METÂLİB UL-ALİYE > ZEKAT, ORUÇ

 

islam

help 2.19.1.3 003 previous next


Cenaze Namazında Ölülerin Dizimi

Defin

Kabre Toprak Atmak

Kabirlerin Düzleştirilmesi

Ağıtçı Kadınları Evden Dışarı Çıkarmak Ve Ağıttan Menetmek

Ölü İçin Ağlamaya Ruhsat Verilmesi

Kabirleri Ziyaret Adabı

Tek Mezara Birden Fazla Ölü Defnetmek

Ani Ölümü Arzu Etmemek

Cuma Günü Ölmenin Fazileti

Şehidin Öldürüldüğü Yere Defnedilmesi

Yatağında Ölenin Fazileti

ZEKÂT KİTABI

Zekâtın Fazileti

Hayvanların Zekâtı

Zekât Miktarları

Üzerinden Bir Yıl Geçmeyen Mallarda Zekât Yoktur

Atlar Ve Kölelerden Zekât Hakkının Düşmesi

Borç Alınan Mallarda Zekâtın Olmayışı

Zekât Devesinin Diz Bağını Almak

Zekât Mallarının En Değerlisini Almaktan Ve Zekât Hakkı Konusunda Haddi Aşmaktan Men

Zekât Memurunu Memnun Etmeye Dair Emir ve "Zekâtını Veren Onu Verdiğinde Sorumluluktan Kurtulur. Ondan Sonra Günah, Onu Almayanadır" Açıklaması

Zekâtı Vermede Acele Davranmanın Cevazı

Zekât Konusunda Malın (Parasal) Değerini Almanın Caiz Oluşu

Hâşim Oğulları ve Mevlalarına (Azatlılarına) Zekât Mallarının Haram Oluşu

Zekâtı Alınan Tarım Ürünleri

Ticaret Mallarının Zekâtı

Zinet Eşyasının Zekâtı

Devlet Başkanının Zekât Malına Tenezzül Etmemesi

Meyve Miktarlarının Tahminle Belirlenmesi

Fakirlerden Kaçarak Gece Ürün Toplamaktan Men

Öncelikle Aile Fertlerinin Nafakasını Sağlamak

Rızkı Helal Yollardan Aramak

İhtiyaç Sahibi Olmayana Dilenme Yasağı

Malda Zekât Dışında da Hak Olduğunu Söyleyen Görüş

Dilenmekten Men

Dilenmekten Sakındırmak Ve Vermenin (Bağış Yapmanın) Fazileti

Sâ'ın Miktarı

Zekâtı Bütün Sınıflara Teşmil Etmek

Zekât Vermeye Teşvik

Tasadduk Ederken Başkasından Yardım İstememenin Müstehap Oluşu

Zekât Develerini Binit Hayvanı Olarak Kullanmak

Fıtır Sadakası

Mal Biriktirmekten Sakındırmak

Sadaka Vermeye Teşvik ve Sadakanın Fazileti

Sadakanın Fazileti

Sadaka Sevabının Ölüye Ulaşması

İyilik Yapmaya ve Muhtaca Yardım Etmeğe Teşvik

Cimriliğin Yerilmesi

Sözünde Durmak

Misafirin Ev Sahibine Güçlük Çıkarmaktan Menine Dair

ORUÇ KİTABI

Ayın 29 Gün Çektiğine Dair

Hilâli Görünce Oruç Tutulması

Ramazan'dan Bir Ya Da İki Gün Önce Oruç Tutmanın Yasak Oluşu

Oruç Veya Ramazan Gecesi Hilâli Gözetlemek İçin Akşam Namazının Geciktirilmesi

Birbirini Takip Eden İki Ayırf Aynı Zamanda Tam (30 gün) Olmayacağına Dair

Hilalin Doğduğu Geceye Ait Olduğunun Alameti/Belirtisine Dair

Hilali Görünce Söylenecek Söz

Oruca Başlarken Ve Orucu Bırakırken (İftar İçin) Bedevinin Şahitliğinin Kabulüne Dair

Orucun Faziletine Dair

Ramazan Ayının Faziletine Dair

Nafile Oruca Değil De Yalnız Farz Oruca Niyet Edecek Kişinin Geceden Niyet Etmesinin Şart Oluşu

Oruçlu İken Sakınılacak Şeyler

Orucu Sadece Yiyecek Ve İçeceğin Bozacağını Söyleyenler

Kuru Hurma, Yaş Hurma Veya Ateş Değmemiş Bir Yiyecekle İftar Etmenin Sünnet

İftarda Acele Etmenin Sünnet Oluşu Ve Aralıksız Oruç Tutmanın (Visal) Yasaklanışı

Ramazan Orucunun Aralıklı Olarak Kaza Edilmesine Ruhsat Verilmesi

Sürme Oruçlunun Orucunu Bozmaz

Oruçlunun Kan Aldırması

Bilerek Cinsel İlişkide Bulunan veya Orucunu Bozan Kimsenin Ne Yapacağına Dair

Yolculukta Oruç Bozmaya Ruhsat Verilmesi Ve Oruç Tutanın Orucunun Sahih Olması

Yaşlılarla Emzikli Ve Hamile Kadınlara Oruç Tutmama Konusunda Ruhsat Verilmesi

Ömür Boyu Oruç Tutmaktan Ve Belli Bir Gün Veya Ayı Oruca Ayırmaktan Mene Dair

Sahur

Öpmek Ve Benzeri Davranışların Mekruh Oluşu Ve Bu Konuda Ruhsat Verilen (Sürme Çekme Ve Misvak Kullanma Gibi) Davranışlar

İftarda Yapılan Duanın Müstecap Oluşu Ve Oruçlunun İftar Zamanı Yapacağı Dua

Unutarak Yiyen Kimsenin Orucunun Bozulmayacağına Dair

Aşure Günü Orucu

Şaban Ve Şevval Ayları Oruçları

Arefe Günü Orucunun Fazileti

Ramazan (Fıtır) Ve Kurban Bayramları Günü Oruç Tutmaktan Mene Dair

Teşrik Günleri Oruç Tutmaktan Mene Dair

Cuma Günü Oruç Tutmaktan Mene Dair

Bir Gün Oruç Tutup Bir Gün İftar Etmek ve Her Ayın Üç Günü Oruç Tutmak

Zikri Geçen Üç Günün Belirlenmesi

Kadir Gecesi

İtikâf

Cenaze Namazında Ölülerin Dizimi


769. Mûsâ b. Talha demiştir ki: Hz. Osman ile beraber bazı erkek ve kadınlara cenaze namazı kıldım. Erkek ölüleri kendi tarafına, kadın ölüleri ise kıble tarafına yerleştirdi. Sonra dört tekbir aldı. (Müsedded) [1]

770. Bekr el-Müzenî'nin bildirdiğine göre Sahabe'den bir zât, erkek ölüleri kadın ölülerin arkasına, kadınları da kendi tarafına yerleştirdiği nakledilmiştir. (İbn Ebî Ömer) [2]

771. Hasan b. Ali demiştir ki: Resûhıllah'ı (sallallahu aleyhi veseîlem) şöyle buyururken işittim: "Cenaze hazır olur da emir/devlet başkanı gelirse, onun namazını kıldırmaya en layık kişi devlet başkanıdır.[3] (İbn Ebî Ömer)

772. îmran b. Husayn'm bildirdiğine göre Resûmllah (sallallahu aleyhi vesellem), falan kimsenin annesinin cenaze namazını, kadın loğusa haldeyken kıldı. Naisazda cenazenin göbek hizasına (ortasına) durdu. (Ahmed b. Menî')

Ravileri güvenilir olmakla birlikte hadis illetlidir. Bu senetle mahfuz olan rivayet ise Ebû Büreyde yoluyla Semure'den nakledilen hadistir. İmran'dan değil. Semure'nin hadisi Sahih'te geçmektedir.[4]



Defin


773. Ebû Zer demiştir ki: Bir zat Beytullah'ı tavaf ediyor, duasında "eyvah, eyvah!" diyordu. Yine bir gece dışarı çıktığımda Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) o adamı kandil ışığında defnettiğini gördüm.[5] (Ebü Ya'lâ).

774. Yezîd b. e. Habîb'in, Resûlullah'm (sallalbhualeyhivesellem) ashabından bir zâttan bildirdiğine göre Peygamber (saüallahu aleyhi vesellem) bir ölünün defin işleminde hazır bulundu ve: "Arkadaşınıza ağırlık yapmayın!" buyurdu. Süfyan demiştir ki: Yani, kabir toprağı dışında toprak atılmaz. Bir başka rivayette: "Arkadaşınızın yükünü hafifletin!" buyurmuştur. Süfyan bunu "Yani, kabrin toprağını" diye açıklamıştır. (İbn Ebî Ömer) [6]

775. İbn Ömer demiştir ki: (Babam Hz.) Ömer bana şöyle vasiyet etti: "Beni lahdime/kabrime yerleştirdiğinde yanağımı yere değdir ki, tenimle toprak arasında bir şey olmasın." (Ahmed b. Menî') [7]

776. Ahmed b. Hanbel, K. ez-Zühd'de şöyle demiştir: Bize Hârûn; Damre'den, o da Abdülhakîm b. Süleyman'dan şu sözünü nakletti: Kırıp geçiren veba salgını yaşandığında, Beşîr b. Ka'b kendisi için bir mezar kazdı ve orada bütün Kur'ân'ı okuyup hatmetti. Ölünce de oraya defnedildi.

777. Mutarrif in naklettiğine göre Kays b. Âsim, oğullarına şöyle vasiyet etmiştir: "Beni Bekr b. Vâil'in göremeyeceği bir yere defnedin. Çünkü Câhiliye döneminde ben ona düşmanlık yapardım." (Müsedded) [8]

778. el-Hasan (el-Basrî), Kays b. Âsim'dan, onun şöyle vasiyet ettiğini nakletmiştir.... Hadiste şu sözler geçmiştir: "Beni hiç kimsenin bilmediği bir yala gömünüz. Çünkü Câhiliye döneminde Bekr b. Vâil ile aramda kavgalar (yaralamalar) olmuştu. İslam döneminde sizi de aynı kavgalara sürüklemeleri ve size dinde fitne vermelerinden endişe ediyorum." (Ebü Ya'lâ) [9]

779. Yezîd b. el-Esam demiştir ki: "Meymûne öldüğünde -ki teyzesidir-ridamı/entarimi alıp lahdine serdim. Ama İbn Abbâs onu kaldırıp attı." (Müsedded) [10]

780. Cerîr'in bildirdiğine göre Hz. Peygamber (salbllahu aleyhi veseHem): "Lahit kazınız, çukur kazmayınız" buyurmuştur. (Ebû Dâvud et-Tayalisî) [11]

781. Ebu's-Sıddîk demiştir ki: Enes, ölüyü kabre indirdiğinde şöyle dua ederdi: "Allahım! Toprağı onun böğürlerinden uzak tut ve mezarını ona ferah (geniş) eyle! [12] (el-Hâlis)

782. Osman b. Semah demiştir ki: Kardeşimin oğlu Semure b. Cündüb dedi ki: Semure'nin yürümeye başlamış bir oğlu öldü. Derken ağlama sesi işitti ve: "Niçin bu ağlama?" diye sordu, "Falan kimse için" dediler. Onları ağlamaktan menetti ve hemen bir leğen veya büyük bir kap istedi. Ellerini yıkadı. Sonra onu önünde kefenledi. Sonra bir azatlılarına şu talimatı verdi: "Ey falan, mezarına git ve onu kabre indirdiğinde: Allah'm adıyla ve Resûlullah'ın dini üzere defnediyorum (Bismillah ve ala milleti Resülillah) de. Sonra baş ve ayak bağlarını çöz ve Allahım! Bizi sevabından mahrum eyleme ve onun ardından dalalete düşürme! diye dua et!" (el-Hâris) [13]


Kabre Toprak Atmak


Daha önce geçti. [14]


Kabirlerin Düzleştirilmesi


Bu konu hakkındaki Hz. Ali hadisi, Alışveriş bahsinde gelecektir.


Ağıtçı Kadınları Evden Dışarı Çıkarmak Ve Ağıttan Menetmek


783. Saîd b. el-Müseyyeb demiştir ki: Hz. Ebû Bekir öldüğünde kendisi için ağlanınca Hz. Ömer: "Allah Resulü {sallalkhu aleyhi vesellem): Muhakkak ki Ölü dirinin ağlaması sebebiyle azap görür buyurdu" dedi. İnsanlar ağlamaktan vazgeçmeyince Hz. Ömer, Hişâm b. el-Velîd'e: "Kalk şu kadınları dışarı çikarî" dedi. Hz. Âişe: "Asıl ben seni çıkarırım" dedi. Ömer (Hişam'a): "İçeri gir. Ben sana izin verdim" dedi. O da girdi. Bunun üzerine Âişe: "Evladım sen beni dışarı mı çıkaracaksın?" deyince, "Sana (içerde kalman için) izin verdim" dedi. Sonra kırbaçla vurarak teker teker kadınları çıkardı. Son olarak Ümmü Ferve çıktı. Böylece hepsini dağıttı. Veya "ağıtçı kadınları dağıttı" dedi (İshâk) [15]

Ben derim ki: Hadisin [16] nıerfû kısmı Küîüb-i Sitte'âe geçmektedir. Ahmed b. Hanbel de kıssanın tamamını değil, özellikle merfû kısmını bu senetle Abdürrezzak'tan nakletmiştir. Buhârî, kıssaya muallak olarak işaret etmiştir.[17]

784. Enes, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu bildirmiştir:

785. Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre, Abdullah b. Ebî Bekir vefat edince onun için ağlanmıştı. Sonra Ebû Bekir erkeklerin yanına giderek şöyle demiştir: Ben o kadınların yaptıkları sebebiyle sizden özür diliyorum. Onlar henüz Câhiliye döneminden çıktılar. Ben Allah Resûlü'nü (saMahu aleyhi vesellem): "Kuşkusuz ki dirinin ağlamasından ötürü ölünün üzerine kaynar su serpilir" buyururken işittim. (Ebû Ya'lâ) [18]

786. Ebû Bekir el-Hüzelî demiştir ki: el-Hasan (el-Basrî)'ye: "Muhacir kadınlar da günümüzde yapılanları yaparlar mıydı?" diye sordum. Şöyle cevapladı: "Hayır. Burada yüzleri tırmalama, cepleri parçalama, saçları yolma âdetleri ve şeytanın sesleri vardır. Biri bu nimet sırasında, diğeri şu bela karşısında icra edilen iki çirkin ve pis ses vardır. Allah müminlerden bahsederken "Onların mallarında dilenci ve yoksulun belirli bir hakkı vardır [19] buyurmuştur. Siz ise mallarınızdan nimet anında şarkıcıya, musibet/ölüm anında da ağıtçıya belirli bir pay ayırdınız. Kişi öldüğü zaman borçludur. Yanında emanet vardır. Vasiyet etmiştir. Sonra şeytan onun ailesine gelerek şöyle der: "Vallahi onun terekesini dağıtmayın, emanetini sahibine vermeyin, borcunu ödemeyin, vasiyetini yerine getirmeyin. Önce benim hakkımı ödeyin. Yeni elbiseler satın alın. Sonra bunlar parçalansın. Sonra onları beyaz olarak getirin. Sonra boyansm. Sonra evinde onun için çadırlar kurulsun. Sonra kiralık bir cariye getirin, bütün hüzün türleriyle ağlasın, sizin dirhemlerinize karşılık sesini satsın" Kim böyle bir cariyeyi davet ederse, onun için belli bir ücret karşılığı ağlar. Böylece evlerinde dirileri eğlendirirken kabirlerinde ölülere eziyet eder. İnsanlar cariyeye verdikleri ücretle ölülerini alacakları ecirden mahrum ederler. Sonra ağıtçı ne söyleyebilir ki? Ancak şunu der: "Ey insanlar! Ben size, Allah'ın yasakladıklarını emrediyorum. İyi belleyin ki Allah size sabrı emretmiştir. Ben ise sizi sabretmekten men ediyorum. Allah sizi feryadı figan etmekten menetmiştir. Ben ise size feryadı figan etmenizi emrediyorum. Sonra "Onun hakkını iyi belleyin" diye tembihlenir. Bu yüzden onun için içecek soğutulur. Üzerine elbise giydirilip hayvanlar üzerinde taşınır. Unutmayın ki, bizler Allah'tan gelmişiz, yine ona döneceğiz. Böyle âdetleri bulunan bir ümmette yaşayacağım aklıma gelmezdi.! (el-Hârİs) [20]

787. Câbir'in bildirdiğine göre Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem): "Saçım kökten kazıyan, ağıt yakıp ağlayan ve elbiselerini parçalayan bizden değildir" buyurmuştur. (Müsedded ve Ebû Ya'lâ) [21]

788. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Peygamber (sdkllahu aleyhi): "Ağıtçı kadınların üzerinde katrandan gömlekler olacaktır" buyurmuştur [22] (Ebû Ya'lâ)

789. Mücâhid bildiriyor: Bir cenazede İbn Ömer'le beraberdim. Ağıt sesi duydu ve ağıtçı kadını menetmeye çalıştı. Kadın hiç aldırmayınca, bana "Mücahidi Biz ecir istiyoruz. Bu kadın ise günah istiyor" dedi. (Ebû Ya'lâ) [23]

790. Ebû Hureyre naklediyor: Ben, Resûlullah'ı (salMahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Tövbe etmeden ölen her ağıtçı kadına, kıyamet günü Allah ateşten gömlek giydirir ve öylece insanların huzuruna çıkarır.[24] (Ebû Ya'lâ)



Ölü İçin Ağlamaya Ruhsat Verilmesi


791. Sa'd b. Ebî Vakkâs anlatıyor: O gün Allah Resulü (sallallahualeyhiveseliem) dizlerinden tuttu. Derken bir melek içeri girdi, ama oturacak yer bulamadı. Ona yer açtım. Ümmü Sa'd (b. Muâz) ise aşağıdaki beyitleri söyleyerek onun için ağlıyordu/ağıt yakıyordu:

Yazık oldu Ummü oa da, O Sa a kî şan gönret sahibiydi. Güçlü iai, şerefliydi, ihtiyaç gören atılgan biriydi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sallalfehu aleyhi vesellem): "Ümmü Sa'd hariç, bütün ağıtçı kadınlar yalan söyler" buyurdu.[25] (Ishâk)

792. Câbir bildiriyor; ResûluUah (saMahu aleyhi vesellem) Abdurrahman b. Avf m elinden tuttu.....(Hadisin devamını zikretti) Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi

vesellem) oğlu İbrahim'in vefat olayıyla ilgili olan hadiste ResûluUah (sallaBahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Bu sadece merhamet duygusunun bîr eseridir. (Bilin ki) Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Ey ibrahim! Eğer bu hak emir, gerçek vaat ve geçilecek yol olmasaydı, geride kalanımız, önden gidenimize katılacak olmasaydı, elbette senin için bundan çok daha fazla üzülürdük. Muhakkak ki bizler, senin için hüzünlenmekteyİz. Göz ağlar, kalp hüzünlenir, ama asla Rabbi öfkelendirecek söz söylemeyiz."

(Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [26]

793. Ubeyduİlah b. Mûsâ, İbn Ebî Leylâ'dan hadisin aynısını nakletmiştir. (Abd b. Humeyd) Bu hadisin aslı Tirmizî'de geçmektedir. Demiştir ki: "Hadis hakkında bundan daha fazla tenkit vardır." Burada zikrettiklerimize işaret etmiştir. Ebû Dâvûd et-Tayâlisî de bunu Ebû Avâne kanalıyla İbn Ebî Leylâ'dan "Şüphesiz bu rahmettir" kavline kadar tahrîc etmiştir. Onlara muhalefet eden Ebu'l-Muğîre ile en-Nadr b. İsmaîl ise îbn e. Leylâ kanalıyla Atâ'dan, o da Câbir'den, o da Abdurrahman b. Avftan rivayet etmiştir. Eğer her iki tarik te mahfuz kabul edilirse bu durumda Câbİr'in bu hadisi, kâh kendisi, ksm ta Abdurrahman b. Avf m ismini vererek bildirdiği anlaşılmaktadır.

794. Abdurrahman b. Avf demiştir ki: Peygamber (saMahu aleyhi vesellem) elimden tuttu ve beni hurmalıklara soktu.... (Hadisin devamını uzun ve parça parça zikretmiştir). (Ahmed b. Menî' ve Ebû Ya'lâ)

İbn Ebî Leylâ, hafızası zayıf biridir. Hadisteki söz konusu ızdırap/çelişki bu zâttan kaynaklanmaktadır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

795. Ebû Abdurrahman demiştir ki: Ebû Hureyre'den işittiğime göre

Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: Ağıt yakılmaksızm ölü için ağlamanın caiz olduğuna dair hadisi zikretmiştir. Hadisin tamamı Zühd bölümünde gelecektir. (Abd b. Humeyd)

796. Şa'bî'nin, Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından naklettiğine göre Allah Resulü (saUallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: Kalp ya da gözdeki hüzün, merhamet duygusundan başka bir şey değildir. Feryadı figan ya da dövünme ise şeytandandır. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [27]

797. Ebû Seleme'nin bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Muâviye oğullarından hasta bir zâtı ziyaret etti. Ölümünün yaklaşmış olduğunu gördü. Kadınları onun için ağlıyorlar, erkekler de kadınları bundan men ediyorlardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Şimdilik onları rahat bırak! Ama ölüm vaki olduğunda, sakın hiçbir ağıtçının sesini duymayayım" buyurdu. (Müsedded) [28]

798. Hacib b. Ömer, Bekr b. Abdullah el-Müzenî'nin rahatsızlığından bahsederek şöyle demiştir: Ben ve Hakem onu ziyarete gittik. Aramızda, ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı ölünün azap göreceği(ne dair hadis-i şerifi)ni konuştuk. Bunun üzerine Bekr b. Abdullah şöyle dedi: Ebû Hureyre, Resûlullah'm (sallallahu aleyhi veseüem) ashabından bir zata şöyle dedi: "Bir adam Allah yolunda savaşmak üzere yola çıkar ve yeryüzünün bölgelerinden herhangi bir bölgede şehit düşer de sonra cahil ve ahmak bir kadının onun için ağlaması sebebiyle hiç azaba duçar olur mu?" O zat ise Ebû Hureyre'ye: "Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) doğru söyledi. Ebû Hureyre saçmaladı!" diye karşılık verdi. (İbn Ebî Ömer).

799. Hâcib demiştir ki: el-Hakem b. el-A'rac ile birlikte Bekr b. Abdullah'ın yanma girdim. Aramızda ölü dirinin ağlaması sebebiyle azap görür diye konuştuk. Bunun üzerine Bekr bize şunu anlattı: Bize Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından bir adam şöyle nakletti.. Ebû Hureyre bu konuda ona muhalefet ederdi ve dedi. Hadisin sonunda saçmaladı (etafe)" yerine "yalan söyledi" ifadesi yer almıştır.[29] {Ebû Ya'lâ)



Kabirleri Ziyaret Adabı


800. Muhammed b. Yahya b. Habban'ın naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Ben size üç şeyi yasaklamıştım. Şimdi onlar konusunda size izin verdim. Şıra yapmanızı yasaklamıştım. Şıra yapabilirsiniz. (Ama bilin ki) Her sarhoşluk verici içecek, haramdır. Kurban etlerini üç günden fazla saklamanızı yasaklamıştım. Saklayabilirsiniz. Son o/arak kabirleri ziyaret et/nenizi yasaklamıştım. Ziyaret edebilirsiniz; ama çirkin söz söylemeyin, " (el-Hâlİs) [30]

801. İbn Mes'ud şöyle nakletmiştir: Bizler Ebtah'da Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber otururken birden Allah Resulü (saMlahu aleyhi veseUem) sevinçle kalkarak kabristana gitti ve orada bir kabrin yanma oturdu. Sonra üzgün bir halde dönüp yanımıza oturdu. Biz: "Ya Resûlallah! Az evvel bizim yanımızdan sevinçli olarak kalktın ve şimdi üzgün olarak döndün" dedik. "Rabbimden Amine'nin kabrini ziyaret etmem için izin istedim.. Bana izin verdi -veya "bana ruhsat verdi" dedi-. Sonra ona şefaat etmek için gittiğimde engellendim" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [31]

802. Abdullah b. Sercis ve Ebû Seleme b. Abdurrahman'ın bildirdiklerine göre onlar, Ebû Hureyre'yi şöyle söylerken işitmişler: "Kabir üzerine oturmaktansa bir kor üzerine oturmayı ve korun etimin altına geçip içime kadar ulaşmasını yeğlerim" [32] Osman b. Hakîm demiştir ki: Sonra Hârice b. Zeyd'i kabristanda gördüm ve ona tunu anlattım. Hemen beni bir kabrin üzerine oturttu ve: "Bu, sadece onun üzerine pisleyen için söz konusudur" dedi. (Müsedded) [33]

803. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim bir kabrin üzerine oturup büyük abdest ya da küçük abdest bozarsa, sanki bir kor/ateş parçasının üzerine oturmuş gibi olur" buyurmuştur.

(Ahmed b. Menî1) [34]

804. Ebû Saîd: "Allah'ın Peygamber'i (sallallahu aleyhi vesellem) kabirler üzerine oturulmasını veya kabirler üzerinde namaz kılınmasını yasakladı" demiştir. (Ebû Ya'lâ)



Tek Mezara Birden Fazla Ölü Defnetmek


805. Cemile binti Sa'd b. er-Rabî' demiştir ki: "Babam ve amcam Uhud savaşında öldürüldüler ve bir mezara defnedildiler. Miraslarından hiç bir şey görmedim. Hepsini müttefikler aldı."

Ben derim ki: Câbir (el-Cu'fî) zayıftır. Rivayet edildiğine göre Cemîle'nin amcası babasının mal varlığını almıştı. Ama annesinin talebi üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi veseUem) onu bundan menetti ve mirasın yarısını ona vermesini emretti. Bu, Taberî'nin Nisa sûresinin tefsirinde zikrettiği uzunca hikayenin bir parçasıdır.[35] (İshâk)



Ani Ölümü Arzu Etmemek


806. Enes'in bildirdiğine göre bir adam Hz. Peygamber'in (saUaMnı aleyhi veselkm) yanında kalıyordu. Sonra öldü. Hemen Resûlullah'a (sallallahu aleyhi veseliem) öldüğü haber verildi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Biraz evvel yanımızda olan adam mı?" diye sordu. "Evet" deyince "Ruhu öfkeyle alınmışa benziyor" buyurdu. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî, Müsedded ve Ebû Ya'lâ)

807. Abdullah b. Amr'ın bildirdiğine göre Nebî (sallallahu aleyhi veseUem): "Ölüm, müminin hediyesidir1' buyurmuştur. (Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ) [36]



Cuma Günü Ölmenin Fazileti


808. Enes b. Mâlik'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): 'Cuma günü ölen, kabir azabından korunur" buyurmuştur. (Ebû Ya'iâ} [37]


Şehidin Öldürüldüğü Yere Defnedilmesi


Abdullah b. Muayye es-Suvâ'î'nin rivayetine göre Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından olan iki adam Benî Salim kapısında öldürüldüler. Bu durum Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) bildirilince onların öldürüldükleri yere defnedilmelerini emretti. Bunun üzerine katledildikleri yere taşındılar. Benî Hilâl'de bir kabristana rastlandı ve oraya gömüldüler. (İbn Ebî Ömer)



Yatağında Ölenin Fazileti


Abdullah b. Amr b. el-Âs'm rivayetine göre Allah'ın Resulü (saMahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz yüce Allah, sizden birinizin malının iyisine karşı gösterdiği cimrilikten daha da fazla olarak mümin kulunun kanına cimridir (dökülmesini istemez), nihayet onu(n ruhunu) yatağında kabzeder." (el-Hâris)



ZEKÂT KİTABI


Zekâtın Fazileti


Konuyla ilgili Ebû Zer hadisi, Peygamberlerin (aleyhimusselâm) Hadisleri bölümünün başında gelecektir.


Hayvanların Zekâtı


809. Hammad b. Seleme demiştir ki: Bu, Allah Resûlü'nün {saMahu aleyhi vesellem) Amr b. Hazm'a yazdığı, deve ve davarların zekât oranlarına dair mektubudur: "Davarlarda sayı 40'a ulaşırsa, I20'ye kadar zekât olarak bir koyun verilir. I20'yi geçince, 200'ye kadar iki koyun verilir. 200'ü geçince, 300'e kadar üç koyun verilir. Eğer 300'ü geçerse, bundan fazlası için her yüz koyu/ula bir koyun verilir.

25 devede bir binti mehaz, (bir yaşını tamamlamış dişi deve), eğer binti mehaz, yoksa, bir ibn lebûn (İki yaşını tamamlamış erkek deve yavrusu) verilir. Develerin sayısı 36'ya ulaşırsa, (45 deveye kadar) bir binti lebûn (iki yaşını doldurmuş dişi deve) gerekir. Sayılan 46 deveye ulaşırsa, 60 deveye kadar bir hukka (üç yaşını doldurmuş dişi deve), sonra 75 deveye kadar bir ceza'a (dört yaşını tamamlamış dişi deve), sonra 90 deveye kadar iki binti lebûn verilir. Bundan fazla olursa, 120 deveye kadar İki hukka verilir. Eğer develerin sayısı daha da fazla olursa, o zaman zekât oranlarının başına dön. Yani 120'ye kadar her beş deve için bir koyun verilir. Eğer daha fazla olursa, her elli devede bir hukka verilir."

Hammad demiştir ki: Bize bunu Kays b. Sa'd, Ebû Bekir b. Amr b. Hazm'dan naklen bildirdi. (Ishâk) [38]

810. Hammad b. Zeyd demiştir ki: Eyyûb, Abdurrahman b. es-Serrâc ve Ubeyduİlah b. Ömer'den işittim. Hepsi de Nâfı'nin, Hz. Ömer'in şu mektubunu okuduğunu söylüyorlardı: "Sayılan beşin altında olan develerde (zekât olarak) bir şey gerekmez....." Mektup, Ebû Bekir'in Enes'e yazdığı mektubun benzeridir. (Ebû Ya'lâ) [39]



Zekât Miktarları


811. Amr b. Şuayb'ın babasından, onun da dedesinden naklettiğine göre Peygamber (sallaUahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Sayıları beşten az olan develerde, kırktan az olan davarlarda, otuzdan az olan sığırlarda, ağırlığı yirmi miskalden az olan altında, 200 dirhemden az olan gümüşte ve hacmi beş vesaktan az olan üründe hiç bir (zekât) hak(kı) yoktur. Hurma, kuru üzüm, buğday ve arpa gibi ürünlerde öşür/onda bir zekât vardır. Akarsu ile sulanan ürünlerde onda bir, dönme dolapla sulanan ürünlerde ise yirmide bir zekât payı vardır." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [40]

812. Amr b. Şuayb'ın babasından, onun da dedesinden naklettiğine göre Peygamber (sallalkhu aleyhi vesellem): Altın, gümüş, deve, sığır, davar, buğday, arpa, çavdar ve kuru üzümde zekât farz kılındı" buyurmuştur. (el-Hârİs) [41]

813. Hz. Ebû Bekir'in Yemen'e gönderdiği zekât memurunun bildirdiğine göre o, her on sığırda bir koyun zekât almış ve Ömer b. Abdülaziz'in her otuz sığırda bir tebî (bir yaşında erkek dana) ve ceza' (iki veya üç yaşma girmiş tosun) veya ceza'a (iki veya üç yaşma girmiş düve), her kırk sığırda ise bir müsinne (dört yaşında dişi sığır) alınmasını emrettiğini ileri sürmüştür. (Müsedded) [42]



Üzerinden Bir Yıl Geçmeyen Mallarda Zekât Yoktur


814. Ebû Bekir es-Siddîk'tan nakledildiğine göre o, Câbir'e, Allah Resûlü'nün (saflallahu aleyhi vesellem) kendisine söz verdiği malları vererek: "Sana şunu da ifade edeyim, ki, üzerinden bir yd geçinceye kadar bunda zekât yoktur" demiştir. (İshâk) [43]

İsmail el-Mekkî zayıf biridir. Hadiste bahsedilen zaman, Sahih'te başka bir bağlamda zikredilmiştir.

815. el-Kâsım b. Muhammed'in bildirdiğine göre Ebû Bekir es-Sıddîk bir adama atasını (devlet hazinesinden payını) verirken: "Malın var mı?" diye sorardı. Eğer: "Evet, var" derse, "Zekâtım öde!" derdi. Malı yoksa: Üzerinden bir yıl geçmeden bundan (yani atâ/hibe malından) zekât verme!" derdi. (Müsedded)

Ben derim ki: Hadisin senedi .sahih olmakla birlikte munkatıdıi. Zira el-Kâsım ile dedesi es-Sıddîk arasında kopukluk vardır. [44]


Atlar Ve Kölelerden Zekât Hakkının Düşmesi


816. Urve'nin bildirdiğine göre Şamlılar Hz. Ömer'e: "Bizim en değerli mallarımız, atlarımız ve kölelerimizdir" dediler. Hz. Ömer de kısrak basma on (dirhem?) ve kelle başına on (dirhem? vergi) aldı. Sonra onlara yiyecek yardımında bulundu. Onlara, kendilerinden aldıklarından daha fazlasını verirdi. Sonra bu adamlara (Emevî valileri/memurları) geldi ve kelle başına on (dirhem) ve at/kısrak başına on (dirhem) aldılar. Ama yiyecek yardımı yapmadılar. (Müsedded)

817. Abdullah demiştir ki: Saîd b. el-Müseyyeb'e katırlarda zekât hakkı olup olmadığını sordum. Saîd de: Atlarda hiç bir surette zekât yoktur" dedi. (el-Hâris) [45]


Borç Alınan Mallarda Zekâtın Olmayışı


818. Ümmü Sa'd el-Ensâriyye'nin bildirdiğine göre ResûluUah (sallaikhu aleyhivesellem): "Borç alan kimseye zekât düşmez " buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ). Hadiste zayıflık vardır. [46]

819. Sâib b. Yezîd der ki: Ben, Hz. Osman'ı şöyle söylerken işittim: "Bu, zekât ayınızdır. Kimin borcu varsa, ödesin. Sonra geri kalan malının zekâtım versin." (Müsedded)


Zekât Devesinin Diz Bağını Almak


820. Hz. Ebû Bekir demiştir ki: "Vallahi, eğer Hz. Peygamber'in kendilerinden aldığı bir bağı bile benden esirgerlerse, bunun için onlarla savaşırım" Ebû Bekir deve ile beraber onun bağını da alırdı. Sonra şu âyeti okudu: "Muhammed ancak bir elçidir. Ondan önce de elçiler/peygamberler gelmişti" (Âl-i İmrân 144) (İshâk)

Ben derim ki: Bu hadis mürseldir. Senedi hasendir. Kütüb-i Sitte müellifleri hadisin aslını muttasıl bir senetle nakletmişlerdir. Bunu burada yalnız "Ebû Bekir, deve ile beraber onun bağını da alırdı" ilavesinden dolayı naklettim. Çünkü bu, o meşhur hadisi "keçi yavrusu {anâkan)" sözcüğüyle nakledenlerin aksine, "diz bağı {ıkâ(en)" sözcüğüyle rivayet edenlerin rivayetini teyit etmektedir.

821. Yahya'nın bildirdiğine göre Ebû Bekir es-Sıddîk dinden dönenler (mürtetler) konusunda Hz. Ali ile istişare etti. Hz. Ali: "Muhakkak ki Allah namaz ile zekâtı birleştirmiştir. Ben bunların arasının ayrılmaması gerektiğini düşünüyorum" demiştir. Ebû Bekir de onun gibi düşündüğünü ifade etmiştir. (Müsedded). Müsedded demiştir ki: Ikâl, zekâta konu develerden yüz devedir."



Zekât Mallarının En Değerlisini Almaktan Ve Zekât Hakkı Konusunda Haddi Aşmaktan Men


822. el-Kâsım b. Muhammed'in bildirdiğine göre Hz. Ömer'in yanından zekât davarlarından bir koyun sürüsü geçti. Sürü içinde iri göğüslü bir koyun vardı. Onu görünce: "Sanmıyorum ki, bunu gönül rızasıyla vermiş olsunlar. Müslümanların mallarının en değerlilerini alıp da insanları fitneye sevk etmeyin. Yiyecek maddelerinden uzak durun" dedi. (Müsedded) [47]

823. es-Sunâbih el-Ahmesî'nin bildirdiğine göre ResûluUah (sallalbhu aleyhi vesdlem) zekât malları arasında güzel bir nâka/dişi deve gördü ve: "Onu alam Allah kahretsin!" buyurdu. O kişi (zekat memuru) : "Ey Allah'ın Resulü, ben onu küçük develerden iki deveye karşılık aldım" deyince Allah Resulü: "O zaman ne iyi yapmışsın!" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [48]

824. Ebu'n-Nadr (Temîm oğullarından bir şeyhten bahisle) şöyle dediğini nakletmiştir: Haccac b. Yusuf zamanında bir şeyh Basra mescidinde gelip yanıma oturdu. Elinde asa ve bir sahife vardı. Bana: "Ey Abdullah (Allah'ın kulu)! Bu mektubun şu valiniz (arkadaşınız) nezdinde bana yaran olur mu?" diye sordu. Ben de: "Nedir o mektup" diye sordum. "Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) bizim için yazdığı bir mektuptur" dedi. "Size nasıl yazdı?" diye sordum. "Babamla birlikte Medine'ye girdim...." Babam dedi ki (Yani Talha'ya): "Zekâtlarımız toplanırken zulmedilmemesi için bize Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) bir mektup al!" O da: "Bu her Müslüman için geçerlidir" dedi, Biz: "Öyle olsa bile, (sen bizim için özel bir mektup al)" diye ısrar edince bizi alıp (Peygamber'in yanma) götürdü ve: "Ya Resûlallah! Bu ikisi, onlar için, zekâtları toplanırken kendilerine zulmedilmemesi yönünde bir mektup yazmanı istiyorlar" dedi. Resûlullah (saliallahu aleyhi vesellem)

Bu, her bir Müslüman için öyledir" buyurunca "Ya Resûlallah! Bu iki kişi yanlarında senden onlara has özel bir mektup bulunmasını istiyorlar" dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bu mektubu yazdı. Sence bu şu valiniz nezdinde bana bir yarar sağlar mı? Vallahi zekâtlarımız toplanırken bize haksızlık yapıldı.t Ben de: "Vallahi hiç zannetmiyorum" dedim. (Ebû Ya'lâ) [49]



Zekât Memurunu Memnun Etmeye Dair Emir ve "Zekâtını Veren Onu Verdiğinde Sorumluluktan Kurtulur. Ondan Sonra Günah, Onu Almayanadır" Açıklaması


825. Câbir'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Size sevilmeyen bir (zekat) heyeti i) gelecektir. Yanınıza geldiklerinde onları hoşnutlukla karşılayın, istediklerini almakta serbest bırakın. Eğer adil davranırlarsa, kendileri lehlerine adil davranmış olurlar. Zulmederlerse de yine kendileri aleyhlerine zulmetmiş olurlar. Onları memnun edin. Zİra sizin zekâtınızın mükemmeliyeti, onların memnun katması ve size dua etmelerindedir." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [50]

826. Enes b. Mâlik demiştir ki: Temim oğullarından bir zat gelerek: "Ya Resulallah! Zekâtımı senin memuruna/elçine verdiğim zaman, bu Allah ve Resulü nezdinde benim sorumluluktan kurtulmam için yeterli midir? "diye sordu. O da: "Sen zekâttın benîm memuruma verdiğin zaman, onun sorumluluğundan kurtulur ve onun ecrini hak edersin. Günahı ise onu almayıp bırakanın üzerine olur" buyurdu. (el-Hâris) [51]

Zâhid b, Yerbû' bildiriyor: Ebû Hureyre'ye: "(Zekât memurları) geldiklerinde onlardan malımın iyisini saklayayım mı?" dedim. Şu cevabı verdi: "Hayır! Eğer gelirlerse onlara karşı gelme ve dönüp gittiklerinde ise arkalarından küfür etme! O zaman isyankâr durumuna düşmekle kalmayıp zalim olmayan birini taşlamış olursun. Şöyle dersin Hak (km) olan budur, hakkı al ve batılı birak! Şayet alırsa ne âlâ, eğer almayıp başkasını alırsa sabret, (memur ile seni) yüce Allah Kıyamet gününde Mizan'da bir araya getirecektir." (Müsedded) [52]


Zekâtı Vermede Acele Davranmanın Cevazı


827. Talha'nın bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseikm) Abbâs b. Abdulmuttalib'in zekâtını iki sene öncesinden alırdı. (Ebû Ya'lâ) [53]

Ben derim ki: Yusuf b. Hâlid değersiz bir ravidir. Ama hadisin mutâbii vardır. Şöyle ki Bezzâr, hadisi başka bir yoldan Hasan el-Becelî kanalıyla Hakem'den naklettikten sonra demiştir ki: "Burada zikri geçen Hasan el-Becelî, İbn Umâre'dir. Bu hadisi, ondan başkasının naklettiğini bilmiyoruz."


Zekât Konusunda Malın (Parasal) Değerini Almanın Caiz Oluşu


828. Tavus demiştir ki: Resûlullah (sallaliahu aleyhi vesellem) Muâz'ı Yemen'e gönderdi. Muâz, buğday ve arpa zekâtına karşılık elbise alırdı. (el-Hârİs) [54]


Hâşim Oğulları ve Mevlalarına (Azatlılarına) Zekât Mallarının Haram Oluşu


829. Hz. Ali demiştir ki: Abbâs'a: "Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) seni zekât memuru olarak görevlendirmesini talep et!" dedim. Talep ettiğinde Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellern): "Ben seni insanların günahlarının kirine memur tayin edemem " buyurdu. (İshâk ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [55]

830. îbn Rabfa b. el-Hâris b. Abdülmuttalib demiştir ki: Abdülmuttalib oğullan Abbâs'm yanma giderek "Bizim adımıza Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile konuş da bu ve benzeri hizmetleri insanlara verdiği gibi bize de versin" dediler. Onlar bu halde iken Hz. Ali b. Ebî Tâlib çıkageldi. Abbâs onu yanma çağırdı ve: "Kavmin ve amca oğulların toplandılar. Onlar için Allah Resulü (sallalMıu aleyhi vesellem) ile konuşsan da zekât toplama görevini onlara verse" dedi. Ali buna: "Kuşkusuz ki Allah size, ey Muttalib oğulları, insanların ellerinin kirlerini yedirmeyi kabul etmemiştir" diye yanıt verdi. Bunun üzerine Rabî'a b. el-Hâris: "Bırakın bunu. Size ondan fayda yoktur..." dedi (Hadisin devamını zikretti). (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [56]

831. îbn Abbâs demiştir ki: Nevfel b. e-Hâris iki oğlunu Allah'ın Peygamberine (sallallahu aleyhi vesellem) gönderdi, gönderirken de onlara şöyle tembihledi: "Amcanıza gidin. Belki sizi zekât memuru olarak görevlendirir de böylece belki bir şeyler elde edersiniz, evlenirsiniz." Giderlerken yolda Hz. Ali'ye rastladılar. Hz. Ali: "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu. Onlar konuyu anlatınca Hz. Ali: "Geri dönün!" dedi ve döndüler. Akşam olunca (babalan) Resûhıllah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) yanma gitmelerini söyledi. Kapının önüne geldiklerinde içeri girmek için izin istediler. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Âişe'ye: "Örtünü üzerine al, amcamın oğlu geldi" buyurdu. İhtiyaçlarım Allah'ın Peygamber'ine (sallallahualeyhiveseîlem) arz ettiler. Bunun üzerine Allah'ın Nebî'si (sallallahu aleyhi vesellem) onlara şöyle buyurdu: "Siz Ehl-İ Beyt'e zekât mallarından hiçbir şey helal değildir. Zekât, ellerin kiridir. Sizin için humus (ganimetlerin beşte bir) payı vardır. Humusta size yetecek veya sizi zengin kılacak kadar mal vardır. " (Müsedded) [57]

832. Ruşeyd b. Mâlik Ebû Umeyra demiştir ki: Bir gün Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) yanında oturuyordum. Derken bir adam bir tabak hurma getirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseHem): "Bu nedir? Zekât mı, yoksa hediye mi?1' diye sordu. Adam: "Zekât" deyince, onu yanındakilere verdi. Hasan da önünde toprak üzerinde oynuyordu, Eline bir hurma alıp ağzına götürdü. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bunu gördü ve hemen parmağını çocuğun ağzına sokarak hurmayı çıkarıp attı ve: "Biz Muhammed ailesi zekât malı yemeyi:." buyurdu. (Ebû Bekir b. EbîŞeybe) [58]

833. İbn Abbâs demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Erkam b. e. Erkam'ı bazı zekât malları için gönderdi. O da Ebû Râfi'ye uğradı. Sonra (Ebû Rafı') gelip Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) bunu anlattı. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Ey Ebû Rafı'! Zekât, Muhammed'e ve Muhammed ailesine haramdır. Muhakkak ki bir kavmin mevlası/azathsı da onlardandır" buyurdu. (Ebû Yala) [59]

834. Atâ b. es-Sâib demiştir ki: (Ali b. Ebî Talib'in kızı) Ümmü Külsüm'e gittim, yanma girdim. Evde lifle doldurulmuş sağlam bir divan, bir yastık ve bir de asılı kırba vardı. Ben (hayretle onlara) bakmaya başlayınca dedi ki: "Neye bakıyorsun? Allah'ın bereketi bize yetmektedir. Hz. Peygamber'in veya Ali'nin sadakasından başka malımız olmasa bile bu bize yeter." Dedim ki: "Yanımda bir kaç dirhem var. Selman bunları Rukayye isminde bir azatlı cariyesine vasiyet etti." "Onu tanımıyorum" dedi. "Öyleyse sen al!" dedim. "Bunun zekât olmasından korkarım. Bize zekât helal değildir. Fakat git, onu tasadduk et!" dedi. Ben de: "Onu sen tasadduk et!" dedim. Ama reddetti. Sonra: "Dün gece Irak'tan bir torba nakit geldi. Ben kabul etmedim, geri çevirdim" dedi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [60]


Zekâtı Alınan Tarım Ürünleri


835. Ebû Bürde b. Ebî Musa'nın bildirdiğine göre Ebû Mûsâ ve Muâz insanlara dinlerini öğretmek üzere Yemen'e gönderildiklerinde yalnızca şu dört sınıf üründen zekât almışlardır: Buğday, arpa, (kuru) hurma ve kuru üzüm.[61] (EbûYa'lâ)

836. İbn Ömer'in naklettiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi veseüem): "Suyunu yerin altından alan ya da dere suyu veya yağmur suyuyla sulanan ürünlerde onda bir zekât vardır. Deveyle sulanan ürünlerde ise yirmide bir zekât vardır" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [62]


Ticaret Mallarının Zekâtı


837. Ebû Amr b. Himâs babasından, ki deri ve ok çantası satardı- şöyle dediğini nakletmiştir: Hz. Ömer bana: Malının zekâtını ver!" dedi. Ben: Malım deri ve ok çantalarından ibarettir" deyince o da: "Değer biç (Fiyatlandıry'di.[63] (Müsedded)


Zinet Eşyasının Zekâtı


838. Esmâ'dan nakledildiğine göre o, mücevherlerinin zekâtını vermezmiş. (İshâk) [64]

839. İbrâhîm (en-Nehaî) demiştir ki: İbn Mes'ûd'un hanımı gelerek: "Ya Resûlallah! Benim biraz mücevherlerim var. Yanımda yetimler var. Mücevherlerimin zekâtını onlara harcayabilir miyim?" diye sordu. O da: "Evet" buyurdu. [65] (İshâk)



Devlet Başkanının Zekât Malına Tenezzül Etmemesi


840. İlbâ'nm yeğeninin (kardeşinin oğlu) Amr'm İlbâ'dan naklettiğine göre Hz. AH şöyle demiştir: Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) yanından zekât develeri geçti. Geçerken bir devenin sırtından bir kıl kopardı ve: Ben bu kıla, Müslümanlardan herhangi bir adamdan daha layık değilim" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Ebû Ya'la, Ahmed b. Menî ve el-Hâris) [66]



Meyve Miktarlarının Tahminle Belirlenmesi


841. Sehl b. Ebî Hasme'nin bildirdiğine göre Hz. Ömer onu hurma ürününü tahmin için göndermiş ve: "Bir araziye vardığında ürün miktarını tahmin üzere belirle ve toprak sahiplerine yiyecekleri kadarını bırak" demiştir. (Müsedded)

Senedi sahih olup mevkuftur. Kütüb-i Sitîe müellifleri bu senetle Sehl'den, o da Hz, Peygamber'den (sallahualeyhiveseUem) nakletmiştir.

842. Rafı' b. Hadîc'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem) bir kavme/topluluğa bir zât göndererek hurma ürünlerini tahmin ettirdi. Sonra o topluluk Resûlullah'a (salkllahu alad ıi vesellem) gelerek: "Bize falan zat gelerek hurma ürünlerimizi tahmin etti" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Onu ben gönderdim. Benim nezdimde o hakikaten güvenilir bindir. Dilerseniz onun tahmin ettiği miktarı alırsınız. Dilerseniz, biz onu alıp, size iade ederiz" buyurunca: "Bu bir haktır. Gökler ve yer hak esası üzerine kurulmuştur" dediler. (el-Hâris)


Fakirlerden Kaçarak Gece Ürün Toplamaktan Men


843. Ali b. el-Hüseyin demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) gece hasadı (ürün toplanmasını) ve hurma kesimini yasakladı.

(Müsedded, Ahmed b. Menî ve el-Hâris)


Öncelikle Aile Fertlerinin Nafakasını Sağlamak


844. Abdullah (b. Mes'ûd')un bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Allah sana bir mal verirse, harcamaya Önce bakmakla yükümlü olduklarından başla. Sonra fazlasından infakta bulun.

Böylece kendi ihtiyacını karşılamandan ötürü kınanmazsın ve kendine infaktan aciz kalmazsın [67] (İshâk)

845. Atâ b. Ebî Rebâh demiştir ki: Ebû Hureyre'nin bu Beyt(ullah)ı tavaf edip, "Ancak çoluk çocuğun nafakasından fazlasından sadaka verilir" diye seslendiğini işittim. [68] (Müsedded)



Rızkı Helal Yollardan Aramak


846. Abdullah b. Mes'ûd'ım naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Sizi cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak olan şey, ancak benim emrettiklerim(e uymakjdir. Sizi cennetten uzaklaştıracak ve cehenneme yaklaştıracak olan şey de benim yasakladıklanm(ı işlemekjdır. Zira emin ruh (Cebrail) kalbime şöyle ilham etti: Allah ölümlü her canlının rızkını yazmıştır. Buna göre Allah'tan sakının ve rızkınızı güzel yollarla arayın. Rızkın gecikmesi sizi, onu günah yollarla aramaya itmesin. Zira Allah nezdinde olan şeye ancak ona itaatle ulaşılır"

Senedinde kopukluk vardır. {İshâk)

847. Câbir'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizden öyle kimseler var ki, bana gelip, yardım ister, ona bir şeyler veririm. Sonra kucağında ancak ateş taşıyarak kalkıp gider" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [69]

848. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Muhakkak kî Allah rızkı ihtiyaç, sabrı da musibet miktarınca indirir" buyurmuştur. (el-Hâris)

849. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Muhakkak ki Allah kuluna, onun için yazdığı rızkı verir. Öyleyse rızkı meşru yollardan arayın; helal olanı alın, haram olanı bırakın" buyurmuştur. {Ebû Ya'lâ) [70]



İhtiyaç Sahibi Olmayana Dilenme Yasağı


850. Hakim b. Kays b. Âsım'ın bildirdiğine göre babası (Kays) ölümünde oğullarına şöyle vasiyet etmiştir: "Size Allah'tan sakınmayı vasiyet ediyorum...." Hadisin devamında şu cümleler geçmiştir: "Sakın dilenmeyin. Zira dilenmek kişinin kazancının sonudur (son çaresidir).[71] (Müsedded)

851. Kays b. Asım'dan nakledilmiştir.....Hadiste şu cümleler yer almıştır:

"Sakın dilenmeyin. Zira dilenmek, kişinin kazancının sonudur. Üstelik insan onurunu bir tarafa bırakmadan asla dilencilik yapamaz. [72] (Ebû Ya'lâ)

852. Âişe demiştir ki: Ben Resûlullah'ı (sanallahualeylıivesellem): "Sadaka hangi mala karışırsa, mutlaka onu bozar" buyururken işittim. (el-Humeydî, ibn Ebî Ömer ve Bezzâr) [73]

Humeydî tarafından nakledilen hadisin sonunda da şöyle geçmiştir: "Malından sadaka/zekât vermek sana farz olmuştur. Ama sen onu biriktirip zekâtını vermezsin. Böylece haram, helal kazancı da yok eder." Bu, haberden kastedilen mânânın açıklaması olup benim anladığıma göre Humeydî'ye ait bir sözdür. Bununla birlikte ondan önceki ravilerden birine de ait olabilir. Haberin açıklaması şöyle de yapılabilir: Kişi zengin olduğu halde zekâtı alıp kendi malına katar. Böylece malını yok eder. Bu İmam Ahmed'in açıklamasıdır. Bölümün sonundaki nakilde ben bunu esas aldım.



Malda Zekât Dışında da Hak Olduğunu Söyleyen Görüş


853. Ebû Kabîl demiştir ki: Mâlik b. Abdullah'ın Ebû Zer'den bahisle şöyle anlattığını işittim: Ebû Zer gidip Hz. Osman'ın yanma girmek için izin istedi. Osman: "İzin vermeyin!" dedi. Tekrar izin isteyince Ka'b: "Ona izin ver, Allah seni ıslah etsin!" dedi. Bunun üzerine izin verdi. Elinde bir asa vardı. Osman: "Ey Ka'b! Abdurrahman (b. Avf) geride bir miktar mal bırakarak vefat etti. Bu konuda ne dersin?" diye sordu. Ka'b buna: "Bu, Allah'ın hakkı ödendikten sonra Allah'ın ihsan ettiği lütfudur. Bir şey ödemesi gerekmez" diye cevap verince Ebû Zer, asasını kaldırıp Ka'b'a vurdu ve: "Yalan söyledin. Ben Resûlullah'ı (salkliahu aleybi vesellem) Keşke şu dağ kadar altınım olsaydı da geride hiçbir şey bırakmaksızın hepsini infak etseydim ve bu benden kabul edilseydi buyururken işittim, (üç kere) "Allah aşkına söyle Osman, sen de duydun mu?" dedi. "Evet" deyince Ka'b'a: "Ey Ka'b! Gördün mü!" dedi.

Ka'b: "Ben size söylediğim sözleri Tevrat'ta da görmekteyim" deyince, Ebû Zer: "Aziz ve celil olan Allah: Allah dilediğini imha eder.[74] buyurmuştur. Yüce Allah onu (Tevrat'taki bu hükmü) imha etmiştir" dedi. Bunun üzerine Ka'b buna: "Öyleyse Yüce Allah'tan af dilerim" diye karşılık verdi. (Ebû Ya'lâ)

Ben derim ki: Kıssa kısmı ve Osman'ın onu duyduğuna dair sözü hariç, "Keşke şu dağ kadar altınım olsaydı..." hadisi Sahîtite geçmektedir.


Dilenmekten Men


854. Hişâm'm babasından naklettiğine göre Resûlullah (salMahu aleyhi veselkm) Hakîm b. Hizâm'a, ashabına verdiklerinin altında ata (bağış) verdi. Bunun üzerine Hakîm: "Ya Resûlallah! İnsanlar arasında yalnız bana kısacağını zannetmezdim" deyince, daha verdi. Daha fazlasını istedi, ResûluUah verdi. Nihayet razı oldu ve: "Ey Allah'ın Resulü! Hangi bağışın daha hayırlıdır?" diye sordu. buyurdu. Hadisin tamamı Scıhihayn'da geçmektedir. Onu burada yalnız "Hangi bağışın daha hayırlıdır?" ilave sözü sebebiyle zikrettim. (İshâk)

855. Hakîm b. Hizâm'ın bildirdiğine göre ResûluUah (sallallahu aleyhi vedian) şöyle buyurmuştur: "Sizden birinizin iplerini alıp dağa çıkması ve bir yük odun sarması, sonra pazara giderek onu satıp parasını yemesi, bir adama gidip dilenmesinden daha hayırlıdır. Adam ya verir, ya reddeder. " (İshâk)

Hadisi bu şekliyle İshâk, Ebû Muâviye'den nakletmiş, Ahmed b. Ebi'l-Havârî de Ebû Muâviye'den nakliyle ona mutabaat etmiştir. Bu senet sahihtir. Diğer yandan Vekî ve birden fazla kimse bunu Hişâm'dan, o da babasından, o da Zübeyr b. el-Avvâm'dan nakletmiştir. Bu tarikle hadisi Buhârî nakletmiştir.


Dilenmekten Sakındırmak Ve Vermenin (Bağış Yapmanın) Fazileti


856. Abdurrahman b. Harmele demiştir ki: Bana Cüzam kabilesinden bir adam, Adî isminde kendilerinden bir zattan naklen bildirdi ki, onunla iki hanımı arasında.....(kavga olmuş). O da onlardan birine taş atarak öldürmüş.

Sonra hayvanına atlayarak Tebuk'ta bulunan Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) yanma gitmiş ve ona, öldürülen kadının durumunu sormuş. Resûmllah (sallallahualeyhiveseüem): "Varisine diyetini ödemen gerekir" buyurmuş. Adî dedi ki: Allah Resûlü'nün (salMlahu aleyhi vesellem) burnu kesik, kızıl devesinin sırtında şöyle buyurmasını şu an görür gibiyim: "Ey insanlar bilin ki, eller üç türdür: Biri Allah'ın eli ki, bu en üstün olanıdır. Sonra ortada verenin eli gelir. Sonra da en altta, alanın eli gelir. Öyleyse odun demetleri satarak da olsa dilenmekten sakının." Sonra ellerini kaldırarak "Allattım, tebliğ ettim mi?" diye niyaz etti. (Ebû Ya'lâ) [75]

857. Salim b. Ebi'l-Ca'd'm naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Zengine sadaka helal olmadığı gibi (çalışabilecek durumda olan) gücü kuvveti yerinde sağlam ve sağlıklı kimseye de helal değildir" buyurmuştur. (Müsedded) [76]

Câbir'in bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Aranızdan bana gelerek bir şey isteyip te benim verdiğimi alıp giden kişi, kucağındakini cehenneme taşımaktadır. " (Müsedded)

858. Hasan b. Sa'd'ın babasından naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Elli dirheme veya bunun değerinde altına sahip olan kimsenin sadaka alması helal olmaz" buyurmuştur. (Müsedded)

Hibbân b. Bulı es-Suddâî'nin hadisi Peygamberlik alâmetlerine dair bahiste gelecektir. [77]

859. İbn Cünâde'nin [78] ki Hz. Peygamber'le (sallallahu aleyhi vesellem) birlikte Veda haccına katılmıştı- bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Fakir olmadığı halde dilenen kimse, ancak (midesine) kor yer" buyurmuştur. (el-Hâris) [79]

860. Esma binti Ebû Bekir'in bildirdiğine göre o, kızlarına: "Sadaka veriniz. Bunun için ihtiyaç fazlası mal beklemeyiniz. Zira sizler ihtiyaç fazlası mal beklerseniz, onu bulamazsınız. Ama sadaka verirseniz, onun da eksikliğini hissetmezsiniz" (İshâk)


Sâ'ın Miktarı


861. es-Sâib b. Yezîd demiştir ki: "O gün onların kullandıkları sâ\ bir müd ve 1/3 müd kadardır...." Senedi sahihtir. Aslı Nesâî'de geçmektedir.[80] (İshâk)

862. Ebu'l-Esved'in [81] bildirdiğine göre Esma derdi ki: "Bizler Resûlullah (saflallahu aleyhi vesellem) zamanında fitır sadakasını insanların alış verişte kullandıkları müdle verirdik." {el-Hâris) [82]

863. Mücâhid demiştir ki: "Ûkiyye 40, Neşş, 20, Nevat da 5'dir. (Müsedded)



Zekâtı Bütün Sınıflara Teşmil Etmek


864. Abdullah b. Abdurrahman'ın bildirdiğine göre Hz. Ömer Dımaşk (Şam) Câbiye'sine geldiğinde orada bir hutbe irat etti.... Hadisin devamında şu sözleri geçmiştir: "Dikkat ediniz. Ben bu yerimden ayrılır ayrılmaz, kimin zekât almaya hakkı varsa, yanıma gelsin." Onunla birlikte bulunanlardan yalnız iki adam geldi ve onlara zekât verilmesini emretti ve verildi. Sonra bir adam kalkarak: "Allah müminlerin emirini ıslah etsin. Bu varlıklı zengin, o zekâta bu namuslu (dilenmekten sakınan) fakirden daha layık değildir?" dedi. Ömer de. "Yazıklar olsun sana! Biz onları nasıl bilebiliriz ki?" diye arşıîık verdi. [83]


Zekât Vermeye Teşvik


865. Ka'b (el-Ahbâr) demiştir ki: "Bir kulun Allah katında değeri ne kadar olursa, karşılaştığı bela ve musibetler de o kadar artar. Kul, malının zekâtını verdiğinde malı eksilmeyeceği gibi zekâtını vermediğinde de artmaz. Kim de hırsızlık yaparsa, çaldığı rnal rızkından kesilir." (el-Hâris) [84]


Tasadduk Ederken Başkasından Yardım İstememenin Müstehap Oluşu


Konuyla ilgili Âişe hadisi Abdest bölümünün başlarında geçmişti.


Zekât Develerini Binit Hayvanı Olarak Kullanmak


866. Muhammed (b. Sîrîn)'in bildirdiğine göre Hz. Ömer, bir adama develerini sordu. Adam, onların cılız ve yaralı olduğunu anlatınca Ömer: "Ama ben onların tavlı ve semiz olduklarını zannediyorum" dedi. Bu şekilde geçip gitti. Sonra Hz. Ömer ona, develerini şöyle şiir okuyarak sürerken rastladı:

Allan aama yemin ederim ki, Ebû Hajs Ömer,

Develerimde yara da yoktur bere de,

Ananım, yapmışsa eğer bir kusur, onu bağışla.

Bunu duyan Ömer: "Bu nedir?" dedi. O da: "Müminlerin emiri bana develerimin durumunu sordu ve kendisine onların ne halde olduklarını anlattım. Meğer onların tavlı ve semiz olduklarını zannedermiş. Onlar gördüğün gibidir" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ben müminlerin emiri Ömer'im. Şu şu yerde bana gel" buyurdu. Adam gelince emir verdi, develeri alındı. Onların yerine ona zekât develerinden verdi. (el-Hârİs) [85]


Fıtır Sadakası


867. Fâtıma'nın bildirdiğine göre Esma (binti ebî Bekir), ailesinden geçimini karşıladığı küçük büyük, hazır bulunan ve bulunmayan herkes adına fıtır sadakası verirmiş. (İshâk)



Mal Biriktirmekten Sakındırmak


868. Ebû Miclez demiştir ki: Kalkıp hutbe irat etti {Hz. Peygamber'i kastediyor) ve hutbesinde şöyle buyurdu: Mal biriktirenler helak oldular. Ama onlar için üzülmüyorum. Fakat asıl onların ilişkili oldukları kimselere üzülüyorum," Biraz sonra hutbeden indi. İnsanlar ona sormaktan çekindiler ve (kendi kendilerine) "Acaba kimleri kastetti?" diye sordular. Sonra: "Bizce bunlar, bizden sonra gelecek bir kavimdir ki, onlar bu malları yığarlar, onu elde etmek için kan dökerler. [86] (İshâk)

Ben derim ki: Mahfuz olan, bu hutbenin İbn Mes'ûd'a ait olduğudur.

869. İbn Büreyde'nin babasından naklettiğine göre Resûlullah (sallaUahu aleyhiveellem): "Zekâtı esirgeyen hiç bir kavim yoktur ki, Allah onlardan yağmuru kesmiş olmasın " buyurdu.[87] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) er-Rûyânî demiştir ki: Bize Muhammed b. İshâk nakletti. Dedi ki: Bize Ubeydullah b. Mûsâ bu senetle nakletti, fakat "yağmur onlardan kesilmiş olmasın " şeklinde fiili edilgen sıygayla zikretti.

870. Ebû Ya'lâ el-Mevsılî demiştir ki: Bize Züheyr nakletti. Dedi ki: Bize Ubeydullah bu senetle nakletti. Bu rivayet daha tamdır.

871. Sevbân, Hz. Peygamber'in {sallaUahu akyhi vesellem) şöyle buyurduğunu nakletti: "Kim kendisinden sonra geride kenz (zekâtı ödenmemiş hazine) bırakırsa, kıyamet günü karşısına her iki gözünün de üstünde kara bir nokta bulunan dazlak bir yılan/ejderha çıkar ve peşine düşer. O kişi: Sen kimsin? diye sorduğunda Ben senin geride bıraktığın kenzinim/zekâtı ödenmemiş hazinenim der. Sonra yılan onu kovalamaya devam eder. Sonunda elini kapıp kıtır kıtır yer. Sonra vücudunun diğer bölgelerine geçer." (Bezzâr)

Bezzar: "Hadisin Sevban'a ulaşan bundan başka tarikim bilmiyoruz" demiştir. [88]


Sadaka Vermeye Teşvik ve Sadakanın Fazileti


872. Ömer b. el-Hattâb demiştir ki: "Bana anlatıldığına göre, ameller birbirine karşı övünürler ve sadaka: ifadesi geçmiştir. (I, 344).

[57] Taberânî rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Haneş lakaplı Hüseyin b. Kays hakkında pek çok tenkit vardır." (III, 91). Ben derim ki: Bu zat Müsedded'in senedinde de geçmektedir. Onun zayıflığından ötürü Bûsîri hadisi zayıf saymıştır.

[58] Ahmed b. Hanbel tahrîc etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Bu zâtı Ahmed b. Hanbel, Useyd b. Mâlik ismiyle zikrederken Taberânî, Ruşeyd b. Mâlik ismiyle vermiştir. Sene* dinde geçen Hafsa binti Talk'dan, Ma'rûf b. VâsiTdan başkası rivayette bulunmamıştır. Onun da hiç kimse güvenilir olduğunu söylememiştir." (III, 89). Ben derim ki: Bu şahıs Ebû Bekir'in senedinde de geçmektedir. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[59] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan İbn Ebî Leylâ hakkında tenkil vardır." (III, 91). Hadisi Tahâvî de nakletmiştir, (I, 299). Adı geçen zâtın zayıf oluşu nedeniyle Bûsîrî hadise zayıf hükmünü vermiştir.

[60] Ahmed b. Hanbel muhtasar olarak tahrîc etmiş olup ifadesinde Ümmü Külsüm'ün Peygamber'in azatlısı Mihran yoluyla merfû olarak naklettiği şu sözler geçmektedir: "Biz Ehl-i Beı/t zekât malını almaktan men edildik. Mevlalartmız ân bizdendir." Zevâid, III, 89. Ben derim ki: el-Ithâfta Ümmü Külsüm'ün kendisinden naklettiği ravi, Mihran yerine Keysan diye isimlendirilmiştir. Bûsîrî hadisi İbn Ebî Şeybe'ye nispet etmiş ve ravilerinin güvenilir olduğunu söylemiştir.

[61] Bûsîrî, Ebû Ya'lâ ve Beyhakî'nin, ravileri güvenilir olan bir senetle naklettiklerini söylemiştir.

[62] ibn Ömer hadisini Buharı Sahihinde Salim yoluyla İbn Ömer'den kısmen muhtasar olarak farklı lafızlarla nakletmiştir. Aynı hadisi Beyhakî ise Nâfi' yoluyla Buhârî'nin rivayetinden daha uzun olarak nakletmiştir. Bkz. (IV, 130). Bûsîrî demiştir ki: Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle nakletmiştir. Çünkü Âsim b. Ömer zayıftır."

[63] Beyhakî'nin zikrettiği Cafer b. Avn'm Yahya'dan rivayetinde ifade "Onu fiyatlandı-rıp zekâtı ver!" şeklindedir. (IV, 147). Haberi Beyhakî bir kaç tarikten nakletmiştir. Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[64] İbn Ebî Şeybe, I, 209.

[65] Bunu Taberânî rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir. Fakat İbrâhîm, İbn Mes'ûd'dan hadis işitmemiştir. (II, 68). Bkz. Şerhu Meâni'l-âsâr, I, 309.

[66] Amr b. Ebî İlbâ'dan Ebân'dan başkası rivayette bulunmamıştır. Hüseynî, onun hakkında "meçhuldür" demiştir. İlbâ b. Ebî İlbâ'yı İbn Hibban es-SikaFta zikretmiştir. Her iki şahıs da et-Tehzîb ricaİindendir. Hadisi Nesâî, Hz. Ali miisnedinde zikretmiştir. Heysemî geri kalan ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir. {III, 84). Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[67] Senedinde zikri geçen İbrahim b. Müslim el-Hicrî hakkında bir çok tenkit vardır. Bkz. Kenzü'l-ummnl, III, 297; Beyhakî, IV, 198. Aynı hadisi Ebû Ya'lâ da rivayet etmiştir. Bkz. Zevnid, III, 97. Bûsîrî hadisi Müsedded, İbn Meni' ve başkalarına nispet etmiş ve "Senetlerinin ekseninde İbrahim el-Hicrî bulunmaktadır ki, o da zayıftır" demiştir.

[68] Senedi hasetıdir.

[69] Müsnede'de "sn/i;/îtir" ifadesi geçmektedir.

[70] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan, Kesîr b. es~Sait'm azatlısı Ubeyd b. Nestâs'ın biyografisini yazana rastlamadım. Geri kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir." (IV, 71). Ben derim ki: İbn Hacer onu ct-Tehzîb'de zikretmiştir. et~Takrîb'de de müellif onun hakkında: "Makbul biridir" demiştir.

[71] Müsnede'de "Senedi ceyyid olup mevkuftur" açıklaması geçmiştir. Hadisin diğer kısmı için Defin bahsine bakını/,.

[72] Bûsîrî demiştir ki: Bunu el-Hâris, Dâvud b. el-Muhabber'den tıakletmiştir ki, bu zat Zayıftır." Fakat MÜsedded ve Ebû Ya'lâ bunu, ravileri güvenilir bir senetle tahrîc etmişlerdir.

[73] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Humeydî ve İbn Ebî Ömer, içinde Muhammed b. Osman el-Cumahî'nin bulunduğu bir senetle nakletmişlerdir. Bu zâtı da Ebû Hatim ve Dârekutnî zayıf oİarak değerlendirirken İbn Hibbân es-Siknt'ta zikretmiştir."

[74] Ra'd sûresi. 13/39.

[75] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî, eİ-Mu'cemu'l-kebîr'âe nakletmiş olup senedinde ismini zikretmediği bir ravi yer almıştır. Hadisin Feraiz bölümünde gelecek olan başka tarikleri de vardır." (III, 99). Heysemî hadisi Ebû Ya'tâ'ya nispet etmemiştir. Bûsîrî ise "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle nakletmiştir. Çünkü ravÜerinden birinin kimliği bilinmemektedir" açıklamasını yapmıştır.

[76] Ibn Ebî Şeybe hadisi Ebû Husayn tarikiyle Sâlim'den, o da Ebû Hureyre'den merfû olarak nakletmiş olup (IV, 56) senedi /«işendir. Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu İbn Hibhan Sahîh'inde İbn Ebî Şeybe yoluyla Salim b. Ebi'l-Ca'd'dan, o da Câbir'den başka lafızlarla nakletmiştir."-

[77] Bûsîrî bunu Zekât bölümünde zikretmiş ve zayıf olduğunu söylemiştir.

[78] el-Hârîs'irı Müsned'inde Cünâde kelimesinden önce net okunmayan bir kelime geçmektedir, jj! kelimesine benzemektedir ki, bu doğrudur. Çünkü hadisi Habş b. Cünâde rivayet etmiştir. Bkz. Zevâid, III, 96. rt-İsâbe'âe geçtiği üzere bu zat Ebu'l-Ceıuıb" künyesiyle anılmaktadır. el-Hâris'in senedinde ismi zikredilmeyen biri vardır. Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî iki ayrı varyantla nakletmiş olup birincisinin ravileri Sn-hîlı'in ravileridir.

[79] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu el-Hâris, Hasan b. Kuteybe'den rivayet etmiştir ki, bu zat zayıftır."

[80] Yani Nesâî'nin es-Stinenü's-suğrâ'sında. Bkz. et-İthnf. Zannedersem müellif hadisi İs-hâk'a nispet edip senedine sahih hükmünü vermişti.

[81] Ebu'l-Esved, Urve'nin yetimidir. Hadisin senedi munkatıdır. Çünkü Ebu'l-Esved'in Esmâ'ya yetiştiği ve ondan hadis dinlediği sabit değildir.

[82] Bûsîrî: "Bunu el-Hâris zayıf ve kopuk bir senetle nakletmiştir" açıklamasını

[83] Heysemî demiştir ki: "Senedinde geçen Ebû Sekine el-Hımsî'nin biyografisini yazana rastlamadım" (III, 104).

[84] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[85] İbn Şîrîn ile Hz. Ömür arasında kopukluk vardır.

[86] Hadis mürsdâu.

[87] Müsnede'âe "Bunun senedi hasendir" denilmiştir. Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir." (III, 66). Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Şeybe sahih bir senetle rivayet etmiştir."*

[88] Heyseırıî demiştir ki: "Bunu Bezzâr rivayet etmiş ve senedinin hasen olduğunu söylemiştir. Ben derim ki: Ravileri güvenilir kimselerdir." (III, 64) Bûsîrî hadis hakkında hüküm vermemiş, bilakis "Bunu Ebû Ya'lâ, Bezzâr ve Taberânî İle SflMfr'lerinde İbn Huzeyme ve İbn Hibbân rivayet etmişlerdir" açıklamasını yapmakla yetinmiştir.

[89] Hadisin başmı İbn Huzeyme ve Hâkim rivayet etmişlerdir. Bkz. Münzirî, et-Terğib ve't-Terhib, (Zekât bahisleri). Kenzii'l-ummâl'dci hadisin tamamı geçmiştir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk ve Sahîh'mde îbn Huzeyme ve Hâkim nakletmişlerdir. Hâkim, hadisin Buharı ve Müslim'in şartlarına uygun olduğunu söylemiştir."

[90] Bunu uzun hadis İçerisinde Ahmed b. Hanbel ve ayrıca Taberânî rivayet etmiş olup senedinde yer alan Ali b. Zeyd hakkında tenkit vardır. Diğer rivayette de Ebû Amr ed-Dımeşkî geçmektedir ki, metruktür, bkz. Heysemî, II, 113, 114. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk nakletmiştir." Hadis farklı tarikleriyle İlim bölümünde geçmiştir.

[91] Bunu Taberânî rivayet etmiş olup senedinde Kesîr b. Abdullah el-Müzenî geçmektedir ki, zayıftır. Bkz. Heysemî, III, 110. Hadise zayıf hükmünü veren Bûsîrî de, "Bunu Tirmizî hasen görmüş, sonra o ve İbn Huzeyme sahih olduğunu söylemişlerdir" açıklamasını yapmıştır.

[92] Senedini Bûsîrî, Yezîd er-Rakkâşî'nin zayıf olması nedeniyle zayıf görmüş ve: "Bunu hasen hükmüyle muhtasar olarak Tirmizî ve Sahîh'inde İbn Hibban nakletti" açıklamasını yapmıştır.

[93] Bunu Taberânî rivayet etmiş olup senedinde geçen Ziyâd el-Cessâs, hakkında tenkit bulunmakla birlikte güvenilir kabul edilmiştir. (Bkz. Heysemî, III, 8.) Ben derim ki: "Bu /ât Ebû Ya'lâ'nm senedinde de geçmektedir. Fakat el-Hâris hadisi Ziyâd'ın yer almadığı bir senetle rivayet etmiştir, (i, 233, yazma). Bûsîrî ise: "Bunu Müsedded rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.

[94] Bûsîrî hadis hakkında hüküm vermemiş, sadece "Âişe hadisi şahididir" demekle yetinmiştir.

[95] Bunu Taberânî rivayet etmiş olup raviieri Sahîh'vn ravileridir. (Bkz. Heysemî, III, 116.) Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Humeydî rivayet etmiş olup senedinde ismi zikredilmeyen biri vardır. Bundan başka Sahîk'in senediyle Taberânî ve bir de İbn Huzeyme de Snhîh'inde rivayet etmiştir."

[96] Münzirî'nin belirttiğine göre bunu Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Bûsîrî ise buna şunu eklemiştir: "Ebû Bekir b. Ebî Şeybe sahih senetle nakletmiştir. el-Hâris ise Hasan b. Kuteybe yoluyla başka lafızlarla nakletmiştir ki, bu zât zayıftır."

[97] Hadisin aslını Buhârî başka bir tarikten nakletmiştir. (Bkz. Fethu'l-Bnrî, VI, 31, III, Orucun fazileti)

[98] Hadisin ilk kismını Buhârî ile Müslim, Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir. Hâkim ise iki kısmını da ziyadesiyle birlikte Ebû Saîd'den nakletmiştir.

[99] Sülûrna, parmak kemikleri gibi küçük kemiklere denir.

[100] Bûsîri bunu, tbn Hibban'm Snhîtiinde naklettiğini söylemiştir.

[101] Heysemî'nin Zevâid'de Taberânî ve Bezzâr'a da nispet ederek naklettiği rivayette şu ilave yer almıştır: "İyiliği emir, kötülükten men de namazdır." Heysemî, Ebû Ya'lâ'nm ravilerinin Sahîh'in ravileri olduğunu belirtmiştir. {III, 104). Ayrıca bkz. Kenzü'l-umrnâl, 111,380,381.

[102] İsrâ s. 26

[103] Bunu Ahmed b. Hanbel ve Taberânî rivayet etmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir. Bk/. Zevnid, III, 63.

[104] Ahmed b. Hanbel bunu Âişe'den: "Ey Âişe, snıjmn, sonra Allcıh ta sana verirken sayar" ifadesiyle nakletmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. Bkz. Heysemî, III, 122. Bûsîrî de demiştir ki: "el-Hâris'in naklettiği hadise Esmâ'nm hadisi şahittir."

[105] Bunu Ebû Ya'lâ ve Taberânî rivayet etmiş olup senedinde geçen Ebû Bahr el-Bekrâvî güvenilir kabul edilmekle birlikte hakkında tenkit de vardır. Bk/. Zevâid, III, 106. Bûsîrî ise senet hakkında hüküm vermemiştir.

[106] Bunu Bezzâr rivayet etmiş olup senedinde geçen Muhammed b. İsmail el-Vesâvisî oldukça zayıf biridir. Bk/.. Heysemî, III, 105. Dârekutnî de bu zâtı zayıf görmüştür. Bkz. Kenzü'l-ıtmmâl, III, 265. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[107] Heysemî'nin belirttiğine göre bunu Taberânî rivayet etmiş olup senedinde yer alan Ebu'l-Anbes hakkında tenkit vardır. Zevâiâ'de ifade "bin deve" yerine "bin dirhem" şeklinde geçmiştir. (III, 113). Bûsîrî ise ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[108] Bûsîrî demiştir ki: "Senedinde yer alan Kureybe binti Abdullah b. Vehb'i ta'dîl, ya da cerhedeni görmedim. Geri kalan ravileri güvenilir kimselerdir."

[109] Sebe' sûresi. 34/39.

[110] Bûsîrî, Talha b. Amr'ın zayıflığı nedeniyle hadise zayıf hükmünü vermiştir.

[111] Senedinde yer alan Ebû Utbe, benim tespitime göre İsmail b. Ayyaş olup Mede-nî'deıı rivayette bulunmuştur. Şam halkından başkasından yaptığı rivayetleri sağlam değildir.

[112] Müsned, II, 61, yazma.

[113] Senedindeki Yezîd er-Rakkâşî zayıftır.

[114] Bûsîrî demiştir ki: "İki tarikin merkezinde de Yezîd er-Rekkâşî bulunmaktadır ki, o da zayıftır."

[115] Senedinde Ziyâd b. Ebî Hassan bulunmaktadır ki bu zât, bir sonraki hadisin senedinde zikri geçen Ziyâd b. Meymûn'un aynısı olup metruktür. Bûsîrî bu ve bundan sonraki hadis hakkında: "İki tarikin de merkezinde Ziyad b. Meymûn bulunmaktadır ki, metruktür" açıklamasını yapmıştır.

[116] Hadisi Bezzâr da rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde Ziyad en-Nümeyrî (İbn Meymûn) bulunmaktadır ki, bu zâtı, bazen hata yaptığını söyleyerek İbn Hibban ve ayrıca İbn Adî güvenilir kabul ederlerken bir kısım bilgin ise zayıf saymıştır. (III, 137).

[117] Senedinde yer alan Cubâre b. Muğallia hakkında Buharı: "Hadisi muzdaribâit" açıklamasını yapmıştır. Senette geçen Abdüssamed b. E^rak'ın hadisi de metruktür. Ama, Zevâld'de geçen (VIII, 191) İbn Ömer hadisi rivayetin şahididir. Bûsîrî de Süleyman b. Ebî Serh'in zayıf olması sebebiyle hadisin senedini zayıf say m ıştır.

[118] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir." (VIII, 193).

[119] Heysemî'nİn belirttiğine göre bunu Ahmed b. Hanbel rivayet etmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir. Ancak senedinde "Peygamber'in eşlerinden biri" yerine "ashabından biri" ifadesi yer almıştır. Bûsîrî de: "Bunu İbn Ebî Şeybe nakletmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.

[120] Senedinde sakınca yoktur. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[121] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup ravileri, Muhammed b. Mansur et-Tûsî hariç, Sahîh'm ricalidir. Muhammed de güvenilir kimsedir." (VIII, 179). Ben derim ki: Ebû Ya'iâ'nın ravileri Taberânî'nin ravileridir. Bûsîrî ise "Bunu Ebû Ya'lâ, gevşek birinin bulunduğu bir senetle nakletmiştir" değerlendirmesini yapmıştır.

[122] Senedinde yer alan Abdullah b. Vâkıd el-Harrânî hakkında çok tenkit vardır. Bûsîrî demiştir ki: "İshâk bunu munkatı bir senetle rivayet etmiştir."

[123] Nisbesi el-Hatmî olup sahabeliği konusunda ihtilaf vardır. Abdullah b. Zübeyr döneminde Küfe emiri idi. el-İthnf da: "Abdullah b. Zeyd" şeklinde geçmiştir.

[124] Bûsîıi demiştir ki; "Bunu, Haris oldukça zayıf biri olan Dâvud'dan nakletmiştir."

[125] Ebû Davud'un merfû olarak naklettiği İbn Abbâs hadisi şöyledir: "(Ramnznn) Ayından bir ya da iki gün önce oruç tutmayın." Bûsîri demiştir ki: "Bunu Haris bir yalancı olan Dâvud b. L'1-Muhabber/den nakletmiştir."

[126] Hadis mürseldir. Bûsîrî bunun hakkında sükût etmiştir.

[127] Hadisi Bezzâr da nakletmiştir. Heysemî; "Peygambere nispeti zayıftır" derken (III, 147) Bûsîrî: "Bunu, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, zayıf bir senetle nakletmiştir. Zira senedinde yer alan İbrahim b. Osman zayıf biridir" demiştir.

[128] Bizce doğrusu böyledir (js-^1 şeklinde tekildir). Birinci yerde Müsnede'de de bu şekilde geçmiştir. Asılda ise " şeklinde çoğul siygasıyla geçmiştir. Sonra Kenzu'l-ümmâî'âd "Ay, 30 gün çeker. 29 gün çeken ay da vardır" (Müsedded) rivayetine rastladım (IV, 325). el-İtkûfda ise her iki yerde de ifade ">^l" şeklinde geçmiştir.

[129] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded mevkuf olarak rivayet etmiştir."

[130] Mürseldir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[131] Senedinde yalancı olmadığı belirtilmekle birlikte ismi zikredilmeyen bir ravi bulunmaktadır. Bûsîrî, tabiînin bilinmemesi sebebiyle senedinin zayıf olduğunu söylemiştir.

[132] Heysemî'nin gözden kaçırdığı hadisin senedinde an'ane yapan (rivayeti anfulcın an fulnn siygasıyla nakleden) Bakiyye bulunmaktadır. Aynı hadisi Hatîb de el-Müttefik ve'l-Müflerik'de nakletmiştir. Onun senedinde de Kenzu'l-ummâl'da (IV, 303) geçtiği üzere yalancılıkla itham edilen ve kendisine itibar edilmeyen (sakıt) Hammad b. Velid geçmektedir. Ben derim ki: "Bu zat Ebû Ya'lâ'nın senedinde safa t değildir. Bûsîrî, rivayeti Bakiyye b. Velid'in tedlis yapması sebebiyle zayıf görmüştür.

[133] Miirseldir. Bûsîrî, hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[134] Miisnede'de müellif "Bu, senedi sah'ıh mürsel bir rivayettir" demiş. Bûsîrî de bu konuda onun görüşünü kabul etmiştir. Ben derim ki: "Ebû Dâvud bunu Ebû Avâne tarikiyle Mansûr'dan, o da Rıb'î'den, o da Peygamber'in ashabından bir zattan merfû olarak nakletmiştir. Aynı hadisi Ahmed b. Hanbel de muttasıl senetle merfû olarak nakletmiştir.

[135] Bu, daha evvel 881 numarada geçen sadakanın faziletine dair hadisinin bir parçasıdır. Heysemî'nin belirttiğine göre (II, 324) Ahmed b. Hanbel tarafından nakledilen hadisin ravileri güvenilir kimselerdir.

[136] Münzirî demiştir ki (s. 171): "Bunu Taberânî, sakıncası bulunmayan (in he'se bih) bir senetle nakletmiştir." Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu Abd b. Humeyd rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. Hadisi ayrıca el-Mucemu'l-kebtr ve eî-Mu'cemu'l-Evsat'ta Taberânî de nakletmiştir.

[137] Bunu el-Hâris, Dâvud b. el-Muhabber'den nakletmiştir ki, bu zat zayıf biridir. Münzirî'nin belirttiğine göre {s. 170) aynı hadisi Taberânî hnsen bir senetle nakletmiştir, Bûsîrî de herhangi bir kaynağa nispet etmeksizin zikretmiştir.

[138] el-Hâris, bunu Bişr b. Ebî Bişr el-Basrî'den nakletmiştir. Bendeki nüshada hadisini bulamadığım gibi yanımdaki rivayetlerde zikrine de rastlamadım. Senedinde bir kaç meçhul ravi yer almıştır. Bûsîrî ise hakkında yorum yapmamıştır.

[139] Gün" kelimesini Münzirî'den ekledim.

[140] Münzirî'nin belirttiğine göre (s, 170) bunu da Taberânî nakletmiş olup Leys b. Ebî Süleym dışındaki ravileri güvenilir kimselerdir. Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Senedinde yer alan Leys zayıf biridir."

[141] Bunu, Beyhakî ve Taberânî rivayet etmiş olup, kusursuz olduğunu belirtmişlerdir. Aynı hadisi Münzirî'nin belirttiğine göre (s. 170) Ahmed b. Hanbel, Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü Zebbân b. Fâid ve onun ravisi zayıftırlar."

[142] Bunu Münzirî de zikretmiştir. Bûsîrî demiştir ki: "Senedinde Zebbân b. Fâid yer almıştır."

[143] Senedinde hadisi zayıf olan Ebû Bekir b. Ebî Meryem bulunmaktadır. el-İthâfda da böyle geçmiştir.

[144] el-Mişkât müellifi bunu Beyhakî'nin Şuabü'l-lman'da naklettiğini söylemiştir. Bûsîrî ise demiştir ki: "Ibn Huzeyme de Snhîh'inde tahrîc etmiştir."

[145] Hadisin şahitleri vardır. Bûsîrî bunu, Yezîd b. Ebân'm zayıf oluşu ve Muhammed b. Ishâk'ın tedlis yapması sebebiyle zayıf saymıştır.

[146] el-İthâf ta -ifade "Sizler neyi karşılıyorsunuz, insan, neyi karşılıyor" şeklindedir.

[147] Kenzıı'l'Umınâl'da belirtildiğine göre (IV, 325) bunu İbn Asâkir ve yine Kenzu'i-ıımmâl'âa (IV, 300) belirtildiğine göre Şuabu'himm'da Beyhakî nakletmiştir. Bûsîrî ise bununla ilgili yorum yapmamıştır.

[148] Rahman sûresi., 55/72.

[149] Kenzu'l-ıımmâl'da ifade: "Yetmiş bayan ve yetmiş bay hizmetçi tahsis edilir" şeklindedir. Aynı ifade el-Ithâf da ise: "İhtiyaçlarını görmesi için bin erkek hizmetçi ve yedi bin kadın hizmetçi tahsis edilir" şeklinde yer almıştır. Gördüğünüz gibi ifadeler farklı farklıdır.

[150] Aynı hadisi Taberânî ve Şıtabıt'l-İman'da Beyhakî nakletmiştir. İbnü'l-Cevzî bunu el-Mevzuat'ında zikretmiştir; ama bu konuda isabetli değildir. Kerızıı'l-ummâl'da da bu şekilde söylenmiştir {IV, 300). Yine Kenzu'l-ummâl'da geçtiği üzere (IV, 299) Taberânî bunu oldukça muhtasar olarak İbn Ömer'den nakietmiştir. Beyhakî ise bir kısmını Şuabu'l-iman'da İbn Abbâs hadisi olarak zikretmiştir.

[151] Bûsîrî: "Senedinde Cerîr b. Eyyub el-Becelî bulunmaktadır" demiştir.

[152] Hafız İbn Hacer, (İsâbe'nin) Künyeler ve Müphem isimler bölümlerinde bunu zikredeceğini söylemiştir. Fakat ben el-lsâbe'nin matbu nüshasında bu iki bölümü bulamadım.

[153] Münzirî'nin eserinde ve el-Uhâfda bu şekilde geçmiştir. Beyhakî'nin mııkarib (sahîh veya hasene yakın) ve Ebû Hureyre hadisinin senedinden daha sağlam bir senetle Beyhakî'nin rivayet ettiği Câbir hadisinde ise ifade: "Dünya yorgunluklarından kurtulmaları..." şeklindedir. (Münzirî, 172).

[154] Münzirî demiştir ki (s. 172): "Bunu Ahmed b. Hanbel, Bezzâr ve Beyhakî nakletmiş-lerdir." d-İthâf da da bunlara ilave olarak: "Zayıf bir senetle İbn Menî ve Haris rivayet etmiştir" denmiştir.

[155] Hadisi el-Hâris, Vâkıdî'den nakletmiştir. Taberânî de yine Vâkıdî'nin yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir. Bûsiri de: "Bunu el-Hâris, zayıf biri olan Vâkıdı'den nakletti" demiştir.

[156] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded, Leys b. Süleym tarikiyle rivayet etmiştir."

[157] Bûsîrî yorum yapmamıştır. Talha hadisini Enes'ten, Abdürrezzâk (11, 421) Katâde yoluyla, İbn Ebî Şeybe ise (1, 582) Humeyd yoluyla rivayet etmişlerdir.

[158] Abdürrezzâk (II, 420, yazma) ve İbn Ebî Şeybe (I, 572, yazma) rivayet etmişlerdir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[159] İbn Hibbân bir başka tarikle Ebû Hureyre'den benzerini rivayet etmiştir, (bkz. Mevâridü'z-Zem'ân, 225). Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu İbn Huzeyme ve İbn Hibbân Sa-/jîTî'lerinde nakletmişlerdir. Aynı şekilde Hâkim de (Müstedrek'te) zikredip sahîh olduğunu söylemiştir. Tayâlisî ise zayıf biri oîan Talha b. Amr tarikiyle rivayet etmiştir."

[160] Senedinde geçen ravileri güvenilir kimselerdir. Bûsîrî ise rivayet hakkında yorum yapmamıştır.

[161] Senedi hasendir. Bûsîrî, hakkında yorum yapmamıştır.

[162] Senedi ceyyiddir.

[163] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Ali b. Zeyd, güvenilir görülse de hakkında tenkit vardır. Geri kalan ravileri ise Sahîh'in ravileridir." Aynı hadisi mevkuf olarak nakleden Bezzâr, şu ilaveyi de zikretmiştir: "Bunu Saîd b. el-Müseyyeb'e anlattım. Bunu hoş karşılamayarak: "Dolu susuzluğu giderir" dedi." (III, 172). Bûsîrî ise Ali b. Zeyd'in zayıf oluşu sebebiyle hadisi zayıf görmüş ve: "Bezzâr'ın hocası/şeyhi zayıf biridir" demiştir.

[164] Kopukluk İbıı Cüreyc ile Enes arasındadır. Heysemî demiştir ki (III, 156): "Taberânî tarafından rivayet edilen bu hadisin senedinde tanımadığım ravi vardır." Bûsîrî ise: "Senedinde kopukluk vardır" demiştir.

[165] Heysemî (III, 154): "Senedinde yer alan Abdülvâhid b. Sabit zayıf biridir" derken Ukaylî de "Onun rivayetlerine mütabaat olunmamıştır" demiştir. Lİsanü'l-Mizân'da bu şekilde geçmektedir (IV, 78). Bûsîrî İse: "Kavileri güvenilir kimselerdir" demiştir.

[166] Senedinde Câbir'in ailesine mensup, ismi zikredilmeyen biri vardır. Kavilerinden birinin bilinmemesi sebebiyle Bûsîrî rivayeti zayıf görmüştür.

[167] Heysemî: "Senedinde yer alan Tayyib b. Süleyman zayıf biridir" (III, 154) derken, Bûsîrî "Bunu Ebû Ya'lâ hnsen bir senetle rivayet etmiştir" demiştir.

[168] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî Cebâne binti Adan tarikiyle annesinden, o da Safiyye binti Cerir'den rivayet etmiştir. İbn Mâce bu kadınların rivayetlerini nakletmiş ve kimse onları ne cerh etmiş, ne de güvenilir olduklarını söylemiştir" (III, 155). Heysemî hadisi Ebû Ya'lâ'ya nispet etmemiştir. Bûsîrî ise Ebû Ya'lâ'ya nispet ederek "Senedinde durumları meçhul (kadın) raviler bulunmaktadır" demiştir.

[169] Senedinde yer alan Haram b. Osman, İmam Şafiî'nin hakkında: "Haram'dan hadis rivayet etmek, haramdır" dediği kişidir. Aynı hadisi Abdürrezzâk (II, 418) da rivayet etmiştir. Busîrî ise hadisi "Nikah" bölümünden önce "Talak" bahsinde zikretmiştir.

[170] Taberânî, Câbir'den şöyle dediğini nakletmiştir: "Resûluİlah (sallallahu aleyhi vesellem) seher vaktinden seher vaktine kadar ara vermeden oruç tutardı." Heysemî bunun hasen bir hadis olduğunu söylemiştir (III, 158). Bunu et-îthâf da visal orucundan men'e dair bölümde bulamadım.

[171] Hadis Kenzu'î-ummâl'da (IV, 328) Müsedded'den nakledilmiştir. Orada Beyhakî remziyle şöyle nakledilmiştir: "Ömer'den nakledildiğine göre Resûluİlah (sallallahu aleyhi vesellem) Ramazan'ın Zilhicce'nin on gününde kaza edilmesinde bir sakınca görmezdi." Bu rivayet zayıftır. Kenzu'l-ummâl'da bu şekilde geçmektedir. Ben derim ki: Orada Hz. Ömer'den bir eser/rivayet buldum. Merfû rivayeti ise ez-Zevâid'de (III, 179) buldum. Büsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir."

[172] el-îthâf da "Abdülhamid" diye geçmiştir.

[173] Doğrusu ifade "sayıyı belle" şeklinde tekil siygasıyla olmalıdır. Ama ei-İthâf da da "Sayınız" şeklinde çoğul siygasıyla geçmiştir.

[174] Senedi hnsendir. Bûsîrî hakkında sukut etmiş, değerlendirme yapmamıştır.

[175] Bu bölümde İbn Ebî Âsım'ın Kîtabü'ssıyâm'mdâ zikrettiği İbn Ömer hadisi de bulunmaktadır. Hafız İbn Hacer'in et-Telhîs'de zikrettiği hadisin ifadeleri şöyledir: "Bir gun Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Ramazan ayında oruçlu iken yanımıza çıktı. Gözleri sürme (ismid) ile doldurulmuştu..." Ama eî-Ithâf da. bu ifadelerle ne Ali hadisine, ne de İbn Ömer hadisine rastladım. Orada yalnız: "İbn Ömer'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Ramazan'da Hafsa'nm evinden gözlerine sürme çekmiş olarak yanımıza çıktı" şeklinde bir rivayet gördüm. Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bit senetle rivayet etmiştir. Çünkü ravilerinden Amr b. Hâlid el-Kureşî zayıftır.

[176] Ulemâ, Ramazan ayında bilerek cima eden kimseye kefaret gerektiği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Şafiî bu durumdaki kişinin orucunu yemesinin uygun olacağı, sonra üzerinde kefaretin bir borç olarak kaldığı ve uygun bir gün bulduğunda kefaretini ödemesi gerektiği görüşünü tercih etmiştir. Bkz, Tirmizî (II, 46). Biz de aynı görüşü savunmaktayız. Hadis mürseldİT. Bûsîrî bunu mu'dal bir senetle Müsedded'in rivayet ettiğini belirtmiştir.

[177] Bu hadis de mürseldir. Bûsîri hakkında bundan fazla açıklama yapmamıştır.

[178] Heysemt demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ ve Taberânî rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir" (III, 168). Ravilerinin güvenilir olduklarım Bûsîrî de söylemiştir.

[179] Senedinde yer alan Müslim el-A'ver hakkında Buharı: "Hadisi değersizdir (zâhibü'l-hndis)" demiştir.

[180] Doğrusu böyledir. Bkz rf-Tehzi&'itı künyeler bölümü. İki asıl nüshada ise nisbe "el-Mehdî" şeklinde yer almıştır.

[181] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[182] Bûsîrî de müellifin bu hükmüne katılmıştır.

[183] Senedinde yer alan Süleyman b. Muâz tenkit edilmiştir. Hadisi el-hhâfda bu bölümde bulamadım.

[184] Ğıtrîf Ebû Harun'u (eserinde) zikreden İbn Ebî Hatim: "Yemenli olup Câbir b. Zeyd'den rivayette bulundu" demiştir.

[185] Müsnede'de: "Mürsel olmakla birlikte senedi hasendir" denilmiştir. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[186] Ravilerİ güvenilir kimselerdir. Bûsîrî, "Müsedded mevkuf olarak tahrîc etti" değerlendirmesinden başka yorum yapmamıştır.

[187] İsnadında sakınca yoktur. Bûsîrî raviierinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[188] Mürsel olmakla birlikte senedi ceyyiddir. Müslim'in Snhîh'mde Ebû Saîd'den merfû olarak şöyle nakledilmiştir: "Sizler sabah düşmanınızla karşılaşacaksınız, öruçsuz olmak sizi daha güçlü kılar. Oruçlarınızı açınız." Dolayısıyla (seferde) oruç tutmamak azimettir. Bûsîrî: "Bunu Müsedded rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.

[189] Bûsîrî hadisi, sahîh bir senetle Müsedded'in rivayet ettiğini söylemiştir.

[190] Bevhakî de anlamca örtüşen bir hadisi Katâde yoluyla Eyyûb'dan nakletmiştir (IV, 271). Heysemî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir (III, 164)." Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[191] Bûsîrî kaynak göstermeden nakletmiş olup "Enes hadisi şahididir" ilavesini yapmıştır.

[192] Müsnede'de denilmiştir k-i: "Bu sahîh bir seneddir." Ben derim ki: Aynı hadisi Abdürrezzâk "Bu iki günün özelliğini ise bilmiyorum" ilavesiyle nakletmiştir (I, 441). İs-hâk'ın senedini Bûsîrî de sahîh görmüştür. '

[193] Senedi hasendir.

[194] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Şeybe zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü İsa b. Meymun zayıftır."

[195] Senedinde sakınca yoktur.

[196] Bûsîrî ravüerînin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[197] Bu zatın durumuna vakıf olamadım.

[198] Bûsîrî bu rivayet hakkında yorum yapmamıştır.

[199] Kenzıı'î-ıımmâî''da (IV, 428) belirtildiğine göre hadisin son kısmını İbn Cerir rivayet etmiştir. Bûsîrî senedinin zayıf olduğunu söylemiştir.

[200] Ebû Leylâ kastedilmektedir. Hadisin senedi zayıftır. Bûsîrî de zayıf görmüştür.

[201] Bu zat, Amr b. el-As'in mevtası (azatlısı) olup et-Tehzîb'de geçen ravilerdendir. Hadis mürselâİT.

[202] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[203] el'İthâfâa belirtildiğine göre hadis mürseldir. Heysemî, ise Enes'den merfû olarak: "Bir yudum suyla da olsa sahur ediniz" hadisini nakletmiş ve şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiş olup senedinde yer alan Vâhid b. Sabit el-Bâhilî zayıf biridir (III, 150). Ben derimdir ki: Hafız İbn Hacer bu hadisi gözden kaçırmıştır.

[204] Heysemî'nin belirttiğine göre hadisi Ebû Ya'la rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. (III, 151). Bûsîrî ise senedinde yer alan Muaviye b. Yahya es-Sadefî'nin zayıf biri olduğunu söylemiştir.

[205] Bu zat hakkında bilgi bulamadım.

[206] Taberânî, Selman'dan merfû olarak şu hadisi nakletmiştir: "Bereket şu üç şeydedir: Cemaat, tirit ve sahur yemeği." Ancak senedinde yer alan Ebû Abdullah el-Basrî hakkında Zehcbî: "Tanınmamaktadır" demiştir. Bkz. Heysemî, III, 151.

[207] İbnü'n-Neccâr sahabeden olan Ebû Süveyd'den şu rivayetini nakletmiştir: "Bir yudum suyln da olsa sahur yapınız. Allah'ın rahmeti sahur yapanlarla birliktedir." Bkz. Kenzu'l-ummâl, IV, 310. Mânâ bakımından benzerini ed-Dûlâbî, el-Kunâ'da zikretmiştir. Bkz. el-İsabe. Bûsîrî 976. nolu hadisi Hâris'e nispet etmiş ve Bahr b. Küneyz ve Dâvud b. el-Muhabber'in zayıf olmaları sebebiyle senedini zayıf görmüştür.

[208] Aynı hadisi Taberânî de nakletmiştir. Ancak senedinde Kays b. er-Rabî yer almaktadır. Bkz. ez-Zevâid/ III, 153. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[209] İbn Mende, Sevvâr tarikiyle İsmail b. Kays'dan, o da Ali'den şöyle dediğini nakletmiştir: Alkame, Hz. Peygamber'in yanma girdi. Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem) onun için bir kelle istedi. Bkz. el~İsâbe, II, 502. Ben derim ki: Aynı hadisi Bezzâr uzun bir metinle (mutavvelen) zikretmiştir.

[210] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[211] Bu zat, Şeybân b. Mâlik el-Ensâri es-Sülemî'dir.

[212] Bûsîrî yorum yapmamıştır. Aynı hadisi Taberânî de rivayet etmiştir. Senedinde Kays b. er-Rabî vardır. Şu'be ve Sevrî bu zatı güvenilir görmekle birlikte hakkında tenkit vardır. Bkz. Heysemî, III, 153. Heysemî, hadisi Ebû Ya'lâ'ya nispet etmeyi gözden kaçırmıştır.

[213] Bunu hem Buhârî, hem de İbn Ebî Hatim eserlerinde zikretmişlerdir. Fakat isminin Habbân mı, yoksa Hayyan mı olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir.

[214] Bûsîrî demiştir ki: "Habbân b. el-Hâris hakkında ne tenkit, ne de tadil (güvenilir olduğuna dair bir değerlendirme) gördüm. Senetteki geri kalan raviler ise güvenilir kimselerdir."

[215] Bunu Bezzâr rivayet etmiş olup senedi hasendir. Bkz. Heysemî, III, 152. el-İthâfm sahur bölümlerinde bu hadise rastlamadım. Enes'den nakledilen benzeri başka bir hadis gördüm. Ancak orada geçen olay, Zeyd b. Sâbit'le ilgilidir.

[216] Bûsîrî hadisi Ahmed b. Meni ve Abd b. Humeyd'c do nispet ederek demiştir ki: "Senetlerinin medarı/ekseninde Talha b. Amr vardır. Bu da zayıf biridir." Aynı hadisi Taberânî de rivayet etmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir. Bkz. Heysemî, III, 155. Heysemî ayrıca Enes'den şu hadisi rivayet etmiştir: "Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) bir içim suyla da olsa iftar etmeden akşam namazım kıldığını hiç görmedim." Bunu Ebû Ya'lâ, Be/,/,âr ve Taberânî rivayet etmişlerdir. Ebû Ya'lâ'nın ravileri Sahîh'in ravileridir. (III, 155). Ben derim ki: Hafi/ İbn Hacer bu hadisi burada ihmal etmiştir.

[217] Bûsîrî, Ömer b. Hamza'run zayıf oluşu nedeniyle hadisi zayıf saymıştır,

[218] Aynısını Bezzâr da nakletmiş olup, ravileri Sahîh'in ravileridir. Bkz. Heysemî, III, 165. Bûsîrî ise senedinde Ömer b. Hamza'nın yer aldığını söylemiştir.

[219] Taberânî de rivayet etmiştir. Bkz. Kenzu'î-ınnmâl, III, 304.

[220] Heysemî "Senedinde tanımadığım raviler" var derken, Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[221] Oruçlunun sürme çekmesine dair bölüme bkz. Orada Bûsîrî'nin bu hadisi zayıf addettiğini belirtmiştik.

[222] ez-Zevâid'de "sürme taşıyla" ifadesi geçmiştir. Heysemî hadisin Ebû Ya'lâ'ya nispetini gözden kaçırarak demiştir ki: "Bunu Taberânî, Habbân b. Ali b. Muhammed b. Ubeydullah b. Ebî Râfi' rivayetiyle nakletmiştir. İkisi de güvenilir görülmekle birlikte haklarında çok tenkit vardır." (Bkz. III, 167} Ben derim ki: Doğrusu Muhammed b. Ubeydullah olmalıdır. Güvenilir kabul edilen iki kişi ise Habbân ile Muhammed'dir. Bûsîri iye hadis hakkında yorum yapmamıştır.

[223] Senedi ceyyiddir. Bûsîrî ravileriniri güvenilir olduklarını söylemiştir.

[224] Heysemî'nin bildirdiğine göre bunu, Taberânî, el-Mu'cemu's-sağÎT ve el-Mu'cemu'l-evsafta rivayet etmiştir. Ben derim ki: Senedinde yer alan Ebân b. Ebî Ayyaş rivayetinden sakını lanlar dandır. Bûsîrî ise rivayet hakkında yorum yapmamıştır.

[225] Senedinde sakınca yoktur. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[226] Senedinde yer alan Leys b. Ebî Süleym güvenilir ravi olmakla beraber tedlis yapardı. Bûsîrî hadisin senedini zayıf görmüştür.

[227] Korkarım ki, burada tahrif meydana gelmiştir.

[228] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[229] el-Hâris bunu zayıf biri olan Vâkıdî'den nakletmiştir, ama Bûsîrî'nin belirttiğine göre şahidi vardır.

[230] İbnü's-Sünnî ve İbn Mâce başka bir tarikten Abdullah b. Amr b. el-Âs'dan merfû olarak: "Oruçlunun iftar zamanı bir dua hakkı vardır ki, o reddedilmez" ifadeleriyle bir hadis hâkletmişlerdir. Bûsîrî bunu sahih görmüştür. Gelecek bölümde İbn Hacer'in işaret ettiği rivayet de budur.

[231] Bûsîrî, Tayâlisî'nin senedi hakkında yorum yapmamıştır.

[232] Bendeki nüshanın eksik olması dolayısıyla bu hadisi Bûsîıî'de bulamadım. Senedinde yer alan Hammad b. Amr'ın hadisi oldukça zayıftır. Bûsîrî: "Vasiyet bölümündü gelecektir" demiştir.

[233] Bûsîrî ravileıinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[234] Hadisi, Ahmed b. Hanbel ve Taberânî rivayet etmişlerdir. Senedinde yer alan Ummü Hakîm'in biyografisini bulamadım. Bkz. Heysemî, III,, 157. Bûsîrî, hakkında yorum yapmamış ve Ebû Hureyre hadisinin bunun şahidi olduğunu söylemiştir.

[235] Bişr b. Harb'in zayıf oluşu sebebiyle Bûsîrî bu rivayeti zayıf görmüştür.

[236] Senedinde yer alan Haram b. Osman'dan rivayette bulunmak -İmam Şafiî'nin dediği gibi- haramdır.

[237] Beyhakî, Abdürrezzâk'tan, o da Ma'mer'den, o da Ebû İ.shâk'tan nakletmiştir. (IV, 286). Bûsîrî senedini snhîh kabul etmiştir.

[238] Rivayet mürseldıi. Bezzâr'm rivayet ettiği ve ravileri Sahih hadis ravileri olan bir yolla Aişe'den muttasıl olarak da nakledilmiştir. Bkz. Heysemî, III, 189.

[239] Bûsîrî, ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[240] el-Cerh ve't-Ta'dil'de bu şekilde yer almıştır. Asılda ise "Mezîd" şeklinde geçmiştir. Ebû Zür'a, bu zat hakkında: "Hiçbir değeri yoktur" değerlendirmesini yapmıştır.

[241] Bunu Taberânî rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Büreyde b. Câbir zayıf biridir." (II, 186}. Ben derim ki: Bu bir baskı hatasıdır. Doğrusu, "Mezide olmalıdır. Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[242] Bu zat Zahir b. Esved'dir. Bezzâr kendisinden şu hadisi nakletmiştir: "Her kim bugün oruçlu ise, orucunu tamamlasın...." Ravileri güvenilir kimselerdir. Bkz. ez-Zevâid, III, 186.

[243] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[244] Bunu Taberânî rivayet etmiş olup senedinde yer alan Eyyub b. Câbir hakkında ihtilaf edilmiştir. Bkz. Heysemî, III, 186. Ben derim ki: Ebû Ya'lâ'nm senedinde yer alan Muhammed b. Câbir, Eyyûb'un kardeşidir. Onun hakkında da ihtilaf edilmiştir. Senetteki tabiînin bilinmemesi dolayısıyla Bûsîrî rivayeti zayıf görmüştür.

[245] el-İthâf ta ifade "Peygamberlerin" şeklinde çoğul sıygasıyla geçmiştir.

[246] Aynı hadisi Bezzâr da rivayet etmiş olup, senedinde yer alan İbrahim el-Hicrî'yi İbn Adî güvenilir görürken diğer imamlar zayıf olduğunu söylemişlerdir. Hicrî'nin zayıf oluşu sebebiyle Bûsîrî de İbn Ebî Şeybe'nin senedini zayıf addetmiştir.

[247] Senedinde yer alan Ebû Hârûn el-Abdî zayıf biridir. Bkz. Heysemî, III, 186. Bûsîrî de aynı değerlendirmeyi yapmıştır.

[248] ei-İthâf da ifade "Kendi süt emen çocuklarıyla Fâtıma'nın süt emen çocuklarını çağırır" şeklindedir.

[249] Aynı hadisi Taberânî de nakletmiş olup Alîle'nin annesinin ismini de zikrederek "Alîle binti Kümeyt, annesi Emîne'den naklen" ifadesine yer vermiştir. Heysemî "Bu .kadınların biyografilerini zikredene rastlamadım" demiştir. (III, 186). Ben derim ki: Söz konusu kadının ismini el-Hâris de zikretmiştir. (II, 25, yazma). Ayrıca bkz. el-İsâbe, IV, 302. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[250] Her iki husus için de bkz. Beyhakî, IV, 283.

[251] Hadisi mânâca nakleden Bûsîrî, Ebû Ya'lâ'nın senedini tabiînin bilinmemesi sebebiyle zayıf saymıştır.

[252] Müsnedü'l-Hnris, II, 41. Hadis mürseldıv. Çünkü Kesîr b. Murrc, iki görüşten daha sahîh olanına göre tabiîdir. Bûsîrî demiştir ki: "Hadisin baş kısmını, İbn Hibbân Sa-hîh'inde ve ayrıca Taberânî, Muâz b. Cebel tarikiyle nakletmişierdir.

[253] Senedinde geçen Leys b. Ebî Süleym hakkında Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[254] Usâme b. Zeyd. Kendisinden rivayette bulunan ise torunudur.

[255] Bu iki rivayeti ez-Zevâid'de bulamadım. Bûsîrî ikinci rivayeti, tabiînin bilinmemesi ve İbn İshâk'ın tedlis yapması dolayısıyla zayıf görmüştür.

[256] Bunu Ebû Ya'lâ da nakletmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir. Bkz. Heysemî, III, 189, Bûsîrî de Heysemî'nin bu açıklamasına katılmıştır.

[257] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[258] Nisbesi el-Asrî'dir. İbn Ebî Hatim'in zikrettiği Hûd hakkında Ahmed b. Hanbel: "Tanımıyorum" demiştir. Şihâb b. Abbâd İse et-Tehztb'deki ravilerdendir.

[259] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[260] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[261] Söz konusu metin Havşeb kanalıyla Mehdî'den, o da İkrime'den, o da Ebû Hureyre'den naklen zikredilmiştir. Hadisi bu tarikle Ebû Dâvud, Nesâî ve İbn Mâce nak-letmişlerdir.

[262] Aynı hadisi Bezzâr da nakletmiştir. Heysemî demiştir ki: Senedinde yer alan Abdullah b. Saîd el-Makburî zayıf biridir. (Bkz. III, 203) Ben derim ki: İki bayram günü oruç tutmaktan yasaklama hadisini Buhârî ve Müslim de Ebû Hureyre'den nakletmişlerdir. İbn Ebî Şeybe'nin senedini, Makburî'nin zayıf oluşu nedeniyle Bûsîrî de zayıf görmüştür.

[263] Heysemı'nin "Hepsinin ravileri Sahih'm ravileridir" değerlendirmesi İse doğrudan uzaktır. Hadisi Bezzâr ve Ahmed b. Hanbel de rivayet etmişlerdir. (I, 169). Ebû İbrahim'in zayıf olması sebebiyle hadisi Bûsîrî de zayıf görmüştür.

[264] Mücerrid bunu ihmal etmiştir. Senedi zaytfhr.

[265] Hepsinin hadisi tek hadistir. Bûsîrî demiştir ki: "Hepsi de hadisi zayıf biri olan Yezîd er-Rakkâşî tarikiyle rivayet etmişlerdir." Heysemî demiştir ki: "Hadis, bütün ta-rikleriyle zayıftır." Bkz. III, 203.

[266] Heysemî bunu gözden kaçırmıştır. Hadisi Tahâvî de nakletmiştir. (I, 429). Bûsîrî hadisi İbn Ebî Ömer'e de nispet ederek demiştir ki: "Hepsinin senedinin merkezinde zayıf biri olan Musa b. Ubeyde vardır. Fakat Müslim'in Sahîh'i ve başka kaynaklarda rivayetin şahidi bulunmaktadır."

[267] Heysemî bunu zikretmemiştir. Bûsîrî de hakkında bir değerlendirme yapmamış, yalnız Ukbe hadisinin onun şahidi olduğunu söylemiştir.

[268] Ebû Ya'lâ'mn hocasıdır.

[269] Senedi sahihtir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[270] Aynı hadisi Taberânî de nakletmiş tir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Leys güvenilir olmakla birlikte tedlis yapardı." (III, 200). Bûsîrî ise: "Bunu İbn Ebî Şeybe, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr rivayet etmişlerdir" demiş, bir değerlendirme yapmamıştır.

[271] el-İMf da ifade "Davud'un orucu gibi oruç tut" şeklindedir.

[272] Senedinde sakınca yoktur. Bûsîrî, Bişr b. Harb'in zayıf oluşu nedeniyle rivayeti zayıf saymıştır.

[273] Kenzu'l-unzmâl'da (IV, 317) ve ez-Zevaid'de (III, 193) belirtildiğine göre bunu Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Sadaka zayıf biridir. Hakkında güvenilir olduğu yönünde değerlendirmeler bulunsa da İbn Abbâs'a yetişmemiştir."

[274] Müsiim, rivayetin Pazartesi orucuna ilişkin kısmı hariç tamamını nakletmiştir. Bkz. I, 367. Bûsîrî, Ebû Ya'lâ'nm senedi hakkında değerlendirme yapmamış, aksine "Ebû Katâde hadisi* onun şahididir" demiştir.

[275] Bezzâr da nakletmiş olup Heysemî: "Ravileri Sahîh'in ravileridir" demiştir (bkz. III, 196). Bûsîrî de: "Bunu İbn Ebî Şeybe hanen bir senetle rivayet etmiştir" değerlendirmesini yapmıştır.

[276] el-İthâfda ifade "Ramazan... orucu, göğüsteki kini giderir" şeklindedir,

[277] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded mürsel olarak, Nesâî ise Ebû Hureyre'den merfû olarak nakletmiştir."

[278] Bu ve 1028 nolu hadis tek hadistir. Buradaki, hadisin baş kısmıdır. Diğeri ise son kısmıdır. Bûsîrî burada rivayet hakkında yorum yapmamıştır.

[279] el-Hâris, Müsned, !, 240. Müsnede'de ise şöyle geçmiştir: "Bunu Haccâc rivayet etmiştir ki bu zat müdellistir." Yine Muhammed b. Abdurrahman ve Hakim b. Cübeyr, Musa b. Talha'dan, o da Ibnü'l-Havtekiyye'den, o da Ebû Zer'den nakletmiştir. Böylece belli oldu ki, bu hadisi nakleden mezkûr zat Ebû Zer'dir. Ben derim ki: Aynı hadisi Humeydî o iki zat tarikiyle nakletmiştir. Ama senedinde "İbnü'l-Havtekiyye, Ebû Zer'den naklen" ifadesi yer almamıştır. Aksine orada "Ömer sorunca Ebû Zer şöyle cevap verdi" denilmiştir. Yine Ebû Hani/e, Heysem es-Sarrâf'dan, o da- Musa'dan, o da Yezîd b. el-Havtekiyye'den, o da Ömer'den nakletmiştir. Ben derim ki: Bunun hakkında büyük ihtilaf vardır. Bu konuda Humeydî'nin Müsned'ine yazdığım dipnota (I, nr: 136) ve Fethu'l-Bârî'ye (IX, 525) bakınız. Bûsîrî ise "Senedinde Haccâc b. Ertât bulunmaktadır" sözünden başka yorum yapmamış ve ayrıca hadisin tamamını Tayâlisî ve başkasının "Av" bölümünde rivayet ettiğini belirtmiştir.

[280] Senedi m/]/;ddir. Busîrî "Haris bunu mürsel olarak nakletmiştir" açıklamasıyla yetinmiştir.

[281] İki asılda da "ji-alt'' şeklinde geçmiştir kî, bu tahriftir. ez-Zevâiâ va el-lthâf da doğru şekliyle "Sabır ayı" diye yer almıştır. Hadisi Bezzâr da nakletmiştir. Senedinde Haccâc b. Ertât bulunmaktadır ki, hakkında tenkit vardır. Az önce müdellis olduğunu zikrettim. Fakat Hafız İbn Hacer demiştir ki: Yunus b. Ebî İshâk rivayeti onun mutâbiidir. Bunu da yine Bezzâr rivayet etmiştir. Müsnede'de böyle geçmiştir. Bûsîrî demiştir ki: İkisinin senedinde de Haris el-A'ver yer almıştır.

[282] Asıl metinde geçen kelimesinin mânâsının, "kalpteki vesvese ve aldatma", veya "kin ve nefret" veyahut "düşmanlık" veya "en şiddetli öfke" olduğu söylenmiştir.

[283] Bunu Taberânî rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Hammad b. Yezîd el-Minkarî'yi (doğrusu el-Mukrî olacak) zikredeni görmedim." (III, 197). Ben derim ki: Onu Buhârî, Ibn Ebî Hatim ve başkaları zikretmişlerdir. Kendisinden birden fazla kimse rivayette bulunmuştur.

[284] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî el-Mu'cemü'l-kebîr'de rivayet etmiş olup senedinde yer alan Salih b. Cebele'yi, Ezdî zayıf görmüştür." Bundan önce aynı hadisi Taberânî'nİn el-Mıt'cemıı'l-evsat'mda İbn Abbâs'dan naklen vermiş, orada da burada dediklerini demiştir. (111, 199,198). Bûsîrî Salih b. Cebele'nin zayıf olduğunu söylemiştir.

[285] el-İthâfda 'Vj (tek gecelerde)" ilavesi yer almıştır.

[286] el-İthâf, iki asıl ve ez-Zevâid'de bu şekilde geçmiştir, el-îsâbe'de ise "j*A\ (geniş burunlu)"

[287] Bu zat Küleyb'dir. Kendisinden rivayette bulunan ise oğlu Asım'dır.

[288] Abese sûresi 80/26-31.

[289] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[290] Mcrfû kısmını, ravileri Sahîh'm ravileri olan bir senetle Taberânî rivayet etmiştir, el-îsâbe'de bildirildiğine göre aynı hadisi Beğavî, İbn Şahın ve Ibnü's-Seken de rivayet etmişlerdir. Müsnede'de bildirildiğine göre hadisi, Ahmed b. Hanbel de nakletmiştir. Ama Heysemî bunu ona nispet etmemiştir (111, 178). el-îthâf da ise şöyle geçmiştir: "Bunu İbn Ebî Şeybe geniş olarak, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr özet olarak güvenilir ravîlerden oluşan bir senetle zikretmişlerdir. İbn Abbâs bu gecenin, ayın bitimine yedi gün kala 23. gece olduğunu belirtmiştir."

[291] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir-

[292] Baba ve oğlu, İbn Ebl Hatim el-Cerh ve't-Ta'dî! iîPhli eserinde zikretmiş ve güvenilir olduklarını belirtmiştir. Bkz. et-Tehzîb. el-tthnf da ise: "Ebû Mersed'den şöyle dediği nakledilmiştir: Ebû Zerr'e sordum ki..." denilmiştir.

[293] Bunu Bezzâr rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Zikri geçen Mersed'den oğlu Mâlik'ten başkası rivayette bulunmamıştır. Geri kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir." (III, 177). Ben derim ki: İclî onu (Mersed'i) güvenilir görmüştür. Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu Müsedded, İshâk, İbn Ebî Şeybe, Bezzâr ve es-Simenü'l-kübrâ''da Nesâî, Sakîh'mde İbn Hibban rivayet etmişlerdir. Zikri geçen Ebû Zer hadisi ise hasen hadistir.

[294] Hafız (İbn Hacer) demiştir ki: "İshâk bunu Hüzeyl oğullarının azatlısı Ebû Hâ-zım'in müsnedi içinde nakletmiştir. Aynı hadisi Nesâî, Sünen'inde "İtikâf" bölümünde çoğu Ebû Hâzım'm Beyâdî'den... rivayeti olarak gelen daha başka tariklerden nakletmiştir. Zikri geçen bu Hazım hakkında ihtilaf edilmiştir. Rivayetlerin çoğunda onun Gıfâr oğullarının azatlısı olup, isminin Dinar olduğu belirtilmiştir. Bu rivayette ise Hüzeyl oğullarının azatlısı olduğu söylenmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir." Bütün bu değerlendirmeleri Bûsîrî nakletmiştir. Ama onu İbn Hacer'e nispet etmeyip: "Bunu İshâk zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü İbn İshâk tedlis yapar" demiştir.

[295] Bûsîrî değerlendirme yapmamıştır.

[296] Enfâl s. 41

[297] Bûsîrî demiştir ki: "Bu, Havt'ın zayıf oluşu sebebiyle zm/ı/bir senetle nakledilmiş mevkııfbir rivayettir."

[298] Enfâl sûresi, S/41.

[299] Bûsîrî: "Bu, ismi zikredilmeyen hir ravinin yer aldığı bir senetle nakledilen bir hadistir" demiştir.

[300] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ, hakkında ihtilaf bulunan Hadîc b. ^ yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir. Senedin gen kalan ravileri ise güvenilir

[301] Bûsîrî senedinde ismi zikredilmeyen bir ravinin bulunduğunu söylemiştir.

[302] Bûsîrî yorum yapmamıştır. .

[303] Hafız İbn Hacer demiştir ki: "Bu sahih bir senetle Kadı Şureyh'e ait mevkuf bir rivayettir." Aynı haberi Vekî' Ahbârü'l-kudât'da faklı ifadelerle nakletmiştir. (bkz. II, 360). Haberin senedini Bûsîrî de sahîh olarak değerlendirmiştir.

[304] Bûsîrî bu hadisi itikaf bölümünde zikretmemiştir.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/