Müsned-i Ahmed Bin Hanbel > -NAMAZIN FAZİLETİ

 

islam

help 2.24.3.5 namazfazilet previous next

HADİS KİTAPLARI > Müsned-i Ahmed Bin Hanbel > 3 > namazfazilet
A)-NAMAZIN FAZİLETİ

* Farz Olmasının Tarihi

* Farz Namazların Fazileti Ve Küçük Günahlara Keffâret Olması

* Namazın Önemi

* Namaz Vaktini Beklemenin Ve Mescitlere Gitmenin Fazileti

* Namazın Vaktinde Kılınmasının Fazileti

* Namazda Kıyamı Uzun, Rükû Ve Secdeyi Fazla Yapmanın Fazileti

* Sabah Ve İkindi Namazlarının Faziletleri

* Nafile Namazların Önemi Ve Farz Namazların Eksiğini Gidermesi

* Namaz Emrini Önemsememe Ve Vaktinde Kılmama İle İlgili Tehdit

* Namaz Kılmayı Bilerek Ya Da Sarhoş Olduğu İçin Terk Edene Tehdit

* Namazı Sürekli Terk Edenin Küfre Girme (Tehlikesi)

* Namazı Terk Eden Tekfir Edilmez, Günahkâr Olur

* Rasûlullah Döneminde Namazın Değişen Halleri

* Namazla İlgili Çocukların Durumu Ve Sorumlu Olmayan Diğer Kişiler



Çocuk Ve Namaz

Giriş

Kur'ân'da Çocuk

Rasûlullah'ın Çocuklara Davranış Biçimi

Sahabede Eğitim

Çocukluk Dönemleri

A-Okul Öncesi Çocukluk Dönemi

B-Orta Ve İleri Çocukluk Dönemi

I-Orta Çocukluk Dönemi (7-9 Yaş):

Iı-İleri Çocukluk Dönemi (10-12 Yaş):

Çocuk Eğitimi

Çocuk Eğitiminde Karşılaşılan Problemler

Karşılaşılan Problemlerin Çözümü

Çocuk Eğitiminde Kullanılacak Araçlar

Eğitimde Dikkat Edilmesi Gereken Unsurlar

Ailenin Eğitimdeki Rolü

Çocuktaki Kusurlu Davranışlar

Çocukta Davranış Bozuklukları Ve Ceza

Cezada Dikkat Edilecek Unsurlar

Aile Eğitiminde Belli Başlı Alanlar

Tablo IV (İnsan Hayatı ve Hukukî Ehliyeti)

A)-NAMAZIN FAZİLETİ


Namaz, Allah'ın emrettiği şekilde özel dua şeklini ifade eder ki Kur'ân ve Siinnet'ten bu konuda çok sayıda açıklama ve bilgi bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında namazın İslâm'da temel ibadetlerden birisi sayıldığı anlaşılır.

Namaz, bedenle eda edilen ibadetlerin zübdesir, zira onda Allah'ın huzurunda durma, rükû, secde yanında Kur'ân okuma, salavât, dua ve zikirler bulunmaktadır.

Allah Teâlâ Kur'ân'ın ikinci suresinde takvanın temel şartlarından biri olarak namazı zikreder.

Namaz Önceki ümmetlerde de olan bir ibâdettir.

Allah Teâlâ buyurdu:

'Eİif.Lâm.Mîm. Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitâb takva sahiplerine rehberlik eder ki onlar gayba inanır, namazlarını tam kılar ve verdiğimiz rızıktan infak ederler, (ayrıca) onlar sana indirilen (vahye) inandıkları gibi senden önce indirilenlere de inanırlar. İşte onlar hidayete

erişmiş kişilerdir ve kurtuluşa erenlerdir.' (Bakara 2/1-5)

Allah Teâlâ buyurdu:

Ve onlar Kitaba yapışıp namazı tam kılanlardır kî biz salih kulların ecirlerini zayi etmeyiz. ' (Araf 7/170).[1]



* Farz Olmasının Tarihi


1/871- Enes b. Mâlik'ten (Radıyaiiahüanh):[2]

Bir kişi Hz. Peygamber'e geldi ve dedi ki: 'Ey Allah'ın Rasûlü, Allah'ın bana farz kıldığı namazı bildir!'

RasÛlullah (Sallaüahü aleyhi ve sellem) '.

"Allah kuluna beş (vakit) namazı farz kıldı" buyurdu.

'Bundan önce ya da sonra bana (emredilen) bir farz var mı?'

"Allah kuluna beş (vakit) namazı farz kıldı." RasÛlullah bu sözünü üç kere tekrarladı. Bunun üzerine o kişi:

'Seni hak (din) ile gönderen (Allah'a) yemin ederim ki buna ne bir şey ilâve edeceğim ve ne de bir şey eksilteceğim' deyince RasÛlullah:

"Eğer sözünde durursa cennete girer" dedi.[3]



2/872- İbn Abbas (Radıyallahü animma) anlattı:[4]

Peygamberinize (önce) elli (vakit) namaz farz kılındı, o Peygamber (SaiiaUahu aleyhi ve seiiem) izzet ve celâl sahibi Allah'tan bunu azaltmasını dileyince Allah beş (vakit) namazı emretti.[5]



3/873- Enes b. Mâlik'ten (Radıyaitaha anh):[6]

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve sellem) şöyle anlattı:

"(Miraç gecesi) Yüce Allah ümmetime elli (vakit) namazı emretti. Bu emri alıp dönerken Musa'ya uğradım, 'Yüce Allah ümmetine neyi farz kıldı?'diye sordu.

Ben de 'Allah onlara elli (vakit) namazı emretti' dedim.

Bunun üzerine Musa; 'Yüce Rabbine müracaat et, (azaltmasını iste,) zira ümmetin bunu (tam) yapamaz' dedi.

Ben de İzzet ve celâl sahibi Rabbime müracaat ettim ve yansını indirdi. Musa'nın yanına uğradım ve durumu haber verdim. O tekrar:

'Rabbine geri dön, (azaltmasını iste,) zira ümmetin bunu yapamaz' dedi. Rabbime müracaat ettim ve şöyle buyurdu:

'Bu emir beş (vakittir) ve elli (vakte) denktir. Verilen söz benim katımda değişmez.'

Tekrar Musa'nın yanına uğradım. Bana:

'Rabbine müracaat et!' deyince kendisine:

'Mükemmel ve ulu olan Rabbimden utanıyorum'diye cevap verdim,"

(Rasûlullah anlatmasına şöyle devam etti;)

"Sonra beni (Cebrail) oradan aldı ve Sidretü'l-müntehâ'ya getirdi, beni öyle renkler sardı ki ne olduğunu bilmiyorum. Sonra cennete götürüldüm, ne göreyim orada inciden kubbeler var[7] ve onun toprağı da misktir."[8]



4/874- Hz. Âişe annemiz (Radıyaiiahn anhâ) anlattı:[9]

Namaz önce ikişer rekat farz kılındı. Sonra Rasûlullah (SaiiaHaim alevin ve ) ikâmet halinde namazı artırdı[10] ve yolculukta eski halinde bıraktı.[11]



5/875- İbn Abbas (Radıyaiiahuanhama) anlattı;[12]

İzzet ve celâl sahibi Allah, namazı Peygamberinizin diliyle mukim olana dört, yolcuya iki ve korku halindeki[13] kişiye tek rekat kılmasını emretti.[14]

NOT: Bu rivayette İbn Abbas'tan gelen korku namazının anlaşılmasında problem var:

Korku namazının ikamet halinde dört ve yolculukta iki rekat olması ittifakla sabit bir hükümdür. Savaşta imkan bulunursa (pasif savunma vb. durumlarda) ordu iki kısma ayrılır; İki rekat kılınan namazın bir rekatı imamla, diğeri de münferiden kılınır. İbn Abbas bu rivayette ordunun iki ayrı grubunun imamla kıldıkları birer rekatı zikretmiş olabilir, daha sonra kendileri bir rekatı münferiden kılarlar. Çünkü imamın iki, ama cemaatin bir rekat kılması diğer bütün rivayetlere ve temel esaslara uygun değildir.[15] Tahavî (v.321/933) İbn Abbas'tan bu konuda iki zıt rivayetin bulunduğunu zikreder; biri Mücahit'ten gelen "bir rekat' rivayeti, diğeri Ubeydullah b. Abdullah'tan gelen 'iki rekat' rivayetidir. Bir konuda iki zıt rivayet bulunduğunda ikisi de terk edilir ya da zıt olan rivayet temel esaslara uygun olarak tevil edilir.[16]



6/876- Abdulah b. Ömer'den (RadıyaiiaM anhüma):[17]

(Miraçta) namaz elli vakit, Cünüplükten dolayı yedi kere gusül ve idrardan dolayı da yedi kere abdest emredilmişti. Rasûlullah (Saiiaiiahtı aleyhi ve seüem) orada bu (farzların) azaltılmasını istemeye devam etti, tâ ki namaz beş vakit, Cünüplükten dolayı bir gusül ve idrardan dolayı bir kere abdest emredildi.[18]



* Farz Namazların Fazileti Ve Küçük Günahlara Keffâret Olması


7/877- Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh):[19]

Rasulullah (SaUallahii aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

"Beş vakit namaz[20], cuma namazı diğer cumaya kadar, Ramazan orucu da diğer Ramazan'a kadar ki günahlara, büyük günahtan kaçınıldığı sürece keffârettir (silinmesine sebep olur)."[21]



8/878- Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh):[22]

Hz. Peygamber (Saitaüaha aleyhi ve seiiem) dedi ki:

"(Farz) namaz önceki namaz vaktinden bu yana işlenen günahlara keffârettir,

Cuma namazı önceki cuma namazı vaktinden bu yana işlenen günahlara keffârettir,

Ramazan orucu önceki Ramazandan bu yana işlenen günahlara keffârettir, Ancak (bunlar) üç amelin günahını silemez.

(Râvi) şöyle dedi (O üç şeyin): Allah'a şirk koşmak, anlaşmayı bozmak ve Sünnet'i terk etmek, olduğunu anladık/öğrendik ve dedik ki:

'Ey Allah'ın Rasûlü ! Allah'a şirk koşmayı anlıyoruz, (ama) anlaşmayı bozmak ve Sünnet'i terk etmek ile ilgili durum(un sebebi) nedir?' Şöyle buyurdu:

"Anlaşmayı bozmadaki durum, bir kişiye biat edersin[23], sonra da (haksız yere) ona kılıcınla savaş açarsın, Sünnet'i terk etmeye gelince o da islâm cemaatinden ayrılmaktır.[24]”

NOT: Bu hadis gerçek Sünnet ehlini tarif etmektedir. Bunlar îslâm cemaatından iki şekilde ayrılmazlar:

1- Rasûlullah'tan beri gelen ana yoldan/damardan ayrılmazlar. Sahabenin hepsinden gelen hadisleri kabul ederler ve (nesh, takyid gibi) her hangi bir serî sebep olmaksızın terk etmezler. Tabii bunun şartı da hadisleri ve eserleri okuyup anlamak ve gereğini yerine getirmektir.

2- Yaşadığı toplumdaki İslâm cemaatinden ayrılmazlar. Her hangi bir kişi ya da grup kendisini Müslümanlar'dan ayrı/farklı görürse o, Ehl-i Sünnet'in dışındadır ve yukarıdaki hadis gereği Allah'ın affetmediği bir günahı/hatayı işlemiş olur.[25]



9/879- Ebû Osman anlattı:[26]

Selman el-Fârisî (Radıyaiiahu anh) ile bir ağacın altındaydık, ondan kuru bir dal aldı ve salladı, daldan yapraklar döküldü. Sonra dedi ki:

'Ey Ebû Osman! Niçin böyle yapıyorum, sormaz mısın?

'Niçin böyle yapıyorsun?'

'Ben Rasûlullah'la (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) birlikte bir ağacın altındayken böyle yaptı; ondan kuru bir dal aldı ve salladı, daldan yapraklar döküldü ve dedi ki:

"Ey Selman! Niçin böyle yapıyorum, sormaz mısın?" 'Niçin böyle yapıyorsun? diye sorunca da şöyle buyurdu:

"Bir Müslüman abdest alır, abdestini güzelce tamamlar, sonra beş vakit namazı kılarsa günahları dökülür, bu yaprakların döküldüğü gibi." Rasûlullah sonra şu âyeti okudu:

'Günün iki kenarındaki vakitlerde[27] ve geceden bölümlerde[28] namaz kıl! Şüphesiz sevaplar[29] günahları siler. İşte bu, kendilerine hatırlatma fayda verenlere bir hatırlatmadır.[30]"

NOT: Bu şekilde hareket ederek rivayet son râviye ulaşırsa, bu hadise müselsel hadis denir. Râviler böyle bir hadis rivayetinde teberrüken aynı hareketi yaparlar.[31] Bu konuda müstakil hadis kitapları bulunmaktadır.[32]

Bu uygulamadan, bir tebliğcinin bazen görsel araçlardan faydalanması gerekliğini ve bunun anlatımda daha etkili olduğunu anlıyoruz.

Rasûlullah beş vakit namazın faziletini anlattıktan sonra ilgili âyeti okumaktadır ki bu da âyetin beş vakit namaz için nazil olduğunu göstermesi yanında bize Kuran Ma tebliğ açısından önemli mesajlar verir.[33]



10/880- Ebü Zer'den (Radıyatlahü anh):[34]

Hz. Peygamber (SaiiaUaihu aleyhi ve setiem) bir kış mevsiminde (dışarı) çıktı, yapraklar dökülüyordu. Bir ağaçtan iki dal aldı ve Yaprak dökülmeye başladı. Bana:

"Ey Ebû Zer!" dedi, ben de:

'Buyur, ey Allah'ın Rasûlüİ'dedim. Bunun üzerine:

"Müslüman bir kul yüce Allah'ın rızasını kastederek namaz kılarsa günahları dökülür, tıpkı şu ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi" dedi.[35]



11/881- Hz. Osman'ın mevlâsı Haris anlatıyor:[36]

Bir gün Hz. Osman (Radıyaiiahü anh) oturdu, biz de yanma oturduk ve müezzin geldi. Hz. Osman (su dolu) bir kap istedi, zannedersem o su bir müd kadardı, abdest aldı, sonra şöyle dedi:

'Rasûlullah 'in (Sailaiiahu aleyhi ve seiiem) şu übdestim gibi abdest aldığını gördüm ve buyurdu ki:

"Kim şu abdestîm gibi abdest alır, sonra kalkıp öğle namazını kılarsa önceki sabah vaktinden bu vakte kadar olan günahları affedilir.

Sonra İkindi namazını kılarsa öğle vaktinden bu vakte kadar İşlediği günahları affedilir.

Sonra akşam namazını kılarsa İkindi vaktinden bu vakte kadar işlediği günahları affedilir.

Ardından yatsı namazını kılarsa akşam vaktinden bu vakte kadar işlediği günahları affedilir.

Bundan sonra herhalde dinlenerek/dalarak[37] geceyi geçirir.

Sonra kalkar, abdest alır ve sabah namazını kılarsa yatsı vaktinden bu vakte kadar işlediği günahları affedilir. İşte bunlar öyle sevaplardır ki günahları giderir/siler.'"

Oradakiler:

'Ey Osman! Bunlar sevaplardır (hasenattır), peki kalıcı hayırlar (bâkıyât) nelerdir?' Hz. Osman:

'Onlar Lâ ilahe illallah, Subhânallah - Elhamdülillah ~ Allahü ekber - Lâ havle velâ kuvvete illâ billah (sözlerini sürekli söylemektir)'[38]



Açıklama


Bu rivayette üç kavram göze çarpmaktadır:

1- Hasenât: Sevaplar,

2- Seyyiât: Günahlar,

3- Bâkıyât: Kalıcı hayırlar. Bu üç kelime Kur'ân'da da geçmektedir.[39] Sahabe hasenat kavramını anladıklarını, ancak bâkıyâtın ne için kullanıldığım Hz. Osman'a sorarlar, o da Allah inancının anlaşılmasındaki dört temel sözü/zikri söyler. Her hâlde bu sözlerin sürekli söylenmesi ve gündemde tutulması güzel sonuçların doğmasına sebep olacaktır:

Subhânallah : Allah mükemmeldir,[40]

Elhamdülillah : Hamd Allah'a aittir,

Allahüekber: Allah en büyüktür,

Lâ havle velâ kuvvete illâ billah : Hareket[41] ve kuvvet ancak Allah iledir.[42]



12/882- (Hz. Osman'ın mevlâsı) Humran (b. Ebân)'dan:[43]

Hz. Osman (Radıyatiahu anh) Müslüman olduğu günden beri her gün bir kere gusül alırdı. Bir gün kendisine namaz için abdest suyu getirdim. Abdesti alınca dedi ki:

'Size Rasûlullah'tan (Saiiaiiahu aleyhi ve setiem) duyduğum bir sözü nakletmek istiyorum.' Sonra Osman:

'Bende o hadisi nakletmeme fikri doğdu1 deyince Hakem b. Ebi'l-Âs şöyle dedi:

'Ey Mü'minlerin Emîri! Bu (bizim için) hayır ise onu alır (onunla amel ederiz), şer ise ondan sakınırız.' Hz. Osman:

'O hâlde hadisi size naklediyorum. Rasûlullah böyle abdest aldı, sonra dedi ki:

"Kim böyle abdest alır, abdesti güzelce tamamlar, sonra namaza kalkar da rükû ve secdelerini tam yaparsa -büyük günah işlemedikçe- bu vakit İle diğeri arasındaki günahları örter."[44]

13/883- Hz. Osman'dan (Radıyallahü anh):[45]

RaSÛlUİlah (SallallahU aleyhi ve setlem) ŞÖyle buyurdu:

"Kim izzet ve celâl sahibi Allah'ın emrettiği şekilde abdestini tam alırsa kıldığı farz namazlar bu vakitler arasında işlenen günahlara keffârettir (onların silinmesine sebep olur)."[46]



14/884- Hz. Osman'dan (Radıyaltahu anh):[47]

RasûluUah'm (Saiiatiahü aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini duydum:

"Ne düşünürsün, birinizin avlusundan bir nehir geçse ve ondan günde beş kere yıkansa kirden bir şey kalır mı?"

'Hayır, hiç bir şey kalmaz' dediler. Hz. Peygamber:

"Kılınan namazlar, suyun kiri götürdüğü/sildiği gibi günahları siler götürür."[48]



15/885- Ebü Hüreyre (RadıyallahU anh):[49]

RilSÛ\ü\\ah'in (Sallatlahü aleyhi ve sellem) ŞÖy\Q dediğini İŞİttİ:

"Görüşünüzü bildirin, birinizin kapısının önünden nehir geçse ve ondan günde beş kere yıkansa kirden bir eser kalır mı, ne dersiniz?" Oradakiler:

'Kirden hiçbir eser kalmaz' dediler. Rasûlullah şöyle buyurdu:

"İşte namazlar böyledir, Allah onlar sebebiyle kulun hatalarını siler."

NOT: bRasûlullah'ın bu hadislerdekİ teşbihi mükemmeldir, çünkü farz namazların kılınması suyu bol ve tatlı bir nehirde günde beş kere yıkanmaya benzetilmiştir. Önceki hadislerde varid olduğu şekilde namaz kılanların küçük günahları affedilir, tıpkı suyun bazı kirleri çıkartması gibi. Ancak derinliğe nüfuz etmiş kirleri su temizlemez, tıpkı namazın büyük günahları temizlemediği gibi. İşte bu noktada tövbe ve malî zararların (tazminat ve kul hakkı varsa helalleşme ile) giderilmesi etkilidir.[50]



16/886- Sâ'd b. Ebî Vakkas'ın oğlu Âmir (Radıyaiiahu animma) anlattı:[51]

Sâ'd ve Rasûlullah'ın sahabesinden birçok kişiden işittim, şöyle dediler: 'Rasûlullah (Satiaiiaim aleyhi ve seiiem) döneminde iki kardeş vardı ve bunların biri diğerinden daha üstün insandı. Üstün olan vefat etti, diğeri ondan sonra kırk gece daha yaşadı, sonra öldü. Rasûlullah'a önce ölenin diğerine olan üstünlüğü anlatıldı. Rasûlullah sordu:

"Diğeri namaz kılmaz mıydı?"

'Bilâkis, Ey Allah'ın Rasûlü! (Namaz kılardı.) Kötü biri değildi.

' Rasûlullah şöyle buyurdu:

"Namazın kendisini nereye ulaştırdığını bilir misiniz? Kılınan namaz, tıpkı birinizin kapısının önünden suyu bol, tatlı bir nehir akıp da ona dalarak ondan günde beş kere yıkanmasına benzer.

Ne dersiniz, kirinden bir eser bırakır mı?"'[52]



177887- Câbİr'den (Radıyallahii anh):[53]

Rasûlullah (Saitaitaha aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Kılınan namazlar, tıpkı birinizin kapısının önünden suyu bol akan bir nehir gibidir ki ondan günde beş kere yıkanır."[54]



18/888- Abdullah b. Mes'ûd'dan (Radiyallahu anh):[55]

Rasûlullah'ın (Saiiaüahtı aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini işittim:

"Kirn Allah'a ortak koşarsa, Allah onu cehenneme gönderir."

İbn Mes'ûd ekledi:

'Bir başka şey daha diyeceğim ki onu (Rasûlullah'tan) işitmedim; Kim Allah'a ortak koşmaksızın ölürse, Allah onu cennete gönderir. Şu kılınan namazlar adam Öldürme gibi (büyük günahlar) işlenmediği sürece vakit aralarında işlenen günahlara keffarettir (örter).'[56]



19/889- Ebû Ümâme'den (Radıyaiiahü anh):[57]

RaSÛlullah (Saltaltahü aleyhi ve sellem) dedi ki :

"Müslüman bir kişiye farz namaz vakti ulaşınca kalkar abdest alır ve güzelce tamamlar, sonra namaz kılar ve namazını da güzelce tamamlarsa Allah önceki vakitten bu yana işlenen günahlarını affeder.

Sonra diğer farz namaz vaktine ulaşır, namaz kılar ve güzelce namazını tamamlarsa Allah önceki vakitten bu yana işlenen günahlarını affeder.

Bundan sonra diğer farz namaz vaktine ulaşır, namaz kılar ve güzelce namazını tamamlarsa Allah önceki vakitten bu yana İşlenen günahlarını affeder."[58]



20/890- Ebû Eyyûb el-Ensârî'den (Radıyaliahü anh):[59]

Hz. Peygamber (Saiiaiiahü aleyhi ve sellem) şöyle derdi:

"Her namaz, öncesinde işlenen hataları/günahları düşürür."[60]

* Namazın Önemi


21/891- Ebû Hüreyre'den (Radıyaliahü anh):[61]

Namaza erken gittiğimde her defasında Rasûlullah'ı (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) namaz kılarken bulurdum. Namazını bitirdi ve bana: "Karnından şikayetin mi var?"[62] dedi. Ben : 'Hayır[63]' deyince buyurdu ki: "Kalk ve namaz kıl, şüphesiz namazda şifa vardır.[64]"



22/892- Ebû Hüreyre'den (Radıyaitaha anh):[65]

Rasûlullah'a (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) bir kişi geldi ve dedi ki: 'Filan, gece namaz kılıyor, gündüz olunca da hırsızlık yapıyor.' Rasûlullah şöyle dedi:

"Namaz, o kişiyi işlediği[66] suçtan vazgeçirecektir."[67]



23/893- Câbir b. Abdullah'tan (Radiyallahu anh):[68]

RaSUİUİlah (SaüaUahü aleyhi ve selleın) ŞÖyle dedi:

"Şeytan namaz kılanların tekrar kendisine tapmayacağını biliyor, ama aralarında fitne/savaş (çıkarma) konusunda hâlâ ümitli."[69]



24/894- Câbir b. Abdullah'tan (Radıyaiıhü anh):[70]

RaSÛlUİlah (SallaltahU aleyhi ve sellem) dedi ki :

"Cennetin anahtarı namazdır, namazın anahtarı da temizliktir."[71]



25/895- Hz. Osman'dan (Radıyaiiaha anh):[72]

Hz. Peygamber (Saiiaüaha akyiü ve seiiem) şöyle dedi: "Kim namazın, edâ edilmesi gerekli bir görev olduğunu İdrak ederse cennete girer."[73]



26/896- Enes b. Mâlik'ten (Rad,yallahu anh):[74]

RaSUİUİlah (SaiiaUahü aleyhi ve setlem) dedi ki :

"Bana şu dünyadan kadınlar ve güzel koku sevdirildi. Namazda(ki ibadet) ise gözümün nuru kılındı.[75]



27/897- Ibn Abbas (Radıyaüahü anhüma):[76]

Rasûlullah'm (Saiiaiiahu ateyhi ve seiiem) şu sözünü nakletti, "Cibril bana (gelerek): 'Namaz sana sevdirildi, ondan dilediğin kadar al!” dedi."[77]



28/898- Câbir b. Abdullah'tan (Radiyallahu anh):[78]

NÛman b. Kavkal Hz. Peygamber'e geldi ve dedi ki:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Eğer helâli helal, haramı haram kabul eder, farz namazları kılarsam,[79] (bunlara da başka bir şey eklemezsem) cennete girer miyim?' Rasûlullah (Satiaiiahu aleyhi ve seiiem) ona:

"Evet" dedi.[80]





29/899- Abdullah b. Muhammed İbnü'l-Hanefiyye'den:[81]

Babamla birlikte Ensardan bir hısımımızın[82] (Radıyaiiahu animin) yanına gittik, namaz vakti geldi ve dedi ki:

'Ey Cariye! Bana abdest suyu getir, namaz kılarsam dinlenirim/rahatlarım. Bu hareketini bizim yadırgadığımızı görünce de dedi ki:

'Rasbİuilah'm (Satuuiahtiaieyiû ve seiiem) şöyle dediğini işittim:

"Kalk Bilâl, namaz ile bizi dinlendir/rahatlat!'"[83]



30/900- Huzeyfe (b. el-Yemân)'dan (Radiyallahu anh):[84]

Rasûlullah (Saitatiahü ateyiu ve seüem) farklı/sıkıntılı bir durum olduğunda namaz kılardı.[85]



Açıklama


Sıkıntılı anlarda bir Müslümamn yapması gereken hareket musîbetlere sabrederek ve dua ederek Allah'tan yardım istemektir. Zira Allah Teâlâ buyurur ki:

'Ey İman edenler, Allah'tan sabır ve namaz ile yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.' (Bakara 2/153)

Peygamberimizde bunun mükemmel örneğini görüyoruz; sıkıntı anında sabreder, namaz kılar ve dua ederdi.

Onun sabrı zillet içinde yaşamak değil, haksızlık ve musibet anında mücadele etmek, bu konuda gelen sıkıntılara dayanmaktır. Sıkıntılı anlarda söylediği sözler Allah'a olan inancından güç almak ve O'nun yüce kudretine sığınmak şeklinde görülmektedir.

İbn Abbas'tan gelen rivayette, Rasûlullah sıkıntı anında şöyle derdi:

"Lâ ilahe illaHahü'l-azîmü'l-halîm,

Lâ ilahe illallah Rabbü's-semâvâti ve Rabbü'l-arzı Rabbü'l-arşi'l-azîm,

Lâ ilahe illallah Rabbü'l-arşi'l-kerîm,

Lâ ilahe illallah Rabbü's-semâvâti ve Rabbü'l-arzı Rabbü'l-arşi'l-kerîm."

Tercemesi:

"İzzet ve hilm sahibi Allah 'tan başka ilâh yoktur,

Göklerin Rabbi, arzın Rabbi ve yüce arşın Rabbi olan Allah 'tan başka ilâİı yoktur, Güzel arşın[86] Rabbi olan Allah 'tan başka ilâh yoktur, Göklerin Rabbi, arzın Rabbi ve güzel arşın Rabbi olan Allah 'tan başka ilâh yoktur."[87]



31/901- Ümmü Seleme annemizden (Radiyallahu anha):[88]

Rasülullah'ın (Saiicıiiaim aleyhi ve sciiem) son vasiyetlerden birisi şuydu:

"Namaza, namaza devam edin ve emriniz altındaki kişilerin (hakkına da) riâyet edin!"

Hz. Peygamber (buna o kadar Önem verdi ki) mübarek dilleri söyleyemeyecek hale gelince, bunları içinden tekrarlamaya başladı.[89]



32/902- Hz. Ali'den (Radtyallaha anh):[90]

RaSÛlUİlah'in (SatlatlahU aleyhi ve seîlem) SOIÎ SÖZÜ ŞU Oİdu:

"Namaza, namaza devam edin ve emriniz altındaki kişiler hakkında Alla'a karşı sorumluluk taşıyın (haklarına riayet edin)!"[91]



* Namaz Vaktini Beklemenin Ve Mescitlere Gitmenin Fazileti


33/903- EbÛEyyûb'dan:[92]

Nevf ile Amr b. As'in oğlu Abdullah buluşunca Nevf şöyle dedi:

'Eğer gökler, yer ve ikisi arasındakiler terazinin bir kefesine konsa, Lâilâhe illallah (cümlesi de) diğer kefesine konsa bu cümle diğerlerinden ağır gelir, isterse gökler, yer ve ikisi arasındakiler demirden bir tabaka haline gelsinler.' Birisi[93] de dedi ki:

'Lâ ilahe illallah (cümlesi) izzet ve celâl sahibi Allah'a ulaşıncaya kadar onları deler/parçalar geçer.'

Abdullah b. Amr şöyle dedi:

Rasûlullah'la (Saiiaüahu aleyhi ve seitem) akşam namazı kılmıştık, kalan kaldı ve giden gitti. Rasûlullah elbisesini nerdeyse dizlerine çekerek (heyecanla/hızla) geldi ve buyurdu ki:

"Müjdeler olsun, ey Müslümanlar topluluğu! Rabbiniz sizin bu hareketinizle meleklere karşı İftihar edeceği gök kapılarından birini açtı ve şöyle diyor:

'İşte bunlar benim kullarım, farz ibadeti edâ ettiler, şu anda da diğerinin (vaktini) bekliyorlar/"

§Aynı râviden farklı yolla bu hadisin bir benzeri nakledildi ve dedi ki: 'İnsanlar yatsı namazı için daha toplanmadan Rasûlullah (Saitatiaim aleyhi ve seiiem) yorgun bir şekilde (müjde için) bir parmağını işte böyle kaldırarak geldi. Parmaklarını (Arapça) yirmi dokuz şeklinde kapattı, sadece şehadet parmağını açıp şöyle diyerek göğe işaret etti:

"Müjdeler olsun, ey Müslümanlar topluluğu! Rabbiniz sizin bu hareketinizle meleklere karşı iftihar edeceği gök kapılarından birini açtı ve şöyle diyor:

‘Ey Meleklerim, bakın benim kullarıma, farz ibadeti edâ ettiler, şu anda da diğerinin (vaktini) bekliyorlar."[94]



34/904- Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh):[95]

Rasûlullah (Saiiaiiaim aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Bir namazdan sonra diğer namaz vaktine kadar (camide) bekleyen kişi, oldukça arık/süratli koşan bir at üzerinde düşmana karşı Allah yolunda savaşana veya sınırdaki büyük bir karakolda nöbet bekleyene benzer ki melekler bu kimseye dua ederler."[96]



35/905- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh):[97]

Rasûlullah (SaHaitahu aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Allah'ın kendisiyle dereceleri yükselttiği ve hataları sildiği şeyi size göstereyim mi? Bunlar:

Zorluk anında güzelce[98] abdest almak,

Mescidlere giderken atılan adımların fazlalığı ve

Bir namazdan sonra diğer namaz (vaktini) beklemek."[99]



36/906- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh):[100]

Rasûlullah (Saiiaiiahü aieyiu ve setiem) şöyle dedi:

"Namaza giderken atılan her adım için o kişiye bir sevap yazılır ve bir günahı silinir."

§Aym sahabiden gelen diğer rivayet:

RaSÛlullah (Sailallahü aleyhi ve sellem) dedi ki :

"Sizden biri evinden mescide doğru çıktığında bir adımı sevap yazar, diğer adımı günah siler."[101]



37/907- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh):[102]

RaSÛlUÜah (Sallallahü aleyhi ve sellem) ŞÖyle dedi:

"Sizden biri diğer namaz (vaktini) beklediği sürece namazda sayılır, o kişi mescitte olduğu sürece melekler kendisine dua ederler ve derler ki:

"Allahım, onu affetl Allahım ona merhamet eti' Bu hâl abdestsizlik durumu oluncaya kadar devam eder."

Hadramevtli biri :

'Ey Ebû Hüreyre! Hades nedir?' deyince, Ebû Hüreyre:

'Allah doğruyu ifade etmede hayayı emretmez; o sessiz ya da sesli yellenmektir' dedi.[103]



38/908- Ebû Said el-Hudrî'den (Radiyallahu anh):[104]

RaSÛlUİlah (SatlaltahU aleyhi ve sellem) dedi ki :

"Bir kul namazgahta diğer namaz (vaktini) bekleyinceye kadar namazda sayılır. Melekler (onlar için) şöyle derler (dua ederler):

'Allahım, onu affetl Allahım ona merhamet et\' Bu hâl kişinin oradan ayrılmasına veya hades oluncaya kadar devam eder."

Dedim ki:

'Hades ne demek ?'

(Râvi) şöyle dedi: 'Ben Ebû Said'e böyle sordum.'[105] O da:

Sessiz ya da sesli yellenmektir1 dedi.[106]



39/909- Ebû Said el-Hudrî'den (Radıyaiiahü anh):[107]

RaSÛlullah (Sallallahil aleyhi ve selkm) dedi ki :

"Allah'ın kendisiyle günahları sildiği ve dereceleri artırdığı ameli size göstereyim mi?"

'Evet, Ya Rasûlullah!' dediler. Cevaben Rasûlullah şöyle buyurdu:

"Zorluk anlarında güzelce abdest almak,

Şu mescidlere giderken atılan adımların fazlalığı ve

Bir namaz vaktinden sonra diğer namaz (vaktini) beklemektir.

Sizden biri evinden abdestli olarak çıkar, Müslümanlarla beraber namaz kılar, sonra da diğer namaz (vaktini) bekleyerek bir yerde oturursa melekler (onun için) şöyle dua eder:

‘Allahım, onu affetl Allahim ona merhamet et\'

Namaza kalktığınızda safları düz tutun, onu tam yapın ve boşlukları doldurun! Ben sizi sırtımın gerisinden görürüm.

İmamınız 'Allahü ekber' dediğinde siz de 'Allahü ekber' deyin. Rukûya gittiğinde siz de rukûya gidin. O "semiallahü limen hamiden' deyince siz de 'Allahümme, Rabbena! Leke'l-hamd'deyin.

Erkekler için safların en hayırlısı ilk sıralardır, sevabı en şerlisi ise son sıralardır. Kadınlar için safların en hayırlı olanı son sıralardır, en şerlisi ise ilk sıralardır. Ey Kadın topluluğu! Erkekler secdeye gittiğinde gözlerinizi kapatın ki elbise (izar) darlığından dolayı (öndeki) erkeklerin avret mahallerini görmeyin!"[108]









Açıklama


Cemaatle namaz kılmak yalnız basma kılmaktan efdaldir, sevabı daha fazladır.[109] Ancak cemaatin hükmü, kadın ve erkek açısından durumunda ihtilaf edildi.

1- Cumhura göre erkeklere cemaate farz namaz kılmak sünnet-i müekkededir. Şafıîlerden Şirazî (v.476/1083) gibi alimlere ve Hanbelîlerdekİ ikinci görüşe göre farz-ı kifaye, Zahirîlere göre ise farz-ı ayındır.

Bazı alimlerce kadınların cemaate gelmeleri[110] fitne sebebiyle mekruh olur,[111] denmişse de alimlerin çoğunluğu, kadınların imkân bulduklarında cemaate gelmeleri müstehap ya da mubahtır dedi, ancak onlara erkeklerde olduğu gibi bir gereklilik yoktur. Bu konuda en güzel örnek Rasûlullah dönemidir; Asr-ı saadette kadınlar mescide cemaatle namaz kılmak için geliyorlardı, bu beş vakit farz namazlar dışında, cuma ve bayram namazlarında da oluyordu. Ayrıca Peygamberimizin: "Kadınlarınızın mescide (cemaatle namaza) gelmelerini engellemeyin, kendileri için evleri[112] daha hayırlıdır"[113] buyruğu çok önemlidir. Günümüzde kadınlar cemaatle namaza gelebilirler, hatta imkân bulduklarında farz namazlar dışında cuma ve bayram namazlarına gelmeleri de faydalı olur. Doğrusunu Allah bilir.

2- KadmlarIa erkekler aynı namazı cemaatle kılarken arada perde olmaksızın aynı/bir safta kılmaları yasaklanmıştır. Ancak namazın fasit olmasında ihtilaf edildi; Hanefilere göre böyle bir durumda kadının namazı değil de yanındaki veya aynı hizadan arkasındaki erkeklerin namazı fasit olur. Şafiî ve Hanbelîlere göre erkeklerin namazları da bozulmaz.

3- ErkekIerin arkasından kadınlar saf tutar, arada perde olması şart değildir.

4- Erkekler için cemaatte ilk safların, kadınlar için de son safların hayırlı (sevabı fazla olması) herhalde arada perde olmadığındadır, ancak perde varsa problem yoktur. Ancak erkeklerin cemaate gelmelerini ve imama yakın olmalarını teşvik İçin başka rivayetlerde ilk saflar tavsiye edilmiştir.[114]



40/910- Sehl b. S'ad es-Sâidî'den (Radiyallahu anh):[115]

Rasûlullah'ın (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini duydum: "Kim namaz (vaktini) beklemek için mescitte oturursa, o kişi namazda sayılır."[116]



41/911- Câbirb. Abdullah'tan (Radiyallahu anh):[117]

Rasûlullah (Saiiaiiaim aleyhi ve seiiem) bir gece ordu hazırladı, gecenin yansı geçti ya da onu aştı, Rasûlullah dışarı çıktı ve buyurdu ki:

"İnsanlar namazı kıldı ve gittiler/İstirahata çekildiler, hâlbuki siz bu namazı (cemaatle) kılmayı bekliyorsunuz. Şunu iyi bilin ki siz burada onu beklediğiniz sürece namazda sayılırsınız."[118]



42/912- Humeyd'den:[119]

EneS b. Malİk'e (Radıyallahüanlı):

'Rasûlullah (SaUaiiahu aleyhi ve seiiem) yüzük taktı mı?'diye sorulunca dedi ki:

"Evet. RasûluHah bir gece yatsı namazını gece yarısına yakın bir zamana tehir etmişti Namazı kılınca yüzünü bize döndü ve dedi ki:

"İnsanlar namazı kıldılar ve gittiler, sizler ise beklediğiniz sürece namazda sayıldınız."

Enes şöyle dedi:

'Sanki onun yüzüğünün parlaklığını (şimdi) görür gibiyim.'[120]



43/913- Ukbe b. Âmir (Radıyallahü anh):[121]

Rasûlullah'in (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini anlatır:

"Bir kişi temizlenir (abdest alır) sonra namazı beklemek üzere mescide varırsa onun amellerini yazan iki (ya da bir) kâtibi (melek), mescide giderken attığı her adıma on sevap yazar. Namazı beklemek üzere mescitte oturan namaz kılan gibidir (sevap alır) ve evinden çıkıp tekrar dönünceye kadar ki vaktinde de namaz kılanlardan yazılır. "[122]



44/914- EbÛ Ümâme'den (Radıyallahü anh):[123]

Hz. Peygamber (SaUaUahu aleyhi ve setiem) dedi ki:

"Temiz (abdestli) olarak kim farz namaz kılmaya yönelirse/devam ederse ona ihramlı olarak hac yapana verilen ecir gibi sevap vardır.

Kim duha namazını kılmaya yönelirse/devam ederse ona umre yapana verilen ecir gibi sevap vardır.

Aralarında gereksiz fiil/söz olmaksızın bir namazdan diğer namaz (vaktine) kadar beklemenin karşılığı yüce makamlarda (illiyyûnda) yazılmış (amel) olur."

§(Râvi) Ebû Ümâme dedi ki:

Mescitlere geliş ve gidiş Allah yolunda cihad etmekten (onun parçasından) sayılır.[124]



45/915- Ebû Said el-Hudrî'den (Radıyallahu anh):[125]

(Rasûlullah)[126] (Saiiaiiahu aleyhi ve.sdiem) buyurdu ki:

"Kim namaza (gitmek için) çıkarken:

Allahümme innî es'elüke bihakkı's-sâilîne aleyke ve bihakkı memşâye fe innî lem ahruc eşeran velâ bataran velâ riyâen velâ süm'a,

Haractü ittigâe sehatike ve'btiğâe merdâtik,

Es'elüke en tüngızenî mine'n-nâri ve en teğfiralî zünûbî, innehû lâ yağfiru'z-zunûbe illâ ent," derse namazdan ayrılıncaya kadar Allah ona İstiğfar edecek yetmiş bin melek tayin eder ve kendisi de o kuluna yüzüyle/rahmetiyle teveccüh eder.

§Duânın tercemesi:

"Allcıhım senden İsteyen (salilı) kulların senin katındaki hakkı için, şu yürümemin hakkı için senden istekte bulunuyorum. Ben kibirlenmek, övünmek, başkalarına göstermek ve duyurmak için yola çıkmadım, (bilâkis) senin gazabından korunmak ve rızanı kazanmak için yola çıktım,

Ateş (azabından) beni korumanı ve günahlarımı affetmeni istiyorum, şüphesiz günahları ancak sen affedebilirsin."[127]



* Namazın Vaktinde Kılınmasının Fazileti


46/916- Abdullah b. Amr'dan (Radtyaiiahü anhüma):[128]

Bir kişi Hz. Peygamber'e (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) geldi ve

'Amellerin en faziletlisi hangisidir?' diye sordu. O da buyurdu ki:

'Namaz"

'Sonra nedir?'

"Namaz"

'Sonra nedir?'

"Namaz"

Rasûlullah üç defa aynı cevabı verdi. O kişi ısrar edince de şöyle buyurdu:

"Allah yolunda cihaddır"

'Benim annem ve babam var.'

"Sana anne ve babana iyi davranmanı tavsiye ederim."

'Seni hak (din) ile peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki ben cihada katılacağım ve anne-babamı bırakacağım' deyince Rasûlullah

"Sen bilirsin[129]" dedi.[130]



47/917- RasûIullah'ın (mevlâsı) Sevbân'dan (Radıyaiiahü anh):[131]

Hz. Peygamber (Saiiaiiaim aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Dosdoğru olun, (bunun sevabını) sayamazsınız/hakkından gelemezsiniz. (Bir rivayette de; dosdoğru olun ki kurtuluşa eresiniz, şeklinde nakledildi.)

Bilin ki amellerinizin en hayırlısı namazdır. Sürekli abdestli olma halini sadece (hakikî) mü'min korur."[132]



48/918- Hanzale el-Kâtib'den (Radıyattaim anh):[133]

Rasûlullah'm (SaiUıitaku aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini işittim:

"Kim beş vakit namazı rukûları, secdeleri, abdestleri ve vakitleri ile korur/devam eder ve namazın Allah'tan gelen bir hak olduğunu da bilirse cennete girer" ya da dedi ki "cennete girmesi gerekli olur."

§Hanzale'den gelen diğer rivayette: "Kim üzerinde Allah'ın hakkı olduğu inancıyla beş vakit namazı abdestleri, vakitleri, rukûları ve secdeleri ile korursa/devam ederse ateş ona haram olur, (cehenneme girmez)" dedi.[134]



49/919- Ebû Amr ve Şeybânî'den:[135]

Rasûlullah'ın ashabından birisi (İbn Mes'ûd -Radtyaiiahu anlı-)[136] anlattı:

Hz. Peygamber'e (Salialiahii aleyhi ve sellem)'.

'Hangi amel daha faziletlidir?' diye sorulunca[137] buyurdu ki:

"Amellerin en faziletlisi namazı vaktinde kılmak, anne-babaya iyilik yapmak ve (Allah yolunda) cihad etmektir."[138]



50/920- RasûluIlah'a biat edenlerden biri olan Ümmü Ferve'den (Radiyallahu anha):[139]

'Hangi amel daha faziletlidir?' diye sorulunca buyurdu ki: "Amellerin en faziletlisi namazı ilk vaktinde kılmaktır."

§İkinci tarikten benzeri nakledildi.

§Üçüncü tarikten Kasım b. Gannâm Rasûlullah'a biat edenlerden en yakın babaannesi olan[140] ninesi Ümmü Ferve'den nakleder; o, Rasûlullah'ın (Saiiaiiaha aleyhi ve seUem) amel konusunda şöyle dediğini işitti:

"İzzet ve celâl sahibi Allah'ın en sevdiği amel, namazı ilk vaktinde erken kılmaktır."

ŞDördüncü tarikten de benzeri nakledildi.[141]



* Namazda Kıyamı Uzun, Rükû Ve Secdeyi Fazla Yapmanın Fazileti


51/921- Câbir b. Abdullah'tan (Radıyallahü anhumâ):[142]

Rasulullah’a (Sallallalıü aleyhi ve seltem):

'Hangi namaz daha faziletlidir?' diye sorulunca:

"Kunûtu (kıyamı)[143] uzun olan namazdır" buyurdu.[144]



52/922- Ebu Vâil, Abdullah (b. Mes'ûd)'dan (RadıyaiiaManh) nakletti:[145]

Bir gece Rasûlulîah'la (Saiiaiiahu aleyhi ve setiem) beraber namaz kıldık.

Peygamberimiz o kadar uzun süre ayakta durdu ki kötü bir şey yapmaya niyetlendim.'' Biz:

'Ne yapmaya niyetlendin?' diye sorunca dedi ki: "(Yere) oturmaya ve onu[146] terk etmeye niyetlendim.'[147]



53/923- Muhârik'ten:[148]

Hac yapma niyetiyle (yolculuğa) çıktık. Rebeze (denilen yere) varınca arkadaşlarıma dedim ki:

'Siz ilerleyin!' Ben geride kaldım ve Ebû Zerr'in (Radtyaiiaim onfij yanına vardım, o namaz kılıyordu: Gördüm ki kıyamı uzatıyor, secde ve rukûyu çoğaltıyordu. (Uzattığını) ona bildirince dedi ki:

'Namazın güzel/tam olması için kısıtlama yapmadım. Rasûlullah'ın b(Sallallahü aleyhi ve seltem) ŞÖyle dediğini İŞİttim:

"Kim bir namazda rükû yapar ya da secde ederse bir derece yükseltilir, bir günahı da düşürülür/silinir.'"

§lkinci tarikten gelen rivayet:

Mutarrif ten:

Kureyşten bir grubun yanına oturdum. Bir kişi geldi ve namaza başladı; rükû ve secde yapıyor, sonra tekrar kalkıyor ve oturmaksızın tekrar rükû ve secde yapıyordu. Ben:

'Bu kişi namazı çift rekât mı kılıyor yoksa tek mi, farkında olduğunu zannetmiyorum' deyince oradakiler:

'Yanına gidip bunu ona söylesene!' dediler. Ben de (onun yanına gittim) ve:

'Ey Allah'ın kulu! Sen namazı çift rekât mı kılıyorsun yoksa tek mi, farkında olduğunu zannetmiyorum' dedim, bana şu cevabı verdi:

"Fakat Allah biliyor. Rasûlullah'ın (Saitaiiaim aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini işittim:

"Kim Allah İçin tam bir secde yaparsa onun sebebiyle Allah bir sevap yazar, bir günahı düşürür/sİleY, bir derece de yükseltir."' Sordum:

'Sen kimsin?'

‘Ebû Zer'

Arkadaşlarımın yanına döndüm ve şöyle dedim:

'Allah, sizin gibi dostların cezasını versin! Beni Rasûlullah'ın ashabından bir kişiye (dini) öğretmek için gönderdiniz.'

§Üçüncü tarikten gelen rivayet:

Ahnef b. Kays'tan:

Mescid-i Aksâ'ya girdim ve orada çok secde yapan bir kişiye rastladım, onun bu hareketine biraz kızdım[149], namazı bitirince de dedim ki:

'Namazı çift mi yoksa tek rekat mı kıldın, biliyor musun?'

'Ben bilmesem de izzet ve celâl sahibi Allah biliyor. Bana dostum Ebu'l-Kâsım (Satiaiiaiıo aleyhi ve seltem) şunu haber verdV dedi ve ağladı.Tekrar; ''Bana dostum Ebu'l-Kâsım şunu haber verdi' dedi ve ağladı. Sonra; 'Bana dostum Ebu 'l-Kâsım şunu haber verdi:

"Her hangi bir kul Allah için tam secde yaparsa, Allah bunun sebebiyle onu bir derece yükseltir, bir günahını düşürür/siler ve ona bir sevap yazar.'" dedi. Ona sordum:

'Allah sana rahmetiyle davransın, bana söyle, sen kimsin?'

‘Ben Ebû Zer, Rasûlullah'ın arkadaşı.'

O anda kendimden utandım...[150]

NOT: Ebû Zer (Radıyatiahu anlı) zâhid, infak ehli ve çokça nafile namaz kılan bir sahabiydi; O kadar çok namaz kılardı ki bazen kendisi de şaşırırdı. Onun bu hırsı yukarıdaki rivayette geçen secdenin sevabından kaynaklansa gerek.

Nafile namazda kıyamı uzatıp, az rekat kılmak mı yoksa kıyamı kısa tutup çok rükû ve secde yapmak (yani çok rekat kılmak) mı efdaldir, konusunda ihtilâf edildi; Tahavî (v.321/933); ikisi de aynı derecededir, belki efdal olan kıyamı uzun ve çok secdeli (yani rekattı) namazdır, dedi.[151]

Burada sahabe ile etba arasındaki fark hemen göze çarpmakladır. Rasûlullah sahabeye öyle bir huşu ve samimiyet bilinci kazandırmış ki onların ibadet, cİhad ve infak gibi konularda göz kamaştırıcı hayatları sonraki nesilleri etkilemiştir. Sonraki nesiller olarak kabul edilen tabiûn ve etba'dan itibaren Müslümanlar sahabenin yüksek seviyelerine/derecelerine saygı ve hayranlık duymuşlardır.[152]



54/924- mEbû Fatıma el-Ezdî {ya da el-Esedî)'den (Radtyallahu anh):[153]

Bana Hz. Peygamber (Sallaiiaim aleyhi ve seUem) dedi ki:

"Ey Ebû Fatıma! Bana (çabuk) kavuşmak istersen secdeleri çoğalt!"

§Diğer tarikten (nakledildiğine göre Peygamberimiz dedi ki);

"Ey Ebû Fatıma! Secdeleri çoğalt! Şüphesiz bir kişi mükemmel ve yüce olan Allah'a secde ederse o secdesi sebebiyle mükemmel ve yüce olan Allah da onun derecesini yükseltir."

§Başka bir tarikten, Kesir el-A'rac es-Sadefî anlattı:

Bizimle birlikte Zü's-Savârî'de bulunan Ebû Fatıma'nm şöyle dediğini işittim:

Rasûlullah (Saiiatiaha aleyhi ve sellem) (bana) dedi ki:

"Ey Ebû Fatıma! Secdeleri çoğalt! Zira bir kul[154] mükemmel ve yüce olan Allah'a tam secde yaparsa o secde ile Allah Teâlâ onun derecesini yükseltir."[155]



55/925- Benî Mahzûm'un mevlâsı Ziyad b. Ebû Ziyad, Rasûlullah'ın erkek (ya da kadın) hizmetçisinden nakleder:[156]

Rasûlullah'ın (Saiiattaitu aleyhi ve seitem)h\zmetçisine söylediği sözlerden biri: "Herhangi bir ihtiyacın var mı?" olurdu. Nihayet (böyle bir soru sorduğu günlerden) birinde bu hizmetçi:

'Ey Allah'ın Rasûlü! (Evet) bir ihtiyacım var' dedi. Rasûlullah:

"İhtiyacın nedir?"

'İhtiyacım kıyamet günü bana şefaat etmendir.'

"Bu konuda sana kim yol gösterdi?"

'Rabbim'

"İllâ bunu istiyorsan[157] çok secde yaparak bana yardımcı ol!"[158]



Açıklama


Sahabe-i Kiram Rasûlullah'a hizmet etmek İçin yarışırdı. Şüphesiz bu onların Rasûlullah'a karşı duydukları üstün sevgi ve saygıdan kaynaklanmaktadır. Sahabeden bir kısmı da sürekli hizmet etmeye gayret ederdi. Bunlardan bazıları:

1- Hz.Ali[159]

2- Abdullah b. MesÛd[160]

3- Ebû Zeyd b. Ahtab[161]

4- Enes b. Mâlik[162]

5- BiIâl-i Habeşî[163]...

Hatla Müslüman olmayanlar bile Rasûlullah'ı sever ve ona hizmet ederdi. Bunlardan birisi Hz. Ömer'in âzadlısı Yahudi Üssek olup hizmet ettiğinde Peygamberimiz kendisine dua etmişti.[164]

Yukarıdaki rivayette hizmet eden kişinin Rabîa b. Ka'b (RadıycıUahu anlı) olduğunu yine Müsned'de nakledilen başka rivayetten anlamaktayız. Bennâ bu rivayeti burada zikretmediği için hadisin lam metnini veriyoruz:

* Rabîa b. Ka'b'dan (Radıyallahu anh):[165]

Ben Rasûlullah'a (Sailaliaiui aleyhi ve seltem) hizmet eder ve bütün günümde ihtiyaçlarını karşılardım tâ ki o, yatsı namazını kılıncaya kadar. Rasûlullah evine girdiğinde belki bana ihtiyacı olur diyerek kapısında oturdum/bekledim. Rasûlullah'in şöyle dediğini sürekli işitirdim:

"Subhânallah, subhânatlah, subhânallahi ve bi hamdih"

Artık gına getirip dönmeme ya da orada yatmama sebep olan gözlerimdeki (uykunun) galip gelmesine kadar bu (zikir) devam ederdi.

Bir gün Rasûlullah benim kendisine olan atikliğim ve hizmetim nedeniyle şöyle dedi:

"Ey Rabîa! Benden bir şey iste, sana vereyim!" Ben de:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Bu işimde bana süre ver! Sonra sana bildireyim' dedim.

Kendi kendime düşündüm ve anladım ki dünya sürekli olmayan, yok olan (bir hayattır), bana burada yeterli olan ve ulaşan nzık da bulunmaktadır. Dedim ki: 'Rasûlullah'tan âhiretim için (bir şey) isteyeyim. Şüphesiz onun izzet ve celâl sahibi Allah katında bir konumu/yeri var.' (Bu düşüncelerle) Rasûlullah'ın yanma gittim, bana:

"Ne yaptın, ey Rabîa!" deyince ben şöyle dedim:

'Evet, ey Allah'ın Rasûlü! Rabbinin huzurunda benim için şefaatte bulunmanı istiyorum ki beni ateşten kurtarsın.' Rasûlullah:

"Bunu sana kim tavsiye etti/söyledi?" Ben:

'Hayır, vallahi seni hak (din) ile gönderene yemin ederim ki bunu bana hiç kimse tavsiye etmedi/söylemedi. Ancak sen Allah'ın yanında bulunan konumun itibariyle "benden iste sana vereyim" deyince' bu işim için süre istedim ve anladım ki dünya sürekli olmayan ve yok olan (bir hayattır) ve burada bana gelen bir rızık da bulunmaktadır. Dedim ki Rasûlullah'tan âhiretim için bir şey isteyeyim.'

Rasûlullah uzun bir süre sustu/konuşmadı, sonra :

"Ben bunu yaparım/yapan kişiyim, (ancak) sen de çok secde ederek kendinle ilgili bir konuda bana yardımcı ol!" buyurdu.

§Aym râviden ikinci tarikle gelen rivayet: Rabîa b. Ka'b (RadıyallahU anh) anlattı:

Rasûlullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) bana:

"Benden (bir şey) iste ki vereyim" deyince ben:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Bana süre ver, bu işimi düşüneyim' dedim. Rasûlullah:

"O hâlde bu işini bir düşün!" buyurdu.

Bir süre düşündüm ve kendi kendime dedim ki 'Dünya İşi sürekli değil. (O hâlde) kendime âhiretimle İlgili bîr şey istemekten daha hayırlı bir şey göremiyorum.' Rasülullah'ın yanına girdim, bana:

"İhtiyacın nedir?" diye sorunca ben de:

'Ey Allah'ın Rasûlü! İzzet ve celâl sahibi Rabbin katında benim için şefaatte bulun ki beni ateşten/cehennemden kurtarsın' diye cevap verdim.

"Bunu sana kim tavsiye etti/söyledi?"

'Hayır, vallahi, ey Allah'ın Rasûlü kimse tavsiye etmedi/söylemedi. Gördüm ki dünya kendi ehline faydalı olmayan/yok olan (bir hayattır). İstedim ki âhiretim iÇİn bir şey alayım/hazırlayayım.'

Bunun üzerine Rasûlullah şöyle buyurdu:

"O hâlde sen de çok secde ederek kendinle ilgili bir konuda bana yardımcı ol!"[166]



56/926- Mâ'dân b. Ebû Talha el-Ya'mürî anlattı:[167]

Rasülullah'ın mevlâsı Sevbân (Radıyaiiahu miı) ile karşılaştım ve dedim ki:

'Bana öyle bir amel söyle ki onun sebebiyle Allah beni cennete koysun.'[168] O sustu. (İkinci,) sonra üçüncü kere sordum, şöyle cevap verdi:

ıBunu ben de Rasûlullah'a (Satiaiiahualeyhi ve seiiem) sordum, şöyle buyurdu:

"Çok secde yapmalısın! Zira sen secde yaptığında Allah (dereceni) bir derece yükseltir ve bir günahını da düşürür/siler."'

(Râvi) Mâ'dân ekledi:

Sonra Ebu'd-Derdâ (Radtyaiiahtı anh) ile karşılaştım ve aynı soruyu sordum, Sevbân'ın bana söylediklerinin aynısını söyledi.[169]



Açıklama


Bu hadisler namazda uzun kıyamın ve fazla rükû ile secdenin faziletini gösterir; ancak hangisinin daha faziletli olduğu noktasında ihtilâf edildi:

1- Baz alimlere göre, secdeyi uzatmak rükû ve secdeyi çoğaltmaktan daha faziletlidir.

2- Kıyamın uzun olması daha faziletlidir, bu İmam Şafiî ve bazı alimlerin görüşüdür.

3- İkisİde eşittir, birinin diğerine üstünlüğü yoktur; bu da 1. Ahmed b. Hanbel-den nakledildi.

4- Gündüz rükû ve secdeyi çoğaltmak, gece ise kıyamı uzatmak daha faziletlidir ki bu îshâk b. Râhûye'nin görüşüdür.

Bu konudaki ihtilâf Rasülullah'ın bazı uygulamaları ve sözlerinden kaynaklanmaktadır; bunların bir kısmı yukarıda zikredildi.[170]









* Sabah Ve İkindi Namazlarının Faziletleri


57/927- (Z.) Ebû Bekr b. Ebû Musa[171] babasından (Radıyaüahu nakleder:[172]

Hz. Peygamber (Saiiaiiaim aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Kim iki serinlik vaktindeki namazı kılarsa cennete girer."[173]



Açıklama


Âlimlerin çoğunluğuna göre iki serinlik vaktinden kasıt sabah (yâni fecr) ve ikindi vaktidir.[174] Zira bu iki vakit günün iki tarafındadır. Birisi fecrdİr ki güneş daha doğmamıştır, diğeri de ikindi vaktidir ve güneşin tesiri geçmiştir. Bu vakitlerde hava latif hâle gelir, sıcaklığın tesiri gider.

Bu rivayetin anlaşılmasında ihtilâf vardır:

1- Beş vakit namaz emredilmeden Önce Müslümanlar İki vakit namaz kılıyorlardı. Beş vakit namaz döneminden önce vefat eden Müslümanlar hakkında çeşitli ihtimaller zikredildi. Ancak bu rivayet onların cennete gittiklerine işaret etmektedir. Zira Allah kişiyi gücü dışındaki/üstündeki şeylerle sorumlu tutmaz.

Bezzar'a göre buradaki kelimesi mevsûledir. Bu durumda 'bunları kılan cennete gitti' şeklinde anlaşılır. Çünkü Müslümanlar Mekke'de ilk dönemlerde iki vakit namaz kılıyorlardı. Sonra beş vakit emredildi.

İbn Hacer'e göre ise kelimesi şartiyyedir ve tekid manası vardır, yâni 'kesin cennete gitti' şeklinde anlaşılır.[175]

2- Bu rivayet öncekilerin durumlarını haber verme yanında iki vaktin (yâni sabah ve ikindi namazlarının) önemine dikkat çekmekte ve bir sonraki 58/928 nolu hadis de bunu kuvvetlendirmektedir. Doğrusunu Allah bilir.[176]



58/928- Umâre b. Ruveybe (Radıyaiiahaanh) nakleder:[177]

Kendisine Basralılardan birisi:

'Rasûlullah'ın (SaiiaUaha aleyhi ve seiiem) sözünden duyduğunu bana naklet!' deyince o şöyle anlattı:

Rasûlullah'ın şöyle dediğini duydum:

"Güneş doğmadan önceki (sabah) ve batmadan önceki (ikindi) namazını kılan cehenneme girmez.[178] "

'Sen bunu gerçekten ondan duydun mu?[179]'

'Bunu kulaklarım duydu ve kalbim anladı (ezberledim).'

Soran kişi: 'Vallahi ben de onun böyle dediğini duydum' dedi.[180]



59/929- Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh):[181]

RasÛlUİlah (Sallallalm aleyhi w sellem) buyurdu kî:

"Allah'ın nöbetleşe (yeryüzüne) inen melekleri vardır; gece melekleri ve gündüz melekleri. Bunlar (nöbet değişimi için) sabah ve ikindi namazları vaktinde buluşurlar. (Nöbeti biten) yanınızdaki[182] melek (sizin amellerinizle birlikte) Allah'a yükselir. Allah olayları en iyi bilen olduğu halde meleklere sorar:

'Kullarımı hangi hâlde bıraktınız?' Melekler (her seferinde) şöyle derler:

'(Kendilerinden) ayrıldığımızda namaz kılıyorlardı ve (yanlarına) vardığımızda da namaz kılıyorlardı.'"[183]



Açıklama


Bu melekler âlimlerin çoğunluğuna göre hafaza melekleridir. Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

' ...ve sizin üzerinizde koruyucular vardır, (onlar Öyle) şerefli/üstün kâtiplerdir ki yapmakta olduğunuz her şeyi bilirler.' (İnfilâr 82/10-12)

Kirâmen Kâtibin insanların yanından ayrılmayan, nöbetleşe duran meleklerdir ki onların yaptıklarını kaydederler. Enes b. Mâlik'in rivayetinde Rasûlullah dedi ki:

"Hafaza melekleri kaydettiklerini Allah'a ulaştırırlar; (o kulun amellerinin yazıldığı) sayfanın başından sonuna kadar istiğfar vardır. Allah da kulunun bu sayfadaki günahlarını affeder."[184]

Ebû Hüreyre'nin rivayetinde Rasûlullah şöyle dedi:

"Allah'ın bazı melekleri var ki baktıkları insan oğlunu tanırlar;

Allah'a itaat eden bir kula bakarlar ve onu aralarında konuşurlar, şöyle derler:s Filan bu gece kurtuldu.' "

Günah işleyene de bakıp aralarında konuşurlar, şöyle derler: 'Filan bu gece helak oldu.'[185]

Ancak başka meleklerdir diyenler de vardır. Herhalde bu melekler insanların amellerini kontrol edip, özellikle namaz kılmalarını takip eden meleklerdir.

Rasûlullah efendimizin meleklerin buluştuğu vakitleri açıklayıp, bu vakitteki İbâdeti hatırlatması bizim için bir nimettir, bunu değerlendirmeliyiz.

Meleklerin buluştuğu vaktin, ilk namaz vakti olması kuvvetle muhtemeldir. Bu da namazların ilk vaktinde ve cemaatle kılınmasının önemini göstermektedir.[186]



60/930- Fadâle el-Leysî'den (Radıyaiiahü anh):[187]

Hz. Peygamber'in (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) yanına geldim, Müslüman oldum ve bana (İslâmı) öğretti, beş vakit namazın vakitlerine kadar (birçok şeyi) öğretti. Ben:

'Bunlar benim meşgul olduğum vakitler. Bana hepsini içine alan bir şeyler söyle!' deyince şöyle buyurdu:

"Eğer bunlardan geri kalırsan, kesinlikle İki asır (namazından) geri kalma!"

'İki asır (namazı) nedir?' "Sabah[188] ve ikindi namazı.[189]"

NOT: Burada İki vaktin zikredilmesi diğerlerinin yerine geçer şeklinde anlaşılmamalıdır. Zira bu anlayış İslâm'ın kesin deliller ve icma ile sabit olan beş vakit emrine aykırıdır ya da o sahabiye has bir ruhsattır.[190]

Bu rivayette bizim için geçerli olan iki vaktin önemine dikkat çekilmiş olmasıdır.

Bu hadis 52/94.hadisi de açıklamaktadır.[191]



61/931- Cerir b. Abdullah'tan (Radıydiahn anh):[192]

Bir dolunay[193] gecesi Rasûlullah'ın (Saiiaiiaha aleyhi ve seüem) yarımdaydık. Şöyle buyurdu:

"Şu anda (gökteki parlak) ayı gördüğünüz gibi izzet ve celâl sahibi Rabbinİzİ de kesinlikle göreceksiniz, O'nu görmek için birbirinizi rahatsız etmeyeceksiniz. Eğer güneş doğmadan ve batmadan önceki iki namazı kaçırmamayı[194] gerçekleştirebilirseniz (bu mükafat size verilecek)."

Sonra (Râvi Cerir)[195] şu âyeti okudu:

'...Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini hamd ile teşbih et![196]’

§RâviIerden (Şu'be): rivayette "gücünüz yettiği" ibaresinin bulunup bulunmadığından şüphe ettiğini belirtti.[197]



* Nafile Namazların Önemi Ve Farz Namazların Eksiğini Gidermesi


62/932- Ebû Umâme'den (Radıyaiiahu anh):[198]

RaSÛlUİlah (Saltallahü aleyhi ve sellemjdtdİ ki:

"Bir kula, kılacağı iki rekat namazdan daha faziletli bir ibadet emredilmemiştir.[199] Erdemli olma (huyu) namazda olduğu sürece o kulun başından aşağı saçılır. Kullar Allah'a, ondan gelen (Kur'ân'la olduğu) gibi (daha çabuk) başka bir şeyle yaklaşamazlar."[200]



63/933- Asım b. Amr el-Becelî:[201]

Hz. Ömer'e (RadıyaiiahUanh) soru soran topluluktaki bir kişiden nakleder: Onlar Hz. Ömer'e:

'Biz sana üç şeyi sormak için geldik:

Bir kişinin evinde nafile namaz kılması,

Cünüplükten dolayı gusül almak ve

Kişinin hayızhyken karısı ile yapabileceği uygun olan şeyler nelerdir ?' dediler.

Hz. Ömer onlara:

"Siz sihirbaz mısınız yoksa?[202] Sorduğunuz bu şeyleri, Rasûlullah'a sordu-ğumdcaı beri kimse bana sormamıştı: Hz. Peygamber (Sallaihha aleyhi ve seilem) dedi ki:

"Bir kişinin evinde nafile namaz kılması nurdur, dileyen evini nurlandırır.

Cünüplükten gusül alma konusuna gelince, (önce) tenasül uzvunu yıkar, sonra abdest alır ve başından (aşağı) üç kere su döker,

Hayıziı karısından ise izar/peştemal üzerinden faydalanır[203]" dedi.[204]



64/934- Enes b. Hakîm ed-Dabbî'den:[205]

Kendisi Ziyad (ya da İbn Ziyad) zamanında onun şerrinden korkup Medine'ye geldi ve Ebû Hüreyre (Radıyaiiahaanlı) ile karşılaştı.

(Enes sözüne şöyle devam etti:)

Ebû Hüreyre benimle birleşen nesebini açıkladı ve ben de nesebimin onunla birleştiğini tasdik ettim.[206] Bana dedi ki:

'Ey genç! Rasûlullah'tan sana bir hadis nakledeyim mi? Belki Allah onunla sana bazı faydalar bahşeder'

Tabii, Allah sana rahmet etsin, (buyurun)!'

{Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle buyurdu;)

"Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği amel (farz) namazlardır. İzzet ve celâl sahibi Rabbimiz bildiği halde meleklere der ki:

'Kulumun (farz) namazlarına bakın! Tamamlamış mı, eksik

var mı?' Eğer tam ise tam olarak yazılır. Ama bir şeyi eksiltmiş (eksik yapmış) ise Allah şöyle der:

xBakın bakalım, kulumun nafile namazları var mı?' Eğer nafile namazları varsa şöyle der:

'Kulumun farzdan eksiklerini[207] nafileleriyle tamamlayın!'

Sonra diğer amellerine bu şekilde bakılır/sorgulanır."'

§Râvilerden Yûnus: Sanıyorum râvi Rasûlullah'ın ismini zikretti, diye bildirdi.[208]

§Enes b. Hakîm'den başka tarikle gelen ikinci rivayet: Bana Ebû Hüreyre (Radıyaiiahüanh) dedi ki:

'Memleketinin halkına gittiğinde onlara şunu haber ver: Ben Rasûlullah'in (Sailallahü aleyhi ve sellem) şöyle dediğini İşittim:

"Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği amel farz namazlarıdır. Eğer tamsa (bundan kurtulmuştur), değilse nafile namazlarından ilave edilir (tamamlanır). Sonra diğer farz amellerde de bu şekilde davranılır.'"[209]



65/935- Yahya b. Ya'mer, Hz. Peygamber'in bir sahabisinden nakleder:[210]

Rasûlullah (Sattaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği amel (farz) namazıdır. Eğer tam olarak kılmışsa tam olarak yazılır. Ama tam kılmamışsa; izzet ve celâl sahibi Allah der ki:

‘Bakırı bakalım, kulumun nafile namazları var mı? Onunla farzları tamamlayın!’

Sonra zekâta böyle bakılır, peşinden diğer amelleri de bu şekilde ele alınır/sorgulanır."

NOT: Bu hadislerden namazın ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. Zira Müslümanlara ilk sorulan soru farz namazların tam ya da eksik olmasıdır. Eksik ise Allah'ın rahmetinin bir tecellisi olarak nafilelerle tamamlanır.

Farz namazlardaki eksiklik iki şekilde olabilir:

a- Kıhnan namazların eksik ya da şartlarına uygun kilınmaması.

b- Ya da bazı vakitlerde namaz kilınmaması,

Bir Müslümanın yapması gereken, farzlara ve haramlara dikkat etmesi, ayrıca mümkün olduğu kadar nafile İbadetlere devam etmesidir.[211]



* Namaz Emrini Önemsememe Ve Vaktinde Kılmama İle İlgili Tehdit


Allah Teâlâ buyurdu:

'Namazları koruyun/devam edin ve Özellikle orta namazını (koruyun)! İtaat eden (kullar) olarak Allah için (kıyama/namaza) durun!' (Bakara2/238).[212]



66/936- Hârice b. Abdullah b. Süleyman b. Zeyd b. Sabit babası Abdullah'tan:[213]

Hârice b. Zeyd'le[214] birlikte öğle namazını (kılıp) çıktık ve Enes b. Mâlik'in (Radtyaitaha ank) yanına girdik. (Yanındaki hizmetli kadına) dedi ki:

'Ey Câriye! Bak bakalım, namaz vakti oldu muT Cariye:

'Evet' deyince biz:

'İmamla beraber öğle namazını şimdi kılmıştık' dedik. Enes b. Mâlik kalktı ve ikindi namazını kıldı, sonra şöyle dedi:

'Rasûlullah (Saiudiaha aleyhi ve seüem) ile birlikte namazı işte böyle (ilk vaktinde) kılıyorduk.'

NOT: Enes b. Mâlik bu rivayette namaz vaktini geciktirenleri ince bir dille tenkit etmiştir. Zira Sünnet'e uygun olan, namazı ilk vaktinde kılmaktır.

Burada ayrıca sahabenin eğitim metodunu görüyoruz. Bir hareketin doğrusunu önce gösterip, sonra da bunu Rasûlullah'tan böyle gördük, şeklinde kaynağını zikretmektedirler. Yeniden doğru İslâm'a ulaşmak (tecdîd) İçin mutlaka Kur'ân ve Sunnet'in kaynak kabul edildiği ilmî anlayışa dönmeliyiz.[215]



67/937- îbn Abbas'ın mevlâsı Ziyad b. Ebû Ziyad anlattı:[216]

Medine valisi Hişam b. İsmail insanlara öğle namazını kıldırdıktan sonra ben ve Ömer oradan ayrıldık. (Elem verici) hastalığa yakalanan Amr b. Abdullah b. Ebû Talha'yı ziyarete gittik. (Onun yanına varınca) daha oturmadan ayakta durumu sorduk.

Sonra oradan ayrılıp evi, Ebû Talha'nın evinin bitişiğinde olan Enes b. Mâlik'in (Radtyaiiahu anfıüm) yanına vardık, biz oturduğumuzda (onun) cariye(si) geldi ve :

'Namaz'(vakti), ey Ebû Hamza!' dedi. Biz:

'Allah sana rahmet etsin! Hangi namaz?' deyince Enes b. Mâlik:

'İkindi namazı' diye cevap verdi.

'Biz Öğleyi şimdi kıldık.'

'Namazın (ilk vaktini) terk ettiniz, hatta onu unuttunuz (veya onu unutturuldunuz da terk ettiniz). Ben Rasûlullah'ın (Sallallahü aleyhi ve sellem) şehadet ve orta parmağım uzatarak/birleştirerek![217]:

"İşte şu ikisi gibi kıyametin bize (yakın) olduğu bir zamanda ben gönderildim" dediğini duydum..'

NOT: Enes b. Mâlik bu kişilere Rasûlullah'ın kıyamet yakındır, manasındaki hadisini naklederek, insanın ne zaman öleceği veya kıyametin ne zaman kopacağının belli olmadığını, ama yakın olduğunu bildirmiş ve namazların ilk vaktinde kılınmasının önemine dikkat çekmiştir.[218]



68/938- Hz. Ali'den (Radıyallahüanh): [219]

RaSÛlUİIah (Sattallahii aleyhi ve sellem) ŞÖyle dedi:

"Ey Ali! Üç şey var ki onları geciktirme:

Vakti geldiğinde namaz,

Hazır olduğunda cenaze,

Bekâr kız/dul kadın[220] kendisine denk bir eş bulduğunda."[221]



69/939- Abdullah b. Mes'ûd'dan (Radtyau anh):[222]

Bir kişi Rasûlullah'a geldi ve şöyle dedi:

'Filan kişi dün gece, uyuyup kaldığı için namaz kılamamış.' Rasûlullah (Sallailahü aleyhi ve sellem) ŞÖyle buy urdu!

"İşte şu şeytan, onun bir kulağına (ya da iki kulağına) bevletmiş."[223]



70/940- Ebû Hüreyre'den (Radıyaiiahtı anh):[224]

Rasûlullah'ın (Saiiatiaha aleyhi ve scilem) yanından bir kişiden bahsettiler ya da o kişi hakkında şöyle diyerek konuştular:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Filan kişi dün gece, uyuyup kaldığı için namaz kılamadan sabaha ulaşmış.' Rasûlullah şöyle buyurdu:

"Şeytan onun kulağına bevletmiş."

§İkinci rivayette: 'Hiç namaz kılmadı...' ziyadesi ile gelmiştir.

§Râvilerden Yûnus, Hasan Basrî'nin şu sözünü nakletti: 'Vallahi onun bevli kesinlikle ağırdır.'[225]





71/941- Şeddâd b. Evs'ten (Radıyaüahu anh):[226]

Hz. Peygamber (Saiiaüahtı aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Benden sonra namazı vaktinden geciktirerek[227] (kıldıracak) imamlar/ başkanlar olacak. Siz namazı vaktinde kılın, onlarla kıldığınız namaz da nafile[228] olsun!"[229]



72/942- Asım b. Ubeydullah'tan:[230]

(O da Abdullah b. Âmir b. Rebîa aracılığı ile Abdullah'ın babası Âmir

b. Rebîa'dan (RadıyaUahüanh):

Hz. Peygamber (Saitaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Benden sonra namazı vaktinde kılan ve geciktiren başkanlar olacaktır. Eğer vaktinde kılarlarsa onlarla kılın! Onlarla kıldığınızda size ve onlara sevap vardır. (Ancak) vaktini geciktirerek kıldırırlarsa, onlarla namaz kılın! Size sevabı, onlara günahı vardır. Kim İslâm cemaatından ayrılırsa cahiliye (ehli) gibi ölür. Kim sözünü/biatini (haksız yere) bozar da bu hâl üzere ölürse kıyamet günü (yanında) delili olmadan gelir."[231]



73/943- Ka'b b. Ucre'den (RadıyaiiaM anh):[232]

Ben (ve arkadaşlarım) Rasûlullah'ın mescidinde sırtımız mescidin kıblesine dayanmış olarak oturuyorduk, bunlar yedi kişi olup dördü mevlâlarımız[233] ve üçü Arap kardeşlerimizdendi. O anda Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) öğle namazı için çıkageldi, yanımıza yaklaştı[234] ve sordu:

"Burada oturmanızın sebebi nedir?[235]"

'Ey Allah'ın Rasûlü! Namazı bekliyoruz.' Rasûlullah bir müddet sonra sustu[236], sonra başını kaldırıp şöyle dedi:

"İzzet ve celâl sahibi Rabbiniz ne diyor, bilir misiniz?"

Biz 'Allah ve Rasûlü daha iyi bilir' deyince sözüne şöyle devam etti:

"İzzet ve celâl sahibi Allah şöyle diyor:

'Kim namazı vaktinde kılar, onu korur ve ciddiyetini küçümseyerek/bile bile boşa götürmezse onu cennete koymamla ilgili kendisine verilmiş bir sözüm var. Kim de namazı vaktinde kılmaz, onu korumaz ve ciddiyetini küçümseyerek/bile bile boşa götürürse benîm ona verilmiş bir sözüm yoktur. Dilersem ona azab eder, dilersem affederim.[237]



74/944- Rasûlullah'ın sahabîsi Ebu'l-Yeser Ka'b b. Amr es-Sülemî-den (Radtyallalıü anh):[238]

RaSÛlullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) ŞÖyle dedi:

"Sizden kimi namazı tam kılar, kimisi de yarım, üçte bir, dörtte bir (olarak nâkıs/eksik) kılar, hatta bu (oran) onda bire kadar ulaşır."

NOT: Namazın tam kılınması demek, rükün ve şartlarına uyarak huşu İçinde samimiyetle kılmaktır. Bunlardan biri eksik olduğunda hadisteki oranlara göre sevabı eksik olur, bazen namaz fasit de olabilir.[239]



75/945- Nevfel b. Muâviye'den (Radıyaiiahu anh):[240]

Hz. Peygamber (SaUaüeuut aleyhi ve seiiem) dedi ki:

"Kim (farz) namazı (bilerek) geçirirse sanki ailesi ve malı noksan-laşmış/helâk olmuş/katledilmiş[241] olur."[242]



76/946- Hz. Âişe annemizden (Radıyaiiaha anha):[243]

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem), izzet ve celâl sahibi Allah ruhunu alıncaya kadar namazı son vaktine tehir etmeyi iki defa tekrarlamadı, (yani bir defa mazerete binaen tehir etti, onun dışında her zaman ilk vaktinde kıldı.)

NOT: Bu hadisler, namazı ilk vaktinde kılmanın önemine ve son vaktine tehir etmenin tehlikesine dikkat çekmektedir. Sıcaklık gibi bir mazeret olmaksızın namazı geciktirmek doğru değildir, zira unutma ve terk etme tehlikesi vardır.

Allah, kendi çağrısına çabuk icabet edenlerle tembellik yapıp geciktirenlere farklı muamele yapacaktır. Bu konuda Peygamberimizin titizliği bizim için önemli bir örnektir.[244]



* Namaz Kılmayı Bilerek Ya Da Sarhoş Olduğu İçin Terk Edene Tehdit


Allah Teâlâ buyurdu:

'(Günahkârlara;) Sizi cehenneme sürükleyen neydi? (diye sorulduğunda), derler ki:

Biz namaz kılanlardan değildik.

Yoksulu doyurmazdık,

(Günahlara) dalıp gidenlerle beraber dalıp giderdik,

Hesap gününü yalanlardık.

Sonunda yakîn (yani Ölüm) bize geldi çattı..' (Müddessir 74/42-47).[245]



77/947- Ümmü Eymen'den[246] (Rdiihuhây anh):[247]

Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Sakın namazı bilerek terk etme! Zira kim namazı bilerek terk ederse Allah ve Rasûlünün onu tekeffülü (himayesi) ortadan kalkar."[248]



78/948- Abdullah b. Amr'dan (Radıyallahü anhüma):[249]

Rasûlullah (Satiaiiaim aleyhi ve seitem) şöyle buyurdu: "Kim sarhoşluk sebebiyle[250] bir kere namazı terk etse sanki dünya ve içindekiler kadar (çok) malı soyulmuş oiur.

Kim de sarhoşluk sebebiyle dört kere namazı terk etse, artık Allah'ın ona fesat çamuru[251] içirme hakkı olur."Sahabe ;

'Fesat çamuru nedir?' diye sorunca Rasûlullah şöyle dedi:

"O, cehennem ehlinin (kan ve irin) akıntısıdır.[252] "

NOT: Bu hadisler, namazı terk etmeyi sarhoşluk sebebiyle âdet edinen kişilerin cehennem ehlinden olabileceği ve onlarla aynı pis şeyleri içmek zorunda kalacaklarını haber vermektedir. Zira bu kişiler Allah ve Rasûlü ile olan İslâm (itaat) anlaşmasına sadık kalmamışlardır. Diğer rivayetlerde de bu ve benzeri büyük günah işleyenlerin fesat çamuruna/bataklığına atılacağı ve orada bu çamurdan İçmek zorunda kalacakları haber verilmektedir.

Fesat çamuruna/bataklığına atılacak, çamurdan içirilecek kişiler hadislerde şöyle zikredilir:

1- İçki (uyuşturucu) içenler, (Benzer rivayetlerde içki içen kişi tövbe etmezse Allah onun ibadetlerini kırk gün kabul etmez ve bu hâlde ölürse fesat çamuruna atılır, şeklindedir,)[253]

2- Kibirli olanlar,[254]

3- Söverek saldıranlar,[255]

4- Büyük günah işleyenler.'[256]



* Namazı Sürekli Terk Edenin Küfre Girme (Tehlikesi)


79/949- Câbır b. Abdullah'tan (Radıyallahü anh):[257]

Rasûlullah'ın (Saiiaiiaim aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini duydum: "Kul ile küfr/şirk arasındaki irtibat[258] namazı terk etmekle olur, (yani imanla küfrü ayıran duvar/engel namaz kılmaktır.)"[259]



80/950- Abdullah b. Büreyde babasından (Radıyaiiahü amh) nakletti:[260]

Rasûlullah'ın (Saiiatiatm aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini işittim: "Bizimle onlar (münafıklar)[261] arasındaki ahit (güvenlik/anlaşma)[262] namazdır. Kim namazı (kasıtlı olarak) terk ederse küfre düşer."

NOT: Münafıklar kendilerini Müslüman olarak gösterdikleri için kafirlerden ayrılmaları namaz ile olur. Namaz kıldıkları sürece kendilerine Müslüman muamelesi yapılır. Namazı terk ettiklerinde kafirlere benzerler. Ancak bir kişi namazı inkar ederek terk ederse kafir olur.[263]



81/951- Abdullah b. Amr b. As'tan (Rdiihuhü anhüma):[264]

Hz.Peygamber (Saiiaiiahü aleyhi ve selim) bir gün namazı şu sözlerle anlattı:

"Kim namaza devam ederse kıyamet günü onun için namaz nur, delil ve kurtuluş sebebi olur. Kim de namaza devam etmezse onun nuru, delili ve kurtuluşu yok demektir, o kişi kıyamette Kârûn, Firavun, Haman ve Übey b. Halefle beraber olacaktır."[265]



Açıklama


Namazı inkâr ederek terk eden kâfir olur, zira namaz İslâm'ın en önemli ve varlığı kesin olan şiarlarından (sembollerinden)dir, bunda âlimler icma etmiştir.

Her Müslüman mutlaka namaz kılmalıdır, namaz olmazsa olmaz kabul edilen emirlerdendir. Namazı sürekli terk etmek bir Müslümana yakışmaz ve Rasûlullah döneminde de bunun örneği bulunmamaktadır, olsaydı mutlaka nakledilirdi.

Namaz kılmayan ve sürekli terk eden kişinin problemleri halledilmeye çalışılır, kendisine konunun Önemi, fayda ve zarar kısmı âlimler tarafından anlatılır. Ancak yine kılmaz ve kılmamakta ısrar ederse iman ve amel açısından durumunda müctehidler İhtilâf ettiler:

a- Abdullah b. Mübarek, İshâk b. Râhuye ve Ahmed b. Hanbel gibi bazı alimler bu kişinin küfre gireceğini söylediler; Zira yukarıda geçen hadisler bunu göstermektedir.

b- Ahmed b. Hanbel'den gelen diğer rivayet ve cumhura göre ise bu kişi küfre girmez, bilâkis günahkâr olur. Onun namazı terk etmesi haramdır. Delilleri Allah Teâlânın şu sözüdür:

'Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışındaki günahları dilediği kişiden affeder...' (Nisa, 4/48,116)

ŞNamazı sürekli terk edenin ceza hukuku açısından durumunda ihtilaf edildi:

a- İmam Ahmed'e göre kılmamada ısrar ederse mürted olarak öldürülür.

b- Î.Malik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel'den gelen diğer rivayete göre ısrar eden kişi had cezası olarak öldürülür, tıpkı zina cezası gibi.

c- İ.Ebû Hanîfe ve İbn Hazm'a göre ısrar eden kişi Öldürülmez, bilâkis tazir cezası verilir.[266]

Bu konuda açık bir nas olmadığı için farklı ictihadlar bulunmaktadır. İslâm devletinde bunlardan ümmetin maslahatına uygun olanı seçilir ve uygulanır. Ama devlet başka şekilde bir uygulama içinde İse kişiler söz konusu cezaları uygulayamaz. Zira ceza hukuku çok hassas, Önemli ve hayatî konulan ihtiva eder, ancak devlet bunları değerlendirir, karar verir ve uygular.

Namazı sürekli terk eden kişinin çok tövbe edip, hemen bu hatasından vazgeçmesi ve namaz kılmaya başlaması gerekir. Zira Müslürriam küfürden koruyan en önemli şey namazdır. Allah doğrusunu daha iyi bilir.[267]



* Namazı Terk Eden Tekfir Edilmez, Günahkâr Olur


Allah Teâlâ buyurdu:

'Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışındaki günahları dilediği kişiden affeder...' (Nisa, 4/43, 116)[268]



82/952- Ubâde b. Sâmit'ten (Radıyaiiahüanh):[269]

Rasûlullah'ın (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) mübarek ağzından aldım ve şu ağzımdan naklediyorum, bana filan ve falan şahıs nakletti demiyorum:

"Allah'ın kullarına emrettiği/farz kıldığı beş (vakit) namazı vardır; Kim onları boşa götürmeksizin (tam kılarak) Allah'a ulaşırsa yanında' kendisini cennete girdirecek Allah katında makbul bir ahit olduğu halde O'na kavuşmuş olur.

Kim de namazları hafife alarak eksik kıldığı halde Allah'a ulaşırsa kendisi için (kurtarıcı) bir ahit olmaksızın O'na kavuşmuş olur; Allah dilerse o kişiye azap eder, dilerse de onu affeder."[270]



* Rasûlullah Döneminde Namazın Değişen Halleri


83/953- Muaz b. Cebel'den (Radıyaiiaim anh):[271]

Namazın durumu üç kere değişti ve orucun durumu da üç kere değişti. Namazın değişen durumlarına gelince:

(Birisi) RasÛlullah (Satiaitaha aleyhi ve seUem) Medine'ye geldi ve on yedi ay Mescid-i Aksâ'ya dönerek namaz kılmaya devam etti. Sonra Allah şu âyeti indirdi:

*Biz senin bakışını (sürekli) gökyüzüne çevirdiğini görüyoruz ve seni hoşnut olduğun kıbleye dönmeni emredeceğiz. İşte (şimdi) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Sizler de (ey mü'minler!) nerede olursanız olun yüzünüzü o tarafa çevirin.'

Râvi dedi ki: Allah onu bu şekilde Mekke'ye döndürdü ki işte bu, değişikliklerden birisidir.

(İkincisi) Müslümanlar namaz için toplanıyorlar ve bunu birbirlerine haber veriyorlardı. Hatta bu iş neredeyse bir çana vurarak çağırmaya[272] kadar gitti. Sonra Abdullah b. Zeyd isimli ensardan birisi Rasûlullah'a (Saitaiiaka aleyhi ve sellem) geldi Ve dedi ki:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Ben uyuyan kişinin (rüyada) gördüğünü gördüm. Uykuda değildim desem de doğru söylemiş olurum. Zira onu uyku ile uyanıklık arasında gördüm;

Üzerinde iki yeşil elbise bulunan kişi gördüm, kıbleye döndü ve dedi ki:

Allahü Ekber, Allahü Ekber, (Allahii Ekber, Allahü Ekber)

Eşhedü En Lâ İlahe İllallah, Eşhedü En Lâ İlahe İllallah...

(Bunları ikişer kere okudu,) ezanı bitirdi, sonra bir müddet durdu.

Sonra tekrar aynı sözleri tekrarladı, ayrıca:

Kad Kameti's-salâh, Kad Kameti's-salâh sözlerini ekledi.' Bunu üzerine RasÛlullah şöyle buyurdu:

"Bunları Bilâl'e öğret de ezan okusun (çağrıda bulunsun)!"

Böylece Bilâl bu kelimelerle ilk ezan okuyan kişi oldu.

Sonra Hz. Ömer (Radıyatiahü anh) geldi ve şöyle dedi:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Ona gelen bana da geldi/göründü, ancak o benden erken davrandı.'

İşte bunlar değişen iki durumdur.

(Üçüncüsü) Müslümanlar namaza geliyor, (bakıyorlar ki) Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) gelenlerin bir kısmı ile namaza başlamış. Biri geldiğinde (diğerine kaç rekât kıldığını soruyor), cemaatteki kişi de (eliyle) işaret ederek; bir ya da iki rekât olduğunu belirtiyor, yeni gelen Önce (kaçırdığı rekâtları) kılıyor, sonra da cemaatle namaza katılıyordu.

Sonra Muâz b. Cebel (RadıyaiiaM anh) geldi ve dedi ki:

'Hangi hâlde onu (Rasûlullah'ı) bulursam hemen ona uyuyor,[273] geçen (rekatı da) sonra kaza ediyordum.'

Muâz tekrar geldi ve Rasûlullah yine namaza bir kısmıyla başlamıştı, Muâz namaza onunla hemen devam etti, Rasûlullah namazı bitirince kalktı ve kalanını kaza etti. Bunun üzerine Rasûlullah şöyle dedi:

"Muâz size güzel bir sünnet (yöntem) geliştirdi, (artık) bu şekilde yapın!"

İşte bunlar değişen üç durumdur.

Orucun üç durumuna gelince...' (hadisin kalanım zikretti.)[274]







* Namazla İlgili Çocukların Durumu Ve Sorumlu Olmayan Diğer Kişiler


84/954- Amr b. Şuayb babası yoluyla dedesinden (Radıyaiiaha anhüm) nakleder:[275]

RaSÛlullah (Sallallahü aleyhi ve selkm) dedi kî:

"Yedi yaşına varınca çocuklarınıza namaz kılmalarını emredin, on yaşına vardığında (yine kılmazlarsa hafifçe) vurabilirsiniz, bu yaşta çocukların yataklarını birbirinden ayırın!"[276]



85/955- Abdülmelik b. Rebî' b. Sebra el-Cühenî, babası yoluyla dedesi Sebra el-Cühenî'den (Radiyallahu anhüm):[277]

RasÛlUİlah (Sallallahu aleyhi ve seliem) dedi ki:

"Çocuk yedi yaşına girdiğinde namaz kılmakla emredilir, on yaşına girdiğinde (namazı terk etmekte ısrar ederse hafifçe) vurulabilir. "[278]



86/956- Hz. Ali'den (Radıyallahü anh):[279]

Rasûlullah (SatiaiiahaaUyhi ve bscUem)dedi ki:

"Kalem/sorumluluk üç kişiden kaldırıldı:

Baliğ oluncaya kadar çocuktan

Uyanıncaya kadar uyuyandan,

(Ağır) hasta olandan İyi oluncaya kadar.[280]



87/957- Hz. Aişe annemizden (Radıyaiiahüanhâ):[281]

Hz. Peygamber (SaiiaiiaM aleyhi ve seiiem) şöyle dedi: "Kalem/sorumluluk üç kişiden kaldırıldı: Bulûğ çağına kadar çocuktan, Uyanıncaya kadar uyuyandan,

Aklı başına gelinceye kadar bunaktan.[282]"

§Başka tarikle Hz. Âişe'den gelen rivayet:

RaSÛlllllah (Sallallahü aleyhi ve sel tem) dedi ki:

"Kalem/sorumluluk üç kişiden kaldırıldı:

Uyanıncaya kadar uyuyandan,

İyi oluncaya kadar aklını kaçırandan,



Âkil (baliğ) oluncaya kadar çocuktan. "[283]



Çocuk Ve Namaz


Giriş-Kur'ânda Çocuk-Rasûlullah'ın Çocuklara Davranış Biçimi- Sahabede Eğitim- Çocukluk Dönemleri ; A-Okul öncesi Çocukluk Dönemi- E-Orta ve İleri Çocukluk Dönemi-Çocuk Eğitimi-Çocuk Eğitiminde Karşılaşılan Problemler- Karşılaşılan Problemlerin Çözümü-Çocuk Eğitiminde Kullanılacak Araçlar- Eğitimde Dikkat Edilmesi Gereken Unsurlar -Ailenin Eğitimdeki Rolü- Çocuktaki Kusurlu Davranışlar-Çocukta Davranış Bozuklukları ve Ceza- Cezada Dikkat Edilecek Unsurlar- Ailenin Eğitimdeki Rolü* Aile Eğitiminde Belli Başlı Alanlar.[284]



Giriş


İbadet hayatı Müslüman'ın en önemli sorumluluğudur. Kalpteki ve akıldaki inancın kuvvetlenmesi ve dışa yansıması buna bağlıdır. Ruhî zenginlik, sağlam karakter ve dayanıklı olma ibadetle elde edilen hasletlerdir.

Peygamberimiz küçükten çocukların namaz kılmaya alıştınlmasını emretmektedir. Temyiz yaşına ulaşınca her çocuk namaz kılmaya başlamalıdır. Çocuklar çok hassas bir bünyeye ve ruha sahiptirler, onların küçüklükten itibaren dinî ve ahlâkî eğitimlerine dikkat edilmeli ve bu konuda pedagojik metotlardan istifade edilmelidir. Çocuğun ibadete alışması için onunla konuşmak yanında kitap, dergi, kaset ve cd gibi teknolojik araç ve gereçler de kullanılmalıdır.

Bu çabalara rağmen 10 yaşına gelmiş bir çocuk hâlâ namaz kılmamakta ısrar ederse gözünü korkutmak için hafifçe kendisine vurulabilir,[285] Ancak bu hadisin çocuktan sorumluluğun kaldırılmasını açıklayan diğer hadisle nesh edildiği söylenmekledir.[286]



Kur'ân'da Çocuk


Kur'ân çocuğa ve eğitimine özel önem verir, özellikle peygamberlerin

sözleri ve davranışları ile bizlere şablonlar çizer. Bunlardan bazıları;

1- Temiz/saİih eş ve çocuklar verilmesi için Allah'a dua edilmelidir. (Âlü İmrân 3/38; Meryem 19/5-6; Furkan 25/74)

2- Verilen çocuk için Allah'a şükredilmelidir. (İbrahim 14/39; Araf 7/15)

3- Çocuklann namaz kılanlardan olması için dua edilmelidir. (İbrahim 14/40)

4- Çocuklara yumuşaklıkla hitap edilmeli; inanç, amel ve ahlâk ile ilgili konular güzellikle anlatılmalıdır. (Lokman 31/13-19)

5- Çocuklarm. haya sahibi olmaları ve evlerinden dışarı çıkarken örtülerini/dış elbiselerini giymeleri emredilmektedir. (Ahzâb 33/59)

6- Çocuklar sorumluluktur ve imtihan vesilesidir. (Enfâl 8/28).[287]



Rasûlullah'ın Çocuklara Davranış Biçimi


Rasûlullah'm her insanla diyalogunda olduğu gibi çocuklarla da harika bir iletişim içindeydi:

• Rasûlullah çocuklara hiç kızmaz, onların rahat hareket etmelerini ister ve onlara şahsiyet vermek için çalışırdı.[288]

• Çocuklarla şakalaşırdı.[289]

• Çocukları kucağına alır ve onları severdi, elbisesine çocuklar bevlettiğinde onlara kızmaz, hatta çocuklara kızanları da uyanr ve sadece elbisesini yıkardı.[290]

• Çocukların yanına geldiğinde selam verirdi.[291]

• Çocuklar arasında ayırım yapılmamasını ve adaletle davramlmasını emrederdi.[292]

• Çocuklara ezan okuturdu.[293]

• Çocuklar için saf belirlemiş ve onlara son safta durmalarım tavsiye etmişti.[294]

• Gece ibadetlerine çocukları da alıştırırdı.[295]

• Bayram namazlarına alıştırırdı.[296]

• Çocukları camiye alıştırırdı.[297]



Sahabede Eğitim


Sahabe çocuklarının dinî eğitiminde titiz davranırlardı:

• Hz.Ali oğlu Hüseyin'i yanına çağırır, ona abdest almayı öğretir ve sorularına cevap verirdi.[298]

• Abdullah b. Mes'ûd şöyle dedi: 'Namaz konusunda çocuklarınıza dikkat edin! Onları iyiliğe alıştırın! Çünkü iyilik bir alışkanlıktır.'[299]

• Abdullah b. Abbas şöyle dedi: 'Bir secde için bile olsa çocuklarınızı namaz kılması için uyandırın.'[300]

• Sa'd b. Ebî Vakkas çocuklarına dua Öğretirdi.[301]

§Ancak sahabe onların çocuk olduğunu hiç unutmaz ve ona göre müsamahakâr/tediricîlik esasını gözeterek davranırlardı, çünkü onları Rasûlullah yetiştirmişti:

• Hz. Ömer bir kadını uyumakta olan çocuğunu namaz kılması için (ısrarla) uyandırmaya çalıştığını görünce: 'Bırak onu! Akıl ve bulûğ çağma kadar o sorumlu değildir' demişti.[302]

• Sahabe, çocuklarını oruç gibi bazı ibadetlere yavaş yavaş alıştırırdı.[303]



Çocukluk Dönemleri


A-Okul Öncesi Çocukluk Dönemi


Okul öncesi dönem daha sonraki yıllarda hayatın ve kavramların anlaşılabilmesi için temel dönemdir. Bu dönemde :

• Çocuk tabiatta olanlarla ilgilenirse tabiat sevgisi ile büyür.

• Çocuğun hayalgücü beslenirse hayalgücü zenginleşir.

• Çocukla iyi bir ilişki içnde bulunulursa o insanlarla iyi geçinmeyi ve onlara saygı duymayı öğrenir.

• Çocuk hayata olumlu gözle bakarsa güven içinde büyür.

• Çocuk söz, şiir ve oyun gibi etkinlikleri kavrama yeteneği geliştirilirse, çeşitli duygularını bunlarla ifade edebileceğini öğrenir.

• Çocuğun öğrenme isteği canlı tutulursa zihinsel gelişimi desteklenir.[304]



B-Orta Ve İleri Çocukluk Dönemi


Bu dönem çocuğun 7 yaşında (temyiz döneminde) başlar ve yaklaşık olarak 12 yaşına yani bulûğ çağına kadar devam eder.Bu iki dönem çocuğun eğitim ve Öğretimi açısından çok önemlidir. Bu nedenle çocuğun söz konusu iki dönemine ışık tutulması ve onun doğru tanınıp algılanması gerekir.[305]



I-Orta Çocukluk Dönemi (7-9 Yaş):


Bu dönemde kendisim boy ve ağırlık değişiklikleri olarak hissettiren bedensel bir büyüme olduğu gibi, çeşitli karakteristiklerinden haberdar olduğumuz zihinsel, duygusal ve sosyal bir gelişim de söz konusudur. Burada 7-9 yaş çocuğun gelişim özellikleri maddeler halinde sıralanacak ve bu özelliklerin ortaya çıkardığı temel ihtiyaçların karşılanmasında dikkat, edilecek noktalar belirlenecektir.

a- 7-9 Yaş Çocuklarının Zihinsel Gelişimi:

• Bu yaşta çocukta somut (görünen varlıklarla ilgili) düşünce hakimdir, fakat zihin gücü sürekli bir gelişim içindedir.

• Sayı, zaman, mekân, boyut, hacim, uzaklık kavramları zihninde yerleşmeye başlamıştır.

• Önceki öğrendikleri ile yeniler arasındaki benzerlik ya da zıtlık görülebilir. Zihindeki eski bilgiler kullanılabilir.

• Yeni bilgiler ancak yaşantılarla ortak yanı varsa kullanılır.

• Olayların, nesnelerin yüzeysel anlamlan algılanır, görünmeyen anlamlar kaçınlabilir. Örneğin atasözleri, sözcüklerin kendi anlamlarıyla yorumlanmaya çalışılır.

• Anlama, kavrama yeteneği ve soyut düşünce kabiliyeti sınırlıdır.

• Çevresini toptan algılar, fakat dünyayı keşfetme arzusu çok kuvvetlidir.



b- 7-9 Yaş Çocuklarının Psiko-Sosyal Gelişim Özellikleri:

• Okul öncesi dönem.de raslanan yoğun heyecan azalmışsa da korku ve endişe etkin duygulardır.

• İletişim kurma isteği güçlenmiştir; arkadaş, oyun, sınıf faaliyetlerine katılma ve grup halinde oyunlar görülür.

• Bu dönemin bazı çarpıcı özellikleri; kolay etkilenme, örnek alma, bilgiye düşkünlük, rekabet gütme ve sorumluluk üstlenmektir.

• Arkadaşlara fazlaca Önem verilir, onlar gibi olmaya çalışılır.

• Bağımsız olma çabalarının yanı sıra anne ve babanın sevgi ve ilgisi hâlâ önemlidir.

• Öğretmene hayranlık duygusu güçlüdür.

• Yetişkinlerin de bazı kurallara uydukları fark edilir, fakat kuralların gerçek nedenleri konusunda çocukların bilgisi sınırlıdır.

• Oyun kurallarına önem verilir, kuralları bozmamaya, çiğnememeye özen gösterilir.

§Yukarıda sayılan gelişim özeliklerinin doğurduğu temel ihtiyaçları karşılamak için aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:

• Zaman, sayı gibi soyut kavramları geliştirmek için zihin gücünü ve belleğini güçlendirecek etkinliklere yer vermek (olayları kronolojik sıraya göre anlatmak, olayları anlatırken zaman kavramına uyması konusunda çocuğu uyarmak vb.)

• Öğretimde 'yaparak-yaşayarak öğretim' ilkesine ağırlık vermek.

• Konuların işlenişinde 'toplu öğretim-konu bütünlüğü' esasına göre hareket etmek.

• Çocuğun okula uyumunu sağlamak için aile ile işbirliği yaparak çocuğa yardımcı olmak.

• Çocuğa sevgi ve anlayışla yaklaşmak.

• İyi-kötü, doğru-yanlış gibi kavramları geliştirmek için olumlu örneklerle karşılaştırmak, çocuk için iyi davranış örnekleri oluşturmak.

• Arkadaşları ile iyi ilişkiler kurması ve grup oyunlarına katılması konusunda çocuğu yönlendirmek.

• Yeteneklerini geliştirecek fırsatlar tanımak.

• Çocuğun korku ve endişelerini yok etmek konusunda ona yardımcı olmak.[306]



Iı-İleri Çocukluk Dönemi (10-12 Yaş):


Bu yaşlarda gelişimde bazı farklılıklar görülür: Beden gelişim hızı önceki dönemlere kıyasla biraz azalmışsa da fizik gücü ve enerji harcama düzeyi çok yüksektir. Zihinsel ve psiko-sosyal gelişimde meydana gelen değişiklikler ise şöyledir:



a-10-12 Yaş Çocuklarının Zihinsel Gelişimi:

• Mantıklı ve soyut düşünme yeteneği önceki döneme kıyasla daha ileri düzeydedir, faka somut düşüncenin bazı özellikleri devam etmektedir.

• Zaman ve yer kavramları gelişmiştir.

• Kendi kendine çalışme, öğrenme ve araştırma yapma becerisi kazanmaya başlamıştır.

• İlgi alanları oldukça çeşitlenmiş ve genişlemiştir.



b- 10-12 Yaş Çocuklarının Psiko-Sosyal Gelişim Özellikleri:

• Duygusal yönden oldukça dengelidir, korku ve endişe halleri azalmıştır. Sevilmek, güvenilmek ve kendini güven içinde hissetmek önceki dönemde olduğu gibi yine temel ihtiyaçlardır.

• Yetişkinlerden çok yaşıtların fikri önem taşır, bir arkadaş grubunun üyesi olmak büyük zevk verir.

• Hem rekabet, hem de işbirliği yapmaktan hoşlanır.

• 'Hak' ve 'Adalet' kavramları onun için çok önemlidir.

• Öğretmenden tüm öğrencilere eşit davranması beklenir.

• Roman ve film kahramanlarına hayranlık duyar.

§Yukarıda sayılan gelişim özelliklerinin doğurduğu temel ihtiyaçları karşılamak için aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:

• Mantıklı ve soyut düşünme konularında çocuğun gelişmesine yardımcı olmak.

• Kendisi, çevresindeki kişiler ve olaylar hakkında doğru , değerlendirmeler yapabilmesi için onu yönlendirmek, bazı örneklerle karşı karşıya getirmek.

• İlgi alanlarını zenginleştirmek.

• Okula yeterince uyum sağlamış bu yaş çocuğunun kendini güven içinde hissedeceği, sevilip sayılacağı bir sınıf atmosferi oluşturmak.

• Çocukları birbiri ile arkadaşlık etmeleri, arkadaş gruplarının birer üyesi olabilmeleri konusunda teşvik etmek.

• Rekabet ve işbirliği duygularını dengeli bir şekilde geliştirmek, çocuğa sorumluluklar vermek.

• Çocuğa çeşitli alanlarda tarihe geçmiş büyük insanları tanıyacak fırsatlar vermek.[307]



Çocuk Eğitimi


Çocuk eğitimi pedagojinin en zor ve karmaşık bölümüdür. Çünkü karşımızda tecrübesiz, ama öğrenmeye hazır, kıymetli, ama savunmasız bir varlık bulunmaktadır. Bu sebeple onu doğru incelemeliyiz/analiz etmeliyiz:

1- Çocuğun cinsiyet ve yaşına göre soruları, duygu ve düşünceleri değişir. 10-12 yaşlarında çocuklar kavramları daha iyi kavrar ve doğru kullanırlar.[308]

2- Çocuklann değişik kavramlar üzerinde düşünmelerine yardımcı olunmalı; Allah, Peygamber, Kur'ân, namaz, cami, iyilik, abdest vd.

3- Çocukta dini düşünce ve doğru seçim gücünün gelişmesi için dinî kavramlar doğru olarak öğretilmeli ve sorulara sabırla cevap verilmelidir.

4- Bunlar nedir, niçin, nasıl, ne zaman, ne kadar ve kimlere ait gibi sorular hikayemsi anlatımlarla cevaplandırılmalıdır.[309]

5- Çocuğun merak ettiği konulan doğru olarak ve sabırla cevaplandırmalıyız:

İnsan nasıl bir varlıktır?

Ölüm nedir?

Allah var mı?

Peygamber kimdir?..

6- Onlarm şüphelerine kızmamak gerekir. Çünkü bazen şüpheden hakikate ulaşılır. Hz. İbrahim olayı bizim için en önemli örnektir.

7- Acaba doğru mu, yanlış mı, iyi mi, kötü mü şeklinde zihinsel egzersizler çocuğun bakış açısını geliştirir ve inançlarının olgunlaşmasını sağlar.

8- Çocuğun gelişiminde başta aile ortamı, okul ve toplum etkili olmuş ve onu şekillendirmiştir. Çevresindeki oluşumdan etkilenmeyen yoktur.[310]



Çocuk Eğitiminde Karşılaşılan Problemler


Çocuk eğitiminde karşılaşılan problemler genel olarak üç ana başlıkta toplanmaktadır: Aile fertlerinden kaynaklanan problemler, sosyal çevreden kaynaklanan problemler ve basın-yayın organlarından kaynaklanan problemler:

1- Aile fertlerinden kaynaklanan problemler : Ailede çocuk eğitiminin önemi inkar edilmez bir gerçektir. Böylesine Önemli bir mekanizma bazı hatalar sebebiyle doğru işlememekte ve çocuklar doğru bir eğitimden noksan olarak yetişmektedirler.

a- Bilgi noksanlığı,

b- Davranış bozukluğu,

c- Metod hataları,

d- Eşlerin ikisinin de çalışır olması.



2- Sosyal çevreden kaynaklanan problemler : Aileden sonra çocuğun karşılaştığı ikinci atmosfer toplumdur. Eğitimden doğru sonuç alınması için çocuk ve toplum diyalogu doğru/faydalı yönde olmalıdır. Başlıca problem kaynaklan şunlardır:

a- Çevrenin kültürel zayıflığı,

b- înanç ve ahlâk zayıflığı/bozukluğu,

c- Adaletsizliğin yaygınlaşması.



3- Basın-yayın organlarından kaynaklanan problemler : Basın-yayın organları insan hayatında bugün büyük bir güç olarak yerini almıştır. Çok faydalı olan bu mekanizma bazı hatalar sebebiyle eğitimi bazen olumsuz olarak etkilemektedir. Bu olumsuzlıklar şöyle sıralanabilir.

a- Çocukların dinî ve ahlâkî yapılarını tahrip etmek,

b- Ruhî gelişimlerini durdurmak

c- Mevcut ruhî yapılarını bozmak,

d- Yaşadığı ortamdan ve gerçeklerden uzaklaştırmak,

e- Toplumu gereksiz yere germek,

f- Tüketîmi aşırı artırmak ve israf ekonomisini özendirmek...[311]



Karşılaşılan Problemlerin Çözümü


Bu problemlerin halledilmesinde aile-toplum yardımlaşması gerçekleştirilmelidir. Bu noktada her kurum ve birey kendisine düşen görevi yerine getirmek için uğraşmalıdır:

1- Aile fertlerinin yapması gerekenler:

a- Bilgi noksanlığının telafi edilmesi. (Kitap okuma, konferanslara katılma, soru sorma vd. ile)

b- Davraniş bozukluklarının giderilmesi. (Sövme, hakaret, aşırı sinirlilik, menfaatçilik gibi davranışların düzeltilmesi.)

c- Metod hatalarının telafisi. (Argo sözler, baskı kurma, sürekli aynı şeyleri tekrar gibi davranışlar fayda yerine zarar getirir.)

§Ailelerin çocuklarına iyi bir eğitim vermeleri için dikkat etmeleri gereken hususlar:

1- Aile fertleri arasında fikir ve davranış birliği olmalı.1

2- Çocuklara sevgi ile yaklaşılmak.

3- Olumsuzdan ya da yasaklardan değil, olumludan ve serbestlikten hareket edilmeli.

4- Yasakların alternatifleri mutlaka gösterilmeli.

5- Seviyeler göz önünde bulundurulmalı.

6- Tedriciliğe dikkat edilmeli.

7- Çocuklara cami vb. kutsal mekânlar tanıtılmalı.

8- Kur'ân ve Sünnet gibi önemli dinî metinler doğru olarak aktarılmalı.

9- EşIerin çalışmalarından dolayı oluşan problemler bakıcılar, anaokulları, aile büyükleri vs. ile halledilmeli.

10- Basın-yayın organları doğru ve faydalı bir şeklide kullanılmalı ve çocuklar zararlı yayınlardan korunmalıdır.[312]



Çocuk Eğitiminde Kullanılacak Araçlar


Çocuk eğitiminde kullanılması gereken bazı şeyler vardır ki bunlar eğitimde doğru sonuca ulaşılmasında bize yardımcı olacaktır:

1- Kur'ân ve hadislerden öğütler, hikayeler ve kurallar,

2- Eğitim teorilerinden ve araştırmalarından faydalanmak,

3- Çocuğun kabiliyetini ve yakınlık duyduğu şeyleri izlemek ve değerlendirmek,

4- Doğru, iyi ve güzel kavramlarına alıştırmak,

5- Cömertlik ve tutumlu olma hasletlerini kazandırmak,

6- Oy unlarım izlemek, kontrol etmek ve yardımcı olmak,

7- lş yapmaya alıştırmak,

8- Sorularım ve sorunlarını ciddiye almak,

9- İnsan olmayı cinsiyet ve kuvvet gibi farkların üstünde görmek, ama eğitimde bu farkları da göz önünde bulundurmak,

10- îbadete alıştırmak,

11- Görgü kurallarını öğretmek,

12- Yumuşaklıkla muamele etmek,

13- Dürüstlüğü Öğretmek,

14- Temizliği Öğretmek,

15- Saygı ve sevgi hasletletini kazandırmak,

16- Kanaatkârlığı öğretmek,

17- FakirIere ve güçsüzlere yardım duygusunu geliştirmek,

18- Telkin edilecek zamanlan iyi gözetmek (Soru sorduğunda, bayram,tatil gibi günlerde, sınıfı geçtiğinde, iyi elbise giydiğinde vb. sevinçli anında ya da ibret alması için üzüntülü anında),

19- Ceza son çare olmalıdır.[313]



Eğitimde Dikkat Edilmesi Gereken Unsurlar


Eğitimci -anne, baba ve öğretmen gibi- kişilerin dikkat etmesi gereken bazı hususlar vardır:

1- Problemler karşısında anlayış ve sabır,

2- Tedricilik,

3- Örnek gösterme,

4- Nefsaniyetin kırılması,

5- Taklit-tahkik dengesi,

6- Ödülendirme,

7- Cezalandırma,

8- Teşekkür etme,

9- Özür dileme,

10- Arkadaş seçimi,

11- Faydah işlere yönlendirme,

12- Bilimsel araştırmalardan istifade.[314]



Ailenin Eğitimdeki Rolü


Aileain çocuğun eğitimindeki rolünü kimse inkâr edemez. Bu kurumun eğitimdeki rolü şöyle sıralanabilir:

1- Öğretmek,

2- Rehberlik,

3- Önderlik,

4- Yönlendirmek,

5- Değerlendirme.[315]



Çocuktaki Kusurlu Davranışlar


Çocuklar normal doğar ve doğuştan davranış bozuklukları göstermezler. Onu çevresi, ailesi, toplumu ve kültürü şekillendirir. Yetersiz eğitim bazen onun sosyolojik ve psikolojik gelişimde olumsuz rol oynar. Çünkü hayatta onun koruyucusu olamaz ve sağlam bir şahsiyet oluşturamaz. Çocukta oluşan kusurları birkaç ana başlıkta toplamak mümkündür:

1- Rahatsız edici kusurlar:

a- Karşı gelme duygusu:

Sebebi: Memnun olmamak, tedirginlik, doğru anlatılmama, olumsuz kahramanlık duygusu, yanlış telkinler ve tavsiyeler, bulûğ çağı faktörü vs. Yansımaları: -İtaatsizlik -Öfke -İnatçılık

b- Bencillik:

Sebebi: İlgisizlik, menfaat düşkünlüğü, idealist olmamak, faydalı şeylerle meşgul olmamak, boş vaktin bolluğu, sosyalleşememek vs. Yansımaları:

-Sürekli kendisini düşünmek -Hasislik -Başa geçme hırsı -Meraklılık -Oburluk vs.

2- Küçültücü kusurlar:

Sebebi: Aşırı güven, şımarıklık, tecrübesizlik disiplinsizlik, pasiflik, kabalık vs.

Yansımaları:

-Küstahlık

-Tembellik

-Temiz olmamak (dağınıklık, pislik vs.)

3- Tiksinti verici huylar:

Sebebi: Ürkeklik, aşın sıkılganlık, kendisine değer verilmemesi, sevgide dengesizlik, sahtecilik, kötü örnek, anlayışsızlık, cimrilik, kontrolsüzlük, hayasızlık vs.

Yansımaları:

-Kıskançlık

-Kötü yüreklilik (huy)

-Zalimlik (davranış)

-Yalancılık

-Hırsızlık

-Cinsel bozukluklar (ahlâksızlık).[316]



Çocukta Davranış Bozuklukları Ve Ceza


Bütün varlıkların birbirlerine olan merhameti Allah'ın rahmetinin bir tecellisidir. Rasûlullah bunu şöyle haber verir:

"Allah Teâlâ rahmetini yüz parça yaptı, doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu ve bir parçasını da yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün varlıklar birbirlerine merhamet eder. Hatta kısrak (yavrusunu emzirirken) dokunur korkusuyla bir ayağının tırnağını yukarı kaldırır."[317]

Çocuk 10 yaşına girdiğinde duygulan olgunlaşmış ve buluğ çağına yaklaşmıştır. Çocuğun bu yaşlarda namaz kılmaması ve bu konuda da inat etmesif şeytanın kendisine yavaş yavaş hakim olmasının bir göstergesidir.

Dehlevî (v. 1176/1762) çocuğun bulûğa erme safhasını ikiye ayırır:

"1- Temyiz çağı: 7-10 yaşları arasındaki dönemde çocuk aklını kullanmaya başlar ve zihinsel sağlığı bu dönemde ortaya çıkar.

2- Bulûğ çağı: 10 yaşından sonra çocuk bulûğ çağına ulaşır. Artık eda (tasarruf) ehliyetini tam olarak hak etmiştir. Kendisi bütün hak ve sorumluluklardan istifade eder. 10 yaşı temyiz ile buluğ arasındaki bir sınır olduğu için bu çağda namaz üzerinde biraz daha titiz durulması gerekir."[318]

Hz. Peygamber hiçbir çocuğa kızmamış ve vurmamıştı. Onun davranışlarında hoşgörü, kolaylık, seviyeye inme, nefret ettirmeme ve ona şahsiyet verme çok önemlidir. Eğitimde dayak çözüm değildir ve haksız olarak dövmek haramdır. Rasûlullah: "Kolaylaştırın, zorlaştırmayım Müjdeleyin, nefret ettirmeyin!" buyurmaktadır."[319]

Bu gibi hadislerden barışta ve savaşta kolaylaştırmanın ve müjdelemenin temel esas olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca çocukların sorumluluk sahibi olmadığını Rasûlullah bildirmektedir:

"Kalem (sorumluluk) üç kişiden kaldırıldı:

Baliğ oluncaya kadar çocuktan

Uyanıncaya kadar uyuyandan,

İyi oluncaya kadar hastadan. "[320]

Bir hadiste geçen: "Yedi yaşma varınca çocuklarınıza namaz kılmalarını emredin, on yaşına vardığında yine kılmazlarsa (hafifçe) vurabilirsiniz, bu yaşta onlarla yataklarınızı da ayırın!"[321] konusu Rasûlullah'ın çocuklara davranışları, sevdirme ile İlgili emirleriyle birlikte düşünüldüğünde ortaya şu sonuçlar çıkmaktadır:

1- Bu hadis bir olay ya da sorulan bir soruya cevap olarak varid olmuştur ve bu olayın tafsilatı bize intikal etmemiştir.

2- Eğitimde sevgi, sabır, müjdeleme ve mükâfatlandırma esastır.

3- Davranış bozuklukları tüm çabalara rağmen devam ediyorsa (çaresiz kalındığında) ceza verilebilir, ceza en son çaredir.

4- Ancak bu ceza da hırpalayıcı, onur kırıcı ve sürekli olmamalıdır. Çocuklar cezanın varlığını hissetmeli, ancak cezaya alıştınlmamahdır. Çünkü böyle bir durumda onlar arsız (utanmaz) olarak büyürler ve suç makinesi haline gelirler.

Bu konunun daha iyi anlaşılması için bu dönemdeki çocukları ve eğitimini iyi bilmemiz, ayrıca doğru uygulamamız gerekir.[322]



Cezada Dikkat Edilecek Unsurlar


Cezalandırma tıbbî tedavide hastanın her türlü tedaviye cevap vermemesi durumunda cerrahi müdahaleye benzer, insanın canı yanabilir, ancak faydalıdır. Bu nedenle cezalandırmada bazı şeylere dikkat edilmeli:

1- Önce sorumluluklar anlatılmalı

2- Cezaiandırma en son çare olmalı

3- Ceza adil olmalı

4- Cezal andırılan hatasını bilmeli

5- Ceza onun şahsiyetini küçültmemeli.[323]



Aile Eğitiminde Belli Başlı Alanlar


Çocuk eğitiminde, aile ilk merhaledir. İyi/sağhklı bir aile ortamında büyümeyen çocuklar genelde olumsuz tepkiler verir, suç işlemeye daha yatkın büyürler, gelişirler. Bundan dolayı aile eğitiminde bazı şeylere dikkat edilmelidir:

1- Bedensel sağlık ve eğitim: Doğru beslenme, spor...

2- Zihnî eğitim: Doğru düşünme, kitap okuma, el becerileri...

3- Rûhî eğitim: Sevgi, değer verme, şahsiyet kazandırma...

4- İnanç ve ahlâk eğitimi: Üstün hasletler, örnekler, Kur'ân ve hadisler gibi temel metinler...

5- Cinsel eğitim: Anlatım, dengeli hoşgörü, bilgilendirme, meşgul etme...

6- Ekonomik eğitim: Paylaşımın Önemi, helal kazanç, çalışma, cimrilik ve israftan kaçınma...

7- Sosyolojik eğitim: İdealist olma, insanî ilişkilerin geliştirilmesi, dostluğun önemi, düşmanlıkta aşırı gitmeme...[324]

Rıfat ORAL

















































































Tablo IV (İnsan Hayatı ve Hukukî Ehliyeti)[325]


İLGİLİ HÜKÜMLER

HAYATIN DÖNEMLERİ
Vücûb Ehliyeti
Eda Ehliyeti
Kul Hakkı
Allah Hakkı
Tasarruflar


Nakıs
Kamil
Nakıs
Kamil
Maliye
Ceza
Ibadel
Ceza
Tam Fayda
Tam

Zara!
Fayda ve Zararlı

Cenin Dönemi
Canlı doğmalı







Kabul şuıtı olmayan lar geçerli ^Hibe.vasiyeı, miras)

Velisi onun adına ticaret vb. tasarruf larda bulunabilir

Doğumdan Temyize Kadarki Dönem

\


Telef, ücrct.na faka konulu rında velisi ikler
Bedeni cesuı uygulanmaz. Malî cezasını velisi öder
Vacip ticgil. Ama edası geçerli

Kabul suru olmayan lar geçerli (Hibc.vasiyel, miras)

Velisi onun adına ticaret vb. tasarruf 1 arıla bulunabilir

Temyizden Bulûğa Kadarki Dönem

\


Velisi öder yada onu ödemesi için izin verir
Bedeni ceza uygulanmaz .Mali cezasını velisi iider
Vacip değil. Edası geçerli

X

Tasarruflun velisinin icazetine bağlıdır yadıı velisi ticaret için izin verebilir

Buluğdan Sonraki

Dönem
-
X
-
X
X
X
X
X
X
X
X









--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/261.

[2] Sened:

Sahih: Müsned, III/267, H.no:13749; Nesâî, Salât, 4, H.no:457;

Bu hadis daha önce farklı bir rivayette zikredildi. İlgili rivayet için bk. 10/52.1ıadis. Talha b. Ubeydullah'tan (Radıyatlahu anlı) şahidi için bk. 1 l/53.hadis.

[3] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/262.

[4] Sened:

Sahih: Müsned, 1/315, H,no:2891; Diğer rivayet: 1/315, H.no:2892 lafzı ile; 1/315, H.no:2893 lafzı ile; 7öh Mâce, İkâme, 194, H.no:1400 lafzı ile (Bûsırî Zevâİd'de: "İbn Mâce'nin bu hadisi İbn Abbas'tan (Radıyallahü

anhüma) nakleder; Doğrusu bu rivayeti Ebû Davud'un (bk. Taharet, 97, H.no:247) naklinde olduğu gibi İbn Ömer'den (Radıyallahü anhiima) rivayet edilmiş olmasıdır. İbn Abbas'ın rivayeti zayıftır. Bunun sebebi ise senedindeki Ebû Ulvün Abdullah b. Usm ve Ebu'I-Velid et-Tayâlisî'nin hafıza ve sağlamlık sınırının altında bulunmasıdır" der); Bûsırî bu görüşü ile 6/876.hadise işaret etmektedir.

Ahmed Muhammed Şâkir hadiste bir illetin varlığını kabul etmeyerek şunları söyler: "Her iki (2/872 ve 6/876.) hadisin senedinde Abdullah b. İsmet bulunmaktadır. Buna rağmen İki rivayet de birbirinden farklı iki hadistir. Hadisin biri sadece namazla İlgili iken, diğeri hem namaz, hem cünüplük sebebiyle gusül, hem de bevli yıkamanın gerekliliği konularından bahsetmektedir. Bİrİ uzun, diğeri kısa bir hadistir. Şu da ifade edilebilir: Her iki hadis birçok sahâbinin rivayet ettiği isrâ/mirac hadislerinden bir parçadır. İsrâ/mirac hadisleri ise mütevâtirdir. İsrâVmirac hadisleri ve bu konuda nakilde bulunan sahabenin İsimleri için bk. Tefsîruîbn Kesir, V/107-143."

Ahmed Muhammed Şâkİr'in bahsettiği râvi Abdullah b. İsmet değil, Ebû Ulvân Abdullah b. Usm el-Iclî el-Hanefî'd ir. Bu Râvî Ebû Ulvân veya İbn İsmet olarak da bilinir. Ahmed b. Hanbel'in senedlerine dikkat edilecek olursa isnadlardan ilki künyesi ile Ebû Ulvân, diğeri İse Abdullah b. Usm ismi ile kullanılmıştır. İbn Mâce'nin senedinde ise her ikisi birlikte zikredilir. Tirmizî iki, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce bir, Ahmed b. Hanbel ise 11 rivayetini nakleder. Tirmizî, rivayetlerini zikrettiği hadislerde: "hasen-garib" hükmü verir ve râvilerden Şerik bu zatın ismini Abdullah b. Usm, râvilerden İsrail ise Abdullah b. İsmet olarak verdiler" der. Bk.Sünen, Fiten, H.no:2220; Menâkıb, H.no:3944; Zehebî: "Bu râvinin, sahabeden Ebû Saîd ve İbn Ömer'den (Radıyallahü anhüın) naklettiğini, kendisinden de İsrail ve Şerik'in rivayette bulunduğunu belirterek "şeyhtir" der. Bk.Kâşif, Trc.no:2857; Ebu'1-Vefâ ise Hâşiye'sinde: "İbn Hıbbân: "hadisi münkerdir", îbn Adiy: "hadisleri münker sayıldı", Ebû Hatim "şeyhtir" diye hükmettiklerini nakleder. İbn Hacer ise: "Saduktur, bazen hata yapar. İbn Hıbbân bu râvi ile ilgili değerlendirmesinde aşırı gitmiş ve çelişkiye düşmüştür" der. Bk.Takrîb, Trc.no:3476; îbn Hacer'in, İbn Hıbbân'ın çelişkiye düştüğünü söylemesi, onun bu râviye Sikât'ında (V/57) da yer vermesinden kaynaklanıyor. Fakat o bu eserinde çok hata yaptığına da değinmiştir. Îbnü'l-Cevzî "İbn Hıbbân, Abdullah b. Usm'un münkeru'l-hadis olduğunu, sika râvilerden sikaların hadislerine benzemeyen nakillerde bulunduğunu, hattâ onun rivayetlerinin zayıf sayılmış ve uydurulabilmiş olacağını söylediğini" nakleder. Bk. el-llelü'l-mütenâhiye, 1/332.

İbn ismet olarak da tanınan bu râvİyİ Saİd b. Meymûn'dan hadis alan Abdullah b. ismet ile Hakîm b. Hızâm'dan rivayette bulunan Abdullah b. ismet el-Cüşemî ile karıştırmamak gerekir.

Senedinde Şerik de bulunmaktadır. Fakat bu râvi, sahih hadis ricalinden biridir. Bk.Buhân, Tevhîd, 37.

Enes'ten (Radıyallahü anh) şahidi için bir sonraki 3/873.hadise bk.

Hadis şahidi ile sahih li gayrini seviyesine yükselir.

[5] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/262-263.

[6] Sened:

Sahih: Milsned. V/144, H.no:21185; Benzer rivayetler: V/143-144, H.no:21185 (Sened aynı olduğu için farklı hadis numarası verilmemiş. Fakat bu rivayette 50 vakit namazın beş vakte İndİrilişine değin i İme iniştir. Hadis İsra-mirac ile ilgili konularda zikredilecektir); M/161, H.no:12578; IU/148-149, H.no:12444; IV/207-208, H.ııo:f7760; IV/208-210, H.no:17762-17764; 17762.hadis.

İsra ve miraç olayını en güzel anlatan Mazin b. Neccar oğullarından Mâlik b. Sa'saa el-Ensârî'dir. Onun Müsned'deki rivayetleri için bk. IV/207-210, H.no: 17760-17764.

Bııhârî, Salât, 1; Tevhîd, 37; Müslim. îmân, 259-267; Tinnizl Salât, 45, H.no:213 (Hadis, Ubâde b. Sâmit, Talha b. Ubeydullah, Ebû Zer, Ebû Katâde, Mâlik b. Sa'saa ve Ebû Said el-Hudrî'den (Radtyallalm anhiim) de nakledilir. Enes'in (RadtyaHahü anh) rivayeti ise hasen-sahih-gariptir); Nesâî, Salât, 1, H.no:446-448: İbnMâce, İkâme, 194, H.no: 1399;

Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah hadisi Muhammed b. İshak'tan almıştır. Senedde hadisi babasından duyduğunu/aldığını belirtmez. Buna rağmen Abdullah'ın ziyadelerinden sayılmamıştır.

[7] İbnü'I-Esîr, Nihaye, 1/305.

[8] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/264-265.

[9] sened:

Sahih: Müsned, VI/234, H.no:25843; Benzer rivayetler için bk. Vl/241, H.no:25920 (Bu rivayette Mekke'de iken ikişer rekat farz kılındığı, Medine'ye gelindiğinde akşam namazının gündüzün vitri (üç rekat) oluşu ve sabah namazının da uzun bir kıraata hâiz olması gerekçesi ile bu iki namazın haricindeki namazlara ikişer rekat daha ilâve edildiği bel İnilmektedir):

VI/265, H.no:26160 (Bu rivayet de 25920-lıadis gibidir); 6/272, H.no:26216(Bu rivayette İse öğle, İkindi ve yatsının mukimken/hazarda dörde tamamlandığı, sefer hâlinde ise ilk farz kılındığı şekli ile bırakıldığı bildirilmekledir); Mâlik, Kasru's-salât, 8; Buhârî, Salât, 1; Taksîr, 5; Müslim, Salâtü'l-müsâfirîn, 1, 3; Ebû Dâvûd, Salâlü's-sefer, 1, H.no:l 1.98; Nesâî, Salât, 3, H.no:451-453; Dânınî, Salât, 179, H.no:1517;

Hadis Üsâme b. Zeyd el-Leysî sebebiyle hasendir. Ancak, hadisin birçok mütâbİi vardır. Bu mülâbilerle hadis sahih li gayrihî seviyesine yükselir.

[10] Rasûlullah farzlardaki bu artırımı izzet ve celâl sahibi Allah'ın emri ile yapmıştır. Bk. Beıınâ, Bulûğu'l-emûnî, 11/197.

[11] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/265.

[12] Sened:

Sahih: Miisiıed, 1/237, H.no:2124; Benzer rivayetler için bk. 1/243, H.no:2l77; 1/254, H.no:2293; 1/355, H.no:3332; İbn Abbas'tan (Radıyallahü anlı) nakledilen bir diğer rivayet de şöyledir:

İbn Abbas: (Radıyallahü aııhüma) " Rasûlullah (Salkıllahii aleyhi ve sellem) sefer hâlinde iki, mukimken dört rekat kıldı" dedi ve şunu ifade etti: "Kim seferde iken iki rekata indirilmiş bir namazı dört kılarsa, mukimken dört kılması gereken bir namazı iki rekat kılmış kimse gibi olur". Ayrıca sözlerine şunu da ekledi: "Rasûlullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) sadece bir seferinde namazı kısalttı. O da Rasûlullah (Sallallaltü aleyhi ve sellem) İki rekaı kıldı, halk birer rekat kıldı". Bk. 1/349, H.no:3268; Bu rivayetin mükerreri: 1/251, H.no:2262; Müslim, Salâtü'l-müsâfirîn, 5-6; Ebu Dâvûd, Salâtü's-sefer, 18, H.no:1247; Nesât, Salât, 3, H.no:454; Taksîru's-salât, 1, H.no:1439-1140; Salâtü'1-havf, 18, H.no:1530: İbn Mâce, İkâme, 58, H.no: 1068 (Mindel b. Ali'nin zayıflığında ittifak bulunması sebebiyle hadis zayıftır); Beyhakî, IV/I35.

Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anlı) şâlıidİ:

Ebû Hüreyre (Radıyallahü anlı): "Ey insanlar! Aziz ve celil olan Allah size peygamberinizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) diliyle hazarda/mukimken dört, scferde/scferî iken iki rekat namazı farz kıldı" dedi. Bk. Müsned, 11/400, H.no:9172 (Ubeydullah b. Zahr, hem Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh) hem de Ebû Hüreyre'nin talebelerinden hadis işitmediği için senedi kopuktur ve bu sebeple hadis mu'dal olup isnadı zayıftır. Ancak, hadis İbn Abbas'm rivayeti ile desteklendiği için isnadı zayıf da olsa hükmen merfu olan bu mevkuf rivayet hasene yükselir).

Hz.Âİşe'den (Radıyallahü anlıa) şâh\di için bk. Nesâî, Salât, 3, H.no:451-453.

[13] Savaş vb. olağanüstü durumlarda.

[14] Lafız olarak,/ö/t kıldı, şeklindedir.

[15] Korku namaza ile ilgili âyetler için bk. Bakara 2/239; Nisa 4/102.

[16] Tahavî, Şerhu Meâni'l-âsâr, 1/308-309.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/266-267.

[17] Sened:

Hasen: Müsned, 11/109, H.no:5884; Ebû Dâvüd, Taharet, 97, H.no:247; İbn Şahin, Nâsihu'l-hadîs vemensûhuhû, s.62-63, H.no:45; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 1/179, 244;

Hadisin senedinde Abdullah b. Usm (İbn İsmet) el-Kûfî bulunmaktadır. Künyesi Ebû Ulvân olan bu râvi tenkide maruz kalmıştır. Ebû Ulvân için 2/872.hadise bk.

Ayrıca senedinde Eyyûb b. Câbir b. Seyyar es-Sühaymî el-Kûfî (Ebû Süleyman el-Yemâmî) de bulunmaktadır. Tİrmİzî ve Ebû Dâvûd bir, Ahmed b. Hanbel ise beş rivayetini nakleder. Tirmizî bu râvinin rivayeti İçin "hasen-sahih" hükmü vermiştir. Bk.Sünen, Menâkıb, 11, H.no:3644. Zehebî ve İbn Hacer râvinin zayıf olduğunu belirtirler. Bk.Kûşif, Trc.no:512; Takrîb, Trc.no:607; İbnü'l-Cevzî bu hadisin sahih olmadığını belirterek: "İbn Hibbân, Abdullaiı b. Usm'un münkeru'l-hadis olduğunu, sika râvilerden, sikaların hadislerine benzemeyen nakillerde bulunduğunu, hattâ onun rivayetlerinin zayıf sayılmış ve uydurulabilmiş olacağını söylediğini; Eyyûb b. Câbir hakkında da Yahya b. Main'in hadiste bir hiç olduğunu İfade ettiğini" nakleder. Bk. el-Itelü'l-nıütenâhiye, 1/332; Ebu'l-Ferec İbnü'l-Cevzî bir diğer eserinde Ebû Zür'a'nın da "vâlıi'l-had i s/hadisi zayıf dediğini ilâve eder. Bk.et-Tahkîk fi ehâdîsi'l-lulâf, Mİ5.

Ahmed Muhammed Şâkir: "Bazı âlimler hafızası hakkında tenkidde bulunmuşlardır. Ahmed b. Hanbel; "Hadisi saduk birinin rivayeti gibidir" der, Nesâî Duafâ'sında zikrederek zayıf sayar, Bulıârî ise zayıflar arasında görmez. et-Târihu'1-evsat'ında: "Kaidesi Muhammed-den daha sikadır" der. et-Târihu'1-kebîr'inde ise cerh etmez" diyerek Buhârî ve Ahmed b. Hanbel'in sika sayışını tercih ederek hadise sahih hükmü verir.

Ahmed b. Hanbel ve Buhârî'nin ifâdelerinden sika oluşu değil, sadûk oluşu anlaşılabilir. Bu sebeple hadise hasen hükmü verdik.

[18] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/267.

[19] Sened:

Sahih: Mtfnwtf, 11/400, H.no:9l69; Benzer rivayetler için bk. H/359, H.no:8700; 11/414, H.no:9327; 11/484, H.no: 10234; Miu/jm, Taharet, 14-16; Tirmizî, Salât, 46,

H.no:214 (Câbir, Enes ve Hanzala el-Üseyyidî'den (Radıyallahü anh) de nakiller vardır. Ebû Hüreyre'nin hadisi ise hasen-sahihtir); îbn Mâce, İkâme, 79, H.no: 1086;

Hârûn: Hârûn b. Saîd el-Eylî'dir ki Müslim'in de hocasıdır. Müslim de aynı tarik ve aynı metinle bu hadisi nakleder.

Müsned, 11/359, H.no:8700. hadisin senedinde geçen Ahmed b. Hanbel'in hocası Ebû Ca'fer Muhammed b. Ca'fer el-Bezzâz el-Medâinî (v.206/821) sikadır. Ancak içlerinde Ahmed b. Hanbel'in de adının geçtiği bazı âlimlerin bu râviyi zayıf saydığı belirtilmektedir. Meselâ Ahmed b. Hanbel'in: "Medâin'deki Muhammed b. Ca'fer'den hadis işittim. Fakat kendisinden hiçbir rivayette bulunmadım" dediği nakledilmektedir. Zehebî: "Ebû Dâvûd kendisinde bir beis olmadığını söyler. Fakat diğer âlimler "leyyin/zayıf sayarlar" der. fik.Kâşif, Trc.no:4772; İbn Hacer ise: "saduktûr, ama zayıflığı vardır" der. Bk,Takrîb, Trc.no:5788. Tirmizî ve Dârİmî bir, Ahmed b. Hanbel ise 14 rivayetini nakleder. İbn Hacer ve Zehebî, Müslim'in de kendisinden rivayet ettiğine işaret etmişlerdir. Tirmizî, bu râviden naklettiği rivayeti için: "hasen" hükmü vermiştir. Bk.Sünen, Et'ıme, H.no:1860);

Müsned, ü/414, H.no:9327.hadisin senedinde geçen Salih el-Muallim ise meçhuldür. Fakat bu râvi senedde mütâbİlerİ İle birlikle zikredilmiştir:

Ayrıca bir sonraki 8/878.hadise bk.

[20] Yani, beş vaktin her biri Önceki namaz vaktine kadar olan küçük günahlara keffârettir.

[21] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/268.

[22] Sened:

Sahih: Müsned, 11/506, H.no:lÛ524; Benzer rivayet İçin bk, 11/229, H.no:7129 (Bu rivayette Abdullah b. es-SSİb'in Ebû Hüreyre'den (Radtyallahü anlı) bizzat kendisinin aldığı görülmektedir); Müslim, Taharet, 14-16; Tirmizî, Salât, 46, H.no:214 (Câbir, Enes ve Hanzala el-Üseyyidî'den (Radıyallahü anlı) de nakiller vardır. Ebû Hüreyre'nin hadisi ise hasen-sahihtir); İbn Mâce, İkâme, 79, H.no:1086; İshâk b. Râhûye, Müsned, 1/397, H.no:435; Beyhakî, Şuabü'l-îman, 111/309, H.no:3620.

Heysemî hadisi muhtasar olarak vermiş ve: "Hadisin bir kısmı Sahih'te zikredildi. Ahmed b. Hanbel müphem bir râvi aracılığı ile de nakletti" demiştir. Bk.Mecma', V/224.

Ahmed Muhammed Şâkir hadis hakkında şu değerlendirmeyi yapar: "Hadisin senedinde görülen durum: Abdullah b. es-Sâib'in Ebû Hüreyre'den (Radtyallahü anlı) hadis nakletmemiş olmasıdır. Yâni o, ensardan bilinmeyen birinden, o da Ebû Hüreyre'den nakletmİştir. Fakat rivayetleri araştırdığımızda seneddeki müphem râvinin bulunduğu ziyâde bir hatadır. Bu hata da en azından sahihliği üzerinde şüphe doğurmaktadır. Hâkim: "Yezid b. Hârûn - Avvâm b. Havşeb - Abdullah b. es-Sâib el-Ensârî - Ebû Hüreyre rivayet zinciri ile hadisi nakleder. Bk.Müstedrek, 1/207, H.no:412 (Hâkim: "Müslim'in şartına/râvİsine göre sahihtir. Müslim, Abdullah b. es-Sâib b. Ebi's-Sâib el-Ensârî ile delil geiirmiş/rjvâyetlerini eserine almıştır. Hadisin herhangi bir illetinin bulunduğunu bilmiyorum" der. Zehebî de bunu onaylar); Hâkim hadisi muhtasar olarak da nakleder:

BkMiistedrek, IV/288, H.no:7665 (Hâkim: "Bu isnadı sahih bir rivayettir. Buhârî ve Müslim eserlerine almamıştır" der. Zehebî de bunu onaylar); Görüldüğü gibi rivayetlerin hiçbirinde müphem râvinin ismi geçmemektedir." Abdullah b. es-Sâib'in el-Ensârî nisbeti hadisi yazanları yanlışlıkla "Ensârî'den biri" demeye götürmüş olabilir.

Müsned'in ikinci rivayeti tercih edilseydi daha uygun olurdu.

Ayrıca bir önceki 7/877. hadise bk.

[23] Bk. tbn Hacer, Felhu 'l-Barî XXIII/205.

[24] İslâm cemaatinden ayrılmak, Kur'ân, Sünnet ve selefin yolundan ayrılmak, Müslümanları bırakıp kafirlerle dost olmak ve İslâmı terk elmek şeklinde tezahür eder. (Bennâ, age., II/l 19).

[25] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/268-270.

[26] Sened:

Hasen: Müsned, V7438, H.no:23597; Bezer rivayet için bk. V/438-439, H.no:23606; Dârimî, Vudû\45,H.no:725;

Senedinde Ali b. Zeyd b. Cüd'ân bulunmaktadır. Heysemî, Ali b. Zeyd'in zayıf olduğunu, kendisiyle delil getirilip getirilmeyeceğinde ihtilafın varlığını ifade etti. Bk.Mecma', 1/128; Bûsirîde aynı şeyleri söyler. Bk. Misbâhu'z-zücâce, IV/228. Bulıârîbu zat hakkında herhangi bir değerlendirme yapmaz. Bk. et-Târihu 'l-kebîr, VI/275, Trc.no:2389; İbn Hacer, bu râvi hakkında "zayıftır" derken (Bk.Takrîb, Trc.no:4734); Zehebî: "Hadis hafızlarından biridir; fakat sebt (hafızası kuvvetli) değildir" der ve Dârekutnî'nİn bu zat hakkındaki şu görüşünü nakleder: "O, benim nazarımda leyyin/zayıf olarak kalacaktır." Bk.Kâşif, Trc.no:3916. İmam Müslim, bu râviyi (Sabit el-Bünâni ile birlikte) mütâbaat açısından eserine almıştır. "BkSahih, Cihâd, 100; Tirmizi ise: "Saduktur; ancak bir başkasının mevkuf yaptığı haberleri merfû yapar" diyerek sadece zaptını tenkid etmiştir. İşte bu sebeble de bazı âlimler, bu râvînİn hadislerini hasen olarak telakki etmişlerdir. Fakat Tirmizi, bu râvînîn de yer aldığı hadislere "hasen-sahih" hükmü de verir. Bk.Sünen, Taharet, 80, H.no:109 (Ahmed Muhammed Şâkir, sika olduğunu; hakkında tenkidde bulunanların ise delilsiz hareket ettiklerini ifade eder); Radâ, H.no:1146; Fiten, H.no:2192; Zühd, H.no:2330; İsti'zân, H.no:2698; Edeb, H.no:2829; Tefsir, H.no:3168; Menâkıb, H.no:3615, 3753, 3902; Sadece sahih dediği de olur: Cuma, 39, H.no:545; Yalnızca hasen hükmü verdiği hadisler için bk. Cuma, H.no:589; Savm, H.no:764; Fiten, H.no:2248, 2254; İlim, H.no:2678; Tefsir, H.no:2991, 3107, 3142, 3148,3187, 3206; Deavât, H.no:3455; Menâkıb, H.no:3854.

AIİ b. Zeyd için 29/180.hadisin tahricine bk.

Ebû Zer'den (Radıyaliahü anh) şahidi için bk. 10/880.hadis.

[27] Yani sabah, öğle ve ikindi namazları (İbn Kesir, Tefsir, 11/399; Bennâ, age., 11/200)

[28] Yani akşam ve yatsı namazları (İbn Kesir, Tefsir, 11/399; Bennâ, age., 11/200)

[29] Yani beş vakit namaz (Bennâ, age., 11/200)

[30] Hûd 11/114.

[31] Suyûtî, Tedribü'r-râvt, 358-360.

[32] Müselsel rivayetler hadis kitapları içinde dağınık olarak bulunması yanında müstakil kitaplarda da toplanmıştır ki Kettânî bu kitapların 400 kadar olduğunu bildirir. Bunlardan bazıları: 1-Hafız Zehebî, el-Azbu's-seiset ft'l-hadisi'l-müselseİ; 2-Ebû Nuaym el- İsfehânî, Müsehelât; 3- Suyûtî, Müselselâtü'l-Kübrâ... (Bk.Kettûnî, er-Risâletü'l-mustatrafe (Trc. Hadis Literatürü) 122-129); Muhammcd b. Yasîn b. Muhammed el-Fâdûnî, el-Ucâle fi'l-elıâdîs el-müselsele.

[33] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/270-272.

[34] Sened:

Hasen: Müsnedî, IY19, H.no:21448.

Senedinde Ebû Salih Abdülcelil b. Alıyye el-Kaysî var. İbn Hacer: "saduktur bazen hata yapar" hükmü verir. ük.Takrîb, Trc.no:3747; Zehebî İse "saduktur" demekle yetinir. Bk.Kâşif, Trc.no:309I. Ebû Dâvûd bir, Ahmed b. Hanbel İse beş rivayetini nakleder.

Muzâhim b. Muâviye ed-Dabbî de tenkid edilmiştir. Bu râviyi Ebû Hatim meçhul, İbn Hıbbân sika saymış; Ahmed b. Hanbel sadece bir rivayetini nakletmiştir. Buhâri, herhangi bîr cerh ve tadilde bulunmamıştır. et-Târihu'İ-kebîr, VIII/23, Trc.no;2013; İbn Ebî Hatim meçhul sayar. Bk. el-Cerhu ve't-ta'dîl, VIII/404, Trc.no:1857; İbn Hıbbân sika râvîleri arasında saymıştır. Bk es-Sikât, V/451, Trc.no:5675; İbn Hacer, Ebû Hâtİm'in "meçhuldür" görüşünü nakleder. Fakat sahâbiden Ebû Zer yerine Ebu'd-Derdâ'nın ismini vermiştir. Bk. Lisânü'l-mîzân, VI/19, Trc.no:68; Bir diğer eserinde ise önceki görüşleri nakletmiştir. Bk.Ta'cîlü'l~menfaa, s.398, Trc.no:1025; Hüseynî de benzer nakillerde bulunur. Bk.el-lkmût, s.403, Trc.no:835.

Hcysemî Ahmed b. Hanbel'İn râvilerinin sika olduklarını söyler. Bk.Mecma', 11/248.

Münzirî de hadisin hasen olduğunu ifade eder. Bk.Tcrğîb, 1/151.

Selman el-Fûrisî'den (Radtyallahü anlı) şahidi İçin bk. 9/879.hadis.

[35] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/272-273.

[36] Sened:

Sahih: Müsned, 1/71, H.no:513; Heysemî: "Hadisin bir bölümü Sahih'te geçmektedir. Bu rivayeti ise Ahmed b. Hanbel, Ebû Ya'Iâ ve Bezzâr nakleder. Osman b. Affan'ın mevlâsı Haris b. Abdullah'ın dışındaki râvİIer sahih hadis ricâlindendir. Bu zât da sika biridir. BkMecma', 1/297. Heysemî'nin bahsettiği Haris, Haris b. Abdullah değil, Haris b. Abd/Ubeyd'dir. Haris b. Ubeyd Ebû Salih el-Medenî ise İbn Hıbbân ve Iclî tarafından sika sayılmıştır.

[37] İbnü'1-Esir, Nihaye, IV/320.

[38] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/273-274.

[39] Hasenat ve seyyiât ile ilgili birçok âyet bulunmaktadır. Bâkıyât ile ilgili iki âyet bulunmaktadır;

'Mal ve çocuklar dünya hayatının çekici süsüdür. Kalıcı olan salih davranışlar İse sevap ve emel olarak Rabbin katında daha hayırlıdır.' (Kelıf 18/46). Diğer âyet için bk. Meryem 19/76.

[40] Ya da noksanlıklardan münezzehtir.

[41] İbnü'1-Esir, age., 1/462.

[42] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/274.

[43] Sened:

Sahih: Müsned, 1/67, H.no:484; Benzer rivayetler için bk. 1/57, H.no:400 (200/508. hadis); Bir başka rivayet:

1/68, H.no:489; Mâlik, Talıâret, 29; Buhârî, Vudû', 24; Müslim,-Taharet, 6; Tayâlisî, s.13-14, H.no:76-77; Beyhakî, Şuabü'l-îmân, HI/10-11, H.no:2729;

Senedinde Âsim b. Behdele var. Âsim b. Ebi'n-Necûd Behdele el-Esedî (v. 128/746), sika sayılmıştır. Hafızası hakkında konuşan ise Dârekutnî'dir. Buhârî ve Müslim'in mütâbî râvilerindendir. Bk.Kâşif, Trc.no:2496; Abde b. Ebî Lübâbe'ye mütâbî olarak kullanıldığı hadisler için bk.Buhârî, Tefsir, 113, 114; Müslim, Siyam, 220; Âsim b. Behdele el-Esedî el-Kûff'nin Buhârî dört, Müslim bir, Tirmİzî 32, Nesüî 29, Ebû Dâvûd 21, İbn Mâce 29, Ahmed b. Hanbel 246, Dûrimî 23 rivayetini nakleder. Tirmizî'nin, hadislerini "hasen-sahih" saydığı rivayetler için bk. Sünen, Cum'a, 63, H.no:593; Savm, 72, H.no:793; Buyu', 4, H.no:1208; Fiten, 24, 52, 71, H.no:2188, 2230-2231, 2258; Zühd, 50, 57, H.no:2387, 2398; îmân, 8, H.no:2616; Fezâilü'l-Kur'ân, 18, H.no:2914-2915; Kıraat, 9, H.no:2944; Tefsîr, 8/1, 17/17,97/2, H.no:3079, 3147,3351; Deavât, 98, H.no:3535-3536; Menâkıb, 23,64, H.no:3744, 3898;

Ayrıca 199/507, 200/508 ve bir sonraki 13/883.hadise bk.

İbn Mes'ûd'dan (Radıyatiahu anlı) şahidi için bk. 18/888.hadis.

[44] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/274-275.

[45] Sened:

Sahih: Müsned, 1/57, H.ııo:406; Benzer rivayetler için bk. 1/66, H.no:473 (Bu rivayette Humran'ın Basra Mescidi'nde Ebû Bürde kanalı ile Hz.Osman'dan (Radıyallahü anlı) naklettiği görülmektedir); î/69, H.no:503; Müslim, Taharet, 10-11; Nesât, Taharet, 108, H.no:145; îbn Mâce, Taharet, 57, H.no:459; Bezzâr, U/12, H.no:416;

Hadisin şâhidleri:

a-Ebû Saîd'den (Radıyallahii anh) şahidi:

Müsned, IH/39, H.no: 11286 (Atıyye sebebiyle hasendir. Fİras b. Yahya el-Hemdânî sadûk bindir); îbn Huzeyme, III/159, H.no:1817 (sahih); Heysemî, Mecma', 11/171. b-İbn Mesûd'dan (Radıyallahii anh) şahidi: 18/888.hadis. c-Ebû Hüreyre'den (Radıyatlahü anh) şahidi: 7-8/877-878.hadis. d-Ebû Mâlik el-Eş'arî'den (merfû olarak) şahidi:

Heysemî, Taberânî'nin Kebir'inde naklettiğini, senedinde Muhammed b. İsmail b. Ayyâş'ın bulunduğunu, Ebû Hâtim'in, bu râvinin babasından hadis duymadığını söylediğini, bu rivayetin de babasından yaptığı bir nakil olduğunu, diğer râvilerinin ise sika sayıldıklarını belirtir. BkMecma', 1/299;

e-Ebû Bekre'den (Radıyallahü anh) (merfû olarak) şahidi: ( i~M jı *«Jrij ,.^-jLi oi^ujı

Heysemî, Taberânî'nin Kebir'inde naklettiğini, senedinde Halil b. Zekerİyya'nın bulunduğunu, bu rûvinin metruk ve kezzab olduğunu belirtir. BkMecma', 1/300; f-Enes'ten (Radıyallahü anh) (merfû olarak).şahidi:

Abdilrrezzâk, IH/267, H.no:5588; Ayrıca bir Önceki 12/882.hadise bk.

[46] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/276.

[47] Sened:

Sahih: Müsned, 1/72, H.no:5I8; İbnMâce, İkâme, 193, H.no:1397 (Osman b. Affan'ın naklettiği hadisin râvileri sikadır. Tİrmizî ve Nesâî Ebû Hüreyre'den (Radıyallaltiianh) naklederler).

Câbİr'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk.17/887.hadis.

Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh) şahidi için bir sonraki 15/885.hadise bk.

Sa'd b. Ebî Vakkas'tan (Radıyallahüanh) şahidi için bk. 16/886.hadis.

[48] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/276-277.

[49] Sened:

Sahih: Müsned, 11/379, H.no:8908; Benzer rivayetler için bk, H/441, H.no:9653:

11/426, H.no:9473-9474; fîu/iân, Mevâkît, 6; Müslim, Mesâcid, 283; Tinnizİ, Edeb, 80, H.no:2868 (Hadis, Câbir'den (Radıyallahü anh) de nakledilir. Ebû Hüreyre'nin rivayeti ise hasen-sahihtir); Nesâî, Salât, 7, H.no:460; Dûrimû Salât, 1, H.no:1187; İbn EbîŞeybe, 11/389.

Hz.Osman'dan (Radıyallahü anh) şahidi için bir önceki rivayete bk.

[50] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/277-278.

[51] Sened:

Sahih: Müsned, 1/177, Rno:1534; İbn Huzeyme, 1/160, H.no:310; Hâkim, 1/316, H.no:718 (İsnadı sahihtir. Ancak Buhârî ve Müslim Sahih'lerine bu hadisi almamışlardır. Çünkü onlar Mahrarne b. Bükeyr'in hadisleri ile delil getirmezler. Hadisteki illet Mısırlı birçok âlime göre, Mahrame'nin yaşının küçüklüğü sebebiyle babasından hadis işkmemesidir. Fakat bazıları babasından hadis aldığını ispat etmişlerdir); Beyhakî, Şuabü'l-îmân, 111/42, H.no:2814; Makdist, IH/193 194, 195, H.no:988, 990 (isnadı sahihtir); Heysemî, hadisin Taberânî'inin Evsat'ında ve Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde nakledildiğini, Ahmed b. Hanbel'in râvilerinin sahih hadis ricali olduklarını ifâde eder. Bk. Mecma', 1/297.

İki kardeşin hikâyesini Talha b. Ubeydullah, Ebû Hüreyre ve Ubeyd b. Hâlid (Radıyallahü anhüm) de nakleder. Talha b. Ubeydullah'ın rivayeti İçin bk. Müsned, 1/163, H.no:1403.

[52] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/278-279.

[53] Sened:

Sahih: Müsned, M/317, H.no:14345; Benzer rivayet için bk. III/305, H.no: 14209; Müslim, Mesâcid, 284; Dârimî, Salât, 1, H.no:l 186; İbn EbîŞeybe, 11/389; Ebû Avâne, 11/20; Taberâııî, el-Mu'cemü'l-kebîr,VUVl62.

Hz.Osman ve Ebû Hüreyre (Radıyallahii anhüma) şâhidleri için önceki iki hadise bk.

[54] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/279.

[55] Sened:

Sahih: Müsned, 1/402, H.no:3811; Mükerrer için bk. 1/407, H.no:3865; Bu rivayetin ilk kısmı Tevhid bölümünde 36/36.hadiste zikredilmişti. İbn Mes'ûd (Radıyallahii anh): İki önemli haslet vardır. Bunlardan birini Rasûlullah'tan (Sallallahü aleyhi ve sellem) duydum ve diğeri kendi kanâatimdir. (Rasûlullah dedi ki:) "Kim Allah'a ortak koşarak Ölürse cehenneme gider."

Ben de; 'Kim hiçbir şeyi Allah'a ortak ve eş koşmadan ölürse cennete gider' diyorum. {Müsned, 1/374, H.no:3552.

Benzer rivayetler için bk. 1/382, H.no: 3625; 1/425, H.no: 4038, 4043; 1/443, H.no: 4231-4232; 1/462, H.no:4406; 1/464, H.no: 4425; Buhârî, Cenâiz, 1; Tefsîr, 2/22; Eymân, 19; Müslim, îmân, 150; Tayâlisî, Müsned, 1/206, H.no: 254; İbn Hıbbân, 1/235, H.no:251; Nesaî, es-Sünenü't-kübrâ, VI/293, H.no:1101i; Ebû Ya'la, Müsned, DC/22, H.no:5090; IX/126, H.no:5198; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, X/187, 189, H.no:10410, 10416; Bezzâr, Müsned, V/103-104, 127, H.no:1681, 1713; Şâşî, Müsned, 11/60-61, H.no:558-560; İbn Mende, îmân, 1/215, H.no:73; Ebû Avâne, 1/27, H.no:30.)

İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anlı) nakledilen diğer rivayet:

Abdünezzâk, 1/48, H.no:147; İbn Ebî Şeybe, 11/159, H.no:7644; Bezzâr, V/121, H.no:1704; Heysemî, Bezzâr ve Taberânî'nin Kebir'inde nakledilen hadisin senedinde münkeru'l-hadis olan Salih b. Musa'nın bulunduğunu belirtir. Bk.Mecma\ J/298.

Hz.Osman'dan (Radıyaüahü anlı) şahidi için 12/882.hadİse bk.

[56] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/279-280.

[57] Sened:

Hasen: Müsned, V/260, H,no:22138;

Hz.Osman'dan (Radıyallahü anh) şahidi için bk. Müsned, 1/67, H.no:483; 1/71, H.no:516; Afits/im, Taharet, 7. Ayrıca 12-13/882-883.hadislere bk.

Ebu'r-Rasâfe meçhuldür. Heysemî, "Bu zat hakkında cerh ve tadilde bulunan biri olduğunu bilmiyorum" der. Bk.Mecma', 1/298.

Bennâ senedinin ceyyid olduğunu beyan eder. Bk. Bulûğu'l~emânî, 11/204.

[58] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/280-281.

[59] Sened:

Hasen: Müsned, V/413. H.no:23395; Tabe'rânî, el-Mıı'cemü'l-kebîr, IV/126, H.no:3879;

Zamzam b. Zür'a b. Sevb el-Hadramî sadûktur ve bazen hata yapar. Bu zatın Ebû Dâvûd on, Ahmed b. Hanbel dokuz rivayetini nakleder.

Hamza Ahmed ez-Zeyn ise "İsmail b. Ayyaş hakkında (enkid olmasına rağmen hadis hasendir" der.

Heysemî, senedinin hasen olduğunu belirtir. Bk. Mecma', 1/298. Miinzİrî de hadisin hasen olduğunu söyler. Bk.Terğîb, 1/239.

[60] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/281.

[61] Sened:

Zayıf: Müsned, 11/390, H.no:9043; Hocası Mûsâ b. Dâvûd'dan naklettiği benzer rivayet:

11/403, H.no:9212; (Ahmed Muhammed Şâkir birinci rivayet İçin hasen, bu rivayet için zayıf hükmü verir. Ahmed b. Hanbel'in Esved b. Âmir ve Mûsâ b. Dâvûd isimli farklı iki hocasının haricinde hadisin senedi birdir.) İbn Mâce, Tıb, 10, H.no:3458:

(Bûsırî, hadisin senedinde cumhurun zayıf saydığı Leys b. Ebî Süleym'in bulunduğunu belirtir.) Ayrıca senedinde Ebu'l-Münzİr Zevvâd/Züâd b. Ulbe vardır. Bûsırî bu râvinin de zayıf olduğunu belirterek İbn Hıbbân'ın: "Gerçekten hadisi çok münkerdir. Sika râvilerden aslı olmayan, zayıf râvilerden ise maruf olmayan nakillerde bulunur" dediğini nakleder.)

Tirmizî de Ebu'l-Münzir ve Leys b. Ebî Süleym bulunan bir rivayet için: "İsnadı kuvvetli değildir" ifâdesinde bulunur. Bk.Sünen, Talâk, H.no:l 186;

Zevvâd/Züâd b. Ulbe'nin de bu rivayetlerinden başka rivayeti bulunmamaktadır. Ebû Davud'un kendisini faziletli bir insan olarak tanıtması râvinin sika olmasını gerektirmez, tbn Nümeyr: "Sadûk bir şeyhtir" derken, Yahya b. Maîn bu râviyi zayıf saymıştır. Iclî, Zevvâd hakkında: "bir beis yoktur", İbn Nümeyr: "sâlihtir" derken; Nesâî tenkid etmiştir.

İbn Mâce ile Ahmed b. Hanbel'in metninde dikkatimizi çeken bir lafız farkı bulunmaktadır: İbn Mâce'de, Ahmed b. Hanbel'in metninde ise lafzı vardır. siyaka daha uygun görünmektedir.

[62] Metindeki söz Arapça olmayıp Farsçadır. Her hâlde Ebû Hüreyre'nin bildiği bir dildir. Manası, 'Kamından şikayetin mi var?' şeklindedir. (Sİndî, Şetim İbn Mâce İV/98); Bennâ siyaktan 'Namaz kıldın mı?' şeklinde anlamıştır, ancak bu doğru değildir. (Bk. Bennâ, age., ü/205)

Aclûnî, Peygamberimizin 'Ey Selman, üzüm çift çift, hurma tek tek (yenir)'şeklindeki Farsça konuşmaların sabit olmadığını belirtmiştir. Zira ona göre aynı dili konuşanların söz arasında yabancı dilde ilâvelerde bulunması hoş karşılanmaz. (Bk. Aclûnî, Keşfü'l-hafâ 11/422)

Ancak yukarıdaki hadiste Rasûlullah öğrendiği ve Ebû Hüreyre'nin de bildiği bir cümleyi söylemiş olabilir, bunun sebebi nükteli konuşmadır ya da başka bir şey... Doğrusunu Allah bilir.

[63] İbn Mace bu rivayeti (*ü*S au-Ji) 'Namaz Şifadır'1 başlığı altında zikretmiştir. Diğer kitablardaki rivayette de Ebû HUreyre 'evet' şeklinde cevap vermektedir ki manaya uygun olan budur. (Bk. İbn Mâce, Tıb, 10, H.no:3458; Ahmed b. Ebû Bekir, Misbâhü'z-zücâce IV/59); "İbrahim b. Muhammed el-HUseynî ise O> ^£^) şeklinde fiilin Arapça olduğunu belirtir. (el-Beyân ve't-târif IV134)

[64] Namaz kalp hastalıklarına karşı şifa ve günah işlemeye mani olan/silen bir ibadettir. Zira Kur'ân'da Allah; Şüphesiz namaz ahlâksızlık ve kötülük işlemeyi engeller', 'Kur'ân'da şifa ve mü'minler için rahmet olan (âyetleri) indirdik' buyurmaktadır.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/281-282.

[65] Sened:

Sahih: Afiünerf, IV447, H.no:9740; !bn Hıbbâo, VI/300, H.no:2560; Heysemî hadisi Ahmed b. Hanbel'e ve Bezzâr'a nisbet eder ve her ikisinin isnâdındaki râvİIerin sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk.Mecma', 11/258; VI1/89; Bennâ senedinin ceyyid olduğunu beyan eder. Bk. Bulûğu'l-emânî, 11/205.

[66] Metinde geçen kelimesi burada, işlemek-yapmak, manasındadır.

[67] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/282-283.

[68] sened:

Sahih: A/Swu?4 III/313, H.no:14303; Benzer rivayetler için bk. III/334, H.no:14752; ffl/366, H.no:14878-14879; III/384, H.no:15056; A/its/im, Sıfalü'l-kıyâme, 65; Tirmizî, Birr, 25, H.no:l937 (Bu konuda Enes ve Amr b. el-Ahvas'tan (Radıyallahü anh) da rivayet bulunmaktadır. Câbir'in rivayeti ise hasendİr);

Hadisin şahidi olarak Ebû Hurre er-Rakâşî'nin sahâbî olan amcası kanalı ile naklettiği veda hutbesinde de bu lafızları görmekteyiz:

Bk. Müsned, V/72-73, H.no:20573.

[69] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/283-284.

[70] Sened:

Hasen: Müsned, III/340, H.no: 14597; Tirmitf, Taharet, 3, H.no:4; Taberânî, el-Mu'cemü's-sağîr, H.no:596; Suyûtî, hadisin hasen olduğunu belirtir. ~&V..el-Câmiu'ssağir, H.no:8192; Senedinde Yahya el-Kattât var ki bazıları bu râvîyi zayıf sayarken, İbn Adiy: "Hadisleri bana göre hasendir" der. Bennâ, İbnü'l-Arabî'nin: "Câbir'in rivayeti bu konuda en sahih rivâyetttir", İbn Hacer'İn ise: "Câbir'in hadisi hasendir" sözlerini nakleder. Bk. Bülûğu'l-emânî, 11/206. Bu hadis "Abdest almanın fazileti ve bu konuda titizlik" konusunda 181/489.hadiste zikredilmişti.

Müsned'de Hz.Ali'den (Radıyallahü anh) benzer bir rivayet nakledilir: Jl* Jü

Allah Rasûlü (Sallaltahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: "Namazın anahtarı abdest, tahrimesi/namaza giriş tekbîr, tahlili/çıkışı ise selâmdır." Bk. Müsned, 1/123, H.no: 1006; 1/129, H.no: 1072; Ebû Dâvı'ıd, Taharet, 31, H.no:61; Salât, 73, H.no:618; Tirmizî, Taharet, 3, H.no:3; Dârimî, Vudû', 22, H.no:693; İbn Mâce, Taharet, 3, H.no: 275; Dârekutnî, 1/360, 379; Beyhakî, es-SünenÜ'l-ktibrâ, 11/15, 173, 253, 379; Suyûtî, hadisin hasen olduğunu belirtir. Bk.el-Câmiu's-sağîr, H.no:8193.

Ebû Saîd'den (Radıyailahti anh) şahidi için bk. Tirmizî, Salât, 62, H.no:238 (hasen); İbn Mâce, Taharet, 3, H.no: 276; Dârekutnî, 1/359, 365; Hâkim, Müstedrek, 1/223-224, H.no:457; Beyhakî, es-Süııenü'l-kübrâ, 11/379-380;

İbn Abbâs'tan (Radıyallahü anhüma) şahidi için bk.Heysemî hadisin Taberânî tarafından nakledildiğini, senedinin zayıf olduğunu belirtir. Bk. Mecma', 11/104

Abdullah b. Zeyd'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk.Heysemî hadisin Taberânî tarafından nakledildiğini, senedinin zayıf olduğunu belirtir. Bk. Mecma', 11/104

İbn Mcs'ûd'ûan (Radıyallahüanh) şahidi için bk. Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 11/15.

[71] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/284.

[72] Sened:

Hasen: Müsned, 1/60, H.no:423; Abd b. Humeyd, Müsned, s.47, H.no:49; Hâkim, 1/144, H.no:243; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrû, 1/358; Şuabü'l-îmân, 111/39-40, H.no:2808; Heysemî aynı lafızla hadise işaret ettikten sonra hadisin Abdullah b. Ahmed b. Hanbel tarafından Müsned'e yaptığı ziyâdeler arasında rivayet edildiğim, Ebû Ya'lâ'nm, Bezzâr'ın ise benzer lafızla naklettiğini belirterek râvilerinin sika olduklarım ifâde eder. BkMecma', 1/288; Buradaki senedden de anlaşıldığına göre hadis Zevâİd'den sayılır. Fakat Bennâ âdeti üzere (z.) remzi kullanmamıştır.

Abdülmelİk b. Ubeyd es-Sedûsî meçhul biridir. Bk.İbnii'l-Medînî, el~Ilel, s.96, H.no:I63; Bennâ ise elindeki nüshalardan hareketle, bunu Abdullah'ın Zevâid'inden değil, Ahmed b. Hanbel'in nakli olarak kabul eder. Bk. Bulûğu 'l-emânî, 11/206.

Suyûtî hadisi Ahmed ve Hâkim'e nispet eder. Bk. el-Câmiu's-sağîr, H.no:8859; Münâvi ise: "Hâkim'in: "isnadı sahihtir" dediğini Zehebî'nİn Telhîs'te bunu onayladığını, fakat Mühezzeb'de Abdülmelİk'in meçhul olduğunu söylediğini belirtir. Bk.Feyzu'l-kadtr, VI/235. Osman b. Ömer aslında Ahmed b. Hanbel'in hocasıdır. Fakat burada başka bir hocası kanalı ile bu hocasından nakilde bulunmuştur.

[73] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/284-285.

[74] Sened:

Hasen: Müsned, III/128, H.no:l2234; Benzer rivayetler için bk. III/128, H.no:12233; IH/199, H.no:12991; III/285, H.no: 13970 (Bu rivayette geçen Ahmed b. Hanbel'in hocası Affan'm hocası Sellâm Ebû'l-Münzir b. Süleyman el-Müzenî el-Kârî en-Nahvî, hafızası hakkındaki tenkide rağmen sika sayılmıştır); Nesaî, Işratü'n-nisâ, 1, H.no:3937-3938; Ebû Ya'Iâ, VI/199, H.no:3482; Hâkim, 11/174, H.no:2676 (Müslim'in şartına/râvisine göre sahihtir. Zehebî de bu görüştedir); Makdisî, 1V/427-428, H.no:1608; V/U2-113, H.no:1736-1737; Ebû Saîd ve Sellâm sadukturlar.

Suyûtî lıasen hükmü verir. Bk. el-Câmiu's-sağîr, H.no:3669; Münâvi ise: "Irâki'nin: "isnadı ceyyiddir", İbn Hacer'in "haserıdir" dediklerini naklederek Suyûtî'nin hadisi Ahmed b. Hanbel'e nispet etmesini eleştirir. Bk.Feyzu'l-kadîr, 111/489-491. Görüldüğü gibi hadis Ahmed b. HanbeVİn naklettiği rivayetlerden biridir.

Enes'ten (Radıyallahü anh) nakledilen benzer bir rivayet:

Deylemî, 11/119, H.no:2622; Bu hadis hakkında geniş bir bilgi için bk. Aclûnî, Keşfü'l-hafâ, 1/405-407, H.no:1089.

[75] Ya da 'gözümün nuru, namaz içinde kılındı'.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/285.

[76] Sened:

Hasen: Müsned, 1/245, H.ııo:2205; Benzer rivayetler için bk. 1/255, H.no:2301; 1/296, H.no:2694; Abdb. Humeyd, s.222, H.no:666;

Ali b. Zeyd zayıf, Yusuf b. Milırân ise "leyyinü'l-hadis"tir.

Heysemî, hadisin Ahmed ve Taberünî tarafından nakledildiğini, senedinde hakkında tenkit bulunan Ali b. Zeyd'in bulunduğunu, diğer râvilerin ise sahih hadis ricalinden olduklarını ifade elti. BY..Mecma', 11/270;

Suyûtî hasen hükmü verir. Bk. el-Câmiu's-sağîr, H.no:6078; Münâvİ İse Heysemî'nin tesbilini naklederek Suyûtî'nin hasen hükmü verişini bununla illetlendirir. Bk.Feyzu'l-kadîr, IV/656.

Ali b. Zeyd için 29/180 ve 9/879.hadislerin tahririne bk.

[77] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/286.

[78] Sened:

Sahih: Müsned, III/316, H.no:İ4331; Benzer rivayet:

Bk. HI/348, H.no:14683; Müslim, İmân, 18.

[79] İbn Numeyr'in rivayetinden eklendi:

[80] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/286-287.

[81] sened:

Sahih: Müsııed, V/371, H.no:23047; Benzer rivayet için bk. V/364, H.no:22982; Ebû Dâvûd, Edeb, 78, H.no:4985-4986; Beyhakî, es-SünenU'Uübrâ, 1/390.

[82] Metindeki hısımımız olarak terceme edildi. Çünkü sıhriyyet, kişinin eşi tarafından olan yakınları için kullanılır.

[83] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/287.

[84] Sened:

Sahih: Müsned, V/388, H.no:23I92; Ebû Dâvûd, Tatavvu', 22, H.no:1319 (Münziri: "Bazıları bunun mürsel olarak naklettiğini söylediler" der).

Abdullah b. Ca'fer'den (Radıyallahü anlı) nakledilen hadis:

Müsned, 1/206, H.no:1762;

Sıkıntılı durumlarda sabır, namaz ve dua üçlüsüne şu uygulama da ilave edilebilir: Namazları cemetmek:

Nesâî, Mevâkît, 46, H.no:596-598.

[85] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/287-288.

[86] Bu mana için bk. Mübarekfûrî, Tuhfetü'l-Ahvezî, IX/278; Arş otorite/güç anlamında kullanılır.

[87] Müsned, 1/280, H.no:2531, 2537; 1/254, H.no:2297; 1/228, H.no:2012; 1/258-259, H.no: 2344-2345; 1/268, H.no:2411; 1/284, H.no:2568; Buharı, Daavât, 27, Tevhid, 22, 23; Müslim, Zikir, 83. Tirmizt, Deavât, 40, H.no:3431; İbn Mâce, Dua, 17, H.no:3883.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/288.

[88] Sened:

Sahih: Mfcmerf, VI/290, H.no:26363; Benzer rivayetler için bk. VI/311, H.no:26536; VI/315, H.no:26563; VI/321, H.no:26606; İbn Mâce, Cenâiz, 63, H.no:1625 (Buhârî ve Müslim'in şartı na/râv isi ne göre isnadı sahihtir); Bennâ senedinin ceyyid olduğunu beyan eder. Bk. Bülûğu't-emânî, 11/208.

EK: Enes'ten (Radıyallahu anlı) şahidi:

Müsned, III/117, H.no:12108; //)« A«m, Vasiyet, 1, H.no:2697 (Ahmed b. Mikdâm sebebiyle isnadı hasendir); Hâkim, 111/59, H.no:4388 (Hâkim sükût etmiş, Zehebî de bu hadisin bu konuda zikredilmesinin sebebini sorgulamıştır).

[89] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/289.

[90] Sened:

Sahih: Müsned, 1/78, H.no:585; Bu konuda Ahmed b. Hanbel'in şu rivayeti de dikkate alınmalıdır. EK:

Müsned, 1/90, H.no:693 (Ahmed Muhammed Şâkir, bu rivayetin İsnadının hasen olduğunu belirterek senedinde Ömer b. Fudayl es-Sülemî el-Hıraşî el-Basrî'nin bulunduğunu dile getirmiştir. İbn Main ve tbn Hıbbân bu râviyi sika sayarlar. Nuaym b. Yezid ise tâbiindendir. Ömer b. Fudayl'in dışında kendisinden nakilde bulunan olmamıştır. Ebû Hatim meçhul olduğunu söyler. Hakkında açıkça bir cerh bulunmadığı müddetçe tabiîn mesturdur. Heysemî de bu görüşleri ifade eder. Bk. Mecma', 111/63); Ebû Dâvûd, Edeb, 124, H.no:5156; İbn Mâce, Vasâyâ, 1, H.no:2698.

[91] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/289-290.

[92] Sened:

Sahih: Müsned, 11/186-187, H.no:6750; Benzer rivayetler için bk. 11/197, H.no:6860 (Bu rivayetin senedinde "Şam'dan bîri" diye zikredilen müphem bir râvi bulunmaktadır. Fakat diğer rivayetlerde görüldüğü gibi bu kişi, Ebû Eyyûb Yahya b. Mâlik el-Ezdî el-Mağribî el-Atekî'dir. Ebû Eyyûb tabiînden sika biridir. Basralıdır. Nesâî, İbn Hıbbân, ve Iclî sika saymıştır); 11/221-222, H.no:7067:

11/213, H.no:6994:

11/187, H.no:6751-6752; Bu rivayetin mükerreri: 11/208, H.no:6946; İbn Mâcey Mesâcid, 19, H.no:801 (Bûsırî, isnadının sahih, râvilerinin sika olduğunu belirtir); Buhârî, ei-Edebü'l-müfred, s.80-81. Heysemî İbn Lehîa'nın bulunduğu rivayetlere hasen hükmü verir. Bk.Mecma', X/82; Heysemî, bu rivayeti eserinin değişik yerlerinde tekrar eder ve râvilerinin sika olduğunu belirtir. Bk.age., IV/219-220; V/133, 142. Bir yerinde ise senedinde müdellİs-sika olan İbn İshak bulunmaktadır. Diğer râvileri sahih hadis ricâlindendir. Bk. age., X/84;

Hadis iki bölümden oluşmaktadır:

a-Bİrincİ kısım eserdir, merfu değildir. Çünkü Nevf in sözüdür. Nevf tabiîdir ve Ka'bü'l-ahbar'ın karısının oğludur. Bu kısım merfu olmadığı için Mecmau'z-zevâid'de yer almamıştır. Fakat manası sahihtir. Abdullah b. Amr'dan (Radıyallahü anh) merfu olarak da nakledilir: Müsned, 11/169-170, H.no:6583; Hz. Nuh'un oğluna vasiyetini Allah Rasûlü hikâye eder.

b-Merfu olan kısmı.

[93] Bir rivayette bu kişinin tarif edilişini ve rivayetin farklı lafızlarını şu şekilde görmekteyiz:

Müsned, H/225, H.no:7101.

[94] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/290-292.

[95] Sened:

Sahih: Müsned, Ü/352, H.no:86İ0; Benzer rivayetler İçin bk. 11/95, H.no:11846; V/451, H.no:23671; V/450, H.no:23669; Abdullah b. Mübarek, ez-ZüM, s.137, H.no:407 (mürsel olarak):

Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsaî, VIH/118, H.no:8144; Deylemt, IV/156, H.no:6484; Heysemî, hadisi Ahmed ve Taberânî'nin Evsat'ında naklettiğini, senedinde Nâfî' b. Süleyman el-Kuraşî'nİn bulunduğunu, bu râvİyİ Ebû Hatim'in sika saydığını, diğer râvilerinin ise sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk.Mecma', H/36; Taberânî'nin Evsat'ında Nâfî' b. Süleyman el-Kuraşî'nin mütâbü olarak Yahya b. Süleym'i görmekteyiz. Münzİrî Ahmed b. Hanbel'in isnadının sâlih olduğunu ifâde eder. Bk.Terğîb, 1/173.

Ayrıca 39/909, 35/905, 37/907 ve 193/501.hadislere bk.

[96] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/292.

[97] Sened:

Sahih: Müsned, 11/235, H.no:7208; Benzer rivayetler için bk. 11/277, H.no:7715

ziyâdesi ile; 11/301, H.no:7982 (gûijı« ^J}) lafzı ile; 11/438, H.no:9610; Şu rivayette harfi cer değişikliği bile olsa Ahmed b. Hanbel'in rivayetlerinde bu farklılığı yansıttığını görebiliriz:

Müsned, 11/278, H.no:7715 (İmam Mâlik'in Muvatta'ında da aynen bu sened ve lafızla nakledilir. Bu rivayet 194/502.hadiste zikredildi); Mâlik, Kasru's-salât, 55; Taharet, 161; Müslim, Taharet, 41, 49; Timizi, Taharet, 39, H.no:51 (Bu konuda Hz. Ali, Abdullah b. Amr, İbn Abbas, Abîde/Ubeyde b. Amr, Âişe, Abdurrahman b. Âiş el-Hadramî ve Enes'ten (RadtyaUahü anh) de nakiller bulunmaktadır. Ebû Hüreyre'nin bu rivayeti İse hasen-sahihtir); Nesâî, Taharet, 107, H.no:143; İbn Mâce, Taharet, 49, H.no:428; îbn Huzeyme, 1/6, H.no:5.

Hadisin şâhidleri:

a-İbn Abbas'tan (Radıyallahü anhünıâ) şâlıidi için bk. Tirmizî, Tefsir, 38/3, H.no:3234 (Bu konuda Muâz b. Cebel ve Abdurrahman b. Âiş'ten (Radıyallahü anhüm) de nakiller vardır. İbn Abbas'in rivayeti ise hasen-gariptir).

b-Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyallahü anh) şahidi: Müsned, III/3, H.no: 10936. Bu hadis için 193/501, 1454/2324 ve 39/909.hadislere bk.

c-Ensar'dan biat eden hanım sahabeden (Radıyallahü anim) birinden şahidi:

Müsned, V/270, H.no:22226 (Amr b. Abdullah'tan (Radıyallahü anh) nakleden meçhuldür. Bu yüzden de senedi zayıftır. Fakat hadisin metni sahihtir).

d-Abdullah b. Selâm'dan (Radıyallahü anh) şahidi: Müsned, V/451, H.no:23671 (1517/2387. hadis).

[98] İbnü'1-Esir, Nihaye, 11/338.

[99] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/293.

[100] Sened:

Sahih: Müsned, U/283, H.no:7788; İkinci rivayet için bk. 11/319, H.no:8240; Diğer rivayetler için bk. U/432, H.no:9541; 11/478, H.no:10155; 11/312, H.no:8096; H/316, H.no:8168 (Hemmâm, H.no:70); ü/350, H.no:8593; n/374, H.oo:8855; Buharı, Ezan, 30; Salât, 87; Buyu', 49; Cilıâd, 72, 128; Müslim, Zekât, 56; Mesâcid, 257, 272; Ebû Dâvûd, Salât, 48, H.no:559; Tirmizî, Cum'a, 70, H.no:603 (hasen-sahih); Nesâî, Salât, 14, H.no:703; İbn Mâce, Mesâcid, 14, H.no:774.

Hadisin şâhidleri:

a-İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anlı) şahidi için bk. Müsned, 1/414-415, H.no:3936; 1/382, H.no:3623; Müslim, Mesâcid. 256; Nesâî, İmame, 50, H.no:847 (1288/2158.hadis)

b-Câbir'den (Radıyatlahu anlı) şahidi için bk. Müsned, III/336, H.no:14546; Müslim, Mesâcid, 279 (1349/2219.hadis)

c-Ukbe b. Âmir'den (Radıyallahii anlı) şâlıİdi için 43/913.hadise bk.

d-Übey b. Ka'b'dan (Radıyallahü anlı) şahidi için bk. Müsned, V/133, H.no:21111 (sahih); Humeydî, 1/186, H.no:376 (1351/2221.hadis)

e-Utbe b. Abd el-Mâzİnî'den (Radıyallahii anlı) şahidi için bk. Müsned, İV/185, H.no:17586 (İsnadı zayıftır. Senedinde Yezid b. Zeyd el-Cürcânî bulunmaktadır. Diğer râvileri ise sikadır. Bk. Heysemî, Meana', 11/29)

f-AbduIlah b. Amr'dan (Radıyallahii anhunıâ) şahidi İçin bk. Müsned, 11/252, H.no:7424; H/172, H.no:6599; Heysemî, Ahmed b. Hanbel ve Taberânî tarafından nakledilen hadisin, Taberânî tarafından nakledileni sahih hadis ricali İle, Ahmed b. Hanbel'inkİ ise İbn Lehîa kanalı ile rivayet edildiğini söyler. Bk.Mecma', U/29. (1356/2226.hadis)

g-Enes'ten (Radıyallahü anlı) şahidi için bk. Müsned, III/263, H.no:13705; IH/182, H.no:12811; IH/106, H.no:11972; Buhârî, Ezan, 33; Fezîlü'l-Medîne, 11; Mâce, Mesâcid, 15, H.no:784.

[101] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/294.

[102] Sened:

Sahih: Müsned, 11/289-290, H.no:7879 (Velıb b. Münebbih'ten duyan râvînin müphem oluşu sebebiyle hadisin isnadı zayıftır. Fakat hadisin şâhİd ve mütâbîleri vardır. Bunlarla sahih li ğayrihi seviyesine yükselir); Benzer rivayetler için bk. 11/421, H.no:9416, 9422; 11/252, H.no:7424; 11/308, H.no:8064; 11/318, H.no:8206; 11/312, H.no:8106; H/319, H.no:8229; 11/394, H.no:9094; 11/261, H.no:7542; 11/266, H.no:7603; 11/415, H.no:9344; 11/486, H.no: 10256; 11/501, H.no:10447; 11/502, H.no:10468; 11/528, H.no:10777; 11/532, H.no:10825; 11/533, H.no:10843; Hemmâm, Sahîfe, H.no:l 13; Mâlik, Kasra's-salât, 51, 54; Buhârî, Vudû', 2; Ezan, 36; Müslim, Mesâcid, 272-274; Ebû Dâvüd, Taharet, 31, H.no:60 (Hocası Ahmed b. Hanbel'den naklettiği hadislerden biridir); Salât, 20, H.no:469; Tirmizt, Taharet, 56, H.no:76 (Garib-Hasen-Sahih); Salât, 128, H.no:330 (Tirmizî, hadisin Hz.Ali, Ebû Saîd, Enes, İbn Mes'ûd ve Sehl b. Sa'd'dan (Radıyallahii anlı) şâhidlerinin bulunduğunu, Ebû Hüreyre'nin rivayetinin ise hasen-sahih olduğunu belirtir); Nesâî, Mesâcid, 40, H.no:731; îbn Mâce, Mesâcid, 19, H.no:799; DûrimS. Salât, 122, H.no:1414; Abdünezzâk, 1/580, H.no:2210-2211; Tayâlisî, s.311, 317, 321, H.no:2363, 2415, 2448; İbn Huzeyme, 1/187, H.no:360; 1/372, H.no:756; 11/380, H.no: 1504; İbn Hıbbân, V/48, H.no:1753; Bu hadis 352/660.hadiste ayrı bir senedle zikredildi.

Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anlı): Rasûlullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Abdesti bozulan kişi, yeniden abdest alıncaya kadar namazı kabul olmaz." Hadramevtli biri Ebû Hüreyre'ye sordu: 'Ey Ebû Hüreyre, Abdesti bozma nedir?' 'Sessiz ya da sesli yellenmektir.' (Müsned, 11/308, H.no:8064)

Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyallahü anlı) şahidi için bk. 38/908.hadis.

[103] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/295.

[104] sened:

Sahih: Mümed, 111/95, H.no:lİ846; Abd h. Humeyd, s.303, H.ııo:984; İbn Huzeyme, 1/185, H.no:357; İbn Hıhbûn, 11/127-128, H.no:402; Ebû Ya'lâ, 11/507, H.no:1355; Hâkim, 1/305, H.no:689 (Bulıârî ve Müslim'in şartına/râvisİne göre sahihtir); Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 11/16; Heysemî hadisin senedindeki Ali b. Zeyd b. Cüd'ân'ın varlığına dikkat çeker ve bu zat ile delil getirilip getirilmeyeceği hususunda ihtilaf bulunduğunu söyler. Bk.Mecma', 11/36; Bu râvi ile ilgili bilgi için bk. 9/879 ve 27/897.hadisler. Hz.Ali'den (Radıyallahii anlı) şahidi İçin bk.

1/144, H.no:1218; 1/147, H.no:1250; Bezzâr, 11/210, H.no:597; Makdisî, Muhtara, 11/196-197, H.no:578-579 (şûhidleri ile hasendir); Heysemî, senedinde ihtilât etmiş bir râvi olan Atâ b. es-Sâib'in varlığına dikkat çeker. Bk. Mecma', 11/36; X/107.

Ebû Hüreyre'den (Radıyallahii anlı) şahidi için bk. 37/907.hadis.

Bu hadisler 172/1042.hadisin şâhidlerinde de zikredilecektir.

[105] Müsned, Thk. ve Thr: Şuaybü'l-Arnavud başkanlığındaki heyet, XVIII/402.

[106] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/296-297.

[107] sened:

Hasen: Müsned, III/3, H.no: 10936; A/ı A/dcu, Taharet. 49, H.no:427; Mesâcid, 14, H.no:776 (Ebû Saîd'in hadisini İbn Huzeyme ve İbn Hıbbân Sahih'lerinde naklederler. Müslim'in Sahih'inde de hadisin şahidi vardır); Dâritnî, VudÛ', 30. H.no:704-705: Ebû Ya'tâ, 11/507, H.no: 1355; İbn Hıbbân, 11/127-128, H.no:402; Hâkim, 1/305, H.no:689 (Hâkim, Buhârî ve Müslim'in şartına/râvîlerine uygun olarak sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de bu görüşü onaylamıştır). Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrû, 11/16;

Senedde yer alan Abdullah b. Muhammcd b. Akîl sika biri olmasına rağmen hafızasından dolayı tenkide maruz kalmıştır. Heysemî bu rivayeti iki yerde verir ve: "İbn Mâce hadisin baş tarafını, Ahmed b. Hanbel tamamını, Ebû Ya'lâ ise Özetini nakletti. Senedinde Muhammed b. Akîl var. Bu rSvi ile delil getirilip getirilemeyeceği hususunda ihtilâf bulunmaktadır" der. Bk.Meaııa', 11/92-93, 133-134.

Ebû Hüreyre'den (Radtyallahii mıh) şahidi için bk.35/905;

Ubâde b. Sami t'ten (Radıyaîlahü anh) şahidi: Heysemî, hadisin Taberânî ve Bezzâr tarafından nakledildiğini, Bezzâr'ın şeyhi Hâlid b. Yûsuf es-Semtî ile babası Yûsuf es-Semtî'nin zayıf olduğunu, İshak'ın ise Ubâde'ye yetişmediğini yâni senedinin kopuk olduğunu belirtir. Bu konuda Cübeyr b. Mut'un, İbn Mes'ûd, biat eden hanım sahâbîlerden biri, Câbir, Ebû Hüreyre, Ebû Ümâme ve Imrân b. Husayn'den (Radıyallahu anh) şâhidler verir. Bk.A/ecmaMI/36-38.

Hadisin tamamı tekrar cemaatle namazda safların düzgün tutulması ile ilgili başlıkta 1454/2324.hadiste zikredilecektir.

Ayrıca, bu rivayet 193/501.hadiste zikredildi.

[108] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/297-298.

[109] Bu konudaki hadisler İleride ayrı bir başlıkta da işlenecektir. İlgili rivayetler için bk.l287/2157-1296/2166.hadisler.

[110] Bu konudaki hadisler de ileride ayrı bir başlıkta işlenecektir. İlgili rivayetler için bk.B27/2197-1359/2229.hadisler.

[111] Merğınani, Hidaye, 11/57.

[112] Yani evlerinde kılmaları.

[113] Ebû Dâvûd, Salât, 52; (Benzerleri için bk. Ahmed b. Hanbel, 11/90; Müslim, Salat, 135, 138; İbn Mâce, Mukaddime, 2)

[114] Bk. Şiıazî, Mühezzeb, 1/93,99,100; Meığınani, a$e., 11/57; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/102,108; Rafiî, Fethu'l-Aziz (Mecmu ile birlikte bs.), IV/282; Nevevî, Mecmu, IV/189; İbn Kudame, Muğnî, 11/35,36,47; Şirbînî, Muğni'l-muhtac, 1/229-230; Desûkî, Haşiye, II336.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/298-299.

[115] Sened:

Hasen: Müsned, V/331, H.no:22710; Nesâî, Mesâcid, 40, H.no:732; Taberâııî, el-Mu'cemü'l-evsat, III/293, H.no:3194; Bennâ hadisin isnadının ceyyid olduğunu söyler. Bk.Bülûğu'l-emânİ, U/211.

[116] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/299.

[117] Sened:

Hasen: Müsned, IIÎ/367, H.ııo: 14890; Benzer rivayet:

III/367, H.no: 14890; Taberânî, el-Mû'cemü'l-evsat, VII/39-40, H.no:6787; Beyhâkî, es-Sünenü'l-kübrâ, 1/375; Heysemî, Alımed ve Ebû Ya'lâ tarafından rivayet edildiğini, Ebû Ya'Iâ'nın lafzını ziyâde yaptığını ve senedindeki râvilerin de sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Ayrıca Ebû Ya'13'dan nakledilen bir başka rivayetin senedinde Furat b. Ebu'l-Furat'ın bulunduğunu, bu zatı İbıı Main ve İbn Adiy'in zayıf, Ebû Hâtim'in ise sika saydığını ifade eder. Bk. Mecnıa', 1/312-313; Bennâ ise Ahmed b. Hanbel'den nakledilen hadisin isnadındaki râvîlerin hasen ricali olduklarını İfade eder. Bk.Bülûğu'i-emânî, U/212.

Hadisin şâhidleri:

a-İbn Ömer'den (Radıyallahü anhiima) şahidi için bk. Müsned, 11/88, H.no:56l 1; 11/94-95, H.no:5692; 11/126, H.no:6097; Buhârf. Mevâkît. 24, 40; Müslim, Mesâcid, 221; Ebû DâvÛd, Taharet, 79, H.no:199; Salât, 7, H.no:420; Heysemî, hadisi Ahmed b. Hanbel'in nakletiğini, râvilerin de sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bezzâr tarafından nakledilen rivayetin ise râvilerinin sika olduğunu söyler. Bk. Mecnıa', 1/313. (151-152/1021 -1022.hadisler)

b-İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anlı):

Bk.A/«5«cd, 1/396, H.no:3760; Bezzâr, V/216-2I7, H.no:1819; £:öm Kü7ü, IX/206,

H.no:5306; Heysemî, hadisi Ahmed, Ebû Ya'lâ, Bezzâr ve Taberânî'nin Kebîr'inde naklettiğini, Ahmed b. Hanbel'in, Asım b. Ebu'n-Necûd'un dışındaki râvilerinin sika olduğunu, bu râvinİn de hakkında ihtilâf edildiğini, Taberânî'nin senedinde İse zayıf olan Ubeydullah b. Zahr'ın bulunduğunu belirtir. Bk.Mecma', 1/312. (151/1021).

c-İbn Abbas'tan (Radıyallahü anhiima): Rasûlullah (Salkdkıhü aleyhi ve sellem) bir gece yatsı namazını (işinden dolayı) geciktirdi ve (mesciddeki) topluluk uyukladı, uyandı, sonra tekrar uyuklayıp uyandılar. Râvilcrden Kays dedi ki: Hz. Ömer Peygamberimizin yanına gelip 'Namaz! Ey Allah'ın Rasûlü!' dedi. Rasûlullah çıkıp (yanlarına geldi) ve onlara namaz kıldırdı, (ama) abdest almaları (gerektiğini) söylemedi. Bk. 360-362/668-670. ve 150-159/1020-1029. hadisler (Müsned, 1/244, H.no:2195; Benzer rivayetler için bk. 1/221, H.no; 1926; 1/366, H.no:3466; Buharı, Mevâkîl, 24; Müslim, Mesâcid, 225; Nesâî, Mevâkît, 20, H.no:529-532; Dârimî, Salât, 19, H.no:1218;) Heysemî, Taberânî'niıı Kebir'inde naklettiği rivayet İçin: "Râvileri sika sayılmışlardır" der. lafzı ile yine Taberânî'nin aynı eserinde naklettiği rivayetin senedinde zayıf olan Muhammed b. Küreyb'in bulunduğunu belirtir. Bk.Mecma\ 1/313.

d-Hz. Âişe'den (Radtyallahü anlıâ) şahidi için bk. Buharı, Mevâkît, 24; Müslim, Mesâcid, 218; Dârimî, Salât, 19, H.no:12I6-1217; (158-159/1028-1029.hadisler)

e-Nu'man b. Beşîr'dcn (Radtyaliahü anlı) şahidi için bk. Ebû Dâvûd, Salât, 7, H.no:419;

f-Muâz b. Cebel'den (Radıyallahü anlı) şahidi İçin bk. Ebû Dâvûd, Salât, 7, H.no:421; (156/1026.hadis)

g-Ebû Saîd el-Hudrî'den (RadıyaUahü anlı) şahidi: Müsned, IH/5, H.no: 10957; Ebû DâvÛd, Salât, 7, H.no:422; İbn Huzeyme, 1/177, H.no:345 (154/1024.hadis)

h-Enes b. Mâlİk'ten (RadıyaUahü anlı) şahidi için bir sonraki 42/9I2.hadise bk.

ı-Ebû Hüreyre'den (Radıyaliahii anlı) şahidi için bk. 150/1020.hadis

i-Ebû Bekre'den (Radıyallahü anlı) şahidi için bk. 155/1025.hadis. Bu rivayette dokuz veya sekiz gece yatsı namazını geciktirdiğine dâir bir bilgiyle karşılaşıyoruz. Bk.Müsned, V/47, H.no:20362 (hasen); Taberânî, el-Mu'cnll'l-kebîr. X/162, H.no;10209.

j-Münkedir'den (Radıyallahü anlı) şahidi: Heysemî, Taberânî'nin üç Mu'cem'inde de naklettiği bu rivayetin râvilerinin sika olduklarını belirtir.

Bk.A/ec//raM/312.

k-Abdullah b. Müslevrid'den (Radıyallahüanlı) şahidi:

Heysemî, Taberânî'nin Kebir'inde naklettiği rivayet için: "Senedinde İbn Lehîa var ve bu zat zayıftır" der. EkMecma', 1/313.

Diğer rivayetler İçin Heysemî'nin eserine bakılabilir.

[118] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/299-301.

[119] Sened:

Sahih: Mümed, IIJ/189, H.no:l2897; Benzer rivayet için bk. III/200, H.no:13003; III/182, H.no:I2815-12816; III/267. H.no:I3753; 111/160,

H.îiü:12570; Ilî/101, H.no:11926; 111/113, H.no:I2067; III/205, H.no:13067; IK/129-130, H.no:12254; III/199, H.ııo:12994; ÎII/268, H.no:13766; 111/267, H.no:13753; Buhuru Ezan, 27-28, 36, 156; Mevâkît, 25, 40; Müslim, Hayz, 123-126; Ebû Dâvûd, Taharet, 79, H.no:200-201; Salât, 45, H.no:542, 544; Tirmizt, Cum'a, 21, H.no:518 (Hasen-Salıih); Atesâf, Mevâkît, 21, H.no:537; İbn Mâce, Salât, 8. H.no:692.

(361-362/669-670. ve 1483/2353.hadisler) Bir gece yalsı namazı için toplanıldı. Bir kişi Peygamberimizin (Sallatlalıü aleyhi ve sellem) yanına gelip; 'Ey Allah'ın Rasûlü! (Yardımına) ihtiyacım var' dedi. Rasûlullah yardım etmek için onunla beraber kalkıp (gitti) ve (gecikince de mesciddeki) kimseler ya da bir kısmı uyukladı. (Peygamberimiz dönünce) onlara namaz kıldırdı, ancak abdest almalarını söylemedi. Bk. Müsned, III/160, H.no:12570; III/I01, H.no;11926; III/113, H.no:12067; 111/205, H.no:13067; III/182, H.no:12815-12816; III/129-130, H.no:12254; III/199, H.no:12994; 111/268, H.no:137Ğ6; Buhârî, Mevâkît, 25, 40; Ezan, 27-28, 36, 156; Müslim, Hayz, 123-126; Ebû Dâvûd, Taharet, 79, H.no:200-201; Salât, 45, H.no:542, 544; Tirmizî, Cum'a, 21, H.no:518 (Hasen-Sahih).

Şâhidleri için bir önceki 41/911.hadisin tahricine bk.

[120] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/301-302.

[121] Sened:

Sahih: Miisned, IV/157, H.no:17371; Benzer rivayetler için bk. IV/159, H.no:17387; IV/159, H.no:17389-17391; Heysemî: "Hadisi bazıları sahih, bazıları da İbn Lehîa sebebiyle hasen saydı" der. Bk. Mecma', 11/29; Bennâ der ki: "Münzirî hadisi Terğîb ve Terhîb'inde zikretti ve: "Ahmed b. Hanbel, Ebû Ya'lâ ve Taberânî Kebîr ve Evsafında naklettiği bu rivayetin bazı tarikleri sahihtir. İbn Huzeyme ve İbn Hıbbân Sahİh'Ierinde nakletti "dedi." Bk.Bülûğu'l-emânî, 11/212.

Hadisin senedlerine bakıldığı zaman İbn Lehîa ile Ukbe b. Amir arasında bazen iki, bazen tek kişinin bulunduğu görülmektedir:

a-IV/157, H.no:17371:

b-IV/159, H.no:17387:

c-IV/159. H.no: 17389:

d-IV/159, H.no: 17390:

e-IV/159, H.no: 17391:

Bazılarında sadece Ebû Uşşâne el-Maâfirî (Maâfir'den bir şeyh), bazılarında ise bu zât ile birlikte talebesi Ebû Kabil veya Amr b. Haris senedde yer almıştır. Hadisin değişik kanallardan gelmesi mümkündür.

Hadisin şâhidleri için 36/906.hadise bk.

[122] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/302-303.

[123] Sened:

Hasen: Müsned, V/268, H.no:22205; Benzer rivayet:

Bk. V/263-264, H.no:22174;; £fed Dâvöd, Salât, 48, H.no:558; Tatavvu', 12, H.no: 1288; Taberânî, el-Mu'cemti'l-kebîr, VIII/207, 267, H.no:7734, 7887; Beylıakî, es-Sünenü'l-kübrâ, III/49.

Senedinde Benû Ümeyye'nin mevlâsı Kasım b. Abdurrahman var ki İbn Main, Iclî ve Tirmizî sika saymıştır. Yakub b. Şeybe de: "Bu râvîyi zayıf sayanlar da vardır" der.

İkinci senedde ise Osman b. Ebu'l-Atike bulunmaktadır. Hakkında ihtilâf edilen biridir. Ali b. Yezid'den yaptığı rivayetlerinde lenkidde bulunulmuştur.

Ebû Ümâme'nin ismi Suday b. Aclân'dır.

[124] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/303.

[125] sened:

Hascn: Müsned, IH/21, H.'no:11099; fbnMâce, Mesâcid, 14, H.no:778 (Bûsırî: "Bu hadis zayıf râvÜerin birbirlerinden naklettiği bir rivayettir. Atıyye el-Avtî, Fudayl b. Merzûk ve Fadl b. Muvaffak zayıftır. Fakat İbn Huzeyme Fudayl b. Merzûk kanalı ile Sahİh'inde rivayet eder ki bu ona göre sahihtir. Nevevî Ezkâr'ında, İbn Sünnî de duaları derlediği eserinde bu hadise yer verir. Fakat Atıyye zayıftır); Alıyyc b. Sa'd b. Cünâde Ebu'i-Hasen el-Avfî el-Cedelî el-Kûft (v.111/729) hakkında geniş bilgi için 2/280 ve 459/767.hadisin lahricine bk.

İbn Huzeyme, 11/458; İbn Sünnî, Amelü'l-yevm ve'l-leyle, s.30, H.no:83.

[126] Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde hadisin merfu olarak rivayetinde bir zan vardır. Fakat İbn Mâce'nin Sünen'indeki rivâyelte denilmek suretiyle hadisin Allah Rasulüne aidiyeti tesbit edilmiştir. İbn Mâce'nin rivayeti:

İbn Mace, Mesûcid, 14, H.n'o:778.

[127] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/304-305.

[128] Sened:

Sahih: Müsned, 11/172, H.no:6602; Bennâ hadisi İbn Hıbbâıı'a nisbet ederek hadisin sahih olduğunu belirtir ve âlimlerin şu görüşünü hatırlatır: "Buhârî ve Müslim'in Sahihlerinden sonra en sahih sayılabilecek eserler, önce İbn Huzeyme'nin Sahih'i, daha sonra da İbn Hıbbân'ın Sahih'idİr." Bk.Biilûğu'l-emânî, 11/214. Heysemî, senedinde zayıf kabul ettiği İbn Lehîâ'mn bulunduğunu, fakat bu râvinin hadislerini Tirmİzî'nin hasen saydığını, diğer ıâvilerinin ise sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk. Mecma', 1/301. Bu râvî ile ilgili geniş bilgi için bk.22/64.hadis. Ayrıca senedde Huyey b. Abdullah isimli tenkide tabî tutulan bir râvi daha var ki Heysemî eserinin bir başka yerinde tenkit ederken (bk. Mecma', 11/29; IV/23-24) burada sahih hadis ricali arasında saymıştır. Bu râvi ile ilgili bilgi için bk.92/134 ve 213/521.hadisler.

İbn Mes'ûd'dan (Radıyaliahü anlı) şahidi: Bk. Müslim, îmân, 137;

Konu ile ilgili ancak bu rivayete zıt/muhâlif gibi görülen bir rivayet vardır:

Abdullah b. Amr'dan: Bir adam cihada (katılmak) için izin İsteme niyeti ile Hz. Peygamber'e geldi. O da: "Anne-baban sağ mı?" diye sordu. Adam: "evet" deyince, "Git onlar için çalış" buyurdu. Bk. Müsned, 11/165, H.no:6544; Benzer rivayetler İçin bk. 117163-164, H.no:6525; 11/188, H.no:6765; 11/193, H.no:6811-6812; 11/197, H.no:6858-6859; 11/221, H.no:7062; Buhârî, Cihâd, 138; Edeb, 3; Müslim, Bîrr, 5-6; Ebû Dâvûd, Cihâd, 31, H.no:2529; Tirmizî, Cihâd, 2, H.no:1671; Nesâî, Cihâd, 5, H.no:3101; Tayâlisî, H.no:2254; Beyhakî, es-Süıtenü'l-kübrâ, IX/25-26; Ebû Nuaym, V/66, VI1/234-235; Heysemî, Mecma', VIII/138. Bu rivayetin bir başka metni:

Abdullah b. Amr'dan: Bîr adam Hz. Peygamber'e geldi ve "Anne-babamı ağlar vaziyette bırakarak (cihada katılmak için) sana biat etmeye geldim" dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü: "(Anne-babana) dön ve onları ağlattığın gibi güldür/memnun et." buyurdu. Adam da biat etmekten vazgeçti. Bk. Müsned, 11/194, H.no:6794; Benzer rivayetler için bk. 11/160, H.no:6490; 11/198, H.no:6830; 11/204, H.no:6870; Ebû Dâvûd, Cihâd, 31, H.no:2528; Nesâî, Biat, 10, H.no:4160; İbn Mâce, Cihâd, 12, H.no:2782 "Ey Allah'ın Rasûlü! Allah'ın rızasını ve âhiret yurdunu

umarak seninle birlikte cihada (katılmak) için geldim. Anne-babamı ağlar vaziyette bırakarak sana geldim"lafzı ile; Bu rivayetlerde Atâ'nın İhtilât ettiğini dikkate aldığımızda Süfyan b. Uyeyne ve Hammad b. Zeyd'in, Atâ'nın ihtilâtından Önce ondan hadis aldıklarını söyleyebiliriz. İzin isteyen bu kimse Câlıime b. Abbas b. Mirdâs es-Selemî olabilir. Çünkü Nesâî'de ondan şu rivayet nakledilir:

Muâviye b. Câhİme es-Selemî'den: (Babam) Câhime Hz. Peygamber'e geldi ve "Ey Allah'ın Rasûlü! Savaşmak istiyorum. Seninle istişare etmek için sana geldim" dedi. Allah Rasûlü: "Annen var mı?" diye sorunca, adam: "evet" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "(Git) annenden ayrılma! Çünkü cennet onun ayaklarının altındadır" buyurdu. Bk. Nesâî, Cihâd, 6, H.no:3102; İbn Mâce, Cihâd, 12, H.no:278l (İzin İstemenin üç kere ve farklı taraftan gelinerek gerçekleştiğini gösteren uzun bir rivayetle nakleder. Fakat bu rivayette Muâviye b. Câhime es-Selemî'nin bizzat kendisinin izin istediği görülmektedir). (İbn Hacer, Beyhakî'den de rivayet nakleder ve bu rivayetin senedinde yer alan Muhammed b. Talha hakkında birçok ihtilâfın bulunduğunu belirtir. Bk.Fethu'l-Bârî, VI/173 -Cihâd, 138'İn şerhinde-) Benzer bir rivayet:

Ebû Saîd el-Hudrî'den: Bir adam Yemen'den (hicret ederek) Allah Rasûlü'ne geldi. Rasûlullah ona: "Şirki bırakıp cihada geldin. Senin Yemen'de anne-baban var mı?" diye sordu. Adam: "evet" dedi. "Peki sana izin verdiler mi?" sorusuna "Hayır" cavabı verince: Rasûlullah "Anne-babana dön. Onlardan izin İste, verirlerse (gel, savaşa katıl). İzin vermezlerse onlara iyi davran/bak" buyurdu. Müsned, m/76, H.no:l 1320; Ebû Dâvûd, Cihâd, 31, H.no:2530;

İbn Hacer bu hususta şöyle diyor: "Alimlerin çoğu: 'Anne-baba her ikisi veya biri Müslüman olmaları şartıyla cihaddan alıkoyarsa çocuklarının bu cihada katılması haramdır.

Çünkü anne-babaya iyi davranmak farz-ı ayn, cihada katılmak ise farz-ı kifâyedİr.1 derler. Delilleri de (yukarıda metni verilen) Abdullah b. Amr hadisidir. İki hadisi uzlaştırmak için, bu rivayetin farz-ı ayn olan cihada hamli mümkündür. Bu hükme dede-nine de dâhil midir? sorusuna Şâfiîler esah olan kavle göre "evet" cevabını verirler. Yine esah olan görüşe göre hür ve köle arasında fark yoktur. Çünkü iyilik yapma emri bunların her birini içermektedir." Bk.Fethu'l-Bâri, VI/173-174-Cihâd, 138'in şerhinde-.

[129] Lafız olarak sen daha iyi bilirsin, şeklindedir. Bu cümle ile karar kendisine bırakılmıştır.

[130] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/305-307.

[131] Sened:

Sahilı: Müsned, V/276-277, H.no:22278; Diğer rivayet: V/280, H.no:22313; Benzer rivayetler için bk. V/282, H.no:22332 Oj>j ı^iı} ı^ıîj ijSll.) lafzıyla V/282, H.no:22335; Mâlik,

Taharet, 36 (Bu hadis İmam Mâlik'in belagatlarından biridir. İbn Abdilber et-Tekassî isimli eserinde hadisin Sevbân'dan (Radıyallahü anlı} müsned-muttasıl ve merfû olarak sahih senedlerle nakledildiğini söyler); İbn Mâce, Taharet, 4, H.no;277 (Bûsırî: "İsnadında sika ve sebt/sağlam râvİIer bulunmaktadır. Fakat, senedinde Salim ve Sevbân arasında inkıtâ/ko-pukluk vardır. Bununla birlikte Dârimî ve İbn Hıbbân Sahih'inde Sevbân kanalı ile muttasıl bir senedle hadisi rivayet eder" der); Dârimî, Vudû', 2, H.no:661; Taberânî, el-Mu'cemii'l-kebîr, 11/101, H.no:1444; el-Mu'cemü'l-evsat, VII/116, H.no:70İ9; Müsnedü'ş-Şâmiyyîn, 1/136, H.no:217 (Ebû Kebşe, Allah Rasûlü'nden duyan bir sahâbiden şeklinde senedi verilir. Müsned'iıı bir rivayetinden de bu sahâbinin Sevbân olduğu anlaşılmaktadır); 11/147, 277, H.no:1078, 1335; el-Mu'cemü's-sağîr, 1/27, H.no:8; H/191. H.no:1011; Beyhakî, es-Sünenii'l-kübrâ, 1/82; Beıınâ hadisi Beyhakî ve Hâkim'e de nİsbet ederek Hâkim'in: "Buhârî ve Müslim'in şartına göre sahihtir. Ebû Bilâl'ın hatasının haricinde hadisin herhangi bir illeti yoktur" sözünü nakleder ve Ahmed b. Hanbel'in senedinde bu râvînin bulunmadığını hatırlatarak İsnadının ceyyid olduğunu belirtir. Bk.BütCığu'l-emânî, U/215.

a-Abdullah b. Amr b. Âs'tan (Radıyallahü anhiima) şahidi: lafzı ile nakledilir. İbn Mâce, Taharet, 4, H.no:278 (Bûsırî: "İsnadı Leys b. Ebî Süleynı sebebiyle zayıftır" der); Bezzâr, Vİ/358, H.no:2367;

b-Ebû Ümâme'den (Radıyallahü anlı) şahidi: İbn Mâce, Taharet, 4, H.no:279 (Bûsırî: "İsnadı zayıftır"der);

c-Seleme b. el-Ekva'dan (Radıyailahii anlı) şahidi: Bk. Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebtr, VII/25, H.no:6270.

[132] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/307-308.

[133] Sened:

Sahih: Milsned, IV/267, H.no:18261; Diğer rivayet için bk. IV/267, H,no:18262; Heysemî, Ahmed b. Hanbel'in râvilerinin sahih hadis ricali olduklarını, hadisin Taberânî tarafından da nakledildiğini belirtir. Bk. Mecma', 1/288.

Hadisin şâhidleri:

a-Ubâde b. Sâmİt'ten (Radıyailahii anlı) şahidi için 82/952.hadİse bk.

b-Ebu'd-Derdâ'dan (Radıyaliahü anh) şahidi:

Ebû Dâvûd, Salât, 9, H.no:429;

c-Ka'b b. Ucre'den (Radıyailahii anlı) şahidi için 73/943.hadise bk.

[134] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/308-309.

[135] Sened:

Sahih: Müsned, V/368, H.no:23014; Benzer rivayetler için bk. 1/418, H.no:3973 (Ebu'l-Ahvas tarikiyle sahih, Ebû Ubeyde tarikiyle sened munkatıdır); 1/442, H.ııo:4223 (sahili); 1/444, H.no:4243 (munkatı olduğu için isnadı zayıf); 1/439, H.no:4186; 1/421, H.no:3998; 1/409-410, H.no:3890; Buhârî, Tevhîd. 48; Müslim, îmân, 137; Nesât, Mevâkît, 51, H.no:608-609; Taberânî, d-Mu'cemü'l-kebîr, X/20, H.no:9806-9809; Heysemî. Ahmed b. Hanbel'in râvilerinin sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk. Mecma', 1/302. Münzirî de Heysenıi'nin görüşündedir. Bk.Terğîb, 1/256;

Amellerin en faziletlilerinden birinin "namazı ilk vaktinde kılmak" olduğunu gösteren birçok şâhid vardır. Misâl: Ümmü Ferve'den (RadıyaUahü anlı) nakledilen bir sonraki 50/920.hadis.

[136] Müsned'deki mechûi sahâbînin İbn Mes'ûd (RadıyaUahü anlı) olduğunu Buhârî, Müslim ve Tirmizî'nin naklinden öğreniyoruz:

Bk.Buhân, Tevhîd, 48.

[137] Müslim ve Nesâî'in rivayetinden soruyu İbn Mes'ûd'un (Radıyallahii anlı) bizzat kendisinin sorduğu görülmektedir. Müsned'in diğer rivayetlerinde durum böyledir:

Bk.1/418, H.no:3973 (Ebu'l-Ahvas tarikiyle sahih, Ebû Ubeyde tarikiyle sened munkatıdır); 1/442, H.no:4223 (sahih); 1/444, H.no:4243 (munkatı olduğu için isnadı zayıf); 1/439, H.no:4186; 1/421, H.no:3998; 1/409-410, H.no:3890; Müslim, îmân, 137; Nesâî, Mevâkît, 51,H.no:609.

Tirnıizî'in rivayetinden ise birinin îbn Mes'ûd'a sorduğu, onun da Allah Rasûlü'ne sorduğu görülür:

Tinnizt, Salât, 13, H.no:173 (hasen-sahih).

[138] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/309-310.

[139] Sened:

Zayıf:VI/375, H.no:26982; İkinci rivayet; VI/374, H.no: 26981 (Senedindeki Kasım halalarından nakletmektedir. Halalarının herbiri sika olduğu için müphem oluşları hadisin sıhhati açısından zararlı değildir. Ayrıca sahâbî oldukları da iddia edilmektedir. Buna göre de sıhhate mâni değildir); Üçüncü rivayet: VI/375, H.no:26983; Dördüncü rivayet: VI/440, H.no:27349; Ebû Dâvûd, Salât, 9, H.no:426; Tirmizî, Salât, 13, H.no: 170 (Tirmizî "bu rivayet sadece Abdullah el-Ömerî kanalıyla nakledilir ve hadis âlimlerince kuvvetli değildir. Çünkü onlar hadisi muzdarip saydılar. Abdullah b. Ömer saduktur. Yahya b. Saîd hafızası sebebiyle zayıf saydı" der); Ahmed eş-Şeybânî, Âlıâd* VÎ/145, H.no:3373; Taberânî, el-Mu'cemii'l-kebîr, XXV/82-83, H.no:208, 211; el-Mu'cemÜ'l-evsat, 1/263, H.no:860; Dârekutnt, 1/247-248; Hâkim, Müstedrek, 1/302, H.no:680-681; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 1/434;

Hadisi nakleden sahâbî Ümmü Ferve bt. Ebû Kuhâfe'dir. Yani Hz.Ebû Bekir'in baba bir kız kardeşidir. Kocası Ebû Bekir Eş'as b. Kays'tır. Muhammed b. Eş'as da bunların çocuğudur (Radtyallahii anhüm). Ahmed b. Hanbel'in hocası Huzâî (v.210/825), Mansûr b. Seleme b. Abdülaziz b. Salih'tir. Abdullah b. Ömer el-Ömerî zayıf, onun hocası Kasım b. Gannâm el-Ensârî el-Beyâzî sadûk, onun hocası da müphemdir. İbn Hıbbân tabiinin sikaları arasında saymıştır. Bk.Sikât, VII/336; Bir senedde "Kasım halalarından nakleder (26562)", bir rivayette "Kasım, ehl-i beytinden, o da ninesi Ümmü Ferve'den nakleder (26930)", bir başka rivayette de Abdullah / Ubeydullah b. Ömer b. Hafs b. Âsim b. Ömer b. Hattâb, Kâsım'dan, o da en yakın babaannesinden, o ise ninesi Ümmü Ferve'den nakleder (26564)" şeklinde zikredilirken Tirmizî'nin rivayetinde "Kasım, halası Ümmü Ferve'den nakleder", Ebû Davud'un bir rivayetinde "Kasım, annelerinden/ninelerinden birinden, o da Ümmü Ferve'den nakleder" diğer rivayetinde "kendisine Ümmü Ferve denilen bir halasından nakleder"şeklinde geçmektedir. Hâkim'in senedinde: "Ubeydullah b. Ömer, Kâsım'dan, o en yakın ninesinden, o da biat eden ve ilk muhacirlerden olan ninesi Ümmü Ferve'den nakleder" (Radıyatlahü anhüm). Dolayısıyla hadisin senedi muzdariplir.

Bennâ da hadisi Hâkim, Dârekutnî ve Taberânî'ye nİsbet ederek îbn Hacer'den şunları nakleder: "İbn Seken hadisi Ubeyduİlah b. Ömer, o aile ferdlerinin birinden, o da Rıdvan bialında bulunan Ümmü Ferve'den nakleder ve senedde ihtilâfa dikkat çeker. Bu ise Tirmizî'nin (bu rivayet sadece Abdullah el-Ömerî kanalıyla nakledilir) sözüne bir cevaptır. Dârekutnî ve Hâkim de aynı şekilde Ubeydullah b. Ömer kanalıyla naklederler ve "Kasım en yakın ninesinden, o da ninesi Ümmü Ferve'den aldı" der. İbn Seken'in söylediği gibi senedde sadece Abdullah ve Ubeydullah b. Ömer yoktur. Taberânî'nin senedinde "Dahhâk b. Osman, Kâsım'dan nakleder" şeklindeki rivayet de bunların mütâbiidir." Bk.Bülûğu'l-emânî, 11/216.

Hamza Ahmed hadisin sahih olduğunu belirtir. Fakat, Ahmed Muhammed Şâkir Tirmizî haşiyesinde rivayetleri tek tek ele alarak inceledikten sonra: "Bu konuda kesin bir şey söylemeye dilim varmıyor, ancak Kasım ile Ebû Ferve arasındaki râvinin kim olduğu tesbit edilemediği İçin her durumda hadisi zayıftır" der.

[140] Bu kısım bazı Miisned nüshalarında bulunmamaktadır. (Bk. Müsned, Thk ve Thr: Şuaybü'l-Arnavucl başkanlığındaki heyet, XLV/ 66)

[141] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/310-312.

[142] Sened:

Sahih: Müsned, 111/314, H.no:14305; Benzer rivayetler için bk. III/302, H.no:14167; 111/391 -392, H.no:15148; Mamer b. Râşid, Cami'. XI/191; Abdürrezzâk, 111/72, H.no:4843-4845; Müslim, Mesâcid, 164-165; Tirmizî, SalSt, 168, H.no;387 (Tirmizî hadisin Abdullah b. Hubşî ve Enes b. Mâlik'ten (Radıyatlahii anlı) de nakledildiğini ve Câbir (Radıyallahü anlıüm) rivayetinin "hasen-sahih" olduğunu ifade eder); İbn Mâce, İkâme, 200, H.no:1421; Tayâlisî, s.246, H.no:1777; İbn Ebî Şeybe, 11/222, H.no:8346; V/319. H.no:26496; İbn Huzeyme, 11/186, H.no:1155; Ibnü'1-Ca'd, Müsned, s.355, H.no:2459; Ebû Ya'lû, IV/98, 186, 195, H.no:2131, 2273, 2296; İbn Hıbbân, V/54, H.no:1758; Abd b. Humeyd, Miisned, s.312, 322, H.no:1016, 1060; Saydâvî, Mu'cemü's-süyûh. 1/203; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, III/8; Mervezî, Ta'zhnü kadri's-salat, 1/606-607, H.no:646, 647.

Hadisin şâhidleri:

a-Soruyu soranın Ebû Zer (Radıyallahü anlı) olduğunu gösteren rivayet için bk. İbn Hıbbân, 11/76, H.no:361;

b-Benzer bir soruyu soranın da Amr b. Abese (Radıyallahü anlı) olduğunu gösteren rivayet:

Bk.Müsned, İV/385, H.no:I9328; IV/114, H.no:36964; Abd b. Humeyd, Müsned, s. 124, H.no:300; Heysemî, "senedinde zayıflığına rağmen sika sayılan Şelır b. Havşeb bulunmaktadır" der. Bk. Mecma', 1/54, 61. Bu rivayetin bir benzeri için 16/58.had İse bk.

c-Enes'ten (RadıyaUahii anlı) şahidi için bk. Makdisî, Muhtara, VH/43-44, H.no:2437-2439;

d-Ebû Hüreyre'den (Radtytdkılüi anlı) şahidi için bk. Tirmizh îmân, 12, H.no:2628 (hasen-sahih); İshâk b. Râhûye, Müsned, 1/427, H.no:491; Ebû Ya'lâ, XI/329, H.no:644ö;

e-Umeyr b. Katâde'den (Radtyallahü anlı) şahidi için bk. Alımed eş-Şeybânî, Âhâcl, 11/173-174, H.ııo:911; Taberânî, el-Mu'cemii'l-kebîr, XVII/47-48, H.no:103; Heysemî, "Taberânî'nin Evsat'ında naklettiği hadisin senedinde Süveyd Ebû Hatim var, zayıf ve sika oluşunda ihtilaf vardır" der. Bk. Mecmu', 1/58

f-EbÛ Musa'dan (RadıyaUahii anlı) şahidi için bk. Bezzâr, V1II/34, H.no:30l6; Taberanî, el-Mu'cemii'l-evsat, U/323, H.no:2106; Heysemî, 'Taberânî'nin Kebİr'İnde naklettiği hadisin râvîlerinin sika olduklarını" belirtir. Bk. Mecma', 1/60

g-Abdullah b. Hubşî el-Has'amî'den (RadıyaUahii mıh) şahidi için bk.

Müsned, HI/411-412, H.no:15337 (Râvilerinİn herbiri Mekkeli ve sika kimselerdir); Ebû Dâvftd, Vitir, 12, H.no:1449; Ncsâî. Zekât, 49, H.no:2524; es-Sünenü'l-kübrâ. 11/31, H.no: 2305; Dârimî, Salât, 135, H.no:1431; Beyhakî. es-Simenü'l-kiibrÖ, VI/81; IX/272; X/273.

Ayrıca 38/8O.hadiste benzer bir rivayet zikredildi (bk. IH/391-392, H.no: 15148). Bu hadis, "Salih Amellere Teşvik" konusunda 25/8038.hadis olarak tekrar edilecektir.

[143] Bk. Bennâ, age.. 11/217; İmam Nevevî; 'Burdaki kunûltan murat, rükû ve secde dışında kıyam (yani ayakta durmak, kıraati uzatmak)' ve bildiğim kadarıyla da bu konuda alimlerin ittifakı vardır,' dedi. Bk. Müslim, MüsaTirûn 164-165; Nevevî, Şerlin Sahihi Müslim, VI/31.

[144] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/312-313.

[145] Sened:

Sahih: Müsned, 1/385, H.no:3646; Benzer rivayetler için bk. 1/440, H.no:4199 1/396, H.no:3766; 1/415, H.no:3937; Buhârî. Teheccüd, 9; Müslim, Salâtü'l-nıüsâilrîiî, 204; İbn Mâce, İkâme, 200, H.no:I418 lafızlan ile naklederler.

Ebû Vâil, Şakîk b. Seleme'dir (v.82/701).

[146] Burada terk edilmek istenen Hz. Peygamber'd ir. Bunun delili ise Buhârî'nin şu rivayetidir:

Bk. BuAâ/f, Teheccüd, 9.

[147] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/313-314.

[148] Sened:

Sahih: Miisned, V/147, H.ııo:21205; İkinci rivayet: V/148, H.no:212I4 (Ali b. Zeyd sebebiyle hasendir); Üçüncü rivayet: V/I64, H.no:2I344; Abdürrezzâk, IT/327, H.no:3561; Dûrimî, Salât, 157, H.no:1469 (jüs i*li öLâ); raA^vf, ^Wjh meânVl-âsâr, 1/276; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 11/489; Heysemî, Aluned b. Haııbel'in bazı senedlerindeki râvilerînİn sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk. Mecma', 11/248. Bennâ, Münziıî'ııin hadis hakkında şu değerlendirmesini nakleder: "Hadisi Ahmed b. Hanbel ve Bezzâr nakletti. Tariklerini birlikte düşünürsek hadis ya hasen ya da sahih mertebesindedir". Bk.Bülûğu'l-emânî, 11/218.

[149] Bk. Bennâ, age., 11/218.

[150] Bk. Bennâ, age., 11/218; Utancının sebebi, bilmeden tenkid ettiği kişinin sahabî olduğunu anlamalıdır.

[151] Tahavî, Şerhu meâni'l-âsâr, 1/476-477.

[152] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/314-317.

[153] Sened:

Sahih: Müsned İÜ/427, H.no: 15465; Diğer rivayet: HI/427, Rno: 15467; "Müslim" lafzının geçtiği rivayet: 111/427, H.no: 15466; İbn Mâce'nin farklı bir senedle rivayet ettiği hadisin lafzı şöyledir:

Bk. /ön Mâcc, İkâme, 201, H.no:1422; İbn Sa'ıl, VII/198; Senedinde saduk olarak nitelendirilen Mûsâ b. Dâvûd. İbn Lehîa ve Yezid b. Amr var. İbn Lehîa haricindeki râvilerin mütâbii var, fakat İbn Lehîa'nın da mütâbiini İbn Mâce rivayetinde bulabiliriz. Bennâ Münziıî'nin hadis hakkında şu sözünü nakleder: "Hadisi Ahmed b. Hanbel ve İbn Mâce ceyyid bir isnadla nakletti." Bk.Bülûğiı'l-emânî, 11/219.

Ebû Fatıma el-Ezdî / el-Esedî / ed-Devsî / ei-Leysî'nin (Radıyallahü anlı) ismi hakkında farklı görüşler bulunmaktadır: Üneys, Abdullah b. Üneys,... Aşın secde etmesi sebebiyle alnı ve dizleri kararmış ve Mısır fethini görmüş sahabeden biridir. Bk. İbnü'1-Esîr, Üsdü'l-ğâbe, VI/236-237, Trc.no:6l57. İbnü'1-Esîr, burada geçen hadisi ayrıca Ebû Fatıma ed-Damrî'nin biyografisinde de verir ve bunun râvi hatası olduğunu söyler. Bk.age, VI/237-238, Trc.no:6158.

a-Sevban'dan (Radıyallahii anlı) şahidi için bk. 56/926.hadis

b-Rabîa b. Ka'b el-Eslcmî (Ebû Firâs el-Eslemî)vden (Radıyallahii anlı) şahidi için bk. 55/925.hadis

c- Ubâde b. Sâmit'ten (RadıyaUahüanh) şahidi:

İbn Mâce, Salât, 201, H.ııo:1424 (Bûsirî: •'Velid b. Müslim'in tedlisi sebebiyle Ubâde'nin hadisinin isnadı zayıftır" der).

Bu konudaki şâhidler İçin bk. Heysemî, age., H/248, 251,257.

[154] Başka rivayette; "...bir Müslüman".

[155] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/317-318.

[156] Sened:

Sahih: Müsned, III/500, H.no:16021; Buradaki hizmetçinin, diğer rivayetlerden Rabîa b. Ka'b el-Eslemî olduğu muhtemeldir.

Rabîa b. Ka'b el-Eslemî'nin bu rivayetini yukarıda ayrıca vereceğiz. Fakat, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî bu rivayeti özet olarak vermiştir:

Müslim, Salât, 226; Ebû Dâvûd, Tatavvu', 22, H.no:1320; Nesâî, Tatbik, 79, H.no:l 136. Hizmetçinin Sevban olduğu da iddia edilmektedir. İlgili rivayet için bk.56/926.hadis.

[157] Bennâ,age., 11/219.

[158] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/318-319.

[159] Müsned, 1/107.

[160] Buharı, Fedâilü'l-ashâb, 20.

[161] Zehebi, kabe, IV/78.

[162] Buhari, Vudû, 56; Müslim, Taharet 71, Eşribe 89.

[163] İbn Sa'd, Tabakât, 111/235.

[164] İbn Sa'd, Tabakât, VI/158,259; Keltânî, et-Teratibü't-idâriyye (Trc. Hz. Peygamber'in Yönetimi), 97.

[165] (Ebû Firâs) Rabîa b. Ka'b el-Eslemî'nin rivayeti: MUsned, IV/59, H.no:16531-16532 (Senedinde İsmail b. Ayyaş bulunmaktadır. Bu nedenle de hu rivayet hasen sayılır. Ayrıca 16531.hadiste sika müdellİs İbn İshak semamı açıklamamış, I6532.hadisıe ise semâmı açıklamışın-); İbııü'I-Esîr, Üsdü'1-ğâbe, VI/238-239, Trc.no:6161.

[166] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/319-322.

[167] Sened:

Sahih: Müs'ned, V/276. H.no:22277; Benzer rivayetler için bk. V/280, H.no:22310; V/283,

H.no:22341; V/276, H.no:22270:

Müslim, Salât, 225; 77rm, Salât, 169, H.ııo:388-389 (Tirmİzî, Ahmed b. Hanbel gibi kısaltma yapmadan Ebu'd-Derdâ'nm naklinin tamamını verir. Ma'dân b. Talha el-Ya'mürî'ye İbn Ebî Talha da denildiğini belirttikten sonra bu konuda Ebû Hüıeyre, Ebû Ümâme ve Ebû Fâtıma'dan (RadıyallahU anhiim) rivayetierin/şâhidlerin nakledildiğini söyler ve Sevbân ile Ebu'd-Derdâ hadisinin "hasen-sahih" olduğuna hükmeder); Ahmed Muhammed Şakır Tirmizî'nin SUnen'İne yazdığı şerhte Ebû Zer'den (Radıyallahü anlı) de şahidinin bulunduğunu söyler. Nesât, Tatbik, 80, H.no:l 137:

fim Mâce, Salât, 201, H.no:1423.

Ebû Fâtıma'dan (Radıyallahü anlı) şahidi için bk. 54/924.hadis.

[168] (ya da 'Allahın en sevdiği amel...' dedim.)

[169] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/322-323.

[170] Benna, agc, 11/220.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/323.

[171] Ebû Musa nisbeti için bk. Buharı, Mevâkît, 26; İbn Hacer de bu kişinin Ebû Musa el-Eş'arî olduğunu bildirdi. (Bk. İbn Hacer, age. 11/53)

[172] Sened:

Sahih: Müsned, IV/80, H.no:16676; Buhârî, Mevâkît, 26; Müslim, Mesâcid, 215 (Abdullah b. Ahmed b. Haııbel'in hocası Ebû Hâiid Hüdbe / Heddâb b. Hâiİd, Buhârî ve Müslim'in de hocasıdır); Dârimî, Salât, 136, H.no:1432 (Dârimî, bu iki vaktin sabah ve ikindi olduğunu belirtir); Ebû Bekir, Ebû Mûsâ el-Eş'arî'nin oğludur. Bu zatın Umara olduğu da söylenir; ancak İbn Asâkir, Ahmed b. Hanbei'in Müsned'de rivayetlerine yer verdiği sahabenin isimlerini tertip ettiği eserinde (no:841) Ebû Mûsû el-Eş'arî olduğunu tercih eder. İbn Hacer de aynı tercihte bulunur. Bk.Fethu'l-Bâri, 11/66-68.

Daha Önce iki vakit namaz kılma şartıyla Hz.Peygamberin bir kişinin İslama girişini kabul ettiğine dair hadis geçmişti. İlgili rivayet İçin bk. 52/94.hadis.

Buhârî'nin senedinde Ebû Bekir b. Abdullah b. Kays olarak künyesiyle zikredilir. Abdullah b. Kays, Ebû Mûsâ el-Eş'arî'nİn ismidir. Dolayısıyla bu hadis Müsned'de Ebû Mûsâel-Eş'arî'nin Müsned'inde yer alsaydı daha İsabetli olurdu.

ibn Hacer, Hemmam'ın rivayetlerinde Ebû Cemre'nin şeyhi Ebû Bekir b. Abdullah'tır. Bu ise Ebû Bekir b. Umara b. Rueybe/Ruveybe es-Sekafî olduğunu zannedenlere zıttır. Müslim, Ebû Bekir b. Umâra'nın babası kanalı ile naklettiği şu rivayetini nakleder:

Bk. Müslim, Mesâcid, 213-214. Nesâî, Salât, 13, H.no:469; Bu lafız, manası aynı olmakla birlikte Ebû Musa'nın rivayetinin lafızlarından farklıdır. Doğrusu her ikisi de farklı hadistir. Bk. Fethu'l-Bârî, 11/68 (Mevâkît, 26'nııı şerhi). Umara'nın rivayeti İçin bir sonraki 58/928.hadise bk.

Fedâle el-Leysî'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk. 60/930.hadis.

[173] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/323-324.

[174] Müslim, Mesâcid, 213.

[175] İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 11/53; Suyûtî, Dîbûc 11/281; Münâvî, Feyzu'l-Kadîr, VI/184. Ancak İbnü'l-Esîrbu iki vaktin sabah ve akşam olduğunu zikretti. Bk.Nihâye 1/114.

[176] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/324.

[177] Sened:

Sahih: Müsned, IV/261, H.no:18213; Diğer rivayetler: IV/136, H.no:17l54; IV/261, H.no:18214; IV/I36, H.no:17156-17J57:

Müslim, Mesâcid, 213 ziyadesiyle; £ûh Z?âvi«/, Salât, 9, H.no:427; f, Salât, 13,21, H.no:469, 485;

Fedâle el-Leysî'den (Radıyaltahü anlı) şahidi için bk. 60/930.hadis. Ebû Mûsâ el-Eş'arî'den (Radıyallahii anlı) şahidi için bk. 57/927.hadis.

[178] Bİr rivayette; girmeyecek, şeklinde geçmektedir.

[179] Bir rivayette de; Rasûlullah 'tan duydun mu? şeklindedir.

[180] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/324-325.

[181] Sened:

Sahih: Müsned, 11/257, H.no:7483; Benzer rivayetler: 11/396, H.no:9124; 11/266, H.no:7601 (Bu iki rivayet 123/993.had isle zikredilecektir); H/344, H.no:8519; 11/233, H.no:7185; 11/474, H.no:10089; Mâlik, Kasru's-salât, 82; Bıthârî, Mevâkît, 16; Müslim, Mesâcid, 210; NesÛİ, Salât,2i,H.no:483;

Ayrıca 123/993.hadisebk.

[182] Diğer rivayette, yanınızda geceleyen, şeklinde nakledildi.

[183] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/325-326.

[184] Heysemî, Mecmeu'z-zevâid. IX/2O8 (Bezzar'dan naklen); Beyhakî, Şuabu'l-iman, V/392, No:7053; Deylemî, Firdevs, IV/54, No: 6170.

[185] Heysemî, age., X/226 (Bezzar'dan naklen ve bazı ruvâtı meçhul)

[186] Aynî, Umdetü'l-kârî, IH/44; Bennâ, age., 11/221.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/326.

[187] Sened:

Sahih: Müsned, İV/344, H.ııo:18925; Ebû Davud'un rivayetinde Ebû Harb b. Ebu'l-Esved, Abdullah b. Fedâle'den, o da babası Fedâle'den (Radıyallahü anlı) naklettiği görülmekledir:

Bk. Cö« Dâvd(/, Salât, 9, H.no:428. Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XVIU/319, H.no: 826; Hâkim, 1/69, H.no:51 (Zehebî, hadisin senedindeki râvilerden Hüseyin'e muhalefet edildiğini söyler); Bennâ ise hadisin isnadının hasen olduğunu ifade eder. 'Bk.Bülûğtt'l-emânî, 11/222.

Suyûtî, hadisi Ebû Dâvûd, Hâkim ve Beyhakî'ye nispet ederek sahih hükmü verir. Münâvî ise her hangi bir talikte bulunmaz. Bk. el-Câmiu 's-sağir, H.no:3657; Feyzu'l-kadîr, M/485.

Fedâle el-Leysî'nin babasının isminde ihtilâf edildi. Fedâle b. Abdullah, Fedâle b. Vehb, Fedâle b. Umeyr. Bu sahâbî Mekke'nin fethinde putların kırılışını şu dizelerinde ifade eden kişidir:

Muhammed ve ordusunun putları kırdığı gün fethi görmediysen,

Allah 'm nurunun apaçık doğduğunu, şirkin yüzünü ise karanlığın kapladığım mutlaka göreceksin.

Bk.İbnü'1-Esİr, Üsdü'1-ğâbe, IV/347-348, Trc.no:4233.

Hadis şâhidleri ile sahih li gayrihî seviyesine yükselir.

a-Müphem bir sahâbiden (Radiyatlalıii anh): Müsned, V/24-25, H.no:20I65; V/363, H.no:22974. Ahmed eş-Şeybânî, 11/195, H.no:94I. Muâviye el-Leysî başlığı altında bu hadise yer veren Ahmed eş-Şeybânî buradaki müphem sahâbînin bu zât olduğunu ve bu şahsı tercih ettiğini göstermektedir (52/94.hadis). Bu müphem sahâbinin Fedâle el-Leysî olma İhtimâli de vardır. 60/930 ve 52/94.hadİsleri karşılaştırınız.

b-Ebû Mûsâ el-Eş'arî'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk. 57/927.hadi s.

c-Umâra b. Rueybe/Ruveybe es-Sekafî'den (Radıyallahü anlı) şahidi için bk. 58/928.hadis.

[188] Bk. Hâkim, Müstedrek, 1/68; Azimâbâdî, Avnü'l-Ma'bûdlim.

[189] Günün İki uç kısmına iki asır denmesi bu vakitlerin gündüz ve gecenin değiştiği vakitlerden olduğu İçindir. İki ismin birleştirilerek kullanımı Arapçada tağlib olarak bilinir, meselâ; "Ebeveyn" (anne ve baba), "Umerayn" (Hz.Ebû Bekir ve Ömer), "Kamerayn" (güneş ve ay) gibi... Bk.Bennâ, age., 11/223; İbnü'l-Esîr, Nihâye, III/223 ("Asr" maddesi).

[190] Seheranfûrî, Bezlü'l-mechûd, IH/232.

[191] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/327-328.

[192] Sened:

Sahih: Miisned, IV/360, H.no:19090: Benzer rivayetler: IV/362, H.no:19105; İV/365-366, H.no:19148; Buhârt, Mevâkît, 16, 26; Ezan, 129; Tefsir, 50/2; Tevlıîd, 24; Müslim, Mesâcid, 211-212 lafzıyla; Ebû Dâvûd, Sünnet, 19, H.no:4729; ziyadesiyle; Tirmizî, Sıfatü'l-

cennc, 16, H.no:2551 (hasen-sahih); İbn Mâce, Mukaddime, 13, H.no:177; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebtr, 11/294, H.no:2224-2230;

Ru'yetullah (Allah'ın âhirettc görülmesi) ile İlgili rivayetler bu eserin son cildinde en son konu olarak ele alınacaktır. Bennâ, bu eserin hürmetine, Allah'ı âhirette görebilme niyeti İle bu konuyu eserin sonuna ek bir konu olarak ilâve etmiş; fakat Bennâ bu hadisi o konuda ele almamıştır. Diğer hadisler için bk.514-518/12104-12108).

Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyallahü anlı) şahidi için bk. Müsned, 111/16, H.no:11062;

Ebû Hüreyre'den (RadıyaUahii anlı) şahidi için bk. Müsned, 11/389. H.no:9035; 11/275, H.no:7703; Buhârî, Rikâk. 52; Müslim, îmân, 299; Ebû Dâvûd, Sünnet, 19, H.no:4730.

[193] Bk.Râzi, Muhtûru's-sıhâh 43; Diğer rivayette de bu mana bulunmaktadır. (Bk. Ebû Davûd, Sünnetl9, No: 4729)

[194] Lafız manası, mağlup olmamaya gücünüz yeterse, şeklindedir.

[195] Âyeti okuyan râvi Cerir'dir. Bk. Müslim, Mesâcid, 211.

[196] Kâf 50/39.

[197] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/328-329.

[198] Sened:

Hasen: Müsned, V/268, H.no:222O7; Tİrmizî'nin metninde "yani Kur'ân" -.-ifâdesinin râvilerden Ebu'n-Nadr'a âit olduğu kayıtlıdır. Bk.Tirmizt, Fezâilü'l-Kur'ân, 17, H.no:2911 (Hadis gariptir. Bekir b. Huneys hakkında Abdullah b. Mübarek tenkidde bulundu, son zamanlarında onu terk etti. Fakat hadis Cübeyr b. Nüfeyr tarafından da nakledilir); Cübeyr b. Nüfeyr'den de mürsel olarak nakledilen bu hadis şudur:

Tirmizt, Fezâilü'i-Kur'ân, 17, H.no:2912. Taberânî, el-Mu'cemü'1-kebîr, VIII/151, H.no:7657; Bekir b. Huneys'in Tirmizî iki, İbn Mâce ve Ahmed b. Hanbel birer rivayetini nakleder. İbn Mâce'nin rivayetinde Bûsırî bu zatın zayıf olduğunu belirtir. Bk. İbn Mâce, Mukaddime, 17, H.no:229 (İsnadı zayıftır. Çünkü senedinde yer alan râvilerden Dâvûd b. ez-Zibrikân, Bekir b. Huneys ve Abdurrahman b. Ziyâd zayıftırlar); Suyûtî, hadisin sahih olduğunu belirtir. Ük.el-Câmiu's-sağît; H.no:7803; Münâvî, ise Tİrmizî'nin az önce verdiğimiz görüşlerini aktararak Zehebî'nin " (Bekir b. Huneys) zayıftır" hükmünü hatırlatır. Bk. Feyzu'l-kadtr, V/531. Zehebî'nin hükmü için bk. Kâşif, Trc.no:624; İbn Hacer ise sadûk kabul eder, fakat hatalarının bulunduğunu söyler. Ancak İbn Hıbbân'ın tenkidde haddi aştığını da ilâve eder. Bk.Takrîb, Trc.no:7.39; İbn Hıbbân, Kitâbil'l-Mecrûhtn, I/f 90.

Heysemî, senedinde Leys b. EbîSüleym'in bulunduğunu belirtir. Bk. Mecma', H/250.

[199] Lafız olarak, izin verilmemiştir.

[200] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/329-330.

[201] Sened:

Hasen: Miisned, 1/14, H.no: 86; Abdürrezzâk,V25&, H.no:988; Tayûlist, s.ll, 20, H.no:49, 137; Saîd b. Mansûr, Sünen, 11/111, H.no:2143; İbn Ebî Şeybe, Musannef, 11/61, H.no:6460; HI/531-532; İbnü'1-Ca'd, AfOsnerf, s.373, H.no:2568; Tahâyî, Şerhu meâni'l-âsâr, 111/36-37; İbn Mâce, İkâme, 186, H.no:1375 (Bûsırî Zevâid'de: "Asını b. Amr el-Becelî'nin zayıf olduğunu belirterek bu râviyİ Ukaylî'nin Duafâ'sında zikrettiğini, Buhürî'nin ise: "Hadisi sabit değildir" dediğini" söyler. Bk. Misbâhu'z-zücâce, ÎI/8) İbn Mâce'nin bu rivayetinde sadece evdeki namaz meselesi bulunmaktadır. Ayrıca İkinci rivayetinde Asım b. Amr el-Becelî'nin Hz. Ömer'in mevlâsı Umeyr'den naklettiği kayıtlıdır:

Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 1/312; Makdisî, Muhtara, 1/374-376, H.no:260-261 (İsnadı sahih);

Âsim b. Amr el-Becelî'nin Ahmed b. Hanbel sekiz (I/1J5, IH/67, 375, 376, 381, V/259, 329), îbn Mâce bir rivayetini nakleder. Zehebî, Ebû Hâtim'den naklen "sadûk", İbn Hacer de "sadûk" hükmü verir. Ancak şîİIikle suçlandığını belirtir. Bk.Kuşif, Trc.no:2514; Takrîb, Trc.no:3073; Asım b. Amr el-Becelî'nin rivayet ettiği kimse (hocası) belli olmadığı (müphem olduğu) için hadîsin senedi zayıftır. İbn Hazm, hadisin mevsûl ve mürsel olarak nakledildiğini mevsul yolla gelenin isnadının sahih olduğunu ifâde eder. Bk. Muhallâ, 11/178-

Heysemî, hadisin Ahmed b. Hanbei tarafından müphem bir isimle, Taberânî'nin Evsat'ında müphem râvinin açılımı (Hz. Ömer'in mevlâsı Umeyr) ile, Ebû Ya'lâ'nın ise aynı senedle naklettiğini belirtir ve Ebû Ya'lâ'nın senedindeki râvilerin sika olduklarını söyler. Aynı şekilde Ahmed b. Hanbel'in de râvilerinin sika olduklarını fakat müphem isim bulunduğunu söyler. Bk. Mecma', I/270-27I.

Fakat biz hadisi Taberânî'nİn Evsat'ında ve Ebû Ya'lâ'nın Müsned'inde bulamadık. Müphem râvinin başka tariklerde Hz. Ömer'in mevlâsı Umeyr olduğu anlaşılmaktadır. Bu da hadisin isnadının kuvvetlendiğini gösterir.

Ayrıca 455/763. hadiste zikredildi.

[202] Bu sözde Hz. Ömer'in taaccübü görülmektedir. Sözün gelişi olarak söylenen, sihirbaz mısınız? cümlesi tuhaf şeylerde kullanılır.

[203] Yani hayız ya da nifas döneminde bir kişi karısının ancak göbekten yukarı kısmına dokunabilir.

[204] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/330-331.

[205] Sened:

Sahih: Müsned, H/425, H.no:9462 (Seneddeki İsmail, İbn Uleyye'dir); İkinci rivayet: 11/290, H.no:7889; Ebû Dâvûd, Salât, 145, H.no:864-865 (Ebû Davud'un ikinci rivayetini Ebü Hüreyre'den (liadıyaUahii anlı) nakleden Süleyt oğullarından biridir); Tİrmizî'nin rivayetinde ise Enes b. Hakim değil, Hureys b. Kabîsa (meşhur olan ismine göre Kabîsa b. Hureys) Ebû Hüreyre'den (Radıyallalıü anlı) nakilde bulunan râvİdir, Tirmizî, Salât, 188, H.no:413:

(Tirmizî bu konuda Temim ed-Dârî'den (Radıyallahü anlı) de bir rivayetin bulunduğuna işaret eder ve hadisin "hasen-garib" olduğuna hükmeder); Nesâî, Salât, 9, H.no:462-465 (Nesâî'nin üç rivayetinden ilkini Hureys b. Kabîsa, ikincisini Ebû Rafı'

Nüfey' b. Rafı' el-Medenî, üçüncüsünü ise Yalıya b. Ya'mer el-Basrî el-Kaysî'ye nisbet eder. Bunlai" Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anlı) nakleden zatlardır); İbn Mâce, İkâme, 202, H.no:1425;

Hadis âlimleri, Enes b. Hakîm ed-Dabbî zayıflığına rağmen hadisini kabul etmişlerdir. Ahmed Muhammed Şâkİr, H/290, H.no:7889.hadis için sahih hükmü vermiş, fakat çalışmasına devam eden Hamza Ahmed, 11/425, H.no:9462.hadis için lıasen hükmü vermiştir.

Ahmed Muhammed Şâkir, Buhârî ve İbn Ebî Hâtim'in bu râvîyi cerh etmediğini, İbn Hıbban'ın ise Sikat'mda saydığını ifâde eder.

Hadis, bazı isnadlannda mevkuf," bazı isnadlannda merfû olarak nakledilir. Mevkuflar bu merfû rivayetlerle mevsûl hâle gelmiş olurlar.

Senedlerin bir kısmında Hasan el-Basrî, yanlışlıkla Hasan b. Ziyâd olarak verilmiştir. İsminde kalb bulunan râvide ise Kabîsa b. Hureys tercih edilmiştir. Buhârî ve İbn Ebî Hatim bu râvîyi cerh etmezler. İbn Hıbban İse Sikat'ında zikreder.

Temim ed-Dârî'den (Radtyaltahüanh) şahidi için bk. 65/93 5.1ı adi s.

[206] İbn Hacer, Fethul-Bârî, VII/446; Azimâbâdî, Avnü'l-Ma'bûd, 111/82; Ebû Davud rivayetinde şeklinde şeddeli ya da şeddesiz olarak geçmektedir. Muhiddin AbdÜlhamit'in açıkladığına göre, benimle birleşen nesebini açıkladı ve onları tek nesepte birleştirdi, şeklinde anlamak gerekir. Bk. Ebû Dâvûd, Salat, 145 (1/540)

[207] Ya da rükunlarına uygun kılmadıkları, olabilir.

[208] Râvİlerden Yûnus burada rivayetin merfu olmasında şüphe etti. Ancak başka tarikten gelen ikinci rivayette merfu olduğu anlaşılmaktadır.

[209] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/331-333.

[210] Sened:

Sahih: Müsned, IV/65, H.no:16567; Mükerrerleri: V/377, H.no:23096; IV/103, H.no:16886-16888 (Yukarıda metnini verdiğimiz hadis ile aynı sened ve metne haizdir. Ancak bu rivayette şöyle bir ek vardır):

Benzer rivayet için bk. V/72, H.no:20570 (Yalıya b. Ya'mer, müphem bir sahâbîden

nakleder). Sahâbisi belli olmayan bu riv5yetİ Temim ed-Dârî'nin hadisi İle karşılaştırdığımızda bilinmeyen bu sahabinin Temim ed-Dârî olma ihtimali kuvvetleniyor. Şunu da unutmamak gerekir: "Sahabinin bilinmemesi hadise hiçbir zarar vermez". Temim ed-Dârî'nîn bu rivayeti:

Bk. Müsned, V/103, H.no:16891; AflMifc Kasru's-salat, 89 (Bu rivayet Yahya b. Saîd'den mürsel olarak aynı anlamda nakledilen bir nakildir); Ebû Dâvûd, Salât, 145, H.no:866; İbn Mûce, İkâme, 202, H.no:1426; Dârimî, Salât, 91, H.no:1362:

Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 11/51, H.no:l'255-1256.

Hadisin şâhidleri:

a-İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahii anlı) şahidi:

z, Tahrîmü'd-dem, 2, H.no:3989; b-Enes'ten (Radıyallahii mıh) şahidi için bk. Taberânî, el-Mu'cemü'l-ev$at, 11/240, H.no:1859;

c-Ebû Hüreyre'den (Radtyallahü anh) şahidi için bir önceki 64/934.hadise bk.

[211] Mubarekfûrî, Tuhfetü't-ahvezl ü/384; Münâvî, Feyzu'l-Kadîr, 111/87; Bennâ, age., 11/225.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/334-335.

[212] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/335.

[213] Sened:

Hasen: Miisned, III/214, H.no:13172; Benzer rivayetler için bk. III/149, H.no:12448; III/185, H.no: 12864: III/102-103, H.no:11938; III/247, H.no:I3523; Mâlik, Kur'ân, 46; Buharı, Mevâkît, 13; Müslim, MesScid, 195-L96:

Ebu Davud, Salât, 5, H.no:413; Tirmia, Salât, 6, H.no:160 (lıasen-sahih); W^«f, Mevâkît, 8, H.no:507-509; Bennâ İse hadisin isnadının lıasen olduğunu İfade eder. Bk.Bülûğu'l-emânî, 117226.

Ayrıca bir sonraki 67/937.hadisle karşılaştırınız.

[214] Yani oğlu ile. Babası, Haıice'yİ kendisine değil de atası Zeyd'e nisbet etti. Zira o günkü kullanımda bu şekilde meşhur olmuştu. Belki de salıabî torunu olduğunu göstermek için böyle kullanılıyordu. Bk. Bennâ, age. II/225.

[215] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/335-336.

[216] Sened:

Sahih: Müsned, III/237, H.no:13417; Hadis bu uzun şekli ile sadece bu rivayette geçmektedir. Hadisin son bölümü ki merfû olan bu kısmıdır. Bu bölüm için bk. Müsned, 111/130, H.no:12262; m/131, H.no:12274; 111/193, H.no:12944; 111/218, H.no:13220; m/278, H.no:13885; (Mükerreri: 111/222, H.no:I3252); 111/223, H.no:13269; IÜ/124, H.no:l2185; 01/274-275, H.no:13843; m/283, H.no:I3949; Buhûrî, Rikâk, 39; Müslim, Filen, 133-135; Tirmizî, Fiten, 39, H.no:2214 (hasen-sohih); Dârimt, Rikâk, 46, H.no:2762;

Muhammed b. İshak b. Yesâr (v.150/767) tahdis sigası ile nakletmiştir.

Senedde Ziyâd b. Ebû Ziyâd'ın İbn Abbas'ın mevlâsı olduğu belirtilmektedir. İmam Mizzî ve bâzı âlimler bu zâtın İbn Abbas değil, Abdullah b. Ayyaş b. Ebû Rebîa olduğunu ifade ederler.

Bİr önceki 66/93ö.hadİsle karşılaştırınız.

[217] Rasûlullah'ın parmaklarını birleştirmesi ile igili rivayetler için bk. Buhârî, Talak 25; Müslim, Cuma 43, Filen 135; Tinnizi, Filen 39.

[218] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/336-337.

[219] Sened:

Hasen: Müsned, 1/105, H.no:828; Timıizj, Salât, 13, H.no:171 (Tirmizî hadisin hasen-garib olduğunu söyler. Ahmed Muhammed Şâkir ise Sünen'in şerhinde isnadının sahih, râvilerinin ise sika olduklarını ifade eder); Cenâiz, 73, H.no:1075 (Tirmizî isnadının garİb olduğunu söyler, fakat senedi muttasıl olarak kabul etmez); İbn Mâce, Cenâiz, 18, H.no:1486 (Sadece cenaze ile ilgili bölümünü nakleder); Bennâ hadisi Hâkim ve ibn Hıbbân'a da nisbet ederek Tirmizî'nin Saîd b. Abdullah el-Cühenî'nİn meçhul olması sebebiyle hadisi illetli gösterdiğini; fakat İbn Hıbbân'ın bu râviyi Sikât'ında zikrettiğini söyler. Ömer b. Ali b. Ebö Tâlib'in babası Hz.Ali'den (Radıyallahü anh) semamın ihtilaflı olduğunu, ancak Ebû Hâtim'in semamın olduğununa dair bilgi verdiğini de sözlerine ekler. Bk.Bülûğu'l-emânt, 11/132.

Ahmed Muhammed Şâkİr İsnadının sahih olduğunu söyler. Senedindeki Saîd b. Abdullah el-Cühenî, Mısırlıdır ve sikadır. İbn Hıbbân Sİkât'ta bu râviye yer verir. Ömer b. Ali b. Ebû Tâlib ise tabiinden sika biridir. Hz. Ali'nin oğludur. Kendisine Ömer İsmini veren de Hz.Ömer'dir.

[220] Bu mana için bk. Razi, Mıthtâru's-sıhah 36.

[221] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/338.

[222] Sened:

Sahih: Müsned, 1/375, H.no:3557; Benzer rivayet için bk. 1/427, H.no:4059; Buhârî, Teheccüd, 13; Bed'ü'1-halk, H.no:ll; Müslim, Salâtü'î-müsâfirîn, 205; Nesâî, Kıyâmü'I-leyl, 5, H.no:1606-1607; İbn Mâce, İkâme, 174, H.no:1330;

Hadisin Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh) şahidi için bir sonraki (70/940.) hadise bk.

[223] Yani ona galip gelmiş ve alay etmiş, sonunda onu Allah'a İbadetten men etmiş. Bk. Bennâ, age. U/227.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/338-339.

[224] Sened:

Sahih: Müsned, 11/260, H.no:7528; İkinci rivayet: 11/427, H.no:9484; Bennâ Münzirî'den naklen hadisin İsnadının sahih olduğunu söyler. Bk.Bülûğu'l-emânî, 11/227. Heysemî İkinci rivayeti verir ve sahih hadis ricali İle nakledildiğini söyler. Bk.Mecma\ 11/262.

Hadisin İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anlı) şahidi için bir önceki (69/939.) hadise bk.

[225] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/339.

[226] Sened:

Sahih: Mümed, IV/124, H.no:17058; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, VII/287, H.no:7155; Heysemî, senedinde yer alan Râşid b. Davud'un Dârekutnî tarafından zayıf; İbn Maîn, Duhaym ve İbn Hıbbân tarafından da sika sayıldığını söyler. Bk.Mecma', 1/324-325.

a-Ebû Zer'den (Radıyaliahü anlı) şahidi: Müsned, V/159, H.no:2)311-213I2 (sahih); V/I61, H.no:21321; İV/171, H.no:21393; V/149, H.no:21221:

Bu rivayetin müselsel şekli de vardır: Müsned, V/160, H.no:21316 (Bu rivayet 1499/2369 ve 390/11279.hadislerde zikredilecektir); Yine Ebû Zer'den farklı bir rivayet 33/11623.hadiste zikredilecektir: {Müsned, V/163, H.no:21337). Diğer rivayetler için bk. V/147, H.no:21203; V/168, H.no:21370-21371; V/169, H.no:21382; V/157, H.no:21285; Müslim, Mesâcid, 238-244; Ebû Dûvûd, Salât, 10, H.no:431; Tirmizî, Salât, 15, H.no:176 (Tirmizî: "Bu konuda İbn Mes'ûd ve Ubâde b. es-Sâmit'ten (Radıyaliahüanlı) de nakiller vardır ve Ebû Zer hadisi hasendir" derken, Ahmed Muhammed Şâkir ise "hayır, hasen değil, sahihtir" der); Nesât, İmame, 2, 55, H.no:776, 857; İbn Mâcey İkâme, 150, H.no:1256; Dârimt, Salât, 25, H.no:1230-1231; Taberânî, el-Mu'cemîl'l-kebtr, U/151, H.no:1633. Ebû Zerr'e yapılan tavsiyeler için bk.33/11623, 79/8140, 80-81/10969- I0970.hadisler...

b-Ubâde b. es-Sâmit'ten (Radıyaliahü anh) şahidi için bk. 1500/237O.hadis {Müsned, V/329, H.no:22686; Benzer rivayetler: V/314, H.no:22580-22581; V/315, H.no:22589-22590; V/315, H.no:22585; VI/7, H.no: 23340; Ebû Dâvûd, Salât, 10, H.no:433; İbn Mâce, İkâme, 150,H.no:1257)

c-Âsıın b. Ubeyd (Âmir b. Rabîa)'dan (Radtyallahü anh) şahidi: Bir sonraki (72/942.) hadise bk.

d-Ukbe b. Âmir'den (Radıyaliahü anh) şahidi:

Müsned, İV/146-147, H.no: 17256 (senedinde müphem bir râvi bulunması sebebiyle senedi zayıftır. Fakat, hadis sahih bir sened ve mevsûl bir rivayetle nakledilir. Bk. IV/145, H.no:17238 (seneddeki müphem râvi Ebû A1İ Sümâme b. Şefîy el-Hemdânî'dir.).

e-İbn Mes'ûd'dan (Radıyaliahü anh) şahidi için bk.59/10948.hadis

Müsned, 1/405, H.no:3845 (uzunca bir hadis içinde). Bu rivayete 49/919.hadiste işaret edilmişti.

Müsned, 1/459, H.no:4386; 1/455, H.no:4347; 1/424, H.no:4030; 1/456, H.no:4363. Müslim, Mesâcid, 26; Nesâî, İmame, 18, H.no:797; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, IX/108, 298, H.no:8567, 9495-9496; X/131, H.no:10206; Heysemî, râvilerinin sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk. Mecma', VI1/285.

f-Muâz b. Cebel'den (Radıyallahii anlı) şahidi: O da İbn Mesûd'dan (Radıyaflahü anh) nakleder. Bk. Müsned, V/231-232, H.no:2I9l9 (349/10775.hadis); Müslim, Mesâcid, 36-37; Ebû Dâvûd, Salât, 10, H.no:432; İbn Mâca, İkâme, 150, H.no:1255;

g-Kabîsa b. Vakkas'tan (Radıyallahii anh) şahidi: Ebû Dâvûd, Salât, 10, H.no:434.

h-Şeddâd b. Evs'ten (Radıyallahü anh) şahidi: Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, H/287, H.no:7I55.

ı-Yezid b. Evs'ten (Radıyallahii anh) şahidi için bk. 1496/2366.hadi s.

i-Mihcan ed-Dîlî'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk. 1497-1498/2367-2368.hadisler.

[227] Lafız anlamı, namaz vakitlerini Öldürerek, şeklindedir.

[228] Nafile namaz subha olarak İsimlendirildi. Zira o, farz olmayan teşbihler gibidir. Sonra da İmamlarla/başkanlarla tekrar namaz kılınma emri, herhalde Müslümanlar arasında ayrılık fitnesinin çıkmasını önlemek içindir. Bk. Bennâ, age., 11/228.

[229] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/340-341.

[230] Sened:

Sahih: Müsned, IH/445, H.no:15621; Benzer rivayet için bk. m/446, H.no:15633; Bennâ hadisin bir benzerinin Ebû Dâvûd tarafından Ubeyde b. Sami t ve Kabîsa b. Vakkâs kanalıyla nakledildiğini, isnadının da ceyyid olduğunu söyler. Bk.Bülûğu 'l-emânî, 11/228. Hadisin şâhidleri İçin bir önceki 71/941 ve49/919.hadisin tahricinebk.

[231] Rivayetin sonunda senedle ilgili şu bilgiler vardır:

§(İbn Cüreyc), râvi Âsim b. Ubeydullah'a; 'Bu haberi sana kim nakletti?' diye sorunca o şöyle dedi:

'Bunu bana Abdullah b. Âmir b. Rebîa, babası Âmir b. Rebîa'dan, o da Hz. Peygamberden nakletti.'

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/341-342.

[232] Sened:

Hasen: Müsned, IV/244, H.no:180S0; Dârimî, Salât, 24, H.no:1229. Dârimî'nin senedi şöyledir:

Taberânî, el-Mu'cemü'l-'kebtr, XIX/142-143, H.no:31I-313; el-Mu'cemü't-evsat, V/92, H.no:4764; Heysemî, hadisi Taberânî'nin Kebir ve Evsat'ına nisbet eder ve senedindeki îsâ b. Müseyyeb el-Becelî'ııin zayıf olduğunu belirtir. Bk. Mecma\ 1/302; Ahmed b. Hanbel, îsâ b. Müseyyeb el-Becelî'nin sadece dört rivayetini nakleder. Bennâ İse Taberânî'niıı Kebir'inde İbn Mesûd'dan (Radıyallahü anlı) şahidi olduğunu hatırlatır ve Münzirî'nin hadisi hasen saydığını ifade eder. Bk.Bülûğu'l-emânî, 11/229. Dârimî'nin senedinde ise mütâbiinin bulunduğu görülmektedir.

Ubâde b. Sâmit'ten (Radtyallahü aıılı) şahidi için 82/952.hadİse bk.

Hadisin Kâtip Hanzale, Ubâde b. Sâmit ve Ebu'd-Derdâ'dan (Radıyallahü anlı) şâhidleri için 48/918.1ıadise bk.

[233] kelimesi birçok anlama gelmektedir; kölelerimiz, anlaşma yaptığımız yabancı kişiler vd. Bu rivayette Arab kelimesi ile zİkredildiği İçin Acem (Arap olmayan/yabancı) anlamında olması tercih edilir.

[234] Dârimî'nin metninde şu ziyâde vardır:

[235] Lafız anlamı, "sizi buraya oturtan sebep nedir?' şeklindedir.

[236] Dürimî'nİn metninde şu ziyâde vardır:

[237] Dârimî'nin metni şöyledir:

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/342-343.

[238] Sened:

Hasen: Müsned, İÜ/427, H.no:15461; Nesâî, es-Sünenü'l-kübrâ, 1/212, H.no:613; Beyhakî, es-SünenÜ'l-kübrâ, 11/281; Bennâ, Münzirî'nin "hasen isnadla nakledildi" (bk.Terğîb, 1/202) sözünü nakleder. Yik.Bülûğu 'l-emânî, U/229.

Sahâbî Ebu'l-Yeser Ka'b b. Amr b. Abbüd es-Selemî el-Hazrecî el-Ensârî (Radıyaüahü anh), Akabe biatlarında ve Bedir savaşında bulunmuş ve yirmi yaşında bu savaşa katılmasına rağmen büyük başarılara imza atmış, Peygamberimizin amcası Abbas b. Abdulmuttalib'i esir almış, Müşriklerin sancağını taşıyan Aziz b. Umeyr'in elinden sancaklarını çekip almış; Sıffîn'de de Hz. Ali İle aynı safta çarpışmış cengâver bir sahâbİdir. Ashâb-ı Bedir'in Medine'de en son vefat eden fertlerinden biridir (v.55/675). Bk. İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-gâbe, IV/457, Trc.no:4475; VI/236, Trc.no:6352.

Ammar b. Yâsir'den (Raâıyaitahü anlı) şahidi İçin bk. Müsned, IV/321, H.no:18796; IV/319, H.no:18781; IV/264, H.no:18241; İV/264, H.no:18239-18240; Tayâtist, s.90, H.no:65Û; Ebû Dâvûd, Salât, 124. H.no:796; Nesâî, Sehv, 62, H.no: 1303-1304; Münzirî, Terğîb, 1/201-202.

[239] Bennâ, age. II/229.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/343-344.

[240] sened:

Sahih: Müsned, V/429-430, H.no:23532; Buhûrî, Menâkıb, 25; Müslim, Fiten, 10-12 (Buhârî ve Müslim'de Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh) nakledilen hadise ek olarak verilir); Şâfıî, Müsned, s.28; Tayâlisî, s.172, 249, H.no:1237, 1803; îbn EbîŞeybe, 1/301, H.no;3444; NesâU Salât, 17, H.no:476-478; îbn Hıbbûn, IV/330, H.no:1468; Ahmed eş-Şeybanî, Âhâd, 11/202-203, H.no:952-955; Beyhakî, Şuabü'l-îmân, 111/52, H.no:2842; es-Sünenü'l-kübrâ, 1/445; Münzirî, age., 1/183, 835.

Bazı rivayetlerde İkindi namazının terk edenin âİle ve malım kaybetmiş veya ameli boşa gitmiş kimse gibi olacağı ifade edilmektedir. Bu rivayetler İbn Ömer ve Büreyde tarafından nakledilmiştir:

a-İbn Ömer'den (Radıyalfohü anh) nakledilen rivayet: Müsned, 11/102, H.no:5780; 11/124, H.no:6065; 11/145, H.no:6324; Müslim, Mesâcid, 200-201; Nesâî, Salût, 17, H.no:476-478; Dûrimî, Salât, 27, H.no:1233-1234; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XII/278, H.no:13108; Ayrıca bk.I30/10O0.hadis.

b-Büreyde el-Eslemî'den (Radıyattahüanh) nakledilen rivayet: 120/990.hadis

c-Ebu'd-Derdâ'dan (RadtyaUuhn anh) nakledilen rivayet: 131/1001 .hadis.

d-Enes b. Mâlik'ten (Radıyaiiaim anh) nakledilen rivayet: Ezdî, Müsnedü'r-Rabî', 1/125, H.no:304;

e-Muhadramdan sika biri olan Evs b. Dam'ac'dan nakledilen mürsel rivayet:

îbn EbîŞeybe, 1/301, H.no:3448.

[241] Razî, Muhtam's-Sıhah, 707; İbnU'İ-Esir, Nihaye, V/147.

[242] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/344-345.

[243] Sened:

Hasen: Müsned, VI/92, H.no;24495; Tirmizî, Salât, 13, H.no:174 (Aynı sened ve metinle nakleden Tirmizi, hadisin "(hasen) garib" olduğunu, isnadının ise muttasıl olmadığını belirtir); Dârekutnî, 1/249; Hâkim, 1/303, H.no:683; Beyhakî, r/435 (Hadis mürseldir. Zira İslıak b. Ömer Hz. Aişe'ye yetişmedi);

İshak b. Ömer meçhuldür. Timıİzî'nin işaret ettiği isnad kopukluğu da bu râvidedir. Çünkü İslıak b. Ömer Hz.Âişe'den (Radıyaltahüanlı) hadis işitmedi. Bk.Zeylâî, Nasbu'r-râye, 1/243;

Hadisin bu isnadının Ebû Seleme ve Amre'den mütâbileri vardır:

a-Ebû Seleme (RadıyallahU anlı):

Dârekutnî, 1/249; W&fe/m, 1/303. H.no:684; b-Amre (Radıyaltahü anim):

Hâkim, 1/302, H.no:682 ("Buhârî ve Müslim'in şartına/râvisine göre hadis sahihtir" diyen Hâkİm'i Zehebî onaylar); Beyhakî, 1/435; Dârekutnî'nin Amre kanalı ile naklettiği rivayette Leys b. Sa'd'ın talebesi Muallâ b. Abdurrahman görülmektedir ki bu zât da sika değildir, hadis uydurur. Ebû Hatim "metrukü' 1-hadis" bir râvi olduğunu belirtir. Bk. Dârekutnî, 1/249; Zeylâî, Nasbıı 'r-râye, 1/243;

İbn Hacer hadisi Tirmizî'nin naklettiğine işaret ederek senedinin munkaü olduğunu, fakat Dârekutnî'nin zayıf iki ayrı isnadla mevsûl olarak naklettiğini belirtir. Bk. ed-Dirâyefî tahrîci ehâdîsi'l-Hidâye, 1/105. Zeylâî de Dârekutnî'nin mevsul hale getirdiği (Mûsâ b. Verdân ve Saîd b. Ebû HİIâl (ki bu rûvi de meçhuldür) isimli râvilerin Hz.Âişe'den (Radıyallahü anlı) nakleden râviler olduğunu) rivayetlere değinir. Bk.Nasbu'r-râye, 1/243;

Ayrıca bk.49/919.hadis.

[244] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/345-346.

[245] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/346.

[246] Ümmü Eymen Bereke (Radıyallalıü anha) Rasûlullah'ın "annemden sonra annemdir" dediği ve evine sık sık ziyaretine gittiği mevlâsı ve dadısıdir. Babası Abdullah'tan kalan bir emanettir. Hem Habeşistan'a, hem de Medine'ye hicret etmiştir. Peygamberimiz kendisini çok sevdiği Zeyd b. Harise ile evlendirmiş ve evliliklerinin semeresi yine Peygamberimizin çok sevdiği bir çocuk Üsâme dünyaya gelmiştir. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de kendisini evinde ziyaret ederlerdi. Hz. Peygamber'İn vefatına vahyin kesilmesi anlamına geldiğinden dolayı çok üzülmüş, 5-6 ay sonra da kendisi vefat etmiştir.

[247] Sened:

Hasen: Müsned, VI/421, H.no:27237{Abdürrezzâk, III/124, H.no:5008; Abd b. Humeyd, s.462,H.no;1594:

Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, VII/304; Şuabü'l-îmân, VI/188, H.no:7865 (Beyhakî, ıadisin Ebu'd-Derdâ'dan (Radıyallalıü anlı) da nakledildiğine işaret etmiştir) Abd b. Humeyd ve Beyhakî'nin bu rivayetine bakılacak olursa hadisin, uzun bir rivayetin bir parçası (vasiyetten bir bölüm) olduğu anlaşılmış olur. Bennâ, Münzirî'nin şu sözünü nakleder: "Hadisi Ahmed b. Hanbel ve Beyhakî rivayet etti. Ahmed b. Hanbel'in râvîleri sahih hadis ricalidirler. Fakat Mekhûl, Ümmü Eymen'den (Radıyallahü anhâ) hadis işitmedi. (Bk.Terğîb, 1/216)" Bk.Bülûğu'l-emânî, 11/231. Heysemî de bu görüştedir. Bk. Mecma', 1/295.

Hadis şâhidleri ile hasen li gayrihî seviyesine yükselir:

a-Muaz b. Cebel'den (Radıyallahü anlı) şahidi için bk. Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XX/82, H.no:156; el-Mu'cemü'l-evsat, V11I/58, H.no:7956; Heysemî, hadisi Taberânî'nin Evsat'ında naklettiğini, senedinde Buhârî'nin ve topluluğun zayıf kabul ettiği Amr b. Vâkıd'in bulunduğunu, bu râviyi Sûrî'nin: "sadûk biri idi" dediğini belirtir. Bk. Mecma', 1/105. Muaz b. Cebel'den (Radıyallahü anh) sadece konu ile ilgili nakledilen bir başka rivayet daha vardır. Bk. Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XX/1I7, H.no:233; Heysemî, hadisi Taberânî'nin Kebîr'inde naklettiğini, senedinde müdellis olan Bakıyye b. Velid'in bulunduğunu, bu râvinin de an'ane yaptığını söyler. Bk. Mecma', 1/295.

b-Ubâde b. Sami t'ten (Radıyallahü anh) şahidi: Heysemî, hadisi Taberânî'nin naklettiğini, senedinde Seleme b. Şürayh'ın bulunduğunu, Zehebî'nİn: "bu râvi tanınmıyor" dediğini, diğer râvilerinin ise sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk. Mecma', 1/296.

c-Ebu'd-Derdâ'dan (Radıyallahü anh) şahidi için bk. Lâlkâî, İ'îikâdü ehli's-sünne, IV/823, H.no:1524; Heysemî, hadisi Taberânî'nin naklettiğini, senedinde Şehr b. Havşeb'in bulunduğunu, bu zâtın hadislerinin hasen olduğunu, diğer râvilerinin ise sika olduklarını belirtir. Bk. Mecma', 1/296-297.

d-lbn Abbas'tan (Radıyallahü anhümâ) şahidi İçin bk. Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XIl/252-253, H.no:13023; Beyhakî, Şuabü'l-îmân, 1/271-272, H.no:291; Heysemî, hadisi Taberânî'nin naklettiğini, hadisin isnadının hasen olduğunu belirtir. Bk, Mecma', Vn/115-116.

e-Enes'ten (Radıyallahü anh) şahidi için bk. Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, III/343, H.no:3348.

[248] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/346-347.

[249] sened:

Sahih: Müsned, 11/178, H.no:6659; Benzer rivayetlerde içki İçip sarhoş olanın kırk gecelik namazının kabul edilmeyeceği ifade edilmektedir. Bu rivayetler için bk.Müsned, 11/189, H.no:6773; ü/197, H.no:6854; 11/176, H.no:6644 (120-I21/6708-6709.hadisler); Nesâî, Eşribe, 43, 45, H.no:5662, 5668; İbn Mûce, Eşribe, 4, H.no:3377; Dârimf, Eşribe, 3, H.no:2096-2097; Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, VJ/266, H.no:6371; Hâkim, IV/162, H.no:7233 (Hâkim: "İsnâdi sahihtir" der. Zehebî de bunu onaylar); Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 1/389; VIII/287; Şuabü't-îmân, V/8, H.no:5582; Heysemî ve Müıızirî, senedindeki râvilerin sika olduklarını belirtirler. Bk. Mecma', V/69-70; Terğîb, 111/185. Bennâ hadisi Beyhakî'ye nisbet eder, isnadının ceyyid olduğunu söyler. Bk.Bülûğu'l-emânî, 11/231;

İbn Ömer'den (Radıyallahü anhümâ) şahidi için bk. Müsned, 1/35, H.no:4917 (Ahmed Muhammed Şâkir bu rivayet hakkında şunları söyler: "İsnadı hasendir. Ma'mer b. Râşid Basralıdır. Atâ b. es-Sâİb Basra'ya Ma'mer'in îhtilât günlerinde ömrünün son zamanlarında geldi. Cerir ve Hemmam da Ma'mer gibi Basralıdır. Hâkim sahih sayar). (123/67 ll.hadİs)

Ebû Zer'den (Radıyailahü anlı) şahidi için bk. 122/67 lO.hadis.

Esma bt. Yezid'den (Radıyallahü anha) şahidi için bk. 124/6712.hadis.

[250] Ya da sarhoşça.

[251] İbnü'1-Esîr, Nihâye 1/8; kelimesi aklı ve bedeni ifsat eden şeyler için kullanılır. Bu nedenle cehennemliklerin akıntısına çamuru denildi. (Bk. Azimâbâdî, Avnü'l-Ma'bûd, X/5).

[252] Azimâbâdî, age., X/87; Mubarekfûrî, Tuhfetü't-ahvezl VII/163.

[253] Bk.Müsned Trc. 78/948. hadisin dipnotu.

[254] Timizi, Kıyamet, 48.

[255] Beyhakî, Şuabü'l-iman V/305.

[256] Taberânî, el-Mûcemu'l-kebîr, XX/205 (Heysemî, Mecmeu'z-zevâid, M/310).

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/347-348.

[257] Sened:

Sahih: Müsned, IH/370, H.no:14919; Benzer rivayet için bk. III/389, H.no:15121; Müslim, îmân, 134; Ebû Dâvüd, Sünnet, 14, H.no:4678 (Ebû Davud'un hocası Ahmed b. Hanbel'den naklettiği hadislerden biridir); Tirmizf, îmân, 9, H.no:2618-2619 (hasen-sahih), 2620 (hasen-sahih); Nesât, Salât, 8, H.no:464 (dipnota eklidir); İbn Mâce, İkâme, 77, H.no:1078; Dârimî, Salât,29,H.no:1236;

a-Enes b. Mâlİk'ten (Radıyallahü anlı) şahidi:

İbn Mâce, İkâme, 77, H.no:1080 (Yezid b. Ebân er-Rakâşî sebebiyle isnadı zayıftır);

b-Büreyde'den (Radıyallahü anlı) şahidi için bir sonraki 80/950.hadise bk.

c-Abdullah b. Şakik el-Ukaylî'nin rivayeti:

Tirmizi, îmân, 9, H.no:2622.

[258] Azimâbâdî, AynU'l-Ma'bûd, XIJ/284.

[259] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/348-349.

[260] Sened:

Salıih: Müsned, V/346, H.no:22833; Benzer rivayet için bk. V/355, H.no:22903; Tirmizî, îmân, 9, H.no:2621 (Bu konuda Enes ve İbn Abbas'tan (Radıyallahü anh) da nakiller vardır ve bu hadis "hasen-sahih-gariptir); Nesât, Salât, 8, H.no:461; İbn Mâce, İkâme, 77, H.no:1079; Bennâ hadisi İbn Hıbbân ve Hâkim'e de nîsbet ederek, Tirmizî'nin biraz önce verdiği bilgileri de aktararak Nesâî ve Irâkî'nin de hadisi sahih saydığını söylemiştir. Bk.Bülûğu'1-emânî, D7232.

[261] Mübarekfûri, TuhfetÜ'l-ahvezu VII/308.

[262] Razi, Muhtaru's-Sıhah, 460.

[263] Bennâ, age., 11/232.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/349.

[264] Sened:

Sahih: Müsned,\m69, H.no:6576; Abdullah b. Ahmed, es-Stinne, 1/363, H.no:782; Dârimî, Rikâk, 13, H.no:2724; Abd b. Humeyd, s.139, H.no:353; İbn Hıbbân, IV/329, H.no:1467; Beyhakî, Şuabii'l-îmân, 111/46, H.no:2823; Heysemî, hadisi Taberânî'nİn eserlerine de nisbet ederek, Ahmed b. Hanbel'in senedindeki râvilerin sika olduklarını belirtir. Bk. Mecma', 1/292. Münzİri de Ahmed b. Hanbel'in Müsned'ine,Taberânî'nin Kebir ve Evsat'ına ve İbn Hibbân'ın Sahih'ine nisbet ederek Ahmed b. Hanbel'in İsnadının ceyyid olduğunu İfade eder. Bk.Terğîb, 1/217.

[265] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/350.

[266] İ.Şafiî, Ümm 1/291; Salih b. Ahmed, Mesâttü'l-İmam Ahmed b. Hanbel 1/375; İbn Hazm, Muhatla XI/376-377; Şîrâzî, Mühezzeb J/51; Nevevî, Mecmu', İÜ/13; İbn Kudâme, A/ugnf n/289-299, 300-301; İbn Hacer, Fethu'l-BâriV76, XI7539; İbnNüceym, el-Bahru'r-râik V/89.

[267] Bennâ, age., 11/232-233.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/350-351.

[268] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/351.

[269] Sened:

Sahih: Müsned, V/322, H.no:22651; Benzer rivayetler:

V/315-316,H.no:22592;

Müsned, V/317, H.no:22603; V/319, H.no:22619; V/323, H.no:22653 (iıi öıj iâi İü üı ^j> ^i(); Mâlik, Salâtü'I-leyl, 14; EbÛ Dûvûd, Salât, 9, H.no:425; Vitir, 2, H.no:1420 (Münzirî hadisin sahih ve siibit olduğunu belirtir); Nesâu Salât, 6, H.no:459; es-Sünenü't-kiibrâ, 1/İ42, H.no:322; îbn Mâce, İkâme, 194, H.no:1401; Dârimî, Salât, 208, H.no:1585; Abdürrezzâk, III/5, H.no:4575; Îbnü'1-Ca'd, s.238, H.no:1571; Taberânî, Müsnedü'ş-Şâmiyyîn, 1/43, H.no:35; An W;öMn, V/23, H.ııo:1732; VI/174-175, H.no:2417; Beylıakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 1/361; II/8, 467; X/217; Makdisî, Muhtara, VIII/354, 365, 366, H.no:432, 449, 450; Bennâ hadisi İbn Hibbân ve İbnü's-Seken'e de nisbet ederek, îbn Abdilber'in: "Hadis sahih ve sabittir. Mâlik'ten rivayetinde ihtilaf olmadı" sözünü nakleder. Bk.Bülûğu'l-emânî, 11/234. İbııü'l-Mülakkİn de hadis hakkında İbn Abdilber'in: "sahih-sabit" dediğini, İbn Hıbban'ın da sahih saydığını belirtir. Bk.Hulâsatü'l-Bedri'l-münîr, 1/283.

Ka'b b. Ucre'den (Radtyallahil anlı) şahidi İçin bk.73/943.hadİs.

tbn Muhayriz'in adı: Abdullah'tır ve sika biridir. Muhdecî ise Ebû Rufey' el-Kinânî'dir. İbn Hibbân sika saymış (bk.Sikât, V/570), Ebû Hatim ise bu zât hakkında sükût etmiş, İbn Hacer "makbuldür" demiştir. Bk.Takrîb, Trc.no:8100; Zehebî: "sika sayılmıştır" der. Bk.Kâşif, Trc.no:6624; Zeylaî, Nasbu'r-râye, 11/115-116; Bahsedilen Ebû Muhamnıed ise sahâbidir. İsmi Mes'ûd b. Zeyd veya Mes'ûd b. Evs b. Zeyd'dİr.

[270] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/351-352.

[271] Sened:

Sahih: Müsned, V/246, H.no:22023; Abdürrezzâk, 1/461, H.no:1788; Ebû Dâvûd, Salât, 28, H.no:506-507; Dârekutnî, 1/242; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 1/391; Bennâ hadisi Dârekutnî, İbn Huzeyme, Beyhakî, Nesâî ve Tahâvî'ye de nisbet ederek isnadının ceyyid olduğunu söyler. Bk.Bülûğu'l-emânî, 11/237. Abdurrahman b. Ebû Leylâ, Muaz'dan (Radıyallahu anh) hadis İşitmişse hadis sahihtir. Çünkü bu 2at, Hz. Ömer'e yetişmiştir.

Bu hadisin oruçla ilgili bölümü oruç konusunda 3 l/3242.hadiste zikredilecektir.

[272] Çan vb. şeylere vurarak çağırmak. Bk.İbnü'1-Esîr, Nihaye V/105.

[273] Mubarekfûrî, Tuhfetü'l-ahvezî, 111/162.

[274] Oruçla ilgili rivayetin kalan kısmı oruç konusunda 31/3242.hadiste terceme edilecektir, kalan rivayetin metni:

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/352-355.

[275] Sened:

Sahih: Müsned, 11/180, H.no:6650; Sonunda senedle ilgili ziyadesi vardır. Benzer rivayette ise sonunda şu ziyede bulunmaktadır:

Bk. 11/1*87, H.no:6756; 1/304, H.no:3482 (İbn Ebî Şeybe bu hadisi Ahmed b. Hanbel'in hocası Vekî'den aynı senedle almıştır); Ebû Dâvûd, Salât, 26, H.no:495, 496 (biraz önce metnini verdiğimiz ziyadesiyle); Dûrekutnî, 1/230; Hâkim, Müstedrek, 1/311, H.no:708 (Hâkim, Yahya b. Main'den: "Amr b. Şuayb sikadır" sözünü nakleder ve "Bu rivayetin mürsel oluşu dile getirilmektedir. Çünkü Amr b. Şuayb b. Muhammed b. Abdullah b. Amr b. As, dedesi Abdullah b. Amr'dan (Radıyallahü anlı) hadis işitmemiştir" der); Beyhakî, ŞuabU'l-tmÛn, VI/398, H.no:8650; es-Sünenü'l-kübrâ, 11/228-229; JII/84; (Beyhakî'nin bir rivayetinde ziyâdeli şekli İle ve "emredin" yerine, ( "öğretin" emri; "dövün" yerine, "edeplendirin" emri zikredilmiştir. Bk. es~Sünmü'l-kiİbrâ, 11/229); Ebû Nuaym, Hılye, X/26.

Hadis, biyografi, ilel ve tahriç kitaplarında da yer alır. Bk. Ahmed b. Hanbel, el-llel ve ma'rifetü'r-ricâl, 1/149; Buhârf, et-Târîhu'l-kebîr, İV/168, Trc.no:2358 (Ebû Hamza Sevvâr b. Davud'un biyografisinde); İbn Hıbbân, Kiîâbü'l-Mecrûhîn, 1/290, Trc.no:324 (Sevvâr b. Davud'un biyografisinde); Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, 11/278, Trc.no:752 (Muhammed b. Habîb biyografisinde); İbn Hacer, Usânü'l-Mîzân, VI/79, Trc.no:288 (Muğîre b. Musa'nın biyografisinde); ed-Dirâye fî tahriri ehâdîsi'î-Hidâye, 1/122; Telhis, I/184;Ukaylî, Duafâ, IV/176, Trc.no:1753 (Muğîre b. Musa'nın biyografisinde); Zeylaî, Nasbu'r-râye, 1/296, 298 (Sevvâr't, Halil b. Mürre leyyin, Yahya b. Mam, İbn Hıbbân sika saymış, Ahmed b. Hanbel: "Kendisinde herhangi bir beis olmayan Basralı bir şeyhtir" demiştir. Buhârî: "hakkında tartışma var" derken İbn Adiy, "hadisi yazılan râvilerdeıı biridir. Hadisi münker değildir" der. Fakat bu râvinin mülâbii vardır. Hadisi Amr b. Şuayb'dan kendisi gibi Leys b. Ebî Süleym de işitti); III/459; Mizzî, VIII/398 (Ebû Hamza'nın biyografisinde); Şevkânî, Neylü'l-evtâr, 1/377; Suyûtî, hadisi Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvûd ve Hâkim'e nispet ederek sahih olduğunu belirtir. Bk.d-Câmiu's-sağîr, H.no:8174; Münâvî ise İmam Nevevî'nin Ebû Davud'a nispet ederek hadisin isnadının hasen olduğunu söylediğini nakleder. Bk. Feyztt'l-kadtr, V/665; Aclûnî, Keşfü'l-hafâ, 11/266, H.no:2286; Îbnü'l-Mülakkin, 1/92.

Senedde yer alan Sevvâr b. Dâvûd, Ebû Hamza Sevvâr es-Sayrafî el-Müzenî'dİr. Bazı nüshalarda Sevvâr b. Davud'un ismi kalb yapılarak sehven Dâvûd b. Sevvâr şeklinde kaydedilmiştir.

Hadisin Şâhidleri:

a-Sebra b. Ma'bed b. Avsece el-Cühenî'den (Radıyallahü anlı) şahidi için bir sonraki 85/955.hadisebk.

b-Ebû Râfî'den (Radtyallahü anlı) şahidi:

Heysemî, hadisi Bezzar'ın naklettiğini, senedinde Gassân b. Ubeydullah ve hocası Yûsuf b. Nâfî'nin bulunduğunu, bu zâtları tanıtan birini bulamadığını belirtir. Bk. Mecma', 1/294; Şevkânî, Neylü'l-evtâr, 1/377; İbn Hacer, Telhîsu'l-Habîr, 1/184.

c-Enes'ten (Radıyallahü anh) şahidi:

Dârekutnî, 1/231; Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, IV/256, H.no:4129; Haris b. Ebû

Üsâme, Müsnedü'l-Hâris (Zevâidü'I-Heysemî), 1/238, H.no:106; Heysemî, hadisi Taberânî-

nin naklettiğini, senedinde Dâvûd b. Muhabbir'in bulunduğunu, bu zâtı Ahmed b. Hanbel,

Buhârî ve cemaatin zayıf, Yahya b. Main'in ise sika saydığını belirtir. Bk. Mecma', 1/294.

Aclûnîde, hadisi Taberânî'nin naklettiğini, senedinde Dâvûd b. Muhabbir'in bulunduğunu, bu râvinin de metruk olduğunu belirtir. Bk. Keşfii'l-hafâ, 11/266, H.no:2286; İbn Hacer, Telhîsu'l-Habîr, 1/185; Şevkânî, Neylü'l-evtar, 1/378.

d-Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anlı) şahidi: (ij~u) lafzı ile:

Heysemî, hadisi Bezzar'ın naklettiğini, senedinde Muhammed b. Hasan el-Avfî'nin bulunduğunu, bu zât hakkında: "leyyinü'l-hadis" denildiğini, sika sayan birini bulamadığını belirtir. Bk. Mecma\ 1/294. İbn Hıbbân, Ebû Saîd Abdülmün'ım b. Nuaym er-Riyâhî'nin biyografisinde bu rivayete yer verir ve bu zâtın hadisinin münker olduğunu, sika râvİiere uygun rivayetle bulunduğu zamanlarda bile hadisi ile delil getirilemeyeceğini ifade eder. Bk. Kitâbii'l-Mecrühîn, 11/157-158, Trc.no:777.

e-Semure b. Cündüb'den (Radıyallahü anlı) şahidi: Hadisin aslî kaynağını bulamadığımız için rivayet tefsirini kaynak gösteriyoruz. Bk.Kuıtubî, Tefsir, XVIII/195.

f-Abdullah b. Mâlik el-Has'amî'den (Radıyallahü anlı) şahidi: Aclûnî, hadisi Ebû Nuaym'in, Abdullah b. Mâlik el-Has'amî kanalı ile ve zayıf bir senedle el-Ma'rife'de naklettiğini belirtir. Bk. Keşfü'l-hafâ, 11/266, H.no:2286; İbnü'1-Esîr, Üsdü'l-ğâbe, III/375, Trc.no:3167. İbn Hacer, Telhîsu'l-Habîr, I/I85.

g-Muhammed b. Abdurrahman'dan mürsel olarak: lafzı ile.

Buhârî, et-Târihu'l-kebîr, 1/66, Trc.no:15I (Buhârî bu hadisi Ebû Sa'd Muhammed b. Hasan b. Atıyye el-Avfî el-Kûfî'nİn biyografisinde zikreder. Fakat hadisinin sahih olmadığını söyler). İbn Hacer, Telhîsu'l-Habîr, 1/184;

h-Mekhul'ün sözü (maktu) olarak şahidi:

Bk. İbn EbîŞeybe, î/305, H.no;3491;

ı-Müphem bir sahâbîden benzer rivayet:

Ebû Dâvûd, Salât, 26, H.no:497. Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 111/84; İbn Hacer, İbnü'l-Kattan'ın: "Muâz b. Abdullah b. Hubeyb'in eşi ve onun hadis aldığı kimse belli değildir" sözünü nakleder. Taberânî ise Muâz b. Abdullah b. Hubeyb'in babası kanalı ile rivayetine işaret eder. Bk. Telhîsu'l-Habîr, 1/184; Heysemî, hadisi Taberânî'nin Evsat ve Sağîr'inde naklettiğini, senedindeki râvilerin sika olduklarını belirtir. Bk. Mecma', 1/294. Şevkânî, İbn Sâid'in: "İsnadı hasen-garib" dediğini nakleder. Bk.Neylü'l-evtâr, 1/378.

Münâvî, Beyhakî'nin çocukları dövmeyi tavsiye eden bu hadislerin "ihtilâm olana dek çocuktan kalem / sorumluluk ve günah kaldırılmıştır" hadisİyle neshedİldiğini söylediğini aktarır. Bk.Feyzu'l-kadîr, IV/431 (5476.hadisin şerhi).

[276] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/355-357.

[277] Sened:

Sahih: Müsned, IH/404, H.no:15276; İbn EbîŞeybe, 1/304, H.no:3481; Ebû Dâvûd, Salât, 26, H.no:494 (Ebû Dâvûd ve Münzirî sükût etmiştir. 'O.Y.Tuhfetü 'l-ahvezî, 11/370); TirmizU Salât, 182, H.no:407 (Hadisin Abdullah b. Artır b. As'tan (Radıyallahü anh) şahidi bulunduğunu ve Sebra b. Ma'bed b. Avsece el-Cühenî'nİn bu hadisinin de "hasen-sahih" olduğunu belirtir); Dârimî, Salât, 141, H.no:1438 (Dârimî'nin metni de Tirmizî'ninki gibidir); İbn Huzeyme, 11/102, H.no:1002; Dârekutnî, 1/230; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, VII/U5, H.no:6546-6549; Hâkim, 1/389, H.no:948 (Hadisin Müslim'in ricaline uygun olarak sahih olduğunu, ancak eserine almadığını söyler. Zehebî de bunu onaylar); Beyhakî, es-SUnenü'l-kübrâ, H/14; IH/83; es-Sünenü's-suğrâ, s.344, H.no:592-593; Deylemt, III/ll, H,no:4007; İbn Hacer, Telhîsu'l-Habîr, 1/184; Şevkânî, Neylü'l-evtâr, 1/377.

Suyûtî, hadisi Ahmed, Tİrmizî, Taberânî ve Hâkim'e nispet ederek sahih olduğunu belirtir. Bk.el-Câmiu's-sağîr, H.no:5476; Münâvî İse hadis hakkında şunları söyler: "Hâkim, Müslim'in râvisine uygun olduğunu dile getirir, Zehebî ise bu görüşü onaylar. Nevevî, Riyâzu's-sâlihîn'de isnadının hasen olduğunu ifâde eder. Fakat Abdülmelik b. Rabf i Yahya b. Maİn zayıf sayar. İbnü'l-Kattân İse her ne kadar Müslim hadîsini eserine almış olsa da bu râvi ile delil getirilemeyeceğini belirtir. İbn Hacer, Müslim'in bu râvinin hadisini sadece mütâbaat açısından eserine aldığını beyan eder." Bk. Feyzu'l-kadîr, IV/127. Nevevî, hadisin sahih olduğunu söyler. Bk.Mecmû\ IH/10; İbnü'l-Mülakkin, Hulâsatü'l-Bedri'l-münîr,lt92.

Hadis usûlü eserlerinde bu hadise semanın yaş sının konusunda yer verilir. Evzâî'ye çocuğun hadis semaındaki yaşı sorulduğunda, zaptı sağlamsa isterse bulûğ çağına ulaşmamış olsun semai da caizdir" demiş ve bu hadisi delil göstererek: "Hadisin sıhhatini bilmiyorum, fakat itibarı sahihtir (dikkate alınması uygundur). Çünkü namazın ve kılınmadığı takdirde dövmenin emredilmesi alıştırma amaçlıdır. Vücup ifade etmez. Hadis yazımı da böyledir. Önemli olan çocuğun şeyhe mülâki olması ve ondan hadis işitmesidir. Dolayısıyla çocuğun bulûğa ulaşması şart değildir. Önemli olan hareketin, olgunluğun, uyanıklık ve zaptın gerçekleşmiş olmasıdır" demiştir. Bk. Râmehurmuzî, el-Muhaddisü'l-fûsü, s. 186; Hatîb, el-Kifâyejî ümi'r-rivâye, s.63,

Abdullah b. Amr b. Âs'tan (Radıyallahü anhiimâ) ve diğer sahabeden şahidi için bk. 84/954.hadisin tahrici.

[278] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/357-358.

[279] Sened:

Sahih: Müsned, 1/116, H.no:940; Benzer rivayetler:

Müsned, İ/118, H.no:956; Müsned, 1/140, H.no:1183 (Hadisin zahiri mürsel olsa da hadis sahihtir. Çünkü Hasan el-Basrî Hz.Ömer'e ulaşmamıştır. Hasan el-Basrî, Hz. Ömer'in mecnûn/deli bir kadını recmetme isteği ve hâdisenin devamını rivayet olarak anlatmıştır. Müşahedeye dayalı olarak anlatmamıştır); 1/154-155, H.no:1327 (Hz. Ömer ile Hz. AH arasında geçen hâdiseyi daha detaylı olarak anlatan bu rivayet 174/5869.hadiste zikredilecektir); 1/158, H.no:1360, (mükerreri:) 1362; Ebû Dâvûd, Hudûd, 17, H.no:4402-4403 (Bu rivayette Ebu'd-Duhâ Hasan el-Basrî'nin mütâbiidir. Fakat bu rivayet de munkatıdır. Çünkü Ebu'd-Duhâ Hz.AIi'ye yetişmemiştir); Tirmizî, Hudûd, 1, H.no:1423 (Tirmizî "hasen-garib" hükmünü verdikten sonra: Hz. Âişe'den (Radıyatlahii anlı) şahidinin bulunduğunu, Hz.Ali'den (Radtyallahü anlı) birçok tarikle nakledildiğini söyler. "Bazı rivayetlerde lafzının bulunduğunu, fakat Hasan'ın Hz.Ali'den semainin bulunmadığını belirtir. Ancak Hz.Ali'den nakleden Ebû Zabyan Husayn b. Cündeb'in mütâbi olduğunu ilave eder. "Bir rivayette de Ebû Zabyan Hz.Ali'den İbn Abbas kanalı ile nakleder. Bu nakil ise mevkuftur, merfu değildir. Hasan, Hz. Ali zamanında yaşamış ve ona yetişmiştir. Fakat Hz.Ali'den semamı bilmiyoruz" der); İbn Mâce, Talâk, 15, H.no:2042 (İsnadında Kasım b. Yezid bulunmaktadır. Bu zât meçhuldür. Aynca Hz. Ali'ye de ulaşmamıştır.)

Bennâ ise hadisi Dârekutnî, İbn Hıbbân, İbn Huzeyme ve Hâkim'e nisbet eder ve Hâkim'in: "Buharı ve Müslim'in râvileriyle sahih bir hadistir" dediğini ve Zehebî'nin de bunu onayladığını ifade eder. Bk.Bülûğu'l-emânî, 11/238.

Ebû Zür'a, Hasan el-Basrî'nin Hz.Ali'yi gördüğünü, fakat ondan hadis işitmediğini söyler. Diğer âlimler ise onu hiç görmediğini ifade ederler. Onların aynı asırda yaşamış olmaları da bir gerçektir. Hasan el-Basrî, Hz.Ali'nin halifeliğinde genç biriydi. Hz.Ömer'in vefatına iki yıl kala dünyaya gelmiştir. Bk.Buhârî, et-Târîhu'l-kebîr, H/287-288; Zeylaî, Nasbu'r-râye, V90-91.

İbn Abbas'tan (Radıyallahü anhüma} şahidi:

Ebû Dâvûd, Hudûd, 17, H.no:4399 (Hz. Ali'ye yapılan tardiyenin burada -Rıdvânullahi aleyh - olarak yapıldığı görülmektedir); Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XI/89, H.no:11141; el-Mu'cemü'l-evsat, IH/242, H.no:3427; Heysemî, senedinde zayıf bir râvinİn bulunduğunu söyler. Ayrıca Ebû İdris de bu hadisi birçok sahâbiden almıştır. Şeddâd b. Evs ve Sevbân bu sahâbilerdendir. Taberânî'nin Kebîrinde (bk.VII/287, H.no:7156) naklettiği bu hadisin râvileri sikadırlar. Bk. Mecma', VI/251.

Hz. Âişe'den (Radıyallahü anhâ) şahidi İçin bk. 87/957.hadİs

[280] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/358-359.

[281] Sened:

Sahih: Müsned, VI/101, H.no:24584; Diğer rivayet: VI/144, H.no:24994; Benzer rivayet: yi/100-101, H.no:24575; Nesâî, Talak, 21, H.no:3430; Ebü Dâvûd, HudÛd, 17, H.no:4398; İbn Mâce, Talâk, 15, H.no:2041;Dân;m", Hudûd, 1, H.no:2301; Şevkânî, Neylü'l-evtâr, 1/378.

Hz.Ali'den (Radıyallaha anlı) şahidi için bk. 86/956.hadis

[282] Bu kısımla ilgili (râvilerden) farklı rivayetler gelmiştir: -Affan'ın nakletİğine göre: Aklı başına gelinceye kadar deliden, -Hammad'uı naklettiğine göre: Aklı başına gelinceye kadar bunaktan, -Ravh'ın naklettiğine göre: Aklı başına gelinceye kadar deliden sorumluluk kaldırıldı, şeklindedir.

[283] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/360.

[284] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/361.

[285] Ebû Dâvûd, Sünen, Salat, 26; Tirmizî, Salat, 299.

[286] Bk. Münâvî, Feyzu'l-Kadîr, 1//434 (5476. hadisin şerhi)

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/361.

[287] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/361.

[288] Buharı, Vesâya, 25; Ebû Davûd, Edeb, 1; Tirmizî, Birr, 69.

[289] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 111/119,171; Buharı, Edeb,81; Tirmizî, Salât, 131.

[290] Ahmed b. Hanbel, 111/107,315; Buhârî, Tıb, 13; Müslim, Müsakât, 63.

[291] Buharı, Isti'zan 15; Müslim, Selâm, 15; Ebû Davûd, Edeb, 36; Tirmizî, İsti'zân 8; İb Mâce, Edeb, 14.

[292] Buharî, Hibe, 12,13; Müslim, Hibât, 13.

[293] Ahmed b. Hanbel, 111/408 (Sahih), Ahmed Muhammed Şakir thr. XII/149-150, H.no: 15312); Darekutnî, Sünen, 1/235; (Bazı âlimler çocuğun ezan okuması doğru değildir, insanlar itibar etmez, demişler. Ancak bu konuda hadis olduğu ve günümüzde de hoparlör sistemi bulunduğu için caizdir.Bk.Eşrûşenî, Muhamed b. Mahmud, Camiu ahkâmi's-sığar, 1/37 )

[294] Tirmizi, Sünen, Cum'a, 60.

[295] Ahmed b. Hanbel, IH/110; Buharî, Sahih, Ezan, 78.

[296] İbn Huzeyme, Sahih, 11/343.

[297] Müslim, Sahih, Fedaİl, 80.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/362.

[298] Nesâi, Taharet, 78.

[299] Taberânî, (Heysemî, Mecmeu'z-zevâİd, 1/300).

[300] İbn Ebî Şeybe, Musannefl/305.

[301] Ebû Yâ'lâ, Müsned, 11/72.

[302] Ibn Ebî Şeybe, 1/305.

[303] Buharî, Savın, 47; Müslim, Siyam, 136.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/362-363.

[304] Selçuk, Mualla, Çocuğun Eğitiminde Dinî Motifler, 93.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/363.

[305] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/364.

[306] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/364-365.

[307] Selçuk, Muatla, age., 95-97,118-119 (naklen).

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/365-366.

[308] Yavuz, Kerim, Çocukta Dinî Duygu ve Düşüncenin Gelişmesi, 212.

[309] Yavuz, Kerim, age., 214.

[310] el-Hakîm, Tevfık, Neonu 'Ahmed' makalesi {Bk.Tahte şemsi'i-fikr, 35-40).

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/367.

[311] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/367-368.

[312] Öcal, Mustafa, Ailede Çocukların Dinî ve Ahlâkî Eğitimlerinde Karşılaşılan Problemlerin Başlıca Sebepleri ve Çözüm İçin Bazı Teklifler makalesi, Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi, Yil:1996,Sayi:3.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/368-369.

[313] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/369.

[314] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/369-370.

[315] Ağca, Hüseyin, Ailede Eğitim 43-52.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/370.

[316] Gejjîş bilgi için bk.Berge, Andre, Çocuktaki Kötü Huylar ve Düzeltilmesi (TrcNazife Müren).

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/370-371.

[317] Buharî, Edeb 19; Müslim, Tevbe, 17; Darimî. Rikak, 69.

[318] Dehlevî, Huccetutlah el-bâliğa 1/186.

[319] Buharî, İlim, 11, Cilıad, 164. Edeb, 80; Müslim, Cihad, 5; EbÛ DavÛd, Edeb, 17.

[320] Bk. Müsned (re, H. No: 86/956 ve 87/957.

[321] Hadisin tahrici için bk. Müsned trc. H. No: 84/954 ve 85/955.

[322] İbn Hacer, Fethu'i-Bâri, IX/348-349; Zurkânî, eş-Şerh, III/261; Mubarekfûrî, Tuhfetü'l-ahvezî, 11/369-370.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/371-372.

[323] Ağca, Hüseyin, age,, 122-123.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/373.

[324] Ağca, Hüseyin, age., 82-106.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/373.

[325] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 3/374.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam