysemî'nin Bezzâr'a nispet ederek verdiği metin İse şöyledir:

Heysemî, Bezzâr'ın isnadının sahih sahih hadis ricali olduklarını söyler. Bk. Mecma, 11/144.

Şâhidleri için bk. 726/1596. hadis.

[142] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/110.

[143] Ş'razi' mh^zeb, 1/79; jbn Kudame, Muğni. 1/579; Bennâ, IV/28

[144] Kâsâni, age., 1/213; Desûki, Haşiye, 1/244; Bennâ, IV/28 Bennâ, IV/28

[145] Benna IV/28

[146] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/111.

[147] Sahih: Müsned, 11/237, H.no:7236; Benzer rivayetler için bk. 111512, H.no:'l0714; ü/423,no:9433; 11/477, H.no:10l34; 11/288, H.no:7857; 11/467, H.no:9995; "Beş şeyden sığının emri »e gelen rivayette yine burada zikredilen dört madde sıralanmıştır. Bk. 11/416, H.no: 9355" ^" nıaddenin sayılmadığı rivayetler de vardır. Bk. 11/414, H.no:9328; 11/298, H.no:7951; , H.no:7951; 11/454, H.no:98l7; U/481, H.no:10199; Buhârî, Cenâiz, 87; Müslim, Mesâcid, Ebû Dâvûd, Salât, 179, H.no:983; Tirmizî, Deavât, 132, H.no:3604 (hasen-sahih); Nesâî, 64, H.no: 1308 (Sonunda şu ziyade ile: "iJa;C
« Mâce, İkâme, 26, H.no:909; Dârimi, Salât, 86, H.no':1350. birrivâyetideşu lafızla nakledilmiştir:

8k. tstiâze, 49, H.no:5507.

Hz. Âişe'den (Radtyctllahü anha) şahidi için bk. 739-740/1609-1610. hadisler. Zeyd b. Sâbit'ten (Radıyallahü anh) şahidi:

Müsned, V/190, H.no:21551; Müslim, Cennet, 67:

İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. 7Y/mizf, Deavât, 13, H.no:3390 (hasen-sahih); Abdullah b. Anırman (Radıyallatîüaniuüna) şahidi:

Bk. Müsned, 11/185, H.no:6734; 11/186, H.no:6749; W^âf, İstiâze, 33, H.no:5487; Enes b. Mâlik'ten {Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. Mfcnetf, III/233-234, H.no: 13381; IH/126, H.no:12211; £&w DiSvuZ Sünnet, 24, H.no:4751; Abbas'tan (Radıyallahü anhüma) şahidi:

Bk. MûiTîerf, 1/242, H.no:2168; 1/258, H.no:2342-2343; ^292-293, H.no:2667; 1/298, H.no:2709; 1/305, H.no:2779; 1/311, H.no:2839; Mâlik, Kur'ân, 33; Afflf/ûn, Mesâcid, 134; Ebû Dâvûd, Salât, 179, H.no:984; Vitir, 32, H.no: 1542; Tirmizî, Deavât, 76, H.no:3494 (hasen-sahih); Nesâî, İstiâze, 50, H.no:5509; An Mâce, Duâ, 3, H.no:3840.

[148] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/111-112.

[149] Bedel manası İçin bk. Ukberi, İmlâu mâ menne bihi'r-Rahman, 515

[150] İbn Abdilber, Temhid, XIV/İ87-188

[151] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/112-113.

[152] Sahih: Müsned, VI/200-201, H.no:25524; Benzer rivayet için bk. Vl/57, H.no:24182:

[153] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/113-114.

[154] Sahih: Müsned, VI/88-89, H.no:24459; Benzer rivayetler için bk. VI/6I, H.no:24205:

VI/174, H.no;25295;

VI/244, H.no:25953:

VI/270, H.no:26205 i

[155] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/114-115.

[156] Sened:

Sahih: Müsned, III/474, H.no:İ5841; Ebû Dâvûd ikinci bir sened vererek hadisin müphem sahâbisinin Câbİr b. Abdullah (Radıyaliahü anh) olduğunu ifade etmek ister.

Bk. a« Dâvtî^, Salât, 124, H.no:792. 790-791;

İbn Mâce'nin rivayeti ise sahâbinİn Ebû Hüreyre (Radıyalkıkü anh) olduğunu göstermektedir:

/6n Mâce, ikâme, 26, H.no:910, Duâ, 4, H.no:3847 (Senedler karşılaştırılacak olursa sahâbinin Ebû Hüreyre olduğu daha İsabetli görülmektedir. Bûsırî Zevâid'de: "İsnadı sahih, râvileri sikadır" der);

Siileym el-Ensârî es-Selemî'den nakledilen rivayette ise Rasûlullah ile arasında diya-'og olan şahsın kendisi olduğu anlaşılmaktadır:

Müsned, V/74. H.no:20577; An Huzeyme, 1/358-359. H.no:275; An HjöM/î, IH/149, H.no:868; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, VII/67. H.no:6391; Beyhakî, es-Sünenü'i-kübrâ, 111/117; Heysemî, Mecmu', 11/72, 133.

Yatsı namazındaki kıraatle ilgili olarak Enes b. Mâlik'ten (Radıyallahü anh) nakledilen hadis:III/124, H.no: 12187; İII/101, H.no:l 1921; Enes b. Mâlik rivayetinin Câbir b. Abdullah el-Ensârî'den (Radtyallahü anh) şahidi:111/299, H.no:14124; UI/308, H.no:1424l'; 111/300, H.no:14136; III/369, H.no: 14901; m/302, H.no:14175; fîuftân, Ezan, 60. 63. 66; Edeb. 74; Müslim, Salât, 178-181; Ebû DâvÛd, Salât, 67. 124, H.no:599. 600, 790; Timizi, Cuma. 57. H.no:583; Nesâî, İmame, 39, 41, H.no; 829, 833; İftitâh, 63. 70-71. H.no:982, 995-996; ibn Melce, İkâme. 10, 48, H.no:836, 986; Dârimî, Salât, 65, H.no:1300; Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, VI1/233, H.no:7363; V1II/7, H.no: 7787. Abdurrahnum b. Yezid'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Heysemî, hadisin Taberânî'nİn /Ce&ir'inde nakledildiğini belirtir ve râvilerinin sika sayıldıklarını ifade eder. Bk. Mecma', 11/119.

[157] İbnii'1-Esir, M/uo-e, ü/137

[158] Müsned, V/74; /fen Huzeyme, 1/358, No:725; An HıfrMn, 111/149. No:868; Taberânî, el-Mu'cemü'Ukebîr, VII/67, No;6391; Heysemî, Mecmau'z-zevâid, 11/72, 133.

[159] Haysemi age., 11/133

[160] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/115-117.

[161] Müsned, IV/338, H.no: 18876; Ebû Dâvûd, Salât, 179, H.no:985; NesM, Schv, 59, H.no: 1299.

[162] Ebû Dâvû Büreyde tarikiyle gelen benzer rivayette: kelimesiyle geçmektedir. Bk. İshak b.

[163] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/117.

[164] Sahih: Mtf.vn«/, 111/407. H.no:153Ü6; İkinci rivayet: 111/407. H.no:15304 (Ahmed b. Hanbel bu rivayeti hocası Abdurrahman b. Mehdî ve onun hocası Süfyân es-Sevrî kanalı ile aynı senedle nakleder. Abdıırrahınan b. Ebzâ'nın oğlunun ismi yerine künye ve nisbetini verir: Ebû Saîd el-Huzâî. Süfyân es-Sevrî'nin İkinci isnadda yer alması birinci rivayetin isnadının âli, ikincisinin ise nazil olduğunu gösterir); Heysemî Taberânî'nİn (biri mürsel, diğeri merfû olan) rivayetlerine yer verir. Bk. Mecma', 11/140.

Hadisin şâhidleri;

a-Nürneyr el-Hıızâî'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk. 744/1614. hadis.

b-Enesb. Mâlik'ten (Radıyallahü anh) şahidi İçin bk. 745/1615. hadis.

c-Abdu)lah b. Zübeyr'den (Radtyattahü anh) şahidi için bk. 722/1592

[165] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/118.

[166] saned

[167] Sahih: Müsned, 111/471, H.no:15810; Benzer rivayet için bk. 111/471, H.no:15811; Ebû DâvÛd, Salât, 181, H.no:991; Nesât, Sehv, 36, H.no:1269; îbn Mâce, İkâme, 27, H.no:911.

Bennâ, hadisi İbn Huzeyme ve Beyhakî'ye de nisbet eder ve hadisin isnadının ceyyİd olduğunu söyler. Bennâ Bk.Bulûğu'I-emânî, IV/32.

Hadis hasen seviyesindedir, çünkü senedindeki Isâm b. Kudâme el-Becelî el-Kûfî ve Mâlik b. Nümeyr el-Huzâî makbul râvilerdir, fakat bir önceki rivayette zikredilen şâhidlerle sahih li ğayrihî seviyesine yükselir.

[168] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/118-119.

[169] Bennâ, age. IV/33

[170] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/119.

[171] Sened:

Müsned, IH/183, H.no:12836; Sened itibariyle munkatı sayılan hadisin, hadisenin Kahramanı Sa'd b. Ebî Vakkas'tan (Radıyallahü anh) şahidi vardır ve bu rivayet sahihtir:

Efeû Davut/, Vitir. 23, H.no: 1499; Nesâî, Sehv. 37, H.no:1271. Ahmed b. Hanbel Enes'ten şu rivayeti de nakleder:

Bk. Müsned, 111/138. H.no;12347;

Ek: Ebû Hiireyre'den (Radıyallahü anh) şahidi:

H/420, H.no:94()2: Benzer rivayet için bk. 11/520, Hİno: 10687; Tirmizî.

to *vat, 104, H.no:3557 (hasen-sahilvgarib); N^Ûf, Sehv, 37, H.no:1270

[172] Malik, Salât 48; Müslim, Mesâcid 114-116, (580); Ebü Dâvud, Salât 186, No: 987; Tirmizt, Salât 220, No. 294; Nesâî, İftitah 189, No: 2. 237, Sehv 32-35, No: 3, 36-38

[173] Ebü Dâvud, Salât 186, No: 988, 989,990; Nesâî, İftitah 189, No: 2. 237; Sehv 35, 39, No:3. 37, 39

[174] Tirmizî, Salât 218, No: 292; Nesâî, Sehv 30, No: 3, 35

[175] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/119-120.

[176] Sahih

H"no:8; Benzer rivayet için bk. 1/7, H.no:28; Buhârî, Ezan, 149; Deavât,

59' H n Tİ«; Af«s/'m' 2ikir' 48^ Tînnizf, Deavât, 96, H.no:353I (hasen-garib); V«stf. Sehv, lQ no: 1300; Ibn Mâce, Duâ, 2, H.no:3835.

[177] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/120-121.

[178] Bed- IV/264, H.no:18241; Benzer rivayet için bk. IV/264, H.no:18239-18240; /264, H.no:1823918240;

Kilo-7Qfi M°:1581; 'V/32İ- H-I1O:I8796- Tayâîisî, s.90, H.no:650; Ebû Dâvûd, Salât, 124, no:796: Nesâî, Sehv, 62, H.no: 1303:

[179] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/121-122.

[180] Neâf, Sehv, 62, H.no:1304; Münzirî, Tergîfc, 1/201-202.

Ayrıca BbuM-Yeser Ka'b b. Amr b. Abbâd es-Selemî el-Hazrecî el-Ensârîden [Radıyallahü anh) şahidi için bk. 74/944. hadis.

[181] Buharl Merdâ 19, Da'avat 30; Müslim, Zikr 10, (2680); Tirmizî, Cenâiz 3, No: 971; Ebû Davud, Cenâiz 13, No: 3108, 3109; Nesâî, Cenâiz 1, No: 4, 3

[182] Bennâ, age., IV/36

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/122-123.

[183] Sahih: Müsned, V/371, H,no:23043; Heysemî, hadisi Ahmed b. Hanbel'in naklettiğini, râvile-sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk. Mecma', X/l 10. İbn Ömer'den (Radıyallahü anhüma) bu duanın şahidi:

Bk. Müsned, 11/84, H.no:5564; Benzer rivayet için bk. 11/21, H.no:4726;_ Yjtir, 26, H.no:1516; r/nnızf, Deavât, 38, H.no:3434 (hasen-sahih-garib); İbn Mâce, Edeb, 57, H.no:3814; Taberânî, el-

Üu'cemü'l-evsat, VI/231, H.no:6267. Ebû Bürde'nin (Radıyallahü anh) naklettiği muhacir bir sahâbİden şahidi de şöyledir:

Bk. Müsned, IV/261, H.no: 18209; Diğer rivayet için bk. IV/261, H.no: 18210

[184] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/123-124.

[185] Sahih: Müsned, V/270, H.no:22225; Benzer rivayet için bk. IV/56, H.no:16508 (Bu rivayette namazın hicretten önce Ebtah'ta kılındığı belirtilmektedir ve duada ilavesi vardır); Hadisin sahâbîsinin müphem olması rivayetin senedine zarar vermez. Bennâ hadisin isnadının ceyyid olduğunu söyler. Bk.Bülûğu'1-emânî, IV/37.

[186] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/124.

[187] Sened:

Sahih: Müsned, V/247, H.no:22025; Bu rivayet müselsel hadisler arasında zikredilir. Müsned'in diğer rivayeti bu silsileye işaret eder. Bk. 774/1644. hadis. (Bk. V/244-245, H.no:22018). Ebû Dâvûd, Vitir, 26, H.no:I522; Nesâl Sehv, 60, H.no:1301.

Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh) şahidi için bk.775/1645. hadis.

Şeddâd b. Evs'ten (Radıyaliahü anh) şahidi için bk. 779/1649. hadis.

Ayrıca bk. 774/1644. hadis.

[188] Metindeki lafız manası; ...okuyacağın kelimeleri tavsiye ediyorum, şeklinde halde doğru anlaşılması İçin yukarıdaki şekilde terceme edildi.

[189] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/124-125.

[190] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 6/127.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam