METÂLİB UL-ALİYE > ŞER'Î CEZALAR (HADLER), KISAS, CİHAD

 

islam

help 2.19.2.3 006 previous next


İla (Hanımıyla Yaklaşmama Yemini)

Ehl-i Kitap İle Evlenme

Dörtten Çok Hanım İle Evli Olan Kişinin Müslüman Olması Durumunda İçlerinden Dördünü Tercih Etmesi

Emzirme

Nafaka

Hamile Kadına Verilen Sevap

Yemin Ve Adaklar

Adak

ŞER'Î CEZALAR (HADLER)

Müslümanın Kanı ile Irzının Haram Kılınışı

Özellikle Namaz Kılıyorsa Müslüman Kanının Haram Olduğu

İçkinin Cezası

Yetimlere Ait Olsa Dahi İçki Satışının Haram Olduğu

Kaplar

İçkinin Haram Kılınışı

İçki İçmekten Sakındırmak

Her Sarhoşluk Veren Şeyin Haram Olduğu; Şıra ve Karışımların Yorumlanması

Sarhoşluk Vermeyen İçeceğin İçilebileceği

Kaplar

Su Kaplarına Şıra Koymak ve Bu Meselenin Aslı

Mürtedin/ Dinden Dönenin Hükmü

Tövbe Etmeleri İstendikten Sonra Dinden Dönenlerin Sürülmesi

Mürtedin/ Dinden Dönenin Tövbesi Kaç Kere Kabul Edilir?

Şer'i Cezayı Az Ya da Çok Uygulayanlar

Şüphe Durumunda Cezanın Askıya Alınması

Örtmeyi Teşvik

Hasta Olan Kişiye de Şer'i Cezanın Uygulanacağı

Lezbiyenlik

Sadece Faili Tarafından Bilinen Bir Suçu İtiraf etmenin Hükmü

Haddi/ Cezayı Gerektirmeyen Günahları İşleyenler

Recin (Taşlayarak Cezalandırma)

Mut'a Nikâhı

Hırsızlığın Cezası

Eşi Evinde Bulunmayan Kadınların Yanında Oturmanın Yasak Olduğu

Devlet Başkanına İftirada Bulunan Kişiye Ta'zir/Kınama Cezası Verilmesi

Devlet Başkanına Dil Uzatanın Susturulması

Tâzir Cezasının Miktarı

Töhmet (Zanlı) ve Ma'siyet Ehlinin (Büyük Suç/Günah İşlemiş Sabıkalıların) Evden Kovulması

Hapis

Kazif (Zina İftirasında Bulunma Suçu)

KISAS KİTABI

Taşla Adam Öldürene Kısas Uygulaması

Dünyada Kendisine Kısas Uygulanmayan Kimseye Ahirette Kısasın Uygulanacağı

Ölüm Dışında Kalan Kısas

Müslânın (Göz, Burun, Kulak, vs. Organların Kesilmesi)'nin Yasak Olması

Diyetler

Hatâen/Yanhşhkla Öldürmelerde Diyet ve Diyetin Affedilmesi

Diyetin Miktar ve Takdiri

Yol Kesici (Gaspçı)

CİHÂD KİTABI

Şehitler

Şehit İsminin Sadece Savaş Meydanında Öldürülen Kimseye Verilmesinin Yasaklanması

Cihatta Niyet

Şehidin Öldürüldüğü Yerde Defnedilmesi

Cihâdın Fazileti

Cihâdın Adabı; Kadın, Çocuk, Tacir, Heyet ve Elçileri Öldürmenin Yasak Olduğu

Mücâhitlere Yardım Etmeye Teşvik

Mücâhidi Uğurlayanın Fazileti

Bayraklar Ve Sancaklar

Sınır Boylarında Nöbet Tutmanın Fazileti ve Bunun İbadetten Üstün Olduğu

Yolculuk ve Arkadaşlık Adabı Evden Ayrılırken İki Rekat Namaz Kılmak ve Bu Esnada Okunacak Dualar

Uysal Bineğin Fazileti

Kadının Yalnız Başına Sefere Çıkmasının Yasak Olduğu

Hayvanlara İyi Davranmak

At Ve Atın Fazileti, Onlara İyi Davranmanın Teşvik Edilmesi, Cihâda Onlar Üzerinde Çıkmanın Fazileti

Atın Hissesi

Yarış Ve Atıcılık, Atıcılığın Faziletleri

Hızlı Yürüyüş

Cihâd İçin Silah Hazırlığının Emredilmesi

Merkebin Arap Atıyla Çiftleştirilmesinin Yasak Oluşu

Düşmanla Buluşulduğu Anda Dua Edilmesi ve Konuşulmaması

Parola

Savaşa Başlamadan Önce Düşmanın İslam'a Davet Edilmesi

Şirk Ehliyle Savaşmadan Önce Onlara Yazı Yazılması

Müşriklerden Yardım Almanın Mekruh Olduğu

Savaş Meydanından Firar Etmenin Sakındınlması

Düşman Yurdundan İslam Yurduna Hicret

Köle Ancak Efendisinin İzniyle Cihâda Çıkabilir

Cihâdın Kadınlara Farz Olmadığı

Şirk Ehliyle Anlaşma Yapılması

Sirk Ehlinden Müslümanlara Hediye Edilen Paranın Hükmü

Antlaşmanın İhlâl Edilmesinden Sakındırmak

Zimmet Ehli/Zimmîlerin Korunması ve Müslümanlarla Olan Antlaşmalarının Nasıl Bozulacağı

Kadın, Çocuk, Yaşlı, Hizmetçi ve İşçileri Öldürmekten Sakındırmak

Devlet Başkanına Nasihat

Kadın ve Çocuğa Kadar Her Müslümanın Emân Verebilmesi

Öldürülen Kişinin Organlarının Kesilmesinin Yasak Olması

Müslümanların Himayesinde Yaşayan Zimmîlerden Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)e Küfredenlerin Öldürülmesi

Korumalar

Şirk Ehlinin Bağışladığı Toprağın Hükmü

Düşman Toprağında Bulunan Yemek

Taksim Edilmeden Önce Ganimeti Kullanmanın Yasak Olduğu

İkram ve İkramdan Arta Kalan Kısmın Hükmü

Toprak Tahsisi

Bir Şey Kendi Mülkiyetinde İken Kişi Müslüman Olursa O Şey Öncelikle Onundur

Cizye Ve Ateşkes

Fey ve Ganimetin Taksimi

Yakınların Ganimet Paylan

Altın Veya Gümüş Karşılığında Satılan Şeylerde Ganimet Payının Geçerli Olduğu

Ganimetleri Taksim Eden Ayet Nazil Olmadan Önce Ganimetin, Onu Elde Eden Kimseye Ait Olduğu

Ganimetin O Bölgenin Yerlilerine Değil de Hicret Edenlere Taksim Edilmesi

Taksim Edilmeden Önce Ganimetin İade Edilmesi

Savaşçının Üzerinde Bulunan Şeylerin Taksimi

Ganimet

Kalbini İslâm'a Isındırmak

Diğerlerinin Rızası Karşılığında Devlet Başkanının Ganimeti Taksim Konusunda Bazılarını Tercih Etmesi

Ganimeti Taksim Etmeden Önce Devlet Başkanının Ganimetin Bir Kısmını Kendisine Ayırmasının Mekruh Olduğu

Mücahid Yetimlerine İhsanda Bulunmak

Hıyanetin Kötü Bîr Eylem Olduğu

Ganimet Taksiminden Önce Hisselerin Satılmasının Yasak Olduğu

Esirlerin Fidyesi

Savaşta Hile ve Tuzak

Mekke Fethinden Sonra Hicret Yoktur

İla (Hanımıyla Yaklaşmama Yemini)


1702. İbn Abbâs der ki: "Cahiliye döneminde îlâ bir yıl, iki yıl hatta daha uzun bir süre idi. Allah Teâlâ onu dört ay ile sınırladı. Dolayısıyla dört aydan az olanı îlâ değildir.[1] Atâ der ki: "Eğer koca, hanımı daha babasının evinde iken yaklaşmayacağına dair yemin ederse bu îlâ geçerli değildir." (Müsedded)


Ehl-i Kitap İle Evlenme


1703. Ali b. Ebî Talha naklediyor: Ka'b b. Mâlik bir Yahudi kadınla evlenmek istedi de Peygamber (saMahu aleyhi veselfenı)'e durumu aktardı. Peygamber (saMahu aleyhi vesellem) ise bunu yasaklayıp şöyle buyurdu: "O senin namusunu koruyamaz" (Müsedded ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [2]



Dörtten Çok Hanım İle Evli Olan Kişinin Müslüman Olması Durumunda İçlerinden Dördünü Tercih Etmesi


1704. İbn Abbâs rivayet ediyor: Gaylân, Müslüman olduğunda on kadınla evliydi. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) ona dördünü tercih edip diğerlerini boşamasını emretti. Safvân da İslam'a girdiğinde sekiz hanımı vardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi wsellem) ona dördünü yanında tutup diğerlerinden boşanmasını emretti. (el-Hâris) [3]



Emzirme


1705. Ebû Hureyre naklediyor: Resûlullah (sallallahualeyhivesellem) e: "Emzirme hakkını ne ile ödeyebilirim?" diye sorulduğunda: "Köle ve câriye ile" karşılığını verdi. (el-Hâris) [4]

1706. Hasan (el-Basrî) der ki: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e: "Hamza'nın kızıyla evlensen ya!" denildiğinde Allah'ın Resulü (saMahu aleyhi vesellem): "O benim süt kardeşimin kızıdır, emzirme neseble gelen haramhk gibi evliliği haram kdan bir husustur." (Müsedded) [5]

1707. Câbir, Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Sütten kesildikten sonra emzirmenin hiçbir hükmü yoktur, bulûğa erdikten sonra da yetimlik ortadan kalkar... " (Ebû Davûd et-Tayâlisî ve Ebû Yâ'lâ) [6]

1708. Hişâm b. İsmâîî el-Kuraşî es-Sehmî, kardeşi Zeyd (veya Ziyâd) b. İsmail'den Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in ahmak kadınların süt annesi olarak seçilmesini yasaklamış ve: "Zira süt çeker" buyurmuştur. [7]

(İbn Ebî Ömer)

1709. İsmâîl der ki: Kays'dan işittim: el-Muğîra b. Şu'be şöyle dedi: " süt haramlığmı gerektirmez." Bunun üzerine biz: "Ayfe nedir?" dediğimizde el-Muğîra: "Yeni doğum yapan kadının göğüslerinde sütün sıkışması sonucunda kendini rahatlatmak için bir veya iki defa komşu çocuğuna emzirtmesidir" dedi.[8] (Ibn Ebî Ömer)

1710. Kesîr b. Abdullah b. Amr b. Avf, babasından, o da dedesinden peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Müzeyne kabilesinin kadınlarını süt anneleri olarak tercih edin, zira onlar güvenilir kimselerdir." (el-Hâris) [9]


Nafaka


Âsim b. Ömer ile ilgili zikredilen olay himaye bölümünde geçmiştir. [10]

1711. Abdullah b. Amr b. Umeyye ed-Damrî, babasından naklediyor: Amr b. Umeyye çarşıya çıktı. Çarşıda bir elbisenin pazarlığını yaparken Ömer b. el-Hattâb'ı karşısında gördü. Hz. Ömer: "Bu neyin nesi ey Amr?" diye sorunca Amr: "Bu elbiseyi satın alıp tasaddukta bulunmak istiyorum" dedi. Bunun üzerine Ömer: "Bunu yaparsan sen gerçekten Amr'sm" dedi ve uzaklaşıp gitti. Daha sonra Amr elbiseyi satın alıp ailesine gitti ve: "Bununla sana tasaddukta bulunuyorum" dedi ve tekrar çıkıp çarşıya gitti. Çarşıda otururken tekrar Ömer b. el-Hattâb ile karşılaştı. Ömer: "Elbiseyi ne yaptın?" diye sordu. Amr da durumu kendisine anlattıktan sonra şöyle dedi:

Resûlullah (sHaJJahuak^veseUemj'in şöyle buyurduğunu işittim: Hartımlarınız verdiğiniz her şey sizin için bir sadakadır. Bunun üzerine Ömer: "Allah Resulü {sallallahu aleyhi veseSem/e yalan söyleme!" dîye çıkınca Amr kapıdan Hz Âişe'ye: "Ey annemiz!" diye seslendi. Âişe de: "Buyur Amr, hayırdır, ne var?" diye sordu. Amr: Ömer bana: Allah Resûlü'ne yalan söyleme diye çıkıştı. Allah aşkına Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem/in: Hanımlarınıza verdiğiniz her bir şey, sizin için sadakadır dediğini işittin mi?" Âişe de: "Allah'a yemin olsun ki işittim" dedi.[11] (Ishâk)

1712. Abdullah b. Amr b. Umeyye, babasından naklediyor: Amr b. Umeyye (bir elbise satın almak üzere) çarşıya çıkıp pazarlık yapıyordu.., Hadisin geri kalan kısmını nakletti ve sonunda: Hz. Âişe'ye geldim ve ona: "Ey annemiz!" dedim.....ifadeleri yer almaktadır. (Ishâk)

1713. Abdullah b. Amr b. Umeyye babasından, o da dedesinden kendisinin çarşıya çıkıp bir elbise için pazarlık yaptığını.... nakletmiştir. Hadisin sonunda da Hz. Âişe'den bahsetmiştir. (İshâk) [12]

Derim ki: Muhammed b. Ebî Humeyd zayıftır. "Dedesinden" ifadesinin bu son isnâdda hiç bir mânâsı yoktur. Amr b. Umeyye'den nakledilen hadisi Ahmed tahrîc etmiş ve bu rivayette söz konusu olay ile Hz. Âişe'nin söylediklerine yer verilmemiştir. Sahabe ile ilgili yazdığım kitapta ifade ettiğim gibi Umeyye'nin sahabeliği söz konusu değildir. [13]

1714. Amr b. Umeyye naklediyor: Osman b. Affân veya Abdurrahman b. Avf bir elbisenin fiyatını sordular da pahalı buldular. Amr b.Umeyye gelip o elbiseyi satın aldı ve hanımı Suhayle binti Ubeyde binti'l-Hâris'e verdi. Daha sonra yanından Osman veya Abdurrahman geçip ona: "Elbiseyi ne yaptın?" diye sordu. Amr da: "Eşim Suhayle binti Ubeyde'ye tasadduk ettim" dedi. Bunun üzerine Osman veya Abdurrahman: "Ailene yaptığın her şey sadaka mıdır?" diye sordu. Amr da: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in böyle dediğini işittim" karşılığını verdi. Amr'ın bu sözü Peygamber (sallallahu aleyhi vesellemi'e söylendiğinde Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Amr doğru söylemiştir, ailene yaptığın her şey sadakadır" buyurdu. (EbÛ Yâ'lâ) [14]

1715. Ümmü Eymen, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in, Ehl-i beytinden birine şöyle söylediğini nakletmiştir: "Ailene cömertçe davran, değneğini onlardan eksik etme, ilahi emirler konuşundu onlara taviz verme!" (Abd b, Humeyd ve Ebû Ya'lâ) [15]

1716. ez-Zührî der ki: "Yukarıdaki hadiste bildirilen tavsiyeye muhatap olan kişi Sevbân'dır." (Abd b. Humeyd) i

1717. Ümmü Seleme, Resûlullah (sallallahualeyhivesellem/in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kimin iki kızı, yahut İki kız kardeşi, yahut iki. kız yakını olur da ihtiyaçlarını karşılayıncaya kadar onlara harcamada bulunursa (kıyamet günü) onlar kendisi için ateşe karşı perde olurlar. " (Ebû Dâvûd et-Tayâlisî) [16]

1718. Müslim b. Yesâr naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir müfreze gönderme hazırlığını yapıyordu. Bunun üzerine bir genç gelip müfreze ile beraber çıkmak için kendisinden izin istedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) o gence: "Ailene bakacak birini arkanda bıraktın mı?" diye sordu. Genç: "Ailemde öyle birisi yok, onların hepsi küçük yaşta çocuklardır" karşılığını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Onlara geri dön, zira onların arasında bulunmak ta iyi bir cihâddır" buyurdu. (el-Hâris) [17]

1719. Câbir, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'den naklediyor: "Kişinin ailesine, çocuklarına ve malına yönelik yaptığı her türlü harcama ona sadaka olarak yazdır. Yine kişinin ırzını koruması için yaptığı her türlü harcama kendisine sadaka olarak yazılır. Aynı şekilde binaya yapılan harcamalar hariç olmak üzere mü'minin, günah içermeyen her türlü harcaması Allah katında sevap olarak kaydedilecektir." Bunun üzerine biz Câbir'e: "Ey Ebû Abdullah! Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): Kişinin ırzını korumaya yönelik yaptığı her türlü harcama.. sözü ile neyi kastetmiştir?" diye sorduğumuzda bize şu cevabı verdi: "İnsanlar üzerine nüfuz sahibi olan şair ve hatip kimselerden emin olmak üzere onlara verilen şeyler." Câbir bununla sanki dilinden emin olunmak gayesiyle bazı kimselere bir şeyler verilmesini kastetmektedir. (Ebû Yâ'lâ) [18]



Hamile Kadına Verilen Sevap


1720. Hz. Ömer, Peygamber (sailallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kadın hamile kalmasından doğum yapmasına ve çocuğu sütten kesmesine kadar her aşamada Allah yolunda cİhâd eden kişiyle aynı sevabı alır. Şayet bu zaman zarfında ölürse ona şehit sevabı vardır. " (Abd b. Humeyd) [19]

1721. İbn Abbâs naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhiveselkm) şöyle buyurdu: "Doksan dokuz kadından biri cennettedir. Diğerleri ise cehennemde olacaktır." Bu durum Muhacir kadınlara ağır gelince Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Müslüman kadın hamile kaldığında; namaz kılan, oruç tutan, ihramlı olan ve Allah yolunda cihâd eden kişinin sevabının aynısını alır. Doğum yaptığı an bebeğine verdiği ilk yudum süt ile bir kişinin hayatını bahşetmiş gibi bir sevab alır. " (Ebû Yâ'lâ) [20]



Yemin Ve Adaklar


1722. Urve b. Ruveym el-Lahmî, Ebû Sa'lebe el-Huşenî'den naklediyor:[21] Ebû Sa'lebe: "Yâ Resûlallah! Ben Cahiliye dönemindeki putlardan birine bir zevd [22] deve kesmeyi adak etmiştim" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de ona: "Adağını yerine getir, ancak onu putun yanında yerine getirme ki Rabbİne karşı günah işlemiş olmayasın" buyurdu ve akabinde şöyle dedi: "Allah'a isyanın olduğu bir hususta adağı yerine getirmek diye bir şey yoktur; aynı şekilde bir yakın ile ilişkiyi kesmek veya elinden gelmeyen /yapmayacağın şey konusunda yemin etmekte de gereğini yerine getirmek söz konusu değildir.[23] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1723. Kurayb der ki: el-Misver, Abdullah b. Şeddâd ve Nâfî b. Cübeyr yanında olduğu halde İbn Abbâs'ın şöyle dediğini işittim: Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Üç şeyde yemin geçerli değildir; anne-babanın oğluna yönelik yemini, kadının kocasına yönelik yemini ve kölenin efendisine yönelik yemini.[24] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1724. Câbir, ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah'a isyanın söz, konusu olduğu yerde adak yoktur, yakınlarla ilişkiyi kesmenin söz konusu olduğu yerde yemin yoktur, kölenin efendisine yönelik yemini geçerli değildir, kadının kocasına yönelik yemini yemin değildir,

çocuk ile anne-babası arasında geçen yemin yemin değildir. " (ei-Hârİs) [25]

1725. İbn Avn şöyle der: Bize çöl halkından birisi babasından, o da dedesinden nakletti: Dedesi bir yakmiyla beraber hacc-ı kırana niyet etti. Resûlullah (saMahualeyhivesellem) onu görünce: "Bu nedir?" diye sordu. Kendisi de: "Adaktır" cevabını verince Peygamber (saMahu aleyhi vesellem) kıran haccma son verilmesini emretti. (Ahmed b. Meni') [26]

1726. Ebû Luhayf rivayet ediyor: Abdullah (b. Mes'ûd) dedi ki: "Kim Kur'an'a yemin ederse onun her âyeti yemin hükmündedir." Ravi der ki: Bu hususu İbrahim'e söylediğimde bana şöyle dedi: "Abdullah şöyle demiştir: Kim Kur'an'a yemin ederse, onun her âyeti yemin hükmündendir. Kim de Kur'an'm bir harfini inkar ederse bütününü inkar etmiş olur." (Müsedded)

1727. Abdullah b. Şakîk naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'in yanında bulunan bir adam emanet ile ilgili soru sorduğunda Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Emanet mi?!" diye söze başladı ve bunu defalarca tekrar eti. O kadar ki bir "Keşke susup kendini yormasa" diye içimizden geçirmeye başladık.[27] (Müsedded)

1728. Mâlik b. Dînâr naklediyor: Enes b. Mâlik'e: Kocasının alacağı elbiseyi giymeyeceğine dair yemin eden kadının durumunu sordum. Bana: "Giymesi durumunda hediye hükmünde olur" dedi. Hasan'a da aynı durumu sordum: "Yemine keffaret gerekir" cevabını verdi.[28] (Müsedded)

1729. Ebû Hureyre, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem/in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim bir şeye yemin ederse, yemin aynen geçerlidir; Ben şöyle şöyle olursa Yahudi'yim derse Yahudi olur. Hıristiyan olacağına dair yemin ederse Hıristiyan olur. Mecusi olacağına dair yemin ederse Mecusi olur. " (Ebû Ya'lâ) [29]

1730. Abdurrahman b. Uzeyne, babasından Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder. "Kim bir hususa yemin eder de diğer bir hususun daha hayırlı olduğunu görürse, hayırlı olanı yapsın ve yeminine kefaret versin. [30] (Ebû Dâvud el-Tayâlisî)

1731. Ebû Hureyre, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'den naklediyor: "Kim bir hususa yemin eder de başkasının daha hayırlı olduğu kanaatine varırsa hayırlı olanı yapsın ve herhangi bir kefaret ödemesin." (Ahmed b. Meni) [31]

1732. İbn Ömer, Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Kim bir hususa yemin eder de başkasının daha hayırlı olduğunu görürse, onun kefareti yemininin gereğini yapmaktadır. " {Ebû Ya'lâ) [32]

1733. İbn Abbâs der ki: "Kim kölesine vuracağına dair yemin ederse onun kefareti yemininin gereğini yapmamaktadır. Yapmamasından dolayı da kendisi için sevap vardır.[33] (Müsedded)

1734. Enes, Resûlullah (saUallahualeyhiveseIlem)'den naklediyor: Allah'ın Resulü (sallallahualeyhivesellem) bir adama: "Ey falan! Şöyle şöyle yaptın mı?" diye sordu. Adam da: "Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, yapmadım" dedi. Oysa Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bu adamın çok konuştuğu eylemi istediğini biliyordu. Bundan dolayı kendisine: "Allah Teâlâ'yı teşbih etmenden dolayı Allah senin günahını bağışlamıştır" buyurdu.[34] (Müsedded, Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ)

1735. Ebu'd-Derdâ, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem/den naklediyor: "Allah Teâlâ ganimet olarak Resulüne develer ihsan etti. O da onları dağıttı. Bunun üzerine Ebû Musa el-Eş'arî: "Yâ Resûlallah! Bana da ver!" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Olmaz!" buyurdu. Ebû Musa bu talebini üç kez tekrarladı. Her defasında Resûlullah (sallallahu aleyhi vesilem): "Vallahi vermeyeceğim" dedi. Nihayet hörgüçleri beyaz dört deve kalmıştı ki Resûlullah (sallallahu aleyhi veseltem): "Ey Ebû Musa, şunları al!" buyurunca Ebû Musa: "Yâ Resûlallah! Ben senden istemiştim, ancak bana vermedin ve yemin ettin. Seni üzmüş olmaktan korktum" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ben bir şeye yemin eder de daha sonra başkasının ondan hayırlı olduğu kanaatine varırsam yemine kefaret verir ve daha hayırlı olanı yerine getiririm" buyurdu.[35] (Ebû Ya'la)

1736. Hasan (el-Basrî), İmrân b. Husayn el-Huzâî'den naklediyor: Bir kaç kişiyle beraber cihâda çıkmak üzere Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'den binek istemeye geldik de kendisi bize: "Size vereceğim bir binek yoktur, vallahi sizi taşımam" dedi. Bir kaç gün Öyle kaldık. Daha sonra zekat olarak verilen develer geldi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bana haber gönderip emrime üç beyaz hörgüçlü deve verdi: Biz onlarla yola çıktık.

Arkadaşlarıma: "Vallahi bu bineklerin hayrını göreceğimizi zannetmiyorum, zira Resûlullah (sallallahu aleyhi vesilem) bizi taşımayacağına dair yemin etti; belki de unutmuştur, hadi gidip O'na yeminini hatırlatalım" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e gidip: "Yâ Resûlallah! Bizi taşımıyacağına dair yemin etmiştin" dedik. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ben yeminimin farkındayım, sizden kim bir hususa yemin eder de başka bir hususun daha hayırlı olannu yapsın ve yeminine kefaret versin. [36] (Ebû Ya'lâ)

1737. İbn Ebi'l-Huvâr (Benî Âmir'in azatlı kölesi) der ki: el-Hâris b. Mâlik b. el-Barsâ'mn Jpc mevsiminde insanlara şöyle seslendiğini duydum: "Kim yalan yere yemin edip bir müslümamn hakkını gasp etme yoluna giderse kendisine öfkelenmiş halde Allah Teâla'nın huzuruna çıkacaktır. " (el-Humeydî)

1738. Ebû't-Teyyâh bildiriyor: Rufay' Ebû'l-Âliye'nin şöyle dediğini işittim: Ebû Abdurrahman (İbn Mes'ûd) şöyle dedi: "Yalan yere yemini, kefareti olmayan günahlardan sayardık." Ona: "Yalan yemin nedir?" diye sorduğumuzda şöyle cevap verdi: "Kişinin yemin etmek suretiyle başkasının hakkını gasp etmesidir." (Ahmed b. Menî') [37]

1739. Ebû Seleme, Zeyd b. Sâbit'in şöyle dediğini nakleder: "Yemin kefareti olarak fakir birine bir müd oranında buğday vermek yeterlidir." (el-Hâris) [38]



Adak


1740. Abdullah (b. Mes'ûd) şöyle der: "Adak (bağlayıcılık hükmü açısından) yemindir.[39] (Müsedcfed)

1741. Ebû Süfyân, Câbir'den bu sözün aynısını rivayet etmiştir. (Müsedded)

1742. İkrime b. Hâlid naklediyor: Bir adam, Buvâne denilen bir yerde bir kaç deve keseceğine dair adak adadı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona: "içinde Cahiliye dönemine ait duyguları besleyerek yemin ettin mi?" diye sordu. Adam: "Hayır" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "O zaman adağım yerine getir ve develeri kes!" buyurdu.[40] (Müsedded)

1743. Abdullah b. Mâlik bildiriyor: Ukbe b. Âmir'in kız kardeşi yaya ve başı açık vaziyette hacca çıkacağına dair adakta bulundu. Peygamber (sallallahu aleyhi veseHem)'e haber vermesi üzerine şöyle buyurdu: "Ona şöyle: Başını örtsün, bineğine binsin ve üç gün oruç tutsun.[41] (Müsedded)

1744. İbn Abbâs, Sinan b. Abdullah el-Cühenî'den naklediyor: el-Cühenî'nin halası el-Furay'a Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e gelip: "Yâ Resûlallah! Annem öldü, yerine getirmediğim adağı vardı. Ben onun yerine adağını yerine getirsem kabul olur mu?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Peki annenin üzerinde olan bir borcu sen ödeseydin bu, yerine gelmiş olmaz mıydı?" Kadın: "Evet" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "O halde Allah borcu kabul etmeye daha layıktır" buyurdu. Bu defa kadın: "Yâ Resûlallah! Annem vefat ettiğinde üzerine Kabe'ye gitme adağı vardı" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sen onun yerine gidebilir misin?" diye sordu. Kadın da: "Evet" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem): "O halde annenin yerine git" dedi.[42] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1745. Ebu'l-Cüveyriye der ki:[43] Abdullah b. Bedir'den Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Allah'a isyanın söz konusu olduğu hususlarda adak olmaz. [44]

İbn Abbâs'ın: "Kefaret olarak bir deve kesmesi gereken kişinin deve bulamaması durumunda sekiz koyun kesmesi gerekir" hadisi [45] hac bölümünün kurban başlığı altında geçmiştir.[46] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe}

1746. Fâtıma binti Kays, Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem)'in bir orduyu cihâda gönderirken sonra şöyle buyurduğunu nakleder:

Onlardan İyİ bir haber alırsam Allah Teâlâ'ya hakkıyla hamd edeceğim" Kendisine orduyla ilgili iyi bir haber gelince şöyle buyurdu: "Allahım! Bir şükran olarak hamd sadece Sana mahsustur ve bir İhsan olarak minnet sadece Sanaldır" Bunun üzerine Ömer b. el-Hattâb, O'na: "Yâ Resûlallah! Sen şöyle demiştin: Onlardan bana iyi haber gelirse Allah'a hakkı ile hamd edeceğim diye hatırlatınca Allah'ın Resulü (saDaüahu aleyhivesellem): "Bir şükran olarak hamd sadece Allah'a mahsustur, fazl ve ihsan olarak minnet sadece Sana'dır" buyurdu. [47] (el-Hârİs)



ŞER'Î CEZALAR (HADLER)


Müslümanın Kanı ile Irzının Haram Kılınışı


1747. Mutarrif b. Abdullah b. eş-Şıhhîr naklediyor: Ammar b. Yâsir'in şöyle dediğini işitim: Bir defasında Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize şöyle bir hutbe îrâd etti: "Bugün günlerden ne?" Biz: "Kurban günü" dedik. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bu ay hangi ay?" diye sordu. Biz: "Haram aylardan Zilhicce ayıdır" dedik. Bu defa Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bu şehir hangi şehir?" diye sordu. Biz: "Haram beldedir/şehirdir" dedik. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bu gününüzün, bu ayınızın ve bu şehrinizin haram/kutsal oluşu gibi kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da haramdır/kutsaldır. Burada bulunanlar bulunmayanlara bunu iletsin" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [48]

Abdullah b. ez-Zübeyr'den nakledilen hadis, Mekke'nin haram/kutsal belde oluşu ile ilgili bölümde geçmişti. [49]

Aynı şekilde İbn Ömer'in hadisi de o bölümde geçmişti. [50]

1747M. Huceyr, babasından Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'in Veda haccında şöyle bir hutbe îrâd ettiğini nakleder: "Ey insanlar! Bu şehir hangi şehirdir?..." Yukarıdaki hadisin benzerini nakletmiş ve şöyle bir ilavede bulunmuştur: "Benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kâfir kimselere dönmeyin." (el-Hâris) [51]

1748. Tâlib b. Selmâ naklediyor: Bana ailemden birisinin, dedesinden naklettiğine göre kendisi Resûlullah (sallahu aleyhi vesilem/in Veda haccında şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "îyi bilin ki bu şehrin ve bu günün kutsallığı gibi mallarınız ve kanlarınız, birbirinize haramdır/kutsaldır. Sakın benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kâfirlere dönmeyin. Burada bulunanlar bulunmayanlara bunu iletsin. Bundan sonra sizinle burada bir araya gelip gelmeyeceğimi bilmiyorum, Şâhid ol Allahım! Tebliğ vazifemi yerine getirdim (EbûYa'lâ) [52]

1749. Ibn Ömer naklediyor: Bu sûre (Nasr sûresi), Resûlullah (sallallahu aleyhi vesdlem)'e kendileri Veda haccını ifa ederken Mina'da teşrik günlerinin ortalarında inmişti. Sûre indiği zaman ResûluUah (sallallahu aleyhi veseüem) bu haccm Veda haccı olduğunu anladı. el-Kasvâ bineğinin kendisi için hazırlanmasını istedi. Bineğine binip Akabe'de insanları bekledi. Herkes orada toplandı. Resûlullah (saüallahu aleyhi veselfem) Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Cahiliye döneminde işlenmiş her türlü kan davası ayağımın altındadır. Ayağımın altına aldığım ilk kan davası İyâs b. Rabîa b. el-Hâris'in kan davasıdır. Kendisi Benî Leys'in yanında çocuğuna süt anne ararken Müzeyi onu öldürmüştü. Aynı şekilde ayaklarımın altına aldığım ilk faiz el-Abbâs b. Abdülmuttalib 'in faizidir. Size ait olan sadece ana paranızdır, ne zulm edin, ne de zulme uğrayın." (Ebü Bekir b. Ebî Şeybe) [53]

1750. Hz. Âişe naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellern)'in kılıcının kabzasında şöyle yazıyordu: "İnsanların en azgını, kendisine el uzatmayan birisine vuran, kendisini öldürenden başkasını öldüren ve kendisine in'amda/ihsanda bulunanlardan başkasıyla dost olan kimsedir. Kim bunları yaparsa Allah ve Resulünü inkar etmiş olur ve Allah ondan hiç bir şey kabul etmeyecektir. " Hadisin başka bir rivayetinde: "Müminlerin kanlan birbirlerine denktir, en zayıflan aralarını bulmaya çalışır.[54] (Ebû Ya'lâ)

1751. Vâbisa'nm (İbn Ma'bed) kurban bayramında (veyahut Ramazan bayramında) insanlara şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ben, Resûlullah (saMahu aleyhivesellem)'in Veda haccmda şöyle dediğini işittim: "Bugün günlerden ne?" Oradakiler: "Kurban günü" dediler. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem): "Bu ay hangi ay?" diye sordu. Oradakiler: "Haram ayıdır" dediler. Devamla: "Bu şehir hangi şehir?" diye sordu. Onlar: "Mekke'dir" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bu gününüzün, bu ayınızın ve bu şehrinizin haram (kutsal oluşu gibi kanlarınız mallarınız ve ırzlarınız da haramdır) kutsaldır. Burada bulunanlar bulunmayanlara iletsin!" (Ebû Ya'lâ)

1752. Cafer b. Burkân'm rivayetinde ibare şöyledir: Salim b. Vâbisa b. Ma'bed, Rakka denilen yerde insanlara bayram namazı kıldırdı... Aynı hutbede Vâbisa şöyle demiştir: "Şahit tutulduğunuz gibi ben de sizi şâhîd tutuyorum. Biz şu anda size o tebliği yapıyoruz, o mesajı iletiyoruz. [55]



Özellikle Namaz Kılıyorsa Müslüman Kanının Haram Olduğu


1753. ez-Zührî naklediyor: el-Haccâc (ez-Zâlim), Îbnü'z-Zübeyr'in üstüne yürüyüp onu mağlup edince, bir adamı tutuklayıp Salim b. Abdullah b. Ömer'e öldürmesi için gönderdi. Salim o kişiye: "Müslüman mısın?" diye sordu. Adam da: "Evet" dedi. Salim: "Sabah namazını kıldın mı?" diye sordu. Adam: "Evet" cevabını verdi. Bunun üzerine Salim: "Git, serbestsin" dedi. Bu durum Haccâc'a haber verildiğinde şöyle dedi: "Ne oldu adama?" Salim: "Ona: Müslüman mısın? diye sordum o da: Evet cevabını verdi. Sonra Sabah namazını kıldın mı? diye sordum o da: Evet cevabını verdi. Zira babam Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'in şöyle dediğini bana nakletmişti: Kim sabah namazını kılarsa ertesi gün sabah oluncaya (veya akşam oluncaya) dek Allah 'in himaye s indedir. Bunun üzerine Haccâc: "O, Osman'ın katillerindendir" deyince Salim: "Ben, Osman'ın velisi değilim ki, onun katillerini öldüreyim" dedi. Bu hadis Sâlim'in babası Abdullah b. Ömer'e aktarıldığında hemen oğlu Sâlim'in yanma gitti. Vardığında oğlu kendisine olup biteni anlattı. Bunun üzerine babası şöyle dedi: "Selâmette kalasın diye sana Salim adını taktım, selâmette kalasın diye sana Salim ismini koydum." (Muâz b. el-Müsennâ'mn Müsedded'in Müsned'i üzerine yaptığı ziyâdatmda geçmiştir).



İçkinin Cezası


1754. ez-Zührî naklediyor: Resûlullah (sallahu aleyhi vesellera) içki cezasına yönelik bir müeyyide uygulamamıştır İlk olarak Ebû Bekir kırk sopa vurulmasını emretti. İbn Şihâb der ki: es-Sâib b. Yezîd söyle der: Ebû Bekir'den sonra Ömer seksen sopa vurulmasını emretti, ondan sonra Osman seksen ve kırk olmak üzere ikisini de uyguladı: Ona kendinden geçmiş sarhoş getirildiğinde seksen sopa, hafif içmiş getirildiğinde ise kırk sopa cezasını uygulamıştır. (İshâk) [56]

1755. Ümmü Eymen, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in Ehl-i Beyt'inden birine şöyle dediğini işitmiştir: "Sakın içkiye yaklaşma; zira içki her türlü kötülüğün anahtarıdır..." (Abd b. Humeyd) [57]

1756. ez-Zührî naklediyor: Bana ulaştığına göre Hz. Ömer, İbn Ömer ve Osman içki cezasını kırk sopa olarak uygulamışlardır. (Müsedded) [58]

1757. el-Alâ b. Bedr der ki: Adamın biri içki veya şıra içmiş ve Hz. Ömer'e getirilmişti. Adam helâl bir şey içtiğini iddia ediyordu. Adamın sözü Ömer'e yaptığından daha ağır gelmişti. Durumu istişare ettikten sonra seksen sopa vurulmasını kararlaştırdı. Bundan sonra seksen sopa sünnet/âdet olmuştu. (Müsed) [59]

1758. Abdullah b. Amr, Resûlullah (sallallahu aleyhi vB3ellem)'in buyurduğunu naklediyor: "Kim İçki içerse ona seksen değnek atın! [60] (EbûYa'la) [61]

1759. İbn Ebî Müleyke naklediyor: İbnu'n-Nuaymân içki içmiş vaziyette Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna getirildi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) evde bulunanlara emredip ona vurmalarını emretti. Evdekiler kalkıp ona elleriyle, hurma dallarıyla ve ayakkabılarla vurdular. Hadis mürseldii. Bunu Buharı, İbn Ebî Müleyke'den, o da Ukbe b. el-Hâris'ten muttasıl olark tahrîc etti ve en sonuna "Ben de ona vuranlar arasmdaydım" ibaresini ekledi. (Müsedded)

1760. Ebû Seleme b. Abdurrahman, Resûlullah (salbllahualeyhivselin Şöyle buyurduğu nakleder: "kim içki içerse ona sopa vurun, şayet dördüncü kez İçerse onu öldürün. " Hadis milrseldii. (Müsedded) [62]



Yetimlere Ait Olsa Dahi İçki Satışının Haram Olduğu


1761. Cafer b. Muhammed, babasından naklediyor: Bir adam Resûlullah (saUallahıı aleyhi veseHem)'e bir tulum içki hediye etti. Resûlullah (sallahu aleyhi veseHem) satılmasını emretti. Hediye eden kişi çekip gittikten sonra Resûlullah (saDaHahu aleyhi vesellem): "Onun içilmesini yasaklayan, satılmasını da yasaklamıştır" deyip ağzının açılmasını ve dökülmesini emir buyurdu. (Müsedded) [63]

1762. Isâ b. Câriye naklediyor: Adamın biri Hayber'den içki getirip müsîümanlara satıyordu. Bir defasında bir yük içki alıp Medine'ye geldi. Yolda müslümanlardan birisi onunla karşılaşıp: "Ey falan! İçki haram kılındı" dedi. Adam içkiyi indirip, üzerini elbiselerle kapattı ve Resûlullah (sallahu aleyhi veseUem)'e geldi: "Yâ Resûlallah! içkinin haram kılındığını duydum doğru mudur?" diye sorunca Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Evet" buyurdu. Adam: "Aldığım kişiye geri iade edeyim mi?" diye sordu. Resûlullah (saUaUahu aleyhi vesellem): "Hayır, onu geri vermek doğru değildir" dedi. Bu defa adam: "Karşılığını göreceğim birisine hediye edeyim mi?" diye sordu. Resûlullah (saflallahu aleyhi vesellem): "Hayır" dedi. Adam: "Himayemde olan yetimlere ait hisse var içinde" deyince Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem): "Bize Bahreyn'den mal geldiği zaman senin yetimlerin zararını telafi ederiz" buyurdu. Bu defa adam: "Yâ Resûlallah! Kapları kullanılabilir durumda." Bunun üzerine kapların kapaklan açılıp vadiye akıtıldı. (Ebû Ya'la) [64]


Kaplar [65]


1763. Ebû Hâcib, Ğifâr kabilesinden bir sahabiden naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) tahta oyuk veya ziftli kap, kabak oyuk ve yeşil testi içine kurulan şırayı yasaklamıştır. (Müsedded ve Ebû Ya'lâ) [66]

1764. Saîd b. el-Müseyyib naklediyor: Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem), yeşil testi içinde yapılan şarabı yasaklamıştır. Aynı şekilde kabak oyuk ve ziftle sıvanmış kaplar içinde imâl edilen şırayı da yasaklamıştır. Ben: "Kurşun testiler içerisine akşam şıra koyar, sabahleyin de içerdik" deyince; "Allah'a yemin olsun ki, bu şaraptır" dedi. Ben: "Ne?!" deyince o: "Sabah koyup akşam içtiği şıradır" dedi. (Müsedded) [67]

1765. Ebû Mûsâ der ki: ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem)'in oruç olmadığı anı kollayıp O'na testi şırası getirdim. ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) ondan alıp ağzına, yaklaştırdığında şıranın köpürdüğünü gördü ve: "Şunu al, dök, zira bu, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan kişinin içeceğidir. [68] (Ebû Ya'lâ)

1766. Ebû Hureyre, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e bir testi şıra getirdiğini ve Allah'ın Resûlü'nün kendisine yukarıdaki sözün aynısını söylediğini nakleder. (Ebû Ya'lâ) [69]

1766M. el-Eş'as b. Umeyr el-Abdî, babasından naklediyor. Peygamber (sallallahu aleyhi vesdaaj[e Abdülkays kabilesinden bir heyet geldi. Görüşmeden sonra aynlmak istediklerini birbirlerine: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'den bir çok şey sorup cevabını aldınız. Ona şırayı sorun." Gelip: "Yâ Resûlallah! Biz kirli bir çevrede oturuyoruz, bize şıradan başkası iyi gelmez" dediklerinde ResûluUah (sallalîahu aleyhi vesellem): "Ne içiyorsunuz?1' diye sordu. Onlar da: "Hurma veya üzümden yapılan şıra" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hangi kap İçerisinde yapıyorsunuz?" diye sordu. Onlar da: "Tahta oyuk içerisinde yapıyoruz" dediler Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhiveseEem): "İçmeyin!'1 dedi. Resûlullah (sallalbhualeyhivesellemj'in yanından çıkıp gittiler ve birbirlerine: "Allah'a yemin olsun ki, bu durumu insanlarımıza anlatmayın!" dediler. Tekrar dönüp Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e meseleyi bir daha dile getirdiler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de aynı cevabı verdi. Sonra tekrar dönüp Resûlullah (sallallahu aleyhi veseliem)'e geldiler. O da onlara şu cevabı verdi: "Tahta oyuk içindeki şırayı içmeyin ki, sarhoş olup içinizden birisi kıyamet gününe kadar topal kalacak şekilde amca oğlunu vurmasın" Bunun üzerine gülüşmeye başladılar. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Neye gülüyorsunuz?" diye sordu. Onlar da şu cevabı verdiler: "Yâ Resûlallah! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, biz tahta oyuktan şıra içip sarhoş olmuş ve birbirimizle kapışmıştık; şu zat da kıyamete kadar topal kalacağı bir darbe yemişti." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [70]

1767. el-Eşec el-Asarî, Abdülkays kabilesinden bir grup insanla Hz. Peygamber'i (saHallahu aleyhi vesellem) ziyaret etmek üzere gitti. Medine'ye vardıklarında develerinden iner inmez, üzerlerindeki yolculuk elbiseleriyle Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) yöneldiler. el-Asarî ise, hem kendi devesini, hem de arkadaşlarının develerini bağladıktan sonra heybesinden elbiselerini çıkarıp Hz. Peygamber (saMlahu aleyhi vesellem)'in önünde giyindi. Sonra O'na gidip selam verdi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) onlara şöyle buyurdu: "Ey Abdülkays topluluğu! Yüzlerinizin renginin değiştiğini görüyorum, nedendir?" Onlar da: "Ey Allah'ın Peygamber! Biz kirli bir çevrede oturuyor ve âdeta iç organlarımızı paramparça eden şıra içiyorduk. Siz bize şırayı yasaklayınca biz de vazgeçtik, yüzümüze yansıyan budur." Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Şıranın içine konduğu kaplar hadd-i zâtında bir şeyi helâl ya da haram kılmaz, ancak sarhoşluk veren her şey haramdır. İçki içip arkasından sarhoş olmanız ve birbirlerinizle didişmeniz sonucunda birbirinizin üzerinize atlayıp kılıçla arkadaşınızı vurmanız ve bacağım kesmeniz uygun bir hareket değildir." Topluluk içerisinde böyle bir duruma maruz kalan bir topal da vardı. (Ebû Yala) [71]

1768. Katâde naklediyor: Enes'e testi şırasını(n hükmünü) sordum. Bana: "Peygamber (sallallahu aleyhi vesellemi'den hakkında herhangi bir şey duymadım" cevabını verdi. Enes de ondan hoşlanmazdı.

(Ebû Dâvud et-Tayâlisîve Ebû Ya'lâ) [72]

1769. Talk b, Ali naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem/in yanında oturuyorduk, bir süre sonra Abdülkays kabilesinden bir heyet geldi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) onlara: "Hayırdır, yüzleriniz sararmış, karınlarınız şişmiş ve damarlarınız, açığa çıkmış gözüküyor?" deyince onlar da: "Temsilcimiz sana gelmiş ve bize yarayan şıranın hükmünü sana sormuş ta sen yasaklamışsın. Biz kirli bir çevrede oturan kimseleriz" dediler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "O halde size yarayan şeyi için!" buyurdu. (Müsedded) [73]

1770. Asım b. Ömer der ki: Enes'e: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) toprak kapta kurulan şırayı yasakladı mı?" diye sordum, (veya başkaları sordu) Enes: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) onu nasıl haram kıldı ki, Allah'a yemin olsun ki, O onu hiç görmedi" dedi (Ahmed b. Menî') [74]

1771. Abdurrahman b. Suhâr el-Abdî, babasından naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhiveselkm)'e: "Ben çok hasta bir adamım, içerisine şıra koyacağım bir testi için izin ver" dedi. O da ona izin verdi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [75]

1772. Abdullah b. Muğaffel der ki: "Resûlullah (salkllahuale^ivesellem/in testi şırasını hem yasakladığını, hem de içilmesine müsade ettiğini duydum.[76] (el-Hâris) [77]



İçkinin Haram Kılınışı


1773. Ebû Tevbe el-Basrî der ki: İbn Ömer'in şöyle dediğini işittim: İçkiyle ilgili üç âyet nazil oldu, ilk inen: "Sana içkiyi ve kuman sorarlar..." ayetidir.[78] Bunun üzerine: "İçki yasak kılındı" denilmeye başladı. İnsanlar: "Yâ Resûlallah! Bizi bırak da Allah Teâlâ'nın buyurduğu gibi içkiden yararlanalım" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ise sustu. Daha sonra: "Sarhoş iken namaza yaklaşmayın [79] âyeti nazil oldu. Yine insanlar: "Artık içki haram kılındı" demeye başladılar. "Yâ Resûlallah! Namaz esnasında içmeyeceğiz [80] deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yine sustu ve bir şey söylemedi. Arkasından: "Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir, bunlardan uzak durunuz [81] âyeti nazil olunca Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Artık içki (kesin olarak) haram. kılındı" buyurdu. Daha sonra bir adama Şam'dan tulumlar dolusu şarap geldi, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Ebû Bekir ve Ömer'le beraber kalkıp.[82] (Ebû Dâvud et-Tayalisî)

1774. Temîm ed-Dârî naklediyor: O, her yıl Peygamber (sallalkhu aleyhi vesd2em)'e bir tulum şarap hediye ederdi. İçki yasağı ile ilgili âyet nazil oldu. Akabinde birisi Peygamber (saüaUahu aleyhi vesellern)'e hediye içkiyi getirince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) tebessüm etmeye başladı ve hediye sahibine: "Sen gittikten sonra içki haram kılındı" buyurdu. Adam: "Yâ Resûlallah! Onu satıp parasını kullanayım" deyince Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Allah Yahudileri lanetledi; zira onlara sığır ve koyunların iç yağlarını yemeleri haram kılmıştı da onlar o yağları eritip sattılar. Allah Teâlâ içkiyi de, ondan elde edilecek bedeli de haram kılmıştır" buyurdu. (Ebû Yala) [83]

1775. Ebû Hureyre naklediyor: Adamın biri Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e her yıl bir tulum içki hediye ederdi. Adam, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e bir yıl bunu hediye etti. Arkasından içki haram kılındı. Adam Resûlullah (salbllahu aleyhi veseDem/e: "Satmayayım mı?" diye sorunca Peygamber (saMlahu aleyhi vesellem): "Onun içilmesini haram kılan, satılmasını da haram kılmıştır" buyurdu. Bunun üzerine adam: "Onu başka bir şey karşılığında Yahudilere vereyim mi?" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Onu haram kılan, başka bir şey karşılığında Yahudilere verilmesini de haram kılmıştır" buyurdu. Bu defa adam: "Peki ne yapayım?" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Onu Mekke vadisine dök!" buyurdu. (e!-Humeydî ve İbn Ebî Ömer) [84]

1776. Mâlik b. es-Sabbâh, Sakîfli bir adamdan naklediyor: Bir adam Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem)'e gelip: "Yâ Resûlallah! Malımı getirdim" dedi. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Malın nedir?" diye sordu. Adam da: "İçki" dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) adama: "Onu alıp Mekke vadisine git ve oraya dök!" dedi. Adam vadiye doğru yola çıktı, ancak yolda karar değiştirip Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e tekrar döndü. "Yâ Resûlallah! Benim ailemin bundan başka bir şeyi yok" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Mekke vadisine çık ve orada kapaklarım açıp dök!" buyurdu. Adam gidip vadiye döktü. Daha sonra Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e gelip: "Yâ Resûlallah! Onları vadiye döktüm" dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) koltuk altı görünceye kadar ellerini kaldırıp: "Allahım! Falancaya ve falancanın ailesine fazlu kereminden ihsan eyle ve onları zengin kıl!" diye dua etti. Râvi der ki: O aileye mensup olan kişi, dünyadan ayrılıp gittiğinde bin deve miras bıraktı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [85]



İçki İçmekten Sakındırmak


1777. Abdullah b. Amr, Resûlullah (sallallabu aleyhi veseUemj'in şöyle buyurduğunu nakleder: "İçki içen puta tapan gibidir, içki içen Lât ve Uzza'ya tapan gibidir." (el-Hâris) [86]

1778. İbn Ömer, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem/in şöyle buyurduğunu nakleder: "Â7m az olsun, çok olsun içki içerse, kıyamet günü Allah Teâla ona cehennemdeki kaynar sudan içirecektir. " (Ahmed b. Menî' ve Ebû Ya'lâ) [87]

1779. Ebû Saîd el-Hudrî, Resûlullah (sallallahu alhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "içkiden vücudunda bir şey kaldıkça/var oldukça Allah, içki içenin namazını kabul etmez." (Abd b. Humeyd) [88]

1780. İyâz b. Ganem, Resûlullah (saüallahualeyhivesel]em.)'in söyle buyurduğunu işitmiştir: "Kim içki içerse Allah Teâlâ kırk gün namazını kabul etmez, o hal üzere ölürse cehennemliktir. Şayet tövbe ederse, Allah Teâlâ tövbesini kabul eder. Ardından ikinci kez içerse yine Allah Teâlâ kırk gün namazını kabul etmez. Bu hal üzere ölürse yine cehennemliktir. Şayet tövbe ederse, Allah Teâlâ tövbesini kabul eder. Bundan sonra üçüncü kez veya dördüncü kez içerse ona cehennem halkının irin suyunu içirtmek Allah 'a vâcib olur. [89] (Ebû Ya'lâ)

1781. Sehr b. Havşeb, İbn Abbâs'dan bu hadisin benzerim rivayet etmiştir.[90] (Ebû Ya'lâ)

1782. Osman b. Ebi'l-Âs, Resûlullah (sallahu aleyhi veellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Zina çocuğu, anne-babasına isyan eden ve içki tiryakisi olan cennete girmeyecektir." O'na: "Yâ Resûlallah! İçki tiryakisi olmanın ölçüsü nedir?" diye sorulduğunda şu cevabı verdi: " Üç yıl, her yıl bir defa. [91] (Ebû Ya'lâ)

1783. Enes, Resûlullah (saDallahualeyhivesellem)'in şöyle buyurduğunu.pakleder: "Kim dünyadan sarhoş ayrılırsa, mezara sarhoş olarak sokulur/ girer, aynı şekilde mezarından sarhoş olarak diriltilir ve sarhoş olarak ateşe atılması emredilir. Orada sarhoş (sekrân) diye bir dağa atılacaktır ki o dağda irin ve kan akan bir pınar vardır, yer gök sürdükçe yemekleri ve içecekleri o irin ve kan olacaktır. [92] (Ebü Ya'lâ)


Her Sarhoşluk Veren Şeyin Haram Olduğu; Şıra ve Karışımların Yorumlanması


1784. Süfyân b. Vehb el-Havlânî bildiriyor: Şam'da Ömer b. el-Hattâb ile beraberdim. Müslümanların himayesinde yaşayan zimmîler Hz. Ömer'e şöyle dedi: "Siz bizden bütün Müslümanlara bal temin etmemizi istediniz. Ancak biz bal bulamıyoruz." Bunun üzerine Hz. Ömer: "Müslümanlar daha önce yaşamadıkları bir bölgeye gittiklerinde oranın saf suyunu içmek onlara ağır gelir. Bu anlamda midelerini ıslah edecek başka bir şey içmeleri gerekir" dedi. Onlar da: "Yanımızda üzümden yaptığımız bala benzer bir içecek var" deyince Ömer: "Getirin bakalım" dedi ve parmağını kabın içine batırıp onu bal gibi yukarıya çekmeye başladı. "Develere sürülen katran gibi sanki" dedi ve su getirilmesini istedi. Üzerine su döküp karıştırdı, içip arkadaşlarına içirdikten sonra: "Ne kadar hoş!" dedi ve: "Bunlardan Müslümanlara tedarik edin!" talimatını verdi. Zimmîler de bu içeceği Müslümanlara temin ettiler ve bir süre onu içtiler. Daha sonra bir adam bu içecekten sarhoş oldu. Müslümanlar kalkıp ayakkabılarıyla adamı dövdüler ve "Sarhoş olmuş!" demeye başladılar Adam da: "Beni öldürmeyin, Allah'a yemin olsun ki, Ömer'in bize tedârik ettiği içecekten başka bir şey içmedim" deyince Ömer kalkıp şöyle bir hutbe îrâd etti: "Ben beşerim, ne bir helâl emredebilir, ne de haram kombilinin. Kendisine vahiy inen Resûlullah (sallallahu aleyhi veselkm) bu dünyadan göçüp gitmiş, vahiy de sona ermiştir" dedi ve elbiselerini silkeleyerek: "Haram olan bir şeyi size helâl kılmaktan Allah'a sığınırım, onû bir daha içmeyin, ben insanların buna alışmalarından korkuyorum. Zira Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: Her sarhoşluk veren her şey haramdır. Artık onu bırakın." Daha sonra Muaviye geldi, o içeceğin tatlı olanını içti. (Ishâk) [93]

1785. Süfyân b. Vehb el-Havlânî, Ömer b. el-Hattâb'm söyle dediğini nakleder: Resûîullah (sallallahu aleyhi veseUemin şöyle buyurduğunu işittim: "Her sarhoşluk veren şey haramdır." (Ebü Ya'lâ)

1786. Sa'd b. Ebî Vakkâs şöyle der: "Ben size çoğu sarhoşluk veren şeyin azını da yasaklıyorum." (Ishâk) [94]

1787. Safvân b. Muhriz der ki: (Ebû Musa) el-Eş'arî, Basra minberinden îrâd ettiği hutbesinde şöyle dedi: "Medine'de haram kılman içki, yaş ve normal hurmadan imal edilen içki idi." (Ebû Dâvud et-Tayalisî) [95]

1788. Vâil b, Hucr, Peygamber (saUalbhu aleyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "İslam'da, ne zekat memurunun uzak bir yere konaklayıp aracılar vasıtası ile zekatları toplama hakkı vardır, ne mal sahibinin zekat memuruna zorluk çıkarma hakkı vardır, ne zekat vermekle yükümlü kimsenin malını zekat memurundan gizlemesi vardır, ne de mehir olmaksızın değiş-tokuş usulü evlilik yapmak vardır. Sarhoşluk veren her şey haramdır. " (el-Hâris)

1789. Ebû Useyd es-Sâidî der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem) yaş hurma ile üzüm (hoşaflarının) karışımını yasakladı. (Ebû Yala) [96]

1790. Ümmü'd-Derdâ der ki: "Suyunun üçte ikisi gidip üçte biri kalıncaya kadar Ebû'd-Derdâ'ya (hurmadan) hoşaf/şıra kaynatırdım." (Müsedded) [97]

1791. Süveyd b. Gafele naklediyor: Ebû'd-Derdâ içi ziftlenmiş toprak kap (testi) içinde şıra içerdi. (Müsedded)

1792. Vâsıl b. Abdurrahman naklediyor: İbn Abbâs'm şöyle dediğini işittim: "İçki (içmek) büyük günahlardandır.[98] (Müsedded)

1793. İbn Abbâs, Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vssellem)'in şöyle buyrduğumı nakleder: "Aklı başından gidinceye kadar içki içen kimse büyük günahlardan birini işlemiş olur. " (Ebû Ya'lâ) [99]

1794. Hz. Aişe, Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem)'İn şöyle buyurduğunu nakleder: "İçerisinde şıra denilen içecek olan kap yüzükoyun ters çevrildiği gibi, ilk tersyüz edilecek olan İslam'dır. " (Ahmed b. Menî') [100]

el-Kâsım b. Muhammed, Âişe'den aynı hadisi nakletmiştir. (Ebü Ya'lâ) [101]



Sarhoşluk Vermeyen İçeceğin İçilebileceği


1795. Talk b. Ali der ki: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanında otururken Abdülkays kabilesinden bir heyet geldi. Peygamber (sallallahıı aleyhi vesellem) onlara: "Hayırdır, bakıyorum da yüzleriniz sararmış, karınlarınız şişmiş ve damarlarınız açığa çıkmış?!" deyince onlardan biri şu karşılığı verdi: "Reisimiz size gelip bize yarayan şarabın içilip içilemeyeceğini sormuş, siz de yasaklamışsınız. Biz kirli bir çevrede oturuyoruz." Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Hoşunuza gideni ve s İze yarayanı için!" buyurdu.

(Ebû Ya'lâ) [102]

1796. Ebû Vâil der ki: Ömer b. el-Hattâb ile beraber Şam'a cihâda çıktım. Bİr yerde konakladık. O bölgenin reisi Hz. Ömer ile görüşmeye geldi. Ömer'i görüce ona secde etti. Ömer: "Bu secde neyin nesi?" diye sorunca adam: "Biz kralları böyle karşılarız" dedi. Bu defa Ömer: "Seni yaratan Rabbine secde et!" dedi. Daha sonra adam Ömer b. el-Hattâb'a: "Ey mü'minlerin emiri! Size bir yemek yaptırdım, teşrif eder misiniz?" dedi. Hz. Ömer ise: "Senin evinde Acemlerin resimleri var mı?" deyince adam: "Evet" dedi. Ömer: "O zaman senin yemeğinize ihtiyacımız yok, ancak eve gidip bize bir çeşit yemek gönder, başka bir şey gönderme" dedi. Adam gidip Ömer'e yemek gönderdi. Ömer de yedi. Daha sonra Ömer hizmetini gören kişiye: "Azığında o şıradan bir şey var mı?" diye sordu. O da: "Evet" dedi. Çocuk getirip içeceği bir kaba döktü. Ömer şırayı koklaymca, kokusunu beğenmedi. Üzerine üç defa su ilave etti. Sonra içip şöyİe dedi: "Eğer içecek konusunda içinize bir kuşku düşerse, onu böyle bir muameleye tâbi tutun (sulandırın)." (Müsedded)



Kaplar [103]


1797. Meryem binti Târik şöyle der: Ensar'dan bir grup kadınla beraber Aişe'nin yanma gittik. Kadınlar Âişe'ye içki kaplanyla ilgili sorular sormaya başladılar. Âişe şöyle dedi: "Ey müminlerin kadınları! Siz, Resûlullah (sdlaüabn aJeyhi vesellan)'in döneminde birçoğu olmayan kaplarla ilgili sorular soruyorsunuz, sizi sarhoş eden her türlü içecekten uzak durun, şayet testinizin suyu dahi size sarhoşluk veriyorsa ondan da uzak durun, zira her sarhoşluk veren şey haramdır.[104] (Müsedded)

1798. Hz. Aişe şöyle der: "Sarhoş eden hiç bir şeyi helal saymam, velev ki ekmek olsun, ya da su!" (Müsedded)

1799. el-Kâsım ve Salim,[105] Peygamber şöyle buyurduğunu naklediyorlar: Her sarhoşluk veren şey haramdır [106] (Müsedded)


Su Kaplarına Şıra Koymak ve Bu Meselenin Aslı


1800. Abdurrahman b. Cevşen der ki: Ebû Bekre'ye testi içerisinde şıra yapılırdı. Bir gün Ebû Berze uzun bir süreliğine gittiği yerden dönmüştü. Evine vardığında Meyye adında bir kadına Ebû Bekre'yi. ve onun halini sordu. Daha sonra gözü içinde şıra bulunan bir testiye ilişti. Kadına: "Bu testi nedir?" diye sordu. Kadın da: "Ebû Bekre'ye ait şıradır" dedi. Kadına: "Keşke onu bir su tulumuna koysan" dedi ve çıkıp gitti. Kadın şıranın bir su tulumuna konulmasını emretti. Sonra alıp onu bir yere astı. Ebû Bekre geldiğinde, ona Ebû Berze'nin geldiğini ve evlere uğradığını haber verdi. Daha sonra Ebû Bekre su tulumunu görünce şöyle dedi: [107] "Ben bu kaptan asla içmeyeceğim; bal şarap testisine konsa o bal haram, içki.de su kabına konsa o bana helâl mı olacak?! Zira bize yasaklanan kaplan biliyoruz, bize kabak oyuğu, ahşap oyuğu, sırlı yeşil testi, içi zift sıvalı testi yasaklanmıştır. Kabak oyuğuna gelince, bizler Taifte yaşayan Sakîf cemaati olarak üzüm salkımlarını içine boşaltır, sonra onu toprağa gömerdik ve tamamen ölünceye (dönüşüme uğrayıncaya) kadar onu bırakırdık. Ahşap oyuğuna gelince, Yemâme halkı hurma kütüğünü oyar ve içini hurma ile doldururlardı. Suyu akmeaya ve ölünceye kadar onu o hal üzere bırakırlardı. Sırlı yeşil testiye gelince, onlar bize dışarıdan içki dolu olarak gelen kaplardı. Ziftli kaba gelince, onlar da içi ziftle sıvanmış su kaplandır."

(Ebû Dâvud et-Tayalisî, Müsedded, Ahmed b. Menî' ve Bezzâr) [108]



Mürtedin/ Dinden Dönenin Hükmü


1801. Amr b. Şuayb, babasından, o da dedesinden naklediyor: Amr b. el-Âs, Hz. Ömer'e Müslüman olan, ardından küfre sapan, daha sonra tekrar müslüman olup tekrar küfre sapan ve bu eylemi defalarca tekrarlayan kimsenin durumunu iletmek üzere bir mektup yazdı ve bu kişinin Müslümanlığa kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Hz. Ömer de ona: "Allah'ın insanlardan kabul ettiği şeyi sen de kabul et; ona İslam'ı teklif et, şayet kabul ederse aynen müslüman olduğunu kabul et, kabul etmezse kafasını uçur. [109] (Müsedded)

1802. İmrân b. Zabyân, Benî Hanîfe'den bir adamdan naklediyor: Ebû Hureyre bana şöyle dedi: "er-Reccâl'ı tanır mısın?" Ben: "Evet" dedim. Ebû Hureyre: "Ben, Resûlullah (sallaEahu aleyhi vesellem)'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Onun cehennemdeki azı dişi Uhud dağından daha büyük olacak." Bu şahıs önce müslüman olmuş arkasından irtidâd etmiş ve yalancı peygamber Müseylime'ye iltihak etmişti. Şöyle diyordu: "İki koç birbirleriyle kapıştı. Bana en sevimli gelecek sonuçta koçumun galip gelmesidir!" (el-Humeydî) [110]

1803. eş-Şa'bî der ki: Resûlullah (sallallahu aieyhi vesellem) vefat ettikten sonra Arap yarımadasında epey dinden dönenler oldu. Adiy b. Hatim, Tay kabilesinden bin kişi ile geldi. Ebû Bekir, Hâlid b. el-Velîd'i Yemâme'ye gönderdi. Benî Âmir kabilesinden Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'in vazifelendirdiği zekat memurlarını öldürmüş ve onları yakmışlardı. Ebû Bekir, Hâlid b. el-Velîd'e, Benî Âmir kabilesinin fertlerini öldürüp onları yakmasını emretti. Hâlid onları öldürdü. Kadınları bağrışmaya başladı, sonra suyun başına gelinceye kadar yoluna devam etti. Karşısına çıktıklarında Hâlid: "Allahu Ekber, Aliahu Ekber!" diye tekbir getirmeye başladı. Onlar da: "Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullah" ("Şahadet ederiz ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şahadet ederiz ki Muhammed Allah'ın elçisidir) dediler. Hâlid bu şehadeti duyunca onların üzerine gitmekten vazgeçti. (Ebû Ya'la) [111]


Tövbe Etmeleri İstendikten Sonra Dinden Dönenlerin Sürülmesi


1804. Kays b. Ebî Hazım naklediyor: Bir adam Benî Hanife'nin mescitlerinden birine uğradı. Mescid imamının Müseylime'nin uydurduğu şu âyetleri okuduğunu gördü: "Öğüttükçe öğütenlere, hamuru yoğurdukça yoğuranlara, ekmeği ufak ufak doğradıkça doğrayanlara, o ekmekleri lokma lokma yutanlara......" Bunun üzerine Abdullah'ı gönderdi. Abdullah onları alıp geldi, hepsi Müseylime'nin uydurduğu âyetleri okuyorlardı. Abdullah: "Biz bu şeytanları rezil-rüzvay edecek değiliz. Onları Şam'a sürün, umulur ki Allah onları yaralamak ve veba hastalığına duçar etmek suretiyle helak eder." (İshâk) [112]

Derim ki: Dinden dönenlerle ilgili zikredilen bu olay, Ebû Dâvud ve daha başka muhaddisler tarafından Harise b. Mudarrib'den, o da İbn Abbâs'dan rivayet edilmiş

olup, içerisinde buralarda zikredilenlerden hiç biri yer almamaktadır. [113]


Mürtedin/ Dinden Dönenin Tövbesi Kaç Kere Kabul Edilir?


1805. Câbir, Resûllah aleyhi vesellemj'in dört kez İslâm'dan dönen kişinin tövbe etmesini istediğini nakleder. (Ebû Yala) [114]


Şer'i Cezayı Az Ya da Çok Uygulayanlar


Huzeyfe'nin rivayet ettiği hadis "Âdil hükümdar" bölümünde geçecektir. [115]



Şüphe Durumunda Cezanın Askıya Alınması


1806. Abdullah (b. Mes'ûd) şöyle der: "(Şüphe durumunda) Allah'ın kullarından şer'i cezaları kaldırın/askıya alın." (Müsedded) [116]

Hz. Ali'den rivayet edilen hadis "Hırsızlık" bölümünde zikredilecektir. [117]


Örtmeyi Teşvik


Bu konu ile ilgili olarak Hz. Ömer'den nakledilen hadis "nikâh bölümünün başında "veliler" bahsinde zikredilmişti. [118]


Hasta Olan Kişiye de Şer'i Cezanın Uygulanacağı


1807. İbn Abbâs naklediyor: Resûlulîah (saMahu aleyhi ve3eUem)'in Ehl-ı beytine ait bir hizmetçi zina etti de Resûlulîah (sallallahu aleyhi veseUem): "Ey Ali! Ona şer'î cezayı uygula!" buyurdu. (Hamile olması sebebiyle) Ceza doğuma kadar ertelendi. Daha sonra Hz. Ali elli sopa vurdu. Bilahare Hz. Ali, Peygamber (sallallahua]eyhive3ellem)'e gelerek durumu ona naklettiğinde Resûlulîah (sallallahualeyhivesellem): "İsabet ettin/doğru karar verdin" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [119]

1808. Abdullah b. Ebî Bekir (ki bu zat İbn Amr b. Hazm'dır) babasından naklediyor: Hz. Ömer bir adama hasta iken şer'i cezayı uyguladı ve şöyle dedi: "Kendisine şer'i ceza uygulanmadan önce ölmesinden korkuyorum." (Müsedded) [120]


Lezbiyenlik


1809. Vasile b. el-Eska' Resûlullah (sallaDahu aleyhi veseHemfin şöyle buyurduğunu nakleder: "Kadının kadınla livatası kadınlar arası zinadır. " (Ebû Ya'la) [121]


Sadece Faili Tarafından Bilinen Bir Suçu İtiraf etmenin Hükmü


1810. Huleyd naklediyor: Bir adam Hz. Ali'ye gelerek: "Ben şer'i bir suç işledim" dedi. Hz. Ali etrafındakilere: "Ona hangi suçu işlediğini sorun!" diye emretti. Ancak adam işlediği suçu söylemedi. Bunun üzerine Hz. Ali: "Vurmayın diyene kadar ona vurun!" dedi.



Haddi/ Cezayı Gerektirmeyen Günahları İşleyenler


1811. Saîd b. Abdurrahman b. Ebî'1-Amyâ naklediyor: Sehl b. Ebî Umâme b. Sehl, babasıyla birlikte Enes'in huzuruna girdi... Sabah erkenden kalkıp "Bineğimize binip etrafı ibretle izlemeye koyulalım" dediler. Enes: "Evet olur" dedi. Hepsi bineklerine binip yola koyuldular, derken ahâlisi helak olmuş, soyları kurumuş ıssız bir yerleşim birimine geldiler. Enes'e: "Bu evlerin kime ait olduğunu biliyor musun?" diye sordular. O da: "Nereden bilebilirim" diye karşılık verdi. Bunun üzerine şöyle dediler: "Bunlar kendilerini azgınlık ve hasedin helak ettiği insanların evleri; zira hased iyiliklerin nurunu/ışığım söndürür, azgınlık ta bunu doğrular veya yalanlar; göz zina eder, aynı şekilde avuç, ayak, el ve dil de zina eder, fere ise bunu tasdik eder veya yalanlar." (Ebû Yala) [122]


Recin (Taşlayarak Cezalandırma)


Câbir'in recm ile ilgili rivayet edilen hadisi Mâide sûresinin tefsir edildiği bölümde zikredilecektir.

1812. Enes b. Mâlik der ki: Resûlullah (saMahu aleyhi vedian) recm cezasını uyguladı, aynı şekilde Ebû Bekir ve Ömer de uyguladılar, onların izinden gitmek sünnettir. (Ebû Ya'la) [123]


Mut'a Nikâhı [124]


1813. İbn Ömer naklediyor: Hz. Ömer dedi ki: "Mut'a (nikâhı) hakkında bir hüküm vermiş olsaydım, recm cezası verirdim." (Müsedded) [125]


Hırsızlığın Cezası


1814. Abdürrabbihi b. Ebî Umeyye naklediyor: el-Hâris b. Abdullah b. Ebî Rabîa ve İbn Sabit el-Ahvel ona şunları nakletmişlerdir: Resûlullah (salMahu aieyhi vesellem)'in huzuruna bir köle getirilip: "Bu hırsızlık yaptı, delil mevcut olup çaldığı şey de üzerinde yakalandı" denildi. Bunun üzerine Resûlullah (saHallabıı aleyhi vesellem): "Bu, mallan olmayan fakir yetimlere ait bir köledir, kendisinden başka birşeyleri yoktur" deyip serbest bıraktı. Sonra aynı suçla ikinci defa, sonra üçüncü defa, sonra dördüncü defa huzuruna getirildi ve her defasında Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) onu serbest bırakıyordu. Arkasından aynı suçla beşinci defa huzuruna getirilince elini kesti. Bilâhare altıncı kez aynı suçla yakalanınca ayağını kesti, arkasından yedinci defa huzuruna getirilince diğer elini kesti, bir süre sonra sekizinci kez huzuruna getirildiğinde bu defa diğer ayağını kesti. el-Hâris şöyle der: "Bununla Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) dörde dört uygulama yapmış oldu, yani dört defa affetti, dört defada cezalandırdı." (jshâk ve el-Hâris) Bu hadis mürseldh, el-Hâris ve İbn Sabit sahibi değillerdir. [126] Bu hadisi ayrıca Ebû Dâvûd mürsel rivayetleri ihtiva eden K. el-Merâsîl'de nakletm iştir.

1815. Abdullah b. Amr b. Osman b. el-Hadramî naklediyor: O, hırsızlık yapan bir kölesini Hz. Ömer'in huzuruna getirdi ve: "Bu şahıs, aileme ait bir ayna çaldı ki, o benim için atmış dirhemden daha değerlidir" dedi. Bunun üzerine Ömer o zâta: "Size hizmet eden malınızı almıştır" dedi.[127] (el-Hâris)

1816. Muhammed b. Abdurrahman b. Sevbân naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellemj'e bir örtü çalan bir adam getirildiğinde kendisine: "(Gerçekten) çaldın mı? Senin çaldığını sanmıyorum" buyurdu. Adam: "Evet yâ Resûlallah, çaldım" deyince ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem): "Alıp götürün ve elini kesin, daha sonra da tedavi edin ve yanıma getirin" buyurdu. Elini kesip diktiler ve ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem)'e getirdiler. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) ona: "Allah'a tövbe et!" buyurunca adam: "Allah'a tövbe ettim" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahualeyhiveseilem) "Allahım! Tövbesini kabul buyur!" diye dua etti. [128] (Müsedded)

1817. el-Hasan (el-Basrî) naklediyor: Bir adam, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e hırkasını çalan bir kişiyi getirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseîlem) elinin kesilmesini emredince adam: "Yâ Resûlallah! Hırkamın bir müslümanm elini kestirecek bir kıymette olduğunu bilmiyordum" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ise: "Bunu daha önce söyleseydin ya!" buyurdu. (el-Hâris) [129]

1818. İbn Ebî Müleyke naklediyor: Amr b. Abdullah b. Ebî Rebîa'nın bir hizmetçisi hırsızlık yapmış ve İbnu'z-Zübeyr'in huzuruna getirilmişti. Îbnu'z-Zübeyr adamın karışla Ölçülmesini emretti; adam ölçüldü ve altı karış çıktı. Bunun üzerine elini kesti. (Müsedded)

1819. Aynı şekilde bize şunları nakletti: Hırsızlık yapan Iraklı bîr kölenin durumu Hz. Ömer'e yazılı olarak bildirildiğinde cevaben şunları yazmıştı: "Onu altı karış uzunluğunda bulursanız elini kesin." Adamı ölçtüler, altı karıştan bir parmak az geldi, serbest bıraktılar. Bundan dolayı adama: "Bir parmaklık" anlamında "Nümeyle" ismi verildi. (Müsedded} [130]

1820. Süleyman b. Yesâr naklediyor: Hırsızlık yapan bir köle Hz. Ömer'in huzuruna getirildi, karışla ölçülmesini istedi. Adam ölçüldüğünde altı karıştan bir parmak eksik çıktı. Serbest bırakıldı ve ona bir parmak anlamında "Nümeyle" ismi takıldı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [131]

1821. Hasan (el-Basrî), Hz. Ali'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "(Bir hırsızdan) bir el ve bir ayaktan fazlasını kesmem." (Müsedded) [132]

1822. Muâz b. Abdullah b. Hubeyb, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in ashabından olan Abdullah el-Cühenî'den Allah'ın Resulü (sallalîabu aleyhi vesel]em)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim hırsızlık yaparsa elini kesin, daha sonra bir daha hırsızlık yaparsa bu defa ayağını kesin, arkasından bir daha yaparsa diğer elini kesin, peşinden bir daha hırsızlık yaparsa diğer ayağını kesin." (Ahmed b. Menî'} [133]

1823. Ebû Matar şöyle dedi: Hz. Ali'nin huzuruna bir adamın getirildiğini gördüm. Hz. Ali'ye: "Bu şahıs bir deve çaldı" dediler. Adam huzuruna getirilince Hz. Ali ona: "Senin hırsızlık yaptığını sanmıyorum" dedi. Adam: "Evet yaptım" dedi. Bu defa Ali: "Belki de yaptın gibi gelmiştir sana" dedi. Adam: "Hayır, hırsızlık yaptım" dedi. Bunun üzerine Ali: "Ey Kamber! Git parmağını bağla ve ateşi yak, sonra da kesmesi için celladı çağır, sonra da ben gelinceye kadar bekle!" dedi. Geldiğinde adama bir daha: "Hırsızlık yaptın mı?" diye sordu. O da: "Hayır, yapmadım" dedi. Bunun üzerine onu serbest bıraktı. Etrafındakiler: "Ey mü'mİnlerin emiri! Suçunu itiraf etmişken neden bıraktın?" deyince Hz. Ali şu cevabı verdi: "İtirafı üzerine tutuklar, ağzından çıkan sözle de serbest bırakırım." Akabinde Hz. Ali şöyle dedi: Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem/e hırsızlık yapan birisi getirildi; kesilmesini emretti ve sonra ağlamaya başladı. Kendisine: "Yâ Resûlallah! Niçin ağlıyorsun?" denildiğinde şu cevabı verdi: "Ümmetim sizin gözleriniz önünde kesilirken nasıl ağlamayayım?!" Bunun üzerine: "Yâ Resûlallah! Affetseydin ya!" deyince şu cevabı verdi: "Allah'ın koyduğu cezaları uygulamayıp affeden hükümdar, kötü hükümdardır, ancak sizler, birbirinize karşı şer'i cezalarda affedici olun. " {Ebû Ya'la) [134]



Eşi Evinde Bulunmayan Kadınların Yanında Oturmanın Yasak Olduğu


1824. Abdullah b. Amr der ki: "Eşi evde olmayan kadının yatağında oturan kimse, kıyamet günü aslanlar tarafından eti koparılmış kimse gibidir." (EbûYa'lâ) [135]

1825. İbn Avn, Muhammed (b. Sîrîn)'den rivayet ediyor: Sınır boylarında görev yapan bir kişi Hz. Ömer'e geldi, ok torbasını açtığında içinden şunlar yazan bir kağıt çıktı:

Ebû Hafs'a (Ömer'e) bizden elçi gönderin,

Canımız ona feda olsun; söyleyin, sınır boylarında iken

Kadınlarımızdan uzak olduğumuzu bilsin.

Benî Sa'd b. Bekr, Eşlem, Cüheyne ve Gijâr kabilelerinden kadınların,

Süleym kabilesinden Ca de nin eziyetlerine

Ve tartaklamalarına maruz kaldığını bilsin.

Asil bir toplulukta kadınların bağlanıp

Kendilerine eziyet edildiği görülmemiştir, bilsin!"

Bunun üzerine Hz. Ömer: "Bana Ca'de'yi çağırın!" dedi. Geldiğinde onunla konuştu. Ca'de suçunu itiraf etti. Hz. Ömer de ona yüz kırbaç vurdu ve kocası evde bulunmayan kadınların evine girilmesini yasakladı. (el-Hârİs)



Devlet Başkanına İftirada Bulunan Kişiye Ta'zir/Kınama Cezası Verilmesi


1826. Ebû Useyd'in azatlı kölesi Ebû Saîd naklediyor: Hatırladığım kadarıyla Mekke'de bir grup insan Hz. Âişe'nin çadırı etrafında bulunuyorlardı. Yanlarından Osman geçti. Ben hariç orada bulunanların hepsi Osman'a lanet etti (veya sövdü). Ona lanet edenler (veya şovenler arasında) Kûfeli bir adam da vardı. Hz. Osman, Kûfeli bu kişiye karşı daha çok öfkeli idi ve kendisine: "Ey Kûfeli! Bana küfrediyorsun demek ha!" deyip onu tehdit eder gibi bir üslup kullandı. Medine'ye geldiğinde Kûfeliye Talha ile beraber Osman'a gitmesi istendi. Talha onu Osman'a götürdü. Osman: "Allah'a yemin olsun ki, sana yüz sopa vuracağım!" dedi. Talha ise şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki, zina suçu işlemedikçe ona yüz sopa vuramazsın!" Bunun üzerine Osman: "Sana verilen yardımı keseceğim" deyince Talha: "Ey Kûfeli! Allah rızkını verir" dedi. (İshâk} [136]



Devlet Başkanına Dil Uzatanın Susturulması


1827. Aynı isnâdla şöyle geçmektedir: Hz. Osman ile Hz. Âişe arasında bir sorun çıktı ve birbirleriyle tartışmaya başladılar. Hz. Âişe yüksek sesle konuşmaya başlayınca Osman tekbir getirdi. Etraftaki insanlar da aynı şekilde tekbir getirdi. Osman bunu Âişe'nin sözü etrafa yayılmasın diye iki kez tekrarladı. Âişe de bu durum karşısında sustu. (İshâk)



Tâzir Cezasının Miktarı


1828. Abdullah b. Ebî Bekir, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Had cezası hariç Allah'a ve âhiret gününe iman eden birinin, birine on sopadan fazla ceza uygulaması helâl değildir."

(el-Hâris)

1829. Abdullah b. Ebî Bekir b. el-Hâris b. Hişâm'ın Rûm diyarına düşen bir köyde köleleri vardı. Bu köleler birbiriyle dövüştü, o da her birine ceza olarak üçer sopa vurdu... Sonra râvi yukarıdaki hâdiseye benzer bir hâdise anlattı.[137] (el-Hâris)



Töhmet (Zanlı) ve Ma'siyet Ehlinin (Büyük Suç/Günah İşlemiş Sabıkalıların) Evden Kovulması


1830. Sâ'd b. Mâlik, Resûlullah (saüaMıu aleyhi vesellem) ile beraber Mekke'de bir kız istemeye gitmiş ve: "Keşke onu gören ve hakkında bize bilgi verebilecek olan birisi yanımızda olsa" demiş. Bunun üzerine adı Hiyt olan bir kişi: "Onu ben sana tasvir edeyim: Karşıdan geldiğinde altı ayak üzerine yürüdüğünü, [138] dönüp gittiğinde ise dört ayak üzerinde yürüdüğünü sanırsın." Resûlullah (salbEahu aleyhi veseüem) bu sözü duyunca: "Böyle konuşmak hoş değildir, bu zât kadınlarla ilgili meselelere pek ilgili birisidir" buyurdu. Bu şahıs, Mekke'de Hz. Sevde'nin yanma girer çıkardı; ancak Medine'ye geldiklerinde yanına yaklaştırmadı. Hz. Ömer'in hilafetine kadar bu durum böyle devam etti. Hz. Ömer onun sadece cuma günü Medine'ye girip, oradan sadaka babından bir şeyler almasına müsâde ederdi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [139]



Hapis


1831. Ebû Ya'lâ der ki: Bize Ahmed b. Hatim et-Tavîl, İbn Huseym b. Irak'tan, o babasından, o da dedesinden, o da Ebû Hureyre'den Resûlullah (sallaUahu aleyhi veseltem)'in bir ithama/suçlamaya karşılık ihtiyaten bir tam gün hapis cezası (gözaltı) verdiğini nakleder. [140]


Kazif (Zina İftirasında Bulunma Suçu)


1832. Hasan (el-Basrî) der ki: Bir adam diğerine: "Hanımınla yaptığın her ilişki zinadır" dedi. İftiraya uğrayan şahıs da durumu Hz. Ömer'e nakledince Ömer: "Sana helal olan bir şeyle sana iftira etmiştir!" dedi. (Müsedded) [141]



KISAS KİTABI


Taşla Adam Öldürene Kısas Uygulaması


1833. Mirdâs naklediyor: Bir adam diğerini taşla vurup öldürdü. Fail Resûlullah (sallaflahu aleyhi veseDem/in huzura getirildi, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de ona kısas uyguladı. (Müsedded) [142]

Muhamraed b. Câbir zayıf bir ravidir. Ayrıca Haccâc b. Artât, bunu Ziyâd b. Ilâka'dan, o da Hz. Peygamber (saUaliahu aleyhi vesdlem)'e yetişmiş olan bazı yaşlı kimselerden nakletmiştir. Haccâc, hakkında söz söylenmiş bir ravidir. Ayrıca bunu el-Velîd b. Ebî Sevr, Ziyâd'dan, o da Mirdâs b. Urve'den nakletmiştir: Mahalleden bîr adam bir kardeşini taşla vurarak öldürüp kaçtı. Onu Ebû Bekr'in yanında bulduk, alıp Resûlullah (sallallahu aleyhi veseEera)'e götürdük. Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem) de ona kısas uyguladı.

Hadisi Ibnu's-Seken Kitâbu's-Sakâbe'de tahric etmiş, Buhârî ise et-Târih'âe zikretmiştir. İsnadı ceyyiddir.



Dünyada Kendisine Kısas Uygulanmayan Kimseye Ahirette Kısasın Uygulanacağı


1834. Ümmü Seleme bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi hizmetçilerinden birisini çağırmıştı da hizmetçi biraz ağırdan almıştı ve geç gelmişti. Bunun üzerine Resûlullah (salMlahu aleyhi vesellem): "Kıyamet günü kısas uygulamasından korkmasaydım, şu misvak çubuğuyla seni İyi bir açılırdım." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ)

1835. Ümmü Seleme naklediyor: Resûlullah (salkMıu aleyhi vesellem) benim evimdeydi. Elinde de misvaktan bir çubuk vardı. Bir hizmetçisini çağırmıştı, ancak geciktiği için Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in öfkesi yüzüne vurmuştu. Dışarı çıkıp hizmetçiye baktım. Bir kuzuyla oynadığını gördüm. Kendisine: "Bakıyorum da, şu kuzuyla oynuyorsun, oysa Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) seni yanına çağırmıştı" dedim. Hizmetçi, Resûlullah (sallaöahu aleyhi vesellem)'in yanma gelip: "Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, beni çağırdığını duymadım" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kısas korkusu olmasaydı, şu misvak çubuğuyla seni iyi bir haslardım" buyurdu. [143] (Ebû Ya'lâ)



Ölüm Dışında Kalan Kısas


1836. Amr b. Dinar, İbnu'z-Zübeyr'in bir tokatlama eylemine kısas uyguladığını ifade etmiştir. (Müsedded) [144]

1837. Amr b. Dinar, Câbir'den naklediyor: Bir adam bir başkasını ok ile dizinden yaraladı. Adam, Resûlullah gelip karşı tarafa kısas uygulanmasını istedi. Kendisine, adam iyileşince uygulansın teklifi yapıldığında, kabul etmedi ve acilen uygulanmasını istedi. Kısas uygulandı. Adamın kendi ayağı iyileşmedi, ancak kısas uygulanan şahsın ayağı iyileşti. Bunun üzerine Peygamber (saUallahu aleyhi vesellemj'e geldi; ona: "Artık hiç bir hakkın kalmadı, baştan razı olmadın" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [145]

1838. Katâde, Saîd b. el-Müseyyib'in kendilerine şu hâdiseyi naklettiğini ifade etmiştir: Hz. Ömer kendisine kısas uygulanan, sonra da vefat eden kişi ile ilgili olarak şöyle derdi: "O, bir hak karşılığında öldürülmüştür, diyet karşılığında değil.[146] (Müsedded)

1839. Yine Katâde, Hz. Ali'nin şu sözünü nakleder: "Allah'ın Kitabında kısas sonrası ölen kişi ile ilgili olarak herhangi bir diyet söz konusu değildir.[147] (Müsedded)

1840. Ebû Ma'şer, İbrahim'den İbn Mes'ûd'un şu sözünü nakleder: "Kısas sonucu ölen kimsenin aldığı yara oranı düşürülür, geri kalan kısmı ise tazmin edilir. [148]



Müslânın (Göz, Burun, Kulak, vs. Organların Kesilmesi)'nin Yasak Olması


1841. Esma binti Ebî Bekr der ki: Resûlullah (salhlfehualeyhi veseUem)'in müslâyı yasakladığını işittim. (Ishâk) [149] Derim ki: Kays b. el-Ahnafm kim olduğunu bilmiyorum; bilinen kişi el-Ahnaf b. Kays'tır; ancak bu durumda Yezîd b. e. Ziyâd onu idrak etmemiştir.


Diyetler


1842. Ömer'in azatlı kölesi Eşlem naklediyor: Hz. Ömer'in bu minbere çıbp insanlara sünnetleri öğrettiğini işittim. İnsanlara öğrettiği şeyler arasında şunlar da vardı: "Köprücük kemiğine karşılık bir deve, azı dişine karşı bir deve, kaburga kemiğine karşılık da bir deve diyet vardır. (Müsedded)

1843. Eşlem bildiriyor: Ömer b. el-Hattâb'ın şöyle dediğini işittim: "Azı dişine karşılık bir deve, kaburga kemiğine karşılık bir deve, köprücük kemiğine karşılık bir deve diyet vardır.[150] {Müsedded)

1844. Saîd b. el-Müseyyib naklediyor: Ömer b. el-Hattâb, başparmak ile onun yanı başındaki parmağa, avucun diyetinin yarısını takdir ederdi. Başparmağa on beş, yanı başmdakine on, orta parmağa on, onun yanındakine dokuz ve küçük parmağa da altı takdir ederdi. Osman b. Affan'a gelince, Resûlullah (sallalbhuakyhivesellem) tarafından Amr b. Hazm'a yazılmış bir ferman buldu, içerisinde: "Her parmak için on-on diyet vardır" yazılıydı. Bunun üzerine Osman her parmağa on takdir etti.[151] (Müsedded)

1845. İbnu'l-Müseyyib şöyle der: "Ömer b. el-Hattâb, başparmak ile onun yanı başındaki parmağa avucun yarısı oranında bir diyeti takdir ederken, orta parmağa on, onun yanındakine dokuz ve küçük parmağa ise altı takdir ederdi." Saîd der ki: Tâ ki Amr b. Hazm'a yazılmış bir ferman buluncaya kadar ki, o fermanda: "Her parmağa on vardır" yazılı idi. Saîd der ki: "Ondan sonra parmaklarda on-on uygulamasına gidildi. [152] (İshâk) Bu hadisin isnadı Saîd b. el-Müseyyib'e kadar sahîh muttasılda; şayet onun Hz. Ömer'den hadis dinlediği kesinlik kazanırsa.

1846. Ebû Miclez naklediyor: Bir adam İbn Ömer'e sağlam gözü oyulan şaşı birinin durumunu sordu da Abdullah b. Safvân şöyle dedi: "Ömer b. el-Hattâb bu konuda diyet verilmesine hükmetti." Bunun üzerine adam İbn Ömer'e: "Ben sana soruyorum (başkası cevap veriyor)" deyince İbn Ömer: "Sen bana soruyorsun, bu da sana Ömer'in verdiği hükmü söylüyor" dedi. (Müsedded) [153]

1847. Âsim b. Kuleyb, babasından naklediyor: Hac mevsiminde iken Hz. Ömer'le bir araya geldim. Konakladığı çadırın arkasından şöyle seslendim: "Ey ahali, ben falan oğlu falan el-Cermî'yim, bir yeğenimizin falancalara esir düşmüş bir kardeşi var, karşı tarafa Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in bu konuda takdir ettiği miktarı teklif ettik, ancak reddetti." Bunun üzerine Hz. Ömer çadırının bir kenarını kaldırıp şöyle dedi: "Peki, karşı tarafı tanıyor musun?" dedi. Ben: "Evet, şu zat" dedim. Ömer de: "Onu alıp götürün de

Resûlullah (saüalLahu aleyhi veseUem)'in verdiği hükmü yerine getirsin" dedi. Ravi der ki: Biz kendi aramızda Resûiullah (sallallahu aleyhi-vesellem)'in verdiği hükmün dört deve olduğunu konuşurduk.[154] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1848. Saîd b. el-Müseyyib, Hz. Ömer'in anne, üvey kardeşlere diyetten* pay ayırmadığını nakletmiştir.[155] (Müsedded)

1849. Hz. Ali der ki: "Annenin üvey kardeşleri, üvey kardeşlerden birinin öldürülmesi durumunda, diyetinden herhangi bir pay almazlar." (Ebû Ya'la) [156]

1850. Ömer b. Sahbân naklediyor: Amr b. Ma'dîkerib, Kinâne oğullarından bir adamın başını beyin zarına kadar yaraladı, Ömer b. el-Hattâb kendisine kısas uygulamak istedi, ancak el-Abbâs b. Abdulmuttalib şöyle dedİ: Resûiullah (saMİahu aleyhi veseüem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Beyin zarına kadar işleyen yaralarda, içe nüfuz eden yaralamalarda ve kemik kırmalarda kısas yoktur." Bunun üzerine Hz. Ömer ona diyet cezası verdi. (İshâk ve Ebû Ya'lâ) [157]

1851. Ömer b. Abdurrahman, bizzat ismini verdiği bir zattan, onun da Sakîf kabilesinden bizzat ismini verdiği bir şahıstan naklediyor: Ben, Ömer b. el-Hattâb'ın yanında iken bir bedevi gelip baş yarığının diyetini talep etti. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Biz aramızdaki küçük yaralardan diyet talep etmeyiz" dedi. (Müsedded) [158]

1852. Hârice b. Abdullah b. Ka'b b. Mâlik, babasından, o da dedesinden naklediyor: Cahiliye döneminde diyetin üçte biri hemen alınırdı. Şayet yanımızda yoksa borç sayılırdı. İslâm gelince Resûiullah (saMahualeyhi vesellein/in sünnet olarak bize getirdiği şeylerden biri de Kureyş ve Ensar'a diyetin üçte birini ödeme uygulamasını getirmesiydi.[159] (el-Hâris)

1853. Şibh-i amd (taammüde yakın yaralamalar) ile ilgili durum hakkında Hz. Ali şöyle demiştir: "Değnek ile vurma veya ağır taşla vurmanın.diyeti üç şeyle gerçekleşir: Üçte biri beş yılını doldurmuş develerden, üçte biri de altı ilâ sekiz, yaş arası develerdendir." Yezîd der ki: "Biz Hz. Ali'nin sadece: dediğini biliyoruz. [160] (el-Hâris)

1854. Câbir naklediyor: Hüzeyl kabilesinden iki kadın birbiriyle dövüştüler, biri diğerini öldürdü... Câbir der ki: Ölen kadın Limile idi. Bunun üzerine öldürülen kadının yakınları: "Kadın hamile idi ve bu sebeple çocuğunu düşürdü" dediler. Öldüren kadının yakınları Resûlullah (sallallahu akyhi vesel]em)'in kendilerine o çocuğun diyetini ödetmelerinden korkup: "Yâ Resûlallah! Biz yememiş, içmemiş ve bir hayat emaresi göstermemiş bir çocuğun diyetini mi ödeyeceğiz?" demeleri üzerine Allah'ın Resulü (saMahu aleyhivesellem): "Bu söyledikleriniz Cahiliye tekerlemesidir" buyurdu ve bir köle veya bir câriye verilmesine hükmetti. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [161]

1855. Ebu'l-Melîh naklediyor: Hamel b. en-Nâbiğa'nın Müleyke ve Ümmü Afif diye iki hanımı vardı. Biri diğerine taş atıp öldürmüş ve karnındaki çocuğun düşmesine sebep olmuştu. Durum Peygamber (sallallahu aleyhi veseUem)'e iletildiğinde, diyetin öldüren kadının yakınları tarafından ödeneceğine karar verdi. Ceninin diyeti olarak ta bir köle ya da câriye verilmesine hükmetti. Kadının velisi (veya babası): "Yâ Resûlallah! Biz

1 yememiş içmemiş ve bir hayat emaresi göstermemiş bir çocuğun diyetini mi ödeyeceğiz?" eleyince Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem): "Cahiliye döneminin tekerlemeleri ile işimiz yoktur]" buyurdu. (el-Hâris) [162]

1856. Hz. Aişe naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem/m kılıcının kabzasında şunlar yazılı İdi: "insanların en azgını, kendisine vurandan başkasına vuran, kendisini Öldürenden başkasını öldüren, kendisine düşen nimetten başka bir nimete talip olan kişidir. Kim böyle yaparsa Allah'ı ve Resulünü inkâr etmiş olur ve bu kişiden diyet olarak hiçbir karşılık kabul edilmez-" Bir başka rivayette ise şöyle geçmektedir: "Müzminlerin kanları ve malları birdir, en zayıflan onların hizmetine koşar. Bir kafire karşılık müslüman öldürülmez, müslümanların uhdesinde olan kişiye de dokunulmaz, iki din mensubu birbirine vâris olmaz- kadın halası ve teyzesiyle aynı anda bir nikâhta olamaz. İkindiden sonra Güneş batana kadar namaz kılınmaz- Kadın mahremi olmadan üç günlük sefere çıkamaz." (Ebû Ya'İâ) [163]


Hatâen/Yanhşhkla Öldürmelerde Diyet ve Diyetin Affedilmesi


1857. Mücâlid naklediyor: Cüheyne kabilesinin reisinin bana naklettiğine göre Cüheynelilerden bir grup esiri yakalayıp Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) getirmişler. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Onu götürüp ısıtın (bakın)" buyurdu. Ancak ısıtmak/bakmak anlamında kullanılan fiil kendi lehçelerinde Öldürmek anlamına geliyordu. Adamı alıp götüı; Kiler ve öldürdüler. Daha sonra Peygamber (saîlallahu aleyhi vesellem) kendilerine esirin durumunu sorunca: "Yâ Resûlallah! Sen bize öldürmemizi emrettin, biz de öldürdük" dediler. Peygamber (sallaflahü-aleyhi vesellem): "Ben size nasıl böyle bir şey söyledim?" diye çıkıştığında onlar: "Sen bize Bu hizmetçilerden her biri yüz şehirden sorumlu olacak; her şehirde yüz bin saray olacak, her sarayda altın, gümüş, inci, yakut, zeberced, lü'lü' ve nurdan yüz bin ev olacak, içerisinde eşleri, tahtları ve hizmetçileri bulunacak. En küçük sarayına insan ve cinlerin tümü ve onların bir milyon katı gelip oraya konaklayacak olurlarsa, o en küçük saray onları rahatlıkla alacak, içerisinde diledikleri kadar ev, hizmetçi, meyve, yemek, içecek bulunacak. Her saray içerisinde anılan şeyler, diğer bir saraya ihtiyaç duymayacak kadar yeterli bulunacak. Orada bulunanların en düşük mertebede olanı Allah Teâlâ'nın cemâli ile sabah ve akşam müşerref olacak. Allah Teâlâ bütün kerametin kendisine verilmesini emredecek ve mübarek yüzüne nazar kılmasına müsade edecek." (el-Hâris)

Bu hadis uydurmadır, bunu iftira eden, ne kadar cüretkar, ne kadar da cahil cesareti sahibiymiş! [177]


Şehit İsminin Sadece Savaş Meydanında Öldürülen Kimseye Verilmesinin Yasaklanması


1875. Kbu'l-Bahterî et-Tâî naklediyor: Bir grup insan Kûfe'de Ebu'l-Muhtâr (yani el-Muhtar b. Ebî Ubeyd'in babası) ile beraber kendi adıyla anılan Ebû Ubeyd köprüsünün olduğu yerde öldürmüşlerdi. Kılıçlarıyla düşmanın üzerine bir hamle yapmış ve iki veya üçü hariç hepsi öldürülmüşlerdi. Buraya geldiklerinde Hz. Ömer onlara vâzü nasihatte bulunmuş ve: "O öldürülen arkadaşlarınız hakkında neler söylediniz?" diye sormuştu. Onlar da: "Onlar için Allah'tan af diledik ve onlara dua ettik" dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer ısrarla: "Mutlaka onlar hakkında söylediklerinizi bana söyleyeceksiniz" dedi. Onlar tekrar: "Onlar için Allah'tan af diledik ve dua ettik" dediler. Hz. Ömer bir daha: "Onlar hakkında söylediklerinizi söylersiniz yahut tarafımdan sert bir davranışa maruz kalırsınız!" diye çıkıştı. Onlar: "Şehittirler" dedik. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: "Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a, Muhammed'i hak peygamber olarak gönderene ve O'nun İzni olmaksızın kıyametin kopmayacağı Zât'a yemin olsun ki, Peygamber hariç hayatta olan birisi Allah Teâlâ'nın ölü birisi hakkında takdir ettiği-şeyi bilemez. Muhammed'i hak ile gönderen ve izni olmadan Kıyametin kopmayacağı Zât'a yemin olsun ki, gösteriş için çarpışan, milliyet/asabiyet için savaşan, dünyalık şey uğruna savaş yapan ve ganimet elde etmek için cihâda çıkan kimseler vardır. Allah yolunda savaşanlar içerisinde besledikleri niyete göre bir ödüle ve cezaya nail olurlar." (el-Hâlis) Kavileri güvenilir kimselerdir, ancak hadis munkatıdıi.



Cihatta Niyet


1876. Hanân b. Hârice, Abdullah b. Amr'dan naklediyor: Abdullah bana şöyle dedi: "Ey Hanân.1 Önce nefsinden başla ve onunla cihat et.' Ey Abdullah! Nefsinle başla ve ona bir izzet kazandır. Zira sen cihattan kaçar halde Öldürülürsen Allah seni firar etmiş bir vaziyette diriltir, gösteriş uğrunda Öldürülür sen Allah seni mürai/riyakâr olarak diriltir; ama sırf Allah rızasını umarak ve sabır göstererek Öldürülürsen Allah seni rızasına nail olmuş ve sabretmiş kul olarak diriltir.[178] (Ebû Ya'lâ)

1877. Zü'1-kelâ' el-Himyerî der ki: Hz. Ömer'in şöyle dediğini işittim: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Savaşanlar kıyamet günü niyetlerine göre diriltileceklerdir.[179] (Ebû Ya'lâ)


Şehidin Öldürüldüğü Yerde Defnedilmesi


1878. Abdullah b. Muayye es-Suvâî naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in ashabından iki kişi Benî Salim kapısında öldürüldüler, bu durum Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem/e iletildiğinde öldürüldükleri yerde defnedilmelerini emretti. Bunun üzerine alınıp defnedilmek üzere oraya doğru götürülürken yol üzerinde Benî Hilâl'in bir kabristanına denk gelindi ve orada defnedildiler. (İbn Ebî Ömer} [180]


Cihâdın Fazileti


Cihatta iken öldürülmenin -emânet hariç- bütün günahlara kefaret olduğu" ile ilgili hadis, Nisa sûresinin tefsiri bölümünde yer alacaktır.

1879. Ebû Zür'â b. Amr b. Cerîr bildiriyor: Hz. Ömer, içlerinde Muâz b. Cebel'in de bulunduğu bir orduyu cihâda gönderdi. Ordu yola çıktıktan sonra Muâz'ı gördü ve: "Hayırdır, niye onlarla çıkmadın?" diye sordu. Muâz da: "Cuma namazını kılayım da öyle çıkayım diye arzuladım" deyince Ömer b. el-Hattâb şöyle dedi: "Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem)' in şöyle buyurduğunu işittim: Allah yolunda cihâda çıkış veya oradan dönüş, dünya ve dünya içindeki bütün nimetlerden daha hayırlıdır. " (Ishâk) [181]

1880. Ebû Hureyre, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesdiem)'in şöyle buyurduğunu naklediyor: "Allah yolunda bir saat bulunık, Hacerü'l-Esved'in yanında Kadir gecesini geçirmekten daha faziletlidir," (İbn Ebî Ömer) [182]

1881. Abdullah b. Amr, Resûlullah (sallallakı aleyhi vesellem/in şöyle buyurduğunu naklediyor: "Allah yolunda kimin başı ağrırsa bütün günahları affedilir." el-Mukrî'nin rivayetinde ise: "Allah rızasını gözettiği sürece" kaydı vardır. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, İbn Ebî Ömer, Ahmed b. Menf ve Abd b. Humeyd) [183]

1882. Abdullah b. Ebî Katâde, babasından naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir hutbesinde bize cihattan bahsetti. Farz olan namazdan haricinde hiç bir ibadeti ondan üstün tutmadı. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [184]

1883. İbn Ömer naklediyor: Hz. Ebû Bekir, Yezîd b. Ebî Süfyân'ı bir ordunun başında Şam'a gönderdi. Onlarla beraber yaklaşık iki mil yürüdü. Kendisine: "Ey Resûlullah'ın halifesi, geri dönseniz" denildiğinde şu cevabı verdi "Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem)'in şöyle buyurduğunu işittim: Kimin ayakları Allah yolunda tozlanırsa, Allah Teâlâ o ayakları ateşe haram kılar. (Ahmed b. Meni) [185]

1884. İmrân b. Husayn, Resûlullah (sallaUahu aleyhi veseüem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: ''Allah yolunda bir saat durmak altmış yıl ibadetten daha hayırlıdır." (Ebû Ya'lâ) [186]

1885. Hz. Ömer naklediyor: Resûlullah (sallalkhu aleyhi veseHemi'in yanındaydım, beraberinde ise bir grup insan vardı. Bir adam gelip ona: "Yâ Resûlallah! Peygamberlerden ve seçkin kullardan sonra kıyamet günü Allah katında derecesi en iyi olan insan kimdir?" diye sordu. Resûlullah (sallaltehualeyhi vesellem) de şu karşılığı verdi: "Bineği üzerinde iken kendisine Allah'ın daveti (ölüm) gelinceye kadar canıyla ve malıyla Allah yolunda cihat eden kimsedir." Bunun üzerine o kişi: "Daha sonra kimdir?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) de şu cevabı verdi: "Bir köşeye çekilip Rabbine en güzel şekilde ibadet eden ve insanlara hiç bir külfeti olmayan kimsedir. " (Ebû Dâvucl et-Tayaüsî) [187]

1886. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs naklediyorlar: Resûlullah (sallalbhu aleyhi vesellem) bir hutbesinde cihattan bahisle şöyle buyurdu: "Kim, Allah yolunda sınır nöbeti tutar veya cihat ederse evine dönünceye kadar attığı her adım için yedi yüz milyon sevap yazılır, yedi yüz milyon günahı silinir, yedi yüz milyon derece verilir ve bu kişi, Allah'ın himayesinde olur. Şayet olduğu yerde vefat ederse Allah onu cennetine sokar; yok eğer sağ salim evine dönerse Allah günahlarım affetmiş ve duası kabul edilmiş halde döner." Bu hadis uydurmadır. (el-Hâris)

1887. Ebû Saîd der ki: Resûlullah (sallalkhu aleyhi vesellem) bir defasında bize cihattan söz etti ve şöyle buyurdu: "Ümmetimin mücahitleri tıpkı Allah'ın elçileri ve bekçileri hükmünde olan Cebrail ve Mikâil gibidir. " (el-Hâris) [188]

1888. Abdullah b. Amr, Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu naklediyor: "Kim, Allah yolunda bir tekbir getirirse, bu ameli kıyamet gününde terazisine bir kaya ağırlığında yansıyacaktır. Bu kayanın ağırlığı da yedi yer ve gökten ve onların içinde bulunan herşeyden daha ağır olacak. Kim de Allah yolunda "Lâ ilahe illallah vallahu ekber" der ve bunu yüksek sesle haykınrsa Allah Teâlâ ona Rıdvan-ı Ekber (En büyük rızasını) verecektir. Allah Teâlâ kime Rıdvan-ı Ekber'ini verirse onu cennette Dâru'l-Celâl'de İbrahim ve Muhammed peygamberle bir araya getirir." Etraftakiler: "Dâru'l-Celâl nedir ya Resûlallah?" deyince Resûlullah {salMahu aleyhi veseîlem) şu karşılığı verdi: "Allah Teâlâ'nın bizzat kendi adını koyduğu yurttur, buraya giren kişi sabah-akşam Zü'l-Celâl ve'l-ikrâm olan Allah Teâlâ'nın cemâliyle müşerref olacak. Mümin bir cana kıyan ve anne-babasına isyan eden kimseler buraya giremeyecektir, burası onlara haramdır ve onlar benden uzak, ben de

onlardan uzağım/beriyim. [189] (el-Hâris)

1889. Mücâhid naklediyor: Yezîd b. Şecere, ashabına hitab ederek şöyle dedi: "Bu vazife başka birilerine değil size vâcib oldu. Evlerinizde oturup ne yapacaksınız? Yarın düşmanla yüz yüze geldiğinizde taaruza geçin. Zira ki, bu kişi de zayıftır."

Resûlullah (salbllahu aleyhi vesdlem)'in şöyle dediğini işittim: "Kişi bir adım ileri attığı an, huri ona doğru bir adım ilerler, cihâdŞİ gitmekten geri kalırsa huri de ondan uzaklaşır. Şayet bu kişi şehit olursa bedeninden çıkacak ilk kan damlası günahlarına kefaret olur ve iki huri ona inerek üzerinden tozu toprağı silkeler ve ona şöyle derler: Hoş geldin, amelinin karşılığını görme zamanı geldi. O da onlara şu karşılığı verir: Hoş bulduk, sizin de hizmet sunacağınız an geldi " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd) [190]

1890. İbn Mes'ûd, Resûlullah (saMahu aleyhi veseüem/in şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah'tan satın alın ve O'ndan borç dileyin." Ashab-ı Kiram: "Yâ Resûlallah! Kim Allah'a ödünç verir?" diye sordular.[191] Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) şöyle buyurdu: Nâil olacağımız ganimetleri bize borç ver ve bize açtığın hayır kapılarını sat sözünüzdür. Cihat halinde olduğunuz sürece hayır ve bereket içerisinde kalacaksınız. Âhir zamanda cihat konusunda şüpheye düşen birileri olacak, siz onların zamanında cihat edin ve Allah yolunda savaşın, zira o gün cihat daha hayırlıdır. [192] (Ebû Ya'lâ)

1891. Ebû Hureyre, Resûlullah (saMahu aleyhi \eseBeaı)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Kim hac niyetiyle yola çıkar ve yolda ölürse, kıyamete kadar kendisine hac yapmış kişinin sevabı yazılır. Kim de umre niyetiyle yola çıkar da yolda vefat ederse, Allah Teâlâ kıyamet gününe kadar ona umre yapanın sevabını verir. Kim de Allah yolunda cihâda çıkar da vefat ederse, Allah Teâlâ kıyamet gününe kadar ona mücahit sevabı yazar." (Ebû Ya'lâ) [193]

1892. İbn Ömer, Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah yolunda geçirilen bir saat elli hacdan daha hayırlıdır. [194] (Ebû Ya'lâ)

1893. İbn Abbâs, Resûlullah (Mahualeyhi ve Sellem)'in Tebuk'te Müslümanlara şöyle bir hutbe irâd ettiğini nakletmiştir: "Atına binip Allah yolunda cihat eden insanların şerrinden uzak duran ve hayvanlarını misafirlerine ikram edip üzerine düşeni yapan kimse gibisi (insanlar içerisinde) yoktur." (Ebû Ya'lâ)

1894. ez-Zübeyr, ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Cihar için erkenden yola çıkan ve geç vakitte evine dönen kimsenin bu ameli, dünya ve dünya içindeki her şeyden daha hayırlıdır.[195]

(Ebû Ya'lâ)


Cihâdın Adabı; Kadın, Çocuk, Tacir, Heyet ve Elçileri Öldürmenin Yasak Olduğu


1895. Ka'b b. Mâlik der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bizden Hayber'de iken (savaşta) çocuk ve kadınları öldürmeyelim diye söz aldı.[196] (İshâk)

1896. Ka'b b. Mâlik'in yeğeni, amcasından Resûlullah (sallallahu aleyhi wsellem)ıin onları İbn Ebi'l-Hukayk'a (üzerine muharebe için) gönderdiğinde kadın ve çocukları öldürmelerini yasakladığını nakletmiş tir.[197] (İshâk)

1897. Kays (b. e. Hazım) naklediyor: ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına bir adam gelip önüne diz çöktü. Allah'a hamd etti. Sonra kullara hamd babından bir şeyler söyleyince ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Allah belâsını versin! Şeytan ona ne kötü bir cümle telkin etmiş. Dışarıdan gelen yabancı birini Öldürecek olsaydım bu kişiyi öldürürdüm." (Müsedded) İsnadı sahih nıürsel bir rivayettir.

1898. Câbir naklediyor: Resûlullah (sallallahua]eyhivesel]em)'in döneminde (savaş esnasında) putperest tacirleri öldürmezdik. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [198]

1899. Cerîr b. Abdullah naklediyor: Resûlullah (sallaOahu aleyhi vesellem) bir müfreze göndereceği zaman şöyle derdi: "Bismillah/Allah'ın adıyla, Allah yolunda, Allah Resulünün getirdiği din gereği: Hıyanet etmeyin, aldatmayın, insanların organlarını kesmeyin ve çocukları öldürmeyin." (Ebû Ya'lâ) [199]



Mücâhitlere Yardım Etmeye Teşvik


1900. Ebû Hureyre, Resûlullah (saDailahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim, Allah yolunda cihat eden bir askeri donatırsa, onun gibi cihat etmiş olur. Kim de cihâda çıkan birinin ailesine yardımcı olur ve onun yokluğunu aratmazsa yine onun gibi cihâd etmiş olur." (el-Hârİs) [200]


Mücâhidi Uğurlayanın Fazileti


1901. Selman el-Farisî, Resûlullah fsallallahu aieyhi veselkm)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah yolunda cihâda çıkan bir mücâhidi konaklayacağı ilk yere kadar uğurlayan ve ertesi gün yola çıkıncaya kadar onlarla beraber geceleyen, arkasından da dönüp ailesine gelen kimse, Allah'ın Resulü ile beraber yapılmış yetmiş hac sevabını alır. " (el-Hârİs)

1902. Ebû Zer de benzer bir hadisi rivayet etmiştir. Ancak: "Yirmi beş hac yapmış gibi olur" ibaresini aktarmıştır. (el-Hâris) [201]

1903. İbn Ömer naklediyor: Ebû Bekir, Yezîd b. Ebî Süfyan'ı Şam'a gönderdiğinde orduyla beraber yaklaşık iki mil yürüyüp onları uğurladı. Kendisine: "Ey Resûlullah'm Halifesi, dönseniz" denildiğinde Ebû Bekir şu karşılığı verdi: "Hayır dönmeyeceğim, zira Resûlullah (sallailahu aleyhi veseüem)'in şöyle buyurduğunu işittim: Kimin ayaklan Allah yolunda tozlanırsa, Allah Teâlâ ateşi onlara haram kılar." (Ahmed b. Menî') [202]



Bayraklar Ve Sancaklar


1904. İbn Abbâs, Resûlullah (saMahu aleyhi wsellem)'in bayrağının siyah, sancağının ise beyaz olduğunu nakleder.[203] (Ebû Ya'lâ)

1905. Hâlid b. Kilâb, Enes b. Mâlik'in şöyle dediğini işitmiştir: Resûlullah {sallallafoıaleyH vesellem) buyurdu ki: "Allah Teâlâ benim ümmetime sancak kullanma şerefini bahsetmiştir.[204] (Ebü Yala)



Sınır Boylarında Nöbet Tutmanın Fazileti ve Bunun İbadetten Üstün Olduğu


1906. As'as b. Selâme naklediyor: Peygamber (saMahu aleyhi vesellem) bir seferde idi. Beraberinde olan ashabından birini kaybetti. Daha sonra bulunup kendisine getirildiğinde o sahabi: "Bir köşeye çekilip kendimi, Rabbime ibadete vereyim ve kadınlardan uzak durayım istedim" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hayır, böyle bir şey yapma, içinizden de hiç kimse böyle bir şey yapmasın" buyurdu ve üç defa bu cümleyi tekrar etti. Ardından şöyle buyurdu: "Müslümanların toprağını bir an beklemeye sabretmeniz, kırk yıl ibadetten daha hayırlıdır. [205] (Ebü Dâvud et-TayalİSÎ ve el-Hâris)



1907. Ubâde b. es-Sâmit, Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellenij'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Bir gün sınır boyunda nöbet beklemek, hem oruç, hem de nafile ibadetle dolu bir aylık (veya bir yıllık) ibadete denktir. Kim Allah yolunda cihâd etmek üzere sınır boylarında ölürse, Allah Teâlâ onu kabir azabından korur ve dünya var olduğu müddetçe cihâd eden kişiye verilecek sevabı ona verir.[206] (el-Hârİs)


Yolculuk ve Arkadaşlık Adabı Evden Ayrılırken İki Rekat Namaz Kılmak ve Bu Esnada Okunacak Dualar


1908. Abdulazîz b. Ömer, Ensar'dan bir adamdan, o da babasından naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir adamı uğurlayıp şöyle buyurdu: "Allah seni takva ile azıklandırsın, günahını affetsin ve her gittiğin yerde sana hayrı kolaylaştırsın." (MÜsedded) [207]

1909. Ebû Bureyde, babasından naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhivadlem) bir yere yolculuğa çıkmak istediğin»; perşembe günü çıkmayı uygun görürdü. (Ebû Ya'lâ) Amr b. el-Husayn metruktür. [208]

1910. Osman b. Sa'd naklediyor: Enes'in şöyle dediğini işittim: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir yere konakladıklarında iki rekat kılmadan oradan ayrılmazdı. (Ebû Bekir b. EbîŞeybe) [209]

1911. Süfyân b. Vekî der ki: Babam bize yukarıdaki hadisi rivayet etti, ancak ifade: "Sefere çıktığında..." şeklindedir. (Ebû Ya'lâ)

1912. Ebû Kitabe naklediyor: Resûlullah (saüallahu aleyhi veseüem) ashâbıyla beraber bir yolculuktaydı. Ashabı içerisinde de arkadaşları tarafından methedilen bir kişi vardı. Onunla ilgili olarak Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem/e şunları söylediler: "Yâ Resûlallah! O zat bir yere konakladığımızda namaz kılar, yürüdüğümüzde okurdu." Bunun üzerine Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem.): "Peki devesinin yemini kim veriyor ve hizmetini kim görüyordu" diye sordu. Onlar da: "Biz yapıyorduk" cevabını verdiler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "SİZ ondan daha hayırlısınız." (MÜSedded)3 Bu rivayet ceyyidve mürseldir.

Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir, Ebû Dâvud eî-Merâsîl kitabında rivayet etmiştir."

1913. Selmân el-Fârisî, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu naklediyor: "Kim, Allah yolunda cihâd eden on iki kişiye hizmet ederse annesinden doğduğu günkü gibi günahları yok olur. Kim de Allah yolunda cihâd eden birine su verirse, kıyamet günü Peygamber (saMahu aleyhi vesellemfin havuzundan su içecektir." Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), ashabı yolculuğa çıktıklarında, önde gelenlerine hizmet etmeyi, bunu yapamayanlara da ezanı şart koşardı. Bir defasında Ashâb-ı kiramdan bir topluluk bir gazveden dönmüşlerdi. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) içlerinden bazılarının ibadetten yorgun düştüklerini gördü ve onlara: "Kim onlara hizmet ediyordu?" diye sordu. İçlerinden bir grup: "Biz hizmet ediyorduk, ya Resûlallah!" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesilem): "SİZ onlardan daha üstünsünüz" buyurdu.[210] (el-Hârİs)

1914. Ebû Abdullah ed-Dimeşkî naklediyor: Eksem b. el-Cevn el-Hüzâî el-Ka'bî'nin şöyle dediğini işittim: Bana Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ey Eksem b. el-Cevn! Kendi cemaatinden başka birileriyle cihâda çık, ahlakın güzelleşir ve beraber olduğun arkadaşların nezdinde saygın olursun."

1915. Yine Resûlullah (sallallahualeyhiveseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "En iyi arkadaşlar dörttür...," (Ebû Ya'lâ) [211]

1916. İbn Uyeyne naklediyor: Medineli birisi bana Peygamber (sallallahualeyhi veseüem)'in Zeyd b. Harise'ye (veya Amr b. el-Âs'a) şöyle dediğini anlattı: "Bir yere müfreze gönderirsen en zayıflarının durumunu göz önünde bulundurarak hareket etmelerini iste; zira Allah Teâlâ bir topluluğa en zayıfları vesilesiyle yardım eder/muzaffer kılar." (el-Hârîs)

1917. Useyd b. Abdurrahman, Cüheyneli birisinden, o da başka birisinden naklediyor: Resûlullah (sallaDahu aleyhi veseUem) ile beraber bir gazveye çıkmıştık. Derken dar bir konak yerine geldik, insanlar oraya sıkışıp yolu kestiler. Bunun üzerine O'nun bir münâdİsi şöyle seslendi: "Kim bir yerde izdiham yapar veya yolu kapatırsa onun cihâdı yoktur. [212] (el-Hârİs)

1918. îbn Ömer, yolculukta kendisine eşlik etmek isteyen birisine, helal olmayan bir deve üzerinde gelmemesini, ezan konusunda kendileriyle yarışmamasını ve izni olmadan oruç tutmamasını şart koşardı. Nâfi der ki: Bizimle beraber yolculukta ona eşlik eden birisi vardı. Onu uyandırmamızı ve ona sahur hazırlamamızı bize emrederdi. (Müsedded)



Uysal Bineğin Fazileti


1919. İsmâîl b. Muhammed b. Sa'd, babasından, o da dedesinden Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Şu üç şey kişinin mutluluk vesilelerindendir: Sâliha kadın, iyi binek, geniş ev. Şu üç şey de kişinin mutsuzluk vesilelerindendir: Kötü kadın, kötü binek ve kötü ev." (İshâk} [213]

1920. Ziyâd b. Mihrak naklediyor. Kurre veya İbn Kurre'nin Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'den şu sözünü naklettiğini işittim; "Hiç bir nimet olmasa da şu üç şey dünya nimetlerindendir: Uysal binek, sâliha kadın ve geniş ev." (Ebû Bekir b. EbîŞeybe) [214]



Kadının Yalnız Başına Sefere Çıkmasının Yasak Olduğu


1921. Adiy b. Hatim merfû olarak ResûluUah (sailalkhu aleyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder; "Kadın üç günden fazla bir mesafeye sadece eşi veya yakını ile beraber yola çıkabilir." (Ebû Ya'lâ) [215]


Hayvanlara İyi Davranmak


1922. Ammâr b. Ebî Ammâr der ki: "Keçilere iyi davranın, burun pisliğini silin ve ağıllarında namaz kılın; zira onlar cennet hayvanlarındandır." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [216]

1923. Yahya b. Câbir naklediyor: Ebu'd-Derdâ develerine iki büyük torba yük atıp, arkasından bir tane daha ilave eden, bu yüzden de develeri ayağa kalkamayan kimselere yükü hayvanın üzerinden indirmelerini emretti, sonra da hayvanı ayağa kaldırdı. Ebu'd-Derdâ o kimselere şöyle seslendi: "Allah Teâlâ hayvanlara yaptığınızı affederse, büyük bir günahı affetmiş olur! Zira ben, ResûluUah (sflaflahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: Allah Teâlâ, size, hayvanlara karşı iyi davranmanızı emrediyor: Onlara layıkıyla davranınız; zira kıtlık anında sizi taşıyacak onlardır." (el-Hâris) [217]

Ahmed bu hadisi Ebû İdrîs el-Havlânî tarikiyle Ebû'd-Derdâ'dan merfû olarak şu lafızla nakletmiştir: "Allah Teâlâ hayvanlara yaptıklarınızı affederse, sizin bir çok günahınızı affetmiş olur."

1924. Abdurrahman b. Ebî Umeyre, ResûluUah (sallallahualeyhivesellem/in şöyle buyurduğunu nakleder: "Her devenin sırtında bir şeytan vardır; onlara bindiğinizde Allah'ı zikredin, onları hizmetinizde kullanın, zira sizi taşıyan Allah Teâlâ'dır." (Müsedded) [218]

1925. Seleme b. el-Ekva' Resûlullah (saüallahu aleyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Develeri, memeleri açık vaziyette çayıra salmayın ve onları güzel bağlayın; zira şeytan onları emer." (Ebû Ya'lâ)

1926. ez-Zührî der ki: Bana Enes, Resûlullah (saüaMıu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakletti: "Otlaklarınız çoğaldığında hayvanlarınızı çayıra salın, yayılıp semizlenmesine müsade edin, otlaklar kuruduğunda ise sırtlarına binip işinizi görün."

Bezzâr der ki: Bu hadisi el-Leys'ten sadece Ruveym b. Yezîd'in rivayet ettiğini biliyoruz; hadis, ez-Zührfden mürsel olarak rivayet edildi.[219] (Ebü Ya'lâ)

1927. Hz. Âişe der ki: Veda haccına Resûlullah (saüallahu aleyhi vesellem) ile beraber çıkmıştım. Diğer hanımlarını da yanına almıştı. Yolculuk esnasında ben hafif eşyalarla süratli bir deve üzerindeydim. Safiyye'nin eşyaları ise ağır, devesi de yavaş hareket eden bir deveydi. Bu da kervanın yavaş hareket etmesine sebep oluyordu. Resûlullah (sallaüahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Aişe'nin eşyalarını Safiyye'nin devesine, Safiyye'nin eşyalarını da Âişe'nin devesine aktarın da kervan rahat bir şekilde yoluna devam etsin.[220] (Ebü Ya'lâ) Hadisin bir bölümü nikâh bölümünde geçmiştir.



At Ve Atın Fazileti, Onlara İyi Davranmanın Teşvik Edilmesi, Cihâda Onlar Üzerinde Çıkmanın Fazileti


1928. Nuaym b. Ebî Hind el-Eşcaî atının yanaklarını sıvazlar vaziyette görüldüğünde kendisine bunu neden yaptığı sorulmuş ve şu cevabı vermiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Cebrail Aleyhisselâm, bana at konusunda sitem etti." (Ebû Dâvud et-Tayalisî) [221]

1929. Yahya b. Saîd el-Ensarî, bir adamdan naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi veseîlem) bir sabah vaktinde atının terini siler vaziyette görüldüğünde kendisine bu durumu sorulmuş, o da şöyle cevap vermiştir: "Bu gece atlar konusunda siteme maruz kaldım." (Müsedded) [222]

1930. Zeyd b. Sabit, Resûlullah (sallaHahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim cihâd için bir ata bakarsa, o at onun için ateşe karşı bir perde."(Abdb. Humeycl) [223]

1931. Ebû Zür'a b. Amr b. Cerîr, babasından, o da dedesinden naklediyor: Peygamber (sallahualeyhivesel]em)'in yeni ile atmm yüzünü sildiğini gördüm. (el-Hâris) [224]

Bu hadisi İmam Ahmed, Huşeym'den, o da Yûnus'tan rivayet etmiş ve "Parmaklarıyla atın sümüğünü temizledi" şeklinde bir ibareye yer vermiştir. Muhtemelen bunlar iki ayrı hadistir.

"Şeytan asil bir at bulunan evi rahatsız etmez" hadisi Enfâl suresinin tefsirinde zikredilecektir.

1932. Abdullah b. Mes'ûd naklediyor: Bir adam ona gelip: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in atlar hakkında herhangi bir şey söylediğini duydun mu?" diye sordu. Ona şu cevabı verdi: "Evet, Resûlullah (saüaUahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününe kadar atların perçemlerinde hayır ve bereket düğümlüdür. [225] (Ebû Ya'lâ)

1933. el-Muğîre b. Şu'be, Resûlullah (sallallahu aleyhi veselkm)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Sahipleri onlara iyi baktığı sürece kıyamet gününe kadar hayır ve bereket (atların) perçemlerinde düğümlüdür.[226] (Ebû Ya'lâ)


Atın Hissesi


1934. Ebû Bekir b. Abdullah b. Ebî Ahmed, Câbir'in şöyle dediğini nakleder: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ata iki hisse, sahibine ise bir hisse tahsis etti.[227] (el-Hâris)

1935. Ebû Bekir b. Yahya b. en-Nadr, babasından onun Ebû Hureyre'den aynı sözü işittiğini nakletmiştir.[228] (el-Hâris}

1936. el-Mikdâd b. Amr, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesdlem)'in Bedir günü ganimetten atı için iki, kendisi için bir hisse tahsis ettiğini rivayet etmiştir.[229] (el-Hâris)

1937. Ebû Haseme, kendisinin Hayber gazvesinde bulunduğunu ve Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in atı için iki, kendisi için bir hisse ganimet tahsis ettiğini ifade etmiştir.[230] (el-Hâris)

1938. Ebû Gatafân der ki: İbn Abbâs'm şöyle dediğini işittim: "Arap atıyla Acem atının hissesi aynıdır.[231] (el-Hâris)

Abdullah b. Süleyman der ki: İkrime'ye bunu sordum; bana her iki atın da aynı olduğunu söyledi. Atâ b. Yesâr da aynı şeyleri söylemiştir.

1939. Mâlik ve Süfyân es-Sevrî derler ki: "Söz konusu iki cins at hisse itibariyle aynıdır." (el-Hâris)

1940. îshak b. Ebî Ferve naklediyor: Ebû Ruhm'm azatlı kölesi Ebû Hazım ile kardeşi Hayber'de iki atlı mücahitlerdi. Kendilerine altı hisse verildi: Dört hisse atlarına, iki hisse de kendilerine. Onlar iki hisseyi iki genç deve karşılığında sattılar.[232] (Ebû Ya'lâ)

1941. İbn Abbâs der ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) Bedir savaşı günü at (süvari) için iki pay, adam için ise bir pay verdi." (Ebû Ya'lâ)



Yarış Ve Atıcılık, Atıcılığın Faziletleri


1942. İbn Abbâs, Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem/in şöyle buyurduğunu naklediyor: "Yarışlarda atı daha çok koşmaya zorlamak için bağırıp çağıran bizden değildir. Efendisine karşı kölenin aklıyla oynayan ve onu çelen bizden değildir. Kadınla eşinin arasım bozan bizden değildir." (Ebû Ya'lâ) [233]

1943. Hz. Ali naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) insanların arasında dolaşırken elinde Arabistan yapımı bir yay gördü. O kişiye: "Buna ve benzerlerine sahip çık ve hurmadan mızrak kullanmaya alış. Zira bununla Allah Teâlâ sizi yeryüzüne hakim kılacak ve zaferinize zafer katacaktır.[234]

(Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Dâvud et-Tayafisî)

1944. Cafer b. Muhammed, babasından naklediyor: Resûlullah (saliallahualeyhi vesellem) atlarla develeri yarıştırdı. (Müsedded) [235]

1945. Amr b. Şuayb, babasından, o da dedesinden naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ok atan insanların yanından geçti ve onlara şöyle dedi. "Atın, ben de İbnü'l-Ekva' Hey im." Bunun üzerine bazıları: "Yâ Resûlallah! Sen birilerimizin safında iken mi oynayacağız?!" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hadi ben sizinle olayım, ey İsmâîloğulları!" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [236]

1946. el-Ka'kâ' b. Ebî Hadred el-Eslemî naklediyor: Resûlullah (salkllahu alevhi vesellem) ok yarışı yapan kimselerin yanından geçti ve onlara: "Hadi îs'mâîloğulları atın, zira babanız bir okçuydu, ben de İbnü'-Ekva' ile beraberim/onların takımındayım." Bunun üzerine oradakiler ok atmayı kesti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Niçin atmıyorsunuz?" diye sordu. Onlar da: "Ya Resûlallah, sen: îbnü"l-Ekva' ile beraberim demişken ve kendileriyle beraber olduğun takımın yenilmeyeceğini bilmişken nasıl oynayalım?!" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hadi atın ben hepinizle beraberim" buyurdu. {Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [237]

1947. Ebû Ubeyde, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in Bedir günü şöyle buyurduğunu nakleder: "Kâfirlerle savaşın; kim bir ok isabet ettirirse ona bir derece vardır." Adamın biri: "Ya Resûlallah! Derece nedir? diye sorunca Resûlullah (salbUahu aleyhi vesellem); "Yerle gök arası" buyurdu. (el-Hârİs) [238]

1948. Muhammed b. Sâd b. Ebî Vakkâs, babasından Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "İsabet etsin etmesin Allah yolunda düşmana ok atan her müslüman için bir köle azad etmiş kadar ecir vardır. Yine ok, Allah yolunda bir kılını ağartan her müslüman için kıyamet günü önünde yürüyen bîr nur olacaktır. Küçük olsun büyük olsun köle azad eden müslümana azad ettiği kölenin her uzvu için sayısız ecir takdir etmek Allah Teâlâ'ya vacib olacaktır. " (Abd b. Humeyd) [239]

1949. Hafs b. Ebî Dâvud, Medineli yaşlı bir zattan şunları naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) görülmeyen hedefe ok atılmasını yasakladı. (Müsedded) [240]

1950. Saîd b. el-Müseyyib iki kişi arasında ödüllü yarışta herhangi bir beis görmezdi. Yarışı kazanan ödülü alırdı. Ancak İbnu'l-Müseyyib onların bu hal üzere ayrılmalarını hoş görmezdi.[241] (Müsedded)

1951. Saîd b. el-Müseyyib der ki: "Denk atlarla olduktan sonra at yarışında herhangi bir sakınca yoktur; şayet birinci olursa ödülü alır, arkada kalırsa ona herhangi bir şey gerekmez." (Müsedded) [242]


Hızlı Yürüyüş


1952. İyâs b. Seleme, babasından naklediyor: Rüzgâr gibi acele gelmiştim. Resûlullah (sallaUahu aleyhi veselkm)'in yanında oturan bir grup Ensarlıya uğradım. Daha önce ve daha sonra onlar gibisini görmedim: Kılıçlarını kuşanmışlardı ve yaklaşık otuz kişilerdi. Resûlullah (salbllahu aleyhiveseUem) bana şöyle buyurdu: "Korku salan bir sahne gördün!" [243] (İshâk)

1953. Câbir b. Abdullah naklediyor: Bir grup sahabi Resûlullah (sallaliahu aleyhi-vesellem)'e yürüyemediklerinden yakındılar. Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem) de onları seri yürüyüşe davet ederek: "Hızlı yürüyün!" buyurdu. Bunun üzerine biz hızlı yürüdük ve normal yürüyüşten daha rahat olduğunu gördük.[244] (İshâk)

1954. Osman b. Affân, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah yolunda ayaklan tozlanan kula Allah cehennemi haram kılar." Biz yolun arkasında iken o günden çok yürüyen görmemiştim. (Ebû Ya'lâ) [245]


Cihâd İçin Silah Hazırlığının Emredilmesi


1955. Ebû Bekir b. Ebî Meryem, hocalarından, Hz. Ömer'in şöyle dediğini nakleder: "Tırnaklarınızı düşman toprağında uzatın, zira onlar da silahtır." (Müsedded) Hadis munkatıdır. [246]



Merkebin Arap Atıyla Çiftleştirilmesinin Yasak Oluşu


1956. Yezîd b. Ebî Habîb der ki: Ömer b. Abdülazîz şöyle bir ferman yazdı: "Hükümet dairelerinde çalışan herhangi bir kimse, merkep ile Arap atını çiftleştirirse maaşından on dinar kesinti yapacağım." (Müsedded)

1957. Abdullah (b. Mes'ûd) der ki: "ResûluUah (salîallahualeyhivesellem)'in Ufeyr adında bir merkebi vardı.[247]



Düşmanla Buluşulduğu Anda Dua Edilmesi ve Konuşulmaması


1958. Ebû Miclez naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) düşmanla buluştuğunda şöyle dua ederdi: "Allahım! Sen desteğimsin ve yardımcımsın, seninle taaruza geçer, seninle birlikte savaşırım." (el-Hârİs) [248] Derim ki: Ebû Dâvud, S/men'inde Enes hadisinden bundan daha detaylı olarak tahrîc etmiştir. Ayrıca Tirmizî ve Nesâî'de Katâde'nin Ebû Saîd'den rivayetiyle yer almıştır. Bir başka nüshada bunu Ebû Miclez an Enes şeklinde gördüm.

1959. Zeyd b. Erkam, Resûlullah şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah Teâlâ, üç yerde susmayı ve konuşmamayı sever: Kur'an okunduğu an, savaşa çıkıldığı an ve cenaze anında" (Ebû Yala) [249]



Parola


1960. Hz. Ali b. Ebî Tâlib der ki: ResûluUah (sallal]ahualeyhivese]]em)'in parolası şuydu: "Yâ külle hayr (Ey her iyilik)!" (Ebû Ya'lâ) [250]



Savaşa Başlamadan Önce Düşmanın İslam'a Davet Edilmesi


1961. Hz. Ali naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir grubun başkanı olarak beni bir yere gönderdi. Daha sonra bir adama şöyle emretti: "Ona yetiş ve: Resûlıdlah {sdMahu aleyhi veselkm) kendisini beklemenizi emretti ve İslam'a davet etmedikçe hiçbir toplulukla savaşmamanızı buyurdu> de!" (İshâk) [251]

1962. Abdurrahman b. Aîz der ki: Resûlullah (saMahuakyhi-veseüem) bir ordu gönderdiği zaman şöyle derdi: "insanlara sıcak davranın, hemen üzerlerine saldırmayın, üzerlerine akın etmeden önce onları İslam 'a davet edin. Şehirli olsun, bedevi olsun yeryüzünde ne kadar insan varsa onları huzuruma müslüman olarak getirmeniz hana erkeklerini öldürüp kadınlarını esir etmenizden daha sevimlidir." (Müsedded) [252]

1963. Şurayh b. Ubeyd benzeri bir hadisi zikretmiştir, ancak Abdurrahman'ı senedinde zikretmemiştir. (el-Hârİs)

1964. Ubey b. Ka'b der ki: Resûlullah (salbllahu aleyhi vesellem), Lât ve Uzzâ bulunduğu yere bir müfreze gönderdi: Müfreze bir mahalleye akın edip savaşanları ve çoluk çocuğu esir aldı. Bunun üzerine Resûlullah (salbllahu aleyhi vesellem)'e: "Yâ Resûlallah! Sizin müfrezeniz davet etmeden/çağrı yapmadan bize saldırdı" diye şikayet ettiler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) müfrezedekilere sordu. Onlar bu haberi doğruladılar. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi veseOem): "Onları yerine geri götürün, sonra islam'a davet edin" buyurdu.[253] (el-Hâris)


Şirk Ehliyle Savaşmadan Önce Onlara Yazı Yazılması


1965. Enes der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Bekr b. Vâil'e şöyle bir mektup gönderdi: "Allah'ın elçisi Muhammenden, Bekr b. Vâil'e! islam'a girin kurtuluşa erersiniz." Dediler ki: "Bu mektubu Benî Dubay'a'da bir adamdan başka okuyacak kimse bulamadık." Halbuki onlar Katipoğulları diye isimlendirilirlerdi. (Ebû Ya'lâ ve Bezzâr)

îbn Hibbân hadisi sahîh kabul eder. [254]


Müşriklerden Yardım Almanın Mekruh Olduğu


Ebû Humeyd es-Sâİdî'nin bu konudaki hadisi "Uhud Gazvesi" başlığında zikredilecektir.



Savaş Meydanından Firar Etmenin Sakındınlması


1966. Ümmü Eymen, Resûluilah (sallalla hua]eyhivesellem)'in Ehli Beyt'ten birine şu tavsiyede bulunduğunu duymuştur: "Düşmanla yüz yüze geldiğin an savaş meydanından kaçma!" [255] (Abd b. Humeyd)

Cihâda Ücret Takdir Edilmesinin Mekruh Olduğu

1967. Abdurrahman b. Avf bildiriyor: Ücretli işçi olayı ile ilgili olarak Peygamber (sallallahualeyhivesellem) Ya'lâ b. Munye'ye şöyle demiştir: "(Cihâd için) Senin ona takdir ettiğin ücretten başka bir ücret takdir edilmesini uygun görmüyorum.[256] (İshâk)



Düşman Yurdundan İslam Yurduna Hicret


1968. Ebû İdrîs el-Havlanî, Resûluilah (sallallahu aleyhi vese!lem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Müşriklerle savaşıldığı sürece hicret devam edecektir." (Müsedded) [257]


Köle Ancak Efendisinin İzniyle Cihâda Çıkabilir


1969. el-Hâris b. Abdullah b. Ebî Rebîa der ki: Resûluîlah (saMlahu aleyhi vesellem) bir gazveye çıkmıştı. Müzeyne kabilesinden birilerine uğradı. Fakat o kabileye mensup bir kadının kölesi peşine takıldı. Yolun bir bölümünde Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem)'e kavuşup O'na selam verdi. Resûluilah (saMahu aleyhi vesellem): "Sen falanca mısın?" diye sordu. O da: "Evet" dedi. Resûluilah: "Hayırdır, ne var?" diye sordu. Köle de: "Seninle beraber cihâda çıkıyorum" dedi. Bunun üzerine Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem): "Efendin sana izin verdi mi?" diye sordu. Adam: "Hayır" dedi. Bunun üzerine Resûluilah (sallallahualeyhi vesellein) şöyle buyurdu: "Efendine dön ve ona benden selam söyle!" dedi. Adam dönüp efendisine Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) selamını iletti ve durumu ona haber verdi. Efendisi: "Allah aşkına, O mu sana, bana selam vermeni emretti" diye sordu. Kölesi: "Evet" dedi. Bunun üzerine efendisi: "Git ve O'nunla cihâd et!" dedi. (el-Hâris) [258]



Cihâdın Kadınlara Farz Olmadığı


1970. Saîd b. Amr el-Kuraşî naklediyor: Kudâa kabilesinin Urane boyundan Ümmü Kebşe adlı bir kadın: "Yâ Resûlallah! Falanca orduyla cihâda çıkmama müsaade buyurun" diye izin istedi. Resûlullah (salbllahu aleyhi vesellem): "Hayır" dedi. Bunun üzerine kadın: "Yâ Resûlallah! Ben savaşmak arzusuyla değil sadece yaralıları tedavi etmek ve hastalara bakmak (hastalara su vermek) gayesiyle çıkmak istiyorum." Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bir sünnet haline gelecek olmasaydı ve falanca kadın cihâda çıktı denilecek olmasaydı sana müsâde ederdim, ancak evinde kal!" buyurdu. [259] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ)



Şirk Ehliyle Anlaşma Yapılması


1971. Sa'd b. Ebî Vakkâs naklediyor: Resûlullah (saMlahu aleyhi vedlem) Medine'ye geldiğinde Güheyne kabilesi gelip O'na şöyle dediler: "Sen gelip aramıza yerleştin. Birbirimize karşı güvende olalım diye aramızda bir antlaşma yap!" Bunun üzerine Resûlullah (saUaÜahu aleyhi veseUem) onlarla bir antlaşma yaptı, ancak onlar İslam'a girmediler. (İshâk) [260]

1972. Hz. Ali bildiriyor: Resûlullah (salMahu aleyhi ^sellem) Benî Tağlib ile; "dinlerini değiştirmemeleri" ve "çocuklarını Hıristiyanlaştırmamaları" şartlarını koşan bir antlaşma yaptı. Daha sonra onlarla ilgili olarak şöyle buyurdu: "Ancak onlar antlaşmayı ihlal ettiler. Allah Teâlâ bana imkân verirse savaşçılarını/erkeklerini öldürür, çoluk çocuklarını esir ederdim.[261] (Ebû Ya'lâ}

1973. Muhammed (İbn es-Sâib el-Kelbî) aynı hadisi şu lafızla vermiştir: Peygamber (saMahu aleyhi vesellemi'in Benî Tağlib ile "çocuklarını Hristiyanlaştırmamalarına" dair bir antlaşma yaptığına şahit oldum. Şayet bu şartlara uymazlarsa müslümanlarm zimmetinden/korumasından çıkmış olacaklardı. Hz. Ali der ki: "Allah'a yemin olsun ki, onlar bu antlaşmayı ihlal ettiler. Allah'a yemin olsun ki, eğer Allah bana imkân verirse savaşanlanm öldürür, çoluk çocuklarını esir alırdım. [262] (Ebû Ya'lâ)



Sirk Ehlinden Müslümanlara Hediye Edilen Paranın Hükmü


Bununla ilgili hadis Megâzî (Gazveler) bölümünde zikredilecektir. Orada Tebuk gazvesiyle ilgili olarak Kayser'in Peygamber (saîlaUahu aleyhi vesdlem)'e hediye olarak dinar paralar gönderdiğini, Peygamberimizin de onu bölüştürdüğünü ifade eden bir rivayet mevcuttur.



Antlaşmanın İhlâl Edilmesinden Sakındırmak


1974. Büreyde naklediyor: ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Hiçbir topluluk yaptığı antlaşmayı bozmasın ki kendi içinde birbirini Öldürmeler gerçekleşmesin. Yine bir topluluk içerisinde fuhuş ortaya çıkmış olmasın ki, Allah Teâlâ o topluluğa ölümü musallat etmiş olmasın. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [263]

Zimmet Ehli/Zimmîlerin Korunması ve Müslümanlarla Olan Antlaşmalarının Nasıl Bozulacağı


1975. Süveyd b. Gafele der ki: Zimmîlerden bir adam bir müslüman kadının merkebini dürtüp huysuzlandırdı. Kadın merkebin üzerinden düşünce sarkıntılık etmek istedi. Ancak Avf b. Mâlik buna engel olup, adamı dövdü. Daha sonra onu alıp Hz. Ömer'e getirdi ve ona hâdiseyi anlattı. Hz. Ömer kadını çağırıp olayın hakikatini sordu. Kadın da Avfı tasdik etti.

Bunun üzerine Hz. Ömer adamın asılmasını emretti. Daha sonra şöyle dedi: "Ey insanlar! Muhammed'in emân verdiği zimmiler konusunda Allah'tan korkun, onlara zulmetmeyin. Onlardan kim böyle bir harekette bulunursa onların emânı/zimmeti yoktur." (el-Hârİs) [264]



Kadın, Çocuk, Yaşlı, Hizmetçi ve İşçileri Öldürmekten Sakındırmak


1976. Abdullah b. Büreyde, babasından naklediyor: "Resûluîlah (sallallahu aleyhi vesellem) bir gazveye çıktı. Ordunun öncü birliğine Hâlid b. el-Velîd'i tayin etti. Daha sonra yolda öldürülmüş bir kadın gördü ve: "Kim bu kadım öldürdü?" diye sordu. Oradakiler: Hâlid b. el-Velî d Öldürdü" dediler. Bunun üzerine ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) bir adama şöyle ferman buyurdu: "Hâlid'e yetiş ve ona: Kadın, çocuk ve işçileri öldürme!, mesajını İlet!" [265] (el-Hâris)

1977. Ebû Hureyre naklediyor: Hayber günü insanlar çocukları öldürmeye başlayınca ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) Öfkelenip şöyle buyurdu: "Size çocukları ve yaşlıları öldürmeyi yasaklıyorum." Bunun üzerine birisi: "Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah! Müşriklerin çocuklarını öldürme yetkimiz yok mu? diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de:

"Büyüdükleri zaman onların ne yapacaklarını nereden biliyorsunuz ? buyurdu.[266] (el-Hâris)

1978. Abdurrahman b. Ebî Amre naklediyor: Resûhıllah (sailallahu aleyhi vesellera) Huneyn günü öldürülmüş bir kadının yanından geçtiğinde: "Kim bu. kadım öldürdü?" diye sordu. Bir adam: "Ben öldürdüm yâ Resûlallah. Onu arkama bineğime aldım, beni öldürmeye kastetti, bunun üzerine ben onu öldürdüm" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (salkllahu aleyhi wsellem) kadının defnedilmesini emretti. [267] (el-Hâris)

Abdullah b. Üneys'in hadisi "Meğâzî" bölümünde İbn Ebî el-Hukayk'ın öldürülmesi olayında zikredilecektir.


Devlet Başkanına Nasihat


1979. İbn Abbâs, Resûlullah (sailallahu aleyhi veseEem)'in şöyle buyurduğunu naklediyor: "Din nasihattir." Ashab-ı Kiram: "Kimin için nasihattir?" diye sorunca Resûlullah (sallallahu aleyhi veseîlem) şöyle buyurdu: Allah'ın Kitabına, Peygamberine ve müslümanların imamlarına nasihattir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [268]



Kadın ve Çocuğa Kadar Her Müslümanın Emân Verebilmesi


1980. Ebû Umâme, Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Müslümanlardan herhangi bir kişi (müşrik vb. için) emân verme hakkında sahiptir." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe} [269]

1981. Sürâka naklediyor: Ci'râne'de iken Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem)'e geldim. Yanlarından geçtiğim her Ensar topluluğu: "Sana sana!" diye sesleniyorlardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem)'e gelince elimdeki mektubu kaldırdım ve: "Benim yâ Resûlallah" dedim. Sürâka der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) hicret ettiğinde bana bir emân yazmıştı. Bunun üzerine Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Evet bugün vefa, İhsan ve doğruluk günüdür." (el-Humeydî) [270]

1982. Sürâka bildiriyor: Ci'râne'de iken Resûlullah (sallalîahu aleyhi vesellem)'e geldim. Yanından geçtiğim her Ensar topluluğu kafama vurup: "Sana, sana!" diyorlardı. Nihayet Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanma vardım. Onu gördüğümde: "Benim, yâ Resûlallah" dedim. Bunun üzerine Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi veseltem) şöyle buyurdu: ''Evet, bugün vefa, ihsan ve doğruluk günüdür."

Süfyân der ki: Sürâka: "Benim" sözüyle: "Bir bez üzerine emân yazdığın kimse benim" demek istemiştir. Zira Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Ebû Bekir'le Sevr mağarasına doğru hicret ettiklerinde onunla karşılaşmış ve bir bez üzerinde ona bif emân yazmıştı. (İbn Ebî Ömer)


Öldürülen Kişinin Organlarının Kesilmesinin Yasak Olması


1983. Hâlid b. Ma'dân der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseîlem) öldürülen kişinin herhangi bir uzvunun kesilmesini yasakladı. (İbn Ebî Ömer) [271]

1984. Mekhûl der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi wsellem) askerlerine öldürülen kâfir birinin organlarından herhangi birinin kesilmesini yasakladı. (el-Hârİs) [272]



Müslümanların Himayesinde Yaşayan Zimmîlerden Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)e Küfredenlerin Öldürülmesi


1985. Ebû İshâk el-Hemdânî der ki: Müslümanlardan gözü görmeyen bir adam Yahudi bir kadının yanma gelir-giderdi. Kadında ona iyi davranırdı. Ancak kadın ismini andığı zaman Hz. Peygamber'e küfrederdi. Adam sövmemesini talep etti, ancak kadın küfretmeye devam etti. Bunun üzerine kadını öldürdü. Resûlullah (saîlallahualeyhiveselîem) de öldürülmesini uygun gördü, (cezalandırmadı) [273] (Müsedded)

1986. Husayn b. Abdurrahman bir zâttan naklediyor: İbn Ömer'e bir rahip getirildi ve kendisine şöyle denildi: "Bu rahip Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem/e küfrediyor." Bunun üzerine İbn Ömer şöyle dedi: "Küfrettiğini duysaydım öldürürdüm, Resûlullah (sallallahu aleyhi veselfem/e küfretsinler diye onlara himaye/ zimmilik vermedik." (Müsedded ve el-Hâris) [274]

1987. Ka'b b. Alkame naklediyor: Arafe b. el-Hâris (-ki bu zât sahabedendi) her gün bir elbise değiştiren bir adama uğradı. Adam müslümanların himayesinde yaşayan zimmîlerdendi. Arafe onu İslam'a davet etti, ancak adam öfkelenip Resûlullah (sallallahu aleyhi veselfemj'e küfretti. Bunun üzerine Arafe onu öldürdü. Amr b. el-Âs, Arafe'ye şöyle dedi: "Onlar bizim kendilerine verdiğimiz söze/ antlaşmaya güveniyorlar. Ancak Allah ve Resulü konusunda bize eziyet etsinler diye onlara himaye hakkı vermedik! [275] (Ebû Ya'lâ)


Korumalar


1988. el-Avvâm b. Havşeb naklediyor: Sahil boylarında nöbet tutan bir yaşlı mücahit bana şöyle anlatmıştı: Bir gece vakti, o bölgede nöbet tutan hiçbir mücahidin çıkmadığı bir yere çıktım. Limandaki bir karargâha varıp içeriye girdim. Dalgaların karaya vuruşu ile denizlerin dağların tepesine kadar yükseldiğini hayalimden geçirmeye başladım. Uyanıktım. Ancak az sonra uyudum. Rüyamda; elimde sancak ve bütün şehir halkı arkamdan beni takip ediyor, gördüm. Sabah olunca şehre döndüm, ordu komutanı ile birlikte Ömer b. el-Hattâb'm azatlı kölesi Ebû Salih ile karşılaştım. İkisi şehirden ilk çıkan kimselerdi. Bana: "Nerede mücahitler?" diye sordular. Ben de: "Benden önce döndüler" dedim. Bunun üzerine onlar: "Niçin bize doğruyu söylemiyorsun? Zira biz şehirden ilk çıkan kimseleriz" dediler. Ancak ben onlara, benden başka şehirden kimsenin çıkmadığını söyledim. Ebû Salih bana: "Ne gördün?" diye sordu. Ben de: "Allah'a yemin olsun ki, denizin, dağın tepelerine kadar yükseldiğini içimden geçirdim." Bunun üzerine Ebû Salih: "Doğru söyledin" dedi ve ilave etti: Bize Ömer b. el-Hattâb, Resûlullah (saUallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu anlattı: "Hiçbir gece yoktur ki, deniz üç defa yeryüzü halkına yaklaşmasın. O, üzerlerine saldırmak üzere Allah'tan müsâde ister, ancak Allah Teâla onu geriye çeker." Ben devamla şunları anlattım: Aynı şekilde rüyamda elimde sancak olduğu halde bütün insanların arkamdan yürüdüğünü gördüm. Bunun üzerine Ebû Salih şöyle dedi: "Eğer rüyan doğru ise bu gece şehir halkının kazandıkları sevabın aynısı sana yazılacak." Bundan önce Ebû Salih bana uzak ve soğuk duruyordu, sanki içi bana ısındı ve yakından benimle sohbet etmeye başladı. Şöyle dedi: Ömer b. el-Hattâb şu üç grup insanla beraber olmamızı tavsiye

etti: "Mal satan tacirle, cihâd eden mücahidle ve mal tedarik eden biriyle. İşte benim nöbetim bu. Şu an şehre gidiyorum." (İshâk) [276]

1989. Osman b. Atâ, babasından, o da dedesinden naklediyor: el-Abbâs b. Abdülmuttalib, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellenı) 'in şöyle buyurduğunu nakletti: "iki göze ateş dokunmayacaktır: Allah korkusuyla ağlayan göz ve Allah yolunda müslümanları korumak üzere nöbet tutan göz" (Ahmed b. Meni') [277]

1990. Enes b. Mâlik, Resûlullah (sallahu aleyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "İki göze asla ateş dokunmayacaktır: Allah yolunda müslümanları beklemek üzere geceleyen göz ve Allah korkusuyla ağlayan göz. " (Ebû Ya'lâ) [278]

1991. Salih b. Keysân, Ebû Abdurrahman'dan bildiriyor: Ebû Hureyre'nin şöyle dediğini işittim: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ateşin iki göze dokunması yasaktır: Biri Allah korkusuyla yaşaran göz, diğeri İslam'ı küfür ehline karşı korumak üzere nöbette geceleyen göz. " (Abd b. Humeyd) [279]

1992. Mücâhid, Ümmü Mübeşşir'den bildiriyor: O, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e: "Allah katında konumu en iyi olan insanlar kimlerdir?" diye sordu. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) de şöyle buyurdu: "Atı üzerinde düşmana korku salan, bazen de onların korkutmalarına mâruz kalan kimsedir. "

(İshâk) [280]


Şirk Ehlinin Bağışladığı Toprağın Hükmü


1993. Ömer b. el-Hattâb, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Müşriklerin kendisine toprak bahşettiği kimsenin toprağı yoktur (bu bağış geçersizdir)." {İshâk ve Ebû Ya'lâ) [281]



Düşman Toprağında Bulunan Yemek


1994. Abdullah b. Amr, Resûlullah (sallallahu aleyhi vedlem/in Hayber günü şöyle buyurduğunu nakleder: "Kendiniz yiyin, hayvanlarınıza yedirin, ancak beraberinizde bir şey göturmeyin. " (el-Hârİs) [282]



Taksim Edilmeden Önce Ganimeti Kullanmanın Yasak Olduğu


1995. Sabit b. Rafı' -bu zât seriyyelerin başına komutan tayin edilirdi-Resûlullah (saUallahu aleyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Sakın hainlik yapmayın: Kendisine pay olarak ayrılmadan önce kişinin cariyeyi alıp onunla yatması, arkasından da tekrar onu iade etmesi; yahut kişinin ganimet malı olan bir elbiseyi taksim edilmeden önce eskitene kadar kullanıp geri iade etmesi (hainliktir)." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [283]



İkram ve İkramdan Arta Kalan Kısmın Hükmü


1996. Âsim b. Kuleyb der ki: Babam bana İbn Abbâs'ın şöyle dediğini nakletti: Ömer b. el-Hattâb namazını kıldıktan sonra insanların dertlerini dinlemek üzere mescitte oturdu. Kimin bir ihtiyacı varsa onunla oturur, konuşurdu. Kimsenin söyleyecek bir ihtiyacı yoksa kalkar giderdi. Bir ara Hz. Ömer bu uygulamayı terk etti. İbn Abbâs der ki: Bunun üzerine kapışma gelip: "Ey Yerfe! Halifenin bir rahatsızlığı mı var?" diye sordum. O da: Onun herhangi bir rahatsızlığı yok" dedi ve içeri girip oturdum. Daha sonra Yerfe çıkıp şöyle dedi: "Ey İbn Abbâs, kalkın!" Biz de kalkıp Ömer'in olduğu yere gittik. Bir de baktık ki, üst üste yığılmış ve aralarına hurma lifi konmuş yiyecekler! Hz. Ömer dedi ki: "Medine halkı içerisinde en kalabalık ailelerden birisi olan sizin aileleriniz, şu yemeği alıp aranızda bölüştürün, artan birşey olursa geri getirin." Osman çöküp diz üstü oturdu. Ben de diz üstü çöküp şöyle dedim: "Şayet eksik kalırsa tamamlayacak mısın?" Bunun üzerine Ömer: "Amma da gözü açsın, doğrusu beklenir senden! Muhammed ve ashabı kıtlık zamanlarında hayvanların deri parçalarını kaynatıp yediklerinde bu nimetler Allah Teâlâ katında yok muydu?" dedi. Ben şu karşılığı verdim: "Evet, Allah'a yemin olsun ki, bu nimetler Muhammed yaşarken de Allah Teâlâ katında vardı. Ancak bu fetihler O'nun zamanında gerçekleşseydi, senin yaptığından farklı bir şey yapardı." Bu sözüm üzerine Ömer hiddetlendi ve: "Ne yapardı, söyler misin?" dedi. Ben de: "O zaman yer ve yedirirdi" dedim. Bu sözüm üzerine Hz. Ömer'in gözleri doldu ve vücudu titreyecek derecede ağladı. Daha sonra şöyle dedi: "Bu sorumluluktan ne borçlu, ne de alacaklı olarak, yüzümün akıyla kurtulsam keşke!" (el-Humeydî ve İbn Ebî Ömer)

Ömer b. el-Hattâb'ın faziletine dair bölümde bunlarla ilgili başka şeyler de zikredilecektir.



Toprak Tahsisi

1997. Ebû Cafer naklediyor: el-Abbâs, Hz. Ömer'e gelip şöyle dedi: "Resûlullah (saMlahualeyhi vesellem) bana Bahreyn'i verdi" dedi. Ömer de: "Şahidin var mı?" deyince el-Abbâs: "el-Muğîre b. Şu'be şahidim" dedi... (İshâk) İsnadında kopukluk vardır. [284]

1998. Yahya b. Amr b. Yahya b. Seleme el-Hüzelî, babasından, o da dedesinden, o da babasından naklediyor: Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem) Kays b. Mâlik el-Erhabî'ye şöyle bir mektup yazdı: "Allahtın senin adınla başlarım. Allah'ın Resulü Muhammed'den Kays b. Mâlik'e... Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi ve mağfireti üzerinize olsun. Sonra, Arabi-Acemiyle, kölesi-efendisiyle seni kavminin başına reis tayin ediyorum. Bunun karşılığında Yesâr mısırından/darısından iki yüz sâ', Hîvân kuru üzümünden iki yüz sâ' vereceksin. Bu yetki sana ve senden sonraki nesline kadar geçerlidir," Kays der ki: Resûlullah (saMlahu aleyhi vesel]em)'in: "Senden sonra nesline kadar..." ifadesi benim için çok sevimli ve değerli bir ifade idi; zira neslimin ebediyete kadar devamını ümit ediyorum.

Derim ki, bu münker bir hadistir ve en münker olan ifadesi de: "Allahım senin adınla başlarım,, " (Ebû Ya'lâ)

1999. Nail b. Mutarrif b. Razın el-Eslemî Ebû Enes naklediyor: Bana babam, dedem Razın b. Enes'den şunları nakletti: İslam dini zuhur ettiğinde benim bir kuyum vardı. Etraftan birilerinin onu ele geçirmesinden korktum. Bu sebeple Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem/e geldim, bana şöyle bir yazı yazdı: "Allah'ın Resulü Muhammed'den sonra: Eğer doğru ise kuyuları kendilerine aittir, aynı şekilde doğru ise evleri kendilerine aittir." Razın der ki: Bu yazıya istinaden Medine'de başvurduğumuz her hâkim/kadı kuyunun bize ait olduğu yönünde karar verdi. (Ebû Ya'lâ) [285]

Bu hadis gartbfcek bir yolla gelmektedir ki bunu rivayette Fehd yalnız kalmıştır. Feliâs, onun hakkında metruk hükmü vermiştir. Taberî ve bir başkası ise Muhammed b. Humeyd tarikiyle Nail b. Mutarrif b. el-Abbâs'tan, o babasından, o da dedesinden şu sözünü nakletmiştir: "Allah'ın Resûlü'nden (sallaUahu aleyhi vesellem) bana bir kuyu tahsis etmesini istedim. Bu rivayet yollarından hangisinin doğru olduğunu ancak Allah bilir.

2000. Ubeyde naklediyor: Uyeyne b. Hısn ve el-Akra' b. Habis, Ebû Bekr'e gelip şöyle dediler: "Ey Resûlullah'm halifesi! Elimizde çorak bir arazi var, üzerinde ne ot, ne de yararlı bir şey biter. Uygun görürseniz onu bize tahsis edin." Bunun üzerine Ebû Bekir o araziyi ikisine tahsis etti ve onlara bir yazı yazdı... Bu hadis İmâre bölümünün vezirler bahsinde geçmektedir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [286]

2001. Abdülmelik b. Ebî Hurre el-Esedî, babasından naklediyor -ki bu zât bölgeyi en iyi tanıyanlardandı-: Ömer b. el-Hattâb, Huzeyfe'yi kadı/hâkim tayin etti ve kendisine on nasihati içeren bir yazı yazdı. Ben bunların altısını aklımda tutup dördünü unuttum. Ona şunları yazmıştı: "Sadece Kisra'ya yahut onun ailesine veya savaşta öldürülenlere arazi tahsis et. Yine kervansaray yerlerinden, hapishane mahallerinden, göletlerden ve su birikintilerinden başka yerleri birilerine tahsis etme/verme." (el-Hâris) [287]



Bir Şey Kendi Mülkiyetinde İken Kişi Müslüman Olursa O Şey Öncelikle Onundur


2002. Ebû Hureyre, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Bir şey mülkiyetinde iken kişi müslüman olursa o şey ona aittir." (Ebû Ya'lâ) [288]

2003. Ebû Saîd el-A'şa naklediyor: Resûlullah (saMabu aleyhi vesellem) şöyle hüküm verdi: "Bir köle müslüman olur da peşinden efendisi müslüman olursa, o köle öncelikle efendisinindir. " (el-Hâris) [289]


Cizye Ve Ateşkes


Abdullah b. Şeddâd'ın hadisi Megâzi bölümünde Hirakl'a gönderilen mektup bahsinde zikredilecektir.

2004. Mücâhid der ki: "Namazdan dolayı küfür ehliyle savaşılır.[290] Ehl-i Kitab ile de cizyeden dolayı savaş yapılır." (Müsedded ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [291]

2005. el-Ahnef bildiriyor: Hz. Ömer, zimmîlere bir gün, bir gece misafir etmeyi, köprü yapmayı ve kendi topraklarında bir müslümanın ölmesi durumunda diyetini ödemeyi şart koştu. (Müsedded) [292]

2006. Hz. Ömer'in azatlı kölesi Eşlem naklediyor: Ömer cizye memurlarına, kadın ve çocuklara cizye vergisi koymamalarını bildiren bir ferman gönderdi. Hz. Ömer cizye vergisi ile yükümlü kimselerin boyunlarını mühürlerdi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

2007. el-Hasan b. Muharnmed b. Ali naklediyor: Resûlullah (saMiahu aleyhi veseüem) Hecer mecûsilerine bir ferman yazıp onlara İslâm'ı teklif etti; müslüman olan bir kimsenin müslümanlığmı kabul etti, müslüman olmaya yanaşmayanlara ise cizye vergisini koyup, kestiklerinin yenilmemesini ve kadınlarıyla da evlenilmemesini emretti.[293] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve el-Hâris)

2008. Nasr b. Âsim naklediyor: Ferve b. Nevfel el-Eşcaî: "Ehl-i Kitab olmadıkları halde Mecûsilerden neden cizye almıyor?" diye sorunca cizye memuru kalkıp onun yakasından tuttu ve: "Ey Allah'ın düşmanı! Sen Ebû Bekir ve Ömer'e dil mi uzatıyorsun!?" diye çıkıştı ve onu alıp hükümet sarayına götürdü. Karşılarına Hz. Ali çıktı. Onlara: "Sakin olun, oturun sarayın gölgesinde!" dedi. Daha sonra cizye memuru İbn Nevfel'in sarfettiği sözleri ona iletti. Hz. Ali şöyle dedi: "Mecûsileri en iyi bilenlerdenim: Onlar ilim ve kitap sahibi idiler. Bir gün kralları sarhoş olup kızıyla (veya kız kardeşiyle) yattı. Tebaasından bu duruma muttali olanlar oldu. Kral kendine geldiğinde tebaa gelip ona had cezası uygulamaya kalktılar. Kral engellemeye çalıştı. Tebaasını çağırıp onlara şöyle seslendi: Âdem'in dininden daha iyi bir din tanıyor musunuz? Âdem oğullarını kızlarıyla evlendiriyordu. Ben Âdem'in dini üzereyim, neden onun dininden uzak duruyorsunuz? deyince tebaası ona tekrar biat etti ve muhalefet eden kişilerle savaştılar, isyancıların tamamı öldürüldü. Ancak sabahladıklarında kitapları ellerinden alındı. Hafızalarmdaki ilim buharlaşıp gitti. İşte bundan dolayı onlar da Ehl-i kitaptır. İşte bu sebeple Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Ebû Bekir ve Ömer onlardan cizye aldı." (Ibn Ebî Ömer ve Ebû Ya'lâ) [294]



Fey ve Ganimetin Taksimi


2009. el-Kâsım naklediyor: Abdullah (b. Mes'ûd) der ki: "Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin olsun ki, Pers ve Rûm (İran ve Bizans) fethedilmeden önce Allah Teâlâ, Peygamberinin diliyle bu fey'i taksim etmiştir." (İbn Ebî Ömer) [295]

2010. Abdullah b. Şakîk naklediyor: Bana Balkayn'dan bir adam anlattı: Peygamber (sallallahu aleyhi veseUem), Vâdi'l-Kurâ'yı muhasara ederken yanma bir adam gelip: "Ey Muhammed! Neye çağrı yapıyorsun?" diye sordu. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Tek bir Allah'a çağrıda bulunuyorum" diye karşılık verdi. Bu defa adam: "Peki elde edilen bu ganimetler belli kimselere mi ait?" diye sorunca, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şu cevabı verdi: "Beşte biri Allah'ın payı, beşte dördü ise şunlara attür: Ok torbandan çekip aldığın okta da kardeşinden daha öncelikli değilsin." Bunun üzerine adam: "Kendilerine gazap edilen kimseleri" kastederek: "Bunlar kim?" diye sordu. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de; "Yahudilerdır" dedi. Bu defa: "Hak yoldan sapanları/yolunu şaşıranları" kastederek: "Bunlar kim?" diye sordu. Peygamber (saHaHahu aleyhi vesellem) de: "Hristiyanlar" buyurdu. (Ahmed b. Menî') [296]

2011. Abdullah b. Şakîk, Balkayn'dan bir adamdan naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Vadi'l-Kurâ'da iken yanma gelip: "Yâ Resûlallah! Neyi emrediyorsun?" diye sordum. O da şu karşılığı verdi: "Allah'a İbadet etmeni, O'na asla hiçbir şeyi ortak koşmamanı, namaz kılmanı ve zekat vermeni emrediyorum." Bunun üzerine ben: "Yâ Resûlallah, kendilerine gazap edilen kimseler kimlerdir?" diye sordum. O da: ''Yahudiler'dır" cevabını verdi. Bu defa ben, dalâlete düşenleri kastederek "Bunlar kim?" diye sordum. O da: "Hristiyanlardır" buyurdu. Ben: "Ganimet kimin?" diye sordum... (Ebû Ya'lâ} [297]


Yakınların Ganimet Paylan


2012. Ümmü Hânı binti Ebî Tâlib naklediyor: Hz. Fâtıma, Ebû Bekir'e gelip yakınlarının ganimet paylarını istediğinde Ebû Bekir ona şöyle dedi: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseHem)'in şöyle buyurduğunu işittim: Yakınların ganimetten aldığı pay hayatta olduğum sürece vardır, ben öldükten sonra onlara böyle bir hak yoktur.

Derim ki: Bu ifade hadis ehli tarafından rivayet edilmemiştir. Îbnu's-Sâib, el-Kelbî olup metruktür. (İshâk) [298]



Altın Veya Gümüş Karşılığında Satılan Şeylerde Ganimet Payının Geçerli Olduğu


2013. Fadâle b. Ubeyd şöyle der: Bazıları borcum olan bir şeyi vermekten vazgeçmemi istiyorlar. Allah'a yemin olsun ki, ölünceye kadar o borcu ödemeyi ümid ediyorum: Altın veya gümüş karşılığında satılabilen bir malın ganimet olarak elde edilmesi durumunda beşte birinde Allah'ın, geri kalanında ise müslümanların payı vardır. (Müsedded) [299]



Ganimetleri Taksim Eden Ayet Nazil Olmadan Önce Ganimetin, Onu Elde Eden Kimseye Ait Olduğu


2014. Sa'd b. Ebî Vakkâs bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine'ye geldiklerinde Kinâne kabilesinden bir topluluğa akın etmemizi' emretti. O zaman ganimet şöyleydi: Kim bir şey elde ederse onundur. (İshâk) [300]



Ganimetin O Bölgenin Yerlilerine Değil de Hicret Edenlere Taksim Edilmesi


2015. Süfyân b. Vehb el-Havlânî naklediyor: d-Câbiye denilen yerde Ömer b. el-Hattâb'ın bir hutbesini dinledim. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi: "Ey insanlar! Size bu ganimetleri Allah Teâlâ bahşetti, iyisi de, kötüsü de aynıdır. O hepinizin hakkıdır. Sadece şu iki kabile: Lahm ve Cüzam kabileleri ondan hak sahibi değildirler. Onlara hiçbir şey taksim etmeyeceğim." Bunun üzerine Lahm kabilesinden bir adam kalkıp şöyle dedi: "Ey Hattâb'm oğlu, seni adaletli olmaya davet ediyorum." Hz. Ömer de şu karşılığı verdi: Ömer'in istediği adalet ve eşitlikten başka bir şey değildir, Allah'a yemin olsun ki, eğer hicret San'a'ya gerçekleşseydi Lahm ve Cüzam kabilesinden çok azları yola çıkardı. Dolayısıyla seferin meşakkatini çeken ve binek tedâriki İçin maddi külfete katlananla, kendi bölgesinde, kendi toprağı üzerinde savaşan kimseyi eşit tutamam." Bunun üzerine Ebû Hudeyric kalkıp şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri! Şayet Allah Teâlâ, hicretin bizim yurda doğru yapılmasını emretmiş, biz de ona yardım ve destek verip, ona sadakatimizi ifade etmiş isek, bu bizim İslam'da tanınan hakkımızı elimizden alır mı?" Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: "Vallahi size hisse vereceğim" (üç defa tekrar etti) ve ganimetleri müslümanlar arasında taksim etti. Her kişiye yarım dinar düştü. Beraberinde hanımı olan kimselere bir dinar, yalnız başına olanlara yarım dinar takdir etti. (Müsedded) [301]


Taksim Edilmeden Önce Ganimetin İade Edilmesi


2016. Rabîa b. Mazin oğullarından Umâre b. Ahmer el-Mâzinî naklediyor: Müslüman olmadan önce develerimi merada otluyordum. Resûlullah (sailallahualeyhivesellem)1 in (veya ashabının) bir grup atlısı üzerime akın etti. Hemen develerimi topladım, erkek bir deveye bindim, deve ayaklarını açıp hacetini gidermeye başlayınca ondan inip dişi bir deveye bindim. Oradan kaçıp gittim ve kendimi kurtardım. Ancak diğer develerimi sürüp götürdüler. Resûlullah (sailallahu aleyhi vesellem)'e geldim. Onları bana geri verdi ve taksim etmedi. {Ebû Ya'lâ) [302]

2017. el-Ezher b. Yezîd er-Rehâvî naklediyor: Bir cariye firar edip düşman safına katıldı, daha sonra müslümanlar onu ganimet olarak aldı. Murâdî kabilesine mensup kimseler onu tanıdıklarında Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh'a gelip: "Bu, bizden kaçan bir câriyemizdir" dediler. Ebu Ubeyde ise: "Benim bu konuda herhangi bir bilgim yok, ancak Emiru'l-Mü'minîn'e bir mektup yazıp durumu ondan Öğreneyim. Onun bize göndereceği mektubu bekleyin" dedi. Murâdîler bir süre beklediler. Söz konusu mektup geldiğinde Ebu Ubeyde onlara şöyle dedi: "Sizin cariyenizle ilgili Ömer'in mektubu geldi. Mektupta şöyle diyor: Eğer taksim edildiyse yapılacak bir şey yok, yok eğer müslümanlar arasında taksim edilmediyse onu sahibine geri iade et." Bunun üzerine Murâdîler şöyle dediler: "Allah aşkına Ömer gerçekten böyle mi yazdı?" diye sorunca Ebu Ubeyde: "Yemin olsun ki böyle yazdı. Benim size yalan söyleyecek halim yok!" dedi. (Müsedded) [303]



Savaşçının Üzerinde Bulunan Şeylerin Taksimi


2018. Muhammed b. İbrahim b. el-Hâris der ki: "Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ve Ebû Bekir savaşçının üzerinde bulunan eşyayı ganimet olarak taksim ederlerdi." Mürseldir, zayıftır. (el-Hâris) [304]



Ganimet


2019. Haccâc b. Abdullah en-Nasri şöyle der: Ganimet haktır, Resûlullah aleyhiveseUem) ganimeti taksim etmiştir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [305]

Bu hadisi Mu'cem'inâe el-Beğavî, el-Ma'rife'&e Ebû Nuaym, Müsned'inde Hasan b. Süfyân, el-Bâverdî ve Taberânî tahrîc ettiler. Hadis illetlidir. îbn Âiz, el-Meğâzı'sinde rivayet zinciri ile Mekhûl'den şu sözünü tahrîc ediyor: "Bedir savaşı günü olunca müslümanlardan bir grup düşmanla çatışmaya girdiler, diğer grup ise Allah'ın Resulü (sallallahualeyhi vesellem) İle birlikte kaldılar. Savaşan grup ise daha sonra düşmana ait teçhizat ve ele geçirdikleri bazı eşyalarla hirlikte döndüler. Ganimet (savaşanlar) arasında bölüştürüldü." Mekhûl, kıssanın devamını naklettikten sonra der ki: "Bu hadisi hana el-Haccâc b. Süheyl el-Basrî anlattı; fakat saygın kişiliğinden dolayı olayın ona ulaşan ravi zincirini soramadım." İbn Hacer der ki: "Bu, Haccâc'ın sahahi olmadığının, ayrıca baba isminin Abdullah değil de Süheyl olduğunun delilidir."



Kalbini İslâm'a Isındırmak


Nasr b. Asım el-Leysî, kendi kabilesinden bir adamdan, o zâtm Allah'ın Resûlü'ne (sallallahu aleyhi vesellero) gelerek iki vakit namaz kılmak şartıyla müslüman olduğunu, Hz. Peygamber'in de (sallallahu aleyhi vesellem) bunu kabul ettiğini bildirmektedir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)



Diğerlerinin Rızası Karşılığında Devlet Başkanının Ganimeti Taksim Konusunda Bazılarını Tercih Etmesi


2020. Hz. Aişe bildiriyor: Ömer b. el-Hattâb'a bir sandık getirildi. Ashabı ona baktıklarında değerini bilemediler. Bunun üzerine Ömer onlara şöyle dedi: "Onu Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in çok sevdiği eşi olan Âişe'ye göndermeme müsâde eder misiniz?" Onlar da: "Evet" dediler. Âişe'ye

getirildiğinde onu açtı. Kendisine: "Ömer b. el-Hattâb sana bunu gönderdi" denildiğinde şu karşılığı verdi: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'den sonra Ömer'e neler açıldı! Allahım beni başkalarının ihsanına muhtaç bırakma!" (Ebû Ya'lâ)



Ganimeti Taksim Etmeden Önce Devlet Başkanının Ganimetin Bir Kısmını Kendisine Ayırmasının Mekruh Olduğu


2021. İbn Abbâs naklediyor: Muhacir Mücahidler Hayber Savaşında (veya Huneyn savaşında) deriden bir çadır ele geçirdiler. Peygamber (saMlahu aleyhi veseüem)'e şöyle dediler: "Ey Allah'ın Peygamberi! İçimizden bunu sana vermeyi uygun gördük, kabul buyur da onun altında gölgelenesin, içimizden bazıları da seninle beraber gölge altında otursun." Bunun üzerine Peygamber (sallaîlahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Peygamberinizin ateşten bir çadır İçinde olmasını ister misiniz?!" (Müsedded) [306]



Mücahid Yetimlerine İhsanda Bulunmak


2022. Ümmü'l-Hakem naklediyor: Resûlullah (saMbhu aleyhi vesellem) gazvelerden birinden dönmüştü. Ganimet olarak köle getirmişti. Kız kardeşimle beraber Hz. Fâtıma'ya gittik. Kadınlar Resûlullah (salMahu aleyhi veseltem)'e gidip O'ndan kendilerine hizmetçi verilmesini talep ettiler. Bunun üzerine Resûlullah (saflaBahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bedir yetimleri sizden daha önceliklidir." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) Ben derim ki: Bunu Ebû Dâvud da tahrîc etti; ancak senedini ani'l-Fadl b. el-Hasan an Dubâa binti'z-Zubeyr şeklinde verdi.


Hıyanetin Kötü Bîr Eylem Olduğu


2023. Ebû Zer der ki: Resûlullah (saflaBahu aleyhi vesellem)'in şöyle dediğini işittim: "Ganimet konusunda ümmetim hıyanette bulunmazsa/aldatma yoluna gitmez.se hiçbir zaman önünde düşman duramaz." Bunun üzerine Ebû Zer, Habîb b. Mesleme'ye şöyle dedi: "Düşman karşınızda bir koyun sağımlık ya da üç işemlik zaman kadar durabildi mi?" O da: "Evet, hatta üç koyun sağımlık zaman kadar direndi" cevabını verdi. Bunun üzerine Ebû Zer şöyle dedi: "Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki, mutlaka bir hiyanette bulunmuşsunuz dur." (İshâk) [307]

2024. Sevbân naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyh: vesdlem) buyurdu ki: "Kendisine düşen pay olmaksızın hiç kimsenin müslümanların ganimetinden az ya da çok, iğne ya da iplik almak ya da vermek helal değildir.[308] (Ebû Ya'lâ)

2025. Sevbân naklediyor: Bir adam Resûlullah (sallaMıu aleyhi vesellem/e gelip: "Ya Resûlallah! Bu ganimetlerden bana düşen bir pay var mı?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem) de şöyle buyurdu: "Ondan bir iğne ya da iplik almak yahut vermek helal değildir. " (Ebû Ya'lâ)

2026. Hz. Ömer, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Ateşe düşmeyesiniz diye ben elbisenizden tutarken, siz pervane ve çekirgeler gibi ateşin üzerine atlıyorsunuz. Bunun sonucunda sizi bırakır gibi olurum. Havuza (Kevser'e) sizden Önce gideceğim. Siz huzuruma tek tek ve gruplar halinde geleceksiniz ve çobanın develeri arasına giren yabancı deveyi tanıması gibi, ben de simalarınızdan ve isimlerinizden sizleri tanıyacağım. Sizi sol tarafa doğru götürecekler, ben de Rabbime yalvarıp şöyle diyeceğim: Ya Rabbi! Kavmim, Ya Rabbi ümmetim! Allah Teâlâ da şöyle buyuracak: Ya Muhammed! Senden sonra onların neler yaptıklarını bilmiyorsun, senden sonra gerisin geriye gitmeye başladılar! Bundan sonra kıyamet günü meleyen bir koyun taşıyan bîrinizi tanımayacağım. O kişi: Ya Muhammed! Ya Muhaınmed! diye seslenecek ben de: Senin için yapacağım birşey yok, sana tebliğ ettim diyeceğim. Aynı şekilde kıyamet günü kişneyen bir at taşıyan ve bana: Ya Muhammed, Ya Muhammed! diye seslenen birini tanımayacağım ve: Sana yapacağım bir şey yok, zira sana tebliğ ettim diyeceğim. Yine kıyamet günü deri bir kırba taşıyıp bana: Ya Muhammed, Ya Muhammed! diye seslenen bir kimseye: Senin için yapacağım birşey yok, zira tebliğ ettim diyeceğim." (Ebû Ya'lâ) [309]



Ganimet Taksiminden Önce Hisselerin Satılmasının Yasak Olduğu


2027. Ebu Umâme der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Hayber günü taksim edilinceye kadar hisselerin satılmasını yasakladı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [310]



Esirlerin Fidyesi


2028. Âsim b. Kuleyb babasından naklediyor: Çadırında olduğu halde Hz. Ömer'in yanma gelmiştik. Ben şöyle seslendim: "Ben el-Cermî kabilesinden falan oğlu falanım, falancalarda esir bir yeğenimiz var, karşı tarafa Resûlullah (sallaifehu aleyhi wsellem)'in bu konudaki fetvasını teklif ettim, kabul etmediler." Bunun üzerine Ömer dedi ki: "Yeğeninizi tanıyor musunuz?" Ben de: "Hayır" dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer çadırın kenarını açıp: "İşte bunu alıp götürün ve Resûlullah (sallalîahu aleyhi vesellem/in fetvası gereği fidyesini verin" dedi. O zaman için Peygamber ]lem)'in verdiği fetva dört deve idi. [311] (İshâk)

2029. Ömer b. Abdülazîz, Ömer b. el-Hattâb'ın esirlerin fidyesi konusunda dört yüz rakamını hükmettiğini ifade etmiştir. (İshâk)

2030. eş-Şa'bî naklediyor: Hz. Ömer şöyle demiştir: "Hiç bir Arabm uhdesinde köle ve cariye kalmayacaktır. Ancak yanında müslüman olan hiç bir esiri sahibinden çekip alacak da değiliz, ona beş deve fidye takdir ederiz." (İshâk)

2031. İbn Abbâs naklediyor: Yaralandığında Hz. Ömer bana şöyle dedi: "Bilesin ki müşriklerin elinde esir düşen müslümanm kurtuluş fidyesi Beytü'l-Mâl'den (devlet hazinesinden) karşılanır.[312] (İshâk)

2032. es-Süddî, Abd-i Hayr'dan naklediyor: Selmân b. Rabîa ile Belencer denilen yere cihâda çıktık, halkını muhasara ettik. Biz bu halde iken Selmân taş yağmuruna tutuldu ve başından yaralandı. Bize şöyle bir vasiyette bulundu: "Şayet ölürsem beni bu şehrin merkezine defnedin." Vefat etti, biz de onu dediği yere defnettik. Şehri kuşatmaya devam ettik, bir süre sonra orayı fethettik; esir ve çok sayıda ganimet ele geçirdik. Her birimiz yaklaşık bin ve daha fazla dirhem aldık. Döndüğümüzde es-Sed denilen bir yere geldik. Oraya kuşatmayı düşünmeden deniz yoluyla Mûkân, Cîlân, Deylem

denilen yerlere doğru gittik. Nereye uğrasak oranın halkı bizden barış talep etti ve bize rehin verdiler. Yolculuğumuz o kadar uzun sürdü ki, buradaki (yani Kûfe'deki) ailelerimiz bizden ümit kestiler, bize ağıtlar yakıp şiirler söylediler. Abdullah b. Selâm yediyüz dirheme bir Yahudi cariye satın aldı. Re'sü'l-Câlût'a geldiğinde ona misafir oldu ve şöyle dedi: "Ey Re'sü'l-Câlût! Kavminden yaşlı bir esiri benden satın almak istemez misin?" dedi. O da: "Evet alırım" cevabını verdi. Bunun üzerine Abdullah: "Onu yedi yüz dirheme satın aldım" deyince Re'sü'l-Câlût: "Sana yedi yüz dirhem de benden" dedi. Abdullah: "Olmaz" dedi. Re'sü'l-Câlût da: "O zaman almıyorum" dedi. Abdullah: "Allah'a yemin olsun ki, ya piyasa değerine alırsın, ya da içinde bulunduğun dini inkâr etmiş olursun" deyince Re'sü'l-Câlût: "Allah'a yemin olsun ki, hiçbir şekilde senden onu almayacağım" dedi. Abdullah ona: "Yaklaş!" dedi. Adam da ona yaklaştığında Tevrat'ta yer alan şu ifadeyi okudu: "İsrail oğullarından köle bulduğun herkesi piyasa değeriyle satın al ve onu âzâd et." Şu âyet-i kerimeyi okudu: "Size esir olarak geldiklerinde onları fidye karşılığında bırakırsınız, oysa onları yurtlarından sürgün etmek size yasaklanmıştı, kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz! [313] Bunun üzerine Re'sü'l-Câlût şöyle dedi: "Vallahi onu değeriyle senden satın alacağım." Abdullah da şöyle dedi: "Yemin ettim ki, onu dört bin dirhemden aşağıya vermeyeceğim." Daha sonra adam dört bin dirhem getirdi, Abdullah iki bin dirhemini geri verip iki binini aldı. Abdu Hayr der ki: Ben geldiğimde, er-Rabî' b. Hüseym'e selam vermek üzere yanma gittim. Elinde çok köle vardı. Şu âyet-i kerimeyi okudu: "Sevdiklerinizden Allah yolunda infak etmedikçe/harcamadıkça gerçek iyiliği elde edemezsiniz. [314] Daha sonra bütün köleleri azâd etti. (İshâk)



Savaşta Hile ve Tuzak


2033. Süveyd b. Gafele naklediyor: Zut bölgesinden Hz. Ali'ye insanlar getirildi. Ben onları idam ettiğini sandım. Hz. Ali Önce gökyüzüne, sonra yere bakıp şöyle dedi: "Allahu Ekber, Allah ve Resulü doğru söylemişlerdir, şu yeri, hayır şurasını kazın!" dedi. Denilen yer kazıldı, onları içine attı. Sonra da içeriye (karargâhına) girdi. Ben de huzuruna girip ona şöyle dedim: "Biraz önce ne yaptın, Resûlullah (salMahu aleyhi veseOem) bunlar (in idam edilmeleri) hakkında senden herhangi bir söz aldı mı?" Bunun üzerine Hz. Ali şu cevabı verdi: "Gökten düşüp paramparça olmak, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e söylemediği bir şeyi isnâd etmekten daha iyidir. Ben bunları taktik icâbı yapıyorum. Ya: Allahu Ekber, Allah ve Resulü doğru söylemişlerdir, şu yeri kazın! deseydim o zaman ne ohtfdu?!" (Ahmed b. Menî') [315] İsnadı sahihtir.

2034. el-Müseyyeb b. Necebe naklediyor: el-Hüseyn b. Ali'nin huzuruna girdik, şöyle dedi: Resûlullah (sallallahualeyhivesellem) buyurdu ki: "Savaş hiledir.[316] (Ebû Ya'lâ)

2035. Yûsuf b. Abdullah b. Selâm, babasından Peygamber (saliallahu aleyhi vesd]em)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Savaş hiledir.[317] (Ebû Ya'lâ)



Mekke Fethinden Sonra Hicret Yoktur


2036. Câbir, Resûlullah (sallaUahu aleyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Hicretten sonra bedevileşmek yoktur, Mekke fethinden sonra da hicret yoktur." (el-Hâris) [318]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bu hadisi Saîd b. Mansûr (Sünen 3/2/27) ve Beyhakî (Sünen 7/381)'de rivayet etmişlerdir. Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiştir ve râvileri Sahih şartlarına uygundur." Bûsîrî ise herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[2] Hadis mürseldiv. Bûsîrî der ki: "Hadisi Ebû Dâvûd, mürsel hadisler arasında (el-Merâsîl), Beyhakî ise Sünra'inde tahrîc etmiştir."

[3] Senedinde Vâkıdî yer almıştır. Hadisi Tirmizî, İbn Ömer hadisinden tahrîc etmiştir. Orada: "Sekiz" yerine "on hanım" ifadesi yer almaktadır.

[4] Hadisin senedinde ismini tanımadığım raviler vardır. Hadisi Tirmizî, Haccâr el-Eslemî hadisinden rivayet etmiştir. Bûsirî der ki: "İsmi açıklanmayan bir ravi vardır, hadisi Ebû Yâ'lâ rivayet etmiştir."

[5] Hadisin râvileri güvenilirdir, ancak mürseldir. Hadisi Saîd b. Mansûr da rivayet etmiştir (Sünen 3/1/230) Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded sahih bir senetle rivayet etmiştir."

[6] Tayâlisî hadisi Hârice b. Mus'ab'dan, o da Haram b. Osman'dan rivayet etmiştir. Hadisin baş kısmı 1668 no'lu hadiste geçmiştir.

[7] M. ez-Zevâid'de Hz. Âişe'den rivayet edilen Taberânî kaynaklı bir hadiste: "Süt, miras misali anne babadan devralınan özellikleri içinde barındırır" şeklinde geçmektedir (4/262). Hz. Âişe'den rivayet edilen hadisin isnadı zayıftır. Yukarıda naklettiğimiz bu rivayet ise mürsd, hatta mu'daldır. Bûsîrî şöyle der: "Hadisi Ebû Davûd, el-MerâsH'de, Beyhakî ise Sünen'inde rivayet etmiştir."

[8] Hadisi Satd de mevkuf olarak rivayet etmiştir. Her iki tarikin râvileri güvenilir kimselerdir. Taberânî ise hadisi Zevâid'dc geçtiği üzere merfû olarak rivayet etmiştir. Heysemî der ki:" Hadisin râvileri Sahih şartlarına uygundur" (Mecma 4/261)

[9] Hadisin senedinde Vâkidî yer almış olup, Kesîr b. Abdullah b. Amr b. Avf'tan rivayet etmiştir, ikisi de zayıftır. Bûsîrî: "Bu iki ravi zayıftır" der

[10] Bkz. 1634 no'lu hadis

[11] el-Hhâf'da şöyle geçer: Hz. Ömer: "Ey Amr! Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem)'e yalan söyleme!" dedi ve Amr'a: "Âişe'ye gidip bu sözün hakikatim sormadıkça seni bırakmam" diye ilave etti. Bunun üzerine ikisi Hz. Âişe'ye gittiler. Amr: "Ey annemiz, Ömer şöyle diyor:........"

[12] Bûsîrî der ki: Hadisi Tayâlisî, İshâk ve Ahmed rivayet etmişlerdir. Hepsinin senedinde Muhammed b. Ebî Humeyd vardır ki, bu zât zayıftır. Hadisi Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ'da başka bir vecihden rivayet etmiştir.

[13] Müsnede'de şu ilave bilgilere yer verilir: Bu hadisi Tayâlisî, Muhammed b. Ebî Humeyd'den rivayet etmiştir. Ebû Âmir ve en-Nadr (İshâk b. Râhaveyh'in hocalarındın ifade ettikleri gibi. Aynı şekilde Nesâî ez-Ziberkân b. Abdullah b. Amr'dan, o da babasından, o da Amr'dan rivayet etmiştir.

[14] Hadisi Taberânî de rivayet etmiştir. Heysemî der ki: "Taberânî'nin râvilerinin hepsi îüvenilirdir." {Mecma 4/325) Hadisin merfû olan kısmı Nesâî'nin es-Sünenü'l-Kübrâ'smda rivayet ettiği ve hakkında "muhtasar" değerlendirmesini yaptığı kısımdır. Nesâî hadisi Hatim b. İsmâîl tarikiyle rivayet etmiştir. Ancak Ebû Yâ'lâ hadisi Ya'kûb b. Amr b. Abdullah b. Amr b. Umeyye'den, o babasından, o da Amr'dan rivayet etmiştir. Nesâî ise Ebû Hâtim'den, o Ya'kûb'dan, o da amcası ez-Ziberkân b. Abdullah'tan, o da babasından, o Amr'dan rivayet etmiştir. el-İthâfda, "Bize EbCı Hatim, Ya'kûb b. Amr'dan..." şeklinde yer almıştır.

[15] Mekhûl İle Ümmü Eymen arasında bir kopukluk mevcuttur. Hadisi Beyhakî de tahrîc etmiştir. (Sünen 7/304)

[16] Hadisin senedinde Muhammed b. Ebî Humeyd vardır ki zayıftır, bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[17] Hadis mürseldİT. Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilirdir."

[18] Heysemî der ki: Hadisin senedinde el-Misver b. es-Salt vardır ki, bu zât zayıftır (Mecrna 3/136). Aynı gerekçeden dolayı Bûsîrî de hadisi zayıf kabul etmiştir. Bûsîrî şöyle der: "Bu hadisi ed-Dârekutnî ve el-Hâkim rivayet etmişlerdir. el-Hâkim hadisin snhîhu'l-isnâd olduğunu ifade etmiştir."

[19] Hadisin isnadı hasendit. Bûsîrî, hadisin isnadı ile ilgili herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[20] Bûsîrî der ki: Bu ve bundan önceki metni İbnü'l-Cevzî uydurma hadisler içerisinde zikretmiştir. Bunları Ebû Hureyre ve Enes b. Mâlik'ten rivayet etmiş ve: "Bu hadisin aslı yoktur" demiştir.

[21] Urve, Ebû Sa'lebe ile karşılaşmış ve birbirleriyle görüşmüşlerdir.

[22] Zevd: Üçten on'a kadar deve sürüsü için kullanılır.

[23] Hadisin senedinde Ebû Ferve, Yezîd b. Sinan vardır ki, bu zâtı Ebû Hatim ve daha başkaları güvenilir kabul ederken, başka bir muhaddis grubu onu zayıf görür. Bu hususu Heysemî ifade etmiştir. Aynı şekilde Taberânî bu hadisi rivayet etmiştir (Mecma 4/188). Bûsîrî ise isnadı hakkında herhangi bir hükümde bulunmamıştır.

[24] Hadisin senedinde Muhammed b. Kureyb vardır ki, bu zât zayıftır.

[25] Senedinde Haram b. Osman vardır ki, o da metrukbir ravidir.

[26] Hadisi Ahmed rivayet etmiştir. Senedinde ismi belirtilmeyen bir ravi mevcuttur. Bunu Heysemî ifade etmiştir (Mecma 4/186). Bûsîrî de şöyle der: "Hadisi Ahmed b. Meni' bir ravisinin bilinmemesinden dolayı zayıf bir senetle rivayet etmiştir."

[27] Hadisin senedi mürseldir. Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilirdir."

[28] Hadisin isnadı ceyyiddti. Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[29] Heysemî der ki: Hadisin senedinde İsa b. Meymûn vjrdır ki, bu zât mclnıktur (Mecma 4/177). İsâ b. Meymûn'un zayıf olusuna bin'aen Bûsîrî hadisi znytf kabul etmiştir.

[30] Râvinin Uzeyne b. Seleme olduğunu söyleyenler olduğu gibi Uzeyne b. el-Hâris olduğunu ifade edenler de olmuştur. Bu zâtin sahâbî olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır. Bkz. el-îsâbe 1/27. Hadisi, M. ez-Zevâid'de (4/184) geçtiği üzere Taberânî de rivayet etmiştir.

[31] Yahya'nın zayıf oluşuna binâen Bûsîrî hadisi zayıf olarak değerlendirmiştir.

[32] Hadisin senedinde Muhammed b. Abdurrahman b. el-Beylemânî vardır ki, bu zât zayıftır. Bunu Heysemî ifade etmiştir (Mecma 4/183). Muhammed b. Abdurrahman ve ondan rivayet eden zâtın zayıf olmasına binaen Bûsîrî hadisi zayıf olarak değerlendirmiştir.

[33] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Müsedded ve Beyhakî sahih bir senetle rivayet etmişlerdir."

[34] Hadisi Müsedded, el-Hâris b. Ubeyd'den rivayet etmiş; Bûsîrî ise Bezzâr ve Beyhakî'ye nisbet etmiş, ancak isnadı hakkında herhangi bir hükümde bulunmamıştır.

[35] Hadisi Taberânî rivayet etmiştir, râvileri güvenilirdir, bunu Heysemî ifade etmiştir. (Mecmu 4/184). Bûsîrî ise Ebû Ya'lâ'nın isnadı hakkında herhangi bir hüküm vermemiştir.

[36] Hadis, Müsnede'de Hasan'dan mürsel olarak böyle geçmektedir. Taberânî, hadisi İmrân b. Husayn'dan mevsûl olarak nakletmiştir. Her ikisinin isnadında Saîd b. Zerbî vardır ki, o da zayıftır. Bkz, ez-Zevâiâ (4/184). Bûsîrî hadisi İmrân b. Husayn'dan vermiş ve onu Ebû Ya'lâ'ya nisbet etmiştir.

[37] Hadisin isnadı ceyyiddk, Bûsîrî ise hakkında herhangi bir hüküm vermemiştir.

[38] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[39] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Müsedded mevkuf olarak rivayet etmiştir, râvileri güvenilirdir."

[40] İsnadı mürseldir. el Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilirdir."

[41] Hadisi Tirmizî, Süfyan'dan, o da Yahya b. Saîd'den rivayet etmiştir. Sahîhayn'da hadisin aslı mevcuttur. Bkz. Tirmizî 2/375.

[42] İbn Huzeyme, Musa b. Seleme el-Hüzelî tarikiyle İbn Abbâs'dan, Sinan b. Abdullah el-Cühenî'nin hanımının kendisinden Resuluİlah (sallallahu aleyhi vesellem)'e, annesinin ölüp hacca gitmediğini, onun yerine hacca gitmesi durumunda bunun caiz olup olmayacağını sormasını istediğini, Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem)'in de: "Evet, olur" dediğini nakleder. Hadisi Taberânî, Muhammed b. Kureyb'den, o da babasından, o da Ibni Abbâs'dan ve Sinan b. Abdullah'dan rivayet etmiştir. M. ez-Zevâid'de böyle geçmektedir (4/191). Muhammed b. Kureyb zayıftır, bunu Heysemî ifade etmiştir. Bûsîrî ise hadisi Ebû Ya'lâ'ya nisbet etmiş, Muhammed b. Kureyb'in zayıf olmasına binâen hadisi zayıf telakki etmiştir.

[43] O, Hattan b. Hafâf adlı zâttır. Abdullah b. Bedir sahabi olup el-Cühenî değildir. Her ikisini de İbn Hacer, el-İsâbe'de zikretmiştir. (2/280) Bûsîrî ise şöyle der: "Bu hadisi ibn Ebî Şeybe mürsel olarak tahrîc etmiştir."

[44] Hadisin isnadı ceyyiddir.

[45] Bûsîrî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ, Amr b. ei-Husayn'dan rivayet etmiştir ki, hadis zayıftır."

[46] Bkz. 1195 no'lu hadis.

[47] Bûsîrî der ki: Hadisi el-Hâris, Halîl b. Zekeriyya kanalıyla nakletmiştir ki bu zat, zayıftır.

[48] Bûsîrî, hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Heysemî şöyle der: "Bu hadisi Taberanî rivayet etmiştir, senedinde tanımadığım bir râvi vardır. (Mecma 3/269)

[49] Bkz.1059 no'lu hadis.

[50] Bkz. 1069 no'lu hadis.

[51] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî şöyle der: "Taberânî hadisi Mahşâ b.'Huceyr'den rivayet etmiştir ki, bu râvi hakkında bilgi veren kimse görmedim (Mecma 3/170).

[52] Bûsîrî der ki: "Senedinde ismi tasrih edilmeyen bir râvi mevcuttur." Bu hadis, 1409 nosu ile daha önce zikredilmiştir.

[53] Bûsîrî, hadisi bütünüyle zikretmiş ve şöyle demiştir: Hadisi İbn Ebî Şeybe, ondan Abd b. Humeyd, Musa b. Ubeyde er-Rabezî'nin bulunduğu bir senetle rivayet etmiştir ki bu zât zayıftır. Hadisi Buhârî, muallak rivayet ederken, Ebû Dâvud ve İbn Mâce muttasıl, merfû ve muhtasar bir şekilde rivayet etmişlerdir. Heysemî der ki: "Hadisi, Bezzâr rivayet etmiştir, senedinde Musa b. Ubeyde vardır ki, bu zât zayıftır." (Mecma 3/268). Bezzâr hadisi detaylı olarak tahrîc etmiştir.

[54] Hadisin bir bölümü daha önce geçmiş ve isnadı hakkında değerlendirme yapılmıştı. Bkz. 1486 ve 1493 no'lu hadis.

[55] Heysemî der ki: Bu hadisi Taberânî, M. eî-Evsat'ta ve Ebû Ya'lâ güvenilir râvilerle rivayet etmişlerdir (Mecma 3/270). Bûsîri ise herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[56] Bûsîrî der ki: "Hadisi İshâk, en-Nadr b. Şümeyl'den, o da Sâlih'den rivayet etmiştir ki, hadis zayıftır."

[57] Bûsîrî der ki: "Hadisi Ahmed, Ebû Ya'lâ ve Beyhakî rivayet etmişlerdir." Hadis 1715 no'da geçmiş ve munkatı olduğu ifade edilmişti.

[58] Bûsîrî der ki: "Hadis munkatı bir senetle rivayet edilmiştir."

[59] Bûsîrî, hakkında her hangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[60] M. ez-Zevâid'de "Kını bir yudum içki İçerse..." ibaresiyle geçmektedir.

[61] Bûsîrî hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rıvayet etmiştir ve senedinde Humeyd b. Kureyb yer almaktadır ki ben bu zâtı tanımıyorum."

[62] Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilirdir."

[63] Hadis mürseldir.

[64] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ, hasen bir isnâdla tahrîc etmiştir." Heysemî der Kı: Bu hadisi Taberânî de rivayet etmiştir. Bütün isnâdlarda Yakûb el-Kummî ve İsâ b. arıye vardır ki, her ikisi de cerh edilmiştir, onları güvenilir kabul edenler de olmuştur." {Mecma 4/89)

[65] Bkz. 1798 no'lu hadis.

[66] Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet ermiştir ve râvileri (Ebû Hâcib hariç ki o a güvenilirdir) Sahih şartlarına uygundur." (Mecma 5/61)

[67] Busırı, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[68] Velîd b. Müslim'in müâellis bir râvi olmasına binaen Bûsîrî isnadını zayi/kabul eder. Heysemî der ki: Hadisi Bezzâr ve Taberânî rivayet etmişlerdir, senedinde Mûsâ b. Süleyman b. Mûsâ vardır ki, Ebû Hatim onu güvenilir kabul eder, diğer râvileri de güvenilir kimselerdir.

[69] Aynı şekilde el-Velîd'in müdellis râvi olmasına binânen Bûsîrî hadisi zayıf kabul etmiştir.

[70] Bûsîrî der ki: Ondan da Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Aynı zamanda hadisi Ahmed, muhtasar olarak rivayet etmiştir. İbn Hibbân, Sahîh'inde Ebû Saîd el-Hudrî hadisinden rivayet etmiştir. Heysemî derki: "Hadisi Taberânî de tahrîc etmiştir. Eş'as b. Umeyr adlı 2âtı tanımıyorum, ayrıca senedinde Atâ b. es-Sâ'ib vardır." (Mecma 5/61)

[71] Bûsîrî der ki: "Hadis İbn Hibbân, Sahîh'inde Ebû Ya'lâ'dan rivayet etmiştir." Heysemî der ki: "İsnadında el-Müsenna b. Me'vâ Ebûl-Münâzil vardır ki, onu İbn Ebî Hatim anmış, ancak hakkında ne zayıf, ne de güvenilir değerlendirmesi yapmamıştır. Diğer râvileri güvenilirdir." (Mecma 5/64)

[72] Bûsîrî derki: "Bu hadisi Tayâlisi ve Ebû Ya'lâ râvileri güvenilir bir senetle rivayet etmişle'rdir." Heysemî der ki: "Ricali Sahih ricaline uygundur." (Mecma 5/61)

[73] Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiş olup senedinde Acîbe b. Abdülhamid ez-Zehebî vardır ki, bu zât neredeyse kimse tarafından tanınmamaktadır, diğer râvileri güvenilirdir." Hadis 1795 no'da Ebû Ya'lâ'ya nisbet edilmiş olarak zikredilecektir.

[74] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.

[75] Bûsîrî der ki: "Hadis râvileri güvenilir bir senetle rivayet edilmiştir." Heysemî der ki: "Hadisin senedinde Abdurrahman b. Suhâr vardır kî, bu zâtı İbn Ebî Hatim zikretmiş, ancak zayıf veya güvenilir olduğu konusunda herhangi bir şey söylememiştir. Suhâr b. Yesâr ise Ebû Hatim ve İbn Hibbân tarafından güvenilir addedilir. İbn Maîn de: "Basralılar onu güvenilir kabul eder" demiştir.

[76] Ahmed b. Hanbel'in aynı zattan naklettiği rivayette şöyle geçer: "Ben, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in testi şırasını hem yasakladığı, hem de ruhsat verdiği ânâ şahid oldum" (Bkz. M. ez-Zevâid 5/62)

[77] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hârîs, el-Hasan b. Kuteybe'den rivayet etmiştir ki bu zât zayıftır."

[78] Bakara sur. 2/219

[79] Nisa sur. 4/43

[80] el-İthâfta: "Namazdan önce içeceğiz" şeklinde yer almaktadır.

[81] Mâide sur. 5/90

[82] Bûsîrî der ki: "Hadisi Tayâlisî, Muhammmed b. Ebî Humeyd'den rivayet etmiştir ki, bu zât zayıftır." Aynı şekilde hadisi Ahmed, İbn Hibbân (Sflftfa'inde), Ebû Dâvûd ve İbn Mâce muhtasar olarak rivayet etmişlerdir.

[83] Bu hadis hasendir." Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Ahmed, hasen bir senetle rivayet etmişlerdir."

[84] Busırî der ki: "İçinde ismi anılmayan râvinin bulunduğu bir senetle rivayet etmişlerdir."

[85] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[86] Bûsîrî der ki: Hadisi el-Hâris, Halîl b. Zekeriya'dan rivayet etmiştir ki, bu zât zayıftır. Aynı şekilde Bezzâr hadisi muhtasar olarak rivayet etmiştir, senedinde Fıtr b. Halîfe vardır ki, bu zât güvenilirdir. Heysemî bu zat hakkında cerh kabilinden bazı şeyler söylemiştir. Ancak bunlar, güvenilir oluşuna zarar vermeyecek niteliktedir. (Mecma 5/70)

[87] Bu ikisi ile ilgili olarak Bûsîrî herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî der ki: "Hadisi Bezzâr rivayet etmiştir ki, senedinde Yezîd b. Ebî Ziyâd vardır ve zayıftır." (Mecma 5/71)

[88] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirme bulunmamıştır.

[89] Bu hadisi Ebû Ya'lâ, el-Müsennâ b. es-Sabbâh'm zayıf oluşun binaen zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiş olup senedinde el-Müsennâ adlı bir râvi vardır. Bu râvi metrûkiur. Husayn b. Nümeyr bu zâtı güvenilir addederken, hadisçilerin çoğunluğu onu zayıf kabul eder." (Mecma 5/70).

[90] Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiş olup senedinde Şehr b. Havşeb vardır. Hadisi hasendir; fakat bu hadiste zaaf mevcuttur." (Mecma 5/71).

[91] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[92] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-İsbâhânî de tahrîc etmiştir." Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[93] Bûsîrî der ki: "Hadisi İshâk rivayet etmiştir ve lafız ona aittir. Ebû Ya'lâ ise muhtasar olarak rivayet etmiştir. Her ikisi de, Abdurrahman el-İfrîkî'nin zayıf olmasına binaen hadisi zayıf bir senetle tahrîc etmişlerdir," Heysemî der ki: "Bu râvîyi muhaddislenn çoğunluğu zayıf kabul ederken, bazıları onu güvenilir kabul ederler. {Mecma 5/56). el-Heysemî, Ebû Ya'lâ gibi hadisin merfu olan kısmını irâd etmekle yetinmiştir.

[94] Bûsîri der ki: Hadisi İshâk sahih bir senetle hem mevkuf, hem de merfû olarak nakletmiştir. el-Hâfız şöyle der: "Bu hadisi Saîd b. Ebî Meryem, Muhammed b. Ca'fer'den merfû olarak nakletmiştir. el-Velîd b. Kesîr, ed-Dahhâk'tan böyle rivayet etmiştir, isnadı da sahihtir.

[95] Bûsîri Ali. b. Zeyd b. Cud'ân'm zayıflığından dolayı hadisin isnâdmı zayıf kabul eder.

[96] Bûsîrî der ki: Hadisin râvüeri güvenilirdir. Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî güvenilir râvilerle rivayet etmiştir."

[97] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilirdir."

[98] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilirdir."

[99] Heysemî der ki; "Hadisin senedinde Hüseyn b. Kays er-Rahabî vardır ki, bu zat zayıftır (Mecma 5/70). Bûsîrî de aynı sebepten hadisin isnadını zayıf kabul etmiştir.

[100] Bûsîrî der ki: "Senedinde ismi verilmeyen bir râvi mevcuttur."

[101] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ râvileri güvenilir bir senetle muttasıl olarak rivayet etmiştir." Heysemî der ki: "Senedinde Furât b. Süleyman vardır. İmam Ahmed der ki: Bu zât güvenilirdir. Ibn Adiy de bu zât hakkında bilgi vermiş ve şöyle demiştir: Zayıf olduğunu açıkça ifade eden bir ibareye rastlamadım, ümidim o ki, bu zât: "zararsız" hükmündedir>; hadisin diğer râvileri ise Sahîh şartlarına uygundur." (Mecma 5/56).

[102] Bûsîrî der ki: Bu hadisi İbn Ebî Şeybe, Acîbe b. Abdülhamîd adlı râvinin bilinmemesinden dolayı zayıf bir senedle rivayet etmiştir. Hadis, Müsedded'e nisbet edilmiş olarak daha önce zikredildi, bkz. 1769 no'Iu hadis. Aynı şekilde Taberânî'nin rivayeti ile ilgili olarak el-Heysemî'nin hadis ile ilgili değerlendirmesi daha önce zikredilmişti.

[103] Bkz. 1763 no'lu hadis.

[104] Bûsîrî, bakında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[105] Müsnede'de şöyle geçmektedir: "İkrime b. Ammâr, Kasım ve Sâlim'e ulaşmıştır."

[106] Bûsîrî der ki: "Hadis mürsel olup, ricali güvenilirdir."

[107] el-İMfta rivayetin bu bölümü şöyle yer almaktadır: Daha sonra Ebû Bekre su tulumunu gördü, hanımına: "Bu tulum nedir?" diye sordu. Hanımı da, Ebû Berze'nin kendilerine geldiğini ve testi içinde olan şarabın su tulumuna aktarılmasını önerdiğini, kendisinin de şarabı testiden alıp su tulumuna koyduğunu ifade etti.

[108] Bûsîrî bu hadisi anılan şahıslara, Bezzâr'a ve Beyhakî'ye nisbet etmiş ve şöyle demiştir: "Bunlar hadisi, râvileri güvenilir bir senetle rivayet etmişlerdir. Aynı şekilde Ebû Ya'lâ hadisi rivayet etmiştir, ondan da İbn Hibbân muhtasar olarak nakletmişür."

[109] Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded, el-Haccâc b. Ertât'm zayıf olusundan dolayı zayıf bir senetle rivayet etmiştir.

[110] Bkz. el-Humeydı, Müsned 2/496. Bûsîrî der ki: "İsnadında kimliği verilmeyen bir râvi vardır." Ancak hadisin baş tarafında Müslim ve daha başka muhaddislerce Ebû Hureyre tarafından rivayet edilen bir hadisten şahidi vardır.

[111] Bûsîrî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ mürseî olarak riveyet etmiştir."

[112] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İshâk, mürsel olarak sahih bir senetle rivayet etmiştir." Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiştir ve ravileri Sahih şartlarına uygundur." (Mecma 6/261)

[113] Bunu Bûsîrî herhangi bir kaynağa işaret etmeden irad etmiştir.

[114] Busırı der ki: "Hadisin senedinde Abdullah b. Muhammed b. Akîl vardır."

[115] Bkz: 2102 no'lu hadis.

[116] Bûsîrî der ki: "Hadisin ravileri güvenilirdir."

[117] Bkz.1823 no'lu hadis.

[118] Bkz. 1599 no'lu hadis.

[119] Bûsîrî, Mindel b. Ali'nin zayıf olmasına binâen hadisin isnadını zayıf kabul etmiş ve şöyle demiştir: "Bu hadisin İmrân'dan mervî bir hadisten şahidi vardır."

[120] Busırı der ki: "Ricali güvenilirdir."

[121] Bûsîrî, el-Velîd b. Müslim'in tedlîs ile cerh edilmiş olmasından dolayı hadisin senedini zayıf kabul etmiştir. Ayrıca şöyle der: "Bu hadisin Ebû Musa'dan nakledilen bir şahidi vardır."

[122] Bûsîrî şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Sahih bir senetle rivayet edilmiştir." Heysemî der ki: "Saîd b. Abdurrahman dışındaki râvileri Sahîh şartlarına uygundur. Adı geçen Saîd de güvenilirdir." (Mecma 6/256)

[123] Bûsîrî der ki: "Bu hadisin Tirmizî tarafından rivayet edilen ve sahih hükmü verilen Ömer'den nakledilmiş bir hadisten şahidi vardır."

[124] Mut'a ile ilgili hadisier 1676 no'lu hadis ile başlayan bölümde zikredilmiştir.

[125] Busırî der ki: "Hadisin râvileri güvenilirdir."

[126] Bûsîrî bunu herhangi bir kaynağa nîsbet etmeden rivayet etmiştir.

[127] Bûsîrî der ki: Râviler güvenilirdir, bu hadisi Mâlik, onun tarikiyle de Beyhakî tahrîc etmiştir. (8/283).

[128] Bu hadisi el-Beyhakî rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Bu hadisi Ya'kûb b. İbrahim, ed-Derâverdî'den mevsûl olarak nakletmiştir. Ali b. el-Medînî ise aynı zattan mürseî olarak rivayet etmiştir.

[129] Busirî der ki: "el-Hâris hadisi sahih mürsel bir senetle tahnc etmiştir."

[130] Bûsîrî bu İki hadisini isnadını sahîh kabul etmiştir.

[131] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[132] Beyhakî bu hadisin benzerini Hz. Ali'den başka tariklerle tahrîc etmiştir. {Sünen 8/274). Bûsîrî derki: "Ricali güvenilirdir."

[133] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[134] Bazı râvilerinin durumunun bilinmemesinden dolayı Bûsîrî hadisin senedini zayıf addetmiştir. Heysemî der ki: "Ebû Matar'ı tanımıyorum." (Mecmn 6/260).

[135] Heysemî der ki: "Taberânî rivayet etmiştir, râvileri güvenilirdir." (Mecma 6/258

[136] Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilirdir."

[137] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-Hâris rivayet etmiştir ve râvileri güvenilirdir." Müsnede'de şu ifadelere yer verilmektedir: "Bu hadis mürsel olup râvileri güvenilirdir."

[138] el-İsâbe''deki rivayette "iki ayak üzerinde yürüdüğünü" şeklinde geçmektedir.

[139] Heysemî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Bezzâr rivayet etmişlerdir ki, senedinde Abdülkerîm Ebû Hayye bulunmaktadır; ancak bu zât zayıftır." (Mecma A/277). el-Bûsîrî ise nikâh bölümünde Muhammed b. Ebî Leylâ sebebiyle bu hadisi zayıf addeder.

[140] Hadisi Bezzâr, muhtasar olarak rivayet etmiştir. Heysemî der ki: "Senedinde İbrahim b. Hüseyn b. Irak yer almıştır ki, bu şahıs metruktür." {Mecma 4/203).

[141] Bûsîrî hadisi Beyhakî'ye de nisbet etmiş ve isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır

[142] Bûsîrî hadisi Beyhakî'ye de dayandırarak: "İkisi de hadisi ceyyid bir isnâdla rivayet ettiler" demiştir.

[143] Bûsîrî der ki: "Hadisi İbn Ebî Şeybe, Ebû Ya'lâ ve Taberânî, tabii ravinin bilinmemesinden dolayı zayıfbır senetle rivayet etmişlerdir."

[144] Bûsîrî'nin ifade ettiğine göre, hadisin râvileri güvenilirdir.

[145] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâkim, ondan da Beyhakî rivayet etmiştir. Ahmed ise hadisi Abdullah b. Amr'dan nakletmiştir." Heysemî der ki: "Hadisin râvileri güvenüirdir." (Mecma 6/296)

[146] Bûsîrî der ki: "Hadisin râvileri güvenilirdir."

[147] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[148] Bûsîrî isnadı hakkında herhangi bir hükümde bulunmamıştır. Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî munkatı bir isnâd ile rivayet etmiştir, senedinde Ebû Ma'şer vardır ki, bu zât zayıftır." (Mecma 6/292).

[149] Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiştir, râvileri güvenilir kimselerdir." (Mecma 6/249)

[150] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir hükümde bulunmamıştır.

[151] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[152] Bûsîrî hadisi sahîh kabul etmiştir.

[153] Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir."

[154] Bûsîrî der ki: "Hadisi İbn Ebî Şeybe, ondan da Ebû Ya'lâ râvileri güvenilir olan bir senetle rivayet etmişlerdir. M. ez-Zevâid'de de böyle geçmektedir (6/298). Bkz. 2028 no'Iu hadis

[155] Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir

[156] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır,

[157] Bûsîrî der ki: "Hadisi, İshâk senedinde İbn Lehîa'nm bulunduğu bir tarikle rivayet etmiştir. Ebû Ya'lâ ise Rişdeyn b. Sa'd'm bulunduğu bir senedle rivayet etmiştir. İbn Mâce hadisi muhtasar olarak rivayet etmiştir." (2/30). Müsnede'de şöyle geçer: "Bu hadisin isnadı zayıftır ve içerisinde kopukluk" mevcuttur. İbn Mâce hadisin merfü tarikini de tahrîc etmiştir.

[158] Bûsîrî, bazı ravilerin kimliklerinin bilinmemesinden dolayı hadisin isnadını zayıf kabul etmiştir.

[159] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-Hâris, Vâkıdî'den rivayet etmiştir ki Vakıdî zayıftır.

[160] Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir."

[161] Bûsîrî der ki: "Ondan da Ebû Ya'İâ rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd ve İbn Mâce de bu hadisi muhtasar olarak rivayet etmişlerdir. Hepsi hadisi Mücâlid İbn Saîd'den nakletmişlerdir ki, bu zât zayıftır. Ancak bu hadisin İbn Hibbân'm Sahîh'inde bir şahidi mevcuttur." Bîr grup muhaddis Mücâlid'i zayıf kabul eder. Bunu Heysemî ifade etmiştir (Mecma 6/299)

[162] Bûsîrî isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamış ve şöyle demiştir: "Bu hadisin Ahmcd'in Müsned'mde bir şahidi vardır.

[163] Heysemî der ki: "Ebû'r-Rahhâl hariç hadisin râvüeri Sahih şartlarına uygundur, ancak İbn Hibbân, Mâlik'i güvenilir kabul eder. Onu zayıf addeden muhaddis yoktur. (Mecma 6/292). Bûsîrî der ki: "Mâlik meçhul bir ravidir." Bu hadisin bir kısmı 1486,1493 no'lu hadislerde geçmiştir.

[164] Bûsîrî senedindeki tabiînin bilinmemesi ve Mücâlid'in zayıflığına binâen hadisi zayıf kabul etmiştir.

[165] Bûsîrî: "Ricali güvenilir kimselerdir" demiştir.

[166] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[167] Bûsîrî bu hadisi îbn Ebî Ömer ve Ebû Ya'lâ'ya tek bir lafızla nisbet etmiş ve: "İsnadında yer alan raviler Sahih şartlarına uygundur. Üzerinde ihtilaf edilmiş bir şahıs olan Imrân b. Zabyân hariç" demiştir.

[168] Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir, senedinde Ebû Ma'şer, Nuceyh ve Salih b. Ebî'l-Ahdar vardır ki, bu ikisi de zayıftır." (Mecma 6/297) Hadisin bir benzeri de el-İthâf'ta mevcuttur.

[169] Bûsîrî der ki: "Hadisi Abd b. Humeyd, el-Vâkidî'den nakletmiştir ki, bu zât zayıftır."

[170] Heysemî der ki: "Hadisin senedinde Harım b. Hayyân er-Rukayy vardır ki, bazıları bu zâtın hadisi uydurduğunu ifade etmişlerdir." (Mecma 6/244)

[171] Heysemî hadisi muhtasar olarak rivayet etmiş ve Bezzâr'a nisbet etmiş, "Râvileri Sahîh şartlarına uygundur" demiştir.

[172] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Tayâlisî, olayı bütünüyle zikrctmemiş, sadece merfû olan kısmını rivayet etmiştir.

[173] Hadisi Taberânî de rivayet etmiştir. el-Heysemî: "Ricali güvenilir kimselerdir" demiştir. (Mecma 5/301)

[174] Hadisin benzerini Taberânî, Ebû Saîd el-Hudrî'den nakletmiştir, senedinde Anbese b. Saîd b. Ebân vardır ki, Taberânî onu güvenilir kabul etmiştir, bu zâtı zayıf kabul eden hiçbir muhaddis yoktur, bunu Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 5/292)

[175] Hadisi el-Hâris, Dâvûd b. eİ-Muhabber'den rivayet etmiştir ki, senedinde kopukluk mevcuttur, bunu Bûsîri ifade etmiştir.

[176] Bûsîrî, rivayet hakkında herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.

[177] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris, Yezîd et-Rakkâşî ve Dâvûd b. el-Muhabber'in zayıf olmalarından dolayı hadisi zayıf bir senetle rivayet etmiştir." Bkz. el-Hâris, Müsned 2/157.

[178] Bu, uzun hadisten kısa bir bölüm olup Ahmed ve Taberânî hadisi daha detaylı olarak rivayet etmişlerdir. Bunu Hafız Ibn Hacer, et-Tehzîb'de ifade etmiştir.

[179] Câbir el-Cu'fî ve ondan rivayet eden zâtın zayıf olmaları sebebiyle Bûsîrî hadisin isnadını zayıf kabul etmiştir.

[180] el-İsâbe'de daha net bir rivayet yer almaktadır ki, o da şudur: Tâif seferi günü müslümanlardan iki kişi öldürülmüşlerdi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e getirildiklerinde onların vuruldukları yerde defnedilmelerini arzuladı.

[181] Bûsırî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[182] Bûsîrî der ki: "Hadisi İbn Hibbân Sahîh'inde rivayet etmiştir."

[183] Busirı der ki: "Hepsinin senetlerinde Abdurrahman el-Ifrîkî vardır ki, bu zât zayıftır."

[184] Busirî der ki: "Bu hadisi sahîh bir senetle Tayâlisî, ondan da Abd b. Humeyd rivayet etmiştir."

[185] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Bezzâr rivayet etmiştir, her ikisinin isnadının merkezinde olan kişi Kevser b. Hakîm'dir ki, bu zât zayıftır."

[186] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâkim de rivayet etmiş ve: Buhârî şartlarına uygun ve sahîh olduğunu ifade etmiştir."

[187] Bûsîrî der ki: "İçerisinde ismi anılmayan bir ravi vardır."

[188] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris, Dâvud b. el-Muhabber'den rivayet etmiştir."

[189] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-Hâris, Dâvud b. el-Muhabber'den rivayet etmiştir

[190] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamış ve şöyle demiştir: "Hadisi Taberânî iki tarikten rivayet etmiştir ki, bunlardan biri sahîhtir. Taberânî'nin bu iki tarikinden biri hakkında da Heysemî şöyle der: "Senedinde Fehd b. Avf vardır ki, bu zât zayıftır." Diğer tarikle ilgili olarak da şöyle demiştir: "Senedinde Rişdeyn b. Sa'd vardır ki, bu zât zayıftır." (Mecma 5/294).)

[191] M. ez-Zevâid'de "Yâ Resûlallah! Allah'a kendimizi nasıl satacağız ve O'na-nasıl ödünç vereceğiz?" şeklinde yer almaktadır.

[192] Heysemî der ki: "Hadisin senedinde Bakiyye adlı bir ravi vardır ki bu zât müdellistir, geri kalan râvileri ise güvenilir kimselerdir." (Mecma 5/280) Bûsîrî, Bakiyye'nin müdellis olmasından dolayı hadisin senedini zayıf kabul etmiştir.

[193] Heysemî der ki: "Senedinde İbn İshâk vardır ki, bu zat müdellistir, diğer râvileri ise güvenilir kimselerdir." (Mecma 5/283).

[194] Bûsîrî der ki: "Bu hadisin, Abdullah b. Amr hadisinden bir şahidi vardır. O hadisinde lafzı şöyledir: "Farz hocam eda eden biri için cihâda çıkmak, on hacdan daha hayırlıdır."

[195] Heysemî der ki: "Bu hadisi Bezzâr da rivayet etmiştir, senedinde Amr b. Safvân el-Müzenî vardır ki, bu zâtı ben tanımıyorum. Diğer râvileri ise güvenilir kimselerdir." (Mecma 5/285). Bûsîrî ise Amr b. Safvân'm zayıf oluşuna binaen hadisi zayıf kabul etmiştir.

[196] Müsnede'de: "Bu sahih bir isnâddır" denilmiştir.

[197] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ahmed rivayet etmiştir, râvileri Sahih şartlarına uygundur." (Mecma 5/315)

[198] Bûsîrî, isnadı hakknda herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[199] Bûsîrî, İbn Lehî'a'nm zayıf oluşuna binaen isnadını zm/i/kabul etmiştir. Heysemî bu zâtla ilgili olarak: "Hadisi hasendir" der. (Mecma 5/317)

[200] Bûsîrî der ki: "Senedinde adı verilmeyen bir ravi vardır, hadisin Sahîhayn'da bir şahidi vardır."

[201] Hadisi, el-Hâris, Dâvud b. el-Muhabber'den rivayet etmiştir ki, o da zayıftır. Bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[202] Bu hadis, "Cihâdın Fazileti" başlığında 1883 no'da geçmiş ve Bûsîrî zayıf olduğunu ifade etmiştir.

[203] Hadisi Taberânî de rivayet etmiştir. Heysemî der ki: "Senedinde Hayyân Ubeydullah vardır."

[204] Bûsîrî, Hâlid b. Kilâb'm zayıf oluşuna binaen senedinde zm/z/kabul etmiştir.

[205] Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir."

[206] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[207] Bûsirî der ki; "Senedinde adı verilmeyen bir ravi mevcuttur."

[208] M. ez-Zevâid'de böyle geçmektedir (2/211).

[209] Bûsîri der ki; "Ricali güvenilir kimselerdir."

[210] el-Hâris'in Müsned'mde: "Siz. onlardan üstünsünüz sözünü üç defa tekrar etti" şeklinde yer almaktadır.

[211] Bûsîrî der ki: "Hadisi Beyhakî rivayet etmiş ve bir önceki rivayete göre ilavede bulunmuştur."

[212] Bûsîrî, bir ravisinin durumunun bilinmemesine binaen bu hadisin isnadını zayıf kabul etmiştir.

[213] Bûsîrî der ki: Bu hadisi Müsedded mevkuf olarak, İshâk ve Ahmed ise Muhammed b. Ebî Humeyd'in zayıflığından dolayı zayıf bk senedle merfü olarak rivayet etmişlerdir. Sahîh'inde İbn Hibbân, Tâberânî ve Bezzâr da rivayet etmişlerdir. el-Hâkim de tahrîc etmiş ve sahîh olduğunu ifade etmiştir. (2/8)

[214] Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir." (1/155)

[215] Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiştir, senedinde Ali b, Yezîd es:Sûdâî, Ebû Hânî Amr b. Kesîr'den naklediyor ki, bu ikisi hakkında menfi şeyler söylenmiştir, onları güvenilir kabul edenler de vardır." (Mecmn 3/214)

[216] Bûsîrî, Yezîd b. Abdulmelik'in zayıflığına binaen hadisin isnadını zayıf kabul etmiştir.

[217] Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir." (1/154)

[218] Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir."

[219] Bûsîrî der ki: "Hadisi Ebû Yala rivayet etmiştir ve râvileri güvenilir kimselerdir. Aynı şekilde Bezzâr ve Beyhakî (es-Sünen el-Kübrâ'da.) tahrîc etmişlerdir."

[220] Bu hadisin tam metni 1540 no'lu hadiste geçmiştir. İbn İshâk'ın tedlisinden dolayı Bûsîrî isnadını zayıf kabul etmiştir. (1/155) Ancak Heysemî hadisi Ebû Yala'ya nisbet ettikten ve İbn İshâk'ı zikrettikten sonra senedinde Seleme b. el-Fadl olduğuna işaret etmiştir. Bu zâtı bir grup güvenilir kabul ederken, bir başka grup onu zayıf addetmiştir. Diğer râvileri Sahih, şartlarına uygundur. Heysemî daha sonra şöyle der: "Bu hadisi Ebu'ş-Şeyh b. Hayyân, Kitâbu'l-Emsâl adlı eserinde rivayet etmiş ve senedinde Usâme b. Zeyd el-Leysî'den başka kimse zikretmemiştir. İbn Zeyd, Sahih şartlarına uygun ravilerden olmakla beraber kendisinde zayıflık vardır, diğer râvileri ise güvenilir kimselerdir." (Mecmu 4/322)

[221] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilir kimselerdir."

[222] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilir kimselerdir."

[223] Bûsîrî der ki: "O, Vâkıdî'den rivayet etmiştir ki, bu zât zayıftır."

[224] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[225] Bûsîrî, Bakiyye b. el-Velîd'in taffisine binaen hadisin isnadını zayıf kabul etmiştir.

[226] Bûsîrî, hakkında herhangi değerlendirmede bulunmamıştır.

[227] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris, Vâkıdî'den tahrîc etmiştir."

[228] Bûsîrî der ki; "Hadisi el-Hâris, Vâkıdî'den tahrîc etmiştir."

[229] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris, Vâkıdî'den tahric etmiştir. Taberânî'nin M. ez-Zevâid'de yer alan rivayeti ise şöyledir: "Peygamber (sallallahu aleyhi veseilem) atı için bir, kendisi içinde bir hisse tahsis etti." {Mecma 5/342.)

[230] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris, Vâkıdî'den tahrîc etmiştir."

[231] Bûsîrî der ki: "Bu zâtın senetlerinin dönüp dolaştığı yer Vâkıdî'dir ki o, zayıftır."

[232] Bûsîrî, İshâk b. Ebî Ferve'nin zayıf olmasına binaen isnadını zayıf kabul etmiştir. Heysemî de aynı kanaattedir.

[233] Heysemî der ki: "Ebû Ya'lâ'nm râvileri güvenilir kimselerdir. Bûsîrî ise hakkında herhangi bir değerlendirme yapmamıştır."

[234] Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî, Bekir b. Sehl'den rivayet etmiştir ki, bu zat mukârabu'l-hadîs'th. Nesâî onun hakkında: "Zayıftır" demiştir. Diğer ricali ise Sahih şartlarına uygundur, ancak ben Ebû Ubeyde İsâ b. Süleym'in, Abduilah b. Bişr'den hadis rivayet ettiğini bilmiyorum, görmedim." (Mecma 5/268)

[235] Bûsîrî der ki: "Müsedded hadisi mürsel olarak rivayet etmiştir, ravileri güvenilir kimselerdir." (Mecma 2/122)

[236] Bûsîrî der ki: "Senedinde el-Haccâc b. Artât vardır."

[237] Bûsîrî der ki: "Senedinde Abdullah b. Saîd el-Makberî vardır ki, bu zât zayıftır, ancak hadisin metninin Sahîh'te bir şahidi vardır."

[238] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[239] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[240] Bûsîrî, bu hadisin isnadını zikretmiş, ancak herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.

[241] Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded mürsel (yani maktu) olarak sahîh bir senedle rivayet etmiştir."

[242] Bûsîrî hadisi Beyhakî'ye de nispet etmiştir. (2/122)

[243] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İshâk, içerisinde Musa b. Ubeyde'nin bulunduğu bir senetle rivayet etmiştir." Müsnede'de şöyle geçer: "Bu isnâd zayıftır."

[244] Bûsîrî der ki: "Hadisin ricali güvenilir kimselerdir." Heysemî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamış ve hadisi nisbet etmeyi unutmuştur. Beyhakî de hadisi tahrîc etmiştir." Bûsîrî der ki: "Hadiste geçen "neselân" kelimesi (hızlı yürüyüş): "Kurt yürüyüşüdür" demiştir. (1/155)

[245] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[246] Müsnede'de şöyle geçer: "Hadis mevkuf ve munkatı'dır." Bûsîrî de isnadını zayıf kabul etmiştir.

[247] Taberânî'nin rivayetinde Ya'fûr şeklinde geçmektedir. Bkz. İbn Sa'd, et-Tabakât (1/492)

[248] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-Hâris hasen bir isnâd ile mürsel olarak rivayet etmiştir."

[249] Bûsîrî der ki: "Senedinde ismi zikredilmeyen bir ravi vardır, ancak hadis metninin, Ebû Davud'un Sıinen'inde rivayet ettiği Ebû Mûsâ hadisinden bir şahidi vardır. Ebû Dâvud bu hadisi hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[250] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemt'ye göre ravileri güvenilir kimselerdir. (Mecma 5/327)

[251] Taberânî de bu hadisi rivayet etmiştir. Heysemî der ki: "Osman b. Yahya el-Karkasânî hariç ravileri Sahih şartlarına uygundur, bu zât da güvenilir kimsedir." {Mecma 5/304)

[252] Hadisi el-Begavî, Abdurrahman b. Aiz es-Simâlî adlı sahabenin biyografisinde zikretmiştir. Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded ve el-Hâris mürsel olarak rivayet etmiştir."

[253] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-Hâris, Vâkidî'den rivayet etmiştir ki, bu zât zayıftır,"

[254] Heysemî der ki: "Bezzâr'm ve Ebû Ya'lâ'mn ravileri Sahîh şartlarına uygundur." (Mecma 5/305.)

[255] Hadisin bir kısmı 1715 no'da geçmiştir.

[256] Bu olayı Beyhakî de (Sünen 6/331) rivayet etmiştir. Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir. Senedinde, Bakiyye b. el-Velîd, hadisi işittiğini açık açık ifade etmiştir." {Mecrna 5/323.)

[257] Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir."

[258] Bûsîrî der ki: "el-Hâris bu hadisi mürsel olarak rivayet etmiştir."

[259] el-Isnbe'de: "Yaralıları ve hastalan tedavi etmek ve mücahitİere su vermek için..." şeklinde geçmektedir. Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir ve râvileri Sahih şartlarına uygundur." (Mecma 5/324.)

[260] Bûsîrî, Mücâlid b. Saîd'in zayıf oluşuna binaen senedini zayıf kabul etmiştir.

[261] İsnadında el-Kelbî vardır.

[262] Beyhakî bu hadisi senedinde el-Kelbî'nin olmadığı bir isnâdla mânâca rivayet etmiştir. {Sünen 9/217)

[263] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İbn Ebî Şeybe ve er-Rûyânî hasen bir isnâdla rivayet etmişlerdir." Bu hadisin bir bölümü zekat bölümünde 869 no'da geçmiştir.

[264] Bu hadisi Beyhakî daha geniş bir şekilde rivayet etmiştir. (Sünen 9/201. Hadis el-Hâris'in Müsned'mde geçmektedir. (1/58) Her iki isnâdda Mücalid b. Saîd yer almıştır.

[265] Bûsîrî, Abdülazîz b. Muhammed b. Ebân'ın zayıf oluşuna binaen hadisin isnadım zm/ı/kabul eder.

[266] Bûsîrî der ki: "Hadis, Sahîh-i Buhârî'de çocuk ve yaşlıları öldürmekten- söz etmeksizin yer alır."

[267] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris senedinde İshâk b. Abdullah b. Ebî Fevre -ki o zayıftır- bulunduğu mürsel bir senedle rivayet etmiştir." Hadisi Ebû Dâvud eî-Merâsîl'de İkrime tarikiyle rivayet etmiştir. Bkz. el-Hâris, Müsned (2/198)

[268] Bu sahîh bir isnâddır, ancak ma'lûl'dür. Bu hadisin bilinen ve mahfuz olan rivayeti İbn Uyeyne an Anır b. Dinar anİ'l-Ka'kâ' b. Hakim an Ebî Salih an Ata b, Yezîd an Temim ed-Dârî kanalıyla nakledilen rivayettir. Temîm'den nakledilen rivayeti Sahîh-i Müslim'de yer almaktadır. Müsnede'de böyle geçmektedir

[269] Bûsîrî der ki: "Hadisi Ahmed, el-Haccâc b. Ertât'ın zayıf oluşuna binaen zayıf bir senetle tahrîc etmiştir."

[270] el-Humeydî, Müsned (2/401)

[271] Mürseldir.

[272] Bûsîrî der ki: "el-Hâris mürsel olarak rivayet etmiştir, senedinde İbn Lehî'a vardır.'

[273] Ebû Dâvûd bu hadisi Merâsîi'mdç rivayet etmiştir. Beyhakî de onun tarikiyle hadisi mânâca rivayet etmiştir. (Sünen 9/200)

[274] Bûsîri der ki: "Hadisi Müsedded, içerisinde adı zikredilmeyen râvinin bulunduğu bir senetle rivayet etmiştir. Ancak el-Hârîs bu hadisi güvenilir ravilerle tahrîc etmiştir. (5/34)

[275] Bûsîrî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ sahih bir senedle rivayet etmiştir." Heysemî der ki: "Hadisi Tabcrânî, M. el-Evsat'ta rivayet etmiştir. Senedinde el-Leys'in katibi Abdullah b. Salih vardır ki, bunu güvenilir kabul edenler olduğu gibi zayıf görenler de vardır. (Mecma 5/260)

[276] Bûsîrî der ki: "Hadisin merfû olan kısmını İmam Ahmed rivayet etmiştir."

[277] Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir, senedinde Osman b. Atâ vardır ki, bu zât metrûktm." (Mecma 5/288) Bûsîrî der ki: "Bu hadisin biri Abdullah b. Ab-bâs'dan, diğeri de Behz b. Hakîm'den olmak üzere iki şahidi vardır."

[278] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir, râvileri güvenilir kimselerdir."

[279] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-Hâkİm muhtasar olarak içerisinde kopukluk bulunan bir ravi zinciri ile rivayet etmiştir."

[280] Müsnede'de hadisin mürsel olduğu söylenmiştir.

[281] Bûsîrî der ki: "İkisinin senedleri el-Vezîr b. Abdullah el-Havlânî'ye dayanmaktadır ki bu zât zayıftır."

[282] el-Hâris, hadisi Vâkidî'den nakletmiştir.

[283] Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirme yapmamıştır. Aynı zamanda hadisi Buhârî, et-Târih'inde tahrîc etmiştir.

[284] Bûsîrî der ki: "Râviİeri güvenilir kimselerdir, ancak munkatıdır."

[285] Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî tahrîc etmiştir, senedinde Fehd b. Avf Ebû Ra-bîa vardır ki, bu zât yalancıdır." (Mecma 6/9) Bûsîrî der ki: "Bu zât metruktür. Heysemî başka bir yerde der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ tahrîc etmiştir ve senedinde İsimlerini bilmediğim kimseler

[286] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilir kimselerdir." (Mecma 2/85) Hadis 2072 no'da zikredilecektir.

[287] Busırî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[288] Senedinde Yâsîn b. Muâz ez-Zeyyât vardır ki, bu zât metruktür. Bunu Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 5/336) BûsM ise hakkında herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.

[289] Bûsîrî, el-Haccâc b. Ertât'ın zayıflığına binâen hadisin senedini zayıf kabul etmiştir.

[290] el-İthâf'ta: "Savaşırdık" şeklinde yer almaktadır.

[291] Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded, İbn Ebî Şeybe ve mürsel olarak Beyhakî rivayet etmişlerdir, bu senetlerin merkezinde Leys b. Ebî Süleym vardır."

[292] Râvileri güvenilir kimselerdir. Beyhakî do hadisi S. el-Kübrâ'da tahrîc etmiştir, bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[293] Hadisi Beyhakî, İbn Ebî Şeybe tarikiyle tahrîc etmiştir. Beyhakî der ki: "Hadis mürseîdh." (Sünen 9/192) Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilir kimselerdir."

[294] Heysemî der ki: "Senedinde Ebû Sa'd el-Bakkâl vardır ki, bu zât metruktür." (Mecma 6/12)

[295] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirme yapmamıştır. Heysemî der ki: "Hadisi Tabcrânî rivayet etmiştir, isnadı munkatı'dıv." (Mecma 5/340)

[296] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilir kimselerdir."

[297] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilir kimselerdir."

[298] el-Kelbî'nİn zayıf oluşuna binaen Bûsîrî hadisi zayi/kabul etmiştir.

[299] Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir." Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî tahrîc etmiştir, ravileri güvenilir kimselerdir."

[300] Bûsîrî, Mücâlid b. Saîd'in zayıf oluşuna binaen bu hadisin isnadını zayıf kabul etmiştir.

[301] Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir."

[302] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[303] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir hüküm vermemiştir.

[304] Bûsîrî der ki: "Senedinde Vâkıdî vardır.

[305] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[306] Taberânî, Ebû Hâzim el-Ensârî'den buna benzer bir hadis tahrîc etmiştir. Bkz. ez-Zevâid, 5/339.

[307] Hadisi Ebû Ya'lâ da tahrîc etmiştir. Bûsîrî der ki: "İkisinin de ravileri güvenilir kimselerdir." Heysemî der ki: "Hadîsi Taberânî rivayet etmiştir, ravileri güvenilir kimselerdir." {Mecma 5/337)

[308] Bûsîrî der ki: "Bu hadis, Leys b. Ebî Süleym'den rivayet edilmektedir ki, o da zayıftır."

[309] Bûsîrî der ki: "Hadîsi Ebû Ya'lâ hasen bir isnâdla tahrîc etmiştir. Hadisin aslı Sahîhayn'da mevcuttur."

[310] Bûsîri, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[311] Müsnede'de şöyle geçer: "Bu hadis hasendir." Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İshâk hasen bir isnâdla tahrîc etmiştir." (2/99)

[312] Bûsîrî der ki: "Hadisin senedinde Ali b. Zeyd b. Cud'ân vardır."

[313] Bakara 85

[314] Âl-i imrân 92

[315] Bûsîrî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir. Hadisi Tayâlisî, Mu''cemul-Evsat''ta Taberânî ve Ebû Ya'lâ tahrîc etmişlerdir." (2/33)

[316] Hadisi Ebû Ya'lâ, Bezzâr ve Taberânî rivayet etmişlerdir. Hadisin Enes'ten rivayet edilen bir şahidi vardır. Bunu Bûsîrî ifade etmiştir. Heysemî der ki: "Hadisin senedinde Hakîm b. Cübeyr vardır ki, bu zât metruktür." (Mecma 5/320)

[317] Bûsîrî der ki: "Senedinde Hişâm b. Ziyâd vardır ki, bu zât zayıftır." Hadisin benzeri M. M. ez-Zevâid'dc geçmektedir. (5/320)

[318] Hadisin senedinde Haram b. Osman vardır.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/