Müsned-i Ahmed Bin Hanbel > MESCİDLER

 

islam

help 2.24.4.3 mescid previous next

HADİS KİTAPLARI > Müsned-i Ahmed Bin Hanbel > 4 > mescid
f)- MESCİDLER

Mescidlerin Tarihçesi, Fonksiyonları Ve İlgili Hükümleri

I- Mescid Ve Kur'ân'dakî Yeri:

II- Mescidlerin Tarihî:

A- İslam Öncesi Yapılan Mescidler:

2- Mescid-i Aksa (Beyt-i Makdis):

3- Kur'ân'da Bahsedilen Diğer Mescidler:

B- İslâm Döneminde Mescidler:

1- Mekke'deki Mescidler:

2- Medine'deki mescidler:

III- Mescidlerin Fonksiyonları:

III- Mescidlerle İlgili Hükümler:

IV- Mesciddeki Tutum Ve Davranışlar:

V- İdeal Bir Mescidde Bulunması Gerekenler:

f- MESCİDLER

* Yeryüzünde Bina Edilen İlk Mescid Ve Mescid Yapmanın Fazileti

* Yeryüzü Rasulullah İçin Temiz/Temizleyici Mekân Ve Mescid Kılındı

* Mescidde Oturmanın, Oralara Gitmenin Ve Mescide Yakın Bir Evde Oturmanın Fazileti

* Mescide Giriş-Çıkış, Orada Oturma Ve Geçme Adabı

* Mescidleri Her Türlü Pislikten Korumak Ve Temiz Tutmak Gerekir

* Mescidleri Her Türlü Kötü Kokudan Korumak Gerekir

* Mescidlerde Yasaklanan Diğer Şeyler

* Mescidlerde Serbest Olan Şeyler

* Bereket Ve Hürmet Olması İçin De Olsa Peygamber Ve Salih İnsanların Kabirleri Üzerine Mescid (Mabed)Yapma Yasağı

* İhtiyaç Anında Kafirlerin Kabirlerinin Başka Yere Nakledilmesi Ve Oraya Mescid Yapılması Caizdir

* İhtiyaç Anında Havraların (Önceki Mabedlerin) Mescid Olarak Kullanılması

* Evlerin İçinde Ya Da Evlerin Arasında Mescid Edinmek

f)- MESCİDLER


Mescidlerin Tarihçesi, Fonksiyonları Ve İlgili Hükümleri


Mescidler şüphesiz Allah'a aittir (Oralarda sadece Allah 'a kulluk edilir). O hâlde, Allah ile birlikle kimseye yalvarmayın (ve kulluk etmeyin). Cin 72/18

AAtlah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe İman eden, namazı dosdoğru kılan, zekân veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. işte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır. Tcvbe 9/18

((Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O'nu öyle kimseler teşbih eder ki...

Nûr 24/36.[1]



I- Mescid Ve Kur'ân'dakî Yeri:


Mescid, kelime olarak secde edilen yer demektir. Secde ise alçak gönüllülüğü ve kulluğu ifade için alnı yere koymaktır. Buna göre mescidin terim anlamı: "Yüce yaratıcı karşısında tevazuun ortaya konulduğu, kulluğun sunulduğu her yerdir."[2] Peygamber efendimizin (Satiaiiaha aleyhi ve setiem) Ümmetine necaset bulunmayan ve ibadet yapmaya uygun her yer mescid olarak tayin edilmiştir. Fakat bu terim, "içinde namaz kılınan kutsal mekân" olarak yaygın bir kullanımla bilinmektedir. Âyetin ifadesi ile mescid: "İçinde Allah'ın adının yüceltilmesi ve anılmasına izin verilen evlerdir",[3] Mescid terimi yerine, ibâdet yeri anlamında mabed/ibâdetgâh lâfzı kullanıldığı gibi, kulluk vazifesini ifa etmek isteyenleri tek çatı altında bir araya getirdiğinden dolayı toplayıcı, derleyici anlamında cami, namazgah anlamında musalla lâfzı da kullanılır.

İslâm dininin direği namaz ibâdetinin en önemli bir rüknü olan ve kişinin kendisini Allah'a en yakın hissettiği secde kelimesinden, ibâdet yeri anlamına gelen bir kelimenin türetilmiş olması çok manidardır. Mescidlerin birçok fonksiyon ve işlevi bir arada bulundurması sebebiyle günümüzde, hattâ bizim toplumumuzda, mescid yerine cami terimi daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Allah'ın adının anıldığı kutsal mekânlar Kur'an'da manastır, kilise, havra ve mescidler olarak karşımıza çıkar.[4] Peygamber efendimizin (Saiiaihhü aleyhi ve seiiem) bir hadisinde de Hristiyan azizlerinin kabirlerinin üzerinde inşa edilen mabedler için mescid kelimesi kullanılmıştır.[5]

Mescid (ç. Mesâcid), Kur'an-ı Kerim'de birçok yerde zikredilir. Bunların çoğu ise Mescid-i Haram ile ilgilidir. Bazı âyetlerde "Mescid-i Haram" lâfzı kullanıldığı gibi, bazılarında "Beyf\ "el-Beytü'l-Harâm", "el-Beytü'l-AtîK\ "el-Beytü'l-Muharrem" ve "Kabe" kelimeleri kullanılır.[6] İslâm öncesine âit Mescid-i Haram dışında "el-Mescidü'l-Aksâ (Beytü'l-Makdis)", "Ashâb-ı Kehfiçin yapılan mescid" kelimeleri de Kur'an'da değinilen mescidlerdir.[7]

Mescidler İslâm'ın sembolleridir. Yeryüzünde ilk yapılan ev/mabed Kabe'dir. Allah RasÛlü de Medine'ye hicretinde ilk yaptığı icraat mescid inşası olmuş ve Küba'da İslâmiyetin Medine döneminin ilk mescidini yapmıştır. Mescidler, Müslümanların birlik, dirlik ve kardeşlik gibi en önemli sosyolojik ilişkilerinin ilk temellerini oluşturduğu gibi bu ilişkilerini pekiştirmede de önemli bir rol üstlenmiştir. Bu sebeple Hz. Peygamber (Saiiaitaha aleyhi ve seiiem), cennette bir köşk gibi mükâfatı müjdeleyerek mescid inşasına teşvik etmiş[8], her bölgede ve mahallede bir mescid yapılmasını ve bunların temiz tutulmasını istemiştir.[9]

İbn Abbas der ki: "Yıldızların yeryüzündekileri aydınlattığı gibi mescidler de gökyüzü halkını aydınlatan Allah'ın evleridir."[10] "Mescidler Allah'ın evi, Mü'minler ise Allah'ın ziyeretçileri/misafırleridir. Ziyaret edilenin de kendisini ziyaret edene ikram etmesi tabii bir hakkıdır."[11] Ebu'd-Derdâ oğluna şu nasihatte bulunur: Ey oğlum! Mescidler evin olsun. Çünkü mescidler takva sahibi insanların (dolayısıyla Allah'ın) evleridir. Çünkü ben Peygamberimiz'j'n (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) şu sözünü işittim: "Mescid, kimin evi olursa Allah kendisine ruh (canlılık), rahmet (emniyet) ve sırattan geçerek cennete ulaşma garantisi verir."[12]

Hz. Peygamber'in "her mahallede mescid inşa edilip temiz tutulması, güzel kokularla kokulanması, inşaatmın iyi yapılması" mealindeki emirleri ve mescid yapanlara vadedilen uhrevî mükâfatlar gözönüne alınacak olursa, her bir yerleşim ünitesinde (dâr) bir mescid inşâ edildiği, bu sayının da Rasûlullah devrinde yaklaşık kırka ulaştığı, görülmektedir. Medine'de mescidler hicretten önce yapılmaya başlandı. Peygamberimiz Medine'ye teşrif etmeden önce Medine'de Cuma nazmı kılınmıştı.

Ebu Hüreyre'nin (Radıyaüahu anh) naklettiğine göre Rasûlullah aleyhi ve seiiem) şöyle buyurdu: "Allah'ın en çok sevdiği yerler meselerdir. Allah'ın en ziyade nefret ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır."[13]



II- Mescidlerin Tarihî:


A- İslam Öncesi Yapılan Mescidler:


1- Mescid-i Haram: Kabe çevresindeki tavaf alanından başlayıp alanı genişletilmiş sahadır. Harem-i Şerif olarak da bilinen Mescid-i Haram hürmete layık olan mescid olduğu için "haram" veya "harem" nisbeti ile meşhurdur. Yeryüzünde (insanlığın ibadet vb. ihtiyaçları için) kurulan ilk bina, Mekke'deki Allah'ın evi (Beytullah) Kabe'dir. Bu gerçek, Kur'ân dili ile şu şekilde ifade edilir;

"Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbed), Mekke'deki (Kabe) dir. Orada apaçık nişaneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur."[14]

Ebû Zer'den (Radıyallahü anh) nakledilen rivayette de ilk mescidin Mescid-i Haram olduğu kayıtlıdır. O şöyle der:

Rasûlullah'a (Sallattahü aleyhi ve sellem):

'Yeryüzünde yapılan ilk mescid hangisidir?' dedim. O da:

"Mescid-i Haramdır"[15] buyurdu.

Bazı kaynaklarda Mescid-i Harâm'ın ilk olarak Hz. Âdem tarafından yapıldığı kaydedilmektedir.[16]

Kabe'nin ilk inşa edilişi ve tarihi hakkında bazı rivayetler nakledilir. Bunların bir kısmı uydurmadır.

Abdullah b. Amr b. Âs'a nisbet edilerek Peygamber efendimize isnad edilen rivayette Kabe'yi Hz. Âdem ve eşi Havva'nın yaptığı, daha sonra bunun çevresinde tavaf etmeleriyle emrolunduklan ve Hz. Âdem'e: 'Sen ilk insansın, bu da ilk evdir' diye vahyolunduğu, Nuh peygamber'in haccettiği, İbrahim peygamberin de temellerini yükselttiği bildirilmektedir.[17]

Allah'ın bu evi (namaz ve hac gibi) ibadetlerin merkezi ve inananların kıblesi olarak seçildi ve insanların toplanma mahalli ve güvenli bir yer kılındı. Beytullah'ın temellerinin yükseltilmesi ise İbrahim ve İsmail peygambere nasip oldu:

"Biz, Beyt'i (Kabe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın), ibrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik."[18] "Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin."[19]

Bazı rivayetlerde de Kur'an'da (Bakara 2/127) işaret edildiği gibi Kabe'yi ilk yapan oğlu İsmail ile birlikte İbrahim peygamberdir: Hz. Ali'ye "Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbed), Mekke'deki (Kabe) dır" âyetinde kastedilen anlam ilk bina edilen ev midir? diye sorulur, o da "Hayır, 'içine hidayet ve bereketin konduğu ilk ev...' anlamındadır" cevabını verir ve Kabe'nin ilk yapılış şeklini anlatır: "Allah, İbrahim'e bana bir ev yap diye vahyetti..." Rivayetin devamında Hacer-i Esved'i de Cebrail (Aieyhisseiâm) gökten indirmiştir. Onu bulan İsmail peygamberdir.[20]

Mescid-i Haram (Kabe) idealdeki, niyet ve kalpdeki kıble idi. Mescidi Aksâ'dan sonra İslâm'ın ikinci kıblesi oldu:

"(Ey Muhammedi) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz- İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir."[21]

"Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çe^Mr. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. (Biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. (Evet Resulüm!) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Harama doğru çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın.,."[22]

Kur'ân'da Mescid-i Haram[23] ifadesi yerine Beyt-i Haram (veya Beyt-i Muharrem ve Beyt-i Atik) de kullanılmıştır:

"Ey iman edenler! ...Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin."[24]

"Allah, Kabe'yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı..."[25]

"Ey Rabbimiz! (Ey sahibimiz!) Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Muharrem'inin (Kabe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl... "[26]

"Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut,"[27]

"...O Beyt-i Atik (Kadim mabed Kabe'yi) tavaf etsinler."[28]

"Onlarda (kurbanlık hayvanlarda veya hac fiillerinde) sizin için belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra bunların varacakları (biteceği) yer, Beyt-i Atik (Kadim mabed Kabe'ye) kadardır."[29]

Kur'ân'da Beyt tabiri Kabe ve Mescid-i Haram için kullanılmıştır.[30]





2- Mescid-i Aksa (Beyt-i Makdis):


İslâm öncesi inşa edilen mescidlerden biri de Kudüs'teki Mescid-i Aksa*dır. Birçok peygamberin uğrak yeri ve ilâhî vahye mazhar olan bir mekân olduğu için İsrâ gecesinde Allah RasÛlü Mekke'de miraca çıkarılmamış, çevresi kutsal kılman bu mescide[31] getirilmiştir. Medine'de kıblenin Kabe'ye çevrilmesinden[32] önce Müslümanlann beş vakit namazda yöneldikleri kutsal bir mekândır. Medînetü's-selâm (Ûr-Sâlim/Jerusalem), Yebûs, îlîyâ, Beyt-i Makdis/ Mukaddes ve Kuds (el-Kudsü'ş-Şerîf) isimleri[33] ile meşhur olan Kudüs bütün ilâhî dinlerin gözbebeğidir.

Mescid-i Haram* dan uzak olduğu için "en uzak" anlamında "Aksa" sıfatı ile bilinmektedir.

"... Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mâbedi'ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık)."[34]

Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksâ'mn inşası arasında kırk yıllık bir zaman olduğu rivayetlerde ifade edilir:

Ebû Zer'den nakledilen ve biraz önce ilk bölümünü arz ettiğimiz rivayetin devamında Ebû Zer şöyle der:

Rasülullah' (Satlallahü aleyhi ve sellem):

'(Yeryüzünde yapılan ilk mescid Mescid-i Haram'dan) sonra hangisidir?' dedim. O da:

"Mescid-i Aksa"

'İki mescid arasında ne kadar bir zaman var?'

"Kırk yıl" buyurdu.[35]

Abdullah b. Amr b. Âs'tan nakledilen rivayette bu mescidi yapanın Hz. Süleyman olduğu ifade edilir. Allah RasÛlü bu hususta şöyle buyurur: "Süleyman b. Dâvûd (peygamber) Beyt-i Makdis'i inşa edince Allah Teâlâ-dan üç şey istedi. Allah ikisini verdi/kabul etti. Üçüncüsünü de vermiş olduğunu ümit ederim. (Kabul edilen isteğinden biri), Beyt-i Makdis'e sırf namaz kılma niyeti ile evinden yola çıkan kimse annesinden doğduğu günkü gibi (günahsız olarak evinden) çıksın..."[36]

Ebû Zerr rivayeti metin tenkidine tabi tutulmuş ve şu gerekçe illetli gösterilmiştir: Abdullah b. Amr b. Âs'tan nakledilen hadis, Hz. Süleyman'ın Mescidi Aksâ'yı yaptığını ifade etmektedir. Süleyman b. Dâvûd peygamber ise Hz. İbrahim'den sonra bin yıl gibi uzun bir süreden .sonra yaşamıştır. Bu iddiaya verilen cevap ise şöyledir: Süleyman peygamberin yaptığı bir inşa değil, tamir, onarım, genişletme, yenileme ve ibadet ortamı oluşturmadır. Yeniden inşa kabul edersek "kendine has özel bir mescid yaptı" anlamı verilebilir.[37]

Mescid-i Aksa'nın fazileti ile ilgili rivayetler:

Ümmü Seleme'den gelen nakilde Rasûlullah'ın (Saiiaiiahü aleyhi ve setiem): "Kim Mescid-i Aksâ'dan (Mescid-i Harâm'a hareketle) umre veya hac yapmaya niyet ederek telbiye getirirse geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır (veya cennet ona vacib olur)"[38] dediği rivayet olunur,

Abdullah b. Artır b. Âs ve Ebû Saîd el-Hudrî'den: Rasûlullah (Saiiattahu aleyhi ve seüem) buyurdu ki; "(İbadet maksatlı ve sevap kazanma niyeti ile) seyehat sadece şu üç mescide yapılabilir: Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve benim bu mescidim."[39]

Enes b. Mâlik'ten Hz. Peygamber'in ısaiiaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle buyurduğu nakledilir: "Kişinin evinde kıldığı namazfın sevap olarak karşılığı sadece kıldığı) namaz (miktarınca)dır. Mescidde kıldığı namazın karşılığı yirmi beş derecedir. Cuma namazı kılınan (büyük) mescidlerdeki namazın karşılığı beş yüz derecedir. Mescid-i Aksâ'da kıldığı namazın karşılığı beş bin[40] derecedir. Mescidimde kılınan namazın karşılığı elli bin derecedir. Mescid-i Harâm'da kılınan namazın karşılığı İse yüz bin derecedir."[41]

Ebû Hüreyre'den nakledilen hadiste: "Mescidimde kılınan namaz Mescid-i Aksa (ve Mescid-i Harami haricindeki diğer mescidlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır" buyurulur.[42]



3- Kur'ân'da Bahsedilen Diğer Mescidler:


a- Ashâb-ı Kehf in mağaralarının yanıbaşına yapılan mescidden bahsedilmektedir:

"Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki Allah'ın vadinin hak ve kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâb-ı Kehf in durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: 'Üzerlerine bir binalar (kubbeler, türbeler) yapın. Rableri onları daha iyi bilir.' Onların durumuna vâkıf olanlar ise: 'Bizler, kesinlikle onların yanıbaşlarına bir mescid yapacağız' dediler."[43]

b- Önceki peygamberlerin ümmetlerine daha çok kendi evlerini mescid edinmeleri emredilmişti:

"Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik."[44]



B- İslâm Döneminde Mescidler:


Mescidler Hz. Peygamber ısaiiaiiam aleyhi ve seitem) döneminde ibadet mekânları olması yanında eğitim-öğretim faaliyetlerinin ve İslâm'ın tebliğ merkezi olmuştu. Mekke devrinde Erkam b. Ebu'l-Erkam'ın evi hem bir mescid hem de bir okul idi. Tebliğin Mekke'deki merkezlerinden ilki olan bu ev, Hz. Ömer gibi önde gelen ashabın hidâyetle tanıştığı ulvî bir mekân olmuştu.

Medine'de ise hicretten bir yıl önce Mus'ab b. Umeyr'in imam, vaiz ve öğretmenliğinde, Es'ad b. Zürâre'nin maddî ve manevî katkısıyla Ranûna vadisinde bir mescid inşa edilmiş, burada İslâm tebliğ edilmiş hattâ ilk cuma namazı kılınmıştır.[45] Burada yetişen Medîneli ilk Müslümanlar ikinci Akabe Matlarında Hz. Peygamber ve ashabını kararlılıkla ve her türlü tehlikeyi göze alarak Medine'ye davet etmişlerdir. Bu bir yıllık Ranûna'daki mescid İslâm-in yayılışında dönüm noktasını teşkil etmiş, İslâm tarihine damgasını vuran hicret hâdisesine ortam hazırlamıştır.

Hicretle akın atan Medine'ye gelen Mekkeli Muhacir Müslümanlar Küba'da ağırlandılar, Hz. Peygamber'in de katılımlarıyla Medîneli Ensar ve misafirleri Medine döneminin ilk mescidi olan Küba Mescidi'ni yaptılar.

Medine döneminde ikinci inşa edilen mescid Mescidü'n-Nebî'dir. Eğitim-öğretim faaliyetleri bu mescidin Suffa denilen bölümünde icra ediliyordu. Burası aynı zamanda İslâm tarihinin ilk parasız yatılı okulu da sayılır.[46]



1- Mekke'deki Mescidler:


İslâm'a gizli davet yıllarında Mekke'de dağ aralarında ve Erkam'ın evinde namaz kılınıyordu. Açıktan tebliğ görevi gelince Kabe'de de namaz kılınmaya başlandı. Müslümanların hakimiyeti mümkün olmadığı için topluma açık bir mescid yapılmamıştı. Kapalı kapılar ardında namazlar kılınıyor ve ileri gelen şahsiyetlerin evleri birer mescid olarak kullanılıyordu.

a- Mescid-i Haram[47]

b- Ammar b. Yâsir'in Mescidi[48]

c- Hz. Ebû Bekir'in Mescidi[49]

d- Dâru'l-Erkam (Erkam'ın evi)[50]

e- Mescid-i Benî Kinâne (Mina-Hayf Mescidi)[51]



2- Medine'deki mescidler:


a- Es'ad b. Zürâre Mescidi[52]

b- Kuba Mescidi:[53]

Küba mescidi ile ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"...İlk günden takva üzerine kurulan mescid (Küba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır, Allah da çok temizlenenleri sever:"[54]

Muhammed b. Abdullah b. Selâm (Radıyaiiahu anhy.

Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) yanımıza, yani Küba'ya geldiğinde '...Orada öyle kişiler var ki temizlenmeyi severler. Allah da temizlenenleri sever’ ayetini kastederek şöyle dedi:

"İzzet ve celâl sahibi Allah (Kur'ân'da) sizin temizlik hâlinizi hayırla överek konuştu, sizi överek lütufta bulundu. Bunun sebebini bana haber verir misiniz (biraz açıklar mısınız)? Bu uyguladığınız temizlik nedir?"

Dediler ki: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Biz temizlik konusunda fazla bir şey bilmiyorduk. Ancak Yahudilerden komşularımız vardı ve tuvalette avret mahallerini yıkarlardı (su kullanırlardı, Tevrat'ta su ile temizlenmenin bize emredildiğini gördük), biz de onlardan öğrenip su ile yıkamaya/temizlemeye başladık (ve bunu uyguladık).'[55]

Kıble değişikliğinde Küba Mescidi'nde de uygulama nakledilir: İbn Ömer'den nakledilen rivayette sabah namazında Mescid-i Aksâ'dan Mescid-i Harâm'a dönüş anlatılmaktadır: "İnsanlar sabah namazında Küba mescidin-deydiler. Bir haberci geldi ve dedi ki: 'Allah Rasûlü'ne bu gece Kur'ânfdan bir vahiy) indi. Kabe'ye dönmesi emredildi. Siz de yönünüzü oraya çevirin' İnsanların yüzü Şam/Kudüs tarafında iken Kabe'ye döndüler."[56]

İbn Ömer, Hz. Peygamber'in (Saiiaitahü aleyhi ve seiiem) Küba'ya hem yürüyerek hem de binitli olarak gittiğini anlatır.[57] Ayrıca her cumartesi gittiğini de belirtir.[58] Fakat diğer günlerde gittiğini gösteren rivayetler de vardır.[59] Yağmur duası için de gitmiştir.[60] Peygamberimiz Küba'ya gidişlerinde Kıbrıs'ta medfun olan ve halk arasında Hala[61] Sultan diye bilinen teyzesi, Ubâde b. Sâmit'in eşi Ümmü Haram bt. Mühân'ın evinde misafir olarak kalırdı.[62] Küba ziyaretlerinden biri ile ilgili bir rivayeti yine İbn Ömer anlatıyor: "Rasûlullah (Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) namaz kılmak için Amr b. Avfoğullan (Küba) mescidine girdi. Ensardan da birtakım kimseler o namazdayken selâm vererek huzuruna girdiler. Suheyb de onunla beraber girmişti. Bu nedenle kendisine selâm verildiğinde Rasûlullah'ın (Saiiaiiaha aleyhi ve seium) nasıl davrandığını Suheyb'e sordum. O da eli ile işaret ettiğini söyledi."[63]

Sahabeden de Küba'ya geliş sünnetini uygulayanlar olmuştur. Bunlardan biri de Enes b. Mâlik'tir.[64]

Allah Rasûlü (Satiaiiahü aleyhi ve seiiem) Ammar b. Yâsİr'in mevlası Sa'd (el-Karaz) b. Âiz'in başını meshederek hakkında bereket duası yaptı ve Küba Mascidi'ne müezzin olarak atadı. Bilâl Habeşî'nin bulunmadığı günlerde Mescid-i Nebfye gelir onun yerine müezzinlik yapardı. Peygamberimiz'in vefatından dolayı Medine'de kalamayan ve oradan ayrılan Bilâl Habeşî'nin yerine Hz. Ebû Bekir ve Ömer dönemlerinde Mescid-i Nebî'de müezzinlik yaptı.[65] Küba mescidinin fazileti ile ilgili rivayetler:

xKtm (dört) mescîdde (ki bunlardan biri de Küba Mescidi'dir)[66] namaz kılarsa günahı affolunur.'[67]

Sehl b. Huneyf'ten: Rasûlullah (Saiiaitahu aleyhi ve seiiem) şöyle buyurdu: "Kim evinde temizlenir/abdest veya guslünü alır sonra Küba Mescidine gelip de namaz kıtarsa kendisine umre sevabı gibi ecir verilir1[68]

c- Benû Salim Mescidi (Atike / Cuma / Vadi Mescidi)[69]

d- Mescid-i Nebî (Mescidii 'r-Rasûl: Peygamber Mescidi): Enes b. Mâlik'ten (Radıyaiiaha anh) nakledilen rivayet şöyledir: Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) Medine'ye geldi, dayıları Neccaroğullan'mn ileri gelenlerine haber gönderdi. Ebû Eyyûb el-Ensârî (Hâlid b. Zeyd)'in evinin avlusunda devesini çökertti. Mescidin yapılmasını emretti. (Mescid arsası için) Neccaroğullan'nın ileri gelenlerine: "Ey Neccaroğulları! Arsanızın kıymetini bana söyleyin de size ücretini ödeyeyim" dedi. Onlar da: "Vallahi ücretini istemeyiz. Biz onun kıymetini/karşılığını Allah'tan bekleriz" dediler. Hz. Peygamberin mescidinin yapılacağı yer Neccar oğullannındı. Orada cahiliye döneminden kalma müşriklerin kabirleri vardı. Kimi yeri oyuk ve yıkıntı, kimi yeri tümsek ve bakımsız, terk edilmiş, başıboş bırakılmış harap bir yerdi ve hurma ağaçları vardı. Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seitem) hurma ağaçlarının diplerinden kesilmesini, köklerinin çıkarılmasını, harap yerlerin tesviye edilmesini, ekinlerin bozulmasını ve kabirlerin de açılıp (başka yere nakledilmesini) emretti. Hurma ağaçlarını mescidin kıble tarafına sıra ile dizdiler, duvarlarını taştan ördüler. Taşlan taşıyan ashab beyitler söylüyorlardı. Rasûlullah da onlarla birlikte şu dizeleri seslendirdi: "Allah'ım! Ahiret hayatından başka bir -hayatta- hayır yok. Ensar ve muhacirine yardım et!"[70] Mescidin inşasında Ensar-Muhâcir omuz omuza birlikte çalıştılar. Ammar b. Yâsir de şevkle çalışanlardan biri idi. Rasûlullah'a: "Taşıyamadıkları kerpiçleri bana yüklüyorlar, bunlar beni öldürecek!" diyerek arkadaşlarım şaka olsun diye şikayette bulununca Allah Rasûlü: "Ey Sümeyye'nin oğlu! Seni haktan ayrılan/haddi aşan bir topluluk öldürecek" dedi. Gerçekten de o Sıffîn'de Muâviye'nin askerleri tarafından şehid edildi.[71]

Mescid-i Nebî'nin fazileti ile ilgili rivayetler:

Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan (RadıyallahÜ anh): Rasulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini işittim:

"... Ebu'l-Kâsım'ın canının elinde tutan Allah'a yemin ederim ki tıpkı bir yılanın yuvasına girip sıkıştığı gibi İslâm da şu iki mescid arasına hapsola-cak, sıkışıp kalacak." Bu iki mescid Mescid-i Haram (Kabe) ve Mescid-i Nebî'dir.[72]

Enes b. Mâlik’ten (Radıyallahü anh) Allah RaSÛlÜ'nÜn (Sallallaha aleyhi ve seiiem) şöyle buyurduğu nakledilir:

"Kim benim mescidimde hiçbir vakti kaçırmaksızın kırk (vakit) namaz kılarsa, cehennem (ateşin) den beraati, azabdan kurtuluşu yazılır (takdir edilir) ve nifaktan berî/uzak olur."[73]

Enes b. Mâlik'in Hz. Ömer (Radıyaiiaha anMmâ) kanalıyla naklettiği bir başka rivayette ise Hz. Peygamber (Sallallaha aleyhi ve seiiem) şöyle buyurur:

"Kim herhangi bir mescidde birinci rekatını kaçırmaksızın yatsı namazını kırk gece cemaatle kılarsa, Allah yaptığı bu amel sebebiyle onun cehennemden âzâd oluşunu takdir eder."[74]

Kırk gün ile ilgili diğer rivayetlerin teşvik nitelikli olduğunu ve nefislerin kırk günlük bir zaman diliminde cemaatle namazda olduğu gibi birtakım alışkanlıklar kesbedilebileceği ifâde ediliyor. Mescid-i Nebî'deki namaz fazileti ve asırlardır Müslüman kitlenin bu namaza gösterdiği önem de dikkate alınırsa, uygulanması ve uygulatılması yararlıdır.

Mescid-i Nebî'de namazın fazileti ile ilgili Ebû Hureyre, İbn Ömer ve Zeyd b. Sabit'ten rivayetler de nakledilir:

"Benim şu mescidimde kılınan namaz, Mescidi Haram'ın haricindeki diğer bütün mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir."[75]

e- Dokuz mescidler: Bilâl Habeşî'nin Mescid-i Nebî'de okuduğu ezanla yetinen mescidlerdir. Bu mescidler şunlardır:[76]

aa- Neccaroğullarından Amr b. Mebzul'ün (Amr b. Mebzûloğulları) Mescidi

bb- Benû Sâide (Sâideoğulları) Mescidi

cc- Benû Ubeyd (Ubeydoğulları) Mescidi

dd- Benû Selime (Kıbieteyn) Mescidi[77]

ee- Abdüleşheloğuüarından Benû Râtic Mescidi

ff- Zuraykoğulları Mescidi (Mescidü Benî Zurayk)[78]

gg- Benû Gıfâr Mescidi[79]

hh- Benû Eşlem Mescidi

ii- Benâ Cüheyne Mescidi (Bu mescidin dahil olup olmamasında şüphe edilmiştir.)

f- Mescidü Bent Zafer[80]

g- Kesirb. Sait'in yurdu[81]

h- Ziilhuleyfe Mescidi[82]

ı- Hazreclilerin mescidleri: Cüheyneoğullan, Hudâneoğullan, Beyâza-oğullan, Mâzinoğulları, Dînâroğulları, Âdîoğulları, Hublaoğullan, Hâris-oğullan, HaramoğuUarı, Hudreoğullan ve İtbân b. Mâlik Mescidi.

i- Evslilere ait mescidler. Hâriseoğutlan Mescidi (Mescidü Benî Hârise)[83], Muâviyeoğullan Mescidi (Mescidü Bent MuâviyelMescidü İcâbe)[84], Mescidi Benî Abdüleşhel/Vâkım (Harretü'l-Vâkım) mescidi.[85]

j- Kabile/Taşra mescidleri: Cuvâsâ[86], Mustalikoğullan, Sa'd b. Bekr-oğullan, Cezîmeoğullan, Tâif mescidleri, Yemâme mescidleri, Becîle mescidleri, Ebû Busayr Mescidi

k- Askeri seferlerde yapılan mescidler. Bathâ, Isr, Liyye ve Tebük Mescidi.

l- Mescid-i Dtrâr.

İçinde ibâdet edilmeyen, Allah'ın adının anilmadığı, aksine Müslümanlara zarar vermek, aralarına kin, nefret, ayrılık ve fesat tohumlan sokmak ve fitne tohumlan üretmek, küfür ve nifak imâl etmek niyeti ile mescid adı altında inşa edilen bir mesciddir. Kur'ân bunu şu ifâdeleri ile bize haber vermektedir:

"(Münafıklar arasında) bir de (müminlere) zarar vermek, (hakkı) inkâr etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Rasûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescid kuranlar ve: (Bununla) iyilikten başka bir şey kasdetmedik, diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardır. Hâlbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder."[87]

Medine'de Küba Mescidi yakınlannda inşa edilen bu mescid inşa ediliş gayesi ve Kur'an'da zikredilmesi sebebiyle Dırar Mescidi ismi ile adlandınlır. Tebük seferi dönüşünde Dırar Mescidi ile ilgili âyet nazil olunca Peygamber efendimiz bu zararlı mescidin yakılıp yıkılmasını emretti.[88] Böylece İslâm toplumuna büyük zararlar getirebilecek faaliyetlere engel olunmuş oldu.

m- Diğerleri: Vâiloğullan, Hatmeoğullan, Ümeyyeoğullan, Udeyye-oğullan, Vâkıfoğullan Mescidi.[89]



III- Mescidlerin Fonksiyonları:


1- İbadethane, mâbed: Beş vakit farz namazlar cemaatle orada eda edilmektedir. Mescidlerin en önemli ilk işlevi içinde Allah'a ibâdet edilmesidir. Allah'ın adının anıldığı kutsal mekânlar sadece mescidler değildir. Kendi zamanlarında manastır, kilise ve havralar da Kur'an'da dikkatimizi çeker:

"Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan makastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir."[90]

"Bu kandil birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O'nu Öyle kimseler teşbih eder ki..."[91]

Hz. Ömer ve Amr b. Abese'den nakledilen ve mescid yapmaya teşvik eden hadislerde de bu özelliğe dikkat çekilir:

"Kim içinde Allah'ın adının anıldığı bir mescid inşa ederse Allah da ona cennette bir ev yapar."[92]

Mescidlerde tabiî âfet, felâket ve sıkıntılardan kurtulmak için toplu namaz kılınarak genel dualar yapılıyordu. İstiskâ/yağmur isteme, husuf-kusuf/ay ve güneş tutulması gibi durumlarda toplu namaz ve duaların yapılması gibi.[93]

İçinde ibâdet edilmeyen, Allah'ın adının anıl madiği mescid adı altında inşa edilen zararlı mekânların da olabileceği Kur'ân dili ile bize bildirilmiştir.[94]

2- Eğitim-öğretim müessesesi: Mescidier ilim ve zikir meclisleridir. Dünyadaki cennet bahçeleridir. Allah Rasûlü'nün deyimiyle Müslümanların bu cennet bahçelerinden / mescidlerden yararlanması gerekir:

EbÛ Hüreyre'den nakledilen hadiste Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) şöyle buyurmaktadır: "Cennet bahçelerine uğradığınızda (sevabınızı artırmak İçin) Allah'ı çokça zikredin!"

"Ey Allah'ın Rasûlü! Cennet bahçeleri nedir/nerelerdir?" dedim.

"Mescid lerdir."

"Peki ey Allah'ın Rasûlü! Çokça (söylenilmesini tavsiye edeceğiniz) zikir (sözü) nedir?"

"Sübhânellahi ve'İ-hamdü lillâhi velâ ilahe illallâhü vallâhü ekber (zikridir.)"[95]

Mescidlerin bu fonksiyonunu sağlamak "kalbi mescidîere bağlı gençlerin" yetiştirilmesine imkân verir. Böylece "hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah'ın arşının gölgesinde" bulunabilecek "yedi sınıftan biri" yetişmiş olur.[96] îçi mescid sevgisi ile dolu bir gençliğin, cemaate devam ilkesine sahip bir neslin, mescid eğitiminden geçen ve cami kültürü ile beslenen kimselerden oluşacağı tabiidir. Yoksa kalbi mescide bağlı olmak, mescidlerde veya avlusunda sabahtan akşama kadar vakit geçirmek veya bir sonraki namaz vaktinin gelmesi için âvârece beklemek değildir.

İlk inşa edildiği günden itibaren Mescid-i Nebî suffa Öğrencileri ile örgün eğitimi başlatarak yaygın eğitimin uygulanmasına da fırsat tanımıştır. Biraz önce ilim ve zikir meclislerinin cennet bahçesi olduğunu vurgulayan hadise değinmiştik. Müslümanların günümüzde izdiham yaratarak hattâ birbirlerini tartaklayarak namaz kılmak için yarıştıkları, bazılarının da sadece kendi nefsini düşünerek saatlerce tefekküre dalıp diğer Müslüman kardeşlerine ziyaret imkânı bile tanımadıkları ve Hz. Peygamber'in (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) "Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir"[97] diye buyurduğu mekân, o ilim merkezinden bir kesittir. Mescidlerin tamamının veya bir bölümünün cennet bahçelerinden bir bahçe olması demek, buralarda Allah rızası için kılınan namazın, telaffuz edilen zikrin ve elde edilen ilmin kazandırdığı sevap ve derecelerin ulaştıracağı yer anlamındadır. Nasıl ki "Cennet anaların ayaklan altındadır[98] hadisi anneye saygıyı teşvik ediyorsa, "Cennet, kılıçların gölgesi altındadır'[99] hadisi de savaşa ve cihâda katılmaya davet ediyorsa, mescidlerin cennet bahçesi olması da namaz, ilim, zikir ve tefekküre davet ve teşvik etmesi anlamındadır. Ashab-ı kiram mes-cidde Allah Rasûlü'nün yanıbaşında ilim halkaları oluşturur, oturup karşılıklı soru-cevap veya müzâkere yahut takrir yolu ile dersler yaparlardı. Bir kısmı mescidde minberdeyken soru sorardı.[100]

Mescid-i Nebî bir okuldu. Suffa denen bir nevi yatılı mektebin Mes-cid'de açıldığını, hususî muallimlerden, bilmeyenlerin orada okuma yazma ve Kur'ân öğrendiklerini de burada vurgulamak gerekir. Bedir esirlerinin de okuma-yazma öğretme karşılığında hürriyetlerine kavuşturulduğu da unutulmamalıdır. İslâmda en önemli hususların başında irşad, tebliğ ve davet gelmektedir. Bu ise sosyal müessese olmadan tam anlamı ile gerçekleşemez. Allah Rasûlü İslâm'a davette Mekke'de Dâru'l-Erkam'ı, Medine'de ise Mescid-i Nebî'yt merkez olarak kullandı. Eğitim-öğretim faaliyetleri burada icra edildi. Burada evi, malı olmayan, Medine'de yanında barınacak yakını bulunmayan kimsesiz ve bekâr muhacirler kalırdı. Medine'ye hariçten gelenler, öncelikle herhangi bir tanışı varsa onun yanma yerleştirilirdi. Tanışı bulunmayanlar Suffa'ya dahil edilirdi. Abdullah b. Ömer, Ebû Hüreyre, Ebû Zer gibi meşhurlar da orada yetişti. Ebû Hüreyre'den nakledilen rivayete göre Hz. Peygamber Ehl-i Suffa'yı "İslâm'ın / Müslümanların misafirleri (Edyâju'l-îslâm - Edyâfu ehli'l-İslâm)" diye tavsif eder.[101] Kur'an'la olan iştigallerinin çokluğu sebebiyle bunlara Kurrâ da denmiştir.

Mescidler namazların ahkâmı hakkında bilgisi olmayanların, bilen insanlardan namazların nasıl kılınacağını pratik/uygulamalı olarak öğrendikleri mekânlardır. Ashab, Hz.Peygamber'den (Saiiatiahu aleyhi ve seiiem) gördüklerini uyguluyordu. Kısacası mescid, aynı zamanda medrese ve bir okul idi. inen âyetler orada okunurdu.[102] İlim halkaları ile şenlenmişti.[103] Irşad, tebliğ ve ziyaretlere gidişin başlangıç noktalan idi.[104]

Günümüzde de mescidlerde veya bitişiğinde normal bir sınıf büyüklüğünde odalar inşa edilmeli ve buralarda cami cemaatinin Kur'an, tefsir, hadis, fıkıh, akâid, siyer ve İslâm tarihi gibi dînî sahalardaki kültürel ihtiyacı giderilmelidir. Bid'at ve hurafelerden uzaklaşmanın yolu, konunun hakimi, bilgili, görgülü, her yönden donanımlı aydın din adamlan ve din görevlilerimizin vereceği cami derslerinden geçmektedir. Eğitim-öğretim için hiçbir masraftan kaçınılmamalıdır. Unutulmamalıdır ki her türlü fitne ve fesat cehaletten kaynaklanmaktadır. Mescide idrarını yapan câhil bedeviye öfkeyle saldıran ve ona engel olmaya çalışan sahabeyi Allah Rasûlü durdurdu ve o bedeviye uygun bir üslupla mescidlerin inşa ediliş gayesini ve gerekçesini anlattı. Bu hâdise bize âdâb dışı hareket ve davranışların uygulamalı olarak toplum içinde anlatılabileceğini ve daha tesirli olacağını gösterir.

3- Fetva bürosu: İslâm tarihinde mescidlerde fetvalar verildiği görülmektedir. Rifâa b. Râfî'den (Radıyaiiaha anh) nakledilen rivayet buna bir örnektir. Bu rivayette Zeyd b. Sâbit'in mescidde insanlara kendi görüşüyle fetva verdiği ve Hz. Ömer'in: Zeyd b. Sâbit'e 'Ey kendisine düşmanlık eden, Rasû-lullah'ın mescidinde kendi görüşünle fetva verme seviyesine ulaştın mı?1 dediği kayıtlıdır. Rivayete göre Hz. Ömer ashabı topladı ve hepsi su ancak sudan gerekir hükmünde ittifak etti.[105] Günümüzde de fetvaya yetkili kimselerin büyük camilerde görevlendirilerek halkın sorularına cevap vermeleri için bir imkân tanınmalıdır. Çünkü günümüz bilgi çağında halkımızın soracağı birçok soru bulunmaktadır. Böyle bir hizmet müftülüklerdeki büyük bir yükü de hafifletecektir.

4- Kültür merkezi: Mescidler, İslâm tarihinde vaaz, hutbe, edebî konuşma, ilâhî, naat, şiir ve kaside okuma alanları olduğu gibi aynı zamanda bilgi yarışlarına ve piyes vb. oyunlara sahne olmuştur.

Mescid'in mufâhara denen şiir ve hitabet yarışmalarına sahne olduğunu, Rasûlullah'ın (Saihiiaha aleyhi ve setiem) husûsî şâiri Hassan b. Sabit için -müşrikleri tezlîl, mü'minleri teşcî edici şiirlerini okuması maksadıyla müstakil bir minber konduğunu, Rasûlullah'ın Mescid'de zaman zaman Arapların tarihi ve İsrâiloğullannın geçmişi ile ilgili bazı hikâyeler anlatıp, anlattırdığını da göz önüne alacak olursak Mescid'in canlı ve her an îmanların kaynaştığı bir kültür merkezi de olduğunu anlarız.

Saîd b. Müseyyeb'den nakledildiğine göre Hz. Ömer ile Hassan (Radt anhümâ) arasında geçen mescidde şiir okunup okunmayacağına dair tartışma Ebû Hüreyre'nin (Radıyaiiahu anh) olumlu yöndeki şahitliği ile son bulmuştur.[106]

Allah ve RasÛlÜ'nÜn sevgisini anlatan ya da İslâm'a cezbeden veya onu müdafaa eden şiirlerin, kasidelerin veya ezgilerin mescidlerde okunmasında bir sakınca yoktur.

4- Resmî salon: Mescidler, devlet ve hükümet işlerinin yürütülmesi için ayrı binalar yapılana kadar devlete ait bütün işlerin idare ve takip edildiği yerlerdi. Yönetim mescidden yapılıyor, halk oradan idare ediliyordu.

a- Şûrâ/İstişare meclisi: Mescidler, istişarelerin yapıldığı alanlar olmuştur. Allah Rasûlü gerek devlet işlerini, gerek askerî plân ve stratejilerini ve gerekse ticarî, ziraî faaliyetler gibi dünyevî bütün işleri ashabına danışır, hayatî önem arz eden birçok meseleyi orada karara bağlardı.

b- Diplomatik görüşme ve kabul merkezi: İslâmı kabullenmek veya birtakım anlaşmalar yapmak üzere gelen elçiler Öncelikle mescidlerde ağırlanır ve buralarda diplomatik görüşmeler, dînî kabul (islâm'a giriş) veya siyâsî anlaşmalar gerçekleştirilirdi. Heyetler yılında gelen tüm kabile delegeleri mescidde kabul edildi. Biatlar bu mescidde alındı. Halifeler de biatlan mes-cidde kabul ettiler ve ilk siyasi konuşmalarını/hutbelerini de halka burada irad ettiler.

c- Mahkeme/Adliye: İslâm dininin insanlığın dünya ve ahiret işlerini düzenlemesi ve yön vermesi gibi önemli bir yönü olması sebebiyle hem Hz. Peygamber (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) hem de ilk dört halife döneminde mescid hükümet konağı, adliye sarayı vb. devlet işlerinin de merkezi idi. Kararların alındığı ve icra edildiği bir merkezdi. Bazı şikâyetlerin dinlendiği, dâvaların görüldüğü mahkeme hizmetleri de mescidde verilmekteydi. Allah Rasûlü döneminde hukukî meselelerin hemen hepsi mescidde çözüme kavuşturuldu. Davalı, davacı ve şâhidler mescidde dinlenir; belge, bilgi ve bulgular burada ortaya konulur ve hükme bağlanırdı.[107]

d- Karargâh: Askerî plânlar mescidde hazırlanır, stratejiler orada geliştirilirdi. Savaş öncesi hazırlıklar yapıldığı gibi, savaş sonrası değerlendirme ve müzakereler de mescidde yapılırdı.

e- İlân bürosu/aktif resmî gazete görevi: Devletin aldığı kararlar hutbe ve minber aracılığı ile halka duyurulurdu. Her türlü çalışma ve icraatlar hakkında halka bilgi aktarılırdı. Böylece mescid vasıtası ile şeffaf bir yönetim icra edilirdi. Aynı zamanda devlet de kendi isteklerini halka mescid vasıtası ile iletmiş olurdu. Halk-devlet kaynaşmasını tarihte mescidler gerçekleştirmiştir. Toplumun meseleleri ele alınır, içtimâi sorunlar çözümlenir, kişisel problemler tesbit edilerek en uygun olan bir tarzda giderilmeye çalışılırdı. Mescidler sosyal hayatın kalbi olmuştu.

f- Hapishane: Esir ve borçlular mescidde tutulurdu. Necid bölgesinden Benû Hanîfe kabilesinden esir olarak getirilen Sümâme b. Üsâl mesciddeki direklerden birine bağlanmıştı.[108]

g- Devlet hazinesi: Ganimet mallan ve vergiler mescidde toplanır ve orada hak edenlere dağıtılırdı.[109]

5- Ticaret merkezi: Ticari müzâkereler, islâm iktisadı ile tartışma ve uygulamalar da mescidde yapılırdı. Ganimetler buradan dağıtılırdı.[110]

6- Yardımlaşma ve dayanışma sandığı: Teberru mescidde yapılır ve ilgililere de burada dağıtılırdı. Fakirlere zekât ve sadakalar verilirdi. Yardımlaşmalar olurdu.[111]

7- Misafirhane, otel ve pansiyon: Mescid-i Nebî, hem evi-barkı olmayanların hem de dışarıdan gelen elçi, ziyaretçi ve misafirlerin ağırlandığı bir otel ve pansiyon olmuştur. Sakîf heyeti mescidde ağırlanmıştı. Mescid İslâmı kabulleniş yeri idi.[112] Mescidde uyumak ve yatmak, kaylûle ve geceleme[113] caizdir. Çünkü mescid evi ve kalacak yeri olmayanların evi idi: İbn Ömer'in (Radtyaiiahü anhümâ) anlattığına göre Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve setiem) devrinde gençler mescidde kaylûleye (öğle istirahatına) kalarak uyurdu.[114] Mescidde yatsı namazı kılmak için Rasûlullah'ı (Saüaiiahü aleyhi ve seiiem) bekleyen ashâb, çoluk çocuk uyumuştu.[115]

Abbâd b. Temîm'in amcasından (Radıyaitaha anh) naklettiği rivayette ise: Rasûlullah'ı (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) mescidde ayaklarından birini diğerinin Üzerine koymuş bir hâlde uzanarak yatarken gördüm" dediği nakledilir.[116]

Misafirhane ve pansiyon olarak kullanılan mescid, abdest ve gusül almaya da uygun idi: Ebu'l-Aliye, Rasûlullah'm (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) sahabesinden birinin (Radıyaium anhiim) şöyle dediğini nakletti: Rasûlullah'm mescidde abdest aldığını senin (gibilerin sorusu) için aklımda tuttum.[117] Sahabenin de mescidde abdest aldığı görülmüştür. Atıyye'den: "îbn Ömer mescidin dışında bevl-ettikten sonra mescidde abdest aldı" dediği nakledilir.[118]

8- Yemekhane: Toplu hâlde yemekler yeniyor, Suffa öğrencilerine ziyafetler çekiliyordu. Mescidde yemek ikramı yapıldığını gösteren rivayetler vardır:

Abdullah b. Haris b. Cez'i' ez-Zübeydî'den Rasûlullah'la (Satiaiiahu aleyhi ve seiiem) beraber mescidde kızarmış et yedik, namaz için kamet getirilince ellerimizi kumlara daldırıp (kuruttuk), sonra namaz kılmaya doğrulduk, (ama yeniden) abdest almadık.[119]

Rasûlullah'a biat eden kadınlardan Ümmü Âmir bt. Yezîd'den (Radıyaiiaha anhâ)'.

Kendisi Rasûlullah'a (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) filancaların (Abdüleşhel-oğullannın) mescidindeyken kemikli et yemeği getirdi. Peygamber'imiz (Saiiaiiahu aleyhi ve setiem) ondan yedi, sonra kalkıp namaz kıldı, (ama yeniden) abdest almadı.[120]

9- Eğlence merkezi ve spor salonu: Bir bayram günü Habeşliler mızrak ve kalkanları ile oyun/folklor oynadılar, Hz. Âişe ile birlikte Hz. Peygamber (Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) de bu gösteriyi izlediler.[121] Ebû Hüreyre'den (Radiyaiiaha anhy. Habeşliler mescidde kalkan ve kısa mızraklanyla (harp) oyunu oynarlarken Rasûlullah (Saitaiiahu aleyhi ve seiiem) girdi. Hz. Ömer onları men etmek istedi. Rasûlullah şöyle buyurdu: "Onları bırak, ey Ömer! Onlar Erfide oğulları ndandır."[122]

10- Hastane ve sağlık ocağı veya âcil servis merkezi:

Zeyd b. Sâbİt'ten (Radıyallahü aııhf. Rasûlullah (Sallallahüaleyhi ve sellem) meS-

cidde hacamat yaptırdı veya kendisine özel bölüm/oda ayırdı.

Râvİ, İbn Lehîa'ya: 'Evinin mescid bölümünde mi?' diye sorunca o: 'Hayır, Rasûllulah'ın mescidinde' diye cevaplandırdı.[123] Buhârî "hasta ve diğer insanlar için mescidde çadır kurulması" başlığı altında Hz, Aişe'den bir rivayet nakleder: "Hendek savaşında Sa'd b. Muâz, Kureyş'ten Hıbbân b. Anka demlen biri tarafından yaralandı. Rasûlullah (Saiiaiiahü aleyhi ve sellem) da onu yahndan bakıp tedavi edebilmek (ve diğer sağlık hizmetleri) için mescidde bir çadır kurdurttu.[124] Mescidde hayvan bakımı da yapılmıştı.[125]

Mescidler İslâm'ın sembolü, nişanesi ve şiarıdır. Her türlü saygı ve ihtirama layıktır. Bir yerin İslâm beldesinden olup-olmadığı ilk bakışta mescid ve camilerinden anlaşılır. Savaşlarda Öncü birlikler bu özelliğe dikkat ederler, ezan sesi duydukları bölgelere baskın yapmazlardı.[126]



III- Mescidlerle İlgili Hükümler:


1- Mescidleri inşa etme hak ve selâhiyeti:

Kur'ân ifadesine göre bu hak Allah'a ve âhiret gününe iman eden, namazını kılan, zekâtını veren ve sadece Allah'tan korkan kimselere aittir. Müşriklerin ise böyle bir selâhiyeti yoktur:

"Allah'a ortak koşanlar, kendilerinin kafirliğine bizzat kendileri şahitlik ederlerken, Allah'ın mescidlerini imar etme selâhiyetleri yoktur. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedi kalacaklardır. Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.[127]

Müslümanlara verilen bu hakkın her işte olduğu gibi Allah'ın rızası gözetilerek kullanılması gerekir:

Hz. Osman'dan (Radıyaiiahu anh) nakledilen hadiste Allah Rasûlü (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle buyurur: "Her kim Allah için -Allah'ın rızasını umarak-bir mescid yaparsa Allah da ona cennette benzeri bir ev yapar."[128]

2- Yeni mescid inşası ve var olanların onarım ve bakımı:

Dünyevî amaçlar ve gayeler uğruna değil, inancı hayata aksettirebilme adına mescid inşa ve onarımları yapılmalıdır. Bu durum âyette şöyle dile getirilir:

"(Ey müşrikler!) Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Harâm'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Hâlbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zâlimler topluluğunu hidayete erdirmez"[129]

Peygamberimiz'in (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) her peygamberde bulunmayan hasletlerinden biri de, yeryüzünün her tarafının mescid niteliğinde ümmetine sunulmuş olmasıdır. Câbir b. Abdullah'tan (Radıyaüahu anhümâ) nakledilen hadiste Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Bana beş şey verildi ki daha önceden kimseye (yani hiçbir peygambere hepsi) verilmemişti: ...(Bu beş maddeden biri:) Yeryüzü bana temizleyici (madde) ve mescid kılındı, kime namaz vakti ulaşırsa, (vakit) geldiği yerde namazı kılsın!"[130]

İhtiyaç anında havra, sinagog, kilise ve diğer mabedlerin mescid olarak kullanılması veya mescide çevrilmesi mümkündür.

Bereket ve hürmet olması için peygamber ve salih insanların kabirleri üzerine mescid (mabed) yapma yasağı bulunmaktadır. Abdullah b. Abbas ve Hz. Âişe annemizden (Radıyaiiahüanhum) nakledilen rivayette, ikisi şöyle anlatırlar: 'RasÛlullah'a (SaiiaiiaM aleyhi ve seiiem) ölüm (ağnsı şiddetlenip) yaklaştığında yüzünü elbisesiyle örttü. Daraldığında üstünden elbiseyi çektik, o şöyle diyordu: "Allah Yahudi ve Hristiyanlara lanet etsin! Peygamberlerinin kabirlerini mescidler (mabedler) hafine getirdiler." Hz. Âişe ekledi: "Rasû-luîlah (Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) (sanki) oradakileri bunun benzerini yapmama konusunda uyarıyordu."[131] Hz. Âişe bu haberi Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe annelerimizden (Radıyaiiahu anhum) nakletti: O ikisi Peygamberimiz'in (Saiiatiahu aleyhi ve sellem) ölüm hastalığı anında Habeşistan'da gördükleri Mâriye/ Marya isimli bir kiliseden ve orada bulunan bazı resimlerden bahsettiler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) Şöyle dedi:

"Onlar içlerinde salih bir kişi olduğunda ve o öldüğünde kabrinin üstüne mescid (mabed) yaptılar ve oraya da bu resimleri işlediler. İşte onlar kıyamet günü.aziz ve celil olan Allah'ın yanında yaratılmışların en şerlileridir."[132]

3- Apartman, ev veya dairelerde mescid açılması: Itbân b. Mâlik es-Sâlimî (Radıyaitahu anh), Sâlimoğullan yurdunda kendi kavminin imamı idi. Allah Rasûlü ile birlikte Bedir'de savaşmış Ensar'dan çok şişman biridir. Gözlerinden rahatsızlığını, evi ile kavminin mescidi arasında sel yatağı bulunduğuna ve bu sebeple de Hz. Peygamberin arkasında namaz kılamadığını dile getirerek: "Gelseniz, evimin bir köşesini mescid olarak hazırlasanız, namaz kılsanız da ben orayı namazgah edinsem (olur mu?), ne dersiniz?" demiş ve Hz. Peygamber (Saiiaiiahu aleyhi ve seilem) Ebû Bekir ve Ömer'le birlikte evine giderek cemaatle namaz kıldırmıştı.[133]

Semüra b. CündÜb (Radıyallahii anhy. RaSÛlUİlah (Sallallahü aleyhi ve seilem) kendi memleketlerimizde evlerimizin bir bölümünü mescid edinmemizi ve buralan da temizlememizi emretti" der.[134] Berâ b. Âzib evinde mescid açarak cemaatle namaz kıldırmıştır.[135]

Rivayetlerde geçen bu mescidler evlerin bir kenarını namaz kılmaya ayırmak ya da evler arasında küçük mescidler yapmak anlamındadır. Ancak bu mescidler cemaate gitmeyi engellememelidir; buralarda nafile kılınması tavsiye edilmektedir.

4- Mescidlerîn temizliği:

Semüra b. Cündüb'den (Radıyaiiahu anhümâ) gelen (biraz önce metnini verdiğimiz) rivayette mescidlerin temiz tutulması ve güzel koku ile kokulandmlmasi emredilmektedir.

EbÛ Saîd el-Hudlî'den (Radıyallahü anh) Allah RaSÛlÜ'nÜn (Sallallahüaleyhi ve seiiem): "Kim mescidden bir ezayı kaldırıp (dışarı) atarsa Allah da kendisi için cennette bir ev yapar" buyurduğu nakledilir.[136]

Enes'ten (Radıyaifahu anh) nakledilen hadiste ise: Allah Rasûlü (Saiiaiiaha aleyhi buyurdu ki: "Ümmetimin aldığı sevaplar bana gösterildi. Hattâ biri-

nin mescidden çıkardığı çöp (sebebiyle kazandığı ecir bile gösterildi)".[137]

Mescidden en basit bir saman çöpünü atmak, Allah'ın evini temiz tutmak sevaptır. Aynı şekilde mescide çöp taşımak ya da atmak günahtır.

Peygamber efendimiz de mescide süpürme, çöp ve ağaç kırıntılarını toplama gibi hizmet eden (kadın veya erkek) Ümmü Mihcen isimli bir zencinin defnedildikten sonra kabri başına gelerek cenaze namazı kılmıştır.[138] îbn Abbas'tan gelen rivayette şu ziyade vardır: "Ben onu cennette mescidden çer-çöp toplarken gördüm".[139]

5- Mescidlerin süslenmesi:

Rasûlullah (Saiiaüaha aleyhi ve seiiem) şöyle buyurur: "İnsanlar mescidlerde birbirlerine (bizim mescid sizinkinden daha güzel diyerek) övünmedikçe kıyamet kopmaz."[140] Bir başka hadiste ise Allah Rasûlü (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem): "Mescidleri boyayıp süslemekle emrolunmadım" der.[141] İbn Abbas da der ki: "Yahûdî ve Hristiyanların kendi mabedlerini süslediği gibi siz de kendi mescidlerinizi (bir gün mutlaka) süsleyeceksiniz".[142]

Hz. Peygamber'in mescidi her türlü süsten an, gayet sade ve gösterişten uzak bir şekilde idi. Mescidde aslolan Allah'ın adının anılması ve dininin yüceltilmesidir. Bu hususta ifrat ve tefritten uzak durma kaydı ve insanların dikkatini celbetmeyecek, Allah'ı zikirden alıkoymayacak türden işlemeler, hat ve motifler ile süslenmesinde bir sakınca yoktur. Dört halife devrinde sadece Hz. Osman'ın halifeliğinde aşırılığa kaçılmadan süslemelerde bulunulmuştur. Asıl süslemeler Velid b. Abdülmelik zamanında başladı. Fitne çıkar korkusu ile âlimlerin çoğu bu uygulamalara ses çıkarmadılar.[143]

Ebû Saîd el-Hudrî (RadıyaüaM anhy. "Mescide ilk lambayı getiren Temîm ed-Dârî oldu" dedi.[144]

Mescidlerin sarı, kırmızı ve diğer cazibeli renklerle boyanması, nakış ve işlemelerle tezyini namaz kılanların dikkatini dağıttığı için Mâlikî ve Hanbelî âlimlerine göre mekruh sayılır. Hanefıler ise helal mal ile mescidlerin süslenmesinin caiz olduğunu belirtirler.[145]

6- Farz namazların mescid ve camilerde kılınması:

Abdullah b. Sa'd (Radıyallahü anh)t Rasûlullah’a (Saltallahü aleyhi ve sellem), bazı sorular sormuştu. Bu sorulardan biri de evinde ve mescidde namaz kılmanın hükmü idi. Rasûlullah şöyle buyurdu:

"Allah doğruyu ifade etmede haya emretmez... Mescidde ve evimde namaz kılma durumu, gördüğün gibi evim mescide ne kadar yakın ve benim için farz namazlar dışında evimde namaz kılmam, mescidde kılmamdan daha hoştur."[146]

7- Tek ezan sistemi: Birçok mescidin tek ezanla idare edilmesi konusunda ruhsat verilmiştir. Bilâl Habeşî'nin Mescid-i Nebî'de okuduğu ezanla dokuz mescid namaza başlıyordu.[147] Güzel ve tertipli ezan açısından olumlu bakabileceğimiz bu sistemin olumsuz yönleri de olabilir. Elektrik kesintileri ve diğer arızalar gibi. Bunun için bu sistemin beş-on cami için uygulanması ve her bir bölgeye ezan konusunda Özel eğitim almış kimselerin verilmesi, çeşitliliği koruma, daha çok kişinin sevabına fırsat verme ve her çeşit arıza ve aksaklığa engel olma açısından tavsiye edilebilir.

8- Bir mescidde iki veya daha fazla müezzin: Amr b. Ebî Ümmi Mektûm ile Bilâl Habeşî Mescid-i Nebî'nin müezzini idi. Biri imsaki diğeri namaz saatini bildirmek üzere bir günde sabah ezanını iki kere okumuş oluyorlardı. Müezzinlerin nöbetleşe ezan okumaları mümkündür.

9- Falanlann veya filancaların mescidi demek doğru mudur? Allahtan başkasına izafesi/nisbeti caiz midir?

Medine mescidlerinin isimleri zikredilirken kabilelere nisbet edilen mescidlere değinmiştik. Hâriseoğulları, Zureykoğullan, Selimeoğulları gibi. Hadislerde "Mescîd-i Benî Fülân"[148] şeklinde belirsiz bir nisbet de yapılmıştır. Mescidler Allah'a aittir. Oralarda sadece Allah'a kulluk edilir. Bu anlamda nisbet caiz değildir. Fakat bulunduğu bölge veya inşa eden şahıs veya topluluğa nisbet edilmesinde bir sakınca yoktur. Buhârî de bunun caiz olduğunu gösteren bir bab açmıştır.[149]

10- Kadınların mescide gitmeleri: Aslolan kadının evde kılmasıdır. Fakat cami vaz ve irşadından faydalanabilmesi için özellikle cuma, bayram ve teravih namazlarında mescide gitmeleri teşvik edilmelidir. Mescide gitmek için kocasından izin isterse kocası onun mescide gitmesine engel olmamalıdır. Fakat kadınlar mescide giderken başkalarının dikkatini çekecek güzel koku sürmemeli, çekici elbiselerden kaçınmalıdır. Rasûlullah döneminde mescide giden hanımlara birçok Örnek gösterilebilir: İbrahim b. Abdurrahman b. Avf m ümmü veledi olan ve uzun etekli elbise giyen Hamide[150], Abdüleşhel kabilesine müntesip bir hanım sahâbi.[151]

Çocukların da mescide gitmelerinde bir sakınca yoktur. Hattâ alışmaları için teşvik edilmelidir. Henüz temyiz çağına girmemiş çocukların mescidi kirletme ihtimalleri sebebiyle mescide sokulmaları mekruh addedilse de bu haram boyutunda değildir. Çünkü Allah RasÛlü kızı Zeyneb'in kızı (torunu) Ümâme/Ümeyme bt. Ebu'1-As'ı mescidde cemaatle kılınan bir namazda kıyamda iken omuzuna oturtmuş, rükû ve secdeye gittiğinde ise kenarına bırakmıştır.[152]

11- Mecidde uyumanın hükmü:

Mescidde uyumak caizdir. İbn Ömer, Ashâb-ı Suffa, Uraniler, Ali, Safvan b. Ümeyye vb. ashabın mescidde uyuduğunu gerekçe gösteren Şâfiîler buna cavaz vermişlerdir. İmam Mâlik bu cevazı yabancılar için, Hanefiler yabancı ve itikafta bulunanlar için, Ahmed b. Hanbel ve İshak ise seferi olanlar için vermiştir.[153]

12- Hayızlı (Adetli) ve cünüp kimse mescide girebilir mi?

Cünüp, adetli ve lohusa kimseler mescidlere giremez. Şafiî ve Hanbelîler ister bir ihtiyaca binaen olsun isterse ihtiyaç bulunmadan olsun durmaksızın mescidden geçmeyi mubah görmüşlerdir. Hanefiler ise Özürsüz olarak mescidi bir geçit olarak kullanmalarının tahrimen mekruh olduğunu söyler. Mâlikiler görüşlerini mescid ve yolun yapılış önceliği üzerine bina etmişlerdir. Buna göre mescid önceleri yapılmışsa oradan geçmekte herhangi bir sakınca yoktur. Mescidde ihtilam olan biri de dışarı çıkmalıdır.[154]

Mazerete binaen giriş çıkışlara ruhsat verilmiştir. Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seitem) mescidde itikâftayken Hz. Aişe annemize (Radıyaiiaha anhâ) başım uzatır, o da hayızh olduğu hâlde onun saçını tarardı.[155] Meymûne annemiz iRadıyaiiahüanhâ) "Bizden birisi hayızlıyken, Rasûlullah'ın seccadesini getirir ve mescide sererdi. Hayzın el ile ne alâkası var?" dediği nakledilir.[156] Rasûlullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) Hz. Aişe annemize (Radıyaliahü anhâ): “Mescidden seccadeyi bana al, getir!" deyince: "Temiz değilim/hayızlıyım" dedi. Rasûlullah şöyle buyurdu: "Hayzın elinde mi? (Hayzın elinde değil.)" [157] İbrahim b. Yezid b. Kays en-Nehaî (v.96/714): "Hayızlı bir kimsenin mescidden bir şey almasında herhangi bir sakınca yoktur. Girmeksizin bir şey alabilir" der. Katâde b. Diâme (v.l 17/735) ise: "Cünüp biri mescidden bir şey alır, fakat mescide bir şey koyamaz" der. Atâ b. Ebû Râbah da: "Hayızlı biri mescidden bir şey alabilir mi?" sorusuna: "Evet, Kur'ân'ın dışında her şeyi alabilir" cevabı verir.[158] Enes b. Mâlik: "Cünüp mescidden geçebilir, fakat orada oturamaz" der. Saîd b. Cübeyr ve İbn Mes'ûd'un oğlu Ebû Ubeyde Âmir de bu görüştedir. Câbir b. Abdullah ise: "Biz cünüp olarak mescidden geçerdik de bunda bir sakınca görmezdik" der.[159]

Hayızlı kadının mescide girmesi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır:

a- Zeyd b. Sabit, Müzenî ve Zahirîler 'mescidin kirletilmesi söz konusu değilse hayızlı kadın girebilir' dediler ve biraz önce arz ettiğimiz hadisleri delil getirdiler.

b- Hanefî ve Mâlikîler 'orada oturması ve oradan geçmesi caiz değildir' dediler ve Rasûlullah'ın: "Mescide cünüp ve hayızlı olanın girmesini helâl kılmıyorum"[160] hadisini delil getirdiler ve bu babdaki hadisleri de "girmek" yerine, sadece "elini uzatıp almak/vermek" olarak anladılar.

c- Şâfıî ve Hanbelîler 'Cünübde olduğu gibi sadece mescidden geçebilir, ancak orada kalamaz' dediler ve âyetteki "...ancak yolcu/yolda giden"[161] bölümü ile delil getirdiler, Hanefî ve Mâlikîlerin delil olarak getirdiği hadisin bu âyetle tahsis edildiğini iddia ettiler.[162]

Zaruret olmadıkça mescidlerden geçilmemelidir.[163]

13- Kâfir mescide girebilir mi?

Bu konuda da mezheplerin farklı görüşleri vardır: Mâlikîler: "Müslümanlar izin vermiş olsa bile mescide girmeleri engellenir" derler. Ebû Hanîfe ise kâfirin bütün mescidlere girmesinin caiz olduğunu ifade eder. Şâfiîlere göre, Müslümanların izni ile Mescid-i Haram dışındaki mescidlere girmesinde bir sakınca yoktur.[164]

14- İtikaf: Allah'ın rızasını kazanmak düşüncesiyle belli âdab çerçevesinde mescidde kalmaya itikaf denir. İtikafın yeri mescidlerdir. Bu nafile bir ibâdettir. Sadece nezredilmek suretiyle vâcib olur. îtikafın en az müddeti bir gün en fazla müddeti on gündür. İtikâf senenin her ayında olabilir. îtikafta iken, bazı âlimlere göre oruç şart değildir. Ancak Hanefîlere göre vâcib olan itikâf için oruç şarttır. Yine bazılarınca Mescid-i Nebevî, Kabe ve Mescid-i Aksa'da, bazılarınca cuma kılınan mescidlerde itikaf caiz addedilirken, Hanefîler beş vakit namazın kılındığı her yerde itikafin caiz olacağına hükmederler. İtikaf yapan kimse mescidde kalır; namaz, tilavet, ilim, zikir ve tefekkür gibi ibadet çeşitleriyle meşgul olur. Dünyevî meşguliyetleri terk eder.

Rasûlullah her Ramazan'da on günlük (son on gün) itikafa girerdi. Vefat ettiği yıl yirmi gün itikafta kaldı. Sabah namazını kılar kılmaz itikaf mahalline gelirdi.[165] Bunun için özel çadır kurdururdu. Bir rivayette Türk çadınnda itikaf yaptığı nakledilir.[166]

Annelerimiz Hz. Aişe, Hafsa, Zeyneb (Radıyallahu anhiim) için mescidin içinde itikaf için çadırlar kuruldu. Rasûlullah da bu çadırların kaldırılmasını emretti. O Ramazan Rasûlullah da itikâfı terk etti. ŞevvâTin son onunda itikâfa girdi. Bir rivayette ise şöyle denir: "Rasûlullah çadırların kaldırılmasını emretti. Derhâl kaldırdılar, söküp attılar. O yıl itikâfa girmeyi Ramazan'da terk etti, Şevval ayının ilk onunda yerine getirdi.[167]

Özür kanı gelen / istihâze gören bir eşi Peygamber efendimizle itikafta kaldı.[168]

Mescidden geçiş ve kısa bir bekleyiş de niyet edilerek itikaf sayılır.[169]



IV- Mesciddeki Tutum Ve Davranışlar:


a- İhlaslı, samimi ve içten davranmak, Allah'tan başkasına meyletmemek:

"De ki: Rabbim adaleti emretti Her (mescide girişinizde) secde ettiğinizde yüzlerinizi O'na çevirin ve dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yal-varın. ilkin sizi yarattığı gibi (yine O'na) döneceksiniz"[170]

Rasûlullah (Saiiaifaha aleyhi ve seiiem) şöyle buyurur:

"Sizden birisi mesciddeyken şeytan kendisine gelir ve tıpkı bir kişinin hayvanını kamçıladığı gibi kamçılar. Sakin durursa/gaflet içindeyse (burnuna) halka ya da (ağzına) gem vurur." Hadisi nakleden Ebû Hüreyre ekledi: 'Siz bunları gören kişilersiniz. (Burnuna) halka vurulan kişiyi, Allah'ı zikretmediği hâlde şöyle eğik olarak durur görürsün, kendisine gem vurulan kişi de izzet ve celâl sahibi Allah'ı zikretmediği hâlde ağzını açandır.'[171]

b- Mescide temiz elbiselerle girmek, diğer insanları rahatsız edici her türlü kötü kokulu şeylerden ve zarar veren tehlikeli maddelerden kaçınmak, mescidi evi gibi temiz tutmak:

"Ey Âdem oğulları! Her (mescide girişinizde) secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez"[172]

Özellikle soğan-sanmsak ve sigara kokusu gibi yiyecek ve içecek türünden şeylerle çorap kokusu konularında hassasiyete sahip olmak gerekir. Konu ile ilgili olarak hadislerde ifade edilen yasaklar şöyle özetlenebilir:

aa- Balgam ve tükürük:

Mescidlerİ her türlü pislikten korumak ve temiz tutmak gerekir. İnsanlara eziyet veren ve iğrendiren şeylerin başında da mescidde görülen balgam ve tükürüktür. Hadislerde bu yasak şu şekilde dile getirilir:

"Sizden birisinin balgamı mescide düştüğünde bir mü'minin cildine ya da elbisesine bulaşıp da ona eziyet vereceğinden dolayı onu yok etsin!"[173]

"Sizden birisi mescidde namaz kılar ve Rabbine sığınır/seslenir. Yüce Allah da ona yüzüyle yönelir/karşılar. Sizden birisi sakın kıble tarafına ya da sağ tarafına balgam atmasın!"[174]

"Birinizin tükürüğü mescide düşerse onu gömsün, bunu yapamazsa tükürüğü elbisesinin kenarına atsın!"[175]

"Mescide balgam atmak büyük hatadır/günahtır ve keffareti ise onu gömmektir/yok etmektir."[176]

"Bana ümmetimin iyi ve kötü (bütün) amelleri gösterildi. Yoldan eziyet verici bir engeli kaldırmayı amellerinin güzelleri arasında buldum. Mescidde bir balgam olup da onun gömülmemesini/yok edilmemesini de amellerinin kötüleri arasında buldum."[177]

Bir kişi topluluğa imam olmuştu. Namazda kıble tarafına tükürdü. Rasûlullah (Saiiaitaha aleyhi ve seiiem) o kişi namazı bitirince şöyle buyurdu: "Bu kişi bir daha size namaz kıldırmasın!"

O kişi namaz kıldırma konusunda ısrar edince de: "Sen izzet ve celâl sahibi Allah'a eziyet verdin (onun hoşlanmayacağı şeyi yaptın)."[178] dedi.

bb- Soğan ve sarımsak:

Hz. Ömer (Radıyaiiahu anh) bir hutbede dedi ki:

"...Ey insanlar! Sizler şu iki bitkiden yiyorsunuz, ancak ben o ikisinin kötü olduğu kanaatindeyim; işte şu sarımsak ve soğan. Vallahi ben şahit oldum ki Rasûlullah bir kişide bu kötü kokuyu bulunca (uzaklaşmasını) emrederdi. O kişinin elinden tutulup, Baki' mezarlığına varacak şekilde uzaklaştırılırdı. Sizden kim onu yemek isterse (önce) pişirerek Öldürsün/ kokusunu gidersin!'[179]

Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyaiiaha anhy. Hayber'in fethinden sonra daha dönmeden kendimizi bu bitki türünün (soğan/sarmısağın) içinde bulduk. İnsanlar aç olduğundan hepimiz o bitkiden çok fazla yedik, sonra mescide gittik. Rasûlullah (Saitaitaha aleyhi ve seiiem) mescidde (onun) kokusunu bulunca:

"Kim bu kötü (kokulu) bitkiden (yâni soğan/sarımsaktan) bir şey yerse kesinlikle mescidimize yaklaşmasın!" dedi.

Bunun üzerine insanlar: 'Bu bitki haram kılındı, haram kılındı' diye konuştular. Onların konuşmaları Rasûlullah'a ulaşınca şöyle dedi:

"Gerçek şu ki Allah'ın helâl kıldığını haram kılma gibi bir yetkim yoktur. Ancak o, kokusundan hoşlanmadığım bir bitki türüdür."[180]

Muğîre b. Şu'be'den (Radiyaiiaha anh):

'Ey Allah'ın Rasûlü! Benim özrüm var. Elini bana ver!' dedim, vallahi onu müsamahalı buldum ve elini alıp yenimden sokarak göğsüme/karnıma ulaştırdım. Orayı (taşla) sanlı bulunca şöyle dedi:

"Senin gerçekten özrün var."[181]

Muğîre b. Şu'be açtı. Zorda kaldığı için de sarımsak yemek zorunda kalmıştı.[182]

cc- Pis kokulu çorap ve pislik bulaşmış mestler çıkartılmalı:

Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyaiiaha anh):

Rasûlullah (Saiiailaha aleyhi ve seliem) (namazda) terliğini çıkarınca ashab da terliklerini çıkarttılar. Namaz bitince Peygamberimiz:

"Terliklerinizi niçin çıkardınız?" diye sordu. Onlarda:

"Ey Allah'ın Rasûlü! Senin terliklerini çıkardığını görünce biz de terliklerimizi çıkardık" dediler. Bunun Üzerine Peygamberimiz buyurdu ki:

"Bana Cebrail geldi ve terliklerimin altında pislik olduğunu bildirdi. Biriniz mescide geldiğinde terliklerinin altına baksın. Eğer onlarda bir pislik görürse yere sürtüp temizlesin, sonra namazını kıtsın!"[183]

dd- Abdest bozulmamalı:

Mescidin havasım bozacak, namaz kılınmasını engelleyecek bir uygulama mescid âdabına yakışmaz. Mescidler Allah'ın evleridir. Orada sadece O'nun adı ve şanı yüceltilir.

Ebû Hüreyre'den (Radıyaiiahu anh) nakledilen rivayette Rasûlullah (Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) ashabı ile birlikte mescidde oturururken bir bedevi geldi ve iki rekat namaz kıldıktan sonra:

'Allah'ım, bana ve Muhammed'e rahmet et, bizimle birlikte başkasına rahmet etme,' dedi. Hz. Peygamber (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) onun bu sözüne güldü, ona döndü ve buyurdu ki:

"Sen, geniş olan (rahmeti) daralttın."

Kısa bir süre sonra, bedevî mescidin bir köşesine gitti, ayaklarını açtı ve o-raya idrarım yapmaya başladı. Ashab mâni olmak için hemen ona doğru koştular:

'Yapma! Yapma!' dediler. Peygamberimiz şöyle buyurdu:

"(Engel olmayın! Bırakın onu,) sizler kolaylaştırmak için varsınız, göreviniz zorlaştırmak değil. İdrarın üzerine bir kova su dökün!" Bunun üzerine o kişiyi bıraktılar. Bedevi bir müddet sonra kalktı. İşini bitirince Peygamberimizin yanına gitti (veya Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) o kişiyi yanına çağırdı) ve kendisini şöyle uyardı:

"Bu mâbed, ancak Allah'ı zikir ve namaz kılmak için inşâ edildi. Buraya idrar yapılmaz. Mescidlere pislik atılması, idrar ve tuvalet ihtiyacının görülmesi uygun ve doğru bir davranış değildir."

Bedevî hatasını anlayınca:

'Annem babam feda olsun, Hz. Peygamber (Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) yanıma geldi, bana ne sövdü, ne azarladı ve ne de dövdü (güzelce açıkladı)', dedi.[184]

ee- Mescidlere insanlara zarar verici ve dikkatini dağıtıcı şeyler alınmamalıdır. Bu bağlamda cep telefonları mutlaka kapatılmalıdır. Zaruret durumunda en azından titreşim ve benzeri konumlarda açık bırakılmalıdır.

ff- Mescidde her çeşit gürültüden kaçınılmalıdır.[185]

gg- Kesici ya da rahatsız edici bir maddeyle mescide girmemeli, giril-mişse uygun bir şekilde keskin ve delici kısım kapatılmalı:

EbÛ Musa'dan (Radıyallahü anh):

Hz. Peygamber (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) dedi ki:

"Oklarınızla Müslümanların çarşılarına ya da mescidlerine uğradığınızda keskin tarafını tutun/kapatın ve kimseyi yaralamayın!"[186]

Câbİr b. Abdullah (Radıyatlahü anh):

'Yanında oklar bulunan bir kişi mescide uğradı da Peygamberimiz (Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) ona: "Keskin taraflarını tut!" buyurdu.'[187]

c- Allah'ın adının anılmasına/zikrine imkân tanımak, mescidleri her çeşit tehlikeye karşı korumak, kendi evi gibi sahiplenmek:

"Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zâlim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye haklan yoktur.) Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır."[188]

d- Kötü düşüncelerden annıldığı gibi haram sayılan şeylerden sakınmak: Meselâ, itikafta iken cinsel ilişki yasaktır. Ayrıca mescidler fitne ve fesat yuvalan olmamalıdır.

"...Mescidlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birlenmeyin..."[189]

"Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Harâm'da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kafirlerin cezası böyledir."[190]

e- Ezan okunduktan sonra mescidden çıkılmamalı:

Ebû Hüreyre'den (Radıyaüaha anh) nakledildi:[191]

Müezzin ezan okuduktan sonra birisi mescidden çıktı. Bunun üzerine (Ebû Hüreyre) şöyle dedi:

'Şu kişiye gelince o, Ebu'l-Kasım'a (Peygamber'e) isyan etti.'

'(Çünkü) Rasûlullah (SaiiaiiaM aleyhi ve seltem) bize şöyle buyurdu:

"Sizden biri mescidde bulunuyorken namaza çağrı yapılırsa (ezan okunursa) namazı kılmadan mescidden çıkmasın!"

f- Mescide erken gelerek Allah'a zikir hâlinde namaz saati beklenilmelidir. Mescidde namazdaymış gibi oturulmalı:

Mescidde beklemenin namaz kılma gibi sevap kazandırdığı unutulmamalıdır.[192]

EbÛ Saîd el-Hudrî (RadıyallahU anhilmâ) Rasûlullah (Sallaüahü aleyhi ve sellem) ile birlikteyken yanlanndaydım ve beraber mescide girdik. Ne görelim, mescidin ortasında ayaklarım (dizlerini) karnına çekmiş, parmaklarını da birbirine kenetlemiş olarak oturan bir kişi. Rasûlullah (Saiiaiiam aleyhi ve seiiem) kendisine işaret etti, fakat o kişi, RasÛlullah'ın işaretini anlamadı/fark etmedi. Bunun üzerine Rasûlullah EbÛ Saîd el-Hudrî'ye döndü ve şöyle dedi:

"Biriniz mesciddeyken ellerini birbirine kenetlemesin, bu şekilde kenetlemek şeytandandır. Sizden biri mescidden çıkıncaya kadar namazda sayılır."[193]

Ka'b b. Ucre'den (Radıyallahü anh)'. Rasûlullah (Satlattahü aleyhi ve sellem) mescidde yanıma geldi, ben parmaklarımı birbirine kenetlemiştim. Bana dedi ki: "Ey Ka'b! Mesciddeyken sakın parmaklarını kenetleme! Sen namazı beklediğin sürece namazda sayılırsın."[194]

Bu rivayetteki yasak namaz sırasında ya da namazı bekleyen içindir: Rasûlullah namazda parmaklarını birbirine kenetleyen bir kişi gördü ve parmaklarının arasını açtı.[195] Hz. Peygamber: "Sizden biri evinde abdest alır, sonra namaz kılma niyetiyle evinden çıkarsa, o kişi dönünceye kadar namazda sayılır. Şöyle yapmayın!" dedi ve parmaklarını parmaklarına kenetledi.[196]

g- Mescide girince tahıyyetü'l-mescid (iki rekat mescidi selâmlama namazı) kılmalı: Mescid-i Haram da tavaf ile selâmlanır.

EbÛ Katâde'deiî (Radıyallahu anh):Allah RaSÛlÜ (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"Sizden biri mescide girdiği zaman iki rekat namaz kılmadıkça oturmasın,"[197] Bu namazın vacib veya sünnet oluşu ile kerahat vakitlerinde kılınıp kılınamayacağı hususunda ihtilâf bulunmaktadır. Kamet getirildiğinde mescide girilmişse farza uyulur, tahıyyetü'l-mescid namazı terk edilir.[198]

h- Yolculuk ve seferden dönünce iki rekat namaz kılınmalı ve bir müddet oturmalıdır.

Ka'b. Mâlik'in rivayetine göre Allah RasÛlü seferlerden dönüşünü gündüze duha vaktine bırakır, önce mescide uğrar, iki rekat namaz kılarak bir süre otururdu.[199]

ı- Mescidlere gönlümüzü ısındırmamız, ayağımızı alıştırmamız gerekir: Her Müslümanın kalbi mescidlere bağlı olmalı, bir namaz vaktini geçirince diğerim iple çekmeli ki hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah'ın arşının gölgesinde bulunanlardan olabilsin.

Ebu Saîd el-Hudrî (Radıyaiiam mh) Hz. Peygamber'in şöyle dediğini rivayet etti: "Bir kimsenin mescide alâkasını görürseniz, onun mü'min olduğuna şehâdet edin, zira Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: "Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe inananlar imar ederler/şenlendirirler." (Tevbe 9/18)[200]

i- Giriş ve çıkışlar dua ile olmalıdır:

Dua müminin silahıdır. Mescide de girse dua ile girmelidir. Çünkü şeytan onu mescidde bile yalnız bırakmayacak, ona sinsice vesveselerde bulunacak ve onu namazda gaflete düşürerek namazın bereketi ve sevabını azaltacaktır.

Ebû Humeyd ve Üseyd (Radıyaiiaha anhamâ) naklettiler:

RaSÛlullah (SallallahU aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Biriniz mescide girdiğinde şöyle desin:

Allahümme'ftah lenâ ebvâbe rahmetik! (Allah'ım, bize rahmetinin kapılarını aç!)

(Dışarı) çıktığında ise şöyle desin:

Allahümme innî es'elüke min fadlik." (Allah'ım, ben senin ihsanından istiyorum.)[201]

RasÛlullah'ın kızı Hz. Fâtıma'dan (Radtyaiiahü anhâ):

Rasûlullah (Saiiaiiahü aleyhi ve sellem) mescide girdiğinde Hz. Muhammed'e (kendisine) salât ve selâm etti {Bismillah ve's-seiâmü alâ Rasûlillah); (Allah'ın adıyla. Selâm Allah Rasûlü'nün üzerine olsun!). Sonra ekledi:

Allahümme'ğfirlî zünûbî, ve'ftah lî ebvâbe rahmetik!"

(Allah'ım, günahlarımı affet ve bana rahmetinin kapılarını aç\)

(Mescidden) çıktığında da Hz. Muhammed'e salât ve selâm etti (Bismillah ve's-selâmü alâ Rasûlillah): (Allah'ın adıyla. Selâm Allah Rasûlü'nün üzerine olsun!). Sonra ekledi:

Allahümme'ğfirlî zünûbî, ve'ftah lî ebvâbe fadlik!

(Allah'ım, günahlarımı affet ve bana ihsanının kapılarını açV)[202]

j- Aşağıdaki mescid yasaklanna uyulmalıdır:

1- Mü'minleri ibadetten alıkoymak için mescidleri İslâm'a aykın şiir panayın hâline getirmek, cahiliye türündeki şiirleri okumak, başkalarını hicvetmek,

2- Kayıp ilânında bulunmak,[203]

3- Cuma günü Müslümanların saflarını ayırmak, yolu daraltmak veya dedikodu gibi faydasız şeylerle uğraşmak niyeti ile halkalar kurmak,[204]

4- Ahş-veriş yapmak, ticari faaliyetlerde bulunmak,[205]

5- Bit gibi haşeratı mescide atmak,[206]

6- Aşın süslemek ve ümmetin malını israf etmek,

7- Bu binalarla başka Müslümanlara karşı övünmek, gurur vesilesi yapmak,[207]

8- Namaz kılanları meşgul edecek şeyler asmak,[208]

9- Buralarda cezalar uygulamak ve kısas hakkı almak.[209]



V- İdeal Bir Mescidde Bulunması Gerekenler:


Hadislerden elde edilen sonuçlara göre günümüz mescidlerinde bulunması gerekli olan sosyal tesisler ve faaliyetler şunlar olabilir:

1- Fetva bürosu,[210]

2- Kütüphane,

3- Konferans salonu (Bilgisayar, tepegöz, slayt makinesi gibi araç ve gereçle donanımlı) Kültürel faaliyetlere açık tutulmalıdır. Şiir okuma, piyes, tiyatro ve bilgi yarışmalarının yapılabileceği özelliklere hâiz olmalıdır,[211]

4- Çevresinde park/dinlenme alanları, çocuk oyun parkları, çim/halı saha,

5- Otopark ve bisiklet koyma yerleri,[212]

6- Yemekhane/aşevi,

7- Düğün salonu,

8- Yaz ve gece kursları için derslikler,

9- Bilgisayar bürolan/internet kafeler,

10- İtikafhaneler,

11- Hanımlar bölümü[213] (Bu bölümün cuma ve bayram namazları dikkate alınarak geniş tutulmasına itina göstermek gerekir.)

12- Tanıtım ve ilân panoları bulunmalı, girişte danışma bürosu oluşturulmalıdır.

13- Bir odalık sağlık ocağı veya âcil servis merkezi,

14- Abdesthane, duşhane/hamam, gasilhane ve tuvaletler,[214]

15- Yardımlaşma ve karz-ı hasen/borç verip-borç alabilme sandıklan, zekat, fitre ve sadaka fonu.

16- Saç-sakal bakımı/berber veya kuaför.[215]

17- îç açıcı olması açısından bol pencereli ve bol kapılı olmalıdır.[216]

İslâm tarihinde mescid ve camiler toplumun her çeşit faaliyetinin yürütüldüğü merkezî yerlere inşa edilmiştir. Hz. Peygamber döneminde tbn Ömer'in birincilikle bitirdiği at yansının bitiş noktası mescid sayılmıştı ki böyle bir sportif faaliyetten bile insanlara mescid sevgisi ve mescide ısındırma amaçlanmıştı.

"Cami yapacağınıza okul yapın", "Hacca ve umreye gideceğinize, oralarda kurban keseceğinize parasını ülkenizdeki fakirlere verin" gibi anlayışlar görünüşte bir hayn teşvik ederken çok önemli diğer bir hayırdan alıkoymaktır ki çok yanlıştır. Hayır işleri, gönül işidir. Birinin niyet ettiği hayn gerçekleştirmesine yardımcı olmak, diğer hayırlan da yapma konusundaki planlanna katkı sağlamak insanlık görevlerimiz arasında yer almalıdır. "Herkesin yöneldiği bir yön vardır. O hâlde, hayırda yarışın! "[217]

Cami yapımlarında da bilinçli hareket etmeliyiz. Rastgele, keyfimize göre ve ihtiyaç bulunmayan yerlere mescid yapmamalıyız.

Mescidler, ibadet ettiğimiz, bir araya gelerek sosyal ilişkilerimizi pekiştirdiğimiz alanlardır. Ancak şu da unutulmamalıdır ki diğer peygamberlere verilmediği hâlde sevgili Peygamberimiz'in şahsında biz ümmetine sunulan nimetlerden biri de yeryüzünün tamamının mescid kılınmış olmasıdır. Her nerede bulunursak bulunalım dinin direği, müminin miracı olan namazı ihmal etmeyelim. Çünkü mescidlerin inşasmdaki ilk hedef kulların Allah ile olan en yakın hâlini, yani secde anım topyekûn görüntülemektir.

Mescidler, bir memleketin İslâm beldesi olduğunun alâmetidir. İslâm-ın sembolüdür. İslâm nişanelerinden biridir. uAllah'ın sembollerine saygı göstermek, kalplerin takvasından kaynaklanır."[218] Merhum Mehmet Akif in dediği gibi:

"Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli."[219]

Süleyman SARI



f- MESCİDLER


* Yeryüzünde Bina Edilen İlk Mescid Ve Mescid Yapmanın Fazileti


Allah Teâlâ buyurdu:

"İnsanlık için ilk ma be d, bütün âlemlere bereket ve hidayet (kaynağı) olarak Mekke'de inşa edildi.

Orada açık ayetler ve İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse (her türlü tehlikeden) güvenlikte olur. Gitmeye gücü yetenin bu mabedi hac (ziyaret) etmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bilsin ki) Allah kesinlikle bütün âlemlerden bağımsızdır/ ihtiyaçsızdır." (Âlü tmrân, 3/96-97)

Allah Teâlâ buyurdu:

"Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe iman eden, namaz kılan, zekât veren ve Allah'tan başkasından korkmayan insanlar bina eder/yaşatır. İşte onlar hidayete erenlerden olduğu umulan kişilerdir." (Tevbe 9/18)

Allah Teâlâ buyurdu:

"Ayrıca mescitfler Allah'ındır. O hâlde Allah'ın yanı sıra hiç kimseye yalvarıp yakarmaytıt!" (Cin, 72/18)[220]



299/1169- İbrahim et-Teymî babasından:[221]

Yolda ben babama[222] Kur'ân okuyordum, o da bana okuyordu ve secde ayetine geldiğinde ise secde ediyordu. Kendisine:

'Yolda secde mi ediyorsun?' deyince şöyle cevap verdi:

'Evet, Ebû Zer'in (Radtyaliahuank) şöyle dediğim işittim:

Ben Rasûlullah'a (Satiaiiaha aleyhi ve setiem) dedim ki:

'Yeryüzünde ilk yapılan mescid hangisidir?' Rasûlullah:

"Mescid-i Haram"

'Sonra hangisi?'

"Sonra Mescid-i Aksa"

'îkisi arasında kaç (yıl) var?'

"Kırk yıl."

Sonra Rasûlullah ekledir

"Namaz sana nerede ulaştı, hemen kıil Orası mesciddir."'

§(Diğer rivayette:

"Namaza nerede ulaştın, hemen kıl! Orası bütünüyle mesciddir.")[223]



Açıklama


Yeryüzünde bini edilen ilk mescid hiç şüphesiz Kabe'dir. Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

'İnsanlık için ilk mabed, bütün âlemlere bereket ve hidayet (kaynağı) olarak Mekke'de inşa edildi.'[224]

§Hz. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte yıkılan Kabe'nin temellerini kendi döneminde Allah'ın izniyle bulmuş ve duvarlarını yeniden inşa etmiştir.

Allah Teâlâ buyurdu ki:

'Hani İbrahim Kabe'nin temellerini yükseltiyordu ve (kendisiyle birlikte) İsmail de vardı. (Şöyle diyorlardı):

Rabbimiz, bizden bunu kabul et, şüphesiz sen her şeyi duyan ve bilensin.

Rabbimiz, Bizi senin için yaşayan iki Müslüman kıl, soyumuzdan da senin için yaşayan Müslüman bir ümmet çıkar, bize ibadet şekillerini göster ve tövbelerimizi kabul et. Şüphesiz sen tövbeleri kabul eden ve bağışlayansın.

Rabb'imiz, kendilerine içlerinden bir peygamber gönder ki onlara senin ayetlerini okusun, Kitabı ve Hikmeti öğretip onları (şirkten) temizlesin. Şüphesiz sen kudret ve hüküm sahibisin.'[225]

§Mescid-i Aksa da yeryüzünün en eski mescidlerindendir, burada kastedilen iki mânâ olabilir:

1- Mescİd-i Haram yapıldıktan kırk yıl sonra Mescid-İ Aksa inşâ edildi.

2- Mescid-i Aksa Mescid-İ Harâm'dan kırk yıl kadar daha uzun bir zamanda inşa edildi.

Anlaşılan o ki Mescid-i Aksa Hz.Davûd ve oğlu Hz.Süleyman tarafından yeniden inşa edilmiştir. Aynca nakledildiğine göre Kabe'yi yeniden inşâ eden Hz. İbrahim ile aralarında yaklaşık bin yıllık bir zaman geçmişti. Bu da gösteriyor ki yukarıdaki hadiste anlatılan, insanlığın ilk döneminde olan bir olaydır. Doğrusunu Allah bilir.[226]



300/1170- Hz. Ömerb. Hattab'dan (Radıyaiiahu anh):[227]

Rasûlullah'ın (Saitaiiahiı aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini işittim:

"Kim bir gazinin başını gölgelendirirse[228] Allah da onu kıyamet günü gölgelendirir,

Kim bir gaziyi başkasına muhtaç olmayacak şekilde donatırsa[229] ölünceye kadar gazinin benzeri sevabına nail olur.

Kim içinde yüce Allah'ın isminin zikredileceği bir mescid yaparsa, Allah da cennette ona bir ev bina eder."[230]



301/1171- Hz. Osman b. Affan'dan {Radıyaüaha anh):[231]

Rasûlullah'ın (Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini işittim: "Kim Allah için bir mescid yaparsa Allah da cennette ona benzeri bir ev bina eder."

NOT: Hz. Osman (Radıyallahu anh) mescide ilâve bina yaptığında insanlar ileri geri konuştular. Hz. Osman bunJan duyunca:

'Siz sözü uzattınız/çoğalttınız. Ben Rasûlullah'ın şöyle dediğini işittim' dedi yukardaki hadisin benzerini nakletti.[232]



302/1172- Amr b. Şuayb babası yoluyla dedesinden (Radtyaiiahu anhüm) nakletti:[233]

Hz. Peygamber (Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) dedi ki:

"Kim Allah için bir mescid yaparsa kendisi için cennette daha geniş bir ev yapılır."[234]



303/1173- Esmâ bt. Yezid'den (Radiyallahu anh):[235]

RaSÛlUllah (Sallallakü aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Kim Allah için bir mescid yaparsa Allah, kendisi için cennette daha geniş bir ev yapar."[236]



304/1174- Bişr b. Hayyan'dan (Radıyaitahu ahn):[237]

Biz mescidimizi yaparken Vasile b. Eska' geldi, yanımızda durdu ve selâm verdi. Sonra dedi ki:

Rasûlullah'ın (Saifaiiahu aleyhi ve setiem) şöyle dediğini duydum:

"Kim içinde namaz kılınan bir mescid yaparsa izzet ve celâl sahibi Allah da onun için cennette daha güzel bir bina yapar."

§Ebû Abdurrahman (Abdullah b. Ahmed b. Hanbel) ekledi: 'Bu hadisi (babamdan dinlediğim gibi) Heysem b. Hatice'den de dinledim.'[238]



305/1175- İbn Abbas'tan (RadıyallahU anhumâ):[239]

Hz. Peygamber (Saitaiiaha aleyhi ve seiiem) dedi ki:

"Kim bir mescid yaparsa, isterse yumurtası için bağırtlak kuşunun (tünediği) yuva kadar olsun, Allah ona cennette bir ev yapar."[240]



306/1176- Amr b. Abese (Radıyaiiaha anh) nakletti:[241]

RaSÛlUİlah (Sallallahü aleyhi ve selle m) dedi ki:

"Ktm içinde izzet ve celâl sahibi Allah'ın zikredilmesi için bir mescid yaparsa Allah da onun için cennette bir ev yapar.

Kim Müslüman bir kişiyi âzâd ederse o, cehennemden kendisi için (kurtuluş) fidyesi olur.

Kim de izzet ve celâl sahibi Allah yolunda bir kıl/saç teli[242] ağartırsa o, kıyamet günü kendisi için nur olur."[243]



* Yeryüzü Rasulullah İçin Temiz/Temizleyici Mekân Ve Mescid Kılındı


307/1177- Câbir b. Abdullah'tan (Radıyallahü anh):[244]

Rasûlullah (Saiiaha aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Bana beş şey verildi ki daha önceden kimseye (hiçbir peygambere) verilmemişti;

Kızıl ve siyah renkli (bütün) insanlara gönderildim, hâlbukirbir Peygamber sadece kendi kavmine gönderilirdi,

Bana ganimetde (tasarruf) yetkisi verildi[245], benden önce kimseye böyte yetki verilmemişti,

Bir aylık mesafeden (düşmanlarımın kalbine) korku salınması ile yardım edildim,

Yeryüzü bana temiz/temizleyici (mekân) ve mescid kılındı, kime namaz vakti ulaşırsa, (vakit) geldiği yerde namazı kılsın!"[246]



* Mescidde Oturmanın, Oralara Gitmenin Ve Mescide Yakın Bir Evde Oturmanın Fazileti


308/1178- Huzeyfe b. Yeman'dan (Radıyaiiaha anh):[247]

RaSÛlUİlah (SallallahU aleyhi ve sellem) ŞÖyle dedi:

"(Şüphesiz)[248] mescide yakın olan bir evin uzak eve üstünlüğü, bir gazinin savaşa gitmeyene olan üstünlüğüne benzer."[249]



Açıklama


Peygamberimiz bu hadiste birkaç önemli konuyu açıklamaktadır: Mescide yakın bir evin üstünlüğü: Burada evin üstünlüğünden kasıt evde oturanların faziletidir. Mecazen ev denmiştir, tıpkı 'Şehir/kasaba (halkına) sor!' cümlesinde olduğu gibi. Ancak bu hadis mescide giderken fazla adımın fazileti rivayeti İle çelişmemektedir. Zira evi yakın olan kişinin mescide gitmesi ve devamlılığı daha kolay olur, cemaatle daha fazla namaz kılma imkânı vardır. Ama evi uzak olanı da teşvik için adımlarından aldığı sevap dile getirilmiştir.[250]

§Benî Seleme mescide uzak evlerini satmak ve mescid-i Nebî'ye yakın bir ev almak istediler,

Peygamberimiz kendilerine gelip:

"Bana ulaştığına göre sizler mescidin yanına taşınmak İstiyorsunuz" diye sorunca onlar:

'Evet, ey Allah'ın Rasûlü! Biz bunu istedik* diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu:

"Ey Benî Seleme! Yerinizde kalın! Sizin (ayak) İzleriniz yazılıyor. Yerinizde kalın! Sizin izleriniz yazılıyor."[251]

§Tirmizi rivâyetindeki ziyade:

....taşınmak istediklerinde haklarında şu ayet nazil oldu:

'.....ve Biz onların yaptıklarını ve bıraktıkları izleri de yazarız/kaydederiz.' (Yasin 36/12)[252]

§Buharî bunu rivayet ettikten sonra Mücahid'in:

Ayetindeki 'dan kasıt yeryüzünde yürürken atılan adımlardır' sözünü nakleder.[253]

Sonuç olarak 308/1178. hadiste Rasülullah mescide yakın evlerin (sahiplerinin) faziletinden bahsetmekte, ancak yukarıdaki rivayette de mescidin yanına taşınmak isteyen Benî Seleme'ye mani olmaktadır. Çünkü onların mescide geleceklerinden emindir ve çok adım ile daha fazla sevap kazanmalarını istemektedir. Ayrıca bu şekilde mescidin yanına taşınma âdeti başlayabilir ve gereksiz yere toplumsal bir kargaşa doğabilir endişesi de olabilir. Doğrusunu Allah bilir.[254]



309/1179- Ebu Hüreyre'den (Radiyallahu anh):[255]

Hz. Peygamber (SaiMiaha aleyhi ve seiiem) dedi ki:

"Mescidlerde sohbet arkadaşları melekler olan direkler (müdavim insanlar) vardır. Onlar kaybolurlarsa melekler kendilerini arar, hasta olurlarsa ziyaretlerine giderler, ihtiyaç içinde olduklarında da kendilerine yardım ederler."

Rasûlüllah ekledi:

"Mescidde oturan üç vasıf üzeredir: Faydalı bir arkadaş veya doğru söz ya da beklenen bir rahmet."[256]



Açıklama


Bu rivayette mescidlere müdavim olan insanları Rasûlullah mescidlerin direkleri olarak vasıflandırmakta ve arkadaşlarının melekler olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca Peygamberimiz bu insanlarda Uç vasıftan birisi bulunduğunu belirtmektedir:

1- Faydalı arkadaş: Mescidlerde oluşan kardeşlik Allah için olur ve herhangi bir menfaat kaygısı taşımaz. Böylelikle Allah'ın: 'Ancak müminler kardeştir' ayetine mazhar olurlar.

2- Doğru söz: Mescidlerde oturan kişiden doğru sözler sadır olur; onun işi Kur'ân okumak, hadis öğrenmek, ilim tedrisi ve zikir gibi faydalı şeylerdir. Faydasız sözler ve hareketlerden uzak kalmayı öğrenir.

3- Beklenen rahmet: Bir kişi mescidde kaldığı sürece melekler kendisine dua ve istiğfar ederler, o kişiyi överler. Bütün bunlar da rahmetin inmesine sebep olur.

Günümüzde mescidler fonksiyonunu yerine getiremiyorsa oralara devam eden insanlarda birtakım eksiklikler var demektir: Bu insanlar birbirlerini Allah için sevmenin, faydalı şeyleri okuma ve konuşmanın, ayrıca rahmetin kıymetini bilmemektedirler, daha doğrusu bunlardan haberleri yoktur. Ancak şükürler olsun ki bunları bize öğretecek bir Kur'ân ve hadis kültürü oluşmaktadır.[257]



310/1180- Ebu Hüreyre'den (Radiyallahu anh):[258]

Hz. Peygamber (Saiiaiiahü aleyhi ve seitemi şöyle dedi:

"Müslüman bir kişi mescidlerde namaz için kalacağında (yâni evinden bu niyetle çıktığından itibaren)[259] Allah öyle sevinir ki tıpkı uzakta/ gurbette olan bir kişinin geldiğinde onun ev ahalisinin onu güler yüzle karşıladıkları gibi sevinmesine benzer."

NOT: Allah'ın bu rivayette geçen sevinmesi o kişinin amelini kabul etmesi, ona rahmetîyle davranması ve kendisine ikram etmesi şeklinde anlaşılabilir. Allah'ın buradaki sevinci gurbetten gelen birisine karşı ev ahalisinin gösterdiği sevince benzetiliyor ki bu çok güzel bir teşbihtir. 'Mescidler Allah'ındır' ayetince Allah kendisine gelen misafiri karşılıyor, daha doğrusu sanki o uzaktan/gurbetten gelen bir kişi gibidir ve mescidler de onun gerçek evidir. Mescidleri kendi evi olarak gören ve yabancılık çekmeyen Müslümanlara ne mutlu![260]



311/1181- Ebû Hüreyre'den (Radıyaiiahü anh):[261]

Hz. Peygamber (Sattaiiaha aleyhi ve seiiem) şöyle dedi: "Kim mescide gider gelirse her gidiş ve gelişinde Allah onun için cennette bir konaklama yeri hazırlar."[262]



312/1182- Ebû Saîd el-Hudrf den (Radiyallahu anh):[263]

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle buyurdu:

"Bir kişinin mescide devam ettiğini görürseniz onun imanına şahit olun! İzzet ve celâl sahibi Allah (ayetinde) şöyle buyurdu:

'Mescidleri ancak Allah'a ve âhiret gününe iman eden insanlar yapar/yaşatır..'"[264]



313/1183- Abdullah b. Amir/Gâbir el-Elhânî'den:[265]

Seher vakti mescide Habis b. Sa'd et-Tâî (RadıyaiiaM anh) girdi, kendisi RasÛlullah (Saüaiiahu aleyhi ve seiiem) dönemine yetişmiş bir kişiydi.[266] Mescidin ön (mihrap) tarafında namaz kılan bazı kişiler gördü ve şöyle dedi:

'Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki bunlar mürâîlerdir (gösteriş yapanlardır). Onları korkutun (uzaklaştırın), kim onları korkutursa Allah ve Rasûlüne itaat etmiş olur.'

Bunun üzerine insanlar onların yanlarına gittiler ve kendilerini çıkardılar. O ekledi:

'Şüphesiz melekler seher vakti mescidin ön tarafında namaz kılarlar.'

NOT: Seher vaktinde teheccüd kılmak caizdir, melekler bu vakitlerde mescidin ön tarafında namaz kılmaktadırlar. Bu rivayette Mescidde oturmanın ve ibadetin önemi anlaşılmaktadır. Ancak riya ile yapılan ameller boşa gitmektedir, ayrıca diğer amelleri de ateşin odunu yaktığı gibi yok etmektedir.

Görünen o ki Habis b. Sa'd o kişilerin müraî olduklarını biliyordu. Bizim için önemli olan kesin bilmediğimiz kişileri bazı amellerinden dolayı müraî olarak suçlamamaktır. Bu şekilde zaafı olan insanları öncelikle güzel bir şekilde uyarmak gerekir. Ayrıca her Müslümanın riya noktasında nefis muhasebesi yapması (kendisini sorgulaması) gerekir.[267]



* Mescide Giriş-Çıkış, Orada Oturma Ve Geçme Adabı


314/1184- Abdülmelik b. Saîd b. Süveyd el-Ensârî anlattı:[268]

Ebû Humeyd ve Üseyd'in (Radıyaiiahu anhumâ) şöyle dediklerini işittim:

RaSÛlullah (SallallahU aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Biriniz mescide girdiğinde şöyle desin: Allahümme'ftah lenâ ebvâbe rahmetik! (Dışarı) çıktığında İse şöyle desin: Allahümme Inn! es'elüke min fad İlk."

NOT: Duaların tercemesi:

Mescide girerken:

'Allah'ım, rahmetinin kapılarım bize aç!’

Mescidden çıkarken:

"Allah'ım, ben senin fazlından/ihsanından istiyorum.'

§Bu rivayette mescide girerken Allah'ın rahmetinin istenmesi, içeriye ibadet için girmesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü bu hareket Allah'ın rahmetini celb eder. Daha sonra mescidden çıkılırken de Allah'tan fazlını/ihsanını istemek, çalışma hayatında yardımını talep etmek, helâl rızık ve basan istemek anlamındadır.[269]



315/1185- Rasûlullah'ın tazı Hz. Fâtıma'dan (Radıyallahü anha):[270]

Rasûlullah (Saiiattahü aleyhi ve setiem) mescide girdiğinde Hz. Muhammed'e (kendisine) salât ve selâm etti (bir rivayette; Bismillah ve's-selâmü alâ Rasûlillah, dedi). Sonra ekledi:

"Allahümme'ğfirli zünûbî, ve'ftah Iî ebvâbe rahmetikl"

(Mescidden) çıktığında da Hz. Muhammed'e salât ve selâm etti (bir rivayette; Bismillah ve's-selâmü alâ Rasûlillah, dedi). Sonra ekledi:

"Allahümme'ğfirlî zünûbî, ve'ftah Iî ebvâbe fadlik!"

NOT: Duaların tercemesi:

Mescide girerken:

'Allah 'in adıyla. Selâm Allah Rasûlü 'nün üzerine olsun!

Allah'ım, günahlarımı affet ve bana rahmetinin kapılarını aç!’

Mescidden çıkarken:

'Allah 'in adıyla. Selâm Allah Rasûlü 'nün üzerine olsun!

Allah'ım, günahlarımı affet ve bana ihsan kapılarını aç!’[271]



316/1186- Ubeydullah b. Abdurrahman b. Mevheb, Ebû Saîd el-Hudrî-nin mevlâsmdan nakletti:[272]

Ebû Saîd el-Hudrî (RadıyaiiaM anh) Rasûlullah ile birlikteyken yanlanndaydım ve beraber mescide girdik. Ne görelim, mescidin ortasında ayaklarım (dizlerini) karnına çekmiş[273] , parmaklarını da birbirine kenetlemiş olarak oturan bir kişi. Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) kendisine işaret etti, fakat o kişi, Rasûlullah'ın işaretini anlamadı/fark etmedi. Bunun üzerine Rasûlullah Ebû Saîd el-Hudrî'ye döndü ve şöyle dedi:

"Biriniz mesciddeyken ellerini birbirine kenetlemesin, bu şekilde kenetlemek şeytandandır. Sizden biri mescidden çıkıncaya kadar namazda sayılır."[274]



Açıklama


Parmaklan kenetlemek mutlak olarak caizdir, Rasûlullah'ın bir şeyler anlatmak için bazen parmaklarını kenetlediği görülmüştür:

1- Rasûlullah mü'minin mü'minle olan birlik ve beraberliğini ifade etmek İçin parmaklarını birbirine kenetlemiştir.[275]

2- Rasulullah (cin gecesi) İbn Mes'ûd'a :

"Eğer bu (çizgiden) çıksaydın sen ve ben kıyamete kadar görüşemeyecektik" dedi ve parmaklarını İbn Mes'ud'un parmaklarına birleştirdi/kenetledi.[276]

3- RasûIuIlah; "...Benî Hâşim ile Benî Muttallp bir bütündür" dedi ve iki elini birbirine kenetledi.[277]

§Bu rivayette nehyedilen ise namaz sırasında ya da namazı bekleyen içindir:

1- Rasûlullah namazda parmaklarını birbirine kenetleyen bir kişi gördü ve parmaklarının arasını açtı.[278]

2- Rasûlullah şöyle dedi:

"Sizden biri evinde abdest alır, sonra namaz kılmak niyetiyle evinden çıkarsa, o kişi dönünceye kadar namazda sayıfır. Şöyle yapmayın!" dedi ve parmaklarını parmaklanma kenetledi.[279]

§Bir kişi namaz sırasında ya da namazı beklerken faydalı şeylerle uğraşması gerekir, ancak parmaklarını birbirine kenetlediğinde faydasız şeylerle meşgul olması, bazen parmaklarını çıtırdatması söz konusudur ya da bu durum uyku getirir, bu da abdestin bozulmasına sebeptir. Peygamberimiz namaz sırasında parmakların çıtlatılmasını yasakladı.[280] Münâvî (v.1031/1632) bunun tenzihen mekruh olduğunu, namazı beklerken ve namaza giderken de bu hükmün geçerli olduğunu belirtti.[281] Çünkü bir kişi farz namazı beklerken ya da onu kılmak için mescide giderken namazda sayılır, birtakım mâlâyanî (boş/faydasız) işlerden kaçınılması tavsiye edilmiştir.

Ayrıca ihtibâ denilen dizleri karna çekerek kumaşla ya da elle sarıp oturma insanın uykusunu getirebilir ve rahat bir oturuş şekli olduğu için abdesti bozulabilir, önemli olan bu hareketleri namaz vaktini beklerken ya da camide otururken yapmamaktır.[282]



317/1187- Ka'b b. Here'den (Radiyallahu anh):[283]

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) mescidde yanıma geldi, ben parmaklarımı birbirine kenetlemiştim. Bana dedi ki:

"Ey Ka'b! Mesciddeyken sakın parmaklarım kenetleme! Sen namazı beklediğin sürece namazda sayılırsın."[284]





318/1188- Ebû Musa'dan (Radıyaiiaha anh):[285]

Hz. Peygamber (Saihiiahu aleyhi ve seiiem) dedi ki:

"Oklarınızla Müslümanların çarşılarına ya da mescidlerine uğradığınızda keskin tarafını tutun/kapatın ve kimseyi yaralamayın!"

§Aynı sahabiden ikinci tarikle gelen rivayet:

Rasûluîlah dedi ki:

"Sizden biri okuyla beraber çarşıya veya bir meclise ya da bir mescide uğradığında keskin tarafını tutsun! Keskin tarafını tutsun!" (Son cümleyi) üç kere tekrarladı.

Ebû Musa ekledi: 'Bize belâlar öylesine gelmeye devam etti ki, hattâ okun keskin kısmını birbirimizin yüzüne tuttuk.'[286]



Açıklama


Bu ve benzeri rivayetlerde kesici ya da rahatsız edici bir maddeyle Müslümanların toplu hâlde bulundukları çarşı/pazar, mescid ya da bir oturum yerine uğrayan kişi dikkatli olmalı, silahının keskin tarafını eliyle tutmalı veya bir şeyle kapatmalıdır. Böyle yapmadığı takdirde başkasını rahatsız edebilir, hattâ yaralayabilir. Bİr Müslümana şakayla da olsa silah doğrultmayı yasaklayan Rasûlullah bu hadiste de silahlı birisinin Müslümanların yanında dikkatli olmasını, onları rahatsız etmemesini emretmektedir. Başkasını rahatsız etme ya da yaralama kul hakkına girmektedir, hatanın telafisi yanında mutlaka helalleşmek gerekir.

Ebû Musa İkinci rivayette Rasûlullah'ın hadisini naklettikten sonra fitnenin başladığı dönemde Müslümanların büyük hatalarından bahsetmektedir. Rasûlullah okun ucunu kapatın, elinizle tutun da başkasına zarar vermesin diye emrederken onlar okun keskin tarafını birbirlerinin yüzlerine tutuyorlar, bazen de öldürüyorlardı. Bu büyük sahabinin o günkü üzüntüsü burada net olarak anlaşılmaktadır.[287]



319/1189- Bize Süfyan (b. Uyeyne) anlattı:[288]

Amr (b. Dinar)'a: 'Sen Câbir (b. Abdullah)''in (Radıyaliahu anh):[289]

'Yanında oklar bulunan bir kişi mescide uğradı da Peygamberimiz ü aleyhi ve seiiem) ona: "Keskin taraflarını tut!'" şeklindeki rivayetini duydun mu, dedim.' O da: 'Evet' dedi.

§Ondan ikinci tarikle gelen rivayette Câbir anlattı:

'Benne el-Cühenî'nin haber verdiğine göre Hz. Peygamber mescidde (ya da bir mecliste)[290] oturan bir topluluğun yanına geldi ki onlar bir kılıcı kınından çıkarmışlar, tekrar kınına sokmadan kılıcı aralannda alıp veriyorlar. Rasûlullah şöyle dedi:

"Böyle yapana Allah lanet etsin! Ben sizi bundan men etmedim mi? Kılıcı kınından çıkardığınızda kişi onu tekrar kınına soksun, sonra bu şekilde versin!"'[291]



320/1190- Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh):[292]

Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dedi kir

"Sizden birisi mesciddeyken şeytan kendisine gelir ve onu emri altına almak (boyun eğdirmek) ister, tıpkı kişinin hayvanını emri altına almak istediği gibi. Ona itaat ederse (boynuna) halka ya da (ağzına) gem vurur."

Ebû Hureyre ekledi:

'Siz bunları gören kişilersiniz. (Burnuna) halka vurulan kişiyi, Allah'ı zikretmediği hâlde şöyle eğik olarak durur görürsün, kendisine gem vurulan kişi de izzet ve celâl sahibi Allah'ı zikretmediği hâlde ağzını açandır.'[293]



Açıklama


Burada Peygamberimiz'in bir uyarısı görülmekte; mescidde bulunan kişi dua etmeli, zikir yapmalı, Kur'ân okumalı. Eğer gaflet İçinde olursa şeytan onun burnuna halka ya da ağzına gem takar. Herhalde buradaki halka ya da gem takma mecazdır, yâni onu kontrolü altına alır demektir. Çünkü şeytanın ilk yaptığı iş Müslüman'a Allah'ı unutturmaktır. Bu şekilde etkisizleştirdikten sonra onu kötülüğe sevk eder ve her istediğini yaptırır. Şeytan o kadar sinsi ve kuvvetli bir düşmandır ki sizi nasıl kandıracağını bilemezsiniz. Ona karşı yapılacak olan, ibadete devam etmek, çokça Kur'ân ve hadis okumak, zikir yapmak, hatalar için istiğfara devam etmek, salih insanlarla beraber olmak, kötü insanların etkisinde kalmamak ve Allah'tan çokça yardım istemektir. Kur'ân okumaya başlarken bile şeytanın şerrinden Allah'a sığınmak gerekir. Kur'ân'ın son iki sûresinin bu gibi şer güçlerden Allah'a sığınmakla ilgili olması ve Kitabımız'ın bu şekilde bitmesi oldukça manidardır.[294]



* Mescidleri Her Türlü Pislikten Korumak Ve Temiz Tutmak Gerekir


321/1191- Sa'd b. Ebî Vakkas'tan (Radiyallahu anh):[295]

Rasûlulah'ın (Saiiaiiahu aleyhi ve settem) şöyle dediğini duydum:

"Sizden birisi mescide balgamını düşürürse o balgamı[296] bir mü'mi-nin cildine ya da elbisesine bulaşıp da ona eziyet vereceğinden dolayı onu yok etsin!"[297]



322/1192- îbn Ömer'den (Radtyaiiahu anbumâ):[298]

Rasûlullah (Saitaiiaha aleyhi ve settem) mescidde namaz kıldı ve kıble tarafında bir balgam gördü. Namazı bitirince şöyle dedi:

"Sizden birisi mescidde namaz kılar ve Rabbine sığınır/seslenir. Yüce Allah da ona yüzüyle yönelir/karşılar. Sizden birisi sakın kıble tarafına ya da sağ tarafına balgam atmasın!"

Sonra Peygamberimiz bir dal parçası istedi ve onu sıyırdı/attı. Ardından renkli güzel bir koku[299] istedi ve oraya sürdü.[300]



323/1193- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu anh):[301]

Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Birinizin tükürüğü mescide düşerse onu gömsün, bunu yapamazsa tükürüğü elbisesinin kenarına koysun!"[302]



324/1194- Ebû Saîd el-Hudrfden (Radıyaiiaha anh):[303]

Hz. Peygamber (Satiaiiaha aleyhi ve seiiem) kıble tarafında balgam (bulaşığı) gördü ve onu bir çakılla sıyırdı/attı. Sonra da kişinin ön tarafına ya da sağ tarafına tükürmesini yasakladı ve şöyle dedi:

"O kişi (zor durumda ise) sol yanma ya da sol ayağının altına tükürüğünü atabilir."[304]



325/1195- Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyaiiahu anh):[305]

Hurma dallarını eline almak Rasûlullah'm (Saitaiiahu aleyhi ve seiiem) hoşuna giderdi. Bir gün elinde onlardan bir dal olduğu hâlde mescide girdi, kıble tarafında birkaç balgam gördü ve onları yok edinceye kadar elindeki dal ile sildi/sürttü. Sonra kızgın bir şekilde insanlara döndü ve dedi ki:

"Sizden birisi bir kişinin kendisine dönmesini ve yüzüne tükürmesini arzu eder mi? Biriniz namaza kalktığında izzet ve celâl sahibi Rabbine yönelir, melek ise sağındadır. Bu nedenle ön tarafına ve sağ tarafına tükürmesin! (Tükürmek zorunda kalırsa) sol ayağının altına yada sol tarafına tükürüğünü bırakabilir. Ancak acil bir durum olur (tükürüğünü tutamazsa, tükürüğünü hemen elbisesinin bir kenarına alıp) işte böyle yapsın!" dedi ve ridasımn kenarını üst üste katladı.

(Râvi) Yahya (göstermek için) tükürüğünü elbisesinin bir kenarına bıraktı ve onu ovdu.[306]



Açıklama


Peygamberimiz'in karşılaştığı insanların bir kısmı eğitimsizdi, özellikle çölden gelenler kaba yapılan yanında, temizliğe dikkat etmemeleri ile biliniyordu. O günkü şartlarda mescid kumluktu ve herhangi bir sergi de bulunmamaktaydı. Kumluk olmasına rağmen Peygamberimiz mescidin temiz tutulmasını ister, balgam ve tükürük gibi pis maddeleri bazen bizzat kendisi temizler, yukarıdaki hadislerde geçtiği gibi insanları uyanr, bazen de onlan kıyametteki kötü son ile korkuturdu/uyarırdı:

RaSÛlullah (Sallatlaha aleyhi ve seüem) buyurdu ki:

"Kim kıble tarafına tükürürse kıyamet günü bu tükürüğü iki gözünün (kaşının) arasında olduğu hâlde gelir.”[307]

Aynca Rasûlullah, imamlık yaparken tüküren kişiyi görünce; onu bir daha imam yapmayın, diye uyarmıştı.

Mescidde görülen balgam ya da tükürüğün yok edilmesini emretmişti. Hattâ bu temizliği hasene (sevap/iyilik) olarak nitelemişti.[308]

Peygamberimiz özellikle kıble ve sağ tarafa tükürülme üzerinde durmakta ve insanları uyarmaktadır. Sol tarafa tükürülmesi ile ilgili ruhsatı o günkü şartlarda anlamak doğru olur. Eğitimsiz bazı çöl insanlarının tükürme problemlerini asgariye indirme ve kumluk olan zeminde onun yok edilmesini emretmekteydi. Bu şekildeki olayla ilgili rivayetler fazla bulunmamaktadır, bundan birkaç olay Üzerine Peygamberimİz'in onlan uyardığı anlaşılmaktadır. Bugün için mescidde öksürük vb. sebeplerle önlenmesi mümkün olmayan balgam ve sümüğün yok edilmesi, yere düşerse onu temizlemek ya da mendil içine alıp dışarı atmak şeklinde anlaşılır. Önemli olan mescidlerin temiz tutulmasıdır, her dönemin kendisine göre temizlik şekli vardır.

Allah mekândan münezzehtir, burada kıble tarafında şeklindeki izafet kıblenin önemine yapılan bir vurgudur.

Rasûlullah bu insanların her şeyleriyle ilgilenmiş ve toplumu rahatsız edecek konularda onları eğitmiştir. Bu eğitim burada tükürük vb. pisliklerin temizliği ile ilgili görülürken başka yerde soğan ve sarımsak yiyenlerin mescidlere gelmemelerini istemesi şeklinde tezahür etmektedir.[309]

326/1196- Enes b. Mâlik'ten (Radıyaiiakü anh):[310]

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Mescide balgam atmak büyük hatadır ve keffareti ise onu gömmektir/yok etmektir."[311]



327/1197- Enes b. Mâlik'ten (Radıyallahü anh):[312]

Allah'ın Peygamberi (Saiiaiiahu aleyhi ve seium) şöyle dedi:

"Sizden birisi namazdayken Rabbine yönelmiştir/ona yalvarmaktadır. (O hâlde öne tükürmediği gibi) kimse sağına da tükürmesin!"

(Râvi) İbn Ca'fer ekledi: "Önüne ya da sağına tükürmez/tükürmesin. Ancak (Zor durumdaysa) soluna ya da ayaklarının altına tükürüğünü bırakabilir."[313]



328/1198- Ebû Ümâme'den (Radıyaüahü anh):[314]

Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve setiem) şöyle buyurdu:

"Mescide tükürmek günahtır, onu gömmek/yok etmek sevaptır."[315]



329/1199- Ebû Saîd anlattı:[316]

Vasile b. Eska'ı (Radıyaiiaha anh) Dımeşk mescidinde namaz kılarken gördüm, sol ayağının altına tükürüğünü bıraktı, sonra ayağıyla sürttü/yok etti. Namazı bitince kendisine:

'Sen RasÛlullah'ın ashabından olduğun hâlde mescide tükürüğünü bırakıyorsun ha?' deyince şöyle cevap verdi:

'Rasûlullah'ı (Saiiaiiahu aleyhi ve sellem) bu şekilde yaparken gördüm.'

NOT: Bu rivayet zayıftır. Olabilir ki bu sahabî Rasûlullah'ı yukarıdaki hadislerde geçtiği gibi tarif ederken görmüş olabilir ve Rasûlullah’ın verdiği ruhsattan yararlanmıştır.[317]



330/1200- Ebû Sehle Sâib b. Hallâd'dan (RadıyaiiaM anh):[318]

Bir adam topluluğa imam olmuştu ve kıble tarafına tükürdü, Rasû-lullah da kendisine bakıyordu, o kişi namazı bitirince şöyle buyurdu:

"Bu kişi size bir daha namaz kıldırmasın!"

O kimse daha sonra namaz kıldırmak istedi. Onu engellediler ve bu konuda Rasûlullah'ın sözünü aktardılar. O adam bunu (duyduğunu) Rasûlullah-a aktarınca Rasûlullah şöyle dedi:

"Evet, (doğru.)"

(Râvi:) zannederim Rasûlullah (Saiiatiaha aleyhi ve seiiem) şöyle demişti:

"Sen izzet ve celâl sahibi Allah'a eziyet verdin (onun hoşlanmaacağı şeyi yaptın)."[319]



331/1201- Ebû Zer'den (Radyaiiahu anh):[320]

Hz. Peygamber (sattaiiahu aleyhi ve seiiem) dedi ki:

"Bana ümmetimin iyi ve kötü (bütün) amelleri gösterildi. Yoldan eziyet verici bir engeli kaldırmayı amellerinin güzelleri arasında buldum. Mescidde bir balgam olup da onun gömü I memesin İ/yok edilmemesini de amellerinin kötüleri arasında buldum."[321]



332/1202- Tank b. Abdullah (el-Muhâribî)'den (RadtyaiiaM anh):[322]

Hz. Peygamber (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Namaz sırasında ön ve sağ tarafına tükürme! Namazı bitirdiğinde sol tarafın boşsa (ve zorda kalırsan) sol tarafına tükürebilirsin. Böyle olmadığında ise ayaklarının arasını açarsın ve tükürdüğünü orada sürtersin/yok edersin."

NOT: Mescidi balgam veya tükürükten koruma konusunda bk. 325/1195. hadisin açıklaması.[323]



* Mescidleri Her Türlü Kötü Kokudan Korumak Gerekir


333/1203- Hz. Ömer (Radıyaitahu anh) bir hutbede dedi ki:[324]

'... Ey insanlar! Sizler şu iki bitkiden yiyorsunuz, ancak ben o ikisinin kötü olduğu kanaatindeyim; işte şu sarımsak ve soğan. Vallahi ben şahit oldum ki Rasûlullah bir kişide bu kötü kokuyu bulunca (uzaklaşmasını) emrederdi. O kişinin elinden tutulup, Baki* mezarlığına varacak şekilde uzaklaştırılırdı. Sizden kim onu yemek isterse (önce) pişirerek öldürsün/ kokusunu gidersin!'[325]



334/1204- İbn Ömer'den (Radıyaiiahu anhumâ):[326]

Hz. Peygamber (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Kim bu bitkiden yerse, kesinlikle mescidtere gelmesin![327]



335/1205- Ebû Hüreyre'den {Radıyaiiahu anh):[328]

RaSUİUİIah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dedi kî:

"Kim şu bitkiden, yâni sarımsaktan yerse mescidlerimizde bize eziyet vermesin!"

§Başka bir yerde de şöyle dedi:

"...mescidlerimize kesinlikle yaklaşmasın ve sanmsak kokusuyla bize eziyet vermesin!"[329]



336/1206- Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyatiaha anh):[330]

Hayber'in fethinden sonra daha dönmeden kendimizi bu bitki türünün (soğan/sanmsağın)[331] içinde bulduk. İnsanlar aç olduğundan hepimiz o bitkiden çok fazla yedik, sonra mescide gittik. Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) mescidde (onun) kokusunu bulunca dedi ki:

"Kim bu kötü (kokulu) bitkiden bir şey yerse kesinlikle mescidimize yaklaşmasın!"

Bunun üzerine insanlar: 'Bu bitki haram kılındı, haram kılındı' diye konuştular. Onların konuşmaları RasÛlullah'a ulaşınca şöyle dedi:

"Gerçek şu ki Allah'ın helâl kıldığını haram kılma gibi bir yetkim yoktur. Ancak o, kokusundan hoşlanmadığım bir bitki türüdür."[332]



Açıklama


Bu gibi rivayetlerden soğan ve sarımsak gibi bitkilerin kötü kokusu olsa da yenmelerinin helal olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bize emredilen bu bitkiler yendiğinde toplum İçine ve mescidlere gidilmemesidir. Çünkü kokusu diğer insanlan rahatsız eder, sû-i zan ve nefret oluşturabilir ya da dedikoduya sebep olur. Bu bitkiler pişirilerek yenmeli ya da çiğ yenirse kokusu giderilmeli veya gidinceye kadar evde kalınmalıdır.

Ayrıca bu hadisten Rasûlullah'ın Allah'ın helal kıldıklannı haram kılma yetkisinin olmadığı anlaşılmaktadır. Rasûlullah'ın haram kıldığı şeyler kendi iradesiyle değil, bilâkis Allah'ın isteği ve emriyle olmuştur. Helal olan birtakım şeylerden Rasûlullah'ın hoşlanmadığı oluyordu şüphesiz. Bunları kendisi yemiyor, ancak yenmesini yasaklamıyordu, keler eti bunun en tipik örneğidir. Bazen de Peygamberimiz soğan ve sarımsak gibi maddelerin kötü kokulanyla başkalarını rahatsız etmesinden endişe ederek yenildiğinde insanların yanına çıkılmamasını tavsiye etmektedir. Bütün bunlar Müslümanların toplumsal sorumlulukların] ortaya koymaktadır.[333]



337/1207- Câbir b. Abdullah (Rad.yaiiaha anh):[334]

Rasûlullah'ın (Saiiatiaha aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini belirtti: [335]

"Kim sarımsak ya da soğan yerse yanımızdan uzaklaşsın (ya da mescidimizden uzaklaşsın) ve evinde otursun! "[336]



338/1208- Muğîre b. Şu'be'den (Radiyallahu anh):[337]

Sarımsak yedim, sonra Hz. Peygamber'in (Satiaihhu aleyhi ve seiiem) mescidine gittim ve bir rekat kılmış bir hâldeyken ona yetiştim. Namazı bitirince kalanı tamamlamaya kalktım, Rasûlullah sarımsak kokusunu alınca şöyle dedi:

"Kim bu bitki türünü yerse kokusu gidinceye kadar kesinlikle mescidimize yaklaşmasın!" Ben:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Benim özrüm var. Elini bana ver!' dedim, vallahi onu müsamahalı buldum ve elini alıp yenimden sokarak göğsüme/karnıma ulaştırdım. Orayı (taşla) sanlı bulunca şöyle dedi:

"Senin gerçekten özrün var."[338]



Açıklama


Araplar o dönemde aç kaldıklarında karınlarına taş sararlardı.[339] Herhalde burada Muğîre b. Şu'be de çok açtı ve yiyecek bulamadığı için karnına taş bağlamıştı, zorda kaldığı için de sarımsak yemek zorunda kalmıştı.[340] Peygamberimiz (Sallailahu aleyhi ve sellem). bu kokudan hoşlanmıyordu, ancak bu sahabî açlık içinde olduğu için onun özrünü anlayışla karşıladı. Rasûlullah açlık çeken aşırı fakirleri bazen kendisi yedirir- içirirdi, bazen de zengin sahabîlere bu görevi verirdi.

Bu rivayette aynca Rasûlullah'ın ne kadar mütevazı olduğu görülmektedir. O, insanlara hiç zorluk çıkartmaz ve hep uyumlu olmaya çalışırdı. Burada sahabî elini aldığı zaman hiç çekmemesi ve karşı koymaması onun mükemmel ahlâkının bir tezahürü değil midir?... Zira o bir Peygamber ve aynı zamanda da bir devlet başkanıydı, ancak en fakir sahabîye kadar herkesin derdiyle ilgilenmesi onun peygamber siretini ortaya koymakta ve ideal bir Müslüman'ın portresini çizmektedir.[341]



* Mescidlerde Yasaklanan Diğer Şeyler


339/1209- Amr b. Şuayb babası yoluyla dedesi (Abdullah b. Amr)'dan (Radıyallahü anhüm):[342]

Rasûlûllah (Saiiatiahu aleyhi ve setiem) mescidde şiirlerin okunmasını, kayıp ilânı yapılmasını ve cuma günü namazdan önce halkalar kurulmasını yasakladı.[343]



Açıklama


Bu hadiste mescidde yasaklanan üç şey bulunmaktadır:

1- Şiirlerin okunması: Bu yasağın nedeni sürekli olarak bunlarla meşgul olmak, mü'minleri ibadetten alıkoymak ya da mescidleri şiir panayırı hâline getirmek veya cahiliye türündeki şiirleri okumak, başkalarını hicvetmek olabilir. Ara sıra söylenen, güzel duygulan canlandıran ya da Allah ve Rasûlü'nün sevgisini hatırlatan veya İslâm'ı müdâfaa için söylenen şiir okumaları yasak değildir. Bunun en güzel örneği Hassan b. Sabit[344] ve Ka'b b. Züheyr'in[345] şiirleridir. Rasûlûllah (Sallaiiaha aleyhi ve setiem) mescidde şiir okuyan ve müşrikleri hicveden şiiri üzerine Hassan'a; "Allah'ım! Onu Kutsal Ruh (Cebrail) ile destekle!" diye dua etmişti.[346]

2- Kayıp ilânı: fiili Arapça'da yüksek sesle konuşmak, okumak manalarına gelir. Mescidlerde yüksek sesle bu şekilde arama yapmak, kayıp ilânları vermek, ibadet eden mü'minlerin huzurunu kaçırır, dikkatlerini dağıtır. Ancak bazı âlimler Mescid-İ Harâm'da ilân caizdir, çünkü gelen hacıların ihtiyacı olabilir, dediler. En güzeli ihtiyaç olmadıkça mescidlerde yüksek sesle konuşmaktan ve kendi meselelerimizle mü'minleri mescidde oyalamaktan kaçınmaktır.[347]

3- Cuma günü halkalar kurmak: Burada Müslümanların saflarını ayırmak, yolu daraltmak veya dedikodu gibi faydasız şeylerle uğraşmak yasaklanmıştır.[348]



340/1210- Amr b. Şuayb babası yoluyla dedesi (Abdullah b. Amr)'dan (Radıyallahü anhünt):[349]

Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seüem) mescidlerde ahm-satım[350] yapmayı yasakladı.[351]



341/1211- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh):[352]

Rasûlullah'in (Saiiatiaku aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini duydum: "Kim bir kişinin mescidde kayıp ilânı için bağırdığını duyarsa: "Allah sana onu geri vermesini' desin. Çünkü mescidler bunun için yapılmadı."[353]



342/1212- Süleyman b. Bürde babasından (Radıyatlaka anh) nakletti:[354]

Bir bedevi mescidde:

'Sabah vaktinden sonra kızıl bir deve (kaybettiğini) kim ilân etti?' deyince, Rasulullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) Şöyle dedi:

"Onu bulamayasın! Onu bulamayasın! Onu bulamayasın! Bu (kutsal) yerler/mescidler[355] yapılma gayeleri için bina edildi, (bunlar için değil)."[356]



343/1213- Hakîm b. Hizâm'dan (Radıyaiiahu anh):[357]

RasÛlullah (Sallatlahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

"Mescidlerde hadler (cezalar) uygulanmaz ve kısas hakkı alınmaz."

§(Başka tarikle gelen rivayet) Hakîm b. Hizam'dan:

Dedi ki:

"Mescidler (mabed olduğundan) içlerinde şiirler okunmaz, hadler (ağır cezalar) uygulanmaz ve kısas hakkı alınmaz."

(Abdullah ekledi): Babam (Ahmed b. Hanbel) şöyle dedi: O bu rivayeti, merfû (Rasûlullah'ın sözü) olarak nakletmedi, (Râvi) Haccac'ı kastediyordu.[358]



344/1214- Süfyan'ın kızı Ümmü Osman'dan (RadıyaiiaM anhamâ) (ki o, Ümmü Benî Şeybe'dir, (Râvilerden) Muhammed b. Abdurrahman da onun Rasûlullah'a biat ettiğini söyledi):[359]

Rasûlullah (Sattaiiahüaleyhi ve seiiem) Şeybe'yi çağırdı, o da (geldi ve) Kabe'yi açtı. Hz. Peygamber içeri girdi, (namaz kıldıktan sonra) geri döndü ve çıktı. Tekrar gelmesi için Şeybe'ye Rasûlullah'ın elçisi gitti. Şeybe de geri döndü. (Hz. Peygamber) onun yanına geldi ve dedi ki:

"Ben Kabe'de (asılmış) boynuz gördüm/onu gizle!"

(Râvi) Mansur'dan gelen rivayette Süfyan'm kızı Ümmü Osman dedi ki: Hz. Peygamber (yukarıdaki hadiste geçen sözü) dedi (ve ekledi): "Gerçek şu ki Kabe'de namaz kılanları meşgul edecek bir şey bulunmaması gerekir."

Şİkinci tarikle gelen rivayet:

Şeybe'nin kızı Safıyye Ümmü Mansur anlattı: Ev ahalisinin hepsini doğuran Benî Süleym'den bir kadının[360] bana haber verdiğine göre:

Rasûlullah Osman b. Talha'ya haber gönderdi. (Râvi bir keresinde de dedi ki: Bu kadın Osman b. Talha'ya: Hz. Peygamber seni niçin çağırdı, diye sorunca o, şöyle anlattı:

Rasûlullah (beni çağırdı)[361] ve dedi ki: "

"Ben Kabe'ye girdiğimde koçun iki boynuzunu görmüştüm. Onun gizlenmesini emretmeyi unuttum. Onları gizle! Çünkü Kabe'de namaz kılanı meşgul edecek bir şeyin bulunması uygun olmaz."

Süfyan şöyle dedi: (Haccac'ın mancınıkları ile) Kabe yanıncaya kadar koçun iki boynuzu Kabe'de kalmaya devam etti, yangında o ikisi de yandı.[362]



Açıklama


Kabe'de saklanan koç boynuzlan Hz. İsmail yerine kurban edilmesi için gönderilen koçun boynuzlan olabilir. Hafız İbn Hacer bu rivayetlerin kurban edilmek istenenin Hz. İsmail olduğunu gösterdiğini ve çoğunluğun görüşünün bu şekilde olduğunu, ancak âlimlerden küçük bir azınlığın da kurban edilmek istenenin Hz. îshak olduğunu söylediklerini, ancak bunun zayıf bir ihtimal olduğunu delillerle açıklar.[363]

Bu boynuzlann Rasûlullah'ın (Sallailahu aleyhi ve seltem) Mekke'yi fethetmesine kadar Kabe'nin dışında, kıble tarafında asılı olduğu nakledilmektedir.[364]

Kabe'ye mancınık isabeti Yezid b. Muâviye'nin saltanatı zamanında olmuştur. Hicaz bölgesindeki Müslümanlann biat ettiği halife Abdullah b. Zübeyr uzun süre Emevî hanedanına karşı mücadele verdi. En son Haccâc'ın orduları bu bölgeyi sardı, insanların dış dünya ile irtibatlarını kesti, attığı mancınıklar Kabe'de de yangın çıkmasına sebep oldu. Bu yangında Kabe yandı ve yıkıldı.[365]

Buradaki iki rivayette Kabe'yi açan kişiler farklı olarak nakledildi. Biri Şeybe, diğeri de Osman b. Talha. Ancak diğer rivayetlerin hepsinde kapıyı açan Osman b. Talha olarak geçmektedir, doğrusu da o olsa gerek. Zira Osman b. Talha'nın Kabe'de Hicâb görevi vardı.

Bu olay h. 8. yılında Mekke'nin fethi döneminde gerçekleşmişti.

Söz konusu hadislerden, mescidlerde namaz kılanları meşgul edecek şeylerin bulunmasının doğru olmadığı ve gizlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.[366]



345/1215- Enes b. Mâlik'ten (Radıyaitaha anh):[367]

RaSÛlullah (Saltallahü aleyhi ve sellem) dedi ki:

"İnsanlar mescidi e rde/mescidleri ile[368] övünmedikçe kıyamet kopmaz."[369]



Açıklama


Kıyamet alâmetlerinden birisi de Müslümanlar'in cahiliye âdetlerine birer birer dönmesidir. Bu âdetlerden öne çıkanı kibir ve övünmektir. İnsanlar birbirlerine mallarıyla üstünlük sağlamaya çalışırlar. Hattâ bu o dereceye varır ki yaptıkları mescidler, bunların çokluğu ve içlerinin süslemeleriyle övünmeye başlarlar.

Yukarıdaki rivayetin başka tariklerinde mescidlerin çokluğu ile övünme olduğu, ancak onları yaşatma kaygılarının olmadığı ya da az olduğu belirtilir.[370]

Arapça'da fiili yapmak ve yaşatmak manalarına gelir. Rabbimiz şöyle buyurur:

"Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe iman eden, namaz kılan, zekât veren ve Allah'tan başkasından korkmayan insanlar bina eder/yaşatır. İşte onlar hidayete erenlerden olduğu umulan kişilerdir." (Tevbe9/18)

Son dönemlerde insanların mescidlerin çokluğu ve süslemeleriyle öğünmeleri ve yaşatma kaygılarının az olması oralarda ibadet ve zikir gibi ibadetlerin terk edilmesi şeklinde anlaşılmaktadır.[371]

Müslümanların olaylara kapitalist bir mantıkla yaklaşmaları İslâm'ın getirdiği tüm güzelliklerin yok olmasına sebep olmaktadır; İslâm yardımlaşma, merhamet ve gösterişten uzak sade bir yaşamı emreder. İslâm için önemli olan insandır ve yatırım insana olmalıdır. Madde insanlığın hizmetinde olmadığında, insanlık maddeye hizmet eder ve onun için var olma kavgası verir hâle gelir. Bu durumda insan olma vasfı kaybedilir ve doğrunun egemenliği yerine hayvanlar âleminde var olan kuvvetin egemenliği tehlikesi ortaya çıkar.

Her konuda olduğu gibi mescid yapımında esas olan sade yapılmasıdır. Rasûlullah döneminde bunun en güzel örneği görülür. Medine mescidinin duvarları kerpiç ve tavanı ile direkleri hurma dallanndandı. Hz. Ebû Bekir döneminde bu şekilde kaldı. Hz. Ömer döneminde mescid dar gelince kerpiç ve hurma dallarıyla genişletildi. Hz. Osman döneminde ise çok büyük ilâveler oldu, duvarları nakışlı taşlar ve kireçle yapıldı. Direkleri de nakışlı taşlardan yapılıp, tavanı sâc'la (abanoz ağacı/hind çınarı) ile kaplandı.[372] Ancak nakışlı taşların getirilmesi Hz. Osman'ın emriyle olmamış, bu taşlar bazı civar bölgelerden getirilmiş ve nakışlan bozulmamıştır. Hz. Osman dönemindeki bu yapı hadiste yasaklanan süs ve övünme sınırı içinde olmasa da bazı sahabiler tarafından tenkid edilmiştir.[373]

İslâm sade ve temiz bir dindir. Rasûlullah'ın hayatı böyleydi ve bizlerin de temiz ve sade bir hayat yaşaması gerekir.[374]



346/1216- Hadramî b. Lâhık Ensâr'dan bir kişiden (Radıyaiiahüanh) nakletti:[375]

Rasûlullah (Saitaiiaha aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Biriniz elbisesinde bit bulduğunda, (mescidden çıkıncaya kadar) onu elbisesinde tutsun ve mescide atmasın!"[376]



347/1217- Ebû Eyyûb el-Ensârî'den (Radıyattahu anh):[377]

Bir kişi elbisesinde bit buldu ve mescide atmak için onu aldığı o anda RasÛlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) ona şöyle dedi:

"Böyle yapma! Mescidden çıkıncaya kadar onu elbisende tut!"[378]



348/1218- Enes b. Mâlik'ten fiuuhyaiiaha anh):[379]

Rasülullah (Saiiaüahü aleyhi ve seüem) mescidde oturuyordu ve ashabı da kendisiyle beraberdi. O anda mescide bir bedevi geldi ve bevletmeye başladı. Ashabı hemen:

'Yapma! Yapma!' dediler. Rasülullah:

"Enge! olmayın! Onu bırakın!" dedi ve o kişiyi bıraktılar. (Sonra) Rasülullah o kişiyi yanına çağırdı ve şöyle dedi:

"Mescidlere pislik, idrar ve tuvalet ihtiyacının atılması uygun/doğru değildir."[380]



Açıklama


Peygamberimiz eğitimsiz kişilere karşı müsamahalıydı. Çölden gelen bu insanlar zaman zaman hata yapıyorlardı. Rasülullah her seferinde onlara bu yaptıklarının hata olduğunu anlatıyor ve kendilerini tatlı bir dille ikna ediyordu.

O dönemde Rasûlullah'ın mescidi kumluktu ve dökülen bir kova su ile idrarın kaybolma/temizlenme imkânı vardı. Eğer burada Rasülullah sahabenin o kişiye karşı hareketine mani olmasaydı belki o bedevi linç edilecekti, tıbbî yönden de hastalanma ihtimali vardı. Bütün bunlar Rasûlullah'ın olgun tavırlarıyla halledilmiş oldu.

§Bu konuda geçen hadislerden mescidlerde yasaklanan şeylerin şunlar olduğu anlaşılmaktadır:

1- Ahm-satım gibi ticarî işler,

2- Kayıp ilânında bulunmak,

3- Sürekli olarak ya da İslâm'a aykırı olan şiirler okumak,

4- Cuma günleri Müslümanların geçeceği yerlere halkalar kurmak ve dedikodu yapıp, boş şeylerle uğraşmak,

5- Tükürük ve balgam gibi tiksindirici maddeleri atmak,

6- İdrar gibi pis maddeleri atmak,

7- Bit gibi haşeratı oraya atmak,

8- Oralan aşırı süslemek ve ümmetin malım israf etmek,

9- Bu binalarla başka Müslümanlara karşı övünmek, gurur vesilesi yapmak,

10- Mescidde namaz vaktini beklerken elleri birbirine kenetlemek, uyku getirici hareketler yapmak,

11- Namaz kılanları meşgul edecek şeyler asmak, koç boynuzu gibi.

12- Buralarda cezalar uygulanmaz ve kısas hakkı alınmaz.

13- Soğan ve sarımsak gibi maddeleri yedikten sonra buralara gelmek ve insanları rahatsız etmek

13- Ucu keskin ya da yaralayıcı bir silahla oralara girmek ve bunların uçlarını tutmamak,

14- Gereksiz yere sesi çok yükseltmek ve başkalarını rahatsız etmek gibi hareketler mescidlerde yasaklanmıştır.[381]



* Mescidlerde Serbest Olan Şeyler


349/1219- lbn Ömer (Radıyaiiahuanhümâj anlattı:[382]

Biz Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) devrinde gençler olarak mescidde kaylûleye (öğle istirahatına) kalarak uyurduk.

§İbn Ömer'den ikinci tarikle gelen rivayet:

Rasûlullah döneminde benim mescid dışında kalıp gecelediğim ve sığındığım bir başka yer yoktu.[383]



350/1220- Abbâd b. Temîm amcasından (Radtyaiiahu anh) nakletti:[384]

Rasûlullah'ı (Saiiaitaha aleyhi ve seiiem) mescidde ayaklarından birini diğerinin üzerine koymuş bir hâlde sırt üstü uzanarak yatarken gördüm.[385]



Açıklama


Bu rivayetlerden mescidde uyumanın ve kaylûlenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca mescid evi ve kalacak yeri olmayanların evi sayılır. Peygamberimiz uzanıp yatarken bir ayağını diğerinin Üstüne koyması setr-i avret içindir. Rasûlullah-ın mescidde uyuyacağında ya da istirahat edeceğinde bu şekilde yatması âdetiydi Başka sahabiler de onu bu şekilde yatarken görmüşlerdi. Meselâ Abdullah b. Mes'ûd (Radıyaliahü anh) Rasûlullah'ın bu şekilde yatıp uyuduğunu, sonra kalkıp abdest almadan namaz kıldığını nakleder.[386] Diğer rivayetlerde sırt üstü yattığı şeklinde bir açıklama vardır.[387]

§Uykunun abdesti bozması konusunda müctehidler ihtilaf ettiler. Tabiî ki bu ihtilaf hadislerin anlaşılması yanında sahabenin de ihtilafından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki görüşler şöyledir:

1- Yatarak veya bir şeye dayanarak uyumak ittifakla abdesti bozar. Zira insan yatarak/dayanarak uyuduğu zaman vücudu gevşer, ne yaptığını bilemez ve bundan dolayı abdest alır.

2- Namaz kılarken ya da böyle bir hâldeyken (bir şeye dayanmaksızın) uyuyan kimsenin abdestinin durumunda müctehidler ihtilâf etti;

a- lmam Ebû Hanîfe'ye göre uzun da olsa namazda kaldığı sürece abdesti bozulmaz;

b- 1. Mâlik'e göre kıyam (ayakta durma) ve kuûd (oturma) hâlinde abdesti bozulmaz, ancak rükû ve secde hâlinde uyursa bozulur;

c- İ. Şafiî'ye göre kuûd (oturma) hâlinde bozulmaz, diğer rükünlerde bozulur.

d- İ. Ahmed'den bu konuda birden fazla rivayet vardır:

-Kıyam, oturma, rükû ve secdedeki uyku hafıfse bozmaz, ama uzarsa bozar,

-Rükû ve secde hâlinde uyuyan kişi o rekatı iade eder, namazı değil, -Ayakta ve oturarak uyku abdesti bozmaz, -Sadece oturarak uyku bozmaz.

İ. Ahmed'in bu dört görüşünü ayakta ve oturarak uyuklama hafif olursa abdesti ve namazı bozmaz, sadece o rekatı iade etmek gerekir, şeklinde anlayabiliriz.[388]



351/1221- Zeyd b. Sâbit'ten (Radıyaiiahu anh):[389]

Rasûlullah (Saiiattaha aleyhi ve seiiem) mescidde hacamat yaptırdı/kendine bölüm ayırdı.

Râvi, İbn Lehîa'ya: 'Evinin mescid bölümünde mi?' diye sorunca o :

'Hayır, Rasûllulah'ın mescidinde' diye cevaplandırdı.[390]



* Açıklama


Ahmed b. Hanbel dışında Zeyd b. Sabit'ten (Radıyaliahu ank) gelen diğer rivayetlerde 'hacamat yaptırdı' yerine 'kendine bir bölüm ayırdı' lafzı bulunmaktadır. Bu durumda iki ihtimal düşünülür:

1- Rasûlullah mescidde hacamat yaptırdı ve bu rivayet diğerlerinden farklıdır.

2- Zeyd b. Sabit'ten gelen diğer rivayetlerin hepsinde "kendisine hasırdan bir oda edindi' fiili ile nakledilmesi râviden kaynaklanan bir hatanın olabileceğini akla getirmektedir. Nitekim Heysemî (v.807/1405) Ahmed b. HanbeFin rivâyetindeki senedde İbn Lehîa'nın olduğunu ve onun hata yapma ihtimali üzerinde durduğunu zikretmektedir. Zira İmam Müslim (v.261/871) Kitabu't-Temyiz'de İbn Lehîa'nın fiilin sonunu ra yerine hata ile şeklinde mim ile okunmuş olduğunu belirtmektedir.[391] Doğrusunu Allah bilir.[392]



352/1222- Ebû Hüreyre'den (Radıyaliahu anh):[393]

Habeşliler mescidde (harp)[394] oyunu oynarlarken Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seitem) girdi. Hz. Ömer onlan men etmek istedi. Rasûlullah şöyle buyurdu: "Onları bırak, ey Ömer! Onlar Erfide oğullarındandır."

NOT: Mescidlerde oyun oynamak hoş görülmemiştir. Hz. Ömer (Radıyaliahu anh) bu nedenle mani olmak istedi, belki de Rasûluliah'ın onlara, hayası sebebiyle engel olmadığını zannetti. Ancak Peygamberimiz bunun mubah olduğunu belirtti ve burada Benû Erfide lafzını kullandı, bunun ne olduğu konusunda ihtilaf bulunmaktadır; Habeşlilerin lakabı ya da Habeşlilerin ilk dedelerinin ismi olabilir.[395] Burada Peygamberimiz onların bu işlerle meşgul olduğunu, hattâ mahir olduğunu ve olayın fazla büyütülmemesini vurgulamıştır.[396]



353/1223- Saîd b. Müseyyeb'den (Radiyalahu anh):[397]

Hz. Ömer (Radıyailaha anh), Hassan mescidde şiir okurken yanma geldi, kendisine sert bir şekilde baktı. Bir rivayette ona: 'Rasûlullah'ın mescidinde şiir okuyorsun (deyince) Hassan (RadıyaiiaM anh):

'Burada, senden daha hayırlısı (Rasûlullah) varken şiir okumuştum' diye cevapladı, sonra Ebû Hüreyre'ye yöneldi ve ona:

'Rasûlullah'in (Saiudiahu aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini duydun (değil mi?):

"Benim adıma (o müşriklere) cevap ver! Allah'ım! Onu Kutsal Ruh (Cibrîl) ile destekle!'" deyince Ebû Hürcyrc (Radıyatiaha anhy.

"Evet" dedi.

§(Râvi) diğer rivayette şunu ekledi:

Bunun üzerine Hz. Ömer, Rasûlullah'ın bunu kabul ettiğini anlamış olarak oradan ayrıldı.[398]



Açıklama


Bu bölümde mescidde serbest olan şeyler nakledildi. Onlar:

1- Uyumak ve kaylûle,

2- Uzanarak yatmak,

3- Evi olmayanların gece kalabilmesi,

4- Mescidde yetkili bir kişi için itikafa gireceği müstakil bir bölüm/oda yapılması,

5- Harp oyunları gibi faydalı şeyler,

6- Allah ve Rasûlü sevgisini anlatan ya da İslâm'ı müdafaa eden şiiirlerin arasıra okunması serbesttir.[399]



* Bereket Ve Hürmet Olması İçin De Olsa Peygamber Ve Salih İnsanların Kabirleri Üzerine Mescid (Mabed)Yapma Yasağı


354/1224- Abdullah b. Abbas ve Hz. Âişe annemizden (Radıyaiiahü anhüm):[400]

İkisi şöyle anlattı:

'Rasûlullah'a (Saiiaüaha aleyhi ve seiiem) Ölüm yaklaştığında yüzünü elbisesiyle örttü.[401] Daraldığında üstünden elbiseyi çektik, o şöyle diyordu:

"Allah Yahudi ve Hristiyanlara lanet etsin! Peygamberlerinin kabirlerini mescidler (mabedler) hâline getirdiler."

Hz. Âişe ekledi:

"Rasûlullah (sanki) oradakileri bunun benzerini yapma konusunda uyarıyordu.'"

NOT: öltlm anında bile Rasûlullah'ın bu duyarlılığı insanı şaşırtmaktadır, onun hassasiyetleri şunlardı:

1- Tevhid konusundaki titizliği,

2- Mütevazı hâline son nefesine kadar devam etmesi,

3- öldükten sonra diğer ümmetlerin düştüğü hataya düşmemeleri için Müslümanları uyarması,

4- öldükten sonra da hayatındaki gibi bilinmeyi istemesiydi.

O Peygamber kulluğun nasıl olduğunu bize gösteren mükemmel bir insandı. O ve arkadaşları yeryüzünün belki bir daha şahit olamayacağı güzellikleri tanıtmışlar ve yaşamışlardı.[402]



355/1225- Hz. Âişe bu haberi Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe annelerimizden (Radtyallahü anhüm) nakletti:[403]

O ikisi Habeşistan'da gördükleri bir kiliseden bahsettiler, (Bir rivayette; O ikisi Peygamberimiz'in ölüm hastalığı anında bunu anlattılar. Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe Habeşistan yurdunda gördükleri bir kiliseden) ve orada bulunan bazı resimlerden bahsettiler. Bunu üzerine Rasûlullah (Saüaiiahu aleyhi ve sellem) ŞÖyle dedi:

"Onlar içlerinde salih bir kişi olduğunda ve o öldüğünde kabrinin üstüne mescid (mabed) yaptılar ve oraya da bu resimleri işlediler. İşte onlar kıyamet günü aziz ve celil olan Allah'ın yanında yaratılmışların en şerlileridir."[404]



356/1226- Hz. Âişe annemizden (Radiyalalhu anha):[405]

(Ölüm anında) ağrısı şiddetlendiğinde Rasûlullah'ın (Saiiaitaha aleyhi ve

üzerinde bir elbise vardı ki, onu bazen yüzüne koyuyor, bazen de çekiyor ve şöyle diyordu:

"Peygamber ümmetine yasakladığı hâlde onlar peygamberlerinin kabirlerini mescidler (mabedler) edindiler."[406]





Açıklama


Peygamberimiz kendisine karşı aşın tazim ve hürmet edilir, bu da tevhid inancını zedeleyebilir endişesiyle son anda böyle bir uyanda bulunmuştu. Ümmü Seleme ve Ümmii Habibe annelerimizin anlattıkları kendisine çok tesir etmiş olacak ki sürekli yukarıda hadiste geçen sözleri tekrarlıyordu.

Hz. Peygamber'den sonra sahabe ve etba' Mescid-i Nebî'yi genişletme ihtiyacı duydu. Çünkü Müslümanların sayısı çok artmıştı ve mescide sığmıyorlardı. Genişletme çalışması devam etti ve Peygamberimiz'in hanımlarının odalarına kadar geldi ki bu odalardan birisi de Hz. Âişe annemizindİ ve o odada Rasûlullah ile birlikte iki arkadaşı Hz. Ebû Bekir ve Ömer'in kabirleri vardı. Zira Peygamberler öldükleri yere gömütürlerdi ve sonra vefat eden iki büyük sahabi de Hz. Âişe'den izin alarak Rasûlullah'ın yanına gömülmeyi vasiyet etmişlerdi. Genişletme çalışmasında bu kabirlerin etrafına geniş bir duvar çekildi, böylece mescidden görülmesin ve insanlar ona ibadet etmesin. Şu anda da bu kabirler mescidin giriş tarafındadır.[407]



* İhtiyaç Anında Kafirlerin Kabirlerinin Başka Yere Nakledilmesi Ve Oraya Mescid Yapılması Caizdir


357/1227- Enes b. Mâlik'ten (Radıyaıiahuank):[408]

Hz. Peygamber'in mescidinin yapılacağı yer Neccar oğullannmdı ve orada hurma ağaçlan, yıkıntılar ve cahiliyye döneminden kalma kabirler bulunmaktaydı. Rasûlullah onlara:

"Burayı bana satın!" deyince onlar:

'Aziz ve celil olan Allah dışında kimseden onun parasını/karşılığını almayız1 dediler.

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) hurma ağaçlarının kesilmesini, ekinlerin bozulmasını ve kabirlerin de açılıp (başka yere nakledilmesini) emretti. Rasûlullah bu mescid yapılmadan önceleri namaz vakti geldiğinde koyun ağıllarında namaz kılardı.

NOT: Peygamberimiz mescid yapılmadan Önce yollarda, koyun ağıllarında namazlarını kılardı,[409] Başka yer bulunmadığında[410] koyunların olduğu yerde namaz kılmaya izin vermiş, ancak develerin bulunduğu yerlerde namaz kılmayı yasaklamıştı. Bunun sebebi devenin inatçı ve kindar bir hayvan olması, namaz sırasında zarar verme ihtimalinin bulunmasından olsa gerek, ancak koyunlardan böyle bir tehlike beklenmez.[411]



* İhtiyaç Anında Havraların (Önceki Mabedlerin) Mescid Olarak Kullanılması


358/1228- Talk b. Ali'den (Radıyaiiahü anh):[412]

Hz. Peygamber'in (Saiiaiiahu aleyhi ve settem) huzuruna heyet hâlinde gittik. Ayrılacağımızda bana emretti ve kendisine su dolu bir kap getirdim. Ondan avuçla su aldı ve içine üç kere püskürttü, sonra onun ağzını bağladı ve dedi ki:

"Onu götür ve kavminin mescidine serp! Allah'ın onları yüceltmesi için onlara başlarını kaldırmalarını emret."

Ben ona:

'Bizimle senin arandaki mesafe uzun, kaptaki su kuruyabilir' deyince şöyle buyurdu:

"Kuruduğunda ona su ilâve et!"

NOT: Başka tarikten gelen bu rivayet şu şekildedir:

... RasÛlullah dedi ki: "Bu (suyu)[413] beraberinizde götürün, beldenize vardığınızda havranızı (önceki mabedinizi) yıkın, onun yerine bu sudan serpin ve orayı mescid yapın!"[414]

§Müslümanlar diğer dinlerin mabedlerine dokunmamışlar ve onlara dinlerini yaşama özgürlüğü vermişlerdi. Peygamberimiz'in yaşadığı dönemde bunun örnekleri görülüf, hatta savaşta bile Rasûlullah bu mabedlere dokunmayı ve onları yıkmayı yasaklardıştı. Ancak bazı nedenlerden dolayı yukarıdaki rivayette geçtiği gibi bunun istisnalan vardı ve bunlar da çok azdı. Eğer bir havra/kilise kullanılmaz hâle geldiyse yada müntesipleri kalmadıysa veya mülkiyeti onlardan satın alındıysa, işte bu gibi durumlarda o eski mabedi yıkıp yerine cami yapmak yada orayı camiye çevirmek ittifakla caizdir. Bunun örneklerini günümüzde Avrupa ve Amerika gibi yabancı ülkelerde görmekteyiz. Savaş yada barışta diğer dinlerin mabedlerine dokunulmaz, yıkılmaz, oraların camiye çevirilmesi için yukarıda zikredilen meşru mazeretlerin olması gerekir.

§Hadisleri doğru anlamak için Rasûlullah'in diğer söz ve davranışları ile birlikte düşünmek ve sünnet boyutunu kavramak gerekir. Değilse İslâm adına yanlış uygulamalar yaplır. Bu gibi hassas konular mutlaka alimlre sorulmalı ve doğrusu Öğrenilmelidir.[415]



* Evlerin İçinde Ya Da Evlerin Arasında Mescid Edinmek


359/1229- Semüra b. Cündüb'den (Rdithü anh):[416]

Rasûlullah (Saiiatiaha aleyhi ve seiiem) evlerimizin içinde (ya da arasında) mescidler edinmemizi, ayrıca buraları da temiz tutmamızı emretti.[417]



360/1230- Hz. Âişe annemizden (Radıyaiiaha anhâ):[418]

RasÛlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) evlere (ya da evler arasına) mescidle-rin yapımını emretti ve orayı temiz tutup güzel koku ile kokulandırmayı da emretti.

NOT: Yukarıdaki hadiste geçen veya kelimeleri evler anlamına geldiği gibi kabileler/meskûn mahaller anlamına da gelebilir. Tirmizi'den gelen bir rivayette SUfyan b. Uyeyne bunu yani kabileler, şeklinde açıklamıştır.[419]

O hâlde hadisteki tavsiye, evlerin bir kenarını namaz kılmaya ayırmak ya da evler arasında küçük mescidler yapmak anlamındadır. Bunun nedeni nafile namaz kılmak ya da büyük mescide uzak mahallerin cemaatle namazdan mahrum kalmamaları olabilir. Büyük mescide yakın olan mahallerdeki küçük (ev ya da akraba/ kabile) mescidleri cemaate gitmeyi engellememelidir.[420]

Ayrıca mescidlerin temiz tutulması ve güzel koku ile kokul andın İması emredilmektedir.[421]



361/1231- Ali b. Zeyd b. Cüd'ân'dan:[422]

Bana Enes b. Mâlik'in oğlu Ebû Bekir (Hadtyaiiahü anhümâ) şunları anlattı:

Babam Şam bölgesine[423] temsilci olarak geldi ve ben de onunla beraberdim. Bizi Mahmud b. Rabi' karşıladı. Bu kişi babama Itbân b. Mâlik'ten (RadıyaiiaM anh) bir hadis nakletti.[424] Babam dedi ki;

'Ey Yavrum, bu hadisi ezberle/koru! Şüphesiz o hadis hazinelerinden birisidir.'

Biz yolculuktan dönüp Medine'ye geldik ve onu (yâni Itbân'ı) soruşturduk, baktık hayatta ve âmâ bir ihtiyar. Hemen bu hadisi sorduk. O şöyle anlattı:

Gözlerim Rasûlullah döneminde kapandı, dedim ki:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Gözlerim kapandı. Senin arkanda namaz kılamıyorum (kılmaya gelemiyorum)[425]. Evimde bir yeri mescid olarak seçsen/ hazırlasan ve orada namaz kılsan da ben o mekânı namazgah edinsem (olur

mu?)' RaSÛlullah (Sallallahü aleyhi ve settem):

"Evet, (olur) ben sana yarın gelirim" dedi.

Ertesi günü (sabah) namazını kıldıktan (sonra gün yükselirken)[426] bana geldi ve yanıma yaklaştı (bir rivayette: O, Ebû Bekir ve Ömer'le birlikte geldi). Dedi ki:

"Ey Itbân! Senin için nereyi seçmemi/hazırlamamı istersin?" Itbân ona bir yer tarif etti, Rasûlullah da orayı onun için seçti/hazırladı ve orada namaz kıldı. Sonra Peygamberimiz bırakılmadı ya da oturdu (Bir rivayette: Yemek sebebiyle bırakılmadılar).[427] Bu olay etrafımızda oturan Ensar'dan kişilere ulaştı ve onlar da geldi, hattâ ev doldu/dar geldi. Orada münafıklardan ve onlardan gördükleri eziyet ve serlerden bahsetmeye başladılar, onlardan Mâlik b. Duhşem isimli birisine sorumluğu attılar. Dediler ki:

'Onun hâlinden şu da var, bu da var.' Rasûlullah bu arada suskundu. Onlar lafı çoğaltınca Rasûlullah şöyle buyurdu:

"Allah'tan başka ilâh olmadığına şahitlik etmiyor mu?" Rasûlullah sözünü ikinci kere tekrarlayınca orada bulunanlar: 'Şüphesiz, onu söylüyor' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah: "Beni hak (din) ile gönderen Allah'a yemin ederim ki eğer o kişi bunu kalbden sadık olarak söylerse ateş onu hiç yakmayacak" dedi.

Sahabe burada RasÛlullah'm sözüne sevindikleri kadar[428] bir başka şeye böyle sevinmemişlerdi.

§ İkinci tarikle Enes b. Mâlik'ten Sâbit'in rivayeti:

Itbân'ın gözü kapanınca dedi ki:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Gelsen ve evimde namaz kılsan ben senin namaz kıldığın mekânı mescid edinirdim.'

Bunun üzerine Hz. Peygamber onun evine geldi. Itbân'ın kavmi de Peygamberimiz'in yanında toplandı ve Mâlik b. Dühşem'den bahsettiler. Nifakla ilgili durumunu ima ederek:

'O şöyle böyle yaptı' diye konuştular. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

"Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benim O'nun Peygamberi olduğuma şahitlik etmiyor mu?" diye sorunca:

'Bilâkis (ediyor)' dediler. Rasûlullah şöyle buyurdu:

"Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki kim bunu söylerse ateş kendisine yasaklanır (cehenneme ebedi kalacak şekilde girmez)[429]."



362/1232- Enes b. Mâlik'ten (Radıyaiiahu anh):[430]

Ensardan çok şişman bir kişi vardı ki (gelip) Hz. Peygamber'le beraber (mescidde) namaz kılamıyordu. Bu kişi:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Ben (gelip) seninle namaz kılamıyorum' dedi ve Rasûlullah için yemek hazırlayıp onu çağırdı. Hz. Peygamber'e ısaitaiiahu aleyhi ve seiiem) bir hasır serdiler ve üzerine su serptiler.[431] Rasûlullah orada iki rekat namaz kıldı.

Cârud ailesinden bir kişi[432] râviye (yani Enes'e)[433]:

'Rasûlullah duhâ (namazını) kılar mıydı?' diye sorunca (Enes):

'Sadece o gün duhâyı kıldığını gördüm' dedi.[434]



Açıklama


Bu hadislerden cemaate devam etmenin önemi anlaşılmaktadır. Ancak bazı durumlar vardır ki cemaate gitmemenin özrü sayılır. Bunlar aşın şişmanlık ve yürü-yememe, âmâ olmak ya da hastalık hâli gibi durumlar. Bu rivayetlerden anlaşılanlar:

1- Bir kişi kendi problemlerini başkalarına açabilir ve bu şikâyet hâli sayılmaz, çünkü çözüm aramaktadır.

2- Evin bir bölümü mescid olarak ayrılabilir.

3- Evde edinilen köşe diğer mescidlere benzemez, vakıf değildir-ve mülkiyeti ev sahibine aittir.

4- Mescid edinilen bir yerde salih bir insanın namaz kılması ile bereket ve rahmet ummak caizdir. Ancak bu, insanı kendisini beğenme ve kibre götürmernelidir.

5- Sözde durmak çok önemlidir ve Peygamberler'in ürerinde hassasiyetle durdukları bir konudur,

6- Salih İnsanlar ve diğer Müslümanlar davet edildiğinde ikramda bulunmak efdaldir.

7- Lider ya da saüh birisi yanında münafıklann hâlleri konuşulabilir, ancak işi uzatmamak gerekir.

8- Salih bir insan bir yere geldiğinde diğer Müslümanların da oraya gelip ziyaret yanında o kişinin İlminden istifade etmeleri efdaldir.

9- Lider ya da salih kişi Müslümanların konuşmaları ya da hareketlerini kontrol etmeli, ifrat ve tefrit hâllerine müdahale etmeli ve ilgili açıklamaları yaparak onları da ikna etmelidir.[435]

10- BUtün bunlardan Rasûlullah'ın ne kadar mükemmel bir insan ve lider olduğu anlaşılmaktadır. İnsanların küçük problemlerini dahi halletmeye çalışmaktaydı ve insanlar onunla diyalog kurmaya, konuşmaya bayılıyorlardı.

NOT: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî ve diğer mescidlerle ilgili hadisler Halifelik ve Emirlik/İdarecilik ve Yöneticilik konusunda zikredilecektir. Bk. Müsned Trc. H.no:542-544/l 1431-11433 ve 607-638/11496-11527.[436]






--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/236.

[2] Bir hadiste: "Kulun Allah'a en yakın olduğu an secde hâlidir" buyurulmaktadır. (Bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 11/421; Müslim, Salât, 215; Nesâî, Mevâkît, 25; Taibîk, 78; Tirmizî, Deavât, 118). Bu hadisten hareketle şöyle bir tarif yapmak da mümkündür: "Kulun Allah'a en yakın olduğu kutsal mekândır." Mescidlerin fonksiyonlarından bahseden âyetlerin ışığında İse mescidleri söyle tanımlayabiliriz: "Sabah-akşam/her an Allah'ın isminin anıldığı, teşbih edilerek zikredildiği ve sânının yüceltildiği ve bu şerefle de kendilerinin ulvîleştiği. kötülüklere kapalı/Muhanem temiz mekânlardır". İlgili âyetler için bk. Nûr, 24/36; Hac, 22/40; İbrahim, 14/37.

[3] Nûr, 24/36.

[4] Bk. Hac, 22/40.

[5] İşaret edilen rivayet söyledin Hz. Âişe'den: Ümmü Habtbe ve Ümmtl Seleme Habeşistan'da gördükleri içinde resim ve tablolar bulunan Mâriye (Marya) denilen bir kiliseyi Rasûlullah'a anlattılar. Bunun üzerine Allah Rasûlti: "Onlar İçlerinden çok İyi biri çıkıp vefat edince onun kabri üzerine bir mescid yaparlar, tşte onlar Kıyamet gününde Allah Katında yaratılanların en şerlisidirler" buyurdu. Bk. Müslim, Mesâcid, 16-18.

Bir diğer rivayet: RasÛlullah bir daha dogrulamadığı ölümcül hastalığında: "Allah Yahudi ve Hristlyanları rahmetinden uzaklaştıran! Bunlar peygamberlerinin kabirlerini mescid edindiler" buyurdu. Hadis, Hz.Âişe, Ebû Hüreyre, İbn Abbas ve Cündeb b. Abdullah ei-Becelî'den nakledilmiştir. Bk. Müslim, Mesâcid, 19-23.

[6] "el-Mescidü't-Harâm" lâfzının geçtiği âyetler için bk. Bakara 2/144, 149-150, 191; Mâide 5/2; Enfâl, 6/34; Tevbe 9/7, 19, 28; tsrâ 17/1; Hac 22/25; Fetih, 48/25, 27. "Beyt" lâfzının geçtiği âyetler İçin bk. Bakara 2/125 (iki kez), 127,158; Âlü tmrân 3/96-97; Enfâl 8/35; Hac 22/26 (iki kez); Kureyş 106/3. "el-Beytü'l-Harâm" lâfzının geçtiği âyetler için blcMâide 5/2, 97; uel-Beytü'l-Atîk" lâfzının geçtiği âyetler İçin bk. Hac 22/29,33; "el-Beytü'l-Muharrem" lâfzının geçtiği âyetler için bk.İbrahim 14/37; "Kabe" lâfzının geçtiği âyetler için bk. Mâide 5/95,97.

[7] İlgili âyetler için bk. İsrâ 17/1; Kehf 18/21. Ayrıca Kur'an'da (Kabe'nin hizasındaki gök ehlinin ibâdetgâhı) "el'Beytü't-Ma'mûr"'); III/300, H.no:14135; Buharı, Salât 67; Fiten, 7; Müslim, Birr, 122; föâ Dâvûd, Cihâd, 65-66, H.no:2586, 2588; Tirmizî, Fiten, 5, H.no:2163 ("hasen-garib" Ebû Bekre'den de şahidi vardır); Nesâî, Mesâcid, 26, H.no:716; tbn Mâce, Edeb, 51, H.no:3777; Dârimî, Mukaddime, 53, H.no:639; Salât, 119,. H.no:1409; Beyhakî, es-Sünenu'l-kUbrâ, VIII/23.

[289] Parantez bilgileri için bk. Bennâ, age., 111/54.

[290] Râvinin şekki.

[291] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/293-294.

[292] Sened:

Sahih: Müsned, D/330, H.no:8352. Benzer rivayet için bk. ü/330, H.no:8351. Bu hadiste sened aynı olmasına rağmen lafiz biraz farklıdır. İlgili rivayet daha önce 357/665. hadiste zikredildi.

Heysemî, Ahmed b. Hanbel tarafından rivayet edilen hadisin senedindeki râvilerin sahih hadis ricali olduklarını, hadîsin özetinin Ebû Davud'un Sünen'inde bulunduğunu belirtir. Bk. Mecma', 1/242.

[293] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/294-295.

[294] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/295.

[295] Sened:

Sahih: Müsned, 1/179, H.no:1543; İbn Huzeyme, 11/277, H.no: 131*1; îbn Kesîr ed-Devrakî, Müsnedü Sa'd, s.69, H.no:29; Bezzâr, III/330, H.no:1127; EbÛ Ya'lâ, D/131, H.no:808; Beyhakî, Şuabü'l-îmân, VII/516, H.no:l 1179; Makdisî, Muhtara, ffl/196,198, H.no:991, 996 (tsnâdlan hasendİr); Heysemî, hadisin Ahmed b. Hanbeİ ve EbÛ Ya'lâ tarafından nakledildiğini, senedindeki râvilerin sika sayıldıklarını belirtir. Bk. Mecma', 11/18; Eserin bir başka yerinde de Bezzâr'a nisbet eder ve râvilerinin sika olduğunu söyler.'Bk. age., VIII/114. Heysemî eserinde diğer şâhidlere de yer verir: EbÛ Ümâme, îbn Abbas, Huzeyfe, Semüra b. Cündüb. İbn Ömer ve Enes'ten (Radıyallahii anhiim) nakledilen rivayetleri zikreder. Bk.age., 11/18-19.

[296] Nuhâme dimağdan/boğazın gerisinden gelen kaygan sıvıdır ki Türkçe'de balgam diye isimlendirilir. Busâk ise ağzın içindeki sıvıdır ki buna Türkçe'de tükürük denir. Bk. lbnü'1-Esîr, Nihâye, V/34; İbn Manzûr, Usanü'l-Arab, X/21.

[297] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/295-296.

[298] Sened:

Sahih: Müsned, 11/34-35, H.no:4908; Benzer rivayetler için bk. 11/29, H.no:4841; 11/53, H.no:5152; 11/32, H.no:4877; 11/66. H.no:5335; II/6, H.no:450; 11/18, H.no:4684; 11/72, H.no:5408; ü/141, H.no:6265; ü/144, H.no:6306; 11/99, H.no:5745; MâTâfc, Kıble, 4; B«Aâ/f, Salât, 33; Ezan, 94; Amel, 12; Edeb, 75; Müslim, Mesâcid, 50; Nesâî, Mesâcid, 31, H.no:722; İbn Mâce, Mesâcid, 10, H.no:763.

Ebû Dâvöd ve Dârimî'nin rivayetinde bu hadisenin hutbe esnasında cereyan ettiği anlatılmaktadır:

Bk. Ebu Dâvud, Salât, 22, H.no:479; ZMrimf, Saİât, 116, H.no:1404.

Heysemî, yine İbn Ömer'den nakledilen ve Bezzar'a nisbet ettiği bir hadiste şöyle buyrulur: "Kıbledeki tükürük kıyamet gününde sahibinin yüzünde iken ba'solur/dirilir." Bu rivayetin senedinde Asım b. Ömer var. Buhâri ve birçok âlim onu zayıf saydı. İbn Hıbbân Sikât'ında zikretti. Bk. Mecma', 11/19.

Enes'ten (Radıyallahü anh) şahidi için bk. 327/1197. hadis.

EbÛ Saîd el-Hudrî'den (Radıyaltahü anh) şahidi için bk. 324-325/1194-1195. hadisler.

[299] Halûk; zaferan ya da başka bir maddeden yaplan güzel kokudur ki rengi san ya da kırmızı olur. Bk. İbnü'1-Esîr, Nihâye, 11/71.

[300] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/296-297.

[301] Sened:

Sahih: Müsned, 11/260, H.no:7522; Benzer rivayetler için bk. 11/266, H.no:7598: 11/324, H.no:8280 ziyadesi ile; n/471-472, H.no:10052; 11/532, H.no: 10833; ü/250, H.no:7399: 11/415, H.no:9337; IV318, H.no:8217 (Hemmâm, H.no:124):, Salât, 33-35,38; Müslim, Mesâcid, 52-53; Nesâî, Taharet, 193, H.no:308; Ebû Dâvûd, Salât, 22, H.no:477; İbn Mâce, Mesâcid, 10, H.no:761; İkâme, 61, H.no:1022; Dârimî, Salât, 116, H.no: 1405.

Câbir b. Abdullah'tan (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. MüsneJ, III/324, H,no:14407; Benzer rivayetler için bk. III/337, H.no:14560; 111/395, H.no;15196.

Enes'ten (Radıyallahü anh) şahidi:

Heysemî, hadisin Taberânî'nİn Evsafında nakledildiğini, râvilerinin sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk. Mecma', 11/19. Heysemî ayrıca hadisin Ebû Ümâme, Sa'd b. Ebî Vakkâs, İbn Abbas, Huzeyfe, Semüra b. Cündüb, İbn Ömer, Abdullah b. Amr, Amr b. Hazm ve İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anhüm) da şâhidlerini verir. Bk. age., 11/18-19.

[302] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/297.

[303] Sened:

Sahih: Müsned, m/6, H.no: 10966; Buhâri, Salât, 33, 36, 38; Müslim, Mesâcid, 52; Nesâî, Mesâcid, 32, H.no:723; Ebû DâvM, Salât, 22, H.no:477; İbn Mâce, İkâme, 61, H.no:1022.

Bazı rivayetler ise hem Ebû Hüreyre hem de Ebû Saîd el-Hudrî'den (birlikte) nakledilir:

IH/58, H.no:lİ488; 111/93, H.no:11818-118l9; Ilİ/88, H.no:11776;S«Mn, Salât, 33-35; Müslim, Mesâcid, 52; İbn Mâce, Mesâcid, 10, H.no:761; Dârimî, Salât, 116, H.no:1405; Humeydî, 11/319, H.no:728.

[304] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/297-298.

[305] Sened:

Sahih: Müsned, 111/24, H.no:11128; Benzer rivayetler için bk. IH/9, H.no:11006; IH/65, H.no:11567; Son hadisin senedinde Füleyh b. Süleyman vardır. Hadis bu râvi sebebiyle hasendir. Çünkü Füleyh sadûk sayılan ve epeyce hatası olan biridir. Bu rivayette hadisin tarihi hikâyesi de anlatılmaktadır. Hadisin lafzı şöyledir:

Müslim, Zühd, 74; Ebû DâvÛd, Salât, 22, H.no:480,485: Ek: Abdullah b. Şihhîr b. Avftan (Radıyallahii anh);

Müsned, IV/25, H.no:16261; IV/25, H.no:16271 (Senedindeki Ali b. Âsim sebebiyle hasendir); IV/25, H.no: 16265; IV/25-26, H.no: 16265; Müslim, Mesâcid, 58-59; Nesâî, Mesâcid, 34, H.no:725; Ebû Dâvûd, Salât, 22, H.no:482.

[306] Başka rivayetlerde Paygamberimizİn de böyle gösterdiği nakledilir ki râvi de aynısını göstermiştir. Bk. Buhâri, Salât, 33, 35, 36, 39; Nesâî, Taharet, 193.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/298-299.

[307] îbn Huzeyme, 111/83; Ebû DavÜd, Et'ıme, 40; İbn Hıbbân, IV/518; Beyhakî, 111/76 (Bk. Müsned Trc. 330/1200).

[308] Bk. Müsned Tre. H.no: 328/1198.

[309] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/299-300.

[310] sened:

Sahih: Müsned, Ilİ/109, H.no:12001; Benzer rivayetler için bk. IH/209, H.no:13115; 111/234, H.no:13384; III/277, H.no;13883; Bazı rivayetler ise değişik lâfızlarla nakledilir: III/173, H.no:I27U CiC4) lâfzı ile; III/274, H.no:1384I; IH/232, H.no:13367 lafzı ile; ni/289, H.no:14008; III/183, H.no: 12825-12826 ()£\) lâfzı ile; III/252, H.no:13581; III/212, H.no:13149 ; III/238, H.no:13434 ;

Buhârî, Salât, 37; Müslim, Mesâcid, 56; Ebû Dâvûd, Salât, 22, H.no:474-475; Tirmizî, Cum'a. 49, H.no:572; Nesâî, Mesâcid, 30, H.no:721; Dârimî, Salât, 116, H.no:14Û2.

İbn Abbas'tan (Radıyallahü anhütnâj şahidi: Heysemî, hadisin Taberânî'nİn £v^a/'ında nakledildiğini, senedinde Muhammed b. Ebû Leylâ'nın bulunduğunu, bu râvinin de tenkid edildiğini belirtir. Bk. Mecma', 11/18.

EKrBUreyde'den {Radıyallahü anh) şahidi:

Bk. Müsned, V/354, H.no:22894; Benzer rivayet için bk. V/359, H.no:22933 Dâvûd, Edeb, 160, H.no:5242; İbn Huzeyme, 11/229, H.no: 1226.

Ebû Ümâme'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk. 328/1198. hadis Ayrıca bir sonraki 327/1197. hadise bk.

[311] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/300-301.

[312] sened:

Sahih: Müsned, Ilİ/109, H.no: 12002; Benzer rivayetler için bk. m/176, H.no:12745; 111/214, H.no:13176; m/234, H.no:13385; DI/273, H.no:13823; m/278, H.no: 13888; ffl/291, H.no:I4031; HI/269, H.no:13780; III/245, H.no:13501; IÜ/19I-192, H.no: 12926; ffl/188, H.no:12894:

IH/199-200, H.no: 13000; III/252, H.no:13581; 111/238, H.no:13434; Buhârî, Mevâkît, 8; Müslim, Mesâcid, 54; Dârimî, Salât, 116, H.no:1403. Bu konuda bir rivayet de şöyledir:

f, Mesâcid, 35, H.no:726; İbn Mâce, Mesâcid, 10, H.no:762.

Hadisin şâhidleri:

a-Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk.324/1194. hadis.

b-Târık b. Abdullah'tan (Radıyallahü anh) şahidi için bk.332/I202. hadis.

c-Huzeyfe'den (Radıyallahü anh) şahidi: Heysemî, hadisin Bezzâr tarafından nakledildiğini, râvilerinin sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk. Mecma', ü/18-19.

d-Semüra b. CUndUb'den (Radıyallahü anh) şahidi: Heysemî, hadisin Bezzâr ve Taberânî-nin Kebîr'İnde nakledildiğini, senedinde zayıf olan Yusuf b. Hâtid es-Semtî'nin bulunduğunu belirtir. Bk. age., U/19,

e-îbn Ömer'den (Radıyallahü anhtimâ) şahidi için bk.322/1192. hadis. Ayrıca şöyle bir rivayet de nakledilin Heysemî, hadisin Bezzâr tarafından nakledildiğini, senedinde Âsim b. Ömer'in bulunduğunu, bu râviyi BuhârTnin ve bir topluluğun zayıf saydığını, İbn Hıbbân'm ise Sikât'ında zikrettiğini belirtir. Bk. age., ü/19.

f-EbÛ Ümâme'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Heysemî, hadisin Taberânfnin /iTefcrr'inde nakledildiğini, senedinde çok zayıf olan Cafer b. ez-Zübeyr'İn bulunduğunu belirtir. Ebû Ümâme'den nakledilen bir rivayet de şöyledir:

Heysemî, bu hadisin deTaberânî'nin Kebîr'indt nakledildiğini belirterek: "Senedinde zayıf o!an Ubeydullah b. Zahr ve AH b. Yezîd bulunmaktadır" der. Bk. age., 11/19. Ayrıca bir önceki 326/1196. hadise bk.

[313] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/301-302.

[314] Sened:

Sahih: Müsned, V/260, H.no:22144; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, VHI/284, H.no:8091; Heysemî, hadisin Ahmed b. Hanbel ve Taberânî tarafından nakledildiğini, Ahmed b. Hanbel'in râvilerinin sika sayıldıklarını belirtir. Ebû Ümâme'den Taberânî'nin Kebîr'ındc sika kabul edilen râviler tarafından nakledilen bir başka rivayete de yer verir: Bk. Mecma', 11/18. Münzirî: "Ahmed b. Hanbel'in isnadında bir beis yoktur" der. Bk.Terğîb, V125.

Enes'ten (Radıyallahüanh) şahidi İçin bk. 326/1196. hadis.

[315] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/302.

[316] Sened:

Hasen: Müsned, III/490, H.no:15951; Ebû Dâvûd, Salât, 22, H.no:484.

Ebû Fedâle Ferec b. Fedâle b. Nu'mân et-TenÛhî el-Kudâî eş-Şâmî (v. 177/793) zayıf bir râvîdir. Ebû Dâvûd, Tirmizî ve İbn Mâce ikişer, Ahmed b. Hanbel ise 24 rivayetini nakleder. Tİrmizî, bu râvi hakkjnda şunlan söyler: "Bazı hadis âlimleri râviyi tenkid etmişler, hafızası sebebiyle zayıf saymışlardır." Bk. Fİten, 38, H.no:2210; Ahmed Muhammed Şâkir bir başka hadisin tahricinde isnadının çok zayıf olduğunu, bunun sebebinin de Ferec b. Fedâle'nin "münkeru'l-hadis" bir râvi olarak zayıf kabul edildiğini belirtir. Bk. Müsned, 11/311, H.no:8087; 11/89, H.no:5626; 1/78, H.no:581; Çünkü Buhârî "münkeru'l-hadis" hükmü verir (bk. et-Târîhu'l-kebîr, IV/134; ed-Duafâ, s.29) ve "İbn Mehdî sonunda onu metruk saydı", "Abdurrahman ondan hadis nakletmezdi. Yahya b. Saîd'den münker hadisler nakleder" dedi. Bk. es-Sağir, s. 192, 199; Hamza Ahmed ise zayıflığı yesiru'd-da'f seviyesinde gördüğünü iddia eder. Bk. 11/477, H.no:10I33; Bennâ senedde Ebû Fedâle Ferec isminin tahrif yapılarak hatalı yazıldığını, doğrusunun Ferec b. Fedâle olduğunu, hadisin bir başka yerde geçtiğini tesbit edemediğini belirtir. Bk. Bulûğu'l-emânî, UI/59. Fakat durum Bennâ'nın belirttiği gibi değildir. Ebû Fedâle, Ferec'İn künyesidir. Ayrıca hadis Ebû Dâvûd'da da nakledilmektedir.

Ebû Sa'd ise mechûl sayılmış. Ebû Sa'd el-Hımyerî eş-Şâmî el-Hımsî'nin Ebû Dâvûd bir, Ahmed b. Hanbel üç rivayetini nakleder. Fakat bu râvî Ebû Saîd (Keysân) el-Makburî (v.100/718) olabilir. Çünkü Ebû Davud'un rivayetinde EbÛ Saîd olarak geçmektedir. Tirmizî'nin bir rivayetinde de Ferec b. Fedâle, Ebû Saîd el-Makburî'den nakleder. Ahmed Muhammed Şâkir nüshasında Ebû Saîd el-Medînî olarak geçer. Müsned, 11/311, H.no:8087; Heysemî ise Ebû Saîd el-Hımsî'yi tanımadığını, diğer râvilerinin sika olduklarını bildirir. Fakat Ferec b. Fedâle'yi gözünden kaçırmıştır. Bk. Mectna\ X/172. Heysemî eserinin bir başka yerinde Ferec b. Fedâle'yi sahih hadis ricalinden sayar (age., Ü7164). Bu büyük bir hatadır.

Abdullah b. Şihhîr b. Avf el-Âmirî'den (Radıyatlahü anh) şahidi için bk. 403/1273. hadis.

Sa'd'dan (Radıyaltahii anh) şahidi için bk. 321/1191. hadis.

Senedi zayıf olan hadis, sahih olan bu şâhİdleri ile hasen li ğayrihî seviyesine yükselir.

[317] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/302-303.

[318] Sened:

Sahih: Müsned, IV/56, H.no:16514; Ebû Dâvûd, Salât, 22, H.no:481 lâfzı ile; Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, VI/215, H.no:6221; İbn Hıbbân, IV/515, H.no:1636. İbn Ömer'den (Radıyallahü anhümâ) şahidi:

Heysemî, hadisin Taberânî tarafından (Abdullah b. Amr'dan?) nakledildiğini, senedindeki râvîlerin sika olduklarını belirtir. Bk. Mecma', 11/20. Münzirî isnadının ceyyid olduğunu söyler. Bk. Terğtb, 1/126. Bu hadisi Taberânfnin Mu'cem'İnde bulamadık. Eksik olan beş ciltten birinde olabilir.

[319] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/303-304.

[320] Sened:

Sahih: Müsned, V/I78, H.no:21441; Benzer rivayetler için bk. V/178, H.no:21442; V/180, H.no: 21057/21459 rivayet farklılığı ile; Müslim, Mesâcid, 57; İbn Mâce, Edeb, 7, H.no:3683; İbn Huzeyme, 11/276, H.no: 1308; EbÛ Avâne, 1/406; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 11/291.

[321] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/304.

[322] Sened:

Sahih: Mü'sned, VI/396, H.nö:27099; Benzer rivayetler için bk. VI/396, H.no:27098, 27100; Tirmizî, Cum'a, 49, H.no:571 (Tirrnizî: "Bu konuda Ebfî Saîd, İbn Ömer, Enes ve Ebû Hüreyre'den de nakiller vardır. Tarık'ın hadisi ise hasen-sahihtir" der ve Veki'İn: "Rib'î b. Hırâş İslâm'da hiçbir yalan söylemedi. Abdurrahman b. Mehdî'nin de: "Kûfelilerin en sikası Mansûr b. Mu'temir'dir"sözUnü nakleder); Nesâî, Mesâcid, 33, H.no:724; Ebû Dâvûd, Salât, 22, H.no:478; İbn Mâçe, İkâme, 61, H.no:102I; Taberânî, el-Mu'cemU'l-kebîr, VIII/312-314, H.no:8165, 8167-8172; el-Mu'cemü't-evsat, III/328, H.no:3307; IV/186, H.no:3331. Heysemî, hadisin Bezzâr tarafından nakledildiğini, râvilerinin sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk. Mecma', VIII/114.

Hadisin Enes'ten ve diğer sahabeden (Radıyallahü anh) şahidi için 327/1997. hadisin tahricine bk.

[323] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/305.

[324] Sened:

Sahih: Müsned, 1/15, H.no:89; Benzer rivayetler için bk. 1/49, H.no:341; 1/27-28, H.no:186; Müslim, Mesâcid, 78; Nesâî, Mesâcid, 17, H.no:706; İbn Mâce, İkâme, 58, H.no:1014; Et'ıme, 59, H.no:3363;

Hz. Ali'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Tirmizî, Et'ıme, 14, H.no:i808-1809; Ebû Dâvûd, Et'ıme, 40, H.no:3828.

Hadis uzunca bir rivayetin konumuz ile ilgili bir bölümüdür. Rivayetin asıl metni şöyledir:

Bu rivayet 198/11087. hadiste zikredilecektir.

[325] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/305-306.

[326] Sened:

Sahih: Müsned, 11/20, H.no:4715; Benzer bir rivayet:

Bk. ü/13, H.no:4619; öuftâ/f, Ezan, 160.

Mesâcid, 69; Ebû DâvOd, Et'ıme, 40, H.no:3825 (Hocası Ahmed b. Hanbel'den nakleder); İbn Mâce, îkâme, 58, H.no:1016; Dârimî, Et'ıme, 21, H.no:2059.

Senedde zikredilen Yahya b. Saîd b. Ferruh'un hocası, Nâfı'in talebesi Ubeydullah, Ubeydullah b. Ömer b. Hafs b. Asım b. Ömer b. Hattâb'dır (v. 147/764).

Hadisin şâhidleri:

a-Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh) şahidi için bir sonraki 335/1205. hadise bk.

b-Ebû Saîd'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk,336/1206. hadis c-Câbir'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk. 337/0207. hadis. d-Muğîre b. Şu'be'den {Radıyallahü anh} şahidi için bk. 338/0208. hadis. e-(EK) Enes b. Mâtik'ten (Radtyallahüanh) şahidi:

Bk Müsned, 111/186, H.no:12872; Buftârf, Ezan, 160, Et'ıme, 49; Müslim, Mesâcid, 70; Ebû Ya'lâ, VII/271, H.no:4291 (İsnadı çok zayıftır. Bk.Heysemî, Mectna', 11/17). f-(EK) Ma'kıl b. Yesar'dan (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk Müsned, V/26, H.no:20180-20181; fiöyânf, D/331, H.no:1305 (İsnadı zayıftır). g-(EK) Ebû Sa'lebe el-Huşenî'den (Radıyaüahii anh) şahidi;

Bk Müsned, IV/194, H.no:17670; Taberânî, Müsnedü'ş-Şâmiyyîn, 11/183, 417, H.no:l 154,1613.

h-(EK) Ebû Eyyûb el-Ensârî'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk Müsned, V/415, H.no:23409; V/416, H.no:23417-23418; V/417, H.no:23428; V/420, H.no:23460; V/414, H.no:23399; V/413, H.no:23396; Tayâlisî, s.80, H.no:589; Müslim, Eşribe, 170-171; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, IV/153, H.no:3984.

i-(EK) Câbİr b. Semüra'dan (Radıyallahü anh) şahidi:

Bk MUsned, V/103-104, H.no:20888-20889; V/106, H.no:20921; V/94, H.no:20776

akleder. Bk. Mflwd, V/417, H.no;23428; A/üj/j/n, Eşribe, 170-171; Tirmiâ, Et'ıme, 13, I.no:1807 (Hasen-sahih).

i-(EK) Ümmil Eyyûb el-Ensâriyye'den (Radıyallahü anhâ) şahidi:

Bk Müsned, VI/433, H.no:27315; Mükerreri için bk.VI/462, H.no:27494; Tirmizî, Et'ıme, 14, H.no:1810 (hasen-sahih-garib); îbn Mâce, Ei'ıme, 59, H.no:3364; Dârimî, Et'ıme, 21, H.no:2060.

j-Kurra el-Müzenî'den Radıyallahü anh) şahidi:

BkMuwd.IV/19, H.no:16200.

k-Huzeyfe'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk.

VII/307, H.no:2905. 1-Hz. Ali'den (Radıyallahü anh) şahidi için bk. Bezzâr, m/50, H.no:805 ziyadesi ile.

m-Aynca Hz.ömer'den (Radıyallahü anh) nakledilen mevkuf rivayet için bir önceki 333/1203. hadise bk.

[327] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/306-308.

[328] Sened:

Sahih: Müsned, 11/266, H.no:7599; Benzer rivayetler için bk. 11/264, H.no:7573; 11/429, H.no: 9509; Mâlik, VUkÛt, 30; Mto/im, Mesâcid, 71; An Atöce, İkâme, 58, H.no:1015; Abdürrezzâk, 1/445, H.no:1738; £"i>k Ka'ia, X/322-323,502, H.no:5916,6118 (İsnadları hasendir);

Hadisin şâhidleri için bir Önceki 334/1204. hadise bk.

[329] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/308.

[330] Sened:

Sahih: Müsned, m/12, H.no:11026; Mükerreri için bk. ID760-61, H.no:11520; Benzer rivayet:

Bk. III/65, H.no:11566 (İsnadı hasendir. Çünkü Heysemî'nin de ifade ettiği gibi senedinde zayıf olduğu hâlde sika sayılan Bişr b. Harb bulunmaktadır. Bk. Mecma', VMS. Fakat 11026, hadisin senedi sahihtir. Dolayısıyla hasen li ğayrihî seviyesine yükselir); 111/70, H.no:11610 (Senedinde İbn Lehîa bulunmaktadır); 111/85, H.noıl 1744:

Müslim, Mesâcid, 76; £6« Dâvûd, Et'ıme, 40, H.no:3823; Tayâlisî, III/724, H.no: 2285 (Hadis sahihtir, ancak İsnadı zayıftır); Taberânî, Müsnedü'ş-Şâmiyyîn, 11/308, H.no: 1399; Ebû Ya'lâ, 11/410, H.no:1195; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 111/76.

[331] Diğer rivayette bu bitki türü soğan ve sarımsak şeklinde açıklanmaktadır. Bk. Ahmed b. Hanbel, IH/65.

[332] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/308-309.

[333] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/309-310.

[334] Sened:

Sahih: Müsned, III/400, H.no:15236; Benzer rivayetler için bk. IH/387, H.no:15097:III/374, H.no: 14954 III/38O, H.no:15009 ; III/397, H.no:15210 (Rubey' b. Subeyh sebebiyle hasendir); Buhâri. Ezan, 160; Müslim, Mesâcid, 72-74; Nesât, Mesâcid, 16, H.no:705; Ebû Dâvûd, Et'ıme, 40, H.no:3822 ziyadesi İle; Tirmizî, Et'ıme, 13, H.no:1806 (Bu hadîs hasen-sahihdr. Bu konuda Hz.Ömer, Ebû Eyyûb, Ebû Hüreyre, Ebû Saîd, Câbir b. Semüra, Kurre b. İyâs el-MUzenî ve İbn Ömer'den nakiller vardır); İbn Mâce, Et'ıme, 59, H.no:3365; Humeydî, 11/537, 544, H.no:1278,1299; EbÛ Ya'lâ, IIV407, H.no:1889; IV/159,209, H.no:2226, 2321-2322.

[335] kelimesi burada şüphe için gelmemiştir. Zira bu kelime doğru ve gerçek olan iddia için kullanılır. Bundan dolayı belirtti, diye terceme edildi. Bk. Bennâ, age. TÎI/62.

[336] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/310.

[337] Sened:

Sahih: Müsned, IV/252, H.no:18l21; Benzer rivayetler için bk. IV/249, H.no:18093; Ebû DâvÛd, Et'ıme, 40, H.no:3826; Bennâ hadisi Tirmizî'ye de nisbet ederek isnadının ceyyid olduğunu söyler. Bk. Bülûğu'l-emânî, IH/63. Fakat biz Tirmizî'nin Sünen'inde bu hadisi bulamadık.

[338] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/310-311.

[339] İbn Hacer, Fethu'l-Bân, VII/396.

[340] Bu açıklama için bk. İbnü'1-Esîr, Nihâye, m/244 md.; Azimâbâdî, Avnü 'l-Ma 'bûd,X/217.

[341] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/311.

[342] Sened:

Sahih: Müsned, lî/179, H.no:6676; Tirmizî, Salât, 123, H.no:322 (Abdullah b. Amr b. Âs'ın rivayeti hasendir. Bu konuda Büreyde, Câbir ve EnesHen nakiller vardır); Ebû Dâvûd, Salât, 214, H.no:1079 (>A) yerine (^Lâı) lâfzı ile; Nesâî, Mesâcid, 22-23, H.no:712-713; İbn Mâce, Mesâcid, 5, 11, H.no;749,766; İkâme, 96, H.no:l 133.

Amr b. Şuayb b. Muhammed b. Abdullah b. Amr b. Âs'ın rivayetlerinin değerlendirmesi için bk. 59/256 ve 372/680. hadislere bk.

Ayrıca bir sonraki 340/1210. hadise bk.

[343] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/312.

[344] İbn Hacer, Fethu'l-Bâri, 1/549; Mübârekpûrî, Tuhfetü'l-ahvezU 11/229.

[345] Taberânt, XIX/177; Hâkim, III/670-673 (H.no: 6477-6478); Heysemî, Mecma', IX/393.

[346] Buharı, Salât, 68; Müslim, Fedai!ü's-sahâbe, 151, 152, 157; Nesâî, Mesâcid, 24; Ahmed b. Hanbel, V/22.

[347] İbn Hacer, age., V/88; Azimâbâdî, Avnü'l-Ma'bûd, 11/97.

[348] Bennâ, age., III/64.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/312-313.

[349] Sened:

Sahih: Müsned, 11/212, H.no':6991;

Senedindeki Üsâme b. Zeyd b. Eşlem el-Adevî el-Medenî sadûk biridir. Bazen hata yapar. Buhârî bir yerde, Müslim ise 25 yerde rivayetlerini mütâbaat ile alır. Tirmizî 10, Nesâî 4, Ebû Dâvûd 28, tbn Mâce 20, Dârimî 5 ve Ahmed b. Hanbel 77 rivayetini nakleder. Tirmizî aynı senedle nakledilen farklı bir hadis İçin "hasen-sahih" hükmü verir. Bk. Sünen, Edeb, H.no:2752. Tirmizî burada İbn Amr'dan işittiği kesin olduğu için "hasen-sahih" demiştir.

Ayrıca bir önceki 339/1209. hadise bk.

[350] Metinde satış-ahş şeklinde gelmiştir, ancak Türkçe'de meşhur olan ahm-satım şekliyle çevirilmiştir.

[351] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/313.

[352] Sened:

Sahih: Müsned, DV349, H.no:8572; Benzer rivayet için bk. lİ/420, H.no:941 İ; Müslim, Mesâcid, 79 di & Gİj V); Ebû Dâvûd, Salât, 21, H.no:473; tbn Mâce, Mesâcid, 11, H.no:767. Tirmizî ve pârîmî'nİn rivayetleri şöyledir:

Tirmizi, Büyu', 76, H.no:1321 (hasen-garib); Dârimî, Salât, 118, H.no:1408.

[353] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/313.

[354] Sened:

Sahih: Müsned, V/360, H.no:22940; Benzer rivayet için bk. V/361, H.no:22947; Müslim, Mesâcid, 80-81 Hadisin başında şöyle bir ziyâde vardır:

“Hz. Peygamber sabah namazını kıldıktan sonra bir bedevi geldi.

Mescidin kapısından başını soktu..." ziyadesi ile; İbn Mâce, Mesâcid, 11, H.no:765.

[355] (Râvi) MUemmil: Mescidler, lafzını zikretti.

[356] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/314.

[357] sened:

Hasen: Müsned, III/434, H.no:I5516; Diğer rivayet için bk. III/434, H.no:15517 (Bu mevkuf rivayetin senedi şöyledir: Ebu 60 Davud, Hudûd, 37, H.no:4490; tbn Ebî Şeybe, V/526, H.no:28647; Dârekutnî, ni/86; Taberânî, e/-Mu'cemü'l'kebîr, III/204, H.no:3I31.

Birinci rivayetin senedindeki Abbas b. Abdurrahman el-Medent isimli râvi meçhul biridir. Fakat İkinci seneddeki râvi Züfer b. Vesîme b. Mâlik mütâbiidir. İbn Hacer hadisin İsnadının zayıf olduğunu söyler. Bk. Bülûğu'l-merâm, H.no:24l. Emîr San'ânî İse şunları söyler: "Hadisi Hâkim, Îbnü's-Seken, Ahmed b. Hanbeİ, Dârekutnî ve Beyhakî nakleder. İbn HacerTelhîs'te hadisin isnadında bir beisin olmadığını belirtir." Bk.Sübülü's-selâm, 1/322.

Hadisin şâhidleri:

a-Cübeyr b. Mut'ım'den (ftadıyaltahü anh) şahidi:

Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 11/139, H.no:1590; Ayrıca bk. Abdürrezzâk, 1/437, H.no: 1709; Bezzâr, VÜI/373, H.no:3453; Heysemî, hadisin Taberânî tarafından nakledildiğini, senedinde zayıf olan Vâkıdî'nin bulunduğunu söyler. Bk. Mecma', 11/25. Eserinin bîr başka yerinde ise hadisin Bezzâr tarafından nakledildiğini, senedinde tedlisi sebebiyle zayıf sayılan Vâkıdî'nin bulunduğunu fakat sema ve tahdisini açıkça belirttiğini İfade eder. Bk. age., VI/282.

b-İbn Abbas'tan (Radıyallahü anhiimâ) şahidi: {ji% jJı> jâf'% -u-CJı j ijiijı fûf H)

Tirmizî, Diyât, 9, H.no: 1401 (Senedindeki İsmail b. Müslim el-Mekkî'nin hafızası sebebiyle bazı âlimler tenkid ederler); İbn Mâce, Hudûd, 31, H.no:2599; Dârimî, Diyât, 6, H.no:2362; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XI/5, H.no:I0846; Dârekutnî, III/I41-142; Hâkim, IV/410, H.no:8104; Beyhakî, es-Sünenü'l-kÜbrâ, VIII/39 (hasen).

c-Abdullah b. Amr b. Âs'tan (Radıyallahü anhümâ) şahidi: İbn Mâce, Hudûd, 31, H.no: 2600 (Bûsırî senedinde İbn Lehîa'mn bulunduğunu, bu zatın zayıf müdellis olduğunu, ayrıca seneddeki Muhammed b. Aclan'm da müdellis olduğunu belirtir).

[358] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/314-315.

[359] Sened:

Hasen: Müsned, IV/68, H.no:16589; Mükerrer için bk. V/379-380, Rno:23113; İkinci rivayet: IV/^8, H.no:16590; Mükerrer için bk. V/380, H.no:23114 (Senedi:); Ebâ Düvû(/,Menâsik, 93, H.no:203Û:Abdürrezzâk, V/96-88, H.no:9081-9083; /^n Ebî Şeybe, 1/399, H.no:4584; Humeydî, i/257, H.no:565; Tahâvî, £er/m meâni'l-âsâr, 1/392; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr. IX/62, H.no:836.

Birinci rivayetin senedindeki Muhammed b. Abdurrahman b. Talha el-Abderî zayıf biridir. İbn Hıbbân Sikat'ında zikreder. Fakat, Dârekutnî: "münkeru'l-hadis" derken, İbn Adiy: "Zayıftır, hadis hırsızlığı yapar" der. Ahmed b. Hanbel de bu rivayetinden başka bir naklini vermez. Dİger (sahih) rivayetlerde bu râvi yer almamaktadır. Dolayısıyla bu senedi ile hadis hasen seviyesine yükselir.

Safiyye bt. Şeybe b. Osman el-Abderiyye, Abdüddâr oğulianndandır. Sahabeden oluşunda ihtilâf bulunmaktadır. Bk.İbnü'1-Esîrei-Cezerî, Üsdü'l-ğâbe,VüjnO-n UTrc.no; 1066.

[360] Bu kadın Süfyan'm kızı Ümmü Osman'dır ki bir Önceki rivayette Ümmü Benî Kebşe olarak geçer. Bk. Bennâ, age., 111/66.

[361] Bu sözün Rasûlullah'ın olduğu diğer rivayetlerde daha açık. Bk. Abdurrezzak, V/88; Humeydî, Müsned, 1/257; Ahmed b. Amr eş-Şeybânî, el-Âhâd ve'l-mesânî, 1/436.

[362] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/315-317.

[363] İbn Hacer, Fethu'l-Bari, KII/378.

[364] Abdurrezzak, V/86.

[365] Bu olayla ilgili geniş açıklama için bk. Müsned Trc. 95/965. hadisin açıklaması.

[366] Bennâ, age., 111/66-67.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/317.

[367] Sened:

Sahih: Müsned, III/145, H.no:12412; Benzer rivayetler için bk. m/134, H.no:12320; III/152, H.no:12476; II/230, H.no:13337; III/283, H.no:13953; Nesâî, Mesâcid, 2, H.no:687; Ebû DâvÛd, Salât, 12, H.no:449; îbn Mâce, Mesâcid, 2, H.no:739; Dârimî, Salât, 123, H.no:1415; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 1/259, H.no:752; el-Mu'cemü'l-evsat, VIII/222, H.no:8460\ el-Mu'cemu's-sağîr, 11/235, H.no: 1087.

[368] Bennâ, age., 111/67.

[369] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/318.

[370] Bk. Buharî, Salat, 62; îbn EbîŞeybe, 1/274; İbn Huzeyme, 11/281.

[371] İbn Hacer, Fethu'l-Bârİ, 1/539-540.

[372] Ebû Davûd, Salât, 12.

[373] Muhammed Hasan Şürrab, el-Medinelü'l-münevvere, 11/279,281; Muhammed es-Seyyid el-Vekil, el-Mescidü'n-Nebevî abre't-tarih, 91-100.

[374] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/318-319.

[375] Sened:

Sahih: Müsned, V/410, H.no:23377; Heysemî, senedindeki râvilerin sika sayıldıklarını belirtir. Bk. Mecma', 11/20.

Ensâr'dan biri olarak bahsedilen sahâbî Ebû Eyyûb el-Ensârî olabilir. Bir sonraki 347/1217. hadise bk.

Hadrâmî b. Lâhık et-Temîmî el-Yemâmî, İbn Hıbbân'in Sikât'ında yer alır. Ibn Adiy: "Hakkında bir beis görmüyorum" der. Yahya b. Ebû Kesîr'in hocasıdır. Nesâî ve Ebû Dâvûd birer, Ahmed b. Hanbel ise yedi rivayetini nakleder. Zehebî: "Sika sayıldı" derken, İbn Hacer: "Bir beis yok" der. Bk. Kâşif, Trc.no:l 139; Takrîb, Trc.no:1396.

Hadisin şâhidleri:

a-Ebû Eyyûb el-Ensârî'den (Radıyallahüanh) şahidi için bir sonraki 347/1217. hadise bk.

b-Ebû Ümâme'den (Radıyallahil anh) nakledilen rivayet:

(Ebû Müslim anlatıyor: Ebû Ümâme'nin (Radıyaltahü anh) yanma girdim, kendisi mescidde üzerindeki biti/böceği alıp çakılların içine gömüyordu.) Bk. 208/516. hadis (Müsned, V/263, H.no:22173; İbn Ebî Şeybe, Musannef, 11/145, H.no:7490-7491; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, VIII/266, H.no:8032; Beyhakî, Şuabü't-îmân, 111/14, H.no:2736).

c-Ebû Hüreyre'den (Radıyallahü anh) şahidi: (ı+i-üi j*_j.ı j iı) "Mescidde kendisi için bir bölüm/hücre ayırdı" lafzı ile nakledilen rivayetler:

Miisned'de ayrı ayrı İsnadlarla nakledilen rivayetlerde:

a-Zeyd b. Sâbit'ten Büsr b. Saîd, ondan (Salim) Ebu'n-Nadr (Ömer b. Ubeyduliah'ın mevlâsı), bu râviden Abdullah b. Saîd b. Ebû Hind nakleder. Bk. Müsned, V/187, H.no: 21525; V/186, H.no:21516 (Özetle); V/183, H.no:21486 (özetle); Buharı, Edeb, 75; Müslim, Müsâfırûn, 213; Ebû DâvÛd, Vitir, 11, H.no:1447; Taberânî, el-Mu'cemü'î-kebîr, V/I44, H.no:4895-4896.

b-Zeyd b. Sâbit'ten Büsr b. Saîd, ondan (Salim) Ebu'n-Nadr (Ömer b. Ubeyduliah'ın mevlâsı), bu râviden Mûsâ b. Ukbe nakleder. Bk. Müsned, V/182, H.no:21474 ; V/184, H.no:21495; Buhârî, Ezan, 81 (Ramazanda İtikafa girmesi için hasırdan bir oda yaptırdı); İ'tisâm, 3; Müslim, Müsâfirûn, 213-214; Nesâî, Kıyâmü'1-leyl, 1, H.no:1597; Tahâvî, Şerhu meâni'l-âsâr, 1/350.

Bu rivayetlerde özetle şunlar anlatılmaktadır: Rasûlullah mescidde hurma yaprağı liflerinden veya hasırdan bir odacık yaptı. Çıkıp orada (ramazan ayında teravih) namazı kılardı. Bazıları onun bu odacığını arayıp buldular ve onun kıldığı namazı kılabilmek için ona uydular. Ertesi gece yine gelip ona uydular. Rasûlullah onların bu davranışına hemen müdahale etmedi. Fakat bir gün ağırdan alarak namaza hemen durmadı. Rasûlullah'ı uyarmak isteyenlerin sesleri artmaya gürültü çoğalmaya başladı. Bazıları kapısına küçük taşlar atarak onu uyarmaya çalıştılar. Bunun üzerine Rasûlullah öfkeli bir şekilde onların yanına geldi ve: "Ey insanlar! Yaptıklarınızın hepsinden haberim var. Fakat bu namazın size farz kılınmasından endişe ediyordum. Namazlarınızı evlerinizde kılın. Çünkü farz namazların dışında insanlann en hayırlı namazı evlerinde kıldıkları namazlarıdır" buyurdu.

Zeyd b. Sâbİt'in bu rivayetleri sahihtir.

[390] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/323-324.

[391] Müslim, Kitabu't-Temyiz, 187, H.no; 55-56 (Thk. Muhammed Mustafa el-A"zamî); Heysemî, Mecma\ 11/20-21.

[392] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/325.

[393] Sened:

Sahih: Mü'sned, 11/540, H.no: 10909- Benzer rivayetler için bk. U/308, H.no:8066:rf, Cihâd, 79; Müj/im, Salâtü'l-îdeyn, 22; Nejdf, Salâtü'l-îdeyn, 35, H.no:1594. Ahmed b. Hanbel'in hocası Muhammed b. Mus'ab Ebû Abdullah el-Karkasânî hakkında Ahmed b. Hanbel ve çoğu âlimler iyi bir kanaate sahiptirler. Fakat talebesi Ahmed bazen karıştırdığını ifade eder.

[394] Bazı rivayetlerde kısa mızraklanyla ya da ve kısa mızraklanyla, şeklinde açıklama vardır. Bk. Ma'mer b. Râşid, Cami', X/465; Buhari, Cİhad, 81; Müslim, Iydeyn, 19-22.

[395] Bk. Bennâ, age., 111/72.

[396] İbn Hacer, Felhu'l-Bârİ, 11/444.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/325-326.

[397] Sened:

Sahih: Müsned, V/222, H.no:21833; Metin içindeki diğer rivayet: V/222, H.no:21834; Ziyâdenin verildiği rivayet-için bk. V/222, H.no:2I835; Benzer rivayet için bk. V/222-223, H.no:21836 (<*"f} 'j&S '^'} 4* «W j*> «Ilı J^ 'C>'Â 'd ^j)ziyâdesiyle; Buhârî, Salât, 68; Bed'Ü'I-halk, 6; Edeb, 91; Müslim, Fezâilü's-sahâbe, 151-152; Nesâî, Mesâcid, 24, H.no:714; Ebû Dâvûd, Edeb, 87, H.no:5013,

Berâ b. Âzib'den (RadıyallaM anh) şahidi:

Müsned, IV/286, H.no:18435; Benzer rivayetler için bk. IV/298, H.no:I8549; IV/301, H.nö:18584; IV/299,_H.no:18557; IV/302, H.no: 18595-18596; IV/303, H.no:18603; Buhârî, Bed'ü'1-halk, 6; Meğâzî, 31; Edeb, 91; Müslim, Fezâilü's-sahâbe, 153; Nesâî, es-Sünenü'l-kübrâ, V/80, H.no:8294-8295; Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, 11/49, H.no:1209; III/268, H.no: 3108; el-Mu'cemü's-sağîr, 1/90, H.no:119; 11/183, H.no:994.

Hz. Âişe'den (Radıyallahu anhâ) şahidi: Müslim, Fezâilü's-sahâbe. 157; Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, V/213, H.no:5117; el-Mu'cemü's-sağîr, 11/54, H.no:769.

[398] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/326-327.

[399] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/327.

[400] Sened:

Sahih: Müsned, VI/34, H.no:23942; Mükerrer için bk. 1/218, H.no:1884 (İbn Abbas'ın Müsned'inde nakleder); Benzer rivayetler için bk. VI/80, H.no:24394; VI/121, H.no:24776; VI/255, H.no:26056; VI/146, H.no:25009; VI/228, H.no:25793; VI/252, H.no:26027; VI/274, H.no:26228 (356/1226. hadis); VI/275, H.no:26231 (*în CJ);

BuM/f. Salât, 55; Cenâiz, 61, 96; Ehâdîsü'l-enbiyâ, 50; Meğâzî, 84; Libâs, 19; Müslim, Mesâcid, 19, 22; Nesâî, Mesâcid, 13, H.no:701; Cenâiz, 106, H:no:2044; Ebû Dâvûd, Salât, 22, H.no:477; Dârimî, Salât, 120, H.no:1410; İbn Hıbbân, VI/96, H.no:2327; VII/455, H.no:3182; Taberânî, el-Mu 'cemü'l-evsat, 11/25, H.no: 1113.

Ayrıca bk.355-35671225-1226. hadisler..

Hadisin şâhidleri:

a-Ebû HÜreyre'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Müsned, 11/285, H.no:7818; Benzer rivayetler için bk. 11/246, H.no:7352 H.no:8774; II/396, H.no:9ll8; II/453-454, H.no:98lI; II/284, H.no:78l3; II/518, H.no:l0663-10664; Mâlik, Kasr, 85 (Atâ'dan mürsel olarak);Buhârt, Saiât, 55; Müslim, Mesâcid, 20-21; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 72, H.no:3227; Nesâî,Cenâiz, 106, H.no:2045.

Ebü Hüreyre'den şöyle bir rivayet de nakledilir:

Ebu Ya’la, XII/33, H.no:6681; Heysemî, Ebû Ya'lâ tarafından nakledilen hadisin

senedinde İshak b. Ebû İsrail'in bulunduğunu, bu zât hakkında tenkidin varlığını, diğer

râvilerin ise sika olduklarını belirtir. Bk. Mecma', IV/2.

b-Cündeb b. Abdullah b. Süfyan'dan (Radıyallahü anh) şahidi:

Müslim, Mesâcid, 23.

c-Ebû Ubeyde'den (Radtyatlaha anh) şahidi:

Müsned, 1/195, H.no:1691; Benzer rivayetler için bk. 1/195, H.no:1694; 1/196, H.no: 1699; Mâlik, Câmî', 17 (Ömer b. Abdülaziz'den mürsel olarak); Heysemî, hadisin Ahmed b. Hanbel tarafından birçok isnadla nakledildiğini, iki isnadının muttasıl ve râvilerinin de sika olduklarını ifade eder. Aynca hadisi Ebû Ya'lâ*mn da naklettiğini belirtir. Bk. Mecma', V/325. Eserinin bir başka yerinde İse Bezzâr'a nisbet eder ve râvilerinin sika olduklarını söyler. Bk. age., 11/28.

d-Zeyd b. Sâbit'ten (Radıyallahü anh) şâhidİ:

Miünerf, V/184, H.no:21496-21497; V/186, H.no:21517; Hadisin senedinde yer alan Ukbe b. Abdurrahman, Buhâj-î tarafından mechûl, İbn Hıbbân tarafından sika sayılmıştır. Heysemî, hadisin Taberânî'nin Kebİr'inde nakledildiğini, senedindeki râvilerin sika oldukla-nnı belirtir. Bk. age., 11/27. Görüldüğü gibi Ahmed b. Hanbeİ'e değinmemiştir.

e-Üsâme b. Zeyd'den (Radıyallahü anhümâ) şahidi:

Müsned, V/203-204, H.no:2167l-21672; Heysemî, hadisin Taberânî'nin Kebir'înde nakledildiği, senedindeki râvilerin sika olduklarını belirtir. Bk. age., 11/27.

f-İbn Abbas'tan (Radıyallahü anhümâ) şâhİdİ:

Müsned, 1/337, H.no:3118; Benzer rivayetler için bk. 1/324, H.no:2986; 1/287, H.no: 2603; 1/229, H.no:2030; Tirmizî, Salât, 121, H.no:320 (Ebu Hureyre ve Âişe'den de nakledildiğini, İbn Abbas rivayetinin ise hasen olduğunu söyler); Nesâî, Cenâiz, 104, H.no:2041; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 78, H.no:3236; İbn Mâce, Cenâiz, 49, H.no:1575. g-lbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anh) şahidi:

Müsned, 1/405, H.no:3844; Benzer rivayetler için bk. 1/435, H.no:4143; 1/454, H.no:4342:

Müslim, Fiten, 131. Heysemî, hadisin Taberânî'nin Kebir'inde nakledildiğini, senedinin hasen olduğunu söyler. Bk. age., 11/27. Eserinin bir başka yerinde ise Bezzâr'ın iki isnadla naklettiğini, bunlardan birinde Âsim b. Behdele (Ebu'n-Necûd)'un bulunduğunu, bu râvinin sika olduğunu, fakat zafiyetinin de varlığını, diğer râvilerinin İse sahih hadis ricalinden olduklarını belirtir. Bk. age., VIII/13.

h-Hz. Ali'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Bezzâr, 11/216, H.no:605; Heysemî, hadisin Bezzâr tarafından nakledildiğini, senedinde meçhul olan Ebu'r-Rakkad'ın bulunduğunu, diğer râvilerinin ise sika sayıldıklarını söyler. Bk. age., 11/27-28.

ı-Ebû Saîd'den (Radıyaltahü anh) şahidi:

Heysemî, hadîsin Bezzâr tarafından nakledildiğini, senedinde zayıf oluşunda İcma bulunatvömer b. Subhan'ın bulunduğunu söyler. Bk. age., 11/28.

[401] Bennâ, age., 111/74.

[402] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/327-330.

[403] Sened:

Sahih: Müsned, VI/51, H.no:24133; Buharı, Salât, 48, 54.Hadisin şâhîdleri için bk. 354/1224. hadisin tahrici.

[404] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/330.

[405] Sened:

Sahih: Müsned, VI/274, H.no:26228; Daha geniş tahrici için bk.354/1224. hadis. Aynca kabirlere karşı namaz kilınmamasının gerekliliği ile Ügilİ Ebû Mersed el-Ganevî rivayeti için bk. 393/1263. hadis.

[406] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/330-331.

[407] Bennâ, age., 111/77-78.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/331.

[408] Sened:

Sahih: Müsned, III/123, H.no:12182; Benzer rivayetler için bk. III/211, H.no:13143:III/118, H.no:12117; III/244, H.no:13495; Buhârî, Salât, 48; Fezâilü'l-Medîne, 1; Manâkıbü'l-ensâr, 46; Müslim, Mesâcid, 9-10; Nesâî, Mesâcid, 12, H.no:700; Ebû Dâvûd, Salât, 12, H.no:453.

Bazı rivayetlerde sadece mescidin inşasından Önce koyun ağıllarında namaz kıldığı ifade edilir:

Müsned, IH/194, H.no:12952; ID7131, H.no:12275; Buhârî, Vudû', 66; Müslim, Mesâcid, 9-10; Timizi, Salât, 142, H.no:350. Şâhidleri için bk.395/1265. hadis.

[409] Ebû Avâne, 1/327.

[410] Ebû Avâne, 1/335; Beyhakî, 11/449.

[411] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/331-332.

[412] Sened:

Hasen: Müsned, IV/23, H.no:16245; Nesâî, Mesâcid, 11, H.no:699; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, VIII/398, H.no:8241.

Hadisin senedinde sadûk olan Mûsâ b. Dâvûd ve Muhammed b. Câbir bulunmaktadır. Nesâî'nin senedinde de mütâbîleri bulunmaktadır:.

Bennâ, hadisi Taberânî'nin Kebîr ve Evsat'ına da nisbet eder ve isnadının ceyyid olduğunu söyler. Osman b. Ebu'l-Âs'tan şu şahidi getirir:

(Ebû Dâvûd, Salât, 12, H.no:450; İbn Mâce, Mesâcid, 3, H.no:743). Buharı'nin başlıkta verdiği mevkuf rivayetleri de zikreder.

Bk. Bülûğu'l-emânî, İÜ/78.

[413] Rivayetteki zamir başka rivayetlerde su olarak açıklanmaktadır. Bk. Nesâi, es-Sünenü 'I-kübra, 1/258, H.no: 780; İbn Hibbân, III/405, IV/480, H.no:1602.

[414] îbn EbîŞeybe,V423, H.no:4870; Nesâi, es-Sünenü'l-kübra, 1/258, H.no: 780; İbn Hibbân, III/405, IV/480, H.no:1602.

[415] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/332-334.

[416] Sened:

Hasen: Müsned^ V/17, H.no:20060; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, ü/440. Sçnedi zayıfur. Çünkü senedinde "munkeru'l-hadis" olan lshak b. Sa'lebe ve mtldellis olan Bakıyye bulunmaktadır. Ayrıca Mekhul'Un Semüra'dan hadis İşitip işitmemesi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Ebû Davud'un rivayetinde mütâbii vardır. Bk. Salât, 13, H.no:456.

Hz. Âİşe'den şahidi için bir sonraki 360/1230. hadise bk.

[417] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/334.

[418] Sened:

Hasen: Müsned, VI/279, H.no:26264; Tirmizî, Cum'a, 64, H.no:594 (Urve'den mürsel bir rivayet daha verir ve bunun merfû rivayetten daha sahih olduğunu söyler); Ebû Dâvöd, Salât, 13, H.no:455; îbn Mâce, Mesâcid, 9, H.no:758-759; İbn Hıbbân, IV/513, H.no:1634; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 11/440.

Ahmed b. Hanbel'in hocası (Ebu'l-Hâris) Âmir b. Salih b. Abdullah b. Urve b. Zübeyr b. Avvâm (v.182/798) hakkında şunlar söylenmektedir:

Yahya b. Maîn: "O zayıf biridir. Yalancı biri idi. Hişâm b. Urve'den duyduğu her hadisi naklederdi. Ben de bu hadislerin hepsini ondan yazdım. O, yalancı, pis ve Allah'ın düşmanı biridir." der. Kendisine Ahmed b. Hanbel'in ondan hadis naklettiği bildirilince: "O deli mi ki?" cevabını verir. Ebû Dâvûd: "Ahmed b. Hanbel ondan üç hadis nakletti" der. Ahmed b. Hanbel de: "O sika biridir. Yalancı biri olmadı" demektedir. İbnii'l-Medînî bu zatın hadisini münker sayarken Ebû Hatim: "sâlihu'l-hadis" sıfatı ile tanıtır ve "Onda bir sakınca görmüyorum" der. Nesâî de sika biri olarak görmez. İbn Adiyy'in iddiası da şöyledir: "Hadislerinin umumu sikalardan çalıntıdır." Ezdî: "zâhibü'l-hadis" derken, İbn Hıbbân: "Sika râvilerden mevzu rivayetler nakleder" iddiasında bulunur. Dârekutnî ise durumu net bir şekilde belli olmayan birini ağır bir dille eleştirmesi sebebiyle Yahya b. Maîn'i eleştirir. Bk. İbn Hacer, Tehzîbii't-Tehzîb, V/62, Trc.no: 114. ibnHacerde Yahya b. Main'in tenkidde aşırı gittiğini söyleyerek kendisi onun "metrukü' 1-hadİs" biri olduğu kanaatine vanr. Bk. Takrîb, Trc.no:3096. Zehebî İse biraz önce verdiğimiz nakilleri özetler. Bk. Kâşif, Trc,no:2535. Râvi hakkında değerlendirme için bk. 118/988. hadis.

Hadisin senedi zayıftır. Ancak şahidi İle kuvvetlenir ve hasen li ğayrihî seviyesine çıkar. Semüra b. Cündüb'den şahidi için bir önceki 359/1229. hadise bk.

[419] Bu rivayette Süfyan hadisin sonunda yani kabileler diye açıklamıştır. Bk Tirmizî, Cuma, 64, H.no: 596.

[420] Azimâbâdî, Avnü'l-Ma'bûd, 11/89; Mübârekpûrî, Tuhfetü'l-ahveû, III/168.

[421] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/334-335.

[422] Sened:

Sahih: Miİsned, IV/44, H.no:16436; Diğer rivayet: IV/43, H.no:16433; İkinci tarik: III/174-175, H.no:12724; Benzer rivayetler için bk. IV/43, H.no:16431-16432; IV/43-44, H.no: 16433-16435; III/135, H.no:12325; V/449-450, H.no:23660-236663; 111/131, H.no:12269-12270; IH/423, H.no:15429-15430; V/449-450, H.no:23660-23663; Hadisi Enes, MahmÛd b. er-Rebî'den, O da Itbân b. Mâlik'ten nakletmektedir. Her üçü de sahâbîdir (Radıyt&ahü anhüm). Mâlik, Kasr, 86; Buhâri, Salât, 45-46; Ezan, 40,50,153, İ54; Teheccüd, 36; Meğâzî, 12; Et'ıme, 15; Rikâk, 6; tstitâbe, 9; Müslim, îmân, 54; Mesâcid, 33; Nesâî, îmâme, 10, 46, H.no: 786, 842; Sehv, 73, H.no:1325; İbn Mâce, Mesâcîd, 8, H.no:754; EbÛ Ya'lâ, 111/74, H.no:1505-1506; Şeybânî, III/473, H.no:1935; İbn Huzeyme, 11/232, H.no:1231; Taberânî, el-Mu'cemU'l-kebîr, XVIII/25, H.no:43; İbn Mende, 1/198-199, H.no;52; Hâkim, 1/246, H.no:247.

Enes b. Mâlik ile Itbân b. Mâlik arasında akrabalık olabilir:

a-Enes b. Mâlik b. Nadr b. Damdam b. Zeyd b. Haram b. Cündeb b. Âmir b. Ganm b. Adiy b. en-Neccâr el-Ensârî.

b-Itbân b. Mâlik b. Amr b. Aclân b. Zeyd b. Ganm en-Neccâr el-Ensârî es-Sâlimî.

Bu şecereye göre her ikisi de Peygamber efendimizin dayıları olan Neccaroğulları sü Meşindendirler. Itbân b. Mâlik Medine'deki İslâm kardeşliği tesisinde Hz. Ömer'le kardeş yapılmıştı. Muâviye zamanında vefat etmiştir.

Ayrıca bk. 69/111. hadis. 410/1280 ve 362/1232. hadislerle karşılaştırınız.

[423] Başka rivayette: Babam Şam bölgesine gitmek için yola çıktı, şeklinde geçmektedir. (Bk. Ebû Bekir eş-Şeybânî, el-Âhâd ve'l-mesânî, ID7474) Ayrıca yukarıdaki rivayetin devamında Medine'ye dönme hadisesi anlatıldığı için bu şekilde terceme edildi.

[424] Nakleden Mahmud b. Rabî'dir. (Bk. Ebû Bekir eş-Şeybânî> age., III/474; Bu hadisin Mahmud b. Rabi'den gelen benzerleri İçin bk. Ahmed b. Hanbel, IV/44, V/449, 450; Buhari, Salat, 46, Teheccud, 36; Müslim, Mesacid, 263,265)

[425] Bu sahabinin gelememe nedeni sadece âmâ olması değildir. Aşırı yağan yağmurlar sebebiyle bu kişinin evi ile kendisini mescide getiren kavmi arasındaki vadiyi sel almasıdır. (Bk. Buhari, Salat, 46, Teheccüd, 36; Müslim, Mesacid, 263,265)

[426] Buhari, Salat, 46, Teheccüd, 36; Müslim, Mesacid, 263,265.

[427] Bu yemeğin Hatfr ya da Hatfra olduğu diğer rivayetlerden anlaşılmaktadır. (Bk. Ahmed b. Hanbel, IV/44, V/449,450; Bahan, Salat, 46, Teheccüd, 36; Müslim, Mesacid, 263,265)

Hazİra yemeği etleri küçük küçük doğrayıp su ilave ederek pişirmek ve

üzerine un serpmek ile olur. Eğer et olmazsa ona Asîde yani un çorbası denir. (Bk. İbnü'i-Esîr, Nihâye, U/28; tbn Hacer, Fethu'l-Bârî, IX/543).

[428] Yâni İslâm'daki kolaylık ve müsamahaya (Bennâ, age., 111/81)

[429] Ateşin haram kılınması; ebedi olarak İçinde kalmaması ve günahı kadar azap gördükten sonra çıkması, şeklinde anlaşılır. Tevhid inancında olan kişi erken ya da geç de olsa cennete mutlaka girecektir. (Bk. Bennâ, age., IH/81)

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/335-338.

[430] Sened:

Sahih: Müsned, m/291, H.no:14033; Mükerrer rivayet için bk. IH/184-185, H.no:12852; III/130-131, H.no: 12269-12270; Buhârî, Ezan, 41; Ebû Dâvûd, Salât, 91, H.no:657; Bazı rivayetlerde senedde Enes b. Sîrîn'in ismi yanlışlıkla Enes b. Süleym olarak yazılmıştır.

Hadis metninde geçen ensardan İrice olan zatın Itbân b. Mâlik olma ihtimâli kuvvetlidir.

Ayrıca bir önceki 361/1231. hadise bk. 361/1231 ve410/1280. hadislerle karşılaştırınız.

[431] Mübârekpûrî, Tuhfetü 'l-ahvezî, 11/250.

[432] Bu kişi Abdülhamid b. Münzir b. el-CârÛd el-Basrî'dir. Bk. İbn Hacer, Fethu 'l-Bârt, D7158.

[433] Enes isminin açıkça geçtiği rivayet İçin bk. İbn Hıbbân, V/426.

[434] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/338-339.

[435] Bennâ, age., 111/82.

[436] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/339-340.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam