METÂLİB UL-ALİYE > TEFSİR, MENKİBELER

 

islam

help 2.19.4.3 012 previous next

HADİS KİTAPLARI > METÂLİB UL-ALİYE > 4.Cilt > 012
Tûr Sûresi

Necm Sûresi

Kamer Sûresi

Rahman Sûresi

Vâkı'a Sûresi

Hadîd ve Mücâdele Sûreleri

Haşir Sûresi

Mümtehine Sûresi

Münâfikûn Sûresi

Talâk Sûresi

Tahrînı Sûresi

Tebâreke Suresi

Nûn Sûresi

Hakka Sûresi

Seele/Meâric Sûresi

Cin Sûresi

Müzzemmil Sûresi

Müddessir Sûresi

Mürselât Sûresi

Nebe' Sûresi

Tekvîr Sûresi

İnşikâk Sûresi

Beled Sûresi

Duhâ Sûresi

Zilzâl Sûresi

Mâûn Sûresi

Kâfirim ve Kur'ân'in Sonuna Kadarki Sonraki Sûrelerin Fazileti

Nasr Sûresi

Tebbet Sûresi

İhlâs Sûresi

Muavvizatân (Felak ve Nâs) Sûreleri

MENKIBELER KİTABI

Peygamberlik Alâmetleri (Mucizeler)

Resûlullah (sallallahu aleyhi vesllem)' in Cömertliği ve Keremi

Resûlullah (Sanallahu Aleyhi Vesellem)'İn Duasının Bereketi

Resûluliah (Sallallahu Aleyhi Vesllem) Fiziki Güzelliği ve Ahde Vefası

Resûluliah (Sallallahu Aleyhi Vesllem)'İn Hayvanların Dilini Bildiği

Resûluliah (Sallallahu Aleyhi Vesllem)'İn Elinin ve Tükürüğünün Bereketi

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesllem)'İn Kanı İle İdrarının Temiz Oluşu

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)' İn Elinin Bereketi, Eliyle Erkeklerin ve Kadınların Yüzlerini Meshettiği ve Kadınlara Dokunmaktan Kaçındığı

Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem)'in Hayatta İken ve Öldükten Sonraki Bereketi

Resûlullah (sallallahu aleyhiveseHem)'in Tevazuu ve İnsafı

Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) Terinin Hoş Kokusu

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'İn Hilmi (Yumuşaklığı)

Bâb

Bâb

Resûlullah'ın Cinsel Gücü

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'İn Slfatl

Resuiullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) 'İn Diğer Peygamberlerden Üstün Özellikleri

Ehl-i Kitabın Resûlullah'ın (sallallahualeyhi vesellem)Doğruluğuna Şahit Olmaları

Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in Şefaatinin Faydası

Hz. Ebû Bekir'in Fazileti

Hz. Ömer'in Faziletleri

Hz. Ömer'in Şehit Edilişi

Hz. Osman'ın Menkıbeleri

Hz. Hasan ve Hüseyin'in Faziletleri

Ehli Beyt'in (Salavâtullahi Aleyhim) Fazileti

Abdurrahman b. Avf in Fazileti

Zübeyr b. el-Avvâm'ın Fazileti

Talha'nın Fazileti

Sa'd b. Ebi Vakkâs'ın Fazileti

Hısımların ve Dünürlerin Fazileti

Sahabeden Bir Grubun Ortak Faziletleri

Tûr Sûresi


3754. Hâlid b. Ar'are bildiriyor: Başka biri kalkarak: "Sana soracaklarıma cevap ver" dedi. O (yani Hz. Ali) de: "Faydalı şeyleri sor! Zararlı şeyleri sorma!" dedi. "Yükseltilmiş tavandan maksat nedir?" diye sordu. "Gök" dedi. "Beyt-i ma'mur'dan maksat nedir?" diye sordu. Hz. Ali arkadaşlarına: "Bu konuda siz ne dersiniz?" diye sordu. "Bu Beyt'tir, yani Kabe'dir" dediler. Fakat o şöyle açıkladı: "Hayır. Doğrusu o, Haremdeki Kabe'nin hizasında gökte duran bir beyttir. Adına Durâh denir. Onun gökteki kudsiyeti bunun yerdeki kudsiyeti gibidir. Oraya her gün 70 000 melek girer, sonra oraya tekrar dönmezler." (İshâk) [1]



Necm Sûresi


3755. Abdurrahman b. Nâfi'nin bildirdiğine göre onun yanında Ebû Hureyre'ye: "Ufak tefek kusurları dışında büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince.[2] âyeti soruldu. Âyette geçen ^ (ufak tefek kusur)dan maksat "Haram bakış, elle sarkıntılık, öpme ve dokunmadır. Ama erkeğin sünnet yeri kadının sünnet yerine değerse, bu zina olur ve gusül gerekir" dedi. (Müsedded)

3756. Ebû Hureyre'ıin bildirdiğine göre Hz. Ömer, Necm sûresini okudu ve secde etti. Sonra kalkıp başka bir sûre okudu. (Müsedded)

3757. İbn Abbâs'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sidre'yi kaplayan kaplıyordu [3] âyetiyle ilgili olarak: "Onu gördüm. Hatta iyice emin oldum. Sonra araya altın pervaneler girdi ve buna engel oldu" buyurmuştur.[4] (Ebû Ya'lâ)

3758. İbn Abbâs " (ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!) [5] âyeti hakkında şöyle demiştir: "Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi veellem) yanından büyüklük taslayarak geçiyorlardı. Buzağının [6] nasıl çalımlı çalımlı yürüdüğüne bakmaz mısın!? [7] (Ebû Ya'lâ)



Kamer Sûresi


3759. Katâde'nin bildirdiğine göre Hz. Ömer şöyle demiştir: "Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır [8] âyeti nazil olunca "Acaba bu hangi topluluktur?" diye merak etmeye başladım. Bedir günü Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi veseilem) zırh içinde ileri atılarak: "Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır [9] dediğini görünce anladım ki, o topluluk bu topluluktur. (İshâk} Senedinde kopukluk vardır.[10]

3760. İbn Abbâs, "Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı âyeti ile ilgili olarak: "Ay'ın yarılması olayı Mekke'de yaşanmıştır" demiştir. (Ahmed b. Menî')

3761. Yine aynı senetle İbn Abbâs, "Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır [11] âyeti hakkında: Maksat Bedir günüdür, yine, "(Ey inkarcılar! Size Resulün bildirdiklerini) Kesin kes yalan saydınız. O yüzden azap yakanızı bırakmayacaktır! [12] âyeti ile ilgili olarak da maksat Bedir günüdür açıklamasını yapmıştır. (Ahmed b. Menî') [13]


Rahman Sûresi


Bu sûrenin fazileti ile ilgili Hz. Ali hadisi Edeb kitabının [14] "Köpek Hırladığında Okunacak Dua"ya dair bölümde geçmiştir.

3762. Muhammed b. Sa'd b. Mâlik'in bildirdiğine göre Ebu'd-Derdâ "Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet vardır [15] âyetini okuduğu zaman: "Zina etse, hırsızlık yapsa bile" diye ekler ve "Bana bunu Allah Resulü (sallaliahu aleyhi veseilem) böyle okuttu" derdi. {Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [16]

3763. Muhammed b. Sa'd demiştir ki: Ebu'd-Derdâ'nm yanındaydım. Bize "Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet vardır. Zina etse, hırsızlık yapsa bile" âyetini okudu. Ben: "İnsanlar âyeti bu şekilde okumuyorlar" deyince, âyeti aynı lafızlarla üç kez tekrar etti ve sonra; "Resûlullah (saUallahu aleyhiveseOem) onu bu şekilde okudu" dedi. (Ebü Ya'lâ)

3764. Abdullah (b. Mes'ûd) demiştir ki: "Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş huriler vardır [17] âyetiyle kastedilen "içi boş incidir" (Müsedded) [18]



Vâkı'a Sûresi


3765. İbn Mes'ûd'un bildirdiğine göre Resûlullah (saUallahu aleyhi vesdlem): "Kim her gece Vâkı'a sûresini okursa, ebediyen fakirlik çekmez" buyurmuştur. İbn Mes'ûd kızlarına her gece onu okumalarını söylerdi. (el-Hârİs ve EbÛ Ya'lâ) [19]

3766. Katâde, aziz ve celil olan Allah'ın [20] ifadesinden maksadın muz olduğunu söylemiştir. (el-Hâris)

3767. Seleme b. Yezîd el-Cu'fî demiştir ki: "Gerçekten biz kadınları/hurileri apayrı biçimde yeniden inşa ettik (yarattık). Onları eşlerine düşkün ve hep yaşıt bakireler yaptık [21] âyetleri hakkında Resûlullah'm (sallallahu aleyhivesellem): "Onlardan kimisi evli, kimisi bekârdır" buyurduğunu işittim. (EbÛ Dâvud et-Tayâlisî) [22]

3868. Ebû Bekre, aziz ve celil olan Allah'ın: "(Onların) çoğu öncekilerden. Birazı da sonrakilerden [23] âyeti hakkında: "Her iki grup da bu ümmettendir" açıklamasını yapmıştır. {Ebû Dâvud et-Tayâlisî ve Müsedded) [24]



Hadîd ve Mücâdele Sûreleri


3769. Mücâhid'in bildirdiğine göre Hz. Ali demiştir ki: "Muhakkak ki Allah'ın kitabında öyle bir âyet var ki, onunla ne benden önce bir kimse amel etmiştir, ne de benden sonra onunla bir kimse amel edecektir. Bu şu münâcat âyetidir: "Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz..[25]

Hz. Ali demiştir ki: Yanımda bir dinar vardı. Onu on dirheme sattım. Sonra Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile gizli görüşme yaptım. Onunla her gizli görüşme yaptığımda, görüşmemden önce bir dirhem sadaka verdim. Sonra bu âyet neshedildi ve artık uygulanmadı. Ardından "Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz..[26] âyeti nazil oldu. (İshâk ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

3770. İbn Mes'ûd demiştir ki: "İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki,

kalpleri Allah'ın zikrine ve inen hakka saygı duysun [27] âyeti nazil olunca birbirimize bakıp: "Biz ne icat ettik. Biz ne yaptık?!" diye hayıflandık. (Ebû Ya'lâ)



Haşir Sûresi


3771. Ali b. Ebî Tâlib demiştir ki: Bir manastırda kendini ibadete veren bir rahip vardı. Ayrıca bir de kadın vardı. Kadının kardeşleri vardı. Bir gün kadına bir şey oldu. [28] Kardeşleri onu rahibe götürdüler. Kadın kendini rahip için süsledi ve rahip onunla ilişkiye girdi ve kadın ondan hamile kaldı. Derken Şeytan geldi ve rahibe: "Onu öldür. Eğer kardeşleri gelirlerse, rezil olursun" diye vesvese verdi. O da kadını öldürüp gömdü. Sonra kardeşleri geldiler ve rahibi tutup götürdüler. Onlar beraber yürürlerken aniden Şeytan rahibin karşısına çıktı ve: "Bunu sana ben güzel gösterdim. Bana secde et ki, seni bu beladan kurtarayım" dedi. O da ona secde etti. İşte Allah Teâlâ'nm "(Yahudileri kandıran münafıkların durumu da) tıpkı şeytanın durumuna benzer ki insana İnkâr et dedi, (insan) inkar edince de: Ben senden uzağım, ben âlemlerin Rabb'i Allah'tan korkarım! Dedi [29] âyeti bununla ilgilidir. (İshâk) [30]

3772. Câbir demiştir ki: Müslümanların hurma ağaçlarını kesmelerine ruhsat verildi. Sonra bu konuda sertçe uyarıldılar. Bunun üzerine Peygamber'e fsallallahu aleyhi vesellem) gelerek: "Ya Resûlallah! Şimdiye kadar kestiklerimizden ya da kesmeyip olduğu gibi bıraktıklarımızdan dolayı bize günah var mıdır?" diye sordular. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah: "Hurma ağaçlarından her hangi bir şey kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle ve O'nun, yoldan çıkanları cezalandırması içindir [31] âyetini indirdi. (Ebû Ya'lâ) [32]

3773. E bu'1-Mütevekkil en-Nâcî'nin bildirdiğine göre Müslümanlardan bir adam üç gün oruçlu olarak yürüdü de iftar edecek bir şey bulamadı. Yine oruçlu olarak sabahladı. Derken Ensâr'dan Sabit b. Kays adında bir zât bunu fark etti ve ailesine: "Ben bu gece size bir misafir getireceğim. Yemeği sofraya koyduğunuzda biriniz kalkıp kandilin yanma gitsin ve onu düzeltiyormuş gibi yaparak söndürsün. Sonra ellerinizi, yemek yiyormuşsunuz gibi yemeğe götürüp getirin, ama misafirimiz doyana kadar ondan yemeyiniz" dedi. Akşam olunca gitti. Yemeklerini koydular. Hanımı kalkıp kandilin yanına gitti ve onu düzeltiyormuş gibi yaparak söndürdü. Sonra ellerini, yemek yiyorlarmış gibi yemeğe götürüp getirdiler. Ama yeriliyorlardı. Böylece misafirleri doydu. O gün yemekleri ekmekten ibaretti. Bu, onların yiyecekleriydi. Sabit sabah olunca Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) yanma gitti. Allah'ın Nebisi: "Ey Sabit! Allah dün gece senin ve misafirinin yaptığını beğendi [33] buyurdu. Bu konuda "Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler âyeti indi. (Müsedded) [34]

3774. Ebû Musa, aziz ve celil olan Allah'ın ilk Muhacirlerle ilgili âyeti [35] hakkında: "Maksat, Hz. Peygamber'Ie (sallallahu aleyhi vesellem) birlikte iki kıbleye doğru namaz kılanlardır" açıklamasını yapmıştır. (el-Hârİs)


Mümtehine Sûresi


3775. Ebu'l-Melîh'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Allah Teâlâ'nm "Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, .... iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana biat ederlerse. [36] âyetinde işaret edilen isyandan maksadın "Ağıt yakmak" olduğunu belirtmiştir. (Ahmed b. Menî1) Hadis mürsel ve hasenâir. [37]

3776. İbn Abbâs bildiriyor: Ömer b. el-Hattâb, Müslüman olduğu zaman hanımı (İslam'a girmedi) müşrikler arasında kaldı. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah "Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın [38] âyeti indirerek "Eğer erkek Müslüman olur da hanımı bunu reddederse, isterse onun dışında dört kadınla evlensin [39] demek istemiştir. (Ahmed b. Men)

3777. Ebû Nasr el-Esedî [40] anlatmaktadır: İbn Abbâs'a: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kadınları nasıl imtihan ederdi?" diye soruldu. Şöyle anlattı: Kendisine Müslüman olmak üzere bir kadın geldi mi, ona "Allah adına, yola kocasına olan nefreti yüzünden çıkmadığı, Allah adına dünyalık bir menfaat elde etmek maksadıyla çıkmadığı, Allah adına bir yerden başka bir yere göç etme arzusuyla çıkmadığı ve Allah adına yalnızca Allah'a ve Resûlü'ne olan sevgiden dolayı yola çıktığı"na dair yemin ettirirdi. (el-Hârİs)

3778. Abdullah b. ez-Zübeyr'in bildirdiğine göre Ebû Bekir es-Sıddîk hanımı Kuteyle'yi Cahiliye döneminde boşamıştı. Bu hanımı, Esma binti Ebî Bekir'in annesidir. Sonra bu kadın Resûlullah {sallallalıu aleyhi vesellem) ile Kureyş kâfirleri arasında yapılan sulh süresi içinde Müslümanların yanma geldi. Esmâ'ya bir küpe ve bazı şeyler hediye etti. Esma onları kabul etmek istemedi. Sonra Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) gelince bunu ona anlattı.

Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah: "Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever [41] âyetini indirdi. (Bu ifade Ebû Davud'a aittir)

Diğer bir rivayette ise şöyle geçmiştir: Mâlik b. Hasel oğullarına mensup Kuteyle binti Abdiluzzâ b. Esed kızı Esma bintİ Ebî Bekir'e keler, yağ ve keş/çökelik gibi bazı hediyeler getirdi. Fakat Esma kabul etmedi ve onu evine sokmadı. Bu meseleyi onun adına Âişe, Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) sordu. Allah Resulü: "Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever [42] âyetini okudu. Bunun üzerine onu evine aldı ve hediyelerini kabul etti. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî ve Ebû Yala) [43]

3779. Ebû Zümeyl'in naklettiğine göre İbn Abbâs demiştir ki: Hz. Ömer dedi ki: Hâtıb b. Ebî Beltea Mekke halkına bir mektup yazdı. Fakat Allah bunu Peygamber'ine (sallallahu aleyhi vesellem) bildirdi. Hemen Hz. Ali ve Zübeyr'i mektubun peşinden gönderdi. Kadına bir deve sırtında yetişip örgüleri arasından mektubu çıkardılar. Sonra onu Resûlullah'a (sallaüahu aleyhi vesellem) getirdiler. Resûlullah (saMlahu aleyhi veseUem) birini göndererek Hâtıb'ı çağırdı. Sonra ona: "Ey Hâtıb! Bu mektubu sen mi yazdın?" diye sordu. "Evet!" dedi. "Seni buna iten sebep nedir?" diye sordu. "Ya Resûlallah! Vallahi ben, Allah ve Resulüne bağlı biriyim. Fakat ben, Mekke halkı arasında yabancıydım ve ailem onların arasında kalmıştı. Onlar hakkında endişe edip, belki aileme faydası dokunur diye Allah'a ve Resûlü'ne zararı dokunmayacak böyle bir mektup yazdım" dedi. Hz. Ömer dedi ki: "Kılıcımı sıyırdım ve: Ey Allah'ın Resulü! Müsaade et de Hâtıb'ın işini bitireyim. Çünkü o inkâr etmiştir. Onun boynunu vurayım dedim. Ama Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona şöyle karşılık verdi: "Ey Hattab oğlu! Nereden biliyorsun, belki de Allah Bedir ehlinden olan bu topluluğun durumunu gördü ve Hediğinizi yapın. Ben sizi bağışladım buyurdu." (Ebû Ya'lâ) Senedi sahihtir.


Münâfikûn Sûresi


3780. Ebû Harun el-Medenî'nin bildirdiğine göre Abdullah b. Ubey b. Selûl babasına: "Vallahi sen, Allah Resulü (sallallahu aleyhi veseUem.) daha üstün olan; ben ise daha alçak olanım sözünü söylemedikçe ebediyen cennete giremeyeceksin" dedi. Sonra Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) yanma giderek şöyle dedi: "Yâ Resûlalîah! Duydum ki sen babamı öldürmek istiyormuşsun. Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, heybetinden onun yüzüne hiç bakamadım. Eğer istersen, onun kellesini sana ben getiririm. (Aksi olursa) Sonra ben babamın katili olan birini görmek istemem." {el-Humeydî)


Talâk Sûresi


3781. Ubey b. Ka'b demiştir ki: Kadınların iddetiyle ilgili Bakara süresindeki âyet nazil olunca dediler ki: Kadınlardan iddetleri zikredilmeyip bırakılanlar vardır: Küçük kız çocukları, hayızdan kesilmiş yaşlı kadınlar ve bir de hamileler" Bunun üzerine Allah kısa Nisa süresindeki şu âyeti indirdi: "Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz (iddetlerinin nasıl olacağında tereddüt

ederseniz), onların bekleme süresi üç aydır.[44] Yani, adetten kesilmiş olanların iddet süresi üç aydır. "Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları, doğum yapmalarıdır [45] (Ishâk)

3782. Amr b. Salim demiştir ki: Bakara süresindeki boşanan kadınla kocası ölen kadının iddetleriyle ilgili âyet nazil olunca Ubey: "Yâ Resûlallah!..." dedi. Ve benzerini zikretti. (İshâk)

3783. İbn Abbâs, "... Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar.[46] âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Apaçık hayasızlık" kadının ailesine karşı edepsizlik yapmasıdır. Eğer bunu yaparsa, onu evlerinden çıkarmaları caiz olur. (İshâk)



Tahrînı Sûresi


3784. Âişe demiştir ki: Hz. Ebû Bekir, Mistah'a infakta bulunmayacağına dair yemin edince Allah "Allah size yeminlerinizi bozmayı meşru kılmıştır [47] âyetini indirdi. (el-Hâris)

3785. Hz. Ömer: "Nasûh/Samimi tövbe [48] ifadesi hakkında: "Kişi günahtan tövbe eder, bir daha ona dönmez" açıklamasını yapmıştır. (Ahmed b. Menî1) Senedi sahîh olup mevkuftur.

3786. Ravi zinciri Ebû Hureyre'ye uzanan bir hadiste şunlar yer almıştır: "Firavun hanımını elleri ve ayaklarından dört kazıkla kazığa gerdi. Onlar başından ayrıldıkları zaman, melekler onu çözerlerdi. Kadın: "Rabbim! Bana yanında cennetin içinde bir ev yap [49] diye dua etti ve kendisine, cennetteki evi gösterildi." (Ebû Yala) Hadis sahîh olup mevkuftur.



Tebâreke Suresi


Secde sûresinin tefsirinde konuyla ilgili bir hadis geçmişti. [50]

3787. İbn Abbâs bir adama: "Seni sevineceğin bir sözle coşturayım mı?" dedi. Adam: "Elbette ey Ebû Abbâs! Allah seni esirgesin" deyince "Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir.[51] sûresini (Tebâreke'yi) okudu ve ekledi: "Bunu iyi belle ve onu ailene, bütün evlatlarına, evindeki çocuklara ve komşularına öğret. Zira o, kurtuluş reçetesidir. O mücadelecidir ki, kıyamet günü Rabbi nezdinde kendisini onun için mücadele edip onu savunur. Eğer ezberinde ise Rabbinden onu cehennemden kurtarmasını diler. Onun hürmetine Allah onu okuyanı kabir azabından korur." İbn Abbâs demiştir ki: Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem): "Keşke o, ümmetimden her insanın kalbinde olsaydı" buyurdu. {Abd b. Humeyd) [52]



Nûn Sûresi


3788. Ebû Musa'nın bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi veseüem) "O gün sâk/baldır açılır [53] âyeti ile ilgili olarak: "Sâk, büyük bir nurdur. Herkes ona secdeye kapanır" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [54]


Hakka Sûresi


3789. Vehb b. Münebbih, Allah Teâlâ'mn "O gün Rabbinin Arş'ım bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir [55] âyeti ile ilgili olarak demiştir ki: "Bunlar dört melektir. Arş'ı omuzları üzerinde taşırlar. Her birinin dört yüzü vardır. Biri öküz yüzü, biri aslan yüzü, biri doğan yüzü, biri de insan yüzü gibidir. Her birinin dört kanadı vardır. Kanatların ikisi Arş'a bakıp da bayılmasın diye yüzüne doğru sarkıtılmıştır. İki kanatla da yükselirler. Onlar Yüce ve kudretli Allah'ı takdis ediniz. Zira onun azameti gökle yer arasını doldurmuştur> sözünden başka kelam etmezler." (lshâk)

Hadis mevkuf olup senedi zayıftır.[56]



Seele/Meâric Sûresi


3790. Ebû Salih, "Derileri kavurup soyar [57] âyeti ile ilgili olarak "Maksat bacaklardaki ettir" demiştir. (Müsedded) [58]


Cin Sûresi


3791. Abdullah b. Amr b. Gaylân es-Sekafî, İbn Mes'ûd'a demiştir ki: "Bize söyle, sen Cin gecesi Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber miydin?" diye sordu. O da: "Evet" dedi....

Hadisin devamında şunlar geçmektedir: Abdullah (b. Mes'ûd) dedi ki: Benim için bir çizgi çekti ve: "Burayı geçme!" buyurdu. Sonra geldiğinde bana: "Eğer bu çizginin dışına çıksaydın, belki birisi seni kapabilirdi" buyurdu. Sonra dedi ki: Cinler aralarında öldürülen biri hakkında tartıştılar ve Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) onlar arasında adaletle hüküm verdi. Yine dedi ki: Onların birbirlerinin yakasına yapışmış olduklarını gördüm. Bunlar O'ndan azık isteyen Nusaybin (Nasîbîn) cinleriydi.[59] (Ishâk)

3792. İbn Mes'ûd demiştir ki: Peygamber (sallallahu aleyhi veseUem) beni de yanma alarak yola çıktı ve açık araziye kadar ilerledi. Sonra benim için bir çizgi çizerek: "Ben dönene kadar buradan ayrılına" buyurdu. Seher vaktinde ancak gelebildi. "Cinlere gönderildim" buyurdu. Ben: "O duyduğum sesler neydi?" diye sordum. "Beni uğurlayıp selâm verdikleri zaman çıkardıkları seslerdi" buyurdu.[60] (İshâk)



Müzzemmil Sûresi


3793. İbn Abbâs, aziz ve celil olan Allah'ın "ve Kur'ân'ı tertîl üzere/tane tane oku [61] âyetini "Onu iyice açıkla" diye tefsir etmiştir. (Ahmed b. Menî') [62]

3794. A'meş'in bildirdiğine göre Enes b. Mâlik, Çünkü gece kalkışı hem daha etkili, hem de söz bakımından daha sağlamdır [63] âyetini "Söz bakımından daha doğru" şeklinde okudu. Bir adam: "Biz onu (Söz bakımından daha sağlam)" şeklinde okuyoruz, diye itiraz edince ve benzeri kelimeler aynı şeydir" dedi. (Ebû Ya'lâ)

3795. Âişe demiştir ki: "O yalanlayıcı zevk ve refah sahiplerini bana bırak, onlara biraz mühlet ver [64] âyetinin nüzulü üzerinden fazla süre geçmemişti ki, Bedir savaşı meydana geldi.[65] (Ebû Ya'lâ)



Müddessir Sûresi


3796. Mücâhid dedi ki: İbn Abbâs Zemzem kuyusunun başında otururken bir adam geldi ve ona: "Dönüp gitmekte olan geceye andolsun ki [66] âyetini sordu. İbn Abbâs sustu. Ne zaman ki bir münâdi seslendi, o zaman "Donup gitmekte olan geceye andolsun ki" âyetini soran nerede?" diye sordu ve: "Maksat gecenin sonudur" diye cevap verdi. (Müsedded) [67]

3797. Habîbe veya Ümmü Habîbe demiştir ki: Biz, Aişe'nin evindeydik. Resûlullah (saDaDahu aleyhi vesellem) içeri girerek şöyle buyurdu: "Hangi İki Müslümamn ergenlik çağına gelmemiş üç çocuğu ölürse, onlar getirilerek cennetin kapısında durdurulur ve onlara: Siz ve babalarınız girin cennete denir İşte Allah Teâlâ'nın Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermez.[68] fetinden maksat budur. Babalar da oğullarının şefaatiyle buna nail olur."



Mürselât Sûresi


3798. Hz. Ali demiştir ki: "Şiddetle eserek (önlerine gelenleri) savuranlar! andotsun ki [69] âyetinden maksat "rüzgârlardır." ... Bunu uzun bir hadis içinde zikretmiştir. (İshâk) [70]

3799. İbn Abbâs demiştir ki: Aziz ve celil olan Allah'ın "Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik" [71]âyetinde geçen kelimesi "rüzgârlar da "şarıl şarıl akan su" demektir. (Ebü Yala) [72] "rüzgârlar",


Nebe' Sûresi


3800. Ebû Umâme'nin bildirdiğine göre ResÛlullah (saUallahu aleyhi vsellem) aziz ve celil olan Allah'ın: "Orada çağlarca kalacaklardır [73] âyeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Ayette geçen hikfp kelimesi bin aydır. Bir ay otuz gündür.

Bir yıl, 360 gündür. Bir gün de, sizin hesabınıza göre bin yıla denktir. O-iik\b 30 000yıldır." {İbn EbîÖmer} [74]


Tekvîr Sûresi


3801. Hâlid b. Ar'are demiştir ki: Hz. Ali'ye (Akıp giden yıldızlardan [75] maksat nedir?" diye soruldu. "Yıldızlar" dedi... Bunu uzunca bir hadis içerisinde zikretmiştir, (fshâk)

3802. Şa'bî demiştir ki: Ben, minberdeki Hz. Ömer'i, "Nefisler eşleştirildiğinde [76] âyetini okuyarak "Nefislerin eşleştirilmesinden maksat, her topluluğun benzerleriyle birleştirilmesidir" derken işittim. (Ahmed b. Menî') [77]



İnşikâk Sûresi


3803. Ebû Râfi' demiştir ki: Hz. Ömer'in arkasında yatsı namazını kıldım. Namazda İnşikâk sûresini okudu ve tilâvet secdesi yaptı. (Müsedded) [78]

3804. İbn Abbâs demiştir ki: "Ki, siz elbette halden hale geçeceksiniz [79]

âyetini (Peygamberiniz): "Halden hale geçeceksiniz" diye açıklamıştır. (Ahmed b. Menî') [80]



Beled Sûresi


3805. Abdülazîz b. Ömer b. Abdülazîz demiştir ki: Bana Âmir oğullarından bir adam babasından naklen şöyle dediğini bildirdi: Ben, Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) arkasında namaz kıldım. "Kendisini kimse görmedi mi sanıyor [81] âyetini okudu. (Ebû Ya'lâ) [82]


Duhâ Sûresi


3806. Hafs b, Saîd el-Kureşî el-A'ver demiştir ki: Bana annem, Resûlullah'ın hizmetçisi olan annesinden naklen bildirdi. Demiş ki: Bir köpek eniği Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesdlem) evinde divanın akma girip orada Ölmüş. Aradan dört gün geçtiği halde Resûlullah'a (sallallahu aleyhi veseEem) vahiy gelmiyordu. Bunun üzerine: "Ey Havle! Resûlulah'ın evinde ne oldu da Cebrail artık bana gelmiyor? Peygamber'in evinde ne oldu?" buyurdu. Havle: "Ey Allah'ın Peygamberi! Bugünkü günümüzden daha hayırlı bir gün görmedik" dedi. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) iki hırkasını aldı, onları giyinip çıktı. Kendi kendime: "Evi süpürüp toplasam" dedim ve süpürgeyi divanın altına doğru uzattım. Süpürgeye ağır bir şey takıldı. Onu çekmeye çalıştım. Sonunda bir enik Ölüsü olduğunu anladım. Onu elimle alıp evin arkasına attım. Sonra Allah'ın Nebisi (sallallahu aleyhi vesellem) sakalları titrer bir halde geldi. Kendisine vahiy inerken onu bir titreme alırdı. Hemen: "Havle! Beni ört!" buyurdu. O zaman ona: "Andolsun kuşluk vaktine. Ve sakinleştiği zaman geceye ki, Rabbin seni yalnız bırakmadı ve darılmadı. Ahiret senin için dünyadan daha iyi olacaktır. Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın [83] âyetleri indi. Sonra uykusundan kalktı. Kendisine su koydum ve temizlenip hırkalarını giydi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [84]


Zilzâl Sûresi


3807. Ebû Esma anlatıyor: Hz. Ebû Bekir, Resûlullah (sallallahu ) ile öğle yemeği yerken Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi veseüem) şu âyetler nazil oldu: "Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir [85] Hemen Ebû Bekir yemekten çekildi ve: "Ey Allah'ın Resulü! Yaptığımız bütün kötü amelleri(n karşılığını) görecek miyiz?" diye sordu. Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Yaşadığınız tatsız haller, size verilen cezalardır. Hayır/iyiliğin karşılığı ise sahipleri için âhirete ertelenir" buyurdu. (İshâk) [86]


Mâûn Sûresi


3808. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs demişlerdir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize bir hutbe irat etti.....Zikredilen oldukça uzun hadiste şunlara yer verilmiştir: "Kim komşusunun muhtaç olduğu bir zamanda ondan mâunu/yardımı esirgerse, kıyamet günü Allah da ondan lütfunu esirger ve onu kendisiyle baş başa bırakır. Allah kimi kendisiyle baş başa bırakırsa, o kimse helak olur. Allah onun günahlarını sonraya saklar ve hiçbir mazeretini kabul etmez." (el-Hâris) [87]


Kâfirim ve Kur'ân'in Sonuna Kadarki Sonraki Sûrelerin Fazileti


3809. Cübeyr b. Mut'im bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) bana: "Ey Cübeyr! İster misin ki, bir seyahate çıktığında yol arkadaşların içinde en yakışıklısı ve azığı en bol olanı sen olasın." "Evet. Anam babam sana feda olsun" dedim. "Öyleyse şu sûreleri oku: Kâfinin, Nasr, îhlas, Felak ve Nâs. Her sûreye Besmele'yle (Bismillahirrahmanİrrahîm ile) başla ve okuyuşunu yine Besmele'yle bitir" buyurdu. Cübeyr demiştir ki: Ben, zengin ve varlıklı biriydim. (Önceleri) Seyahate çıktığımda yol arkadaşlarımın en pejmürdesi ve en az azığı bulunanı olurdum. Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem) bu sûreleri bana öğrettiğinden beri onları okumaya devam ettim ve ondan beri seyahatimden dönene kadar yol arkadaşlarımın en tertiplisi ve en bol azıklısı olurdum. {Ebû Ya'lâ)

3810. el-Cüreyrî demiştir ki: Bana Küfe halkından biri, Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından birinden şöyle dediğini nakletti: Ben, Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) yirmi küsur kez şöyle buyurduğunu işittim: "İlk iki rekatta okumak için İhlas ve Kafırûn sûreleri ne hoştur." (Müsedded) [88]

3811. Meymûn'un bildirdiğine göre İbn Abbâs demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Size, Allah'a şirk koşmaktan sizi kurtaracak bir kelime söyleyeyim mi? Uyuyacağınız, zaman Kafırûn sûresini okuyunuz" buyurdu Ya'lâ) [89]


Nasr Sûresi


3812. Ibn Ömer demiştir ki: Bu sûre, yani Nasr sûresinin tamamı Resûhıllah'a (salîallahu aleyhi vesdlem) Veda haccı sırasında Mina'da teşrik günlerinin ortasında indi. Allah Resulü (sülallahu aleyhi veseDem) onun bir veda olduğunu anladı... (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Ebû Ya'lâ ve Abd b. Humeyd) Hadis, Mekke Haremi bahsinde geçmişti.[90]



Tebbet Sûresi


3813. Esma binti Ebî Bekir anlatmaktadır: Tebbet sûresi nazil olunca kör Ümmü Cemil binti Harb vaveylayla çıkıp geldi. Elinde bir kaya vardı ve şöyle diyordu: "O Müzemmem'i (yerilen kişiyi) biz reddettik, onun dinini terk edip emrine isyan ettik."

Resûhıllah (sallallahu aleyhi vesellem) de Mescid'de (Kabe'de) oturmuş Kur'ân okuyordu. Ebû Bekir de onunla birlikteydi ve: "Ya Resûlallah! Kadm geldi. Seni görmesinden korkuyorum" diye endişesini bildirdi. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "O beni göremeyecektir" buyurdu ve Kur'ân okuyarak onunla korundu. Nitekim Allah Teâlâ: "Sen Kur'ân') okuduğun zaman biz, seninle âhirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz [91] buyurmuştur. Kadın gelip Ebû Bekir'in başında durdu. Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) görmedi. "Ey Ebû Bekir. Duydum ki arkadaşın beni hicvetmiş" dedi. Ebû Bekir: "Hayır. Bu Beyt'in Rabbine yemin ederim ki, o seni hicvetmedi" dedi. Bunun üzerine kadın "Kureyş bilir ki, ben onların efendilerinin kızıyım" diyerek çekip gitti. (Velîd ya da başka biri hadisinde şunları söylemiştir) Sonra bir gün Ümmü Gemîl Beyt'i tavaf ederken elbisesine takılıp düştü. Bunun üzerine: "Kahrolsun o Müzemmem (yerilmiş insan)!" diye beddua etti. Ümmü Hakîm binti'1-Muttalib dedi ki: "Ben iffetliyim, kimse benimle konuşamaz. Ben akıllıyım, kimse bana bilgiçlik taslayamaz. İkimiz de amcaoğullarındanız. Sonra arkasında daha bilgini Kureyş gelir." (el-Humeydî) [92]

3814. İbn Abbâs anlatmaktadır: Tebbet sûresi nazil olunca Ebû Leheb'in karısı, Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi veseîlem) geldi. Ebû Bekir de Peygamber'in yanındaydı. Ebû Bekir onu görünce: "Yâ Resûlallah! Bu çirkef bir kadındır. Sana eziyet etmesinden korkuyorum. Kalkıp gitsen" dedi. Resûlullah (sallalîahu aleyhi vesellem): "O beni göremeyecektir" buyurdu. Kadın geldi ve: "Arkadaşın beni hicvetmiş" dedi. Ebû Bekir: "O şiir söylemez" diye karşılık verdi. Kadın: "Sen benim nazarımda doğruluğu ispatlanmış dürüst birisin" deyip oradan ayrıldı. (Ebû Bekir demiştir ki) Ben: "Yâ Resûlallah! O seni göremedi" deyince: "Bir melek kanadıyla sürekli beni örttü" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Bezzâr) [93]



İhlâs Sûresi


3815. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseîlem): ''Sizden biriniz uyumadan önce Kur'ân'in üçte birini okumaktan aciz kalır mı?" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü! Kim uyumadan önce Kur'ân'ın üçte birini okumaya güç/takat yetirebilir ki" denildi. O da: "İhlâs, Felak ve Nas sûrelerini okursa, Kur'ân'ın üçte birini okumuş gibi olur" buyurdu. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [94]

3816. Ubey b. Ka'b merfû olarak şöyle nakletmiştir: "Kim îhlas sûresini okursa, Kur'ân'ın üçte birim okumuş gibi, onun için iman eden ve şirk koşanların sayısınca iyilik/sevap yazılır. [95] (Ahmed b. Menî')

3817. el-AIâ Ebû Muhanımed es-Sekafî demiştir ki: Ben, Enes b. Mâlik'ten işittim.... Muâviye b. Muâviye el-Leysî'nin Tebuk'te Hz. Peygamber'le (sallallahu aleyhi vesellem) olan kıssasıyla [96] ilgili hadisi zikredip O'nun Kul huvellahu ehad (İhlâs) sûresini çokça okuduğundan bahsetmiştir. [97] (Ahmed b. Menî')



Muavvizatân (Felak ve Nâs) Sûreleri


3818. Ubey b. Ka'b'ın bildirdiğine göre Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem); "Kim muavvizât sûrelerim (Felak ile Nâs sûrelerini) okursa, Muhammed'e indirilen bütün her şeyi okumuş gibi olur" buyurmuştur. (Ahmed b. Menî') [98]

3819. Amr b. Abese'nin bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) sabah namazında Felak ve Nâs sûrelerini okumuştur. Sonra Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Felak, cehennemdir" buyurdu. (Ebü Ya'lâ)

3820. Alkame demiştir ki: Abdullah (b. Mes'ûd) "Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem) (kötülük ve istenilmeyen durumlardan) bunlarla sığınılmasını emretmiştir" deyip Muavvizeteyn sûrelerini Mushaf tan silerdi. Onları (Kur'ân olarak) okumazdı.[99] (Ebü Ya'lâ)



MENKIBELER KİTABI


Peygamberlik Alâmetleri (Mucizeler)


3821. Urve şöyle dedi: "Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem) döneminde Araplar arasında ilk riddet (dinden dönme) olayı, Yemâme'de ortaya çıkan yalancı peygamber Müseylime b. Habîb ile Yemen'deki Esved b. Ka'b el-Ansî olayıdır. Her ikisi de Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem) döneminde peygamberlik iddia ettiler. Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem) onlar hakkında şöyle buyurdu: "Rüyamda iki kolumda altından iki bilezik gördüm. Onlara üfledim; uçup gittiler. Bunları Yemâme'nin yalancısıyla, San'a'mn yalancısına yordum." Bu hadisin senedinde kopukluk vardır. (Ishâk)

3822. Abdülmüheymin b. Abbâs b. Sehl b. Sa'd rivayet ediyor: Babam bana dedemin şöyle dediğini rivayet etti: Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem) Mescid'i yapmadan önce bir odun kütüğünün üzerinde hutbe okuyordu. Mescid yapılınca ona bir de mihrab yapıldı. Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem) onun üzerine çıkmaya yöneldiğinde odun kütüğü devenin yavrusuna hasretle inlediği gibi inledi. Bunun üzerine Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem) elini odun kütüğünün üzerine koydu; böylece kütük sakinleşti. fİshâk) [100]

3823. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem) vefatından önce bize bir hutbe okudu... Hutbesinde şunu da söyledi: "Ey insanlar! Şüphesiz bu ümmet içinde peygamberlik iddia eden otuz. yalancı çıkacaktır. Onların ilki Yemame'dekİ ile San'a'dahidir, [101] (İshâk)

3824. Ebû Musa'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseEem) şöyle buyurdu: "Bana, söze en güzel şekilde başlama, özlü bir şekilde söyleme ve en güzel şekilde bitirme kabiliyeti ihsan edildi/' Biz: "Yâ Resûlallah! Yüce Allah'ın sana öğrettiğinden bize de öğret!" dedik. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesdlem) bize namazda okunan teşehhüd duasını öğretti. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [102]

3825. Câbir anlatıyor: Resûlullah'la (sallallahu aleyhi veseüem) birlikte bir yolculuğa çıktım. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) çölde (abdest bozma) ihtiyacını gidermek istediği zaman gözden kayboluncaya dek uzaklaşırdı. Nihayet biz bir yere geldik, orada ne bir ağaç, ne de bir göze çarpan tabii yapı vardı. Bana: "Ey Câbir! Git şu kırbayı su ile doldur ve bana getir!" dedi.

Sonra benimle birlikte görünmeyene kadar yürüdü. Derken aralarında birkaç arşın bulunan iki ağaca rastladık. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) bana: "Ey Câbir! Git şu iki ağaca söyle; Resûlullah (salMahualeyhivesellem) arkanızda oturmak için bir araya gelin! diye emrediyor, de!" buyurdu. Ben gittim, Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem)'in bana söylediklerini aynen söyledim; bunun üzerine iki ağaç yerinden çıkıp bir araya geldi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) de arkalarına oturdu. Sonra ağaçlar tekrar yerlerine döndüler.

Câbir anlatmaya şöyle devam etti: Bizler, Resûlullah'la (sallallahu aleyhi vesellem) birlikte başımızda kuşlar varmış gibi (dikkatli) otururken bir kadın çocuğuyla Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanma geldi ve: Yâ Resûlallah! Şeytan bu çocuğu her gün üç defa yakalıyor!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) önce durdu, sonra çocuğu aldı ve kendisiyle eyer başının arasında bir yere koyarak: "Ey Allah'ın düşmanı kaybol! Ben Allah'ın Resulüyüm!" dedi. Sonra çocuğu annesine iade etti. Bizler yolculuğumuzdan dönerken tekrar aynı yerden geçtik. Aynı kadın çocuğuyla birlikte Resûlullah (sallallahu aleyhi veseflem)'in yanına geldi, iki tane de koç getirmişti. Şöyle dedi: "Yâ Resûlallah! Bu hediyeleri benden kabul et. Seni hak üzere gönderen Allah'a yemin olsun ki, senden sonra eski durum bunun başına gelmedi!" Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem) ise: "Bu koçlardan birisini alın, diğerini iade edin!" buyurdu.

Râvi anlatmaya devam ediyor: Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yoluna devam etti. Biz de onunla birlikte yürüyorduk. Öyle ki başımızın üzerine kuşlar konmuş gibi sessizdik. Birden azgın ve sahibinden kaçmış bir deve geldi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseîlem)'in yanma gelerek secdeye kapandı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) biraz durup: "Bu devenin sahibi kimdir?" diye oradakilere sordu. Ensâr'dan bir takım gençler: "Bu bizim devemizdir, yâ Resûlullah!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bunun durumu nedir?" diye sordu. Gençler: "Yirmi seneden beridir bu deveyle su taşıyoruz; ancak şimdi yaşlandığından yağ bağladı ve iş yapamaz oldu. Onu boğazlayıp çocuklarımız arasında dağıtmak istedik" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Onu bana satınız!" dedi. Gençler: "Hayır, o senin olsun yâ Resûlullah!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hayır, bu olmaz! O halde eceli gelinceye kadar ona iyilikle muamele edin!" dedi. Gençler: "Yâ Resûlallah! Biz hayvanlardan daha çok sana secde etmeye layığız!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ise: "Bir insanın diğerine secde etmesi yakılsaydı, kadınların kocalarına secde etmelerini uygun olurdu" dedi.[103] (İshâk)

3826. Hz. Peygamberin ashabından Habbân b. Buhh es-Sudâî anlatıyor: ResûluUah'a (saUaUahu aleyhi veseUem) benim kavmimin inkarcı bir kavim olduğu söylenmiş, bunu takiben kavmimin üzerine gönderilmek maksadıyla bir ordu hazırlandığını duydum. Ben hemen onun yanma gidip: "Doğrusu benim kavmim İslam üzeredir" dedim; Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem): "Öyle mi?" diye sordu. Ben: "Evet!" dedim. O gece sabaha kadar onunla kaldım. Sabah olunca namaz için ezan okudum. Bana bir kap verdi, onun içinde abdest aldım. Resûlullah (saDallahu aleyhi vesellem) elini kaba koydu; parmaklarından pınar gibi sular akmaya başladı. Sonra da: "Sizden kim abdest almak istiyorsa, gelsin abdest alsın!" buyurdu. Ben de abdest aldım, namaz kıldım ve Resûlullah (sallalMhu aleyhi vesellem) beni kavmimin başına emir (komutan) tayin etti. Onların zekâtlarını toplamamı söyledi. Bir adam Resûlullah (sallallahu aleyhi ındkntfin huzuruna gelerek: "Yâ Resûlallah! Filan adam bana zulmetti!" diye şikayet etti. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): -Müslüman kişi için emirlikte (komutanlıkta) hayır yoktur!" dedi. Sonra bir başka adam geldi ve kendisine sadaka vermesini istedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sadaka, başta ağrıya, karında da yanmaya ve hastalığa sebeptir!" buyurdu. Ben, bunları işitince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına gelerek ona emirlik ve sadaka toplama emri yazılı olan iki sayfamı iade ettim Bana: "Ne oldu?" diye sordu. Ben: "Yâ Resûlallah! Senden işittiklerimden sonra daha ben nasıl bunu kabul ederim!" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Mesele işittiğin gibidir!" buyurdu. {Bu iki hadisi İshâk rivayet etmiştir).[104] (el-Hâris)


Resûlullah (sallallahu aleyhi vesllem)' in Cömertliği ve Keremi


3827. Câbir, deve ile ilgili yukarıdaki hadisi anlattıktan sonra şöyle devam eder: Yahudilerden bir adamla karşılaştım. Ona, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellern)'in yaptığını anlattım. Yahudi buna şaşırıp kaldı ve: "Hem para verdi, hem de deveni verdi ha!" dedi.[105] (Ebû Ya'lâ)

3828. Enes bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Size en cömerdin kim olduğunu söyleyeyim mi? Cömertlerin cömerdi Allah'tır. Ben de Ademoğuüarımh en cömerdiyim. " (Ebû Ya'lâ) [106]

3829. Ebû Saîd el-Hudrî anlatıyor: Muhacirlerden bir adam zayıf ve fakir idi. Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) bir ihtiyacı için gelmek arzusundaydı. Onunla yalnız kalıp ona ihtiyacım söylemek istiyordu. Tâ ki Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) onun ihtiyacım gidersin. Resûlullah (salkllarıu aleyhi vesellem) o sırada Bathâ denilen yerde kamp kurmuştu. Geceleyin Kabe'ye gelip tavaf ediyor, seher vakti olunca da geri dönüyor ve ashabına sabah namazım kıldırıyordu. Bir gece Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) sabahlaymcaya kadar tavafta durdu. Devesine binince adam gelip Resûlullah (sallaliahu aleyhi vesellem)'in devesinin yularını tuttu ve: "Yâ Resûlallah! Sana bir ihtiyacım var!" dedi Resûlullah (saüallahn aleyhi vesellem): "İhtiyacın mutlaka giderilecek!'1 buyurdu Ancak adam ısrar etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) adamın kendisini namaza yetişmekten alıkoyacağından korkunca, onu kamçısıyla hafif şekilde itti ve gitti. Gelip ashabına sabah namazını kıldırdı, sonra da yönünü cemaate döndü. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) namazdan sonra yönünü onlara döndüğünde sahabeler bir şeyin meydana geldiğini ve bir olaym olduğunu anlarlardı Oradakiler Resûlullah (sallallahu aleyhi veseliem)'in etrafına toplandılar. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Az önce kendisini ittiğim kimse nerede?" diye sordu. Kimse kalkmayınca tekrar sordu ve: "Eğer burada ise kalksın!" dedi. Adam çekinerek: "Allah'a ve Resûlü'ne sığınırım!" dedi. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Yaklaş, yaklaş!" dedi. Nihayet adam Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) yaklaştı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) adamın önüne oturdu, ona kamçıyı verdi ve: "Kamçını al ve hakkını benden al!" dedi. Adam: "Peygamberini kamçılamaktan Allah'a sığınırım!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kamçını al. Bunda bir sakınca yoktur!" buyurdu. Adam: "Peygamberini kamçılamaktan Allah'a sığınırım!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hayır ya kamçılarsın, ya da beni affedersin!" dedi. Adam kamçıyı attı ve: "Hakkımı sana bağışladım ya Resûlallah!" dedi. Bu arada Ebû Zer kalktı ve: "Yâ Resûlallah! Akabe gecesini hatırlıyor musun? Hani ben senin bineğini sürüyordum, sen ise uyuyordun. Yavaşlayıp devenin yularını çektiğim zaman sen yüz çevirince, seni hafif bir şekilde dürttüm ve "Yanma bir topluluk geldi!" dedim. Sen o zaman: "Bunda bir sakınca yoktur!" demiştin. "İşte yâ Resûlallah! Sen de benden hakkını al!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Seni bağışladım/' buyurdu. Ebû Zer: "Yâ Resûlallah! Benden hakkını al! Bu bana daha sevimlidir" dedi. Resûlullah da (sallallahu aleyhi vesellem) ondan hakkını aldı. Ebû Zer'in kamçının acısıyla (veya açlıktan) yerde süründüğünü gördüm. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Allah'tan korkunuz. Allah'a yemin olsun ki bir mümin bir mü'mine zulmederse Allah Teâlâ kıyamet günü elbette ondan intikam alır." (Abd b. Humeyd) [107]



Resûlullah (Sanallahu Aleyhi Vesellem)'İn Duasının Bereketi


3830. Hârice b. Zeyd, Usâme b. Zeyd b. Hârise'nin şöyle dediğini rivayet ediyor: Resûlullah'la (saMahualeyhiveseUem) birlikte hac yolculuğuna çıktık. Batn-1 Ravhâ'da konakladık. Bu arada bir kadın çocuğuyla birlikte Resûlullah (sallaüahu aleyhi veseflem)'in yanma gelerek ona selâm verdi ve şöyle dedi: "Yâ Resûlallah! Bu, oğlum filandır. Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki bu çocuk doğduğundan şimdiye kadar -veya buna benzer bir ifade kullandı-hep bir varlığın etkisindedir!" Resûlullah (sallallahu aleyhi veseliem) çocuğa eğildi, eliyle onu okşadı, sonra ağzını açıp çocuğun ağzına tükürdü. Sonra da: "Ey Allah'ın düşmanı çık! Ben Allah'ın Resulüyüm!" buyurdu. Sonra çocuğu annesine verdi ve: "Bu çocuğu al! İnşallah bugünden sonra o çocukta seni endişelendirecek hiçbir şey görmeyeceksin!" dedi.

Usâme anlatmaya devam ediyor: Biz hacdan döndükten sonra tekrar Ravhâ'da konakladık. Aynı kadın çocuğuyla birlikte ateşte pişirilmiş bir koçla gelerek: "Yâ Resûlallah! Ben sana çocuğunu getiren kadınım. Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki senden sonra bu ana kadar bu çocuğun başına beni endişelendiren hiçbir şey gelmedi!" dedi.

Usâme der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseliem) bana dedi ki: "Ey Üseym! (Zühri der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Usâme'ye bu şekilde tahmis ederek seslenirdi) Bana bir budunu ver!" Ben bir budunu çıkarıp Resûlullah'a (sallallahu aleyhi-vesellem) verdim, onu yedi. Sonra tekrar: "Ey Üseym! Bana bir but daha ver!" dedi. Ben tekrar budu kaldırdım ve Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) verdim. Sonra: "Ey Üseym! Bana bir tane daha ver!" dedi. Ben: "Yâ Resûlallah! Sana bir budunu verdim, onu yedin. Tekrar dedin, onu da verdim, yedin. Sonra tekrar bir but daha istedin. Hâlbuki koyunun iki budu olur" dedi. Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Eğer but vermek için eğilseydin, sana söylediğim sürece hep bir but bulacaktın!" buyurdu. Sonra: "Ey Üseym! Kalk ve Resûlullah'ı (sallaBahualeyhiveseUem) gizleyecek bir yer araştır!" buyurdu. Ben çıktım ve insanlar arasından uzaklaştım. Fakat birini gizleyecek bir yer bulamadım. Çünkü insanlar iki dağın arasını doldurmuştu. Gelip durumu Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) bildirdim. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem): "Sen hiç ağaç veya taş gördün mü?" dedi. Ben: "Evet, bazı küçük hurma ağaçları ve yanlarında taşlar buldum" dedim. Resûlullah (saMkhu aleyhi vesellem): "Ey Üseym! Git o hurma ağaçlarına de ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yan yana gelmenizi emrediyor, tâ ki Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) abdest bozması için bîr sütre olasınız. Sonra aynı şeyi taşlara da söyle!" buyurdu. Ben hurma ağaçlarının yanma vardım ve Resûlullah (sallallahu aleyhi vesel]em)'m bana söylediği şekilde onlara emrettim. Hz. Peygamber'i hak üzere gönderen Allah'a yemin olsun ki, sanki ağaçlar yerlerinden kökleriyle ve topraklarıyla çıkıp birbirinin yanma geldiler ve birbirlerine yapıştılar. Sanki tek bir hurma ağacı oldular. Sonra aynı şeyi taşlara söyledim. Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) hak üzere gönderen Allah'a yemin olsun ki, sanki taşlar bir araya geldi, üst üste konuldu ve bir duvar oluşturdular. Ben, Resûlullah (sallallalıu aleyhi vesellem)'in yanma gelip durumu ona bildirdim. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem): "Şu kırbayı al!" dedi. Hemen onu aldım. Sonra yürümeye başladık. Onlara yaklaştığımızda ben, Resûlullah'dan (sallallahu aleyhi vesellem) önce gidip kırbayı oraya koyup çıktım. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) kazayı hacet için oraya girdi. Sonra kırbayı taşıyarak çıktı. Ben kırbayı elinden aldım. Daha sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) çadırına girince bana: "Ey Üseym! 0 hurma ağaçlarının yanına git ve onlara: Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) size emrediyor: Her ağaç kendi yerine dönsün! Aynı şeyi taşlara da söyle!" buyurdu. Ben ağaçların yanına gittim ve onlara Resûlullah'm (sallallahu

aleyhi vesellem) sözlerini söyledim. Resûlullah'l (sallallahu aleyhi veseEem) hak Üzere gönderen Allah'a yemin olsun ki taşlar ve ağaçlar birbirlerinden sökülüp tekrar eski yerlerine döndüler. Sonra ben, Resûlullah (salkllahu aleyhi veseüem)'in yanma dönüp durumu ona anlattım. (Ebû Ya'lâ) Hadisin isnadı kasendir, zira senedindeki Muâviye b. Yahya es-Sadefî zayıf bir ravidir. Ancak İmam Ahmed'in Ya'lâ tarikinden olan rivayeti bunun şahididir. [108]

3831. Resûlullah (salbllahu aleyhi veselkm)'in ashabından Ziyâd b. el-Hâris es Sudâî anlatıyor: Resûlullah (salMahu aleyhi veseEem)'in yanına vardım ve ona Müslüman olduğumu bildirip biat ettim. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in benim kavmimin üzerine bir ordu gönderdiğini haber aldım. Ona-"Yâ Resûlallah! Orduyu geri çevir. Ben, sana kavmimin Müslüman olacağına ve sana itaat edeceğine dair teminat veriyorum!" dedim. Resûlullah bana: "o halde git ve onları geri çevir!" dedi. Ben: "Yâ Resûlallah! Devem yoruldu!" dedim. Resûlullah: "Ey Suda'nın kardeşi! Belli ki sen kavmin arasında itaat edilen bir kişisin!'1 dedi. Ben: "Hayır, yâ Resûlullah. Allah onlara hidayet verdi" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Seni onların başına emir (komutan) tayin edeyim mi?" dedi. Ben: "Olur yâ Resûlullah!" dedim. Bana bir mektup yazdırıp verdi ve beni onların başına emir tayin etti. Ben: "Yâ Resûlallah! Onların zekatlarından bana bir şey ayır!" dedim. Sonra Allah'ın Resulü (sallalbhu aleyhi veseOem) ayrı bir mektup yazdırdı ve bana verdi. Bir sefer esnasında bir yerde konakladığımızda oranın halkı gelip emirlerini şikayet etti ve: "Yâ Resûlallah! Cahiliyede bizimle kendi kavmi arasında olan bir şeyi bizden aldı!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bunu gerçekten yaptı mı?" diye sordu. Onlar: "Evet!" dediler. Resûlullah ashabına döndü -ki ben de aralarındaydım- ve: "Mü'min kişi için emirlikte hayır yoktur!1' dedi. Sudâî der ki: Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'in bu sözü bana tesir etti. Sonra bir başka adam geldi ve Resûlullah'dan kendisine sadaka vermesini İstedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim ihtiyacı olmadığı halde insanlardan isterse bu, başta ağrıya, karında da hastalığa sebeptir!" dedi. Adam tekrar: "Bana zekât ver!" dedi. Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem): "Allah Teâlâ, bir peygamberin ve başkasının, kendilerine zekât verilenlerin dışında bir kimseye zekat vermesine razı olmaz! Bu konuda Allah, hükmünü verip zekatı taksim etmiştir. Eğer sen de bu kimselerden isen, sana hakkını veririm, -yahut- sana hakkını veririz" dedi.

Sudâî der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in bu sözü de bana tesir etti. Çünkü ben, zengin olduğum halde Resûlullah'dan (sallallahu aleyhi vesellem) istekte bulunmuştum. Sonra Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) sabah vakti bizimle birlikte yürüdü. Ben, onun yanından ayrılmadım, güçlü biriydim. Arkadaşlarım ise geri kalıyorlardı. Öyle ki Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem/İn yanında benden başka kimse kalmadı. Sabah ezanı vakti olunca Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ezan okumamı emretti, ezanı okudum ve Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem): "Kamet getireyim mi?" diye sordum. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) doğu tarafına bakıp: "Hayır!" dedi. Nihayet şafak söktü ve Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ihtiyacını gidermek için dışarı çıktı. Sonra yanıma geldi ve: "Ey Sudâî kardeş! Su var mı?" diye sordu. Ben: "Hayır, çok az su var. O da sana yetmez!" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "O az suyu bir kaba koy ve yanıma getir!" dedi. Ben de o suyu bir kaba koyup Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem/in yanma getirdim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) avucunu suyun içine daldırdı, sonra çıkardı; bütün parmaklarından sular akıyordu. ilEy Sudâî kardeş! Eğer Allah'tan utanmasaydım hem kendimizin su ihtiyacım, hem de başkalarının ihtiyacını giderirdim!" buyurdu. Sonra: "Ashabıma seslen: Kimin suya ihtiyacı varsa gelsin!>" buyurdu. Ben de seslendim; dileyen gelip su aldı. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) namaza kalktı. Bilâl kamet getirmek isteyince Resûlullah (salîallahu aleyhi vesellem): "Sudâîkardeş ezan okudu; kameti de o getirsin!" dedi. Ben, namaz için kamet getirdim. Namaz bittikten sonra bana verdiği mektuplarla birlikte Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem/in yanma gittim ve ona: "Yâ Resûlallah! Beni bu iki mektuptan muaf tut!" dedim. Resûlullah: "Sana ne oldu ki?!" diye sordu. Ben: "Senden işittiklerimden dolayı beni muaf tutmanı istiyorum! Çünkü sen: Mü'min kişi için emirlikte hayır yoktur! dedin. Hâlbuki ben, Allah'a ve Resulüne iman eden biriyim. Sonra sen: Kim ihtiyacı olmadığı halde insanlardan mal isterse bu, başta ağrıya, karında da hastalığa sebeptir! dedin. Ben ise ihtiyacım olmadığı halde senden istekte bulundum" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Gerçekten öyledir. Dilersen kabul et; dilersen bırak!" dedi. Ben de: "Bırakıyorum!" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bana: "O halde başınıza emir tayin edebileceğim birini bana göster!" buyurdu. Ben de kendisini ziyarete gelen heyetin içinden bir adamı gösterdim; onu başımıza emir tayin etti. Sonra ben: "Yâ Resûlallah! Bizim bir kuyumuz var, kış olduğu zaman suyu bize kâfi geliyor; ancak yaz olduğu zaman suyu azalıyor. O zaman da çevredeki kuyulara gidiyoruz. Hâlbuki biz müslüman olduk, etrafımızdakilerin hepsi de düşmanımızdır. Kuyumuzun bereketlenmesi için Allah'a dua et ki suyu bize yetsin, başkasına muhtaç olmayalım!" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yedi küçük taş istedi, onları eliyle ovdu ve taşların üzerine okudu. Sonra da: "Bu taşları götürün, kuyuya vardığınız zaman Bismillah diyerek teker teker onları kuyuya atın!" buyurdu. Sudâî der ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in dediği şekilde yaptık; (suyun bolluğundan) artık kuyunun dibini göremez olduk." (el-Hârİs) [109]

3832. Enes der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bana şöyle hayırduada bulundu: "Ey Allahım! Ona mal ve evlat ver!" Ben, Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'in bu duasından sonra benden daha kolay ve güzel yaşantısı olan birine rastlamadım. Ben şu kendi ellerimle yüzden fazla çocuğumu defnettim. Size torunlarımdan bahsetmiyorum; çocuklarımı söylüyorum!" dedi. (EbÛ Ya'lâ) Bu hadis, Küîüb-i Sitte sahipleri tarafından son ifadesi olmaksızın verilmiştir. [110]

3833. Câbir anlatıyor: Biz, Resûlullah'la (saMahu aleyhi vesellem) birlikte pazarda İken bir kadın Hz. Peygamber (saMahu aleyhi vesellem)'in üzerinde olduğu merkebin yularını tuttu ve: "Yâ Resülallah! Kocam bana yaklaşmıyor. Benimle onun arasını ayır!" dedi. O sırada kocası geçiyordu. Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem) onu çağırttı ve: "Onunla aranda ne var? Gelmiş, senin uzak durduğundan şikâyet ediyor! Ona yanaşmadığından şikâyet ediyor}" dedi. Adam: "Yâ Resülallah! Onunla bu gece ilişki kuracaktım!" dedi. Kadın ağlayarak: "Hayır, yalan söylüyor! Benimle onun arasını ayır, yâ Resülallah! Çünkü Allah'ın mahlûkatı arasında en çok kızdığım ve nefret ettiğim kimse budur!" dedi. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) kadının bu sözü üzerine gülümsedi, sonra kadının başı ile adamın başını tutup bir araya getirdi ve şöyle dua etti: "Ey Allahım! Bu ikisini birbirine yaklaştır!"

Câbir anlatmaya devam ediyor: Allah'ın dilediği kadar zaman geçtikten sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) tekrar pazardan geçerken baktık ki kadın, başının üzerinde tabaklanmış deri taşıyor. Kadın, Resûlullah'ı (saMahu aleyhi vesellem) görünce derileri attı ve Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanma gelip şöyle dedi: "Yâ Resülallah! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, Allah Teâlâ'nm mahlûkatı arasında senden sonra kocamdan daha çok sevdiğim kimse yoktur!" dedi.[111] (Ebü Ya'lâ)

3834. Ebû Talha anlatıyor. Mescid'e girdiğimde Resûlullah'ın (sallallahualeyİTi vesellem) yüzünden aç olduğumu anladım. Hemen çıkıp Ümmü Süleym'in yanma gittim. -Ümmü Süleym, Enes b. Mâlik'in annesidir, Mâlik b. Enes'in nikahı altındaydı.- Ona dedim ki: "Ey Ümmü Süleym! Resûlullah (sallallahualeyhi vesellem)'in yüzünden aç olduğunu anladım. Yanında yiyecek bir şey var mı?" dedim. Kadın eliyle işaret ederek: "Yanımda az bir şey var" dedi. Ona: "O halde onu hazırla!" dedim ve Enes'i Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) gönderdim. Enes'e: "Resûlullah'ın yanma git, kulağına gizlice söyleyerek onu evimize çağır!" dedim. Enes, Resûlullah (sallallahualeyhi veselkm/in yanma gidince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey oğul! Baban bizi çağırman için seni gönderdi değil mi?" dedi. Enes: "Evet!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ashabına; "Bismillah deyip kalkın, gidelim!" dedi. Enes hızlıca koştu ve Ebû Talha'mn yanma geldi ve: "Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) ashâbıyla birlikte geliyor!" dedi. Ebû Talha der ki: Dışarı çıktım ve Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) kapının yanında merdiven dibinde karşıladım. Ona: "Yâ Resûlallah! Bize ne yaptın? Yüzünden aç olduğunu anladım, sana yiyeceğin bir şeyler yaptık" dedim. Resûlullah: "İçeri gir, müjdeler olsun sana!" dedi. Resûlullah da (sallallahu aleyhi vesellem.) içeri girdi, kabı eline aldı, onu düzeltti ve: "(Yiyecek) bir şey var mı?" dedi. Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) içinde bir şeyler olan, belki de hiç olmayan küçük bir kap daha getirdiler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) eliyle kabı sildi, sonra da: "Onar onar içeri girsinterV dedi. Her giren doyuncaya kadar yedi, nihayet herkes yiyip doydu. Sonra Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) artan yiyecek için: "SİZ ve çocuklarınız, da yiyiniz}'' buyurdu; onlar da yedi ve doydu. (Ebû Ya'lâ) Bu hadis, Sahîh'te Enes'den verilmiştir.[112] (Ebû Ya'lâ)

3835. Enes b. Mâlik, annesinden naklediyor: Benim bir koyunum vardı, onun yağını bir kaba koydum, kap doldu. Sonra da onu himayemdeki bir kıza verip: "Bunu Resûlullah'a götür!" dedim. Kız onu aldı ve Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) götürdü. "Yâ Resûlallah! Bu yağı Ümmü Süleym (Enes'in annesi) sana gönderdi" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseBem): "Kızın getirdiği yağı alın!" buyurdu. Kap boşaltıldı ve kıza geri verildi. Kız tekrar Ümmü Süleym'in yanma vardığında kabın dolu olup taştığını gördü. Ümmü Süleym: "Ey kız! Sana bu yağı Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) götürmeni söylemedim mi?" dedi. Kız: "Evet, Resûlullah'ın yanma götürdüm! Eğer bana inanmıyorsan git kendin sor!" dedi. Ümmü Süleym kızla birlikte Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanma gitti ve: "Yâ Resûlallah! Bu kızı, içinde yağ olan bir kapla sana gönderdim" dedi. Resûlullah (saüaüahu aleyhi vesellem): "Evet, kız yağı getirdi" buyurdu. Ümmü Süleym: "Seni hidayet ve hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, kız geri geldiğinde kabımız yağdan dolup taşıyordu!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Buna şaşıyor musun? Allah, Nebisini doyurduğu gibi seni de doyurdu. Yiyiniz ve yediriniz!" buyurdu. Ümmü Süleym der ki: "Eve geldim ve o yağı filan filan kaplara koydum. Kabın içinde de bir veya iki ay kullanacağımız kadar ayırdım. [113] (Ebû Ya'lâ)

3836. İbn Ömer'den: Ben, Resûlullah'la birlikte otururken yanma bir bedevi geldi ve: "Allah'tan başka ilah olmadığına, senin de onun Resulü olduğuna şehadet eden ne var?" dedi. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhivesellem): "Sana kim şahitlik etsin?" diye sordu; "Bu ağaç!" dedi. ResûluUah ağacı çağırdı. Vadinin kıyısındaki ağaç yeri yararak geldi ve önünde durdu. ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) ondan şahitlik etmesini istedi. O da: "Senin Allah'ın Resulü olduğuna şehadet ederim" dedi. Bunu üç defa tekrarladı, sonra da eski yerine döndü. Bunun üzerine bedevi: "Kavmime gideyim, sana tâbi olurlarsa onları alıp sana getireyim. Eğer sana tâbi olmazlarsa, sadece ben dönüp sana katılırım" dedi. (Ebû Ya'lâve Bezzâr) [114]

3837. Ömer b. el-Hattâb anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Hacun'da üzüntülü ve sıkıntılı bir halde oturuyordu. Şöyle dua etti:"£y Allahım! Bugün bana öyle bir mucize göster ki kavmimden beni yalanlayanlara artık aldırmayayım!" dedi. Ona: "Bir ağacı çağır!" denildi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine taraflarında bir ağacı çağırdı, ağaç yeri yararak Resûlullah'in (sallallahu aleyhi vesellem) yanına geldi. Ona selâm verdi. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ağacın tekrar yerine dönmesini emretti; ağaç yerine gitti. Sonra şöyle buyurdu: "Bundan sonra kavmimden beni yalanlayanlara asla aldırmam. " (Ebû Ya'lâ) [115]

3838. Hammâd bu hadisi şu ifadelerle nakletmiştir: Müşrikler, Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'in davetini kabul etmeyip reddedince Resûlullah (saUallahu aleyhi vesellem) Hacun'da: "Yâ Rabbi! Bana bir mucize göster" diye dua etti. Ona bir ağaç çağırması söylendi. O da ağacı çağırdı. Sonra yerine dönmesini emretti, o da yerine döndü. (Bezzâr) Daha sonra Bezzâr, hadisin sadece bu kanalla rivayet olunduğunu belirtti.

Konuyla ilgili olarak bundan önceki bölümde Usâme hadisi vardır.

Allah'ın O'na, Yanlarında Olmadığı Halde Düşmanlarının ve Başkalarının Konuştuklarım Bildirmesi

3839. Abdullah b. Ebî Bekir'den: Ebû Süfyan Mescid'in bir kenarında oturuyordu. Bu sırada Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) elbisesine bürünerek evinden çıktı. Ebû Süfyan oturduğu yerden: "Acaba bu ne ile beni mağlup etti?" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Ebû Süfyân'm yanma gelip eliyle onun sırtına vurdu ve: "Seni Allah ile mağlup ettim!" dedi. Ebû Süfyan: "Senin Allah Resulü olduğuna şahitlik ederim" dedi. (el-Hârİs) [116]

3840. Resûlullah (sallaUahualeyhivesdlemj'in azatlısı Sefine bildiriyor: Resûlullah (salMOahu aleyhi vesellem) Mescid'İ yapınca oraya bir taş koydu. Sonra da: "Taşımın yanına Ebû Bekir taşını koysun!" buyurdu. Sonra: "Ebû Bekir'in taşının yanına Ömer taşını koysun, sonra da Ömer'in taşının yanına Osman taşını koysun" buyurdu. Ardından şöyle dedi: "İşte bunlar benden sonra halife olacak kimselerdir." (el-Hâris ve Ebû Ya'lâ) [117]

3841. Hz. Âişe bildiriyor: Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) Medine mescidini sahîh hükmüyle- başka bir lafızla el-Hâkİm tahrîc etmiştir." bina ettiğinde, bir taş getirip duvara koydu. Sonra Hz. Ebû Bekir bir taş getirdi ve duvara koydu. Sonra Hz. Ömer bir taş getirdi ve duvara koydu. Sonra Hz. Osman bir taş getirdi ve duvara koydu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e bu durum sorulunca şöyle buyurdu: "Bu durum, benden sonraki halifelik hidir," (Ebû Ya'lâ) [118]

3842. Enes bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir bahçenin yanma geldi ve içeri girdi. Sonra birisi geldi ve kapıyı çaldı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey Enes! Kalk ve kapıyı aç, sonra da onu cennetle ve benden sonra halife olmakla müjdele!" dedi. Ben: "Yâ Resûlallah! Bunu ona söyleyeyim mi?" dedim. Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Olur!" dedi. Kapıyı açtığımda Ebû Bekir'le karşılaştım. Ona: "Cennetle ve Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) sonra halifelikle sana müjdeler olsun!" dedim. Sonra başka birisi geldi ve kapıyı çaldı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) aynı şeyleri onun hakkında da söyledi. Kalkıp kapıyı açtığımda Ömer'le karşılaştım. Ona: "Cennetle ve Ebû Bekir'den sonra halifelikle sana müjdeler olsun!" dedim. Sonra bir başkas geldi ve kapıyı çaldı. Resûluliah (saüallahu aleyhi veselîem): "Ey Enes! Kalk ve kapı aç! Geleni cennetle ve Ömer'den sonra halifelikle ve şehitlikle müjdele!" dedi Ben kalktım. Kapıyı açtığımda Osman'la karşılaştım. Ona: "Cennetle y Ömer'den sonra halifelikle sana müjdeler olsun. Şüphesiz sen şehit edileceksin!" dedim. Sonra içeri girdi ve: "Yâ Resûlallah! Allah'a yemin olsun ki, sana biat ettiğimden beri şarkı söylemedim, hayal kurmadım ve âletime dokunmadım" dedi. Resûluliah (sallallahu aleyhi vesellem) da: "Evet, aynen öyledir ey Osman!" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) Bu hadis uydurmadır. [119]


Resûluliah (Sallallahu Aleyhi Vesllem) Fiziki Güzelliği ve Ahde Vefası


Bu konuyla ilgili olarak Alışveriş bölümünde Târik b. Abdillah hadisi geçmişti. [120]


Resûluliah (Sallallahu Aleyhi Vesllem)'İn Hayvanların Dilini Bildiği


3843. Şimr b. Atiyye, Cüheyne -veya Müzeyne'li- bir a.damdan naklediyor: Resûlulîah (saüalbhu aleyhi vesellem) sabah namazı kıldıktan sonra yüze yakın dizlerini dikmiş oturan kurt gördü. Resûluliah (saMMıu aleyhi vesellem): "Bunlar, kurtların elçileridir; artık yemeklerinizden vermenizi istiyor, bunun dışındaki şeylerde size güvence veriyorlar" dedi. Fakat sahabiler muhtaç olduklarını söylediler (ve vermediler). Ravi der ki: "Bunun üzerine kurtlar uluyarak geri döndüler." (Ahmed b. Menî') [121]


Resûluliah (Sallallahu Aleyhi Vesllem)'İn Elinin ve Tükürüğünün Bereketi


-2449 nolu Râfi b. Hadîc'in hadisine bakınız. Râfi karın ağrısından Resûlullah'a (saUallahu aleyhi vesellem) şikâyet etmiş, Resûluliah (saMahu aleyhi vesellem) eliyle onun karnını meshetmiş ve karın ağrısı gitmişti.

Ayrıca "Duasının Bereketi" bölümünde Usâme hadisine [122] Evlilik kitabında Nişanlılık bölümünde Enes hadisine bakınız. [123]

3844. Habîb b. Füveyk'ten: Babası, Resûluliah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanma geldiğinde gözlerinde beyaz bir perde olduğundan hiçbir şey göremiyordu. Resûluliah (sallallahu aleyhi vesellem): "Gözüne ne oldu?1' diye sordu. O da: "Devemi sürerken ayağımı yılan yumurtasının üzerine koydum; bunun Üzerine gözlerimde bir beyazlık oluştu" dedi. Resûluliah (sallallahu aleyhi vesellem) onun gözlerine üfledi; adamın gözleri açıldı. Öyle ki seksen yaşında olduğu ve iki gözü beyazlaşmış olduğu halde ipi iğnenin deliğinden geçirdiğini görüyordum.[124] (Ebû Bekir b. E:İ Şeybe)

3845. İbn Ömer'den nakledilmiştir: Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem) bir sabah dışarı çıktı ve şöyle buyurdu: "Sabah namazından önce rüyamda sanki bana bazı anahtarların ve tartıların verildiğini gördüm. Ben tartının bir kefesine, bütün ümmetim ch'zer kefesine kondu; ben ağır geldim. Sonra Ebû Bekir geldi. O tartının bir kefesine, bütün ümmetim diğer kefesine kondu; Ebû Bekir ağır geldi. Sonra öner getirildi. Terazinin bir kefesine Ömer, diğer kefesine ümmetim konuldu; Ömer de ağır geldi. Sonra Osman getirilip tartıldı. O da ümmetime ağır geldi. Sonra uyandım ve başımı kaldırdım." (Abd b. Humeyd) [125]

3846. Abdurrahman b. el-Hâris b. Ubeyde, dedesinden naklediyor: Ebû Zer'in gözlerine hastalık feâbet etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) onun gözüne tükürdü; gözleri eskisinden daha sağlam oldu. (Ebû Ya'lâ) [126]

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesllem)'İn Kanı İle İdrarının Temiz Oluşu


3847. Âmir b. Abdillah b. ez-Zübeyr anlatıyor: Babası, Resûlullah (sallalkhu aleyhi vesellem) kan aldırırken yanma gitmişti. Kan alma işi bitince ona: "Ey Abdullah! Şunu al ve kimsenin görmediği bir yere götür dök!" dedi. O ise Resûlullah'dan (sallallahu aleyhi vesellem) uzaklaştıktan sonra kanı alıp içti. Döndüğünde ona: "Ey Abdullah! Kanı ne yaptın?" dedi. O: "Hİç kimsenin göremeyeceği en gizli bir yere koydum" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Belki de onu içtin!" buyurdu. Ben: "Evet!" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Niçin kanı içtin? insanlar senden, sen de insanlardan uzak olasınV dedi. Ebû Seleme dedi ki: Bunu Ebû Asım'a anlattım; dedi ki: "Abdullah'taki kuvvetin içtiği o kandan kaynaklandığına inanırlardı." (Ebû Ya'lâ ve Bezzâr) [127]

3848. Sefîne'den nakledilmiştir: Hz. Peygamber (saMahu aleyhi vesellem) kan aldırdı. Sonra da bana: "Bu kanı al, insanların ve hayvanların görmediği bir yere göm!" dedi. Ben kanı aldım ve görünmeyen bir yere gittim. Resûlullah (sallallahualeyhiv^ellem)'in yanına dönünce bana: "Kanı ne yaptın?" diye sordu. Ben de: "Onu içtim!" dedim. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) gülümsedi. (Bezzâr) [128]

3849. Ümmü Eymen'den: ResûluUah (salkllahu aleyhi veseUem)'in akşam içine bevl ettiği bir kabı vardı. Her sabahladığında: "Ey Ümmü Eymen! Şu kaptaki bevli dök!" derdi. Bir gece kalktığımda susamıştım. Ben de Resûlullah'ın (sallallahuaieyhivesellem)bevl ettiği kaptakînİ İçtim. ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem):

"Ey Ümmü Eymen! Kaptakini götür dök!" dedi. Ben: "Yâ Resûlallah! Gece kalktığımda susamıştım, içindekini içtim" dedim. Hz. Peygamber (sallallahualeyhi vesellem); "Bugünden sonra sen asla karın ağrısından şikâyet etmeyeceksin!" buyurdu. (Bezzâr} [129]


Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)' İn Elinin Bereketi, Eliyle Erkeklerin ve Kadınların Yüzlerini Meshettiği ve Kadınlara Dokunmaktan Kaçındığı


3850. Hanzale'rıin nakline göre Enes anlatıyor: Bir kadın Resûlullah'ın (saUallahu aleyhi veseUem) yanına geldi ve ona: "Yâ Resûlallah! Elini yüzüme sür ve benim için Allah'a dua et!" dedi. ResûluUah (saMahu aleyhi vesellem) elini kadının yüzüne sürdü ve ona hayır duada bulundu. Kadın: "Yâ Resûlallah! Elini aşağı indir!" dedi. ResûluUah (saUallahu aleyhi vesellem) elini kadının boyun altına kadar indirdi. Sonra kadın: "Elini daha aşağıya indir!" dedi. ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) bunu kabul etmedi ve elini kadından çekip uzaklaştırdı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

3851. Hanzale es-Sedûsî anlatıyor: Bir kadın Resûlullah (saüallahu aleyhi veseUem)'in yanma gelip, elini yüzüne sürmesi ve kendisine hayır duada bulunmasını istedi. Resûlullah (sallaUahu aleyhi veseUem) de yüzünü meshetti ve ona hayır duada bulundu. (Eİİ göğsünün üst tarafında iken) kadın: "Yâ Resûlallah! Elini aşağıya indir!" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (saüaliahu aleyhi vesellem): "Benden uzak dur!" buyurdu. (Müsedded) Bu hadisin senedinde Enes yoktur.

3852. Enes'ten bildirilmiştir: Bir kadın Allah'ın Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) yanma geldi, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) elini onun yüzüne sürdü. Çünkü kadınlar Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'in yanma geliyor, o da elini onların yüzüne sürüyor ve onlara dua ediyordu. Kadın: "Yâ Resûlallah! Elini daha aşağıya indir!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) elini çekip aldı ve: "Benden uzak dur" buyurdu. (Ebû Ya'lâ)


Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem)'in Hayatta İken ve Öldükten Sonraki Bereketi


3853. Bekr b. Abdullah el-Müzenî'den: Resûlullah (sallallahu aleyhi veselkm) şöyle buyurdu: "Hayatım sizin için hayırlıdır; benimle konuşuyorsunuz, ben de sizinle konuşuyorum. Ölümüm de sizin için hayırlıdır; çünkü işlediğiniz ameller bana ulaştırılır. İşlediğiniz iyilikler bana gelince Allah'a hamd ederim. Kötülükleriniz için de Allah'tan bağışlanma dilerim." (el-Hâris) [130]

Hâlid b. el-Velîd'in menkıbeleri anlatılırken, Hz. Peygamber (sallalkhualeyhi veseDem)'in alın tarafından bir saç telini yanında gezdirdiğine dair rivayet verilecektir. [131]

Ebû Ya'la'nm tahrîc ettiği Ebû Hureyre hadisinde İsa bahsi anlatılırken şu ifade geçer: "Eğer o, kabrimin başına gelip Ey Muhammed! derse, elbette ona cevap veririm!" Bu hadis, Kıyamet Alâmetleri bahsinde gelecektir. [132]

Resûlullah (sallallahu aleyhiveseHem)'in Tevazuu ve İnsafı


3854. İbn Ömer anlatıyor: Bir adam üç defa Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) seslendi. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) adamın her seslenişinde ona: "Lebbeyk lebbeyk (buyurun, buyurun) [133] diye cevap veriyordu. (Ebû Ya'lâ)

3855. Benû Fihr'den bir adam anlatıyor: Resûlullah'a (salkllahu aleyhi vesellem) bir hediye getirildi, hediyeyi koyacağı bir şey aradı, fakat bulamadı. Sonra şöyle dedi: "Onu toprağın altına koy! Ben de neticede bir kulum. Kulun yediği gibi yer, içtiği gibi içeriz.".. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [134]

3856. Mücâhid şöyle dedi: "Fakir ve yoksul biri Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) gece yarısı arpa ekmeğine davet etse, Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) onun davetine icabet ederdi." (Müsedded) [135]

3857. Hz. Âişe, babasından (Hz. Ebû Bekir'den) naklediyor: Resûlullah'la (sallallahu aleyhi vsellem) birlikte yürüyordum. Yolda atılmış bir hurma kabı gördüm, içinde birkaç hurma vardı. Alıp birini kendisi yedi, diğerini de bana verdi. (Ebû Ya'lâ) [136]

3858. Enes b. Mâlik der ki: Resûlullah (saMlahualeyhivesellein) yanında oturan hiç kimseye dizlerini açmadı. Birini elinden tuttuğu zaman tutan adam bırakmadıkça Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) elini bırakmazdı. Birisi Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) yanma oturduğu zaman o kalkmadıkça Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kalkmazdı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [137]

3859. Enes der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) insanlara en çok acıyan ve lütuf sahibi bir kimse idi. Sabah erkenden bir kölenin veya cariyenin veya çocuğun getirdiği suyla elini ve yüzünü yıkamaktan kaçınmazdı. Kendisine bir ihtiyacı olan ve ondan bir istekte bulunan bir kimseye kulak verir ve o yüzünü çevirmedikçe Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) ondan yüzünü çevirmezdi. Biri onunla tokalaşmca o kimse elini çekmeden Resûlullah (sallallahualeyhivesdlem) elini çekmezdi. (el-HâlİS) [138]


Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) Terinin Hoş Kokusu


3860. Ebû Hureyre anlatıyor: Bir adam Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanma gelerek: "Yâ Resûlallah! Kızımı evlendirdim. Bana bir şeyle yardım etmeni istiyorum" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Yanımda bir şey yoktur; fakat yarın başı geniş bir kap ve bir ağaç sapı ile yanıma gel. Seninle aramızdaki İşaret kapıyı yandan çalmandır" buyurdu. Adam, Resûlullah (sallaMıu aleyhiveseüerrO'in dediği şekilde geniş başlı bir kap ve ağaçtan bir değnek ile gelip kapıyı Allah'ın Resûlü'nün (saliallahu aleyhi vesellem) dediği şekilde yandan çaldı. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) terini adamın getirdiği kaba boşaltıyordu. Kap dolunca Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bunu al ve kızına götür, bu değneği kaba hatırsın ve onunla koku sürünsün" dedi. Kız, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in dediği şekilde yaptığı zaman bütün şehir halkı o kokuyu kokluyordu; nihayet oraya "kokucuların evi" diye ad taktılar. (Ebû Ya'lâ) [139]

3861. Enes der ki: Resûlullah (sallallahuakyhivesdkm) Medine'deki herhangi bir yoldan geçince oradan misk kokusu gibi koku yayılırdı ve koku hissedilince "Resûlullah (sallaUahualeyhivesellem) geçiyor!" denirdi. (Ebû Ya'lâ) [140]



Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'İn Hilmi (Yumuşaklığı)


3862. Zeyd b. Eşlem, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet ediyor: Bir bedevi, üzerinde yeşil bir hırka ve altın kuşaklı olarak Resûlullah (salkllahualeyhi vesdlem)'in yanma geldi. Allah'ın Resulü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) başı ucunda durup kibirli halde ona: "Sizin bu arkadaşınız her çobanı yüceltip her süvariyi düşürüyor" dedi. Resûlullah (saBallahu aleyhi vesellem) adamın cübbesinden tuttu ve: "Otur, çünkü üzerinde aklı olmayan kimselerin giydiği elbiseleri görüyorum. Benden önce Allah hiç bir peygamber göndermemişti ki çobanlık yapmış olmasın." Ona: "Sen de mi çobanlık yaptın yâ Resûlullah?" diye sordular. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellein): "Evet ben de bir veya yarım kırat karşılığı çobanlık yaptım" buyurdu. Sonra şöyle devam etti: "tiz. Nuh'a ölüm yaklaşınca oğluna: Sana bir vasiyet yapacağun dedi..." (Ebû Yala) [141]

3863. Enes b. Mâlik der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kendisinin hoşlanmadığı, benim de yaptığım şeye "yaptığın ne kötü bir şeydir" demedi veya onun hoşuna gidip de yaptığım bir şeye: "Ne güzel yaptın" demedi.[142] (Ebû Ya'lâ) Hadis bu lafızla garîbtir? [143]

3864. Enes der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellein) aile bireylerine karşı ol dukça merhamet ederdi. (Ebû Dâvud et-Tayâlİsî)

3865. İbn Muhayrîz'den nakledilmiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Sizler Perslerle bir veya İki defa savaşırsınız. Bundan sonra da asla Perslerle savaşmazsınız. Bizanslıların ise çeşitli nesilleri olur. Her nesil kayboldukça peşinden yeni bir nesil gelir. Onlar kara ve deniz ehlidirler. Son nesle heyhat! Yaşamakta hayır devam ettiği sürece onlar sizin arkadaşlarınızda.[144] (el-Hâris)


Bâb


3866. Enes der ki: Resûlullah'a (saBaMıu aleyhi vesellem) hurma ikram ettik. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) dizinin üzerine çöktü ve bir avuç aldı. Bana: "Bunu filan kadına götür" buyurdu. Sonra bir avuç daha aldı: "Bunu da filan kadına götür" dedi. Böylece onu bütün hanımları arasında bölüştürdü. Sonra bir avuç daha aldı ve onu yedi. Çekirdekleri de soluna atıyordu. Oradan evcil bir hayvan geçti ve Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in attığı çekirdekleri yedi. (Ebû Ya'lâ)

3867. Rübeyyi' binti Muavviz şöyle anlattı: Amcam beni Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) gönderdi. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi veseliem)'in yanma vardığımda yanında Bahreyn emirinin hediye olarak gönderdiği hıyar vardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bana avuç dolusu hıyar verdi ve: "Ey kızını bu senindir" buyurdu. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) hıyarı çok severdi. (Ebû Ya'lâ)



Bâb


3868. Ca'de der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Âişe'ye Usâme'ye bir şey vermesini emretti; fakat bu, Âişe'nin hoşuna gitmedi. Resûlullah (sallallahualeyhi vesellem) bunun üzerine onun elinden çekti ve Usâme'ye kendisi verdi. (MÜsedded) Bunun el-Behî tarikiyle yine Hz. Âişe'den bir şahidi vardır ki İbn Hıbbân'm Sahîh'inde yer almıştır.



Resûlullah'ın Cinsel Gücü


3869. Tavus şöyle dedi: "Resûlullah'a (sallallahu aleyhi veellem) kırk kişinin (erkeğin) cinsel gücü kadar güç verildi." (el-Hâris) [145]

3870. Mücâhid şöyle dedi: "Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) her biri cennet ehlinden olan kırk küsur kişinin cinsel gücü kadar güç verildi." (el-Hâris) [146]

Jîju

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'İn Slfatl
3871. Ümmü Hâni der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in karnını gördükçe, katlanmış ve üst üste konmuş kağıtlar aklıma gelirdi. (Ebû Dâvud et-Tayâlİsî) [147]

3872. Ebû'd-Derdâ der ki: "Resuiullah (saMahu aleyhi veselfem) gökte uçan kuşun kanatlarını çırpmasını dahi bize öğretmeden bizi bırakmadı." (Ahmed b. Menî') Ravileri güvenilir kimselerdir; ancak munkatıdu? İhtilâf Fıtr adlı ravi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu zât iki farklı ravi kanalıyla Ebu'd-Derdâ'dan rivayette bulunmuştur.[148]

3873. Ebû Musa (el-Eş'arî'den): Resuiullah (sallahu aleyhi veseUem) şöyle buyurdu: "Bana en güzel şekilde söze başlama ve bitirme kabiliyeti verildi." Ben: "Yâ Resülallah! Allah'ın sana öğrettiğinden sen de bize öğret" dedim. O da bize öğretti. (Ebû Ya'lâ) [149]

3874. Hâlid b. Urfuta, "Hz. Ömer'in yanında oturuyordum..." diyerek olayı uzun bir şekilde hikaye etti ve dedi ki: Resuiullah (saüallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Bana özlü konuşma ve sözü en güzel şekilde bitirme kabiliyeti verildi. Söz bana kısaldıkça kısaldı." (Ebû Ya'lâ)



Resuiullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) 'İn Diğer Peygamberlerden Üstün Özellikleri


3875. İbn Abbâs şöyle dedi: Allah Teâlâ, Muhammed'den başka hiçbir varlığın gelecekte işleyeceği günahları affetmedi. "Allah senin işlediğin ve işleyeceğin günahları affetti. [150] Allah meleklere şöyle dedi: "Onlardan kim ben Allah'tan başka ilahım derse onu cehennem ile cezalandırırız. [151] (Ebû Ya'lâ) Bu hadisin isnadı incelenmeli!

3876. Şerîk b. Târik der ki: Resuiullah (saMahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Sizden hiç kimse yoktur ki beraberinde bir şeytanı olmasın. " Oradakiler: "Sen de mi?" diye sordular. Resuiullah (saMahu aleyhi vesellem): "Evet; ancak Allah bana yardım etti ve müsluman oldu. Sizden hiçbiri kendi işlediği amellerimle cennete giremez buyurdu. Oradakiler: "Sen de mi yâ Resülallah!" dediler. Resuiullah:

"Evet, ben de. Ancak Allah beni rahmeüyle kuşatır, öyle cennetine koyars girebilirim" buyurdu. (Müsedded, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr) [152]

3877. Abdullah b. Selâm şöyle dedi: "Allah'ın yarattıkları arasından en değerlisi Muhammed'dir. Cennet gökyüzünde, cehennem de yeryüzündedir. Kıyamet günü olduğu zaman Allah bütün mahlûkatı grup grup peygamberleriyle birlikte diriltir. Nihayet Ahmed ve ümmeti en sonuncusu ve merkezde olurlar. Sonra köprü (Sırat) kurulur ve bir münadi: Ahmed ve ümmeti nerededir? diye seslenir. Resûlullah (saflaüahu aleyhi vesellem) kalkar ve ümmetinden salih ve facir herkes onu izler." A/ev/aî/'hadistir.[153] (el-Hâris)

3878. Enes der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) şöyle buyurdu: "Ben bütün Arapların önünde olan kimseyim." (el-Hâris) Ravi zinciri zayıftır.

3879. Hz. Âişe'den: Resûlullah'a (sallahu aleyhi vesellem): "Sen Arapların efendisi misin?" diye sordum. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem): "Ben bütün insanların efendisİyim ve bununla da övünmüyorum Âdem bile kıyamette benim sancağımın altındadır, bununla da övünmüyorum" buyurdu. (el-Hâris) Keza bunun da isnadı zayıftır.

3880. Rebî b. Huseym şöyle demiştir: "Hiç kimse Muhammed'den üstün olamaz. Hatta Rabbimin dostu Hz. İbrahim'den de kimse üstün olamaz." (Müsedded ve el-Hâris} [154]


Ehl-i Kitabın Resûlullah'ın (sallallahualeyhi vesellem)Doğruluğuna Şahit Olmaları


3881. el-Feletân b. Âsim el-Cermî bildiriyor: Resûlullah'la (sallallahu aleyhi birlikte Mescid'de oturuyorduk. Mescid'de yürüyen bir adama gözlerini dikti. Adam: "Buyur yâ Resûlallah!" dedi. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) sözünü bitirmeden, "Yâ Resûlallah buyur" diyordu. Allah'ın Resulü (saMahu aleyhivesellem) ona: "Benim Allah'ın Resulü olduğuma şahitlik eder misin?" dedi. Adam: "Hayır" dedi. Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem): "Tevrat'ı okuyor musun?" diye sordu. Adam: "Evet" dedi. Resûluîlah (saMahu aleyhi vesellem): "İncil'i okuyor musun?" dedi. Adam: "Evet" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseflem): "Kur'ân'ı okuyor musun?" dedi. Adam: "Varlığım elinde olan Allah'a yemin olsun ki istersem okurum" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona: "Allah için söylemeni istedim; sen Tevrat ve İncil'de beni peygamber olarak bulmuyor musun?" dedi. Adam: "Sana anlatayım: Evet, senin gibisini buluyoruz. Senin gibisinin şeklini, çıkışını biliyoruz; ancak biz onun içimizden olmasını umuyorduk. Sen çıktığın zaman senin o peygamber olduğundan korktuk. Düşündük ve baktık ki o gönderilecek peygamber, sen değilsin" dedi. Resûlullah "Nasıl?" dedi. Adam: "Biz onun yanında yetmişbin kişinin olacağını biliyoruz; oysa seninle birlikte çok az kimse var" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki ben o peygamberim. O yetmiş bin kişi de benim ümmetimdir. Onlar yetmiş binden de fazla olacaktır" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)'

3882. Abdullah b. Selâm naklediyor: Müslümanlar Nehâvend şehrini Bûsîrî, hu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. fethedince Yahudilerden bazılarını esir aldılar. Müslümanlardan bir adam parlak ve güzel bir cariyeyi gördü. Bana: "Benimle birlikte şu insanın yanma gelir misin? Belki bana o cariyeyi hibe eder" dedi. Onunla birlikte gittim. Çok konuşan bir ihtiyarın yanma girdik. Onun tercümanı vardı. Tercümanına: "Bu cariyeye sor; bu Arap onunla cinsel ilişki kurdu mu?" Adam cariyenin güzelliğine ve dilinin fesahatine çarpılmıştı. İhtiyar adamın cariyeye çarpıldığını anlayınca diliyle bir işaret yaptı. Abdullah b. Selâm: "Onun demek istediğini anladım" dedi. Ona: "Sen okuduğun kitapta bu cariyeyi istemekle günaha giriyorsun" dedim. Bana: "Yalan söylüyorsun! Benim kitabımın ne olduğunu nereden biliyorsun?" dedi. Ben: "Senin kitabını senden daha iyi biliyorum" dedim. Adam: "Benim kitabımı benden daha iyi mi biliyorsun?" Ben: "Evet senin kitabını senden daha iyi biliyorum" dedim. Adam: "Bu kimdir?" dedi. Oradakiler: "Abdullah b. Selâm'dır" dediler. O gün adamın yanından ayrıldım. Adam bana haber gönderip yanma gelmemi istedi. Bana bir de hayvan göndermişti. .Ben de Müslüman olur umuduyla sevabını Allah'tan bekleyerek onun yanma gittim. Beni üç gün yanında tuttu. Ben ona Tevrat'ı okuyordum; o da ağlıyordu. Ben en son ona: "Allah'a yemin olsun ki Tevrat'ta bulduğunuz kişi Muhammed'dir" dedim. Adam bana: "Yahudileri ne yapacağım?" diye sordu. Ben: "Yahudiler Allah katında sana hiçbir fayda sağlayamazlar" dedim. Azgınlığı kendisine galip geldi; adam müslüman olmaktan kaçındı, (fbn Ebî Ömer) Sahih mevkâfhii hadistir.



Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in Şefaatinin Faydası


3883. Katâde'den nakledilmiştir: Hz. Ömer kendini süslemiş bir kadını gördü. Ona: "Resûlullah'a (sallallahu ak^ti vesellem) olan yakınlığının sana fayda vereceğini mi zannediyorsun?" dedi. Kadın bunu Resûlullah'a anlatınca Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Elbette şefaatim fayda verir" buyurdu.

Ma'mer der ki: Hallâd b. Abdurrahman, bana babasından haber verdi: O kadın Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hâni'dir. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona: "Doğrusu şefaatim Câh ve Hakem kabilelerine fayda verir" buyurmuştu. Abdurrahman der ki: "Bunlar iki kabile olup Câh, Havlân'ın; Hakem b. Sa'd ise Mezhic'in bir koludur." (İshâk)



Hz. Ebû Bekir'in Fazileti


3884. Ebû Saîd anlatıyor: Bir gün Mescid'de iken Resûlullah (saüallahu aleyhi vesellem) başını bir hırka ile sarmış vaziyette yanımıza geldi. O zaman vefat ettiği son hastalığmdaydı. Minbere doğru yürüdü, biz de peşinden gittik. Şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki kıyamet günü havzın başında duracağım.[155] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) Bu rivayet içinde Ebû Bekir'in faziletine yer verilmiştir. Ayrıca şu ifadeler yer almıştır: "Sonra minberden indi ve oturdu. Bir daha da (vefatına değin) hiç kalkmadı."

3885. Hz. Âişe bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) aralarını düzeltmek için çıktı; ancak namaz vakti geldi. Bilâl, Ebû Bekir'e: "Namaz vakti geldiği halde Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) görünmüyor. Ezan okuyayım, kamet getireyim, sen de insanlara namaz kıldırırsın" dedi. Ebû Bekir: "Sen bilirsin" dedi. Bilâl ezanı okudu ve kamet getirdi. Ebû Bekir cemaate namaz kıldırmak için öne geçti. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) onlar namazı bitirdikten sonra çıkageldi. Onlara: "Namazı kıldınız mı?" diye sordu. "Evet" dediler. "Namazı kim kıldırdı?" diye sordu. Onlar: "Ebû Bekir" dediler. Resûlullah: "Ne iyi ettiniz! Ebû Bekir'in arasında bulunduğu bir kavmin içinden başkasının imamlık yapması yakışık almaz" buyurdu. (Ahmed b. Menî'} [156]

3886. Muâz b. Cebel'in rivayetine göre Resûlullah (sallalîahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ yerdeki Ebû Bekir'e göktekilerin günah yazmasından hoşlanmaz." (el-Hârİs) [157]

3887. "Allah'ın Resülü'nün yanında seslerini kısarak konuşanların kalplerini Allah takva ile denemiştir" [158] âyeti nazil olunca Ebû Bekir es-Sıddîk şöyle dedi: "Artık Resûlullah'la (sallallahu aleyhi veseHem) sır kardeşiymiş gibi sessiz konuşacağıma ahdettim." (el-Hâris) [159]

3888. İbn Abbâs şöyle dedi: Bir adam savaştan dönmüştü. Onunla ResûluUah (sallallahu aleyhi vesdlem) arasında hanımları tarafından bir akrabalık vardı. Allah'ın Resulü (saMahu aleyhi vesellem) Âİşe'nin evinde olduğu sırada o da içeri girdi ve selâm verdi. Hz. Peygamber (sallallahualeyhivesellem): "Galip gelen ve ganimet elde eden bir adam, hoş geldin! İhtiyacım söyleV buyurdu. Adam: "İnsanlar arasında en çok sevdiğin kimdir?" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Aişe'yi kastederek: "Şu arkamdakidir" dedi. Adam: "Ben kadınlardan kastetmedim; erkeklerden kastettim" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veselîem): "Onun. babasıdır" dedi. (el-Hârİs) [160]

3889 Hz. Âişe der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesilem) şöyle buyurdu: "Ebû Bekir'in inalının bize fayda verdiği gibi hiç kimsenin malı bize fayda vermedi." (Ebû Ya'lâ} [161]

3890. Ebû Umâme anlatıyor: Ebû Bekir'le Ömer arasında çekişme vardı. Ebû Bekir, Ömer'den özür dilediği halde Ömer onun özrünü kabul etmedi. Bu durum Resûlullah'a (sallallahu aleyhi veseUem) ulaşınca zoruna gitti. Daha sonra Ömer, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi veselîem) yanma gitmişti. Bir tarafına oturdu; fakat Resûlullah (sallallahu aleyhi veseHem) ondan yüz çevirdi. Ömer kalktı, diğer tarafına oturdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) yine ondan yüz çevirdi. Sonra kalktı, önüne oturdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi veselîem) yine ondan yüz çevirdi. Bunun üzerine Ömer: "Benden yüz çevirdiğini görüyorum. Hakkımda sana bir şey ulaştı herhalde. Onun için mi böyle yapıyorsun? Sen benden yüz çevirirken yaşamamın ne hayrı olur?! Allah'a yemin olsun ki senin benden yüz çevirdiğin bir dünyada bir saat bile yaşamayı istemem ve bu hayata asla tenezzül etmem" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veselîem) bunun üzerine: "Ebû Bekir senden özür dilediği halde onun özrünü kabul etmedin! Hâlbuki ben hepinize gönderilmiş bir peygamber iken sizler beni yalanladınız; o İse bana inandı ve beni tasdik etti. Sonra siz beni arkadaşımla birlikte yalnız bıraktınız" dedi. Bunu üç defa tekrarladı. (Ebû Ya'lâ) Hadisin isnadı zayıftır. Ancak Buhârî'deki Ebu'd-Derdâ hadisi bunu desteklemektedir.

3891. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veselîem) şöyle buyurdu: ''Dünya semasına miraca çıkarıldığım zaman, her semadan geçerken ismimi Muhammed Allah'ın Resûlüdür diye yazılı buldum, arkamda da Ebû Bekir Sıddık vardı." (Ebû Ya'lâ) [162]

3892. Ebû Hureyre der ki: Resûlullah (sallaîlabn aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bir kadın zulmettiği bir kediden dolayı cehenneme girdi..." "Ve orada olmadıkları halde buna Ebû Bekir ile Ömer şahitlik yapar. " Bir rivayette: "Bir adam koyunların başında iken bir kurt geldi ve koyunlardan birini aldı, götürdü." Hadisin devamında: "Ebû Bekir ile Ömer buna şahitlik eder" ifadesi yer alır. "Bir adam bir sığıra binmişti, sığır ona dönerek baktı..." diye başlayan hadisin sonunda: "Ebû Bekir ile Ömer orada olmadıkları halde ona şahitlik eder" ifadesi geçer. Bir diğer rivayette Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurur: "Bir adam elbiseleri içinde kendini beğenmiş olarak yürürken Allah onu yerin dibine geçirdi. Ebû Bekir ile Ömer orada olmadıkları halde buna şahitlik eder." (MÜsedded) Bu hadisin aslı Sahîh'te ve başka eserlerde kısmen verilmiştir. Raviler şahitlik bölümünü sadece kurt kıssasında ve inek kıssasında zikretmişlerdir. Kays (İbn Ebî Hazım) der ki: "Ebû Bekir'i gördüm; eti hafif (zayıf) ve beyaz tenli idi." (Ahmed b. Menî'} [163]

3893. Abdurrahman b. el-Esved b. Yeğûs'dan nakledilmiştir: Hz. Âişe, Ebû Bekir'in kına yaktığını anlatırdı. (Ahmed b. Menî')

3894. Musa b. Talha bildiriyor: Talha'mn kızı Âişe, Ebû Bekir'in kızı Ümmü Gülsüm'e: "Benim babam senin babandan daha hayırlıydı!" dediği esnada mü'minlerin annesi Âişe: "Sizin aranızda ben hüküm vereyim mi?" dedi ve devam etti: "Ebû Bekir, Resûîullah (sallallahu aleyhivesenem}1 in yanma girdi, ona: "Ey Ebû Bekir.1 Sen Allah'ın kendisini ateşten azat ettiği kimselerdensin!" buyurdu. Ondan sonra Ebû Bekir Atîk (azad olunmuş) diye isimlendirildi. Sonra Talha, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) yanma girdi, ona: "Ey Talha! Sen sözünde duran kimselerdensin" buyurdu. (Ishâk) Senedindeki İshâk zayıf bir ravidir Musa, şayet Âişe binti Taîha veya Ümmü Gülsüm'den hadis dinlemedi ise ayrıca bir kopukluk söz konusudur. Bunu Muaviye b. İshâk başka bir hadis kaynağında Talha'nın ismini atlayarak doğrudan Âişe binti Talha'dan nakîetmiştir.

3895. Mü'minlerin annesi Âişe anlatıyor: Allah'a yemin olsun ki bir gün ben evimde idim. Resûlullah da (sallallahu aleyhi vesellem) ashâbıyla birlikte avluda idiler. Aramızda bir perde vardı. Bu arada Ebû Bekir geldi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) şöyle dedi: "Kim ateşten azad olunmuş bir kimseye bakmak istiyorsa Ebû Bekir'e baksın/." Aslında ailesi ona "Abdullah b. Osman" adını vermişti; ancak "Atîk" ismi ağır bastı. (Ebû Ya'lâ)

Tirmizi bu hadisi başka bir tarikten, Âtike kanalıyla Âişe'den kısa metinle şöyle vermiştir: Ebû Bekir gelmişti, Resûlullah (saûallahualeyhi vesellem): "Allah'ın ateşten azat ettiği kimse nerede?" buyurdu. O günden sonra Ebû Bekir "Atîk" diye isimlendirildi. [164]

3897. Cerîr b. Abdülhamîd şöyle dedi: "Eğer Ebû Bekir ve Ömer'i Hz. Ali'den daha faziletli olarak görmezsem Ali'yi yalanlamış olurum. Ben Ali'yi yalanlamaktan çok onu doğrulamaya muhtacım!" dedi. (İshâk)

3898. İbn Avn, Esed oğullarına mensup birinden rivayet ediyor: "Ebû Bekir'i Zâtü's-Selâsil gazasında gördüm; sakalı bir ateş alevi gibiydi." (Ahmed b. Men?)

3899. İbn Ebî Müleyke'den: Ben, Ebû B'ekir'e: "Ey Allah'ın halifesi!" dedim. Ebû Bekir: "Ben, Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'in halifesiyim ve ben buna razıyım" dedi. (Ahmed b. Menî'}

3900. Kays b. Ebî Hâzım'dan: Hz. Ömer'in elinde bir hurma dalı gördüm, şöyle diyordu: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in halifesini dinleyiniz." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) Sahih ve mevkuftur. [165]

3901. Hüzeyl b. Şurahbîl naklediyor: Hz. Ömer şöyle dedi: "Eğer Ebû Bekir'in imanı yeryüzündekilerin imanı ile tartılsaydı Ebû Bekir'in imanı daha ağır gelirdi. Ben, Ebû Bekir'in göğsünde bir kılım." (Muâz b. el-Müsennâ, Ziyâdâtü Müsnedi Müsedded'de)

Derim ki: Bu hadisi destekleyen merfû bir hadis vardır. O hadisi İbn Adiy, Abdullah b. Abdülazîz b. Ebî Revvâd'm hâl tercümesini verirken İbn Ömer'den tahrîc etmiştir.

3902. Âl-i Ebî Heyyâc bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseltem) söyle buyurdu: "Benim bu minberim cennet bahçelerinden bir bahçe üzerindedir. Allah Teâlâ bir adamı bu dünyada dilediği kadar yaşamak ile Rabbine kavuşmak arasında muhayyer bıraktı..." Ebû Bekir bu söz üzerine ağladı.

Bu hadis, Ebû Saîd'in hadisi gibidir. Orada şu ifade yer alır: "Ancak sevgi ve iman kardeşliği vardır. " (Müsedded) [166]

3903. Hz. Âişe der ki: Ebû Bekir bana: "Yanımızda mal olarak bir kadeh ve sağılacak deveden başka bir şey yoktur. Ben ölünce onları Ömer'e gönder!" dedi. Kbû Bekir vefat edince onları alıp Ömer'e götürdüm. Ömer: Allah, Ebû Bekir'e rahmet etsin! Kendinden sonrakini yordu" dedi. (Müsedded) [167]

Hz. Peygamber (saMahu aleyhi vesellem)'in müşriklerden gördüğü eziyetler konusunda Ebû Bekir'in kızı Esmâ'nm rivayet ettiği hadis, Siyer bölümünde gelecektir.

3904. Enes der ki: Bir defasında müşrikler Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) öyle dövdüler ki bayıldı. Ebû Bekir bağırarak: "Yazıklar olsun size! Rabbim Allah'tır dediği için bir adamı Öldürecek misiniz?" dedi. Müşrikler: "Bu da kim?" dediler. "Ebû Kuhâfe'nin oğlu Ebû Bekir" dedi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [168]

3905. İbn Ebî Ubeyde'nin rivayetinde ise şu ziyade vardır: "Ebû Kuhafe'nİn oğullarından deli olan birisi" dediler. (Ebû Ya'lâ) Bu hadis sahihtir. el-Hâkim tarafından İbn Nümeyr kanalıyla tahrîc olunmuştur. Ayrıca Diyâü'l-Makdisî de sıhhatine hükmetmiştir. Buhârî'de bunun şahidi olan bir Abdullah b. Amr b. el-Âs rivayeti vardır.[169]

3906. Musa b. Mennâh der ki: el-Kâsım b. Muhammed, dürüst ve sessiz bir insandı. Ömer b. Abdülaziz halife olunca: "İşte bugün bekar kimseler konuşabilir. Resûlullah (salbüahu aleyhi vesellem)'in hanımı halam Âişe'den işittim, şöyle diyordu: "Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) vefat edince bazı Araplar dinden döndüler. Diğer kavimler de bakmak için boyunlarını uzattılar. O sırada Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) ashabı avluya toplanmış, şaşkın bir haldeydiler. Allah'a yemin olsun ki onlar bir noktada anlaşmazlığa düştüler mi o işi çözerlerdi." Hz. Aişe daha sonra Ömer'den bahsederek şöyle dedi: "Ömer'i kim görse onun İslam'ın kifayeti için yaratılmış olduğunu anlar." Sonra şöyle dedi: "Vallahi o, düşmanının hakkından gelen, apayrı bir yapısı olan ve akranını gelecekteki hadiselere hazırlamış biriydi. Ben yaratılışı onun gibi olan kimseyi görmedim." Aişe ona ait yedi haslet saydı; ancak onları aklımda tutamadım. (İbn Ebî Ömer) [170]

3907. el-Kâsım'dan: Hz. Aişe şöyle dedi: "Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) vefat etti. Babama inen şeyler eğer yüksek dağlara inseydi Allah'a yemin olsun ki o dağlar erirdi." (el-Hârİs)

3908. Cafer b. Muhammed'den nakledilmiştir: O, Ebû Bekir'i anlattı ve onu övdü. Sonra da şöyle dedi: "O beni iki defa doğurdu. (Müsedded)



Hz. Ömer'in Faziletleri


3909. Saîd b. el-Müseyyib der ki: Bir deve çalışmaktan kesildi. Hz. Ömer onu boğazladı ve Resûlullah'm ashabından bazı kimseleri davet etti. Abbâs: "Bunu hergün yapsan da gelip senin yanında böyle konuşsak!" dedi. Ömer: "Bir daha kesinlikle böyle yapmayacağım! Benden önce iki arkadaşım bir yol tutup geçip gittiler. Eğer ben onların yaptığından başka birşey yaparsam beni onların yolundan başka bir yola koyarlar" dedi. (MÜsedded)

3910. eş-Şa'bî'den: Hz. Ali şöyle dedi: "Biz, Muhammed'in ashabı, sükûnetin Hz. Ömer'in diliyle konuştuğundan şüphe etmezdik." (MÜsedded ve Ahmed b. Meni1) [171]

3911. Sabit b. el-Haccâc, bir kişiden naklediyor: Ebû Süfyân gelip Resûluîlah'm (saMkhu aleyhi vesellem) yanma oturdu ve: "Akrabalarına bakmaz mısın? Ömer biriyle evlenmek istiyor, ancak o kabul etmiyor!" dedi. Resûlullah (saMlahu aleyhi veseOem): "Ömer'le evlenmekten o kadını alıkoyan nedir? Medine'de peygamberden başka Ömer'den daha faziletli kim var!" buyurdu. Ben bu hadisi rivayet edene: "O gün Ebû Bekir, Medine'de miydi?" diye sordum. "Bilmiyorum" dedi. (el-Hâris) [172]

3912. Salim b. Ebi'l-Ca'd'dan: Necrân'lılar Hz. Ali'nin yanma gelip: "Senin kendi yazınla ve kendi dilinle bize şefaat ettiğine şahit olmak istiyoruz!" dediler. (Hz. Ömer daha önce onları topraklarından sürmüştü) Dedi ki: "Ömer doğru iş yapan biriydi. (Onun yaptığı bir şeyi değiştiremem) Eğer bıçaklanmış olsaydı işte o gün bıçklanırdı." (Müsedded)

3913. Ammâr b. Yâsir der ki: Resûlullah (saMJahu aleyhi vesellenı) bana: "Ey Ammâr! Az önce bana Cebrail geldi. Ona: "Ey Cebrail! Bana Ömer'in faziletlerini anlat!1' dedim. Cebrail: "Ey Muhammedi Eğer Ömer'in faziletlerini Hz. Nuh'un kavmi arasında dokuz yüz elli sene kalışından şu ana kadar anlatsam, onun faziletleri bitmez. Ömer, Ebû Bekir'in iyiliklerinden bir iyiliktir. Allah her ikisinden de razı olsun" dedi. (Ebû Ya'lâ) [173]

3914. Hasan (el-Basrî) şöyle dedi: "Eğer yalan nedir bilmeyen bir kimse varsa, o da Ömer'dir." (MÜsedded)

3915. Hasan (el-Basrî), Hz. Ömer'in şöyle dediğini söyledi: "Eğer benim halifeliğim döneminde bir deve kaybolsa, Allah'ın ondan dolayı beni sorguya çekeceğinden korkarım." (Müsedded) [174]

3916. Esma binti Ümeys bildiriyor: Muhacirlerden bir adam Ebû Bekir hasta iken yanma geldi. Ona: "Başımıza Ömer'i halife tayin ettin. O sert bir kimsedir, kendisine hâkim olamaz. Eğer onu başımıza halife yaparsan sertliği daha da artar ve kendisine daha çok hâkim olamaz. Allah'la karşılaştığında ona ne cevap vereceksin?" dedi. Ebû Bekir: "Beni oturtun!" dedi ve: "Sen beni Allah ile mi korkutuyorsun?" dedi. "Allah'la karşılaştığımda ona şöyle derim: Yarabbi! Onlara en hayırlılarını emir tayin ettim!." (İshâk) Bu hadisin ravileri güvenilir kimselerdir.

3917. Saîd b. el-Müseyyib şöyle dedi: "Resûlullah'tan (saMahu aleyhi ^sellem) sonra insanlar arasında Ömer'den başka daha bilgin kimse bilmiyorum." (İshâk}

3918. İbn Abbâs'tan: Hz. Ömer şöyle dedi: "Emirlikten eşit çıkmak isterdim. Ne lehimde, ne de aleyhimde bir şey olmasaydı!." (İbn Ebî Ömer ve el-Humeydî) Hilâfet bölümünde hadisin tamamı geçmişti.

3919. Hüseyin b. Ali anlatıyor: Hz. Ömer'in yanma çıktım ve ona: "Babamın minberinden aşağı in, babanın minberi üzerine çık!" dedim. Ömer "Babamın minberi yok ki!" dedi. Sonra beni önüne aldı ve oturttu. Ben elimde taşlarla oynuyordum. Minberden indikten sonra beni alıp evine götürdü ve ona: "Kim sana böyle yapmanı emretti?" diye sordu. Ben: "Kimse bana söylemedi" dedim. Ömer: "Bizden saklanırdın, şimdi gelmeye başladın" dedi.

Hüseyin der ki: Bir gün o Muaviye ile yalnızken onun yanma gittim. Ömer'in oğlu da yanma geldi ve döndü. Ömer'in oğlunun döndüğünü görünce ben de döndüm. Daha sonra benimle karşılaştı ve "Neden bize geliniyorsun?" dedi. "Ben size geldim ancak sen Muaviye ile baş başa idin. Sonra oğlun Abdullah geri döndü. Onun döndüğünü görünce ben de döndüm" dedim. Ömer: "Sen içeri girmeye oğlum Abdullah'tan daha layıksın; çünkü başımızın üstünde önce Allah'ın indirdiği, sonra da sizin yeriniz vardır" dedi ve elini başının üstüne koydu. (İshâk) [175]

3920 Ömer b. el-Hattâb şöyle diyordu: "Ey Allahım! Benim ölümümü sana bir defa olsun secde eden kimsenin elinde kılma!" (İshâk) Bu sahih bir isnâddır. [176]

3921. Ebu'l-Eşheb, Müzeyne kabilesinden bir adamdan rivayet ediyor Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) Hz. Ömer'in üzerinde yıkanmış bir elbise gördü. Ona: "Bu elbiseni yeni mi aldın; yıkanmış mı?" diye sordu. Ömer: "Elbise yıkanmıştır yâ Resûlallah!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) ona şöyle dua etti: "Yeni elbise giyesin, mutlu ve şükrederek yaşayasın, şehit olarak ölesin! Allah sana dünya ve âhirette göz bebeği versin!" (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) Mürsel veya munkatı bir hadistir. Ahmed'in ve başkalarının tahric ettiği İbn Ömer hadisi ise muttasıldır; ancak buradaki son kısmı yoktur. [177]

3922. Abdurrahman b. Avftan: Hz. Ömer beni çağırdı, yanına gittim. Kapısına varınca hıçkırık seslerini duydum. Kendi kendime: "Herhalde Emir'ü'l-mü'min'in başına bir iş geldi!" dedim. Sonra içeri girdim ve omuzlarından tuttum, ona: "Bir şey yok, bir şey yok!" dedim Ömer: "Aksine en kötü şey oldu!" dedi. Sonra elimden tuttu ve beni kapıdan geçirerek başka bir odaya götürdü. Oda üst üste dizili çantalarla doluydu. Şöyle dedi: "İşte şimdi Ömer ailesi helak oldu! Çünkü Allah dileseydi bunu benden önceki iki arkadaşıma da (Resûlullah saüaJJahu aleyhi veseUem ve Ebû Bekir'i kastediyor) verirdi. Çünkü onlar uymam için bana bir yol bıraktılar" dedi. Ben: "Hele bir otur, birlikte düşünelim" dedim. Nihayet mü'minlerin annelerine dörder bin, Muhacirlere dörder bin, diğer müslümanlara da ikişer bin dağıttık. {İbn Ebî Ömer) [178]

3923. el-Mikdâm b. Ma'dikerib der ki: Hz. Ömer yaralanınca Hafsa onun yanma girdi ve: "Ey Resûlullah (sallallahualeyhi vesellem)'in arkadaşı, ey Resûlullah (sallallahıı aleyhi vesellem)'in kaymbabası, ey Emîrü'l-mü'minîn!" dedi. Ömer, oğluna: "Ey Abdullah, beni oturt! Çünkü ben işittiklerime sabredemiyorum!" dedi. Abdullah babası Ömer'i oturttu. Ömer, kızı Hafsa'ya: "Senin üzerinde olan hakkımdan dolayı sıkılıyorum. Bir daha beni bu şekilde övme ve benden sonra ağıt yakma! Senin söylediğin şeylere ben sahip değilim. Ölen bir kişi kendisinde olmayan sıfatlarla övülürse melekler ona lanet eder." (Ahmed b. Menî' ve el-Hâris) [179]

3924. Saîd b. el-Müseyyib anlatıyor: Hz. Ömer Mina'dan çıkınca Abtah denilen yerde konakladı. Sonra bir küme yaptı, üzerini düzeltip elbisesini üzerine attı. Oturup elini göğe kaldırdı ve şöyle dua etti: "Ey Allahım! Kuvvetim zayıfladı, yaşım ilerledi, tebaam yayıldı, çoğaldı. Ne kazanan, ne de kaybeden birisi olarak ruhumu al!" dedi. Sonra Medine'ye geldi ve hutbe verdi: "Ey insanlar! Size bazı sünnetler ve farzlar bildirdim. Sizi en açık yol üzerinde bırakıyorum. Ancak insanlar sağdan soldan sapabilirler...." Saîd dedi ki: "Zilhicce ayı çıkmadan Ömer şehit edildi." (Müsedded)

3925. Amr b. Meymûn'dan: Hz. Ömer yaralandığı sabah ben de oradaydım. Ancak ikinci saftaydım. Birinci safta olmama engel olan şey, Ömer'in heybeti idi. Çünkü o namaz için kamet getirildiğinde safa döner, ileri veya geri olan bir insan gördüğünde kamçısıyla onu düzeltirdi. İşte birinci safta olmama mani olan şey buydu. Bunun için ikinci safta idim. Ömer o sabah namaz için geldi. Muğîre b. Şu'be'nin kölesi Ebû Lü'lü yanma yaklaşıp ona bazı şeyler söyledi. Sonra bıraktı, sonra tekrar yanma yaklaşıp bazı şeyler söyledi, sonra tekrar yerine döndü. Sonra onu hançeriyle yaraladı. Hz. Ömer'in o sırada şöyle dediğini gördüm: "Köpeği yakalayın, beni öldürdü!" Bunun üzerine insanlar kölenin etrafını kuşattılar. Sonra birisi: "Ey Allah'ın kullan! Güneş neredeyse doğacak, namaz namaz!" dedi, Abdurrahman b, Avf cemaate Kur'an'daki en kısa surelerle; Nasr ve Kevser süresiyle sabah namazını kıldırdı. Sonra Ömer evine taşındı. Oğlu Abdullah'a: "Ey Abdullah! Bana kemiği ver. Eğer Allah onda yazılanı gerçekleştirmek istediyse, elbette onu gerçekleştirecektir!" dedi. Abdullah: "Yazdıklarını ben silerim!" dedi. Ömer: "Hayır benden başkası onu silmeyecek!" dedi. Sonra Ömer yazdığını kendi eliyle sildi. Orada dedeye mirastan verilecek pay yazılıydı. Sonra Ömer: "Bana Ali, Osman, Talha, Zübeyr, Abdurrahman ve Sa'd'ı çağırın!" dedi. Hepsi geldikten sonra aralarından sadece Ali ve Osman ile konuştu, diğerleri sustular. Ömer, Hz. Ali'ye: "Ey Ali! Bu kimseler senin Resûlullah'a (sallallahu aleyhi veseUem) olan yakınlığını ve Allah'ın sana verdiği fıkıh ve ilmi bilirler. Eğer seni başlarına emir yaparlarsa bu hususta Allah'tan kork!" dedi. Sonra Osman'a dönerek: "Ey Osman! Bu kimseler senin Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesdlem) olan damatlığını ve şerefini bildiklerinden bu işe seni görevlendirirlere sen de Allah'tan kork ve Ebû Muayt oğullarını insanların boyunlarına bindirmekten sakın!" dedi. Sonra da: "Ey Suheyb! Sen üç gün insanlara namaz kıldır ve bunları bir eve topla. Eğer bir kişi üzerinde anlaşırlarsa onlara muhalefet edenin boynunu vurun!" dedi. Onlar dışarı çıktıklarında dedi ki: "Saçı kıvrık olanı seçerlerse insanları yola sokar." Abdullah b. Ömer ona: "Sana mani olan nedir?" diye sordu, o da: "Onu (emaneti) hayatta iken de ölmüşken de taşımak istemiyorum!" (el-Hâris)

Bu hadis sahihtir. Buharı, hadisin metnini daha teferruatlı bir şekilde tahrîc etmiştir. Ben burada sadece oradakine göre fazla olan kısmı belirtmek için hadisi burada verdim. [180]


Hz. Ömer'in Şehit Edilişi


3926. Târik b. Şihâb'dan: Hz. Ömer öldürülünce Ümmü Eymen: "İşte şimdi İslam zayıfladı!" dedi. (İshâk) [181]

3927. Câbir anlatıyor: Hz. Ömer yaralanınca yanma girdik, şöyle diyordu: "Beni yaralayan kimseyi cezalandırmada acele etmeyin! Eğer ben yaşarsam onun hakkındaki görüşümü bildiririm. Ölürsem de artık o size kalmıştır" dedi. Oradakiler: "Ey Emirü'l-mü'minîn! Allah'a yemin olsun ki o hem öldürdü, hem de yaraladı!" dediler. Ömer: "Biz Allah içiniz ve tekrar ona döneceğiz" dedi. Sonra da: "Beni yaralayan kimdir?" dedi. Oradakiler: "Ebû Lü'lü'dür" dediler. Ömer: "Allahu ekber!" dedi. Sonra oğlu Abdullah'a bakıp: "Ey oğul! Sana nasıl bir baba oldum?" diye sordu. Abdullah: "En hayırlı babalardan!" diye cevap verdi. Ömer: "O halde üzerinde olan hakkımla senden yemin istiyorum ki ben Ölünce yüzümü yere yapıştıracaksın. Tâ ki kölenin öldüğü gibi öleyim" dedi. Abdullah: "Allah'a yemin olsun ki bu bize çok ağır gelir babacığım!" dedi. Sonra Ömer: "Kalk, lafımı geri çevirme!" dedi. Bunun üzerine Abdullah kalktı ve babasının yüzü yere değinceye kadar onu taşıdı. Sonra Ömer: "Ey Abdullah! Eğer ölürsem Allah ve Ömer'in hakkı için beni defnetmeden ve yıkamadan önce Ömer ailesinin malından seksen binini müslünıanların beytülmalma bırak!" dedi. Başucunda duran Abdurrahman b. Avf, Ömer'e: "Ey Emirü'l-mü'minîn! Bu seksen bin neden? Çünkü sen böyle yapmakla çocuklarına -veya Ömer ailesine- zarar veriyorsun" dedi. Ömer: "Benden uzak ol ey İbn Avf!" dedi. Sonra da Abdullah'a baktı ve: "Ey oğul! Ben halifeliğimde otuz iki bini on iki hacca harcadım. Bana elçilerim hediyeler gönderiyorlardı, çeşitli yerlerden geliyordu" dedi. Abdurrahman ona: "Ey Emirü'l-mü'minîn! Sana müjdeler olsun! Allah hakkında hüsnü zan et; çünkü biz Muhacirler de senin aldığın kadar alıyorduk. Allah Teâlâ bunu bize pay olarak verdi. Sonra Resûlullah (sallaUahu aleyhi vsellem) vefat ettiğinde senden razı idi ve onunla birlikte iyi amellerin vardı" dedi. Ömer: "Ey İbn Avfl Ben, Allah'la karşılaştığımda kimse beni az veya çok bir şey ile sorguya çekmesin ve sorumlu tutmasın. İşte Ömer! Girdiği şekilde bu dünyadan ayrılmak ister" dedi. (İshâk) Senede yer alan Sümâme, AH b. el-Medînî ve başkaları tarafından cerh edilmiştir, 'daki Ömer kıssasının metninde burada anlatılanların çoğu yoktur. [182]

3928. Ebû Râfi'den: Ebû Lü'lü, Muğîre b. Şu'be'nin kölesi idi. Değirmen taşı yapıyordu. Muğîre her gün ondan dört dirhem alıyordu. Ebû Lü'lü Hz. Ömer'le karşılaşınca ona: "Ey Emîrü'l-mü'minîn! Muğîre benden çok alıyor. Onunla konuş yükümü hafifletsin; yani benden az alsın" dedi. Hz. Ömer: "Allah'tan kork ve efendine iyilikte bulun" dedi. Hz. Ömer'in niyeti Muğîre'yle karşılaşıp onunla buluşup konuşmak ve kölesinden az almasını söylemekti; ancak köle, Hz. Ömer'in bu sözüne kızdı ve: "Onun adaleti benden başka herkesi kapladı" diyerek onu öldürmeyi kafasına koydu. Sonra iki başlı bir hançer yaptı, onu biledi ve zehir sürdü. Sonra bir demircinin yanma gitti ve ona: "Bu hançeri nasıl görüyorsun?" dedi. Demirci: "Bununla vurduğun kimseyi hemen öldürürsün!" dedi. Bunun üzerine Ebû Lü'lü fırsat kollamaya başladı. Sabah namazına gidip Hz. Ömer'in arkasına durdu. Namaz için kamet getirilince Hz. Ömer yönünü cemaate döner ve onlara: "Saflarınızı düzeltin!" derdi. Yine aynısını yaptı ve namaz için tekbir aldı. Ebû Lü'lü bu arada onu omuzundan ve böğründen yaraladı. Hz. Ömer yere düştü. Ebû Lü'lü o hançeriyle on üç kişiyi daha yaraladı. Yedisi şehit oldu, altısı da yaralandı. Hz. Ömer evine taşındı. İnsanlar güneş doğuncaya kadar bağrıştılar. Bu arada Abdurrahman b. Avf: "Ey insanlar namaza namaza! Güneş doğacak!" deyince herkes namaza koştu. Abdurrahman b. Avf önlerine geçip onlara Kur'ân'ın en kısa süreleriyle namaz kıldırdı. Namazı bitirdikten sonra Hz. Ömer'in evine yöneldiler. Ömer'in yarasının derinliğini ölçmek İçin bir içecek istediler. Ona şıra getirildi. Ömer onu içince, içtiklerinin hepsi yarasından dışarı çıktı ve içtiğinin şıra mı, yoksa kan mı olduğu bilinmiyordu. Sonra süt getirildi. Ömer sütü içti ve süt yarasından dışarı çıktı. Bunun üzerine oradakiler: "Bir şey olmaz ey Emîrü'l-mü'minîn!" dediler. Ömer: "Eğer Ölüm bir şeyse işte ben öldürüldüm!" dedi. Bunun üzerine insanlar Ömer'i övmeye başladılar; ama Ömer şöyle dedi: "Eşit olarak bu işin içinden çıkmayı ne kadar isterdim. Ancak Resûlullah'la (sallaUabu aleyhi vesellem) olan sohbetim beni teskin ediyor." Sonra İbn Abbâs konuştu. Ömer, İbn Abbâs'm sözlerine değer verirdi. İbn Abbâs: "Hayır, vallahi sen asla eşit çıkmayacaksın!..." dedi.[183] Ömer: "Tekrar söyle, tekrar söyle!" dedi. Sonunda Ömer şöyle dedi: "Bu söylediklerinize karşılık yeryüzü dolusu altınım olsa hesabın korkusundan kurtulmak için hepsini fidye olarak verirdim!" (Ebû Ya'lâ) [184]

3929. Ömer b. el-Hattâb eline bir saman çöpü alıp şöyle dedi: "Keşke ben bir şey olmasaydım! Keşke annem beni doğurmasaydı! Keşke unutulup gidenlerden olsaydım!" (MÜsedded)

3930. Ömer b. el-Hattâb şöyle dedi: "Vay halime! Annemin vay haline! Eğer Allah beni affetmezse vay halime!" Bunu üç defa söyledi, daha başka bir söz konuşmadan vefat etti. (MÜsedded) [185]



Hz. Osman'ın Menkıbeleri


3931. İbn Şîrîn anlatıyor: İki adam Hz. Osman'ı andılar. Birisi: "Şehit olarak öldürüldü" dedi; diğeri de bunu saçından tutup Hz. Ali'nin yanma getirdi ve: "Ey Emîrü'l-mü'minîn! Bu adam Osman'ın şehit olarak öldürüldüğünü iddia ediyor" dedi. Hz. Ali ona: "Gerçekten bunu söyledin mi?" dedi. Adam: "Evet bunu söyledim. Sen hatırlamıyor musun; hani Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) yanında iken sen, Osman ve Ebû Bekir vardı. ResûluUah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) bir şey istedim; bana verdi. Sonra Ebû Bekir'den istedim; o da verdi Hz. Ömer'den istedim; o da verdi. Osman'dan istedim; o da verdi. Ama senden istedim; sen vermedin. Ben Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) bu malımda bereket olması için dua etmesini istedim. Şöyle buyurdu: "Sana ne oluyor ki Allah senin malım bereketlendirmesin! Sana bir peygamber, bîr sıddık ve iki şehit mal verdi." Bunu üç defa tekrarladı. Sonra Hz. Ali onu serbest bıraktı. (İbn Ebî Ömer) [186]

3932. Muhammed b. Şîrîn bildiriyor: Kûfe'de bir adam Hz. Osman'ın şehit olarak öldürüldüğünü söyledi. Polisler onu tutup Hz. Ali'nin yanma getirdiler ve: "Eğer kimseyi öldürmekten bizi menetmeseydİn bu adamı öldürecektik. Çünkü Osman'ın şehit olarak öldürüldüğünü iddia ediyor" dediler. Adam Hz. Ali'ye: "Buna sen de şahitsin!. Sen şunu hatırlamıyor musun? Hani ben, ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanma gelip bir şey istemiş, sonra Ebû Bekir'den, sonra Ömer'den, sonra Osman'dan bir şey istemiştim; hepsi vermişlerdi. Senden istedim; sen vermemiştin..." Yukarıdaki hadisin aynısı devam ediyor. (Ebû Ya'lâ) [187]

3933. Abdurrahman b. Udeys el-Belevî, ağaç altında Rıdvan Maunda bulunan biriydi. Minbere çıktı, Allah'a hamdü senadan sonra Hz. Osman'ı andı ve ona ağır sözler söyledi. Ebû Sevr der ki: Bunun üzerine kuşatma altında olan Hz. Osman'ın evine girdim ve ona: "İbn Udeys senin hakkında şunları söyledi" dedim. Osman: "Nereden bilsin; ben, Allah katında on şey sakladım. Ben, İslam'a girenlerin dördüncüsüyüm. Resûlullah beni iki kızıyla evlendirdi. Kendi elimle Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) biat ettikten sonra erkeklik organıma hiç dokunmadım, hiç şarkı söylemedim, hiç yalan söylemedim, Cahiliyede bile içki içmedim, İslam'da hiç içmedim..." (Ebû Bekir b. Ebf ŞGybe) Derim ki: Bazı kaynaklarda bu hadisin bölümleri de geçmektedir. [188]

3934. Hammâd b. Hâlid, Zübeyr'den, o da dedesinden naklediyor: Hz. Osman gündüz oruç tutar, geceleyin de kalkar ibadet ederdi. Sadece gecenin ilk vaktinde uyurdu. (Ahmed b. MenP) [189]

3935. Abdullah b. Ukeym der ki: Hz. Osman ezanı işittiği zaman: "Doğru söyleyen kişiye merhaba! Namaza da merhaba! Hoş geldi!" derdi. (Ahmed b. Menî)[190]

3936. Abdurrahman b. Osman der ki: Hz. Osman'ı bir gece Makâm-ı İbrahim'in yanında gördüm. Kur'ân'ı bir rekatta okuyup gitti." (Ahmed b.) [191]

3937. Ebû Leylâ" der ki: Hz. Osman, evi kuşatıldığı zaman bizim karşımıza çıkıp: "Ey insanlar! Beni öldürmeyiniz! Eğer beni öldürürseniz -parmaklarını birbirine geçirerek- böyle olursunuz!" dedi. {Ahmed b. Menî') [192]

3938. Câbir'den nakledilmiştir: Biz bir evde Muhacirlerden bir grupla Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraberdik. Bunların arasında Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Abdurrahman b. Avf ve Sa'd b. Ebî Vakkâs vardı. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Herkes kendisine denk olanın yanına gitsin" buyurdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Osman'ın yanma gitti, onunla kucaklaştı ve: "Hem dünyada, hem âhirette benim dostumsun!" dedi. (Ebû Ya'lâ) [193]

3939. Abdullah b. Ömer bildiriyor: Resûlullah (sallaMıu aleyhi vesellem) oturuyor, Âişe de arkasında duruyordu. Hz. Ebû Bekir içeri girmek istedi ve girdi. Hz. Ömer izin istedi, o da girdi. Hz. Ali izin istedi, o da girdi. Sonra Sa'd izin istedi, o da girdi. Sonra Hz. Osman izin istedi, o da girdi. Ancak Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) o zamana kadar ayaklarını uzatmış, dizlerinin üzeri de açık haldeydi. Osman içeri girince hanımı Âişe'ye: "Geri çekil!" dedi. Bir müddet konuştuktan sonra dışarı çıktılar. Âişe, Resûlullah'a (saMahu aleyhi vesellem) gidip ona: "Yâ Resûlallah! Ashabın yanma girdi, onların yanında elbiseni düzeltmedin ve benim geri çekilmemi istemedin. Ama Osman içeri girince dizlerinin üzerini kapattın ve benim geri çekilmemi istedin!" dedi. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey Âişe! Allah ve Resulünden haya eden bir kimseden ben haya etmeyeyim mi? Eğer o içeri girdiğinde sen yakınımda olsaydın (utancından) başını kaldırmaz ve çıkıncaya kadar konuşmazdı" dedi. (Ebû Ya'lâ) [194]

3940. Şakîk bildiriyor: Abdurrahman b. Avf, Velîd b. Ukbe'yle karşılaştı. Velîd, Abdurrahman'a: "Emîrü'l-mü'minîn Osman'a eziyet ettiğini görüyorum!" dedi. O da: "Ona, Ayneyn günü -ravi Asım, bunun Uhud günü olduğunu söyler- savaştan kaçmadığımı, Bedir savaşından da geri kalmadığımı ve Ömer'in sünnetini terk etmediğimi ona söyle!" dedi. Velîd, bunları Hz. Osman'a haber vermek üzere oradan ayrıldı. Osman bunları duyunca şöyle dedi: "Uhud günü savaştan kaçmadım" sözüne gelince, Allah'ın affettiği bir günahtan dolayı beni nasıl ayıplar!? Allah Teâlâ bu hususta şöyle buyurdu: "İki topluluğun karşılaştığı gün içinizden yüz çevirip gidenleri yaptıkları bazı işlerden dolayı şeytan yoldan saptırmak istemişti; ama yine de Allah onları affetti. Şüphesiz Allah bağışlayandır, halimdir. [195] Ayrıca ben Bedir'den de geri kalmadım; çünkü o zaman Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in kızı hasta idi, onun bakımı ile meşguldüm. Tâ ki vefat edinceye kadar... Buna rağmen Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) ganimetlerden bana da bir pay ayırdı. Resûlullah (saüallahu aleyhi vesellem) ganimetlerden birine pay ayırdı mı, o da savaşa katılmış gibi olur. Benim Ömer'in sünnetim terk ettiğim meselesine gelince; ne ben, ne de o buna uymaya güç yetirebildi." Gidip Osman'ın bu sözlerini Abdurrahman b. Avf a anlattım, (Ebû Ya'lâ) [196]

3942. Abdurrahman b. Avf: "Resûlullah (saMİahu aleyhi veseUem) zorlu orduyu (Tebuk savaşı için) hazırladığında Hz. Osman, yedi yüz ukiyye altın ile gelip onu Resûlullah'a (saîlallahualeyhivesellem) verdi, buna şahit oldum" dedi. (Ebû Ya'lâ) [197]

3943. Hasan b. Ziyâd der ki: Katâde'nin şöyle dediğini duydum: "Müslümanlardan ailesi ile birlikte Habeş ülkesine ilk hicret eden Osman b. Affan'dı. Hz. Osman'ın haberi Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) ulaşmayınca Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) onu aratıyor ve ahvalini soruşturuyordu. Kureyş'ten bir kadın Habeş'ten gelince Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey Ebu'l-Kâsım! Ben senin damadını yolculukta gördüm; karısı bir eşeğin üzerinde, o da arkasından yürüyordu" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Allah onlarla beraber olsun! Çünkü Osman, Luî aleyhissaiatü vesselamdan sonra Allah'a ailesiyle birlikte ilk hicret eden kimselerdendir" buyurdu. (Ebû Ya'lâ} [198]

3944. Şeddâd b. Evs'in rivayetine göre Resûluilah (sallahu aleyhi veseliem) şöyle buyurdu: "Ben yerimde otururken yanıma Cebrail geldi. Beni sağ kanadıyla Taşıdı ve Adn cennetine koydu. Ben orada iken gözüm bir elmaya takıldı; elma ikiye ayrılıp arasından bir cariye çıktı, onun kadar güzel ve mükemmel kimse görmedim. Evvelkilerin ve sonrakilerin hiç işitmediği bir şekilde Allah'ı teşbih ediyordu. Ona: Sen kimsin? dedim. O: Ben huriyim. Rabbim beni Arş'ının nurundan yarattı dedi. Ben: Seni kimin için yaraîtı? dedim. O: Tertemiz ve güvenilir parlak din ile gönderilen kimsenin mazlum halifesi Osman b. AJfan için dedi. " (Ebû Ya'lâ) [199]

Hz. Ali ile ilgili bazı hadisler Hz. Ömer'in faziletini anlatırken geçti. [200]

3945. Safiyye der ki: Resûluilah (saMlahu aleyhi vesellem)'in huzurunda kalktım ve ona: "Yâ Resûlallah! Senin bütün hanımlarınla akrabalığın vardır. Beni kime bırakıyorsun (kime vasiyet ediyorsun)?" diye sordum. Resûluilah (saMlahu aleyhi vesellem): "Seni Ali'ye vasiyet ediyorum" buyurdu. (EbÛ Bekir b. Ebî Şeybe) [201]

3946. Salebe b. Yezîd der ki: Hz. Ali'yi şöyle derken işittim: "Allah'a yemin olsun ki Resûluilah (saMlahu aleyhi vesellem)'in bana bir ahdi vardır: "Benden sonra (onlar) sana verdikleri sözde durmayacaklardır" buyurdu. (Ebû

Bekir b. Ebî Şeybe)

3947. Ebû İdrîs el-Evdî'den: Resûluilah (saMlahu aleyhi vesellem) Hz. Ali'ye şöyle buyurdu: "Bu ümmet benden sonra sana verdiği sözde durmayacaktır." (el-Hârİs) [202]

3948. Yezîd el-Himmânî dedi ki: Hz. Ali'yi minberin üzerinde şöyle derken işittim: "Allah'a yemin olsun ki şu sözüm Ümmi Peygamber'in bana bir ahdiydi: Bu ümmet bana verdiği sözde durmayacaktır." (Bezzâr) [203]

3949. Abdurrahman b. Avf der ki: Resûluilah (sallaMıu aleyhi vesellem) Mekke'yi fethedince hemen Tâif i muhasaraya gitti. On yedi veya on sekiz gün Tâif i muhasara altında tuttuğu halde fethedemedi. Sonra sabah akşam düşman topraklarına girmek için gayret etti. Ancak başaramayınca döndü ve şöyle dedi: "Ey insanlar! Hepinizden önce bu dünyadan ilk ayrılanlardan olacağım. Ehl-i beytime iyilikle davranmanızı tavsiye ediyorum. Randevu yerimiz havzın başıdır. Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki; ya namaz kılıp zekât ya da onlara benden -veya benim gibi- Öyle bir adam göndereceği/n ki onların savaşçılarının boyunlarını vuracak ve kadınlarını esir alacak!" buyurdu. İnsanlar o kişinin Ebû Bekir veya Ömer olduğunu zannettiler ancak Resûlullah (salkllahu aleyhi vesilem) Hz. Ali'nin elinden tutup kaldırdı ve: "Q kişi budur" dedi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [204]

3950. Sa'd ve Ummü Seleme birlikte naklediyorlar: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Hz. Ali'ye hitaben şöyle dedi: "Ey Ali! Bana, Harun'un Musa'ya olan konumu gibi bir konumda olmaktan memnun olmaz mısın? Ancak şu kadar var kî, benden sonra peygamber gelmeyecektir. " (Ebû Ya'lâ) [205]

3951. Abdullah (b. Mes'ûd) şöyle dedi: "Biz, Ali b. Ebî Tâlib'in Medine'de en kararlı hâkim/kadı olduğundan bahsederdik." (Ahmed b. Menî' ve Bezzâr) [206]

3952. Selrnân-ı Fârisî'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Sizden havzımın başına ilk gelecek olanlar, ilk müslüman olanlardır. Ali de bunlardandır. " (el-Hâris) [207]

3953. Hz. Ali der ki: "Resûlullah (salkUahu aleyhi vesellem) (babamı defnettiğim) cenazeden döndüğümde bana öyle bir söz söyledi ki, o söz bana, bütün dünyanın benim olmasından daha sevimliydi." (Ebû Ya'lâ) [208]

3954. Hz. Ali der ki: Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine'ye hicret ettiğinde insanları birbirine kardeş ilan etti, ama beni yalnız bıraktı. Ben: "Yâ Resûlallah! Bütün ashabını birbirine kardeş yaptın, beni ise yalnızbıraktın!" dedim. Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Seni niçin bıraktığımı biliyor musun? Seni kendim için bıraktım. Sen kardeşimsin, ben de senin kardeşinim. Eğer birisi seninle tartışırsa ona Ben, Allah'ın kuluyum ve Resulünün kardeşiyim dersin. Eğer senden sonra bunu iddia edecek olan çıkarsa o muhakkak yalancı biridir" buyurdu. (EbÛ Ya'lâ) [209]

3955. Zeyd b. Eşlem veya Muhammed b. el-Münkedir der ki (isimdeki tereddüt ravi Hammâd'dan kaynaklanmaktadır): Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Hz. Ali'ye hitaben: "Ey Ali! Bu kapıda bekle ve kimseyi yanıma sokma! Çünkü meleklerden bir grup bent ziyarete gelecekler, bu konuda Allah'tan izin istediler" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ali kapıda durdu. Ömer geldi içeri girmek istedi ve: "Ey Ali! Resûlullah'm yanma gelmeme izin ver" dedi. Ali: "Resûlullah (sallaUahualeyhivesellem)'in yanma girmene izin yoktur" dedi. Ömer de geri döndü. Sonra Ömer bunun Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) bir kızgınlık ifadesi olduğunu zannetti ve tekrar gelerek: "Ey Ali! Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanma girmeme izin ver" dedi. Ali: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanma girmeye izin yoktur" dedi. Ömer: "Niçin?" dedi. Ali: "Çünkü meleklerden bir grup Rablerinden izin isteyerek Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) ziyarete geldiler" dedi. Ömer: "Sayıları ne kadardır?" diye sordu. Ali: "Üç yüz altmış melektir" dedi. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kapının açılmasını emretti. Ömer bu durumdan bahsederek Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem): "Yâ Resûlallah! Meleklerden bir grubun seni ziyaret etmek için rablerinden -Tebareke ve Teâlâ- izin istediklerini haber aldım ve sayılarının da üç yüz altmış melek olduğunu öğrendim" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Hz. Ali'ye dönüp: "Sen mi ziyaretçileri ona haber verdin?" diye sordu. Ali: "Evet, yâ Resûlallah!" diye cevap verdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Onların sayılarım sen mi bildirdin?" dedi. Ali: "Evet" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ne kadardı?" diye sordu. Ali: "Üç yüz altmış melekti" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Nasıl bildin?" dedi. Ali: "Çünkü üç yüz altmış farklı ses işittim" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Ali'nin göğsüne vurarak: "Doğru ey Ali! Allah senin imanını ve ilmini arttırsın" dedi. (el-Hârıs) [210]

3956. Büreyde der ki: ResûluUah (sallallahu aleyhi veseilem) bizi bir müfreze içinde gönderdi, başımıza da Ali'yi komutan yaptı. Geri döndüğümüzde ResûluUah (sallallahualeyhiveseüem): "Komutanınızı nasıl buldunuz?" diye sordu. Ya ben veyahut bir başkası onu şikâyet etti. Ben sürekli yere bakan biri olduğum halde başımı kaldırdığımda Resûlullah (sallallahualeyhiveseilem)'in yüzünün kızardığını gördüm. Şöyle diyordu: "Ben kimin mevtası / dostu isem Ali de onun mevtası /dostudur." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [211]

3957. Câbir der ki: Bizler Cuhfe'nin yakınındaki Ğadîr Hum'da idik. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) yanımıza geldi ve Hz. Ali'nin elini tutarak: "Ben kimin mevlası /dostuysam Ali de onun mevtası /dostudur" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [212]

3958. Yezîd el-Evdî bildiriyor: Ebû Hureyre Mescid'e girmişti, insanlar onun etrafına toplandı. İçlerinden bir genç kalkıp: "Allah için söyle; sen Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in "Ben kimin mevlası /dostu İsem, Allah da onun mevtası / dostudur. Ey Allahım! Ona dost olana dost ol, düşman olana düşman ol" dediğini işittin mi?" diye sordu. Ebû Hureyre: "Allah şahittir ki, işittim" diye cevap verdi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, EbûYa'lâ ve Bezzâr) [213]

3959. İkrime ve Ebû Yezîd el-Medenî der ki: Hz. Fâtıma, Hz. Ali'yle evlenince... (Evlilik bölümünde hadis geçmişti) Resûlullah (sallallahu aleyhi veseOem): "Ey Falıma! Bana en sevimli olan bir akrabamla seni evlendirmekle ne kadar sevindim1' dedi. (İshâk) [214]

3960. Ali b. Ebî Tâlib bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) elimden tutmuş bir halde iken Medine'nin bazı sokaklarında yürüdük. Bir bahçenin yanma vardık. Ben: "Yâ Resûlallah! Bu ne güzel bahçedir!" dedim. Resûlullah (sallaîbhu aleyhi -vesellem): "Bundan daha güzeli cennette senin için var" dedi. Nihayet yedi bahçeden geçtik ve her defasında ben; "Bu ne güzel bahçedir!" diyordum. Resûlullah (sallallahu aleyta vesellem) de: "Cennette senin için daha güzeli vardır" diyordu. Yolun sonunda beni kucakladı, sonra da hıçkırarak ağladı. Ben: "Yâ Resûlallah! Seni ağlatan nedir?" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bazı kimselerin göğüslerinde sana karşı sakladıkları kindir. Onlar bu kinlerini şimdi göstermiyorlar, ama benden sonra onu gösterecekler!" buyurdu. Ben: "Yâ Resûlallah! O zaman ben dinimde sağlam kalacak mıyım?" dedim. Resûlullah (sallalbhu aleyhi vesellem): "Evet, sen dininde sağlam kalacaksın" buyurdu. (Ebû Ya'lâ ve Bezzâr} [215]

3961. Abdullah b. Amr b. Hind e]-Cemelî'den: Hz. Fâtıma'nm Hz. Ali'ye verildiği gece Resûiullah (sallallahualeyhivesellem): ''Yanınıza gelinceye kadar bir şey yapmayın!" dedi. Çok geçmeden Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) onların peşinden gitti ve kapıyı vurup içeri girme izni istedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) içeri girdiğinde Hz. Ali evin bir köşesinde oturuyordu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Çok iyi biliyordum ki sen Allah ve Resulünden korkan birisin" buyurdu. Sonra su istedi ve o suyu ağzına alıp çalkaladı. Sonra suyu tekrar kaba koydu ve elini suya batırarak Hz. Ali'nin ve Hz. Fâtıma'nm göğsüne serpti ve onlara hayır duada bulundu. Sonra yanlarından çıktı. (el-Hâris) [216]

3962. Enes der ki: Resûlulîah'a (sallallahualeyhiveselkm) kızartılmış et parçası ile ekmek ve biraz su hediye edilmişti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey Allahım! Mahlûkatın arasında sana en sevimli kimseyi yanıma getir, benimle birlikte bu yemeği yesinV dedi. Âişe: "Ey Allahım! O kimseyi babam yap" dedi. Hafsa: "Ey Allahım! O kimseyi babam yap" dedi. Enes: "Ey Allahım! O kimseyi Sa'd b. Ubâde yap" dedi. Sonra kapıda bir hareketlenme işittim ve çıktım, gelen Hz. Ali idi. Ben: "Resûlullah (sallallahu aleyhi veseöem/in bir ihtiyacı var" dedim. Ali gitti. Sonra tekrar kapıda bir hareketlenme işittim. Gelen yine Hz. Ali idi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) onun sesini işitince: "Bakın bu kimdir?" dedi ve Ali olduğunu gördü. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına vardım ve ona haber verdim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey Allahım! Ona dost ol. Ey Allahım! Ona dost ol!" buyurdu. (Ebû Ya'lâ} [217]

3963. Enes der ki: Resûlulîah'a (sallallahu aleyhi vesellem) bazı kuşlar hediye edildi. Onu kadınları arasında bölüştürdü. Her kadına bir pay verdi... Yukarıdaki hadisi şevketti (Bezzâr)

3964. Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) erzak görevlisi Sefine anlatıyor: Ensâr'dan bir kadın Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) iki ekmek arasında pişmiş iki kuş hediye etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) o sırada Mescid'de idi ve evde benimle Enes'ten başka kimse yoktu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) eve geldi ve yemek istedi; ben: "Yâ Resûlallah! Bir kadın sana yiyecek hediye getirdi" dedim ve ona ekmek arası kuşları verdim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey Allahım! Mahlûkatın arasında sana ve Resulüne -zannediyorum böyle dedi- en sevimli olan kimseyi bana getir" buyurdu. Hz. Ali geldi ve kapıyı hafif bir şekilde çaldı. Ben: "Kim o?" dedim. Kapıdaki: "Hasan'm babası!" dedi. Sonra tekrar kapıyı çaldı sesini yükseltti. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem): "Kim o?" diye seslendi. Ben: "Ali'dir" dedim. Resûlullah (sallallahualeyhi vesellem): "Kapıyı aç!" buyurdu; ben de kapıyı açtım. Hz. Ali, Resûl-ü Ekrem'le (sallallahu aleyhi vesellem) beraber hediye edilen kuşları bitirinceye kadar yedi. (Ebû Ya'lâ} [218]

3965. Âişe şöyle dedi: ResûluUah (sallallahu aleyhi veseUem)'i Ali'nin boynuna sarılıp onu öptüğünü gördüm. Şöyle diyordu: "Yalnız, ve şehit olana babam feda olsun! Yalnız ve şehit olana babam feda olsun!" (Ebû Ya'lâ)

3966. Mûsab b. Sa'd, babasından naklediyor: Mescid'de iki adamla birlikte oturmuş Hz. Ali'den bahsediyor, hakkında ileri geri konuşuyorduk. Bu arada Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kızgın olduğu yüzünden anlaşılır bir halde geldi. Ben: "Resûlullah (sallallahu aleyhi veseliem)'in kızmasından Allah'a sığınırım" dedim. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Size ve bana ne oluyor!? Kim Ali'ye eziyet ederse bana eziyet etmiş olur" buyurdu ve bunu üç defa tekrarladı. Daha sonraları konu ortaya atılır ve bana denirdi ki: "Ali seni çıtlatarak: Burnu kalkık kimselerin fitnesinden sakınmb diyor. Ben de: "Benim adımı söyledi mi?" diye sorardım; "Hayır!" derlerdi. Ben de: "İnsanların burnu kalkık olanı, pinti olandır. Ben işittiklerimi işittikten sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e eziyet etmekten Allah'a sığınırım" derdim. (İbn Ebî Ömer, Ebû Ya'lâ ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [219]

3967. Ebû Bekir b. Hâlid b. Urfuta anlatıyor: Medine'ye, Sa'd b. Mâlik'in yanma gelmiştim; bana: "Sizin Ali'ye sövdüğünüz haberini aldım" dedi. Ben: "Evet Öyle yaptık" dedim. O: "Belki sen de ona sövdün" dedi. Ben: "Allah'a sığınırım" dedim. O da: "Ali'ye asla sövme! Resûlullah (saMIahua]eyhivesellem)'den işittiklerimi işittikten sonra Ali'ye sövmem için başıma testere dayansa bile, asla ona sövmem!" dedi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [220]

3968. Sad b. Ebî Vakkâs der ki: Resûlullah (saMlahu aleyhi veseltem) şöyle buyurdu: "Size ve bana ne oluyor?! Kim Ali'ye eziyet ederse bana eziyet etmiş olur." (el-Hâris) [221]

3969. Ebu'l-Muğîre'nin rivayetine göre Hz. Ali anlatıyor: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) beni aramıştı; beni bir kanalda yatarken buldu. Allah'ın Resulü (salkllahu aleyhi vesellem): "Kalk, insanların sana Ebû Tiirâb -toprağın babası- demelerinden dolayı onları kınamıyorum" dedi. Bu söze İçerlediğimi düşünmüş olacak ki: "Kalk, Allah'a yemin olsun ki seni razı edeceğim! Sen kardeşimsin, çocuklarımın babasısın, benim sünnetim uğrunda savaşırsın, zimmetimi beri edersin. Kim benim zamanımda Ölürse o Allah'ın güvenindedir ve hazine s indedir. Kim senin döneminde ölürse o kişi Allah'a verdiği sözü yerine getirmiştir. Kim sen öldükten sonra seni severse Allah Teâlâ güven ve iman ile onun canını alır. Güneş doğup battığı sürece bu böyledir. Kim sana bıığzederek ölürse CahiUye ölümüyle ölmüş olur ve müslüman iken işlediği amellerle hesaba çekilir" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [222]

3970. Abdurrahman b. Ebî Leylâ der ki: Hz. Ali'nin şöyle dediğini işittim: "Benim yüzümden iki kişi helak olmuştur: Aşırı seven ve aşırı buğzeden." (Ahmed b. Menf)

3971. Ebû Cuhayfe der ki: Minberin üzerinde Hz. Ali'nin -şehadet parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek- şöyle dediğini işittim: "Benim yüzümden iki kişi helak oldu; aşrı seven ve aşırı buğzeden." (Ahmed b. Menî'} [223] Zâzân'm da Hz. Ali'den naklen yaptığı rivayet, yukarıdakinin aynısı olup parmaklarla yaptığı işaretten söz edilmemiştir.

3972. Hz. Ali bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) (Ğadîr)Humm'daki ağacın yanma geldi ve Hz. Ali'nin elinden tutarak: ''Allah'ın sizin rabbiniz olduğuna şehadet etmiyor musunuz?" dedi. Onlar: "Evet, ediyoruz" dediler. Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Allah ve Resûlü'nün size nefislerinizden daha sevimli olduğuna ve Allah ve Resûlü'nün dostunuz olduğuna şehadet etmiyor musunuz?" diye sordu, onlar: "Evet, ediyoruz" dediler. Bunun üzerine buyurdu ki: "O halde şunu iyi bilin ki, Allah ve Resulü kimin dostuysa, işte bu da (Ali) o kişilerin dostudur. Size öyle şeyler bıraktım ki; onlara sarıldığınız sürece sapmazsınız: Bunlardan birİ Allah'ın kitabı, onun ipidir ki bir ucu onun elinde, bir ucu da sizin elinizdedir. Bir diğeri de Ehl-i beytimdir." Bu hadisin isnadı sahihtir. (İshâk) Ğadîr Hum hadisini Nesâî, Ebu't-Tufeyl kanalıyla İmam Ali ile Zeyd b. Erkam'dan, ayrıca sahabeden bir gruptan tahrîc etmiştir. Yukarıdaki rivayette oralarda olmayan bazı ibareler mevcuttur. Öte yandan hadisin aslı Tirmizî'de de yer almıştır.

3973. Hz. Ali der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Ğadîr Hum günü onun elinden tutup şöyle demiş: "Ey Allahım! Ben kimin mevlasıysam/dostuysam Ali de onun mevlasıdır." Ravi der ki: İnsanlar daha sonra şu ifadeyi de ilave ettiler: "Ey Allahım! Ona dost olana dost ol, düşman olana da düşman ol." {İshâk) [224]

Konuyla ilgili olan Ümmü Seleme hadisi Taharet bölümünde geçmişti. [225]

3974. Ebû Saîd der ki: Ensâr ve Muhacirlerden bir grupla birlikte Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) yanındaydım. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) çıkageldi ve: "En hayırlılarınızı size haber vereyim mi?" dedi. Onlar: "Olur yâ Resûlaüah!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizin en hayırlılarınız, verdikleri sözde durup güzel davrananlardır. Allah tevazu sahibi ınuttakileri sever." O esnada oradan Ali b. Ebî Tâlib geçiyordu, ona işaret ederek: "Hak bununla beraberdir, hak bununla beraberdir" buyurdu. (Ebû Ya'lâ)[226]

3975. Cürey b. Küleyb der ki: Hz. Ali'nin bir şeyi emrettiğini, Osman'ın ise ondan nehyettiğini gördüm ve: "Sizin aranızda kötü bir şey var!" dedim. Bunun üzerine Hz. Ali: "Aramızda hayırdan başka bir şey yoktur. Ancak bizim hayırlımız, bu dine en iyi tâbi olanımızdır" dedi. (MÜsedded)

3976. el-Alâ der ki: Hz. Ali hutbesinde şöyle dedi: "Ey" insanlar! Kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah'a yemin olsun ki sizin malınızdan az veya çok hiçbir şey miras almadım. Sadece Dihkân'ın bana hediye ettiği bu koku şişesinden başka birşey almadım." (MÜsedded)

3977. Câbir der ki: Bizler Mescid'de yatmış uzanırken Resûlullah (saMbhu aleyhi veseUem) çıkageldi. Bize hurma dalıyla vuruyor ve: "Mescidde yatıyor musunuz? Mescidde yatılmaz!" diyordu. Bunun üzerine bizler de kalkıp kaçıştık. Ali de bizimle birlikte kaçtı. Fakat Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem) ona: "Ey Ati! Buraya gel! Mescid'de yapılması bana helal olan, sana da helaldir. Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki kıyamet günü, kaybolmuş devenin maldan korunduğu gibi sen de havzımı topalak dikeninden yapılmış değneğinle koruyacaksın. Ben havzımın başındaki makamım görüyor gibiyim " buyurdu. (Ahmed b. Meni')

Hz. Fâtima (aleyhesselâm) ve İki Oğlunun (radiyallahu anhunıâ) Faziletleri

3978. Huzeyfe der ki: Resûlullah (saUallahualeyhivesellem)'in yanma gelip onunla birlikte akşam namazını kıldım. Sonra o kalktı, yatsı namazına kadar nafile namaz kıldı. Sonra Mescid'den çıktı. Ben de peşinden gittim. Hz. Peygamber (saMahu aleyhi vesellem) o zaman şöyle demişti: "Bir melek rabbinden, bana görünüp selâm vermek, sonra da bana şunu müjdelemek İçin izin istedi: Fâtima cennetteki kadınların efendisi; Hasan ve Hüseyin de cennetteki gençlerin efendisidir." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [227]

3979. Esma binti Umeys der ki: Hz. Ali benimle evlenmek istedi. Bu durum Resûlullah (saUallahu aleyhi vesellem)'in kızı Fâtıma'ya ulaşınca babasının yanma gidip: "Yâ Resûlallah! Ali Esma ile evlenecek!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Esma'nın Allah ve Resulüne eziyet etmeye hakkı yoktur.'1' buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [228]

3980. Misver b. Mahrame'nin nakline göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet günü bütün sebepler, nesepler ve evlilikten doğan akrabalıklar kopacaktır, ancak benim akrabalık bağım hariç. Fâtima benden bir daldır, onu kızdıran şey beni de kızdırır, onu sevindiren şey beni de sevindirir." (Ebû Ya'iâ) [229]

3981. Ali b. el-Hüseyin bildiriyor: Ali b. Ebî Tâlib, Ebû Cehil'in kızıyla evlenmek istedi. İnsanlar: "Şu işe bakın, Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) buna darılmaz mı?" dediler. Bazı kimseler de: "Ne olacak, o da kadınlardan bir kadın!" dedi. Bazıları da: "Hayır buna mutlaka gücenir. Çünkü Ali, Allah Resûlü'nün kızı üzerine Allah düşmanının kızıyla evlenecek" dediler. Bu durum Allah Resûlü'ne (saUallahu aleyhi veseilem) ulaşınca Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Allah'a hamdü senadan sonra şöyle dedi: "Bazı kimselere ne oluyor ki, Fâîıma'nm üzerine başkasının geleceğine darılmayacagımı söylüyorlar. Fâîıma benden bir parçadır ve kimse Allah Resulünün kızı üzerine Allah düşmanının kızı ile evlenemez" buyurdu. (el-Hârİs) [230] Bu hadis mür.seldir. Hadisin aslı, Sahîtfteki Misver hadisidir. Bu rivayeti bu şekilde Ali b. Zeyd sevketmiştir. Kendisi ezberi kötü birisidir.

3982. Urve bildiriyor: Resûlullah (saUallahu aleyhi v^ellem) şöyle buyurdu: "Meryem, kendi âleminin kadınları içinde en hayırlısı; Fâîıma da kendi âleminin kadınları içinde en hayırhsıdır." (el-Hâris)

Bu hadis, isnadı sahîh mürsel hadistir. Hadisi, Urve an Abdullah b. Cafer an Ali tarikinden Tirmizî şu lafızla tahrîc etmiştir: "Meryem, zamanındaki kadınların en hayırlısı; Fâtıma da zamanındaki kadınların en hayırhsıdır." İşte yukarıdaki mürsel rivayet, muttasıl olan bu hadisin tefsiri mesabesindedir. [231]

İleride Fitneler bölümünde Hz. Hüseyin bahsinde birçok şey anlatılacaktır. [232]

Ehl-i Beyt ve Hz. Fâtıma ile ilgili olan Ebu'l-Hamrâ hadisi, Ahzâb suresi tefsirinde geçmişti. [233]

3983. Ebû Fâhite'nin riayetine göre Hz. Ali şöyle dedi: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) bir gün bizi ziyaret etti ve yanımızda yattı. Hasan ve Hüseyin de uyuyorlardı. Hasan su istedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) kalkıp kendi eliyle ona suyu içirdi. Sonra Hüseyin alıp içmek istedi. Ancak Resûlullah buna mani oldu, evvela Hasan'a, sonra Hüseyin'e içirdi. Fâtıma: "Sanki Hasan sana daha sevimli, yâ Resûlallah!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem):"Hayır, ikisi de bana sevimlidir; ancak ilk önce Hasan istedi" dedi. Sonra: "Ben, sen ve bu iki çocuk ile -uyuyan Ali'yi işaret ederek- bu, kıyamet günü aynı yerde olacağız " buyurdu. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî ve Ebû Ya'lâ): [234]

3984. Amr b. Dînâr der ki: Yahya b. Ca'de'nin şöyle dediğini işittim: Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem) Fâtıma'ya şöyle dedi: "Her yıl Kur'ân bana bir defa okunurdu, bu yıl ise iki defa okundu. Bu yıl vefat edeceğim." Bunun üzerine Fâtıma ağladı Resûlullah (sallaHahu aleyhi vesellem) de: "Ailemden bana ilk yetişecek olan sensin!" dedi. (İshâk) Bu hadis mürseldir. Ancak başka bir tarikten muttasıl rivayeti vardır.

3985. eş-Şa'bî, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in hanımlarından birinden naklediyor: Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) beni Fâtıma'ya gönderdi. Fâtıma, babasının yürüdüğü bir tarzda yürüyerek geldi. Resûlullah (saUalhhu aleyhi vesellem) ona bir şey söyledi; bunun üzerine Fâtıma ağladı. Ona bu durumdan sorulunca: "Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem)'in sırrını kimseye bildirmeyeceğim" dedi. (İbn Ebî Ömer) İsnadı sahihtir. [235]

3986. Amr b. Dinar'ın nakline göre Hz. Âişe şöyle dedi: "Babasından başka Fâtıma'dan daha doğru sözlü kimse görmedim.'' İkisinin arasında bir şey (sorun) vardı. Âişe dedi ki: "Yâ Resûlallah! Ona sor, o asla yalan söylemez." (Ebû Ya'lâ) [236]


Hz. Hasan ve Hüseyin'in Faziletleri


3987. Abdullah fb. Mes'ûd)'un rivayetine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Şüphesiz Fâtıma iffetini korudu; bu nedenle Allah onun Z.ürrtyetini ateşe haram kıldı. " (Ebû Ya'lâ ve Bezzâr) Bezzâr der ki: Bunu Amr'dan başkasının rivayet ettiğini bilmiyoruz; o da Kufe'li zayıf bir ravidir. Âsim kanalıyla Zirr'den mürsel olarak rivayet olunmuştur. [237]

3988. Saîd b. Zeyd der ki: Hz. Peygamber (saMlalıu aleyhi vesellem), Hasan'ı kucağına alıp: "Ey Allahım! Ben onu seviyorum, sen de onu sev}" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [238]

3989. İlbâ b. Ahmer'e göre Hz. Ali b. Ebî Tâlib şöyle dedi: Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) kızı Fâtıma'ya evlilik teklifinde bulundum. Zırhımı ve bazı eşyalarımı sattım, parası dört yüz seksen dirheme ulaştı. Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem) bu paranın üçte ikisinin kokuya, üçte birinin elbiseye harcanmasını emretti. Sonra Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bir küpe su doldurdu ve onunla yıkanmalarını emretti. Fâtıma'ya da çocuğunu emzirmede acele etmemesini emir buyurdu. Fâtima der ki: "Ben, Hüseyin'i emzirmede acele ettim, ama Hasan'a gelince; Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) onun ağzına ne olduğunu bilmediğim birşey koydu ve böylece Hasan iki kişinin en bilgilisi (yani Hüseyin'den daha bilgili) oldu." (Ebû Ya'lâ) [239]

3990. Câbir şöyle dedi: "Kim cennet ehlinden bir adama bakmak istiyorsa Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'e baksın; çünkü ben, Resûlullah (sallallahu aleyhiveseUem)'in böyle buyurduğunu işittim." (EbÛ Ya'lâ) [240]

3991. Ammâr, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini söyledi: "Cinlerin Hüseyin'in ölümüne ağladıklarını işittim." (Ahmed b. Menî' ve Abd b. Humeyd) [241]

3992. Ebû Hureyre der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vsellem) Hasan ve Hüseyin hakkında şöyle buyurdu: "Kim beni seviyorsa bu ikisini de sevsin!" (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [242]

3993. Hz. Ali der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Hasan ile Hüseyin, cennet ehli gençlerinin efendisidir ter." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe} [243]

3994. Muhammed b. Ali bildiriyor: Hasan ve Hüseyin, Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem)'ın yanında güreşe tutuştular; Resûlullah (sallallahu aleyH vesellem): "Hadi Hasan!" demeğe başladı. Fâtıma: "Yâ Resûlallah! Sanki sen Hasan'ı Hüseyin'den daha çok sever gibi onun yenmesini istiyorsun" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Çünkü Cebrâîl Hüseyin'e yardım ediyor. Ben de Hasan'a yardım etmeyi seviyorum" dedi. (el-Hâris) [244]

3995. Ebû Hureyre der ki: Bu gözlerim gördü ve bu kulaklarım işitti ki Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Hasan'm -veya Hüseyin'in (büyük ölçüde Hüseyin olduğunu zannediyorum)- elinden tuttu ve onun ayaklarını ayaklan üstüne koydu... (Ebû Ya'lâ) [245]

3996. Hz. Ömer der ki: Hasan ve Hüseyin'i Resûîullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) omuzları üzerinde gördüm ve: "Altmızdaki at ne güzelmiş!" dedim. Allah'ın Resulü de (sallallahu aleyhi vesellan): "Üstümdeki iki süvari de ne güzel!" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [246]

3997. Hz. Fâtıma'nm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Her annenin çocuklarının bağlı oldukları bir nesebi vardır; ancak Fâtıma'nm çocuklarının nesebi hariç. Onların velisi benim, o ikisinin asabesi benim." (Ebû Ya'lâ) [247]

3998. Enes bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) secde ederken Hasan veya Hüseyin gelip sırtına binerdi. Allah'ın Resulü (salkllahu aleyhi vesellem) de bu nedenle secdeyi uzatırdı. "Yâ Resûlallah! Secdeyi uzattın!" denilince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Oğullarım beni binekleri yaptılar; onları indirmek hoşuma gitmedi" derdi. (Ebû Ya'lâ) [248]

3999. Ümmü Seleme bildiriyor: Hz. Hüseyin, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanma girdi, ben de kapının yanında oturuyordum. Resûlullah (sallallahu aleyhiveseDem)'in avucu ile bir şeyler çevirdiğini gördüm, çocuk ise karnı üzerine uyuyordu. Ben: "Yâ Resûlallah! Avucunla bir şeyler çevirdiğini gördüm, çocuk ta karnın üzerinde uyuyordu. Bu arada gözyaşların akıyordu?" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Cebrâîl az. önce bana bu çocuğun öldürüleceği topraktan bir parça getirdi ve <ümmetin onu öldürecek> diye haber verdi" buyurdu. (İshâk) [249]

4000. Hasan, Resûluİlah (sallaOahu aleyhi vesellem/in şöyle buyurduğunu söyledi: "Benim bu çocuğum (yani Hasan b. Ali) öyle bir efendidir ki Allah onunla Müslüman iki grubun arasını düzeltecektir. " (Ishâk)

Bu hadis, Buhârî'de başka bir tarikten, Hasan an Ebî Bekre tarikiyle verilmiştir. [250]

4001. Câbir anlatıyor: Resûluİlah (sallaUahu aleyhi veselîem) birkaç gün geçtiği halde hiç yemek yemedi. Bu kendisine ağır gelince hanımlarının evini dolaştı ve hiç birinin yanında yiyecek bir şey bulamadı. Sonunda Fâtıma'nın yanma geldi ve: "Ey kızını, yanında yiyecek bir şey var mıdır? Ben açım" dedi. Fâtıma: "Hayır yâ Resûluİlah! Anam babam sana feda olsun, yok" dedi. Resûluİlah (sallallahu aleyhivesellem) onun evinden çıkıp gidince komşularından biri Fâtıma'ya iki ekmek ve bir parça et gönderdi. Fâtıma gelen ekmek ve eti aldı, onu bir kaba koydu ve üzerini örttü. Sonra da şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki ben bunu kendime ve yanımdakilere vermeyip ResûluUah'ı tercih edeceğim." Aslında hepsi bir lokma ekmeğe muhtaçtı. Hasan'ı veya Hüseyin'i Resûlullah'a gönderdi ve kendilerine gelmesini istedi. Resûluİlah (sallallahu aleyhi vesellem) tekrar geldi. Fâtıma ona: "Anam babam sana feda olsun, Allah Teâlâ bize bir şey gönderdi, onu sana sakladım" dedi. Resûluİlah: "Getir bakalım!" dedi. Fâtıma gelen şeyi getirdi, kabın üzerini açtı ve kabın ekmek ve et ile dolu olduğunu gördü. Fâtıma bunu görünce şaşırıp kaldı. Nihayet bunun Allah'tan bir bereket olduğunu anladı. Allah'a hamd etti ve Resulüne salatu selâm getirdi. Sonra da onu Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) takdim etti. Resûluİlah (sallallahu aleyhi vesellem) yemeği görünce: "Kızım bu sana nereden geldi?" dedi. Fâtıma: "Ey babacığım! O, Allah'tandır. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandınr" dedi ve Allah'a hamd etti. Resûluİlah (saüallahu aleyhi vesellem): "Allah'a hamd olsun ki ey kızım, Allah seni îsrailoğulları kadınlarının hanımefendisine (Meryem'e) benzetti. Ona Allah bir rızık verdiğinde: diye sorulunca: demişti." Sonra Resûluİlah (sallallahu aleyhi vesellem) Ali'ye haber gönderdi. Hz. Ali de geldi. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem), Ali, Fâtıma, Hasan, Hüseyin, Resûluİlah (sallallahu aleyhi vesellem)'in bütün zevceleri ve bütün ev halkı gelip ondan yediler. Hepsi de doydular. Kap ise olduğu gibi duruyordu. Fâtıma der ki: "Bizden arta kalanı bütün komşularıma dağıttım. Allah o yemekte bereket ve birçok hayır yaratmıştı." (Ebû Yala) [251]



Ehli Beyt'in (Salavâtullahi Aleyhim) Fazileti


4002. Seleme (b. el-Ekva')dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Yıldızlar gökyüzü ehli için güvencedir. Benim Ehl-i beytim de yeryüzü ehli için güvencedir." (Müsedded, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [252]

4003. Haneş der ki: Ben, Ebû Zer'in kapının kolunu tutarak şöyle dediğini işittim: "Ey insanlar! Beni tanıyan tanır ve beni tanımayan da tanımaz. Ben Ebû Zeri'l-Ğıfârî'yim. Resûlullah'm şöyle buyurduğunu işittim: "Ehl-i beytimin aranızdaki örneği Nuh'un gemisi gibidir Kim oraya girerse kurtulur, kim de ondan geri kalırsa helak olur." (Ebû Ya'lâ) [253]

4004. Ebu't-Tufeyl der ki: Gördüm ki Ebû Zer kapının yanında durmuş, şöyle sesleniyor: "Ey insanlar! Beni tanıyor musunuz? Beni tanıyan tanır. Beni tanımayan da bilsin ki ben, Resûlullah'm sahabelerinden Ebû Zer'im! Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Ehl-i beytimin aranızdaki misali, Nuh'un gemisi gibidir. Kim gemiye binerse kurtulur, kim de binmezse boğularak helak olur. Ehl-i beytimin aranızdaki örneği, kendisinden içeri girildiğinde günahların affolunacağı kapı gibidir." (Ebû Ya'lâ)

4005. Ümmü Seleme bildiriyor: Hz. Fâtıma, Hasan ve Hüseyin'i sırtına bindirerek geldi. Hasan'm elinde bir toprak kap vardı, içinde de buğdaydan yapılmış bir yiyecek bulunuyordu. Fâtıma bunu Resûlullah (sallaüahu aleyhi vesellenı)'in yanma getirdi, elindekini Resûlullah (saMahu aleyhi veseflem)'in önüne koyunca Resûluîlah (sallallahıı aleyhi vesellem): "Hasan'ın babası nerededir?" diye sordu. Fâtıma: "Evdedir" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Hz. Ali'yi çağırdı ve birlikte oturup yediler.

Ümmü Seleme der ki: Resûluîlah (sallallahu aleyhi vesellem) beni de bu yemeğe çağırdı. Bundan önce de her yemek yediğinde ben yanında isem mutlaka beni de çağırırdı. Yemek bitince Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) hepsini elbisesiyle kapladı ve sardı. (Ebû Ya'lâ) [254]

4006. Süfyân anlatıyor: Bazı kimseler Hüseyin'in oğlu Ali'nin yanına gelip onu övdüler. O ise şöyle dedi: "Yazıklar olsun size! Ne kadar yalan söylüyorsunuz. Allah'a karşı ne kadar cüretiniz var! Bizler kavmimiz arasında salih kimseleriz. Bu, bize şeref olarak yeter" dedi. (el-Hârİs)


Abdurrahman b. Avf in Fazileti


4007. Ümmü Gülsüm bînti Ukbe,-ki ilk hicret eden kimseler arasındadır- şöyle dedi: Bir defasında Abdurrahman b. Avf bayıldı. Öyle ki canının çıktığını zannettiler. Ümmü Gülsüm hemen mescide koştu ve Allah'ın emrettiği gibi sabırla ve namaz ile yardım istedi. Aburrahman b. Avf ayılınca: "Ben bayıldım mı?" diye sordu; oradakiler: "Evet" dediler. Abdurrahman şöyle anlattı: Doğru söylediniz; çünkü bana iki melek geldi ve bizimle gel, seni aziz ve emin olan yüce Allah'ın huzurunda muhakeme edeceğiz" dediler. Başka bir melek ise: "Onu geri götürün; çünkü o daha analarının karnında iken kendilerine mutluluk yazılmış kimselerdendir. Allah'ın dilediği kadar çocukları ondan faydalanacaktır" dedi. Abdurrahman bu olaydan sonra bir ay yaşadı, sonra vefat etti.

Ebû Usâme der ki: Abdurrahman'm iki adam dediği, iki melektir; çünkü melekler erkeklerin suretinde gelirdi. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurur: "Çğer peygamberi melek yapsaydık, onları elbette erkek suretinde yapardık. [255] (İshâk) [256]

4008. İbn Ömer der ki: Abdurrahman b. Avf, şûra arkadaşlarına: "Kendim uzak kalmak kaydıyla size birini seçeyim mi?" dedi. Hz. Ali de: "Evet ben buna ilk razı olanlardanım" dedi. Abdurrahman: "Resûlullah'dan (sallallahu aleyhi veseHem) şöyle işittim: Sen göktekilerin ve yerdekilerin yanında güvenilir bir kimsesin> " (Ahmed b. Menî'} [257]

Konuyla ilgili olarak içinde "Ben, onu (ipeği) dünyada da, âhirette de giymeyi ümit ederim" ifadesi geçen hadis Giyim bölümünde yer almıştı. [258]

4009. el-Hadramî anlatıyor: Bir adam ResûluUah (sallailahu aleyhi vesellem)'in yanında güzel ve yumuşak sesle Kur'ân okudu. Gözleri yaşarmayan kimse kalmadı; ancak Abdurrahman b. Avf m gözleri yaşarmadı. ResûluUah (saMlahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Abdurrahman'in gözleri yaşarmadıysa da onun kalbi yaşardı" (Müsedded) [259]

4010. Hz. Ebû Bekir'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallaUahu aleyhi veseUem) şöyle buyurdu: "Hiç bir peygamber ümmetinden birini imam. tayin etmedikçe ölmez- " Bununla Abdurrahman b. Avf kıssasını kastediyor. (el-Hâris) [260]


Zübeyr b. el-Avvâm'ın Fazileti


4011. İbn Ömer, bir adamın: "Ey Allah Resulünün havarisinin oğlu!" diye seslendiğini işitti ve ona: "Eğer sen Zübeyr'in ailesindensen tamam, yoksa böyle söyleme!" dedi. (Ahmed b. Meni' ve Bezzâr) [261]

4012. Zübeyr b. el-Avvâm rivayet ediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veselkm) bana, çocuklarıma ve torunlarıma dua etti. Ümmü Urve binti Cafer b. ez-Zübeyr dedi ki: Benden daha büyük olan kızkardeşime babamın şöyle dediğini işittim: "Ey kızım! Sen, Resûlullah (sallaMıu aleyhi vesellemj'in kendisine dua ettiği kimselerdensin." (Ebû Ya'lâ) [262]

Konuyla ilgili sancak hadisi Mekke'nin fethi bölümünde gelecektir. [263]



Talha'nın Fazileti


4013. Osman b. Sâc, ismini unuttuğum bir adamdan rivayet etti: O adam, Musa b. Talha ile birlikte Hz. Ali'nin yanma gitmiş. Musa adamı mindere oturtup kolunu tutmuş. Bu sırada Hz. Ali şöyle demiş: "Sakin ol ey kardeşim! Allah'a yemin ederim ki, Rabbimin, babanla (Talha'yı kastediyor) beni, göğüslerinden kini söküp aldığı ve (cennette) karşı karşıya mutlulukla oturacak olan kimselerden kılacağını umuyorum" dedi. (İbn Ebî Ömer) [264]

4014. Mü'minlerin annesi Âişe der ki: Allah'a yemin olsun ki bir gün evimde oturuyordum, Resûlullah da (sallallarıu aleyhi vesellem) ashabıyla birlikte avludaydılar. Benimle onların arasında bir perde vardı. Derken Talha b. Ubeydullah çıkageldi. O gelince Resûlullah şöyle buyurdu: "Kim verdiği sözü yerine getirmiş, yeryüzünde yürüyen bir kimseye bakmak istiyorsa Talha'ya baksın." (Ebû Ya'lâ) [265]

Talha'dan bahseden ve Ebû Bekir'den rivayet edilen Hz. Âişe hadisi Uhud gazası anlatılırken gelecektir. [266]

4015. İbn Abbâs der ki: Yanında Talha zikredilince Hz. Ömer şöyle dedi: "Bu adamm Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) eli değdiğinden beri azamet ve ihtişamı vardır." (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [267]


Sa'd b. Ebi Vakkâs'ın Fazileti


4016. Sa'd şöyle dedi: "Mazlum olarak öldürülmek kadar bana sevimli gelen ölüm yoktur." (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [268]

4017. Âişe binti Sad'dan: Resûîullah (sallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Sa'd'ın bedduasından sakınınız-" (el-Hârİs) [269]



Hısımların ve Dünürlerin Fazileti


4018. Abdullah b. Ömer -veya Abdullah b. Amr-'dan: ResûluUah (salHlahu aleyhivesdlem) şöyle buyurdu: "Rabbimden, ümmetimden başkasıyla evlenmemeyi, ümmetimden başkasıyla kimseyi evlendirmemeyi ve evlilik yaptıklarımın cennette benimle olmasını istedim; bana bu isteğimi verdi." (el-Hâris) [270]

4019. Ebû Abdullah İbn Merzuk -veya İbn Rızk- der ki: ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Allah'ın bana verdiği bir sözdür: Ehl-i beytime alıp evlendiklerimin ve kızlarımdan evlendirdiklerimin cennette benim dostlarım olması." (el-Hâris) [271]

4020. Muhammed (b. Ali el-Bâkır) anlatıyor: Hz. Ömer, Hz. Ali'nin kızı Ümmü Gülsüm'le evlenince şöyle dedi: "Beni kutlamıyor musunuz? Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle işittim: "Benim sebebim ve nesebimden başka kıyamet günü her neseb ve sebeb kopuktur." (İshâk) [272]

4021. Muhammed b. Ali der ki: Hz. Ömer, Ehl-i Suffe'nin yanına gitti ve: "Beni kutlamıyor musunuz?" dedi. Onlar: "Neden?" diye sordular. Ömer: "Hz. Ali ve Fâtıma'dan olma ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellerrO'in torunu Ummü Gülsüm'le evlendim ve ben, ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: Benim sebeb ve nesebimden başka her sebeb ve neseb kopuktur. İşte ben de (Resûlullah'la (saüallahu aleyhi vtsdlem) akraba) olmak istedim." (Ishâk) Ravi zincirinde görüldüğü gibi kopukluk vardır.



Sahabeden Bir Grubun Ortak Faziletleri


4022. Zâzan anlatıyor: însanlar bir gün Hz. Ali'nin yanında iken onun mutlu olduğunu gördüler. Ona: "Ey Emîrü'l-mü'minîn! Bize arkadaşlarından bahsetsen" dediler. Hz. Ali: "Hangi arkadaşlarımdan?" dedi. Onlar: Resûlullah (salMlahualeyhivesellem)'in ashabından" dediler. Hz. Ali: "Resûlullah'm bütün sahabeleri arkadaşlarımdır. Siz hangisini istiyorsunuz?" diye sordu.

Onlar: "Senin kendilerine ikram ettiğin, hayır dua ile andığın kimseler" dediler. Hz. Ali: "Hangisi?" diye sordu. Onlar: "Abdullah b. Mes'ûd" dediler. Hz. Ali: "O, Resûlullah (saUallahu aleyhi veseüem)'in sünnetini bildi ve Kur'ân'ı okudu. Bu, ilim olarak yeter" dedi. Konuşmasını bu İfadeyle bitirdi. "Bu, ilim olarak yeter" ifadesiyle neyi kastettiğini anlamadılar. Bu söz, Abdullah'a ilim olarak bu yeter şeklinde mi, yoksa Kur'ân ilim olarak ona yeter> şeklinde mi anlayacaklarını kestiremediler. Bunun üzerine: "Peki Huzeyfe?" diye sordular. Hz. Ali: "Ona münafıkların ismi öğretildi -veya öğrendi-. Eğer ona zor meseleleri sorarsanız, o bunları anlar ve size cevabını verebilir" dedi. Peki: "Ebû Zer?" diye sordular. Hz. Ali: "İlimle dolu bir kaptır. O, dinine ve İlmine karşı hırslı ve istekli idi. Çok soru sorar, kimi sorularına cevap verilir, kimilerine de verilmezdi. Ancak kabı doluncaya kadar o hep öğrendi" dedi. Oradakiler: "Peki Selmân?" dediler. Hz. Ali: "O bizdendir ve Ehl-i beyt'tendir. Sizden kim Lokman Hekim gibi eskilerin ilmini bilir ve sizden kim sonrakilerin ilmine ulaşabilir? Kim ilk kitabı ve son kitabı okuyabilir? O, bitmeyen bir deniz gibiydi" dedi. Oradakiler: "Peki Ammâr b. Yâsir'i nasıl bilirsin?" dediler. Hz. Ali: "O, Allah'ın imanını etine, kanma, kemiklerine, kıllarına ve cildine işlediği bir kimsedir. Bir an bile haktan ayrılmaz. Hak nerede kaybolursa o da oradan kaybolur. Ateşin ondan bir şey yemesi yakışmaz" dedi. Oradakiler: "Ey Emîrü'l-mü'minîn! Biraz da kendinden bize bahset" dediler. Hz. Ali: "Durun! Allah, kişinin kendini arındırmasını ve tezkiye etmesini yasaklamıştır" dedi. Bunun üzerine biri kalkıp: "Ya Emîrü'l-mü'minîn! Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Rabbinin sana verdiği nimeti anlat [273] dedi. Bunun üzerine Ali: "Size rabbimin bana verdiği nimeti anlatayım; ben soru sorduğum zaman cevabı verilirdi, sustuğum zaman benimle söze başlanırdı ve benim azalarımın arası tıka basa bütün ilimlerle doldurulmuştur" dedi. (Ahmed b. Menî1)

4023. Enes şöyle dedi: "Ensâr'dan iki kol, Evs ve Hazrec kabileleri birbiriyle övündü. Evs'liler: "Bizden meleklerin yıkadığı Hanzale er-Râhib vardır, bizden Rahman'ın Arşı'nm uğruna sallandığı Sa'd b. Muâz vardır bizden anların cesedini himaye ettiği Âsim b. Sabit b. Ebi'l-Aklah vardır, bizden şahitliği iki kişinin şahitliğine denk olan Huzeyme b. Sabit vardır" dediler. Hazrecliler ise şöyle dedi: "Bizden ResûluUah (sallallahu aleyhi vEselîemj'in döneminde Kur'ân'ı toplayan dört kişi vardır. Kur'an'ı onlardan başkası toplamamıştır: Zeyd b. Sabit, Ebû Zeyd, Ubey b. Kab ve Muâz b. Cebel" dediler. (EbûYa'lâ) [274]

4024. Abdullah b. Ömer der ki: Hz. Ömer sabah namazında yaralanınca sahabelerden bir şûra oluşturdu. Bu arada kızı Hafsa yanma girdi ve: "Ey babacığım! insanlar bu altı kişilik şûraya razı değiller" dedi. Bunun üzerine Ömer: "Beni oturtun!" dedi ve devam etti: "Acaba Ali b. Ebî Tâlib hakkında ne diyorlar? ResûluUah (saMahu aleyhi vesdlem) onun hakkında şöyle buyurdu: "Ey Ali! Senin elin benim elimdedir. Kıyamet günü girdiğim yere sen de gireceksin" buyurdu. Acaba insanlar Osman b. Affan hakkında ne diyorlar? ResûluUah (saMahu aleyhi vesellem) onun hakkında şöyle buyurmuştur: "Osman Öldüğü gün gökteki melekler de onun cenaze namazını kılarlar." Ben: "Yâ Resûlallah! Bu durum Osman'a mı has, yoksa bütün insanlar İçin mi?" dedim. Resûlullah: "Bu Osman'a hastır" buyurdu. Acaba Talha b. Ubeydullah hakkında ne diyorlar? Bir gece Resûlullah (saMahu aleyhi veseEem)'in devesinin semeri düşmüş ve: "Kim semerimi düzeltirse o benimle cennette beraberdir" demişti. Bunun üzerine Talha hemen atılarak Allah'ın Resûlü'nün bineğinin semerini düzeltmiş ve o da binmişti. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) ona: "Ey Talha! Cebrail sana selâm söylüyor ve şöyle diyor: Kıyamet günü seni korkulardan kurtanncaya kadar yanındayım diyor." dedi. Acaba insanlar Zübeyr b. el-Avvâm hakkında ne diyorlar? O Zübeyr ki Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) uyuduğunda başucunda oturdu ve uyamncaya kadar onun yüzünü korudu. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) kalktığında: "Ey Ebû Abdullah! Daha bekliyor musun?" dedi. Zübeyr: "Annem babam sana feda olsun yâ Resûlallah, evet!" dedi. Resûlullah "İşte Cebrail sana selâm söylüyor ve şöyle diyor: Kıyamet günü cehennemin alevlerini senin yüzünden savıncaya kadar seninle beraberim> " dedi. Acaba insanlar Sa'd b. Ebî Vakkâs hakkında ne diyorlar ki Resûlullah (saMkhu aleyhi vesdiem) Bedir günü on dört defa okunu ona vermiş ve: "At ey Sa'd, at ey Sa'd! Anam babam sana feda olsun" demişti. Acaba insanlar Abdurrahman b. Avf hakkında ne diyebilirler ki? Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Fâtıma'nın evindeyken Hasan ve Hüseyin açlıktan ağlıyor ve kıvranıyordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bize kim bir şey getirir?" dediğinde Abdurrahman b. Avf çıkıp bir kap un-buğday ve hurmadan yapılmış yemekle arasına katı yağ konmuş iki ekmek getirmişti. O zaman Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona şöyle demişti: "Dünya İşinde yardımcı olarak Allah sana yeter. Ahireîte ise ben sana kefilim. " (Muâz b. el-Müsennâ, Ziyâdâtu Müsnedi Müsedded'de)




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir. Taberânî de, Zevnid'de geçtiği üzere, İbn Abbâs'dan benzerini rivayet etmiştir. Yine Hâlid b. Ar'are'nin hadisini de Taberânî rivayet etmiştir.

[2] Necm sur. 53/32.

[3] Necm sur. 53/16.

[4] Bûsîrî hadis hakkında yorum yapmazken Heysemî senedinde yer alan Cüveybir m zayıf biri olduğunu söylemiştir. (Atom VII, 114)

[5] Necm sur. 53/61.

[6] eî-İthâfta da bu şekilde geçmiştir. Taberânî'nin ifadesi ise "Erkek devenin develer arasında nasıl çalımlı çalımlı yürüdüğünü görmedin mi?" şeklindedir.

[7] Bûsîrî, hadis hakkında yorum yapmamıştır. Heysemî ise senedinde yer alan Dahhâk b. Müzâhim'de güvenilir görülmekle birlikte zayıflık bulunduğunu söylemiştir. {Mecma VII, 116)

[8] Kamer sur. 54/45.

[9] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk rivayet etmiştir. Ravileri güvenilir olmakla birlikte senedi munkatıdır."

[10] Kamer sur. 54/1.

[11] Kamer sur. 54/45.

[12] Furkân sur. 25/77.

[13] Busîri'nin belirttiğine göre iki rivayetin de senedinde yer alan Ali b. Âsim zayıftır.

[14] Bkz 2327 nolu hadis. Müellif söz konusu hadisi esasen Av kitabında nakletmiştir, Edeb kitabında değil.

[15] Rahman sur. 55/46.

[16] Bûsîrî demiştir ki: "Ravileri güvenilir olup aynı hadisi Ahmed b. Menî "tövbe ederse" ilavesiyle rivayet etmiştir. (II, 182)

[17] Rahman sur. 55/72.

[18] Hadis mevkuf olup ravileri güvenilir kimselerdir.

[19] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu el-Hâris zayıf biri olan Abbâs b. Fadl'dan rivayet etmiştir. Aynı hadisi Ebû Ya'lâ ise ravileri güvenilir olan bir senetle rivayet etmiştir."

[20] Vakı'a sur. 56/29.

[21] Vâkı'a sur. 56/35^37.

[22] Senedinde yer alan Cabir el-Cu'fî sebebiyle Bûsîrî ve Heysemî (VII, 119) hadisi zayıf görmüşlerdir.

[23] Vâkı'a sur. 56/13-14.

[24] Bûsîrî demiştir ki: Bunu Tayâlisî mevkuf olarak, Müsedded ise hem mevkuf, hem de merfü olarak rivayet etmiş olup ikisinin senedinde de zayıf biri olan Ali b. Zeyd b. Cud'ân yer almıştır. Ancak Ahmed b. Hanbel tarafından nakledilen bir şahidi vardır." Ben derim ki: Aynı hadisi Taberânî de iki ayrı senetle rivayet etmiş olup Heysemî senetlerden birinin ravilerinin Ali b. Zeyd hariç, Safcflj'in ravileri olduklarını, Ali b. Zeyd'in ise güvenilir olmakla birlikte hafızasının zayıf olduğunu söylemiştir. (Mecma VII, 119)

[25] Mücâdele sur. 58/12.

[26] Mücâdele sur. 58/13.

[27] Hadîd sur. 57/16.

[28] Taberânî'de ifade şöyledir: Şeytan rahibe gitti ve onu bitkin düşürdü, Sonra bir kadına musallat olup delirtti. Kadının erkek kardeşleri vardı ve şeytan onlara: "Mutlaka şu keşişe gidiniz. O, onu tedavi eder" dedi. Onlar da kadını ona götürdüler. Rahip kadını tedavi etti. Kadın yanında kalırken bir gün rahip ondan hoşlandı...

[29] Haşr sur. 59/16.

[30] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk senedinde Humeyd b. Abdullah'ın yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir ki, bu zâtın biyografisine rastlamadım. Senedin kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir." Ben derim ki: Hadisi Taberânî, Humeyd b. Abdullah'ın yer almadığı bir senetle rivayet etmiştir.

[31] Haşr sur. 59/5.

[32] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf biri olan Süfyân b. Vekî'den rivayet etmiştir. Benzeri değerlendirme için bkz. Zevâid, VII, 122.

[33] Haşr sur. 59/9.

[34] Bûsîrî, bunu Tefsir bölümünde zikretmemiştir. Kıssa Buhârî (Sahih) ve Tirmîzî tarafından rivayet edilmiş olup kıssanın kahramanı Ebû Talha'dır. Buhârî ve Tirmizî'nin menakıbü'l-Ensâr ve tefsir bölümlerine bakınız.

[35] Bununla Tevbe sûresinin "Muhacir ve Ensâr'dan İslâm'a ilk önce girenlerin başta gelenleri..." diye başlayan 100. âyeti kastediliyor olmalıdır.

[36] Mümtehine sur. 60/12.

[37] Müsnede'de ifade şöyledir: "Bu, mürsel bir hadis olup senedi hasenâir. Ben derim ki: Hadisi Taberânî, Ümmü Seleme'den merfû olarak da nakîetmiştir."

[38] Mümtehine sur. 60/10.

[39] Bûsîrî, hadisi Mendel sebebiyle zayıf görmüştür.

[40] et-Tehzîh'de belirtildiğine göre Ebû Zür'a bu zâtı güvenilir kabul etmiştir.

[41] Mümtehine sur. 60/8.

[42] Mümtehine sur. 60/8.

[43] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Tayâlisî zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Zira Mus'ab b. Sabit b. Abdullah b. Zübeyr zayıftır. Yine, hadisi Tayâlisî yoluyla Ebû Ya'lâ da rivayet etmiştir." Ben derim ki: Onun yoluyla da Taberânî rivayet etmiştir.

[44] Talâk sur. 65/4.

[45] Talâk sur. 65/4.

[46] Talâk sur. 65/1.

[47] Tahrîm sur. 66/2.

[48] Tahrîm sur. 66/8.

[49] Tahrîm sur. 66/11.

[50] Bkz. 3699 nölu hadis.

[51] Mülk sur. 67/1.

[52] Müsnede'de şu ilave yer almıştır: "Bunu Tirmizî muhtasar olarak rivayet etmiştir. Bezzâr ise Seleme b. Şebîb yoluyla Ibrâhîm b. el-Hakem'den yalnızca merfû olanını rivayet etmiş ve .... hadisin İbn Abbâs'dan sadece o senetle rivayet edildiğini bildiğini söylemiştir." Bûsîrî ise hadisi Bezzâr ve Tirmizî'nin rivayet ettiklerini belirtmekle yetinmiştir.

[53] Kalem sur. 68/42.

[54] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[55] Hakka sur. 69/17.

[56] Bûsîrî, "Ravilerinden birinin meçhul olması sebebiyle" ilavesini yapmıştır.

[57] Meâric sur. 70/16.

[58] Hadisi Taberânî de rivayet etmiştir ve Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[59] Bûsîrî demiştir ki: "Senedinde yer alan Abdullah b. Amr'ın biyografisine rastlamadım. Kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir."

[60] Bûsîrî, Kâbus b. Ebî Zıbyân sebebiyle hadisin senedini zayıf görmüştür.

[61] Müzzemmil sur. 73/4.

[62] Bûsırî, Muhammed b. Ebî Leylâ sebebiyle hadisin senedini zayıf görmüştür.

[63] Müzzemmil sur. 73/6.

[64] Müzzemmil sur. 73/11

[65] Bûsîrî, İbn İshâk'm tedlis yapması sebebiyle senedini zayıf görmüştür.

[66] Müddessir 74/33.

[67] Bûsîrî, ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[68] Müddessir sur. 74/48.

[69] Hadisi Heysemî, Zevâid'de, İbn Hacer de el-lsâbe'de: "onlara denir" kısmına kadar muhtasar olarak rivayet etmişlerdir. Buna Bûsîrî eserinin ne tefsir, ne de cenâiz bölümünde rastladım.

[70] Mürselât sur. 77/2.

[71] Nebe' sur. 78/14.

[72] Heysemî senedinde yer alan Muhammed b. es-Sâib el-Kelbî'nin zayıf biri olduğu söylemiştir. (Mecma VII, 133). el-İthâf da da benzer değerlendirme yapılmıştır.

[73] Nebe' sur. 78/23.

[74] Hadisi Taberânî de muhtasar olarak rivayet etmiş olup Heysemî senedinde yer alan Ca'fer b. Zübeyr'in zayıf olduğunu söylemiştir. (Mecma VII, 133).

[75] Tekvîr sur. 81/16.

[76] Tekvîr sur. 81/7.

[77] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Menî' sahih bir senetle mevkuf olarak rivayet etmiştir.

[78] Bûsîrî senedinin sahih olduğunu söylemiştir.

[79] İnşikâk sur. 84/19.

[80] Heysemî ve ona tâbi olarak Bûsîrî'nin bildirdiğine göre hadisi Taberânî de muhtasar olarak rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir.

[81] Beled sur. 90/7.

[82] Ravİlerinden birinin meçhul olmasından ötürü Bûsîrî hadisin senedini zayıf görmüştür.

[83] Duhâ sur. 93/1-5.

[84] Kavilerinden birinin meçhul oluşu sebebiyle Bûsîrî senedim zayıf görmüştür. Heysemî ise: "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup senedinde yer alan Ümmü Hafs'ı tanımıyorum" açıklamasını yapmıştır. (Mecma VII, 138)

[85] Zilzâl sur. 99/7-8.

[86] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk, İbn Ebî Şeybe ve Ahmed b. Hanbel, eğer Ebû Usâme Ebû Bekir'den hadis işitmişse, sahih bir senetle rivayet etmişlerdir. Aynı hadisi Tirmizî de zm/i/bir senetle muhtasar olarak rivayet etmiştir."

[87] Bu, malum uydurma hadisin bir parçasıdır.

[88] Bûsîrî, hadisin senedini zayıf görmüştür.

[89] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu £bÛ Ya'lâ zayıf biri olan Cübare b. el-Mu&allis'den rivayet etmiştir."

[90] Bkz. 1060 nolu hadis.

[91] İsrâ sur. 17/45.

[92] Hadisi ayrıca Ebû Ya'Iâ'nın da rivayet ettiğini belirten Bûsîrî şu açıklamayı yapmıştır: "Her iki kaynağın senedi de İshâk b. İbrahim el-Herevî'ye dayanmakta olup bu zâtın biyografisine rastlamadım. Kaİan ravileri ise güvenilir kimselerdir." Ben derim ki: Bu büyük bir hatadır. Gerçekte Herevî iki senedin asıl dayanağı değildir. Aksine bu zât Ebû Ya'Iâ'nın hocasıdır. Gerek Herevî, gerekse Humeydî hadîsi İbn Uyeyne'den nakletmişlerdir. Abdürrezzâk da Em«/fsinde onlara mütâbaat yapmıştır. Bkz. el-Ezrakî, Tarih, I, 214..Hadisi Fethu'l-Bârî'de zikreden İbn Hacer ise: "Bunu Ebû Ya'lâ hasen bir senetle rivayet etmiştir" değerlendirmesini yapmıştır. (VII, 117)

[93] Bûsîrî şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu Bezzâr, Ebû Ya'lâ (ifade Ebû Ya'lâ'ya aittir), ondan da İbn Hibbnn Sahîh'inde rivayet etmiştir." Heysemî de Ebû Ya'lâ ve Bezzâr'm benzerini rivayet ettiklerini belirterek senedinin hasen olduğunu söylemiştir. Ben derim ki: "Bununla beraber senedinde bunaklık dönemi yaşamış olan Atâ b. es-Sâib yer almıştır. (Mecma VII, 144)

[94] Bûsîrî demiştir ki: "Tayâlisî bunu zayıf biri olan Muhammed b. Ebî Humeyd'den rivayet etmiştir.

[95] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu ibn Menî hepsi de zayıf olan bir kaç senetle rivayet etmiştir. Ayrıca Nesâî, Amelü'l-yevm ve'l-leyi'de nakletmiştir. Ancak senedinde yer alan Muhamemd b. Ebî Leylâ zayıftır."

[96] Rivayete göre Hz. Cebrâîl, Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) onun Medine'de öldüğünü bildirdi. Kanadını yere öyle bir vurdu ki, ne kadar ağaç, ya da ot varsa hepsi sallandı. Sonra divanım kaldırdı ve Resûlullah (sallallahu aleyhi vcsellem) ona bakıp namazını kıldı. Arkasında da iki saf melek vardı.

[97] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Menî, Ebû Ya'lâ, Beyhakî ve Safuetü's-sajve'de İbnü'l-Cevzî rivayet etmiştir."

[98] Hârûn b. Kesîr'in tanınmaması ve Yusuf b. Atıyye'nin zayıf oluşu sebebiyle Bûsîrî senedini zayıf görmüştür.

[99] Heysemî şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu Bezzâr ve Taberânî rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. Bezzâr demiştir ki: "Abdullah'a sahabeden kimse muvafakat etmemiştir. Ama Hz. Peygamber'in bu iki sûreyi namazda okuduğu ve bu suretle Mushaf'a kaydedildikleri sahih yolla sabittir." (Mecma VII, 149)

[100] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Senedinde Abdülmüheymin b. Abbâs vardır. Buhâri onun hakkında: "Hadisi münkerdir" demiştir.

[101] Bu kısım, daha önce birkaç defa uydurma olduğunu söylediğimiz hadisin bir parçasıdır.

[102] Ayrıca bu hadisi Ebû Ya'lâ da rivayet etmiştir. Senedinde Abdurrahman b. Ishâk el-Vâsıtî vardır ki o, zayıf bir ravidir. Bunu Mecnmu'z-Zevâid'de Heysemî söylemiştir (VIII, 63, 3873)

[103] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İshâk, îbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve Dârimî rivayet etmiştir. Senedinde İsmâîl b. Abdülmelik b. Ebi's-Sufeyr vardır ki bu ravi, hafızası kötü bir ravidir. Dârekutni, bu hadisi rivayet hususunda onun yalnız kaldığını söylemiştir. Diğer taraftan Beyhakî bu hadisi uzun bir metinle; Ebû Dâvud ile İbn Mâce de muhtasar olarak rivayet etmişlerdir." Ben derim ki: Taberânî bu hadisi başka bir şekilde de rivayet etmiş, Bezzâr da çok ihtisar ederek rivayet etmiştir. Heysemî der ki: "Abdülhakîm b. Süfyân'ı İbn Ebî Hatim zikretmiş, kimse de onu cerh etmemiştir." {Mecma VIII, 8)

[104] Heysemî der ki: Bu hadisi Ahmed ve Taberânî rivayet etmiştir. Taberânî'nin senedinde İbn Lehîa vardır. Onun hadisi hnsendiv. Ahmed'in diğer ravileri güvenilir kimselerdir" (Meonn V, 199) Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İbn Ebî Şeybe ile -bazı ravilcrinin meçhul olması itibariyle zayıf bir senedle-Ahmed rivayet etmiştir. Bkz: hadis no. 3831.

[105] Bûsîrî: "Bu hadisi İshâk b. Râhaveyh ve Ebû Ya'lâ tahric etti" demiş, herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[106] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Senedinde Nûh b. Zekvân vardır ki zayıf bir ravidir." (III, 34) Heysemî der ki: "Senedde Süveyd b. Abdülazîz vardır ki metruk bir ravidir." (Mecma IX, 13)

[107] Bûsîrî der ki: "Senedinde Ebû Harun el-Abdî vardır ki zayıf bir ravîdir-Ancak bu hadisi destekleyen başka rivayetler vardır."

[108] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ hnsen bir isnadla rivayet etmiştir. Bu konuda onu destekleyen hadisler geçmişti."

[109] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Sünen el-Kübrâ'da Beyhakî rivayet etmiştir. Bu hadisin tarikleri, el-Efrikî üzerinde dönüp durmaktadır ki o, zayıf bir ravidir." Heysemî der ki: "Bu hadisi İaberânî rivayet etmiştir. Senedinde Abdurrahman b. Ziyâd b. En'um vardır ki zayıf bir ravidir. Ahmed b. Salih onu güvenilir addedip eleştirenlere karşı çıkmıştır." (Mecmu V, 204). Bkz. hadis no. 3826.

[110] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi sahih bir senedle Müslim'in şartlarına uygun olarak Ebû Ya'lâ tahrîc etmiştir. Hadis, Buharı ile Müslim'de ve Tirmizî'de mevcuttur."

[111] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi munkatı bir senedle Ebû Ya'lâ tahrîc etmiştir. Heysemî der ki: "Ricali, Yûsuf b. Muhammed b. el-Münkedir hariç, Sahih ricalidir. Ebû Zür'a ve daha başkaları, onu zayıf görmüş; bir grup da güvenilir addetmiştir." {Mecmn VIII, 268)

[112] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Taberânî rivayet etmiştir. Her ikisinin ricali de Sahih ricalidir." (Mecma VIII, 306)

[113] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ 20yı/ bir senedle rivayet etmiştir. Çünkü senedde zayıf bir ravi olan Muhammed b. Ziyâd el-Yeşkurî vardır." (III, 40) Heysemî der ki: "Bu hadisi Ebû' Ya'lâ ve Taberânî rivayet etmiştir. Ancak Taberânî "Rebıbe" yerine "Zeynob" demiştir. Her ikisinin isnadında da Muhammed b. Ziyâd el-Bercemî -el-Yeşkurî- vardır ki o, yalancı biridir." (Mecma-Vm, 309)

[114] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi sahih bir senedle Ebû Ya'lâ, Bezzâr, Taberânî ve -Sahîh'mde- İbn Hibbân rivayet etmiştir." Heysemî der ki: ''Bu hadisi Taberânî tahrîc etmiştir. Ricali, Sahih ricalidir."

[115] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Bezzâr rivayet etmiştir. İsnadının üzerinde döndüğü kişi Ali b. Zeyd b. Cüd'ân'dır ki o, zayıf bir raviclir."

[116] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[117] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi sahîh bir senedle el-Hâris, Ebû Ya'lâ el-Mevsılî,

[118] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve -snhîh hükmüyle- başka bir lafızla el-Hâkim rivayet etmiştir."

[119] Bu, uydurma bir hadistir. Bu hadisi Tflrifc'inde İbn Ebî Hayseme, Abdüla'lâ b. Ebi'l-Musâvir tarikinden tahric etmiştir. Bezzâr da Bckr b. el-Muhtâr tarikinden tahrtc etmiştir. Bekr ile Abdüla'lâ, zayıf ravilerdir. Ana metinde geçen Sakr ise o ikisinden daha zayıftır. Belki de o, hadisi Bekr ile Abdüla'lâ'dan almış, terviç etmek için Abdullah b. İdris'ten almış gibi göstermiştir. Eğer Ebû Bekir'in Ensâr'a "Sizin için iki kişiden; Ömer ve Ebû Ubeyde'den birine razı oldum" şeklinde bir söz söylediği vâki olsaydı, hilafet işi altı kişilik bir şûra heyetine bırakılmazdı.

Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Bezzâr tafırîc etmiştir. İsnadı kuvvetli değildir; ancak hadisi destekleyen bir rivayet vardır." (II, 76)

[120] Birinci ciltte 1323-1324 no'lu hadislere bakınız.

[121] 2284 no'lu hadise bakınız.

[122] Bkz. hadis no. 3830.

[123] Orada bulamadım.

[124] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi -bazı ravilerinin meçhul oluşu sebebiyle- zayıf olan bir sencdle İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir."

[125] Bûsîrî der ki: "Bu ısnâd sahihtir. Ebû Umâme hadisinde bu husus geçmişti."

[126] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[127] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Bezzâr sahîh bir isnadla rivayet etmişlerdir." Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî ve Bezzâr muhtasar olarak tahrîc etmiştir. Bezzâr'm ricali, Hüneyd b. el-Kâsım dışında Sahîh ricalidir ki o da güvenilir ravidir." (Mecma VIII, 270)

[128] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi -bazı ravilerinin meçhul oluşu sebebiyle- zayıf bir senedle Ebû Ya'lâ ve Bezzâr rivayet etmiştir." Heysemî der ki: "Bu hadisi aynı şekilde Taberânî de rivayet etmiştir. Taberânî'nin ravileri güvenilir kimselerdir." (Mecmn VIII, 270)

[129] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî tahrîc etmiştir. Senedinde Ebû Malik en-Nehaî vardır ki bu, zayıf bir ravidir." (Mecmn VIII, 271) Ben derim ki: "Ebû Ya'lâ'nın isnadında Ebû Mâlik yoktur."

[130] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Cesr b. Ferkad'in içinde bulunduğu bir senedle el-Hâris rivayet etmiştir. Cesr, zayıf bir ravidir."

[131] Bkz: 4044 no'lu hadis.

[132] Bkz: 4582 no'lu hadis.

[133] Senedinde Cübâra b. el-Muğallis vardır ki zayıf bir ravidir. Bunu Bûsîrî söylemiştir.

[134] Bunu Ebû Hureyre hadisi olarak Hcysemî tahric etmiş, kısa metinle Bczzâr'a isnâd etmiş ve şöyle demiştir: "İsnadında Abdullah b. Reşîd ve Meca'a Ebû Ubeyde el-Basrî vardır ki; o ikisini tanımıyorum. Diğer ricali güvenilir kimselerdir." (Mecma V, 24)

[135] Mürsel hadistir, ravileri güvenilir kimselerdir. Heysemi bunu İbn Abbâs hadisi olarak irâd ederek Taberânî'ye dayandırmış ve "Ricali güvenilir kimselerdir" demiştir, {Mecma IX, 20)

[136] Bkz: 4038 no'lu hadis.

[137] Heysemî bu hadisi biraz farklı olarak Ebû Hureyre'den irâd etmiş, Bezzâr ve Taberâriî'yc dayandırarak, "Taberânî'nin isnadı hasendir" demiştir (Mecma IX, 15) Enes hadisine gelince; Bûsîrî onu da İbn Ebî Şeybe, cl-Hâris ve Ebû Ya'lâ'ya dayandırmış ve şöyle demiştir: "Saffîh'inde İbn Hibbân Ebû Ya'lâ'dan tahrîc etmiş, bu metne İlave bir şey söylememiştir."

[138] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[139] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi zayıf bir senedle Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Senedindeki Halbes b. Galib zayıf bir ravidir." Heysemî der ki: "Senedinde Halbes el-Kelbî vardır ki metruk bir ravidir." (Mecma II, 283) Zehebî bu hadise "çok miinker bir hadistir" der. İbnü'l-Cevzî de uydurma hadisler arasında sayar.

[140] Müsnede'de şöyle geçer: "Bezzâr hadisi bu tarikle rivayet etmiştir." Ben derim ki: Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Heysemî der ki: "Ebû Ya'lâ'nın ricali, güvenilir kimselerdir." Ayrıca o, hadisi Taberânî'ye dayandırmıştır. (Mecma VIII, 282)

[141] Daha önce geçmiştir; bkz: 2672 no'lu hadis. Müsnede'de şu açıklama yer almıştır; "Bunu el-Hâkim senediyle Zeyd'den, o da Atâ b. Yesâr'dan, o da İbn Ömer'den tahrîc etmiştir."

[142] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Süfyân b. Veki'den Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir ki Süfyân zayıf bir ravidir." (III, 33) Heysemî de böyle ifade etmiştir. {Mecma IX, 16)

[143] Heysemî der ki: "Bu hadis, başka bir siyakla Sahîh'te yer almıştır."

[144] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi mürsel olarak el-Hâris de rivayet etmiştir."

[145] Mürsel veya munkatı bir hadistir. Abdülazîz b. Ebân, el-Hâris'in hocasıdır. Zayıf olduğu ittifakla sabittir. Hatta uydurma hadisler rivayet ettiği söylenir. Bûsîrî: "Bu hadisi munkatı olarak el-Hâris rivayet etmiştir" sözüyle yetinmiştir.

[146] Bu hadis de mürsel ve mımkntı'dn; yine Abdülazîz b. Ebân'ın hadislerindendir. Ayrıca isnadında meçhul bir ravi vardır. Abdullah b. Amr ve Enes hadislerinde bundan bazı ifadeler yer almıştır. İlk hadisin isnadında zayıflık vardır; ikincisinin de ricali güvenilir kimselerdir. Bunu Heysemî ifade etmiştir.

[147] Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî tahrîc etmiştir. Senedinde Câbir el-Cu'fî vardır ki zayıf bîr ravidir." Ben derim ki: Tayâlisî'nin isnadında da Câbir vardır.

[148] Heysemî der ki: Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir. Ricali, Sahih ricalidir. Ben derim ki: Bu hadisi İmam Ahmed de Ebû Zer hadisinden tahrîc etmiştir.

[149] 3824 nolu hadise bakınız.

[150] Fetih sur. 48/2

[151] Enbiya sur. 21/29

[152] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Müsedded, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr rivayet etmiştir. Şerîk'in bundan başka rivayetini bilmiyoruz. Ayrıca bu hadisi Sahth'mde İbn Hibbân n\uhtasar olarak tahrîc etmiştir." Hafız İbn Hacer der ki: "Müslüman oldu" ifadesine kadar hadisi Ebû Ya'lâ tahrîc etmiştir. Aynı şekiide Bezzâr da Bişr b, Muâz kanalıyla Ebû Avâne'den rivayet etmiş ve şöyle demiştir: "Şerik bundan başka hadis rivayet etmemiştir. Bu, sahih bir hadistir."

[153] Bûsîrî der ki: "el-Hâris bunu mevkuf olarak rivayet etmiştir." Ben derim ki: Ibnü'l-Mübârek hadisi daha detaylı olarak tahrîc etmiştir (Bkz. Ziyâdâtu Nunym, s- 119). İbn Receb der ki: "Bu hadisi İbn Huzeyme tahrîc etmiştir." Ben derim ki: el-Hâkim de tahrîc etmiş ve "İsnadı sahihtir, mevkuf değildir" demiştir (IV, 528)

[154] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Müsedded ve el-Hâris munkatı olarak rivayet etmiştir."

[155] Hadisin devamında Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bir kula dünya hayatı ve eğlencesi teklif edildi; ama o âhireti seçti." Bunu ancak Ebû Bekir anladı. Ebû Bekir'in gözleri yaşardı ve ağladı. Sonra şöyle dedi: "Annem ve babam sana feda olsun ey Allah'ın Resulü! Analarımızı, babalarımızı, kendimizi ve mallarımızı sana feda ederiz." Bunu el-İthâf'da Bûsîri kaydetmiş ve şöyle değerlendirmiştir: Râvüeri, güvenilir kimselerdir. Ayrıca SflMftayn'da bazı ifadeler olmaksızın mevcuttur,

[156] Bûsîrî, isnadını zayıf bulmuştur. Çünkü senedindeki ravi İsa b. Meymûn zayıf bir ravidir.

[157] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Taberânî bu hadisi Sehl b. Sa'd'dan tahrîc etmiştir. Ricali de güvenilir kimselerdir. Bunu Heysemî söylemiştir (Mecma IX, 46) Ayrıca Taberânî buradakinden daha uzun bir şekilde Muâz'dan da hadisi rivayet etmiştir. Heysemî der ki: "Senedinde Ebu'1-Atûf diye bir ravi vardır; onu tanımıyorum."

[158] Hucurât sur. 49/3

[159] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi, Husayn b. Amr'ın zayıflığından dolayı zayıf olan bir senedle el-Hâris rivayet etmiştir."

[160] Metni el'îthâftan doğruladım. Bûsîrî der ki: "Senedinde Nâfi Ebû Hürmüz el-Cemâl vardır ki zayıf bir ravidir. Ümmü Seleme hadisi bunu destekler mahiyettedir." Müsnede'de denir ki: "Nâfi, metrûkbir ravidir."

[161] Tirmizî bunu Ebû Hureyre hadisinden ilaveli bir metinle tahrîc etmiştir-Bûsîrî der ki: "Bunu Ebû Ya'lâ tahrîc etmiştir. Ravilerİ güvenilir kimselerdir."

[162] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi -Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'in zayıflığından dolayı- zayıf olan bir senedle Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Bezzâr'ın rivayet ettiği İbn Ömer hadisi bunu destekler niteliktedir."

[163] Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir; ancak ravi zincirinde kopukluk vardır. el-Humeydî, İbn Ebî Ömer, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, S. ei-Kubrâ'da Nesâî kedi kıssası olmaksızın kısa metinle rivayet ettiler."

[164] Bûsîrî der ki: "İsnadı Salih b. Musa sebebiyle zayıftır."

[165] Bûsîrî, ravilerinin güvenilir kimseler, olduğunu söylemiştir.

[166] Bûsîrî'ye göre ravileri güvenilir kimselerdir.

[167] Bûsîrî der ki; "Müsedded, içinde Sümeyye'nin bulunduğu bir senedle tahrîc etmiştir ki, onu ne tevsik edeni, ne de cerhedeni gördüm. Diğer ravileri güvenilir kimselerdir."

[168] Bûsîrî der ki; "Bunu ayrıca Ebû Ya'lâ ve el,-Hâkim "Müslim'in şartmca sahihtir" hükmüyle rivayet etmiştir."

[169] el-Hâkim, "Müslim'in şartınca sahihtir" hükmü vermiştir." (Müsteârek III, 67)

[170] Bûsîrî der ki: "Bunu İbn Ebî Ömer ve el-Hâris rivayet etmiştir. İfade İbn Ebî Ömer'e aittir." Heysemî der ki: "Bu hadisi M. es-Sağîr ve M. el-Evsafta bir kaç tarikten Taberânî rivayet etmiştir. Bu tariklerden birinin ricali güvenilir kimselerdir." (Mecma IX, 50)

[171] Busîrî der ki: "Mücâlid b. Saîd sebebiyle senedi zayıftır.

[172] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi zayıf bir senedle el-Hâris rivayet etmiştir. İsnadında meçhul bir ravi vardır."

[173] Bûsîrî bir değerlendirmede bulunmamıştır. Ben derim ki: Kavilerinden el-Velîd b. el-Fadl uydurma hadisler rivayet ederdi; İsmâîl de oldukça zayıftır. Lisânu'l-mîzâri'da batıl bir haber olarak verilmiştir.

[174] Bûsîrî,bir değerlendirme yapmamıştır. İsnadı Hasan'a kadar sahihtir.

[175] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[176] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi sahih bir isnadla İshâk rivayet etmiştir."

[177] Heysemî der ki: "İbn Mâce bu hadisi "göz bebeği" ifadesini ihtisar ederek vermiş, Ahmed daha detaylı rivayet etmiş, Taberânî de ilaveyle vermiştir. Ahmed ve Taberânî'nin ricali, Sahih ricalidir. Taberânî bunu Câbir b. Abdullah'tan da tahrîc etmiştir. Bezzâr da rivayet edip şöyle demiştir: Senedinde Câbir el-Cu'fi vardır ki zayıf bir ravidir." (Mecmn IX, 73-74)

[178] Bûsîrî der ki: "Senedinde adım vermediği bir ravi vardır."

[179] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İbn Menî' ve el-Hâris aynı lafızla, sahih bir isnadla rivayet etmişlerdir."

[180] Bûsîrî, bu hadisi isnadını vermeden nakletmiş ve: "Bu hadis sahihtir" demiştir. Buhârî de buradaki metinden daha detaylı bir şekilde rivayet etmiştir." (III, 47) Ben derim ki: Müellif buradaki fazlalıkları Fethu'i-Bârî'den aktarrmştır. Orada Menkıbelerin kitabının Osman'a bîat bölümüne bakınız.

[181] M, ez-Zevâid'de ibare: "Bugün İslâm zayıfladı" şeklindedir. Heysemî der ki: °u hadisi şeyhi Abdullah b. Saîd b. Ebî Meryem'den Taberânî rivayet etmiştir ki o, zayıf bir ravidir." (Mecma IX, 77) Ben derim ki: İshâk'm isnadı sahihtir.

[182] BûsM der ki: "Bu hadisi İbn Ebî Ömer, Sümâme b. Ubeyde el-Abdî'den rivayet etmiştir ki o, zayıf bir ravidir."

[183] Bkz: Mecma'uZ'Zevatd, IX, 77; el-İtMf, III, 48.

[184] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'la rivayet etmiş, ondan da Sahîh'inde İbn Hibbân nakletmiştir. Ayrıca el-Hâkim tahrîc etmiş, ondan da Sünen'hıde Beyhakî rivayet etmiştir. Snhîh'teki Ömer hadisi bu hadisi destekler niteliktedir." Heysemî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir; ricali, Sahih ricalidir." (Mecma IX, 77)

[185] Kabîsa an Süfyan tarikiyle İbn Hibbân rivayet etmiştir. (III, 360)

[186] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[187] Heysemî der ki: "Hadisin ricali, Sahih ricalidir." {Mecma IX, 91)

[188] Devamı şöyledir: Resuluİlah (saHaliahu aleyhi ve sdlem) dedi ki: "Bu arsayı kim alıp Mescid'e katarsa ona cennetti: bir ev vardır!" Ben de orayı alıp Mescid'e kattım." Bûsîrî der ki: "Senedinde İbn Lehîa vardır."

[189] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[190] Bkz: Ezan bölümleri no: 238.

[191] el-Kindî. el-İthafta da böyledir.

[192] Bûsîrî der ki: "Kavileri güvenilir kimselerdir."

[193] Müsnede'de şöyle geçmiştir: "Bu hadisi el-Hâkim rivayet etmiş ve sahîh hükmü vermiştir; ancak Talha b. Zeyd'in zayıf oluşunu gözden kaçırmıştır. Çünkü Talha, metruk bir ravidir." Bûsîrî de der ki: Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve -isnadı sahîh hükmüyle- el-Hâkim rivayet etmiştir. Her ikisinin isnadının medarı, Talha'dır ki Dârekutnî ve başkaları onu zayıf sayar. Buhârî iie bir çok muhaddis de onun hadisini "münker" olarak değerlendirir. Ahmed, İbnü'l-Medînî ve Ebû Davud da onun hadis uydurduğunu söyler."

[194] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[195] Âl-i İmrân sur. 3/135

[196] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Heysemî der ki: "Bu hadisi Ahmed, Ebû Ya'lâ, -kısa metinle- Taberânî, ve -uzun metinle-Bezzâr rivayet etmiştir. Senedinde Âsim b. Behdele vardır ki onun hadisi hasendir. Diğer ravileri de güvenilir kimselerdir." (Mecma IX, 74)

[197] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Heysemî de şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir. Senedinde İbrahim b. Ömer b. Ebân vardır ki o zayıf bir ravidir." (Mecma IX, 73) Ben derim ki: Bu ravi, aynı şekilde Ebû Ya'la'nın senedinde de yer almıştır.

[198] Bûsîrî bu hadis hakkında bir şey söylememiştir. Heysemî de bu hadisi Enes hadisi olarak tahrîc etmiş ve şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir, senedinde el-Hasen h. Ziyâd el-Bercemî vardır ki onu tanımıyorum. Diğer ricali güvenilir kimselerdir." (Mecmn IX, 81)

[199] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[200] 3925 nolu hadise bakınız.

[201] Bûsîrî der ki: "Senedinde adı belirtilmemiş bir ravi vardır."

[202] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi hnsen bir isnâdla İbn Ebî Şeybe, el-Hâris ve Bezzâr rivayet etmiştir."

[203] Bkz:Keşfu'l-Estâr,Il 96.

[204] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İbn Ebî Şeybe rivayet etmiş, ondan da içinde Musa b. Ubeydc er-Rabezî'nin olduğu -ki o zayıf bir ravidir- bir senedle Ebû Ya'lâ nakletmiştir." Heysemî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ tahrîc etmiştir. Senedinde Talha b. Cübeyr vardır ki İbn Maîn onu bir rivayette güvenilir görmüş, Cûzecânî ise zayıf saymıştır. Hadisin diğer ricali güvenilir kimselerdir." {Mecma IX, 134). İbn Cerîr der ki: "Bu Talha, rivayettyle hüccet sabit olmayan ravilerdendir."

[205] Bûsîri der ki: "Bu hadîsi Ebû Ya'lâ rivayet etmiş, ondan da Sahîh'inde İbn Hibbân nakletmiştir." Heysemî bu hadisi Ümmü Seleme hadisi olarak tahrîc edip şöyle demiştir: "Ebû Ya'lâ'nın isnadında Muhammed b. Seleme b. Kühevl vardır ki İbn Hibbân onu güvenilir sayarken başkaları zayıf addetmiştir. Hadisin diğer ricali, Sahih ricalidir." {Mecma IX, 103)

[206] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Bezzâr ve -sahîh hükmüyle- el-Hâkim rivayet etmiştir." Heysemî der ki: "Bu hadisi Bezzâr rivayet etmiştir, senedinde Yahya b. (Muhammed b.) Seken vardır ki İbn Hibbân onu güvenilir sayarken Salih Cezere onu zayıf saymıştır. Hadisin diğer ricali, Sahîh ricalidir." (Mecma IX, 116) Ben derim ki: İbn Menî'nin isnadında Yahya yoktur. Aynı şekilde Nesâî de onu güvenilir saymıştır.

[207] Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir, ricali güvenilir kimselerdir." (Mecma IX, 102) Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-Hâris ve el-Hâkim rivayet etmiştir." Ben derim ki: Senedinde Haneş b. eî-Mu'temir vardır. Bunu, Ukaylî, es-Sâcî, İbnü'l-Cârûd zikretmiştir. Ebû Ahmed el-Hâkim bu hadis hakkında: "Muhaddislere göre bu ravi sağlam biri değildir"; İbn Hibbân: "Hadisi delil olarak kullanılamayacak biridir"; Buhârî: "Muhaddisler onun hadisini eleştirirler"; Ebû Hatim: "Onun hadisiyle delil getirdiklerini görmüyorum"; Nesâî: "Kuvvetli değildir" der,

[208] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî de şöyle demiştir: "Senedinde Ebû Harız vardır ki Ebû Zür'a ve başkaları onu güvenilir sayar, İbnü'l-Medînî ile daha başkaları da zayıf sayar." (Mecma IX, 123)

[209] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamış, daha kısa metinle ise İbn Ebî Ömer ile İbn Ebî Şeybe'ye isnâd etmiştir. Ben derim ki: Senedinde Ömer b. Abdillah b. Ya'lâ b. Mürre es-Sakafî vardır. Onun hakkında Ahmed, İbn Mam, Ebû Hatim ve Nesâî, "Hadisi münkerdir" der. Aynı şekilde Ebû Hatim de: "Hadisi metruk biridir" ifadesini kullanır. Dârekutnî ise metruk derken, es-Sâcî, "Münker hadisleri vardır" der. Cerîr de: "Şarap İçen biriydi" der. Buhârî, onun hakkında menfi konuşulduğunu söyler. Ebû Zür'a da kuvvetli olmadığını belirtir, Allah'tan selâmet dileriz. Ayrıca senedinde babası Abdullah b. Ya'la vardır ki Zchebî, onun bir rivayetini İbn Adiy'nin zayıf saydığını söyler. Ondan oğlu Ömer de rivayette bulunmuştur ki o da zayıftır. Buhârî onun hakkında: "Olumsuz yönleri vardır" ifadesini kullanır. İbn Hibbân da der ki: "Rivayetlerindeki münker hadislerden dolayı tek kaldığı zaman haberiyle ihticac etmeyi hoş görmüyorum." Ukaylî ise ed-Duafa'da onu zikretmiş, iki hadisinden bahsetmiştir. Lisân'da da adı geçer.

[210] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Abdürrahîm b. Vâkıd'dan el-Haris rivayet etmiştir ki o, zayıf bir ravidir."

[211] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İbn Ebî Şeybe, Bezzâr ve -S. el-Kübra'da sahih bir senedle- Nesâî tahrîc etmiştir." Heysemî der ki: "Bu hadisi Bezzâr rivayet etmiştir. Hadisin ricali, Sahih ricalidir." (Mecmn IX, 108)

[212] Bûsîrî der ki: "Senedinde Abdullah b. Muhammed b. Akîl vardır."

[213] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Bezzâr rivayet etmişlerdir. İsnâdlarınm üzerinde döndüğü şahıs, Dâvud b. Yezîd el-Evdî'dir ki, zayıf bir ravidir." Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir. Bezzâr'm iki isnadının birinde ismi verilmeyen biri vardır. Diğerinde de kalan ravileri güvenilirdir." Ebû Ya'lâ'nm isnadında Dâvud b. Yezîd vardır ki o zayıf bir ravidir." (Mecma IX, 106)

[214] Bkz: 1574 no'lu hadis. Orada ravilerinin güvenilir olduğu belirtilmiştir.

[215] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ, Bezzâr ve -sahih hükmüyle- el-Hâkim rivayet etmiştir." Heysemî der ki: "Senedinde el-Fadl b. Umeyre vardır ki İbn Hibbân onu güvenilir görmüş, diğerleri zayıf saymıştır. Hadisin diğer ricali ise güvenilir ravilerdir." {Mecma IX, 118) Müsnede'de şöyle geçer: Bezzâr şöyle der: "Hz. Ali'den ancak bu isnâdla rivayet edilmiştir. Ebû Osman an AH tarikinden bundan başka hadis gelmemiştir." el-Hâkim de bunu sahih görmüştür.

[216] Abdullah b. Amr b. Hind el-Cemelî, Hz. Ali'den hadis işitmemiştir. Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir; ancak hadis munkahdır."

[217] Aynı şekilde Bezzâr da bu hadisi rivayet edip şöyle demiştir: "Çeşitli tariklerle Enes'ten rivayet edilmiştir; ancak Enes'ten rivayet edenlerin hepsi de kuvvetli ravi değildir." Bûsîrî der ki: "Tirmizî de bu hadisi muhtasar olarak rivayet etmiştir." Heysemî der ki: "Ebû Ya'lâ'nm ricali güvenilir kimselerdir; ancak bazılarında zayıflık vardır." Taberânî'nİn isnâdlarında Heysemî'nin tanımadığı kimseler mevcuttur. (Mecma IX, 125)

[218] Bûsîrî bu hadisi Bezzâr'a isnâd etmiştir ve hadis hakkında bir şey söylememiştir. Heysemî der ki: "Bu hadisi Bezzâr ve Taberânî rivayet etmiştir. Taberânî'nin ricali, Fıtr b. Halîfe dışında -ki o da güvenilir ravidir- Sahîh ricalidir." (Mecma IX, 125)

[219] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi -güvenilir ravilerle- İbn Ebî Ömer, Ebû Ya'lâ, Bezzâr ve İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir." Heysemî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve -muhtasar olarak- Bezzâr tahrîc etmiştir. Ebû Ya'lâ'nm ricali, Mahmud b. Hıdâş ve Kanan hariç -ki bu ikisi güvenilir ravilerdir-, Sahîh ricalidir." (Mecma IX, 129} Müsnede'de şöyle geçer: Bu hadisi Bezzâr rivayet etmiş ve şöyle demiştir: "Sa'd'dan bu isnâd dışında başka bir yolla rivayette bulunulduğunu bilmiyoruz."

[220] Zevâid'de de böyledir. Heysemî der ki: "İsnadı hasendir." (Mecma IX, 130) Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[221] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[222] Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir." Heysemî der ki: "Senedinde Zekeriyyâ el-Isbahânî vardır ki zayıf bir ravidir." (Mecmn IX, 128) Ben derim ki: el-Ezdî der ki: "O, hadisi münker biridir." İbn Ebî Hatim de cerh veya tadil yapmaksızın onu zikretmiştir.

[223] Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir."

[224] Bûsîrî der ki: "Ayrıca Abdullah b. Ahmed, -Sahîh'mde- İbn Hibbân ve Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir." Zevâid'de şöyle geçer: "Ona dost olana dost ol, düşman olana da düşman ol" ifadesini raviler eklemişlerdir. Bu hadisi Ahmed rivayet etmiştir, ricali güvenilir kimselerdir." (Mecma IX, 107)

[225] Bkz: Birinci cilt 193 no'lu hadis.

[226] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[227] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Taberânî'de Hasan ve Hüseyin'in faziletine dair Huzeyfe'nin rivayet ettiği bir hadis vardır. O hadisi Tirmizî de muhtasar olarak rivayet etmiştir. Bkz: ZevâiA, IX, 183.

[228] Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir, isnadında tanımadığım raviler vardır." (Mecma IX, 203)

[229] Hadisi buradakinden daha uzun bir şekilde Taberânî rivayetine dayanarak Heysemî irâd etmiş ve şöyle demiştir: "Senedinde Ümmü Bekr binti Misver vardır'ki, kimse onu cerh etmemiş, kimse de güvenilir saymamıştır." (Mecma IX, 203) Ben derim ki: Bu kadın, aynı şekilde Ebû Ya'lâ'nm isnadında da vardır.

[230] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi munkatı ve zayıf bir sonedle el-Hâris rivayet etmiştir. Çünkü senedindeki Ali b. Zeyd b. Ciid'ân, zayıf bir ravidir. Hadisin aslı Sahih'teki Misver hadisidir."

[231] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi -sahîh hükmüyle- Tirmizi rivayet etmiştir." (III, 60)

[232] 4517 ve sonrasındaki hadislere bakınız.

[233] 3704-3706 no'lu hadislere bakınız.

[234] Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî de şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed, Bezzâr ve -muhtasar olarak- Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Ahmed'in isnadında Kays b. er-Rebî vardır ki hakkında ihtilaf edilmiş biridir. Hadisin diğer ravileri, güvenilir kimselerdir." (Mecma IX, 170)

[235] Bu hadisi Şa'bî an Mesrûk an Âişe tarikinden daha uzun bir metinle tahrîc etmişlerdir. Ancak onda irsal yoktur. Âişe değil de başka bir kadın olması muhtemeldir.

[236] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve -Müslim'in şartlarına göre sahihtir, diyerek- el-Hâkim rivayet etmiştir." Heysemî der ki; "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Taberânî rivayet etmiştir; her ikisinin ricâlide Sahih ricalidir." (Mecma IX, 102)

[237] Ben derim ki: İbn Adiy, bu hadisi Amr b. Gıyâs'ın rnünker hadisleri arasında zikretmiştir. "Ömer" olduğu da söylenir. Bu hadisle ilgili detaylı değerlendirme el-Lisân'da mevcuttur. (IV, 322)

[238] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî de şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir. Yezîd b. Yahnes dışında -ki o da güvenilir ravidir- ricali, Sahih ricalidir." (Mecma IX, 176) Ben derim ki:

[239] Heysemt der ki: "Hadisin ravileri, güvenilir kimselerdir." (Mecma IX, 175)

[240] Heysemî der ki: "Hadisin ricali, Rebi' b. Sa'd hariç, Sahih ricalidir. İbn Sa'd onu güvenilir sayar." (Mecma IX, 177)

[241] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Buradaki Ammâr, Ebû Ammâr'm oğludur.

[242] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Tayâlisi ve - hasen bir isnadla- Bezzâr rivayet etmiştir. Ayrıca İbn Ebî Şeybe, -S. el-Kübra'da- Nesâî, -snhîh bir isnadla ve başka bir lafızla- İbn Mâce rivayet etmişlerdir." (III, 62) İbn Mâce bunu Abd b. Humeyd'e dayandırmıştır. Müsnede'de şöyle geçer: "Bu hadisi aynı mânâsı ile Ebû Hazım an Ebî Hureyre tarikiyle ibn Mâce tahrîc etmiştir."

[243] Bûsîrî der ki: "Hadisin ravileri, güvenilir kimselerdir."

[244] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Hasan b. Kuteybc -ki o zayıf ravidir- tarikinden el-Hâris rivayet etmiştir."

[245] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[246] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî de Şöyle demiştir: "Bu hadisi Müsneâü'î-Kebîr'de Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Hadisin ricali, Sahih ricalidir. Aynca zayıf bir isnâdla Bezzâr da rivayet etmiştir." (Mecma IX, 182)

[247] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî de şöyle demiştir: "Bu hadisi Taberânî ve Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Senedinde Şeybe b. Neâme vardır ki onun hadisiyle ihticâc caiz değildir." (Mecma IX, 173)

[248] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[249] Bûsîrî bu hadise benzer bir hadisi sahih bir isnadla Abd b. Humeyd'e dayandırmış ve şöyle demiştir: "Ahmed bunu muhtasar olarak (tereddüt ederek) Âişe veya Ümmü Seleme'den rivayet etmiştir."

[250] Ben derim ki: Bu hadisi Sahih ricâliyle Bezzâr da Câbir hadisi olarak rivayet etmiştir. Bunu Heysemî de ifade etmiştir, (Mecma IX, 178)

[251] Senedinde İbn Lehîa'dan rivayette bulunan Abdullah b. Salih vardır. Bana göre isnadı inşaallah hasendİ.

[252] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İbn Ebî Şeybe rivayet etmiş, ondan da Ebû Ya'lâ nakletmiştir. Hadisin isnadının merkezi, Musa b. Ubeyde'dir ki, zayıf bir ravidir.

[253] Hadisi, zayıf bir isnadla Ebû Ya'lâ ve Bczzâr'a dayandırarak Bûsîrî tahrîc etmiştir. (III, 60) Ancak 4003 no'lu hadisi zikretmemiştir. Müsnede'de şöyle geçer: Bu hadisi, Hasan b. Eb'ı Cafer an ibn Zeyâ an Saîd b. d-Müseyyib an Ebû Zer tarikiyle Bezzâr tahrîc etmiş ve Hasan'm hadisine benzer şekilde zikretmiştir. Ben derim ki: Doğrusu, Haneş'dir ki o zayıf bir ravidir. Buhân de: "Onun hadisini eleştirirler" demiştir.

[254] Heysemî der ki: "Bu hadisi ceıjı/id bir isnadla Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir." (Mecma IX, 167) Müsnede'de şöyle geçer: "Bu hadisi muhtasar olarak Tirmizî rivayet etmiştir."

[255] En'am sur. 9

[256] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi sahih bir İsnâdla İshâk rivayet etmiştir."

[257] Bûsîrî senedini zayıf görmüştür. Çünkü senedindeki Ebu'l-Muallâ el-Cezerî -ki o, Furât b. es-Sâib'dir- zayıftır.

[258] Bkz: Üçüncü ciltteki 2195 no'lu haıdis.

[259] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[260] Bûsîri der ki: Bu hadisi, el-Hâris ve -adını vermediği bir ravinin bulunduğu bir senedle- Bezzâr rivayet etmiştir.

[261] Bûsîrî der ki: "Ayrıca bu hadisi ravileri güvenilir olan bir senedle Bezzâr rivayet etmiştir." Müsnede'de şöyle geçer: "Bezzâr demiştir ki: Bunu Eyyûb'dan ancak Saîd nakletmiş; ondan da sadece Yezîd (b. Harun) rivayet etmiştir."

[262] el-İthâf'ta da böyledir. Bûsîrî, bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[263] 4357 no'Iu hadise bakınız.

[264] Bu hadisi, el-Hâris el-A'ver hadisi olarak Taberânî rivayet etmiştir. Çoğunluk bu raviyi zayıf kabul etmiştir. Hadisin diğer ravileri, güvenilir ravilerdir. Bunu Heysemî söylemiştir. {Mecma IX, 149)

[265] Bûsîrî bu hadisin bir kısmını Ebû Bekir'in menkıbeleri bölümünde kaydetmiş, seneddeki ravi Salih b. Musa'dan dolayı hadisi zayıf görmüştür.

Heysemî de der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Taberânî rivayet etmiştir. Senedinde Salih b. Musa vardır ki o metruk bir ravidir." (Mecma IX, 148)

[266] Bkz: 4327 no'lu hadis.

[267] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[268] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi, zayıf bir ravi olan İsâ b. Abdurrahman ez-Zerkî'den Tayâlisî rivayet etmiştir."

[269] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi, adını vermediği bir ravinin bulunduğu bir senedlc mürsel olarak el-Hâris tahrîc etmiştir."

[270] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[271] Bûsîrî bu hadis hakkında bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[272] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi munkatı bir senedle İshâk rivayet etmiştir."

[273] Duhâ sur. 11

[274] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ, Taberânî ve hcısen bir isnadla Bezzâr rivayet etmiştir. Sahîh'te muhtasar oiarak mevcuttur." {III, 78)



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam