METÂLİB UL-ALİYE > HİLÂFET VE İDARECİLİK,GİYİM VE SÜS, KURBAN VE AKİKA

 

islam




METÂLİB UL-ALİYE (3)

HİLÂFET VE İDARECİLİK KİTABI

Yapamayan Kişiye İdarecilik Vermenin Mekruh Olduğu

Hilâfetin Kureyş'te Olduğu

İslâm'da Biatin Keyfiyeti

İdareciliğin, Daha İyi Kur'an Okuyana, Yaşlıya ve Soyluya Takdim Edilmesi

Dinin, Bazen Dinsiz Biriyle Desteklenmesi

Kılıcım Kuşanmış Halde Halifeyi Koruma Vazifesini Yerine Getirme

Hâkimin Öfkeliyken Hüküm Vermesinin Mekruh Olduğu

İdarecinin, Vatandaşlar Lehine Memurunu Cezalandırması

Hz. Ömer'in: "Resûlullah (sallallahualeyhiv(sdiem)'i Kendi İçin Kısas Uyguladığını Gördüm" Sözünün Açıklaması

Devlet Başkanının, Halktan Uzak Durması veya Kendini Onlardan Üstün Görmesi Durumunda Memurunu Uyarması

Halkın Malıyla Ticaret Yapması Durumunda Memurun Malının Yarısına El Konulması

Vezirler ve Vezir Kişinin, Maslahatı Başkasında Görmesi Durumunda Devlet Başkanının Talimatını Yerine Getirmemesi

Hüküm Veren Kişinin Doğruya Ulaşmak İçin Yaptığı Gayretin Sevabı

İdareci Kişinin İyi Ahlaklı Olması ve Kimseyi Kayırmaması

Vatandaşların Malından İdareciye Helâl Olan Kısım

Koru

Zulümden ve Zalimlere Yardım Etmekten Sakındırma

İdarecinin Islah Olması İçin Sabretmek

Baştaki İdareciye İtaat ve Cemaate Bağlılığı Teşvik

Adil idarecinin Fazileti ve Zalim idarecinin Kötülenmesi

Allah'a İtaatin Olmadığı Hususta İdareciyi Dinlememek

Yöneticilik

Devlet Başkanının, Memurlarına, Müslümanları Nasıl İdare Edeceklerine Dair Tavsiye ve Öğütleri

Yargı Ve Şahitlikler Kitabı

Hak İle Hükmetmeyen Kişi İle İlgili Endişeler

Rüşvetin Kınanması

Hasımlardan Birine Torpil Geçmek Ve Haksız Şikâyet

Hüküm Vermekten Dolayı Ücret Almanın Mekruh Oluşu

Şahit İle Beraber Yemin İle Hükmetmek

Şahitliğe Kabul Edilmeyen Kimseler

Davacının Elinde Bir Belge/ Delil Yoksa Davalıya Yemin Etmek Düşer

Mekruh Olan Hususta Şahitliğe Yanaşmamak

Yalan Yere Şahitlik Etmenin ve Şahitliği Gizlemenin Yasak Olması

GİYİM VE SÜS KİTABI

Peruk Takan ve Taktıranın Lanetlenmesi

Evlerin Temizlenmesini Emretme

Sarık Kullanmanın Mendup Oluşu

Zaruret Hali Hariç Yere Sürünen Elbisenin Giyilmesi Kibirdendir

İsraf ve Kibir Durumu Olmadıkça Allah'ın Nimetini İzhâr Etmenin Mubah Olduğu

Duvarları Süslemeyi Yasaklamak

Kadının Vücut Hatlarını Yansıtacak Elbiseleri Giymesinin Yasak Oluşu

Eline Kına Yakan Kadının Kına İle Nakış Yapması

Zâfîrândan Sürülen Kokunun Mekruh Olduğu

Asfur İle Boyanmış Elbiselerin Çocuklara Has Olduğu

Dövme Yapma

Yırtıcı Hayvanların Postları Üzerinde Oturmanın Yasak Olması

İpeğin Erkeklere Haram, Kadınlara Mubah Olması Ve İpeğin Kadınlara Satılmasının Caiz Olduğu

Bir Mazerete Binâen İpeğin Giyebileceği, Ancak Çocuklar Tarafından Giyilmesinin Mekruh Olduğu

Beyaz Giysinin Üstünlüğü ve Diğer Renklerin Giyilmesi

Kırmızı Renk

İzârın Uzunluğu

Kadın Elbiselerinin Uzunluğu

Altın Süs

Bıyığın Kısaltılıp Sakalın Uzatılması

Ağarmış Kılların Koparılmasının Mekruh Olduğu

Sakala Kına Yakılması

Müslüman İken Başına Ak Düşüp de Onu Boyamayanın Fazileti

Sürme

Yüzük

Ayakkabılar

Kılıçların Süslenmesinin Yasaklanması

Hayvanların (Ateşle) İşaretlenmesi

Helal Giyimin Güzelliği

KURBAN VE AKİKA KİTABI

Akîka (Kurbanı) ve Doğan Çocuğa Yapılacaklar

HAYVAN KESİMLERİ

Ceninin Kesilmesi

Hayvan Kesimleri

Azı Dişi Olmayan Hayvanların Hükmü

(Keserken) Allah'ın Adını Anmak

Köpeklerin Öldürülmesi

Köpek Edinmenin Yasaklanması

Kurt

Arı ve Sinekler

Beyaz Horozun Fazileti

Yenilmesi Mekruh Olan Şeyler

Böbürlenmek Gayesiyle Yapılan Yemeğin Yenmemesi

Hayvanların Kesimi

Koyunların "Bereket" Diye İsimlendirilmesi

AVLANMA KİTABI

Avlanmaktan Hoşlanmak

Yay, Eğitimli Köpek ve Daha Başka Yolla Avlanan Hayvanlann Yenilmesinin Hela. Olduğu

Avın Ağ Kuran Kişi İle Yakalayan Kişi Arasında Taksim Edilmesi

Deniz Avının Kesilmeden Yenilmesinin Helal Olduğu

Kesimine Güç Yetirilmeyen Hayvanların Kesimi

Aslan Görüldüğünde Yahut Köpek Saldırdığında Okunacak Dua

Gece Vakti Kuş Avlamanın Yasağı

Zararsız Yılanı Öldürmekten Sakındırma ve Zararlı Yılanın Öldürülmesine Müsaade

YEME VE İÇME KİTABI

Yemek Yedirmenin Fazileti

Yenilmesi Yasak Olan Şeyler

Sırtlan

Çekirge

Ziyafet, Misafirin Ağırlanması ve Susamış Hayvan Sulamanın Sevabı

Yemek Yeme Adabı

Sirke

Peynir

Tuz

Zeytinyağı

Karpuzun Yaş Hurma İle Birlikte Yenilmesi

Hurmanın Fazileti

Hindiba

Helva

Kim Bir Yemeğe Davet Edilir de Başka Birisinin de Yanında Olmasını İsterse Davet Sahibinden İzin Alsın

Davete İcabet

Nafile Oruç Tutanın Yemeğe Davet Edildiğinde Orucunu Bozabileceği

Nimete (Yiyeceğe) Karşı Mütevazi Olmanın Fazileti

Çarşıda Yemek Yemenin Mehruhluğu

Süt İçme Adabı

Su Vermenin/ İkram Etmenin Fazileti

Kâfirin Çok İçmesi Allah'ı Anmamasından Dolayıdır

TIP KİTABI

Tedavi Olmanın Emredilmesi

Kust Otu

Tuz

Güneşte Oturmanın Yasaklanması

Yüksek Ateş İçin Soğuk Su

Telbine Aşı1

Kına

Semizotu

Günlük, Mürrüsafî ve Kekik

Hastalığı Gideren Dua

Susam Yağı

Hastalığın Kefareti, Hastanın Sevabı ve Mü'minin Hastalığa Yakalanmasının Ecrinin Artması Anlamına Geldiği

Kör

Musibeti Gizlemenin Fazileti

METÂLİB UL-ALİYE (3)


HİLÂFET VE İDARECİLİK KİTABI


2037. Abdullah b. Subey' der ki: Hz. Ali'ye: "Kendinden sonraki devlet başkanını tayin etmeyecek misin?" diye sorulduğunda şu cevabı verdi: "Hayır, Resûlullah (salklbhu aleyhi vesellem) ayrılıp gittiğinde sizi nasıl bıraktıysa ben de öyle bırakacağım." (Ebü Ya'lâ) [1]

2038. Ebû Miclez naklediyor: Hz. Ömer, Medine bahçelerinden birinde uzanmış dinleniyordu. Etrafındakilere: "Benden sonra kimi tayin edeceksiniz?" diye sordu. İçlerinden birisi: "ez-Zübeyr b. el-Awâm'ı tayin edeceğiz" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Ömer ona şu mukabelede bulundu: "O durumda pinti, kötü ahlâklı birini tayin etmiş olursunuz." Bunun üzerine başka birisi: "Talha b. Ubeydullah'ı tayin ederiz" deyince Hz. şu karşılığı verdi: "Resûlullah'ın (salbMıu aleyhi veselîem) kendisine hibe olarak verdiği bir meblağı Yahudi bir kadının mihrine harcayan bir adamı nasıl halife tayin edersiniz!" Başka birisi: "Ali'yi tayin ederiz" deyince bu kez Ömer şu karşılığı verdi: "Yemin olsun ki, siz onu halife tayin etmezsiniz, andolsun onu halife tayin ederseniz sizi, hoşlanmasanız da hakkı uygulamaya zorlar." el-Velîd b. Ukbe: "Senden sonra halifenin kim olduğunu biliyoruz" deyince Ömer doğrulup: "Kim o?" dedi. el-Velîd: "Osman b. Affân'dır" karşılığını verdi. (el-Velîd, Osman'ın anne bir üvey kardeşiydi) Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "Osman'ın mal sevgisi ve yakınlarını kayırması durumu ile bu nasıl olacak!" [2]

2039. Ebû Sa'lebe el-Huşenî bildiriyor: Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh ile Muâz b. Cebel kendi aralarında konuşuyorlardı. İkisine: "Resûlullah (sallallalıu ale vesellem)'in vasiyetini aklınızda tutmadınız mı?" diye sordum. Onu hatırlamaya çalıştılar ve şöyle dediler: "Bu ümmetin başlangıcı nübüvvet ve rahmettir, ondan sonra hilâfet ve rahmet dönemi başlayacaktır, peşinden zulüm dolu krallık, onun peşinden azgınlık, zorbalık ve fesat dönemi yaşanacak: içkiyi helâl, zinayı mubah görecek ve bozulma dönemi başlayacaktır. Bütün bunlara rağmen yardım görecekler ve Allah Teâlâ'mn huzuruna gelinceye dek rızıklandınlacaklar." (İshâk, Ebû Dâvud et-Tayalisî ve Ebû Ya'lâ) [3]

2040. Mesrûk anlatıyor: Adamın biri Abdullah b. Mes'ûd'un yanma gelerek ona: "Peygamberiniz size kendisinden sonra kaç halifenin geleceğini anlattı mı?" diye sordu. İbn Mes'ûd: "Evet, sen aramızda en genç birisisin ve senden önce kimse bana bu soruyu sormadı" karşılığını verdi ve sonra ekledi: "Hz. Musa (aleyhisselam'in nakîbleri sayısınca 12 kişi olacaktır." (Müsedded)

2041. eş Şa'bî, amcası Kays b. Abd'dan naklediyor: Bir bedevi Abdullah b. Mes'ûd'a gelip... Benzer hadisi nakletti ancak: "Sen aramızda en genç birisisin" ifadesine yer vermedi. (Ebû Ya'lâ)

2042. Temîm b. Hazlem der ki: Kufe'de kendisine idarecilik tevdi edilen ilk şahıs el-Muğîre b. Şu'be'dir, ancak o bunu istemediği halde kabullenmek zorunda kalmıştır. (Müsedded).


Yapamayan Kişiye İdarecilik Vermenin Mekruh Olduğu

2043. Rafı b. Ebî Râfi et-Tâî bildiriyor: Zâtu's-Selâsil gazvesine çıkıldığı zaman Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir ordu göndermiş ve aralarında Ebû Bekir'in bulunduğu orduya Amr b. el-As'ı komutan tayin etmişti. Bu gazve Şam halkının kendisiyle övündüğü ve şöyle dedikleri bir gazvedir: "Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem), aralarında Ebû Bekr'in bulunduğu bir ordunun başına Amr b. el-As'ı komutan tayin etmiş ve onlara uğrayacakları müslüman bölgelerdeki İnsanları seferber etmelerini emretmiştir. Bu ordu bizim olduğumuz bölgeye uğradı, bizi cihada davet etti, biz de onlarla cihada çıktık." Ben, kendi kendime şöyle dedim: "Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem)'in ashabından birini seçip ona hizmet edeyim de ondan birşeyler öğreneyim, zira ben, her istediğimde Medine-i Münevvere'ye gitme şansına sahip değilim" Bunun üzerine Ebû Bekir'i seçtim ve ona eşlik ettim. Ebû Bekir'in bir elbisesi vardır ki, bineğe bindiği zaman büyük kısmı aşağıya sarkacak şekilde giyer, indiği zaman da onu tamamen üzerine alır, toplardı. Hevazin kabilesinin Ebû Bekr'i ayıpladığı ve alay konusu yaptığı elbiseydi bu elbise. Şöyle demişlerdi: "Resûlullah (saliallahu aleyhi vesellem)'den sonra şu elbiseyi giyen kişiye mi biat edeceğiz?!" Biz gazamıza gidip döndük ve ben ona hiçbir şey sormadım. Bir gün ona dedim ki: "Ben sana eşlik ettim ve senin üzerinde bir hakkım var ve üstelik sana hiçbir soru sormadım, bana faydası dokunacak bir şey öğretir misin? Zira ben, her istediğim an Medine'ye gitme şansına sahip değilim." Bunun üzerine Ebû Bekir bana şöyle dedi: "Bana hatırlatmadan bunu sana söylemeye niyetim vardı: Allah' a kulluk et ve O'na asla hiçbir şeyi ortak koşma, farz namazını kıl ve farz zekâtını ver" dedi. Allah'ın evi Kabe'yi haccet ve Ramazan orucunu tut, sakın iki kişiye de olsa emir/idareci olma!" Bunun üzerine ben şöyle dedim: "Namaz ve zekâta gelince bunları anladım, idareciliğe gelince insanlar onun vasıtasıyla hayır kazanırlar." Bana şu karşılığı verdi: "Madem ısrar ediyorsun ifade etmeye çalışayım: İnsanlar islâm dinine isteyerek ve istemeyerek girdiler, girdikten sonra da Allah Teâlâ onları zulümden korudu, artık onlar Allah'ın korumasına ve himayesine girdiler, kim onlardan birine karşı haksızlık ederse Rabbine karşı nankörlük etmiş olur. Allah'a yemin olsun ki, sizden birinizin komşusunun koyunu veya devesi elinden alınacak olursa Allah haberdar olmasına rağmen komşusu için başkalarına öfkelenecek ve onlara suratını asıp oturacaktır. Yurtlarımıza dönüp bilâhare Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), hayata veda ettiğinde müslümanlar Ebû Bekr'e biat etmiş ve onu halife seçmişlerdi. Ben: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'den sonra kim halife oldu?" diye sordum; 'Senin dostun Ebû Bekir" dediler. Bunun üzerine Medine'ye gittim. Ebû Bekir'i yanlız halde buluncaya kadar onu kolladım. Mûsafaha ettikten sonra ona: "Beni tanımadın mı, ben senin dostunum" dedim. O da: "Evet, tanıdım" dedi. Ben: "Bana söylediğin şeyi hatırlıyor musun? İki kişiye bile olsa başkan olma dedin, oysa sen müslüVıanlarm başına halife olarak geçtin" dedim. Ebû Bekir şu cevabı verdi: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) vefat ettiğinde insanlar Cahiliye döneminden yeni çıkmışlardı, arkadaşlarım bu görevi kabullenme konusunda beni zorladılar, insanların tekrar din değiştirmelerinden korktum." Allah'a yemin olsun ki, Ebû Bekir çok gerekçeler ileri sürünce ben onu mazur gördüm.

Cerîr'in rivayetinde şöyle bir ilaveye yer verilir: Râfî b. Ebî Râfi dedi ki: "Cahiliye döneminde koyun otlatırdım, daha sonra yavaş yavaş mertebe kaydedip hac idaresi başkanı oldum." (İshâk) [4]

2044. Zİyâd b. el-Hâris es-Sudâî naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleytdveseüem) şöyle buyurdu: "Miİ'ınin bir kişi. için idarecilikte hiçbir hayır yoktur." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [5]

2045. Umeyr b. İshâk naklediyor: Resûlullah (sallaikhu aleyhi vesellem), el-Mikdâd b. el-Esved'i bir yere vazifeli olarak gönderdi. Döndüğünde ona: "Kendini nasıl gördün?" diye sordu. O da: "Etrafımdakileri köle ve cariye zannettim; Allah'a yemin olsun ki, hayatta kaldığım sürece iki kişiye dahi olsa idareci olmam" cevabını verdi. (Müsedded) [6]

2046. Ömer b. el-Hattâb, Resûîullah (sallallahualeyhiv€sellem)'in sahabelerinden birisini idareci tayin etmek istedi de o sahabi sanki bu vazifeyi istemedi, bunun üzerine Ömer, öfkelenip şöyle dedi: "Üstlendiğimiz yönetim konusunda mutlaka yardımcılarımızın olması gerekir. Bu durum karşısında o sahabi Ömer'e onay verip ona şöyle dedi: "Aileme gidip onlara bir takım tavsiyelerde bulunayım, sonra istenilen yere gideyim." Ömer de: "Evet, olur" dedi. O zat Ömer'in yanından çıktıktan sonra amcasıyla karşılaştı, amcası ona: "Gitmemeni tavsiye ederim" dedi. Sahabi: "Nasıl olacak?" diye sordu. Amcası da şu karşılığı verdi: "Ona dön, ben de seninle geleyim; zira Ömer seni gördüğünde sana: Daha gitmedin mi? diye soracak. Sen de ona şöyle de: Ey Mü'minlerin emiri! Sizinle istişare etmek istiyorum." Sahabi amcasının dediğini aynen uygulayıp Hz. Ömer'e geldiğinde Ömer ona: "Kim seni engelledi?" diye sordu. O da amcasını kasdederek: "Falanca" dedi ve şunu ekledi: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir vazife veya müslümanlarla ilgili bir göreve bir kişiyi tayin etmek istediğinde o kişi: Yâ Resûlallah! Senin istişare edeyim, sen ne dersin?> diye sormuş ve Resûlullah (sallallahualeyhi vesdlem)'in de şöyle buyurduğunu işitmiştim: "Ben sana gitmemeni tercih ederim/tavsiye ederim; zira on kişiye İdareci tayin edilen herkes kıyamet günü eli kolu bağlı Allah Teâlâ'nm huzuruna getirilecektir, sonra da ameli onu kurtaracaktır." Ben bunları söylerken Hz. Ömer yaslanır vaziyette idi, işitir işitmez doğruldu ve şöyle seslenmeye başladı: "Hangi amel onu kurtaracak?!" Bunu birkaç kez tekrarladı. (İshâk) [7]

2047. Bişr b. Âsim naklediyor: Hz. Ömer, Bişr b. "Âsım'a bir ferman yazdı. O ise: "Benim bu yazılanlara ihtiyacım yok" diyerek Allah'ın Resûlü'nden (sallahualeyhivesellem) şu sözünü işittiğini bildirdi: "Valiler kıyamet gününde Allah'ın huzuruna getirilecek ve cehennem köprüsü üzerinde durdurulacaklar. İçlerinden Allah'a itaat edenler kitablan sağlarından verilecek ve kurtuluşa ereceklerdir. İçlerinden Allah'a isyankâr olanlar ise, köprüden düşecek ve ateşten bir vadiye yuvarlanacaklardır." Bunun üzerine Hz. Ömer, Ebû Zer ve Selman'ı çağırtıp önce Ebû Zer'e: "Sen bu hadisi Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'den işittin mi?" diye sordu. O da: "Allah'a yemin olsun ki, işittim" dedi ve: "Söz konusu vadiden sonra ateşten bir vadi daha var" kısmını ilave etti. Daha sonra Selman'a aynı soruyu sordu, ancak o bununla ilgili birşey söylemek istemedi, peşinden Ömer: "Bütün sorumluluklarıyla bu emaneti kim alır?" diye sordu. Ebû Zer de: "Allah kimin gözünü kör, kulağını sağır ettiyse o alır" karşılığını verdi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

2048. Bişr b. Âsim babasından naklediyor: Zekât vergilerini toplamak üzere Ömer b. el-Hattâb kendisine haber gönderdiğinde bu görevi kabul etmeye yanaşmadı. Ömer: "Niçin?" diye sorunca o da şu karşılığı verdi: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kıyamet günü olduğunda vali Allah'ın huzuruna getirilecek ve cehennem köprüsü üzerinde durdurulacaktır. Allah Teâlâ köprüye emredecek, o da öyle bir sallanıp silkelenecek ki, vücudun her kemiği yerinden dağılacak. Sonra Allah Teâlâ kemiklere emredip yerlerine dönmelerini isteyecektir. Şayet o idareci Allah 'a itaat eden birisi ise Allah Teâlâ onun elinden tutacak ve rahmetini iki kat ona bahşedecektir. Yok, eğer idareci isyankâr birisi ise köprü onu aşağıya yuvarlayacak ve cehennemde yetmiş yıl derinliğinde bir çukura yuvarlanacaktır. [8] Bunun üzerine Hz. Ömer ona şöyle dedi: "Bizim işitmediğimiz şeyi mi Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'den işittin?" Aynı mecliste Selman: "(evet Ömer) Allah'a yemin olsun ki, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) böyle buyurmuştur" dedi ve: "Ayrıca alevle kaynayan yetmiş yıl uzunluğunda bir vadi daha var" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer elini alnına koyarak: "Eyvah! Biz mahvolduk, ölmüşüz de ağlayanımız yok" dedi ve: "Bu emaneti bütün sorumluluğuyla kim alır?" diye sordu. Ebû Zer de: Allah Teâlâ'nm gözünü kör ettiği, yüzünü toprağa sürttüğü kimse ancak üstlenir" dedi. (Ahmed b. Menf)

2049. Abdullah b. el-Ayzâr, Şam'lı bir kişiden naklediyor: Hz. Ömer, Bişr b. Âsım'ı bir yere idareci tayin etmek istediğinde Bişr: "Senin idarecin olmam!" karşılığını verdi. Bunun üzerine Ömer: "Niçin?" diye sorduğunda Bişr şu cevabı verdi: "Resûlullah (sallallahu aleyhi veseöem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Vali/idareci kimse kıyamet günü sırat köprüsünde durdurulur, kendisine öyle bir seslenilir ki, vücudundaki her organ yerinden çıkar. Şayet bu kişi adil birisi İse sırattan geçer, yok eğer zalim birisi ise yetmiş yıllık ateşten bir kuyu içersine düşer." Bunun üzerine Hz. Ömer yüzünün rengi solmuş vaziyette mescide girdi. Ebû Zer ona: "Ey Mü'minlerin Emiri! Neyin var?" diye sordu. O da: "Bişr b. Âsım'ın bana naklettiği bir hadis yüzünden" cevabını verdi. Bu defa Ebû Zer: "Hangi hadis?" diye sorunca Ömer, hadisi nakletti. Ebû Zer: "Evet, Resûlullah (sailallahu aleyhi vesellem)'den böyle bir hadisi ben de işittim" dedi. Bunun üzerine Ömer: "Bu hadisi işittikten sonra kim idareci olmaya talib olur ki?!" dedi. Ebû Zer: "Allah Teâlâ'nın burnunu sürttüğü ve kendisini zelil kıldığı kimse..." dedi. [9] (Abd b. Humeyd)

2050. İbn Ömer naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), Sa'd b. Ubâde'yi bir bölgeye idareci tayin etti. Sa'd tayin edildiği yere gitmek üzere yola çıkmadan gelip Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile vedalaştı. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ona: "Ey Sa'd! Kıyamet günü sakın boynunda böğüren bir deve taşıyan birisi olarak Allah'ın huzuruna çıkınayasın" buyurdu. Bunun üzerine Sa'd: "Ey Allah'ın Resulü! Ben idareci olursam da böyle bir şey olur mu?" diye sorunca Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): ''Evet" dedi. Bunun üzerine Sa'd şöyle dedi: "Ey Allah'ın Peygamberi! Bilirsin ki benden bir şey istendiği zaman reddetmem, beni bu konuda mazur gör"diye rica etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de onu mazur gördü. (Ebû Ya'lâ) [10]



Hilâfetin Kureyş'te Olduğu


2051. Urve b. ez-Zübeyr naklediyor: Ve Müseylime, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e bir mektup yazmış ve şöyle demişti: "Habib oğlu Müseylime'den Allah'ın Resulü Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)'e, sana selam eder ve şunu bildirmek isterim ki, yeryüzünün yarısı Kureyş'in, yarısı da bizimdir. Ancak Kureyş başkalarının haklarına tecavüz etmekte olan bir topluluktur..."

iki adam Muhammed'in, Allah'ın Resulü olduğuna şehadet etmiş ve şöyle demişlerdir: "Müseylime Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğunu inkar etmemektedir, ancak o vahiy konusunda seninle ortak olduğunu ve kendisine bir peygamberlik verildiğini iddia etmektedir ...." (İshâk) [11]

2052. Zeyd b. Ebî Attâb naklediyor: Muâviye minbere çıkıp şöyle bir hutbe irad etti: Resûlullah (sallallahualeyhivese0em)'i işittim şöyle buyurdu: "Hilâfet konusunda insanlar Kureyş'e tâbidir, dince ince bir kavrayış sahibi olmaları durumunda insanların Cahiliye döneminde en hayırlı olanları, İslâm döneminde de en hayırlılarıdır. Şayet Kureyş'liler şımarmayacak olsalardı, onlara Allah katında layık görülen şeyi söylerdim.[12] (İshâk)

2053. Kesîr b. Abdullah el-Müzenî, babasından, o da dedesinden naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanındaydım: "Ey Kureyş topluluğu! Benden sonra bu dinin mümessilleri/idarecileri sizlersiniz" buyurduktan sonra şu âyet-i kerimeyi sonuna kadar okudu: "Sadece müslüman olarak can verin ve hepiniz Allah'ın ipine sarılın.[13] Daha sonra sözüne şöyle devam etti: "Ensar ile onların oğullan ve torunları konusunda beni mahcup etmeyin. " Hadisin senedinde yer alan Kesîr zayıftır. [14] (İshâk)

2054. Yine Kesîr babasından, o da dedesinden naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellemj'in yanında oturuyordum, şöyle buyurdu: "Bir kavmin müttefiki onlardan sayılır, aynı şekilde bir kavmin yeğeni de onlardan sayılır. [15] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

2055. Hz. Ali bildiriyor: Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem) bir gün insanlara hutbe irad etmiş ve şöyle buyurmuştur: "îyî bilesiniz ki, emirler/idareciler Kureyş'tendir. İyi bilesiniz ki, Kureyşliler şu üç hususa riayet ettikleri sürece Kureyş'tendir: Hüküm verip adaletli oldukları zaman, söz verip sözlerini yerine getirdikleri zaman, kendilerinden merhamet dilenip merhamet ettikleri zaman.. Kim bu üç şeye riayet etmezse, Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların laneti üzerine olsun." (Ebû Ya'lâ) [16]

2056. Abdullah b. Urve naklediyor: Biz, Mekke'de İbnü'z-Zübeyr ile beraber iken, Nâbiğa b. Ca'de çölden geldi. İbnü'z-Zübeyr Kabe'de insanlara sabah namazını kıldırdıktan sonra, Nâbiğa huzuruna gelip ona şu beyitleri söyledi:

Bağımıza geldiğinde bize Ebû Bekir i, Ömer'i, Osman'ı örnek verdin; Gönlümüze su serptin. Karanlık gecelen yararak geldi bu fakir Devesi üzerinde sahraları ağarak geldi. Acımasız zamanın paramparça ettiği bu zâta Azıcık moral veresin diye geldi.

Bunun üzerine İbnü'z-Zübeyr ona şöyle dedi: "Ey Ebû Leylâ! Yeter; zira şiir bize karşı en kuvvetli silahmızdır. Malımızın Özüne gelince o Zübeyr ailesine aittir. En iyi kısmını ise Esed oğullarına vermekteyiz. Senin Allah'ın malında/Beytülmâl'de iki hakkın var; biri Resûlullah (salbllahu aleyhi veseUem)'i görme hakkın, diğeri de müslüman cemaate katılma hakkın." Daha sonra onun için tahıl ve hurma olmak üzere birkaç bineğin yüklenmesini emretti. Ebû Leylâ acele davranıp hurma ve erzaktan yemeye başladı, Îbnü'z-Zübeyr de ona şöyle diyordu: "Ebû Leylâ çok aç kalmışsın." Ebû Leylâ midesini yatıştırdıktan sonra şöyle dedi: Resûlullah (sallaikhu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kureyş idareci olup adıl davrandıkça, kendisinden merhamet dilenip rahmet diledikçe, konuşup doğru söyledikçe, güzel şeyler söz verip sözünü yerine getirdikçe, ben ve peygamberler Kevser havuzunun başında onları bekleyeceğiz- " (İbn Ebî Ömer)



İslâm'da Biatin Keyfiyeti


2057. Enes naklediyor: Ebû Bekir'in vefat edip yerine Ömer'in halife seçildiği bir dönemde Medine'ye gelmiştim. Hz. Ömer'e: "Gücüm dâhilinde itaat konusunda arkadaşın Ebû Bekir'e biat ettiğim hususlarda sana biat etmek üzere elini bana uzat" dedim. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [17]

Hammâd b. Seleme de benzer bir rivayet nakletmiş ve sonunda "arkadaşına" ifadesinden kastın Peygamber (sallahu aleyhi veseHem) olduğunu söylemiştir. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî)

2058. Ebu'1-Afîf naklediyor: Peygamber (sallallahu akyhi vesellem)'in vefatından sonra Ebû Bekir es-Sıddîk'ı insanlarla biat ederken gördüm: Etrafında bir grup insan toplandı ve Ebû Bekir onlara şöyle dedi: "Allah'a, Kitab'ma, sonra da başınızdaki idareciye itaat edeceğinize dair bana biat edin." Ben değneğime yaslanıp bekledim, o zamanda yeni buluğa ermiş delikanlıydım. Yanındakiler ayrılıp gidince Ebû Bekir'e gelip ona şöyle dedim: "Allah'a, Kitab'ma, sonra da başımızdaki idareciye itaat etmek üzere sana biat ediyorum." Bunun üzerine Ebû Bekir gözünü kaldırıp bana baktı. Sanki gözünü doldurmuş ve takdirini kazanmış gibiydim.[18] (el-Hâris)

2059. Esma binti Yezîd naklediyor: Peygamber (saMahu aleyhi vesellem) mü'min kadınlarla bîat etmeye devam etti. Bunun üzerine Esma: "Ey Allah'ın Resulü! Biat etmek üzere elinizi bize uzatmayacakmısm?" deyince Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Ben kadınlarla tokalaşmam" buyurdu. (İshâk) [19]



İdareciliğin, Daha İyi Kur'an Okuyana, Yaşlıya ve Soyluya Takdim Edilmesi


2060. Ebû Hureyre naklediyor: Peygamber (sallahu aleyhi veselkm) bir defasında bir askeri müfreze göndermişti. Müfrezedekilere Kur'an okuttu, önce yaşlı biri okudu, arkasından da bir genç okudu, Peygamber (sallallahu aleyhi veseUem) genci müfreze komutanı tayin etti. Bunun üzerine yaşlı: "Ben ondan daha yaşlı iken onu komutan tayin ettin" deyince Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "O senden daha çok Kur'an biliyor" buyurdu. (Ahmed b. Menî') [20]

2061. Habîb b. Ebî Sabit, Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan naklen şunları rivayet ediyor: Ömer b. el-Hattâb ile Mekke'ye doğru yola çıktım. Bizi Mekke valisi Nâfî' b. Alkame karşıladı. Ömer'in amcazadesi olarak bilinirdi. Ömer ona: "Yerine kimi bıraktın?" diye sordu, o da: "Abdurrahman b. Ebzâ'yı" cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Kureyş'in ve Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in ashabının bulunduğu bir yerde, mevâliden (azadlı kölelerden) birisini mi bıraktın?" diye çıkıştı. Nâfî de: "Evet, onu Allah'ın Kitabını daha iyi okuyan birisi olarak gördüm. Mekke de insanların yoğun bir şekilde ziyaret ettiği bir şehir, dolayısıyla insanların, Allah'ın Kitabını, okuyuşu güzel olan birisinden işitmelerini istedim" dedi. Bunun üzerine Ömer: "Çok iyi düşünmüşsün. Allah Teâlâ bu Kur'an-ı Kerim'le bazı toplulukları yüceltir, aynı Kur'an'Ia da bazı toplulukları alçaltır, Abdurrahman b. Ebzâ da Allah Teâlâ'nın Kur'an'ı Kerim'le yücelttiği kimselerdendir" dedi. (Ebû Ya'fa)

Ricali güvenilir kimselerdir. Hadisin rivayetinde bir sıkıntı mevcuttur, şöyle ki: Abdurrahman b. Ebzâ anılan döneme yetişmemiş birisidir. Hadisi Müslim, ez-Zührî'den, o da Ebû Tufeyl'den, o da Ömer'den başka ifadelerle nakletmiştir, o rivayette anılan olay anlam olarak yer almıştır. İçerisinde şu ifadeye yer verilmiştir: "Onu, Nâfî' b. Abdüiuzza el-Huzâî karşılamıştır." Mahfuz olan rivayet budur. [21]



Dinin, Bazen Dinsiz Biriyle Desteklenmesi


2062. Abdullah b. Amr, Allah'ın Resulü (saMahu aleyhi vesellem/in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Allah Teâlâ, İslâm'ı müsliiman olmayan kişilerle destekler." (İbn Ebî Ömer) [22]

2063. Âmir b. Abde der ki: Abdullah b. Mes'ûd'un şöyle dediğini işittim: Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Muhakkak Allah Teâlâ, bu dini fâcir (günahkâr) biriyle destekler. " (MÜsedded) İbn Hibbân bu hadisi sahîh olarak değerlendirmiştir, ancak onu Âsim tarikiyle, Zir'den, o da Abdullah'dan nakletmiştir. [23]


Kılıcım Kuşanmış Halde Halifeyi Koruma Vazifesini Yerine Getirme


2064. Kays der ki: Bir gün el-Muğîre (b. Şu'be), Urve b. Mesûd'un Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem) ile konuştuğu bir ortamda Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem)'in baş ucunda ayakta dikildi ve Urve'ye: "Elini çek, yoksa koparırım!" dedi, bunun üzerine Urve: "Kim bu?" diye sordu, o da: "Yeğenin el-Muğîre'dir" diye cevap verdi. Bunun üzerine Urve: "Peki seni hain! Başım rahatlamadı senin şu hainliğinden!" diye karşılık verdi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [24]



Hâkimin Öfkeliyken Hüküm Vermesinin Mekruh Olduğu


2065. Hasan (el-Basrî) rivayet ediyor: Ebû Bekir es-Sıddîk bir hutbe irâd edip şunları söyledi: "Hilâfet meselesine gelince, Allah'a yemin olsun ki, ben sizin en hayırlınız değilim. Bilesiniz ki bu makamı içten arzulayan birisi de değilim. İçinizde benden daha ehil birisinin olmasını arzuladım. Resûlullah (saUaUahu aleyhi vesellem)'in sünnetini uygulayacağımı mı zannediyorsunuz? Onu tam tamına yerine getiremem; zira Resûlullah (saltellab.il aleyhi vesellem) vahiy ile korunuyor ve melek kontrolünde hayat sürüyordu. Benim ise yanımdan ayrılmayan bir şeytanım var. Şayet öfkelenirsem size herhangi bir zarar vermemek için benden uzak durun! Ey Müslümanlar, beni idare edin, şayet istikamet üzere olursam bana yardım edin, yok eğer saparsam beni düzeltin." Hasan der ki: "Ebû Bekir'den sonra (bu ifadelerle) böyle bir hutbe îrâd edilmemiştir." (İshâk) [25]



İdarecinin, Vatandaşlar Lehine Memurunu Cezalandırması


2066. Atâ naklediyor: Ömer b. el-Hattâb zekât memurlarını görevlendirir ve görevlerini bitirdikten sonra insanlara hitaben şöyle derdi: "Ey insanlar! Ben bu memurları ne cisminize, ne malınıza ve ne de ırzınıza zarar versinler diye görevlendirmedim. Ben onları sadece işlerinizi görsün ve ganimetleri aranızda taksim etsinler diye görevlendirdim. Kimin bir mağduriyeti varsa ayağa kalksın." Atâ der ki: O gün sadece bir kişi ayağa kalkıp: "Ey Mü'minîerin Emîri! Görevlin bana yüz sopa vurdu" dedi. Bunun üzerine Ömer: "Kalk ve ondan aynısıyla hakkını al!" dedi. Bunun üzerine Amr b. el-Âs şöyle dedi: "Ey Mü'minîerin Emîri! Sen memurlarına karşı böyle bir uygulama başlatırsan, bu uygulama senden sonrakilere bir örnek olur." Bu tenkit üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "Ben, kendim için onlardan intikam almıyorum, oysa Resûlullah (sallalkhu aleyhi veseUem)'in bu hususu bizzat kendine karşı uyguladığını gördüm." Bunun üzerine Amr: "Müsâde edin de onun gönlünü alalım" deyince Ömer: "Gönlünü alın ve her sopaya karşılık iki dinar fidye olmak üzere iki yüz dinar fidye ile onu razı edin" dedi. (Ishâk)

2067. Ebû Firâs, Hz. Ömer'in şöyle dediğini nakleder: "Ey insanlar! Resûlullah (saltallahu aleyhi veseUem)'in aramızda olduğu zamandan beri sizi tanıyoruz. Ben memurlarımı size eziyet versinler diye görevlendirmiyorum..." Bunun üzerine Amr b. el-Âs ayağa kalkıp: "Ey Mü'minîerin Emiri! İçinizden biri bir topluluğa idareci olsa ve onlara yola getirme babından bir-iki vursa ona kısas mı uygulayacaksın?" diye sordu. Ömer de: "Evet, Allah'a yemin olsun ki, ona kısas uygular ve cezalandırırım. Resûlullah'm (sallahu aleyhi vesellem) bizzat kendine karşı bunu uyguladığını oörmüşken ben nasıl uygulamam! Ey idareciler! Müslümanlara dayak atıp onları zelil kılmayın, onların haklarını elinden alıp onları nankör etmeyin, aynı şekilde düşman topraklarında tutup ailelerine dönmelerine engel olmayın. Onları zayi olacakları yerlere konaklamalarına müsade etmeyin ki zayi olmasınlar." (Müsedded ve Ebû Yala)



Hz. Ömer'in: "Resûlullah (sallallahualeyhiv(sdiem)'i Kendi İçin Kısas Uyguladığını Gördüm" Sözünün Açıklaması


2068. İbn Ömer naklediyor: Bir gün Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) insanları cihada teşvik etti. Müslümanlar izdiham oluşturacak şekilde etrafında toplandılar. Resûlullah (sallalkhu aleyhi veseUem)'in elinde, dikenleri alınmış hurma çubuğu vardı. Ancak bu çubuğun bir dikeni üzerinde kalmıştı. Resûlullah (sallahualeyhivesellem) etrafındaki cemaate: "Şöyle bir açılın, üzerime yığıldınız," derken o çubukla bir adamın karnına batırdı. Adam yaralandı. Çıkarken de: "Bunu Peygamber yaptı, diğer insanlar nasıl yapmasın ki!" demeye başladı. Hz. Ömer adamın bu sözünü işitip ona: "Resûlullah (saMahu aleyhi veselkm)'e git. Şayet O sana vurdu ise mutlaka sana hakkını verir, yok eğer yalan soylüyorsan başındaki sarığı toprağa sürteceğim" dedi. Adam da: "Kendin buyur git, ben seninle gitmek istemiyorum" dedi. Ömer ise: "Seni bırakmayacağım" dedi ve onu alıp Resûlullah (saUaUahu aleyhi vesellem)'e götürdü. Huzuruna geldiğinde: "Bu adam Senin ona vurduğunu ve karnım kanattığını iddia ediyor, ne dersin?" diye sordu. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) de: "Gerçekten ben sana vurdum mu/değdım mi?" diye sordu. Adam da: "Evet, ey Allah'ın Peygamberi" karşılığını verdi. Bu defa Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem): "Bunu gören kimse oldu mu?" diye sordu. Adam: "Burada bir müslüman grubu vardı (onlar gördü)" dedi. Bunun üzerine oradaki bir grup müslüman: "Ya Resûlallah! Sen farkına varmadan onun karnına isabet edip yaraladın" deyince Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Sana verdiğim zarardan dolayı şu malı/parayı al ve git!" deyince adam: "Hayır" dedi. Resûlullah {sallahualeyhi veseUem): "Bağışla beni!" dedi. Adam: "Olmaz!" dedi. Bu defa Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Peki ne istiyorsun?" diye sorunca adam: "Ey Allah'ın Peygamberi! Senden kısas istiyorum" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Olur" buyurdu. Adam Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'e: "Şu insanların arasından çık!" dedi. Resûlullah (sallaîlahu aleyhi veseîlem) kalabalıktan çıkıp geldi ve aynı çubuğu aynı adama verip, verdiği zararın aynısının kendisine yapılmasını istedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) karnını açtı, bu arada Hz. Ömer gelip Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'i arkadan tutmak istedi. Bunun üzerine Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem) Ömer'e: "Şayet engellemeye kalkarsan ayakların sürçsün, dişlerin kırılsın" diye çıkıştı. Adam, Resûlullah (sallallahualeyhivesellem)'e kısas uygulamak üzere karnına yaklaştığı an hurma çubuğunu elinden atıp, Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem/i göbeğinden öptü ve: "Ey Allah'ın Resulü! Benim arzuladığım buydu. Senden sonra gelecek zorba idarecilere fırsat olmasın diye böyle yaptım" dedi. Ömer adama hitaben: "Sen amel olarak Ömer'den çok daha sağlamsın" dedi. (Ebû Ya'la)


Devlet Başkanının, Halktan Uzak Durması veya Kendini Onlardan Üstün Görmesi Durumunda Memurunu Uyarması


2069. Abâye b. Râfi' b. Hadîc naklediyor: Ömer b. el-Hattâb'a, Sa'd'm, evine bir kapı yaptırıp onu kendi üstüne kapadığı ve Gürültüden kurdulduk dediği haberi geldi. Bunun üzerine Hz. Ömer, Muhammed b. Mesieme'ye haber gönderip onu çağırttı ve şöyle dedi: "Sa'd'a git ve evinin kapısını yak, sonra elinden tutup onu insanların huzuruna çıkar ve: İnsanları burada bekle! de" Muhammed b. Mesleme, yerine oğlunu gönderdi ve ona evden iki binek ve erzak götürmesini emretti. Oğlu Kûfe'ye doğru yola çıktı, Kûfe'ye girmek üzere iken Nabat'lı bir kişi gördü. Bu zat satmak üzere merkebine bir yük kamış atmıştı. Onu ondan satın alıp valinin evinin önüne bırakmasını şart koştu. Adam gelip kamışları valinin evinin Önüne yığdı. Daha sonra gelip onu ateşe verdi. Birileri Sa'd'a gelip ona: "Burada uzun boylu iri yarı bir adam var, üzerinde bir izâr ve rîda ile kıvrımlı bir sarığı var" dediler. Sa'd da: "O, Muhammed b. Mesİeme'dir, bırakın işini görsün ve hiçkimse ona müdahele etmesin" dedi. Kapı kül haline geldikten sonra Sa'd yanma gidip onu sorguladı ve bunu niçin yaptığım öğrenmeye çalıştı. Ancak kendisi "Halifenin kulağına ulaşan sözleri sarfetmediğini ve böyle birşeyi söyleyenin yalancı olduğunu" ona yeminle ifade etti. Daha sonra vali Muhammed b. Mesleme'yi evine davet etti. Ancak o, bu daveti kabul etmeyip geri döndü. Sa'd onu takip edip ona erzak vermeye çalıştı. Ancak onu da kabul etmedi ve elçisine: "Bu azığı amirine götür, zira onun çoluk-çocuğu var, bizim kendimize yeter azığımız var" dedi. Daha sonra Muhammed ve oğlu yollarına devam ettiler. Uzun bir yolculuktan sonra günlerce azıksız kaldılar. Yolda ilk olarak Temim kabilesinden bir kadına rastladılar. Muhammed b. Mesleme namaz kılmak üzere bir kenara çekildi. Oğlu da bir koyun sürüsünün sahibinden bir koyun için pazarlık yapmaya koyuldu. Üzerindeki bir sarık karşılığında küçük bir kuzu ile anlaştı. Onu yere yıkıp boğazlamak üzere iken namaz halinde olan Muhammed ona boğazlamamasını işaret etti. Namazı bitirdiğinde oğluna: "Neyin nesi bu kuzu; eğer koyunların sahibi veya onun yetkilendirdiği bir cariyesi orada ise alışverişlerini kabul et, yok eğer o cariye sadece bir çoban ise onu geri ver, zira açlık kötü (haram) yemekten daha hayırlıdır" dedi. Daha sonra Muhammed yoluna devam edip Ömer b. el-Hattâb'm huzuruna geldiğinde ona olup bitenleri ve Sa'd'm azık vermek üzere peşlerine takılmasını, kendisinin ise bunu geri çevirmesini anlattığı zaman Ömer: "Neden onu kabul etmedin?" diye sitem etti. (İshâk) Derim ki: Bu hadisin ricali güvenilir.kimselerdir. Ancak kopukluk mevcuttur. [26]

2070. Ebû Hayyân der ki: Abaya b. Rifâa'nm şöyle dediğini duydum: Mü'minlerin emiri Ömer b. el-Hattâb'a Sa'd'm evine bir kapı taktırıp: "Oh, ses gürültüsü kesildi" dediği haberi ulaştı. Bunun üzerine Hz. Ömer ona Muhammed b. Mesleme'yi gönderip kapıyı yaktırdı ve evinden çıkarıp: "Insanlarm seninle rahat görüşeceği şu yerde otur diye ferman gönderdi" dedi. Bu durumdan dolayı Sa'd özür diledi ve ona Mü'minlerin emiri Ömer'e ulaşan sözleri sarfetmediğine dair yemin etti. (Müsedded)

2071. Ka'b b. Alkame, Garfe b. el-Hâris'ten naklediyor: Ğarfe [27] Amr b. el-Âs'a şöyle dedi: "Sen aramızda oturduğun zaman yaslanarak oturuyorsun, bunu yapma, şayet bir daha yaparsan bu durumu Ömer'e bildireceğim." Bir zaman sonra Amr bu hareketini tekrarlayınca Ğarfe Hz.Ömer'e durumu iletti. Ömer'in murakıbı gelip Amr'a: "Arkadaşların arasında oturduğun zaman, Acemlerin yaptığı gibi yaslanarak oturduğun haberi bana geldi, bunu bir daha yapma. Onlarla sade bir insan gibi otur. Yanlız başına evinde oturduğun zaman istediğini yap" dedi. Bunun üzerine Amr, Ğarfe'ye: "Ömer nezdinde bana bir suç isnad etmiş oldunuz" deyince Ğarfe: "Beni hiç yalancı gördün mü?" karşılığını verdi. Bundan sonra Amr yaslanarak oturmak istediği zaman bu uyarıyı hatırlar, hemen normal oturur ve: "Garfe ile aramızda Allah var" derdi. Ğarfe'ye: "Emîriniz Amr şöyle şöyle diyor" denildiğinde Garfe: "Ben onu sisten göremedim" dedi. Bunun üzerine: "Ondan özür dileyin" denildiğinde Ğarfe: "Onları buna alıştırmayın" dedi. Israr edince Ğarfe gidip: "Ben seni sisten görmedim" deyince Amr: "Affet Allahım!" dedi ve: "Dileseydin atını durdururdun" dedi. Ğarfe de: "Sisten dolayı seni göremedim, özür dilerim" diyorum, sen de Affet Allahımb diyorsun" dedi. Bunun üzerine Amr: "Ey Ebu'l-Hâris! Ben seni Resûîullah (saDaUahu ateyhi vesellem)'le falanca gün at üzerinde gördüm, seni bir ata bindirelim diye teklifte bulundu. Ancak Ğarfe: "Ey Amr! Senin at üzerinde taşındığını görmedim, nereden geliyor bu?!" dedi.



Halkın Malıyla Ticaret Yapması Durumunda Memurun Malının Yarısına El Konulması


Bu bölümle ilgili Abdurrahman b. Abdullah b. Ka'b b. Mâlik'in, Muaz ile Kbû Bekir ve Ömer arasında geçen hadisi vardır. [28]


Vezirler ve Vezir Kişinin, Maslahatı Başkasında Görmesi Durumunda Devlet Başkanının Talimatını Yerine Getirmemesi


2072. Ubeyde bildiriyor: Uyeyne b. Hısn ve el-Akra' b. Habis, Ebû Bekir'e gelip: "Ey Resûlullah'm halifesi! Çorak bir arazimiz var, içinde ne yeşillik, ne de başka yararlı bir şey var, eğer uygun görürsen onu bize tahsis eder misin?" dediler. Ebû Bekir de o araziyi onlara tahsis etti ve orada bulunmamasına rağmen Ömer'i şahit yazdığı bir belge yazıp verdi. İkisi Ömer'in yanma gidip ona şahit olmasını taleb ettiler. Ancak Ömer yazılı Yleri duyunca belgeyi ellerinden alıp üzerine tükürdü ve imha etti. O a zat sinirlenip Ömer'e kötü sözler söylediler. Bunun üzerine Ömer şöyle Resûîullah (saMlahu aleyhi vcsellem) İslâm'ın zayıf olduğu bir dönemde,

İslâm'a isınasınız diye size bir takım ihsanlarda bulunuyordu, ama şu an Allah Teâlâ İslâm'a güç kuvvet verdi, dolayısıyla siz gidin; dilediğinizi de aleyhime söyleyebilirsiniz, eğer bu konuda bana acırsanız Allah'ın rahmetine nail olmayasınız!" (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [29]



Hüküm Veren Kişinin Doğruya Ulaşmak İçin Yaptığı Gayretin Sevabı


2073. Musa b. İbrâhîm, Rabîa oğullarından bir adamdan naklediyor: Ebû Bekir halife seçildiği zaman mahzun ve kederli bir şekilde evinde oturuyordu. Ömer içeri girdiğinde, Ebû Bekir onu kınamaya ve: "Bu işi sen bana yükledin" diye serzenişte bulunmaya başladı ve insanlar arasında hüküm vermek konusunda sıkıntılarını ona anlattı. Ömer de: "Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem)'m şöyle buyurduğunu bilmiyor musun?: Şayet idareci İctihad edip isabet ederse iki ecir, yok eğer icühad edip yanlış yaparsa ona bir ecir vardır." Bu hadisi hatırlatmakla sanki Ebû Bekir'in içini rahatlatmış oldu.(İshâk) [30]

2074. Amr b. el-Âs naklediyor: İki kişi Resûluliah (saîlallahu aleyhi vesel]em)'in yanma geldi. Resûlullah (sailallahu aleyhi vesellem): "Ey Amr! Aralarında hüküm ver, sorunlarını gider!" buyurdu. Ben: "Ey Allah'ın Peygamberi! Sen buna daha layıksın" deyince O: "Olsun" dedi. Bunun üzerine ben: "Neye göre aralarında hüküm vereceğim?" diye sorunca, şöyle buyurdu: "Aralarında isabetli hüküm verdiğin zaman on hasene, yok eğer ictihad edip hatalı bir hüküm verirsen bir hasene/sevap alacağını düşünerek hüküm ver. " (Ebû Ya'la) [31]



İdareci Kişinin İyi Ahlaklı Olması ve Kimseyi Kayırmaması

Bid'atlerden Sakındırma" bölümünde Abdullah b. Büreyde'nin Ömer'den rivayet ettiği hadis zikredilecektir. O hadiste er-Rabî' b. Ziyâd'm bir nasihati yer almaktadır.

2075. Ebû Nadra, er-Rabî' b. Ziyâd el-Hârîsî'den naklediyor: Hz. Ömer'in yanma gittim, hali ve davranışları hoşuma gitti. Dertleşirken Ömer bana yediği kuru ve ağır yemekten duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Ben: "Ey

Mü'minlerin Emiri! En iyi yemeğe, en iyi elbiseye, en iyi bineğe herkesten daha çok sen layıksın" dedim. Bunun üzerine Ömer bir çubukla başına vurarak şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki, aramızdaki samimiyet ve yakınlıktan dolayı bunları söylüyorum. Doğrusu ben senden nasihat babında bir şeyler söylemeni bekliyordum. Bir idareci olarak benimle halkın durumunu bir misalle anlatayım mı: Bir grup insan yolculuğa çıkıyor ve paralarını bir kişiye teslim edip ona: Yol boyu harcamalarımızı sen idare et diyorlar. Şimdi bu kişinin o toplu paradan kendini kayırma hakkı var mıdır?" Bunun üzerine ben: "Hayır" dedim. Ömer de: "İşte benim konumum da bundan ibarettir, ben insanların ırzlarına küfretsinler diye idareciler tayin etmiyorum"... (İshâk) [32]

2076. Hayye binti Ebî Hayye naklediyor: öğle sıcağında bana bir adam geldi. Kendisine: "İsteğin nedir?" diye sordum. O da: "Bir arkadaşımla beraber bize ait develere bakmaya geldik, arkadaşım develeri aramaya gitti. Ben de gölgede oturmak ve birşeyler içmek üzere size geldim." Bunun üzerine ben kalktım ve ekşimiş yoğurttan ayran çırpıp ona verdim. Daha sonra da kendisini tanımaya çalıştım; dedim ki: "Ey Allah'ın kulu, kimsin?" O da: Ben Ebû Bekir'im" dedi. Bu defa ben: "Hakkında birşeyler duyduğum Resûlullah (saMlahu aleyhi veseUem)'in arkadaşı Ebû Bekir mi?" diye sordum. O da:

Evet" dedi. Daha sonra Ebû Bekir bana Cahiliye döneminde bizim Has'am kabilesiyle olan savaşlarımızı ve birbirimizle girdiğimiz çatışmaları anlattı. Ebû Bekir Allah Teâlâ'mn İslâm ile getirdiği dostluğu ve birlik beraberliği dile getirince dedim ki: "Ey Allah'ın kulu! İnsanların bu durumu ne zamana kadar devam edecek?" Ebû Bekir de: "İdareciler istikamet üzere oldukları sürece" cevabını verdi. Bu defa ben: "Kimdir bu idareciler?" diye sorunca Ebû Bekir: "Kabilenin efendisi/reisini görmüyor musun? Mensupları onun peşinden gidiyor ona itaat ediyorlar, işte onlar istikamet üzere oldukça bu durum böyle devam eder" dedi. (Müsedded) [33]


Vatandaşların Malından İdareciye Helâl Olan Kısım


2077. Ebû Osman naklediyor; Utbe b. Farkad, Ömer b. el-Hattâb'a güzel yapılmış hurma helvası gönderdi. Onu kefelere doldurup üzerini yün keçelerle örttü. Hurma Hz. Ömer'e ulaşınca üzerini açıp: "Yolculuk halinde olan müslümanlann karınları bundan doyuyor mu?" diye sordu. Getiren: "Hayır" dedi. Bunun üzerine Ömer: "O zaman istemiyorum" dedi ve Utbe'ye şu fermam yazdı: "Şimdi bilesin ki, bu şey ne senin, ne de babanın alın teri değildir, sen yolculuk halinde iken karnını doyurduğun şeyden sefer halinde olan müslümanlann karınlarını doyur." (İshâk ve Ebû Yala) [34]

2078. Ebû Osman naklediyor: Utbe b. Farkad ile Azerbaycan diyarında beraberdim. Utbe, Suhaym ve kardeşini Ömer'e üç binek ile gönderdi. Beraberlerinde iki küfe hurma helvası koydu. Hurmanın üzerini de deri muşamba ile örttü. Üzerine de yün bir keçe yerleştirdi. Medine'ye geldiğinde insanlar: "Utbe'nin azadlı kölesi ve kardeşi Suheym üç binek üzerinde geldi" dediler. Ömer onlara izin verip içeri girdiklerinde kendilerine: "Bu getirdiğiniz altın mı, yoksa para mı?" diye sordu. Onlar: "Hayır, öyle bir şey değil" dediler. Bunun üzerine Ömer: "Peki ne getirdiniz?" diye sorunca onlar: "Yiyecek" dediler. Bu defa Ömer: "İki kişinin yiyeceğini üç binek üzerinde mi getirdiniz?!" dedi ve: "Getirin bakayım şunu" dedi. Bineklerin üzerindeki yün keçe ve deri muşamba açıldı. Hz. Ömer elini üzerinde gezdirip onun yumuşak bir şey olduğunu görünce: "Bütün Muhacirler bununla karınlarını doyuruyorlar mı?" diye sordu. Onlar: "Hayır, bu Emîru'l-Mü'minîn'e has bir şeydir" dediler. Bunun üzerine Ömer: "Ey falanca, getir okkayı ve yaz!" dedi ve şunları yazdırdı: "Allah'ın kulu Emîru'l-Mü'minîn'den, Utbe b. Farkad ve beraberindeki mü'minlere.... Allah'ın selamı üzerinize olsun. Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a hamd ederim. İyi bilesin ki bu ne senin, ne de babanın, ne de annenin alın teriyle kazandığı bir şey (mal) değildir. Ey Utbe b. Farkad...."

Ravî der ki: Ömer'in yazdığı mektupta şunlara da yer veriliyordu: "Develere binmeyi bırakın, atlarınıza sıçrayarak binin." Ebû Osman der ki: "Bundan sonra ben ata sıçrayarak binmeyi deneyen, yüzü koyun düşen,

Vatandaşların Malında sonra bir daha atlayıp tekrar yüzü koyun düşen, nihayet delikanlı gibi sıçrayıp ata binmeyi başarabilen yaşlılar gördüm." (el-Hâris ve Ebû Yala) [35]

2079. Abdullah b. Büreyde babasından naklediyor: Kıptîlerin komutanı Resûlullah (sallallahu aleyhi v«eUem)'e iki kardeş câriye ve bir katır hediye etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) katıra Medine'de binerdi. Cariyelerden birini de kendine edinmiş ve ondan oğlu Hz. İbrahim doğmuştu. Diğerini de Hassan b. Sâbit'e hibe etmişti. (el-Hâris)

2080. el-Hasan der ki: Cahiliye döneminde Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem)'in yanma gidip gelen ve adı İyâd olan bir zât vardı. Bu zât Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e hediye takdim etmişti. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Müslüman oldun mu?" diye sordu. O kişi de: "Hayır" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Müşriklerin İhsanı bize helâl değildir1' buyurdu. (el-Hâris) Bu mürselhir rivayettir. Bizzat İyâd b. Himâr rivayet etmiştir ki bu, sahih bir isnâdla Ebû Davud'un 5imen'inde yer almıştır.

2081. Mücemmi' naklediyor: Hz. Ali, Beytul-MâFi/hazineyi süpürür, sonra içinde namaz kılar, sonra içeride Müslümanların mallarına ait herhangi bir şey olmadığına (mal ve para namına bir şey kalmadığına) dâir İki şahit tutardı. Zekat memurlarına verilen hediyeler haramdır" hadisi Âdil İdarecinin Fazileti bölümünde gelecektir. [36]



Koru


2082. Ka'b b. Mâlik naklediyor: Resûlullah (salkllahualeyrûvesdlem) beni Zâtü'l-Ceyş, el-Masnû'a, Mahîd, Kanat tepeleri üzerinde bulunan Medine korularının sınırlarını belirlemek üzere görevlendirdi



Zulümden ve Zalimlere Yardım Etmekten Sakındırma


2083. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs naklediyorlar: Resûlullah irâd ettiği bir hutbe içinde şöyle buyurdu: "Kim zalim bir topluluğun müdafasmı üstüne alır ve bu konuda onlara yardım ederse ölüm meleği ona iner ve onu lanet ve ebedî cehennemle müjdeler. Kim de zalim, bir hükümdarın ihtiyacını karşılarsa cehennemde onunla beraber olur. Kim de bir hükümdarı zatime teşvik ederse cehennemde Hamân ile beraber olur ve o hükümdarla en şiddetli azaba maruz kalır. Kim de bir müslümana tokat atarsa, Allah cehennemde onun kemiklerim uzatır, sonra da üzerine ateş gönderilir. Diriltildiği zaman da ateşe girinceye kadar eli-kolu zincirli bir şekilde diriltilir. Kim de zalim bir hükümdarın önünde eline değnek alır ve onun korumalığını yaparsa kıyamet günü Allah Teâlâ onun üzerine uzunluğu yetmiş bin zira' olan bir yılan musallat eder ve bu kişi cehennemde ebedî kalır. Kim de bir kardeşini hükümdara şikâyet ederse Allah o kişinin bütün amellerini boşa çıkarır, Şayet o kardeşine herhangi bir kötülük veya eza dokunursa Allah o kişiyi cehennemde Hamân ile aynı yere gönderir. Kim de bir toplumun kâhinliğini üstlenirse cehennemin en başköşesine atılacaktır, her bir güne karşılık bin yıl ile cezalandırılacak ve eli boynuna zincirlenmiş vaziyette haşredilecektir. Şayet Allah'ın emrini yerine getirirse serbest bırakılır. Yok, eğer zulmüne devam ederse yetmiş mevsim cehennem çukuruna atılır... Agâh olun! Allah Teâlâ zulmetmez ve zulüm O'nun hakkında caiz olmaz,. O her zaman kullarını gözetlemekte ve kötülük yapanları kötülükleriyle, iyilik yapanları da iyilikle mükâfatlandıracaktır. "Kim iyilik yaparsa kendine yapmış olur, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhine yapmış olur, Rabbin kullara asla zuhnedici değildir." (el-Hâris) Hadis uydurmadır! [37]

2084. İbn Abbâs, Resûlullah (saMahu aleyhi veseüem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Mazlum olarak öldürülen bir adamın yanında durma; zira lanet, onun bu halini gören ancak onu müdaafa etmeyen kimselere iner. Aynı şekilde mazlum olarak dövülen birinin yanında durma; zira lanet onun bu halini seyredip savunmayanlara iner. " (Ahmed b. Menî')



İdarecinin Islah Olması İçin Sabretmek


2085. Ebû Saîd (Ebû Useyd'in azadlı kölesi), ki adı Mâlik b. Rabî'a olup şunları naklediyor: Osman b. Affân hac mevsiminde umre yapılmasını yasakladı. (Hacca kadar temettü umresini yasakladı) Ancak Hz. Ali bu mevsimde umreye niyetlenip: "Sünnet böyledir" dedi. Bunun üzerine Osman minberden inip eline birşey aldı ve Hz. Ali'ye doğru yürüdü. Talha ve Zübeyr o şeyi Osman'ın elinden çekip aldılar. Osman, Ali'ye kadar gidip parmaklarıyla neredeyse gözlerini tırmıkladı ve şöyle dedi: "Sen doğru yoldan sapmış ve insanları saptırmaya çalışan birisisin." Hz. Ali de bu söze karşılık hiç bir şey söylemedi. (Ishâk) [38]

2086. Saîd b. el-Müseyyib der ki: Hz. Ali ile Osman arasında şeytanın bir fitnesi olan bir olaya şahit oldum. O olayda her ikisi de birbirlerine müsamahakâr davranmadılar. Aralarında olup biteni size anlatmak istesem anlatırım. Ancak çok geçmeden her biri kardeşi için tövbe ve istiğfarda bulundular. (İshâk) [39]

2087. Zeyd b. Hâlid el-Cermî naklediyor: Hz. Osman'ın yanında oturuyordum. Yaşlı birisi çıkageldi. Topluluk onu görünce: "Ebû Zer'dir" dediler. Osman onu görünce: "Hoşgeldin kardeşim" dedi. Ebû Zer de: "Hoş bulduk, kardeşim, Allah'a yemin olsun ki, size karşı vazifede bir kusur ettik. Yemin olsun ki, sen yerde emeklememi isteseydin gücüm dahilinde bunu yerine getirirdim." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [40]



Baştaki İdareciye İtaat ve Cemaate Bağlılığı Teşvik

2088. Abdullah b. Âmir b. Rabîa, babasından Peygamber (saMahu aleyhi vesellern)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim idarecisine itaat etmeden ölürse Cahiliye Ölümü üzere ölmüş olur. Kim de bîat ettikten sonra idarecisine isyan ederse haca kabul edilmemiş halde Allah'ın huzuruna gider." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [41]

2089. el-Eş'arî bildiriyor: Biz şöyle derdik: "Allah bu dini, ahiretten nasibi olmayan kişilerle teyid edecektir (güçlendirecektir)." (Müsedded)

2090. Ebû Hureyre, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Namaz, iki namaz arasındaki süre için kefarettir, şu üç şey hariç: Allah'a ortak koşmak, sünneti terk etmek ve alış verişi bozmak; şöyle ki bir kişiyle alışveriş yaptıktan sonra kılıcını çekip karşı tarafla savaşmak. " (el-Hâris)

2091. Ümmü Eymen, Resûlullah (saMMui aleyhi vöellemj'in kendi aile halkından birisine şu tavsiyede bulunduğunu işitmiştir: "Hakkı olduğunu düşünsen bile idare konusunda yöneticilerle çekişme." (Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ) [42]

2092. ez-Zührî yukarıdaki tavsiyeye muhatap olan kişinin Sevbân olduğunu ifade etmiştir. (Abd b. Humeyd)

2093. Ümmü Seleme yanındaki kimselere şunu söylemiştir: "İki çağıran: Allah'ın kitabına çağıran ve Allah'ın sultanına/ padişahına çağıran olması durumunda hangisine uyacaksınız?" Yanındakiler: "Allah'ın Kitabına çağırana icabet ederiz" deyince Ümmü Eymen: "Hayır, Allah'ın sultanına çağırana icabet edin, zira Allah'ın Kitabı O'nun sultanıyla beraberdir" dedi. (İshâk)

2094. Alkame b. Vâil der ki: Seleme b. Yezîd, Resûlullah (^llallahu aleyhi şöyle soru sordu: "İdareciler kalkıp bizden haklarını istedikleri, ancak hakkımızı verdiklerini görürsek ne yapacağız?" İki veya üç defa (tekrar ettiği halde) sustu ve bir şey söylemedi. Bunu el^Eş'as b. Kays'a naklettiğinde şöyle dedi: Resûlullah (sallallahualeyhivesellem) buyurdu ki: "Dinleyin ve itaat edin, onların günahları kendilerine, sizin günahınız size. " (Ebû Yâ'lâ)

2095. Abdullah b. Mes'ûd şöyle dedi: "Siz bu hükümdarla, o da sizinle imtihan edildi. Şayet o âdil davranırsa ecir kazanır, size de şükretmek düşer. Yok eğer zulmederse, ona günah yazılır ve size sabretmek düşer." (İshâk) [43]



Adil idarecinin Fazileti ve Zalim idarecinin Kötülenmesi


2099. Ömer b. el-Hattâb, Resûlullah (saMlahu aleyhi veselkmj'den şunu naklediyor: "Kıyamet günü Allah katında derecesi en iyi olan kul, âdil ve dost olan idarecidir. Kıyamet günü Allah nezdinde derecesi en kötü olan kimse de zalim ve davranışları kötü olan idarecisidir. " (İshâk) [44]

2100. Abdullah b. Mes'ûd, Resûlullah (sallallahu aleyhi veseEem)'İn şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim Müslümanların idaresini üzerine alır da onlar arasında âdil davranmazsa, Allah 'in laneti o kişi üzerinde olsun. " (Ishâk)

2101. Ebû Hureyre, Resllullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Adil bir icraatı zâhid birinin kendi evinde yaptığı yüz veya elli yıllık ibadetten daha hayırlıdır." (el-Hâris) Rakamdaki şüphe Hüseyin'den kaynaklanmaktadır.

2102. Huzeyfe der ki: Resllullah fsailalMıualeyhivese]]em)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kıyamet günü âdil ve zalim idareciler getirilecek ve cehennem köprüsü üzerinde duracaklar. Allah Teâlâ onlara şöyle hitap edecektir: Benim asıl istediğim sizlersiniz; hüküm verirken zalim davranan, rüşvet alan ve hasımlardan (taraflardan) kayıran herkes yetiş yıllık cehennem uçurumuna yuvarlansın."

Peygamber (sallallahu aleyhi veselkm) şöyle buyurmuştur: "Devlet âmir ve memurlarına verilen hediyeler tümden haramdır." Yine ResÛlullah (sallallahualeyhi ygellem) şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir kişi bir kişiyi on kişi üzerine âmir kılar da, o kişiler içerisinde tayin ettiği kişiden daha üstün olan birisi bulunursa Allah Teâlâ'yı ve Resulünü aldatmış olur. Cezayı gerektiğinden çok uygulayan kimse huzura getirilip kendisine şöyle denilecektir: Kulum! Niçin sana emrettiğimden fazla ceza uyguladın? O da: Öfkelendim diyecek, Bunun üzerine şöyle denilecek: Senin öfken benim öfkemden daha mı güçlü idi? Daha sonra Allah Teâlâ'nın koyduğu cezayı yeteri kadar uygulamayan kimse çağrılıp kendisine şöyle denilecektir: Kulum! Niçin cezayı tam uygulamadın? O da: Suçluya acıdım diyecek Bunun üzerine kendisine Allah Teâlâ şöyle diyecek: Senin rahmetin, benim rahmetinden daha mı güçlü idi? Daha sonra emredilip İkisi de cehenneme atılacaktır." (Ebû Yâ'lâ) [45]

2103. İbn Abbâs, ResÛlullah (saUallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim bir topluluğa bir kişiyi âmir tayin eder de o topluluk içerisine seçtiği kişiden Allah'a daha yakın olan birisi varsa, bu icraatıyla Allah'a, Resulüne ve bütün müminlere hainlik yapmış olur. " (Müsedded) [46]

2104. Ebû Umâme, Resllullah (sallahu aleyhi veselkm)'in şöyle buyurduğunu nakleder: ''Ümmetimden iki grup vardır ki, onlara şefaatim ulaşmayacaktır: Zalim ve gaddar idareci ile azgın ve sapkın olan kimseler." (Müsedded) [47]

2105. Ma'kil b. Yesâr, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Ümmetimden iki kişi vardır ki, şefaatime nail olmayacaklar: Zâlim ve gaddar idareci, azgın ve sapkın kişi" (Ebü Ya'lâ) [48]

2016. el-Muallâ b. Ziyâd, Muaviye b. Kurre'den benzerini rivayet etmiştir ve "gaddar" kelimesini kullanmamıştır. (Ebü Ya'lâ}

2107. Ebu'l-Esved el-Mâlikî, babasından, o da dedesinden Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Halkın malıyla ticaret yapan idareci âdil davranmamıştır." (Ahmed b. Menî') [49]

2108. İbn Ömer, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellemj'm şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah Teâlâ az olsun, çok olsun başına idareci tayin ettiği herkesi hesaba çekecektir, özellikle de kişiyi aile hakkından dolayı hesaba çekecektir." (Ebû Yala) [50]


Allah'a İtaatin Olmadığı Hususta İdareciyi Dinlememek


2109. Ezher b. Abdullah anlatıyor: Ubâde, hac yapmak üzere Şam'dan Medine'ye uğradı. Osman b. Affân'a gelip ona şöyle dedi: "Resûlullah duyduğum bir şeyi sana söyleyeyim mi?" Osman da: "Buyur, söyle" dedi. O da şöyle dedi: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseflan)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Başınıza, bildiğiniz şeyleri yapmanızı söyleyen, ancak sizin hiç tasvip etmediğiniz şeyleri yapan idareciler gelecektir, sizin onlara itaat etme sorumluluğunuz yoktur." (EbÛ Bekir b. Ebî Şeybe) [51]

2110. Amr b. Züneyb, Enes b. Mâlik'in kendisine şunu naklettiğini anlatıyor: Muâz: "Ya Resûlaliah! Senin sünnetini uygulamayan idareciler başımızda olursa onlara karşı nasıl davranmalıyız?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) de şöyle buyurdu: "Allah'a itaat etmeyene boyun eğmek yoktur." {Ebû Ya'lâ) [52]



Yöneticilik


2111. Ebû Hureyre der ki: "Yöneticiliğin ilk safhası kınanmadır, son safhası da kıyamet günü pişmanlıktır." "Ey Ebû Hureyre! Onlardan

Allah'tan sakınanlar hariç değil mi?" diye sordum: "Ben size işittiğimi söylüyorum" karşılığım verdi. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî ve Ebû Ya'lâ) [53]

2112. Ebû Hureyre der ki: "Yönetici için her yıl cehennem (veya ateşin) kapısı açılır." (Müsedded)

2113. İsmâîl el-Cureyrî, Hâlid b. Ğalâk'tan naklediyor: Ebû Hureyre'ye sordum... Bana şöyle dedi: "Yönetici, yahut güvenlik görevlisi olma!" Ben: "Niçin?" diye sordum. O da: "Onlar seni ezerler ve rahat bırakmazlar" cevabını verdi. (Müsedded)

2114. Mukâtil b. Hayyân, Benî Temîm'den bir kişiden, o da babasından, o da dedesinden naklediyor: Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Ne idareci, ne de polis olma!" (Müsedded) [54]

2115. Şa'bî naklediyor: Başımıza idareci olan bir kişiye idarecilik hakkında soru sorduklarında şöyle dedi: "Sizin idareciniz: Devamlı dolaşan, avının peşinde olan bozkurttur; önüne gelen hiçbir şeyi affetmeyen, al şunu! dediğinde hemen saldıran, ver şunu! dediğinde ise yanaşmayan kimsedir." (el-Humeydî)

2116. Enes naklediyor: Peygamber (sallalbhu aleyhi vesellem)'in yanından bir cenaze geçti. Şöyle buyurdu: "Şayet yönetici değil ise ne mutlu ona." (Ebû Ya'lâ) [55]

2117. Enes, Resûlullah (sallahualeyhivesellem'in şöyle buyurduğunu nakleder: "İnsanların mutlaka bir yöneticisi vardır, yönetici de ateştedir. Kıyamet günü polis/ güvenlik görevlisi huzura getirilir ve kendisine: Kamçını bırak ve ateşe gir! denir. " (Ebû Ya'lâ) [56]

2118. Ebû Saîd ve Ebû Hureyre, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: "Öyle bir zaman gelecek ki, başınıza sefih idareciler gelecek; onlar kötü insanları iş başına getirip iyi insanları geride tutacaklar. Namazı vakitlerinin dışına çekecekler. Kim bu zamanı idrak ederse sakın yönetici, yahut polis, yahut vergi memuru veyahut muhasebeci/ maliyeci olmasın." (Ishâk)



Devlet Başkanının, Memurlarına, Müslümanları Nasıl İdare Edeceklerine Dair Tavsiye ve Öğütleri

2119. el-Cârûd, Resûlullah (saflallahu aleyhi veseüemj'in el-AIâ' b. el-Hadramî'yi Bahreyn'e gönderdiğinde kendisine yazdığı mektubun bir nüshasını ele geçirdiğini ve içerisinde şunların yazılı olduğunu rivayet etmiştir: "Bismillahirrahmannirrahîm. Bu mektup Allah'ın Resulü ve O'nun bütün yaratıklara gönderdiği peygamberi Kureyşli ve Hâsımı Muhammed b, Abdullah'dan el-Alâ' b. el-Hadramt ve beraberinde olan Müslümanlara bir fermandır.

Ey Müslümanlar! Allah'dan hakkıyla sakının, size el-Alâ' b. el-Hadramî'yi gönderdim ve ona, yalnız olan ve ortağı bulunmayan Allah'dan sakınmasını emrettim. Aynı şekilde size karsı iyi davranmasını, hak ve adaletle aranızda idarecilik yapmasını, aranızda Allah Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerim'de indirdiği adaletle hükmetmesini emrettim. Size de dediklerimi yapması, adaletle hükmetmesi ve merhametle muamele etmesi durumunda kendisine itaat etmenizi emrediyorum. Ona kulak verin, söylediklerine itaat edin ve ona en güzel şekilde destek ve yardımcı olun. Benim sizin üzerinizde büyük bir itaat hakkım vardır ki, onu hakkıyla yerine getirmeniz mümkün değildir, zira Allah'ın ve Resulü' nün hakkını tam anlamıyla yerine getiremezsiniz. Allah'ın ve O'nun Resûlü'nün genelde bütün insanlar, özelde sizin üzerinizde itaat konusunda ve ahdine/ kendisine verilen sözü yerine getirme konusunda farz bir hakkı olduğu gibi, Müslümanların kendi idarecileri üzerinde bu konuda farz bir hakları vardır. Allah Teâlâ itaate hakkıyla riayet eden kuldan razı olacak, onu yerine getiren ve ona sahip çıkanların ecrini büyük tutacaktır. Bilesiniz ki, itaatle, arzulanan her hayrı ve bereketi açan bir yol vardır, sakınılması gereken her şeyden de bir kurtuluş vardır. Ben, Allah Teâlâ'yı şahit tutarak ifade etmek isterim ki, küçük olsun büyük olsun Müslümanlara ait bir hususta kendisini idareci tayin etiğim kişi şayet onlar arasında âdil davranmazsa ona itaat yoktur. O, kendisine tevdi edilen görevden o an azledilmiştir, beraberinde olan Müslümanların ona itaat sorumlulukları ortadan kalkmıştır. Bu durumda Allah Teâlâ'dan hayırlı birisini göndermesini dilemelerini ve içlerinde en selâhiyetli ve ehil olanı idareci tayin etmelerini tavsiye ederim. Şayet el-Alâ b. el-Hadramt'nin başına bir musibet gelirse Allah'ın Kılıcı Hâlid b. el-Velîd onun halefidir. Hak üzre olduğuna tanıklık ettiğiniz sürece onu dinleyin ve ona itaat edin. Hak'tan sapıp başka bir yola sapması durumunda ona itaat etmeniz gerekmez. Allah'ın bereketi, yardımı, zaferi, hidayeti, afiyeti ve tevfîki ile yolunuza devam edin. Karşılaştığınız insanların Allah'ın Kitabına, O'nun çizdiği yola, Resûlü'nün sünnetine davet edin, Allah Teâlâ'nın Kitabında helâl kıldığı şeyi onlara helâl, haram kıldığı şeyi de onlara haram kılın. Putları hayatınızdan çıkarmanızı, şirk ve küfürden uzak durmanızı, Lât ve Uzza gibi putlara kulluk etmeyi inkâr etmenizi, Meryem oğlu fsâ ve Harve oğlu Üzeyr'e kulluktan vazgeçmenizi, meleklere, Güneş'e, Ay'a, ateşe tapınaktan uzak durmanızı, Allah'dan başka dinilen her türlü puta yanaşmamanızı, Allah ve Resulünü dost edinip Allah ve Resulünden uzak duranlardan uzak durmanızı tavsiye ederim.

Bunların yaptıklarını benimsedikleri an Allah'ın dostluğunu kabul etmiş hırlar, siz de bu durumda onlara, kendisine davet ettiğiniz Kitab'ı izah edin;nun Cebrail vasıtasıyla Allah katından, yaratıkların özü Allah'ın elçisi, evgaınberi ve sevgilisi olan Muhammed b. Abdullah'a indirilen bir kitap olduğunu, Allah Teâlâ'nın onu bütün insanlığa; siyahına-beyazına, insine -cinnine, bütün âlemlere rahmet olarak gönderdiğini, sizden önceki milletlere ve sizden sonra geleceklere ait her şeyi içeren bir kitap olduğunu, Allah Teâlâ'nın tüm insanların arasını onunla bulacağını, daha önce gönderilen bütün kitaplardan üstün ve Tevrat, incil, Zebur gibi kitapları tasdik ettiğini, kendilerine resul ve peygamber gönderilen atalarınızın anlamadığı birçok hususu bu kitabta size naklettiğini, atalarınızın peygamberlerine tepkilerinin ne olduğunu, onları nasıl tasdik ettiklerini ve nasıl yalanladıklarını haber veren bir kitaptır. Allah Teâlâ Kitab'ında sizlere onlar hakkında çok şeyler anlattı, günahları sebebiyle helak olanlardan haber verdi ki, o günahlardan uzak durasınız ve onların yaptıklarını yapmayın; Allah'ın gazabına duçar olmayın. Allah'ın emirlerini hafife almaları ve yaptıkları kötülüklerden dolayı helak olmaları durumuna siz de düşmeyiniz. Aynı şekilde sizden önce Allah'ın azabından kurtulanların haberlerini de size nakletti ki, onları örnek alasınız ve sîz de kurtuluşa eresİniz. Bütün bunları katından bir rahmet ve size acıması sebebiyle bildirdi. Size gönderdiği kitap sapkınlıktan doğruluğa götüren bir kitaptır. Aynı zamanda cehaletten aydınlığa, sürçmekten kurtuluşa, fitneden selâmete, karanlıktan aydınlığa götüren bîr kitaptır. O hastalık anında şifadır. Helak olmaktan kurtaran, eğriden doğruya ileten, kapalı hususları açıklığa kavuşturan kitaptır. Dünya ile âh'ıret çizgilerini birbirinden ayıran ve dininizin tüm unsurlarını kendisinde barındıran bir kitaptır.

Bu hususları arz ettikten sonra onları benimserlerse, o zaman Allah'ın dostluğunu tam anlamıyla elde etmiş olurlar. Bit durumda onlara İslâm'ı, arz edin. islâm ise beş vakit namazdan, zekat vermekten, Allah'ın evini hac etmekten, Ramazan orucunu tutmaktan, cenabetten yıkanmaktan, her namaz öncesinde temizlenmekten, anne-babaya karşı iyi davranmaktan, Müslüman akrabayla ilişkiyi kesmemekten, müşrik olsalar da anne-babaya iyi davranmaktan ibarettir.

Bunları yaptıkları takdirde Müslüman olmuşlardır. Onları imana davet edin ve şeriatın hükümlerini ve ana prensiplerini onlara öğretin. İman: Allah'tan başka ilah olmadığına ve onun hiç bir suretten ortağı bulunmadığına, Muhammed'in onun kulu ve Resulü olduğuna, Muhamıned'in getirdiği şeylerin hak olduğuna, onun dışında kalan şeylerin bâtıl olduğuna, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman etmek olduğuna, Kur'an'dan önce gelen Tevrat, İncil ve Zebur gibi kitaplara inanmaya, Öldükten sonra dirilmeye, hesaba, cennete, cehenneme, ölüme, (ikinci) hayata İman etmeye, Allah'a, peygamberlerine ve bütün mü'minlere inanmaya denir.

Şayet bunları yapar ve bu hususları inkâr ederlerse onlar müslümandır, ™ü'mindir. Bundan sonra onlara ihsanı öğretin. İhsan; emaneti edâ etme/yerine getirme konusunda Allah ile kendi aralarım iyi düzenlemeleri ve Allah 'in peygamberlerden, peygamberlerin kutlardan ve mü'minlerin idarecilerinden aldığı söze riayet etmeleridir. Teslim olmak (İslâm) ise: Müslümanların her türlü el ve dil yarasından salim olmaları ve kendi nefisleri İçin arzuladıklarını diğer Müslümanlar için arzulamaları, Allah Teâlâ'nın vaad ettiği hususları tasdik etmeleri, O'nunla buluşulacağına ve huzuruna çıkılacağına İnanmaları, her an dünyadan ayrılabileceklerini, her günün bitiminde nefislerini hesaba çekmeleri, gece ve gündüzü âhiret azığı İçin değerlendirmeleri, gizli-açık olsun Allah Teâlâ 'nınfarz ettiği şeyleri yerine getirmede birbirlerini öğütlemeleridir.

Şayet bunları yerine getirirlerse o zaman onlar müslüman, mü'min ve muhsin kimseler olmuşlardır. Bundan sonra onlara kâfirlerin niteliklerini anlatın ve onları büyük günahlara düşüp helak olmaktan kurtarın. Büyük günahlar insanları helak eden şeylerdir ki, bunların başında Allah'a ortak koşmak gelir. Nitekim (Nisa 48) buyurmuştur. Ayrıca sihir yapmak ki sihir yapanın ahirette hiçbir nasibi olmayacak, akraba ve yakınlarla ilişkiyi kesmek, cihaddan kaçmak olduğunu söyleyin. Bunları işleyenlerin Allah'ın gazabına uğrayacağını ve kıyamet günü kendilerinden hiçbir amelin kabul edilmeyeceğini ifade edin. Yine mümin kişiyi öldürenin yerinin cehennem olduğunu, iffetli kadınlara iftirada bulunmanın dünya ve ahirette laneti gerektirdiğini söyleyin. Yetimin malını yemenin (yetimin malını yiyenler karınlarında ateş yerler ve cehennemi boylarlar), faiz yemenin de (faiz yiyenler Allah ve Resulüne savaş açmıştır) büyük günahlardan olduğunu hatırlatın. Şayet bu büyük günahlardan uzak dururlarsa o zaman onlar müslüman, mü'min, muhsin ve muttaki kullar olup dinlerini tamamlamışlardır. Bundan sonra onları ibadete davet edin. ibadet de: Oruç, kıyam, hâşâ, niyaz, rükû halinde olmak, secde etmek, tövbe etmek, yakın mertebesinde iman etmek, ihsan, Allah'ı tekbir-tesbih etmek, O'na hamd etmek, O'nu herşeyden üstün tutmak, zekatın dışında sadaka vermek, tevazu sahibi olmak, zararsız kul olmak, İnsanlara karşı iyi davranmak, niyaz, dua, mülkün Allah'a ait olduğunu ikrar etmek, salih amel işlemektir.

Şayet bunları yerine getirirlerse o zaman onlar müslüman, mü'min, muhsin, muttaki, âbid kullar olup kulluklarını hakkıyla eda etmiş olurlar. Bunun akabinde onları cihada davet edin ve cihadın ne olduğunu onlara izah edin. Allah Teâlâ'nın, cihadın fazileti ve Allah nezdindeki sevabı konusunda teşvik ettiği hususları onlara arz edin.

Bu hususları yerine getirirlerse onlarla biat edin ve Allah'ın ve Resulünün sünnetine uymaları konusunda onlardan söz alın. Allah'ın sözüne ve himayesine riayet edin. Biatinizin gereğini yerine getirin ve Müslüman idarecilerden herhangi birinin emrine isyan etmeyin. Bu hususları kabul ettikleri zaman onlarla biat edin ve onlar için Allah'tan af dileyin.

Allah rızası İçin ve O'nun dinine yardım etmek gayesiyle cihada çıkarlarsa, karşılaştıkları insanları Allah'ın kitabına davet etsinler. Sonra insanları islâm'a, imana, ihsana, takvaya, kulluğa ve cihada davet etsinler. Kim onlara tâbi olur ve söylediklerine icabet ederse artık o Müslüman, mü'min, muhsin, muttaki, âbid ve mücâhiddir. Sizin sahip olduğunuz hakların aynısına sahiptir.

Kim de imana ve islâm'a yanaşmazsa, Allah'ın emrini kabul edinceye ve dinini benimseyinceye kadar onlarla savaşın. Kiminle sözleşme yapar ve onları Allah'ın himayesine alırsanız sözünüzün gereğini yerine getirin. Kim de müslüman olur ve sizin safınıza katılırsa o sizden birisidir. Kim de bu konuda anlaşma yaptıktan sonra sizinle savaşırsa siz de ona karşı savaşın. Size hile ve tuzak kuranlara siz de mukabelede bulunun. Kim size karşı ittifak yaparsa siz de ona karşı ittifak yapın. Kim sizi pusuya düşürmek isterse ve sizi aldatmak yoluna giderse, size karşı hile ve düzen kurarsa siz de aşırıya kaçmadan mukabelede bulunun, zira haksızlığa uğradıktan sonra yardım isteyenler için herhangi bir günah söz konusu değildir. İyi biliniz ki, Allah her zaman sizinle beraberdir ve yaptıklarınızı görmektedir, yaptığınız amelleri tümüyle izlemektedir, dolayısıyla O'ndan sakının ve daima teyakkuz halinde olun. Bu, Allah Teâlâ'nın bana tevdi ettiği bir emanettir ve bir mazeretiniz kalmasın diye onu size tebliğ ediyorum. Aynı zamanda bu, Kur'an'in kendisine ulaştığı herkes aleyhinde bana verilmiş bir hüccettir. Kim içindekilerle amel ederse kurtuluşa erer, kim içindekilere itübâ ederse doğru yolu bulur. Kim onunla hasmım yenmeye çalışırsa başarılı olur. Onunla savaşan muzaffer olur. Kim de onu terkederse delâlete düşer. Onun için içindekilerle amel edin, devamlı onu dinleyin, içinizi onunla doldurun, kalbinizde ona yer ayırın, zira o gözlerin nuru, kalplerin baharı, gönüllerin ilacıdır. Emreden ve öğüt veren, nehyeden ve Allah'a ve Resulüne çağıran bir kitap olarak o yeterlidir. Allah Resulü el-Alâ b. el~Hadramî'ye ve onun halefi Allah'ın kılıcı Hâlid b. el-Velîd'e emanet etmiştir. Yanındaki müslümanların bu mektubun içindeki hükümlere davet etme konusunda en ufak bir mazeret ileri sürmelerini kabul etmemiştir. Mektubun içinde yer alan herhangi bir hususun zayi olmasını da mazeret kabul etmemiştir. Bu mektup kime ulaşırsa içerisindeki hükümlere uymaları için hiçbir mazeret geçerli değildir. "

Bu mektup, Peygamber'in hicretinden dört yıl geçmesine iki ay kala Zilkade ayının üçünde kaleme alınmıştır. İbn Ebî Süfyan kaleme almış, Osman b. Affan ona dikte ettirmiş, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve>ellem) orada hazır bulunmuş, el-Muhtâr b Kays el-Kureşî, Ebû Zerr eî-Gıfârî, Huzeyfe b. el-Yemân el-Absî, Kusay b. Ebî Anır el-Himyerî, Şuayb b. Ebî Mersed el-Gassânî, el-Müseyyib îbn Ebî Sa'sa'a el-Huzâî, Avâne b. Şemmâh el-Cühenî Sa'd b. Mâlik el-Ensarî, Sa'd b. Ubâde el-Ensârî, Zeyd b. Âmr ve. daha başka kabile mensupları, Kureyş'ten bir zât, Cüheyne'den bir zât, Ensâr'dan da dört kişi bulunmuş ve Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem/in mektubu el-Alâ' b. el-Hadramî ve Hâlid b. el-Velîd'e teslim ettiğine tanıklık etmişlerdir. (el-Hârİs) [57]



Yargı Ve Şahitlikler Kitabı


Bu konuyla ilgili hadislerin çoğu Hilâfet ve İdarecilik bölümünde geçmiştir. [58]



Hak İle Hükmetmeyen Kişi İle İlgili Endişeler


2120. Muaz b. Cebel, Peygamber şöyle buyurduğunu nakleder: "Hâkim, Aden'den daha uzak bir mesafede cehennemdeki yerini alacaktır." (İshâk, Abd b. Humeyd ve Ebû Yâ'lâ)

2121. Yezîd b. Abdullah b. Mevhib, Osman b. Affan'm İbn Ömer'e şöyle dediğini nakleder: "İnsanlar arasında hâkimlik yap!" İbn Ömer de: "Ne iki kişi arasında hâkimlik yaparım, ne de onlara imam olurum" dedi. Bunun üzerine Osman: "Oysa baban hâkimlik yapardı" deyince İbn Ömer şu karşılığı verdi: "Doğru, babam hâkimlik yapardı, ancak içinden çıkmadığı bir şey olursa Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem)'e sorardı. Resûlullah (sallalbhu akyhi veselfem/in de içinden çıkamadığı bir durum olursa Cebrail'e sorardı. Oysa ben kime sorayım, dolayısıyla babam gibi değilim. Bana ulaşan bir rivayete göre hâkimler üçtür: Haksızlık yapıp nevasına (nefsine) uyan ve ateşte olan hâkim, ehil olmadığı halde hâkim olup cehaletle hükmeden ve ateşte olan hâkim, ictihad edip isabet eden hâkim... Üçüncüsü ne alacaklı, ne de borçlu olarak kurtulur. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseîlem)'in şöyle buyurduğunu işittin mi: Kim Allah 'a sığınırsa tam sığınılacak bir yere iltica etmiş olur." Osman da: "Evet duydum" deyince İbn Ömer şöyle dedi: "Ben, beni hâkim tayin etmenden Allah'a sığmıyorum." Bunun üzerine Hz. Osman onu affedip: "Sakın kimseye söyleme" dedi. (Abd b. Humeyd) [59]

2122. Abdülmelik b. Ebî Cemile, Abdullah b. Mevhib'den Osman'ın, İbn Ömer'e şöyle dediğini nakleder: "Git ve hâkim ol!" İbn Ömer: "Beni muaf tutar mısın ey Mü'minlerin emiri?" diye ricada bulununca Osman: "Git ve insanlar arasında hâkimlik yap!" dedi. Tekrar îbn Ömer: "Beni muaf tutar mısm ey Mü'minlerin emiri?" deyince Osman: "Mutlaka gidip hâkimlik yapman konusunda kararlıyım" dedi. Bunun üzerine İbn Ömer şöyle dedi: "Acele etme! Resûlullah (sallallahu aleyhi vesdlem)'in şöyle buyurduğunu işittin mi:

"Kim Allah'a sığınırsa tam sığınılacak bir yere iltica etmiştir." Osman da: "Evet işittim" dedi. Bunun üzerine İbn Ömer: "Hâkim olmaktan Allah'a sığmıyorum" dedi. Osman ise: "Seni engelleyen şey nedir? Zira baban da hâkim değil miydi?" deyince İbn Ömer şu karşılığı verdi: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kim hâkim olur da zulüm ile hükmederse cehennem ehlinden olur, kim de hâkim olur da bilmeden hükmederse yine cehennem ehlinden olur, kim de bilgili bir hâkim olur da adaletle hükmederse Allah Teâlâ'ya ne borçlu, ne de alacaklı bir halde kavuşmayı temenni eder." (Ebû Yâ'lâ) [60] Tirmizî hadisin bir bölümünü tahrîc ettikten sonra "İsnadında kopukluk var" demiştir.

2123. İmrân b. Husayn Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Zulüm ve haksızlık arzulamadıkça Allah hâkim, ile beraberdir ve haktan başka bir şey arzulamadıkça onu hakka ulaşmaya muvaffak kılar." (Ahmed b. Menî) [61]

2124. el-Kâsım b. Muhaymira, Resûlullah (sallaOahu aleyhi vesellera)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim insanların başına idareci olur da sıkıntı ve ihtiyaçları anında onlardan uzak durursa kıyamet günü de Allah Teâlâ ondan uzak duracaktır." (Müsedded) [62]

Derim ki: Bu hadisi Ebû Dâvud, Ebû Bekir b. Ebî Meryem'den, o el-Kâsım b. Muhaymira'dan, o da Ebû Bekir el-Ezdî'den onun, Muaviye'ye bu hadisi "Resûlullah (sallaüahu aleyhi vesellem)' den işittim ki" diyerek bildirdiğini nakleder. [63]

2125. Hz. Peygamber (sallallahualeyhivese]]em)'in eşi Ümmü Seleme, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "İçinizden birisi Müslümanlar arasında yargıçlıkla imtihan olunursa, öfkeliyken karar vermesin. Oturma, bakma ve el-kol hareketleri yapmada eşit davransın. Hasımlardan sadece birine sesini yükseltip bağırmasın. " (Ebû Yâ'lâ) [64]

2126. Kadı Şurayh, kendisinin öfkeli yahut aç iken hiç kimse arasında hüküm vermediğini ifade etmiştir. (Müsedded) [65]

2127. Ebû Saîd, Resûlullah fsaîlallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kadı/'hâkim sadece karnı tok iken hüküm, versin. " (el-Hâris) [66]

2128. Ebû Hureyre der ki: "Yargıçlık, kalemle hesap edilen bir şey değildir. O kalbe doğan bir şeydir." (Müsedded)

2129. Ubeydullah b. Ebî Yezîd naklediyor: İbn Abbâs'a bir şey sorulduğunda o şey şayet Allah'ın kitabında mevcut ise onunla hükmeder, yok eğer Allah'ın kitabında mevcut değil ise ve Resûlullah (saMlahu aleyhi -veseüem)'in sözlerinde mevcutsa onu esas alır, yok eğer Allah'ın kitabında ve Resûlullah (sallallahu aleyhi wsellem)'in uygulamasında yoksa, ancak Ebû Bekir ve Ömer'in uygulamalarında mevcutsa o ikisinin görüşünü benimserdi. Şayet bu ikisinin uygulamalarında da yoksa kendisi ietihad ederdi. (İbn Ebî Ömer) [67]

2130. Amr b. Şuayb, babasından, o da dedesinden Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Delil/ isbat davacıya aittir, yemin etmek ise davalıya düşer." (Ahmed b. Menî' ve Ebû Ya'lâ) [68]

2131. Zeyd b. Sabit, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Davacının elinde belgesi/delili yoksa davalıya yemin etmek düşer." (Ebû Bekir ve İshâk) İshâk'm lafzı ise şöyledir: "Kim şahitleri olmaksızın bir hak iddia ederse davalının yemin etme hakkı önceliklidir. [69]


Rüşvetin Kınanması


2132. Ömer b. Muhammed b. Halef et-Talhî, Muhacirlerden bir zâıan Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Rüşvet veren de rüşvet alan da cehennemdedir. " (Ahmed b. Menî'} [70]

2133. Hz. Âişe, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in rüşvet vereni ve rüşvet alanı lanetlendiğini rivayet etmiştir. (Ahmed b. Menî') [71]

2134. Mesrûk naklediyor: Bir adam Abdullah (b. Mes'ûd)'a haramın ne olduğunu sordu. O da: "Rüşvettir" dedi. Bunun üzerine adam: "Peki yargıda zulüm/haksız karar nedir?" diye sordu. Abdullah da: "O küfürdür" cevabını verdi.(Müsedded)

2135. Osman b. Ömer naklediyor: Bize Fitr bu hadisi şu ifadesi ile rivayet etti: Abdullah (b. Mes'ûd)'un yanında oturuyordum, bir adam kendisine: "Haram nedir?" diye sordu. O da: "Rüşvettir" cevabını verdi. Bunun üzerine adam: "Haksız hüküm vermek nedir?" diye sordu. Abdullah da: "O küfürdür" dedi ve şu âyeti okudu: "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir. [72]


Hasımlardan Birine Torpil Geçmek Ve Haksız Şikâyet


2136. Hasan naklediyor: Bir adam gelip Hz. Ali'ye konuk oldu. İmam Ali ona ikramda bulundu. Daha sonra adam şöyle dedi: "Ben şikayette bulunmak istiyorum." Bunun üzerine Hz. Ali ona: "Başka yere git; zira Peygamber (sallahu aleyhi vesellem) bizi hasmı olmaksızın şikayetçi kişinin misafir edilmesini yasakladı" dedi. (İshâk) [73]

2137. Muhammed b. Nuaym, babasından naklediyor: Ebû Hureyre'yi yargıçlık yaparken gördüm. Bir gün el-Hâris b. el-Hakem yanma gelip onun yaslandığı yastık üzerine oturdu. Ebû Hureyre, onun bir dava için değil de başka bir şey İçin geldiğini zannetti. Daha sonra başka bir adam gelip Ebû Hureyre'nin Önünde oturdu. Ebû Hureyre ona: "Buyurun ne var?" diye sordu. O da: "el-Hâris'ten şikayetçiyim" dedi. Bunun üzerine Ebû Hureyre:

"Kalk ve hasmınla beraber otur! Zira bu, Ebu'l-Kâsım Muhammed (sallallahu aleyhiveselkm)'in sünnetidir!" dedi. (el-Hâris) [74]

2138. el-Muttalib, Resûlullah (salbllahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim hasının şikâyetini dinlemeden elini omzuna koyarsa, elini çekinceye kadar Allah 'in öfkesi onun üzerinedir." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)


Hüküm Vermekten Dolayı Ücret Almanın Mekruh Oluşu


2139. Musa b. Tarîf, babasından naklediyor: Hz. Ali insanlar arasında bir şey taksim etti, hesab yapmak üzere de birisini çağırdı. Etraftakiler Hz. Ali'ye- "Ona bir ücret takdir edin!" deyince Ali: "Dilerse veririm, ama haramdır" karşılığını verdi. (Müsedded) [75]


Şahit İle Beraber Yemin İle Hükmetmek


2140. Cafer, babasından naklediyor: Peygamber (sallalbhu aleyhi veselkm) şahit ile beraber yemin ile hüküm verdi. Babam dedi ki: Ben de Hz. Ali'nin böyle hüküm verdiğine tanık oldum. (Ravi) Abdülazîz der ki: Bu sözü Muhammed b. Ali, el-Hakem b. Uteybe'ye hitaben söylemiştir. (İshâk}

2141. Cafer b. Muhammed naklediyor: Babamın el-Hakem b. Uteybe'ye şöyle dediğini işittim deyip yukarıdaki ibareleri nakletmiştir. (Müsedded) Bu rivayeti Tirmizî, Muhammed b. Ali tarikiyle Câbir'den nakletmiştir ve Ali'nin yukarıdaki rivayetine işaret etmiştir.

2142. Ebu'z-Zinâd der ki: Kûfe'de Abdülhamîd ile beraberdim. O şahit ile beraber yemin ile hüküm veriyordu. Küfe halkı bu durumu yadırgayınca durumu Ömer b. Abdulazîz'e yazdı. Ömer b. Abdülazîz de şahid ile beraber yemin ile hükmetmesini söyledi. İçerisinden yaşlı biri kalkıp şöyle dedi: "Kadı Şurayh'm bu mescidde şahid ile beraber bir yemin ile hüküm verdiğine şahit oldum." (Müsedded) [76]



Şahitliğe Kabul Edilmeyen Kimseler


2143. Talha b. Abdullah b. Avf naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şu tepeye gelinceye kadar bir kişiye şu nidayı yapmasını emretti: "Hasının ve sanığın şehadeti caiz değildir, yemin etmek te davalı kişiye (sanığa) düşer." (Müsedded) [77]

2144. İbn Abbâs şöyle der: "Davul çalmak haramdır, def çalmak da haramdır, çalgı aletleri ve zurna çeşitleri de haramdır." (Müsedded) [78]

2145. Ammâr naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: Deyyus [79] cennete giremez. " (Ebû Dâvud) [80]

2146. Amr b. Dinar naklediyor: Abdullah b. Ebî Müleyke, çocukların şahitliğini sormak üzere İbn Abbâs'a bir mektup yazdı. İbn Abbâs da ona şu cevabı verdi: "Caiz değildir, çünkü Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Razı olduğunuz şahitlerden [81] Çocuklar da bizim razı olduğumuz kimselerden değillerdir, onun için şahitlikleri caiz değildir. [82]

2147. Ebû Seleme der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Hiç bir din mensubu başka bir din mensubuna vâris olmaz ve Muhammed ümmeti hariç hiç bir dîn mensubu başka bir din mensubu hakkında şahitlik yapamaz. Muhammed ümmetinin şahadeti diğer din mensubları hakkında caizdir. [83]

2148. Musa b. Şeybe, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in yalan bir hususta bir adamın şahitliğini kabul etmediğini rivayet etmiştir. [84]

2149. Abdullah (b.Mes'ûd) der ki: Sakın şu zarlarla oynamayın, zira o kumardır." (Müsedded ve Ahmed b. Menî') [85]

2150. Muhammed b. Ka'b el-Kurazî, Abdurrahman b. Ebî Saîd el-Hudrî'ye sorar: Babanın Peygamber (saMahu aleyhi vesellem) den ne hadis rivayet ettiğini işittin?" O da şu cevabı verir: Babamı işittim dedi ki: Resûlullah (saüaUahu aleyhi veseUem)'i işittim şöyle buyurdu: ''Zarla oynayıp sonra namaza kalkan birinin durumu, irin, kan ve domuz, kanıyla abdest alan kişiden farksızdır. " Buyurdu ki: "Bu kişinin namazı kabul olmaz." (Ebû Ya'lâ) [86]



Davacının Elinde Bir Belge/ Delil Yoksa Davalıya Yemin Etmek Düşer


2151. Muhammed b. Şîrîn naklediyor: Kadı Şurayh şöyle derdi: "Ya sizin alışverişten sonra karşılıklı rıza ile oradan ayrıldığınıza dâir iki âdil şahit bulunacak ya da davalı alışverişten sonra karşılıklı rıza dahilinde oradan ayrılmadığınıza dâir yemin edecek.[87] (Ebû Ya'lâ) İsnadı sahîh olup Şurayh'ın sözüdür.



Mekruh Olan Hususta Şahitliğe Yanaşmamak


2152. îbn Abbâs naklediyor: Bir adam Resûlullah (sallallahu aieyhi vesellem/e geldi. Beraberinde bir çocuğu vardır. Adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bu çocuğuma yapacağım bir sadaka konusunda bana şahit olmanı istiyorum dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): ''Başka bir çocuğun var mı?" diye sordu. Adam: "Evet" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Peki ona aynısını verdin mi?" diye sordu. Adam: "Hayır" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhivsellem): "Hayır, şahitlik etmem " dedi. (Abd b. Humeyd) [88]



Yalan Yere Şahitlik Etmenin ve Şahitliği Gizlemenin Yasak Olması


2153. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs naklediyor: Resûlullah (saMahu aleyhi bize bir hutbe îrâd etti... Hadiste şu ifadelere de yer verilmiştir: "Her kim şahitliğinden vazgeçer yahut şahitliğini gizlerse Allah Teâlâ o kimseye kıyamet günü yaratıkların önünde kendi etini yedirecek ve dilini çiğner vaziyette onu cehenneme sokacaktır. Kim de bir Müslümana yahut bir kafire yalan yere şahitlik yaparsa kıyamet günü dilinden asılacak ve cehennemin en alt derecesinde münafıklarla beraber olacaktır. Kim de görmediği bir rüyayı görmüş gibi anlatırsa yalan yere şahitlik yapmış gibi olur.... " (el-Harîs) Uydurma hadistir.

2154. İbn Abbâs der ki: "Kim yalan yere şahitlik eder ve bu şahitliği ile müslüman bir kişinin malını elinden alır yahut onun kanının akıtılmasına sebeb olursa cehennemi hak etmiş olur." (el-Harîs) [89]

2155. Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî, Mu'temir'den benzerini rivayet etmiştir. (Ebû Yâ'lâ)

2156. Abdullah b. Âmir b. Rabî'a der ki: Ömer b. el-Hattâb'ı, yalan yere ahitlik yapan ve kendi kendini kınayan birisini akşam vakti karşısına aldığım- sonra da onu serbest bıraktığını gördüm. (Müsedded) [90] Muharib b. Disâr'ın hadisi "Mev'izeler" bölümünde zikredilecektir.



GİYİM VE SÜS KİTABI


Peruk Takan ve Taktıranın Lanetlenmesi


2157. Ebû Umâme naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Hayber günü peruk takan ve taktıran, dövme yapan ve yaptıran kadını lanetledi. [91]



Evlerin Temizlenmesini Emretme

2157M. Amir b. Sa'd, babasından naklen Hz. Peygamber (saMlahu aleyhi vesellem/in şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah paktır, pakı sever, temizdir temizliği sever, cömerttir cömertliği sever, ihsan sahibidir ihsanı sever, evlerinizi temizleyin ve süpürge ile toplanan çöpleri evlerinde bırakan Yahudilere benzemeyin. " (Ebû Yâ'lâ) Ravilerinden Hâlid zayıftır. [92]



Sarık Kullanmanın Mendup Oluşu


2158. Hz. Ali der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Gadirhum günü bana bir sarık taktı, sırtıma doğru uzattı ve şöyle dedi: "Allah Teâlâ, Bedir ve Huneyn günü bu sarığı giyinen meleklerle bana yardım etti." Yine şöyle buyurdu: "Sarık iman ile küfür arasında bir perdedir..," (Ebû Dâvud et-Tayaiisî) [93]

2159. Ebû Râşid naklediyor: Hz. Ali'nin şöyle dediğini işittim: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bana sarık giydirdi... İki ucunu omuzlarıma atıp şöyle buyurdu: "Bu, müslümanlarla müşrikler arasında bir sınırdır. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ahmed b. Menî')



Zaruret Hali Hariç Yere Sürünen Elbisenin Giyilmesi Kibirdendir


2160. Ukbe b. Vessâc bildiriyor: Ebû Lübâbe, Ka'b [94] ile beraber oturuyordu. Ebû Lübâbe: "Kibir ve hava için giyilen elbise ne kötü elbisedir" dedi, Ka'b ona: "Böyle bir şeyi Peygamber (saMlahu aleyhi vesellem)'den mi duydun?" diye sordu. O: "Hayır" dedi. Bunun üzerine Ka'b şöyle dedi: "Söylediğin söze saygım var, onu reddetmiyorum, zira Allah Teâlâ'nın Kitab'mda şunu görüyorum: Kim kibir gayesiyle bir elbise giyerse onu sevse de çıkarıncaya kadar Allah Teâlâ ona bakmaz." Bu defa Ebû Lübâbe: "Şişman karın ne kötü karındır" dedi. Ka'b da: "Bunu Resûlullah (sallallahu aleyhi vesdlem)'den mi işittin?" diye sordu. O: "Hayır" dedi. Bunun üzerine Ka'b: "Söylediğin sözü reddetmiyorum, zira Allah Teâlâ'nın Kitab'mda şunu buluyorum: Şişman karınlı kimse ile zayıf karınlı kimsenin durumu, yağmur altında kalan semiz koyunla zayıf koyun gibidir. Yağmur zayıf karınlı koyunun içine işlerken, semiz koyunun içine işlemez." Bu defa Ebû Lübâbe: "Kim Allah'a kulluk ederse Allah Teâlâ onun ihtiyacını görür" dedi. Bunun üzerine Ka'b da: "Bunu Resûlullah {saMlahu aleyhi vesellem)'den mi işittin?" diye sordu. O da: "Hayır" dedi. Ka'b yine şöyle dedi: "Söylediğin söze saygım var, onu reddetmiyorum. Zira Allah'ın Kitab'mda şunu buluyorum: Allah'a kulluk eden hiçbir kul yoktur ki, ölünceye kadar (yahut yaşadığı sürece), Allah Teâlâ onun rızkını yere ve göğe koymuş yerleştirmiş olmasın." (ishâk) [95]

2161. Enes, Resûlullah (saMlahu aleyhi veseEem)'İn şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Sizden Önceki mîlletlerden biri, iki cübheyle dışarı çıkıp onlarla kibirlenmeye ve büyüklük taslamaya başladı. Allah Teâlâ yeryüzüne emretti ve yer onu yutup götürdü. O zat kıyamet gününe kadar yerin dibine girip çıkarak işkence çekecektir. " (Ebû Yâ'lâ) [96]

2162. Abdullah b. Amr b. el-Âs naklediyor: Resûlullah (saDaBafau aleyhivsellem) buyurdu ki: "Allah Teâlâ, elbisesini yere sürüp çekerek yürüyen kimseye bakmaz." (Ebû Bekir b. EbîŞeybe) [97]

2163. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs bildiriyorlar: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bizlere bir hutbe irad etti... (Hutbesinde şu ifadelere de yer verdi:) "Kim bir elbise giyer ve onunla kibirlenmeye kalkarsa cehennem kenarından aşağıya doğru bir çukura gömülecek ve yer İle gök var oldukça orada çalkalanıp duracaktır. Çünkü Karun da bir cüppe giyinip onunla böbürlenmiş ve yerin dibine girmiştir. Kıyamete kadar girdiği çukurda debelenip duracaktır." (el-Hâris} [98]

2164. Rişdîn b. Kureyb, babasından, Ebû Leheb sokağında yürürken el-Abbâs b. Abdülmuttalib'in şöyle dediğini işitmiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Bir adam iki cübbe giymiş ve paçalarım yere kadar sarkıtmış vaziyette ve kendisini beğenmiş halde yürürken Allah. Teâlâ onu yere gömmüştür. Kıyamet gününe kadar debelenip duracaktır." (İbn Ebî Ömer ve Ahmed b. Menî')

2165. İbn Kureyb, babasından, o da İbn Abbâs'dan naklediyor: (Kureyb der ki) Ebû Leheb sokağında onun elinden tutup götürüyordum. Bana: "Ey Kureyb, o yere ulaştık mı?" diye sordu. Ben de: "Şu an oradasın" diye cevap verdim. Bana şöyle dedi: "el-Abbâs b. Abdülmuttalib bana şunu anlattı: Ben Peygamber (saHallahualeyhivesellem) ile bu yerdeyken şöyle buyurdu: Bir adam iki cübbe giyinip onları yere kadar sarkıtmış ve kendini beğenmiş vaziyette yürüyordu. O bu halde iken Allah Teâlâ onu yerin dibine gömdü. Kıyamet gününe kadar debelenip duracaktır. " (Ebû Yâ'lâ) [99]

2166. İbn Ömer naklediyor: Bir bedevi Peygamber (sallıu aleyhi vesellem)1 e geldi... (Hadisin sonunda şu ifadelere yer verilmiştir): "Sakın elbiseni yere kadar sarkıtıp yürüme! Zira elbisenin yere kadar sarkıtılıp toprağa sürülmesi kibirdendir." (Ahmed b. Meni') [100]

2167. Ebû Vâil naklediyor: Abdullah (b. Mes'ûd) elbisesini sarkıtıp yere sürüyen birisini gördü ve: "Elbiseni yukarı çek!" dedi. Adam ise: "Ben zayıf (ince) bacaklıyım" dedi. (Müsedded) [101]

2168. Ebu'l-Haccac b. Saîd es-Sekafî, kendi cemaatinden bir adamdan naklediyor: Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem) elbisesini yere sürüyen bir adam gördü ve ona: "Elbiseni yukarı çek; zira Allah Teâlâ elbisesini yere kadar sarkıtan ve toprağa sürüyen kimseyi sevmez" buyurdu. Adam da: "Ey Allah'ın Resulü! Bacaklarım çok ince" deyince Peygamber (salkllahu aleyhi vesellem): "Bu halde yürümen bacaklarının görüntüsünden çok daha çirkindir" buyurdu. (Müsedded) [102]



İsraf ve Kibir Durumu Olmadıkça Allah'ın Nimetini İzhâr Etmenin Mubah Olduğu


2169. Züheyr b. Ebî Alkame naklediyor: Peygamber (salMlahu aleyhi veseEem) (üstü başı) kötü görünümlü bir adam gördü ve ona: ''Malın var mı?" diye sordu. Adam: "Evet, her türlü malım var" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (saîlallahu aleyhi vesellem) buyurdu kİ: ''Malının eseri/ izi senin üzerinde gözüksün; zira Allah Teâlâ, kulunun üzerinde nimetinin eserini görmeyi sever, kulunu zelil ve fakir halde görmeyi sevmez." (el-Hâris) [103]

2170. Ebû Saîd, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah Teâlâ, güzeldir, güzeli sever ve nimetinin İzini kulunun üzerinde görmekten hoşlanır. " (Ebû Ya'lâ) [104]

Zevk ve Lüks Peşinde Koşmamanın Müstehap Oluşu (Züht)

2171. İbnü'1-Edra naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Maad b. Adnan gibi züht hayatı yaşayın. Kalın elbiseler giyinin, ok yarışları yapın ve yalın ayak yürüyün. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [105]

2172. Enes naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'İn pamuk bir gömleği vardı: Hem boyu, hem de kolları kısa idi. (Müsedded, Abd b. Humeyd ve Ahmed b. Meni') [106]

2173. Saîd naklediyor: Ali b. Ebî Tâlib, iki yün uzun elbiseyi yedi dirheme satın aldı. Birini Kanber'e verdi. Diğerini kendisi giymek isteyince, elbisenin bir tarafının deriden bir parça ile yamalandığını gördü. (Müsedded}



Duvarları Süslemeyi Yasaklamak


2174. Salim b. Abdullah der ki: Babam (İbn Ömer) hayatta iken evlenip bir düğün ziyafeti vermiştim. Babam herkesi davet etti. Davet ettiklerimiz arasında Ebû Eyyûb da vardı. Evin duvarları yeşil örtülerle süslenmişti. Ebû Eyyûb gelip içeri girdi, babam ise ayaktaydı. Ebû Eyyûb evin duvarlarının yeşil örtü ile süslendiğini görünce: "Ey Abdullah! Duvarları süs ile mi örtüyorsunuz?" diye sordu. Babam da utanıp: "Ey Ebû Eyyûb! Kadınlarımız baskın geldi" dedi. Bunun üzerine Ebû Eyyûb: "Herkesin kadınlarının baskın gelmesini beklerdim de, hanımlarının sana baskın gelmesini beklemezdim" dedi ve: "Allah'a yemin olsun ki, sizin yemeğinizi yemem ve evinize girmem" dedi ve çıktı. (Müsedded) [107]

2175. Muhammed b. Ka'b naklediyor: Abdullah b. Yezîd bir yemeğe davet edildi. Geldiğinde evi süslü-püslü gördü. Evin dışında oturup ağlamaya başladı. Kendisine: "Niçin ağlıyorsun?" diye sorulduğunda: "Resûlullah (sallalbhu aleyhi vesellem) şöyle söyle idi..." deyip hadis nakletti. Hadisin içerisinde şu ifadelere yer veriliyordu: "Bir gün bir adam gördü, adam elbisesini bir deri parçasıyla yamamıştı, Güneş'in doğduğu yöne yönelip ellerini avuçlarını uzatıp açtı ve şöyle dua etti: îçinize dünya sevgisi işlemiş, biriniz sabah bir elbise, akşam bir elbise giyiniyor, evlerinizi sanki Kâbe'ymiş gibi süslüyorsunuz. O kadar dua etti ki, biz yere yıkılacağını zannettik." Abdullah b. Yezîd der ki: "İşte ben de niçin ağlamayayım? Görüyorum ki, Kabe'yi süslediğiniz gibi evlerinizi süslüyorsunuz." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [108]


Kadının Vücut Hatlarını Yansıtacak Elbiseleri Giymesinin Yasak Oluşu


2176. İbn Ömer der ki: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi veselkm)'e Şam işi bir cübbe ve elbise geldi. Cübbeyi bana, elbiseyi de Üsâme'ye giydirdi. Ben cübbemi giydim ve kullandım. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Üsâme'ye: "Elbiseni ne yaptın?" diye sordu. O da: "Eşime giydirdim" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem): "Ona söyle, altından vücut hatlarını erkeklere yansıtmayacak kalın bir elbise giysin" buyurdu. (Müsedded) [109]



Eline Kına Yakan Kadının Kına İle Nakış Yapması


2177. İsmâîl b. Râfi' naklediyor: Bana Benî Süleym'den bir zat, babasından, o da büyükannesinden nakletti: Bir gün o zâtın anneannesi kına yakarken Peygamber (sallallahu aleyhi veseüem) geldi. Ona, avucunun dış yüzeyini göstererek: "Şöyle yapsaydın ya (Yani kına ile nakış yapsaydın ya)" buyurdu. (MÜsedded) [110]


Zâfîrândan Sürülen Kokunun Mekruh Olduğu [111]


2178. Ebû Habîbe, Peygamber (sallallahu aleyhi vesdlem)'e soru sormak üzere gelen adamdan naklen bildiriyor: Zâfirân kokusu sürünmüş halde Peygamber (sallahualeyhivesellem)'e soru sordum, bana: "Git ve yıkan!" dedi. Ben gidip yıkandım ve geri döndüm. Bunu Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bana üç defa tekrar ettirdi. Gidip bir kuyuya indim, içinden kese taşı [112] aldım ve onunla yıkandım. Daha sonra Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)' e geldim: "Şimdi söyleyeceğini söyle" buyurdu. [113]

2179. İbn Büreyde, babasından naklediyor: Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Üç kişi vardır ki, bunlara melek yaklaşmaz: Zâfirân kokusu sürünen, sarhoş olan ve cenabet kimse. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [114]

2180. İmrân b. Zabyân der ki: Benû Hanîfe'den bir kişiden işittim, şöyle dedi: Ebû Hureyre'den duymuştum: Resûlullah (saUaflahu aleyhi vesellem) ile Benû Kaynuka Yahudilerinin olduğu yere gittim. Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem) zâfîrân kokusu sürünmüş bir adam gördü ve elinden tuttu. Ben: "Ya Resûlallah! Belki de damat adayıdır" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Damat adayı olsan bile git ve koku sürünen yeri yıka, sonra üzerine bir daha yıka, sonra üzerini sil, arkasından bir daha yıka, sonra bir daha üzerini sil" buyurdu. (İbn Ebî Ömer) [115]

2181. İmrân b. Bişr el-Hadramî naklediyor: Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem/in ashabından Abdullah b. Busr'u gördüm. Üzerinde sarı bir sarık ve sarı bir elbise vardı. (el-Hâris) [116]

2182. İsmâîl b. Abdullah b. Ca'fer, babasından naklediyor: Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem)'i gördüm. Üzerinde zâfırâna (sarıya) boyanmış bir elbise ve bir de sarığı vardı. (EbÛ Ya'lâ) [117]

2183. Müdrik b. Umâre, babasından naklediyor: Babası Mekke Fethi günü Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem)'e biat etmek üzere yanma gitmişti. Resûlullah elinin zâfirân kokulu olduğunu görünce, ona elini vermedi. Bir adam babasına: "Yetim kalasıca, elin zâfirân kokulu olduğu için Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem) sana elini uzatmadı" deyince elini yıkadı. Sonra Resûlullah (saMlabualeyMvesellemi'e gelip onunla biatlaştı. (İbn Ebî Şeybe ve el-Hâris) [118]


Asfur İle Boyanmış Elbiselerin Çocuklara Has Olduğu


2184. Atâ ve İbn Ebî Müleyke naklediyorlar: Biz küçük çocuklar iken Âişe'nin huzuruna girerdik ve üzerimizde asfur ile boyanmış elbiseler vardı. (Müsedded) [119]

2185. Enes naklediyor: Bir gün bir genç Resûîullah (sallallahu aleyhi veseUem)'e geldi. Üzerinde asfür ile boyanmış bir örtü vardı. Resûîullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona: "Bu örtü ailenizin tenceresinin altında olsaydı daha iyi olurdu" deyince genç gitti. Ertesi gün Resûîullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e geldiğinde ona: "Elbiseni ne yaptın?" diye sordu. O da: "Emrettiğin şeyi yaptım" dedi. Resûîullah (sallallahu aleyhi veseUem): "Ben sana onu yapmanı söylemedim! Onu esine verseydin ya. " (Ahmed b. Menî)



Dövme Yapma


2186. Kays b. Ebî Hazım naklediyor: Hasta iken Ebû Bekir'in ziyaretine gittim. Esma binti Umeys iki eli dövmeli olduğu halde onun başından sinekleri savuşturuyordu. (Ahmed b. Menî) [120] Yani kına ile nakış yapılmıştı.


Yırtıcı Hayvanların Postları Üzerinde Oturmanın Yasak Olması


2187. Semura b. Gundub, Resûîullah (saMahu aleyhi vesellem)'in yırtıcı hayvanların postlarının evlerde yayılmasını yasakladı.



İpeğin Erkeklere Haram, Kadınlara Mubah Olması Ve İpeğin Kadınlara Satılmasının Caiz Olduğu


2188. İyâd der ki: Kays b. en-Nu'nıan- ki bu zat benim komşumdu ve Ömer döneminde Kur'an'ı hatmetmişti- naklediyor: Resûîullah (saMahu aleyhi veseUem)'in ashabından bir müfreze yola çıktı. Duma kralı Ukeydir bunu haber aldı... Daha sonra Ukeydir, Kisrâ'nın kendilerine giydirdiği altından dokunmuş bir kaftan çıkardı. Resûîullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Kaftanım geri götür, bunu kim dünyada giyerse ahirette giymekten mahrum olur." Ukeydir alıp geri götürdü. Evine geri döndüğünde, takdim ettiği hediyenin iade edilmesi kendini üzdü. Dönüp Resûlullah'a geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü! Biz öyle bir aile halkıyız ki hediyemizin iade edilmesi bizi pek üzer, lütfedip hediyemi kabul buyur" dedi. Bunun üzerine Resûîullah (sallallabu aleyhi vesellem): "Al onu götürüp Ömer'e ver!" buyurdu. Ömer de kaftan hakkında az önce söylenenleri duymuştu. Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) bu sözünü işitince ağlayıp gözlerinden yaşlar boşandı ve kendisine bir bedbahtlığın arız olduğunu düşündü. Hz. Ömer, onu alıp Resûîullah (sallaMıu aleyhivesellem)'e götürdü ve: "Ben bir şey mi yaptım/bir suç mu işledim, zira sen ou kaftan hakkında biraz önce bizim de işittiğimiz bir şeyler söyledin, sonra tutup kaftanı bana gönderdin" deyince Resûîullah (saMahu aleyhi vesellem) gülümsedi, o kadar ki eliyle ağzını kapadı, sonra Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Ben onu sana giyesin diye göndermedim. Onu satıp parasıyla ihtiyacım karşılaman için gönderdim. " (Ebû Ya'lâ) [121]

2189. Ümmü Hâni nakletmiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e ipekten bir cübbe hediye edildi. Allah'ın Resulü onu Hz. Ali'ye gönderdi. Vefat ettiklerinde Hz. Ali'nin üzerindeydi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Ali'ye şöyle buyurmuştu: "Ben kendime layık gördüğüm şeyi sana layık görüyorum, ben onu Fatıma'lar arasında bölüştürüp onlara birer başörtü yapman için veriyorum. [122] Zayıf bir rivayettir. (Ebû Ya'lâ) [123]

2190. Ensar'm azadlı kölesi Ümmü'l-Muğîra naklediyor: Âişe'ye kadınların giydiği ipeği sordum, bana: "Biz, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) döneminde ipek karışımı olan siyerâ diye adlandırılan elbiseleri giyinirdik" dedi. (et-Tayâlisî) [124]

2191. el-Muhâcir b. Şemmâs, amcasından naklediyor: İbn Mes'ûd'un yanındaydım, iki oğlu yanımıza geldi, üzerlerinde ipekten gömlekler vardı. İbn Mes'ûd onları çekip üzerlerinden aldı ve: "Bu, kadınlara ait bir giysidir, erkeklere değil" dedi (Müsedded) [125]

2192. Uneyse binti Zeyd b. Erkam, babasından Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Altın ve ipek ümmetimin kadınları için helâl, erkekleri için haramdır. " (Ebû Bekir b. Ebî)[126]

2193. Ebû'l-Âliye naklediyor: Sa'd b. Mâlik, Ali b. Âmir'in huzuruna girdi. Ali b. Âmir sündüsten bir yatak üzerinde uzanıyordu. Şöyle dedi: "Seksek ağacının yıkılmış koruna oturmam, bana bu yatak üzerinde oturmaktan daha sevimlidir." (Müsedded) [127]


Bir Mazerete Binâen İpeğin Giyebileceği, Ancak Çocuklar Tarafından Giyilmesinin Mekruh Olduğu


2194. Ebû Seleme b. Abdurrahman naklediyor: Abdurrahman b. Avf, yanında oğlu Muhammed olduğu halde içeriye girdi. Oğlunun üzerinde ipekten bir gömlek vardı. Ömer kalkıp yakasından tuttu ve ikiye ayırdı. Abdurrahman: "Allah seni bağışlasın, çocuğu ürküttün, yüreğini ağzına getirdin!" deyince Ömer: "Onlara ipek giydiriyorsunuz, Öyle mi?" karşılığını verdi. Bunun üzerine Abdurrahman: "Ben ipek giyiyorum" deyince Ömer: "Bu çocuklar senin gibi mi?" cevabını verdi. (Müseddecl) [128]

2195. Abdullah b. Âmir b. Rabîa der ki: (Abdurrahman) İbn Avf, Ömer'in huzuruna girdi, üzerinde ipekten bir gömlek vardı. Hz. Ömer: "Bana ifade edildiğine göre ipeği dünyada giyen kişi âhirette giymeyecek" dedi. Bunun üzerine Abdurrahman b. Avf: "Ben onu hem dünyada, hem de âhirette giyeceğimi ümid ediyorum" dedi. (Müsedded) [129]

2196. Ebû Seleme b. Abdurrahman naklediyor: Abdurrahman b. Avf, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e bitin çokluğundan serzenişte bulundu ve: "Ya Resûlallah! İpekten gömlek giymeme müsade eder misin?" diye sordu. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) de ona müsaade etti. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ve Ebû Bekir vefat ettikten sonra Abdurrahman, oğlu Ebû Seleme ile birlikte Hz. Ömer'in yanında geldi. Oğlunun üzerinde ipekten bir gömlek vardı. Ömer ona: "Bu nedir?" diye sordu, sonra yakasından tutup gömleği baştan aşağıya ikiye ayırdı. Abdurrahman ona: "Peygamber (sallallahu aleyhi onu bana helal ettiğini bilmiyor musun?" dedi. Ömer de: [130]



Beyaz Giysinin Üstünlüğü ve Diğer Renklerin Giyilmesi


2197. İbn Ömer der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) beyaz bir başlık giyerdi. (Ebû Ya'lâ) [131]

2198. Ebû Sinan naklediyor: Hasan'ı beyaz saçlı ve beyaz sakallı olarak gördüm; üzerinde pamuklu yuvarlak beyaz bir başlık vardı. (Ebû Ya'lâ) [132]


Kırmızı Renk


Bu konuyla ilgili Câbir'in hadisi "Cuma İçin Süslenme" bölümünde geçmişti. [133]



İzârın Uzunluğu [134]


2199. Ebu'l-Mütevekkil der ki: Ibn Ömer'i gördüm, izan bacaklarının yarısına kadardı. Gömleği ise bunun üzerine gitmişti. Cübbesi de gömleğin üzerindeydi. (MÜSedded) [135]

2200. İyâs b. Seleme babasından naklediyor: Hz. Osman'ın izârı bacakların yarısına kadardı, kendisine bu husus sorulduğunda şöyle dedi: Peygamber (sallallahualeyhiveseikm)'in izârı da böyleydi. (Ebî Bekir b. Ebî Şeybe) [136]

2201. Hz. Ali, Resûlulah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Eğer izârın geniş ise onu elbise gibi giyin, eğer dar ise onu peştamal gibi giyin." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [137] İshâk metruktür.



Kadın Elbiselerinin Uzunluğu


2202. Enes naklediyor: Peygamber (sallalkhu aleyhi vesdlem) bir hanımını ayağa kaldırıp elbiselerin ucunu bir yahut iki karış ölçerek: "Bu uzunluğu aşmayın" buyurdu. (Ebû Yala) [138]


Altın Süs


2203. Ebû Bekir es-Sıddîk şöyle der: "Kadınları iki kırmızı: altın ve zâfırân kokusu helak etti." (Müsedded) [139]

2204. Muhammed b. Şîrîn der ki: Hz. Âişe altın ve gümüş kapları yasakladı. Fakat o kadar çok ısrar edildi ki, altının kullanılmasına ruhsat verdi. (Müsedded) [140]

2205. Zeyneb binti Nubayt b. Câbir naklediyor: Ebû Umâme Es'ad b. Zürâre Resûllah (sallallahu aleyhi veseUem)'e annemi ve teyzemi himaye etmesini tavsiye etmişti.[141] Resûlullah (aîlallahu aleyhi vseîlem)'e bir gün altın ve inciden mücevherat geldi. Bunlar küpeden ibaretti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) onlara bu gerdanlığı verdi. Ben ailemin yanında bunları gördüm. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [142]



Bıyığın Kısaltılıp Sakalın Uzatılması


2206. Yahya b. Ebî Kesîr naklediyor: Acem'den bir adam Mescid'e geldi. Bıyığını uzatmış, sakalını da kesmişti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona: "Seni böyle yapmaya sevk eden şey nedir?" diye sordu. Adam da: Allah Teâlâ bana bunu emretti" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallaöahu aleyhi vesellem): "Allah Teâlâ bana sakalımı uzatmamı, bıyığımı da kısaltmamı emretti." buyurdu. (el-Hâris) [143]



Ağarmış Kılların Koparılmasının Mekruh Olduğu


2207. İbrahim en-Nehaî, Hasan (el-Basrî) ve eş-Şa'bî'den rivayet ne göre onlar, ağarmış kılların koparılmasını hoş "karşılamıyorlardı. ed) [144]


Sakala Kına Yakılması


2208. Ebû Akıl naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in kıllarından kına yakılmış olanlarını gördüm. Biz onları suya batırıp bekletir ve o suyu içerdik. (İbn Ebî Ömer)

2209. Ebû Mâlik'in bildirdiğine göre o, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellemı'in tanelerinin kınalı olduğunu ve çok kırmızı olmadığını görmüş ve "Hepimiz o saç kıllarını su ile yıkardık" dedi. (İbn Ebî Ömer) [145]

2210. Enes naklediyor: Bir adam Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellenrj'in huzuruna girdi. Ak saçlı ve ak sakallı birisiydi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Müslüman değil misin?" diye sordu. Adam da: "Evet müslünıanım" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "O zaman kına yak!" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [146]

2211. Enes naklediyor: Resûlullah (saDaMnı aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Kına yakın, zira o güzel kokuludur, baş ağrısını/dönmesini dindirir." (Ebû Ya'lâ)

Ebû Ya'lâ der ki: "Hadisin senedinde yer alan Şerikin kim olduğunu bilmiyorum: İbn Ebî Nemir mi, değil mi emin değilim." Hadisi, Bezzâr, Serik'ten, o Sümâmeden, o da Enes'ten: "Zira o, gençliğinizi ve cinsî gücünüzü arttırır" lafzıyla rivayet etmiştir. [147]

2212. Amr b. Şuayb, babasından, o da dedesinden naklediyor: Resûlullah fsallallahu akyhi vesellem) buyurdu ki: "Kim sağındaki akı siyaha çevirirse (boyarsa) Allah Teâlâ kıyamet günü o kişiye bakmaz." (el-Hâris) [148]

2213. Amr b. Abese, "Beyaz saç nurdur" hadisini zikretmiş ve sonra da: (şu ilavede bulunmuştur) "Onu boyayan yahut koparan hariç. Ben Şehr'e dedim ki: "Onlar saçlarını sarıya boyuyor ve ona kına yakıyorlar." O da: "Evet" dedi. Sanki saçın siyaha boyanmasını kastediyordu. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [149]

2214. Ümmü Süleym, Resûlullah (saüa31ahualeyhivesellein)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim müslüman İken başına ak düşerse, o ak saçı değiştirmedikçe, o ak onun için nur olacaktır." (Ebû Ya'lâ) [150]



Müslüman İken Başına Ak Düşüp de Onu Boyamayanın Fazileti


2215. Mücâhid b. Cebr el-Mekkî naklediyor: Ömer b. el-Hattâb: "Kim müslüman iken başına ak düşerse o ak onun için kıyamet günü nûr olacaktır" dedi. (İshâk)

2216. Mücâhid naklediyor: Ömer b. el-Hattâb ak saçlarını boyamazdı. Kendisine: "Ebû Bekir boyarken sen niye saçlarını boyamıyorsun?" diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: "Ben, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: Kim müslüman iken saçına ak düşerse o ak kıyamet günü onun için nur olur. Onun için ben akımı değiştirmiyorum." (İshâk) [151]



Sürme


2217. Ali b. Ebî Tâlib ve İbn Ömer naklediyorlar: Peygamber (sallaUahu aleyhi veseUern)'in Ramazan ayında yanımıza çıkmasını bekledik. Bir gün Peygamber (sallahu aleyhi vesellem) Ümmü Seleme'nin evinden çıktı. Ümmü Seleme O'na sürme çekmiş ve hatta gözlerini sürme ile doldurulmuştu. (el-Hâris) [152]


Yüzük


2218. Akıl b. Ebî Tâlib, kendisinin sağ elinde yüzük kullandığını ve: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de sağ elinde yüzük kullanmıştır" dediğini ifade etmiştir.[153] (İshâk)

2219. Muhammed b. Akıl naklediyor: Akîl, Mute savaşında müşriklerden bir kişiyi öldürmüş ve cariyesi ile beraber yüzüğünü almıştır. Daha sonra Resûlullah (saMahu aleyhi veseUem)'e gelip O'na parmağmdaki yüzüğü göstermiş, Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) de: "Üzerindeki put resmî (keşke) olmasaydı" buyurmuştur. Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem) Akîl'e yüzüğü ve cariyeyi ganimet olarak verdi. (İshâk) [154]

2220. Sikâye/hacılara su verme görevini icra eden Abdurrahman naklediyor: Ziyâd, elinde altından bir yüzük olduğu halde Hz. Ömer'in huzuruna girdi. Ömer: "Altından yüzük mü takıyorsun!?" dedi.

2222 Mücâhid der ki: "Kadın, önlüğünün yenine düğmeler takar ve yüzüğünü örtecek şekilde onu parmakları üzerine çekerdi." (Ebû Yala) [155]

2223. Ezher b. Râşid naklediyor: Enes, arkadaşlarına (talebelerine) daha önce duymadıkları bir hadisi naklettiği zaman onu tefsir etmesi için Hasan'a gelirlerdi. Bir gün Hasan (el-Basrî) onlara: Yüzüklerinize Arapça nakşetmeyin" hadisini; "yüzüklerinize Muhammed adım nakşetmeyin şeklinde yorumladı. (Müsedded} [156]

2224. Huzeyfe'nin torunu naklediyor: Huzeyfe'nin yüzüğünde iki kuş resmi nakşedilmiş idi ve ortalarında "Elhamdülillah" yazılıydı. (Müsedded) [157]

2225. İmrân b. Mûsâ b. Talha, babasından naklediyor: Talha'nın altından bir yüzüğü vardı. (Müsedded) [158]

2226. Abdurrahman b. Muhacir naklediyor: Enes b. Mâlik'in elinde altından bir yüzük gördüm. (Müsedded)

2227. Tavus naklediyor; Peygamber (saliallahu aleyhi -vesellem) minberdeydi. Elinde altından bir yüzük vardı. İnsanlara şöyle seslendi: "Size bir bakış, ona da bir bakış " Sonra onu elinden çıkarıp attı. [159]

2228. el-Hasan b. Süheyl, İbn Ömer'den naklediyor: "Resûlullah (saMahu aleyhi veellem) kasiyye yi, ipekten mamul minberi, altın yüzüğü ve mufaddemi yasakladı." Yezîd der ki: Hasan'a kasiyye'nin ne olduğunu sordum. O da bana "Mısır mamulü ipekten çizgili elbiseler" cevabını verdi. Ona: "Mufaddem diye sordum. "Koyu kırmızı renkli elbise" cevabını verdi. (Ebû Bekir b.) [160]



Ayakkabılar


2229. İbrahim et-Teymî der ki: Onlar, çocuğun altın yüzük takmasına müsaade ederlerdi, çocuk akıl baliğ olduğunda onu takmazdı. (Müsedded)

2230. Mu'temir, babasından naklediyor: Bana bir adam şöyle bildirdi: Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem)'in giydiği ayakkabıyı gördüm; topuklu, ön kısmın parmak arası şeritli idi. (Müsedded)

2231. Ebû Ömer Ziyâd der ki: Muhacir isimli yaşlı bir zatın evine girdik. Üzerimde ön tarafı şeritli olan bir ayakkabı vardı. Eskidiği için epeydir giymiyordum. Bana: "Bu nedir?" diye sordu. Ben de: "Eski bir ayakkabım" dedim. Bana: "Onu ayağından atma" dedi. Zira Resûlullah (sallaltehu aleyhi wseUem)'in ayakkabısı da böyleydi. (el-Hârİs)

2232. İbn Avn der ki: Bir gün Medine'de bir ayakkabıcıya gittim. Ona: "Bana bir ayakkabı yap" dedim. O da: "İstersen şöyle yapayım, istersen de Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e yaptığım ayakkabı gibi yapayım" dedi. Ben: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in ayakkabısını nerede gördün?" diye sordum. O da: "Fâtıma'nm evinde gördüm" dedi. (Zannediyorum ki onunla, Fâtıma binti Abdullah b. Abbâs'ı kastetti) Adam: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellerrıi'in ayakkabısı gibi yapayım" dedi. Onu önden iki şeritli yaptı. Daha sonra bu ayakkabıyı giydim, ayakkabı eskidi ve onu İbn Şîrîn aldı. (el-Hâris) [161] Ayakkabıyı giyerken ne söyleneceğine dâir Hz. Ali'nin hadisi Alışveriş Bölümü'nün başında zikredilmişti. [162]



Kılıçların Süslenmesinin Yasaklanması


2233. Ebû Umâme der ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kılıçların gümüş ile süslenmesini yasakladı." Hâlid: "Sen bunu Resûlullah (sallallahu aleyhi -vesellem)'den mi işittin?" diye sordu, o da: "Bana yalan söylemeyen/söylemeyecek olan birinden işittim" dedi. (el-Hâris)

2234. Muhammed b. Yezîd el-Vâsıtî ve Yezîd b. Hârûn naklediyor: Bize Hişâm ed-Destüvâî bu hadisi nakletti, ancak isnadında Hâlid'den söz etmedi, sadece kılıçların süslenmesinden bahsetti. (Ahmed b. Menî')


Hayvanların (Ateşle) İşaretlenmesi


2235. el-Abbâs b. Abdülmuttalib, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in hayvanları yüzden işaretlemeyi yasakladığını nakletmiştir. Bu nedenle el-Abbâs: "Ben hayvanı iki arka çıkıntısından işaretlerim" derdi. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [163]

2236. Talha'nm iki oğlu Yahya ve İsa babalarından naklediyorlar: Resûlullah (saîlallahu aleyhi vesellem)'in yanından bir deve geçti. Deve yüzünden işaretlenmişti. Resûlullah (sallallahu aleyhi-vesellem) buyurdu ki: "Keşke bu devenin sahiplen ateşi bu hayvandan uzak tutsalardt." Ben de dedim ki: "Hayvanı işaretleyecek olsam, mutlaka yüzünden başka bir yerden işaretlerim." Daha sonra hayvanını kuyruk sokumu bölgesinden işaretledim. (Ebû Ya'lâ) [164]


Helal Giyimin Güzelliği


2237. Sellâm b. Ebî Mutî'nin azadlı kölesi Ömer naklediyor: Bekr b. Abdullah el-Müzenî'nin Basra mescidinde şunları söylediğini işittim: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) iyi giyinen ashabı, iyi giyinmeyenlerin hakkında yaralayıcı şeyler söylemezlerdi. İyi şeyler giyinmeyenler de, iyi giyinenler hakkında yaralayıcı şeyler söylemezlerdi. (Abdullah b Ahmecl bunu babasının Kİtâbu'z-Zühcladlı eserine yaptığı ilaveler içinde tahrîc etmiştir)



KURBAN VE AKİKA KİTABI


2238. Kerz b. Ebî Kesîr naklediyor: Yahya b. Ya'mer Horasan'da iken şöyle fetva verirdi: "Kişi kurban satın aldığı ve onu kurban etmeye niyetlendiği zaman, Zilhicce ayma girdiği an onu kurban edinceye kadar kurbanının kılını/yününü ve tırnaklarını kesemez." Katâde der ki: Bu fetvayı Saîd b. el-Müseyyib'e zikrettim: "Evet öyledir" dedi. Ben: "Neye binâen bunu söylüyorsun?" diye sorunca: "Muhammed (saüallahu aleyhi vesellern)'in ashabına binâen" dedi. [165]

Derim ki: Hadisi İmam Müslim, daha başka iki tarikten Saîd b. el-Müseyyib'den, o da Ümmü Seleme'den rivayet etmiştir. (Müsedded)

2239. el-Mu'temir b. Süleyman naklediyor: Babamın şöyle dediğini işittim: İbn Şîrîn, Zilhicce ayı girdiğinde kişinin, kurbanın yününü/kılını almasını (kesmesi, koparmasını) mekruh sayardı. Hatta çocukların, kurbamn saçlarından kılları yolmasını da hoş karşılamazdı. (Müsedded)

2240. Ebu'd-Derdâ naklediyor: Resûlulîah (salMahu aleyhi veseiiem)'e siyah karışımlı beyaz iki körpe semiz koç hediye edildi, O da onları kurban etti. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [166]

2241. Câbir b. Abdullah naklediyor: Resûlulîah (saMahualeyhivesdlem)'e siyah karışımlı beyaz renkte, İri, boynuzlu ve iğdiş edilmiş iki koç getirildi. Birini yatırdı ve: "Bismillah vallahu ekber, Allahım, hu kurban Muhammed ve O'nun ailesi içindir" deyip kurban etti. Sonra ikincisini yatırdı ve: "Bismillah vallahu ekber, bu da Muhammed, ümmeti ve sent Allah olarak tanıyıp birleyen ve benim risâleîi tebliğ ettiğime şalüd olan herkes için kurbandır" deyip kurban etti. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [167]

2242. Ubâde b. Nusey naklediyor: Resûlulîah (sallallahu ale^ıi veseüem) buyurdu ki: "Kefenin en iyisi iki kat olanıdır. Kurbanların da en iyisi boynuzlu olan koçtur." (İbn Ebî Ömer) [168]

2243. İmrân der ki: "Ailemin bin kuzusu olsa, kurbanlık için en körpe ve semizini seçer ve kurban ederim." (Ebû Ya'lâ)

2244. Câbir, kurbanı müslüman kişiden başka kimsenin kesmesini hoş karşılamazdı. (Ahmed b. Menî')

2245. Yûnus, el-Hasan'dan aynı sözü rivayet etmiştir. (Ahmed b. Menî')

2246. İbrahim ve Atâ'dan bu hususu hoş karşılamadıkları nakledilmiştir. (Ahmed b. Menî')

2247. Kâbus, babasından, İbn Abbâs'ın aynı şeyi dile getirdiğini rivayet etmiştir. (Ahmed b. Menî') [169]

2248. Tâvûs, Mücâhid ve eş-Şa'bî'den bu hususu hoş karşılamadıkları nakledilmiştir. (Ahmed b. Meni')

2249. Âmir (eş-Şa'bî) naklediyor: İbn Ömer'e bir sığır veya devenin yedi kişi için kurban olup olamayacağını sordum. Bana: "Nasıl? Hayvanın yedi canı mı var sanki?" diye karşılık verdi. Ben dedim ki: "Kûfe'de bulunan Muhammed (saMiahu aleyhi vesellem)'in ashabı bana böyle fetva verdiler, bana: dediler, zira Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Ebû Bekir ve Ömer'in böyle buyurduğunu söylediler." Bunun üzerine îbn Ömer: "Ben bilmiyorum" dedi. (Ebû Bekir b.EbîŞeybe) [170]

2250. Ukbe b. Suhbân der ki: İbn Ömer'e: "Bir sığır kurban eden kişi, derisini satıp tasadduk edebilir mi?" diye sordum. Bana: "Bir sakıncası yoktur" cevabını verdi. (Müsedded) [171]

2251. Câbir der ki: "Koç kurban etmeye gücün yoksa körpe bir keçi kurban edebilirsin." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe} [172]

2252. Ebû Cuhayfe der ki: Bir adam Resûlullah (saMlahualeyhivesdlem) bayram namazını kılmadan önce kurbanını kesti, Resûlullah (saüaöahu aleyhi vesellem) ona: "Bu, kurban yerine geçmez" buyurdu. Bunun üzerine adam: "Yâ Resûlallah! Yanımda genç semiz bir kurbanım var! dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: O sadece bir kişi için kurban olur" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [173]

2253. Ebû Hureyre naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseBan) ile beraber otururken bir adam semiz, yaşlı bir keçi ile çıkageldi. Bir de adamın yanında zayıf ufak tefek bir koyun vardı. Adam: "İşte zayıf, ufak bir koyun ve işte semiz yaşını almış bir keçi. Keçiyi kurban edeyim mi?" diye sordu.. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Onu kurban et, zira en iyisini Allah'a ada!" buyurdu. [174]

2254. Ebû Talha naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), siyaha çalan beyaz iki koç kurban etti. Birincisini kurban ederken: "Bu, Muhammed ve ailesi için"; ikincisini kurban ederken de: "Bu, ümmetimden bana iman eden ve beni tasdik edenler içindir" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [175]

2255. Hz. Ali, Resûlullah (sallallahu aleyhi veseHem)'in Fatıma'ya şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "ÂTa/& ve kurbanına tanık ol, zira ondan akan her bir kan damlası senin bir günahın için mağfiret olmayacak mı? Kıyamet günü ondan akan kan ve ondan çıkan etin yetmiş katı senin terazine konmayacak mı?" Ebû Saîd el-Hudrî: "Bu husus sadece Muhammed ailesi için rnidir? -ki kendilerine özel yapılan her türlü hayra layıktırlar- yoksa hem Muhammed ailesi, hem de bütün insanlar için mi geçerlidir?" diye sorunca: "Tam aksine hem Muhammed ailesi, hem de bütün insanlar için geçerlidir" cevabını verdi. (Ahmed b. Meni1 ve Abd b. Humeyd) [176]

2256. Medine halkının müezzini İbrâhîm, babasından naklediyor: Ebû Hureyre'yi namazgahta görmüştüm. İki adama: "Yanınızda kurban edeceğiniz bir şey yok mu?" diye sordu. Onlar da: "Hayır yok" dediler. Onları alıp evine götürdü, koyunlarını çıkarıp kurban etti ve: "Allah, Ebû Hureyre'den ve falanca oğlu falancadan ve falancadan kabul buyursun" dedi. Sonra hayvanın ciğerini (yahut bir kısmını) aldı ve onlarla beraber pişirip yedi. Daha sonra hayvanı üçe taksim edip, ikisini o kişilere, birisini de kendi evine ayırdı. [177]

2257. Ukayl b. Talha, Ebu'l-Hasîb'den naklediyor: Bir adam, İbn Ömer'e kurbanların evsafını sordu. İbn Ömer şu cevabı verdi: "Gözle görülür körlüğü olanı, gözle görülür topallığı bulunanı, fark edilir mahiyette hasta ve fark edilir derecede zayıf olan kurbanı mekruh görür ve onu kurban etmem. [178]

2258. eş-Şa'bî der ki: "Ebû Bekir ve Ömer, hac mevsimine tanık oldular, ancak kurban kesmediler."

2259. İbrâhîm (en-Nehaî) der ki: "Hz. Ömer hac ediyor, arkasından da kurban kesmiyordu." Yine İbrâhîm der ki: "Ashâb-ı kiram yanlarında para ve altın olduğu halde hac eder ve kurban kesmezlerdi." (MÜsedded) [179]


Akîka (Kurbanı) ve Doğan Çocuğa Yapılacaklar


2260. Câbir, Resûlullah (saMlahualeyhivesellem/in Hasan ve Hüseyin için akîka kestiğini rivayet etmiştir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [180]

226l. Enes, Peygamber (sallallahualeyhi vesellem)'in Hasan ve Hüseyin için iki koç akîka kestiğini nakletti. (Ebû Ya'lâ ) Bezzâr der ki: Cerîr b. Hâzım'a bu rivayette tâbi olan kimseyi bilmiyorum. [181]

2262. Âişe der ki: İbnu'z-Zübeyr'i Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem/e getirdim, bir hurma çiğneyip ona yedirdi ve: "Bu, Abdullahtır, sen de Ümm-ü Abdullah (Abdullah'ın annesi) künyesini kullanacaksın" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybey) [182]

2263. Hüseyn (bir rivayette Hasan diye geçmiştir.) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) buyurdu ki: "Kİınin bir çocuğu doğar da sağ kulağına ezanı, sol kulağına da kameti okursa, ümmü's-sıbyân (hastalığı) ona zarar vermez." (Ebû Ya'lâ) [183]

2264. İbn Abbâs, akîka hakkında şöyle der: "Erkek çocuk için iki koç, kız için (kesilen) bir koçtur." (Müseddecl)

2265. Âişe der ki: (Akîka) Erkek çocuk için birbirine eşit iki kuzu, kız için bir kuzudur.

Resûlullah (sallaUahu aleyhi veseilem) Hasan ve Hüseyin için doğumlarının yedinci günü ikişer kuzu akîka kesti, saçlarının traş edilmesini emretti ve şöyle buyurdu: "Allah'ın adıyla kesin ve: deyin," Cahiliye döneminde bir pamuk alınır, akîkanın kanma batırılır, sonra da bebeğin alnına konurdu. Resûlullah (sallallahu akyhi veseilem) kan yerine güzel koku sürmemizi emretti. (Ebû Ya'lâ) [184]



HAYVAN KESİMLERİ


Ceninin Kesilmesi


2266. İbn Ömer der ki: "İçindeki kan aksın diye cenin de boğazlanır. (Müsedded) [185]

2267. Abdullah b. Ka'b b. Mâlik, babasından naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi veîellem)'e kurbanın karnındaki cenini sordum: "Onun kesilmesi annesinin kesilmesi gibidir (yani ceninin kesilmesi gerekmez)" buyurdu. (Ahmed b. Menî') [186]



Hayvan Kesimleri


2268. et-Tev'eme'nin azadlı kölesi Salih naklediyor: Ebû Hureyre'nin şöyle dediğini işittim: "Koyunun gördüğü bir konumda bıçağı bilemek hoş karşılanmamıştır." (Müsedded)

2269. Hasan, sünnetsiz olan bir kesicinin bu kesiminde bir sakınca olmadığını ifade ederdi. (Ebû Ya'lâ) [187]



Azı Dişi Olmayan Hayvanların Hükmü


2270. İbrahim (en-Nehaî), bir gün hummaya/sıtmaya yakalandı, kendisine tilki eti tavsiye edildi, ancak onu kerih gördü ve: "O yırtıcıdır" dedi. (Müsedded)

2271. Ebû Hureyre der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'e bir tabak içerisinde keler (eti) getirildi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Yiyin, ben ondan hoşlanmıyorum" buyurdu. {Müsedded)

2272. Meymûne naklediyor: Bize bir keler hediye edildi. Onu pişirdim. Daha sonra akrabalarımdan iki zat geldi. Onlara ikram ettim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) misafirler yerken eve geldi. Elini tabağa koyup geri kaldırdı ve: "Bu nedir?" diye sordu. Ben: "Bana hediye edilen bir keler, onu pişirdim" dedim. Bunun üzerine Resûîullah (sallaüahu aleyhi vesellem) elindeki şeyleri tabağa bıraktı, iki misafir de ellerindeki keleri bırakmaya kalkınca Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) onlara şöyle buyurdu: "Siz yiyin, Zİra sız Necid'illersiniz ve bunu yersiniz, biz ise Tihâme'liler bundan hoşlanmayız. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [188]

2273. İbn Abbâs'ın rivayetine göre Meymûne dedi ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yemediği etten ben de yemem." (Ahmed b. Menî') [189]

2274. Semura naklediyor: Resûlullah (sallallahıı aleyhi vesellem) ashabına konuşma yaparken bir bedevî geldi. Bedevî, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in konuşmasını kesti ve: "Yâ Resûlallah! Keler hakkında ne dersin?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "İsrail oğullarından bir topluluğun çehreleri başka bîr varlığa biiründürüldü. Hayvanlardan hangisinin bu gazaba uğradığını bilmiyorum," (Ebû Bekir b, Ebî Şeybe) [190]

2275. el-Berâ b. Âzib naklediyor: Resûlullah (saibllahu aleyhi vesellem)'e bir keler getirildi, bunun üzerine şöyle buyurdu: "Bir topluluğun çehreleri başka bir varlığa biiründürüldü..." (el-Hâlİs) [191]

2276. Ebu'1-Alâ der ki: "Allah'ın Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) sofrasında keler eti yenilmiş; buna rağmen O, bunu yasaklamamıştır."


(Keserken) Allah'ın Adını Anmak


1177. Câbir, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim Allah'tan başka birisinin adıyla telbiye getirirse Allah ona lanet eder, kim de bana, söylemediğim bir şeyi iftira etmeye kalkarsa aynı şekilde Allah onu lanetlemiştir..." (Ebû Ya'lâ) [192]



Köpeklerin Öldürülmesi

2278. Ebû Râfı'nin kızı naklediyor: Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) Ebû Râfı'ye ucu mızraklı bir değnek verdi ve Medine köpeklerini öldürmesini istedi. Bir köpek hariç tümünü öldürüp Resûlullah (saMahualeyhivesellem)'e geldi. Ona tekrar kalan bir köpeği öldürmesini emretti. (Ebû Dâvud, el-Hâris ve Ebû Ya'lâ)

2279. Ebû Rafı' der ki: Cebrail gelip Resûlullah (salhltehu aleyhi vesellem)'den içeri girmek için izin istedi. Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem) izin verdi, ancak Cebrail ağırdan alıp içeri girmedi. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) cübbesini giyinip ona doğru kalktı, Cebrail kapıda bekliyordu. Resûlullah (sallaUahu aleyhi vEsellem): "Buyur içeri gir!" dedi. Cebrail de: "Evet buyur ettin ya Resûlallah! Ancak biz içerisinde resim ya da köpek olan eve girmeyiz" dedi. Bunun üzerine evleri araştırıp birisinde bir köpek yavrusu buldular. Ebû Rafı' der ki: Bunun üzerine Resûlullah (tallallahu aleyhi vesellem) ertesi sabah Medine'de öldürülmedik köpek bırakmamamı istedi. Ben gidip ne kadar köpek varsa öldürdüm. Medine'nin dışında oturan bir kadın vardı, yanında da bir köpek bulunuyordu. Sanki içimden kadına acıdım ve köpeğini öldürmedim. Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'e gelip durumu aktardım. Bana o kalan köpeği de öldürmemi emretti. Dönüp o köpeği de öldürdüm. Bunun üzerine insanlar: "Bu öldürülmesini emrettiğin hayvanlardan hangisini beslemek bizim için helâl olur?" diye sordular. Bunun üzerine: "Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz av hayvanları.[193] âyeti nazil oldu. {Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [194]

2280. Zeyd b. el-Hubâb, Mûsâ b. Ubeyde'den yukarıdaki hadisin tamamını rivayet etmiş ve şu ilavede bulunmuştur: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesetlem) buyurdu ki: "Kişi, Allah'ın ismini anıp eğitilmiş köpeğini avın üzerine salarsa, köpek ondan yemedikçe avını yiyebilir." (Ebû Ya'lâ)

2281. Ebû Rafı', Resûlullah (sallaîlahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Ey Ebû Rafı! Medine'nin bütün köpeklerini öldür!" Ravi der ki: Ebû Râfİ', Medine'nin Bakî bölgesinde köpekleri olan bir kadın tayfası ile karşılaştı. Kadınlar ona: "Ey Ebû Rafı'! Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) adamlarımızı cihada gönderdi, bu köpek te Allah Teâlâ'dan sonra bizi korumaktadır. Allah'a yemin olsun ki, bizden birimiz kalkıp müsade etmedikçe yabancı birisi bizim bahçemize giremez. Bu durumu Peygamber (sallallahu aleyhi vesel]em)'e hatırlatmanı istiyoruz" dediler. Ebû Râfi' gidip Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e bu durumu bildirdi, ancak Resûlullah (sallallahu aieyhi vesellem): "Ey Ebû Râfi'! Onu öldür, zira o kadınları Allah Teâlâ korur" buyurdu. (el-Hâris ve Ebû Ya'lâ) [195]

2282. Ebû Râfi' bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bana köpekleri öldürmemi emretti. Şehre inip gördüğüm her köpeği öldürdüm. Gezinen bir köpek gördüm, onu öldürmeye gittiğimde evin içinden bir insan: "Ne yapmak istiyorsun?" diye sordu. Ben: "Bu köpeği öldüreceğim" deyince bana şunu söyledi: "Ben yalnız bir kadınım, bu köpek de beni yırtıcı hayvanlardan koruyor ve evin bahçesine doğru gelenleri bana haber veriyor." Bunun üzerine ResûluUah (sallallahualeyhivesellem)'e gelip O'na bu durumu aktardım, bana onu da öldürmemi emretti. (Ebû Yala)


Köpek Edinmenin Yasaklanması


2283. Abdullah (b. Mes'ûd), Resûlullah (sallallahu aleyhi vsellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Hayvanları gözetlemek veya avlanmak maksadı olmaksızın kim köpek beslerse, her gün ecrinden/sevabından iki kırat eksiltilir." (Ebû Ya'lâ) [196]


Kurt


2284. Abdülmelik b. Umeyr, el-Hâris b. Ka'b oğullarından Ebû'l-Evber adlı bir adamdan naklediyor: Ebû Hureyre'nin yanında oturuyordum, bize bir olay nakledip arkasından şu hadisi rivayet etti: Resûlullah (saüaUahu aleyhi veseUem) bir gün dışarıdaydı, biz de yanında oturuyorduk. Bir de baktık ki, bir kurt geldi, Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem)'in önüne çömelip kuyruğunu salladı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Bu kurttur, üstelik kurtların temsilcisidir. Mallarınızdan buna ne tahsis etmeyi uygun görürsünüz?" diye sordu. Oradakiler de: "Hayır yâ Resûlallah! Malımızdan hiçbir şeyi ona uygun görmeyiz" dediler. Daha sonra oradakiler kalkıp kurdu taşladılar, kurt ta uluyarak gerisin geriye döndü. Resûlullah (sallallahu aleyhi üç kez şöyle buyurdu: "Kurt, nedir kurt. " (Ebû Ya'lâ) [197]



Arı ve Sinekler


2285. Enes b. Mâlik, Resûlullah şöyle buyurduğunu, nakleder: "Sineğin yaşam süresi kırk gecedir, anlar hariç bütün sinekler ateştedir/cehennemdedir." (Ebû Ya'lâ) [198]

2286. Enes benzer bir hadisi rivayet etmiş, ancak: "arılar hariç" ifadesini nakletmemiştir. (Ebû Ya'lâ)

2287. Mücâhid, İbn Ömer'den Resûlullah (saMahu aJeyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "An hariç bütün sinekler ateştedir." Mücâhid arının öldürülmesini hoş kar sıkmazdı. [199]

2288. Leys, Mücâhid'den, o da İbn Ömer'den, Resûlullah (sülallahu aleyhi veseJlem)'den benzer bir hadisi rivayet etmiş; ancak Mücâhid'in sözünü zikretmiştir. (Ebû Ya'lâ)


Beyaz Horozun Fazileti


2289. Enes, Resûlullah (sallaîlahualeyriveseUem/in şöyle buyurduğunu nakleder: "Horozun ötüşü ve kanatlarını çırpması, onun rükûya varması ve secde etmesi hükmündedir." (el-Hâris)

2290. Aişe ve Enes, Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'den naklediyorlar: "Beyaz horoz benim arkadaşım, arkadaşımın arkadaşıdır ve düşmanımın da düşmanıdır." (el-Hâris)

2291. Ebû Zeyd el-Ensari benzer bir hadisi rivayet etmiş ve şu ilavede bulunmuştur: "Sahibinin ve çevresindeki dokuz evin bekçiliğini yapar." Ayrıca o, horozu gece eve yanma alırdı. (el-Hâris) [200]



Yenilmesi Mekruh Olan Şeyler


2292. Ebû Matar der ki: Camiden çıktım, bir de baktım ki arkamdan birisi sesleniyor. "Bu kim?" dedim. Bana: "Ali'dir" dediler. Peşinden yürüdüm, balıkçılar çarşısına geldi ve: "Bizim çarşımızda su yüzüne çıkan ölmüş balıklar satılmaz" buyurdu. (İshâk) [201]

2293. Hemmâm b. Süheyl, ismini açıkça zikrettiği bir zattan şunları naklediyor: Ammâr b. Yâsir'i: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)1 in beyaz devesi üzerinde gördüm: "Nerede kasaplar?" diye seslendi. Oradakiler: "İşte şunlar" karşılığını verdiler. Ammâr: "Ben sakatatı yememeniz konusunda size Allah Resulünden bir elçiyim." [en-Nadr (b. Şumeyl) der ki: "Sakatatla dalakları kastetmiştir.] Daha sonra Ammâr: "Nerede balıkçılar?" diye seslendi. Etraftakiler: "İşte şuradalar" karşılığını verdiler. Ammâr onlara kadar gidip: "Yılan balığını yememeniz konusunda size Allah Resulünden bir elçiyim." (İshâk) [202]

İbn Ömer'in balık ile ilgili hadisi Mâide sûresinin tefsirinde gelecektir.

2294. İbn Abbâs naklediyor: Resûîullah (saMahu aleyhi vesellem) ile beraber teyzem Meymûne'nin evine girdik. Teyzem: "Sana Ümmü Atîk'in torununun hediye ettiği bir şeyi ikram edeyim mi?" dedi. Ardından közde pişirilmiş bir keler getirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) onu gördüğü zaman üç defa tükürdü, ondan yemedi, ancak bizim yememizi emretti.... (el-Humeydî)1 Hadisi Ahmed, Ebû Dâvud ve daha başka muhaddisler Ali b. Zeyd tarikiyle tahrîc etmişlerdir, rivayetlerinde bu ilave yoktur. [203]

2295. Ebû Umâme der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Hayber günü evcil merkeplerden ve yırtıcı hayvanlardan azı dişli olan hayvanları yememizi yasakladı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [204]

2296. Selmâ binti Nasr, Benû Murre'den bir adamdan naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUemj'e gelip: "Ya Resûlallah! Malımın çoğu evcil merkeplerden oluşuyor. Onlardan yiyebilir miyim?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Onlar ot ve ağaç yaprağı yemiyorlar mı?" diye sordu Adam: "Evet, onu yiyorlar" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sübllahu aleyhi vesellem): "Onlardan yiyebilirsin" dedi.[205] {Ebû Bekir b, Ebî Şeybe)

2297. Bedir gazvesine iştirak eden Ebû Salît naklediyor: Biz Hayber'de iken Resûlullah (salb]lahua]eyhivesel]em)'in, merkeb eti yenmesini yasaklayan emri geldi. O an kazanlarımız merkep etiyle kaynıyordu, hepsini ters yüz edip döktük. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [206]

2298. Bekr b. Abdullah el-Müzenî kavminden bir adamdan naklediyor: O zat Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e evcil merkeplerin etinin yenilip yenilmeyeceğini sordu. Kendilerine özel bir durumu dile getirdikten sonra Resûlullah (saüallahu aleyhi vesellem) onlara yenmesi konusunda ruhsat verdi. (İbn Ebî Ömer) [207]

2299. Câbir naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) pislik yiyen hayvanın etinin yenmesini ve sütünün içilmesini yasakladı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

2300. Abdullah b. Mes'ûd der ki: "Şayet bir kuş vursan, ardından da o kuş dağdan aşağı yuvarlanıp ölse, sakın onu yeme! Zira o kuşun yuvarlanmaktan dolayı ölmüş olmasından endişe ederim. Aynı şekilde bir kuş vursan peşinden de o kuş su içine düşse onu yeme! Zira suyun içine düşmüş olmaktan dolayı öldüğünden/boğulmuş olmasından endişe ederim.! (Müsedded) [208]



Böbürlenmek Gayesiyle Yapılan Yemeğin Yenmemesi


2301. Ebû Hureyre ve îbn Abbâs naklediyorlar: Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem) bize bir hutbe irâd etti... Bu konuşmasında şunları da ifade etti: "Kim riya ve gösteriş gayesiyle bir yemek yedirirse, Allah Teâlâ ona cehennem irininden yedirecek ve bu yemek, Allah Teâlâ insanlar arasında hükmedinceye kadar o kişinin karnında ateş olacaktır." (el-Hârİs) [209]

2302. el-Cârûd bildiriyor: Benû Rabâh kabilesinden kendisine İbn Usâl denilen bir adam vardı. Bu adam şairdi. Bu zât, şair el-Ferazdak ile Küfe dışında bir su kaynağı kenarında bir müsabakaya girdi. Buna göre galip gelen taraf suya vardığı zaman yüz deve kesecekti. Develer suya vardığında ikisi kılıçlarını alıp onları kesmeye başladılar. İnsanlar merkeplerine ve katırlarına binerek kesilen etlerden istifade etmek üzere yola çıktılar. O sırada Ali b. Ebî Tâlib de Kûfe'deydi. Resûlullah (sallallahualeyhivesellem)'e ait olan katırına binip insanların peşine düştü ve onlara: "Ey insanlar! Bunların etlerinden yemeyin, zira Allah'tan başka birisi adına kesilmişlerdir" diye seslendi. [210]



Hayvanların Kesimi


2303. Zeyd b. Vehb el-Cühenî der ki. Ebû Zer'e hayvanların kesimini sorduk. Bize şöyle dedi: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'le beraber iken birimizin bineği tembelleştiği ve takatten kesildiği zaman onu keskin merve taşıyla göz ile kulak arasındaki damardan yarala(mak suretiyle keser)dik." (İshâk)

2304. el-Hasan (el-Basrî')nin hayvanın kesimi anında şöyle dediği nakledilir: "Bismillah vallahuekber. Allahım! Senden aldık, sana kesiyoruz, falancadan kabul buyur!" îbn Şîrîn de içinden gelen şeyi söylerdi. Kesim anında (sadece): "Bismillah" derdi. (Müsedded) [211]

2305. Enes hayvanı kestiği an: "Bismillah vallahuekber" derdi. (Müsedded) [212]

2306. Râşid b. Sa'd der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Başka bir şeyi kastetmedikçe Bismillah deınese de müslürnanın kestiği helâldir, avlanmada da durum aynıdır. " (el-Hâris) [213]

2307. es-Salt, Resûlullah (salbl]ahualeyhive3ellem)'iiı şöyle buyurduğunu bildirir: Allah'ın ismini ansın, İster anmasın müslümamn kestiği helâldir; şayet müslüman anarsa, Allah'ın isminden başkasını anmaz." (Müsedded) [214]

2308. İbn Abbâs der ki: "Müslüman eğer keser ve Allah'ın ismini anmayı unutursa kestiğinden yesin, zira müslümamn kendisinde Allah'ın isimlerinden bir isim vardır." (el-Humeydî) [215]

2309. el-Abbâs b. Abdülmuttalib, Resûlullah fsallalbhu aleyhi vesellem)'in hayvanları yüzden işaretlemeyi men ettiğim nakletmiştir. Onun için el-Abbâs şöyle der: "Ben, hayvanı iki arka çıkıntısından işaretlerim." (Ebû Dâvud et-Tayalisi ve Ebû Yala) [216]

2310. Ebû Saîd der ki: Resûlullah (sallallahi aleyhi vesellem) iki göz arasında bir yerden işaretlenmiş bir merkep gördü, bunu çok yadırgadı ve sahibi hakkında ağır ifadeler kullandı.

Bu îbn Müshir'in lafzıdır. Diğerinde ise şu ilave yer almıştır: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) hayvanın yüzüne vurulmasını (veya yüzünden işaretlenmesini) yasakladı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [217]

2311. İbn Ömer der ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) at ve diğer hayvanların iğdiş edilmesini yasakladı." İbn Ömer der ki: "Yaratıkların çoğalması iğdiş edilmemesiyle mümkündür." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [218]



Koyunların "Bereket" Diye İsimlendirilmesi


2312. Âişe der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) koyunları kastederek bir adama şöyle buyurdu: "Evinde kaç bereket var?" (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

2313. Ümmü Hâni'nin azadlı kölesi Ümmü Râşid naklediyor; Hz. Ali, Ümmü Hâni'nin evine geldi. Ümmü Hâni ona: "Ebu'l-Hasan'a yemek ikram edin" dedi. Devamında der ki: Ona evde olanlardan bir şeyler ikram ettim. Hz. Ali bana: "Niçin evinizde bereket göremiyorum" dedi. Ümmü Hâni: "Bu bereket değil midir?" diye mukabelede bulununca Hz. Ali: "Ben bunu kastetmiyorum, yani evinizde koyun yok mu?" dedi. Bunun üzerine dedim ki: "Allah'a yemin olsun bizde koyun yoktur." (Müsedded)


AVLANMA KİTABI


Avlanmaktan Hoşlanmak


2314. Ebû Hureyre der ki: "Bu asamla/degne^le dağlara onunla yabLi hayvanlılar avlanmayı isterdi.[219]


Yay, Eğitimli Köpek ve Daha Başka Yolla Avlanan Hayvanlann Yenilmesinin Hela. Olduğu


2315. Amr b. Şuayb, Ensar'dan bir kişiden -İd zannediyorum- naklediyor: Bir gün yayım, ahp bazı kestiğlm kuşlar olduğu gibi yetişemediklerim de oldu. bn Mes Zeyd b Sâbi've Huzeyfe b. el-Yeman ile karşnaştım ve boğazladık anm, ay.rm ya başladım. Bana: "Bu nedir?" diye sordular. Ben: Bunlar• boğazladıklarım, bunlar da boğazlamadan önce ölen kuşlar dedim hepsini karıştırdılar ve şöyle dediler: Resûlullah (salbllahu al) buyurduğunu işittik: "Attığın okun eseri olan her şeyi ye! [220]

2316. Ebû Râfi, Resûlullah (saBallarm aleyhi veseüem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kişi av köpeğini avının arkasına salar, sonra da Allah'ın ismini anarsa, av köpeği ondan yemedikçe avından rahat rahat yesin." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [221]

2317. Hasan (el-Basrî), av için kullanılan doğan ve şahinin avından yemesi halinde etin yenebileceğini ifade etmiştir. (Müsedded)

2318. İbrahim (en-Nehaî), doğan ve şahin (avı) ile ilgili olarak şöyle demiştir: "Onlar tuttukları avdan yerlerse bile sen o avı ye, zira onların eğitimi yemeleridir."

2319. Hayseme der ki: "Kartal, şahin ve doğan av(cı) hayvanlanndandır. (Müsedded)

2320. İbrâhîm b. Uyeyne der ki: Atâ'ya, eline geçirdiği rasgele bir nesne ile avlanan kimsenin durumunu sordum, şöyle dedi: "Vurduğu nesne ile avlanırsa vurduğu yenir." (Müsedded) [222]



Avın Ağ Kuran Kişi İle Yakalayan Kişi Arasında Taksim Edilmesi


2321. el-Kâsım b. Muhavvel el-Behzî es-Sülemî naklediyor: Hem Cahiliye, hem de İslam dönemini idrak eden babamın şöyle dediğini işittim: Bir gün bana ait ağları Ebva bölgesinde kurdum. Ağın birine bir kuş takıldı, ancak ardından uçup kaçtı. Peşine takıldım, bir adamın onu yakaladığını gördüm. Adamla münakaşa ettik, sonra da Resûlullah (sallallahu aleyhi veseEem)'e gitmeye karar verdik. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i, Ebva'da bir ağacın gölgesinde dinlenirken bulduk. O'na meseleyi arz ettik; kuşun yarısının bana, yarısının o kişiye ait olduğuna hükmetti. (Ebû Ya'İâ) [223]



Deniz Avının Kesilmeden Yenilmesinin Helal Olduğu


2322. Amr b. Dînâr ve Ebu'z-Zübeyr, (Kadı) Şurayh'ın şöyle dediğini işitmişlerdir: "Denizden elde edilen her şey kesilmiş hükmündedir." Bunu Ataya söyledim: "Kuşa gelince onun kesilmesi gerektiğini düşünüyorum" dedi. (Müsedded) [224]



2323. Ebû Bekir'in azatlı kölesi naklediyor: Ebû Bekir: "Denizden çıkan her hayvanı yiyiniz, zira Allah Teâlâ onu sizin için kesmiştir" dedi.[225] (Müsedded)

2324. İbn Ömer, Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'in söyle buyurduğunu nakleder: "Deniz, ve kara hayvanlarından akan kam olmayan her hayvanın kesimi söz konusu değildir." (Ebû Ya'lâ) [226]


Kesimine Güç Yetirilmeyen Hayvanların Kesimi


2325. Câbir naklediyor: Bir ineğimiz yabanileşti, bir adam eline hançer alıp gözünün alt tarafından ve omuz altı bölgesinden vurup hayvanı baş üstü düşürdü ve boynu kırıldı. Bu durum Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e sorulduğunda şöyle buyurdu: "Eğer evcil inek, yabani inek konumuna düşerse o zaman yabani hayvanı helal kılan şey onu da helal kılar (Yabani hayvan için geçerli olan kesim onun için de geçerli olur) (Ahmed b. Meni') [227]

2326. Câbir der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) döneminde ortak kesmek üzere bir inek satın aldık. İnek kontrolümüzden çıkıp kaçtı ve bir türlü yakalayamadık. Zekvân adında azadlı bir kölemiz eline kılıcını alıp onu kesmeye koyuldu. Hayvan Küba yakınlarında bulunan es-Simâd bölgesinde dönüp dolaşıyordu. Sonunda bir tepeye sığındı. Hayvan Zekvân'ın yanından geçerken onu boyun bölgesinden kılıçla vurdu, (yahut omuzundan vuruldu) Hayvan yaralanıp yere düştü ve Zekvân onu kesmeden öldü. Ben ve Abdullah b. Sabit b. el-Ciz' birlikte çıkıp Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'e gittik. Durumu kendisine arz ettik, şöyle buyurdu: "Yiyiniz, bu hayvanlar elinizden kaçıp giderse onları yabani hükmünde kabul ediniz' (Ebû Ya'lâ) [228]



Aslan Görüldüğünde Yahut Köpek Saldırdığında Okunacak Dua


2327. Hz. Ali, Resûlullah (sallallahu akyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Aslanı görürsen üç defa: Allahu ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber del (tekbir getir) ve şu duayı oku: Eazzü min külli şerrin ve ekber (O her şeyden aziz ve her şeyden büyüktür). Eâzu billahi min şerri ma ehâfu ve ahzar (korktuğum ve sakındığım şeylerin şerrinden Allah'a sığınırım) Böyle demek suretiyle, Allah'ın izniyle onun şerrinden emin olursun. Bir köpek sana saldırdığında ise şu âyeti oku: "Ey insan ve cin topluluğu! Şayet gücünüz yeterse.[229] (el-Hâris) [230]



Gece Vakti Kuş Avlamanın Yasağı


2328. Fâtıma binti'l-Hüseyin b. Ali naklediyor: Babamın şöyle dediğini işittim Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Kuşları yuvalarında rahatsı: itmeyin, zira gece onlar için emân/güven vaktidir." (el-Hâris) [231]



Zararsız Yılanı Öldürmekten Sakındırma ve Zararlı Yılanın Öldürülmesine Müsaade


2329. İbn Ebî Müleyke naklediyor: Âişe evinde devamlı zararsız bir yılan görüycrdu. Öldürülmesini emretti ve öldürüldü. Gece rüyasında şunları gördü «indisine "Allah'ın müslüman kulunu niye öldürdün?" diye soruldu. 0 da: 'Zğer müslüman olsaydı izinsiz bir şekilde Peygamber'in hanımlarına mutt olmazdı/görünmezdi" dedi. Bunun üzerine kendisine: "Sadece elbiselerin üstünde/tesettürlü olduğu zamanlarda sana göründüğünü bilmiy;: muydun?" denildi. Sabah olduğunda Âişe on iki bin tasaddukta bulu:. (İshâk) [232]

2330. İbn Abbâs naklediyor: Bir adam Peygamber {sallalMıu aleyhi vesellemj'e zararlı yılanların öldürülmesini sordu, şöyle buyurdu: "İnsan ile yılan eş zamanda yaratılmışlardır; insan onu gördüğü zaman ürperir, yılan onu sokarsa vücudunu acıtır, bu nedenle bulduğun yerde onu öldürün." (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [233]

2331. el-Kâsım b. Muhammed, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini nakleder: "Yılan en azılı fasıktır, onu öldürün." (el-Hâris) [234]



YEME VE İÇME KİTABI


Yemek Yedirmenin Fazileti


2332. Enes, Resûluliah (sallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim müslüman kardeşinin açhğıyla ilgilenir; onu doyuncaya kadar yedirir ve kanıncaya kadar içİrirse Allah Teâlâ onun günahlarını affeder." (Ebû Yala) [235]

2333. Leylâ naklediyor: Resûlullah (salblbhu aleyhiveseUem) bize geldi, O'na bir yemek koydum. Orada bulunanların bazıları sofradan uzak durdu. Resûlullah (salbllahualeyhivesellem): "Bunlar neden sofradan çekindi?" diye sordu. Oradakiler: "Oruçludurlar" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (saDallahu aleyhi veseUem): "Kendisi oruçlu olduğu halde yanında yemek yenen kimseye melekler dua eder." (İshâk) [236]

Suheyb'in hadisi, "Az Yeme ve İçmenin Fazileti" bölümünde, içecekler bahsinde zikredilecektir.



Yenilmesi Yasak Olan Şeyler


2334. Abdullah b. Yahya b. Ebî Kesîr, babasından bildiriyor: Bana Ensar'dan bir kişi Resûlullah (saHaUahu aleyhi)'in kalbin iki kulağının/parçasının yenilmesini yasakladığını nakletti.[237] (Müsedded)



Sırtlan


2335. Nâfı, bir adamın İbn Ömer'e, Sa'd'ın sırtlanları yediğini söylediğini, İbn Ömer'in de bunu yadırgamadığını nakleder.[238] (Müsedded)

2336. İbn Cüreyc der ki: Atâ, sırtlanların yenilmesinde bir sakınca olmadığını düşünürdü. (Müsedded)

2337. İkrime naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) pislik yiyen koyunun sütünü yasakladı. (Müsedded)

2338. Câbir naklediyor: Resûlullah (saDallahu aleyhi vesellem) pislik yiyen koyunun etinin yenmesini ve sütünün içilmesini yasak etti. (Ebû Bekir b. Ebı Şeybe) [239]



Çekirge


2339. Câbir naklediyor: Hz. Ömer'in halife olduğu yıllardan birinde çekirgeler azaldı. Bu durum Ömer'e sorulduğunda herhangi bir şey söylemedi ve bu duruma üzüldü. Hemen Yemen'e, Şam'a ve Irak'a birer süvari gönderdi. Kendilerinden o bölgelerde çekirge olup olmadığını gözlemlemelerini istedi. Yemen'e giden süvari Ömer'e bir avuç çekirge getirdi ve önüne attı. Ömer çekirgeleri görünce tekbir getirdi ve şöyle dedi: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: ''Allah Teâlâ bin ümmet yarattı; bunların altı yüzü denizde, dört yüzü ise karadadır. Bu ümmetten ilk helak olacak olan çekirgelerdir, onlar helak olduğu an ipi dağılmış teşbih misali birbiri ardınca helak olur." (Ebû Ya'lâ) [240]

2340. Ümmü Târik der ki: Çekirgenin yenip yenmeyeceğini sormak üzere Ebû Hureyre'ye gittik, kendisi yatıyordu. Ailesi şöyle dedi: "Biz onu yiyoruz; ancak o ne yiyor, ne de bizim yememizi yasaklıyor." (Müsedded) [241]

2341. Zeyneb binti Ka'b naklediyor: Ebû Saîd bizim çekirge yediğimizi görürdü; ne yememizi emreder, ne de bizi sakmdırırdı. Doğrusu tiksindiğinden mi, yoksa mekruh gördüğünden mi yemediğini bir türlü anlamadık. {Müsedded) [242]

2342. İbrâhîm (en-Nehaî), kendisinin çekirgeyi yemediğini ifade etmiştir. (Müsedded} [243]

2343. îbn Ömer der ki: Ömer b. el-Hattâb'ı ağzı sulanırken gördüm. Ona: "Neyin var ey mü'minlerin emîri?" diye sordum. O da: "Canım kızarmış çekirge çekiyor" dedi. (el-Hârİs) [244]

2344. Abdullah b. Ebî Evfâ der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile yedi gazveye çıktık. Azığımız bittiğinde cihaddan dönünceye kadar çekirgeden başka bir şey yemezdik. (Ahmed b. Menî')

Derim ki: Buhârî ve Müslim ile diğer hadis kitaplarında: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'le yedi gazveye çıktık, çekirge yerdik" ifadesine yer verilmektedir.



Ziyafet, Misafirin Ağırlanması ve Susamış Hayvan Sulamanın Sevabı


2345. Ebû Hureyre der ki: Resûlullah (salMlahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Misafirlik üç gündür, bundan sonraki günler sadakadır. Ey insanlar! Şuna kulak verin: Misafir üç günden sonra yola koyulsun ve aile halkına ağırlık/sıkıntı vermesin." (Ebû Dâvûd et-Tayâlİsîve Müsedded) [245]

2346. Ebû Hureyre'nin başka bir rivayetinde ibareler şöyledir: "Misafirin ev sahibi üzerinde üç gün hakkı vardır. Üç günden fazlası misafire sadakadır. Misafire düşen bu süreden sonra yola koyulması ve ev halkına sıkıntı vermemesidir." (Ebû Yala)

2347. Abdurrahman b. Ebî Leylâ naklediyor: Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem)'in ashabından bir grup insan yola çıktılar. Azıkları tükenip bir bedevi mahallesine uğradılar. Onlardan ikramda bulunmalarını istediler, ancak bedeviler buna yanaşmadılar. Paralarıyla bir şeyler talep ettiler, bedeviler vine yanaşmadılar. Güç kullanıp onlardan yiyecek bir şeyler aldılar. Bedeviler şikayet etmek üzere Ömer b. el-Hattâb'a gittiler. Ensar bir araya seldiler. Ömer bedevilere şöyle dedi: "Allah Teâlâ'nm, deve ve koyunların memelerinden, gece ve gündüz yarattığı şeyi mi yolculardan esirgiyorsunuz?! fvi bilin ki, yolcu, suya orada ikamet edenden daha önceliklidir/lâyıktır." (Müsedded) [246]

İbn Abbâs'ın, ikramın fazileti ile ilgili hadisi cihad bölümünde zikredilecektir.

2348. el-Mikdâd, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Misafir aç gecelerse, Allah Teâlâ'nın bitirdiği ekinden yahut hayvanların memelerine koyduğu sütten ona ikram edilecek bir şeyler buluncaya kadar ona yardım etmek müslümanların görevidir." (İshâk) [247] el-Mikdâd b. el-Esved'in rivayeti olarak tahrîc edilmiştir. Bu hadisin aslı el-Mikdâm b. Ma'dî Kerib'in hadisinden bilinmektedir. [248]

2349. el-Kâsım b. Muhavvel el-Behzî, babasından naklediyor: Dedim ki: "Yâ Resûlallah! Darda kaldığımız zamanlarda memeleri sütle taşan develerle karşılaşıyoruz (sütlerinden istifade edebilir miyiz?)" Resûlullah (sllallahu aleyhi vesdlem) buyurdu ki: "Ey deve sahipleri! diye üç defa seslenin, şayet birisi gelirse (ondan müsaade alın,) yok eğer gelmezse sütünü sağın ve için. Sonra hayvanı salıverin ve ihtiyacınız dışında olan sütü memelerinde bırakın." Ben: "Yâ Resûlallah! Kayıp/yolunu şaşırmış hayvanlar susadıklarında bize doğru geliyorlar, onlara su verirsek sevap kazanır mıyız?" diye sordum. Buyurdu ki: "Evet, susamış her hayvana su vermek sevaptır." Ben: "Yâ Resûlallah! Bana öğüt verir misin?" diye ricada bulundum, şöyle buyurdu: "Namaz kıl, zekatı ver, orucunu tut, haccını eda et, umreni yap, anne-babana iyi davran, akrabalarınla ilişkini kesme, misafirine ikram et, iyiliği emret, kötülükten sakındır ve hak nerede olursa onunla beraber ol. " (Ebû Ya'lâ) [249]



Yemek Yeme Adabı


2350. Hz. Ali, Resûlullah (saMlahu aleyhi veselktn)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Yemek yiyeceğin zaman tuz ile başlayıp tuz ile bitir; zira tuz yetmiş hastalığa şifadır: Bunların başında cinnet, cüzzâın, alaca, azı diş ağrısı, boğaz ağrısı ve karın ağrısıdır." (el-Hâris) [250]

2351. Salim, babasından (İbn Ömer'den) Resûlullah (saMahu aleyhi veseDem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim bu etlerden bir şeyler yerse yemekten arta kalan kokuyu gidermek ve yanındakileri rahatsız etmemek için elini yıkasın." (Ebû Ya'lâ) [251]

2352. Ebû Bekir b. Amr b. Hazm naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi meyve ve sebzelerin (kabuksuz olanlarının) soyulmasını taze sakladı. (el-Hâris) [252]

2353. Ebû Seleme, babasından naklediyor: Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem) yemek yemeyi bitirdiğinde şöyle dua ederdi: "Elhamdu lillâhillezî et'amenâ ve sekânâ {Bize yediren ve içiren Allah'a hamdü senalar olsun) velhamdu lillâhillezî kefânâ ve âvânâ (ve yine bize rızkımızı verip, bizi barındıran Allah'a hamdii senalar olsun), velhamdu lillâhillezî en'ame aleynâ ve efdale (ve yine bize ziyadesiyle nimet ve rızık veren Allah'a hamdü senalar olsun), nes'eluhü birahmetihî en yucîrana mine'n-nâr (rahmetiyle bizi ateşten korumasını dileriz O'ndan), ferubbe gayra mekfiyyin lâ yecidu munkaleben ve lâ me'vâ (yeterince rızka sahip olmayan nice kimseler vardır ki, bunlar gidecek yer ve sığınacakları bir barınak bulamazlar)." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [253]

Hadisi Bezzâr, Mahmûd b. Bekr'den, o babasından, o da İbn Ebî Necîh'ten, o ise (adını belirtmediği) bir Mekkeliden rivayet etti ve: "Hadisi sadece bu rivayet zinciri ile biliyoruz" dedi. Ben derim ki: "İbnüVSünnî'nin kitabında Abdullah b. Amr b. el-As'm hadisinden bir şahidi vardır.

2354. Hammâd b. Ebî Süleyman naklediyor: Ebû Burde'nin yanında akşam yemeği yedim, bana şöyle dedi: "Babam Abdullah b. Kays'm rivayet ettiği hadisi sana bildireyim mi? Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Kim yemek yer ve doyarsa, su içer ve suya kanarsa, arkasından Eihamdıt lillâhillezî et'ameriî ve eşbeant ve sekânî fe-ervâni (Beni yedirip doyuran, sulayıp suya kandıran Allah'a hamdü senalar olsun) derse annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından sıyrılır." (Ebû Ya'lâ) [254]

2355. Mücâhid der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) sadece bir defasında yaslanarak yemiş, hemen arkasından oturup: "Allah'ın kulu ve Resulüyüm" buyurmuştur.[255] (Müsedded)

2356. Abdullah b. Sa'd, babasından naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in Arc [256] bölgesinden Medine'ye kadar kılavuzluğunu yaptım. Onun yaslanırken yemek yediğini gördüm. (el-Hâris) Muhammed b. Ömer el-Vakıdî'den rivayet edilmiştir, zayıftır. [257]

2357. Ebû Yahya der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Yemeği soğutun, zira sıcak yemekte bereket yoktur. [258] {Müsedded)

2358. Mu'temir naklediyor: Ebû Osman'ın meclisinde bulunan bir zattan babamın şöyle naklettiğini işittim: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e: "En haram ve en çirkin yemek hangisidir?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Devenin (taşıdığı) şeyden yiyip devenin sana bakmasıdır [259] (Müsedded)

2359. Enes b. Mâlik'e gümüş {yahut altın) bir kâse içerisinde helva getirildi. Enes helvanın yufka ekmeğe sarılmasını emretti, sonra da ondan yedi.[260] (Müsedded)

2360. Câbir, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Selâm vermedikçe kimseyi yemeğe davet etmeyin." {Müsedded) Hadisin senedinde yer alan Muhammed b. Zâzân vardır ki, bu zât zayıftır. [261]

2361. îmrân b. Husayn, Resûlullah (sallaîlahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "San« gelince, ben yaslanarak yemek yemem." (el-Humeydî) [262]

2362. Muhammed b. Musa b. İbrâhîm, babasından1, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Yemek yiyeceğiniz zaman ayakkabılarınızı çıkarınız, zira bu ayaklarınız için daha rahattır." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [263]

2363. Enes, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Birinize yemek takdim edildiğinde ayakkabıları ayağındaysa onları çıkarsın, zira bu, ayaklar için daha rahat bir pozisyondur. Üstelik bu, sünnettendir." (Ebû Ya'lâ ve el-Bezzâr) [264]

2364. Âişe naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) hem ayakta, hem de oturarak yemek yerdi.... (el-Hârîs) [265]

2365. Hişâm babasından (Urve'den) naklediyor: Hz. Ömer helaya girip çıktı, peşinden kendisine bir yemek getirildi. Kendisine: "Abdest almayacak mısın?" diye sorulduğunda, şu cevabı verdi: "Ben sol elimle istinca eder, sağ elimle yemek yerim." (el-Humeydî) [266]

2366. Âişe naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yemek yemek istediği zaman ellerini yıkardı. (İbn Ebî Ömer) [267]

2367. Enes b. Mâlik der ki: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) heladan çıktı, peşinden de yemek yedi. Kendisine: "Abdest almayacak mısın?" diye sorulduğunda şöyle buyurdu: "Namaz mı kılacağım ki, abdest alayını?!" (el-Hâris) [268]

2368. Abdullah b. Mes'ûd, Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim yemeğin başında Allah'ın adını anmayı unutursa hatırladığı an şöyle desin: Bismillâhi evvelehû ve ahirehû (hem başı, hem sonu için Bismillâh). Böyle yaparsa yeniden yemeğine başlamış ve şeytanın yemeğinden nasiplenmesini engellemiş olur." İbn Hibbânhadisi Sahilimde tahrîc etmiştir. (Ebû Ya'lâ) [269]

2369. Abdullah b. Utbe, bir kadından naklediyor: Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem)'e bir miktar hurma helvası getirildi. Bir bedevi onu üç lokma ile midesine indirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Şayet bu kişi: Bismillâh deseydi, buradaki herkese yeterdi.

Yİne şöyle buyurdu: "Sizden birisi yemek yerken Bismillâh demeyi unutursa hatırladığı an: Bisrnillâh evvelehu ve âhîrehu desin. [270]

2370. Ümmü Râfi' der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellenı)'e bir miktar un helvası yaptım. Yanında iki adam ile beraber geldi. Onu Resûlullah (saîlallahu aleyhi vesellem)'e takdim ettim. Oradan geçen bir bedeviyi Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yemeğe davet etti, adam helvayı bir çırpıda alacak gibi oldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Onu tabağa geri bırak ve Allah'ın ismini an ve sonra ye!" buyurdu. Râvi der ki: O adam yedi, karnını doyurdu ve helvanın bir kısmı arttı. (Ebû Ya'lâ)

2371. Hz. Peygamber'in azadlı kölesi Selmâ naklediyor: Bir gün kendisi Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e bir un helvası yapmış ve O'na takdim etmişti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ashâbıyla beraber helvayı yedi. Biraz arttı. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanından bir bedevi geçti, onu yemeğe davet etti, bedevi helvanın tümünü avucuna alacak oldu. Resûlullah (saliallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Onu tabağa geri koy!" Adam tabağa koydu, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de şöyle buyurdu: "Bismillah de ve alt tarafından yemeye basla!" Râvi der ki: Adam yedi, karnı doydu ve bir kısmı da arttı. (Ebû Ya'lâ) [271]

2372. Enes der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ayakta iken yemek yemeyi yasakladı.[272] (Ebû Ya'lâ ve el-Bezzâr) [273]


Sirke


2373. Enes der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) şarap (üzüm) sirkesi yedi. (Ahmed b. Menî') [274]



Peynir


2374. İbn Ömer naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e bir peynir parçası getirilip: "Bu, Mecûsilerin yaptığı bir şeydir" denildiğinde şöyle buyurdu: "Üzerine Allah'ın ismini anın ve yiyin. [275]

Derim ki: Bu hadisi Ebû Dâvûd, Amr b. Mansûr tarikiyle bu isnadla ve başka bir lafızla rivayet etmiştir.

2375. Talha b. Ubeydullah peynirin yenmesinde herhangi bir sakınca görmezdi. (Müsedded) [276]

2376. Atâ ve İbn İyâd derler ki: "Mecûsilerin yaptığı peyniri yemekte herhangi bir sakınca yoktur." (Müsedded} [277]


Tuz


Bu konu ile ilgili hadisler "Yemek Yeme Âdabı" bölümünde zikredilmiştir. [278]



Zeytinyağı


2377. Hz. Ali, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Ey AH! "Zeytinyağını ye ve vücuduna sür; zira kim zeytinyağını vücuduna sürerse şeytan ona 40 gece yaklaşmaz. [279] {el-Hâris)

2378. Seleme b. Ebî Seleme, babasından naklediyor: Yanında zeytinyağının anıldığı bir ortamda Hz. Âişe'nin şöyle dediğini işittim: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) zeytinyağının yenmesini ve onun vücuda sürülmesini emreder ve şöyle derdi: "O mübarek bir ağaçtandır. " (el-Hârİs) [280]



Karpuzun Yaş Hurma İle Birlikte Yenilmesi


2379. Câbir der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) karpuzu yaş hurma ile yer ve: "Bu ikisi beraber çok lezzetlidir" derdi. (Ebû Dâvûd et-Tayalİsî) [281]



Hurmanın Fazileti


2380. Hz. Ali, Resûhıllah (sallallahu aleyhi vesel]em)'İn şöyle buyurduğunu nakleder: "Halanız hurmaya ikramda bulunun/değer verin; zira o Âdem'in yaratıldığı çamurdan yaratılmıştır ve kendisinden başka aşılanan ağaç yoktur. " Yine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Doğum yapan hanımlarınıza yaş hurma yedirin, yaş hurma bulamazsanız kuru hurma yedirin. Zira Allah nezdinde Meryem binti Imrân'ın altında konakladığı ağaçtan daha şerefli başka bir ağaç yoktur." (Ebû Ya'lâ) [282]



Hindiba


2381. Enes b. Mâlik, Resûlullah (sallallahu aleyhi vese]lem)'in şöyle buyurduğunu bildirir: "Hindibayı yiyiniz ve ondan tiksinmeyiniz; zira hiçbir gün yoktur ki, cennetten bir damla onun üzerine damlamasın!" (el-Hâlis) [283]


Helva


2382. Ubeydullah b. Ebî Abdullah naklediyor: Osman b. Affân bal, yağ, un ve buğdaydan bir helva yapıp, bir çömlek içerisinde onu Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e getirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bu nedir?" diye sordu. Osman da: "Ey Allah'ın Peygamber'i! Bu, Acemlerin buğday, bal ve yağdan yapıp, onu habîs diye isimlendirdikleri bir yemek türüdür" dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ondan yedi. (el-Hâris) [284]



Kim Bir Yemeğe Davet Edilir de Başka Birisinin de Yanında Olmasını İsterse Davet Sahibinden İzin Alsın


2383. Ebû Meysere naklediyor: Adamın biri Peygamber (saUaüahu aleyhi veseîlem/e bir yemek yapıp O'nu davet etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sa'd'm da bizimle birlikte yemesine müsaade eder misin?" diye müsaade istedi. Ev sahibi de ona müsaade etti. Sonra tekrar adam bir yemek yapıp Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem)'i davet etti. Yine Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Sa'd'ın da iştirak etmesine müsaade eder misin?" diye sordu. Adam yine müsaade etti. Daha sonra adam yine bir yemek yapıp Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)' i davet etti. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) üçüncü kez: "Sa'd'ın da bizimle bulunmasına müsaade eder misin O da sizin arkadaşınızdır?" diye sordu. (Müsedded) [285]


Davete İcabet


2384. Ebû Eyyûb şöyle dedi: Adamın biri Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'e bir yemek yapıp O'nu davet etti. Orada bulunanlardan biri: "Ben oruçluyum" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Kardeşiniz bir yemek yapıp sizi davet etmiş; orucunuzu açın, daha sonra yerine bir gün tutun." (Ebû DâvûdveAhmedb. Menî1) [286]



Nafile Oruç Tutanın Yemeğe Davet Edildiğinde Orucunu Bozabileceği


2385. Ebû Saîd bildiriyor: Adamın biri yemek hazırlayıp Hz. Peygamber'! ve ashabım davet etti. Aralarından birisi: "Ben oruçluyum" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Resulü (saMahu aleyhi vesellem): "Kardeşin yemek yapıp seni davet etmiş; orucunu boz ve daha sonra onun yerine bir gün tut!" (Ebû Dâvud et-TayâlisîveAhmedb. Menî')


Nimete (Yiyeceğe) Karşı Mütevazi Olmanın Fazileti


2386. Bir gün el-Hasan b. Ali, abdesthaneye girdi. Suyolundan dönerken bir lokma (yahut bir parça) ekmek buldu. Onu yerden alıp üzerindeki kiri giderdi, güzel bir şekilde yıkayıp onu kölesine verdi ve: "Abdestimi aldıktan sonra bana hatırlat!" dedi. Abdestini aldıktan sonra köleye: "Bir parça ekmeği

bana ver!" dedi. Köle: "Efendim, ben onu yedim" karşılığını verince: "O halde git, Allah rızası için serbestsin/hürsün" dedi. Köle ona: "Efendim, hangi şeye binâen beni âzâd ettiniz" diye sorunca şu karşılığı verdi: "Ben Resûlullah (sallaflahu aleyhi veseîlem)'in kızı olan anam Fâtıma'dan, babası Allah'ın Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu işittim: Kim necasete karışmış vaziyette bir parça/kınntı ekmek parçası bulur da, üzerindeki kiri giderir ve onu güzel bir şekilde yıkadıktan sonra yerse, o nimet midesine inmeden Allah Teâlâ onu affeder. Dolayısıyla cennet ehlinden bir kişiyi köle olarak kullanmak istemezdim!" (Ahmed b. Menî')

Hadisin senedinde yer alan Vehb, Kadı Ebu'l-Bahterî'dir ve bu zât yalancılık ve hadis uydurmakla bilinir! Bu hadiste onun iftira ettiği hadislerdendir. Îbnu'l-Cevzî hu hadisi uydurma hadisler içerisinde zikretmiş ve onunla ilgili detaylı bilgiler vermiştir. [287]



Çarşıda Yemek Yemenin Mehruhluğu


2387. Ebû Hureyre der ki: Resûlullah (sallallu aleyhi -vesellem/in şöyle buyurduğunu işittim: "Çarşıda yemek yemek alçaklıktır. " (Abd b. Humeyd) [288]


Süt İçme Adabı


2388. Ebû Bekir es-Sıddîk naklediyor: Allah'ın Resulü (saUaüahu aleyhi veseUem) bir yerde konakladı, bir kadın da oğluyla beraber bir koyun gönderdi. Koyunu sağdık. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Al bunu annene götür" (buyurdu) Annesi kanıncaya kadar içti. Sonra çocuk bir koyun daha getirdi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) onu sağdı ve bana içirdi. Sonra bir koyun daha getirdi, onu sağıp kendisi içti. (Ebû Ya'lâ) [289]

2389. Abdullah b. Busr der ki: Resûlullah (saMahu aleyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Koyunlarla meşgul olun, zira koyun sütü Allah'ın ikramıdır, onları sağdığınız zaman yormayın ve sütün bir kısmını memelerinde bırakın." (Ebû Ya'lâ) [290]

2390. Muhammed b. Süleyman b. Mesmûl, el-Kâsım b. Muhavvel el-Behzî'den naklediyor: Babamın şöyle dediğini işittim: Ben: "Yâ Resûlallah! Biz aç/muhtaç vaziyette iken develer, memeleri süt dolu vaziyette yanımızdan geçiyor, sütlerinden içebilir miyiz?" diye sordum. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Sütünü sağıp İç ve arta kalanı memesinde bırak." (Ebû Ya'lâ) [291]

2391. Âişe der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) içinde içki bekletilen kaptan içmekten kaçınırdı. (İbn Ebî Ömer) [292]

2392. İbn Abbâs der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) mahnûs kaptan [293] içilmesini yasakladı. (Ebû Bekir)

2393. Simâk naklediyor: Amcam beni Ensar'dan bir adamdan alacağını istemek üzere gönderdi. Birisi bir kap içerisinde su getirdi, bir kişi suyu alıp kabın içine nefesini vererek ondan içti. Bunun üzerine bir başkası: "Böyle su içme, zira Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bunu yasaklıyordu" dedi. (Müsedded) [294]

2394. İbn Abbâs naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i su içerken gördüm, üç nefeste içti. Ona: "Ya Resûlallah! Suyu üç nefeste içtin" dedim. O da buyurdu ki: "Evet, üç nefeste içmek daha şifalı ve boğaz için daha faydalı ve sağlıklıdır." (Abd b. Humeyd) [295]

2395. Câbir, Resûlullah (sallallahu aleyhi vese!]em)'in, kişinin doğrudan su kabının ağzından içmeyi yasakladığını nakletmiştir. (el-Hâris ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [296]

2396. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem/in ashabından olan el-Hadramî naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veselletn) su kabının içine nefes verilmesini yasakladı. Bir gün su kabının içine nefesini veren ve ayakta su içen birine şöyle dedi: "Şayet içtiğin suyu geri kusma imkanın varsa kus!" (Ebû Yala) [297]



Su Vermenin/ İkram Etmenin Fazileti


2397. Tayâlisî der ki: 40 ya da 45 yıl önce Şu'be'den dinledim, Şu'be dedi ki: 40 yıl önce Ebû İshâk bana bildirdi ve dedi ki: 50 yıl önce Kudeyr ed-Dabbî'yi dinledim: Bir adam Resûlullah (sallaüahu aleyhi vesellem)'e gelip: Yâ Resûlallah! Beni cennete sokacak bir ameli bana haber verir misin?" dedi.

Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Doğruyu söyle ve artanı/fazlalığı ver" buyurdu. Adam: "Şayet bunu yapmazsam ne yapacağım?" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Yemek yedir ve selam ver" buyurdu. Adam yine: "Şayet bunu yapamazsam ne yapayım?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Hiç deven var mı?" sorusuyla karşılık verdi. Adam: "Evet, var" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Develerinden birini al, yanına da su kabı al, sonra da suyu neredeyse hiç bulamayan kimseleri sula. Deven o yolda canını feda ettiği ve su kabın da o yolda delindiği an, sana cennete girmek vacip olacaktır. " (Ebû Dâvûd) [298]

2398. Sa'd naklediyor: Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kim yanında bulunan fazla suyu vermekten kaçınırsa, Allah Teâlâ da kıyamet günü o kişiyi fazlu kereminden mahrum eder." (Ebû Ya'lâ) [299]



Kâfirin Çok İçmesi Allah'ı Anmamasından Dolayıdır


2399. Saîd b. Yesâr der ki: Cüheyne'li bir adam gördüm, ondan daha iri ve uzun birini görmemiştim. O zâtın şöyle naklettiğini işittim: ResûluUah (saBallahu aleyhi veseîlem)'e herkesi saran bir kriz (kıtlık) döneminde geldim. ResûluUah (saMahu aleyhi veselkm) ashabına buyurdu ki: "İhtiyaç sahiplerini bölüşüp evinize götürün." Herkes birer ikişer kişi alıp gidiyordu. Cüsseli ve uzun boylu oluşumdan dolayı bana yanaşmıyorlardı. Resûlullah (saMahu aleyhi veselkm) elimden tutup beni evine götürdü. Bir koyunu sağdı, ben de sütünü içtim. Sonra bir koyun daha sağdı, onun da sütünü içtim. Derken yedi tane koyunu sağıp sütünü bana ikram etti, ben de içtim. Daha sonra ayrılıp gittim. Ertesi gün müslüman olup Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e geldim, bana bir koyunun sütünü sağdı, ben de doydum. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem)'e: "Ey Allah'ın Resulü! Bugünkü kadar doyup midemi tok hissetmemiştim" dedim. Buyurdu ki: "Mü'ınin, bir bağırsağı ile içerken, kâfir yedi bağırsağı ile içer." (EbÛ Ya'lâ) Bu hadis sahîh olup Ahmed onu en son zikredilen merfû kısmı ile bu tarikten rivayet etmiş ve tafsilatıyla nakletmemiştir.

2400. Cehcâh el-Gıfârî naklediyor: Müslüman olmak üzere kavmimden bir topluluk ile ResûluUah (sallallahu aleyhi veseîlem)'e geldik. Akşam namazını birlikte edâ ettikten sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesilem) buyurdu ki: "İçinizden her biriniz bir arkadaşının elinden tutup onu evine götürsün." Mescid'de ben ve Resûlullah (sallallahualeyhivesellem)'den başka kimse kalmamıştı. Uzun ve iri-yarı biri olmam hasebiyle kimse bana elini uzatrnamışti. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) beni alıp evine götürdü, bir keçinin sütünü sağıp bana verdi, ben de içtim. Derken bana yedi keçinin sütünü sağdı, hepsini içtim. Arkasından bir çömlek yemek getirdi, hepsini bitirdim. Ümmü Eymen: "Bu gece Allah Resulünü aç bırakanı Allah da aç bıraksın!" diye beddua etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) ise ona: "Sus ey Ümmü Eymen! O rızkını yedi, bizim rızkımızı da Allah verir" buyurdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in ailesi o gece uyanık sabahladı. Daha sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) ashâbıyla bir araya geldi. Herkes gece olup bitenleri birbirine aktarıyordu. Cehcâh anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) bana yedi keçi sağdı, hepsinin de sütünü içtim, bir çömlek yemek verdi, hepsini bitirdim. O gün akşam namazını Mescid'de kıldıktan sonra yine Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) buyurdu ki: "Herkes yanındaki kardeşinin elinden tutup onu evine götürsün." Mescid'de Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) ile benden başka kimse kalmamıştı. Uzun ve iri-yarı biri oluşumdan dolayı kimse beni almaya yanaşmadı. Resûlullah (sallaUahu aleyhi veseilem) beni alıp evine götürdü. Bana bir keçinin sütünü sağıp verdi, ben içip doydum. Ümmü Eymen: "Ya Resûlallah! Bu dünkü misafirimiz değil miydi?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) de: "Evet" buyurdu ve şunu ekledi: "O bu akşam mümin bağırsağıyla yedi, dün ise kâfir bağırsağıyla yemişti. Zira kâfir yedi bağırsağıyla yerken, mümin bir bağırsağıyla yer." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

2401. Ebü Ya'lâ der ki: Bize Ebû Bekir ve Ebû Kureyb, Zeyd b. el-Hubâb'dan söz konusu olayı aktarmadan daha kısa bir metinle naklettiler. [300]



TIP KİTABI


Tedavi Olmanın Emredilmesi


2402. İbn Abbâs, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Ey insanlar! Tedavi olun, zira Allah Teâlâ ölüm hariç yarattığı her derdin/ hastalığın şifasını da yaratmıştır. " (Abd b. Humeyd) [301]


Kust Otu


2403. Câbir der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Ümmü Seleme'nin yanma girdi. Yanında genzinden kan sızan bir çocuk vardı, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bu nedir?" diye sordu. Oradakiler: "Boğazı rahatsız" karşılığını verdiler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Çocuklarınıza niçin işkence çektiriyorsunuz; zira birinizin kust-i fİindî otu alıp, onu yedi kez su ile ovması ve hastanın ağzına koyması yeterlidir. " Râvi der ki: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in dediğini yaptılar ve çocuk şifa buldu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [302]



Tuz


Yemek Yeme Âdabında" geçmişti [303]



Güneşte Oturmanın Yasaklanması


2404. Cafer b. Muhammed, babasından, o da dedesinden Resûlullah (sallalîahualeyhiveseilem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Ey Ali! Güneş'i karşına alıp oturma! Zira Güneş'in karşısında oturmak hastalıktır. Onu arkana alman ise şifadır." (el-Hâris) [304]



Yüksek Ateş İçin Soğuk Su


2405. Alkame b. Abdullah el-Müzenî, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim yüksek ateşe yakalanırsa, üzerine bir testi soğuk su dokunsun." (el-Hâris) [305]

2406. Enes, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "İçinizden birisi yüksek ateşe yakalanırsa, üç gece seher vaktinde üzerine soğuk su dokunsun." (Ebü Ya'lâ) [306]



Telbine Aşı1


2407. İshâk b. Ebî Talha, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Telbine aşı her derde devadır, " (el-Hâris) [307]


Kına


2408. Enes, Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem/in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kına yakın, zira o kokusu güzel olup, baş ağrısını dindirir. " (Ebü Ya'lâ) [308]


Semizotu


2409. Sevr naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) semizotunun yanından geçti, ayağında yara vardı. Onunla ayağının yarasını tedavi etti ve şifa buldu. Şöyle buyurdu: "Allah seni mübarek kılsın! Dilediğin yerde bitesin, zira sen, en küçüğü baş ağrısı olmak üzere yetm iş derde devasın. " (el-Hârİs) [309]



Günlük, Mürrüsafî ve Kekik


2410. Enes, Resûlullah (saJlallahu aleyhi vesellemj'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Evlerinizi günlük, mürrüsafî ve kekik ile tütsüleyin." (Ebü Ya'lâ) [310]


Hastalığı Gideren Dua


2411. Ebû Hureyre naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile elele bir yere girdik. Pejmürde kılıklı bir insanın yanından geçti ve: "Falanca, bu başınıza gelen nedir?" diye sordu. Adam: "Hastalık ve keder yâ Resûlallah" cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (saJlalbhu aleyhi vesellem): "Üzerinden hastalığı ve kederi yok edecek dua Öğreteyim mi?" diye sordu. Adam: "Hayır, bu beni sevindirmez, zira ben seninle hem Bedir, hem de Uhud gazvesinde bulundum" dedi. Bunun üzerine Resûlulİah (sallallahu aleyhi vesellem) gülümseyip şöyle buyurdu: "Fakir birinin elde ettiği şeyi, Bedir ve Uhud ehli elde eder mi?!" Râvi der ki: Bunun üzerine Ebû Hureyre: "Ya Resûlallah! Buyrun bana öğretin" deyince Resûlulİah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ey Ebû Hureyre! Şöyle de: Tevekkelin ale'l-hayyillezi lâ yemût (Ölümsüz ve her zaman hayatta olan Zât'a dayandım/tevekkül ettim), Eihamdu lillâlahillezi lemyettihiz veleden velem yekun lehû şerikim fılmulki (Hamd, çocuk edinmeyen ve mülkünde ortağı olmayan Allah'a mahsustur...) [311] Daha sonra Resûlulİah (sallallahu aleyhi vesellem) bana geldi, ben iyileşmiştim. Bana: "Nasıl oldun?" diye sordu. Ben: "Ya Resûlallah! Senin bana öğrettiğiniz duayı okumaya devam ediyorum" dedim. (Ebû Ya'lâ) [312]


Susam Yağı


2412. Ebû Cafer (ki o, Muhammed el-Bâkır b. Ali b. el-Hüseyn'dir), Resûlulİah (sallallahualeyhivesellem)'in susam (yağı)nı burnuna ilaç olarak verdiğini bildirmiştir. (İshâk) [313]


Hastalığın Kefareti, Hastanın Sevabı ve Mü'minin Hastalığa Yakalanmasının Ecrinin Artması Anlamına Geldiği


2413. Abdullah b. Mes'ûd naklediyor: Resûlulİah (sallallahu aleyhi veselfem)'in yanında oturuyordum, tebessüm etti. Biz: "Ya Resûlallah! Niçin tebessüm ettin?" diye sorduk, şöyle buyurdu: "Müslümanın hastalıktan feryad etmesine şaşırıyorum. Hastalıkta aldığı sevabı bilseydi Rabbine kavuşuncaya kadar hasta kalmayı dilerdi." Daha sonra tekrar tebessüm etti ve başını semaya dikti/ Oradakiler: "Ya Resûlallah! Niçin tebessüm ettin?" diye sorunca şöyle buyurdu: "Semadan inen iki meleğe şaşırdım: Onlar her zaman namaz kıldığı yerde bir müminin yanına geldiler ama onu bulamadılar. Allah Teâlâ'ya yükselip: Ya Rabbİ! Falanca kuluna günlük şu kadar, şu kadar sevap yazıyorduk, ancak şu an verdiğin bir hastalığa yakalandı" dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ onlara: O kuluma gece ve gündüz yaptığı amellerin sevabının aynısını yazın ve ondan en. ufak bir şey eksiltmeyin. Sağlıklı iken yaptığı amelden aldığı sevabın aynısını onun hastalığı için de yazın buyurdu.[314] (İshâk ve et-Tayâlisî) [315]

2414. Abdullah b. Mes'ûd, Resûluîlah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Kişi için Allah katında öyle bir derece vardır ki, bu dereceye sağlığıyla imtihan olmadıkça nail olamaz, ona sadece o musibetle/hastalıkla ulaşır." (İshâk ve Ebû Bekr b. Ebî Şeybe) [316]

2416. Ebû Burde, Mü'minlerin annelerinden/Peygamber hanımlarından birisinden naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesdlem) rahatsızlandı ve rahatsızlığı çok arttı (bundan dolayı bayıldı), ayıhnca şöyle dedim: "İçimizden/Peygamber hanımlarından birisi böyle bir şey yapsaydı, ona öfkelenmenden endişelenirdim." Bunun üzerine Resûlullah (saUallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bilmiyor musunuz? Mü'minin rahatsızlığı, işlediği hatalar üzerinden düşsün diye arttırılır." (Müsedded) [317]

2417. Râşid b. Dâvud bildiriyor: Ebu'l-Eş'as es-San'ânî sabah erkenden Dimaşk (Şam) mescidine doğru yola çıktı ve öğle sıcağında yürürken Şeddâd b. Evs ve başka birisiyle buluştu. Onlara: "Allah size merhamet etsin, nereye gidiyorsunuz?" diye sordu. Onlar da: "Şurada hasta bir kardeşimizi ziyarete gidiyoruz" dediler: el-Eş'as onlarla beraber gitti. Anılan hastanın yanına girdiklerinde iki zât hastaya: "Nasıl oldun?" diye sordular. O da: "Allah'ın nimeti ve ihsanı üzerimde olduğu halde sabahladım" dedi. Bunun üzerine Şeddâd o zâta şöyle dedi: Seni küçük günahları örten ve normal günahları üzerinden atan şeyi müjdelemek istiyorum. Zira ben, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ben kullarımdan mü'min bir kulu bir hastalık ile imtihan eder de, kulum bu imtihandan dolayı bana hamd ederse, yatağından annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak kalkar. Yine Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ben kulumu bu şeyle hapsedip onu imtihan ettim, (ey melekler) o sağlıklı iken onun için kaydettiğiniz sevapların aynısını ona kaydedin." (Ebû Ya'lâ) [318]

2418. Enes b. Mâlik naklediyor: Resûlullah (saliallahu aleyhi veseüem) bir ağaca geldi ve Allah Teâlâ'mn dilediği sayıda yapraklan düşünceye kadar salladı. Ardından şöyle buyurdu: "Ağrı ve musibetlerin, insanoğlunun günahlarım dökmesi, benim bu ağacı sallayıp yapraklarını dökmemden çok daha hızlıdır." (Ebû Ya'lâ) [319]

2419. Enes naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Mü"minin durumu tıpkı başak gibidir; bazen sağa-sola eğilir, bazen de dik durur." (Ebû Ya'lâ) [320]

2420. Ebû Hureyre naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Kişi, Allah katında öyle bir derece elde eder ki, bu dereceyi herhangi bir amelle elde etmesi mümkün değildir. İşte Allah Teâlâ kulunu, nefsinin sevmediği şeylerle imtihan ede ede onu o mertebeye erdirir. " (Ebû Ya'lâ) [321]

2421. Saîd b. el-Müseyyib naklediyor: Resûlullah (salkllahu aleyhi buyurdu ki: "Herhangi bir musibete maruz kalıp da, bunu kırk yıl sonra hatırlayan ve bundan dolayı tekrar Allah'a bağlılığını ve samimiyetini dile getiren rnüslümana, Allah Teâlâ mübtela olduğu gün verilen ecrin aynısını yazar." (el-Hâris) [322]

2422. Zurakî'lerin azadlı kölesi Müslim b. Akil naklediyor: Abdullah b. îyâs b. Ebî Fâtıma'nm huzuruna girdim. Bana dedi ki: Ey Ebû Akıl! Bana babanı, babasından şunları nakletti: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir gün ıtururken ashabına: "Sizden kim hastalanmamayı sever?" diye sordu. Hepimiz atılıp: "Biz yâ Resûlallah!" diye cevap verdik. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Yolunu şaşırmış m.erkepler gibi olmayı ister tisiniz'!"' diye sordu ve bizim farkedeceğimiz şekilde yüzünün rengi değişti.

arkasından Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Musibet ve kefaret sahibi olmak istemez misiniz?" Biz de: "Elbette isteriz" dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Canımı elinde tutan Allah'a yemin olsun ki, mü'min mutlaka musibete mâruz kalacaktır, bu da Allah katındaki değerinden dolayıdır. Onun için mü'min, o musibete maruz kalmadan elde edeceği mertebeyi Allah katında elde edinceye kadar belaya duçar olacak ve sonuçta Allah Teâlâ ona o dereceyi nasib edecektir." (İshâk ve İbn Ebî Şeybe) [323]

2423. İbn Aclân der ki: Babamın şöyle dediğini işittim: Ben, hasta ve perişan bir vaziyette iken Ebû Hureyre yanıma geldi ve: "Dostunuz namaz kıldı mı?" diye sordu. Etraftakiler: "Evet" dediler. Bunun üzerine şöyle dedi: "Bana rivayet edildiğine göre hastalığa yakalanan hiçbir kul yoktur ki, Allah Teâlâ ruhunu teslim alıncaya kadar, o kulun sağlıklı iken yaptığı amellerin aynısı kendisine yazılmasın." (Müsedded) [324]

2424. Ebû Hureyre, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Hastalığa maruz kalan hiçbir kul yoktur ki, Allah Teâlâ meleklerine şunu emretmesin: Onun islediği küçük günahları yazmayın, işlediği iyilikleri ise on katıyla kaydedin ve yapmasa da sağlıklı iken işlediği amellerin sevabının aynısını onun için yazın. " (Ebû Ya'lâ) [325]

2424M. Enes naklediyor: Bir kadın Peygamber (salkllahualeyhivesellem)'e gelip: "Ya Resûlallah! Şöyle şöyle bir kızım var" deyip onun güzellik ve endamını dile getirdi ve: "Onu sana layık görüyorum" dedi. Resûlullah (sallallu aleyhi vesellem) de: "Kabul ettim" buyurdu. Kadın, yine kızını methetmeye ve onun ne baş ağrısı, ne de herhangi bir rahatsızlık duymadığını dile getirmeye başlayınca Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Benim senin kızınıza ihtiyacım yok!" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [326]

2425. Ebû Osman naklediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna cüsseli, iri yarı bir adam girdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hiç yüksek ateşe yakalandın mı ?" diye sordu, adam: "Hayır, hiç tanımam" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Peki baş ağrısına yakalandın mı?" diye sordu, O: "Hayır, onun da ne olduğunu bilmem" karşılığını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Malınla İmtihan oldun mu?" diye sordu. A.dam: "Hayır" dedi. Bu defa Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Peki evladın ile imtihana tâbi tutuldun mu?" diye sordu. Adam yine: "Hayır" cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (salfollahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ, ne evladıyla, ne de malıyla imtihana maruz kalmayan kötü ve habis kimseleri sevmez." (el-Hâris) [327]


Kör


2426. el-Müseyyeb b. Râfi' der ki: "Şöyle denirdi: Kişinin gözü ile imtihan edilmesi, nefsi ile/ bedeni ile İmtihan edilmesi gibidir." (Müsedded) [328]

2427. Enes b. Mâlik, Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem/in şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kulumun iki gözünü alırsam sevap /karşılık olarak cennetten başkasına razı olmam." Dedim ki: "Ya Resûlallah! Şayet bir gözü yok olursa ne olur?" Buyurdu ki: "Bir tane de olsa.[329]

Hadisi Buhârî, Enes'den bir başka tarikten rivayet etmiş ve: "Bir tane de olsa... " kısmını nakletmemiştir. Zira bu miinker bir ilavedir ve hadisin senedinde yer alan Saîd zayıf bir râvidir. (Ebü Ya'lâ)

2428. İbn Abbâs, Resûlullah (saMlahu aleyhi veseUem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah Teâlâ buyurur ki: Kulumun iki gözünü alır da, o buna sabreder ve Allah rızasını gözetirse onun için cennetten başka karşılığa razı olmam. [330]

2429. el-İrbâd b. Sâriye, Resûlullah (sallallaTıu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Rabbiniz azze ve celle şöyle buyurdu: Kulumun iki gözünü alırsam bana hamdetmesi durumunda cennetten başka bir sevabı onun için uygun görmem." (Ebû Ya'lâ) [331]


Musibeti Gizlemenin Fazileti


2430. İbn Ömer, Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakleder: ''İyiliği tam yapmanın şartlarından biri de musibetleri gizlemektir. [332]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bûsîrî der ki: "Hadis hasen bir rivayette naklctmiştir." Heyscmî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir." (Mecma 5/196)

[2] Bûsîrî der ki: "Hadisi İshâk rivayet etmiştir, râvileri güvenilir kimselerdir, ancak isnadında kopukluk vardır,"

[3] Bûsîrî der ki: Senedinde Leys b. Ebî Süleym vardır. Müsnedcde isc: "Bu hadis hasend'n" ifadesi yer almaktadır.

[4] Müsneâe'âe denir ki: "Bu hadis garîbtir; el-A'mcş'in hocası olan Süleyman'ı henüz tanıyabilmiş değilim. İmam Ahmed hadisin bir kısmını rivayet etmiştir."

[5] Bûsîrî der ki: Bu hadisin tarikleri, el-Efrîkî etrafında dolaşmaktadır ki, bu zât zayıftır." Heysemî der ki: "Bu zât zayıftır. Ahmed b. Salih bu zâtı güvenilir addetmiş ve onu cerh edenlere cevap vermiştir, hadisin diğer ricali ise güvenilir kimselerdir. (Mecma 5/204) Bûsîrî, hadisi İbn Ebî Ömer ve İshâk'a dayandırmakla yetinmiş ve: "Ahmed bu hadîsi muhtasar olarak tahrîc etti" demiştir.

[6] Bûsîrî hadisin isnadını zikretmiş, ancak hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiştir ve ricali Sahih şartlarına uygun râvilerdir, Umeyr b. İshâk hariç, İbn Hibban ve daha başkaları onu güvenilir kabul ederken, İbn Maîn ve daha başkaları onu zayıf kabul etmiştir." (Mecma 5/201)

[7] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[8] Taborânî'nin rivayetinde hadis buraya kadardır. Zevâid'de de bu kadarıyla ^. Heysemî der ki: "İçerisinde bilmediğim râviler mevcuttur." (Mecma 5/206) Aynı zamanda Taberânî bu hadisi Süveyd b. Abdülazîz tarikiyle de tahrîc etmiştir. Bu zât hakkında Heysemî: "Metruktür" der. {Mecmu 5/206)

[9] Müsnede'dc denir ki: îbn Mende şöyle der: Bişr b. Âsım'ın, babasından rivayeti ile gelen hadis sahîh değildir, bu hadisi Süveyd b. Abdülazîz, Ebû Vâil'den, o da Bişr b. Asım'dan aynı şekilde rivayet etmiştir.

[10] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[11] Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Müsnede'de şöyle geçer: "Hadiste irsal mevcuttur."

[12] Abdullah b. Hantab'dan mervi ve ez-Zevâiâ'de yer alan rivayette: "Allah katında kendileri için neler hazırlandığını kendilerine haber verirdim" şeklinde İbare yer almaktadır (Mecma 5/195). Bûsîrî, hadisi Ahmed'e de nisbet etmiş ve herhangi bir değerlendirme yapmamıştır. Müsnede'de şöyle geçer: "Ahmed bu isnâdla şöyle bir hadis rivayet etmiştir: "Deve sırtına binen en hayırlı kadınlar Kureyş kadınlarıdır."

[13] Âl-İ imrân sur. 103

[14] Hadisin isnadını Bûsîrî zayi/kabul etmiştir, Kesîr'in zayıf oluşuna binaen. Heysemî der ki: "Kesîr zayıftır, Tirmizî onun hadisini hnsen kabul etmiştir." (Mecma 5/194)

[15] el-îthâf ta bu hadis bir önceki rivayetten ayırılmamıştır.

[16] Bûsîrî hadisi, Tayâlisî, Ahmed, tbn Ebî Şeybe ve Bezzâr'a nisbet etmiş ve hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (7/75-76)

[17] Bûsîrî, AH b. Zcyd b. Cud'ân'ın zayıf olması dolayısıyla hadisi zayıf görmüştür.

[18] Bûsîri der ki: "Hadis mürseldit." Hadis, el-Hâris'in Müsned'inde (1/100) mevcuttur.

[19] Müsnede'de: "İsnadı /ı«seııdir" denilmiştir.

[20] Bûsîrî, Mûsâ b. Ubeyde er-Rabezî'nin zayıf oluşuna binâen hadisi zayıf telakki etmiştir.

[21] Bûsîrî râvilerini tevsik etmekle yetinmiştir.

[22] Bûsîrî hadisin senedinde yer alan el-Efrikî'nin zayıf biri oluşuna binâen hadisi zayıf °larak değerlendirmiştir.

[23] Büsîrt bu başlık altında Müsedded ve Ahmed'in rivayet etmiş oldukları Hasan'a ait mürsel bir hadis ile; yine Müsedded'irt rivayet ettiği Abdullah b. Ka'b b. Mâlik'e ait bir hadisi; ve Ömer b. el-Hattâb'a ait bir mevkuf hadisi ilave etmiştir.

[24] Müsmde'de şöyle geçer: Bu hadis sahîh olup Buharı, Hudeybiye Kıssasında onu muallak olarak ez-Zührî'den, o Urve'den, o da el-Müsevver'den rivayet etmiştir. Bûsîrî şöyle ek bir açıklamada da bulunmuştur: "Buhârî'nin rivayet ettiği hadiste irsal vardır." Bu rivayet ise ittisal bakımından daha iyidir, bundan dolayı onu ilave ettim, söz konusu rivayeti İbn Huzeyme, ondan da İbn Hibbân rivayet etmişlerdir.

[25] Bu hadisi İshâk iki tarikten rivayet etmiştir. Müsnede'de denir ki: "İmam Ahmed, Kays b. Ebî Hazım'dan, o Ebû Bekir'den hadisi mânâ olarak kısmen rivayet etmiştir. Hadisin aynısı eî-Ithâf 'ta yer almaktadır.

[26] Hadisi Ahmed b. Hanbel ve Müsedded muhtasar olarak rivayet mıŞlerdır." Bu hadis ileride bir daha zikredilecektir. Heysemî der ki: "Hadisi Ebû Ya'la f tahrıc etmiştir, ricali Sahih şartlarına uygundur, ancak Abâye b. Râfi'nin, -r den hadis rivayet ettiği bilinmemektedir." (Mecma 8/167)

[27] Garfe sahabilerdendi.

[28] Bu rivayet 1389 no'lu hadiste zikredilmişti.

[29] Bûsîrî der ki: "Hadisin râvileri güvenilir kimselerdir."

[30] Bûsîrî, bazı râvilerin durumlannm bilinmemesine binâen bu hadisin isnadını zayıf addetmiştir. (2/128)

[31] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ, Ferec b. Fadâle'nin zayıflığına binâen zayıf bir n e tahrîc etmiştir. Buharı, Müslim ve daha başka muhaddisler de hadisi rivayet e dişlerdir, ancak "on hasene" lafzını zikretmemişler dır." (2/128)

[32] Bûsîrî der ki: "Ravüeri güvenilir kimselerdir, ancak ben er-Rabî' b. Ziyâd'uı ne âdil, ne de mecruh birisi olduğu konusunda bilgiye sahip değilim. İsnâdda yer alan diğer râviler güvenilir kimselerdir."

[33] Bu hadis el-Kenz'de İbn Meni' ve Dârimî'ye nisbet edilmiştir. (3/162)

[34] Bu hadisi İshâk, Ebû Ya'la, el-Hâkim, Ondan da Beyhakî tahrîc etmiştir, râvileri güvenilir kimselerdir.

[35] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-Hâris sahih bir senedle rivayet etmiştir." (2/81)

[36] Bkz. hadis no. 2102.

[37] Bûsîrî der ki: "Dâvûd b. el-Muhabber bu hadisle Resûlullah (saMMuı deyhi vesellem)'e yalan isnâd etmiştir."

[38] Bûsîrî, bu hadisin isnadı hakkında herhangi birşey söylememiştir.

[39] Bûsîri, bu hadisi hiç bir müellife nisbet etmemiştir.

[40] Hadisin senedinde Talha b. Amr vardır ki bu zât zayıftır. (2/80)

[41] Heysemî der ki: "Senedinde Âsim b. Ubeydullah vardır ki, bu zât zayıftır. Heysemî hadisi Ahmed, Ebu Yâ'lâ, Bezzâr ve Taberânî'ye nisbet emiştir. (Mecma 5/224)

[42] Hadisin bir kısmı ve isnadı etrafında bazı değerlendirmeler 1715 no'lu hadiste geçmiştir.

[43] Müsnede'de denir ki: "Sahih ve mevkuftur."

[44] Hadisi İshâk ve Taberânî, İbn Lehîa tarikiyle tahrîc etmişlerdir. Heysemî der ki: 'Hadisi Taberânî rivayet etmiştir ve senedinde İbn Lehîa mevcuttur ki, bu zâtın hadisi ^ir, ancak kendisinde hafıza zayıflığı vardır." (Mecmn 5/197)

[45] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (Mecma 2/38)

[46] Bu hadisi el-Hâkim, el-Müstedrek'te tahrîc etmiştir. Bûsîrî de der ki: "Hadisi Müsedded hasen bir isnâdla rivayet etmiştir. Aynı şekilde Taberânî, el-Hâkim, ondan da Beyhakî rivayet etmişlerdir." (2/127)

[47] DUsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (2/80)

[48] Bûsîri der ki: "Bu hadisi İbn Ebî Şeybe ve Ebu Yâ'lâ tahrîc etmiştir."

[49] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İbn Menî, el-Heysem b. Hârice'den, o da Yahya b. Saîd el-Hımsî' den rivayet etmiştir ki bu zât zayıftır." (2/80)

[50] Hadisi Ahmed tahrîc etmiştir. Kenz'de (3/195) olduğu şekliyle hadis, oğlu Abdullah'ın Ziyâdât'undandır.

[51] Bûsîrî der ki: Bu hadisi İbn Ebî Şeybe ve Bezzâr rivayet etmişlerdir. Ebû Yâ'lâ ise: "Allah'a isyan edene itaat yoktur" lafzıyla tahrîc etmiştir.

[52] Bu hadisi el-Kenz'de (3/201) olduğu gibi İmam Ahmed tahrîc etmiştir.

[53] Bu hadisi İbn Ebî Ömer, Abdullah b. Amr'dan nakletmiştir, lafzı şöyledir: "Sakın yöneticiliğe talip olmayın; zira onun başlangıcı kınanma, ortası pişmanlık ve sonu kıyamet günü azaptır." Bûsîrî der ki: "Ravi zincirinde adı verilmeyen bir râvi vardır." (2/81)

[54] Bûsîrî der ki: "Senedinde ismi anılmayan bir râvi bulunmamaktadır."

[55] Senedinde Mübarek b. Sühaym vardır ki, bu zât metruktür. Bûsîrî böyle ifade etmiştir. (2/81)

[56] Bûsîrî der ki: "Senedinde Yezîd er-Rakkâşî vardır ki, bu zât zayıftır. (2/81)

[57] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris, tâbiûndan olan zâtın bilinmemesine binâen zayıf bir senetle rivayet etmiştir, ayrıca Davud b. el-Muhabber de yalancı birisidir."

[58] İlgili hadislerin ilki 2037 no'lu hadis ile başlamaktadır.

[59] Bu hadisi Ahmed ve Bezzâr muhtasar rivayet etmişlerdir. Taberânî de güvenilir râvilerle rivayet etmişlerdir. Bunu Heysemî ifade etmiştir. (3/193)

[60] Bûsîrî der ki: Bu hadisi İbn Hibbân Sahîh'mde, Tirmizî de muhtasar olarak rivayet etmiştir. el-Hâkim hadis ile ilgili olarak şöyle demiştir: "Bu, senedi muttasıl olmayan bir hadistir." Bûsîrî der ki: "Hadisin senedinde yer alan Abdullah b. Mevhib, Hz. Osman'dan hadis rivayet etmemiştir. Bunu Buhârî ve el-Münzirî ifade etmişlerdir." (2/126) Heysemî der ki: "Bu hadisi Taberânî, M. el-Kebtr'inde rivayet etmiştir, ricali güvenilir kimselerdir."

[61] Bazı râvilerinin bilinmemesine binâen Bûsîrî senedini zayıf telâkki etmiştir. (2/126) Bu hadisi Taberânî, Zeyd b. Erkam hadisinden tahrîc etmiştir, senedinde Ebu Dâvud el-A'mâ vardır ki, bu zât yalancıdır, bunu el-Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 4/194)

[62] Bûsîrî der ki: "Müsedded bu hadisi mürsel olarak tahrîc etmiştir. Ebu Yâ'lâ ve Ahmed ise hasen bir isnâdla Ebû Meryem el-Ezdî'den tahrîc etmişlerdir."

[63] Bkz. Sünen Ebî Davud, kitâbu'l-harâc ve'l-imâre''nin baş kısmı.

[64] Bûsîrî der ki: "Dârekutnî ve Beyhakî hadisi tahrîc etmişlerdir." (2/128) Beyhakî ise hadisi muhtasar olarak tahrîc etmiştir. Aynı şekilde Taberânî ve Ebu Yâ'lâ da hadisi rivayet etmişlerdir ki, senedinde Abbâd b. Kesîr es-Sakafi vardır ki, bu zât da metruktür. (4/193) Ebu Yâ'lâ hadisi tamamıyla tahrîc etmiş ve: "Abbâd zayıftır" demiştir. (4/197)

[65] Bu hadisi Beyhakî, Müsedded tarikiyle tahrîc etmiştir. Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (2/127) Bkz. Beyhakî, Sünen (10/106).

[66] Bûsîrî der ki: "Hadisi Beyhakî, Sünen'inden rivayet etmiştir." Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiştir ve senedinde el-Kâsım b. Abdullah b. Ömer vardır ki. bu zât metruk ve yalancıdır" (4/195). Beyhakî der ki: "el-Kâsım zayıftır."

[67] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-Hâkim, ondan da Beyhakî tahrîc etmiştir. Hadisin râvileri güvenilir kimsedir." (2/127) Bkz. Beyhakî, Sünen (10/115).

[68] Hadisin senedinde Muhammed b. el-Hasan b. Ebî Yezîd vardır ki, bu zât hakkında çok şeyler söylenmiştir. Zehebî der ki: "Tirmizî bu zâtın hadisini hasen kabul etmiştir, ancak iyi bir şey yapmamıştır."

[69] Bkz. Beyhakî (Sümm 10/253).

[70] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[71] Hadisi Bezzâr da tahrîc etmiştir. Heysemî der ki: "Hadisin senedinde İshâk b. Yahya b. Talha vardır ki, bu zât metruktür." Hadisin aynısı el-İthâfta yer almaktadır (2/128). Müsnede'de denir ki: "Bezzâr der ki: Bu hadisin Âişe'den rivayetini ancak bu isnâd ile biliyoruz. Rivayette gevşek biri olan İshâk b. Yahya tarafından böyle rivayet olunmuştur."

[72] Mâide sûresi, 44.

[73] Bu hadis mürsel olup, onu Taberânî tahrîc etmiştir.

[74] el-Hâris bu hadisi Vâkidî'den rivayet etmiştir ki, bu zât zayıftır (2/156). Bunu Bûsîrî ifade etmiştir

[75] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Beyhakî tahrîc etmiştir ve onu Musa b. Tarif sebebiyle zayıf telakki etmiştir. İmam Şafiî der ki: "Bu kişinin ücreti Beytü'l-Mal'den verilmelidir Hz. Ali'nin haram gördüğü şeyi birine vereceğini düşünmüyoruz. (2/129) Bkz. Beynakı (Sünen 10/136)

[76] Bu hadisi Beyhakî tahrîc etmiştir. Bunu Bûsîrî ifade etmiştir. Bkz. Beyhaki {Sünen 10/173), bir önceki rivayet için (Mecmn 10/170)

[77] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Müsedded ve Beyhakî mürsel olarak rivayet etmişlerdir. Aynı şekilde Ebu Davud bu hadisi mürsel hadisler arasında yani Kitâbu'l-Merâsîl'de tahrîc etmiştir." Ayrıca bkz. el-Beyhakî (Sünen 10/201).

[78] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Müsedded ve Beyhakî Sümn el-Kührâ'âa mevkuf olarak rivayet etmişlerdir. Bezzâr ise onu merfû olarak rivayet etmiştir."

[79] Deyyus: Birilerinin ailesiyle yatıp kalkmasına aldırış etmeyen kimsedir.

[80] Hadisi Taberânî rivayet etmiştir,

[81] Bakara sûresi âyet 282.

[82] Hadisi Beyhakî, Saîd b. Mansıır'dan, o da Müsedded'in hocası İbn Uyeyne'den rivayet etmiştir. Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır, isnadı sahihtir.

[83] Bûsîrî der ki: Bu hadisi Müsedded, Amr b. Râşid'in zayıflığına binâen zayıf bir senetle mürsel olarak rivayet etmiştir. el-Hâkim, ondan da Beyhakî hadisi merfü oiarak Ebû Hureyre'den tahrîc etmişlerdir. (2/130) Bkz. Beyhakî {Sünen 10/163)

[84] Beyhakî der ki: "Bu hadis mürseldiv. (10/196) el-Ukaylî der ki: "Musa b. Şeybe bu rivayetinden dolayı cerhe tâbi tutulmamıştır. Kendisi bu hadisten başkasıyla tanınmamaktadır. Hakkında birçok şey söylenmiştir." Bkz. et-Tehzîb. Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[85] Bûsîrî der ki: "Hadisi Beyhakî de rivayet etmiştir." Bkz. (Sünen 10/115) Bûsîrî herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[86] Bûsîrî der ki: Bu hadisi Ahmed ve Beyhakî tahrîc etmişlerdir. (Sünen 10/215) Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[87] Kadı Şurayh, bu sözü bir alışveriş sebebiyle birbirleriyle çekişen iki kişiye söylemiştir.

[88] Bûsîrî der ki; "Bu hadisi İbrahim b. el-Hakem'den rivayet etmiştir ki, bu zat zayıftır." (2/132)

[89] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Hancş adlı birinden rivayet etmiştir ki, bu kişi zayıftır."

[90] Bûsîrî der ki: "Bu hadisin senedi, Âsim b. Ubeyduilah'ın zayıf birisi oluşuna binâen zayıftır."

[91] Hadisi Taberânî de tahric etmiştir ve ricali Sahih şartlarına uygundur, bunu Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 5/169)

[92] Bûsîrî de hadisin isnadını zayıf telakki etmiştir.

[93] Bûsîrî, bu hadisi Ahmed b. Menî' ve Boyhakî'ye nisbet etmiştir.

[94] Bu zât, Yahudilikten dönme Ka'bu'l-Ahbâr'dır. Kutsal metinler uzmanı olarak şöhret yapmıştır.

[95] Bûsîri der ki: "Senedinde Hemmâm b. Yahya vardır ki, bu zâtın biyografisine muttali olamadım. Diğer râviler güvenilir kimselerdir." (2/71)

[96] Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî der ki: "Hadisin senedinde Ziyâd b. Abdullah en-Nümeyrî vardır ki, bu zât zayıftır." İbn Hibbân onu güvenilir kabul etmiş ve hakkında: "Yanlış yapar" ifadesini kullanmıştır. (Mecma 5/126)

[97] Busiri, hakkında her hangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[98] Bu hadis, müellifin defalarca uydurma olduğuna dikkat çektiği uzun bir hadisin bir Parçasıdır.

[99] Bûsîrî bu hadisi Bezzâr'a nisbet ederken, Heysemî Taberânî'ye nisbeî etmiştir. İkisi de şöyle demişlerdir: "Hadisin senedinde Rışdîn b. Kureyb vardır ki, bu zât zayıftır." Bkz. el-İthâf{7l7l), ez-Zevnid (5/125).

[100] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Müsnede'de denir ki: "İbn Ömer'in bu hadisi, Buhârî'de başka bir lafızla yer almıştır."

[101] Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (2/70)

[102] Bûsîrî hadisin dercesini beyan konusunda her hangi bir şey söylememiştir.

[103] ef-Hâris bu hadisi el-Hasan b. Kuteybe'den nakletmiştir ki, bu zât zayıftır. Hadisin bu Hureyre, îmrân b. el-Husayn ve İbn Mes'ûd'dan nakledilen şahidi vardır. Bunu Bûsîrî ifade etmiştir. Heysemî de der ki: "Hadisi Taberânî tahrîc etmiştir ve râvileri güvenilir kimselerdir." (Mecma 5/132)

[104] Hadisin senedinde Atiyye el-Avfî vardır ki bu zât, zayıftır; bunu Busîrî ifade etmiştir. Heysemî de der ki: "Bu zât zayıftır; ancak onu güvenilir kabul edenler vardır." (Mecma 5/132)

[105] Busîri, her hangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[106] Bûsîrî der ki: "Bu rivayetlerin senetleri Müslim b. Keysân el-A'var'a dayanmaktadır ki, bu zât zayıftır." (2/66)

[107] Bûsîri der ki: "Hadisi Beyhakî tahrîc etmiştir." {Sünen 7/276)

[108] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ebu Dâvûd Sünen'inde, Nesâî ise Amelul-Yevm ve'î-Leyle'de rivayet etmişlerdir. İkisi de: "Bir gün bir adam...." ile başlayan kısmı rivayet etmişlerdir (2/90). Bu hadis "Rekâik" bölümünde de zikredilecektir.

[109] Bûsîrî der ki: Hadisin senedinde Abdullah b. Muhammcd b. Ukayl yer almıştır. Bkz. el-İthâf (2/69). Heysemî der ki: "Hadisi Ahmed ve Taberânî tahrîc etmişlerdir. Senedinde Abdullah b. Muhammed b. Ukayl vardır ki, bu zâtın hadisi hasendir, kendisinde zayıflık vardır, diğer ricali ise güvenilir kimselerdir." (Mecma 5/137)

[110] Bûsîrî bir râvisinin durumunun bilinmemesine binâen bu hadisin senedini zayıf olarak değerlendirmiştir. (2/74)

[111] Bu koku zâfirân ve başka çiçeklerden yapılan bir koku olup, kırmızı ve san renktedir. Yasaklanmasının sebebi kadınlara ait bir koku olmasındandır.

[112] Vücudun kirini temizlemek için kullanılan taş.

[113] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî der ki:

Hadisi Ahmed tahrîc etmiştir. Senedinde geçen Ebu Habîbe şayet Tâî olan kişi ise güvenilir kimsedir, eğer başka bir kişi ise tanımıyorum. Diğer ricali ise Sahih şartlarına uygundur" (Mecma 5/155). Müsnede'de denir ki: "Ebu Dâvûd bu hadisi mânâ olarak Ammâr b. Yâsir'den rivayet etmiştir."

[114] Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir, senedinde Abdullah b. Hakîm vardır ki, bu zât zayıftır, bunu Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 5/156)

[115] Bûsîrî der ki: "Senedinde adı anılmayan bir râvi vardır."

[116] Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[117] Hadisi Taberânî tahrîc etmiştir, senedinde Abdullah b. Mus'ab vardır ki, bu zât zayıftır. Bunu Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 5/157)

[118] Hadisi Bezzâr da tahrîc etmiştir. Bunu Bûsîrî ifade etmiş ve hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Aynı şekilde hadisi Taberânî de rivayet etmiştir. Hepsinin senetlerinde Hureys b. Matar vardır ki, bu zât metruktür. Bunu Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 5/156)

[119] Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilir kimsedir." (2/69)

[120] Bûsîrî de hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Hadis sakîh isnâdh olup Esmâ'nın yasaktan sonra dövme yaptırdığına dair ipucu içermemektedir. Zira dövme kalıcı bîr şeydir.

[121] Bûsîrî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ sahih bir isnâdla rivayet etmiştir." (2/67)

[122] Fâtıma'iardan kasıt: Hz. Ali'nin eşi Resûlullah'm kızı Fâtıma ile Ali'nin annesi Fatıma binti Esed ve amcası Hamza'nm kızı Fâtıma'dır. Bunu İbnü'1-Esîr ifade etmiştir. Hadisi Tahâvî, Hz. Alî'den rivayet etmiştir. (2/247)

[123] Miisnede'de şöyle geçmektedir: "Hadisin isnadında zayıflık vardır, fakat Hz. Ali'den rivayet edilen bir şahidi de vardır." Heysemî der ki: "Hadisin senedinde Yezîd b. Ebî Ziyâd vardır ki, bu zât zayıf olmakla birlikte onu güvenilir kabul edenler de vardır. Diğer ricali güvenilir kimselerdir. Hadis Taberânî de tahrîc etmiştir." (Mccma 5/142)

[124] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[125] Taberânî bu hadisi iki isnâd ile tahrîc etmiştir ki, isnâdlardan birinin ricali Sahih Şartlarına uygundur, bunu el-Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 5/144)

[126] Hadisi Taberânî de tahrîc etmiştir. Senedinde Sabit b. Zeyd b. Sabit b. Erkam vardır ki bu zât zayıftır, bunu Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 5/143)

[127] Hadis Beyhakî'de Safvân b. Abdullah'ın Sa'ddan rivayeti ile gelmiştir. (Sünen 3/267), isnadı sahihtir. Aynı şekilde Tahâvî de tahrîc etmiştir. (2/344)

[128] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Müsedded mevkuf rivayet etmiştir. Râvileri güvenilir kimselerdir." (2/68)

[129] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilir kimselerdir." (2/69)

[130] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Ahmed b. Menî, Ebû Cenâb el-Kelbî tarikiyle rivayet etmiştir ki, bu zât zayıftır."

[131] Bûsîrî, Abdullah b. Hırâş'ın zayıflığına binâen hadisi zayıf olarak değerlendirmiştir. Heysemî der ki: "İbn Hibbân bu zâtı tevsik etmiş ve: Muhtemelen hata/yanlışlık yapan birisidir> demiştir. Hadisçilerİn büyük çoğunluğu bu zâtı zayıf olarak değerlendirmişlerdir." (Mecma 5/121)

[132] Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Taberânî, ibn Ömer'den Resûlullah (sallallahu aleyhi wsdlem)'in beyaz bir başlık giydiğini rivayet etmiştir. Heysemî der ki: "Hadisin senedinde Taberânî'nin hocası Muhammed b. Hanîfe vardır H bu zât zayıftır." (5/121)

[133] Hadis 1. cildin 621 no'sunda yer almaktadır.

[134] İzâr belden aşağı giyilen ve peştamal gibi örten giysidir.

[135] Bûsîrî der ki: "Raviler güvenilir kimselerdir."

[136] Bûsîrî der ki: "Hadisin senedinde Mûsâ b. Ubeyde cr-Rabezî vardır ki, bu zât zayıftır." (2/75)

[137] Bûsîrî, İshâk b. Abdullah b. Ebî Ferve'nin zayıflığına binâen hadisi zayıf olarak değerlenmiştir.

[138] Hadisi, Süveyd b. Saîd el-Herevî'den rivayet ermiştir ki, bu zât zayıftır. Bunu Bûsîrî etmiştir. Heysemî der ki: "Hadisin ricali Sahih şartlarına uygundur." {Mecma 5/127)

[139] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[140] Bûsîrî der ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir."

[141] Annesi Habîbe, teyzesi de Kebşe'dir, babalan ise Es'ad b. Zürâre'dir. el-İsâbe'de böyle zikredilmiştir.

[142] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[143] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır, hadis mürseldh.

[144] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Bûsîrî hadisi sadece eş-Şa'bî'den rivayet etmiştir. (2/75)

[145] Bûsîrî, bu iki hadis hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[146] Hadisin senedinde Ali b. Ebî Sâre vardır ki, bu zât zayıftır. Bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[147] Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî birinci hadisle ilgili olarak şöyle der: "Hadisi Ebû Ya'lâ, el-Hasan b. Umâre kanalıyla Ömer b. Serik'ten rivayet etmiştir." Zehebî der ki: "Bu iki râvi de meçhuldür." Sumâme kanalıyla Enes'd rivayet edilen hadisle ilgili olarak da Zehebî şöyle demiştir: "Senedinde Yahya eymun et-Temmâr vardır ki, bu zât metruktür." (5/106)

[148] Müsnede'de denir ki: "Muhammed b. Ubeydullah el-Azremî çok zayıf bir râvidir."

[149] Hadisin lafzı Ebû Dâvud et-Tayâlisî'ye aittir. Daha başkaları ise hadisi: "Ona kına yakmadıkça yahut çekmedikçe" ifadesi olmaksızın rivayet etmişlerdir. Abd b. Hurrteyd ise hadisi uzun bir metinle rivayet etmiştir. İbn Hibbân Sahîh'indc, Beyhakî de S. el-Kübrâ'da rivayet etmiştir, bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[150] Bûsîrî, Salim Ebû Gıyâs'm zayıflığına binâen hadisi zayıf olarak değerlendirmiştir. (2/75) Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiştir, senedinde Tarif b. Zeyd vardır. Ukaylî onun hakkında der ki: "Onun hadisine güvenilmez." (Mecma 5/159)

[151] Hadisi İbn Hibbân SflJiîfr'inde rivayet etmiştir. Bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[152] Müsnede'de denir ki: "Amr b. Hâlid oldukça zayıftır." Bûsîrî de bu zâtı zayıf kabul etmiştir. (2/73)

[153] Bûsîrî, isnadı hakkında herhangi bir şey söylememiştir.

[154] Senedinde zayıf bir râvi olan Câbir el-Cu'fî vardır, bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[155] Umâme'den tahrîc etmiştir. Bkz. ez-Zevâid (5/153) Heysemî der ki: "Ricali Sahih râvilerindendir." (Mecma 5/155) Bûsîrî, ise hakkında

[156] Bûsîrî, hadisin tamamını zikretmiş ve şöyle demiştir: "Hadisi Beyhakî ve Nesaı olarak tahrîc etmişlerdir. Senedleri, Ezher b. Râşid'e dayanmaktadır ki, bu zât meÇhÛl'dür." (2/72)

[157] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Hadisi Tahâvî muhtasar olarak tahrîc etmiştir. (2/352) Ancak onun rivayetinde "ortalarında Elhamdülillah yazılıydı" ifadesi yoktur.

[158] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Hadisi benzer lafızlarla Tahâvî başka bir vecihten rivayet etmiştir. (2/350)

[159] Hadisi Müsedded sahîh bir senetle miirsel olarak rivayet etmiştir, bunu Bûsîrî ifade etmiştir. Tahâvî der ki: "Altın yüzük takılmasını yasaklayan hadisler, onun mübâh olduğunu ifade eden hadisleri nesh etmiştir."

[160] Bûsîrî der ki: "Hadisin isnadı snhîfttir." Heysemî der ki: "Hadisi Ahmed rivayet a1Ş^rve senedinde Yezid b. Atâ' el- Yeşkürı vardır ki, bu zât zayıftır." (Mecma 5/145)

[161] Bkz. el-Hâris, Müsned (1/68).

[162] Bkz. 1270 no'lu hadis.

[163] Heysemî der ki: "Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Taberânî tahric etmişlerdir, ricalleri güvenilir kimselerdir. Şu kadarı var ki, Cafer b. Temmâm b. el-Abbâs dedesinden hadisi iŞitmiştir." (Mecmu 8/109) Bûsîrî der ki: "Hadisi Bezzâr, Süheyl b. Ebî Salih tarikiyle sahih bir senetle rivayet etmiştir. (2/160)

[164] Heysemî der ki: "Hadisin ricali Sahih şartlarına uygundur. Aynı şekilde hadisi Bezzâr tahrîc etmiş ve baş kısmına şu ilavede bulunmuştur: "Peygamber (sallallahu aleyhi vesilem) hayvanın yüz tarafından işaretlenmesini yasakladı." (Mecma 8/110)

[165] Bûsîrî der ki: "Hadisin râvileri güvenilir kimselerdir."

[166] Bûsîrî hadisi Ahmed b. Mera', Ahmed b. Hanbel, el-Hâkim ve Beyhakî'ye nisbet etmiş ve şöyle demiştir: "Hepsinin senedleri ya el-Haccâc b. Ertât veya Muhammed b. Ebî Leylâ etrafında dönüp dolaşmaktadır. Bu iki zât da zayıftır." (2/119)

[167] Müsneâe'âe denir ki: "Hadisin isnadı hnsendir." Bûsîrî hadisi Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ'ya nisbet etmiş ve şöyle demiştir: "Her ikisinin senedi, Ali Abdullah b. Muhammed b. Akîl'e dayanmaktadır." (2/120). Heysemî ise: "Hadisin isnadı hnsendir" demiştir. {Mecma 4/22)

[168] Bûsîrî der ki: Hadisi İbn Ebî Ömer mürseî olarak tahrîc etmiştir, senedinde de Hatim b. Nasr vardır. İbnu'l-Kattân bu zât İçin meçhuldür, ifadesini kullanmıştır. İbn Hibbân ise onu güvenilir kimseler arasında zikretmiştir. Diğer ricali güvenilir kimselerdir (1/118).

[169] Beyhakî, Züheyr tarikiyle Kâbûs'tan: "Kurbanını müslümandan başkası kesmesin" rivayetini nakletmiştir. Süfyân tarikiyle ondan, o da babasından ibn Abbâs tan Müslümanm kurbanını Yahudi ve Hristiyanm kesmesini hoş karşılamadığını nakletmiştir. (Sünen 9/284)

[170] Bûsîrî, MücâUd b. Saîd'ın zayıf oluşuna binâen hadisi zayıf değerlendirmiştir (2/119).

[171] Müsnede'de: "Sahthtiı" demiştir.

[172] Bûsîrî, İbn Ebî Leylâ'nın zayıf oluşuna binâen hadisin isnadını zayıf görmüştür {2/119}

[173] Ebû Ya'lâ da rivayet etmiştir, bunu Bûsîrî söylemiş ve hadis hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ ve Taberârû tahrîc etmişlerdir, hepsinin ricali güvenilir kimselerdir." (Mecma 4/24).

[174] Hadisi Ebû Ya'lâ, Haneş el-Abdî'nin tarikiyle nakletmiştir. Heysemî der ki: "Bu zât hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadım." (Mecma A/20). Bûsîrî ise hadisin derecesi hakkında herhangi bir şey söylememiştir. (2/119)

[175] Heysemî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ ve Taberânî, İshâk b. Abdullah b. Ebî Talha'dan, 0 da dedesinden rivayet etmişlerdir. Oysa zikredilen zât, dedesini idrâk etmemiştir. Had ısın ricali Sahîh şartlarına uygundur." (Mecma 4/22)

[176] Beyhakî hadisi rivayet etmiştir (Sünen 9/283). Bûsîrî, Amr b. Hâiid'in zayıf birisi olmasına binâen hadisi zayıf olarak değerlendirmiştir. (2/120)

[177] Bûsîrî, hadisin derecesi hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[178] Hadisi Beyhakî rivayet etmiştir. (Sünen 9/265) Ricali güvenilir kimselerdir. Buharı bu hadisi, İbn Ömer'in hadisinin sonunda: "Kurban sünnettir ve herkesçe bilinen bir şeydir" sözüne binâen "Kurbanlar" bölümünde zikretmiştir.

[179] Bûsîrî, hadisin derecesini beyân sadedinde herhangi bir şey söylememiştir.

[180] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İbn Ebî Şeybe, ondan Ebû Ya'lâ hasen bir isnâdla tahrıc etmişlerdir." (2/120) Heysemî der ki: "Hadisin ricali güvenilir kimselerdir."

[181] Bûsîrî der ki: Bu hadisi Ebû Ya'lâ ve Bezzâr sahih bir isnâdla rivayet etmişlerdir, el-Heysemî der ki: Ricali güvenilir kimselerdir (4/57)

[182] Kavileri güvenilir kimselerdir, bunu Bûsîrî ifade etmiştir. (2/121)

[183] Bûsîrî, Yahya b. el-Alâ'nın zayıf birisi oluşuna binâen senedini zayıf kabul etmiştir (2/121). Heysemî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir ve senedinde Mervân b. Salim el-Gıfârî vardır ki, bu zât metruktür." (Mecma 4/59)

[184] Bûsîrî der ki: "Hadisi İbn Ebî Şeybe, Ebû Ya'lâ ve İbn Hibbân Sahîh'inde, el-Hâkim, el-Beyhakî rivayet etmişlerdir. Heysemî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ ve Bezzâr muhtasar rivayet etmişlerdir. İshâk'm hocası hariç ravileri Sahîh ricâlindendir. Zira ben bu zatı tanımıyorum. (Mecma 4/58)

[185] Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded mevkuf olarak rivayet ederken, Dârekutnî ve Beyhakî merfü olarak: "Ceninin kesilmesi, annesinin kesilmesi gibidir, ister hissetsin, ister hissetmesin" lafzıyla rivayet etmişlerdir. Beyhakî'ye ait mevkuf rivayetin sonunda ise şu ifadelere yer verilmiştir: "Şayet hayvanın karnından diri bir cenin çıkarsa o da kesilir, tâ ki içindeki kan aksın." (2/116)

[186] Bûsîrî der ki: "Hadisi Beyhakî isnâdsız irâd etmiştir."

[187] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[188] Bûsîri hadisin derecesi hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiştir ve senedinde Yezîd b. Ebî Ziyâd vardır ki, bu zâtın hadisi yazılmakla beraber zayıftır." (Mecnıa 4/38)

[189] Tahâvî rivayet etmiştir. (2/317)

[190] Sözkonusu kertenkele türünün İsrail oğullarından hayvan suretine sokulan bir topluluğu andırdığına işaret etmektedir. Heysemî der ki: "Hadisi Ahmed, Bezzâr ve Taberânî tahrîc etmişlerdir, râvileri güvenilir kimselerdir."

[191] Bu hadisi Tahâvî, Bakiyye tarikiyle, Ebû Dâvud et-Tayâlisî ise Şu'be'den, o da el-Hakem'den, o Zeyd b. Vehb'den, o da el-Berâ'dan, o da Sabit b. Vedîa'dan rivayet etmiştir. (2/314)

[192] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[193] Mâide sûresi, âyet 4.

[194] Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiştir ve senedinde Mûsâ b. Ubeyde er-Rabezî vardır ki, bu zât zayıftır." (Mecmn 4/43)

[195] Heysemî der ki: "Hadisi Bezzâr ve Ahmed tahrîc etmişlerdir, senedlerinde yer alan bazı râviler Sahih ricâlindendir." (Mecmn 4/42)

[196] Hadisin senedinde SeUâm b. Ebî Habze vardır ki, bu zât uydurmacadır; bunu el-Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 4/44)

[197] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[198] Hadisi Ebû Ya'lâ hasen bir senedle rivayet etmiştir; bunu Bûsîrî ifade etmiştir. (2/164) Heysemî der ki: "Hadisin ricali güvenilir kimselerdir." (4/41)

[199] Hadisi el-A'meş, Mücâhid'den, o da İbn Ömer'den rivayet etmiştir, Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Hadisi Taberânî, Mücâhid'in sözü olmaksızın rivayet etmiştir, senedinde yer alan bazı râvileri güvenilir kimselerdir. {Mecma 4/41)

[200] Son üç hadisin ravi zincirinin başında görüldüğü gibi Abdurrahîm b. Vâkıd gibi güvenilir olmayan râviler vardır. Abdurrahîm'in hadisi münkerdir, aynı şekilde Amr b. Cumey'in hadisi zayıftır, Ebân ise metruk bir râvidir. Ibnii'l-Cevzî bu hadisleri uydurma hadislere dair ei-Mevzûât'tnda zikretmiştir. Ancak eJ-Hâfız b. Hacer şöyle demiştir: "Bu metnin mevzu olduğuna dair net bir şey yoktur." Sehâvî ise şöyle der: "Hadisin bir çok ifadesinde düşük kullanımlar mevcuttur." eİ-Mekâsidu'l-hnsene'de böyle yer almıştır (s. 219)

[201] Bu hadis "Alışveriş" bölümünde 1362 no'da zikredildi. Bûsîrî hadisin senedini zayıf olarak değerlendirmiş ve Ebû Hâtim'den naklen şunları söylemiştir: "Ebû Matar meçhul bir râvidir." (2/118)

[202] Bûsîrî, hadisin derecesi hakkında herhangi bir değermendirmede bulunmamıştır. İsnadında adı anılmayan bir zâtın yanı sıra biyografisine ulaşamadığım bir başkası da bulunmaktadır.

[203] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Humeydî ve îbn Ebî Ömer aynı lafızla rivayet etmişlerdir, isnâdları, Ali b. Zeyd b. Cud'ân'a dayanmaktadır ki, bu zât zayıftır. Hadisi aynı şekilde Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî Amdu'l-yevm ve'l-leyl kitabında muhtasar olarak rivayet etmişlerdir. (2/47) Bkz. el-Humeydî, Müsned (1/226).

[204] Taberânî, Ebû Umâme'den benzer bir rivayet nakletmiştir. Heysemî der ki: "Senedinde Leys b. Ebî Süleym vardır, bu zât güvenilir kimsedir. Ancak müdellistir. Diğer râvileri güvenilir kimselerdir." {Mecma 4/40) Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[205] Bûsîrî, İbn İshâk'm tedlîsine binâen hadisi zayıf olarak değerlendirmiştir. (2/117)

[206] Bûsîrî der ki: "Hadisi Anmed de rivayet etmiştir, râvileri güvenilir kimselerdir.

[207] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[208] Beyhakî {Sünen 9/248).

[209] Bu uydurma hadisin bir parçası daha önce geçmişti.

[210] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[211] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilir kimselerdir."

[212] Hadisin isnadı sahihtir, Bûsîrî, Enes'ten, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in kesim anmda Bismillah deyip tekbir getirdiğini nakletmiştir. Hadisi Müsedded ve İbn Ebî Ömer rivayet etmiştir, lafız İbn Ebî Ömer'in olup hadisin İsnadı sahihtir. (2/115)

[213] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris mürsel olarak tahrîc etmiştir."

[214] Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded mürsel olarak rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd hadisi Merâsü'inde, Beyhakî de mürsel olarak rivayet etmiştir, râvüeri güvenilir kimselerdir."

[215] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirme de bulunmamıştır.

[216] Bkz. 2235 nolu hadis.

[217] Hadisin isnadında İbn Ebî Leylâ vardır. Bûsîrî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ Atiyye e Avfi ve İbn Ebî Leylâ'nın zayıf oluşlarına binaen zayıf bir senedle rivayet etmiştir. Aynı şekilde hadisi Ahmed rivayet etmiştir ve senedinde Atiyye de vardır." (2/160)

[218] Bûsîrî, Abdullah b. Nâfi'nin zayıf oluşuna binaen hadisi zayıf olara değerlendirmiştir.

[219] Râvileri güvenilir kimselerdir, bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[220] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirme de bulunmamıştır. Ahm, ve Huzeyfe hadisinden sadece ««r/S olan kısmı rivayet etmiştir. Heysen Senedinde adı zikredilmeyen bir râvi vardır." {Mecma 4/30)

[221] Ondan da Ebû Ya'İâ, Mûsâ b. Ubeyde'nin zayıf oluşuna binaen zayıf bir senedle rivayet etmiştir; bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[222] Bûsîrî bu hadîslerin hepsi hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (2/115) Hadis, Sahîhayn'da merfû olarak şu ifadelerle yer almıştır. "Ucuyla isabet ettiği avı ye, genişliğine isabet ettiği hayvan ise ezilerek ölmüş hükmündedir, yeme!"

[223] Senedinde Muhammed b. Süleyman b. Mesmûl vardır ki, bu zât zayıftır, bunu el-Hafız el-İsâbe'da ifade etmiştir. Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (2/118). Bkz. hadis no: 2349.

[224] Hadisi Müsedded merfû olarak rivayet etmiştir, râvileri güvenilir kimselerdir Buhârî ise hadisi muallak olarak rivayet etmiştir. Aynı şekilde Dârekutnî de nvayet etmiştir. Buhârî Tflnh'inde mevsûl olarak zikretmiştir; bunu Bûsîrî ifade etmiştir. (2/116)

[225] Senedinde adı zikredilmeyen bir râvi vardır, bunu Bûsîrî ifade etmiştir. Beyhakî ise hadisi bütün râviieri zikredilmiş bir senedle rivayet etmiştir. {Sünen 9/252)

[226] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî der ki: "Senedinde Süveyd b. Abdülazîz vardır ki, bu zât metruktür." (Mecma 4/35)

[227] Bûsîrî hadisi ona nisbet etmiştir, ancak lafzını zikretmemiştir, bunun yerine Ebû Ya'lâ ve Beyhakî'nin bir sonraki hadiste yer alan lafzını zikretmiş ve hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[228] Ahmed b. Menî' ve Beyhakî tahrîc etmişlerdir; bunu Bûsîrî ifade etmiş ve hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (2/116) Heysemî der ki: "Hadisin senedinde Haram b. Osman vardır ki, bu zât metruktür." (Mecma 4/35)

[229] Rahman suresi, âyet 33.

[230] e-Hâris hadisi Abdurrahîm b. Vâkid'den, o da Hemmâd b. Amr'dan rivayet etmişf c. bunun ikisi de çok zayıf ravilerdir.

[231] fesemî der ki: "Hadisin senedinde Osman b. Abdurrahman el-Kuraşî vardır ki, bu zâ:-xrrû/ctur. Aynı zamanda hadisi Taberânî rivayet etmiştir." (Mecma 4/30). Bûsîrî hadis: Aöâris'e nisbet etmiştir. (2/115)

[232] Bûari der ki: "Hadisi el-Hâris rivayet etmiştir." Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerj-r :;rme de bulunmamıştır. (2/155)

[233] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilir kimselerdir." {2/154) Heysemî der ki: "Hadisin senedinde adı tam zikredilmeyen Câbir vardır, bu zâtı es-Sevrî ve Şu'be güvenilir kabul ederken, Ahmed ve daha başka muhaddisler zayıf olarak değerlendirmişlerdir." {Mecma 4/45)

[234] Bûsîrî der ki: "Senedinde adı anılmayan bir râvi vardır." (2/155)

[235] Hadisin senedinde Bekr b. Huneys vardır ki, bu zât zayıftır; bunu Bûsîrî ifade etmiştir. (2/40)

[236] İbn Hibbân râvilerinden Leylâ'yı güvenilir râviler arasında zikretmiştir. Zehebî onu tabîûn arasında anmıştır. Bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[237] Bûsîrî der ki: "Râvileri güvenilir kimselerdir." (2/43)

[238] 2335 ve 2336 no'lu hadisler hakkında Bûsîrî herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (2/118)

[239] Bûsîrî der ki: "Hadisin râvileri güvenilir kimselerdir." (2/47)

[240] Bûsîrî der ki: "Muhammed b. îsâ b. Keysân'm zayıf oluşuna binâen hadisin senedi zayıftır." (2/164) Yine Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris b. Ebî Usâme rivayet etmiştir ve senedinde Muhammed b. îsâ vardır." (2/118)

[241] Bazı râvilerinin durumlarının bilinmemesine binâen Bûsîrî hadisin senedini zayıf olarak değerlendirmiştir. (2/118)

[242] Hadisi Beyhakî tahrîc etmiş ve sonunda: "Zeyneb der ki: Kanaatimce ondan tiksiniyordu" ifadesi yer almaktadır. (Sünen 9/258) Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[243] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[244] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris rivayet etmiştir ve râvileri güvenilir kimselerdir. (2/118)

[245] Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded, İbn Ebî Şeybe, Ebû Ya'lâ, Ahmed, Bezzâr ve İbn Hibbân Sahîh'inde rivayet etmişlerdir."

[246] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. (2/140)

[247] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[248] Bûsîrî bunu nakletmiş ve İbn Hacer'e herhangi bir göndermede bulunmamıştır.

[249] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Hadisi Kitâbu'l-Uzle'de İbn Ebî'd-Dünyâ'ya nisbet etmiştir ve: "Beyhakî hadisi Sünen'inde rivayet etti" demiştir. (1/182)

[250] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi el-Hâris, Abdurrahîm b. Vâkıd'dan, o Hammâd b. Amr'dan, o da es-Serî b. Hâlid'den rivayet etmiştir, bu râviler zayıftır." (1/189)

[251] ez-Zevâid'de Heysemî der ki: "Hadisin senedinde el-Vâzi b. Nâfi' vardır ki, bu zât metruktür. (5/30)

[252] Bûsîrî, el-Hâris'ten naklen şunları anlatıyor: Ebû Ubeyd'c: "Resûlullah (sallallahu i vesellem), taze meyve ve sebzelerin soyulmasını yasakladı" hadisinden neyi kastediyor?" diye sordum. Bana: "Yemeğin pişenini kastediyor" dedi. Ben ona: "Bakla salata gibi şeyler soyulur mu ki?" diye sordum. O; "Hadis onunla ilgili değil" dedi. (2/44)

[253] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi Bezzâr da zayıf b\r senedle ve içerisinde adı anılmayan bir râvi kanalıyla tahrîc etmiştir. Ancak râvilerden Ebû Seleme, babasından hadis işitmemiştir. (2/45) Heysemî der ki: "Hadisi Bezzâr, Muhammed b. Ebî Leylâ tarikiyle bir Mekkeliden rivayet etmiştir. İbn Ebî Leylâ ezberi kötü birisidir ve hocasının ismi verilmemiştir. Ebû Seleme de babasından hadisi İşitmemiştir." (Mecma 5/29)

[254] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî der ki: "Hadisin senedinde adını bilmediğim bir râvi vardır." (Mecma 5/29)

[255] Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded mürsel olarak tahrîc etti."

[256] Mekke yolu üzerinde bir yer

[257] Bunu Bûsîrî ifade etmiştir. (2/42)

[258] Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded, Kaz'a b. Süveyd'den, o Abdullah b. Dinar'dan, o da Ebû Yahya'dan rivayet etmiştir." (2/240) Bûsîrî bundan başka bir şey söylememiştir.

[259] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[260] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlindirmede bulunmamıştır. (2/40)

[261] Bunu Bûsîrî ifade etmiştir. (2/41)

[262] Senedinde Ali b. Zeyd b. Cud'ân vardır, bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[263] Bûsîri hadisi aynı zamanda Ebû Ya'lâ'ya nisbet etmiş ve: "Hadisin senedi Mûsâ b. Muhammed b. İbrâhîm ekseninde dönüp dolaşmaktadır ve bu zât zayıftır" demiştir. (2/41)

[264] Bûsîrî, Dâvûd b. ez-Ziberkân'm zayıf oluşuna binâen hadisin isnadını zayıf kabul etmiştir. Heysemî ise hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[265] Bûsîrî, İbn Ebî Leylâ'nın zayıf oluşuna binâen hadisi zayıf olarak değerlendirmiştir. Ayakta yemek yeme yasağı merfû olarak Enes'den rivayet edilmiştir ve ayrıca- bunu Bezzâr ve Ebû Ya'lâ kısa bir metinle nakletmişlerdir, ricalleri güvenilir kimselerdir. Bunu Heysemî ifade etmiştir. (Mecma 5/25). 2372 no'lu hadiste zikredilecektir.

[266] Râvileri güvenilir kimselerdir, ancak hadis munkatıdii. Bunu Bûsîrî ifade etmiştir (2/42). Bu hadis, Bişr b. Mûsâ'nm rivayetiyle gelen el-Humeydî'nin Müsned nüshasında yoktur.

[267] Hadisin senedinde Salih b. Ebî'l-Ahdar vardır; bunu Bûsîrî ifade etmiştir.

[268] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris, Dâvûd b. el-Muhabber'den rivayet etmiştir ki, bu zât zayıftır. Ancak hadisin Ebû Hureyre'den nakledilen bir şahidi vardır ve bunu İbn Mâce hasen bir isnâdla rivayet ederken; Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî, İbn Abbas hadisinden tahrîc etmişlerdir. (2/41)

[269] Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî rivayet etmiştir ve ricali güvenilir kimselerdir." {Mecma 5/23) Bûsîrî der ki: "Hadisi İbn Hibbân Snhîh'inde rivayet ederken, Taberânî de K. ed-Dûâ'da tahrîc etmiştir."

[270] Heysemî der ki: "Hadisin ricali güvenilir kimselerdir." (Mecma 5/22} Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[271] Bûsîrî bu iki hadis hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Heysemî son hadisle ilgili olarak: "Hadisi Taberânî tahrîc etmiştir ve ricali güvenilir kimselerdir" demiştir {Mecma 5/23) Hadisi Ebû Ya'lâ'ya nisbet etmemiştir.

[272] Hadisi Bûsîrî, "İçecekler" bölümünde zikretmiş ve hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[273] Heysemî der ki: "Hadisin ricali güvenilir kimselerdir, el-Muğîra b. Müslim hariç Sahîh şartlarına uygun râvilerden oluşmaktadır. el-Muğîra ise güvenilir kimsedir. {Mecma 5/25)

[274] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[275] Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamış ve şöyle demiştir: Hadisi İbn Hibbân Sahîh'inde ve Ebû Dâvûd başka bir lafızla rivayet etmişlerdir.

[276] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[277] Bûsîrî der ki: "Hadisi Müsedded zayıf bir senedİe isnâd etmiştir."

[278] Bkz. 2350 no'lu hadis.

[279] Hadisin senedinde birden çok zayıf râvi vardır; bunu Bûsîrî ifade etmiştir. (1/189)

[280] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris, Vâkıdî'den rivayet etmiştir ki, o da zayıftır. Bûsîrî daha sonra şahitlerini zikretmiştir.

[281] Bûsîrî, tabiînin durumunun bilinmemesine binâen hadisin senedini zayıf olarak değerlendirmiştir.

[282] Heysemî der ki: Hadisin senedinde Mesrur b. Saîd vardır ki, bu zât zayıftır." (5/39) Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[283] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris zayıf hu senetle rivayet etmiş. İbnü'l-Cevzî de onu el-Mevzûât'ta nakletmiştir."

[284] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris munkntı bir senet ile rivayet etmiştir." (2/43)

[285] Bûsîrî der ki: "Hadisi MÜsedded rivayet etmiştir, râvileri güvenilir kimselerdir."

[286] Bûsîrî der ki: "Hadisi Tayâlisî ve Ahmed b. Hanbel, senedinde Muhammed b. Ebî Humeyd'in bulunduğu bir isnâdla tahrîc etmişlerdir. Muhammed b. Ebî Humeyd zayıf bir râvidir." (2/40)

[287] el-İthâfta şu bilgilere yer verilmiştir: İbnu'l-Cevzî şöyle der: "Bu hadis uydurmadır, uydurma suçuyla itham edilen kişi de Vehb b. Abdurrahman'dır. Sonra gelin görün ki bir ekmek kırıntısı necasetin içine düşer ve pislenirse onu yıkamak mümkün müdür! Sanki bu hadisi uyduran kişi bununla Müslümanları rencide etmeyi ve değerlerini hafife e hedeflemiştir." (2/42) Heysem! bu rivayeti ez-Zevâid"m "Köle Azad Etme" bölümünde zikretmiş, onu Ebû Ya'lâ'ya nisbet etmiş ve şöyle demiştir: "Vehb denilen raviyj tanımıyorum, diğer ricali ise güvenilir kimselerdir." (Mecmn 4/242)

[288] Bûsîrî der ki: Bu hadisi Abd b. Humeyd zayıf bir isnâdla rivayet etmiştir. Ibnu'l-î de onu uydurma hadisler arasında zikretmiştir.

[289] İbn Ebî Leylâ'nın zayıf oluşuna binâen Bûsîrî hadisi hadisi zayıf olarak değeri end ir mistir.

[290] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[291] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[292] Bûsîrî, senedi hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[293] Nefesi içine alan ve sadece üstten açık olan kaplardan.

[294] Müsnede'de denir ki: "Sahihtir." Bûsîrî der ki: "Bu hadisin İbn Abbâs'dan nakledilen * Şahidi vardır."

[295] Bûsîrî der ki: "Hadisin Sahîhm/n'da ki aslı Ebû Katâde'den rivayet edilmiştir."

[296] Bûsîrî der ki: "Hadisi İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir ve râvileri güvenilir kimselerdir. Aynı şekilde el-Hâris b. Ebî Usâme de tahrîc etmiştir. Hadisin aslı Müslim'de Ebû Saîd'den rivayet edilmiştir. Hadisi el-Hâris, Atâ'dan, o da Câbir'den nakletmiştir."

[297] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlindirmede bulunmamıştır. Hadisin başka bir hadis ile sıhhati teyid edilmiştir.

[298] Hadisi Taberânî ve Beyhakî, Kudeyr ed^Dabbî'den rivayet etmişlerdir. Taberaru mn Kudeyr'e kadar olan rivayet zinciri Sahih râvilerinden oluşmaktadır; ancak hadis mürseldir. Hadisi İbn Huzeyme de Kudeyr'in sahabi olduğunu vehm ederek Sahih mde rivayet etmiştir, oysa Kudeyr Şiî bir tabiîdir. Bunu el-Münzirî ifade etmiştir. Bkz. e Mişkâfm dipnotu, s. 166.

[299] Hadisi Bûsîrî, râvilerden birinin durumunun bilinmemesine binaen zayıf olara değerlendirmiş ve şöyle demiştir: "Ancak hadisin aslı Sahîhayn'da Ebû Hureyre den rivayet edilmiştir."

[300] Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî, Bezzâr ve Ebû Ya'lâ tahrîc etmişlerdir. Senedinde Musa b. Ubeyde er-Rabezî vardır ki, bu zât zayıftır." (5/32)

[301] Bûsîrî, Talha b. Amr el-Hadramî el-Mekkî'nin zayıf oluşuna binâen senedi zayıf olarak değerlendirmiştir.

[302] Musnede'de denir ki: "Hadisin isnadı hasendu." Bûsîrî der ki: "Hadisi hasen bir isnâdia İbn Ebî Şeybe, Ebû Ya'lâ ve el-Hâkim tahrîc etmiştir; el-Hâkim hadisin sahih olduğunu ifade etmiştir."

[303] Bkz. 2350 no'lu hadis.

[304] Hadisin isnadında zayıf râviler vardır, hadis mürsel veya munkatıdır.

[305] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris mürsel olarak tahrîc etti."

[306] Un kepeğini sütle yahut balla karıştırılarak yapılan bir çeşit bulamaç aşıdır.

[307] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır, hadis mürselâü.

[308] Heysemî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ, el-Hasan b. Diâme'den, o da Ömer b. Şerik tarikiyle nakletmiştir." Zehcbî der ki: "Bu iki râvi de meçhuldür." Bûsîrî, Ömer b. Şerîk'in durumunun bilinmemesine binâen senedi zayıf olarak değerlendirmiştir. Bkz. 2211 no'lu hadis.

[309] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris, Abdurrahîm b. Vâkıd'den rivayet etmşür ki, bu zat ftır."

[310] Bûsîrî, İbn Lehîa'nm zayıf, el-Velîd b. Müslim'in de müdellis oluşuna binâen senedini zayıf'kabul etmiştir (2/63).

[311] İsrâ sûresi, âyet 111

[312] Müsnede'de denir ki: Mûsâ b. Ubeyde zayıftır. Bûsîrî, Musa'nın zayıf oluşuna k dğldiiti (3/100) binâen hadisi zayıf olarak değerlendirmiştir. (3/100)

[313] Hadis mürsel veya mu'daldır. İsnadında Câbir el-Cu'fî vardır.

[314] ez-Zevâid'de ibare şöyledir: "Hastalığının sevabı bana aittir, sağlıklı iken yaptığı amelin sevabının aynısını ona yazın." (2/304).

[315] Müsnede'de denir ki: "Bu hadisin isnadı zayıftır." Bûsîrî der ki: "Hadisin isnadı, Muhammed b. Ebî Humeyd'e dayanmaktadır ki, bu zat zayıftır." (2/57) Heysemî bu zat hakkında: "Çok zayıftır" der. Heysemî hadisi Taberânî'ye nisbet etmiştir. Bezzâr da hadisi muhtasar olarak tahrîc etmiştir. (2/304),

[316] Müsnede'de denir ki: "Bu hadisin isnadı zayıftır." Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İshâk ve İbn Ebî Şeybe zayıf bir senedle tahrîc etmişlerdir, senedinde adı anılmayan bir râvi vardır." (2/58).

[317] Bûsîrî hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Ahmed hadisi Aişe'den başka bir lafızla tahrîc etmiştir. Heysemî der ki: "Ricali güvenilir kimselerdir." (2/292)

[318] Heysemî der ki: "Hadisi Ahmed ve Taberânî, İsmâîl b. Ayyâş'tan, o Râşid es-San'ânî'den tahrîc etmişlerdir ve bu zât zayıftır." (2/304)

[319] Heysemî der ki: "Senedinde Câbir el-Cu'fî vardır ki, bu zât zayıftır. Hadisin aynısı d-İthâfm muhtasarında da yer almıştır.

[320] Heysemî der ki: Senedinde Fehd b. Hayyân vardır ki, bu zât zayıftır. Bezzâr da hadisi tahrîc etmiştir, senedinde Abdullah b. Müslim (ki bu zat es-Sâbirî'nin dostudur) vardır ki, ben bu zâtı tanımıyorum; senedin diğer ricali İse Sahih ravilerindendir. (2/293). Bûsîrî, hakkında herhangi bir d eğeri indirmede bulunmamıştır.

[321] Bûsîrî der ki: "Bu hadisi İbn Hibbân Snhîh'mde Ebû Ya'lâ'dan tahrîc etmiştir."

[322] Taberânî, Ali b. Ebî Tâlib'den merfû olarak benzer bir hadisi tahrîc etmiş ve "kırk yi! sonra hatırlarsa" ifadesi yerine "üzerinden çok geçse bile hatırlarsa" ifadesini kullanmıştır. Heysemî der ki: "Hadisin senedinde Hişâm Ebû'i-Mikdâm vardır ki, bu zât zayıftır." (2/331)

[323] Heysemî der ki: "Hadisi Taberânî tahrîc etmiştir ve senedinde Muhammed b. Ebî Humeyd vardır ki, bu zât zayıftır. Ancak İbn Adiy der ki: "Bu zât zayıf olmakla beraber hadisi yazılabilir." (2/293) Bûsîrî der ki: "Hadisin isnadı Muhammed b. Ebî Humeyd'e dayanmaktadır ve bu zât zayıftır." (2/58)

[324] Bûsîrî der ki: "Hadisi MÜsedded mevkuf olarak, râvileri güvenilir olan bir senedle tahrîc etmiştir."

[325] Heysemî der ki: "Hadisin senedinde Abdüla'lâ b. Ebî'l-Miisâvir vardır ki, bu zât zayıftır." (2/304) Hadisin aynısı eî-îthâf'ta irâd ediimiştir.

[326] Bûsîrî: "Hadisi Ahmed ve İbn Ebî Şeybe, ondan da Ebû Ya'lâ tahrîc etmiştir" demiş ve isnadı hakkında herhangi bir şey söylememiştir. Heysemî der ki: "Hadisi Ahmed ve Ebû Ya'lâ tahric etmişlerdir, Ebû Ya'lâ'nun ricali güvenilir kimselerdir." (2/294)

[327] Bûsîrî der ki: "Hadisi el-Hâris, mürsel olarak tahrîc etti."

[328] Bûsîrî, hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

[329] Bûsîrî der ki: "Hadisi Ebû Ya'lâ zayıf bir senedle tahrîc etmiş ve aşağıdaki ifadelen andıktan sonra onu İbn Hacer'e nisbet etmemiştir."

[330] Heysemî der ki: "Ebû Ya'lâ'nm ricali güvenilir kimselerdir." (2/308) Bûsîrî der ki: "Hadisi İbn Hibbân Sahîh'mdc tahrîc etmiştir." Müsnede'de denir ki: "Hadisi İbn Hibbân sahih addeder, Taberânî ise hadisi Huşeym'den bir başka kanaldan tahrîc etti."

[331] Bûsîrî der ki: Hadisi İbn Hibbân SahWm.de. rivayet etmiştir. Heysemî der ki: "Hadisi Bezzâr tahrîc etmiştir ve isnadında Ebû Bekir b. Ebî Meryem vardır ki, bu zât zayıftır." (2/309)

[332] Müsnede'de denir ki: "Zâfir b. Süleyman zayıftır."



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/