METÂLİB UL-ALİYE > KALBİ İNCELTEN HUSUSLAR VE ZÜHD,ZİKİRLER VE DUALAR KİTABI

 

islam

help 2.19.4.1 010 previous next








İlerleyen Yaş

Ölümü Anmak ve Kısa Emel

Faydalı Öğütler

Güzel Ahlâk

Dini Korumak, Din Uğruna Malı ve Canı Feda Etmek

Dünyanın Mü'min İçin Darlık Olması

Kötü Zamanda Salih Amel İşlemenin Sevabı

Kâmil Mü'minin Musibetle İmtihan Edilmesi

Sabırlı Olmaya Teşvik

Öfkenin Yerilmesi

Allah Korkusuyla Günahı Bırakmanın Fazileti

İtaatte İlk Adımı Atmak

Kötü Davranışlardan Sakındırmak

Kıyamet Günüyle Korkutmak

Salih Amele Teşvik

Yiyecek ve Giyeceklerle Övünmekten Sakındırmak

Selefin (İlk Dönem Müslümanlarının) Yaşamı

Zenginlik ve Mal Çokluğunun Fitnesinden Korunmak

Dünya Malından Az Edinmenin Fazileti ve Dünya Konusunda Züht Sahibi Olanların Övülmesi

Rızkı Vatanda Aramanın Fazileti

Salih Amelin Yanında Yiyecek Temini İçin Çalışmanın Caiz Oluşu

Dünya İşlerinde Kolaylık Gösterilmesine Teşvik

İnsanlarla Haşır Neşir Olmanın ve Onlara Sabretmenin Fazileti

Sâlihlerin Eserlerinden Bereket Ummak

Amele Devam Etmenin Fazileti

Abdallar

İtaat Ehlinin Bereketi

Salih Kişiye Yapılan İkram

Kıssacılar ve Vaizlere Dair Rivayetler

Ev Duvarlarını Örtülerle Süslemenin Mekruh Oluşu

Çalımlı Yürümenin Mekruh Oluşu

Cimriliğin Yerilmesi

Allah'a Kavuşmayı Arzu Etmenin Fazileti

Riyadan Sakındırmak ve Riyayı Yok Etmek İçin Dua Yapmak

Basit Görülen İşler

Dünya Malını Artırmaktan Sakındırma

Kanaatkar Fakirin Fazileti

Susmak

Başkasını Kendine Tercih Etmek

Emeli Kısa Tutmak

Uzlette Selâmet Vardır

Hüzün

Hiddetli Olmanın Fazileti

Af Dilemek

En Hayırlı Arkadaşlar

Tövbe ve İstiğfar

Kabristan Yakınında İkâmet Etmenin Fazileti

Çirkeflikleri Terk Etmenin Fazileti

Allah'a İtaatin Meyvesi

Allah Korkusuyla Ağlamanın Fazileti

Aşırılıktan Men

İhtiyaç Fazlası Bina Yapmanın Mekruh Oluşu

Çölde Oturmanın Mekruh Oluşu ve Sebepsiz Yere Uzlete Çekilmekten Men

Mü'minin Allah'a Kavuşma Arzusu

Öfkeyi Yutmanın Fazileti

Şüpheli Şeylerden Kaçınmak

Dünya İşine Göre Ahiret İşine Öncelik Vermek

İyiliği Emretmek

Dinde Nasihat

Kişi Söz Dinlemeyeceklerden Bile Olsa, İyiliği Emredip Kötülükten Menetmesi

Vera' ve Takvanın Fazileti

Allah'tan Korkmanın ve Allah Korkusuyla Ağlamanın Fazileti

Kıyamette Kısas

ZİKİRLER VE DUALAR KİTABI

Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi «Senem) Salât Getirmek

Allah'ın Zikirden Gafil Olmaktan Sakındırmak

Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Başkasına Salât Okumak

Dua Etmenin Fazileti

Özlü Dua Örnekleri

Kişinin Yalnız Kendine Dua Etmesinden Men

Duada Elleri Kaldırmak

Topluluk İçin Dua Edilirken Söylenecek Söz

Tek Avuç İçiyle (İki Avucu Birleştirerek) Dua Etmek

Her Konuda İstircâ (Şüphesiz Ki Biz Allah'tan Geldik. Yine Allah'a Döneceğiz Âyetini Okumak) Duasını Okuma Ve Yüce Allah'tan Her Şeyi Dilemeye Dair Emir

Yatağa Yatarken Okunacak Dua

Duanın Defettiği Bela Türü

Hastanın Duası

En Üstün Dua

Kıskanç Kadın İçin Yapılacak Dua

Uykudan Uyanınca Okunacak Dua

Evden Çıkarken Okunacak Dua

Kulağı Çınlayan Kimsenin Yapacağı Dua

Gemiye Binen Kimsenin Okuyacağı Dua

Kişinin Kendisi ve Çocuğuna Beddua Etmesinden Men

Yolculuğa Çıkan Kimsenin Okuyacağı Dua

Mazlumun Bedduasından Sakınmak

Rüzgârın Şiddetlenmesi Anında Okunacak Dua

Bineği Boşalıp Kaçan Kimsenin Yapacağı Dua

Meclisi Sona Erdirecek Sözler

Hamdetmek

Zikrin Fazileti

Sabah ve İkindi Namazlarından Sonra Yapılan Zikrin Fazileti

Lâ İlahe İllallah Sözünün Fazileti

Namazın Hemen Akabinde Zikretmek

Uykusuzluk Çeken Kimsenin Okuyacağı Dua

Sabah ve Akşam Zikirleri

Namazda Zikir

Tespihe Devam Etmeye Teşvik

Gizli Zikrin Fazileti

Zikrin Fazileti

METÂLİB UL-ALİYE (4)


KALBİ İNCELTEN HUSUSLAR VE ZÜHD KİTABI (RAKÂ'İK VE ZÜHD)


İlerleyen Yaş


3091. Sehl b. Sa'd'm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kul yetmiş yaşına ulaşmışsa, Ömür konusunda artık Allah onun mazur kabul eder" buyurmuştur. (İshâk)

Bunu Taberânî, Mu'cemu'l-lcebîr'inâe ve Müsned'inde er-Rûyânî ile yine Müsned'inde Ali b. Abdülazîz, Hammad b. Zeyd kanalıyla tahrîc ettiler. İsnadı sahîh görünmesine rağmen bir illeti vardır; şöyle ki bunu bir kaç ravi, Ebû Hâzım'dan, o da Saîd el-Makburî'den, o da Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir. Bu tarikiyle Buhârî muallak olarak Sahîh'inde zikretmiştir. Şayet bunu Hammad b. Zeyd iyi ezberlemiş ise muhtemelen bunu iki ayrı yolla da (yani hem hem Sehl, hem de Ebû Hureyre kanalıyla) işitmiş olmalıdır.



Ölümü Anmak ve Kısa Emel


3092. Ebu'd-Derdâ'ya: "Sevdiğin kimse için ne dilersin?" diye sorulduğunda "Ölüm" diye cevap verdi. (Soran kişi) "Eğer ölmezse" deyince "Malı ve çocuğunun az olmasını" diye cevap verdi. (Müsedded)

3093. Câbir'irı bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Cebrail bana Ey Muhammedi Dilediğin kadar yaşa, mutlaka bîr gün öleceksin. Dilediğin kişiyi sev, mutlaka bir gün ondan ayrılacaksın. Dilediğini yap, mutlaka bir gün onunla karştlaşacakstn dedi." (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [1]

3094. Abdullah b. Amr'ın bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Ölüm, mü'min için lütufîur" buyurmuştur. {Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ) [2]

3095. İbn Mes'ûd'un bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Gafile şaşmak gerek. Çünkü onun yaptıklarından gaflet olunmamaktadır. Dünyalık peşinde olana şaşmak gerek. Çünkü ölüm onun peşindedir. Kahkahalarla gülene şaşmak gerek. Çünkü Allah 't memnun mu etti, yoksa öfkelendirdi mi bilmez. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

3096. Ebû İshâk, Neha'lı bir zâttan şöyle dediğini nakletmiştir: Ebu'd-Derdâ'nın ölümünde yanındaydım. (Ölmeden önce) Dedi ki: Size Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) işittiğim bir hadisi söyleyeceğim. Buyurdu ki: "Allah'a, onu görürmüşçesine ibadet et. Sen onu görmesen bile o seni görmektedir. Kendini ölmüşlerden say ve mazlumun bedduasından sakın. Zira mazlumun duasına icabet olunur. Sizden yatsı ve sabah namazlarında cemaate katılabilenler, emekleyerek de olsa bunu yapsın. "

Senedindeki müphem kişi olmasa, hadis sahihtir} [3] (Müsedded)

3097. Ebu'd-Derdâ, "Allah'a onu görürmüşçesine ibadet et... ifadesiyle başlayan hadisi "mazlumun bedduasından sakın" cümlesine kadar mevkuf olarak (yani kendi sözü olarak) söylemiş, sonra ravi şu ilaveyi zikretmiştir: "Bil ki, seni başkalarına muhtaç etmeyen az mal, seni azdıran çok maldan daha hayırlıdır. Zira günah eskimez, iyilik de unutulmaz.[4] (Müsedded)

3098. Ebû Zekeriyâ el-Kûfî'nin kendisine hadis nakleden bir zâttan naklen bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bir zâtı üç şeyden men edip, üç şeyi ona tavsiye etmiştir: Menettiklerine gelince, bu konuda şöyle buyurmuştur: "Ahdi bozma, bozulmasına destek de olma ve zulmetme. Kim zulme uğrarsa, mutlaka Allah ona yardım edecektir. Hileden sakın. Zira hileye, ancak onu planlayan düşer. Bütün bunlar Allah nezd'mde sondur." Tavsiye ettiklerine gelince bu konuda da şöyle buyurmuştur: "Ölümü sıkça an. Zira bu seni başka bir şeyle meşguliyetten ahkor. Duaya sarıl. Zira sen duanın ne zaman kabul olunacağım bilemezsin. Şükürden ayrılma. Zira şükür ziyade ecir vesilesidir/' Sonra Süfyan "Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım [5] âyetini okudu. (İbn Ebî Ömer)

3099. Urve bildiriyor: Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi veseüem) ashabının kendisiyle gülüp eğlendikleri bir kadın vefat etti. Bilâl: "Yazık! Rahatladı" dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Ancak bağışlanan kişi rahatlar" buyurdu. (el-Hâıis)

Hadis mürsel olmakla birlikte ravileri güvenilir kimselerdir.

3100. îmrân b. Husayn'ın bildirdiğine göre Resûlullah (sallailahu aleyhi vesellem): "Hangi mümin daha akıllıdır?" diye sordu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. "Mü'minlerin en akıllısı, ölümü en fazla hatırlayanları ve ona en iyi hazırlık yapanlarıdır" buyurdu.[6] (el-Hâris)

3101. Zeyd b. Ali'nin babalarından naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "İnsanların hangisi daha akıllıdır?1' diye sordu. (Hadisi nakleden Hz. Ali demiştir ki:) "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim. "İnsanların en akıllısı, ölümü en fazla hatırlayanları ve ona en iyi hazırlık yapanlarıdır" buyurdu.[7] (el-Hâris)



Faydalı Öğütler


3102. Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) azatlısı Sevban'ın veya ResûluUah'm (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından başka birinin bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizden biriniz zikreden bir dil, şükreden bir kalp, imanım sağlamlaştırmada kendisine yardımcı olacak mümine bir eş edinsin" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

3103. Hibbân b. Ebî Cebele'nin bildirdiğine göre Ebû Zer şöyle demiştir: "Sizler ölüm için doğuyorsunuz. Sonra harap mekanı imar ediyorsunuz. Fani/Geçici olana düşkün olup baki/kalıcı olanı bırakıyorsunuz. İstenmeyen şu üç şey ne hoştur: ölüm, hastalık ve fakirlik.[8] (Ahmed b. Hanbel Kiiâbu'z-Zühdde)

3104. Abdülvâhid demiştir ki: Hz. İsa b. Meryem: "Ey Âdem oğullan! Ölüm için doğup, harap olanı imar edin. Zira eşleriniz ölüp giderken yurtlarınız baki kalır" demiştir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

3105. Abdullah b. Mes'ûd hutbesinde şöyle derdi: "Muhakkak ki sözlerin en doğrusu Allah'ın kelâmıdır. Kulpların en sağlamı takva kelimesidir. Dinlerin en hayırlısı İbrahim'in dinidir. Kıssaların en hayırlısı bu Kur'ân'dır. Sünnetlerin/Yolların en güzeli Muhammed'in (salîalkhu aleyhi vesellem) yoludur. Sözlerin en şereflisi Allah'ı zikirdir. İşlerin en hayırlısı azimetlerdir (zor olanlardır). İşlerin en kötüsü ise bidatlerdir. Yolların en güzeli peygamberlerin yoludur. Ölümün en şereflisi şehitlerin öldürülmesidir. Dalâletlerin en çirkini hidayetten sonra düşülen dalâlettir. Amellerin -ya da ilimlerin- en hayırlısı, faydalı olanıdır. Yolların en hayırlısı takip edilen yoldur. Körlüğün en kötüsü kalp körlüğüdür. Yüksek el (veren el) alçak elden (alan elden) daha hayırlıdır. Az olup ihtiyaç karşılayan mal, çok olup azdıran maldan daha hayırlıdır. İhya edeceğin bir can, altından kalkamayacağın emirlikten daha hayırlıdır. Tövbelerin en kötüsü, ölüm anındaki tövbedir. Pişmanlıkların en kötüsü, kıyamet günündeki pişmanlıktır. İnsanlardan Öyleleri vardır ki, cumaya veya namaza ancak vakti çıktıktan sonra gelirler. Allah'ı ancak gönülsüz olarak zikrederler. Hataların en büyüğü, yalanı alışkanlık haline getirmiş dildir. Zenginliklerin en hayırlısı gönül zenginliğidir. Azıkların en hayırlısı takvadır. Hikmetin başı Allah korkusudur. Kalbe atılan duyguların en hayırlısı yakin/kesin kanaattir. Kuşku küfürdür. Ağıt yakıp feryâdü figan etmek Cahiliye âdetlerindendir. Ganimet malına hıyanet, cehennem ateşine düşmenin sebeplerindendir. Kenz (zekatı ödenmeyen mal), ateşten bir parçadır. Şiir, İblis'in nâmelerinden bir nâmedir. İçki bütün günahların anasıdır. Kadınlar, şeytanın tuzaklarıdır. Gençlik delilikten bir şubedir. Kazançların en kötüsü, faizli kazançlardır. Yiyeceklerin en kötüsü, yetimlerin mallarını yemektir. Talihli, başkalarından ders alan kimsedir. Talihsiz ise annesinin karnında talihsiz yazılandır. Sizden birinize yalnız nefsinin kanaat ettiği mal yeter. Sonunda mutlaka dört arşmlık bir yere varacaktır. İşlerin en hayırlısı sonu hayırlı olandır. Amellerin özü, neticeleridir. En kötü rivayetler, yalan rivayetlerdir. Her gelecek yakındır. Müslüman'a sövmek fasıldık; onunla savaşmak küfür; etini yemek (gıybetini yapmak) da Allah'a isyana girer. Müslüman'ın malı da canı gibi kutsaldır. Kim Allah adına yemin ederse, (Allah) onu yalancı çıkarır. Kim birini bağışlarsa, Allah da onu bağışlar. Kim affederse, Allah da onu affeder. Kim öfkesini tutarsa, Allah onu mükâfatlandırır. Kim musibetlere sabrederse, selâmete çıkar. Musibeti tanıyan, ona karşı sabreder. Kim musibeti bilirse, onu reddeder. Kim büyüklük taslarsa, Allah onu alçaltır. Kim şöhret peşinde olursa, Allah onu rezil eder. Kim dünyaya yönelirse, onu elde etmekten aciz kalır. Kim şeytana itaat ederse, Allah'a isyan etmiş olur. Kim de Allah'a isyan ederse, (Allah) ona azap eder." (Ibn Ebî Ömer) [9]

3106. Abdullah b. Mes'ûd, her Perşembe şöyle hutbe verirdi ve biz onu Peygamber'in (sallallahualeyhivesdlem) hutbesi olduğunu düşünürdük:

"Ey insanlar! Muhakkak ki sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır. Yolların en güzeli Muhammed'in yoludur. İşlerin en kötüsü, sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan iş bir bidattir. Her bidat da dalalettir. Dikkat edin, ey insanlar! Sizler bir yerde durdurulacaksınız. O yerde bakan göz sizi görecek, münadi size duyuracaktır. Kuşkusuz bedbaht annesinin karnında bedbaht olandır. Bahtlı ise başkasından öğüt alandır." (Ahmed b. Menî')

3107. Bâhilî'nin bildirdiğine göre Hz. Ömer, Şam girişinde Câbiye'de ayağa kalkarak insanlara şöyle hitap etti: "Kur'ân'ı iyi öğrenin ki, onu tamyasmız. Onunla amel ediniz ki, onun ehlinden olasınız. Muhakkak ki hak sahibinin mertebesi, Allah'a isyan durumunda itaat edilecek dereceye varmamıştır. Biliniz ki, hak söz ve önemli hatırlatma, ne eceli yaklaştırır, ne de rızkı uzaklaştırır. Biliniz ki, kul ile onun rızkı arasında bir perde vardır. Eğer kul sabrederse rızkı gelir. İleri atılıp perdeyi yıkarsa, rızkından fazlasını elde edemez. Atları eğitiniz, yarış yapınız, nalın/sandalet giyiniz, misvak kullanınız, gösterişsiz olunuz. Acemlerin âdetlerinden, domuzlarla bir arada bulunmaktan sakınınız. Aranızda haç görülmesin. İçki içilen sofraya oturmayın, hamamlara peştamalsız girmeyin. Kadınların hamamlara girmesine müsaade etmeyin. Zira bu helal değildir. Sakın Acemlerle ülkelerine girdikten sonra sizi orada tutacak bir ticaret anlaşması yapmayın. Zira kendi ülkenize dönmeniz pek yakındır. Sakın kendinizi alçaltmaym. Siz Arapların hayvan sürülerinden ayrılmayın. Her nereye giderseniz, onları da götürürsünüz. Bilin ki içecekler üç maddeden üretilir: Kuru üzüm, bal ve kuru hurma. Bunlardan süresi geçeni/bayatlayanı, içkidir ve içilmesi helal değildir. Bilin ki, kıyamet günü Allah üç sınıf insanı paklamaz, onlara rahmet nazarıyla bakmaz, onları yakın kılmaz. Bunlar dünyalık elde etmek maksadıyla devlet başkanına biat eden; sonra dünyalığı elde ederse, ona bağlılık gösteren, elde edemezse ahdini bozan kimse. Diğeri, ikindiden sonra pazara mal çıkaran, malına şöyle, şöyle fiyat verildiğine dair yemin eden ve bunun üzerine o fiyatla malı satın alınan kimse. Bir de Müslüman'a sövmek fasıklık, onunla savaşmak ise küfürdür. Müslüman kardeşine üç günden fazla küs durman helal değildir. Kim bir sihirbaz, kahin veya büyücüye gider de onun söylediklerini tasdik ederse, Muhammed'e (sallallahu aleyhi vesellem) indirileni inkâr etmiş olur." (İbn Ebî Ömer) [10]

3108. Enes b. Mâlik bildiriyor: Sekiz yaşında Resûlullah'a (sallalkhu aleyhi vesellem) hizmet etmeye başladım. Bana ilk öğrettiği şey şuydu: ''Ey oğul! Abdestini sağlam al...." hadisin sonunda şu ifadeler geçmiştir: "Hiçbir gün kalbinde Müslümanlardan birine karşı hıyanet duygusu olduğu halde akşamlama ya da sabahlama. Bu, benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetime uyarsa, beni sevmiş olur. Kim de beni severse, cennette benimle beraber olur.

Ey oğul! Buna göre davranır, vasiyetimi tutarsan, sakın sana ölümden daha hoş gelen bir şey olmasın. Zira senin rahatın ondadır. " (Ahmed b. Menî' ve Ebû Ya'lâ) [11]

3109. Enes'den nakledilen aynı hadisin devamında şöyle geçmiştir: "Evine girerken selâm ver ki, Allah bereketini artırsın. Müslümanların büyüğüne saygı, küçüğüne ise sevgi göster. O zaman seninle ben -parmaklarını birleştirerek- şu şekilde birlikte geliriz" (Ebû Ya'lâ)

3110. Enes şöyle demiştir: Resûrullah fsallallahu aleyhi vesellem) bana şöyle tavsiyede bulundu.... Aynı hadisin devamında şu ifadeler geçmiştir: "Abdestli (temiz) olarak geceler de o gece ölürsen, şehit olarak ölmüş olursun. Ey Enes! Büyüğe saygı, küçüğe sevgi göster. " (Ebû Ya'lâ)

3111. Muhammed b. Ka'b el-Kurazî anlatmaktadır: Ömer b. Abdülazîz'in Medine valisi olduğu sıradaki haline tanık oldum. îri gövdeli, dolgun yapılı genç biriydi. Halife seçilip de işlerden ve dertlerden çektiği kadar çekince, hali değişti. Bir gün ona bakmaya başladım. Gözümü ondan çeviremiyordum. Bana: "Ey Ka'b'm oğlu! Bana daha evvel hiç bakmadığın bir şekilde bakıyorsun!" dedi. "Beni şaşırttın" dedim.

Seni şaşırtan nedir?" diye sordu.

Ben: "Değişen halin, dökülen saçların ve zayıflayan bedenin" deyince şöyle söyledi:'

Eğer sen beni göz bebeklerim aşağı yüzüme akarken, ağız ve burnumdan irin ve kurt dökülürken görseydin, beni daha çok yadırgardm. Daha evvel bize İbn Abbâs'dan naklettiğin hadisi bize tekrar anlat."

İbn Abbâs bana Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesdfem) naklen şöyle bildirdi: "Her şeyin bir şerefi/zirvesi vardır. Oturuş şekillerinin en şereflisi, kıbleye doğru dönmektir. Ancak emânet İle oturulur. Yılan ve akrepleri, namazda olsanız bile öldürün, insanların en üstünü olmak isteyen, Allah'tan sakınsın. İnsanların en takvalısı olmak İsteyen, Allah'a dayansın. İnsanların en zengini olmak isteyen, kendi elindekinden çok Allah'ın elindekine güvensin. Sİzin e,n kötülerinizi haber vereyim mi?"

Evet, ya Resûlallah" dediler.

Yalnız başına konaklayan, yardımı esirgeyen ve kölesini döven kimsedir. Size bundan daha kötüsünü bildireyim mi?" buyurdu.

Evet, bildir, ya Resûîallah" dediler.

Kendisi insanlardan nefret ettiği gibi, insanların da kendisinden nefret ettiği kimse" dedi. Sonra: "Size bundan daha kötüsünü bildireyim mi?" buyurdu.

Evet, bildir, ya Resûlallah" dediler.

Hiç bîr sürçmeyi affetmeyen, mazereti kabul etmeyen, suçu bağışlamayan kimse" buyurdu. Sonra: "Size bundan daha kötüsünü bildireyim mi?" buyurdu.

Evet, bildir, ya Resûlallah" dediler.

Cevaben şöyle buyurdu: "Hayrı umulmayan, şerrinden emin olunmayan kimsedir. İsa b. Meryem bir gün kavminin ortasında ayağa kalkarak şöyle hitap etti: Ey İsrail oğulları! Cahilin yanında hikmetli söz söylemeyin, söze zulmetmiş olursunuz. Onu, ehlinden de (layık olandan) esirgemeyin, onlara zulmetmiş olursunuz. Zulmetmeyin. Zalime zulümle karşılık vermeyin. Sonra Rabbiniz, katındaki üstünlüğünüz boşa gider. Ey İsrail oğulları! Meseleler üç türlüdür: Birincisi, doğruluğu ayan olan mesele, ki buna uyunuz. İkincisi yanlışlığı ayan olan mesele, ki bundan sakınınız. Üçüncüsü ise hakkında ihtilaf edilen mesele ki, bunu da bilenine havale ediniz." (Abd b, Humeyd ve el-Hâris) [12] îbn Hacer der ki: "Başından bazı bölümler Sünen'leiâe yer almıştır."

3112. İbn Ömer anlatmaktadır: Bir gün Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Mescid'e çıktı ve bir topluluğun konuşup güldüklerini gördü. Başlarında durup selâm verdi ve: "Zevkleri kaçıran ölümü hatırlayın!" buyurdu. Sonra bir defasında Mescid'e çıktığında yine konuşup gülen bir topluluk gördü ve: "Dikkat edin. Nefsim kudret elinde bulunana yemin ederim kî, sizler benim bildiğimi bilseniz, az güler, çok ağlardınız' buyurdu. Başka bir gün Mescid'e çıktığında yine konuşup gülen bir topluluk gördü. Selâm verdikten sonra: "Dikkat edin. Muhakkak ki İslam garip başladı. Kıyamet günü garip/ere ne mutlu!" buyurdu. "Garipler kimlerdir, ya Resûlallah?" diye sorulunca da "İnsanlar bozulduğu zaman salih/dürüst kalanlar" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [13]



Güzel Ahlâk


3113. İbn Abbâs'm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizin en hayırlılarınız ahlaken en iyi olanlanmzdır" buyurmuştur. (İshâk} [14]


Dini Korumak, Din Uğruna Malı ve Canı Feda Etmek


3114. Yûnus b. Cübeyr demiştir ki: Cündeb'i Hısnü'l-Mukâteb'e kadar uğurladık. Kendisine: "Bize tavsiyede bulun" dedik. Şöyle cevapladı: "Kur'ân'a sarılın. Zira Kur'ân karanlık gecede ışık, gündüz ise rehberdir. Doğuracağı meşakkat ve sıkıntıya rağmen onunla amel edin. Bir bela ortaya çıkarsa, canın uğruna malını feda et. Bela artarsa, dinin uğruna malını ve canını feda et. Zira asıl mağdur olan, dini elinden alınandır. Asıl soyulan, dini soyulandır. Sonrası cehennem olan zenginlik, zenginlik değildir. Aynı şekilde sonrası cennet olan fakirlik de fakirlik değildir. Kuşkusuz cehennemin esiri kurtarılmaz, fakiri zenginleşmez." (Müsedded)

Hadis sahih olup mevkuftur.

3115. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Mevkiİce insanların en kötü durumda olanı, başkasının dünyası için âhiretini yok eden kimsedir" buyurmuştur. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [15]

3116. Hüseyin'in bildirdiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim bir olaya tanık olur da onu hoş görmezse, orada hiç bulunmayan kimse gibidir. Kim de bir olayda hazır bulunmaz da ona razı olursa, onu görmüş kimse gibidir" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [16]



Dünyanın Mü'min İçin Darlık Olması


3117. Ukbe b. Âmir el-Cühenî demiştir ki: Selman'dan şöyle dediğini işittim: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'i işittim: "Ey Selman! Muhakkak ki dünya mü'min için zindan, kâfir İçin cennettir" buyurdu. [17]

3118. Enes b. Mâlik ınerfû olarak şöyle nakletmiştir: "Şüphesiz, ki, Allah âhiret yurdunu arayana dünyalık verir; ama dünyalık peşinde koşana âhiret sevabı vermez- " (Ebû Ya'lâ) [18]

3119. Sehl b. Sa'd'm bildirdiğine göre Nebî (saMUahu aleyhi vöellem): "Allah katında öyle iyilik ve kötülük hazineleri vardır ki anahtarları erkeklerin (er kişilerin) elindedir" buyurmuştur.[19] (Ebû Ya'lâ}


Kötü Zamanda Salih Amel İşlemenin Sevabı


3120. Abdullah b. Amr dedi ki: "Bugün bir iyilik yapmayı, Allah Resulü (saMahu aleyhi veseilem) ile birlikte onun iki katım yapmağa yeğlerim. Çünkü o zaman bizi âhiret ilgilendirirdi, dünya ilgilendirmezdi. Bugün ise dünya bizi kaydırdı." (İbn Ebî Ömer) [20]



Kâmil Mü'minin Musibetle İmtihan Edilmesi


3121. Abdurrahman b. Ebî Leylâ demiştir ki: Bize Hz. Peygamber1 in ashabından olan falan kimsenin bildirdiğine göre o, Resûlullah'ı (salMahu aleyhi veseilem) şöyle buyururken işitmiş:... Zikrettiği hadiste Allah Resulü (sallallahu aleyhi veseilem) şöyle buyurmuştur: "Gece melekleri ile gündüz melekleri ikindi ve sabah namazlarında bir araya gelirler. Gündüz melekleri ikindi namazında (semaya) yükselir, sizinle beraber gece melekleri kalır. Gece melekleri ise sabah namazında (semaya) çıkarlar ve sizinle beraber gündüz melekleri kalır. (Yüce Allah'a) Şöyle derler: Onlan namaz kılarken bulduk, yine namaz kılarken bıraktık. Aralarında Öyle birini bıraktık ki ne iyilik görse, başına ne felaket gelse hep senden bilir derler. (Rab de) Oyleyse kulumu sınayın ve mülkünü artınn buyurur."

Süfyan der ki: "Hangi cümleyle söze başladığını bilmiyorum" "Sonra kulu sınarlar. (Allah) Daha sınayın buyurur. Sınanır. Kendisi işin nereye varacağını daha iyi bildiği halde 0nu daha sınayın buyurur. (Melekler) Ey Rabbim sınama bitti diye karşılık verirler. Bunun üzerine Mülkünü artırın buyurur. Artırılır. Sonra Daha artınn buyurur. Artırılır. Sonra durumu kendisi daha iyi bildiği halde Daha artınn buyurur. (Melekler) Ey Rabbim artırma bitti! derler. (Allah) Peki kulumu darlıkta nasıl bıraktınız, bollukta nasıl bıraktınız? buyurur. (Melekler): Ey Rabbim! En sabırlı ve en minnettar kul olarak bıraktık diye cevap verirler. Bunun üzerine: Öyleyse kulumu, bana mülaki oluncaya dek asla değişmeyecek kullarımdan yazın buyurur." (İbn Ebî Ömer)


Sabırlı Olmaya Teşvik


3122. Câbir anlatmaktadır: Allah Resûlü'ne (sallallahualeyhivsellem): "Yâ Resûlallah! Hangi iman daha üstündür?" diye soruldu. "Sabretmek ve bağışlamak" buyurdu. (Ebü Bekir b. Ebî Şeybe) Senedi hasendir. Daha uzun bir hadisin parçasıdır. Bu cümle dışındaki ibareleri (başka kaynaklarda) tahric olunmuştur.

3123. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem): "Bir ev halkı üç gün kıtlığa sabrederse mutlaka Allah onlara rızkı verir" buyurmuştur.[21] (Ebü Ya'lâ)

3124. Ebû Umâme'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseHem): "Bugünün insanları meyve ağaçlan gibidir. İnsanların dikenli ağaçlara dönüşmesi pek yakındır. Onları tenkit etsen, onlar da seni tenkit ederler. Kendi hallerine bıraksan, onlar seni bırakmazlar. Onlardan kaçsan, seni arayıp bulurlar" buyurdu. (Ravi der ki) "Çıkış yolu nedir? Yâ Resûlallah" diye sorduk. "Muhtaç duruma düşeceğin (kıyamet) gün(ü) için bu günden onlara taviz ver (yani, sana ilişmelerine karşılık verme)" buyurdu. (Ebü Ya'lâ)


Öfkenin Yerilmesi


3125. Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem): "Kim dilini tutarsa, Allah da onun ayıbını örter. Kim öfkesini yutarsa, Allah da ondan azabı savar. Kim Allah'a bir özürle gelirse Allah onun özrünü kabul eder" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Yala) [22]


Allah Korkusuyla Günahı Bırakmanın Fazileti


3126. Ebû Umâme'nin bildirdiğine göre Resûlullah (saUallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim, ödememe kudretine .sahip olduğu halde açgözlülüğünü yenerek dünyalık bir borcunu öderse, aziz ve celil olan Allah onu dilediği yerde hurilerle evlendirir. Kim, kocası evde bulunmayan bir kadın tarafından kendisiyle ilişkiye davet edilir de aziz ve celil olan Allah'tan korktuğu için onun davetini reddederse, Allah onu dilediği şekilde hurilerle evlendirir." (Ebû Yala) [23]



İtaatte İlk Adımı Atmak


3127. Ebû Vâil, Şurayh'tan şöyle nakletnıiştir: Bu hadisler birbirine karışmadan önce Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından bir zâtın bana naklettiğine göre yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Ey Âdemoğlu! Sen bana doğru kalk, ben sana yürüyerek geleyim. Sen bana yürüyerek gel, ben sana hızlı adımlarla geleyim." (Müsedded) Hadis sahih olup mevkuftur. [24]


Kötü Davranışlardan Sakındırmak


3128. İsmâîl b. Ubeyd (İbn Rifâ'a b. Râfi')'nin babasından, onun da dedesinden naklettiğine göre Peygamber (sallaliahu aleyhi vesellem) Ömer'e: "Bana bir cemaat topla" diye emir verdi. O da topladı, insanlar kapının Önünde toplandılar. Onlara: "Dinleyin. Benim içinizdeki dostlarım, muttaki olanlardır. Sakın İnsanlar (güzel) amellerle gelirken, sizler sırtlarınıza ağır yükler yüklenmiş olarak gelmeyin" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [25]

3129. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseîlem) şöyle buyurmuştur: "Her insanın üç can dostu vardır. Bir dost: Harcadığın senindir. Ama sakladığın senin değildir der. Bu malıdır. Bir dost Ben seninleyim. Kralın kapısına geldiğinde seni bırakır, dönerim der. Bu, ailesi ve akrabasıdır. Diğer dost ise Her nereye girer ve çıkarsan her zaman ben seninle beraberim der. Ki bu, amelidir. O da: Halbuki sen üç dostun bana en kolay gelenisin diye karşılık verir. " (Ebû Dâvud et-Tayâ!İsî) [26]

3130. Ebî Zer demiştir ki: Can dostum Ebu'l-Kâsım'ı (salMahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Dikenli ağaçlardan üzüm. devşirilmediği/toplanmadığı gibi kötüler de iyilerin makamlarına konamazlar. Bu iki farklı yoldur. Hangi yolu tutarsanız, o sizi o yolun yolcularının yanına götürür." (Ahmed b. Menî1)

3131. Yine Ebû Zer şöyle demiştir: "Muhakkak ki Allah dinini dört esas üzerine kurmuştur. Kim bunlara sabretmez, onlara göre amel etmezse, Allah'ın huzuruna fasıklardan biri olarak çıkar."

"Bunlar nelerdir, ey Ebû Zer?" diye sorulduğunda şöyle açıkladı: "Allah'ın helalini Allah'a teslim etmen, Allah'ın haramını Allah'a teslim etmen, Allah'ın emrini Allah'a teslim etmen, Allah'ın yasağını Allah'a teslim etmendir. Çünkü bunlar Allah'tan başkasına emanet edilemez." Sonra dedi kî: Ebu'l-Kâsım (sallaUahu aleyhi veseUem): "Nasıl ki dikenli ağaçlardan üzüm toplanmazsa, aynı şekilde kötüler de iyilerin makamlarına ulaşamazlar" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [27]


Kıyamet Günüyle Korkutmak


3132. Muhammed b. el-Furât anlatmaktadır: Muhârib b. Disâr'm huzurunda iki kişi davalı oldu. Başka bir adam onlardan biri aleyhinde şahitlik etti. Aleyhine şahitlik edilen: "Vallahi ben bu kişinin doğru/dürüst biri olduğunu bilmiyorum. Onu soruştursan mutlaka övülür ya da temize çıkarılır. Ama benim aleyhime haksız bir şahitlik yaptı. Bilmiyorum acaba onu buna ne zorladı?" dedi. Bunun üzerine Muhârib: "Ey Falan kişi" Allah'tan kork. Zira ben, Abdullah b. Ömer'i şöyle derken işittim: Resûlullah (sallaltehu aleyhi veseDem) bir adama nasihatte bulunarak şöyle buyurdu: "O günden sakın...." Hadisin devamında şu ifadeler yer almıştır: "Muhakkak ki kuşlar kanatlarını çırpıp, içlerinde olanları dışarı atarlar. Artık onlara ihtiyaçları kalmaz [28] (Ebû Ya'lâ)

3133. Âsim b. Ali, Muhammed b. el-Furât'tan, aynı senetle hadisi kısa bir metinle nakletmiştir. Hadisin sonunda "Onlara ihtiyaçları kalmamıştır" ifadesi geçmiştir. (el-Hârİs)


Salih Amele Teşvik


3134. İbn Abbâs anlatmaktadır; Bir gün Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem) dışarı çıktı.... Hadisin devamında şunlar yer almıştır: Üç kere şöyle buyurdu: "Dikkat ediniz. Ahireî ameli, tepe üstündeki engebeli araziye benzer. Cehennem ameli ise, iştah kabartan düz ovaya benzer. Asıl mutlu, fitnelerden korunan kimsedir." (İshâk)



Yiyecek ve Giyeceklerle Övünmekten Sakındırmak


3135. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Şüphesiz ümmetimin en kötüleri, nimetlerle beslenip üzerlerine bedenleri yerleştirilenlerdir" buyurmuştur. (İbn Ebî Ömer, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr) [29]

Bezzâr der ki: "Bu rivayetle Umâre tek kalmıştır; ayrıca Abdurrahman, durumları bilinmeyen raviler kanalıyla münker hadisler rivayet ederdi."


Selefin (İlk Dönem Müslümanlarının) Yaşamı


3136. Ümmü Seleme demiştir ki: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) için hiçbir zaman un elenmemiştir. (Müsedded) [30]

3137. Mus'ab b. Sa'd b. Ebî Vakkâs anlatmaktadır: Hafsa binti Ömer, Hz. Ömer'e: "Üzerine giydiğin elbisenden daha yumuşak bir elbise giysen, yediğin yemekten daha lezzetli bir yemek yesen olmaz mı?!" dedi. Ömer de: "Ben bu konuyu seninle kendinden delil getirerek tartışacağım. Sen bilmez misin ki Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle, şöyle yaşardı" dedi. Sonunda Hafsa ağladı. Bunun üzerine Ömer: "Ben bunu sana şunun için söyledim: Ben şimdi (yaşantımla) o ikisinin (Hz. Peygamber ve Ebû Bekir'in) sade/zor yaşamlarını paylaşıyorum. Umarım, rahat yaşamlarına da ortak olurum" dedi.[31] (İshâk)

3138. Muhammed b. Ka'b (el-Kurazî) demiştir ki: Bana Ali b. Ebî Tâlib'i konuşurken dinleyen biri bildirdi. Anlattığına göre Hz. Ali şöyle demiş: Bir kış sabahı evimden aç ve bitkin bir halde çıktım. Soğuk beni mahvetmişti. Yanımızdaki tabaklanmış bir deriyi alıp kestim. Sonra onu boynuma geçirdim. Sonra belime bağladım ki, ısınayım. Vallahi evimde yiyeceğim bir şey yoktu. Eğer Peygamberin {sallallahu aleyhi vesellem) evinde olsa idi, bana da gelirdi. Bunun üzerine Medine'nin etraf bökelerinden birine çıktım. Duvar deliğinden bahçesinde çalışan bir Yahudi gördüm. "Ne istiyorsun bedevi? Çektiğin her kova suya karşılık bir hurmayla çalışır mısın?" dedi. "Evet. Bahçenin kapısını aç" dedim. Açtı. İçeri girdim. Başladım su çekmeye. Çektiğim her kovaya karşılık bana bir hurma verdi. Sonunda avucumu doldurdum. "Şimdilik bu bana yeter" dedim ve onları yedim. Sonra su içtim. Sonra Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) gittim. Mescid'de ashabından bir grupla beraber bulunuyordu. Gidip yanma oturdum. Derken üzerinde yamalı bir hırka ile Mus'ab b. Umeyr çıka geldi. Allah Resûîü (sallallahu aleyhi vesellem) onu bu halde görünce daha evvel onun sahip olduğu nimetleri hatırladı. Şimdiki halini gördü ve gözleri yaşardı, ağladı. Sonra: "Sizden bîrinizin sabah bir elbise, akşam başka bir elbiseyle geldiği, Kabe'ye örtü çekildiği gibi evlerinize de örtü çekildiği gün nasıl olacaksınız acaba?" buyurdu. "Biz o gün daha iyi oluruz. İhtiyaçlarımızı karşılayıp, kendimizi ibadete veririz" dedik. "Siz bugün o günkü halinizden daha iyisiniz" buyurdu.[32] (İshâkve Ebû Ya'lâ)

3139. Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'nin anlattığına göre Irak halkı kıtlık yaşadı. Hz. Ali ayağa kalkarak şöyle hitap etti: Ey insanlar! Sevinin. Vallahi ben ümit ediyorum ki, üzerinizden çok zaman geçmeden sizi memnun edecek bolluk ve kolaylığı göreceksiniz. Geçmişte ben üç gün geçirdim de yiyecek bir şey bulamadım. Öyle ki açlıktan ölmekten korktum. Fatıma'yı bana yemek istemesi için Resûlullah'a (salkllahu aleyhi vesellem) gönderdim. Allah Resulü; "Ey kızcağızım! Vallahi evde -önündeki azıcık yiyeceğe işaretle- şu gördüğünden başka can taşıyan birinin yiyeceği bir yemek yoktur. Fakat sen şimdi geri dön. Allah rızkınızı mutlaka verecektir" buyurdu. Geri gelip, bana bunu söyledi. Kalkıp, Kurayza oğullarına gitmek üzere evden çıktım. Derken yolda bir kuyu kenarına bir Yahudi'ye rastladım. "Ali! Benim hurma bahçemi sular mısın? Ben de seni doyururum" dedi. "Evet. Yaparım" dedim ve çektiğim her kova suya karşılık bir hurma olmak üzere onunla pazarlık yaptım. Sonra su çekmeye başladım. Her bir kova çektiğimde bana bir hurma verdi. Nihayet iki elim hurmayla dolunca oturup onları yedim. Sonra su içtim. Sonra "Ey mide, bugün yiyecek buldun" dedim. Sonra Resûlullah'm (sallallahu aleyhi veseüem) kızı için su çektim. Sonra bırakıp geri döndüm. Bir süre gittikten sonra yolun bir yerinde atılmış bir dinar gördüm. Onu görünce durup ona bakmaya ve alayım mı almayayım mı? diye düşünmeye başladım. Ama gönlüm almaktan başkasına razı olmadı. Kendi kendime: "Allah Resûlü'ne (sailallahu aleyhi veseüem) danışırım" dedim ve onu aldım. Eve gelince olayı Fatıma'ya anlattım. Fatmıa: "Bu, Allah'ın verdiği bir rızktır ve Allah'tandır. Git de bize arpa unundan un satın al" dedi. Ben de satm aldım. Unu ölçtüğümde satıcı: "Sen Ebu'l-Kâsım'm neyi oluyorsun?" diye sordu. "Amcamın oğlu olur. Kızı da esimdir" dedim. Bunun üzerine dinarı bana geri verdi. Fatıma'ya gelince olayı kendisine anlattım. "Bu, Allah'ın verdiği bir rızktır ve aziz ve celil olan Allah'tandır. Onu götür de sekiz kırat altınlık ete karşılık rehin ver" dedi. Dediğini yaptım. Sonra eti getirip onun için parçaladım. O da gayret etti, hamur yaptı, ekmek pişirdi. Sonra yemek yaptık. Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) haber göndererek çağırdık. Bize geldi. Yemeği görünce: "Bu nedir? Sen biraz evvel bana gelip yemek istemedin mi?" diye sordu. Dedik ki: "Ya Resûlallah otur da sana anlatalım. Sonra uygun görürsen, ondan sen de, biz de yeriz." Olayı anlattık. "Bu helaldir. Allah'ın adını anarak yiyiniz" buyurdu. Sonra kalkıp gitti. Derken bir bedevi kadına rastladı. Kalbi çıkarılmış gibi darlık çekiyordu. "Ya Resûlallah! Yanımda bir dinar taşıyordum. Üzerimden düşmüş. Vallahi nerede düştüğünü bilmiyorum. Anam babam sana feda olsun. Bir araştırıver. Sana söylenir" dedi. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Bana Ali b. Ebî Tâlib'i Çağır dedi. Yanma gittim. Bana: "Kasaba git ve ona de ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) sana Kırat alacaklarını ben üsleniyorum. Dinarı geri gönder diyor." Kasap dinarı geri gönderdi. Onu bedevi kadına verdi ve kadın gitti. (İbn Ebî Ömer)

3140. İbn Ömer anlatmaktadır: Bir gün Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber yola çıktım. Ensar'a ait bahçelerden birine girdik. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) hurmalardan alıp yemeye başladı. Bana: "İbn Ömer! Sen neden yemiyorsun?" dedi. "Ya Resûlallah! İştahım yoktur" dedim. "Fakat benîm iştahım var. Bu, dördüncü günün sabahıdır ki, hiç yemek yemedim, yiyecek bir şey bulamadım. Eğer isteseydim Rabbime dua ederdim. Bana Kisra ve Kayser'in mülkleri gibi mülk verirdi. Ey İbn Ömer! Ya bir yıllık rızklarını stok yapan ve yakinleri (kesin inançları) zayıflayan bir topluluk içerisinde olursan, ne yaparsın?" buyurdu. Sonra daha biz oradan ayrılmadan "Nice canlılar vardır ki, rızıklanm kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkım Allah verir. O, işitir ve bitir [33] âyeti nazil oldu. Sonra Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Aziz ve celil olan Allah bana ne dünyalık biriktirmeyi, ne de heva ve heveslere uymayı emretti. Kim ebedi bir hayat elde etmek amacıyla dünyalık biriktirirse, (bilsin ki) hayat Allah'ın elindedir. Dikkat edin.

Ben ne bir dinar, ya da dirhem biriktirir ne de yarın için yiyecek saklarım." (Abd b. Humeyd) [34]

3141. Ebû Hazım demiştir ki: Urve b. ez-2übeyr, Âişe'ye bir yemek yaptı. Kapların birini kaldırıp birini indirmeye başladı. Bunu gören Âişe yüzünü duvara doğru çevirerek ağlamaya başladı. Urve: "Kursağımızda koydun" deyince Âİşe: "Peygamber'i hak ile gönderen(Allah)a yemin ederim ki, O (sallallahu aleyhi veseîlem), Allah kendisini peygamber yaptığı günden ruhunu kabzedene dek elek yüzü (elenmiş undan pişirilen ekmek) görmedi" dedi. (el-Hâris)

3142. Ümmü Seleme anlatmaktadır: Allah Resulü (sallallahu aleyhi veseîlem) dolgusu hurma lifi olan döşek ve yastıklarda uyudu. Sonra kalktığında lif, cildinde iz bırakmıştı. Onu görünce ağladım. Bana: "Ümmü Seleme! Neden ağlıyorsun?" diye sordu. "Gördüğüm şu izlere" dedim. "Ağlama. Allah'a yemin ederim ki, eğer dağların benimle birlikte yürümesini dileseydim, mutlaka yürürlerdi" buyurdu. (el-Hâris)

Fâtıma'nm evindeki kap kıssasına dair Câbir hadisi Fâtıma'nm menkıbelerinde gelecektir. [35]

3143. İbn Abbâs'ın bildirdiğine göre o, Ömer b. el-Hattâb'dan şöyle dediğini işitmiş: Bir gün Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Öğle vakti dışarı çıktı ve Ebû Bekir'i Mescid'de buldu. "Bu vakitte seni çıkaran neden nedir?" diye sordu. "Seni çıkaran neden neyse beni çıkaran neden de odur ya Resûlallah!" dedi. Derken Ömer b. el-Hattâb geldi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona da: "Hattâb'ın oğlu! Seni çıkaran sebep nedir?" diye sordu. O da: "Sizi dışarı çıkaran sebep neyse beni çıkaran sebep de odur ya Resûlallah!" dedi. Sonra oturdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) dönüp onlarla konuşmaya başladı. Sonra: "Gücünüz, var mı? Şu hurma bahçesine varsanız da orada biraz yiyecek, içecek ve gölge bulsanız" dedi. Biz de: "Olur" dedik. Sonra: "Haydin Ebu'l-Heysem b. et-Teyyihân el-Ensârî'nin evine gidelim" dedi. Sonra ResûluUah (sallaüahu aleyhi vesellem) önümüze geçti. Selâm verip üç kere izin istedi. Ümrnü'l-Heysem kapının arkasında sesi duyuyor ve Resûlullah'ın (saUallahu aleyhi vesellem) selâmını daha da artırmasını istiyordu. Sonra dönüp gitmek isteyince Ümmü'l-Heysem arkalarından çıktı ve: "Ey Allah'ın Resulü! Vallahi selâmını duydum. Fakat selâmını artırmanı istedim" dedi. Bunun üzerine ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) ona hayır söz söyledi. Sonra: "Ebu'l-Heysem nerede? Onu. göremiyorum " dedi. "Yakın bir yerde. Bize tatlı su getirmeye gitti. Siz içeri girin. O, inşallah hemen gelir" dedi. Sonra onlara ağacın altına bir yaygı serdi. Derken Ebu'l-Heysem geldi, onları görünce sevindi, mutlu oldu. Hemen bir hurma ağacına çıkarak hurma salkımı kesti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Yeter Ebu'l-Heysem" buyurdu. O da: "Ya Resûlallah! Hurmanın olgunlaşmışından da, hamından da olgunlaşmaya başlamışından da yiyin" dedi. Sonra onlara su getirdi. İçtiler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem): ''İşte bu, hesaba çekileceğiniz, nimetlerdendir" buyurdu. Sonra Ebu'l-Heysem onlara bir koyun kesmeğe kalktı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Süt verenine dokunma" buyurdu. Ümmü'l-Heysem de hamur yapıp ekmek pişirmeye kalktı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Ebû Bekir ve Ömer başlarını koyup öğle uykusuna yattılar. Uyandıklarında yemekleri olmuştu. Yemek önlerine kondu. Ondan yediler ve doydular. Allah'a hamd ettiler. Ümmü'l-Heysem kendilerine bir hurma salkımı daha getirdi. Onun olgunlaşmışından da, olgunlaşmaya başlamışından da yediler. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) onlara esenlik diledi ve dua etti.[36] (Ebû Ya'lâ)

3144. Ebû Halef Abdullah b. İsa aynı hadisin tamamını zikretmiş, ancak o rivayetinde "Nihayet Mâlik b. et-Teyyihân Ebu'l-Heysem el-Ensârî'nin evine vardık" ifadesine yer vermiş ve ayrıca sonunda şu ziyadeyi nakletmiştir: "(ResûluUah) onlar için hayır duada bulundu." Sonra Ebu'l-Heysem'e: "Eğer bize köle geldiğini duyarsan, bize gel" diye tembihledi. Ebu'l-Heysem demiştir ki: Sonra Resûlullah'a (salkllahu aleyhi vesellem) köle geldiği haberini alınca, Medine'ye gittim ve bana bir baş verdi. Onunla kırk dirhem üzerinden mükatebe anlaşması yaptım ve ondan daha bereketli bir baş görmedim." (Bezzâr)

3145. Yine Abdullah b. İsa'dan gelen rivayetin bir diğer varyantında şu ilave yer almıştır: Ümmü'l-Heysem: "Bizim için dua etsen" diye rica etti. Resûlullah da (sallallahu aleyhi vesellem): "Oruçlular yanınızda iftar etsinler, salihler yemeklerinizden yesinler, melekler size dua edip mağfiret dilesinler" diye dua etti. (Ebû Ya'lâ)

3146. Ebû Hureyre anlatmaktadır: Bana Ebû Bekir bildirdi. Dedi ki: Bir gece akşam yemeğini kaçırdım. Ailemin yanma giderek: "Akşam yemeğiniz var mı?" diye sordum. "Hayır, vallahi. Akşam yemeğimiz kalmadı" dediler. Ben de bu halde yatağıma yattım. Açlıktan gözüm uyku tutmadı. Kendi

kendime: "Mescid'e gidip namaz kılsam ve sabah oluncaya kadar meşgul olsam" dedim. Böylece Mescid'e çıktım. Allah'ın dilediği kadar namaz kıldım. Sonra Mescidin bir tarafına yaslandım. Ben bu haldeyken Ömer b. el-Hattâb çıkageldi. "Ebû Bekir, seni bu saatte dışarı çıkaran sebep nedir?" diye sordu. Olayı kendisine anlatınca: "Vallahi beni de seni çıkaran neden çıkarmıştır" dedi. Sonra yanıma oturdu. Biz bu haldeyken yanımıza Resûlullah (saMahu aJeyhi vesellem) çıkageldi ve (karanlıktan) bizi tanımadı. "Kimdir bu?" diye seslendi. Hz. Ömer benden erken davranarak "Ebû Bekir ve Ömer" diye cevap verdi. "Sizi bu saatte dışarı çıkaran neden nedir?" diye sordu. Ömer şöyle anlattı: "Ben dışarı çıkmıştım. Mescid'e girdim ve Ebû Bekir'in karaltısını gördüm. Kim o? diye sorduğumda Ebû Bekir dedi. Seni bu saatte dışarı çıkaran neden nedir? diye sordum. Olayı anlattı. Ben de Vallahi beni de seni çıkaran sebep çıkarmıştır dedim." Bunun üzerine Peygamber (salMahu aleyhi vesellem): "Vallahi beni çıkaran sebep de sîzi çıkarandan başkası değildir. Haydin Vâkıfî Ebu'l-Heysern b. et-Teyyihân'a gidelim. Belki onun yanında bize yedireceği bir şey buluruz" buyurdu. Böylece çıkıp yürümeye başladık. Ay ışığında bahçe duvarına kadar vardık. Kapıyı çaldık. Hanımı: "Kim o?" diye seslendi. Ömer: "Resûlullah, Ebû Bekir ve Ömer" diye cevap verdi. Kapıyı açtı ve içeri girdik. Allah Resulü (sallahu aleyhi vesellem): "Kocan nerede?" diye sordu. O da: Bize Harise oğulları merasından tatlı su getirmeğe gitti. Birazdan gelir" dedi. Az sonra sırtında bir kırbayla geldi. Kırbayı getirip bir hurma ağacının dalma astı. Sonra bize dönerek: "Merhaba. Hoş geldiniz. Beni ziyarete gelenler gibi biri, bu zamana kadar insanları

(ziyarete gitmemiştir" dedi. Sonra bize bir hurma salkımı kesip getirdi. Ay ışığında seçerek ondan alıp yemeğe başladık. Sonra bıçağı eline alıp davarın arasına girdi. Resûlullah "Sağılanına dokunma" veya "5ü? verenlerine dokunma" buyurdu. Sonra bir koyun yakaladı. Onu kesip yüzdü. Sonra hanımına: "Kalk!" dedi. O da kalkıp pişirdi. Ekmek yaptı. (Tencereye et doğrayıp altını yakmaya başladı. Derken et ve ekmek pişti. Tirit yemeği yapıp üzerine çorba ve et döktü. Sonra onu alıp bize getirdi ve önümüze koydu. Doyuncaya kadar ondan yedik. Sonra kalkıp kırbanın yanma gitti. Rüzgar kırbayı sağa sola sallayıp soğutmuştu. Bir kaba ondan biraz dökerek Resûlullah'a (sallallahu aleyhiveellem) verdi. Allah Resulü ondan içti. Sonra Ebû Bekir'e verdi. O da içti. Sonra Ömer'e verdi. O da içti. Sonra Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Allah'a hamdolsun. Yola çıktığımızda, bizi çıkaran açlıktan başkası değildi. Sonra bu nimetleri elde etmiş olarak döndük. Kıyamet günü mutlaka bunlardan hesaba çekileceğiz. Bunlar (hesabı verilecek) nimetlerdendir" buyurdu. Sonra Vâkıfî'ye: "Senin su taşıyacak hizmetçin/kölen yok mudur?" diye sordu. "Hayır vallahi yoktur, ya Resûlaîlah" diye cevap Verdi. Bunun üzerine: "Bize esirler geldiğinde yanımıza gel de sana bir hizmetçi verilmesini emredelim" buyurdu. Fazla zaman geçmemişti ki, Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) esirler geldi. Vâkıfı yanma gitti. Ona: "Neden geldin?" diye sorunca "Ya Resûlallah! Senin bana verdiğin söz için geldim" dedi. Bunun üzerine: "İşte esirler. Kalk içlerinde birini seç" buyurdu. O da: "Benim için sen birini seç" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Şu delikanlıyı al. ve ona iyilik yap" buyurdu. Sonra onu alıp hanımına götürdü. Hanımı: "Bu nedir?" diye sorunca Vâkıfı, olayı anlattı. Bunun üzerine hanımı: "İyi etmişsin. Sana Ona iyilik yap buyurmuş. Öyleyse ona iyilik yap" dedi. Vakıfî: "Ona iyilik nasıl olur?" diye sorunca: "Onu azat etmendir" diye cevap verdi. Bunun üzerine Vakıfı: "Aziz ve celil olan Allah rızası için o hürdür" dedi.[37] (Ebû Ya'lâ)

3147. Mesrûk, ölümü yaklaşınca şöyle demiştir: "Ben, ne Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem), ne Ebû Bekir'in ve ne de Ömer'in yapmadığı bir âdet üzere ölüyorum. Ben şu kılıcımdakiler dışında geride ne bir altın, ne de bir gümüş bırakıyorum. Dolayısıyla onu satıp parasıyla beni kefenleyin." (Müsedded)

3148. Hasan'ın bildirdiğine göre Ebû Berze şöyle demiştir: Araplar derdi ki: Ekmek yiyen semizler. Hayber'i fethettiğimizde, onları yenip ellerinden ekmeklerini aldık. Oturdum başına, doyuncaya kadar yedim. Sonra semizlemiş mi? diye böğürlerime bakmaya başladım! (Ahmed b. Meni') [38]

3149. Ubeydullah b. Ali'nin bildirdiğine göre onun ninesi Selmâ kendisine şöyle anlatmış: Hasan b. Ali, Abdullah b. Abbâs ve Abdullah b. Ca'fer yanıma girdiler ve "Bize Resûlullah'm (salMahu aleyhi vesellem) sevdiği yemeklerden bir yemek yap" dediler. Selmâ, Hasan'a: "Oğlum, bugün artık o temekleri midemiz almıyor" dedi ve biraz arpa alıp öğüttü. Sonra onu 'oğurarak ekmek yaptı. Zeytinyağından katık yaptı, üzerine bir parça biber döktü. Sonra onu önlerine sürerek: "Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bunu sever ve yemesini beğenirdi" dedi.

Tirmizî bunu Şemail'â tahrîc etmiştir. (Ebû Ya'lâ) [39]

3150. Muhammed b. Şîrîn anlatmaktadır: Bir kız kardeşimizin oğlu düğün yaptı. Düğünde yemek yapınca İbn Şîrîn: "Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından biri günlerce aç kalırdı. Bir deri parçası bulursa onu alır, yerdi. Bulamazsa, karnına taş bağlardı" dedi. (Ahmed b. Hanbei Kİtâbu'z-Zühd'ğe)

3151. Abdullah b. Ayyaş b. Ebî Rabî'a'nın azatlısı Ebû Salih, Abdullah b. Âmir b. Rabî'a yoluyla, onun babasından şöyle dediğini nakletmiştir: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bizi bir müfrezeyle gönderdi. Yânımızda Amr b. Sürâka da vardı. Yumuşak karınlı ve uzun boylu bir adamdı. Bir süre sonra acıktı ve beli büküldü. Yürüyemez hale geldi. Derken üzerimize yıkıldı. Yassı bir taş parçası alıp karnına bağladık. Sonra beline destek verdik de bizimle yürümeye başladı. Bir süre sonra bir Arap kabilesine geldik. Bizi misafir ettiler. Amr bizimle yürümeye devam etti. Dedi ki: "Sanırdım ki, ayaklar karnı taşıyor. Meğer karın ayakları taşıyormuş." (el-Hâris)


Zenginlik ve Mal Çokluğunun Fitnesinden Korunmak


3152. İbn Abbâs anlatmaktadır: Bir gün Hz. Ömer beni çağırdı. Baktım önünde bir sergi, serginin üzerinde de saman gibi etrafa saçılmış altın duruyor. "Gel de kavmin arasında bunu bölüştür. Allah bilir ya. O, bunu (altını) Peygamberinden ve Ebû Bekir'den esirgedi. Acaba benim için hayır mı, şer mi murat etti?" dedi. Sonra başladı ağlamaya. Ağlarken de şöyle diyordu: "Nefsim kudret elinde olana yemin olsun ki, O bunu Peygamber'indeıi ve Ebû Bekir'den onlar için şer dilediğinden esirgeyip de bana hayır dilediğinden vermedi." Bu, hasen bir hadistir.[40] (İshâk)

3153. Mus'ab b. Sa'd, babası yoluyla Hz. Peygamber'den (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Şu muhakkak ki sizin hakkınızda darlığın doğuracağı fitneden çok bolluğun yol açacağı fitneden endişe ediyorum" Nitekim sizler darlıkla imtihan edildiniz ve sabrettiniz. Zİra dünya yeşil ve tatlıdır. " (İshâkve Ebû Ya'lâ) [41]

3154. Ebû Hureyre anlatmaktadır: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Bilâl'e hasta ziyaretinde bulundu. Bilâl Önüne bir yığın kuru hurma çıkardı. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Bu nedir Bilâl?" diye sordu. "Kuru hurma. Onu (senin için) sakladım ya Resûlallah!" deyince: "Onların cehennemdeki buhar/kaynama seslerini duymaktan korkmadın mı? Bunları infak et Bilâl? Sakın Arş'in sahibinin, senin malını azaltacağından endişe etme" buyurdu.[42] (Ebû Ya'lâ)

3155. Ebû Saîd el-Hudrî'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kimin malı azalır da, çoluk çocuğu artar, namazları düzgün olur, Müslümanların gıybetini yapmazsa, o kimse kıyamet günü benimle şu şekilde beraber olur" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ)

3156. Ebu'l-Bahterî, Abs oğullarından bir adamdan şöyle dediğini nakletmiştir: Selman ile birlikteydim.... Bir kıssa anlattı ve onda şunları söyledi: Sonra Kisrâ'nın hazinelerini zikretti. Dedi ki: "Bunu size veren, size emanet eden, onları size fethettiren, Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) hayatta iken hazinelerini saklı tutuyordu. Onlar sabaha erdiklerinde yanlarında ne bir dinar, ne bir dirhem, ne de bir müd yemek olurdu. Öyleyse ey Abs oğullarının kardeşi bu niçindir?" Sonra ekinin savrulduğu harmanlara rastladık. Dedi ki: "Bunu size veren, onu size emanet eden ve bunu size gönderen, Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) hayatta iken hazinelerini saklı tutmuştu. Onlar sabaha erdiklerinde yanlarında bir müd yiyecek olmazdı. Öyleyse ey Abs oğullarının kardeşi bu niçindir?" (Ebû Ya'lâ) [43]



Dünya Malından Az Edinmenin Fazileti ve Dünya Konusunda Züht Sahibi Olanların Övülmesi


3157. Abdurrahman b. Sabit el-Cumahî anlatmaktadır: Ömer b. el-Hattâb Cumah oğullarından, Saîd b. Âmir b. Huzeym adında bir zâtı çağırıp: "Seni şu şu ülkelere vali atayacağım" dedi. O da: "Beni azil etsen olmaz mı, ey mü'minlerin emiri!" diye sordu. Hz. Ömer: "Sizin bu işi benim boynuma dolayıp da beni yalnız bırakmanıza izin vermem" diye karşılık verdi. Sonra: "Senin için belli bir maaş (rızık) takdir etsek olur mu?" diye sordu. O da: "Bana, ihtiyacımı karşılayacak kadar atâ takdir ettin. Ayrıca maaşa ihtiyacım yoktur. Hatta istediğimden fazlasını verdin" dedi. Bu zât, atası çıktığında ailesinin yiyeceğini satın alır, kalanını tasadduk ederdi. Hanımı kendisine "Atanın artanı nerede?" diye sorduğunda "Onu borç verdim" derdi. Sonra insanlar ona gelip: "Muhakkak ki ailenin senin üzerinde hakkı vardır.

Hısımlarının senin üzerinde hakkı vardır" dediler. O da: "Ben onlardan hiç bir şey saklamadığım gibi, hurileri elde etme amacıyla kimsenin rızasını da almaya çalışmadım. Cennetin bereketli hanımlarından biri çıksa, Güneş'in aydınlattığı gibi yeryüzünü aydınlatır. Ben ilk topluluktan geri kalmak istemem. Zira ben Resûlullah'ı (saEallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "İnsanlar hesap için toplanırlar. Derken mü'minlerin, fakirleri gelirler, güvercinlerin uçuştuğu gibi uçup giderler. Onlara: Hesap vermek için durunuz denir. Onlar da: Bizim hesap verecek bir şeyimiz yoktur. Bizim ismimizi zikretmediler derler. Onlar cennete insanlardan yetmiş yıl önce girerler." (İshâk) [44]

3158. Ammâr b. Yâsir demiştir ki: Ben, Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "İyileri dünyada zühtten daha iyi süsleyen bir şey yoktur.[45] (Ebû Ya'lâ)

3159. Ca'fer'in bildirdiğine göre Resûlullah fsalkllahu aleyhi vesellem): "Dünyadan elini eteğini çekmiş (züht hayatı süren) birisini görürseniz ona yaklaşın; zira o, (çevresine) hikmet saçar" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ)

3160. el-Hasan (el-Basrî), Allah Resûlü'nün (salbllahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Zenginlik mal çokluğunda değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir [46] (el-Hâlis)

3161. Saîd b. Zeyd'in bizzat işiterek naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Usâme b. Zeyd'e dönerek şöyle buyurdu: "Ey Usâme! Sakın hiçbir aç canlıya dokunma. Sonra kıyamet günü seni Allah 'a dava eder. Etlerini eriten, yakıcı rüzgârlarda ciltlerini yakan, ciğerlerini susuz bırakan, tâ ki (halsizlikten) gözleri buğulanan kulların bedduasından sakın. İstersen onlara bir bak. Meleklerin onlarla birlikte yürüdüğünü görürsün. Depremler ve fitneler onların hatırı için savılır." Sonra ağladı, ağlaması arttı. Sonra şöyle buyurdu: "Yazıklar olsun şu ümmete! Rabbine itaat edenler, onlardan neler çekiyorlar. Onları sırf Allah'a itaat ettikleri için nasıl da öldürüyorlar, nasıl da yalanlıyorlar. " Ömer b. el-Hattâb: "Ya Resûlallah! İnsanlar o gün İslam üzere mi olacaklar?" diye sordu. "Evet" buyurdu. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: "O halde ne için savaşacaklar?" Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) cevaben şöyle buyurdu: "Ey Ömer! İnsanlar asıl yolu bırakıp hayvanlara bindiler. En yumuşak elbiseleri giydiler. Hizmetçileri İranlıların evlatları, onlar için kadının kocasına süslendiği gibi süslenmektedirler. Allah dostları konuştuğu zaman üzerlerinde aba, belleri bükük ve susuzluktan mahvolmuş bir halde (konuşurlar). Onlardan bîri konuştuğu zaman yalan söyler ve ona der. Böylece Allah dostlarını küçük düşürürler. Şunu bil ki Usâme! Kıyamet günü insanların Allah'a en yakını, hiç kuşkusuz dünyada iken sıkıntısı, susuzluğu ve açlığı uzun süren kimse olacaktır. Bunlar gizli sâlihlerdir. Göründüklerinde onlara yakınlık gösterilmez. Kaybolduklarında aranmazlar. Onları ancak yeryüzünün toprakları tanır. Sema ehli arasında tanınırlar. Ama yeryüzü halkına gizli kalırlar. Melekler onları sarar, insanlar müreffeh hayat yaşarken onların refahı açlık ve susuzlukla olur. İnsanlar yumuşak elbise giyerlerken onlar kaba elbise giyerler. İnsanlar döşeklerde yatarlarken onlar su kenarları ve binekler üzerini döşek 'edinirler. İnsanlar gülerken onlar ağlarlar. Ey Usâme! Allah onlara hem dünyada, hem de âhirette darlık vermez. Onlara cennet vardır. Keşke onları görebilseydin Usâme! Onlar âhirette sevineceklerdir (yani onlar için müjde vardır). Yeryüzü onlara karşı merhametli ve Cebbar (Allah) onlardan razıdır, insanlar peygamberlerin edeplerini ve ahlâklarını terk ederlerken onlar korudular. Asıl rağbet sahibi, onlar gibi Allah'a yönelendir. Zarar eden ise onlara ters düşendir. Yeryüzü onları kaybedince ağlar. Allah, . onlar gibi insanlardan mahrum olan her beldeye gazap eder, ey Usâme! Eğer bir şehirde onları görürsen bil ki, onlar o beldenin emniyetidirler. Allah, onların aralarında bulunduğu bir kavme azap etmez. Sen de onları kendine vesile edin. Belki onlar sayesinde kurtuluşa erersin. Sakın onların hallerinden uzaklaşma. Sonra ayağın kayar da ateşe düşersin. Onlar Allah'ın kendilerine helal kıldıklarını haram kıldılar. Asıl fazileti âhirette aradılar. Muktedir oldukları halde yemeyi içmeyi terk ettiler. Köpeklerin leşin başına üşüştükleri gibi onlar dünyaya üşüşmediler. İnsanlar dünyayla meşgul olurlarken onlar kendilerini Allah'a itaatle meşgul ettiler. Yamalı kumaş giydiler, kırıntı ekmek yediler. Onları üst başları dağınık ve toz toprak içinde görürsün. İnsanlar onların hasta oldukları sanırlar. Ama onlar hasta değildir. İnsanlar onların akılları başlarından gitmiş sanırlar, ama akılları başlarındadır. Fakat onlar dünyadan akıllarını alıp gidenlere kalpleriyle bakarlar. Onlar dünyada dünya ehli arasında akıllarını kaybetmiş olarak yürürler, Usâme. Onlar, insanlar akıllarını yitirince akletmİşlerdir. Âhirette sevineceklerdir (Onlara müjde var) [47] (el-Hâris)

3162. Ebû Musa demiştir ki: "Sizden öncekilerin helak olmasının tek nedeni, bu dinar ve dirhemdir. Bunlar sizi de helak edeceklerdir. " (Müsedded) [48] Sahîh ve mevkuftur.


Rızkı Vatanda Aramanın Fazileti


3163. Abdullah b. Hasan'ın babasından, onun da dedesinden naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Şu dört şey insanı mutlu eder: Eşinin kendisiyle uyumlu olması, çocuklarının iyi kimseler olması, erkek kardeşlerinin salih kimseler olması ve bir de rızkının kendi ülkesinde olması. " (İshâk) [49]

3164. Osman b. Affân demiştir ki: "İnsan bir evin içerisinde gizli bir bölmeye girerek orada bir amele dalsa bile, çok geçmeden insanlar onu duyup konuşurlar. Kim bir amel işlerse mutlaka Allah amel gömleğini ona giydirir. Eğer ameli hayır ise (hakkında) hayır olur. Şer ise şer olur.[50] (Müsedded)

3165. Abdurrahman b. Ebî Leylâ anlatmaktadır: Ebu'd-Derdâ, Mesleme b. Mahled'e şöyle bir mektup yazdı: "Sadede gelince, eğer kul Allah'a itaat ederse, Allah onu sever. Sevince de onu yarattıklarına sevdirir. Eğer kul Allah'a isyan ederse, Allah ona buğzeder. Ona buğzedince, yarattıklarını da ona buğzettirir.[51] (Müsedded)


Salih Amelin Yanında Yiyecek Temini İçin Çalışmanın Caiz Oluşu


3166. Ubeydulah b. el-Ayzâr anlatmaktadır: Reml'de bedevî Araplardan yaşlı biriyle karşılaştım. Ona: "Resûlullah'm (sallaHahu aleyhi vesdlem) ashabından kimseye yetiştin mi?" diye sordum. "Evet" dedi. "Kime?" diye sordum. "Abdullah b. Amr b. el-As'a" dedi. "Ondan ne duydun?" diye sordum: " dediğini duydum" dedi. (el-Hâris)



Dünya İşlerinde Kolaylık Gösterilmesine Teşvik


3167. Câbir'in bildirdiğine göre Resûlullah (salMalıu aleyhi v^ellem): "/yr* dinleyin. Size yarın ateşin kime haram kılınacağını haber vereyim mi? Yük olmayan, yumuşak huylu ve uyumlu olan, kolaylık gösteren herkese" buyurdu.[52] (Ebû Ya'lâ)

3168. İbn Mes'ûd demiştir ki: "Dünya dağ başındaki düzlüğe benzer; berraklığı gitmiş, bulanıklığı kalmıştır." (Ebû Ya'lâ)

3169. Ebû Cuhayfe, İbn Mes'ûd'dan onun şu sözünü nakletmiştir: "Dünyanın berraklığı gitmiş, yalnız bulanıklığı kalmıştır. Bugün her Müslüman için ölüm, bir armağandır.[53] (Ebû Ya'lâ)

3170. Aynısı Ebû Cuhayfe'den onun sözü olarak rivayet edilmiş ve İbn Mes'ûd'dan söz edilmemiştir. (el-Hâris)

3171. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Dünya mü'minin zindanı, kâfirin cennetidir" buyurmuştur. (Ahmed b. Menî') [54]

3172. Abdullah b. Abdurrahman b. Ma'mer'in, Fehm oğullarından bir adamdan naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Eğer dünyanın Allah katında bir sivri sineğin kanadı kadar değeri olsaydı, ondan 3173. Yahya b. Ca'de anlatmaktadır. Resûlullah'm (saMahu aleyhi ashabından bazı kimseler Habbâb'a hasta ziyaretinde bulundular ve: "Sevin ey Abdullah'ın babası! Havzm başında bekleyen Muhammed'in (sallallahu aleyhi vesellem) yanma gidiyorsun" dediler. O da şöyle karşılık verdi: "Bu nasıl olacak ki? -Evin tavanına ve zeminine işaret ederek- zira Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): Sizden birinize dünyada yalnız bir yolcunun azığı kadar mal yeter buyurmuştu.[55] (Ebû Ya'lâ)

3174. Abdurrahman b. Ebî Saîd (sanırım babasından naklen) şöyle demiştir: Hz. Peygamber'i (sallallahu aleyhi vesellem) eyer üzerinde oturmuş: "Az ve yeterli mal, çok olup azdıran maldan daha hayırlıdır" buyururken işittim. (Ebû Ya'lâ)

3175. Muâz b. Cebel'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Eğer kul rızkından, ölümden kaçar gibi kaçsa, mutlaka rızkı ona, ölümün geldiği gibi gelir." (Ebû Ya'lâ)


İnsanlarla Haşır Neşir Olmanın ve Onlara Sabretmenin Fazileti


3176. Muhammed b. Sîrîn'in bildirdiğine göre Hz. Ömer: "Allah'tan sakının, insanlardan sakının" demiştir. (Müsedded)

3177. Ebû Salih, Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından bir zâttan şöyle dediğini nakletmiştir: "İnsanların arasına girip, onların eziyetlerine sabreden mümin, insanların arasına gîrmeyip, onların eziyetlerine sabretmeyen mü'minden daha çok sevap kazanır [56] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

3178. Huzeyfe demiştir ki: "Sabra alışın. Zira sizin başınıza da belanın gelmesi yakındır. Her şeye rağmen Resûlullah (sallallahualeyhivesellem) ile beraber olduğumuz zamanda bizim başımıza gelenler, sizin başınıza gelmez" (Ebû Ya'lâ)

3179. Şa'bî anlatmaktadır: Sa'sa' b. Sûhân, İbn Zeyd'e (yani İbn Sûhân'a) "Baban beni senden daha çok severdi. Ben de seni kendi oğlumdan daha çok seviyorum ve sana iki erdemi tavsiye ediyorum; mü'mine karşı samimi, fâcire karşı ahlâklı davran. Zira fâcir senin güzel ahlâkını beğenir. Mü'mine karşı samimi olmak ise bizim için bir vazifedir." (İshâk)


Sâlihlerin Eserlerinden Bereket Ummak


3180. Muhammed b. Sûka, babasından şöyle dediğini nakletmiştir: Yurdundan bir ev kiralamak maksadıyla Amr b. Hureys'e gittim. O da "Kirala! Zira orası, sahipleri için bereketlidir; içinde yaşayanlar için bereketlidir" dedi. Ben: "Neden?" diye sorunca şöyle cevap verdi: Ben, Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi vesellem) gittim. Bir deve boğazlanmıştı. Onun bölüştürülmesini emretti. Bölüştüren zâta da: "Ondan Amr'a da bir pay ver!" buyurdu. Beni ise unuttu, bir şey vermedi, Ertesi günü tekrar Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) gittim. Önünde bir kaç dirhem vardı. Bana: "Sen, sana verilmesini emrettiğim payı aldın " buyurdu. Ben de: "Ya Resûlallah! Sen bana bir şey vermedin" dedim. Bunun üzerine dirhemlerden alıp bana verdi. Ben onları anneme götürerek: "Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) eliyle alıp, bana verdiği bu dirhemleri al tut, da onları neye koyacağımıza bakalım!" dedim. Uzun zaman sonra bu evi satın aldım. Annem: "Bedelini ödemek istediğinde hemen ödeme! Beni çağır da sana bereket duası yapayım" dedi Evin parasını hazırladığımda onu çağırdım. Bana "Şu dirhemleri al!" dedi. Sonra onları oraya saçtı, sonra karıştırdı ve: "Bunlarla git!" dedi. (Ebû Ya'lâ)

3181. Abdülhamîd b. Cafer'in babasından naklettiğine göre Hâlid b. el-Velîd şöyle anlatmıştır: Yaptığı tek umrede Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber biz de umre yaptık. Saçını tıraş etti. İnsanlar O'nun saç tellerini kapmak için birbirleriyle yarıştı. Ben hepsini geçerek alm saçları aldım ve ondan kendime sarık edindim. Saç tellerini sarığımın önüne koydum. Onu hangi tarafa çevirmişsem, bana fetih nasip oldu.[57] (Ebû Ya'lâ)

3182. İbn Şîrîn anlatmaktadır: Ümmü Süleym'den, Hz. Peygamber'in (sallalkhu aleyhi vesellem) teriyle yoğurduğu miskten bana biraz bağışlamasını söyledim. O da bağışladı. Muhammed (İbn Şîrîn) öldüğünde, bedeni bu miskle kokulandı. (Ebû Ya'lâ)


Amele Devam Etmenin Fazileti


3183. Küfe halkından İbn Fâhite anlatmaktadır: Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) bir adam gelerek: "Ya Resûlallah! Kardeşimin oğlu kendini ibadete verdi ve bitkin düştü" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bu, İslâm'daki aşırılıktır. Her şeyde bir aşırılık vardır. Her aşırılığın da belli bir süresi vardır. Bu süre içerisinde onu izle. Eğer itidal çizgisinde kalırsa ne âlâ. Bu hâl üzere helak olursa, kahrolsun' buyurdu. (Müsedded) [58]



Abdallar


3184. Safvân b. Abdullah veya Abdullah b. Safvân der ki: Sıffîn günü bir adam: "Allahım, Şam halkına lanet et!" deyince Hz. Ali demiştir ki: "Şam halkına sövmeyin. Zira onlar büyük kalabalık teşkil ederler ve aralarında abdallar vardır." îmam Ali bunu üç kere tekrarlamıştır.(İshâk)

Bunu Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde Zührî kanalıyla Safvân'dan Hz. Peygamber'in sözü olarak tahrîc etmiştir. Zühlî ise İlel hadîsi'z-Zührî'de isnadı ile tahrîc etmiştir. Ayrıca bunun İbn Yûnus'un Tarîh Mısr'mâa İbn Zürayr el-Gâfikî an Ali kanalıyla yine onun sözü olarak, yani mevkuf bir şahidi vardır.



İtaat Ehlinin Bereketi


3185. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Allah 'a karşı yavaş olun yavaş. Eğer huşu sahibi gençler, ibadet eden ihtiyarlar, sütteki bebekler ve atlayan hayvanlar olmasaydı, mutlaka üzerinize büyük bir azap yağardı" buyurmuştur. (Ebû Yala ve Bezzâr) [59] Bezzâr, bu hadisi sadece bu isnadı ile bildiğini ifade etmiştir.

Salih Kişiye Yapılan İkram


3186. Muhammed b. el-Münkedir demiştir ki: "Muhakkak ki Allah sâlih kişinin çocuklarını, torunlarını, içinde doğduğu evi ve onun çevresindeki evleri korur. Bunlar sürekli koruma altında olurlar." (el-Humeydî) [60] Ravilerinden Süfyân "ve perdesini" ibaresinin de hadisin metninde olduğunu sandığını ifade etmiştir.


Kıssacılar ve Vaizlere Dair Rivayetler


3187. el-Kâsım b. Kesîr, dostlarından birinden şöyle dediğini nakletnıiştir: Ka'b kıssa anlatırdı. Abdurrahman b. Avf şöyle dedi: Ben, Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi veseliem): "Ancak emir veya memur veyahut mağrur kişi kıssa anlatır" buyurduğunu işittim. Sonra Ka'b'a: "Hay geberesice! Bak Abdurrahman b. Avf şöyle şöyle diyor" denildi. O da kıssa anlatmayı bıraktı. Sonra Muâviye ona kıssa anlatmasını emretti. Bu sebeple onu helâl gördü. (İshâk) [61]

3188. Abdullah b. Saîd b. Ebî Hind'in anlattığına göre Hz. Ali bir kıssacıya rastladı ve: "Ne diyor?" diye sordu. "Kıssa anlatıyor" dediler. O da: "Hayır. Gerçekte o Beni tanıyın diyor" diye karşılık verdi. (Müsedded) [62]

3189. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs anlatmaktadırlar: Allah Resulü (sallaUahu aleyhi veseliem) bize bir hutbe irat etti. Hutbede bize öyle bir vaaz yaptı ki, gözlerden yaşlar boşaldı, kalpler ürperdi, deriler titredi, bağırsaklar çarpıldı.

Bilâl'e emir verdi ve o da: "Namaza toplanın" . diye seslendi..... Hadisin devamında şu ifadeler geçmiştir: "Kim dünyayı ûhirete tercih ederse, cehenneme girer. Kim dünyalık sahibi birini, onun dünyalığına tamah ederek yüceltir ve methederse, Allah o kimseye gazap eder, cehennemin en alt tabakasında Karun makamına iner. Kim gösteriş ve şöhret İçin bir bina yaptırırsa, kıyamet günü yedi yerle birlikte o bina sırtına yüklenir, boynuna ateşten bir çember geçirilir de boynunda yanmaya devam eder. Sonra cehenneme atılır." "İnsan nasıl gösteriş ve şöhret için bina yapar?" diye soruldu. Şöyle buyurdu: "Başkalarına karşı böbürlenmek amacıyla ayaklarım basacak kadar kendisine yetecek bir evden fazlasını yapar. Kim Kur'ân'ı Öğrenir de onunla amel etmez, dünyanın enkaz ve süsünü ona tercih ederse, Allah'ın gazabını hak eder, Allah'ın kitabım arkalarına atıp onu az bir paha karşılığında satan Yahudiler ve Hıristiyanların mertebesine iner. Kim rızkını beğenmeyip yakınırsa, onun hiçbir iyiliği Allah katına yükselmez, o kimse Allah'ın gazabını üzerine çek/niş olarak Allah'ın huzuruna çıkar. Kim iftihar etmek ve gösteriş yapmak maksadıyla helal malla helal bir kadınla evlenirse, bu sayede Allah onun ancak alçaklığım ve miskinliğini artırır, Allah, o kadından istifade ettiği ölçüde onu cehennemin kenarına yaklaştırır. Sonra yet/niş bahar/yıl boyunca oraya yuvarlanmaya devam. eder. Kim bir^ Müslüman fakiri fakirliği sebebiyle tahkir edip onunla alay ederse, Allah'ın hakkıyla alay etmiş olur ve bu yüzden onu memnun edene kadar Allah 'in gazap ve Öfkesini üzerinde taşır. Kim de bir Müslüman fakire İkramda bulunursa kıyamet günü Allah kendisinden memnun olduğu halde Allah'ın huzuruna çıkar. Kim kendisine dünya ve âhiret teklif edildiğinde dünyayı âhirete tercih ederse, kendisiyle cehennemden korunacağı bir iyiliği olmadığı halde Allah'ın huzuruna çıkar. Eğer âhireti dünyaya tercih ederse, Allah kendisinden razı olduğu halde Allah'ın huzuruna çıkar. Kimin gözlerinden Allah korkusuyla yaş akarsa, gözyaşlarının her bir damlasına karşılık ona Uhud dağı ağırlığında sevap verilir. Attığı her adıma karşılık cennetin iki yakasında ona öyle şehirler ve köşkler verilir ki, onları hiçbir göz görmemiş, hiç bir kulak işitmemiş ve hiçbir müdrik kalbe doğmamıştır." (el-Hâris) [63]

3190. Muhammed b. Şîrîn: "Kıssalar bidattir" demiştir. (Müsedded)

3191. Habbâb'm bildirdiğine göre Resûlullah (salklbhu aleyhi veselkm): "îsrâîloğulları helak olunca kıssa anlatmaya başladılar" buyurmuştur. (Ebû Yala)

3192. Hasan bildiriyor: Selman ölüm hastalığına yakalanınca Küfe emiri Sa'd ziyaretine gitti. Selman başladı ağlamaya.... Sonra şöyle dedi: "Sen ey kişi! Bir şeye karar vereceğin zaman kararın, taksimat yapacağın zaman elin ve hüküm vereceğin zaman dilin konusunda Allah'tan sakın." (İbn Ebî Ömer) [64]

3193. Yezîd er-Rakkâşî anlatmaktadır: Bir topluluk kıssa konusunda tartıştı. Bir kısmı bunu hoş görürken bir kısmı karşı çıktı. Sonra Enes b. Mâlik'e gittiler ve kendisine meseleyi anlatıp hükmünü sordular. O da: "Allah Resulü (sallallahu aleyhi veselkm) savaşla gönderildi, kıssayla gönderilmedi" ledi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [65]



Ev Duvarlarını Örtülerle Süslemenin Mekruh Oluşu


3194. Muhammed b. Ka'b anlatmaktadır: Abdullah b. Yezîd bir yemeğe davet edildi. Ev duvarlarının örtülerle süslenmiş olduğunu görünce dışarı oturup ağlamaya başladı. Kendisine: "Niçin ağlıyorsun?" diye sorulduğunda şöyle dedi: "Allah Resulü (sallallahu aleyhi veseüem) bir orduyu yolcularken Veda tepesine varınca derdi. Bir gün bir adamın hırkasını deri parçasıyla yamadığını gördü, Güneş'in doğduğu yere doğru yöneldi. -Hammâd elleriyle avuç içini göstererek ve ellerini uzatarak dedi ki- Sonra şöyle buyurdu: ''Dünya üzerinize doğdu, dünya üzerinize doğdu. -Yani, üzerimize doğru yöneldi. Öyle ki üzerimize yıkılacak sandık- Sizden biri sabah bir elbise, akşam bir elbise giyiniyor. Evlerinizin duvarlarını) Kabe 'nin örtüldüğü gibi örtülerle kaplıyorsunuz." Abdullah b. Yezîd dedi ki: Ağlamayayım da ne yapayım. Evlerinizifn duvarlarını) Kabe'nin örtüldüğü gibi örtülerle kapladığınızı gördüm." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)



Çalımlı Yürümenin Mekruh Oluşu


Konuyla ilgili olarak Ebu'l-Haccâc es-Sümâlî'nin hadisi kitabın sonunda Kabir Azabı bahsinde gelecektir.


Cimriliğin Yerilmesi


3195. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Müslümanlığı cimriliğin yok ettiği gibi hiç bir şey yok etmemiştir" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [66]

3196. Abdurrahman b. Ebî Amre demiştir ki: Gece yarısı olunca bir melek çıkar ve: "Melik-i kuddûs/ü (Yüce Hükümdarı) tespih edin!" der. Sonra bir melek daha çıkar ve "Melik-i kuddûs'ü (Yüce Hükümdarı) tespih edin" der. O zaman kuşlar kanatlarını çırpar. Sonra başka bir melek çıkar ve: "Ey hayır arayan! Gel!" der. Sonra başka bir melek çıkar ve: "Ey hayır arayan! Geri dur!" der. Sonra bir melek daha çıkar ve: "Allahım! İnfakta bulunanın malını telafi et!" diye niyaz eder. Sonra başka bir melek çıkar ve: "Allahım! Cimrinin malını da telef et!" diye beddua eder. (Müsedded)



Allah'a Kavuşmayı Arzu Etmenin Fazileti


3197. Atâ b. es-Sâib anlatmaktadır: Bir cenazede Abdurrahman b. Ebî Leylâ'yı dinledim. Bu, onu ilk tanıdığım gündü. Onun şöyle dediğini işittim: Bize Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından falan kimse bildirdi. Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işitmiş; "Kim Allah'a kavuşmak isterse, Allah da ona kavuşmak ister. Kim Allah'a kavuşmak istemezse, Allah da ona kavuşmak istemez." Bunun üzerine orada bulunanlar ağladılar ve: "Ey Allah'ın Resulü! Biz ölümü sevmeyiz" dediler. Allah Resulü de: "Ben bunu kastetmiyorum. Fakat yüce Allah buyurmuştur ki: Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise ona, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti vardır [67] İşte o zaman bu kişi Allah'a kavuşmayı ister. Aziz ve celil olan Allah ona kavuşmayı daha çok ister. Eğer, sapık yalancılardan ise, ona kaynar sudan konukluk sunulur [68] O zaman bu kişi Allah'a kavuşmayı istemez. Aziz ve celil olan Allah ona kavuşmayı hiç istemez." (İbn Ebî Ömer)


Riyadan Sakındırmak ve Riyayı Yok Etmek İçin Dua Yapmak


3198. Ma'kıl b. Yesâr anlatmaktadır: Ebû Bekir es-Sıddîk, Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) adına şahadet ederek şöyle dedi: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şirki andı ve: "Bu, sizin içinizde karıncanın yürüyüşünden daha gizlidir" buyurdu. Ebû Bekir: "Ey Allah'ın Resulü! Allah'la beraber başka bir tanrı daha edinmekten başka şirk mi var ki?" diye sorunca şöyle buyurdu:

"Hay ölesin Ebû Bekir! Sizdeki şirk karıncanın yürüyüşünden daha gizlidir. Sana bir şey göstereceğim. Eğer onu yaparsan senden şirkin küçüğü de büyüğü de -veya şerrin büyüğü de küçüğü de- gider. Üç kere şöyle dua et: Allafıım bilerek sana şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmediğim kusurlarımdan dolayı bağışlanmak dİlerim. " (İshâk ve Ebû Ya'lâ) Derim ki: Leys, kötü ezberinden dolayı zayıf bir ravidir. Hocası da durumu müphem biridir.

3199. Ma'kıl b. Yesâr anlatmaktadır: Hz. Peygamber'in Ebû Bekir'le beraberliğine tanık oldum. Bana Ebû Bekir'in bildirdiğine göre Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Sizin içinizde şirk, karıncanın yürüyüşünden daha gizlidir." Sonra şöyle buyurdu: "Sana, senden şirkin büyüğünü de, küçüğünü de giderecek şeyi söyleyeyim mi? Şöyle dua et: Allahım bilerek sana ortak koşmaktan sana sığınırım. Bilmediğim kusurlarımdan dolayı da bağışlanmak dilerim " (Ebû Ya'lâ)

3200. Abdullah (b. Mes'ûd)'un bildirdiğine göre Peygamber (saJJallahu aleyhi vesellem): "Kim insanların gözü önünde namazını güzel kılıp, tenhada kötü kılarsa, bu Rabbini hafife almaktan başka bir şey değildir" buyurmuştur. (İshâk)

3201. el-Ca'd b. Abdurrahman anlatmaktadır: Sâib b. Yezîd'in yazımdaydık. Derken Zübeyr b. Süheyl b. Abdurrahman b. Avf geldi.

Yüzünde secde izi vardı. Sâib; "Bu kim?" diye sordu. "Zübeyr b. Süheyl" dedik. "Vallahi Allah'ın zikrettiği sima/nişan [69] bu değildir. Ben seksen yıldır yüzüm üzere secde ettim; ama secde iki gözüm arasında iz yapmadı" dedi. [70] (Ebû Ya'lâ)

3202. Cebele el-Yahsubî anlatmaktadır: Hz. Peygamber'in (sallaliahu aleyhi vesellem) ashabından biriyle beraberdik. Bize anlattıkları arasında şu da vardır: Müslümanlardan biri: "Ya Resûlallah! Yarının kurtuluş reçetesi nedir?" diye sordu. "Allah'ı aldatmaya kalkışma" buyurdu. "Allah'ı nasıl aldatırız ki?" diye sordu. Şöyle cevapladı: "Onun emrettiklerini, başka bir amaç güderek yerine getirirsin. Riyadan sakının. Zira riya, aziz ve celil olan Allah'a şirk koşmaktır. Kıyamet günü bütün mahlukatın huzurunda riyakâra şu dört sıfatla seslenilir: Ey kâfir, ey edepsiz, ey kaybeden/müflis, ey hain. Amelin boşa çıktı, ecrin gitti Artık bugün Allah katında senin namazın yoktur. Ey aldatıcı! Ecrini, kendisi için çalıştığın kişinin yanında ara!" Ravi demiştir ki: Ona: "Kendisinden başka tanrı bulunmayan Allah adına yemin eder misin ki, sen bunu Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) işittin?" diye sordum -ya da sorduk-. "Kendisinden başka tanrı bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, ben bunu Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) duydum. Fakat kasıtsız olarak unuttuğum bir şey varsa o başka" diye cevap verdi. Yezîd demiştir ki: "Sanırım şu âyetleri de okudu: "Rabbine kavuşmayı uman kimse iyi iş işlesin [71] "Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onların oyunlarını başlarına geçirmektedir [72] {Ahmed b. Meni)

3203. Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre Resûlullah (salküahu aleyhi şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü Adem oğlu (insan oğlu) kuzu gibi getirilir. Allah: Ey Âdem oğlu! Ben en hayırlı ortağım. Benim için yaptığın ameline bak. Onun karşılığını ben vereceğim. Başkası için yaptığın ameline bak. Onun için yaptığın amelin karşılığını da o verecektir buyurur. [73] (Ebû Ya'lâ)

3204. Muhammed b. Vâsi' anlatmaktadır. Üveys (el-Karânî) namaz kılmakta olan bir adamın, bir oturup, bir kalktığını gördü. "Neyin var?" diye sordu. O da: "Ayağa kalktığımda şeytan gelip Sen gösteriş yapıyorsun diyor. Ben de oturuyorum. Sonra nefsim beni namaz kılmaya zorluyor. Ayağa kalktığımda şeytan yine Sen gösteriş yapıyorsun diyor ve oturuyorum" dedi. "Peki yalnız iken sen bu namazı kılar miydin?" diye sordu. "Evet" deyince "Öyleyse namazını kıl. Sen gösteriş yapmıyorsun" dedi. (Ahmed b. Hanbel Kitâbu'z-Zühd'e)

3205. Mücâhid'in bildirdiğine göre bir adam İbn Ömer'e geldi. İbn Ömer: "Dahhâk b. Kays'la ilişkileriniz nasıldır?" diye sordu. O da: "Onunla karşılaştığımızda ona hoşuna gidecek şeyler söyleriz. Ondan ayrıldığımızda ise tersini söyleriz" diye cevap verdi. Bunun üzerine İbn Ömer: "Resûlullah (saUaUahu aleyhi vesellem) zamanında biz bu davranışı münafıklık sayardık" dedi. (Müsedded)

3206. el-Evzâ'î demiştir ki: Bana Zührî, Urve'den naklen bildirdi. Dedi ki: Abdullah b. Ömer'e: "Ey Ebû Abdurrahman! Biz hüküm veren imamın yanma giriyor, verdiği hükmün haksızlık olduğunu gördüğümüz halde Allah muvaffak etsin diye dua ediyoruz. Bizden birinin onu övdüğünü de görüyoruz üstelik" dedim. Bunun üzerine: "Biz, Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) ashabı böyle değildik" dedi. (el-Hârİs) [74]

3207. Abdullah b. Büdeyl b. Verkâ anlatmaktadır: Zührî'ye gittik. Emir verip bizi kovdurdu. Sonra birini göndererek çağırttı. Geldik. Bize şöyle anlattı. Bize Abbad b. Temîm amcasından naklen bildirdi. Demiş ki: Ben Resûîullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "(Üç kere) Ey kendilerine yazık eden Araplar. Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey riya ve gizli şehvettir." (Ebû Ya'lâ)



Basit Görülen İşler


3208. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Artık şeytan âhir zamanda bu beldenizde kendisine kulluk edilmesinden umudunu kesmiş, basit işlerle ona taviz, vermenize razı olmuştur. Dininiz için ondan sakının.,.. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [75]

3209. Abdullah b. Mes'ûd'un bildirdiğine göre Resûlullah (saüallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki Allah her ne yasak koymuşsa, mutlaka onu sizden birinin İşleyeceğini bilmektedir. Dikkat edin. Ben sizin elbiselerinizden tutarak ateşe sineklerin üşüştüğü gibi üşüşmenize engel olmaya çalışmaktayım. " (Ebû Dâvud et-Tayâiisî) [76]

3210. Yezîd b. Harun, el-Mes'ûdî'den, aynı hadisi şu ilaveyle rivayet etmiştir: "Kelebeklerin, sineklerin ve çekirgelerin ateşe üşüştükleri gibi..." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ)



Dünya Malını Artırmaktan Sakındırma


3211. Abdullah b. Amr b. el-Âs bildiriyor: Hamza b. Abdülmuttalib Resûlullah'a (salkdlahu aleyhi vesellera) gitti ve: "Ey Allah'ın Resulü! Bana geçinebileceğim bir iş ver" dedi. O da: "Hamza! Dirilteceğin bir nefis mi seni daha çok sevindirir, yoksa öldüreceğin bir nefis mi?" buyurdu. "Dirilteceğim bir nefis" deyince "Öyleyse kendi nefsine bak" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [77]

3212. Aişe demiştir ki: Allah Resulü (sallahu aleyhi vesellem) karnı aç olarak vefat etmiştir. (Ebû Ya'lâ) [78]


Kanaatkar Fakirin Fazileti


Konuyla ilgili Ebû Berze hadisi Tıp bölümünde hastalıkları gideren dua babında geçmişti.[79]

3213. Salim b. el-Ca'd'm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki ümmetimden öyleleri vardır ki, sizden birinizin kapışma durup bir dinar İstese, vermez veya bir dirhem İstese vermez veyahut bir kuruş istese yine vermez, Allah Teâlâ'dan dünyayı istese vermez-Bunu vermemesinin tek sebebi ona olan lütfudur. Eğer Allah'tan cenneti istese verir. Allah adına (bir şey olacak diye) yemin etse, yeminini boşa çıkarmaz-" (el-Hâris) [80]

3214. Muhammed b. el-Kâsım anlatmaktadır: Abdullah b. Hanzala'nm iddiasına göre Abdullah b. Selâm sırtında bir demet odunla çarşıya gitti. Kendisine: "Allah seni bundan müstağni kılmadı mı (yani ihtiyacın yok)?" denince, "Evet, kıldı. Ama ben kibri yenmek istedim. Zira Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesellem): Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kişi cennete giremez diye buyururken işittim" dedi. (Ebû Ya'lâ) [81]

3215. Enes naklediyor; Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir yoldan girdi. Siyahi bir kadın başka bir yola girdi. Bunun üzerine bir adam ona: "Bu yola gir, bu yola" diye seslendiyse de kadın: "Asıl yol burasıdır" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bırak onu. Çünkü o gururlu biri" buyurdu. (Ebû Yala) [82]

3216. Muhammed b. Vâsi' anlatmaktadır: Bilâl b. Ebî Bürde'ııin yanma girerek dedim ki: "Ey Bilâl! Babanın, babasından (Ebû Musa'dan) naklen bana bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuş: "Muhakkak ki cehennemde bir vadi var. Ona Hebheb denir. Allah'ın her mütekebbiri orada oturtması haktır." Bilâl! Sakın sen orada oturanlardan olma." (Ebû Ya'lâ) [83]

3217. Hz. Ali'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki kişi güzel ahlâkı sayesinde gündüzleri oruç tutup geceleri namaz kılan kimsenin dercesine erer. Yine ev halkından başka tebaaya mâlik olmasa bile mütekebbir olarak yazdır. " (Ahmed b. Meni' ve el-Hâris) [84]



Susmak


3218. Mekhûl'ün bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir hadiste Muâz'a: "Sustuğun sürece güvendesin demektir. Konuştuğunda ise bu senin ya lehine, ya da aleyhine olur" buyurmuştur. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [85]

3219. Enes b. Mâlik derdi ki: "Susmak bir hükümdür/hikmettir. Ama bunu yapan azdır" (Ebû Yala) [86]

3220. Yine Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) "Kim selâmette olmak İsterse, suskun kalmaya devam etsin" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [87]

3221. Abdurrahman b. Abdullah'ın bildirdiğine göre Abdullah (b. [es'ûd) şöyle tembihte bulunmuştur: "Ey oğulcuğum! Evin ferah olsun. Hatandan dolayı ağla ve dilini koru!" (Müsedded) [88]

Konuyla ilgili Ebû Zer hadisi Peygamberlerin Haberleri bölümünün başında gelecektir. [89]

3222. Müslim b. Abdullah b. Sebre'nin babasından naklen bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi veseliem) şöyle buyurmuştur: "SİZİ üç şeyden men ediyorum; dedikodu, malı zayi etmek ve bir de çok soru sormak." (Ebû Ya'lâ, Bakî b. Mahled, el-Beğavî ve Tarifimde Buhârî) îbnü's-Seken der ki: "Abdullah

b. Sebre'nin bundan başka hadisini bilmiyorum. [90]

3223. İbn Mes'ûd'un bildirdiğine göre ResûluUah (sallallahu aleyhi veseliem) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki kişi etrafındakileri güldürmek için bir söz söyler de farkında olmadan (çevresine) Ukaz panayırındukinden daha fazla insan toplanır." (İbn EbîÖmer) [91]

3224. Âişe demiştir ki: Ben, halka hutbe irat eden Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi veseliem) şöyle buyurduğunu işittim: "Kim iki çenesi arasındaki ile iki bacağı arasındakini korursa cennete girer." (Ebû Ya'lâ) [92]

3225. Ikâl b. Şebbe demiştir ki: Bana babamın dedemden, onun da babasından naklen bildirdiğine göre ResûluUah (sallallahu aleyhi veseliem) ona şöyle buyurmuş: "İki çenen arasındaki ile iki bacağın arasındaki koru." Babası demiştir ki: "Sonra Bu kadarı banayeter diyerek geçip gittim." (Ebû Ya'lâ)



Başkasını Kendine Tercih Etmek


3226. Abdullah b. Ma'kıl el-Müzeni'nin bildirdiğine göre ResûluUah (sallallahu aleyhi veseliem): "Kimin iki gömleği varsa, onlardan birini giysin, ya da birini tasadduk etsin" buyurmuştur. (el-Hârİs) [93]



Emeli Kısa Tutmak


3227. Şa'bî'nin bildirdiğine göre bir adam Mesrûk'un meclisine katılır, ondan en son ayrılan kişi olurdu. Bir gün ona: "Ey Ebû Âişe! Sen Kur'ân okuyucularının mercii ve dayanağısın. Senin güzelliğin onların güzelliği; senin ayıbın onların ayıbı olur. Sakın kendini fakirlik ya da uzun ömürle avutma" dedi. (Müsedded)



Uzlette Selâmet Vardır


3228. Mekhûl demiştir ki: "Cemaatte fazilet varsa, uzlette de selâmet vardır." (Müsedded) [94]


Hüzün


3229. Ebu'd-Derdâ'nm bildirdiğine göre Peygamber (sallaUahu aleyhi vesdlem): "Muhakkak ki aziz ve celil olan Allah hüzünlü her kalbi sever" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ ve Bezzâr) [95]



Hiddetli Olmanın Fazileti


3230. Hiddet sahibi olan Ebû Mansûr el-Farisî'ye bu durum söylenince şöyle karşılık verdi: Bu hasletin beni bırakmasını istemem; zira Allah Resulü (saöaUahu aleyhi veseEem) "Muhakkak ki hiddet, ümmetimin seçkinlerinde olur" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ)

3231. İbn Abbâs'ın bildirdiğine göre Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem): Hiddet ümmetimin seçkinlerinde olur" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [96]



Af Dilemek


3232. Amr b. Mâlik er-Ruâsî anlatmaktadır: Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) giderek: "Ya Resûlallah! Benden razı ol" dedim. Benden üç kez yüz çevirdi. Sonunda: "Ey Allah'ın Resulü! Rab bile kendisinden rızalık istendiğinde razı olur" dedim. Bunun üzerine benden razı oldu. (Ebû Ya'lâ ve Bezzâr) [97]



En Hayırlı Arkadaşlar


3233. İbn Abbâs nakletmektedir: "Ya Resûlallah! Hangi arkadaşlar daha hayırlıdır?" diye soruldu. "Görünüşü size Allah'ı hatırlatanlar, aklı amelinizi artıranlar ve ameli size âhirdi hatırlatanlar" buyurdu. (Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ) [98]


Tövbe ve İstiğfar


3234. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs anlatmaktadırlar: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bize bir hutbe irat etti... Uzun olarak zikredilen hadiste şu ifadeler geçmiştir: Sonra aşağı indi. Daha minberden inmeden Ensar'dan bir grup erken davranarak: "Canımız sana feda olsun ya Resûlallah! Bu zorluklara kim göğüs gerebilir? Bu günden sonra yaşam nasıl olur?" dediler. Şöyle buyurdu: "Anam babam size feda olsun. Ümmetim hakkında Rabbimle görüştüm. Bana Tövhe kapısı sura üfürülünceye kadar açıktır buyurdu." Sonra şöyle devam etti: "Kim ölmeden bir sene önce tövbe ederse Allah tövbesini kabul eder." Sonra: "Bir yıl çok. Kim ölmeden bir ay önce tövbe ederse Allah tövbesini kabul eder" buyurdu. Sonra: "Bir ay çok. Kim ölmeden bir hafta önce tövbe ederse, Allah tövbesini kabul eder" buyurdu. Sonra: "Bir hafta çok. Kim ölmeden bir gün önce tövbe ederse, Allah tövbesini kabul eder"

buyurdu. Sonra: "Bir gün çoktur. Kim ölmeden bir saat önce tövbe ederse, Allah tövbesini kabul eder" buyurdu. Sonra da: "Kim can çıkmadan önce tövbe ederse, Allah tövbesini kabul eder" buyurdu. Sonra minberden indi. Bu, Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) okuduğu son hutbe idi. (el-Hâris). Dâvrıd ve hocası [99] hadis uydurmakla meşhurdur.

3135. Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Rabbİnize tövbe ediniz. Zira ben ona her gün yetmiş ya da daha fazla kere tövbe etmekteyim" buyurmuştur. (Müsedded) [100]

3236. Enes, Allah'ın Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) şu sözünü nakletmiştir: "Ben, günde yetmiş kez tövbe ediyorum." Bezzâr da aynısını tahrîc etmiş ancak onda "yetmiş kere" yerine "yüz kere" ifadesi geçmiştir. (Ebû Ya'lâ ve Bezzâr)

3137. Ebû Bürde'nin Ebû Musa'dan naklen bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Allah kendine karşı haddi aşan kulunun tövbesine devesini kaybeden, onu sağda solda arayan, sonunda yorgun düşen, devesinin tam öldüğünü düşünerek onu bulmaktan umudunu kestiği bir anda bakıp onu hiç bulmayı ummadığı bir yerde bulan adamdan daha çok sevinir. Evet, Allah kendisi hakkında haddi aşan kulunun tövbesine, bu adamın devesini bulduğu andaki sevincinden daha çok sevinir. " (Ebû Ya'lâ) [101]

3238. Muaviye b. Ebî Süfyân şöyle demiştir: Ben, Allah Resûlü'nü (saüaUahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Sizden önceki milletlerden bir adam âlim veya abid bir zâtla karşılaştı ve ona: Son olarak 99 cana kıydım. Hepsi de haksız yere idi. Benîm için tövbe imkânı var mıdır? diye sordu. Abid zât: Hayır deyince onu da öldürdü. Sonra bir başkasıyla karşılaştı ve: Son olarak haksız yere 100 cana kıydım. Benim için tövbe imkânı var mıdır? diye sordu. O da: Eğer sana, Allah tövbe edenin tövbesini kabul etmez, dersem, yalan söylemiş olurum.. Şurada bir tapınak var ve orada bir topluluk ibadet etmektedir. Onların yanına git ve onlarla birlikte Allah'a ibadet et. Umulur ki Allah tövbeni kabul eder dedi. Sonra topluluğun yanına gitmek üzere yola çıktı. Ama onların yanına ulaşamadan yolda öldü. Azap melekleri İle rahmet melekleri (onun hakkında) tartıştılar. Bunun üzerine Allah bir melek göndererek Iki yerin arasını Ölçün. Kişi hangisine yakınsa o oraya aittir buyurdu. Onlar da ölçtüler ve tövbekarların ibadethanesine bir parmak ucu daha yakın olduğunu gördüler. Bunun üzerine Allah onu bağışladı. " {Ebû Ya'lâ) [102]

3239. Abdullah b. Amr bildiriyor: Resûlullah (salkllahu aleyhi vesdlem), biz beraberinde olduğumuz bir günde oturarak şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki Allah bağışladığı bir günahı büyültmez. Sizden önceki mîlletlerden bir adam vardı. Bu adam 98 kişiyi öldürdü. Sonra bir rahibin yanına vardı ve ona Ben 98 kişiyi öldürdüm. Benim İçin bir tövbe kapısı bulur musun? diye sordu. Rahip: Hayır dedi ve bunun üzerine onu da öldürdü. Sonra bir başkasının yanına vardı ve 99 kişiyi öldürdüğünü söyleyerek: Benim İçin tövbe imkânı bulabilir misin? diye sordu. O kişi de şöyle cevap verdi: Sen hakikaten haddi aşmışsın. Senin için bir yol bilmiyorum, ama şurada iki köy var. Birine "Nadar (Ak yüzlüler yurdu denir. Ora halkı cennetliklerin ameli gibi amel ederler. Aralarında onlardan başkası tutunamaz. Diğerine ise "Kefere (Kâfirler yurdu)" denir. Ora halkı da cehennemliklerin ameli gibi amel ederler. Onların arasında da kendilerinden başkası tutunamaz. Sen Nadara halkının yanına git. Eğer onlarla birlikte amel eder, buna devam edersen, tövbenin kabulünden kuşku duyulmaz. Bunun üzerine adam o köye gitmek üzere yola çıktı. İki köyün arasına gelince eceli onu yakaladı. Bunun üzerine melekler Rablerine onun durumunu sordular. Rab: Hangi köye daha yakın olduğuna bakınız. Ona göre oranın halkından yazımz> buyurdu. Melekler, Nadara köyüne bir parmak ucu kadar daha yakın olduğunu gördüler ve onu, ora halkında yazdılar." (Ebû Ya'lâ) [103]

3240. Abdullah (b. Mes'ûd)'un bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Cennetin sekiz kapısı vardır. Bunların yedisi kapalıdır. Bir kapı ise Güneş battığı yerden doğuncaya kadar tövbe için açıktır" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [104]

3241. Ali b. Rabî'a anlatmaktadır: Hz. Ali beni (bineğinin) arkasına aldı. Sonra benimle birlikte bir mezarlığa gitti. Sonra başını semaya kaldırarak "Allahım! Günahlarımı bağışla. Zira günahları senden başka bağışlayacak yoktur" diye dua etti. Sonra bana dönerek güldü. Dedi ki: "Allah Resulü de (sallallahu aleyhi vesellem) beni arkasına alıp benimle birlikte Hâre tarafına gitmişti. Sonra başını semaya kaldırarak Allahım! Günahlarımı bağışla. Zira günahları senden başka bağışlayacak yoktur diye dua etmiş, sonra da bana dönerek gülmüştü. Ben: Ey Allah'ın Resulü! Rabbinden bağışlanmak diliyorsun. Sonra bana dönüp gülüyorsun. (Bu ne iştir) diye sordum. Rahbimin, kulunun günahları kendisinden başkasının bağışlayamayacağım bilmesine şaşıp gülmesine güldüm buyurdu." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [105]

3242. Saîd b. Ebî Bürde, babasından, o da dedesinden (Ebû Mûsa'l-Eş'arî'den) şöyle dediğini nakletmiştir: Bir gün biz otururken Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) geldi ve: "Çıktığım hiç bir sabah yoktur ki, o günde yüz kere istiğfarda bulunmuş olmayayım" buyurdu. (Abd b. Humeyd) [106]

3243. Ebû Bekir'in bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "La İlahe illallah. ("Allah'tan başka tanrı yoktur") sözünü (Kelime-i tevhidi) ve istiğfarı bırakmayın. Bu ikisini sıkça tekrarlayın. Zira İblis Ben kulları günahlarla helak ettim. Onlar da beni Lâ ilahe illallah sözü ve istiğfarla helak ettiler. Bunu anlayınca ben de onları nefsi arzularla helak etmeye başladım. Hâlbuki onlar kendilerinin doğru yolda olduklarım sanmaktalar demiştir. " {Ebû Ya'lâ) [107]

3244. Ebû Umâme'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hangi topluluk bir yerde otururlar, sohbete dalarlar, sonra kalkıp dağılmadan önce istiğfar ederlerse mutlaka Allah, sohbetlerinde işledikleri kusurları bağışlar" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [108]

3245. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs nakletmektedirler: Resûlullah (sallaüahu aleyhi vesellem) bize bir hutbe irat eti... Uzun hadiste şu ifadeler geçmiştir: "Asıl âlim ilmiyle amel edendir, isterse ilmi az olsun. Hiçbir günahı hafife almayın. İsterse gözünüzde küçük olsun. Zira ısrarla birlikte küçük günah olmaz. İstiğfarla birlikte de büyük günah kalmaz. Dikkat edin. Muhakkak ki Allah size yaptıklarınızın hesabını soracaktır. Hatta sizden birinizin kardeşinin elbisesine dokunmasını bile soracaktır. Biliniz ki, kıyamet günü kul öldüğü hal üzere diriltilir ve ona göre Allah onu cennete ve cehenneme koyar. Kim cehennemi seçerse, Allah onu (rahmetinden) uzaklaştırsın. Dikkat edin. Muhakkak ki aziz ve celil olan Allah her neyi yasaklamışsa, ben onu size açıkladım ki, yaşayan açık burhan ile yaşasın; helak olan da açık burhan ile helak olsun. " (el-Hârİs) [109]

3246. İbn Abbâs'm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Her mü'minin mutlaka zaman zaman işlediği bir günahı ya da ölene kadar veya kıyamet kopana kadar bırakmadığı bir günahı vardır. Muhakkak ki mü'min günahkar, fitneye açık, hatalı ve unutkan olarak yaratılmıştır. Fakat hatırlatıldığında hatırlar" (Abd b. Humeyd) [110]



Kabristan Yakınında İkâmet Etmenin Fazileti


3247. Abdullah b. Muhammed b. Ömer b. Ali b. Ebî Talib, babasından şöyle nakletmiştir: Ali b. Ebî Tâîib'e: "Neden Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) kabrine komşuluğu bırakıp da kabristana, yani Baki'e komşu oldun?" diye soruldu. "Onların (ölülerin) dürüst/sadık komşular olduğunu gördüm; kusurları affederler ve âhireti hatırlatırlar" diye cevap verdi. (İshâk)



Çirkeflikleri Terk Etmenin Fazileti


3248. Âişe'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kendini itaat ve ibadete veren gayretli kişiyi geçmek isteyen, günahları bıraksın" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [111]


Allah'a İtaatin Meyvesi


İçecekler bahsinde geçen, Mâlik b. es-Sabâh'm Sakîfli bir zâttan naklettiği hadis bu konuya girer. [112]

3249. Ka'b demiştir ki: "Yeryüzünde övgüye layık görülen bir kul yoktur ki, gökyüzünde de övgüye layık görülmesin." (Müsedded)


Allah Korkusuyla Ağlamanın Fazileti


3250. Ebû Abdurrahman demiştir ki: Ebû Hureyre'den işittiğime göre Resûlullah (sallaMıu aleyhi vescllem) şöyle buyurmuştur: "Allah korkusuyla gözlerinden yaşlar akıtarak ağlayan bir kulu Allah sonsuza dek cehenneme sokmaz. " Denildiğine göre Allah Resulü {saOallahu aleyhi vesellem), insanlar/ordu Mute'den dönünce elinde ipek bir mendille minbere çıktı. Onların durumunu anlatınca gözlerinden yaşlar boşaldı ve yüzünü silerek: "Ben sadece bir insanım. Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırını. Muhakkak ki insan kendisini, kardeşi varsa güçlü hisseder. Kime verilmiş sözüm var?" buyurdu. Selman el-Farisî: "Bana ya Resûlullah!" dedi. O da ona olan sözünü yerine getirdi. Bereket demiştir ki: Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) Osman'ın nikahı altında bulunan kızını ölüm döşeğinde ziyaret edince gözlerinden yaşlar boşaldı. Bereket [113] de ağlayıp saçını başım yolmaya başlayınca Allah Resulü (sallallahualeyhivesejiem) onu bundan men etti. Bunun üzerine Bereket: "Ey Allah'ın Resulü! Sen ağlarken biz sessiz mi kalacağız?" dedi. Resûlullah da (sallallahu aleyhi vesellem): "Bende gördüğün ona şefkat dolay ısıyladır. Ben de bir insanım. Muhakkak ki mü'min zorluk ve kolaylıkta Allah'a karşı hep uygun konumda olmalıdır" buyurdu. {Abdb. Humeyd) [114]

3251. Ebû İmran el-Cevnî'ye ulaşan habere göre bir gün Cebrâîl ağlayarak Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) gelmiş. Allah Resulü: "Niçin ağlıyorsun?" diye sorunca. "Vallahi Allah ateşi/cehennemi yarattığından beri kendisine isyan ederim de beni oraya atar endişesiyle gözüm hiç dinmedi ki" diye cevap vermiş. (Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd)



Aşırılıktan Men


3252. İshâk demiştir ki: Ebû Usâme'ye "Mis'ar size hadîs rivayet etti mi?" diye sordum. Dedi ki: Ma'n b. Abdurrahman bana bir kitap çıkardı ve onun babasının hattı olduğuna yemin etti. Baktım içinde şunlar yazılıydı: "Abdullah (b. Mes'ûd) dedi ki: Kendisinden başka tanrı bulunmayana yemin ederim ki, ben dinde aşırı gidenler hakkında Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellein) daha çok endişe duyan birini görmedim. Resûlullah'tan (sallallahu aîeyhi vesellem) sonra da onlar hakkında Ebû Bekir'den daha endişelisini görmedim. Ben de Ömer'in onların leh ve aleyhinde en çok endişe duyduğunu görmekteyim." Ebû Usâme (bu sözü rivayet ettiğini) kabul edip "Evet" dedi. [115]

3253. Sehl b. Sa'd es-Sâidî anlatmaktadır: Birbirimize Kur'ân okuttuğumuz bir gün Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) yanımıza geldi ve: "Allah'a hamd olsun ki Allah'ın kitabı tektir. Aranızda ise kimisi kızıl, kimisi siyah. Okuyunuz" buyurdu. Uç kere: "insanların onun harflerini, okun doğndtulduğu gibi dosdoğru telaffuz ettikleri, fakat mükâfatını peşin alıp, sonraya (âhirete) bırakmadıkları gün gelmeden önce onu okuyun" buyurdu. (İshâk) Bu hadis zayıftır. [116]

3254. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak kî. bu Kur'ân'da bir canlılık vardır. Sonra Kur'ân konusunda İnsanların da belli bir canlılık/aşırılık süresi vardır. Kimin bu dönemi itidalle sonuçlanırsa, ne iyi. Kimin de bu donemi ondan tamamen uzaklaşmakla sonuçlanırsa, onlarda hayır yoktur." (Ebû Bekİr b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ} [117]



İhtiyaç Fazlası Bina Yapmanın Mekruh Oluşu


3255. Ebu'l-Âliye'nin bildirdiğine göre Abbâs bir oda inşa edince Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Onuyık!" buyurdu. Abbâs: "Değerini bağışlasam olmaz mı?" diye sordu. Allah Resulü (sallallahualeyhiveselfem) üç kere: "Onu yık!" buyurdu. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [118]

3256. Enes anlatmaktadır: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte Ensar yurdunun bir yerindeydim. Başını kaldırınca yeni kurulmuş bir kubbe gördü ve: "Enes! Bu kubbe kime aittir?" diye sordu. "Falan kimseye" dedim. Bunun izerine: "ihtiyaç dışındaki her bina kıyamet günü sahibine yük olacaktır" myurdu. Onun bu sözü Ensarlı zâtın kulağına gitti ve hemen kubbeyi yıktı. Sonra Peygamber (sallallahu aleyhi veseüem) oradan geçerken onu göremedi ve: "Enes! Kubbeye ne oldu?" diye sordu. Ben de: "Senin söylediklerin sahibinin kulağına gitti. O da onu yıktı" dedim. Bunun üzerine: "Allah onu bağışlasın!" buyurdu. (İbn Ebî Ömer) [119]


Çölde Oturmanın Mekruh Oluşu ve Sebepsiz Yere Uzlete Çekilmekten Men


3257. Musa b. Ebî Şeybe el-Cündî'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim iki aydan fazla çölde kalırsa, o artık bedevi olur" buyurmuştur. (İshâk) İsnadı zayıf mürsel bir hadistir.

3258. İyâs b. Muâviye b. Kurre demiştir ki: "Bedâvet/Çölde kalmak sınırı iki aydır. Bundan fazla kalan artık bedevi olmuştur." (İshâk) Hadis mevkuf ohıp sahihtir. [120]

3259. Berâ b. Âzib'in bildirdiğine göre Resûlullah {sallallahu aleyhi veseUem): "Çölde yaşayan, kabalaşır" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'iâ)1 -As'as b. Selâme'nin hadisi Cihâd bahsinde geçmişti. [121]

3260. Bedel b. Vâsıl anlatmaktadır: Abdullah b. Sa'd el-Ahvel, Tüster'deki dostlarının yanma çıkar, onları ziyaret ederdi. Geldiği ilk günü ve ikinci günü orada kalır, üçüncü günü yola çıkardı. Kendisine: "Biraz daha kalsan!" dedikleri zaman şöyle karşılık verirdi: Babamın şöyle dediğini işittim: "Beni Allah Resulü (ilmî müzâkereyi bırakıp) köyde yaşamaya başlamaktan menetti. Kim haraç ülkesinde üç gün ikâmet ederse, köy yaşamına alışmış olur." Bu yüzden burada daha fazla kalmak istemiyorum." (Ebû Ya'lâ, Müsned'mĞe el-Hasan b. Süfyân ve Ebû Nuaym) [122]



Mü'minin Allah'a Kavuşma Arzusu


3261. Ebû Osman'ın anlattığına göre kendisi Kufe'de İbn Mes'ûd'un meclisine katıldı. Bir gün kendisine ait bir çardakta idi. Nikâhı altında güzellik ve mevki sahibi falan ve falan kadınlar vardı. Onlardan bir çocuğu vardı ki, çocukların olabilecek en iyilerindendi. Derken bir serçe başının üzerinde ötmeye başladı. Sonra pisledi. Abdullah serçeyi eline alıp çevirerek: "Abdullah'ın nefsi kudret elinde bulunana yemin ederim ki, Abdullah'ın ailesinin ölmesini, peşlerinden de benim gitmemi, bu serçenin ölmesine yeğlerim" dedi. (Müsedded) [123]


Öfkeyi Yutmanın Fazileti


3262. İbn Abbâs demiştir ki: Allah Resulü (saUallahu aleyhi vesellem) dışarı çıktı.... Hadiste şu ifadeler geçmiştir: "Bir kulun içinde tuttuğu hiç bir öfke yudumu yoktur ki, onu tutmakla içini imanla doldurmuş olmasın. " (İshâk)


Şüpheli Şeylerden Kaçınmak


Konuyla ilgili hadis Alışveriş bölümünde geçmişti. [124]



Dünya İşine Göre Ahiret İşine Öncelik Vermek


3263. Meymûn b. Ebî Şebîb anlatmaktadır: Muâz b. Cebel Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından oluşan bir kervandaydı. Onlara bir adam rastladı ve kendilerine bir şeyler sordu. Onlar da cevap verdiler. Sonra Muâz b. Cebel'in yanma gitti. Muâz başını eğerine koymuş kendi kendine konuşuyordu. Sonra ona: "Onlara ne sordun?" dedi. O da: "Onlara şunu sordum. Şöyle yanıt verdiler. Şunu sordum. Şöyle cevap verdiler" dedi. Bunun üzerine Muâz: "Bunlar öyle iki kelimedir ki, eğer onlara uyarsan, onların söylediklerinin özünü elde etmiş olursun. Eğer onları terk edersen, söylediklerinin özünü terk etmiş olursun. Sen dünyadaki nasibinle işe başlarsan âhiretteki nasibini kaçırırsın. Sonra da ondan (dünya malından) aradığını elde edemeyebilirsin. Ama âhiretteki nasibinle işe başlarsan, o seni dünyadaki nasibine götürür ve bütün işlerin düzene girer. Sonra her nereye gidersen o da seninle birlikte döner durur." (Ishâk) [125]

3264. Mâlik b. el-Hâris'in bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb: "Her Şeyde teenniyle (yavaş) hareket etmek, güzeldir; ama âhiret işinde değil (yani ahiret işinde acele etmek gerekir)" demiştir. (Müsedded) [126]

3265. Râfi1 b. Hadîc'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseliera): "Muhakkak ki Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyaya karşı korur. Tıpkı sizden birinizin hastasını suya karşı koruduğu gibi" buyurmuştur. (Ahmed b. Menî' ve Ebü Ya'lâ) Tirmizî bu hadisi tahrîc etmiş ancak sahabi olarak Katâde b. en-Nu'mân'm adını vermiştir. Kimisi de bu rivayeti İsmâîl kanalıyla doğrudan Mahmûd'dan mürsel olarak sevketmiştir. [127]

3266. Ibn Ömer'in bildirdiğine göre Resûlullah (salkUahu aleyhi vesellem): "Dinleyin ey fakirler topluluğu! Sîzleri müjdeliyorum. M W mirilerin fakirleri cennete zenginlerinden yarım gün, yani beş yüz yıl erken gireceklerdir" buyurmuştur. (Abd b. Humeyd)

3267. Musa b. Ubeyde aynı hadisi şu ilaveyle rivayet etmiştir: Musa "Muhakkak ki rabbiniz nezdınde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir [128] âyetini okudu. (Bezzâr) Bezzâr demiştir ki: Hadisi İbn Ömer'den yalnız bu yolla bilmekteyiz.

3268. Meymûne'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallalkhu aleyhi vesellem): "Dünya yeşil ve tatlıdır. Kim ondan sakınır ve iyi davranırsa, ne âlâ. Değilse doymak bilmeyen obur gibidir. İnsanlar arasındaki fark, biri doğudan doğmakta, diğeri batıdan batmakta olan iki yıldız arasındaki mesafe kadardır" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [129]

3269. Ebu'd-Derdâ'nm bildirdiğine göre Resûlullah (saUaHahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Gücünüz yettiğince dünya meşgalelerinden sıyrılın. Zira kimin en büyük meşgalesi dünya ise Allah onun yuvasını dağıtır ve fakirlik damgasını gözlerinin ortasına vurur. Kimin de asıl meşgalesi âhiretse Allah onun işlerini düzene koyar ve zenginliğini kalbine yerleştirir. Bir kul kalbiyle Allah'a yönelirse, mutlaka mü'minlerin kalplerini muhabbet ve merhametle o kimseye yöneltir. Ona Allah her hayrı daha çabuk ulaştırır. " (Ebû Ya'lâ) [130]

3270. Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kimin niyetinde âhiret varsa, Allah onun dağınık işlerini düzene koyar ve dünya ona burnu sürtülmüş olarak gelir. Kimin de asıl niyetinde dünya arzusu varsa, Allah fakirliği onun gözlerinin orta yerine yerleştirir ve işlerini dağıtır. Dünyadan da ancak kendisi için yazılanı elde eder." (el-Hâris) [131]

3271. Sa'd'ın bildirdiğine göre Peygamber (sallaMıu aleyhi vesellem): "En hayırlı rızık, yeterli olandır. En hayırlı zikirde gizli olandır" buyurmuştur. (İshâk) [132]

3272. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Peygamber (sallaOahu aleyhi vesellem): "Muhakkak ki, iki aç ve azgın kurt, biri Önünden, diğeri arkasından daldığı dağınık haldeki davara, dünya şerefini ve dünya malını seven kişinin dinini bozduğu süratte zarar veremez' buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [133]

3273. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim haram bir yolla, övünmek ve gösteriş yapmak amacıyla haddinden fazla dünyanın peşinde koşarsa, Allah'ın gazabına uğramış olarak Allah'ın huzuruna çıkar, Kim de dilenmekten kurtulmak, ailesinin geçimini temin etmek ve komşusuna yardım etmek maksadıyla helal yollardan dünyalık peşinde olursa, yüzü dolunay gecesindeki Ay gibi parlak olarak Allah'ın huzuruna çıkar. " (Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ) [134]

3274. Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Lâ ilahe illallah (Allah'tan başka tanrı yoktur) sözü, kullar dünyayı dinlerine tercih, etmedikleri sürece Allah'ın öfkesini savar. Eğer aksine davranırlar da sonra Lâ ilahe illallah derlerse. Allah Yalancısınız buyurur. " {Ebû Ya'lâ) [135]

3275. Hz. Peygamber'in (saüallahualeyhivesellem) azatlısı Sevbân anlatmaktadır: "Ya Resûlallahî Dünyada bana yetecek malın miktarı nedir?" diye sordum. "Açlığını giderecek ve edep yerini örtecek maldır. Eğer bir de seni barındıracak bir evin ve sırtına bineceğin bir hayvanın varsa, oh ne âlâ" buyurdu. (Ibn Ebî Ömer) [136]

3276. Ebû Umâme el-Bâhilî anlatmaktadır: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) peygamber olarak gönderildiği zaman İblis de kendi askerlerini etrafa saldı. "Bir peygamber gönderilmiş, bir ümmet yaratılmış" dediler. İblis: "Dünyayı seviyorlar mı?" diye sordu. "Evet" dediler. Bunun üzerine: "Eğer dünyayı seviyorlarsa, putlara tapmamalarına pek aldırış etmem. Zira benden kurtulamazlar. Ben sabah akşam onlara şu üç şeyi telkin ederim: Haksız yollardan mal edinmek ve onu meşru olmayan yerlere sarf edip gereken yerlere harcamaktan sakınmak. (Zaten diğer) bütün kötülükler bunlara tâbidir" diye karşılık verdi. (Ebû Ya'lâ) [137]


İyiliği Emretmek


3277. Ebû Useyd'in azatlısı Ebû Saîd'in bildirdiğine göre Hz. Osman ihtikârı (karaborsacılığı) yasaklamıştı, öyle ki kişi, azatlısı kendisini terk edene dek aracılık yapardı. Bir gün Zübeyr b. El-Awâm pazara girince Emevilerin azatlılarının ihtikâr yaptıklarını gördü ve onlara dayak atmaya başladı. O bu haldeyken Osman bir dişi katır -veya bir binek- üzerinde çıkageldi. Zübeyr hemen ona doğru yürüyerek katırın yularından tutup sertçe salladı. Zannımca ona "Sen hâ, sen hâ!" dedi. Ama ona sert söz söylediği kesin. Sonra bıraktı. Hz. Osman katırdan indi ve onun için bir minder atıverdiler, üzerine oturdu. Zübeyr gelip kendisine selâm vererek: "Vallahi ey mü'minlerin emiri! Ben biliyorum ki senin benim üzerinde hakkın vardır. Fakat ben öyle bir adamım ki, bir kötülük gördüm mü dayanamıyorum" dedi. Osman: "Otur!" dedi ve onu yanma minderin üzerine oturttu. (İshâk) [138]

3278. Âişe anlatmaktadır: Bir gün Resûlullah fsalMahu aleyhi veem) içeri girdi. Anladım ki onu bir şey rahatsız etmiş. Kimseyle konuşmadı, abdestini alıp çıktı. Hücrelere yaklaştım. Şöyle buyurduğunu işittim: "Ey insanlar! Vakit geçmeden iyiliği emredin, kötülükten men edin. Zira öyle bir vakit gelecek ki, Allah'a dua edeceksiniz, icabet etmeyecek; O'ndan dilek dileyeceksiniz, vermeyecek; yardım isteyeceksiniz, size yardım etmeyecektir. " (İshâk) Ben derim ki: "Osman b. Urve b. Hâni'yi tanımıyorum. [139]

3279. Hasan'm bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb, Ubey b. Ka'b'm bir âyeti okuyuşunu beğenmedi. Ubey: "Ey Ömer! Sen Bakî' pazarında pazarlıkla eğlenirken ben, bunu Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) böyle işittim" dedi. Ömer de: "Doğru söylüyorsun. Ben sadece seni denemek istedim. Bakalım içinizde doğruyu söyleyen var mı diye. Zira yanında doğrunun söylenmediği ya da doğruyu söylemeyen emirde hayır yoktur" dedi. (İshâk)

Hadiste kopukluk vardır.

3280. Şerîk'in kendisine haber veren birinden naklettiğine göre Hz. Ali: "Ya iyiliği emreder, kötülükten men edersiniz, ya da size en kötüleriniz musallat olur. Ondan sonra en seçkinleriniz dua eder de duaları kabul olunmaz" demiştir. (el-Hârİs) [140]

3281. Ya'lâ b. Şeddâd b. Evs bildiriyor: Muaviye hutbesinde vebadan kaçışı (hadisini) anınca Ubâde b. es-Sâmit Yalan söyledin. Annen Hind senden daha iyi biliyor" diye itiraz etti. Muaviye hutbesini tamamladı, sonra namazı kıldı, sonra Ubâde'ye birini göndererek çağırttı. Onunla beraber Ensar da geldi. Muaviye onları dışarıda tuttu. Ubâde içeri girdi. Ona: "Allah'tan korkmadm mı, imamından utanmadın mı? Minberde beni yalancı çıkardın" diye çıkıştı. Ubâde: "Sen bilmez misin ki ben Akabe gecesi Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi vesellem) Allah için hiç bir kınayanın kınamasından korkmayacağı m > diye biat etmiştim. Allah adına yalan konuştuğun zaman ya nasıl susarım?" diye karşılık verdi. Sonra Muaviye ikindi namazına çıktı. Minberin ayağından tutarak şöyle dedi: "Ey insanlar, minberde size bir hadis zikretmiştim de Ubâde beni yalanlamıştı. Sonra eve girip onu sordum. Meğer hadis Ubâde'nin naklettiği şekildeymİş. Doğrusunu ondan öğrenin. Zira o benden daha kavrayışlıdır." (el-Hârİs} [141]

3282. er-Rabî b. Umeyle el-Kûfî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd demiştir ki: "Muhakkak ki, bir takım çirkin şeyler zuhur edecektir. Böyle bir durumla karşılaşan kişi, eğer onu değiştirmeye gücü yetmiyorsa, onun için Allah'ın, kalbinin ondan nefret ettiğini bilmesi yeter." (Müsedded) [142]

Konuyla ilgili Muhavvel el-Behzî hadisi İman bahsinin başında geçmişti. [143]

3283. Ebû Mes'ûd'un azatlısı Hâlid b. Sa'd bildiriyor: Ebû Mes'ûd, hasta döşeğinde yatan Huzeyfe'nin yanına girdi. Onu kendine yaslayarak: "Bize vasiyet et" dedi. O da: "Muhakkak ki asıl dalâlet, daha evvel çirkin gördüğünü hoş görmen; hoş gördüğünü çirkin görmendir. Sakın Allah'ın dini hakkında kıvırma (renk değiştirme)" dedi. fel-Hârİs)


Dinde Nasihat


3284. İbn Abbâs'm bildirdiğine göre Resûlullah ih Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Din nasihatten ibarettir" buyurdu. Ashâb: "Ya Resûlallah! Kim için nasihat?" diye sordular. O da: "Allah'ın kitabı için, peygamberi için ve bir de Müslümanları lyöneticileri/önderleri için" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [144]

3285. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallalbhu aleyhi vesellem): "Cebrail bana nasihat etmeyi emretti" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [145]

3286. Enes'in naklettiğine göre Peygamber (sallaUahu aleyhi vesellem) Rabbinden naklen şöyle buyurmuştur: "Dört esas vardır ki, bunlardan biri benim için, biri senin için, biri seninle benim, aramda ortak, biri de seninle kullarım arasında ortaktır. Benim için olan, hiçbir şeyi bana ortak koşmadan bana ibadet etmendir. Senin için olan şudur: Her ne amel yaparsan, ben sana onun karşılığını veririm. Benimle senin aranda ortak olan, senin dua etmen, benim de kabul etmemdir. Seninle kullarım arasında ortak olana gelince, bu da Kendin için istediğini onlar için de iste esasıdır. " (Ebû Ya'lâ} [146]


Kişi Söz Dinlemeyeceklerden Bile Olsa, İyiliği Emredip Kötülükten Menetmesi


3287. İbn Büreyde, babasından naklen bildiriyor: Ca'fer, Habeşistan'dan dönünce Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Gördüğün en ilginç olay nedir?" diye sordu. O da şunu anlattı: Bir kadın gördüm. Başında sepetiyle yiyecek taşıyordu. Derken hızla bir atlı geldi ve sepetini dağıttı. Kadın oturup yiyeceklerini toplamaya başladı. Sonra ona dönerek: "Kahrolasıca! Sen (yarın) Hükümdar kürsüsünü ortaya koyup da zalimden mazlumun hakkını alacağı gün görürsün1' dedi. Bunu dinleyen Allah Resulü (sallallahu aleyhi veseilem) kadının sözünü doğrulayarak: ''Zayıfı kuvvetlisinden hakkını uğraşmadan alamayan bir mîllet asla yücelmesin -veya nasıl yücelir?-" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Ebû Ya'lâ, er-Rûyânî ve Bezzâr)

İsnadı hasendir. Bezzâr, hadisin başka tariki olduğunu bilmediğini söylemiştir. Ayrıca yine ifadesine göre Mansûr'un bu hadisi bunamadan önce mi, sonra mı Atâ'dan dinlediğine dair bir bilgi mevcut değildir. Fakat el-Hâkim'in tahrîc ettiğine göre Mansûr'a Amr b. Ebî Kays mütâbaat ederek Atâ tarikiyle Muhârib'den rivayet etmiştir. [147]

Konuyla ilgili Câbir hadisi Kıyamet Günü'ne dair bölümde gelecektir. Bu bölümde ayrıca Ebû Saîd ve Âişe'den ilgili rivayetler de yer almıştır.

3288. Ebû Saîd'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Zayıfına hakkı sıkıntısız verilmeyen bir millet yücelmesin " buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [148]

3289. İsmâîl b. Ebî Hâlİd'in bildirdiğine göre Ömer b. Abdülazîz şöyle demiştir: "Elbette ki Allah, bazı kişilerin yaptığıyla genele azap etmez. Ne var ki, isyanlar açıktan işlenmeye başlar da buna engel olunmazsa, toplumun geneli de özeli de bundan sorumlu tutulur." (el-Humeydî) [149]

3290. Ebû Zür'a b. Amr b. Cerîr bildiriyor: Bir adam Aüah Resûlü'ne (salkllahu aleyhi vesellem) gelerek hurma alacağını tahsil etmek istedi. Resûlullah (sallalMıu aleyhi veseilem) kendisine biraz süre tanımasını istediyse de adam süre vermedi. Bunu gören Resûlullah'm {sallallahu aleyhi vesellem) ashabı onu azarladı. Adam: "Medine'den çıkana kadar sana baskı yapacağım. Mutlaka borcundan bir miktar senden isteyeceğim. Vallahi bana senden istediğimden daha fazlasını hibe etmediğin sürece kendi ülkeme dönmeyeceğim" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Süleym oğullarından Havle isminde bir kadına adam göndererek ondan vadeyle/ödünç hurma satın aldı. Kadın hurmayı gönderdi ve: "Eğer bundan istersen, yanımızda istediğin kadar var" diye haber yolladı. Allah Resulü (saBallahu aleyhi veseUem) adama; "Bundan mı istiyorsun?" diye sordu. "Evet" deyince "Git, ölç, bütün alacağını al" buyurdu. Sonra ashabına: "O, sizin yardımınıza benden daha muhtaçtı. Ben de bana emaneti teslim, etmeyi söylemenize daha muhtaçtım. Zira Allah zayıfına yardım edilmeyen bir milleti yüceltmez" buyurdu. (el-Hâlis) [150]

3291. Saîd el-Makbûrî der ki: Mervân bir minber edindi..-. Ebû Saîd demiştir ki: Resûlullah'ııı (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim bir bidat görürse onu değiştirsin" buyurduğunu işittim. (el-Hârİs)

3292. Ebû Vâil'in bildirdiğine göre Ebu'd-Derdâ demiştir ki: "Ben, yapmadığım bir şeyi size emrediyorum. Fakat bundan dolayı ecir alacağımı da umuyorum." (Ahmed b. Hanbel Kitâbu'z-Zühd'Ğe)

3293. İbn Abbâs'm bildirdiğine göre Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem): "Bir hakikate tanık olan kişi mutlaka onu dile getirmelidir. Zira bundan endişe duyması ne ecelini öne çeker, ne de nzıktan mahrum eder" buyurmuştur. {Ahmed b. Meni') [151]


Vera' ve Takvanın Fazileti


[Kitâbu'1-akl'âa.n nakledilen hadisler uydurmadır]

3294. Câbir'in bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi veseUem) "Biz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak bilenler anlar [152] âyetini okudu ve

"Alimden maksat Allah'ın sözlerini anlayan, ona itaat eden ve gazabından sakınan kimsedir" buyurdu. (el-Hârİs) Bu hadis uydurmadır.

3295. İbn Abbâs demiştir ki: "İnsanların en üstünü, onların en akıllılarıdır." İbn Abbâs: "Bu ise Peygamber'inizdir (sallallahu aleyhi vesellem)" diye de eklemiştir. (el-HârİS) Bu hadis uydurmadır. [153]

3296. îbn Ömer bildiriyor: Cureş halkından Hıristiyan bir tacir gelmişti. Kendisi oturaklı ve ağır başlı biriydi. Biri: "Ey Allah'ın Resulü! Bu Hıristiyan ne kadar akıllı biri!" dedi. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bunu söyleyeni azarlayarak: "Böyle söyleme! Asıl akıllı olan, Allah'a itaat eden kişidir" buyurdu. (el-HârİS) Bu hadis uydurmadır. [154]

3297. Ebû Hureyre ve Ebû Saîd'in bildirdiklerine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururdu: "Ey Âdem oğlu! Rabbinden sakın. Anne babana iyilik et. Sda-İ rahİmi bırakma (Akrabalarınla ilişkilerini kesme). Böyle yaparsan ömrün uz.atılır, kolaylığın daha da kolaylaştınhr, zorluğun kaldırılır, rızkın genişletilir. Ey Âdem oğlu! Rabbine itaat et ki, akıllı ismini alasın.

Rabbine isyan etme, sonra cahil diye isimlendirilirsin. (el-Hâris) Bu hadis uydurmadır. [155]

3298. Humeyd b. Hilâl'in bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb şöyle demiştir: "Muhakkak ki, geceleri ibadet edip gündüzleri oruç tuta/t' bin âbidin ölümü, Allah'ın sözlerini anlayan, Allah'ın kendisine helal ve haram kıldıklarını bilen ve ilminden hem kendisi, hem de insanların istifade ettiği bir akıllının ölümünden daha hafiftir. İsterse o kişi Allah 'in kendisine farz kıldığı farzların üzerine pek ilave yapmasın." Zira Allah Resulü (sallaliahu aleyhi vesellem) böyle buyurdu. (el-Hâris) Bu hadis uydurmadır. [156]

3299. Berâ b. Âzib'in bildirdiğine göre Nebî (sallaliahu aleyhi vesellem): "Kuşkusuz Allah'ın bazı has kulları vardır ki, onları cennetlerin yüksek olanında oturtur. Onlar insanların en akıllıları idiler" buyurmuştur. "Nasıl insanların en akıllıları oldular?" diye sorduk. Şöyle buyurdu: "Onların tek gayretleri Rablerine varmak İçin yarış yapmaları, onu memnun edecek amellere koşmalarıydı. Dünyadan, dünyanın nimetlerinden ve makamlarından el etek çektiler. Dünya gözlerinde küçük oldu. Kısa süre sabretmelerine karşılık uzun süre rahat ettiler. " (el-Hâris} Bu hadis uydurmadır.[157]

3300. Ebu'd-Derdâ'nın bildirdiğine göre Nebî (saîlallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki cahil ancak kötülükle kendini belli eder. İsterse insanların nazarında akıllı ve zarif biri olsun. Akıllı ise ancak faziletiyle kendini belli eder. İsterse insanların nazarında aptal ve basit biri olsun. " (el-Hâris) [158]

Bütün bu hadisler Dâvud b. el-Muhabber'in Akıl adlı kitabından olup hepsi de uydurmadır! Bunları el-Hâris Müsnedinde zikretmiştir. Bunlardan diğerleri daha evvel Edeb kitabının Akıl bölümünde geçmişti.[159]

3301. Beytullah taraflarına sıkça yolculuk eden Ebû Katâde ve Ebu'd-Dehmâ anlatmaktadırlar: Çöl halkından bir adamın yanma geldik. Bedevi dedi ki: Resûlullah (sallaliahu aleyhi vesellem) elimden tutup bana Allah'ın ona öğrettiklerinden öğretmeye başladı. Ondan öğrenip bellediklerimden biri şu sözüdür: "Allah'tan sakınarak her neyi terk edersen mutlaka Allah sana 'ondan daha hayırlısını verir. " (el-Hâris) [160]

3302. el-Hakem b. Minâ'nm bildirdiğine göre Nebî (sallallahu aleyhi vesellem) Hz. Ömer'e: "Bana Kureyş'in şu bölgesine ait olanlarını topla" diye emretti. O da topladı. Sonra: "Ey Allah'ın Resulü! Sen mi onların yanma çıkacaksın, yoksa onlar mı içeri girecekler" diye sordu. "Hayır. Ben onların yanına çıkacağım" buyurdu. Sonra yanlarına çıkarak: "Ey Kureyş topluluğu! İçinizde sizden olmayan var mı?" diye sordu. "Yalnız kız kardeşlerimizin oğulları var" dediler. "Bir kavmin kız kardeşinin oğlu da onlardandır" buyurdu. Sonra: "Ey Kureyş topluluğu! Bilin ki insanlar İçinde Peygamber'e (saildlahu aleyhi vesellem) en yakın olanları mııttakilerdir. Bakın, sakın ola ki kıyamet günü insanlar amelleriyle gelirken siz kıyamet gününe dünyayı sırtınızda taşıyarak gelmeyin. Sonra sizden yüzümü çeviririm1' buyurdu. Sonra "Doğrusu ibrahim'e en yakın olanlar, ona uyanlar, bu peygamber ve inananlardır.[161] âyetini okudu. (Ebû Ya'lâ) [162]



Allah'tan Korkmanın ve Allah Korkusuyla Ağlamanın Fazileti


3303. Enes'in bildirdiğine göre Resûîullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim bir iyiliğe niyet ederse, Allah onun için bir iyilik yazar. Eğer onu yaparsa, onun için on iyilik sevabı yazdır. Kim de bir kötülüğe niyet ederse, onu işlemedikçe ona günah yazılmaz. Eğer işlerse, yalnız bir kötülük yazılır. Ama terk ederse onun için bir iyilik yazılır ve Yüce Allah Onu sadece benden korktuğu için terk etti buyurur. " (Ebû Ya'lâ) [163]

3304. Enes'in bildirdiğine göre Resûîullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim bir iyiliğe niyet eder de onu yaparsa onun için on iyilik sevabı yazılır. Eğer yapmazsa, onun için yalnız bir iyilik sevabı yazılır. Eğer bir kötülüğe niyet eder de onu işlerse, ona bir kötülük günahı yazılır. Eğer işlemezse, ona hiçbir şey yazılmaz. " (el-Hâlis)

3305. Ebu'd-Derdâ'nm bildirdiğine göre Nebî (sallallahu aleyhi vesellem): "Eğer sizler benim bildiğimi bilseydiniz, mutlaka az güler, çok ağlardınız. Dua ve niyaz sesleriyle dışarı çıkardınız da kurtulup kurtulamayacağınızı bilemezdiniz" buyurmuştur. (Abd b. Humeyd ve Bezzâr) [164]

3306. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre Resûlullah (saüaUahu aleyhi vedlem) şöyle buyurmuştur: "Şu iki göze ateşin değmesi haramdır; Biri, aziz ve celil olan Allah'ın korkusuyla ağlayan göz, diğeri de İslam ve Müslümanları kafirlere karşı korumak için gece nöbet tutan göz." Sonra şöyle buyurdu-"Allah korkusuyla gözlerinden yaşlar akıtarak ağlayan bir kulu Allah sonsuza dek cehenneme sokmaz. " (Abd Humeyd)

3307. Abbâs b. Abdülmuttalib anlatmaktadır: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber bir ağacın altında oturuyorduk. Derken rüzgâr çıktı ve ağaçtaki kurumuş yapraklar döküldü, üzerinde sadece yeşil yapraklar kaldı. Allah Resulü (sallailahu aleyhi vesellem): "Bu ağacın misali neye benzer?" diye sordu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. "Onun misali mü'minin durumuna benzer. Mü'inin Allah korkusundan titreyince onun bütün günahları dökülür, yalnız iyilikleri kalır" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [165]

3308. Ümmü Kelsûm (Gülsüm) binti'l-Abbâs, babasından naklettiği aynı hadiste şu ifadelerle yetinmiştir: "Kul, Allah korkusuyla titredi mi, bu ağacın kuruyan yapraklarının döküldüğü gibi ondan günahları dökülür. " (Bezzâr)

3309. Abdullah b. Ömer nakletmektedir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "iki büyük şeyi unutmayın" buyurdu. "İki büyük şey nedir?" diye sorduk. "Cennet ve cehennem" buyurdu. Sonra Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) anlatacağı kadar anlattı ve ağladı. Gözyaşları sakallarının iki yanma aktı -veva ıslattı-. Sonra: "Muhammed'in nefsi kudret elinde olana yemin ederim ki, eğer benim bildiğim gerçekleri bilseydiniz, mutlaka araziye çıkar, başlarınıza toprak serperdiniz" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [166]


Kıyamette Kısas


3310. Câbir bildiriyor: Deniz aşırı Muhacirleri Allah Resûlü'nün (saMahu aleyhi vesellem) yanma dönünce, onlara: "Bize Habeşistan topraklarında gördüğünüz en ilginç olayları anlatmaz mısınız?" buyurdu. Gençler: "Elbette anlatırız ey Allah'ın Resulü!" dediler ve şöyle anlattılar: Bizler otururken rahibelerin yaşlılarından bir yaşlı rahibe başının üzerinde bir testi suyla yanımızdan yine kendilerinden olan bir gencin yanından geçti. Genç onun omuzlarını önüne doğru eğmeye başladı. Kadın dizleri üzerine düştü. Testisi kırıldı. Ağaya kalkınca ona döndü ve: "Ey hain! Sen Yüce Allah, kürsüyü koyup da öncekileri ve sonrakileri topladığı, eller ve ayaklar dile gelip, yaptıklarını anlattığı zaman göreceksin! Yarın O'nun huzurunda senin ve benim durumumun ne olduğunu mutlaka bileceksin!" dedi. Bunu duyan Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Doğru söylemiş, doğru söylemiş. Allah güçlülerinden zayıflarının hakkı alınmayan bir milleti nasıl yüceltir ki" diyerek onu tasdik etti. (İbn Ebî Ömer ve Ebû Ya'İâ) [167]

3311. Ümmü Seleme anlatmaktadır: Peygamber (sallallahu aleyhi'vesellem) bir hizmetçisini bir yere gönderdi. Hizmetçi gecikince: "Eğer (ahirette) kısas endişem olmasaydı, bu misvakla senin canım yakardım" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe} [168]

3312. Yine Ümmü Seleme anlatmaktadır: Resûlullah (sallaliahu aleyhi vesellem) benim evimdeydi. Elinde bir misvak vardı. Bir hizmetçisini çağırdı. (Hizmetçi gecikince) yüzünde öfke işaretleri belirdi. Bunun üzerine Ümmü Seleme komşulara çıktı ve hizmetçi kızı kuzularla oynarken buldu. "Görüyorum ki, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellera) seni çağırıyor. Sen ise bu kuzularla oynuyorsun" dedi. Hizmetçi kız: "Hayır. Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, seni duymadım" dedi.- Sonra hadisin devamını yukarıdaki gibi zikretti.- (Ebû Ya'İâ) [169]



ZİKİRLER VE DUALAR KİTABI


Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi «Senem) Salât Getirmek


3313. Ömer b. el-Hattâb demiştir ki: "Bana, duanın gök ile yer arasında durduğu ve Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) salât getirilinceye kadar da ondan hiç bir şeyin (semaya) yükselmediği söylendi.[170] (İshâk)

3314. Avf b. Mâlik'in naklettiğine göre Ebû Zer, Resûlullah'm (sallallahualeyhi vesellem) yanma oturdu, -veya Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) oturdu- ve "Ey Ebû Zer! Kuşluk namazını kıldın mı?" diye sordu.... Hadisin devamında şu sözler geçmiştir: "Muhakkak ki insanların en sapkını, yanında ben anıldığımda bana salât getirmeyendir" buyurdu.[171] (İshâk ve ei-Hârİs)

3315. Ebû Bürde b. Niyâr'm bildirdiğine göre Resûlullah (salbllahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Bir kul gönlünden samimi olarak bana bir salât getirirse, muhakkak Allah ona karşılık kendisine on salât ve on iyilik sevabı yazar, ayrıca ondan on kötülüğü de siler. Derecesini on kat artırır.[172] (İshâk)

3316. Câbir bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize şöyle buyurdu: "Beni hır bineklinin kâsesi/tası yerine koymayınız. Zira binekli kap kaçağını asınca tasını alır ve su doldurur. Abdest almak isterse, abdest alır, içmek isterse, İçer. Değilse içindekini döker. Bu sebeple beni duanın başında, ortasında ve sonunda zikredin.[173] (Abd b. Humeyd) [174]

3317. Seriyy b. Yahya, hayırla yâd ettiği Tay'h bir adamdan şöyle dediğini nakletmiştir: Ben aziz ve celil olan Allah'tan bana, kendisiyle dua edildiğinde icabet edeceği ismi göstermesini diledim. Sonra gökteki yıldızda şöyle yazılı olduğunu gördüm: "Yâ Bedîa's-semâvâtı vel-ard, yâ Ze'1-celâli vel-ikrâm (Ey göklerin ve yerin yaratıcısı, ey celal ve ikram sahibi)." (Ebû Ya'lâ) [175]

3318. Ammâr b. Yâsir demiştir ki: Ben, Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Allah bana meleklerden bir melek verdi. Ben ölünce bu melek benim kabrim üzerinde durur. Ne zaman bana bir salât getirilse, mutlaka Ey Muhammedi Falan oğlu falan sana salât gönderiyor diyerek o zâtın ve babasının ismini zikreder. Buna karşılık Allah da ona on salât eder." (el-Hâris) [176]

3319. Enes anlatmaktadır: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) büyük abdest bozmaya çıktı ve takib eden kimseyi bulamadı. Ömer endişe edip arkasından testi ve ibrik götürdü. Onu kendisine ait kaynağın başında secde halinde buldu ve geri çekilerek arkasına oturdu. Sonra Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) başını kaldırınca şöyle buyurdu: "İyi ettin Ömer! Beni secde halinde bulunca, geri durdun. Zira Cebrail bana gelerek Kim sana bir salât getirirse,

Allah ona on salât getirir ve onu on derece yükselür dedi [177] (Ebû Bekir b Ebî Şeybe)

3320. Yine Enes anlatmaktadır: Peygamber (sailaMıu aleyhi vesellem) minberde bir basamak çıktı. "Âmin!" dedi. Sonra bir basamak daha çıktı. Yine "Âmin!" dedi. Sonra üçüncü basamağa çıktı. Yine "Âmin!" dedi. Sonra doğrulup oturdu. Ashabı: "Ey Allah'ın Nebisi! Niçin âmin dedin?" diye sordular. O da şöyle buyurdu: "Bana Cebrail geldi ve Anne babası veya onlardan birine yetiştiği halde cennete giremeyen adamın burnu sürtühün dedi. Ben de Amin! dedim. Ramaz.an'ı idrak edip de günahları bağışlanmayan kişinin burnu sürtülsün dedi. Ben de Âmin! dedim. Sen yanında anıldığında sana salât getirmeyenin burnu sürtülsün dedi. Ben de Âmin! dedim.[178] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

3321. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre bir gün Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) minbere çıktı ve: "Âmin, âmin, âmin" dedi. "Ya Resûlallah! Sen minbere çıktın ve Âmin, âmin, âmin dedin. Niçin?" diye sorulunca şöyle anlattı: "Bana Cebrail geldi ve Ramaz,an ayını idrak edip de günahları bağışlanmayan kimse cehenneme girsin, Allah onu rahmetinden uzaklaştırsın. Âmin, de! dedi. Ben de Âmin dedim. Yine anne babasına veya onlardan birine yetiştiği halde onlara iyi davranmayan kimse cehenneme girsin, Allah onu rahmetinden uzaklaştırsın. Amin, de! dedi. Ben de Amin dedim. Yine Kimin yanında sen anıldığın halde sana salât getirmiyorsa o kimse cehenneme girsin, Allah onu rahmetinden uzaklaştırsın. Âmin, de! dedi. Ben de Âmin dedim." (Ebû Ya'lâ}

3322. Hasan (el-Basrî)'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi \'esellem): "Cuma günü bana çokça salât getiriniz. Zİra onlar bana arz olunur" myurmuştur. (Müsedded). Hadis mürselâir.

3323. Büreyde el-Huzâî bildiriyor: "Ya Resûlallah! Sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik. Ya nasıl salât okuyacağız?." Buyurdu ki: "Şöyle deyiniz,: Allahım! İbrahim'in ailesine yaptığın gibi Muhammed'e ve Muhammed'in ailesine de salât ve rahmet eyle. Şüphesiz ki sen hamda layıksın, yücesin.[179] (Ahmed b. Men?)

3324. Haşim oğullarının azatlısı Süveyr bildiriyor: İbn Ömer'e: "Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) nasıl salât getirilir?" diye sordum. İbn Ömer şöyle dedi: "Allahım! Peygamberlerin efendisi, muttakilerin önderi, nebilerin sonuncusu kulun ve elçin Muhammed'e, o hayır rehberi ve hayır kumandanına salât, bereket ve rahmet eyle. Allahım! Kıyamet günü onu, Öncekilerin ve sonrakilerin gıpta ettiği Makam-ı mahmûd'a eriştir. İbrahim'e ve İbrahim'in ailesine eylediğin gibi Muhammed'e ve Muhammed ailesine de salât eyle. Şüphesiz ki sen hamda layıksın, yücesin. [180] (Ahmed b. Menî')

3325. İbn Abbâs demiştir ki: Muhammed ümmetinden kim Muhammed'e salât ve selâm getirirse, bu salât O'na mutlaka "falan kimse sana salât okuyor. Falan kimse sana selâm ediyor" diye ulaşır. (İshâk)


Allah'ın Zikirden Gafil Olmaktan Sakındırmak


3326. Abdullah b. Amr'ın bildirdiğine göre Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Asıl gaflet şu üç hususta olandır: Allah'ı zikirden gaflet. Kişinin sabah namazını kıldıktan sonra Güneş doğana kadarki zaman diliminde gaflette olması ve bir de insanın kendinden gafil olması.[181] (Ahmed b. Mem'1



Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Başkasına Salât Okumak


3327. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Allah'ın nebileri ve resullerine salât getiriniz; zira Allah, bent peygamber olarak gönderdiği gibi onları da peygamber olarak göndermiştir. Allah'ın salâtı onların üzerine olsun" buyurmuştur. (İbn Ebî Ömer ve Ahmed b. Menf} [182]

3328. Ebû Saîd'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sadaka verecek malı bulunmayan herhangi bir kimse, eğer Allahım! Kulun ve resulün Muhammed'e salât eyle, mü 'inin erkek ve kadınlara, müslüman erkek ve kadınlara salât/rahmet eyle diye niyazda bulunursa, buna karşılık cendisine mutlaka zekât sevabı verilir" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [183]


Dua Etmenin Fazileti


3329. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseîlem): "Bütün iyilikler ibadetin yarısıdır. Dua da diğer yansıdır. Allah bir kula hayır murat ederse, onun kalbim dua ile sınar" buyurmuştur. (Ahmed b. Menî') [184]

3330. Ali b. Ebî Tâlib, Hz. Peygamber'den (sallallahu aleyhi vesellem) naklen şöyle demiştir: "Dua mü'minin silahı, dinin direği ve göklerin ve yerin nurudur.[185] (Ebû Ya'lâ)

3331. Câbir b. Abdullah'ın bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Size, sizi düşmanınızdan kurtaracak ve miktarınızı bollaştıracak olan şeyi söyleyeyim mi? Gecenizde ve gündüzünüzde Allah'a dua ediniz. Zira dua, mü'minin silahıdır" buyurmuştur.[186] (Ebû Ya'lâ)

3332. Abdullah b. Ömer bildiriyor: Bir gün Peygamber (sallallahualeyhiveseilem) ile beraberdik. Şöyle buyurdu: "Mü'min parmak ucu kadar bile yaprak dökmeyen ağaca benzer. Neden söz ettiğimi biliyor musunuz?" "Hayır" dediler. "Bu, hurma ağacıdır. Hurma ağacının parmak ucu kadar bile yaprağı dökülmez. Bunun gibi mü'minin de hiçbir duası reddedilmez." buyurdu.[187] (el-Hâris)

3333. Ebû Hureyre demiştir ki: "Muhakkak kİ insanların en cimrisi, selâm vermeyendir. İnsanların en acizi de dua etmekten aciz kalandır. " (Ebû Ya'lâ)

3334. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:.... Yukarıda geçen hadisin aynısını şevketti; ayrıca burada şu ilave yer almıştır: "Dua ettiğiniz, zaman sizden küçük, büyük, âma ve fasih herkes dua etsin; zira siz hanginizin duasının kabul edileceğini bilemezsiniz. [188] (Ebû Ya'lâ}

3335. Hasan(el-Basrî) derdi ki: "Bazen Allah kulunun duasına icabeti erteler de kıyamet günü bunu kendisine verir. Zira kulunun dünyanın geçici metasım elde etmesine istemez." (el-Hâris) [189]



Özlü Dua Örnekleri


3336. Aişe'den nakledildiğine göre bir gün o namaz kılarken Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Tam ve özlü sözlerle dua et!" buyurdu. (Aişe der ki) Namazı bitirince kendisine bunun nasıl olacağını sordum. Buyurdu ki: "De ki: Allahım! Senden hayrın hepsini; bildiklerimi ve bilmediklerimi diliyorum. Allahım! Senden, kulun ve resulün Muhammed'in dilediği hayırları diliyorum." (Ebû Dâvud et-Tayâlisî)

3337. Âişe'nin bildirdiğine göre o, namaz kılarken Ebû Bekir es-Sıddîk gelerek yanma girmek için ondan izin istedi. O da el çırptı. Ama Ebû Bekir anlamadı. Derken Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) geldi. İkisi de kapının önünde idiler. Resûlullah (saMlahu aleyhi veseBem): Âişe'ye: "Niçin sözlerin camilerini ve fatihalarını (özlü ve kapsamlı olanlarını ve sertâclarını) almıyorsun?" buyurdu. Aişe: "Sözlerin camileri ve hatimeleri (özlü ve kapsamlı olanları ile sonları) nedir?" diye sordu. Hz. Peygamber fsallallahu aleyhi vesellem): "Şöyle dua etmendir: Allahım! Senden hayrın hepsini; bildiklerimi ve bilmediklerimi, hemen olanını ve sonraya bırakılanı diliyorum. Allahım! (Hakkımda) her ne hüküm vermişsen, sonunu hayır eyle!" buyurdu.[190] (Ebû Ya'lâ)

3338. Sâlim'in babasından (İbn Ömer'den) naklen bildirdiğine göre Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem) şöyle dua ederdi: "(Bana) Bebeğin koruyucusu gibi koruyucu ol.[191] (Ebû Ya'lâ)

3339. Ubey b. Ka'b anlatmaktadır: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bana: "Cebrail'in bana öğrettiklerinden sana öğreteyim mi?" diye sordu. Ben de: "Evet, öğret ya Resûlallah!" dedim. Şöyle buyurdu: "De ki: Allahım! Hatalı ve kasıtlı kusurlarımı, şaka ve samimi sözlerimden kaynaklanan günahlarımı bağışla. Beni bana verdiklerinin bereketinden mahrum etme ve mahrum ettiklerinin fitnesine de düşürme.[192] (Ebû Ya'iâ}

3340. Abdullah b. Amr bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şu duayı çokça tekrarlardı: "Allahım! Senden sıhhat, iffet, emanet duygusu, güzel ahlâk ve kadere rıza hasleti diliyorum. " (İbn Ebî Ömer) [193]

3341. Büreyde bildiriyor: Allah Resulü (salhllahu aleyhi vesellem) bana şöyle buyurdu: "Sana bazı sözler öğreteyim ki, Allah kime hayır murat ederse, ona bunları öğretir ve artık bir daha onları unutmaz: Bu durumda şayet bu hastalığında ölürsen, Allah'ın rızasına nail olup, cennete girersin. Eğer bazı günahlar işlemişsen, Allah tövbeni kabul eder." (Ahmed b. Menî') [209]


En Üstün Dua


3361. Fadl b. Sevr der ki: Bana falan kimsenin bildirdiğine göre Allah'ın Nebisi (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: Lâ ilahe iüallah tan daha üstün bir söz daha evvel ne söylendi, ne de bir kimse söyledi. Yine Rablerinden dilek dileyenler, mağfiret/bağışlanmaktan daha üstün bir dilekte bulunmaz," (Ebû Yala) [210]



Kıskanç Kadın İçin Yapılacak Dua


Konuyla ilgili Meymûne binti Ebî Anbese hadisi Evlilik bölümünde geçmişti. [211]



Uykudan Uyanınca Okunacak Dua


3362. Âişe'nin bildirdiğine göre Peygamber (salîallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim, Allah ruhunu iade etmiş olarak uykudan uyandığı zaman Allah'îan başka tanrı yoktur, O tektir, hiçbir ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hatnd O'na aittir. Hayır O'nun elindedir. O'nun her şeye gücü yeter derse, bütün günahları denizköpüğü kadar bile olsa bağışlanır. " (el-Hârİs) [212]



Evden Çıkarken Okunacak Dua


3363. Meymûne demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) evimden çıkınca başını göğe doğru kaldırarak: "Allahım! Sürçmekten, sapıtmaktan, zulmetmekten, zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya bana cahillik yapılmasından sana sığınırım" diye dua etti. (Ebû Dâvud eî-Tayâlisî) [213]



Kulağı Çınlayan Kimsenin Yapacağı Dua


3364. Ebû Râfı'nin bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): 'Sizden birinizin kulağı çınlarsa, beni ansın, bana salât getirsin ve Beni ananı, Allah ansın desin" buyurdu.[214] (Ebû Ya'tâ ve Bezzâr)

Bezzâr, Ebû Rafi'ye varan senediyle "bana salât getirsin" ifadesi olmaksızın nakletmiştir.



Gemiye Binen Kimsenin Okuyacağı Dua


3365. el-Hüseyin b. Ali'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu, aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Deniz yolculuğuna çıkan ümmetim için şu duayı okumaları boğulmaya bir güvencedir: "Oraya binin; onun yürümesi ve durması Allah'ın ismiyledir. Rabbin bağışlar ve merhamet eder [215] "Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.[216]

Hadiste zayıf bir ravi vardır. [217] (Ebû Ya'lâ)



Kişinin Kendisi ve Çocuğuna Beddua Etmesinden Men


3366. İbn Ömer'in naklettiğine göre Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem); "Çocuklarınıza beddua etmeyin. Sonra bu, Allah'ın kabulüne denk gelir!" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [218]



Yolculuğa Çıkan Kimsenin Okuyacağı Dua


3367. Enes nakleder: Allah Resulü {salkllahu aleyhi vesellem) her hangi bir yolculuğa çıkmak isterse yerinden kalkarken mutlaka şu duayı yapardı: "Allahım! Senin sayende ayağa kalktım. Sana yöneldim. Sana bağlandım. Allahım! Sensin tek güvencem, sensin tek umudum. Allahım! Beni, bana üzüntü veren şeylerden, umursamadığım şeylerden ve senin benden daha iyi bildiğin şeylerden koru. Bana takvayı azık eyle. Günahlarımı bağışla. Her ne tarafa yönelirsem, beni hayra yönelt. [219] {Ebû Ya'lâ)

3368. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (saliaMıu aleyhi vesellem): "Sizden bîriniz yolculuğa çıkmak istediği zaman, kardeşlerine selâm versin; zira onlar dualarıyla onun hayır duasına katkı yaparlar.[220] (Ebû Ya'lâ)

3369. Enes b. Mâlik demiştir ki: Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem) bir tepeye çıktığında: "Allahım! Her türlü şerefin/yüksekliğin fevkindeki şeref/yükseklik sana aittir. Her durumda hamd sana yapılır" diye münâcat ederdi.[221] (Ebû Ya'lâ)



Mazlumun Bedduasından Sakınmak


3370. Ebû Saîd merfû olarak: "Mazlumun bedduasından sakının " diye hadis nakletmiştir. (Ebû Bekir b. EbîŞeybe) [222]


Rüzgârın Şiddetlenmesi Anında Okunacak Dua


3371. İbn Abbâs'm naklettiğine göre Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem) bir rüzgâr çıkıp şiddetlendiğinde ona doğru yönelip dizleri üzerine çöker ve sonra şöyle dua ederdi: "Allahım! Onu riyâftjrüzgârlar yap, nhlrüzgâr yapma [223] Allahım! Onu rahmet eyle, azap eyleme." (Müsedded ve Ebû Ya'lâ) [224]

3372. İbn Abbâs'ın bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle dua ederdi: "Allahım! Rüzgârın getirdiklerinin şerrinden, elçilerin getirdiklerinin şerrinden sana sığınırım." (Ebû Ya'lâ) [225]

3373. Ebu'd-Derdâ'mn naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Rüzgâr, Allah'ın nefesinin esendir. Onu gördüğünüzde aziz ve celil olan Allah 'tan onun hayrım dileyin ve şerrinden Allah 'a sığının. " (Abd b. Humeyd) [226]

3374. Seleme b. el-Ekva'nın bildirdiğine göre (Resûlullah saMahu aleyhi vesellem) rüzgârı gördüğü zaman: "Allahım! Onu bizim hakkımızda bereketli kıl, kasıp kavuran/helak edici kılma!" diye dua ederdi. (Ebû Ya'lâ) [227]


Bineği Boşalıp Kaçan Kimsenin Yapacağı Dua


3375. Abdullah (b. Mes'ûd)'un bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahualeyhi ve şöyle buyurmuştur: "Sizden birinizin hayvanı/bineği çölde yularından boşalıp kaçarsa, şöyle seslensin: Ey Allah'ın kullan, tutun! Ey Allah'ın kullan, tutun! Zira aziz ve celil olan Allah'ın her yerde hazır ve nazır olup onu hazır tutacak (görevlileri) vardır." (Ebû Ya'lâ) [228]



Meclisi Sona Erdirecek Sözler


3376. Ebû Ma'şer anlatmaktadır: Bize Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından bir zâtın naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bir mecliste oturduğu zaman kalkmak istediğinde şu duayı yaparmış: "Allahım! Seni tenzih ederim. Hamdinle şahadet ederim ki, senden başka tanrı yoktur. Senden bağışlanmak diler, sana tövbe ederim" Topluluktan biri: "Bu sözler nedir, ey Allah'ın Resulü" diye sorunca: "Bunlar Cebrail'in bana öğrettiği ve mecliste işlenen günahlara kefaret olan sözlerdir" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) Senedi sahihtir. Ebû Ma'şer el-Hanzalî el-Kûfî'niri adı Ziyâd b. Küleyb'dir. Zühd kitabının İstiğfar bölümünde de istiğfarla ilgili başka hadis geçmişti.


Hamdetmek


3377. Ebû Eyyûb'un bildirdiğine göre bir adam Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) huzurunda: "Allah'a bol, gönülden ve bereketli hamd olsun" dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahualeyhiveseüem): "Bu sözü söyleyen kimdir?" diye sordu. Adam sustu. Hoşlanmadığı bir şey sebebiyle Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) fırça yiyeceğini düşündü. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Kimdir o? Doğru olanı söyledi" buyurunca adam: "Ben söyledim ya Resûlallah! Onunla cenneti ümit etmekteyim" dedi. Resûmllah (sallallahu aleyhi vesellem): "Nefsim kudret elinde olana yemin ederim ki, ben 13 melek gördüm. Senin sözünü hangisi aziz ve celil olan Allah'a çıkaracak diye birbirleriyle yanşıyorlardı" buyurdu. (Müsedcled) [229]

3378. Ukbe b. Abdülğâfır'den nakledildiğine göre Peygamber (sallallahualeyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim Senin izzet sahibi olan Rabbin, onların isnat etmekte oldukları bütün vasıflardan yücedir, münezzehtir. Gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun. Âlemlerin Rabbi Allah'a da hamdolsun [230] derse, mutlaka en doğru ölçekle bunun tam karşılığını almış olur. " (Ibn Ebî Ömer) [231]


Zikrin Fazileti


3379. İbn Abbâs'ın bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizden aciz olup gece ibadetine tahammül edemeyen, cimrilik edip malım harcamayan, düşmandan korkup cihat etmeyen, yüce Allah'ı çokça ]mısın/zikretsin" buyurmuştur. (Abd b. Humeyd)

Hadisi Bezzâr da tahrîc edip "Bunu sadece bu yoldan bilmekteyiz" demiştir.

3380. Câbir b. Abdullah bildiriyor: Bir gün Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) yanımıza çıkarak şöyle buyurdu: "Ey insanlar, muhakkak ki Allah'ın meleklerden oluşan bir takım müfrezeleri vardır ki, bunlar yeryüzündeki zikir meclislerine katılırlar. Öyleyse cennet bahçelerinden beslenin." Ashabı: "Cennet bahçeleri nerede, ya Resûlallah?" diye sorunca: "Zikir meclisleridir. Sabah akşam Allah'ı zikre koşun. Allah nezdindeki mertebesini bilmek isteyen Allah'ın kendi nezdindeki mertebesine baksın. Zira Allah Teâlâ buyurur ki: Kulun (Allah katındaki) mertebesi, kulun Allah'ı kendi nefsinde yerleştirdiği \nertebededir" buyurdu. [232] (Müsedded, İbn Menî, Abd b. Humeyd, Ebû Yala ve Bezzâr)

3381. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve^em): "Hangi toprak parçasında namaz veya zikirle Allah 'in adı anılmış sa, orası yedi kat yere kadar aziz ve celil olan Allah'ın anılmasından sevinç duyar ve çevresindeki topraklara karsı övünür" buyurmuştur. (İbn EbîÖmer) [233]

3382. Musa b. Ubeyde aynı hadisi şu ilaveyle nakletmiş tir: "Hangi kul çöl bir arazide namaz kılmak üzere ayağa kalksa, mutlaka o yer onun için süslenir." (EbÛ Ya'lâ) [234]

3383. Alâ b. Ziyâd'm naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellan): "Cennet bahçelerine koşun!" buyurdu. "Ey Allah'ın Nebisi! Cennet bahçeleri nerededir?" diye sordular. "Zikir halkalarıdır" buyurdu. (Müsedded) [235]

3384. Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Muhakkak ki Şeytan, ağzını Adem oğlunun kalbi üzerine koyar, (insan) Allah'ı anarsa, geri geri çekilir. (Anmayı) Unutursa, kalbini yutar. İşte "sinsi vesveseci [236] den murad budur" buyurmuştur. (EbÛ Ya'lâ) [237]

3385. Antere anlatmaktadır: İbn Abbâs'ın yanma girdik. Bir adam ona: 'Hangi amel daha üstündür?" diye sordu. "Allah'ı zikir en büyük ameldir" ledi. (Bunu üç kere tekrarladı) Sonra şöyle dedi: "Hangi topluluk Allah'ın evlerinden bir evde otururlar, Allah'ın kitabını inceleyip aralarında müzakere ederlerse, mutlaka melekler onlara kanatlarını gerer ve onlar toplantıdan kalkıncaya kadar Allah'ın misafirleri olarak görülürler." (Müsedded) [238]

3386. Muâz b. Cebel naklediyor: Bizler Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber Cümdân'ın [239] Def [240] bölgesinde yürürken birden Allah Resulü (saUallahu aleyhi vesellem) durup: "Ey MuâzJ Öne geçenler nerededir?" diye sordu. Dedim kî: "Bazı insanlar geçip gitti, bazıları ise geride kaldı." O yine: "Ey Muâz,! Öne geçenler (sâbikûn) nerededir? Onlar Allah'ı zikirden başka bir şeyle meşgul olmazlar. Cennet bahçelerinden beslenmek isteyen, Allah 'ı çokça ansın" buyurdu.[241] (İshâk)

3387. Muâz demiştir ki: "Âdem oğlu Allah'ı zikir gibi kendisini azaptan kurtaracak bir amel işlememiştir." "Allah yolunda cihat da mı?" dediler. "Evet. İsterse kılıcıyla çarpışsın. Zira Allah Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür [242] buyurmuştur diye karşılık verdi. (İshâk) [243]

3388. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Meclisler üç türlüdür: Çâniml kazançlı, sâtimikarsız ve zararsız ve şâdS/zararda olan. Ğânim, meclisinde Allah 'ı çokça anandır. Salim susup leh ve aleyhine olacak bir iş yapmayandır. Şâcib ise sözü ve davranışı aziz ve celil olan Allah'a isyana girendir. " (Müsedded)

3389. Ebû Hureyre demiştir ki: "Meclisler üç türlüdür: (Meclislere katılanların) Kimisi ^ânım/kazançlı, kimisi 5â/îm/selâmette, kimisi de olur. Ğânim Allah Teâlâ'yı anan kuldur. Salim, yazıcı meleğine hayır ya da şer yazdırmayan kuldur. Şâcib ise bâtıla dalan kimsedir ki, kendi haline üzülür." (Müsedded) [244]



Sabah ve İkindi Namazlarından Sonra Yapılan Zikrin Fazileti


3390. Enes'in bildirdiğine göre Resûîullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sabah namazından sonra Güneş doğana kadar aziz ve celil olan Allah'ı anan bîr toplulukla oturmak bana, üzerine Güneş'in doğduğu her şeyden daha hoş gelir. İkindi namazından Güneş katımına kadar aziz ve celil olan Allah'ı anmak bana, Hz. İsmail'in neslinden her birinin kurtuluş akçesi 12 000 (dirhem?) olan sekiz köleyi azat etmekten daha hoş gelir" buyurmuştur. (Enes der ki) Sonra biz bir mecliste bunların kurtuluş akçelerini hesap ettik, 96 000 (dirhem)e ulaştı. Burada kimisi "Hz. İsmail'in neslinden dört köle" demiştir. Vallahi: "Her birinin kurtuluş akçesi 12 000 (dirhem?) olan sekiz köle" ifadesinden başka ifade kullanmadı. (Ebû Dâvud et-Tayâltsî)

3391. Yine Enes'in bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): 'Sabah namazından sonra Güneş doğana kadar aziz ve celil olan Allah'ı anan i toplulukla oturmak bana, Hz. İsmail'in neslinden dört köleyi azat etmekten daha hoş gelir. İkindi namazından Güneş batımına kadar Allah'ı anmak bana Hz- İsmail'in neslinden her birinin kurtuluş akçesi !2 000 (dirhem?) olan sekil köleyi azat etmekten daha hoş gelir" buyurmuştur. (el-Hâris)

3392. Yine Enes'in bildirdiğine göre Allah Resulü {sallallahu aleyhi vesellem): "İkindi namazından Güneş batınıma kadar Allah'ı anan bir toplulukla beraber oturmak bana, Hz. İsmail'in neslinden sekiz köleyi azat etmekten daha hoş gelir" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ)

3393. Hammâd aynı hadisi "Her biri Müslüman olan" ilavesiyle nakletmiştir.[245] (Ebû Ya'lâ)

3394. Âişe demiştir ki: Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Kim sabah namazını kıldıktan sonra olduğu yere oturur, dünya işlerinden hiçbir şeyle meşgul olmayıp Allah'ı zikreder, sonra da dört rekat kuşluk namazını kılarsa, bütün günahlarından kurtulur, annesinden doğduğu gün gibi günahsız olur.[246] (Ebû Ya'lâ)


Lâ İlahe İllallah Sözünün Fazileti


3395. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle huvurmuştur: "Lâ ilahe illallah sözünün sahiplerine kabirde hiçbir üzüntü Imayacaktır. Şu anda, Lâ ilahe illallah sözünün sahiplerini başlarından toprağı silkerek Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun [247] dediklerini görür gibiyim [248] (Ebû Yala)

3396. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kullar, dünya alışverişlerini dinlerine tercih etmedikleri sürece Allah'ın gazabından korunurlar. Aksini yaparlar ve sonra da Lâ ilahe illallah derlerse, aziz ve celil olan Allah Yalan söylediniz buyurarak onları tekzip eder.[249] (Ebû Ya'lâ)

3397. Enes b. Mâlik el-Ensârî anlatmaktadır: Biz, Allah Resulü (sallallahu ^hi vesellem) ile beraberdik. Derken bir tepeden indi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesdlem) tek başına yürüyordu. Yola çıkınca güldü, tekbir getirdi. O tekbir getirince biz de tekbir getirdik. Azıcık yürüdükten sonra yine güldü v tekbir getirdi. O tekbir getirince biz de tekbir getirdik. Azıcık daha yürüdükten sonra yine güldü ve tekbir getirdi. Tekbir getirince biz de tekbir getirdik. Sonra kendisine yetiştik. İnsanlar: "Sen tekbir getirince biz de tekbir getirdik. Ama neden güldüğünü anlamadık" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle cevapladı: "Cebrail'in bana getirdiği müjdeye güldüm. Düze çıkınca Cebrâîl bana geldi ve Sevin ve ümmetini müjdele! Kim "Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerike leh (Allah'tan başka tanrı yoktur. O tektir O'nun hiçbir ortağı yoktur)" derse, cennete girer ve cehenneme haram kılınır [250] (Ebû Ya'lâ)

3398. Ümmü Hâni'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallatm aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim yüz defa Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerike leh; lehul-mülkü ve lehü'l-hamd; ve huve ala külli şey'in kadir (Allah'tan başka tanrı yoktur. O tektir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hama O'na aittir. O her şeye kadirdir) derse o gün hiç bir günahı kalmadığı gibionu hiç bir amel de geçemez. [251] (Ebû Ya'lâ}

Lâ ilahe illallah sözünün faziletine dair hadis, mağfiret dilemek ile ilgili bölümde gelecektir.

Lâ ilahe illallah sözü hakkındaki Ebû Bekir hadisi İman kitabında geçmiştir.

Lâ ilahe illallah sözünün faziletine dair Câbir hadisi Edeb kitabının Kibrin Yerilmesi bölümündedir.

2399. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey falan kimse' Şöyle şöyle yaptın mı?" diye sordu. O da: "Hayır. Kendisinden başka tanrı bulunmayana yemin ederim ki, yapmadım" dedi. Ama Allah Resulü (saBallahu aleyhi veseüem) biliyordu ki o onu yapmıştı ve ona defaatle aynı şeyi sordu. Her defasında adam: "Hayır. Kendisinden başka tanrı bulunmayana yemin ederim ki, yapmadım" diye cevap verdi. Ama Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) biliyordu ki o onu yapmıştı. Sonunda Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): Lâ ilahe İllallah (Kendisinden başka tanrı yoktur) tasdikinle günahların bağışlandı" buyurdu. (Müsedded, Abd b, Humeyd ve Ebû Ya'lâ) [252]

3400. İbn Ebî Evfâ'nın bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim. on bir kere Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerike leh ehaden sameden lem yelid velem yüled velem yekûn lehli küfüven ehad (O Allah'tan başka tanrı yoktur. O'nun hiçbir ortağı yoktur. O, birdir, hiç bir şeye muhtaç değildir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O'nun dengi değildir) derse, Allah onun için iki milyon hasene/iyillk sevabı yazar. " (Ahmed b. Menî, Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ) [253]

belirtmiştir.



Namazın Hemen Akabinde Zikretmek


3401. el-Ca'd Ebû Osman bildiriyor: Enes b. Mâlik, Rifâ'a mescidinde tam şurada namaz kıldı. Sonra ashabından birine ezan okumasını söyledi ve onlara sabah namazını kıldırdı. Namazını bitirince cemaate dönerek şöyle dedi: Resûlullah {saüallahu aleyhi vesellem) ashabına namaz kıldırdıktan sonra cemaate dönerek şöyle dua ederdi: "Allahım! Beni rezil edecek amelden sana sığınırım. Allahım! Beni azdıracak zenginlikten sana sığınırım. Allahım! Beni üzecek arkadaştan sana sığınırım. Allahım! Beni oyalayacak emelden sana sığınırım. Allahım! Bana seni unutturacak fakirlikten sana sığınırım." (Ebû Ya'lâ) [254]

3402. Âişe anlatmaktadır: Resûlullah (sallalbhu aleyhi vesellem) sabah namazından önceki iki rekattan sonra: "Allahım! Ey Cebrail'in RabbU..." diye dua ederdi.[255] (Ebû Ya'lâ)

3403. İbn Ömer demiştir ki: Müslümanların fakirleri, zenginlerinin kendilerine üstün kılındıkları yönlerden yakındılar ve dediler ki: "Yâ Resûlallah! Bu kardeşlerimiz bizim iman ettiğimiz gibi iman ettiler, bizim namazımız gibi namaz kıldılar, orucumuz gibi oruç tuttular; fakat onlarda bizde olmayan hayır yaptıkları/ tasaddukta bulundukları malları vardır; (bu sayede) akrabaları da gözetirler. Bizler ise yoksullarız. Bunları (sevapları) nasıl bulabiliriz?" Şöyle buyurdu: "Yaptığınız taktirde onların bu faziletlerine ulaşabileceğiniz bir şeyi size haber vereyim mi? Her namazın akabinde kere Allahü ekber; 11 kere el-Hamdü lillah; II kere SübhânaUah; I! kere Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh deyiniz. Böyle yaparsanız onların faziletlerine erişirsiniz." Bunlar zenginlerin de kulağına gitti. Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) söylenilmesini emrettiği gibi söylediler. Bunun üzerine fakirler O na gelerek: "Yâ Resûlallah! Kardeşlerimiz bizim söylediğimiz gibi söylediler?" Şöyle buyurdu: "Bu, Yüce Allah'ın dilediğine bahşettiği bir fazlü keremidir. Ey fakirler topluluğu! Sizlere şunu müjdeleyeyim ki, Muhacirlerin fakirleri, onların zenginlerinden 500 yıl (yarım gün) önce cennete gireceklerdir. [256] (Abd b. Humeyd ve Bezzâr) Bezzâr'm rivayetinde şu ilave vardır: "Ravilerinden Musa şu âyeti okudu: "Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. [257]

3404. Câbir b. Abdullah'ın bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Üç şey vardır ki onları kim imanlı olarak beraberinde getirirse, cennetin dilediği kapısından cennete girer ve o kimse hurilerden dilediği ile evlendirilir: Bunlar katilini affeden, gizli borcunu ödeyen ve bir de, her farz namazının ardından on kere "Kul huvellahu ehad'VÎhlas sûresini okuyan kimselerdir." Ebû Bekir: "Ya da bunlardan birini yaparsa (olur mu) ey Allah'ın Resulü!" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Ya da bunlardan birini yaparsa" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [258]


Uykusuzluk Çeken Kimsenin Okuyacağı Dua


3405. Muhammed b. Yahya b. Hibbân'm bildirdiğine göre Hâlid b. el-Velîd uyku uyuyamazdı. Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) bu halinden yakındı. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) de ona: "Uyurken Allah'ın eksiksiz sözleriyle O'nun gazabından, azabından, kullarının şerrinden, şeytanların vesveselerinden ve musallat olmalarından Allah'a sığınmasını" söyledi. (Müsedded) [259]

3406. Zeyd b. Sabit bildiriyor: Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) çektiğim uykusuzluktan yakındım. Buyurdu ki: "De ki: Allahım! Yıldızlar battı. Gözler uykuya daldı. Sen Hayy'sın (dirisin), Kayyûm'sun (her şeyin idaresi sendedir). Sana ne uyku gelir, ne de uyuklama. Ey Hay ve KayyCım! Gecemi sakinleştir. Gözlerime uyku ver." Ben de bunları söyledim ve ondan sonra Allah çektiğim uykusuzluğu benden giderdi. (Ebû Ya'lâ)

Senedinde metruk bir ravi vardır. [260]



Sabah ve Akşam Zikirleri


3407. Abdullah b. Ebî Evfâ bildiriyor: Sabaha erdiğimizde Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi veseîlem) şöyle dua ettiğini gördüm: "Sabaha çıktık, t ülk Allah'a ait oldu. Büyüklük azamet, yaratmak, gece ile gündüz ve onlarda bulunanlar hep Allah'a aittir. O tektir, O'nun hiçbir ortağı yoktur. Allahım! Bu gündüzün başında kurtuluşu, ortasında hayırı, sonunda da başarıyı nasip eyle." (Abd b. Humeyd} [261]

3408. Hasan (el-Basrî) demiştir ki: Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından bir zâtla birlikte oturuyorduk. Biri gelerek ona: "Yetiş! Evin yandı" dedi. O: "Evim yanmadı" diye karşılık verdi. Adam gitti. Sonra gelerek yine: "Yetiş! Evin yandı" dedi. O yine: "Hayır. Benim evim yanmadı" diye cevap verdi. Bunun üzerine ona: "Sana evin yandı deniyor. Sen ise Allah'ın adıyla yemin ederek yanmadı diyorsun! (niçin?)" denildi. O da şöyle cevap verdi: Ben, Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Kİm sabaha erdiğinde şu duayı okursa diye seslenmesin" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ). [275]


Gizli Zikrin Fazileti


3421. Âişe bildiriyor: Resûlullah (sallaüahu aleyhi veselktn) hafaza meleklerinin bile duyamadığı gizli zikri yetmiş kat daha üstün tutar ve şöyle derdi: "Kıyamet günü olduğunda Allah hesap için yarattıklarım toplayıp, hafaza melekleri hıfzettiklerini veya yazdıklarını getirdikleri zaman Allah onlara: Bakın bakalım kulun başka bir şeyi kaldı mt? buyurur. Melekler: Ey Rabbimizf Biz, bildiklerimiz ve bellediklerimizden hiçbir şeyi geride bırakmadık. Hepsini saydık ve kaydettik derler. Bunun üzerine Yüce Allah kula: Benim nezdimde senin bilmediğin gizli bir amelin daha vardır ki, onu sana ben bildireceğim. O, gizli zikirdir buyurur. " (Ebû Yala) [276]


Zikrin Fazileti


3422. Ebu'd-Derdâ'mn bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Sizden hiç kimse Allah için bin iyilik yapmayı veya bin tespih çekmeyi bırakmasın. İnşallah o günde bu kadar günah işlemeyecektir. Bunun dışında yaptığı amelleri ise kân olacaktır. " (Ebû Ya'lâ) [277]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Tayâlisî zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Zira Hasan b. Ebî Ca'fer zayıftır. Ama el-Hâkim'in rivayet edip sahth gördüğü bir şahidi vardır. (III, 100)

[2] Bûsîrî hadisi ayrıca el-Hâkim'e de nispet etmiş ve şu açıklamayı yapmıştır: "Hepsi de zayıf biri olan Abdurrahman el-Efrikî tarikiyle nakletmişlerdir. Ama hadisin, Ebû Cuhayfe ve İbn Mes'ûd'dan gelen bir şahidi vardır. el-Hâkim, el-Efrîkî'nin hadisini sahîh kabul etmiştir." Heysemî ise demiştir ki: "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir." (Mccmn II, 320)

[3] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup Neha'lı zâtı zikredeni görmedim." Bu zâtın isminin "Câbir" olduğunu söylemiştir. {Mecma II, 40). Bûsîrî de demiştir ki: "Senedinde ismi zikredilmeyen biri vardır." Münzirî'den, "Câbir" başlığında onun halini bilmediği nakledilmiştir." Bununla beraber sahîh bir şahidi bulunduğunu belirtmiştir. (III, 92)

[4] Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd, s. 135.

[5] İbrahim sur. 14/7.

[6] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu al-Hâris zayıf biri olan Halîl b. Zekeriyâ'dan nakletmiştir."

[7] Bûsîrî'nin dediğine göre senedinde yer alan Amr b. Hâlid zayıf biridir.

[8] Hadisi İbnü'I-Mübarek ez-Zühd'e Ebû Zer ve Ebu'd-Dordâ'dan nakletmiştir, {s. Ebû Nuaym da e!-Hih/e'de başka bir yolia tahrîc etmiştir..

[9] Bûsîrî demiştir kî: "Bunu İbn Ebî Ömer ve İbn Menî' zayıf bir senetle rivayet etmiştir." (III, 92) Ben derim ki: İbn Menî'nin metni bundan sonra gelecektir. Ayrıca bkz. H, 1,138; Kenzü'l-ummâl, VIII, 163,165

[10] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Ömer zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Zira İbn Lehî'a zayıftır." (III, 92). Ayrıca bkz. Keraü'l-ummâl, VIII, 207.

[11] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Menî', Alâ b. Ebî Muhammed es-Sekafi'nin zayıflığı nedeniyle zayıf bir senetle, İbn Ebî Ömer ismi zikredilmeyen bir ravinin geçtiği bir senetle, Ebû Ya'lâ da Ali b. Zeyd b. Cud'ân'ın yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir." (III," 93) Ben derim ki: Müellif, devamında bu iki hadisi muhtasar olarak zikretmiştir. Ebû Ya'lâ'mn hadisini zikreden Heysemî (Mecma I, 272): "Senedinde yer alan Muhammed b. Hüseyin b. Ebî Yezîd zayıf biridir" açıklamasını yapmıştır. Bkz. 2955 nolu hadis.

[12] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Abd b. Humeyd ve el-Hâris rivayet etmiş olup ikisinin de senedinin ekseninde zayıf biri olan Hişam b. Ziyâd Ebu'l-Mikdâm vardır. Ayrıca hadisi Ebû Dâvud ve Ahmed b. Hanbel muhtasar olarak naklütmişlerdir." (III, 93) Müsnede'de şu ilave yer almıştır: "Ben derim ki:'Hadisin baş kısmından bir bölümü Sîmen'lerde geçmiştir."

[13] Bûsîrî'nin belirttiğine göre senedinde bulunan Kevser b. Hakîm zayıf biridir. (III, 101)

[14] Hadisin senedinde Talha b. Amr geçmiştir. Hadis daha evvel el-Hâris kaynak gösterilerek 2555 rakamıyla geçmişti.

[15] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir. (III, 102)

[16] Senedinde Ömer b. Şebîb vardır ki zayıftır. (III, 93)

[17] Hoysemî'nin belirttiğine göre senedinde geçen Saîd b. Muhammed el-Verrâk metruktür. (Meana X, 289)

[18] Bûsîrî, senedinde ismi zikredilmeyen bir ravinin bulunduğunu söylemiştir. (III, 98).

[19] Abdurrahman b. Yezîd b. Eslem'in zayıflığı sebebiyle Bûsîrî hadisin senedini zayıf göl-müştür. (I, 29)

[20] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir. (III, 92)

[21] Heysemî, ravilerinin güvenilir kabul edildiğini söylemiştir. (Mecmn X, 256) Bûsîrî ise değerlendirme yapmamıştır.

[22] Bûsîrî, hadis hakkında değerlendirme yapmamış ve demiştir ki: "Bunu Beyhakî merfû ve mevkuf olarak nakletmiştir." (III, 87) Ben derim ki: Hadisi Dûlâbî de el-Kûnâ'da zikretmiştir. (II, 44)

[23] Busirî, Bişr b. Numeyr'in zayıflığı sebebiyle hadisin senedini zayıf saymıştır. (III, 86) Heysemî ise Taberânî'yi kaynak göstererek hadisin yalnız baş kısmını zikretmiş, yorum yapmamıştır. (Mecma X, 297)

[24] Bûsîrî senedinde yer alan Süfyân b. Vekî'nin zayıf olduğunu söylemiştir (III, 103). Ben derim ki: Hadisi Ahmed b. HanbcL Şurayh'tan, o da sahabeden bir zâttan merfû olarak nakletmiş olup Heysemî ravilerinin, Şurayh b. el-Hâris hariç, Sahîh'm ravileri olduğunu, Şurayh'm da güvenilir olduğunu belirtmiştir. (Mecma X, 196).

[25] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Bekir sahîh bir senetle rivayet etmiştir." (III, 102) Ben derim ki: Ebû Ya'lâ da benzerini Hakem b. Mînâ'dan mürsel olarak nakletmiş olup Ebu'l-Huveyris dışındaki ravileri Sahîh'm ravileridir. İbnü'l-Huveyris'i ise İbn Hibbân güvenilir kabul ederken diğer bir çok bilgin zayıf görmüştür. Bkz. Heysemî, Mecma X, 227.

[26] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Tayâlisî ve Bezzâr rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir." (III, 89). Heysemî de demiştir ki: "Bunu Bezzâr ve Taberânî rivayet etmişlerdir. Ravileri, İmrân el-Kattân hariç, Sahîh'in ravileridir. İmrân ise güvenilir kabul edilmekle birlikte hakkında ihtilaf vardır." (Mecma X, 252)

[27] Bûsîrî: "Ebû Ya'lâ bunu mevkuf olarak rivayet etmiştir" açıklamasını yapmıştır.

[28] Hadisin el-İthâf da yer alan metni şöyledir: Abdullah b. Ömer demiştir ki: Ben Resûlullah'ı (sallallalıu aleylıi vescllem) bir adama nasihat ederek şöyle buyururken işittim: el-Hâris'in ifadesi ise şöyledir: : Muhârib bir adama nasihat ederek ona şöyle der: "O günden sakın!" (I, 412) Beyhakî, Muhammed b. el-Furât'm zayıf biri olduğunu söylemiştir. (X, 222). Heysemî, Zevâid'de Ebû Ya'lâ'mn metnini zikretmemiştir. (Mecma IV, 200). Bûsîrî ise hadisi el-Hakim'in sahih gördüğünü belirtmiştir. (II, 131)

[29] Hadisi, Bezzâr ve Ebû Ya'lâ rivayet etmişlerdir. Senedlerinin merkezinde el-Efrîkî vardır ki zayıftır. Bkz. Bûsîrî, III, 126.

[30] Bûsîrî yorum yapmazken (III, 103), Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup senedinde yer alan Nufey Ebû Dâvud metruktür." {Meana X, 312)

[31] MüsiîerfLj'de şu açıklama yer almıştır: "Bunu Nesâî es-Sünenü'l-kübrâ'da Süveyd b. Nasr'dan, o da İbnü'l-Mübarek'ten, o da İsmail'den rivayet etmiştir. Eğer Mus'ab hadisi Hafsa'dan işitmişse, hadis sahihtir. Değilse senedi sahih olup mürseldİr." Ben derim ki: Bunu pek çok kaynak zikretmiştir. Bkz. Kenzü'l-ummâl (VI, 329). Bûsîrî, Müsnede'deki metni zikrettiği halde gönderme yapmamıştır. İlave olarak hadisi İbn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd'in rivayet ettiğini belirtmiştir. (III, 104)

[32] Heyscmî demiştir ki: "Tirmizî hadisin bir kısmını rivayet etmiştir. Aynı hadisi Ebû Ya'lâ da tahrîc etmiştir. Ancak senedinde ismi zikredilmeyen bir ravi vardır. Kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir." (Mecma X, 314) Bûsîrî ise demiştir ki: "Ahmed b. HanbeL Mücâhîd yoluyla Hz. Ali'den hurma kıssasının bir kısmını rivayet etmiştir. Tirmizî de muhtasar olarak tahrîc etmiş, ancak kıssayı Hz. Ali'den nakleden ravinin ismini zikretmemiş ve "Bu hnsen garîb bir hadis olup Zikir bölümünde gelecek olan Hz. Ali hadisi onun şahididir" açıklamasını yapmıştır." (III, 104).

[33] Ankebût sur. 29/60.

[34] Bûsîri demiştir ki: "Bunu Ebu'ş-Şeyh rivayet etmiştir. İkisi de ismi zikredilmeyen bir ravinin bulunduğu bir senetle nakletmiştir." (III, 104)

[35] Bkz. 4001 nolu hadis.

[36] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiş olup metin ona aittir. Ayrıca Ahmed b. Hanbel muhtasar olarak, Bezzâr ise tamamını rivayet etmişlerdir. Yine Taberânî ve Sahîh'inde uzun uzadıya Ibn Hibbân tahrîc etmiştir." (III, 105). Hcysemî de şu açıklamayı yapmıştır: "Hepsinin senedinde zayıf biri olan Abdullah b. İsâ Ebu'l-Halef yer almıştır." (Mecma X, 3T7).

[37] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiş olup metin ona aittir. Aynı hadisi Mâlik ise "belağanİ" siygasıyla nakletmiştir. Müslim ve Tirmizî ise Ebû Hureyre hadisini muhtasar olarak nakletmişlerdir." (III, 106). Heysemî ise şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu Taberânî ve ondan daha detaylı oiarak Ebû Ya'iâ rivayet etmişlerdir. Senedinde Yahya b. Mevhib vardır ki, çoğunluk onu zayıf görmüştür. Bununla beraber güvenilir da kabul edilmiştir. Geri kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir." (Mecma X, 319)

[38] Hadisi Taberânî rivayet etmiş olup ravileri Sahîh'kı ravileridir. Bkz. Heysemî (Mecma X, 324).

[39] Hadisi ayrıca Taberânî de rivayet etmiş olup ravileri, İbn Ebî Râfi'nin azatlısı Fâid dışında, Sahîh'in ravileridir. Fâid de güvenilir ravidir. Bkz.Heysemî, Mecma X, 325.

[40] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk ve el-Hâris rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir." (III, 100) Ben derim ki: Hadisi el-Hâris I, 209'da nakletmiştir. Ama Hafız Ibn Hacer onu kaynak göstermemiştir. Müsnede'de denilmiştir ki: "Bu hasen bir hadis olup Heysem b. Küleyb eş-Şâşî Müsned'inde rivayet etmiştir. (Senedini zikrettikten sonra şöyle demiştir): Züheyr b. Hibbân dışındaki ravileri Müslim'in ravilerindendir. Züheyr de mecruh değildir {tenkit edilmemiştir)."

[41] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr rivayet etmiş olup hepsi de ismi zikredilmeyen birinin yer aldığı bir senetle nakletmişlerdir." (III, 98) Heysemî ise Şöyle demiştir: "Bunu Ebû Ya'la ve Bezzâr, ismi zikredilmeyen bir ravinin geçtiği bir senetle rivayet etmişlerdir. Kalan ravileri ise Sahîh'in ravileridir." (X, 246)

[42] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebir'de rivayet etmiş olup senedinde yer alan Mübarek b. Fadâle güvenilir olmakla birlikte hakkında tenkit de vardır. Kalan ravileri ise Sahîh'in ravileridir. Taberânî aynı hadisi ayrıca el-Mucemü'l-Evsaf ta da hasen bir senetle rivayet etmiştir." (III, 126) Heysemî (Mecma X, 241'de) ise hadisi Bezzâr, Ebû Ya'lâ ve Taberânî'nin rivayet ettiklerini ve senedinin hasen olduğunu söylemiştir.

[43] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Tayâlisî ve el-Hâris rivayet etmişlerdir. Metin el-Hâris'e ait olup senedi zayıftır. Zira tabiinden olan ravi tanınmamaktadır." (III, 103) Ben derim ki: Taberânî benzer senetle başka bir hadis nakletmiş olup Heysemî senedinde ismi zikredilmeyen bir ravi bulunduğunu, kalan ravilerinin ise güvenilir kabul edildiklerini belirtmiştir. {Mecma X, 324)

[44] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshak, Taberânî ve Ebu'ş-Şeyh rivayet etmiş oİup, Yezîd b. Ziyâd dışındaki ravileri güvenilir kimselerdir." (III, 99) Ben derim ki: Bunu Ebû Nuaym Hîlye'de, Taberânî, Hasan b. Süfyan ve başkalarından rivayet etmiştir. (I, 246)

[45] Bûsîrî yorum yapmazken (III, 106), Heysemî: "Senedinde geçen Süleyman eş-Şâzekûnî metruk biridir" demiştir. (Mecma X, 286)

[46] Bu nıürsel bir hadistir. Bununla beraber Taberânî ve Ebû Ya'lâ, Enes'ten mevsût olarak rivayet etmişlerdir. Bkz. Zevâid. Taborânî'nin ravileri Sahth'in ravileridir. (X, 237)

[47] Saîd b. Zeyd hadisini ne el-Hâris'in Müsned'inde, ne de el-îthâf da bulabildim.

[48] Bûsîrî demiştir ki: "Müsedded bunu mevkuf oİarak rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. Bezzâr'm ceyyid'biı senetle İbn Mcs'ûd'dan merfû olarak rivayet ettiği hadis şahididir." (III, 106)

[49] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir. (II, 8)

[50] Bûsîrî, ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[51] Bûsîrî hadisin mevkuf olduğunu, ancak ravüerinin güvenilir olduklarını söylemiştir. (III, 89)

[52] Bûsîrî aynı anlamda İbn Mes'ûd hadisini zikretmiş olup şöyle demiştir: Bunu İbn Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ ceyyid bir senetle, Tirmizî de hasen hükmüyle rivayet etmiştir, îman bahsinde geçen Cabir hadisi şahididir. İman bahsinde ise şöyle demiştir: Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiş olup İbn Mes'ûd hadisi şahididir. (1,17)

[53] Bûsîrî demiştir ki: "İki tarikin merkezinde de zayıf biri olan Yezîd b. Ebî Ziyâd bulunmaktadır." (III, 101)

[54] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Menî' ve SnMJî'inde İbn Hibbân rivayet etmiştir." (III, 97}

[55] Hadisi Ebû Nuaym Hilye'de İbn Ebî Şeybe'den rivayet etmiştir. (1, 360). Heysemî demiştir: "Hadisi Ebû Ya'lâ ve Taberânî rivayet etmişlerdir. Biri hariç, ravileri Sahîh'in havileridir. O biri de güvenilir ravidir."

[56] Bkz. 2727 nolu hadis.

[57] Heysemî şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu Taberânî ve benzerini Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Ravüeri Sahih'in ravileridir. Ca'fer b. Abdullah b. el-Hakem bir grup sahabeden hadis işitmiştir. Ama Hâlid'den işitip işitmediğini bilmiyorum. (Mecmn IX, 349) Bûsîrî ise menâkıbde: "Bunu Ebû Ya'iâ sahih bir senetle rivayet etmiştir" yorumunu yapmıştır.

[58] Bûsîrî demiştir ki: "Bu, mürsel bir hadis olup ravileri güvenilir kimselerdir. Ama Abdullah b. Amr b. el-As'dan gelen ve İman bölümünde geçen merfû hadis şahididir." (III, 102) Ben derim ki: Müellif burada, Ebû Ya'lâ tarafından nakledilen Bûsîrî'nin zikrettiği mânâca örtüşen Ebû Hureyre hadisini zikretmemiştir. Buradaki hadisi ise el-Hâris de Müsned'in rivayet etmiştir. Bkz. II, 174.

[59] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ, Bezzâr ve Beybakî rivayet etmiş olup senetlerinin ekseninde İbrahim b. Huseym b. Irak vardır. O da zayıftır." (III, 84)

[60] Müsneâ, \, 185.

[61] Büsîrî'nin belirttiğine göre İshâk bunu zayi/bir senetle rivayet etmiştir. (111, 84)

[62] Bûsîrî: "Bunu Müsedded sahih bir senetle mevkuf olarak rivayet etmiştir' açıklamasını yapmıştır. (III, 94)

[63] Daha evvel defalarca belirtildiği gibi hadisin tamamı iftiralardan oluşmaktadır. Ancak başka yollarla sahih ya da hasen bir senetle sabit olan kısımları makbuldür.

[64] Bûsîrî hadisin tamamını zikrederek onu İbn Ebî Ömer ve İbn Ebî Şeybe'ye nispet etmiş ve senedini zayıf görmüştür. Bununla beraber İbn Mâce'nin sahih bir senetle muhtasar olarak rivayet ettiğini belirtmiştir. (III, 99)

[65] Bûsîrî, Yezîd er-Rakkâşî ve başkalarının zayıflığı dolayısıyla senedini zayıf görmüştür. (III, 84)

[66] Heysemî demiştir ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ ve Taberânî, zayıflığı konusunda fikir birliği edilen Amr b. Husayn'ın yer aldığı bir senetle rivayet etmişlerdir." (Mecma X, 242). Yine 1,102'de senedinde yer alan Ali b. Ebî Sârre zayıf biri olduğu değerlendirmesi yapmıştır.

[67] Vâkı'a sur. 56/88-89.

[68] Vâkı'a sur. 56/92-93.

[69] Fetih sur. 48/29.

[70] Müsnede'de "Bu senet sahih olup hadis mevkuftur" ifadesi geçmiştir. Bûsîrî de İshak'm sahih bir senetle mevkuf olarak rivayet ettiğini söylemiştir. (I, 30)

[71] Kehf sur. 18/110.

[72] Nisa sur. 4/142.

[73] Bûsîrî demiştir ki: Bunu Ebû Ya'lâ zm/i/bir senetle tahrîc etmiştir. Çünkü Yezîd er-Rekkâşî zayıftır. Fakat aynı hadisi İbn Mâce ve Sn/«/î'inde İbn Hibbân, Ebû Hureyre'den ve Tayâlisî Şeddâd'dan rivayet etmiştir. Namaz bahsinin başında gelecektir. (I, 31) Heysemî ise hadisi Ebû Ya'lâ'nm rivayet ettiğini ve senedinde müdeüis ravilerin bulunduğunu söylemiştir. (Mecnın X, 222)

[74] el-Hârİs'in metni şöyledir: "Bİz Resûlullah'ın (saüallaİıu aleyhi vesellem) ashabı bunu münafıklık sayardık. Bilmiyorum si? ne sayarsınız?" (1,167). Müsnede'de ise şu ifade yer almıştır: "Bunu Buharı, Muhammed b. Zeyd b. Abdullah b. Ömer yoluyla dedesinden muhtasar olarak nakletmiştir." Sonra gördüm ki, Bûsîrî de el-Hâris'in metnini zikretmiş ve onu sahih bir senetle rivayet ettiğini belirtmiştir. (III, 102)

[75] Bu 1060 nolu hadisin bir kısmıdır.

[76] Bûsîrî, ravilerinin gütvenilir olduğunu söylemiştir.

[77] İsnadında İbn Lehîa vardır. el-Hâkim ve Beyhakî, Câbir hadisinden tahrîc ettiler;ancak orada kıssa içinde el-Abbâs geçmektedir. Bûsîrî yaklaşık aynı şeyleri ifade etmiştir. (111,89)

[78] Bûsîrî herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (111,105). Heysemî ise der ki: "Ravilerinden Talhatu'l-Basrî'yi tanımıyorum." (X,312)

[79] Bkz. 2411 nolu hadis.

[80] Bûsîrî bir değerlendirmede bulunmamış ve şöyle demiştir: "Sahîh-i Buhâri'de Enes hadisinden şahidi vardır." (111,100) Derim ki: Taberânî, Sevbân'dan tahrîc etmiştir. (Mecma X,\64)

[81] Bûsîrî der ki: "Ebû Ya'lâ sahih brr senedle tahrîc etmiştir." (111,87) Heysemî der ki: f,Hasen isnâdla Taberânî rivayet etmiştir." (X, 99)

[82] Bûsîrîder ki: "Yahya b. Abdülhamîd çoğunluğa göre zayıftır." (III, 87) Heysemî der ki: "Taberânî tahrîc etmiştir; Yahya'yı İmam Ahmed onu hadis uydurmakla suçlamıştır." (X, 99)

[83] Bûsîrîder ki: "Lafız Ebû Ya'lâ'ya aittir. Aynca Taberânî ve sahîh hükmüyle el-Hâkim de yine zayıf bir ravi olan Ezher b. Sinan kanalıyla tahrîc ettiler." (III, 87)

[84] Daha önce 2674'te geçmiştir. Haris'in rivayeti daha önce 2551'de geçmiştir.

[85] Bûsîrî der ki: "Ravüeri güvenilir kimselerdir." (11,153)

[86] Bûsîrî bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[87] Heysemî der ki: "Bunu Ebû Ya'lâ ve Taberânî, tahrîc ettiler; ravilerinden Osman b. Abdurrahman metruktür." (X, 298)

[88] Taberânî iki ayrı kanalla tahrîc etti; bunlardan birinin ravi zinciri Sahîh ravilerinden oluşmaktadır. (Mecma X, 299). Bûsîrî bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[89] Bkz. 3453 nolu hadis. Orada buradaki hadisden bir bölüm yer almıştır. İlim kitabında daha uzun bir metinle 3023 nolu hadiste gelecektir.

[90] Bûsîrî der ki: "Bunun aslı Sahîhayn'&dMu°ÎK hadisinden gelmiştir." (II, 153)

[91] Bûsîrî bir değerlendirmede bulunmamıştır. (III, 133) Bu konu ile ilgili Buhârî ile Müslim'in rivayet ettiği Ebû Hureyre hadisi İle Tirmizî'nin tahrîc ettiği (III, 360) bir başka hadis mevcuttur.

[92] Heysemî der ki: "Ravileri Sahîh ravileridir." (X, 300)

[93] Bûsîrî'ye göre Abdülazîz b. Ebân zayıftır." (III, 102)

[94] Bûsîrîbir değerlendirmede bulunmamıştır. (III, 101)

[95] el-Hâkim, bu hadise sahîh hükmü vermiştir. Heysemî der ki: "Bezzâr ve Taberânî hasen isnâdla tahrîc ettiler." (X, 310)

[96] Heysemî der ki: "Taberânî ve Ebu Ya'lâ'nin rivayet ettikleri hadisin senedinde bir ravi olan Sellâm b. Müslim yer almıştır." (VIII, 26)

[97] Hadis 2561 rakamıyla geçmişti. Hafız İbn Hacer isâbe'de >(IIL 13) Amr b. Mâlik'İn biyografisinde hadisin tariklerini ele almış ve Abdürrahîm b. Mutarrif'in tarikini tercih Emiştir. Ayrıca hadisi Beğavî ve Taberânî ile Bezzâr'm tahrîc ettiğini söylemiştir.

[98] Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir. Bunun ayrıca Esma binti Yczîd'den bir şahidi vardır." (II, 8)

[99] Yani, Dâvud b. el-Muhabber ve Meysere b. Abdi Rabbih.

[100] Bûsîrî der ki: "Bunu Müseddcd rivayet etti ve ravileri güvenilir kimselerdir."

[101] Heysemî der ki: "Ravileri Sahîh ricalidir/' (X, 196) Bûsîrî der ki: "Senedi sahihtir." (III, 84)

[102] Heysemî der ki: "Taberânî iki senedle tahrîc etmiştir ki, birinin ravileri Sahîh ravileridir; Abdurab hariç; o da güvenilir bir kimsedir.1' (X, 212) Bûsîrî der ki: "Ebû Ya'lâ ve Taberânî birisi ceyyid olan iki senedle rivayet etliler." (III, 84)

[103] Heysemî der ki: "Taberânî ravileri Sahîh ravileri olan bir zincirle tahrîc etti. (X, 211) Bûsîrî der ki: "el-îfrîkî'nin zayıf olması nedeniyle zayıf bir isnâdlaEbû Ya'lâ rivayet etti. Taberânî ise sorunsuz bir isnâdla tahrîc etmiştir." (III, 85)

[104] Heysemî der ki: "Ahmed veya Ebû Ya'lâ ile Taberânî ccyyid bir ravi zinciri ile rivayet etti." (X, 198)

[105] Bûsîrî der ki: "EbÛ Bekir ile Ahmed b. Meni latifte etmiştir,'1 (III, 96)

[106] Taberânî bu lafızla îahrîc etti ve "istiğfar ve tövbe edirim" ibaresini ekledi. Heysemî der ki: "Ahmed'in iki İsnadından birinin ravileri Sahih ravileridir." (X, 209) İsnadını Bûsm sahîh addetmiştir. (III, 96)

[107] Heysemî der ki: "Osman b. Matar zayıf bir ravidir." (X, 207) Bûsîrî der ki: "İsnadı zayıfat." (III, 96)

[108] Bûsîrî isnadı hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Ebû Hureyre hadisinden şahidi olduğunu belirtmiştir. (III, 97)

[109] Bu meşhur uydurma hadisin bir kısmıdır.

[110] Heysemî der ki: "Taberânî M. el-Kebîr ile M. el-Evsat'tâ daha kısa bir metinle tahrîc etti. İsnâdlarından birisinin ricali güvenilir kimselerdir." (X, 201) Bûsîrî isnadı hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. (III, 103)

[111] Heysemî (Mecma X, 200) İle Bûsîrî (III, 95) ravilerinden Yusuf nedeniyle isnadı hakkında zayıf hükmü vermişlerdir.

[112] Bkz. 1776 nolu hadis.

[113] Sanırım buradaki Bereket, Ümmü Eymen'dir. Çünkü onun ismi Bereket'ti. Bununla beraber maksat, Ümmü Habîbe'nin hizmetçisi Habeşistanlı Bereket de olabilir.

[114] Bûsîrî der ki: "Abd b. Humeyd ve el-Hâkim taline ettiler; ancak isnadında kopukluk vardır." (II, 91) Hadisin bir parçası ileride 3306 tıoda gelecektir.

[115] Bûsîrî der ki: "Bunu İbn Ebî Şeybe ve onun kanalıyla Ebû Ya'lâ tahrîc ettiler; ravileri güvenilir kimselerdir." (III, 102)

[116] Bûsîrî, İsnadında yer alan Musa sebebiyle zayıf hükmü vermiştir. (I, 23)

[117] Bûsîrî'nin belirttiğine göre İbn Hibbân Sahîh 'inde Ebu Ya'lâ tarikiyle rivayet etmiştir. (III, 102)

[118] Bûsîrî isnadı hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[119] Bûsîrî, ravilerinden Muh. b. e. Zekeriyâ'nin durumunun bilinmemesi nedeniyle zayıf hükmü vermiştir,

[120] Bûsîrî'ye göre ravileri güvenilir kimselerdir.

[121] Bkz. 1906 nolu hadis. " .

[122] Ravilerinden birinin durumunun meçhul oluşu nedeniyle isnadı hakkında Bûsîrî zayıf hükmü vermiştir. (I, 28)

[123] Bûsîrî isnadı hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[124] Bkz. 1354 nolu hadis.

[125] Bûsirî, ravilerinin güvenilir kimseler olduğunu söylemiştir. (111,98)

[126] Bûsîrî, sahîh bir senedi olduğunu ve de Ebû Dâvud, el-Hâkim ve Beyhakî'nin tahrîc atikleri merfû bir şahidi bulunduğunu söylemiştir. (111/102)

[127] Bûsîrî der ki: "İbn Hibbân ve el-Hâkim, Mahmûd b. Lebîd kanalıyla Katâde b. en-Nu'mân'dan sahîh yolla tahrîc etti; Ebû Ya'lâ îse yine Mahmûd kanalıyla Ukbe b. Âmir'den rivayet etti." (111,93)

[128] Hac sur. 22/47.

[129] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulıınmamiştır. (111,1.00)

[130] Bûsîrî der ki: "Bunu Ebû Ya'lâ, Taberânî ve K. ez-Zühd'dc Beyhakî ile İbn Mâce Zeyd b. Sâbit'ten; Tirmizî ise Enes hadisinden tahrîc etmiştir." (111,98)

[131] Bûsîrî'ye göre Tirmizî hadisin tamamını Yezîd kanalıyla tahrîc etmiştir.

[132] Bûsîrî der ki: "Bunu İshâk, Müsedded, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Ebû Ya'lâ, Ahmed, Sahîh'lnde tbn Hibbân tahrîc etmişlerdir." (111,8)

[133] Bûsîrî der ki: "Bunu Ebû Ya'İâ ve Taberânî ceyyid bir ravi zinciri ile tahrîc etti; ayrıca İbn Ömer hadisinden bir şahidi vardır; diğer taraftan Tirmizî ve İbn Hibbân sahih bir isnâdla Ka'b b. Mâlik hadisinden rivayet etmişlerdir." (111,97)

[134] Mekhûl ile Ebû Hureyre'nin arasında kopukluk vardır. (111,97)

[135] Bûsîrî'ye göre isnadı Ömer b. Hamza sebebiyle zayıftır. (111,98)

[136] Bûsîrî der ki: "Bunu İbn Ebî Ömer el-Adenî ve Taberânî zayıf ve munkatı bir senedle tahrîc etmişlerdir." (111,99)

[137] Bûsîrî der ki: "Senedinde yer alan Muhammed b. Ebî Kays sebebiyle zayıftır."

[138] Başlangıcı daha ünce 1342 no.da geçmişti.

[139] Heysem! der ki: "Bunu Ahmed, Bezzâr tahrîc etmiş olup içinde durumu meçhul oîan Âsim b. Ömer adlı bir ravi vardır. (Mecma VII, 266)

[140] Bûsîrî'ye göre bunun bir şahidi vardır (111,112)

[141] Bûsîrî der ki: "Bunu İshâk hasen bir isnâdla tahrîc etmiştir."

[142] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (111,85)

[143] Bkz. 2883 nolu hadis.

[144] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[145] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (1,17)

[146] Bûsîrî der ki: "Ravilerinden Salih el-Murrî zayıftır. Bunun ayrıca İmam Ahmed'in tahrîc ettiği Ebû Hureyre hadisinden bir şahidi vardır." (1,17)

[147] Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir." (111,1.26)

[148] Müsnede'de şöyle geçer: "Bu hadisin metni içinde bu ibareler, tbn Mâce'nin Simetrinde Ahkâm bölümünde yer almıştır."

[149] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (111,85)

[150] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (111,126)

[151] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (111,85)

[152] Ankebut sur. 29/43.

[153] Bkz. ei-Hâris, Müsned (1,317)

[154] Bkz. el-Hâris, Müsned (1,328)

[155] Bkz. el-Hâris, Müsned (1,317)

[156] Bkz. el-Hâris, Müsned (1,328)

[157] Bkz. el-Hâris, Müsned (1,328)

[158] Bkz. el-Hâris, Mws«erf (1,328)

[159] Bkz. 2742 nolu hadis vd.

[160] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (11,102). Bir başka yerde (1,24) ise, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe'rün sahih bir senedle ve Nesâî'nin S. el-Kubrâ'da rivayet ettiğini belirtmiştir.

[161] Âl-i îmrân sur. 3/68.

[162] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (111,87) Heysemî der ki: "Kavileri Sahîh ricalidir; İbn Hibbân'm tevsîk edip, diğerlerinin zayıf gördüğü Ebu'l-Huveyris dışında." (Mecrna X, 227) Ayrıca 3127 nolu hadise bakınız.

[163] Hadisin lafzı Mücâhid'e aittir. Ayrıca ravilerinden Musa b. Ubeyde zayıftır.

[164] Bûsîrî der ki: Bunu Abd b. Humeyd, Bezzâr ve "sahîhu'l-isnâd" hükmüyle el-Hâkim tahrîc etmiştir. Aslı Sahîhayn'da Enes hadisinden mevcuttur. Ayrıca Buharı ve diğerlerinde Ebû Zer hadisinden de gelmiştir. (111,86)

[165] Bûsîrî der ki: "Bunu Ebû Ya'lâ ve Beyhaki, tek bir lafız ile zayıf bir senedle rivayet etmiştir. Ayrıca başka bir lafızla Bezzâr ile Ebu'ş-Şeyh de tahrîc ettiler. (111,86)

[166] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[167] Bûsîrî der ki: "Bunu İbn Ebî Ömer, Ebû Ya'İâ ve İbn Hibbân tahrîc ettiler. (111,85) Mânâsı ile daha-önce Büreyde hadisi ile (no. 3287) geçmiştir.

[168] Daha önce geçmiştir; bkz. Hadis no. 1834.

[169] Bûsîrî der ki: "Bunu İbn Ebî Şeybe rivayet etti; lafzı daha önce Diyetler bölümünün başında geçti. Burada Ebû Ya'lâ'nın lafzıyla geçmektedir. Görüldüğü gibi senedinde kimliği meçhul bir ravisi vardır." Daha önce 1835 numarada geçmiştir.

[170] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk, Sâhîh'in senediyle rivayet etmiştir. Bundan yalnız Ebû Kurre el-Esedî müstesnadır. Bu zât hakkmda da, onu ne tezkiye edeni, ne de eleştireni gördüm. Fakat İbn Huzeyme hadisine Sahîh'inde yer vermiş ve hakkmda "Adalet sahibi ya da mecruh (tenkide uğramış) olup olmadığını bilmiyorum" demiştir. (II, 72)

[171] Bûsîrî demiştir ki: "Btınu İshâk ve el-Hâris, ismi zikredilmeyen bir ravinin yer aldığı bir senetle rivayet etmişlerdir: Ayrıca Sahîh'inde İbn Hibbân ve başkaları da rivayet etmişlerdir." (II, 21) Ayrıca bkz. 3023 nolu hadis.

[172] Bûsîrî senedi üzerinde değerlendirme yapmayıp: "Bunu İshâk, Bezzâr, Taberânî ve Ameîül-Yevm ve'l-Leı/te'de Nesâî rivayet etmiştir" açıklamasını yapmıştır." (II, 22)

[173] Yani, beni anmayı sona bırakmayın. Çünkü binek üzerindeki kişi bardağını eğerin sonuna asar.

[174] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Abd b. Humeyd rivayet etmiş olup senedinin merkezinde Musa b. Ubeyde bulunmaktadır ki o da zayıftır." (II, 75)

[175] Bûsîrî değerlendirme yapmamıştır.

[176] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu el-Hâris, Bezzâr ve Ebu'ş-Şeyh rivayet etmişlerdir." Bûsîrî, bunlara ait metinleri zikrettikten sonra hadisi Taberânî'nin de rivayet ettiğini belirtmiştir. Münzirî de demiştir ki: "Bütün kaynaklar hadisi Nuaym b. Damdam'dan rivayet etmişlerdir ki, onun İmran b. Himyerî'den rivayeti tartışmalı olup bu yönüyle bilinmemektedir." Bûsîrî de demiştir ki: "Burada zikri geçen İmrân'ı, Ibn Hibbân Sahîh'inde zikretmiştir. Buhârî ise hadisine mütabaat yapılamayacağını söylemiştir." (II, 22)

[177] Bûsîrî, senedi hakkında değerlendirme yapmamıştır. (II, 22)

[178] Bûsîrî hadisi zikrettiği haide senedi hakkında değerlendirme yapmamış, kaynak olSrak Ebû Bekir ve Bczzâr'a işaret etmiştir. (II, 21)

[179] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Menî ve Ahmed b. Hanbel zayıf bir senetle rivayet etmişlerdir. Zira Ebû Dâvud el-A'ma zayıftır." (II, 22)

[180] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Ömer, Ebû Ya'lâ ve kasen bir senetle İbn Mâce'ııin rivayet etmiş olup, ayrıca el-Hâkim tarafından merfû olarak nakledilen İbn Mes'ûd hadisi bunun şahididir." (II, 22)

[181] el-İthâfûa metin şöyledir: "Allah'ı zikirden gaflette olmak, fecrin doğuşu ile Güneş'in doğuşuna kadar geçen süreden gafil olmak. Asıl gaflet kişinin iyice borç batağına saplanana kadar gaflette olmasıdır." Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Menî, Abd b. Humeyd ve hasen bir senetle Taberânî rivayet etmiştir." (II, 7)

[182] Bûsîrî, hadise kaynak olarak Ahmed b. Hanbel'i de zikretmiştir. Hepsinin senedinde yer alan Musa b. Ubeyde zayıf biridir. Bkz. Bûsîrî, II, 22.

[183] Bûsîrî hadis hakkında yorum yapmayıp, onu İbn Hibbân'm Sahîh'inde rivayet ettiğini belirtmekle yetinmiştir. (II, 22)

[184] Bûsîrî'nin belirttiğine göre hadisin senedi, Yezîd er-Rakkâşî'nin zayıf oluşu nedeniyle zayıftır.

[185] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiş olup senedinde yer alan Muhammed b. el-Hasan b. Ebî Yezîd el-Hemedânî zayıftır. Fakat el-Hâkim'in sahih hükmüyle rivayet ettiği Ebû Hureyre hadisi şahididir. (II, 14) Zevâid'de ise "Muhammed b. el-Hasan metruktür" değerlendirmesi yer almıştır. (1,147)

[186] Bûsîrî hadisi, Muhammed b. Ebî Humeyd el-Medînî'nin zayıflığı sebebiyle zayıf görmüştür. (II, 14) Zevâid'de de "Muhammed b. Ebî Humeyd zayıftır" hükmü yer atmıştır. (X, 147)

[187] Bûsîrî yorum yapmamıştır. (II, 14).

[188] Bûsîrî hadisin tamamını zikrettiği halde senedi hakkında değerlendirme yapmamış ve Selmân hadisi ile Abdullah b. Muğaffel hadisinin onun şahitleri olduğunu söylemiştir. (II, 15)

[189] Hadisi, el-İthâf'da Enes'den nakledilen merfü bir hadisin sonunda zikreden Bûsîrî demiştir ki: Bunu el-Hâris rivayet etmiş olup ifade ona aittir. Ayrıca Ebû Ya'lâ, Ahmed b. Hanbel ve Dua kitabında Taberânî rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. (II, 15)

[190] Hadisi Ebû Ya'lâ'ya nispet eden Bûsîrî demiştir ki: "Aynı hadisi Müslim, ibn Ömer'den, Ebû Dâvud da Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir. (II, 18). Müsnede'de ise hadisin aslının başka bir tarikten Müslim'de yer aldığı belirtilmiştir.

[191] Bûstrî hadisi Ebû Ya'lâ'nın rivayet ettiğini söylemiştir. (II, 21)

[192] Bûsîrî demiştir ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ zayıflık bulunan bir senetle rivayet etmiştir. Zira ravilerinden biri tanınmamaktadır." (II, 21)

[193] Bûsîrî senedinde yer alan el-Efrikî'nin zayıf olduğunu söylemiştir. (II, 20)

[194] Bûsîrî yorum yapmamıştır. (II, 20)

[195] Müsnede'de İfade bu şekildedir. d-İthâf'da ise ifade "Onu pek çok insandan esirgedin" şeklindedir. Bûsîrî hadisi İbn Ebî Şeybe'nin Sahîh'in senediyle, ayrıca Sahîh'inde İbn Hibbân'm rivayet ettiğini ve Buhârî ve başka kaynaklarda yer alan bir şahidi bulunduğunu belirtmiştir.

[196] Bûsîrî yorum yapmamıştır. (II, 21)

[197] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf"bir senetle rivayet etmiştir. Zira asıl ismi y' b. el-Hâris olan Ebû Dâvud el-A'ma zayıftır." (II, 17)

[198] Bûsîrî yorum yapmayıp Munakka' hadisinin bunun şahidi olduğunu söylemiştir.

[199] Bûsîrî hadisin yalnız merfü kısmını zikretmekle yetinmiş ve yorum yapmamıştır.

[200] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu îbn Menî mevkuf, Abd b. Humeyd ise sahih bir senetle merfû olarak nakletmiştir." (II, 24)

[201] Bûsîrî Müsedded'in metnini zikretmemiş, sadece İbn Ebî Şeybe'nin metnini zikretmiş ve yorum yapmamıştır.

[202] Hadisi bu ifadeyle nakleden Bûsîrî öncesini zikretmemiş, hasen hükmüyle Tirmizî tarafından nakledilen, ayrıca Sahîh'inde İbn Hibbân ve yine Bezzâr'm naklettiği Enes hadisinin bunun şahidi olduğunu belirtmiştir. (II, 17)

[203] Müsnede'de şu ifadeler yer almıştır: "Senedi hasen olup Sahîh'te yer alan Berâ hadisi ile daha başka hadisler bunun şahididir." Bûsîrî de demiştir ki: Bunu Ebû Ya'lâ hasen bir senetle rivayet etmiş olup Snhîhayn'da bir şahidi vardır. (Bûsîrî, hadise kaynak olarak îbn Ebî Şeybe'yi zikretmemiştir). (II, 14)

[204] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir. (II, 10)

[205] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Tayâlisî ismi zikredilmeyen bir ravinin yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir." (II, 10). Hadisin, Buharı ve başka kaynaklarda geçen bir şahidi vardır.

[206] Müslim'in Sahîh'î ve başka kaynaklarda yer alan Ebû Hureyre hadisinin bunun şahidi olduğunu söyleyen Bûsîrî, Ebû Ya'lâ'nm isnadı hakkında yorum yapmamıştır. (II, 10)

[207] e'de şöyle geçmiştir: "Müleykî zayıf biridir. Mekhûl de Muâz'dan hadis işitmemiştir. Hadisi Ahmed b. Hanbeî, İsmâîl b. Ayyaş an îbn Ebî Hüseyin an Şchr b, Havşeb yoluyla Muâz'dan başka bir ifadeyle nakletmiştir." Ben derim ki: Bûsîrî eserinde Ebû Ya'lâ'nın metnini zikretmiş, aynı hadisi Ahmed b. Hanbel ve İshâk'm da rivayet ettiklerini belirtmiş, ancak yorum yapmamıştır.

[208] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk sahih bir senetle rivayet etmiştir." (II, 14)

[209] Senedi hakkında yorum yapmayan Bûsîrî, daha evvel hadîsin şahitlerinin geçtiğini belirtmiştir. (11,17).

[210] Bûsîrî yorum yapmamıştır. (II, 19)

[211] Bkz. 1541 nolu hadis.

[212] Bûsîrî isnadı hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. (II, 10)

[213] Bûsîrî'nin belirttiğine göre hadisi Taberânî Dua kitabında nakletmiş olup Âişe ve Ummü Seleme hadisleri şahididir. (II, 20)

[214] Bûsîrî hadisi Ebû Ya'lâ, Bezzâr ve Taberânî'nin rivayet ettiğini belirtmiş, yorum yapmamıştır. (II, 14} Müsnede'de şöyle geçer: "İsnadı İshâk sebebiyle zayıftır. İbnü's-Sünnî, Amelü'l-yevm vel-leyle'dv İsmail b. Ayyaş an Muh. b. İshâk an Musa b, Verdân tarikiyle tahrîc etmiştir ki, sanıyorum İsmâîl burada isimleri karıştırmıştır. Doğrusu (Musa yerine) İshâk b. Ebî Ferve olmalıdır."

[215] Hûd sur. 11/41.

[216] En'âmsur. 91

[217] Müsnede'de şöyle geçmiştir: "Cübâre b. el-Muğallİs'e Yusuf b. Haccâc el-Kûfî, Yahya b. Alâ'dan nakliyle mütâbaat yapmıştır. Yahya ise zayıf biridir." Bûsîrî de demiştir ki:

Hadisi Ebû. Ya'lâ ve K. ed-Duâ'smda Taberânî rivayet etmiş olup senetlerinin merkezinde zayıf biri olan Yahya b. Alâ yer almıştır." (II, 20).

[218] Bûsîrî yorum yapmayıp şöyle demiştir; "Bunu Müslim ve başkaları Câbir'den, İbn Mâce de Ümmü Hakîm'den rivayet etmiştir." (II, 14).

[219] Bûsîrî isnadı hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[220] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf biri olan Amr b. Husayn'dan rivayet etmiştir." (II, 20).

[221] Bûsîrî, Ziyâd b. Abdullah en-Nümeyrî'nin zayıflığı sebebiyle hadisin senedini zayıf görmüştür. (II, 20).

[222] Bûsîrî hadis hakkında yorum yapmamıştır. (II, 18)

[223] Kur'ân'da genellikle Allah'ın rahmetini müjdeleyen faydalı rüzgârları ifade için kelimenin çoğul siygası "riyâh (rüzgârlar)" kullanılmıştır. Günahkâr kavimleri helak eden azap rüzgârı mânâsında ise kelimenin tekil sıygası "rıh" kullanılmıştır. (Örnek olarak bkz. Fussilet sur. 41/16; A'râf sur. 7/57) Yukarıdaki hadiste Allah Resûlü'nün (sallallahualeyhi vesellem) bu inceliği işaret ettiği anlaşılmaktadır. (Mütercim)

[224] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Zira Hüseyin b. Kays zayıftır." (II, 20). Heysemî ise demiştir ki: "Hüseyin metruktür. Bununla birlikte Husayn b. Nümeyr onu güvenilir kabul etmiştir. Geri kalan ravileri ise Sahîh'in ravileridir." (X, 136)

[225] Bûsîrî demiştir ki: "Senedinde yer alan Rişdîn b. Kiireyb zayıftır." (II, 20)

[226] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Abd b. Humeyd zayıf biri olan Muhammed b. el-Kâsim el-Esedî'den rivayet etmiştir." (II, 20)

[227] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[228] el-İthaf'ta şu ilave yer almıştır: "Yofon fvlHa/iJ ı/errfe fhsziir pe nazırdır). Onu tutacaktır." Bûsîrî senedinde yer alan Ma'rûf b. Hassan'm zayıf biri olduğunu söylemiştir. (II, 14)

[229] Bûsîrî şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu Müseddcd, İbn Ebi'd-Dünyâ ve hasen bir senetle Taberânî ve Beyhakî rivayet etmiş olup Enes hadisi şahididir. (II, 6)

[230] Saffât sur. 37/180-182.

[231] Bûsîrî hadisi, İbn Ebî Ömer'in mürsel olarak rivayet ettiğini ve ravüerinin güvenilir olduklarını açıklamıştır. (II, 6)

[232] Hadisi Ahmed b. Menî, Abd b. Humeyd, Ebû Ya'lâ, Bezzâr, İbn Ebi'd-Dünyâ, Taberânî, sahth hükmüyle el-Hâkim ve Beyhakî de rivayet etmiştir. Bkz. Bûsîrî, II, 8.

[233] Bûsîrî şu açıklamayı yapmıştır: "Hadisin senedi zm/r/tır. Zira Yezîd b. Ebân er-Rakkâşî ve ravîsi zayıftır." (II, 8). Bûsîrî ayrıca hadisin tamamının Namazın Faziletine Dair bölümde geçtiğini söylemiştir.

[234] Îbnü'l-Mübârek, ez-Zühd, s. 115, no. 339,

[235] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir. (II, 8)

[236] Nâs sur. 114/4.

[237] Bûsîrî demiştir ki. Bunu Ebû Ya'lâ, İbn Ebi'd-Dünyâ ve Beyhakî, zayıf biri olan Ziyâd b. Abdullah en-Nümeyrî tarikiyle rivayet etmişlerdir. (II, 7)

[238] Bûsîrî hadisi tam olarak zikretmiş ve hakkında açıklama yapmamıştır. (II, 6)

[239] Cümdân, Kudeyd ile Usfan arasında bulunan Eşlem evleridir. Bunun İbn Yenbu' ve dağı olduğu da söylenmiştir. [Vefâü'l-vefâ)

[240] Def, Usfan bölgesinde bir yerdir.

[241] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etmiştir." (II, 7)

[242] Ankebût sur. 29/45.

[243] Bûsîrî şu açıklamayı yapmıştır: "Hadisi İshâk mevkuf olarak, İbn Ebî Şeybe ise merfû olarak rivayet etmiştir. Abd b. Humeyd ise İbn Ebî Şeybe'den sahih bir senetle nakletmiştir.... Ayrıca Ahmed b. Hanbel de kopukluk bulunan bir senetle tahrîc etmiştir." (II, 6) Müsnede'de ise şu açıklama yer almıştır: "Ahmed b. Hanbel bu son kısmı içinde kopukluk olan başka bir senetle rivayet etmiştir. Ayrıca hadisin aslı Tirmizî ve kaynaklarda yer almıştır."

[244] Her iki hadisin senedinde de Yahya b. Ubeydullah b. Mevhib yer almıştır ki, onun sebebiyle Bûsîrî hadisin senetlerini zayıf görmüştür. (II, 6)

[245] Bûsîrî rivayeti Tayâlisî, İbn Menî ve Ebû Ya'lâ'ya nispet ederek hepsinin metinlerini zikretmiş, Ebû Ya'lâ'nın metnini "îsmâîloğullarmdan dört köle" ifadesiyle nakletmiş ve "Bütün bu tariklerin merkezinde ya meçhul bir ravi, ya da zayıf biri olan Yezîd b. Ebân er-Rakkâşî vardır" açıklamasını yapmıştır. (II, 6)

[246] Bûsîrî, hadisi Ebû Ya'lâ'nın (Kuşluk namazına dair bölümde) hasen bir senetle naklettiğini belirtmiştir.

[247] Fâtır sur. 35/34.

[248] Bûsîrî hadisi Ebû Ya'lâ, Taberânî ve Beyhakî'nin başka bir ifadeyle naklettiğini belirtmiş ve yorum yapmamıştır.

[249] Bûsîrî şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü Ömer b. Hamza zayıftır." Bu hadis ileride "Dünyayı Dine Tercih Eden Kimse"ye air bölümde gelecektir.

[250] el-îihâfda şu ilave geçmiştir: "Ben de gülüp tekbir getirdim ve ümmetim adına sevindim."

[251] Bûsîrî, hadisi Ebû Ya'lâ'nm zayıf biri olan Artır b. Husayn'dan naklettiğini

[252] Hafız İbn Hacer demiştir ki: "Bunu Bezzâr bu tarikten naklederek el-Hâris b. Ubeyd'in bu rivayetteki tek kalışına işaret etmiştir. Hammâd b. Seleme ona muhalefet etmiştir. Ahmed b. Hanbel'in onun tarikiyle tahrîc ettiği hadiste "Sâbit'in tbn Ömer'den nakli" ifadesini kullanmıştır. Hammâd da: "Sabit, İbn Ömer'den hadis işitmemiştir. Aralarında bir ravi olmalıdır" açıklamasını yapmıştır. Bûsîrî de demiştir ki: "Hadisi el-Hâkim, ondan da Beyhakî rivayet etmiş olup İbn Ömer ve başkalarından nakledilen bir Şahidi vardır ki İman bölümünde geçmişti." (III, 10)

[253] Bûsîrî demiştir ki: "Hadisi ayrıca Abd b. Humeyd ve Taberânî rivayet etmiş olup ^netlerinin merkezinde asıl ismi Fâid el-Attâr olan Ebu'l-Verkâ bulunmaktadır ki zayıftır." (III, 11)

[254] Bûsîrî, hadisi ayrıca Taberânî ve Bezzâr'm da tahrîc ettiklerini söylemiş ve yorum yapmamıştır. (Tl, 9)

[255] Bûsîrî demiştir ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ zayıf biri olan Süfyan b. Vekî'den rivayet etmiştir. Nesâî de "sabah namazı" kaydı olmaksızın rivayet etmiştir." (II, 9)

[256] Hadisin tamamı için bkz. el-İthâf {III, 9-10) Ayrıca bu hadis daha önce geçmiştir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Bezzâr ve İbn Mâce muhtasar olarak rivayet etmiş olup hepsi de -ı zayıf biri olan Musa b. Ubeyde er-Rabezî'den nakletmişierdir."

[257] Hac sur. 47

[258] Bûsîrî hadisin senedini zm/îf görmüştür. (III, 10).

[259] Bûsîrî, hadis hakkında yorum yapmamıştır. (OT, 18). Aynı hadisi Taberânî de Ebû Umâme'den nakletmiş olup Heyşemî senedinde metruk biri olan el-Hakem b. Abdullah el-Eylî'nin yer aldığını belirtmiştir. (X, 127) Ben derim ki: Müsedded'in senedinde bu zât yer almamıştır.

[260] Müsnede'de ifade şöyledir: "Ben derim ki: Amr b. el-Husayn metruktür. Ama İbn Ebî Âsım'in Dua kitabında ismini zikretmediği bir şahıstan Cerir an Hâlid an Enes tarikiyle naklettiği Enes hadisi bunun şahididir. İsmi zikredilmeyen ravi dışındaki ravileri ise sakıncasızdırlar. Müphem ravinin de Muhammed b. Humeyd er-Râzî olduğunu sanmaktayım. Eğer bu ise, o ihtilaflı biridir." Diğer yandan Bûsîrî şu açıklamayı Yapmıştır: Bunu Ebû Ya'lâ, Amr b. el-Husayn'dan rivayet etmiştir ki hem o, hem de bocası İbn Ulâse zayıftır." (III, 18) Heysemî de demiştir ki: "Bunu Taberânî, metruk biri °lan Amr b. el-Husayn'm yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir." (Mecnıa X, 128)

[261] Bûsîrî, Fâid el-Attâr'in zayıf oluşu sebebiyle hadisin senedini zayıf görürken (III, 8), Heysemî de: "Bunu Taberânî, metruk biri olan Fâid Ebu'l-Verkâ'nın yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir" açıklamasını yapmıştır. (Mecma X, 115)

[262] Müsnede'de şu açıklama yer almıştır: "Ben derim kî: Bunu Taberânî Dua kitabında başka bir tarikle rivayet etmiş ve sahabeden olan zâtm ismini Ebu'd-Derdâ olarak vermiştir. Ancak buradaki müphem kişinin bu isimle açıklanması doğru değildir. Zira Hasan, Ebu'd-Derdâ ile görüşmemiştir." Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu el-Hâris, ismini zikretmediği bir ravinin yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir. Ama Taberânî'nin Dua kitabında zayıf bir senetle rivayet ettiği Ebu'd-Derdâ hadisi bunun şahididir." (I, 8)

[263] Bûsîrî hadis hakkında yorum yapmamıştır. Ahmed b. Hanbel ve Taberânî, hadisi buradakinden daha uzun ve daha tam olarak zikretmişlerdir. Taberânî'nin senetlerinden Dirinde yer alan raviler güvenilir kabul edilmişlerdir. Diğer senetlerde ise zayıf biri olan Ebû Bekir b. Ebî Meryem yer almıştır. Bkz. Heysemî, Mecma X, 113.

[264] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded ismini zikretmediği bir ravinin yer aldığı bir senetle mevkuf olarak rivayet etmiştir." (1,18)

[265] Bûsîrî hadis hakkında yorum yapmazken Heysemî şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir." {Mecma X, 184)

[266] Hadisi İbn Ebî Şeybe, Musannef'İnde rivayet etmiştir. Bkz. el-Hısnü'l-Hasîn. Rivayet Hz. Ali'ye ait mevkuf bir hadistir.

[267] Hadis hakkında Bûsîri'nin yorumu için bkz. 3403 nolu hadis.

[268] Hac sur. 22/47.

[269] Heysemî demiştir ki: "Bunu Bezzâr zayıf biri olan Musa b. Ubeyde er-Rabezî'nin yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir/' (Mecmn X, 101)

[270] Müsnede'deki ifade şöyledir: "Bu mudal veya mürsel bir hadistir. el-Hakem (b. Abdullah el-Eylî) ise kesinlikle zayıftır."

[271] Fâtır sur. 35/10. Bûsîri: "Bunu Müsedded ve sahih hükmüyle el-Hâkim rivayet etmiştir" açıklamasını yaparken (III, 12) Heysemî: "Bunu Taberânî, cl-Mesûdî'nin yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir. Bu zât güvenilir olmakla birlikte bunamıştır. Geri kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir" değerlendirmesini yapmıştır. {Mecmu X, 90).

[272] Bûsîrî, hadisi Müsedded'in güvenilir ravilerden oluşan bir senetle mevkuf olarak rivayet ettiğini belirtmiştir. (III, 13)

[273] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[274] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Şeybe ve İbn Ebi'd-Dünyâ hasen bir senetle rivayet etmiştir." (III, 13)

[275] Bûsîrî: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Zira Musa b. Ubeyde zayıftır" değerlendirmesini yaparken (III, 13), Heysemî de "Yusuf (doğrusu Musa olacak) b. Ubeyde oldukça zayıf biridir" açıklamasını yapmıştır. (Mecma X, 94)

[276] Bûsîrî demiştir ki: "Hadisi el-Hâris, Ebû Ya'iâ (ki ifade ona aittir), Ahmed b. Hanbel, Bezzâr, Sahıh'inde İbn Huzeyme ve Müslim'in şartına göre sahîh hükmü vererek el-Hâkim rivayet etmiştir." (III, 8). Heysemî de şu değerlendirmeyi yapmıştır: "Bunu Ebû Ya'lâ, zayıf biri olan Muâviye b. Yahya es-Sadefî'nin yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir." (Mecma X, 81)

[277] Hadisi Taberânî ve Ahmed b. Hanbeİ farklı İfadelerle nakletmişlerdir. Hepsinin senedinde de zayıf biri olan Ebû Bekir b. Ebî Meryem yer almıştır. Bkz. Zevâiâ, X, 94,113.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/