MENÂSİK (HACC FİİLLERİ) HADİSLER


MENÂSİK (HACC FİİLLERİ) BAHSİ


Haccın Fazileti, Vücûbu, Umrenin Fazileti, Sünnet Oluşu, Arefe Gününün Fazileti


3115- Âişe radiyallahu anhâ'dan: Dedim ki:
"Ey Allah'ın Resulü! Cihadı biz amellerin en üstünü olarak görüyoruz. Biz de savaşmayalım mı?" Şöyle buyurdu:
"Sizin için en üstün ve en güzel cihad, kabul edilmiş (mebrûr) bir hac ve sonra şehirde kalmaktır." (Âişe) dedi ki:
"Ben bunu Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'den duyduktan sonra haccı hiç bırakmıyorum." [Buhârîve aynı lafızla Nesâî.][1]

3116- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Hac ile umreyi birbiri ardına yapın! Çünkü bu ikisi günahları, körüğün demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi giderirler. Kabul edilmiş haccın karşılığı ancak cennettir. Herhangi bir mü'min ihramlı olarak kaldığı zaman güneş, battığında günahlarını da alıp götürür." [Nesâî ve aynı lafızla Tirmizî][2]

3117- Bezzâr, Câbir'den benzerini şu farkla rivayet etmiştir:
"Onlar (hac ile umre), fakirlik ve günahları bertaraf ederler."[3]

3118- Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de zayıf'bir senedle Âmir bin Rabîa'dan:
"İkisini hac ile umreyi ardı ardına yapmak, ömrü ve rızkı artırır, fakirliği ve günahı, körüğün demir pasını giderdiği gibi giderir."[4]

3119- Sehl bin Sa'd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Herhangi bir müslüman telbiye getirdiğinde, sağında, solunda bulunan taş, ağaç ve demirden yeryüzünde ne varsa hepsi birden telbiye ederler." fTirmizî][5]
3120- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Umre, diğer umreyle arasında geçen günahlara keffârettir. Kabul olunan mebrûr haccın karşılığı ancak cennettir."[6]

3121- Diğer rivayette:
"Kim Allah için hac edip de (ihramlı iken) cima etmez ve günah işlemezse; annesinin doğurduğu günde olduğu gibi günahlarından arınmış olarak döner."
|Ebû Dâvud hariç, Altı hadis imamı.][7]

3122- Ümmü Seleme radiyallahu anhâ'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim Mescid-i Aksu'dan Mescid-i Haram'a hac ve umreye niyet edip ihram giyerse, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır. Ya da cennet onun için sabit olur" —Râvi hadiste bunlardan hangisinin ifade edildiğinde şüphe etmiştir.— [Ebû Dâvud][8]

3123- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim Beyt-i Şerifi elli kere tavaf ederse, annesinden doğduğu günde olduğu gibi günahlarından çıkar." [Tirmizî][9]

3124- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ensâr'dan Ümmü Sinan adındaki bir kadına şöyle dedi: "Bizimle haccetmene mâni olan nedir?" (Kocasını kastederek) "Ebû Fülan'a ait olan iki su çeken deve. Kocası oğluyla beraber bir deve ile hacca gitti. Diğeri ise arazimizi suluyor" dedi. Buyurdu ki: "Öyleyse ramazanda yapılan bir umre, (kaçırdığın) bir hacca ya da benimle yapılacak hacca bedeldir." [Buhârî, Müslim ve Nesâî][10]

3125- Mâlik ve Ebû Dâvud, Ebû Bekr bin Abdirrahman'dan, o da Ümmü Ma'kil'e gönderdiği Mervân'ın elçisinden:
"Ebû Ma'kil, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile hacca gitti. Benim üzerime de hac vacip olduğunu anladım." Bunun üzerine beraber (karı-koca birlikte) gittiler ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yanma girdiler. Dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Benim hac borcum vardır; Ebû Ma'kil'in genç bir devesi vardır." Ebû Ma'kil dedi ki: "Doğru söylüyor. Lâkin ben onu Allah yolunda vakfettim." Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "O deveyi ona ver! Üzerinde hacca gitsin! Bu da Allah yolu sayılır." Ebû Ma'kil hemen genç deveyi ona verdi. Kadın şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Artık ben yaşlandım; hastayım, acaba haccımm yerini tutacak benim için başka bir amel var mıdır?" Şöyle buyurdu: "Ramazanda yapılacak umre haccın yerini tutar."[11]

3126- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Yaşlının, küçüğün, güçsüzün ve kadının cihadı: Hac ile umredir." [Nesâî][12]
3127- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Hacılar ve umreciler Allah' in delegeleridir; dua ettiklerinde kabul eder; mağfiret dilediklerinde onları bağışlar." [İbn Mâce][13]

3128- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"İhramlı olan herhangi bir kişi gününde kurban keser, telbiye getirirse o akşam güneş batarken günahları bertaraf edilir ve annesinden doğduğu gündeki gibi oluverir."
[İbn Mâce zayıf bir senedle.][14]

3129- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Âdemoğlu, Kurban bayramı günü kan akıtmaktan fazla Allah katında sevimli bir amel işlememiştir. Zira o kestiği kurban, Kıyamet gününde, boynuzları, kılları, tırnakları ile gelecektir. Kurbandan akan kanın damlası yere düşmeden Allah katındaki bir mekana düşer (Allah katında kabul olunur). Artık gönülleriniz kurban kesmeniz sebebiyle hoş olsun." [Tirmizî][15]

3130- Rezîn'in rivayetinde şu ek yer almıştır: "Kurban sahibi için, onun her kılma karşı bir sevap vardır."[16]

3131- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Bir adam Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e sordu: "Hacı kimdir?" "Saçı başı karışmış bir halde bu görevi ifâ eden."
"Hangi hac efdaldir?" "Acc (yüksek sesle telbiye okunan) ve sec (kurban olarak deve kesilen) olanıdır."
"(Âyette geçen) Yol nedir?"
"Azık ve binektir" buyurdu. [Tirmizî][17]

3132- Bureyde radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Hacdaki harcamalar, Allah yolundaki harcamalar gibi bire yediyüz (sevapp) getirir." [Ahmed ve Taberanî, Mu'cemu'I-Evsat'ta; isnadında Ebû Zuheyr adlı bir râvi vardır.][18]

3133- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bir hacı kesinlikle ve asla im'âr durumuna düşmezi" "İm'âr nedir?" diye sordular. Cevap verdi: "Yani asla fakir ve muhtaç olmaz." [Taberanî, Mu'cemu'I-Evsat'ta ve Bezzâr.][19]

3134- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Kim hac yolculuğuna çıkıp da yolda ölürse, Kıyamete kadar ona hac sevabı yazılır. Kim de gazi olarak çıkarsa ona da gazi sevabı yazılır." [Taberanî, Mıı'cemıı'l-Evsat'ta.][20]

3135- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Hacı olan kişi bağışlanır; hacının, kendisine Allah'tan rahmet dilediği kişi de bağışlanır." [Bezzâr][21]
3136- İbn Abbas radiyallahu anh'dan: Dedi ki: "Ey Oğullarını, Mekke'den yaya olarak hacca çıkın. Dönerken de yaya olarak dönün. Çünkü ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum:
"Binekle hacca giden kişi için, bineğinin her adım atışında yetmiş sevap vardır. Yaya giden hacının her attığı adım karşılığında yediyüz sevabı olur. Hem de harem sevabı." Denildi ki: "Ey Allah'ın Resulü, harem sevapları nedir?" "Bir sevabın yüzbin sevap olduğu sevaplardır" buyurdu.
[Bezzâr ve Taberanî, Mu'cemu'I-Kebtr vel-Evsal'ta.][22]

3137- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Kim bu Bey t'i (Kabe'yi), haram kazançtan elde ettiği para ile ziyaret ederse, Allah'ın taatinin dışında olur. Böyle bir insan, hacca niyet edip, ihrama bürünerek bineğinin üzengisine ayağını basıp devesini dehledikten sonra «Lebbeyk Allahümme lebbeyk!» derse, gökten bir münâdî şöyle seslenir: «Sana ne lebbeyk ve ne de sa'deyk olsun. Çünkü senin kazancın haramdır, azığın da haramdır. Bineğin de haramdır. Hiçbir sevap almadan günahları yüklenerek dön! Hoşuna gitmeyecek şeyle karşılaşacaksın.» Ama kişi helal para ile hac yolculuğuna çıkıp bineğinin üzengisine ayağını basıp, «Lebbeyk Allahümme leb-beyk!» derse, Gökten bir münâdî şöyle nida eder: «Lebbeyk ve sa'deyk. Sana cevap verdim, seni kabul ettim; çünkü senin deven helâl, elbisen helâl, azığın da helâldir. Haydi çok büyük sevaplar elde ederek, hiçbir günaha girmeyerek dön. Seni sevinderecek şeyle karşılaşacaksın." [Bezzâr zayıf bir senedle.][23]

3138- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allah Teâlâ buyuruyor: «Eğer ben bir kuluma sıhhat ve afiyet ihsan edip, rızkını da bol verdiğim halde her dört senede bir bana gelmezse o, gerçekten mahrumdur»."
[Taberanî, Mu'cemu'l-Kebîr'de ve Ebû Ya'lâ.][24]

3139- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bize hitap edip şöyle buyurdu: "Ey Cemaat! Allah şüphesiz size haccıfarz kılmıştır. Hacca gidin!" Bir adam dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, her sene mi?" Sükût buyurdu. Adam üç kere aynı soruyu sorunca, şöyle buyurdu: "Size söylemediklerimi bırakın. Soru sormayın; eğer ben «Evet» deseydim (hac her sene) vacip olacaktı; siz de buna güç yetiremiyecekti-niz. Sizden öncekileri, çok soru sormaları ve peygamberleri hakkında ihtilafa düşmeleri helak etmiştir. Onun için size bir şey emrettiğim zaman onu gücünüz yettiğince yapın! Bir şeyi de yasakladığım zaman ondan uzak durun!" fMiislim ve NesâîJ[25]

3140- Ali radiyallahu anh'dan:
"Ve lillâhi ale'n-nâsi hiccu'l-Beyti me-ni'stetae ileyhi sebile (= Ona bir yol bulabilenin Beyt'i haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır)" âyeti (Âl-i İmrân 97) nazil olunca, dediler ki:
"Ey Allah'ın Resulü! (Hac) her sene mi?" "Hayır! Eğer «Evet» dersem her sene vacip olur." Bunun üzerine Allah şu âyeti inzal buyurdu: "Ey iman edenler! Size açıklandığında hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın." (Mâide 101)[26]

3141- Ali radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Kim kendisini Beytullahll-ha-râm'a ulaştıracak binek ve azığa mâlik olup da haccetmezse, ister Yahudi, isterse Hristi-yan olarak ölsün (onun için fark etmez)." Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: "Oraya yol bulabilen insana Allah için haccetmesi gerekir." (Âl-İ İmrân 97) [İkisi de Tirmizî'ye aittir.][27]
3142- Ebû Ümâme radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Her kimi, açık bir ihtiyaç, ya da zalim bir sultan, yahut alıkoyan bir hastalık (haçtan) alıkoymadığı halde hac yapmadan ölürse, artık isterse Yahudi olarak, isterse Hıristiyan olarak ölsün farketmez." [Dârimî][28]

3143- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "İslâm da (gücü yettiği halde) hac yapmamak yoktur." [EbûDâvud][29]

3144- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Kim hac yapmak isterse acele etsin." [EbûDâvud][30]

3145- İbn Mâce, leyyin bir isnadla şu ilaveyi yaptı: "Çünkü hastalanabilir, binit hayvanı kaybolabilir ve önemli bir isi çıkabilir."[31]

3146- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: Bir adam, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e dedi ki: "Hacca gitmem gerekiyor, öte yandan borcum da var." "Borcunu öde!" buyurdu. [Rezîn][32]

3147- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Herhangi bir çocuk hac edip de sonra akıl baliğ olursa ona başka bir hac daha yapması gerekir. Herhangi bir bedevi haccedip de sonra hicret ederse, onun diğer bir hac îfâ etmesi gerekir. Herhangi bir köle hac edip de sonra azat olursa, ona da başka bir hac yapması icap eder." [Mu'cemu'l-Evsat'u.][33]

3148- Câbir radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e umre hakkında: "Umre vacip midir?" diye sordular: "Hayır! Ancak umre yapmanız faziletli bir ameldir" buyurdu.[34]

3149- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Umre vâcibdir." [İkisi Tirmizî'ye aittir.][35]

3150- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan:
O "Ve etimmû" l-hacce ve'l-umrete lillahi (=Başlamış olduğunuz hac ve umreleri tamamlayınız)" âyetini (Bakara 197) okurdu da sonra şöyle derdi: "Eğer (insanlara) güç geleceğini bilmeseydim, bu hususta Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'den bir şey duymadığım halde, umrenin vacip olduğunu söylerdim." [Rezîn][36]

3151- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den: Malı bulunan evli bir kadının hacca gitmesine kocası izin vermemiş ve bu husus kendisine sorulunca, şöyle buyurmuş: "Kadın, kocasından izinsiz gidemez."
[Taberânî, Mu'cemu7-£vsa< ve's-Sağlr'de.][37]

3152- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ben-Amman adında bir yer biliyorum. Kenarında ya da canibinde bir deniz bulunmaktadır. Oradan hacca niyet edip gitmek, başka yerden yapılan iki hacca bedeldir." [Ahmed][38]

3153- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allah, Arefe günü kullarını ateşten azat ettiği kadar hiçbir günde (o kadar çok azat) etmez. O gün Allah yaklaşır, tecelli eder ve o kul-lanyla meleklere karşı iftihar edip şöyle der: «Bu kullarım ne istiyorlar?» [Müslim ve Nesâî][39]

3154- Talha bin Ubeydillah bin Kureyz radiyallahu anh'dan mürsel olarak:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Şeytan, Arefe gününkü kadar küçük, bedbin ve öfkeli hiçbir zaman ve hiçbir gün görülmemiştir. Çünkü o gün müminlerin üzerine rahmet inmekte ve Allah çok büyük günahları bağışlamaktadır. Bir de Bedir günü şeytan pek perişan ve bedbin olmuştur. Çünkü o gün Cibrîl, meleklere başkanlık edip onları idare etmiştir." [Mâlik][40]

3155- Abbâs bin Mirdâs radiyallahu anh'-dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, ümmeti için Arefe akşamı, mağfiret edilmeleri hususunda dua etti de kabul edildi. Kendisine şöyle denildi:
"Zâlimlerden başkalarını bağışladım, çünkü onlardan mazlumların hakkını alacağım."
Bunun üzerine (Allah Resulü) dedi ki:
"Ey Rabbim, dilersen Sen mazluma (hakkını) cennetten bir yer verirsin; ayrıca zalimi de bağışlarsın."
O akşam bu duası kabul edilmedi. Sabah olunca Müzdelife'de aynı duayı tekrarladı ve bu defa duası kabul edildi. Rcsûlullah sevincinden güldü ya da tebessüm etti.
Ebû Bekr ile Ömer dediler ki: "Annemiz babamız sana feda olsun bu saat gülünecek saat değildir, seni güldüren nedir, yâ Resûlal-Jah? AJlah seni sevindirsin."
Şöyle buyurdu: "İblis, Allah'ın benim duamı kabul edip ümmetimi bağışladığını görünce, bir avuç toprak alıp başına saçtı ve: «Vay halime eyvah!» diyerek üzüldü ve feryat etti. Onun üzülüp telaşa kapılması beni güldürdü." [İbn Mâce, meçhul bir râvi kanalıyla.][41]

3156- Bilâl radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Müzdelife sabahı şöyle dedi:
"Ey Bilâl! İnsanları sustur!" Sonra şöyle buyurdu: "Allah size bu Müzdelife' nizde çok büyük lütuflarda bulundu; kötülerinizi iyilerinize bağışladı. İyilerinize ise dileklerini verdi. Haydi Allah'ın adıyla (Mina'ya) yürüyün!"
[İbn Mâce][42]

3157- Talha bin Ubeydillah bin Küreyz radiyallahu anh'dan mürsel olarak:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Günlerin en üstünü Arefe günüdür. Arefe günü   cuma   gününe   denk   düşerse,    c-uma
gününe denk düşmeyen yetmiş hacdan daha üstündür. En faziletli dua Arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en güzel söz şudur: «Lâ ilahe illallahü vahdehu lâ şerike leh (= Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur, birdir, ortağı yoktur)»." [Rezîn][43]

3158- İbn Ömer radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Arefe günü akşam olunca, Allah kalbinde hardal tanesi ve zerre kadar imanı bulunan herkesi bağışlar."
Dedim ki:
"Ey Allah'ın Resulü! Bu yalnız Arafat ehline mi hastır?"
"Hayır; bilakis bütün mu minleredir."
[Taberanî, Mıı'cemu'l-Kebîr'de zayıf bir senedle.][44]

3159- Ubâde bin es-Sâmit radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Arefe günü şöyle buyurdu:
"Ey insanlar! Allah bugün sizlere büyük bir lütuftu bulunmuştur, aranızdaki dargınlıklar ve haklardan başka her türlü günahlarınızı bağışlamıştır. Kötülerinizi iyilerinize bağışlamıştır, iyilerinize de istediklerini vermiştir. Haydi (Mina'ya) yürüyün!"
Müzdelife'de toplandıklarında şöyle buyurdu:
"Allah salihlerinizi bağışladı, salih olmayanlarınızı da salih olanlarınıza bağışladı. Rahmet inip her yere yayılıyor. Sonra mağfiret yeryüzüne dağılıyor, dilini ve elini koruyan her tevbekâr ondan nasibini alıyor. Şeytan ve askerleri Arafat dağında durup, Allah'ın onlara karşı bu lütufkâr davranışını seyrediyorlar. Mağfiret inince, şeytan ve askerleri: «Eyvah vay halime! Ben onları uzun zamandır saptırmaya uğraştım, günahlar işlettim, sonra mağfiret gelip onları sardı. Eyvahlar olsun!» diyerek büyük bir üzüntü ve telaş içinde oradan dağılırlar." [Taberânî, Mu'cemu'l-Kebfr'de adı belirtilmeyen bir ravi kanalıyla.][45]

3160- Enes radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Şüphe yok ki Allah, Arafat ehline bol lü-tufta bulundu. Meleklere karşı onlarla iftihar edip şöyle der: «Ey meleklerim! Bakın şu kullarıma. Üstü başı perişan, bitkin ve yorgun dünyanın uzak yerlerinden kopup gelmişler, bana yalvarıyorlar. Ben de sizi şahit tutuyorum ki, onların dualarını kabul ettim. İsteklerini de iki kat verdim. Kötülerini iyi olanlara bağışladım; iyilerine de aralarında olan dargınlıklar ve hakları dışında istediklerini verdim.»
insanlar toplantı yerine gelip de vakfeye durup büyük bir rağbet ve istek içinde Allah'a yalvardıklarında ise şöyle der: «Kullarım vakfeye durdular, büyük bir rağbet ve istekle bana yalvarıyorlar. Şahit olun ki ben onların dualarını kabul ettim. İsteklerini de iki kat verdim. Kötülerini iyilerine bağışladım, iyilerinin tüm isteklerini verdim. Aralarındaki alacak vereceklerine de tekeffül ettim»."
[Ebû Ya'lâ zayıf bir senedle.J[46]

3161- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Mina mescidinde, Ensâr'dan bir adam ile Sakîf ten bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dediler: "Ey Allah'ın Resulü! Sana sormak için geldik." Şöyle buyurdu:
"Dilerseniz, bana ne soracağınızı size bildireyim. İsterseniz ben susayım ve sizin sorunuzu dinleyeyim."
"Sen bize bildir!" dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Ey Ensârlı! Sen, evinden çıkıp Beyt-i Haram ı ziyaret etmeni ve bu ziyarette elde edeceğini, tavaftan sonra kılacak olduğun iki rek'at namazı ve ondan elde edeceğini, Safa ile Mer-ve arasındaki sa'yını ve ondan elde edeceğin sevabı, Arafat'taki vakfeni ve ondan elde edeceğini, şeytanı taşlayıp ondan ne elde edeceğini, kurban keseceğini ve ondan ne elde edeceğini, sonra başını traş edip ondan elde edeceğini, ondan sonra tekrar Beyt' i tavaf edip ondan ne elde edeceğini sormak için geldin."
"Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, bunun için geldim." Şöyle buyurdu:
"Evinden Beyt-i Haram'ı ziyaret maksadıyla çıktığında Allah sana devenin her attığı adım karşılığında bir sevap yazar. Bir de günahını siler. Tavafdan sonra kıldığın o iki rek'at namaz, İsmail neslinden bir köle azat etmek gibidir. Safa ile Merve arasındaki sa'yın yetmiş köle azat etmek gibidir. Arefe günü öğleden sonra Arafat'taki vakfeye gelince, o anda Allah Tealâ dünya semasına tecelli edip, sizinle meleklere karşı iftihar edip şöyle der: «Kullarım cennetimi ummak için dünyanın uzak köşelerinden kopup geldiler, yorgun ve bitkin düştüler. Eğer günahlarınız kumlar ya da yağmur damlaları sayısınca, deniz köpükleri adedince olsa bile bağışlarım. Haydi siz ve şefaatçi bulunduğunuz kimseler bağışlanmış olarak akın edin.» Taş atmana gelince, attığın her taş karşılığında işlediğin büyük günahlardan bir tanesi bağışlanır. Kurbanına gelince o, Rabbinin katında sana saklanmıştır. Başının traşına gelince, traş ettiğin her kıl karşılığında bir sevap alırsın, bir de günahın silinir. Ondan sonra Beyt-i Şerifi tavaf etmene gelince; hiç günahın kalmaksızın tavaf edersin. Üstelik bir melek gelip ellerini senin iki omuzun arasına koyar
ve şöyle der: «Müstakbele ait işine bak, artık tüm geçmiş günahların bağışlanmıştır»." [Bezzâr ve Taberanî, Mu'cemu'I-Kebîr'de.][47]

Yolculuk Ve Âdabı, Hayvanın Üstüne Binmek Ve Birini Terkisine Almak


3162- Kâ'b bin Mâlik radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Perşembeden başka günde çok az yolculuğa çıkardı." [Ebû Dâvud][48]

3163- Sahr bin Vedâa el-Ğâmidî radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allahım! Ümmetime, sabahın erken saatlerinde bereket ver!" "Bu sebeple, bir müfreze veya ordu gönderdiği zaman, onları gündüzün başında (sabahleyin) gönderirdi.
Sahr, bir tacir idi. Ticaretini erkenden yapardı. Bu yüzden malı çoğalıp zengin oldu."
|Ebû Dâvud ve Tirmi/.î.l[49]

3164- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Abdullah bin Revâha'yı bir müfreze içinde gönderdi. O gün Cumaya rastladı. Arkadaşları sabahleyin gitti, kendisi ise geri kaldı. (İçinden:) "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile namaz kılar, sonra arkadaşlarıma yetişip katılırım" dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile namaz kılınca, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu gördü ve sordu:
"Neden arkadaşlarınla erkenden gitmedin?" "Seninle namaz kılıp sonra onlara katû-mak istedim" dedi.
"Yeryüzündekilerin tümünü infcık etsen, onların o erken çıkışlarındaki fazileti elde edemezsin" buyurdu. [Tirmizî][50]

3165- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Eğer insanlar yalnızlığın (zararını) benim bildiğim gibi bilselerdi, bir süvari bile gece yalnız başına yola çıkmazdı." [Buhârî ve Tirmizî][51]

3166- Saîd bin el-Müseyyeb radiyallahu anh'dan mürsel olarak:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Şeytan bir kişiye, iki kişiye musallat olmak ister; ama sayı üç olunca, onlara bir şey yapamaz." [Mâlik][52]

3167- Eşlem radiyallahu anh'dan:
Bir yolculuğa çıktım. Döndüğümde Ömer bana: "Kiminle arkadaşlık ettin?" diye sordu.
"Bekr bin Vâil'den olan bir adamla arkadaşlık yaptım!" dedim. Şöyle dedi: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duymadın mı: «Kardeşin Bekrî'ye güvenme!»" ITaberânî, Mu'cemu'l-Evsat'U zayıftı senedle.][53]

3168- Amr bin Şuayb'dan, o da babasından, o da dedesinden:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Tek başına yola çıkan süvari bir şeytandır; iki süvari iki şeytandır. Üç süvari ise bir kafiledir." IMâlik, Ebû Dâvud ve Tirmizî|[54]

3169- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Üç kişi sefere çıktıklarında aralarından birini kendilerine lider yapsınlar." [Ebû Dâvud][55]

3170- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Verimli (yeşil) arazilerde yolculuk yaptığınız zaman develere haklarını verin (yani otlatın). Çorak yerlerde yürüdüğünüz zaman ise süratli gidin ki ilikleri kurumasın. Gece konakladığınız zaman yoldan uzak durun. Çünkü orası geceleyin zararlı hayvanların ve zehirli sürüngenlerin uğrağıdır." [Müslim, Tirmizî ve Ebû Dâvud][56]

3171- Onun (Ebû Davud'un) Câbir'den benzeri rivayeti vardır ki, onda şu ek yer almaktadır:
"Konak yerlerinden eylesmeden geçmeyin."[57]

3172- Ebû Ya'lâ'da şu ilave ile benzerini nakletmiştir: "Bir kötülük ve korku ile karsı karşıya kaldığınızda hemen ezan okuyun. Ana yollarda namaz kılmayın. Çünkü oralar yılanların ve yırtıcı hayvanların barınağıdır."[58]

3173- Abdurrahman bin Âiz radiyallahu anh'dan mürsel olarak:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Üç kimseyi Allah sevmez: Harab olmuş bir evde konaklayan kişi. Sel yolunda konaklayan kişi. Hayvanını salıp da sonra onu koruması için Allah'a dua eden kişi."
fTaberânî, Mu'cermı I-Kehîr'de leyyin bir senedle.][59]

3174- Enes radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Yolculuğu gece yapın; zira yeryüzü gece dürülür."[60]

3175- Ebû Sa'lebe el-Husenî radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir yerde konakladığında insanlar, dağ eteklerine ve vadilere dağılırlardı. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«Bu dağ eteklerine ve vadilere dağılmanız, şeytandandır.»
Ondan sonra nerede konakladılarsa birbir-
lerinden ayrılmadılar; hep birlikte bir yerde yattılar. Hatta (o kadar birbirlerine yakınlardı ki) bir örtü üzerlerine örtülseydi hepsini içine alır, denildi." [İkisi de Ebû Davud'a aittir][61]

3176- Ebû Katâde radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,
bir yolculukta olup da gece bir yerde konakladığı zaman, sağ tarafına yatardı. Sabaha yakın bir yerde konakladığında, kolunu diker başını avucuna koyarak yatardı." [Müslim][62]

3177- Sehl bin Muâz el-Cühenî'den, o da babasından radiyallahu anh:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile harbe çıktım. Konak yerinde insanlar birbirlerini sıkıştırdılar. Bu sebeple yolu kestiler. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bir münâdî gönderip: «Kim yerini daraltırsa, ya da yol keserse onun cihadı (sevabı) yoktur» diye nida ettirdi."[63]

3178- Enes radiyallahu anh'dan:
"Biz, bir yerde konakladğımız zaman, hayvanların yükü indirilmedikçe nafile namaz kılmazdık." [İkisi de Ebû Davud'a aittir.][64]

3179- Ebû Said radiyallahu anh'dan: "Biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile bir seferde iken bir adam devesinin üstünde sağa sola bakmaya başladı. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Kimin fazla bineği varsa, bineği olmayana versin, kimin fazla azığı varsa, olmayana versin.» Böylece pek çok malı saydı. O kadar ki bizden kimsenin kendi fazla malında bir hakkı bulunmadığına kanaat getirdik." [Müslim ve Ebû Dâvud.][65]

3180- Câbir radiyallahu anh 'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ey Muhacir ve Ensâr topluluğu! Kardeşlerinizden malları olmayan bir takım insanlar vardır. O halde bir adam, bir adamı ya da iki adamı gözetsin, himayesine alsın." İçimizden kimin fazla bineği varsa, ona iki kişi nöbetleşe bindirildi. İşte bir deveyi nöbetleşe binmek üzere böyle takip ediyorduk.[66]

3181- Câbir radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kafilenin gerisinde durur, (kafileye kavuşturmak için) zayıf hayvanı sürer, üzerindekini terkisine bindirir ve onlara dua ederdi." [İkisi de Ebû Davud'a aittir][67]

3182- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kadının kölesiyle yolculuk yapması felâkettir'[Bezzâr ve Taberânî, Mu'cemu'I-Evsat'ta zayıf bir senedle.J[68]

3183- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allah'a ve âhiret gününe inanan bir kadının mahremi olmadan bir günlük yolculuk yapması helâl olmaz."
[Nesâî hariç, Altı hadis imamı][69]

3184- Rivayetlerindendir:
"Bir günlük mesafe, bir gecelik mesafe, bir berîd mesafe ve üç günlük mesafe."[70]

3185- Buhârî ve Müslim, Ebû Saîd radiyallahu anh'dan:
"Kadın kocası ya da mahremi olmadan iki günlük mesafeye yolculuk yapamaz."[71]

3186- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Refakatinda köpek ya da çan bulunan insanların yanında melekler bulunmaz."[72]

3187 Diğer rivayet:
"Çan, şeytanın çalgısıdır."[73]

3188- Diğer rivayet:
"Üzerlerinde (ya da eşyalarında) kaplan derisi bulunan kimselere melekler refakat etmez." [Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî][74]

3189- Ebû Beşîr el-Ensârî radiyallahu anh'dan:
Ebû Dâvud dedi ki: "Bize, Ka'nebî, Mâlik'ten, o da Abdullah bin Ebî Bekr bin Hazm'-dan, o da Abbâd bin Temîm'den, o da Ebû Beşîf el-Ensârî radiyallahu anh'dan:
O, yolculukların birinde, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile berabermiş. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bir elçi göndermiş. —Abdullah bin Ebî Bekr diyor ki: Sanırım şöyle dedi:—İnsanlar geceliyecekle-ri yerdeydi. "Git onlara söyle; hiçbir devenin boynunda asılı ok yayı kirişi bulunmasın, gerdanlık kalmasın muhakkak hepsi kesilsin."
Mâlik der ki: "Bunların nazara karşı (develere) takılmış olduğunu zannediyorum."
(Rûdânî) Derim ki: Ben bunu, asıl nüshada Buhârî, Müslim, Muvatta ve Ebu Davud'un zînet bölümlerinde Abdal b. Temim'den nakledildiği bilinmesi için Ebû Davud'un kitabından yazdım.
Çünkü asîl nüshada "elçi olarak"tan sonra "kale (=dedi)" lafzı düşmüştür ve bu elçinin Abdullah bin Ebî Bekr'in olduğu zannedilmiştir. Oysa durum böyle değildir. Anlaşılan; "kale (=dedi)" lafzının düşmesi, musannifin kaleminin işidir. Bu sebeple müstensihler de —bilerek ya da bilmeyerek— ona tâbi olmuşlardır. Allah, en doğrusunu bilir.[75]

3190- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Yolculuk azaptan bir parçadır. Sizleri yemekten, içmekten ve uyumaktan alı-koyar. Biriniz seferde işini bitirince hemen ailesine dönsün." [Mâlik, Buhârî ve Müslim.][76]

3191- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Birinizin gurbette kalışı uzun sürerse geceleyin evine dönmesin." [Buhârî ve Müslim][77]

3192- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Sakın kocası evde olmayan kadınların yanına girmeyin. Çünkü şeytan birinizin kanının dolaştığı yerde dolaşır." Dedik ki:
"Senin de mi?"
"Bende de; ancak Allah bana, ona karşı yardım etti de (şeytanım) müslüman oldu (ya da ondan kurtulurum)."
İbn Uyeyne der ki: (Arapça metinde geçen) "esleme"nin anlamı, "ondan kurtulurum" demektir. Çünkü şeytan müslüman olmaz. (Arapça metinde geçen) "muğîbât", mu-ğîbe'nin çoğulu olup kocası evde bulunmayan, gurbette olan kadın demektir. [Tirmizî][78]

3193- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, seferden döndüğü zaman, sabah oluncaya kadar Muarres'te yatardı." [Ebû Dâvudj[79]

3194- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onların geceleyin yolculuktan döndüklerinde hanımlarının yanına uğramalarını yasaklamıştı. Fakat iki adam onun o yasağına rağmen gece evlerine geldiler; herbiri hanımların yanında yabancı bir adam buldu." [Tirmizî][80]

3195- İbn Amrbin el-Âs radiyallahu anh'-dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Hacı olmak, ya da umreye gitmek veya Allah yolunda savaşmak haricinde gemiye binip denize açılmayın. Çünkü denizin altında ateş vardır, ateşin altında da deniz vardır."
[Ebû Dâvud][81]

3196- Mutarrif radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Deniz ticaretinde bir sakınca yoktur. Allah, Kur'ân'da mutlaka doğruyu zikretmiştir: «Allah'ın lutfuyla rızık aramanız için, gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz»." (Fâtır 12) [Rezîn][82]

3197- Ebû İmrân'dan, diyor ki: Câbir'e: "Siz Acemleri emrinizin altında tutar mıydınız?" diye sordum.
"Biz onları emrimizde tutardık. Bizlere bir köyden diğer bir köye kılavuzluk yaparlardı da sonra onları sahverirdik." [Taberanî, Mu'cemu' I-Kebîr'de.][83]

3198- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"iblisin azgın şeytanları vardır. Onlara şöyle der: Siz Hicaz'a gitmelisiniz ve oradaki mücâhitleri doğru yoldan saptırmaksınız!"
[Taberânî, Mu'cemu'I-Kebfr'de zayıf bii senedle.][84]

3199- Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, seferde sabah namazını kıldırdığı zaman yürürdü."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'ta leyyin bir isnadla.][85]

3200- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Medine'den Mekke'ye ashâbıyla beraber yürüyerek hacca gitti.
(Yolda onlara) şöyle dedi: «Peştemalleri-nizi bellerinize bağlayın!» Sonra bazan hızlı, bazan da yavaş yürüdü."
[İbn Mâce zayıf'bir isnadla.][86]
3201- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bir yük yüklendiğiniz zaman biraz ağır davranın. Çünkü kişi bağlıdır, eli de asılıdır."
[Bezzâr ve Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'ta.][87]

3202- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Biriniz sefere çıkmak istediği zaman müs-lüman kardeşlerine selâm versin. Çünkü onlar, dualarına duâ katarlar." [Mu'cemu'l-Evsat][88]

3203- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Yolculuk yapın ki, sağlıklı ve güven İçinde olun!" [İki rivayet de zayıf isnadla Taberâ-nî'nin Mu'cemu' I-Evsat'ına aittir.][89]

3204- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
Bir köle, Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dedi:
"Ben hacca gitmek istiyorum." Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onunla yürüyüp uğurladı ve ona başını kaldırıp şöyle dedi:
"Allah seni takva ile azıklarıdır sın, seni hayra yönlendirsin. Üzüntünü gidersin."
Köle gidip döndüğünde yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e varıp selâm verdi. Bu defa ona şöyle dedi:
"Allah haccını kabul etsin, günahını örtsün. Harcadıklarını yerine getirsin."
[Taberânî, Mu'cemu'I-Kebîr ve'l-Evsat'to zayıf bir senedle.][90]

3205- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Zeyd bin Harise, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem evimdeyken ziyaretine gelip kapıyı çaldı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem elbisesini çekerek açık olarak onu karşıladı. Vallahi ondan ne önce, ve ne de sonra Resûlullah'ı açık görmedim. Onu kucaklayıp Öptü." [Tirmizî][91]

3206- Şa'bî radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ca'fer bin Ebî Tâlib'i karşıladı, bağrına basıp iki gözünün arasından öptü.[92]

3207- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, haccından dönüp Medine'ye geldiğinde, mescidinin kapısında devesini çökertti. Sonra içeriye girip iki rekat namaz kıldı. Sonra evine gitti.
Nâfi' dedi ki: "İbn Ömer de böyle yapardı." [Her iki rivayet de Ebû Davud'a aittir.][93]

3208- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke'ye geldiği zaman, kendisini Abdul-Muttaliboğullarının çocukları karşıladı, birini kucağına, diğerini de arkasına alıp yüklendi."[94]

3209- Diğer rivayet:
"İkrime'nin yanında binek üzerine binen üçün en kötüsünden söz edilince, şöyle dedi: İbn Abbâs dedi ki:
«Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Kusem'i bineğinin önüne, Fadl'ı arkasına; yahut Kuşem'i arkasına, Fadl'ı önüne bindirmiş olarak geldi. Bunlardan hangisi en kötü, ya da en hayırlıdır?»" [Buhârî ve Nesâî][95]

3210- Abdullah bin Ca'fer radiyallahu anh'dan:
İbnü'z-Zübeyr ona dedi ki: "Hani hatırlıyor musun, ben, sen ve İbn Abbâs, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i karşılamıştık da o bizi terkisine almıştı da seni bırakmıştı?"
"Evet" dedi. [Buhârî ve Müslim][96]

3211- Müslim'in rivayetinde ise: Abdullah b. Ca'fer, İbnü'z-Zübeyr'e: "Hatırlar mısın, hani ben, sen ve İbn Abbâs, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i karşılamıştık?" dedi. O da: "Evet, bizi hayvanına bindirdi, seni ise bıraktıydı" dedi.[97]

3212- Diğer rivayet: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem seferden döndüğü zaman, ehl-i beytinden çocuklar tarafından karşılanırdı. Bir defasında yine seferden döndü de, hemen beni karşılamaya götürdüler. O da beni önüne aldı. Sonra Fatıma'nın iki oğlundan biri getirildi, onu da arkasına aldı. Biz, Medine'ye hayvan sırtında üç kişi olarak götürüldük." Ebû Davud'un da benzeri rivayeti vardır.[98]

3213- Seleme bin el-Ekva' radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hasan ve Hüseyin alaca katırının sırtında; ben yularından çekerek onları Medine'ye kadar götürdüm ve hücresine onları soktum. Biri önündeydi, diğeri arkasında. [Müslim ve Tirmizî][99]

3214- Enes radiyallahu anh'dan:
"Biz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'in Usfân dönüşünde beraberindeydik. Huyey kızı Safiyye'yi terkisine almıştı. Devesi tökezledi ve beraberce düştüler. Ebu Talha gelip dedi ki:
«Ey Allah'ın Resulü! Allah beni sana feda kılsın, bir şey oldu mu?»
«Hayır; bana bir şey olmadı. Lâkin sen kadına dikkat et!» Ebû Talha elbisesini çevirip yüzünü kapattı. Sonra elbisesini kadına örttü, kadın kalktı. Bineklerini onlara düzeltip hazır vaziyete getirdi. İkisi de bindiler, biz de onlarla beraber gittik. Medine'yi görünce, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: «Dönücüleriz, tevbe edicileriz, ibadet edicileriz ve ancak Rabbimize hamd edicileriz.» Medine'ye kadar hepimiz devamlı olarak bunu söyledik." [Buhârî][100]

3215- Ebu'l-Melîh radiyallahu anh'dan: O da bir adamdan:
Dedi ki: "Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in terkisindeydim. Hayvanın ayağı kaydı ve tökezledi. «Kahrolsun şeytan!» dedim. Şöyle buyurdu:
"«Kahrolsun şeytan» deme! Çünkü sen böyle dediğin zaman o, büyür; ev gibi olur ve: «Bu, benim gücümle olmuştur» der. Onun için sen «Bismillah (=Allah'in adıyla)» de. O zaman o, sinek gibi oluncaya kadar küçülür."
[Ebû Dâvud][101]

3216- Abdullah bin Bureyde radiyallahu anh'dan, dedi ki: Babamın şöyle dediğini duydum:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yürürken beraberinde merkebi olan bir adam geldi ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Haydi bin." Kendisi de geri durdu. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hayır! hayvanın ön tarafına (binmeye) benden daha layıksın. Ancak orasını bana ayırman (nezaketinde bulunman) başka!."
Adam: "Öyleyse orasını sana bırakıyorum" dedi ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de ona bindi. [Tirmizî ve Ebû Dâvud.][102]

3217- Muhammed bin Hamza bin Amr el-Eslemî'den, o da babasından: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Her devenin üstünde bir şeytan vardır; ona bindiğiniz zaman Besmele çekin, işlerinizden geri durmayın." [Ahmed ve Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr ve el-Evsat'te.][103]

3218- Ukbe bin Âmir radiyallahu anh'-dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Yolculuğunda Allah'la başbaşa kalıp onu zikreden hiçbir binici yoktur ki melek onun arkasında olmasın. Bu duygudan yoksun hiçbir kimse de yoktur ki şeytan onun arkasında olmasın." [Taberânî, Mu'cemu'I-Kebfr'de.][104]

3219- Muâz bin Enes radiyallahu anh'-dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, develerinin üzerinde durup da oturmayan birtakım insanlara uğradı ve onlara şöyle hitab etti: "Onlara doğru binin, onları rahat bırakın. Onları yollarda ve çarşılarda konuşacağınız birer kürsü yapmayın. Nice sırtına binilmişler vardır ki Allah katında binicisinden daha hayırlı ve Allah'ı daha çok zikredendir."
[Ahmed][105]

İhram Mîkatları, İhramlıya Neler Helâl Ve Neler Yasak Olur?


3220- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Hac aylan, Şevval, Zi'1-Ka'de ve Zi'l-Hicce'nin on günüdür." [Buhârî bâb başlığında.][106]

3221- Hişâm bin Urve radiyallahu anh'dan:
"İbnü'z-Zübeyr, Mekke'de dokuz yıl kaldı. Zi'1-Hicce girdiği zaman telbiyeye başladı; Urve de onunla aynı şeyi yaptı."[107]

3222- el-Kâsım bin Muhammed radiyallahu anh'dan:
Ömer dedi ki:
"Ey Mekke ehli, neden insanlar, üstü başı karışmış bir vaziyette geliyorlar da, siz başınız yağlanmış süslü püslü geliyorsunuz? Hilâli (Ay'ı) gördüğünüz zaman telbiyede bulunun!" [İkisi de Mâlik'e aittir.][108]

3223- Atâ radiyallahu anh'dan:
İbn Ömer, temettü haccı yapmak için geldiğinde, Terviye günü telbiyeye öğle namazını kıldıktan sonra başlardı ve hayvanına binerdi.[109]

3224- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Yalnız hac aylarında ihrama girmek sünnettendir." [İkisi de bâb başlığında Buhârî'ye aittir.][110]

3225- İbn Âbbas radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem
Medinelilere Zü'1-Huleyfe'yi, Şamlılara Cuh-fe'yi, Necd ehline Karnu'l-Menâzil'i, Yemenlilere de Yelemlem'i mîkat yaptı ve şöyle buyurdu: "Her hac ve umre yapmak isteyen kimselere iste bunlar, onların ve oradan gelen diğer kimselerin mikadandır. Onlardan başka olanların da mîkatı bulundukları yerdir. Hatta Mekkeliler de





Mekke'de ihrama girerler."[111]

3226- Diğer rivayet:  "Bunların dışında olanlar bulundukları yerden ihrama girerler, hatta Mekkeliler de Mekke'den ihrama bürünürler." [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][112]

3227- İbn Mâce, Câbir'den benzerini rivayet etti ki, onda şöyle geçer:
"Doğudan gelenler de Zât-ı Irk'dan ihrama bürünürler." Sonra yüzünü (Doğu tarafındaki) ufka çevirip: "Allahım, onların gönüllerini (İslâm'a) yönelt!" buyurdu.[113]

3228- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Medinelilere Zü'1-Huleyfe'yi, Şamlı ve Mısırlılara Cuhfe'yi, Iraklılara Zât-ı Irk'ı, Yemenlilere Yelemlem'i mîkat yaptı." [Ebû Dâvud ve aynı lafızla Nesâî.][114]

3229- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, doğululara Akîk'i mîkat yaptı." [Tirmizî ve Ebû Dâvud.][115]

3230- Nâfi' radiyallahu anh'dan: "İbn Ömer, el-Fur'dan ihrama girdi." [Mâlik][116]

3231- Mâlik radiyallahu anh'dan, o da kendisine göre güvenilir (sika) birinden:
"İbn Ömer, İlyâ'dan hacca niyet edip ihrama girdi."[117]

3232- Osman radiyallahu anh'dan:
"O, kişinin Horasan ve Kirmân'dan ihrama girmesini kerîh gördü." [Buhârî, bab başlığında][118]

3233- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"İhramsız olarak mîkat yerini geçmeyin!" [Taberânî, Mu'cemıı'I-Kebîr'de.][119]

3234- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e ihramlının ne giyeceği hususunu sordular, şöyle buyurdu: "İhratnlı şunları giyemez: Gömlek, sarık, (başlıklı) bornoz, şalvar, vers-le boyanmış elbise, za'feranla boyanmış elbise ve mest. Ancak tokyo (nalın) bulamazsa, o zaman (mestleri) topuklardan aşağıya kadar onları kessin ve giysin." [Altı hadis imamı.][120]

3235- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "O, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in kadınlara ihramlı iken şunları giymeyi yasakladığını duymuş: İki eldiven, peçe, vers ya da za 'feranla boyanmış giysi. Bunların dı istciiirtâ ve kumaştan elbise, salvar, gömlek, mest te giyebilir. Bilezik te takabilir." [Ebû Dâvud][121]

3236- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kişinin za'feranla boyanmış ve yıkanmış elbiseye ihram olarak bürünmesinde, eğer üstünde bir leke ve eser yoksa bir sakınca yoktur. " [Ebû Ya'lâ ve Bezzâr zayıf bir isnadla. |[122]

3237- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımları ihramlı iken ellerine kına yakarlardı. Yine ihramlı iken onlar sarı renkte elbiseler giyerlerdi."
[Taberânî, Mu'cemıı'I-Kebtr'de leyyin bir senedle.][123]

3238- Umeyme bint Rakîka radiyallahu anhâ'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımları baş örtülerini vers ve za 'feranla boyayıp ihrama büriinmeden önce ânlarım onlan sararlardı."
[Taberânî, Mu'cemıı'I-Kebîr'de.][124]

3239- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim izar (belden aşağıya giyilen etek) bulamazsa şalvar giysin. Kim nalın (tokyo, terlik) bulamazsa mest giysin." [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][125]

3240- Yahya bin Yahya'dan:
Mâlik'e Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'den nakledilen "Izar bulamayan şalvar giysin" hadisini sorana şöyle dediğini duydum:
"Bu rivayeti duymadım. Şalvarın ihramlı olan kişi tarafından giyileceğini de bilmiyorum. Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, ihramlının şalvar giymesini yasaklamıştır. Bunu ihramlının giymesinin caiz olmadığı elbiseler arasında zikretmiştir. Mesti istisna ettiği gibi şalvarı istisna edip ayırmamiştir." [Muratta'][126]

3241- Ömer radiyallahu anh'dan:
O, Talha'nın sırtında ihramlı iken boyalı elbise gördü ve sordu: "Bu nedir?" Cevap verdi: "O boya sadece kerpiç (ya da kızıl toprak) boyasıdır." Bunun üzerine şöyle hitap etti:
"Sizler ey halkın kendilerini lider kabul edip uyduğu kimseler! Cahil bir adam üzerinde bu elbiseyi görürse: «Talha bin Ubeydillah ihramda boyalı elbise giyiyor» der. Ey cemaat sakın bu renkli ve boyalı elbiseleri ihramda giymeyin." [Mâlik][127]

3242- Ya'lâ bin Ümeyye radiyallahu anh'dan:
Bir adam, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e Ci'râne'de iken umre maksadıyla geldi. Sakalı, başı sarıya boyanmış sırtında da bir cübbe vardı.
Dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Ben umreye niyetlenip ihrama girdim. İşte gördüğün gibiyim." Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Bu cübbeyi çıkart ve sarı boyayı da yıka!" [Altı hadis imamı.][128]

3243- Diğer rivayette: "Umrende haccın-da yaptığın gibi yap!" diye geçmektedir.[129]

3244- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"O, ihramlının kuşak sarmasını kerih görürdü."[130]

3245- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"İhramlı kişi, çenesinin üstünden itibaren başmı Örtemez." [İkisi de Mâlik'e aittir.][131]

3246- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Binekliler, biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında ihramlı iken yanımızdan geçerlerdi. Bizi geçerlerken herbiri-miz başının örtüsünü başından yüzüne indirirdi. Binekliler geçtiğinde yine açardık." [Ebû Dâvud][132]

3247- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
"Ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e, ihrama girmeden ve (çıktıktan sonra) Kurban bayram günü Beyt-i Şerifi tavaf etmeden önce içinde misk bulunan bir koku İle koku sürerdim." [Altı hadis imamı.][133]

3248- Diğer rivayette şu ibare yer almıştır. "Veda haccında zerîre denilen koku ile."[134]

3249- Diğer rivayet:
İbnü'l-Münteşir der ki: "İbn Ömer'e, kokulanıp da sonra ihrama giren kişi hakkında sordum; şu cevabı verdi:
«İhramlı iken kokulanmaktan hoşlanmam. Katrana bulanmam, benim için bunu yapmamdan daha iyidir.» Âişe'nin yanma girdim, onun (îbn Ömer'in) dediğini bildirince, şöyle dedi:
«Ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e, ihrama girerken koku sürdüm, kadınlarını dolaştı sonra ihrama büründü. Koku üzerinden etrafa yayılıyordu»."[135]

3250- Diğer rivayet:
"Üç gün sonra Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in saç ayrımındaki kokunun parıltısını hâlâ görür gibiyim."[136]

3251- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile Mekke'ye müteveccihen çıkardık. Alnımızı sükk denilen bir koku ile kokulardık. Sonra ihrama girerdik. Birimiz terlediğinde o koku yüzüne akardı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de onu görürdü de bizi alı-koymazdı." lEbû Dâvud][137]
3252- Ömer radiyallahu anh'dan:
O, Şecere denilen bir yerde iken bir koku hissetti. "Bu koku kimden geliyor?" diye sordu. Muâviye: "Benden" dedi. "Allah aşkına senden mi?" diye sorunca, şu cevabı verdi: "Ey Mü'minlerin emiri! Bu kokuyu bana Ümmü Habîbe sürdü." Ömer "Allah aşkına dönüp bunu yıka!" dedi.[138]

3253- İbn Ömer radiyallahu anh'dan:
O, Cuhfe'de ihramlı olarak ölen oğlu Vâ-kıd'ı kefenledi ve başı ile yüzünü örttü. Şöyle dedi: "Eğer ihramlı olmasaydık ona koku sürerdik." [İkisi de Mâlik'e aittir.][139]

3254- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, ihramlı iken güzel kokusu olmayan bir yağla yağlanırdı." [Tirmizî][140]

3255- Rezîn'in lafzı: "Mukattat olmayan (reyhanla kokulandırılmamış) bir yağ ile yağlanırdı.
Kat: "Reyhanla yağı kokulandırmaktır."[141]

3256- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"İhramlı kişi, reyhanı koklayabilir, aynaya bakabilir, yediği zeytin yağı ve tereyağıyla tedavi olabilir." [Buhârî, bâb başlığında.][142]

3257- Abdullah bin Huneyn'den:
İbn Abbâs ile Misver bin Mahrame, Ebvâ denilen yerde ihtilâf ettiler. İbn Abbâs dedi ki: "İhramlı olan kimse başını yıkayabilir."; Misver bin Mahrame ise: "Yıkayamaz" dedi. Bunun üzerine İbn Abbâs, beni Ebû Eyyûb el-Ensârî'ye gönderdi. Baktım ki o, iki direk arasına gerilmiş bir perde arkasında yıkanıyor. Ona selâm verdim. "Kimdir o?" diye sordu.
"Ben, Abdullah bin Huneyn'im, İbn Abbâs beni sana gönderdi ve «Allah Resulü sal-lallahu aleyhi ve sellem ihramlı iken başını yıkar mıydı?» diye sormamı rica etti." dedim.
Bunun üzerine elini perdenin üzerine koyup aşağıya eğdirdi, nihayet başına kadar açıldı. Sonra ona su döken insana seslendi:
"Haydi dök bakalım!" O da su döktü, başım bir öne bir arkaya eliyle oğdu ve şöyle dedi:
"İşte ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in başını ihramlı iken böyle yıkadığını gördüm." Bunun üzerine Misver, İbn Ab-bâs'a: "Artık bundan sonra seninle hiç tartışmayacağım" dedi.
[Tirmizî hariç, Altı hadis imamı][143]

3258- Hârice bin Zeyd radiyallahu anh'dan, o da babasından:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ihram için, soyunup yıkanırdı." [Tirmizî][144]

3259- Rezîn: "O, ihram için, Beyt'i tavaf etmek ve Arafat'ta vakfe için yıkanmıştır."[145]

3260- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,
(ihrama   girerken)   başını   (saçlarını)   ğısl (sabunu) ile (yıkayıp) toplamıştır." [Nesâî ve aynı lafızla Ebû Dâvud.][146]
3261- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"İhramlı, hamama giremez." [Buhârî bâb başlığında.][147]

3262- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ihramlı iken, Lahyu Cemel adı verilen bir su menzilinde başağnsmdan dolayı başından kan aldırdı."
[Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][148]

3263- Buhârî, Müslim ve Nesâî, Abdullah bin Buheyne'den "Başının ortasından" lafzıyla rivayet ettiler.[149]

3264- Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ihramlı iken ayağının üzerinde bulunan bir ağrıdan dolayı kan aldırdı."
[Ebû Dâvud ve aynı lafızla Nesâî.][150]

3265- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"İhramlı olan, (bir hastalık veya başka) zaruretten dolayı olmadıkça, asla kan aldırmaz." [Mâlik][151]

3266- Nübeyh bin Vehb radiyallahu anh'dan:
"Ömer bin Ubeydillah'm gözleri ihramlı iken ağrıdı. Bu yüzden gözlerine sürme çekmek istedi. Ebân bin Osman ona engel olup, sabır otunun suyunu sürmesini emretti. Ayrıca (babası) Osman'dan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in de böyle yaptığını bildirdi." [Müslim ve Sünen ashabı.][152]

3267- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ihramda iken Meymûne ile evlendi." [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][153]

3268- Diğer bir rivayette: "Meymune ile Umretu'1-Kada esnasında evlendi" denilmiştir.[154]

3269- Diğer bir rivayet: "İkisi de ihramlı idiler."[155]

3270- Diğer rivayet: "Onunla evlendiği zaman ihramh idi; onunla zifafa girdiği zaman,  ihramdan çıkmıştı.  (Meymune daha sonra) Şeref mevkiinde öldü."
İbnü'l-Müseyyeb diyor ki: "Meymûne 'nin ihramlı evlendiği hususunda İbn Abbâs vehme kapılmıştır:"[156]

3271- Ebû Râfi' radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Meymûne ile evlendiğinde de, zifafa girdiğinde de ihramdan çıkmıştı. İkisinin evlenmesi hususunda aralarındaki elçi ben idim." [Tirmizî][157]

3272- Meymûne radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, ile Şeref mevkiinde evlendiğimizde ikimiz de İhramsizdlk." [Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî][158]

3273- Diğer rivayet: "Onunla (Meymûne ile) evlendiğinde de, gerdeğe girdiğinde de ihramsızdı. Meymûne, Şeref mevkiinde öldü ve gerdeğe girdiği çadırda defnedildi."[159]

3274- Süleyman bin Yesâr radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, azatlısı Ebû Râfi' ile, Ensâr'dan bir adamı (Meymûne'ye) gönderdi. Meymûne binti'l-Hâris'i onunla evlendirdiler. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, henüz (umre için) Medine'den çıkmamıştı, orada idi." [Mâlik][160]

3275- Osman radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"İhramlı olan, ne nikâh yapabilir, ne ni-kâhlanabilir ve ne de dünür gönderebilir."
[Buhârî hariç, Altı hadis imamı.][161]

3276- Mâlik, İbn Ömer'den naklettiği mevkuf hadiste şunu da ilâve etti:
"Ne kendisi için ve ne de başkası için kız isteyemez."[162]

3277- Ebû Gatafân el-Müriyy radiyallahu anh'dan:
"Babası (Tarîf) ihramlı iken bir kadınla evlenmiş. Ama onun bu evliliğini Ömer reddetmiş." [Mâlik][163]

3278- Ebû Katâde radiyallahu anh'dan: "Bir gün Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından birtakım adamlarla Mekke yolunda bir konakta oturuyordum. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem önümüzde konaklamış idi. İnsanlar da ihramlı, ben ise ihramsızdım. Yıl, Hudeybiye yılı idi. Yabanî bir eşek gördüler; ben pabuçlarımı tamirle meşguldüm. Bana bildirmediler. Nasılsa gördüğü zaman, atına binip kovalar dediler. Derken hayvanı gördüm; hemen atımı eğerleyip bindim, fakat kamçı ile mızrağı aşağıda unuttum.
«Ne olur kamçı ile mızrağı bana verin!» dedim. «Vallahi (ihramlı olduğumuz için) bu hususta sana yardımcı olamayız» dediler. Buna çok öfkelendim; hemen indim, onları kaptım ve atıma tekrar binip yabanî hayvana hücum ettim. Onu çökerttim, sonra onu ölmüş bir vaziyette getirdim. Hemen onu yemek için başına üşüştüler. Ancak daha sonra ihramlı hallerinde onu yemek hususunda şüpheye düştüler. Gittik, bir kolunu yanımda gizli alıkoydum. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e yetiştik ve bunun hükmünü sorduk; şöyle buyurdu: «Beraberinizde ondan bir şey var mıdır?» «Evet vardır» dedim. Yanımda alıkoyup gizlediğim hayvanın o kol kısmını kendisine verdim. İhramlı iken onu yedi."
[Altı hadis imamı.][164]

3279- Onun rivayetlerindendir:
"Onun etinden yedik. Düşmanın önümüzü keseceğinden korktuk. Ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i aramaya koyuldum. Atıma bindim, bir hızlanıp, bir yavaş olmak üzere sürdüm. Gece yansı Ğifâroğullanndan bir adamla karşılaştım;
«Allah Nebîsi sallallahu aleyhi ve sellem'i nerede bıraktın?» diye sordum; şöyle dedi:
«Onu Ta'hin'de bıraktım. Niyeti Suk-ya'da mola vermektir.»
Dedim ki: «Ey Allah'ın Resulü! Ashabın sana selâm veriyor ve Allah'ın rahmetini diliyorlar. Sen yokken düşman tarafından yollarının kesilmesinden korktular. Onları bekle.» O da bekledi. Sonra dedim ki: «Bir yabanî eşek öldürdüm; ben de ondan artmış bir şey vardır.» Bunun üzerine ihramlı olan kavme: «Haydi yiyin!» buyurdu."[165]

3280- Onun rivayetlerden birisi de şöyledir:
"Biz üç millik mesafede uzak olan Kâ-ha'da idik, kimimiz ihramlı, kimimiz ihram-sızdık. Arkadaşlarım bir şey görmeye çalışıyorlardı, ben de bakınca yabanî bir eşek gördüm."[166]

3281- Onun rivayetlerdendir:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hac yolculuğuna çıktı; insanlar da onunla beraber çıktılar. İçlerinde Ebû Katâde'nin de bulunduğu bir grup onlardan ayrıldı. Onlara «Haydi siz deniz sahili yolunu tutun, ilerde buluşuruz» dedi. Ayrılır ayrılmaz ihramlarını giydiler. Ebû Katâde giymedi. Onlar yürürlerken yabanî eşek sürüsünü gördüler. Ebû Katâde onlara hücum etti. Onlardan bir dişi eşeği öldürdü."
Bu rivayette aynca şöyle geçmektedir: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:
"İçinizden kimse (av için) ona hamle yapmasını emretti ya da işaret etti mi?"
"Hayır" dediler.
"Öyleyse etin kalan kısmını yiyin!" buyurdu.[167]
3282- es-Sa'b bin Cessâme radiyallahu anh'dan:
Kendisi, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e, Ebvâ'da ya da Bûdân'da iken bir yabanî eşek hediye etmiş. Ancak onu ona geri çevirmiş. Adamın üzüldüğünü görünce şöyle buyurmuş: "Biz bunu ihramlı olduğumuz için geri çevirdik (üzülme!)".
[Ebû Dâvud hariç. Altı hadis imamı][168]

3283- Diğer rivayet: İbn Abbâs dedi ki: "es-Sa'b bin Cessâme, Kudeyd'de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yabanî bir eşeği etinden kan damlar halde hediye etti. Resûlullah onu almayıp geri çevirdi. Çünkü ihramlı idi."[169]

3284- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Siz ihramlı iken, bizzat kendiniz avlamamış iseniz ya da sizin namınıza avlanmamış ise, elde ettiğiniz kara avı size helâldir."
[Sünen ashabı][170]

3285- el-Behzî radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke'ye müteveccihen ihramlı olarak çıktı. Ravhâ denilen yere varınca kesilmiş bir yabanî eşek gördüler. Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlattıklarında şöyle buyurdu:
«Onu bırakın belki sahibi gelir.»
Derken sahibi olan el-Behzî, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dedi:
«Ey Allah'ın Resulü! Bu yabanî eşek sizin olsun, yiyebilirsiniz.»
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hemen Ebû Bekr'e emretti. Arkadaşları arasında onu taksim etti. Sonra geçip yürüdü; Rüveyse ile Arc arasındaki İsâye'de gölgede okla yaralanmış yatıp uyumakta olan bir geyik gördü. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, birisine herkes geçinceye kadar onu kimsenin ürkütmemesi için, durup beklemesini emretti."
IMâlik ve Nesâî.][171]

3286- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile hac ya da umre için yola çıktık. Önümüze bir çekirge sürüsü çıktı, kamçı ve yaylarımızla vur(up avla)mağa başladık. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: «Onu yiyin; çünkü o, deniz avı nev'indendir»." [Tirmizî ve Ebû Dâvud.J[172]

3287- Ebû Bekr radiyallahu anh'dan: "O, Veda haccında beraberinde hanımı Esma bint Umeys el-Has'amiyye olduğu halde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile yola çıktı. Zü'1-Huleyfe'ye vardıklarında Esma, oğlu Muhammed bin Ebî Bekr'i doğurdu. Hemen Ebû Bekr, gelip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e durumunu bildirdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Ebû Bekr'e: «Söyle ona hemen yıkanıp ihrama girsin, Beyt-i Şerifi tavaf etmek dışında, diğer hac menâsikinin tümünü insanların yaptığı gibi yapsın» buyurdu." [Nesâî][173]

3288- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Aybaşı olan kadın, hac ve umre için ihrama girebilir. Beyt-i Şerifi tavaf etmek dışında haccın tüm menâsikini (fiilî ibâdetlerini) yapabilir. Bir de Safa ile Merve arasında sa'y edemez. Temizlenene kadar Mescid'e yanaşa-maz." [Mâlik][174]
3289- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Lohusa ile aybaşı olan kadın, mîkâta geldiklerinde yıkanırlar. İhrama bürünürler. Tavafın dışında hac ibadetlerinin tümünü îfâ ederler." [Ebû Dâvud ve Tirmizî.][175]

3290- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
Ona, ihramlı kişinin vücudunu kaşıyıp ka-şıyamayacağmı sordular. "Evet. İyice kaşısın! Ellerim bağlanıp ta ayaklarımdan başka hiçbir şey bulamazsam yine de kaşırım" dedi.
[Mâlik][176]

3291- Esma bint Ebî Bekr radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile hacca çıktık, Arc denilen yere varınca, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem konakladı, biz de konakladık. Âişe, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında oturdu; ben de Ebû Bekr'in yanında oturdum.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in yük devesi ile Ebû Bekr'in yük devesi birdi. Bu deve, Ebû Bekr'in kölesinde idi. Ebû Bekr, onu beklemeye ve gözlemeye koyuldu. (Köle) geldi, fakat yanında devesi yoktu. Sordu:
«Deven nerede?»
«Sabahleyin onu kaybettim» deyince, Ebû Bekr öfkelendi ve onu dövmeye ve şöyle demeğe başladı: «Bir tek devenin hakkından ge-lemiyorsun ve yitiriyorsun!»
Öte yandan Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem tebessüm edip ve şöyle buyurdu:
«Şu hacca niyyetli olan ihramlıya bakınız ne yapıyor!»
Bundan başka ve fazla bir şey demiyor ve sadece tebessüm ediyordu." [Ebû Dâvud)[177]

3292- Rabî'a bin Abdillah radiyallahu anh'dan:
"O, Ömer'i ihramlı iken, (Mekke ile Medine arasındaki) Sukyâ denilen yerde devesinin kurtlarını alıp toprağa atarken görmüş."
[Mâlik][178]

3293- Nâfı' radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, ihramlı şahsın devesi üzerinden pire ya da kene çıkammvndan hoşlanmazdı." [İkisi de Mâlik'e ait.][179]

3294- Ebû Berze radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e sünnetsiz bir adamın Allah'ın evini ziyaret eâip eâemiyeceğıni sordular, şöyle buyurdu: "Hayır. Sünnet oluncaya kadar Allah beni (buna müsaade etmekten) alıkoymuştur." [Ebû Ya'lâ][180]

3295- Ebû Ümâme'den, o da Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i gören birinden:
"O, Terviye günü Minâ'ya gitti. Yanında Bilâl vardı, elinde elbise sarılmış bir değnek ile Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i gölgelendiriyordu." [Ahmed, ve Taberânî, Mu'cemu'I-Kebfr'de benzerini nakletti.][181]

İhram, Bozulması Ve (İhramlıyken) Avlanmanın Cezası


3296- Câbir radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, hacca gitmek istediğinde insanlara bunu ilân etti ve bir yerde toplandılar. (Zü'1-Huley-fe'nin Mekke tarafındaki tepesine) Beydâ'ya vardıklarında hacca niyet edip ihrama girdi." [Buhârî ve Tirmizî][182]
3297- Enes radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, öğle namazını Beydâ'da kıldırdı. Sonra devesine binip Beydâ dağına çıktı ve orada öğleyi kıldırınca, hac ve umreye niyet edip ihrama girdi ve telbiye getirdi." [Ebû Dâvud ve Nesâî][183]

3298- Sa'd radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, (hacca gitmek için) el-Fur' yolunu seçecek olursa, bineğine bindiği zaman yüksek sesle telbiye getirerek ihrama girerdi. Şayet Uhud yolunu seçecek olursa, Beydâ tepesine çıktığı zaman yüksek sesle telbiye getirerek ihrama girerdi." [Ebû Dâvud][184]

3299- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "İşte Beydâ'nız ki bu hususta siz Allah Resulünü sallallahu aleyhi ve sellem yalanlıyorsunuz. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ancak (Zü'1-Huleyfe) mescidi(ni)n yanında niyet edip ihrama girmiştir."[185]

3300- Diğer rivayet: "O (Allah Resulü), Şecere denilen yerde devesine bindiği zaman niyet edip ihrama girmiştir."[186]

3301- Diğer rivayet:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ayağını özengiye koyup devesinin üstünde doğrulduğunda, Zü'1-Huleyfe'nin mescidi yanında niyet edip ihrama girerdi."
[Altı hadis imamı.][187]

3302- Saîd İbn Cübeyr radiyallahu anh'dan:
İbn Abbâs'a dedim ki:
"Ey Ebu'l-Abbâs, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabının, onun ihramı (niyetle kendisine) vacip kıldığı an yaptığı telbiyesi hususunda ihtilâfa düşmelerine hayret ettim." Şöyle dedi:
"Ben bunu herkesten daha iyi bilirim. Şöyle ki: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, ancak tek bir hac yapmıştır. Bundan ötürü onlar (ashâb) ihtilâfa düştüler. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hacca gitmek üzere yola çıktı. Zü'1-Huleyfe'deki mescidinde iki rekat namaz kılınca, o anda bulunduğu yerden bu göreve başladı ve iki rekat namazı bitirince hacca niyet edip telbiyeye başladı. Bunu birçok insan duydu. Ben de bunu kendisinden duyup ezberledim.
Sonra devesine bindi, bineğinin üstünde iyice doğrulunca, yüksek sesle telbiye getirdi. Birçok insan ondan bunu duydu. İşte bu (ihtilâfın sebebi) oraya (halkın) bölük bölük gelmiş olmaları ve devesi onu kaldırdığı sırada Resûlullah'ı telbiye getirirken işitmeleridir. Bunu duyanlar dediler ki: «O, devesi hazırlanıp üzerine binince telbiye getirdi.» Sonra geçip gitti. Beydâ tepesine çıkınca yine telbiye getirdi. Birtakım insanlar (ilk olarak) bunu gördükleri için: «O, Beydâ tepesinde telbiye getirdi» dediler. Allah'a yemin ederim ki O, (Zü'1-Huleyfe'deki) namazgahında hacca niyet etti, devesine bindiğinde yüksek sesle telbiye getirdi, Beydâ tepesine çıkınca da yine yüksek sesle telbiye okudu."
İbn Cübeyr der ki: "Kim İbn Abbâs'ın görüşünü paylaşırsa, (Zü'1-Huleyfe) namazgahında kılacağı iki rekatın sonunda hacca niyet eder, ihrama bürünüp telbiye getirir."
[Ebû Dâvud][188]

3303- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
İbn Ömer radiyallahu anh, Zü'1-Huley-fe'de sabah namazını kıldıktan sonra devesinin hazırlanmasını emrederdi. Hazırlanınca üstüne biner kıbleye karşı durup telbiye getirirdi. Sonra Harem'e vâsıl olunca, telbiyeyi keserdi. Zû Tuvâ'ya geldiğinde orada gecelerdi. Orada sabah namazını kılar; sonra yıkanırdı. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in de böyle yaptığını iddia ederdi."
[Mâlik, Buhârî ve Müslim][189]

3304- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"(Mekke'de) mukîm olan ya da umre yapanlar, Hacer-i Esved'i istilâm edinceye kadar (selâmlayıncaya dek) telbiye getirmeye devam ederler." [Ebû Dâvud ve Tirmizî.][190]

3305- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Allah Resulü  sallallahu  aleyhi  ve  sellem'in tam bir ihram içinde şöyle telbiye getirdiğini duydum:
"Lebbeyk, Allahümme lebbeyk! Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk! İnne' l-hamde ven-ni'mete leke ve'l-mülk. Lâ şerike lek (=Tekrar tekrar icabet sana Allahım, tekrar tekrar sana! Hiçbir ortağın yoktur. Tekrar tekrar icabet sana! Şüphesiz hamd ve nimet sana mahsustur. Mülk de senindir! Hiçbir ortağın yoktur)"
Bu kelimelerden fazla bir şey söylemezdi.[191]

3306- Diğer rivayet: "İbn Ömer şu ilaveyi yapardı: "Lebbeyk, Lebbeyk ve sa'deyk ve'l-hayru bi-yedeyk. Lebbeyk ve'r-rağbâu ileyke vel-amelu (=Tekrar tekrar ibadet sana, tekrar
tekrar ibadet sana, taatına tekrar müsaade. Hayır senin kudret elindedir. Tekrar tekrar icabet sana, dilek ve amel de sanadır)."[192]

3307- Diğer rivayet:
Üç kere "Lebbeyk, Lebbeyk, Lebbeyk!"[193]

3308- Diğer rivayet: "Ömer, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in telbiyesi gibi telbiye getirip şöyle derdi: «Lebbeyk, Allahümme lebbeyk. Lebbeyk ve sa'deyk. Velhay-ru fî yedeyk. Lebbeyk ver-rağbâu ileyke vel-amelu (=Tekrar tekrar icabet sanadır Allahım! Tekrar tekrar icabet sana, taatına tekrar müsaade sana aittir. Hayır senin kudret elindedir. Tekrar tekrar icabet sana, dilek ve amel de sanadır)»." [Altı hadis imamı.][194]

3309- Câbir radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,
telbiye getirdi. Telbiyeyi İbn Ömer'in hadi-sindeki gibi anlattı. Dedi ki: İnsanlar Zü'l--Meâric ve benzeri sözleri (telbiyeye) ilâve ediyorlardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onları duyup bir şey söylemiyordu." [Ebû Dâvud][195]

3310- Ebû Hureyre radiyallahu anlı'dan: (Şu sözler) Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in telbiyesi içinde yer almıştı: "Lebbeyk ilâhu'l-Hakk (=Tekrar tekrar icabet sanadır ey gerçek ma'bûd!)" [Nesâî][196]

3311- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Musa'nın telbiyesi: "Lebbeyk, abdüke ve ibnü abdike (=Tekrar tekrar ibadet sanadır, ben kulunum ve kulunun oğluyum)" idi. İsa'nın telbiyesi: "Lebbeyk, abdüke ve ibnü emetike (=Tekrar tekrar icabet sanadır, ben kulunum ve kadın kulunun oğluyum)" idi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in telbiyesi ise: "Lebbeyk lâ şerîke lek (= Tekrar tekrar icabet sanadır, hiçbir ortağın yoktur)" İdi. [Bezzar leyyin bir isnadla.][197]

3312- Amr bin Ma'dî Kerb radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Biz Cahiliyette haccettiğimiz zaman şöyle derdik: «İşte Zebîd sana geldi. Perişan bir vaziyette; dağ taş ve tepeleri aşarak çıplak olarak sana geldi. Putları yalnız ve boş bırakarak geldiler.»
Bugün ise, biz Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in öğrettiği gibi söylüyoruz:
«Lebbeyk! Allahümme lebbeyk! Lebbeyk lâ şerîke leke Lebbeyk! İnne' l-hamde ven-ni'mete leke vel-mülk. Lâ şerîke lek»."
[Bezzâr ve Taberânî][198]

3313- Huzeyme bin  Sabit radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem telbiyesini bitirdiği zaman, Allah'tan, mağfiretini, nzasını ve ateşten azat olmasını niyaz ederdi."
[Taberânî, Mu'cemu'I-Kebîr'de leyyin bir senedle.][199]

3314- es-Sâib bin  Hallâd radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Cibril bana gelip dedi ki: " 'Ey Muhaıri-med, ashabına söyle; telbiyede seslerini yükseltsinler!' " [Mâlik ve Sünen ashâbı.][200]

3315- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Müşrikler, haccederlerken: "Lebbeyke lâ şerîke leke (= Tekrar tekrar icabet sanadır, senin hiçbir ortağın yoktur)" diyorlardı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yazık size! Yeter yeter." Bunun üzerine müşrikler devamla: "Yalnız bir şerik müstesna, o senin şerikindir; sen ona ve onun mâlik olduğuna da mâliksin" derlerdi. Zavallılar bunu Beyt'i (Kabe'yi) tavaf ederken söylüyorlardı." [Müslim][201]

3316- Mâlik radiyallahu anh'dan:
Bana ulaşan habere göre, Ömer, Ali ve Ebû Hureyre'ye ihramlı iken hanımı ile cinsî temasta bulunan adam hakkında sordular. Şu cevabı verdiler:
"Onlar bu haccı tamamlarlar. Sonra gelecek sene onlara hem hac ve hem de (ceza olarak) kurban gerekir."
Ali ise dedi ki: "Gelecek yıl ihram giyip telbiye getirdiklerinde, haclarını îfâ edinceye dek ayrı kalırlar."[202]
3317- İkrime radiyallahu anh'dan: "Bunun ancak İbn Abbâs'tan nakledildiğini sanıyorum. (Mina'da) ifaza tavafından önce hanımı ile cinsî temasta bulunan adamın ceza olarak bir umre yapması ve de bir kurban kesmesi gerektiği söylenmiştir." [Mâlik][203]

3318- Ebû'z-Zübeyr radiyallahu anh'dan: "Ömer radiyallahu anh ihramlı iken yapılan avların keffâreti olarak; sırtlanda bir koç, ceylanda bir keçi, tavşanda bir dişi oğlak, jer-booda (yer tavşanında) bir kuzu ile hükmetmiştir." [Mâlik. Ebû Yâlâ da, Ömer'den bunun benzerini merfû olarak rivayet etmiştir.][204]

3319- Yahya bin Sa'd radiyallahu anh'dan:
Bir adam Ömer'e gelip ihramlı iken öldürdüğü çekirge hakkında sordu. Ömer, Ka'b'a: "Gel beraberce hükmedelim" dedi.
Ka'b: "Bir dirhem versin" dedi. Bunun üzerine Ömer dedi ki:
"Sen dirhemleri bulursun, fakat bir hurma çekirgeden daha hayırlıdır."[205]

3320- İbn Şîrîn radiyallahu anh'dan:
Bir adam Ömer'e dedi ki: "Ben, arkadaşımla atlarımızla Akabe'deki bir tepeye doğru koşu yaptık ve ihramlı olduğumuz halde bir geyik vurduk. Ne dersin?"
Ömer yanındaki adama: "Haydi gel beraber hükmedelim!" dedi. Ona bir keçi (keffâ-ret) lâzım geldiğine hükmettiler. Adam şöyle diyerek döndü: "Mü'minlerin emiri bir geyik hakkında hüküm veremiyor da başka birisini yardıma çağırıyor." Ömer hemen onu geri ça-
ğırıp şöyle dedi: "Sen Mâide sûresini okuyor musun?"
"Hayır."
"Pekâlâ benimle hüküm veren adamın kim olduğunu biliyor musun?"
"Hayır."
"Eğer sen bana Mâide'yi okuyorum de-seydin, seni canını acıtıncaya kadar döverdim. Allah Teâlâ kitabında şöyle buyurmuştur: "İçinizden iki âdil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurban ile öde." (Mâide 95) Bu adam da Abdurrahman bin Avf'tır.
[Mâlik][206]

Hacc-Iifrâd, Hacc-ı Kıran, Hacc-ı Temettü' Ve Haccı Feshetmek


3321- Âişe radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, kiCC-i İfrâd yaptı." [Buhâri hariç. Altı hadis imamı)[207]

3322- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, hacc-ı ifrad'a niyet edip ihram giydi." | Müslim ve Tirmizî|[208]

3323- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Haccınızla umrenizin arasını ayırın. Bu, birinizin haccını tamamlaması için en güzel bir davranıştır. Bu hac aylarının dışında yapılacak umreyi de daha güzel tamamlar."
[Mâlik][209]

3324- Câbir ve Ebû Saîd radiyallahu an-humâ'dan:         
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber (Mekke'ye) geldik. Biz, hac için yüksek sesle telbiye getirip bağınyorduk."[Müslim |[210]
3325- Câbir radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hacla umreyi bir arada yaptı ve onlar için iki kere tavaf etti." [Tirmizî ve Nesâî][211]

3326- Enes radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i, hac ile umre için bir arada (ihrama girip) telbiye getirdiğini duydum.
Bekr bin Abdillah dedi ki: "Ben bunu İbn Ömer'e anlattım. Bana: «O, sadece hac için telbiye getirdi» dedi. Enes'e rastladığımda bunu anlatınca, şöyle dedi:
«Bizi çocuk mu sayıyorsunuz? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in bizzat şöyle dediğini duydum: Lebbeyke umreten ve haccen»" [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][212]

3327- Ebû Vâil radiyallahu anh'dan: es-Sabiy bin Ma'bed dedi ki: "Ben hıristiyan bir Bedevi idim; müslüman oldum. Kabilemden olan Hüzeym bin Sürmüle adında bir adama gelip dedim ki: «Ey bana bak! Ben savaşmaya düşkün bir adamım! Lâkin hac ile umrenin bana farz-olduğunu anladım, bunları bir arada nasıl yapabilirim?» Şöyle açıklama yaptı: «İkisini birden yap, mâlî gücüne göre kurbanını da kes!» Ben de bunun üzerine her ikisine birden niyet edip ihrama girdim ve telbiye getirdim.
Uzeyb denilen yere gelince, Selmân bin Rabî'a ile Zeyd bin Savhân ile karşılaştım. Ben o zaman her ikisine de niyet etmiştim. Onlardan biri diğerine şöyle dedi: «Bu adam, devesinden bile daha bilgili değildir.» Bu sözü duyunca sanki üzerime bir dağ düşmüş gibi oldum.
Ömer'e varıp sordum; şöyle dedi: «Sen Peygamberinin sünnetini bulmuşsun (daha ne İstiyorsun?)»." [Ebû Dâvud ve Nesâîl[213]

3328- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim hac ile umreye niyet edip ihrama bürünürse, ihramdan her ikisi için çıkıncaya kadar ona tek tavaf, tek sa'y kâfi gelir." ITirmizîJ[214]

3329- Nesâî'nin rivayeti: "İbn Ömer, hac ile umreyi birleştirip tek tavaf yaptı ve şöyle dedi: «Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'i böyle yaparken gördüm»."[215]

3330- Nâfi'den; o da İbn Ömer radiyalla-hu anh'dan:
"Haccâc(-ı Zâlim), İbnü'z-Zübeyr ile savaşmak için (Mekke'ye) geldiği vakit çocukları Abdullah (b. Abdillah) ile Salim b. Abdil-lah, (babaları) İbn Ömer'e şöyle demişler: «Bu yıl hac yapmaman sana bir zarar vermez. İnsanlar arasında savaş çıkıp da bunun seni Beyt'i tavaf etmene mani olmasından endişe ediyoruz.» Şöyle cevap vermiş: «Şayet mâni olacak bir şey zuhur ederse, Kureyş (müşrik-lerinin)'in mâni olduğu zaman, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi yaparım. O zaman ben de onunla beraberdim. Kureyş, onun Beyt'i tavaf etmesine izin vermemişti. Sizi şahit gösteririm ki, şu anda ben umreye niyet etmişimdir.» Sonra Zü'1-Huley-fe'ye gidip umreye niyet edip ihram giydi ve telbiye getirdi. Sonra yürüdü, Beydâ sırtına varınca, dedi ki: «Bunların ikisinin hükmü birdir. Şayet umrem ile benim arama engel girerse, hac ile arama da bir engel girmiş olur. Sizi şahit tutarım ki, umremle birlikte hacca da niyet ettim.» Ondan sonra doğru Kadîd'e gitti. Bir kurban satın aldı. Sonra her ikisi (hac ile umre) için bir tavaf yaptı."[216]
3331- Diğer bir rivayet:
"Beyt-i Şerîf'i ziyaret etti. Safa ile Merve arasında say'etti. Bundan fazla bir şey yapmadı, tâ Kurban bayramının birinci gününe kadar ne traş oldu, ne de kurban kesti, ne saçlarını kısalttı, ne de ihramdan çıktı. Kurban bayramının birinci günü olunca, Kurban kesti ve traş oldu. İlk yaptığı tavafla, hac ve umrenin tavafını yerine getirdiğine kanaat getirdi ve dedi ki: «İşte Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de böyle yapardı»."
[Buhârî, Müslim, Muvatta' ve Nesâî.][217]

3332- Ali radiyallahu anh'dan:
İbnü'l-Müseyyeb dedi ki: "Ali ile Osman, Usfân'da bir araya geldiler. Osman, temettü' haccından veya umreden nehyediyordu; Ali ise ona şöyle dedi:
«Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı bir işten ne istiyorsun ki insanları ondan alıkoyuyorsun?»
Osman: «Bırak sorma!» deyince; «Seni bırakamam!» diye cevap verdi.
Ali, bunu caiz gördüğü için hemen her ikisine birden niyet edip ihram giydi."
IBuhârî ve Müslim)[218]

3333- Nesâî'nin rivayeti: "Osman, temet-tüyü yasaklardı, hac ile umreyi bir arada yapmaktan da alıkoyardı. Ali: «Lebbeyk! Hac ile umreye birden» dedi. Osman dedi ki:
«Ben bunu yasaklıyorum, sen yapıyorsun! Olur mu böyle şey?»
«Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetini kimse(nin hatırı için) terk edecek değilim» diye cevap verdi."[219]

3334- Onun diğer bir rivayeti: "Ali ile Osman birlikte hac yolculuğuna çıktılar. Biraz yol aldıktan sonra Osman, temettü (hac-cından) alıkoydu. Ali dedi ki: «Onun yola çıktığını görünce siz de yola çıkın!» Bunun üzerine Ali ve arkadaşları umre için ihrama girdiler. Osman onları alıkoymadı. Ali dedi ki: «Haber aldığıma göre sen temettü' hac-cından nehyetmişsin!»
«Evet.»
«Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in temettü yaptığını duymadın mı?» «Evet!» dedi."[220]

3335- Müslim'in rivayeti: Abdullah İbn Şakîk dedi ki: "Osman, temettü' haccından nehyediyordu. Ali ise emrediyordu. Osman, Ali'ye bir söz söyledi. Ali de şu cevabı verdi:
«Biliyorsun ki, biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile (hacc-ı) temettü' yaptık.»
«Evet ama o zaman korku içindeydik» dedi.”[221]

3336- Ebû Nadre radiyallahu anh'dan: İbn Abbâs, mut'ayı emrederdi. İbnü'z-Zübeyr ise yasaklardı. Bunu Câbir'e anlatınca, şöyle dedi: "Bu olay, benim gözümün önünde meydana geldi. Biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile temettü' haccı yapardık. Ömer hilâfet makamına geçince, şöyle dedi:
«Şüphesiz Allah, Resulüne istediğini helâl eder. Kur'ân ne ile indi ise o odur. Allah için haccı ve umreyi tamamlayın, tıpkı Allah'ın size emrettiği gibi. Bu kadınlarla da doğru dürüst nikahlanın (evlenin). Kim belli bir süreye kadar (muvakkat olarak) bir kadınla (mut'a nikahı ile) evlenmiş bir vaziyette bana getirilirse taş ile recmederim!»"
[Müslim][222]

3337- el-Humeydî der ki: Müslim'in nikâh bölümünde (no: 12, s. 1023) şöyle bir rivayet vardır:
"Câbir (umre yaparak) geldi, biz de evine vardık. İnsanlar ona birçok şey sordular. Sonra mut'adan söz açtılar. Şöyle dedi: «Biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile mut'a yaptık, Ebû Bekr ve Ömer'le de.»
Bu hadisin zahirinden bunun hac mut'ası olduğu anlaşılıyor. Müslim ise bunu mut'a nikahı olarak anladığı için yanlışlıkla nikâh bölümünde irâd etmiştir."[223]

3338- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,
Ebû Bekr, Ömer ve Osman temettü (haccını) yaptı. Onu ilk yasaklayan Muâviye olmuştur." [Tirmizî][224]

3339- Nesâî'nin rivayeti:
Muâviye, İbn Abbas'a dedi ki: "Biliyor musun, ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in saçlarını Merve civarında kestim."
"Hayır" dedi. İbn Abbâs diyor ki: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, temettü' haccını yapmışken Muâviye'nin bunu önlemeye hakkı var mıdır?"[225]

3340- Onun başka bir rivayeti: Muâviye dedi ki: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem (Zi'1-Hicce'nin) on günleri içinde, Beyt'i tavaf, Safa ile Merve arasında sa'y ettikten sonra, ben onun saçlarının etrafım yanımda bulunan makasla aldım."
Kays der ki: "İnsanlar, Muâviye'nin bu sözünü kabul etmiyorlar."[226]

3341- Onun diğer rivayeti: "O, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in saçlarını makasla bir umre ziyaretinde Merve'de kısalttı."[227]

3342- Buhârî ve Müslim: "Bir makasla Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in saçlarını kısalttım."
Ebû Dâvud "Merve'de" diye ekledi.[228]

3343- Sa'd radiyallahu anh'dan:
And olsun ki biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile hacc-ı temettüde bulunduk. Bu —Muaviye'yi kastediyor— o zamanlar Uruş'ta (yani Cahiliye'deki Mekke evlerinde) kâfir olarak bulunuyordu. [Müslim][229]

3344- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Ömer'in şöyle dediğini duydum: «Vallahi  sizi  (hacc-ı)  temettüden alıkoymam. Çünkü, Allah'ın Kitâb'ında -mevcuttur ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de onu yapmıştır.» Bu sözüyle o, hacdaki umreyi kastediyor." [Nesâî][230]

3345- İbnü'l-Müseyyeb   radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından bir adam Ömer'in yanına gelip, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in, öldüğü o son hastalığında hacdan önce umre yapmaktan nehyettiğini duyduğuna dair şehâdette bulundu." [Ebû Dâvud][231]

3346- Salim b. Abdillah radiyallahu anh'dan:
O, Şamlılardan birinin İbn Ömer'e temettü' haccını sorduğunu ve onun da şöyle dediğini duymuş: "Babam Hz. Ömer onu yasaklarsa, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de onu yaparsa babamın emrine mi
yoksa Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in emrine mi uyulur?"
Adam şu cevabı verdi:
"Elbette ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in emrine uyulur."
"And olsun ki, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu yapmıştır" dedi. [Tirmizî][232]

3347- İmrân bin Husayn radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Allah'ın Kitâb'ında temettü' haccı ile ilgili âyet nazil olmuştur. Biz de bunu Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber yapmışızdır. Daha sonra Kur'ân'da bunu yasaklayan bir âyet nazil olmamıştır. Resûlullah da bunu ölünceye dek yasaklamamıştır. (Yalnız) bir adam kendi görüşü olarak dilediğini söyledi."[233]

3348- Başka rivayetinde şu ek yer almıştır: "(Bir zamanlar) Bana selâm verenler olurâu. Nihayet ben dağlan(mak suretiyle tedaviye kalkış)mca selâm kesildi. Sonra dağlanmayı bıraktım. Sonra yine selâm verilmeye başlandı." [Buhârî, Müslim ve Nesâî][234]

3349- İbn Ömer radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Veda haccında, umre ile tamettu' haccı yaptı. Kurban alıp Zü'1-Huleyfe'ye kadar beraberinde götürdü. Önce umre için niyet edip telbiye getirdi, sonra hac için niyet edip tel-biye getirdi.
İnsanlar da onunla beraber umre ve temettü' haccı yaptılar. İnsanlardan kimi kurban aldı, kimisi de almadı. Mekke'ye varınca insanlara şöyle hitap etti:
«İçinizden kim kurban aldıysa haccı edâ edinceye kadar onun ihramdan çıkması helâl olmaz. Kim almamışsa, Beyt'i tavaf etsin. Safa ile Merve arasında sa'y etsin. Ondan sonra tras olsun ve ihramdan çıksın. Sonra
hac için niyet edip ihrama girsin ve telbiye getirsin. Kurban kessin, bulamayan ise üç gün hac günlerinde, yedi gün de ailesine döndüğünde oruç tutsun.»
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'ye vardığında Beyt'i tavaf etti. İlk önce yaptığı şey Hacerü'l-Esved'i istilâm etmek oldu. Sonra yediden üç tavafını hızlı olarak yaptı. Kalan dört tavafı ise yürüyerek yaptı. Beyt-i Şerîf'i tavafdan sonra Ma-kam(-ı İbrâhîm)'de iki rekat namaz kıldı. Sonra selam verdi (namazdan çıktı). Sonra da Safa ile Merve arasında yedi defa sa'y etti. Sonra haccını edâ edinceye, Kurban günü kurban kesinceye, Arafat'tan dönüp Beyt'i tekrar tavaf edinceye dek ihramdan çıkmadı. Bunları yaptıktan sonra ihramdan çıktı. Kurbanını getiren herkes aynen Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi yaptı."
[Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî.][235]

3350- İbn Abbas radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,
Ebû Bekr'i hacca, insanlara hac ibadetlerini öğretmek ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adına tebliğ etmek üzere gönderdi. Nihayet Arafat'a Zü'1-Mecâz yönünden geldi; fakat Kabe'ye yaklaşmadı. Lâkin Zü'1-Mecâz'a doğru kollarını sıvadı. İnsanlar hacc-ı temettü' yapmadıkları için böyle yaptı." [Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de][236]

3351- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Onlar (Câhiliye Arapları) hac aylarında
umre yapmayı yeryüzündeki günahların en büyüğü olarak görürlerdi. Muharrem ayındaki haramlığı Safer ayına naklederlerdi. Ayrıca şöyle derlerdi: «Devenin arkasındaki yara iyileştiği ve ayak izleri silinip gittiği zaman Safer ayı da çıkarsa umre yapmak isteyenlere umre helâl olur.» Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı (Zilhicce)'nin dördüncü (gününün) sabahı, hac için telbiye ederek geldiler. Onlara o haccı umreye çevirmelerini emretti. Pek hoşlarına gitmemiş olacak ki, şöyle dediler:
«Ey Allah'ın Resulü! Neleri helâl sayacağız?»
«İhram haramlarının tümü helâl olacak» buyurdu." [Ebû Dâvud, Nesâî ve Buhârî ile Müslim.][237]

3352- Ayrıca Buhârî ile Müslim'in şöyle bir rivayetleri de vardır:
Ebû Cemre dedi ki: İbn Abbâs'a tamattu' haccı hakkında sordum; şöyle dedi: "Yap!" Kurban hakkında sordum; "Deve yahut sığır, yahut koyun, yahut kurbanda ortak olmak" dedi. Bir takım insanlar bunu hoş karşılamadılar.
Uyudum, rüyamda şunu gördüm: Biri şöyle nida ediyordu: "Mebrûr bir hac! Kabul edilmiş bir mut'a!" Hemen İbn Abbâs'a gelip anlattım.
Şöyle demekten kendini alamadı: "Allahu ekber! İşte Ebu'l-Kâsım sallallahu aleyhi ve sellem'in sünneti!"[238]

3353- Buhârî muallak olarak: Hadisinin  sonunda  şöyle  dedi:   "Veda haccında tek yılda hac ile umreyi (iki nüsü-kü) bir arada yaptılar. Çünkü Allah Teâlâ Ki-tâb'ında bunu inzal buyurmuş ve emretmiştir. Resul sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetinde de bu sabit olmuştur. Mekke'li olmayanlara bunu mubah kılmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
«Bu, ailesi Mescid-i Haram'da bulunmayanlar içindir.» (Bakara, 196)
Allah Teâlâ'nın zikrettiği hac ayları şunlardır: Şevval, Zi'1-Ka'de ve Zi'1-Hicce. Kim bu aylarda temettü ederse, ya kurban kesecek ya da (eğer kurban bulamazsa) oruç tutacaktır.
İlgili âyette geçen refes, cima demektir. Füsûk, masiyetler demektir. Cidal ise kavga etmek demektir."[239]

3354- Nesâî'nin rivayeti: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem umre için ihram giyip niyet etti ve telbiye getirdi. Ashabı ise hac için niyet etti. Beraberinde kurbanı olmayanlara ihramdan çıkmalarını emretti. Kurbanı olmayanlar arasında Talha bin Ubeydillah ve başka bir adam da ihramdan çıktılar."[240]

3355- Onun diğer rivayeti: "Hac için ihram giymiş olarak Zi'1-Hicce'nin dördüncü günü geldi. Sabah namazını Bathâ'da kıldı."[241]

3356- Müslim'in rivayeti:  "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, umre için, ashabı ise hac için niyetlenerek ihram giydiler. Ne Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve ne de kurban getirenler ihramdan çıkmadılar. Diğerleri ihramdan çıktı. Talha bin Ubeydillah kurban getirenlerden olduğu için ihramdan çıkmadı."[242]

3357- Câbir radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve
ashabı hacca niyetlenerek ihrama hüründüler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile Ebû Talha'dan başka hiç kimsenin kurbanı yoktu. Ali radiyallahu anh Yemen'den beraberinde bir kurban ile geldi ve dedi ki: «Ben de Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem gibi niyet ettim.» Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ashabına haclarını umreye çevirmelerini emretti. Tavaf etmelerini, traş olup ihramdan çıkmalarını emretti. Ama kurbanı olanları bunun dışında tuttu. Bunun üze-
nme bazıları: «Bizler henüz cenabet iken Mi-na ya mı gideceğiz?» dediler. Peygamber sal-lallahu aleyhi ve sellem bunu duyunca şöyle fcoyurdu: «Daha evvel bunu düşünseydim, turban kesmezdim. Yanımda kurbanım olmasaydı ihramdan çıkardım.»
Derken Âişe aybaşı oldu. Beyt-i şerîf i ta-Tafın dışında tüm hac ibadetlerini îfâ etti. Sonra Beyt-i Şerîf i tavaf ettikten sonra şöyle dedi:
«Ey Allah'ın Resulü! Herkes hac ve umre görevini îfâ etmiş olarak ayrılıyor. Ben ise sadece haccı îfâ etmiş olarak gidiyorum.» Bunun üzerine (onun kardeşi) Abdurrahman bin Ebi Bekr ile birlikte Ten'îm'e gitmesini emretti. Daha sonra orada ihrama girdi, gelip hacdan sonra umresini îfâ etti."
[Buharı, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî.][243]

3358- Ebû Zer radiyallahu anh'dan: "Hacla birlikte umre yapmak, Allah Resûlünün sallallahu aleyhi ve sellem ashabına mahsustu." [Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî][244]

3359- Bir rivayet: "İki mut'a ancak bizim için geçerlidir: Kadınlarla faydalanmaktan ibaret olan mut'a ile hac mut'ası (temettü' haccı)."[245]

3360- Diğer rivayet: "Ebû Zer, hacca niyetle ihrama girip de daha sonra onu umreye çevirenler hakkında şöyle derdi: «Bu ancak, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber haccedenlere mahsustur»."
[Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî][246]

3361- Bilâl bin el-Hâris radiyallahu anh'dan; dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! Haccı feshetmek yalnız bize mi aittir, yoksa bu herkese mi şamildir?"
"Ancak bize hastır!" buyurdu. [Ebû Dâvud ve Nesâî][247]

3362- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
Biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte hac aylarında, hac gecelerinde, hac ihramlarında çıktık, Şerif denilen yerde konakladık. Sahabeye çıkıp şöyle dedi:
"Kimin kurbanı olmayıp da bu haccı umreye çevirmek isterse, yapsın. Kurbanı olan yapmasın." Bunun üzerine sahabeden (kurbanları olanlar) umreye niyet etti, olmayanlar ise onu bıraktılar.
Ama Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile ashabından birtakım zengin insanlar, kurbanlarını almışlardı. Onun için umre yapmadılar.
Allah Resulü, yanıma girdi, ben ağlıyordum; "Ey Kadın! Seni ağlatan nedir?" diye sordu. Dedim ki: "Ashabına söylediğin sözü duydum. Ben umreden (sa'y ve tavaf edemeyerek) menedildim."
"Ne'n var?"
"(Adetli olduğum için) namaz kılamıyorum"
"Bu sana zarar vermez; zira sen Adem'in kızlarından bir kadınsın. Allah, onlara yazıp takdir ettiğini sana da yazıp takdir etmiştir. Sen haccında ol, kim bilir Allah sana umreyi de nasip eder." Haccımdan çıktım, nihayet
Mina'ya geldik. Mina'da temizlendim. Sonra Mina'dan çıkıp Beyt'e geldim. Sonra onunla başka bir grup içinde çıktım. Derken Muhas-sab'da konakladı, onunla birlikte biz de konakladık. Sonra (kardeşim) Abdurrahman bin Ebî Bekr'i çağırıp: "Haydi kız kardeşini haremden çıkart, umreye niyet etsin. Umreyi bitirip buraya gelin. Ben sizi buraya gelinceye kadar bekliyeceğim" dedi.
Çıktık, Tavaftan fariğ olduktan sonra seher vakti ona geldim; sordu:
"Umreyi bitirdiniz mi?"
"Evet."
Ondan sonra ashabına hareket emrini verdi, herkes gitmeye başladı. Kendisi de Medine'ye müteveccihen hareket etti.
[Tirmizî hâriç. Altı hadis imamı.][248]
3363- Onun rivayetlerindendir:  "Beyt-i Şerife uğradı, sabah namazından önce tavaf etti, sonra Medine'ye doğru yola çıktı."[249]

3364- Bir başka rivayette:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile yola çıktık, hacdan başka bir şey düşünmüyorduk. Nihayet Şerife geldik." Benzerini zikretti. Ayrıca onda şöyle geçer:
"Mekke'ye varınca, onu (haccınızı) umre yapın!" buyurdu. Bunun üzerine insanlar ihramdan çıktılar, beraberinde kurbanları bulunanlar müstesna. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Bekr, Ömer ve zenginlerin kurbanı vardı.
O rivayette yine şöyle geçmektedir:
"(Mina dönüşü el-Muhassab mevkiinde geçirilen) Hasbe gecesi olunca, dedim ki:
«Ey Allah'ın Resulü! İnsanlar hac ve umreyi yapmış olarak dönüyorlar; ben sadece hac yapmış olarak dönüyorum.»
Bunun üzerine Abdurrahman bin Ebî Bekr'e emretti, beni devesinde terkisine aldı, o kadar küçüktüm ki uyukladığım zaman semerin ağacına yüzüm değdiğini hatırlıyorum. Nihayet Ten'îm'e vardık. İnsanların umresine mukabil biz de orada umre için ihrama bürünüp niyetlendik."[250]

3365- Bir başka rivayette: "Veda haccın-da Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile çıktık, kimimiz hacca, kimimiz de umreye niyetlenmiştik. Mekke'ye geldik; şöyle buyurdu:
«Kim umre için ihrama girmişse ve de eğer kurbanı yoksa ihramdan çıksın. Kurbanı olanlar yerinde kurbanını kesinceye dek çıkmasın. Kim de hacca niyet etmişse haccını tamamlasın.» Derken ben hayız oldum. Bu hay-zım Arefe gününe kadar devam etti. Oysa ben umreye niyetlenmiştim. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bana saçlarımı çözüp taranmamı ve umreyi bırakıp hacca niyetlenmemi emretti. Ve ben de haccımı yaptım.
Sonra kardeşim Abdurrahman'ı benimle gönderdi. Ten'îm'e vardık, oradan umreye niyetlenip geri geldik ve umremi de tamamladım."[251]

3366- Bir başka rivayette: "Biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile, Zi'l-Hicck ayının gereği olarak (hac niyetiyle) çıktık, şöyle buyurdu:
"Kim umreye niyyetlenip ihram giymek is-e, niyetlenip ihram giysin, kim de hac için  giyip niyetlenmek isterse yapsın. Eğer idi kurban almasaydım, umreye niyetlenir-dm.» Bunun üzerine onlardan bir kısmı um-«cye. diğer bir kısmı ise hacca niyetlendi. Ben de umreye niyetlenenler arasındaydım." Ben-«rini zikretti. Ancak onda şöyle geçer:
"Allah ona hem haccı ve hem de umreyi sasip etti. Bundan dolayı ne kurban, ne sadaka ve ne de oruç gerekmedi."[252]

3367- Bir başka rivayette: «Biz Allah Re-aâlü sallallahu aleyhi ve sellem ile ancak hac aksadıyla yola çıktık. (Mekke'ye gelince Beyt'i tavaf ettik. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem "Kim kurban sevk etmemişse ihramdan çıkabilir" diye emretti. Bunun üzerine Kurban sevk etmeyenler ihramdan çıktılar. Ha-
nımları da kurban sevk etmedikleri için ihramdan çıktılar. Ben hayız oldum ve tavaf edemedim. (Mina dönüşü el-Muhassab mevkiinde geçirilen) Hasbe gecesi olunca dedim ki:
"Ey Allah'ın Resulü! İnsanlar hac ve umreyi îfâ etmiş olarak dönüyorlar. Ben ise sadece hac ile dönüyorum." Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Mekke'ye geldiğimiz gecelerde (günlerde) tavaf etmemiş miydin?"
"Hayır!" dedim. Şöyle buyurdu: "Kardeşinle birlikte Ten'îm'e git, orada umrene niyetlen, sonra umreyi îfâ ettikten sonra şu yere gel. Randevumuz orası olsun."
Safiyye dedi ki: "Sanıyorum sizi ancak ben alıkoyacağım."
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Allah hayrını versin. Kurban bayramı günü sen Beyt'i tavaf etmemiş miydin?"
"Evet!" dedi. "Öyleyse sana bir sakınca yoktur, haydi dön!" Âişe dedi ki: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'ye girerken, ben de oradan çıkarken, bana rastladı."[253]

3368- Bir diğer rivayette: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile telbiye ederek çıktık, ne hacdan ve ne de umreden sözedi-yorduk." Benzerini zikretti.[254]

3369- Başka bir rivayette: Dedi ki:
"Ey Allah'ın Resulü! Sen umre yaptın; ben yapmadım."
Buyurdu ki: "Ey Abdurrahman! Haydi kız kardeşini götür. Ten îm'den umreye niyetlensin." Bunun üzerine devesinde arkasına aldı ve ona umre yaptırdı.[255]

3370- Bir başka rivayette:
"Umre için niyet etti, geldi Beyt'i tavaf etmeden hayız oldu. Tavafın dışında bütün hac ibadetlerini îfâ etti; sonra hac için niyetlendi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ona Bayram günü şöyle dedi: «Haccın ve umren için tavaf etme imkânın vardır.» Fakat o kaçındı; bunun üzerine onu Abdurrahman ile Ten'îm'e gönderdi. Hacdan sonra ıimrp yaptı.[256]

3371- Ebû Mûsâ radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim. O, Bathâ'da mola vermekte idi. Dedi ki: "Neye niyet ettin?"
"Allah Resulü ne için niyet edip ihrama girmiş ise, ben de onun için niyet edip ihrama girdim."
"Peki kurban getirdin mi?"
"Hayır."
"Öyleyse Beyt'i ziyaret et, Safa ve Merve arasında da sa'y et ve ihramdan çık!" buyurdu. Bunun üzerine Beyt-i şerifi tavaf ettim, Safa ile Merve arasında da sa'y ettim. Sonra kavmimden bir kadına vardım, başımı yıkayıp taradı.
İşte ben insanlara böyle fetva verirdim. Ebû Bekr'in hilâfeti zamanında bana soranlara hep bu fetvayı verdim. O ölüp Ömer başa geçince, ben hac mevsiminde ayakta dururken bir adam geldi ve şöyle dedi:
"Sen verdiğin fetvanda teenni ile hareket et. Çünkü mü'minlerin emîrinin hac ibâdetleri hakkında ne ihdas ettiğini bilmiyorsun!" Dedim ki:
"Ey İnsanlar! Kime bir şey hakkında fetva vermişsem teenni ile hareket etsin. İşte mü'minlerin emîri geliyor, siz ona uyun!"
O geldiği zaman şöyle dedim: "Ey Mü'minlerin emin! Senin hac ibadetleri hakkında ihdas ettiğin ve benim duyduğum şey nedir?"
Şu cevabı verdi: "Biz Allah'ın Kitâbında-kini alırız. O, şöyle buyurmuştur: «Allah için haca ve umreyi tamamlayın!» «Yine biz Allah Resulü'nün sünnetini alırız.» O şöyle buyurmuştur: «Menâsikinizi benden alınız!» Biliyorsunuz ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kurban kesinceye kadar ihramdan çıkmamıştır." [Buhârî, Müslim ve Nesâî][257]

3372- Bir rivayette: Ona (Ebû Musa'ya) Ömer şöyle dedi: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ve ashabının bunu yaptığını biliyorum. Ama halkın Erâk denilen yerde kadınlarla cima ederek, sonra başlarından su damlar halde hacca gitmeye devam etmelerini hoş karşılamadım."[258]

3373- Ca'fer bin Muhammed bin Ali radiyallahu anh'dan, o da babasından, dedi ki:
Câbir'in yanına girdik. Yanma girenlerin kimler olduğunu sordu. Nihayet sıra bana geldi; ben: "Muhammed bin Ali bin el-Hüse-yin'im" dedim. Eliyle başıma uzanarak üst düğmemi çözdü, sonra alt düğmemi de çözdü. Sonra elini iki memem arasına koydu, ben o zaman genç bir delikanlıydım. Bana şöyle dedi:
"Merhaba sana ey Kardeşimin oğlu! İstediğini sor!" Ona sordum, gözleri görmüyordu (âmâ idi). Namaz vakti gelmişti. Dokunmuş bir elbiseye bürünmüş bir halde kalktı. Ne zaman onu omuzuna alsa bir tarafı kendisine doğru sarkıyordu; çünkü küçüktü. Cübbesi de yanıbaşmda askıda asılı duruyordu. Onunla namaz kıldırdı.
Dedim ki: "Bana Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in haccını anlatın." Parmakları ile dokuz saydı ve şöyle dedi: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem dokuz sene bekledi. Bu müddet zarfında haccetmedi. Onuncu yılında hacca gideceğini halka
ilan etti. Bunun üzerine Medine'ye ülkenin her yanından dalga dalga insanlar akın etti. Hepsi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'e uymak, onun hac ibadetlerini nasıl yaptığını takip etmek ve tıpkı onun gibi yapmak istiyorlardı.
Onunla beraber yola çıktık, Zü'1-Huley-fe'ye gelince, Esma bint Ümeys, Muham-rned bin Ebî Bekr'i doğurdu. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e haber gönderip ne yapacağı hakkında bilgi istedi. Resûlullah ona «Yıkan, pamuk bağla ve sıkı sar, sonra da ihram giy!» diye haber gönderdi. Sonra Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem oradaki mescidde namaz kıldırdı. Sonra devesi Kasvâ'ya bindi, onunla Beydâ'ya çıkınca, bir baktım ki önü, arkası, sağı ve solu insanlarla doluydu. Kimisi süvari idi, kimisi de yaya yürüyordu.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem aramızdaydı. Ona Kur'an inerdi, mânâsını çok iyi bilirdi. O, onunla amel ederdi, biz de
ona uyup amel ederdik. Hacca niyet edip tevhîdle şöyle telbiye getirdi: «Lebbeyk Al-lahümme lebbeyk! Lebbeyk! Lâ şerike leke lebbeyk. Inne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk. Lâ şerîke lek (^Tekrar ibadet sana Allahım, tekrar icabet sana. Tekrar icabet sana, senin hiç ortağın yoktur. Tekrar icabet sana! Hamd ve nimet sana mahsustur. Mülk te senindir. Hiçbir ortağın yoktur).» Onun ardından bütün insanlar da aynı şeyi söylediler. Telbiyede bulundular. Onların bu durumuna hiçbir itirazda bulunmadı. Bu sırada o kendi telbiyesine devam etti. Hacdan başka hiçbir gaye ve niyetimiz yoktu. Umre nedir bilmiyorduk. Onunla birlikte Beyt-i Şerîf'e geldiğimizde Rükn'ü (Hace-rü'1-Esved'i) istilâm etti. Üç kere hızlı yürüyüşle, dört kere de normal yürüyüşle tavaf yaptı. Sonra Makâm-ı İbrahim'e gidip «Ve'ttehizû min makami İbrâhîme musalla» âyetini (Bakara, 125) okudu. Makâm'ı, Kabe ile kendi arasına aldı. Babam şöyle derdi: Makamda kıldığı her iki rekatta da Kul hüvellahu ehad ile Kul yâ eyyühe7-ÂTâ/»'M-ne sûrelerini okurdu. Sonra tekrar Rükn'e gidip istilâm ederdi. Sonra Safa kapısından çıkıp doğru Safâ'ya gitti. Safâ'da «İnne's-safâ ve'l-mervete min şeâirillah» âyetini (Bakara, 158) okuyarak «Allah'ın başladığı yerden başlıyorum» diyerek Safâ'dan başladı. Yukarıya çıkıp Beyt-i Şerifi gördü. Kıbleye yönelip Allah'ı tevhid etti ve O'nu yüceltti, tekbir getirdi ve şöyle dedi: «Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerîke leh. Lehü' l-mül-kü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (=Allah 'tan başka hiçbir ilah yoktur. Birdir, şeriki yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O her şeye gücü yetendir). Lâ ilahe illallahu vahdeh. Enceze va'deh. Ve nasere abdeh. Ve hezemel-ehzâbe vahdeh (=Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Birdir. Sözünü yerine getirmiştir. Kuluna yardım etmiştir. Orduları tek başına yenmiştir).» Sonra bunun arasında dua etti. Bunu tam üç kere söyledi. Sonra Merve'ye indi, iki ayağı vadinin içine varınca, hızlandı. (Vadiden) yukarıya çıkınca mutad olarak yürüdü. Merve'ye gelince, Safâ'da yaptığı gibi yaptı. Tavafın (sa'yın) sonunu Merve'de bitirdi. Şöyle dedi:                                              
«Daha önce bu düşüncede olsaydım, Kurban getirmezdim de bunu (haca) umre yapardım. Kimin yanında kurban yoksa hemen ihramdan çıksın ve bunu umre yapsın.»
Surâka bin Mâlik bin Cü'şum kalkıp şöyle dedi:
«Ey Allah'ın Resulü! Bu sadece bu yıla mı mahsustur, yoksa her zaman için mi?»
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, parmaklarını birbirine geçirdi ve iki kere: «İşte umre, hac ile böyle birleşmiştir! Bu yıla mahsus değil, her zaman bu böyledir» buyurdu.
Ali, Yemen'den Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem için develer getirdi. Fâtı-ma'yı ihramdan çıkanlar ve renkli elbiseler giyip sürmelenenler arasında buldu. Bu halini hoş karşılamayınca Fâtıma şu cevabı verdi:
«Bunu bana babam emretti.»
Ali, Irak'tayken şöyle derdi: Bunun üzerine hemen Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e gittim ve dedim ki: "Fâtıma'yı ihramdan çıkmış olarak gördüm, renkli elbise giymiş üstelik gözlerine de sürme sürmüş. Neden böyle yaptığını kendisine sorunca, «Bunu bana babam emretti» dedi. Gerçekten ey Allah'ın Resulü bunu ona sen mi emrettin?"
"O doğru söyledi, doğru söyledi. Peki sen hacca niyetlenirken ne dedin?" buyurdu.
Şöyle dedim: "Allahım! Ben Allah Resulünün niyeti gibi niyet ediyorum, onun gibi ihrama girip telbiye getiriyorum." Dedi ki: "Beraberimde kurban vardır, sen ihramdan çıkma!"
Gerek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiği gerekse Ali'nin Yemen'den getirdiği kurbanların yekünü yüz tane idi.
İnsanların hepsi, ihramdan çıktılar ve traş oldular. Ancak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberinde kurbanlar olanlar ihramdan çıkmadılar ve traş da olmadılar. Terviye günü olunca, doğru Mi-na'ya gittiler, hacca niyet ettiler. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem devesine binip gitti. Mina'da öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabahı kıldı. Güneş doğuncaya kadar biraz bekledi. Emretti; kıldan olan çadırı Nemire denilen yere kuruldu.
Sonra yoluna devam etti. Kureyş kendilerinin Cahiliyet devrinde yaptıkları gibi onun da Müzdelife'de Meş'ar-i Haram'da duracağında şüphe etmiyorlardı. Halbuki o, oradan geçip gitti, Arafat'a vardı. Çadırın Nemire'de kurulduğunu gördü. Oraya inip konakladı. Güneş tepeden meyledince emretti, Kasvâ'sı hazırlandı. Ona binip doğru vadinin içine geldi ve orada insanlara şöyle hitap etti:
"Kanlarınız, mallarınız birbirlerinize, bu gününüzdeki hürmet gibi, bu ayınızdaki hürmet gibi, bu beldenizdeki hürmet gibi haramdır.
Cahiliyetten kalma her türlü âdet ve gelenekler ayağımın altındadır, kaldırılmıştır. Cahiliyetten kalma kan davası da kaldırılmıştır.
Kanlarınızdan ilk kaldırdığım kan, İbn Rabîa bin el-Hâris'in kanıdır. O Sa'd oğullarında süt annesindeydi. Hüzeyl kabilesi onu öldürmüştü.
Cahiliyetten kalma ribâ (faiz) da kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım ribâ, el-Abbâs bin Ab-d? l-Muttalib'in ribâsıdır. Onun hepsi kaldırılmıştır.
Kadınlar hakkında Allah'tan korkun. Çünkü siz onları Allah'ın emânı ile aldınız, ferç-lerini Allah! in kelimesiyle helâl saydınız.
Sizin onlar üzerindeki haklarınız; onların evlerinize hoşlanmadığınız kimselerden hiçbirini almamalarıdır. Bunu yaparlarsa onları, zarar vermeyecek şekilde dövün!
Onların sizin üzerinizde olan hakları; örfe göre yemek, içmek ve giyimleridir.
Size bir şey bırakıyorum, ona sarılırsanız asla sapıtmazsınız; o, Allah'ın kitabıdır. Size benden soracaklar, ya siz ne diyeceksiniz?"
Şöyle dediler: "Biz şehâdet ediyoruz ki, sen tebliğ ettin, görevini yerine getirdin, öğüt verdin." Bunun üzerine şehâdet parmağını göğe kaldırıp insanlara karşı çevirerek üç kere: "Allahım! Şahit ol, Allahım şahit ol, Alla-hım şahit ol!" dedi.
Ondan sonra Bilâl ezan okudu, kamet getirdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem öğle namazını kıldırdı. Sonra yine kamet getirdi, ikindi namazını kıldırdı. Bu iki namaz arasında hiçbir şey kılmadı. Sonra Kasvâ'ya binip vakfe yerine geldi. Devesinin karnını kayalara doğru, yayaların toplandığı yerin önüne alıp kıbleye karşı durarak (dua etti). Bu vakfesi Güneş batıncaya kadar devam etti. Ondan sora Üsâme'yi terkisine alarak devesini mahmuzladı. Dizginini sıkı tutup hızlandırdı. Hatta yularını o kadar kaşınıştı ki neredeyse başı semerinin altındaki deriye çarpıyordu. Bir yandan da insanlara eliyle "Sükûneti muhafaza edin, sükûneti muhafaza edin" diye işaret ediyordu. Kum tepeciklerinden herhangi birine geldiğinde düze çıkıncaya kadar dizgini biraz gevşetiyordu. Nihayet Müzdelife'ye geldi. Orada bir ezan, iki kametle cem-i tehîr olarak akşamla yatsıyı bir arada kıldırdı. Aralarında hiçbir şey (nafile) kılmadı. Tan yeri ağann-caya kadar uzanıp yattı. Sabah olunca bir ezan, bir kametle sabah namazını kıldırdı. Sonra Kasvâ'ya binip Meş'ar-i haram'a vardı. Üstüne çıktı, kıbleye karşı durup Allah'a hamd etti, tekbir ve tehlü getirdi. O'nun birliğini haykırdı. Güneş doğmadan hava iyice aydınlanmcaya dek vakfeye durdu. Güneş doğmadan Fadl bin Abbâs'ı da terkisine alarak devesine bindi. Fadl saçı güzel, beyaz tenli ve yakışıklı idi. Güzel kadınlar yoldan geçerken, Fadl onlara bakmaya başladı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem yüzüne elini koyunca, bu defa Fadl öbür yandan bakmaya başladı. Yine elini yüzüne koyunca öbür tarafa çevirip yine bakmaya başladı. Nihayet Batn-ı Muhassir'e vardılar. Devesini biraz hareketlendirip Cemretü'l-Kübrâ'ya çıkan orta yola girdi. Nihayet ağacın yanında bulunan Cemre'ye geldi, ona yedi taş attı ve her atışında tekbir getirdi. Onları vadinin içinden attı. Sonra kurban kesilen yere gitti, eliyle altmışüç deve kesti.
Sonra (bıçağı) Ali'ye verdi; onları da o kesti. Ali'yi kurbana ortak etmişti. Sonra her deveden bir parça et alınıp tencereye kondu
ve pişirildi; sonra beraberce yediler. Çorbasından da içtiler.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sonra devesine binip Beyt-i şerife gitti. Mekke'de öğle namazını kıldırdı. Abdu'l-Muttalip oğulları zemzemden su çekip içiyorlardı. Onların yanma varıp şöyle dedi: "Ey Abdulmut-talib oğulları! Su çekin! Eğer insanlar yanınızda kalabalık yapmalarından korkmasay-dım ben de sizinle beraber su çekerdim," dedi. Ona kovayı uzatıp verdiler, doya doya zemzemden içti.
[Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî][259]

3374- Diğer rivayet: "Cahiliye Arapları ebû Seyyâre'yi onların arkasından çıplak bir eşek üzerinde göndermişlerdir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Müzdelife'den Meş'ar-i haram'a geçince, onun bu kadarla yetineceğinde (yani orada konaklıyacağında) şüphe etmediler." Benzeri rivayet.[260]

3375- Diğer rivayet: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Ben kurbanı burada kestim. Ama Mina'nın her yerinde kurban kesilebilir. Evlerinizde, çadırlarınızda kesebilirsiniz. Ben burada vakfeye durdum, amma Arafat' in her yeri vakfe yeri olur. Burada durdum ama, (Arafat'ın) hepsi mevkiftir. Her yerinde vakfeye durulabilir."[261]

Tavaf


3376- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı, Mekke'ye geldiler. Yesrip (Medine) sıtması onları zayıflatmıştı. Müşrikler dediler ki: "Yarın size, sıtmanın güçsüz düşürdüğü bir kavim gelecektir. Fırsatı değerlendirin." (Onları seyretmek için) Hicr'in arkasına oturdular. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ashabına, müşriklerin onlara bahadırlıklarını görmeleri için, tavafın üç şavtmda (dolanmasında) hızlı geçiş yapmalarını, iki rükün arasında da dört kere normal yürümelerini emretti.
Bunun üzerine müşrikler şöyle demekten kendilerini alamadılar: "Medine sıtmasının güçsüz düşürdüğünü söyledikleriniz bunlar mıdır? Bunlar bizden falan ve falancalardan bile daha güçlüdürler."
(İbn Abbâs dedi ki:) "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, ashabının güçleri yerinde kalsın diye merhametinden tavafın şavtlarmın (dolanmalarının) tümünü hızlı ve hareketli yapmalarını emretmedi." [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][262]

3377- Diğer rivayet: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ihramını sağ koltuğunun altından çıkartıp sol omuzuna attı. İstilâm etti, tekbir getirip üç kere hızlı tavaf etti. Rüknü Yemânî'ye  ulaşıp  Kureyş'in  gözlerinden uzaklaştıklarında normal yürüyorlardı; onlara göründüklerinde gene hızlanıyorlardı. Bunun üzerine Kureyş şöyle diyordu: «Bakın şunlara sanki birer ceylan.» İşte ondan sonra tavafın bu şekli sünnet olmuştur."[263]

3378- Ebu't-Tufeyl radiyallahu anh'dan: İbn Abbâs'a dedim ki: "Kavmin Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in Beyt-i şerifi hızlı tavaf ettiğini ve bunun sünnet olduğunu iddia ediyor.(Ne diyorsun?)" Cevap verdi:
"Hem doğru, hem de yanlış söylediler." Dedim ki:
"Doğru söyledikleri nedir? Yalan söyledikleri nedir?" Cevap verdi:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in remlettiği (tavafın bir kısmında hızlı yürüdüğü) hususunda doğru söylediler. Ama «sünnettir» sözleri yalandır. Çünkü sünnet değildir. Kureyş, Hudeybiye zamanında dediler ki: «Muhammed ve ashabını bırakın. Burun kurtlan gibi ölsünler.» Lâkin iyileşip de ertesi sene ashâbıyla, üç gün kalmak üzere Mekke'ye geldiklerinde müşrikler Kuaykiân dağı yönünden geldiler. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ashabına: «Tavafın üç şavtında (dolanmasında) hızlı ve kahramanca yürüyün!» emrini verdi.
İşte onun (remelin) sebebi budur. Bu nedenle bu, sünnet değildir."
Dedim ki: "Kavmin, yine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Safa ile Merve arasında devesinin üstünde sa'y etti, onun için bu sünnettir" diyor. Cevap verdi:
"Onlar hem doğru, hem de yalan söylediler."
"Peki doğru söyledikleri nedir; yalan söyledikleri nedir?"
"Safa ile Merve arasında deve üstünde sa'y etmiştir, sözünü doğru söylediler. «Sünnettir» sözünde yalan söylediler; çünkü sünnet değildir. İnsanlar Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in etrafını sarmıştı, ondan ayrılmıyorlardı. Deve üstünde sa'y etti ki kendisi-
ni rahatça görüp sözünü işitebilsinler, yerini görebilsinler, elleriyle kendisini rahatsız etmesinler diye." [Müslim ve aynı lafızla Ebû Dâvud.][264]

3379- Câbir radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Hacerü'l-Esved'den başlayarak yine ona varıncaya kadar üç tavafını hızlı ve bahadırca yaptı." [Müslim, Muvatta', Tirmizî ve Nesâî.][265]

3380- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, Mekke'de ihram giydiği zaman, Mina'dan dönünceye kadar ne tavaf ederdi ve ne de Safa ile Merve arasında sa'y ederdi. Yine Mekke'de ihram giydiği zaman, tavafta remel yapmazdı." [Mâlik][266]

3381- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,
Mekke dönüşünde yaptığı tavafın yedisinde de remel yapmazdı (yani hızlı ve bahadırca yürümezdi)."[267]

3382- Eşlem radiyallahu anh'dan: Ömer'in şöyle dediğini duydum: "Omuzları açarak kahramanca yürümeye
(remele) artık ne gerek var? Allah İslâm'a güç vermiş, küfrü ve ehlini yok etmiştir. Amma ne var ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber yaptığımız şeyi terk etmeyiz. Remele devam ederiz." [İki rivayet de Ebû Davud'a aittir.][268]

3383- Ya'lâ bin Ümeyye radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, bir ucunu sağ koltuğunun altından çıkarıp sol omuzuna koyduğu yeşil hırka ile tavaf etti." [Tirmizî ve aynı lafızla Ebû Dâvud.][269]

3384- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: İbn Cüreyc, İbn Ömer'e: "Arkadaşlarından hiç kimsenin yapmadığı dört şeyi, yaparken seni gördüm" deyince, "Ey İbn Cüreyc nedir onlar?" diye sordu.
"İki Yemânî rükünden başka hiçbir rükne dokunmuyorsun (istilâm etmiyorsun); sebtiy-ye pabuçları giyiyorsun; saç-sakalım sarıya boyuyorsun; Mekke'de halk Ay'ı gördüklerinde niyet edip ihrama bürünüyorlar; sen ise Terviye gününe kadar niyet edip ihram giymiyor, telbiye getirmiyorsun" dedi. Bunun üzerine İbn Ömer ona şu cevabı verdi: "Rükünlere gelince, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in Yemânî rükünlerinden başka hiçbir rüküne dokunduğunu görmedim. Sebtî pabuçlara gelince; onları giymemin sebebi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in kılsız ayakkabı giydiğini görmemdir. O pabuç ayağındayken çıkartmadan abdest alırdı. Onun için ben de onu giymekten hoşlanıyorum. Sarı renge gelince, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in onunla boyandığını gördüm, ben de sırf bunun için onunla boyanmayı seviyorum. İhlâle (niyet edip ihram giymeğe) gelince; Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in devesi hazırlanıp yola hazır oluncaya kadar, niyet edip ihram giyerek telbiye ettiğini görmedim."
[Buhârî, Müslim, Muratta' ve Ebû Dâvud.][270]

3385- Amr bin Şuayb radiyallahu anh'-dan, o da babasından:
"Abdullah b. Amr ile tavaf ettim (babasını kastediyor) Kabe'nin arkasına gelince «Allah'a sığınmayacak mısın?» dedim. «Allah'a ateşten sığınırız» dedi.
Sonra geçip gitti, Hacer-i Esved'i istilâm etti. Rükünle Kabe'nin kapısı arasında durdu, göğsünü, yüzünü, kollarını ve avuçlarını böylece koyup iyice yaydı ve şöyle dedi: «Ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in böyle yaptığını gördüm»." [Ebû Dâvud][271]

3386- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Ebû't-Tufeyl dedi ki: İbn Abbâs ile beraberdim. Muâviye ise geçtiği rüknü mutlaka istilâm ediyordu. Bunun üzerine İbn Abbâs ona dedi ki:
«Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in, Hacer-i Esved'le Rükn-ü Yemânî'den başkasını istilâm etmediğini gördüm.» Bunun üzerine Muâviye:              
«Beytullah'ın hiçbir şeyi istilâmsız bırakılmaz» dedi." [Buhârî, Müslim ve lafzıyla Tirmizî.][272]

3287- Ahmed, Sahîh ricali kanalıyla naklettiği rivayette (yukardakinin aksine) dört rükünü istilâm eden ve "Bu Beyt'in hiçbir şeyi (istilâmsız) bırakılmaz" diyen İbn Abbâs'tır.
Şu'be der ki: "İnsanlar bu hadiste ihtilâf etmişlerdir."[273]
3288- Hanzale'den:
"Tâvus'u gördüm. Hacerü'l-Esved'in yanında kalabalık gördüğü zaman, aralarına karışıp zahmete katlanmazdı (uzaktan istilâmla yetinirdi). Boş ve tenha bulduğu zaman yanına gider onu üç kere öperdi. «İbn Abbâs ta işte böyle yapardı» derdi."
İbn Abbâs da: "Ben de Ömer'in böyle yaptığını ve (Hacer'e) şöyle dediğini gördüm" dedi:
"Sen ne bir fayda ve ne de zarar vermeyen bir taşsın. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in seni öptüğünü görmeseydim, ben de öpmezdim."
Sonra Ömer şöyle dedi: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in böyle yaptığını gördüm." [Nesâî][274]

3389- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Ona Âişe'nin "Hicr'ın (yani Kabe'nin kuzeybatısındaki  arazinin) bir kısmı Beyt'in parçası değildir" sözü iletilince, şöyle dedi: "Vallahi zannediyorum ki Âişe bunu Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'den duymuştur da söylemiştir. Sanırım Allah Resulü de (Hicr sınırları içinde olan rükünleri) istilâm etmeyi bu yüzden terk etmiştir. Ben böyle sanıyorum. Çünkü o, Beyt'in temellerinden değildir. İnsanların da tavaf esnasında Hicr'ın arkasından dolaşmaları bu yüzdendir."
[Ebû Dâvud][275]

3390- Ubeyd bin Umeyr radiyallahu anh'dan:
İbn Ömer, kalabalığa karışıp o iki rükne el sürerdi. Dedim ki: "Sen Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından hiç kimse-
nin yapmadığı şekilde rükünler üzerine abanıyorsun." Şu cevabı verdi: "Bunu yapıyorsam elbette bir sebebi vardır: Allah Resulü sallal-lahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum: «O ikisine el sürmek, hatalara bir keffârettir.» Yine şöyle dediğini duydum:
«Kim bu Beyt'i bir hafta (sayarak) tavaf ederse bir köle azat etmiş gibi olur.» Yine şöyle dediğini duydum: «Kişinin attığı her adım karşılığında, Allah bir günahını düşürür, ona bir de sevab yazar»."
[Nesâî ve aynı lafızla Tirmizî.][276]

3391- İbn Avf radiyallahu anh'dan:
Bir adamın şöyle dediğini duydum: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Ömer'e hitaben şöyle dedi: "Ey Hafs'ın babası! Sen güçlü bir adamsın, güçsüze eziyet etme! Rüknü (Haceru' l-Esvea" i) sakin (kimsesiz) görürsen, istilâm et, aksi halde tekbir al (Allahu ek-ber, de ve yürü!)"
Dedi ki: Ömer'in de bir adama, şöyle dediğini duydum:
"Gücünün sayesinde insanlara eziyet etme!" IRezîh][277]

3392- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Ömer'i Hacer'i öperken gördüm, üzerine secde etti, sonra dönüp yine öptü. Sonra yine üzerinde secde etti. Ve dedi ki: "İşte ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in böyle yaptığını gördüm." [Ebû Ya'lâ ve Bezzâr.][278]

3393- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,Haceru'1-Esved'i öper ve üzerine yanağını koyardı." [Ebû Ya'lâ zayıf'bir senedle.][279]

3394- Urve radiyallahu anh'dan: Abdullah bin ez-Zübeyr, tavaf esnasında
yedilerin arasını birleştirir ve hızlı yürürdü; Âişe'nin de böyle yaptığını ve en sonunda her
yedi için iki rekat (tavaf namazı) kıldığını söylerdi. [Rezîn][280]

3395- Abdurrahman bin Abdi'1-Kârî radiyallahu anh'dan:
O, sabah namazından sonra Beyt-i şerifi Ömer'le birlikte tavaf etmiş.
Ömer tavafı bitirince bakmış ve güneşi(n doğuşunu) görememiş. Hemen devesine binip Zû Tuvâ'da çöktürmüş, inip orada iki rekat (tavaf) namaz(ı) kılmış. [Mâlik][281]

3396- İsmail bin Ümeyye radiyallahu anh'dan:
Zührî'ye dedim ki: "Atâ, farz namazının, iki rekatlık tavaf namazına kâfi geleceğini söylüyor." Cevap verdi: "Sünnete uymak daha faziletlidir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, yedi şavtlı (dolanmalı) bir tavaf yaptı ve onun için iki rekatlı bir tavaf namazı kildi." [Baharı muallak olarak.][282]
              
3397- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Beyt' in etrafında tavaf etmek namaz gibidir. Dikkat edin tavaf esnasında siz konuşuyorsunuz; kim konuşursa ancak hayırla konuşsun." [Tirmizî][283]

3398- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Veda haccında Allah Resulü  sallallahu
aleyhi ve sellem, Beyt'i deve üzerinde tavaf etti. Rüknü, elindeki başı eğri değnek ile istilâm etti." [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][284]

3399- Bir rivayette:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Veda haccında Mekke'ye geldi, rahatsızdı. Onun için devesinin sırtında tavaf etti; Hace-ru'1-Esved'e her geldiğinde eğri değnekle onu istilâm etti. Tavafını bitirdiğinde devesini çöktürüp iki rekat namaz kıldı.[285]

3400- Safiyye bint Şeybe radiyallahu an-hâ'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, fetih yılı tavaf ettiğinde, devenin üzerinde tavaf etti. Hacer-i esved'i elindeki değnekle istilâm etti ve o esnada ben de onu seyrediyordum. [Ebû Davud][286]

3401- Câbir radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Veda haccında devesinin üstünde olduğu halde Beyt'i tavaf etti. Rüknü elindeki değnekle istilâm etti. Halk kendisini görsün, kendisi de halkı görsün ve ona sorsun diye Safa ile Mer-ve arasında da devesinin üstünde sa'y etti. Çünkü halk çok kalabalıktı.
[Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî][287]

3402- Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de şu eki yaptı:
"Abdullah bin Ümmü Mektûm'un yularından tuttuğu kulağı kesik devesinin üstünde belîğ bir şekilde konuştu."[288]

3403- Âmir bin Rabî'a radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, tavaf ederken pabucunun kayışı koptu. Bir adam onun yerine kendi pabucunun kayışını bağlamak isteyince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu çekip şöyle dedi: "Bu bir tercih ve üstünlüktür. Ben tercih ve üstünlüğü sevmem." [Ebû Ya'lâ ve Taberânî Mu'cemu'l-Kebtr ve Mu'cemu'l-Evsat'ta zayıf bh isnadla.][289]

3404- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Bir adam ona dedi ki: "Vakfe yerine gitmeden önce Beyt'i tavaf etmem doğru olur mu?" İbn Ömer "Evet, olur" dedi. Adam "Ama İbn Abbâs «Vakfe yerine gelmeden Beyt'i tavaf etme» derdi" deyince İbn Ömer şöyle cevap verdi: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, hac yaptı, vakfe yerine gitmeden önce Beyt-i Şerîf'i tavaf etti. Şayet doğru sözlü isen Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in sözüyle amel mi doğrudur, yoksa İbn Abbâs'ın sözüyle amel mi?"
[Nesâî ve aynı lafızla Müslim.][290]

3405- İbn Abbas radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, (Veda haccmda) Mekke'ye geldi, tavaf etti ve Safa ile Merve arasında sa'y etti. (Geldiği zaman yaptığı bu ilk tavaftan) sonra Arafat'tan dönünceye dek Kabe'ye bir daha yaklaşmadı." [Buhârî][291]

3406- Cübeyr bin Mut'im radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ey Abd-i Menâfoğulları, bu Beyt'i tavaf eden, gündüz ya da gecenin herhangi bir saatinde orada namaz kılan kimseye sakın engel olmayın!" [Sünen ashabı][292]

3407- Ebû'z-Zübeyr radiyallahu anh'dan: İbn Abbâs'ın, ikindiden sonra yedi kere tavaf yaptığını, sonra içinde ne yaptığını (yani tavaf namazı kılıp kılmadığını) bilemediğimiz hücresine girdiğini gördüm. Sabah namazından sonra güneş doğana kadar Beyt'in boş (ziyaretçisiz) olduğunu, ikindiden sonra da güneş batıncaya kadar orasını kimsenin tavaf etmediğini de gördüm. [Mâlik][293]

3408- İbn Abbâs ve Âişe radiyallahu an-humâ'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kurban (bayramının ilk) günü yapılacak farz tavafı geceye kadar tehir etti."
[Tirmizî ve aynı lafızla Ebû Dâvud.][294]

3409- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Kurban günü ziyaret tavafı yaptı. Sonra dönüp Mina'da öğle namazı kıldı.
Nâfi' der ki: "İbn Ömer de Kurban günü ifâda (ziyaret) tavafını yapardı. Sonra dönüp Mina'da öğle namazını kılar ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in de böyle yaptığını söylerdi." [Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.][295]

3410- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: İnsanlar hac bittikten sonra her yöne dağılıyorlardı. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Son ayrılışınız Beyt'i tavafla olsun (yani veda tavafı).' [Müslim ve Ebû Dâvud. |[296]

3411- Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Hiç kimse Beyt'i tavaf etmeden asla dönmesin. Çünkü hac ibadetlerinin sonuncusu, Beyt'in tavafıdır." [Mâlik][297]

3412- Diğer rivayet: "Ömer radiyallahu anh, Veda tavafı yapmadı diye bir adamı Mer-rü'z-Zahrân'dan geri çevirdi."[298]

3413- Nâfi'den, o da İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Aybaşı olan kadın, veda tavafını yapmadan dönmesin." Sonra dedi ki:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in onlara (o haldeki kadınlara veda tavafi yapmadan ayrılmalarına) izin verdiğini duydum." [Tirmizî][299]

3414- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Safiyye hayız oldu. Bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlatılınca: "O bizi burada hapis mi edecek?" deyince, şöyle dediler: "O (Arafat'tan dönüp) ziyaret tavafını yaptı."
"Öyleyse sakıncası (dolayısıyla beklemenize gerek) yoktur" buyurdu. [Altı hadis imamı.][300]

3415- Diğer rivayet: "Allah Resulü sallal-lahu aleyhi ve sellem hacdan dönmek istediğinde, Safiyye'yi çadırının önünde üzgün ve bitkin gördü. Çünkü hayz olmuştu. "Sen bizi burada alıkoydun, Allah senin hayrını versin" buyurdu. Sonra dedi ki:
"Kurban günü, sen ziyaret tavafı yapmış miydin?"
"Evet!" deyince: "Öyleyse ayrılabilirsin" buyurdu.[301]

3416- Diğer rivayet: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile haccettik. Kurban günü Arafat'tan döndük. Safiyye hayz oldu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ondan, her erkeğin karısından istediğini istedi. Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! O âdet görmüştür."
"Eyvah o bizi burada alıkoydu!" dedi. "Ey Allah'ın Resulü! O Arafat'dan döndüğünde ziyaret tavafı yapmıştı" dediklerinde: "Öyleyse haydi çıkın ve gidin!" buyurdu.[302]

3417- el-Hâris bin Abdillah el-Evsî radiyallahu anh'dan:
Ömer'e gelip, Kurban günü (Arafat dönüşü) Beyt'i tavaf ettikten sonra hayz olan kadın hakkında sordum. Şöyle dedi: "O tavaf onun son tavafı olur."
el-Hâris dedi ki: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de bana böyle fetva vermişti (dedim)."
Bunun üzerine Ömer, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e sorduğun bir şeyi, ben O'na muhalif fetva vermem için bana soruyorsun, elleri düşesice!"
[Tirmizî ve aynı lafızla Ebû Dâvud.][303]

3418- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Emir olmadıkları halde iki emir vardır: Bir grup insanlarla hac eden bir kadın, ziyaret tavafından önce hayız olur. İşte arkadaşları onun emri olmadan bir yere kımıldayamaz-lar. Bir de cenazeye iştirak eden adam, namazını kıldıktan sonra cenaze sahibinden izin almadan bir yere gidemez." [Bezzâr][304]

3419- İbn Cüreyc radiyallahu anh'dan, dedi ki:
Atâ b. Ebî Rebâh bana İbn Hişâm'ın, kadınları erkeklerle birlikte tavaf yapmaktan alıkoyduğunu bildirdi. O (Atâ) dedi ki: "Bunu nasıl yasaklar? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımları erkeklerle beraber tavaf etmişlerdir." (İbn Cüreyc) Dedim ki:
"Bu hicâb âyetinin (örtünme emrinin) inişinden sonra mı, yoksa önce miydi?"
"Ben onları örtünme emrinden sonra idrak ettim."
"Peki onlar, erkeklere nasıl karışırlardı?" dedim.
Atâ: "Onlar erkeklere karışmazlardı. Âişe, erkeklerden uzak bir halde tavaf ederdi de bir kadın şöyle derdi: "Ey mü'minlerin annesi! Çekil de biz de Hacer-i Esved'i istilâm edelim." O da "İstediğin şekilde git!" deyip yol vermeye razı olmazdı. Geceleri tanınmaz halde çıkıp karışık bir vaziyette tavaf ederlerdi. Lâkin Kabe'ye girmek istediklerinde adamlar çıkartılırdı. Sonra onlar girip rahatça tavaf ederlerdi. Ben Ubeyd bin Umeyr'le birlikte, Müzdelife'deki Sebîr dağının içinde mücavir olan Âişe'nin yanma giderdim." (İbn Cüreyc) Dedim ki:
"Onun (Âişe'nin o günkü) örtüsü ne idi?"
(Cevaben Atâ şöyle dedi:) "O, keçeden yapılmış bir Türk çadırındaydı. Bir de çadırın bir perdesi vardı. Aramızda o perdeden başka hiçbir şey yoktu. Âişe'nin üzerinde kendisini kapatan gül rengi bir gömlek vardı."[305]

3420- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Ey insanlar, söyleyeceklerimi benden iyi dinleyin, benim sizi iyi dinleyebileceğim tarzda da bana söyleyeceklerinizi dinletin! Sonra gidip, İbn Abbâs bunu dedi, şunu dedi, demeyin. Kim Beyt-i şerifi tavaf ederse, Hıcr'ın arkasından doğru tavaf etsin. Oraya sakın "hatîm" demeyin. Çünkü cahiliyette kişi yemin edip samimiyetinin göstergesi olarak kamçısını ya da pabucunu ve yahut okunu oraya bırakırdı." [İkisi de Buhârî'ye aittir.][306]

3421- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, başında bir yular veya başka bir şey bulunduğu halde Kabe'yi tavaf eden bir adamı gördü de onun yularını kesti."[307]

3422- Diğer rivayet: "Burnuna taktığı bir yularla birini götüren kişiyi gördü de hemen onun o yularım kesti ve (amâ olduğu için ona rehberlik yapan adama) elinden tutarak götürmesini emretti." [Buhârî, Ebû Dâvud ve Nesâî)[308]

3423- İbn Ebî Müleyke radiyallahu anh'dan:
Ömer Beyt'i tavaf eden cüzzamlı bir kadının yanından geçti. Şöyle dedi:
"Ey Allah'ın kadın kulu, insanlara eziyet etme! Evinde otursaydm senin için daha iyi olurdu." Ondan sonra evinde oturdu, bir daha tavafa çıkmadı. Ömer öldükten sonra bir adam onun yanına varıp dedi ki: "Seni mene-den adam öldü. Haydi çık ta tavaf et!" Şu cevabı verdi:
"Vallahi sağ iken itaat ettiğim kimseye ölü iken âsi gelmem!" [Mâlik][309]

3424- Mâlik radiyallahu anh'dan:
Bana ulaştığına göre, Sa'd bin Ebî Vak-kâs Arafat'a dar vakitte girdiği zaman (vakfeyi kaçırma endişesiyle) Beyt-i şerifi tavaf etmeden ve Safa ile Merve arasında sa'y etmeden önce Arafat'a giderdi. Oradan döndükten sonra tavaf ederdi. Tabü ki bu, vakti dar olarak çıkan kişi için bir genişliktir."[310]

3425- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Beyt'i tavaf etmek, Safa ile Merve arasında sa'y etmek, şeytanı taşlamak ancak Allah'ın şanını yüceltmek ve adını anmak için meşru kılınmıştır."
[Tirmizî ve aynı lafızla Ebû Dâvud.][311]

3426- Abdullah bin es-Sâib radiyallahu anh'dan:
O, İbn Abbâs'ı elinden tutup götürürdü ve onu kapıdan, Hacer-i esved ve Rükün'den sonraki üçüncü bölümde (Mültezem'de) durdururdu. İbn Abbâs ona şöyle derdi: "Bana bildirildiğine göre Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem burada namaz kılarmış." Öteki de: "Evet" deyince, (İbn Abbâs) kalkıp orada namaz kılmış. [Ebû Dâvud ve Nesâî][312]

3427- Abdullah bin es-Sâib radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in, iki rükün arasında tavaf ederken, şöyle dediğini duydum: "Rabbena âtina fi'd-dünyâ haseneten ve fıl-âhireti haseneten ve kına azâbe' n-nâr (=Ey Rabbimiz! Sen bize dünyada da, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru!)" [Ebû Dâvud][313]

3428- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, Hacerü'l-Esved'i istilâm ettiği zaman şunu okurdu:
«Allahümme îmânen ve tasdîkan bi-Kitâ-bike ve sünneti Nebiyyike (=Allahım! Senin kitabına, peygamberinin sünnetine imân ve tasdik ederek (tavafımı yapıyorum).» Ondan sonra da Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'e salât ü selâm getirirdi."
[Taberânî, Mu 'cemu'l-Evsat'ta.][314]

3429- Câbir radiyallahu anh'dan: Beyt'i görünce ellerini yukarıya kaldıran adam hakkında kendisine bir sual sorulunca, şöyle dedi: "Yahudilerden başka bunu yapan kimseyi görmedim. Biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber haccederdik de böyle bir şey yapmazdık."
[Sünen ashabı][315]

3430- İbn Abbas radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Eller ancak yedi yerde kaldırılır: Namaza başlarken, Mescid-i haram'a girerken, Kabe'yi gördüğünde, Safa'da dururken, Merve'de dururken, Arafat'ta vakfedeyken, Şeytanı taşlarken iki makamda."
[Taberânî, Mu'cemıı' I-Kebîr ve' I-Evsat'tu.][316]

3431- Huzeyfe bin Üseyd radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Beyt'i gördüğü zaman şöyle derdi:
"Allahım! Beyt'inin şerefini, tazimini, kerametini, iyilik ve heybetini artır!"
|Taberânî, Mu'cemıı'I-Kebîr ve'l-Evsat'ta zayıf bir senedle.][317]

3432- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, halkın «Benû Şeybe kapısı» diye adlandırdıkları Abdimenâfoğullannın kapısından içeriye girdi; biz de onunla beraber girdik.
Onunla Medine'ye dönerken, Hayyâtîn kapısı olan Bâbu'l-Hazûre'den çıktık."
[Taberânî, Mu'cemu'I-Evsat'ta. İsnadında Mervân bin ebî Mervân adlı bir râvi vardır.][318]

3433- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'dan:
"Bu Beyt'i tavaf edin ve bu taşı selâmlayın! Çünkü onlar cennetten inen iki taştır. Biri kaldırıldı, diğeri de kaldırılacaktır. Dediğim çıkmazsa, kabrimden geçen kimse: «Bu kabir, yalancı Abdullah bin Amr'ın kabridir" desin!'" [Taberânî, Mu'cemu'I-Kebîr'de][319]

3434- el-Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Beyt'i tavaf ederdi; tavaf ederken de su içerdi."
[Taberânî Mu'cemu'I-Kebfr'de ismi zikredilmeyen bir râvi kanalı ile.][320]

3435- Sa'd bin Mâlik radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile tavaf ettik; içimizden yedi kere tavaf eden, sekiz kere tavaf eden, bu sayıdan daha çok tavaf edenler oldu. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, bunlar hakkında: «Sakıncası yoktur» buyurdu." [Ahmed][321]


Sa'y Ve Beyt-i Şerîf'e Girmek


3436- Kesîr bin Cümhân radiyallahu anh'-dan:
İbn Ömer'i, sa'y edilecek yerde yürürken gördüm ve sordum:
"Sa'y edilen yerde yürüyorsun!" Cevap verdi: "Yürüyorsam, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yürüdüğünü gördüğüm için yürüdüm. Eğer sa'y ediyorsam anla ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in sa'y ettiğini görmüşümdür. Ben yaşlı bir adamım." |Siinen ashâbı|[322]

3437- Câbir radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Safa tepesinden inerken ağır ağır yürürdü. Aşağıya vadinin içine inince hızlanır ve vadiden çıkınca tekrar yavaşlardı." (Mâlik ve Nesâî][323]

3438- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:                
"Sa'y (mahalli), Benû Abbâd'ın evinden Ebû Hüseyinoğullannın sokağına kadardır."
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem tavaf ettiği zaman şavtlenn (dolanımın) üçünde hızlanır, dördünde ise normal yürürdü."
[Rezîn]
Derim ki: Bu Buhârîye aittir. Bunu Sa-hîh'inin "Bâbu ma câefi's-sa'yi beyne's-Safâ ve'l-Merve" bölümünde zikretmiştir.[324]

3439- Safiyye bint Şeybe radiyallahu an-hâ'dan, o da bir kadından:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in Batn-ı Mesîl'de koştuğunu ve şöyle dediğini gördüm: «Vadide düşmandan başka bir tehlike yok»." [Nesâî][325]

3440- Ahmed zayıf bvc senedle: "Üzerinize sa'y yazıldı (farz kılındı), öyleyse sa'y yapın!"[326]

3441- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,
Safa ile Merve arasında sırf müşriklere gücünü isbatlamak için koşmuştur." [Nesâî][327]

3442- Urve radiyallahu anh'dan: Âişe'ye, ben henüz çocuk iken: "Cenâb-ı Hakkın «Şüphe yok ki Safa ile Merve Allah'in şeâ'rinden (ibadetlerine vesile olan işaretlerdendir. Kim Bey t'i haccederse ya da umre yaparsa, bu ikisini tavaf etmesinde herhangi bir sakınca yoktur» kavlini (Bakara 178) okuyunca, onları tavaf etmeyenin günaha girmeyeceği (manasının da çıktığı)nı görüyorum" dedim o şöyle dedi: "Hayır! Senin dediğin gibi olsaydı, «Onları tavaf etmeyene herhangi bir günah terettüp etmez» şeklinde olmalıydı. Bu âyet, aslında Ensâr hakkında nazil olmuştur. Çünkü onlar (Cahiliyette), Menât putu için telbiye getirirlerdi. Menât ise Kudeyd hizasına düşüyordu. Bu sebeple Safa ile Merve arasındaki tavaftan sakınca duyarlardı. İslâm gelince, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e bu hususta sordular. Bunun üzerine Allah: «Safa ile Merve...» âyetini inzal buyurdu. Böylece onları tavaf etmekte bir sakınca olmadığını duyurdu."
Altı hadis imamı. İnşallah ileride bu âyetin tefsiri bölümünde onun (Âişe'nin) şu sözü gelecektir: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Safa ile Merve arasındaki tavafı sünnet kılmıştır. Bu nedenle hiç kimsenin onu terk etmeye hakkı yoktur."[328]

3443- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
O, İbn Ömer'in Safa ile Merve'de şu duayı yaptığını duymuş:
"Allahım! Sen buyurdun ki: «Bana dua edin, ben de duanızı kabul edeyim." Sen, verdiğin bu sözden dönmezsin. Allahım! Beni İslâm'a hidayet ettiğin gibi müslüman olarak canımı alıncaya dek imanımı kalbimden çıkartma!" [Mâlik][329]

3444- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Batn-ı Mesîl'de sa'y ettiği zaman şöyle derdi: "Allahümmeğfir verham! Ve ente'l-Eazzül-Ekrem  (-Allahım! Bağışla ve esirge!
Çünkü sen çok aziz ve pek kerîmsin)." [Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'U.)[330]

3445- Abdurrahman bin Tarık'dan, o da annesinden:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Ya'lâ'mn evini —Ubeydullah bin Ebî Yezîd onu unuttu— geçtiği zaman, Beyt'e karşı dönüp dua ederdi."
|Ebû Dâvud ve Nesâî][331]

3446- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, onun yanından sevinçli çıktı; sonra üzüntülü döndü. Sonra şöyle dedi: «Kabe'ye girdim, fakat pişman oldum. Şu andakini daha önce düşünseydim oraya girmezdim. Çünkü böyle yapmakla ümmetimi güç duruma soktuğumdan korkuyorum»."
[Tirmizî ve Ebû Dâvud. |[332]

3447- Abdullah bin Ebî Evfâ radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, umre yaptı. Biz de onunla beraber umre yaptık. Mekke'ye girdiğinde tavaf etti, biz de kendisiyle tavaf ettik. Safa ile Mer-ve'ye geldi biz de onunla geldik. Kimse ona —ok veya taş— atmasın diye biz, siper olup koruyorduk." Bir arkadaşım ona (İbn Ev-fâ'ya) dedi ki:
"O, Kabe'ye girdi mi?"
"Hayır" dedi.
IBuhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.][333]

3448- Üsâme radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Kabe'nin içine girdi; her tarafında teşbih getirdi, namaz kılmadan çıktı. Mâkam-ı İbrâ-hîm'in arkasında iki rekat namaz kıldı." [Müslim ve aym lafızla Nesâî.][334]

3449- Onun (Nesâî'nin) şöyle bir rivayeti daha vardır:
"O ve Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem içeri girdi ve Bilâl'e kapıyı kapatmasını emretti.
Beyt, o zaman altı temel üzerinde idi. Yürüdü, Kabe'nin kapısından hemen sonra gelen iki direk arasına varınca oturdu, Allah'a hamd ü senada bulundu. O'ndan dilekte bulundu, bağışlanmasını da istedi. Sonra kalkıp Kabe'nin arkasına doğru gitti, yüzünü ve yanağını üzerine koyup Allah'a hamd ü sena etti. O'ndan diledi ve bağışlanmasını istedi. Sonra Kabe'nin rükünlerinden her bi-
rine gidip tekbir, tehlil, teşbih, Allah'a sena, istek ve istiğfarla onları selâmladı. Sonra çıkıp yüzünü Kabe'ye çevirerek iki rekat namaz kıldı ve sonra: «İşte kıble budur!» buyurdu."[335]

3450- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke'ye geldiğinde Beyt'te putlar bulunduğu için içeriye girmekten kaçındı ve putların oradan çıkartılmasını emretti. İçinden İbrâ-hîm ile İsmail'in ellerinde fal okları bulundukları halde yapılmış resimlerini (heykellerini) çıkardılar. Şöyle dedi:
«Allah onları kahretsin, kendileri de biliyorlar ki onlar fal okları atmamışlardır.»
Ondan sonra Beyt-i Şerîf'e girdi, kenarl; nnda tekbir getirdi; ancak içinde namaz kiı madı." [Buhârî][336]

3451- Diğer rivayet: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Beyt-i Şerife girdi. İçeride İbrahim ve Meryem'in resimlerini (heykellerini) buldu. Şöyle buyurdu:
«Onlara gelince, meleklerin içinde resim bulunan eve girmeyeceğini işitmişlerdir. İşte İbrahim elinde fal okları olarak resmini yapmışlar, onun fal okları ile ne alâkası vardır?»"[337]
                        
3452- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke'nin Fethi yılında Kasvâ (adlı devesi) üzerinde ve Üsâme'yi terkisine almış olduğu halde Kabe'ye doğru geldi. Beraberinde Bilâl ve Osman da vardı. Devesini Beyt'in yanında çökertti ve sonra Osman'a dedi ki: «Anahtarı getir.'» Osman anahtarı getirdi ve ona kapıyı açtı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Üsâme, Bilâl ve Osman içeriye girdiler. Kapıyı kapattılar. Uzun zaman orada kaldılar. Sonra çıktı. Akabinde insanlar içeriye girmek için koştular, hepsinden önce ben girdim. Bilâl'i kapının arkasında ayakta dururken buldum ve sordum: «Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem nerede namaz kıldı?» «Şu iki ön direğin arasında namaz kıldı.» dedi. Kabe, o zamanlar iki sıra aralıklı altı direk üzerinde kurulmuştu. «ÖndeV'
sıranın iki direk arasında namaz kıldı. Beyt'in kapısını arkasına aldı. Yüzünü içeriye girdiğin zaman (kapının karşısına gelen) gördüğün yere doğru çevirdi. Orası kendisiyle duvar arasına düşüyordu.»
Ona (Bilâl'e) orada kaç rekat kıldığını sormayı unuttum. Namaz kıldığı yerde kırmızı mermer vardı." [Altı hadis imamı.][338]

3453- Diğer rivayet:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Osman bin Talha'ya «Haydi git anahtarı getir!» dedi.
Osman bin Talha gitti. Anahtar annesin-deydi, vermekten kaçındı.
Dedi ki: «Ya anahtarı verirsin; vallahi ya da bu kılıç belimden çıkar (ve boynunu vurur!)»
Bunun üzerine kadın anahtarı vermek zorunda kaldı. Hemen anahtarı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e getirdi."
Benzerini nakletti.[339]
3454- Diğer rivayet:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Fetih günü devesinin sırtında Mekke'nin yukarısından geldi."
Benzerini rivayet etti.[340]

3455- Diğer rivayette:
Ona (Bilâl'e) sordum: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kabe'de namaz kıldı mı?"
"(Kapısından girip de) ileriye yürüdüğün zaman solunda kalan iki direk arasında iki rekat namaz kıldı. Sonra dışarı çıkıp iki rekat ta Kabe'ye doğru kıldı."[341]

3456- el-Eslemiyye radiyallahu anhâ'dan: Osman (b. Ebî Talha)'ya dedim ki: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, seni çağırdığı zaman sana ne dedi?"
"Bana şöyle dedi:
«Sana o iki boynuzu örtmeni söylemeyi unuttum. Çünkü Beyt'te namaz kılan kimseyi meşgul edecek bir şeyin bulunması doğru değildir»." [EbûDâvud][342]

3457- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! Beyt-i Şe-rîf' e gireyim mi?"
"Sen Hicr'e gir! Çünkü orası da Beyt'teridir (bir parçasıdır)" buyurdu.
[Mâlik ve Sünen ashabı][343]

Vukuf (Vakfe) Ve İfâda (Arafat Dönüşü)


3458- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'-dan, dedi ki:
"Cibril, İbrahim Aleyhisselam'la Mina'ya akın edip gitti. Mina'da ona öğleyi,- ikindiyi, akşamı, yatsıyı ve sabahı kıldırdı. Sonra onu Mina'dan Arafat'a götürdü; ona orada iki namazı birden kıldırdı. Sonra güneş batınca onu Müzdelife'ye götürdü. Orada onunla konakladı ve geceledi.
Sonra onu kaldırdı. Müslümanlardan birinin en çabuk kıldığı bir namaz gibi namaz kıldı. Sonra onu doğru Mina'ya götürdü. Şeytanı taşladı, traş oldu ve kurban kesti. Sonra Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e "İbrahim'in dinine hanîf olarak uy, çünkü o, müşriklerden değildi" diye vahyetti."

[Taberânî, Mu'cemu'I-Kebîr'de][344]

3459- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
Urve dedi ki: "Humus dışında tüm Araplar, Kabe'yi çıplak olarak tavaf ederlerdi. Humus, Kureyş ve çocuklarıdır. Humus, çıplak tavaf edenlere elbise verirdi. Erkekler erkeklere, kadınlar da kadınlara verirlerdi. Humus, Müzdelife'den çıkmazdı. (Diğer) halkın hepsi (vakfe için) Arafat'a giderlerdi."
Hişâm dedi ki: "Babam Urve, bana Âişe'den nakletti: Allah, «Sonra insanların akın ettikleri yerden siz de akın edin!» âyetini (Bakara 199) işte onlar hakkında inzal etmiştir. İnsanlar (vakfe yaptıktan sonra) Arafat'tan akın ederlerdi. Humus ise Müz-delife'de (vakfe yapıp orada)n akın eder ve: «Biz ancak Harem'den akın ederiz» derlerdi. «Sonra siz, insanların akın ettikleri yerden akın edin» emri inince onlar da vakfe için Arafat'a yöneMHer."
[Buhâri ve Müslim. Sünen ashabının da benzeri rivayetleri vardır.][345]

3460- Nubayt radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i, Arafat'ta devenin üzerinde durmuş halka hitap ederken gördüm." [Ebû Dâvud ve Nesâî][346]

3461- Zeyd bin Eşlem radiyallahu anh'dan, o da Damre'den, o da bir adamdan, o da babasından ya da amcasından:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'i gördüm, Arafat'ta minberin üstündeydi." [Ebû Dâvud][347]

3462- Abdurrahman bin Ya'mer ed-Deylemî radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)                         
"Hac Arafat'tır, hac Arafat'tır. Mina günleri üç gündür. Kim ilk iki günde acele ederse ona bir sakınca yoktur. Kim gecikirse yine ona bir sakınca yoktur. Kim güneş doğmadan Arafat'a yetişirse, hacca yetişmiş olur."
[Sünen ashabı][348]

3463- Urve bin Mudarris radiyallahu anh'dan:
"Ben, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e Müzdelife'de namaza kamet getirildiği zaman geldim ve dedim ki: «Ey Allah'ın Resulü! Ben Tay dağından geldim, devemi ve kendimi yordum; uğradığım her dağda durdum, benim için hac imkânı var mıdır?'
Şöyle buyurdu: «Kim bizim bu namazımızı kılarsa, bizimle beraber buradan ayrılıncaya dek durursa, bundan önce Arafat'ta gece-gündüz durmuş gibi olur ve dolayısıyla onun haca tamam olur ve (ihramdan çıkış) temizliğini yapar»." [Sünen ashabı][349]

3464- Taberânî, Mu'cemu' l-Kebîr'de şunu ilave etti: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle dedi: «Ey Urve, haydi korkunu sevince çevir!'"
Bezzâr ise, metin olarak sadece bu ilaveyi, "Haccın tamamlanmasını kutlamak" bölüm başlığı altında vermiştir.[350]

3465- Mâlik radiyallahu anh'dan:
Ona ulaştığına göre Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş: "Arafat'ın her noktası vakfe yeridir. Ürene vadisinden yükselip uzaklasın (orası vakfe yeri değildir). Müzdelife nin tümü vakfe mahallidir. Muhassar vadisinden çıkıp uzaklasın (orası da vakfe yeri değildir)."[351]

3466- Salim bin Abdillah bin Ömer radiyallahu anh'dan:
Abdulmelik (b. Mervân), Haccâc'a: "Hac esnasında İbn Ömer'e karşı gelme!" diye mektup yazdı.
İbn Ömer, Arefe günü güneş zail olduğu zaman (Haccâc'a) geldi, ben de onunla beraberdim. Haccâc'ın çadırının yanında bağırdı. Üzerinde sarıya boyanmış bir güneşlik olduğu halde Haccâc dışarıya çıktı.
Dedi ki: "Ne'n var ey Ebû Abdarrah-man?"
"Eğer sünnete uymak istiyorsan acele et!"
"Bu saatte mi?" deyince İbn Ömer: "Evet" dedi.
"Öyleyse biraz bekle, başıma biraz su döküp çıkayım." Haccâc çıkıncaya dek orada bekledi. Sonra Haccâc benimle babam arasında yürüdü. (Haccâc'a) dedim ki:
"Eğer sünnete riâyet etmek istiyorsan, hutbeyi kısa tut ve vakfe için acele et!"
Bunun üzerine (benim sözümü duyup duymadığını anlamak için) Abdullah'a bakmaya başladı. Bunu gören İbn Ömer: "O doğru söyledi" dedi.
[Mâlik, Buhârî ve Nesâî][352]

3467- Muhammed bin Ebî Bekr es-Sekafî radiyallahu anh'dan:
"Biz, Mina'dan Arafat'a erkenden giderken, Enes'e telbiye hakkında sordum. Dedim ki: «Siz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile bunu nasıl yapıyordunuz?» Şu cevabı verdi: «Telbiye getiren telbiye getiriyordu. Ona hiç itiraz etmezdi. Tekbir getiren de tekbir getirirdi, ona da itiraz etmezdi»." [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî.][353]

3468- el-Kâsım bin Muhammed radiyalla-hu anh'dan:
"Âişe radiyallahu anhâ, vakfeye durulacak mahalle gittiği zaman telbiyeyi terk ederdi." [Mâlik][354]

3469- Üsâme bin Zeyd radiyallahu anh'dan:
Ona sordular: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Veda haccında Arafat dönüşü nasıl yürüyordu?" Cevap verdi: "Yavaşla hızlı arasında yürürdü. Geniş bir araziye rastladığı zaman hızlanırdı."
[Tirmizî hariç, Altı hadis imamı][355]

3470- Diğer rivayet:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Arafat'tan dönerken ben de terkisinde idim. Yularını çekerek (devesini) öyle hızlı sürüyordu ki, nerede ise hayvanın kulakları semerin önüne değecekti. Bir yandan da şöyle diyordu:
«Ey insanlar, sükûnet ve vekarı muhafaza edin (ağır olun)! Zira iyilik deveyi mahvetmekte değildir»."[356]

3471-Diğer rivayet:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in terkisine bindim, Arafat'tan hareket ettik. Müzdelife'nin altındaki sola giden dağ yoluna varınca devesini çöktürdü, inip küçük abdest bozdu. Ona su döktüm, hafif bir abdest aldı.
Dedim ki: «Namaz (kılmıyor muyuz) ey Allah'ın Resulü!»
«Namaz ileride kılınacak» buyurdu. Tekrar hayvanına bindi, Müzdelife'ye vardı. Namazı orada kıldı, sonra terkisine, Müzdelife sabahı Fadl'ı aldı."[357]

3472- Diğer rivayet:
"Devesine bindi, Müzdelife'ye geldik. Akşam namazı için kamet getirildi, namaz kıldı. Sonra herkes develerini çöktürdü. Daha yerleşmeden yatsı için kamet getirildi ve yatsıyı kıldılar. Sonra yerleştiler.
Dedim ki: "Sabahleyin ne yaptınız?" "Sabahleyin Fadl'ı terkisine aldı. Ben ise Kureyş'in Mina'ya önde gidenler içinde yaya yürüdüm."[358]

3473- Ömer radiyallahu anh'dan: "Cahiliyet ehli güneş doğuncaya kadar
toplu halde (Mina'ya) akın etmezlerdi. «Ey Sebîr dağı aydınlan!» derlerdi (yani güneşin doğuşundan sonra Mina'ya akın ederlerdi). Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onlara muhalefet etti de güneş doğmadan önce (Müzdelife'den) yola çıkıp (Mina'ya) akın etti." [Buhârî ve Sünen ashabı.][359]

3474- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,
biz Abdulmuttalib delikanlüarını Müzdelife gecesi merkepler üzerinde önceden Mina'ya gönderdi. Uyluklarımızı okşayarak şöyle buyurdu: «Oğulcuklarım! Güneş doğuncaya dek sakın şeytanı taşlamayın!'" [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][360]

3475- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Şevde, şişman ve ağır bir kadmdı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'den, Müzdelife'den geceleyin (yani erken) dönmek için izin istedi ve o da ona izin verdi. Keşke ben de onun izin istediği gibi izin isteseydim."
Âişe, ancak imamla birlikte (Mina'ya) akın ederdi.
[Buhârî, Müslim ve Nesâî][361]

3476- Nesâî ve Ebû Davud'un rivayetleri: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ümmü Seleme'yi Kurban bayramı gecesi gönderdi. Tanyeri ağarmadan şeytanı taşladı. Sonra geçip gitti ve iade tavafını yaptı. O gün, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in onun yanında kaldığı gündü."
[Aynca Ebû Dâvud ve Nesâî, bunun benzerini de rivayet ettiler.][362]

3477- Salim radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, ailesinden güçsüzleri önden gönderip, Müzdelife'deki Meş'ar-i haram'da vakfe yaptırırdı. Orada doyasıya Allah'ı zikrederlerdi. Sonra imam gelip vakfe yapıp oradan ayrılmadan önce onlar ayrılırlardı. Onlardan kimisi Mina'ya sabah namazında gelirdi, kimisi de sabah namazından sonra gelirdi. Geldikleri vakit şeytanı taşlarlardı. Ve İbn Ömer şöyle derdi:
«Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onlara müsaade etmiştir»."
[Mâlik, Buhârî ve Müslim][363]

3478- Abdurrahman bin Yezîd radiyallahu anh'dan:
"Biz Müzdelife'deyken İbn Mes'ûd şöyle dedi: "Bakara sûresinin kendisine indiği kişiden (Allah Resûlü'nden), bu makamda «Leb-beyk Allahümme lebbeyk!» dediğini duydum." [Müslim ve Nesâî][364]
3479- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Üsâme, Arafat'tan Müzdelife'ye kadar Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in terkisinde idi.
Sonra Müzdelife'den Mina'ya kadar Fadl'ı terkisine aldı. Her ikisi de şöyle dediler: «Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Cemretu'l-Akabe'yi taşlayıncaya dek telbiye getirdi»." [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][365]

Şeytan Taşlamak, Traş Olmak Ve İhramdan Çıkmak


3480- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Kurban yeri ile Mina mescidinin hemen yanında olan yerdeki Şeytan'ı taşladığı zaman, yedi taş atardı. Her bir taş atışında tekbir getirirdi (Allahu ekber! derdi). Sonra önüne gelip kıbleye karşı ellerini kaldırarak durup uzunca dua eder ve vakfeyi uzun tutardı. Sonra ikinci Şeytan'a gelip ona da yedi taş atardı. Her taş atışında tekbir getirirdi. Sonra sol taraftan ayrılıp kıbleye karşı durup ellerini kaldırarak dua ederdi. Sonra Akabe'yi takip eden Şeytan'a gelip yedi taş da ona atardı. Fakat orada durmazdı." [Buhârî ve Nesâî][366]

3481- Abdurrahman bin Yezîd radiyallahu anh'dan:
"İbn Mes'ûd, Cemretu'l-Akebe'yi (Büyük Şeytan'ı) vadinin dibinden doğru yedi taş ata-
rak taşladı; her taş atışında tekbir getiriyordu. Bu sırada Beyt'i soluna Mina'yı sağına alıyordu. Ona denildi ki: «İnsanlar taşları ona yukarısından atıyorlar.» Cevap verdi:
«Kendinden başka hiçbir ilah olmayan Al-lah'a kasem ederim ki burası, üzerine Bakara sûresinin indiği makamdır»."
[Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][367]

3482- Diğer rivayette:
"O, vadinin içine indi; Kabe'ye karşı yöneldi ve Şeytan'ın sağ kaşına (taş) attı."[368]

3483- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in, ikinci Cemre'nin yanında birincisinden daha uzun durduğunu gördüm. Sonra Cemretü'l-Akabe'ye geldi ve jbnu taşladı ve orada beklemedi."
[Ahmed leyyin bir isnadla.][369]

3484- Sa'd radiyallahu anh'dan: "Hacda Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile döndük. Kimimiz: «Yedi taş attım»; kimimiz de «Altı taş attım» diyordu da bu sebeple kimse kimseyi ayıplamıyordu." [Nesâî][370]

3485- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Taharetlenme taşları tek, Cemre taşları tek, Safa ile Merve arasındaki sa'y da tek, tavaf da tek sayıdır. Biriniz taşla taharetlendiğinde tek sayı taşlarla taharetlensin."
[Müslim][371]

3486- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Akabe (Şeytan taşlama) sabahı devenin üstünde bana şöyle buyurdu: «Bana taş topla-yıver.» Onun \çm saçan ile. ahlan taşlarav büyüklüğünde taşlar toplamıştım. Onları eline koyduğumda: «İşte taşlar böyle olacaktır! Dinde sakın aşırı gitmeyin! Çünkü sizden öncekiler dinde aşırılık yüzünden helak olmuşlardır» buyurdu."[372]

3487- Câbir radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i, Kurban bayramının birinci günü kuşluk vakti, ondan sonraki günlerde ise öğle vaktinden sonra şeytan taşladığını gördüm." [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][373]

3488- Nâfi' radiyallahu anh'dan: "Abdullah bin Ömer'in karısı Safiyye'nin erkek kardeşinin kızı, Müzdelife'de hayız oldu. O ve Safiyye bu yüzden geri kaldılar.
Ancak Kurban bayramının birinci günü güneş battıktan sonra Mina'ya gelebildiler. İbn Ömer onlara Mina'ya geldiklerinde hemen şeytan taşlamalarını emretti ve bunda bir sakınca görmedi."[374]
3489- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Kişi teşrik günlerinde, Kurban bayramının birinci günü Güneş batıncaya kadar Mi-na'dan çıkamazsa, ertesi gün şeytanı taşlaym-caya dek Mina'dan çıkmasın."
[İkisi de Mâlik'e aittir.][375]

3490- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "O, Kurban bayramının birinci gününden sonra, üç gün süreyle şeytan taşlamaya gelip giderdi ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in de böyle yaptığını söylerdi."
[Ebû Dâvud. Tirmizî'nin de benzeri rivayeti vardır.][376]

3491-Câbir radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i, Bayram günü devesinin üstünde şeytanı taşlarken ve şöyle derken gördüm: «Gelin, menâsikinizi benden alın! Kim bilir belki bu haccımdan sonra, bir daha haccedemem»."
[Müslim ve Ebû Dâvud.][377]

3492- Nesâî'nin lafzı:   "Ben bu yılımdan sonra yaşayacağımı bilmiyorum."[378]

3493- Kudâme bin Abdülah radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i, devesi üzerinden şeytanı taşlarken gördüm. Vurmak yok, itip kakmak yok ve çekil demek de yoktu." [Tırmizî ve Nesâî][379]

3494- Ümmü'l-Husayn radiyallahu anhâ'dan:
"Veda haccmda Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile hacca gittik. Üsâme ile Bilâl'i de gördüm, biri devesinin yularını tutuyordu, ötekisi ise onu güneşten korumak için elbisesini yukarıya kaldırıyordu. Cemre-tü'1-Akabe'yi taşlayana kadar böyle devam etti." [Ebû Dâvud]
Nesâî şunu ilâve etti: "Sonra hutbe okudu; Allah'a hamd-ü senada bulunduktan sonra birçok şeyler söyledi."[380]

3495- İbn Ömeıvradiyallahu anh'dan: "Şeytanları taşlarken, şöyle derdi: «Allahım! Kabul edilmiş bir hac, bağışlanmış bir günah (diliyorum)»."[381]

3496- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan (dedi ki):
"Taşlamadan dolayı kabul edilen amel (sevabı) eğer görünseydi Sebîr dağından daha büyük olurdu." [İkisi de Rezîn'e aittir.][382]

3497- Ebû't-Tufeyl radiyallahu anh'dan:
İbn Abbâs'a dedim ki: "Kavmin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in Safa ile Merve arasında sa'y ettiğini ve bunun bir sünnet olduğunu iddia ediyor (ne dersin?)"
Cevap verdi: "Doğru söylemişlerdir. İbrahim'e hac ibadetleri emredilince, Şeytan önüne çıktı ve ona mâni olmak istedi. Yarıştı ve nihayet İbrahîm koşup onu geçti. Sonra Cibril onu alıp Cemretü'l-Akabe'ye iletti. Şeytan yine orada önüne çıktı. Bunun üzerine ona yedi taş attı. Devam etti, sonra Cemretü'1-Vus-tâ'nın yanında gene önüne çıktı. Bu sefer ona yedi taş daha attı. Derken İsmail'i alıp yanı üzerine yatırdı. İsmail'in sırtında beyaz gömlek vardı.
Dedi ki: "Babacığım bundan başka kefenim olacak bir gömleğim yoktur. Bunu sırtımdan çıkart. Bana onu kefen olarak sararsın." Tam gömleğini çıkarmaya hazırlanırken arkasından bir ses:
"Ey İbrahîm, rüyanı doğruladın (rüyana sadık kaldın!)" Arkaya bir baktı ki ne görsün: Beyaz, boynuzlu ve büyük gözlü bir koç! (Allah tarafından fidye olarak gelmiş, boğazlanmaya hazır duruyor)" İbn Abbâs ilave etti:
Biz genellikle bu çeşit koçları kurban ederdik. Sonra Cibril onu alıp Cemretü'1-Kus-vâ'ya iletti. Şeytan yine orada önüne çıktı. Bu defa ona yedi taş daha attı. Şeytan oradan uzaklaştı. Sonra (Cibril) onu alıp Mina'ya götürdü ve: "İşte burası insanların konakladıkları Mina'dır" dedi. Sonra onu Müzdelife'ye götürdü ve "işte Meş'ar-i Haram" dedi. Oradan da Arafat'a götürdü." (Sonra İbn Abbâs:) "Oraya neden Arafat denildi, biliyor musun?" diye sordu, "Hayır" dedim. Dedi ki: "Cibril İbrahim'e «Bildin mi?» diye sordu. «Evet!» dedi. İşte bunun için oraya Arafat denildi.
"Telbiye neden olmuştur?" diye sordu.
"Nasıl oldu?" dedim. Şöyle dedi:
"İbrahim'e haccı ilân etmesi emrolunduğu zaman, dağlar başlarını eğdiler, köyler ve kasabalarda (onun göreceği şekilde) yükseltildi ve tüm insanlara haccı böylece (telbiye ile) İlân etti." [Ahmed ve Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de][383]

3498- Enes radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Mina'ya geldi, Cemre'ye varıp taş attı. Sonra Mina'daki yerine döndü ve orada kurban kesti. Sonra berbere, önce sağ tarafını, sonra sol tarafını göstererek «Saçlarımdan al!» buyurdu. Sonra onu (kesilen kılları) insanlara dağıtmaya başladı."[384]

3499- Diğer rivayet:
"Berbere sağ tarafını gösterek saçını kestirdi. Yanındaki insanlara dağıttı. Sonra sol tarafını gösterdi. Orasını da traş edip (kesilen kılları) Ümmü Süleym'e verdi."[385]

3500- Diğer rivayet:
"Sağ tarafından alman saçları birer ikişer halka dağıttı. Sol tarafından alınanları da Ebû Talha'ya verdi."[386]

3501- Diğer rivayet:
"O, sağ tarafından alman saçları Ebû Talha'ya verdi, sol tarafından alınanları da ona verdi ve: «Haydi bunları insanlara paylaştır!» buyurdu."
[Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.][387]

3502- Onların ayrıca İbn Ömer'den şöyle bir rivayetleri bulunmaktadır:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Veda haccmda traş oldu. Ashabından birkaç kişi de traş oldular. B azılan ise saçlarını kısalttılar."[388]

3503- Ömer radiyallahu anh'dan (dedi ki): "Kim saçmı topuz, ya da örgü yaparsa, ya da bir araya toplarsa (keçelendirirse) artık berber ona vacip olur."[389]

3504- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, Ramazan bittikten sonra hac yapmayı istediği takdirde, hac yapıncaya dek ne saçından, ne de sakalından hiçbir şey kesmezdi."
Mâlik dedi ki: "(İbn Ömer'in) bu hareketi, insanları bağlamaz." [İkisi de Mâlik'e aittir.][390]

3505- Ali radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, kadınm başını traş etmesini yasakladı."
Rezîn şu ilaveyi yaptı: "Hac ve umrede." (Rezîn ayrıca) dedi ki: "Kadına gereken şey sadece saçlarını kısaltmasıdır."[391]

3506- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua etti:)
"Allahım! Traş olanları esirge!" Dediler ki:
"Ya saçlarını kısaltanlar?"
"Saçlarını kısaltanları da" buyurdu.
[Nesâî hariç. Altı hadis imamı][392]
   
3507- Diğer  rivayet: Dördüncüsünde "Saçlarını kısaltanlara da" dedi.[393]

3508- Buhârî, Müslim, Ebû Hureyre ra-diyallahu anh'dan şu lafızla: "Allahım bağışla!"   Üçüncüsünde:   "Kısaltanları  da" buyurdu.[394]

3509- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Denildi ki: "Ey Allah'ın Resulü, neden traş olanlara üç kere açıkça dua ettin de saçlarını kısaltanlara sadece bir kere dua ettin!"
"Çünkü onlar verilen emre uymada şüpheye düşmediler" buyurdu. [İbn Mâce][395]

3510- İbn /jnr bin el-Âs radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Mina'da durdu. İnsanlar gelip ona sorular sormaya başladılar.
Bir adam da gelip şöyle sordu: "Farkına varmadan, kurban kesmeden önce traş olmuşum.» Şöyle buyurdu: «Şimdi kes, bir sakıncası yoktur.»
Başka biri gelip: «Taşlamadan önce, kurban kestim» diye sordu. Şöyle buyurdu: «Sa-kıncası yok, şimdi taşla!» O gün önce yapılması gerekenin sonra, sonra yapılması gerekenin önce yapılması hususundaki meselelerin hangisi sorulduysa mutlaka «Yap, bir sakıncası yoktur» buyurmuştur."
[Nesâî hariç, Altı hadis imarra][396]

3511- Buhârî ve Müslim'in rivayeti: "Taş atmadan  önce traş  oldum" diye  sorunca: "Şimdi taş at, sakıncası yoktur"  buyurdu. Başka biri gelip: "Şeytanı taşlamadan önce kurban kestim" diye sorunca ona da: "Şeytanı şimdi taşla zararı yok" buyurdu.
Başka biri gelip: "Ben taşlamadan önce ziyaret tavafını yaptım" dedi. Ona da: "Şimdi taşlayabilirsin herhangi bir günahı yoktur" buyurdu.[397]

3512- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e, kurban, traş, taş atma, takdim ve tehir hususunda sorular sordular, hepsinde «Sakıncası yoktur» buyurdu."
[Ebû Dâvud, Nesâî, Buhârî ve aynı lafızla Müslim.][398]

3513- Diğer rivayet: "Akşamladıktan sonra şeytanı taşladım" diyene "Sakıncası yoktur" buyurdu.[399]

3514- Diğer rivayet: "Taşlama yapmadan önce, ziyaret ettim" diyene, "Herhangi bir günahı yoktur" buyurdu.[400]

3515- Üsâme bin Şerik radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte ben de hacca çıktım. Kimisi: «Ey Allah'ın Resulü! Tavaftan önce sa'y yaptım; bir şeyi önce yaptım, başka bir şeyi sonra yaptım» diye sorardı da hepsine şöyle cevap verirdi: «Herhangi bir sakıncası ve günahı yoktur. Ancak kişi, bir müslümanın ırzını makaslarsa (yani gıybetini yaparsa) ona zulmetmiş olur. İşte asıl günah işleyen ve kendini helak eden odur» buyurdu." [Ebû Dâvud][401]

3516- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, ailesinden Mücebber adında bir adama rastladı. Traş olmadan ve saçını kısaltmadan bilmeyerek ziyaret tavafında bulunmuş, ona dönüp saçını kesmesini ya da kısaltmasını, sonra da gidip Beyt'i tekrar ziyaret etmesini söyledi." [Mâlik][402]

3517- Mâlik radiyallahu anh'dan:
Bir adam el-Kâsım bin Muhammed'e gelip şöyle dedi: "Ben ziyaret (veda) tavafını yaptım, hanımım da yaptı. Sonra bir dağ yoluna saptık, onunla ilişkide bulunmak istedim. Şu cevabı verdi: «Ben henüz saçımdan kısaltmadım.» Bunun üzerine dişlerimle onun saçlarından aldım; sonra onunla cinsî ilişki kurdum" Kasım ona:
"Söyle ona, makasla saçından alsın" dedi.
Mâlik der ki: Bu gibi durumlarda ben şahsen kurban kesmesini müstehap görürüm. Çünkü İbn Abbâs şöyle demiştir: "Kim hac ibadeti ile ilgili bir şey unutursa kurban kessin."[403]

3518- Ömer radiyallahu anh'dan:
(Hac ibadetinin nasıl yapılacağı hususunda o) Arafat'ta halka şöyle hitap etti: (Anlattıkları arasında şunlar da vardı)"Yarın Mi-na'ya vardığınızda, her kim taşlamayı yaparsa; kadm ve kokudan başka her şey ona helâl olur. Ziyaret tavafı yapana kadar, kadına yaklaşmayacak, koku sûrünemiyecektir." ' [Mâlik][404]

3519- İbn Abbas radiyallahu anh'dan: "Cemretü'l-Akabe'yi taşladıktan sonra
kadınlarla cinsî ilişkiden başka her şey helâl olur."
"Ya güzel koku?"
"Ben şahsen Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i misk sürünürken gördüm. Yoksa o koku değil midir?" [Nesâî][405]

3520- Ümmü Seleme radiyallahu an-hâ'dan, dedi ki:
"Veda haccmda kurban bayramının akşamı Allah F-'sûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber; jm. Çünkü o gün onunla beraber olmak beni in sıram idi. Yanıma geldi. Vehb bin Zem'a ^e onunla birlikte Ebû Ümeyye ailesinden başka biri de içeri girdi. Gömlekli idiler. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Vehb'e dedi ki:
«Ziyaret tavafını yaptın mı?»
«Hayır ey Allah'ın Resulü.»
«Öyleyse gömleğini çıkart!» buyurdu. Bunun üzerine başından doğru gömleğini çıkardı. Arkadaşı da başından doğru gömleğini çıkardı. Sonra: «Neden (bunu emrettin) ey Allah'ın Resulü?» diye sorunca, şöyle buyurdu: «Çünkü bugün, (Akabe cemresi) attığınız takdirde, kadınlar hariç, her şeyin size helal kılındığı bir gündür. Bu Beyt'i tavaf etmeden önce, akşama kavuşursanız Beyt'i tavaf edinceye dek, yine eskisi gibi şeytanı taslamadan önceki durumunuzda haram olursunuz.» [Ebû Dâvud][406]

3521- Ibn Abbâs radiyallahu anh'dan:
Şöyle derdi: "Beyt-i Şerîf' i hacı veya başkası (umre yapan) tavaf edince mutlaka haram yasaklardan çıkmış" olur.
Atâ'ya denildi ki: "O (İbn Abbâs) bunu neye dayanarak söylüyor?" Şu cevabı verdi:
"Bunu o, Allah'ın şu kavline istinaden söylüyor: «Sümme mahilluhâ ile' l-beyti'l-atîk (=Sonra bunlar, Beyt-i Atîk'de (Kabe'de) son bulurlar)» (Hacc 33)"
(Atâ'ya) denildi ki: "Ama bu (dediğin) Arafat'ta vakfeye durulduktan sonra olacaktır." Atâ: "İbn Abbâs, bunun vakfeden sonra da önce de olduğunu söylerdi" dedi. Nitekim o, bu hükmü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Veda haccında ashabına ihramdan çıkmalarını emrettiği zaman, onun bu emrinden çıkarmıştır.[407]

3522- Diğer rivayette:
Hüceym oğullarından bir adam ona (İbn Abbâs'a) dedi ki:
"Beyt'i tavaf edene artık her şey helâl olur" şeklindeki halkın kalbine işleyip onları fırkalara ayıran fetvanıza ne oluyor?" Şu cevabı verdi:
"İstemeseniz de bu Peygamberinizin sünnetidir!" [Buhar? ve Müslim][408]

3523- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kişi hacca niyet edip de Mekke'ye geldiğinde, Beyt'i tavaf eder, Safa ile Merve arasında sa'y eder ve ihramdan çıkarsa bu, umre sayılır." [Rezîn][409]

3524- Hafsa radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Veda haccı yılında hanımlarına ihramdan çıkmalarım emretti. Dedim ki: «Peki seni ihramdan çıkmaktan alıkoyan nedir?»
«Ben saçlarımı topladım (telbîd yaptım), kurbanımı hamladım, kurbanımı kesmedikçe
ihramdan çıkamam»."
[Tirmizî hariç, Altı hadis imamı][410]

3525- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Ihramlı kadın, ihramdan çıktığı zaman, saçlarından (ucundan) almadıkça (kesmedikçe) taranamaz. Yanında kurbanı varsa, onu kesmedikçe saçlarından da bir şey alamaz."
[Mâlik][411]

3526- İbn Ömer radiyallahu anh'dan:
O şöyle derdi: "Mina gecelerinde Şeytan taşlamasından sonra hiç kimse kesinlikle Mi-na'da kalmasın (gecelemesin)!"[412]
3527- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
Şunu iddia ettiler: "Ömer, taşlamanın ardından insanları Akabe'nin gerisine (Mina yönüne) sokmak için birtakım adamlar göndermiş." [İkisi de Mâlik'e aittir.][413]

3528- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Kurban bayramı günü iki Cemre arasında durdu ve şöyle buyurdu: "Bugün Hacc-ı ekber günüdür." [Taberânî Mu'cemu'l-Evsat ves-Sağîr'de leyyin bir senedle.][414]

3529- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Arefe günü Rabîa bin Ümeyye bin Halefe «Ey insanlar! Bugünün ne olduğunu biliyor musunuz, diye sor bakalım» dedi. İnsanlar «Hacc-ı ekber» diye cevap verdiler." [Taberânî, Mu'cemu'I-Kebîr'de daha uzun bir metinle.][415]

3530- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Abbâs, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den Mina günlerinde (daha önce yüklenmiş olduğu) su dağıtma işi için, Mekke'de kalmasına izin vermesini istedi ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de ona izin verdi." [Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.][416]

3531- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Ona Abdurrahman bin Ferrûh sordu: "Biz insanların mallan ile alışveriş yapıyoruz. Mina gecelerinde birimiz Mekke'ye gelip mal alışverişi sebebiyle orada yatmak zorunda kalıyor, ne dersiniz?" Şu cevabı verdi: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Mina'da kaldı. (Gece de bir şeyle meşgul olmadı.)" [Ebû Dâvud][417]

3532- İbn Abbas radiyallahu anh'dan: "Sikâye ehli (hacılara su verme hizmetinde bulunanlar) ile hicâbe ehline (ihtiyaç içindeki hacıları giydirenlere), Mina gecelerinde Mekke'de kalmalarına müsaade edildi. Yani Abbâs ile Şeybe ailesine."
[Taberânî, Mıı'cemu'l-Kebîr'de leyyin bir isnadla.][418]

3533- Ebû'l-Beddâh bin Âsim bin Adiyy radiyallahu anh'dan, o da babasından:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, deve çobanlarına Mina'dan çıkarak uzakta gecelemelerine müsaade etti. Onlar Kurban bayramının birinci günü cemreleri taşladılar. Sonra ertesi gün, daha ertesi günü (yani iki gün) de atacakları taşlan attılar. Sonra da dönüp gittiler."
Mâlik bunun açıklamasında şöyle der: "Allah en doğrusunu bilir, ama bizim anladığımıza göre onlar (çobanlar) Kurban bayramının birinci günü cemreleri taşladılar. İkinci günü taş atmaya gitmeyip, üçüncü günü, önce ikinci günü atmadıkları yerine, sonra da üçüncü gün için taşlarını atıp döndüler. Çünkü bir şeyin kazası, (edası) geçmeden gerekmez, geçtiği zaman kaza edilir. Bu şekilde cemre taşlamalarına ruhsat verilen çobanlar işleri bittikten sonra gitmeleri gerekirse gidebilirler. Şayet sonuna kadar kalmak istiyorlarsa insanlarla beraber son aynlış günü olarak taşlamayı yaparlar ve hep birlikte Mina'yı terk edip aynlırlar." [Mâlik][419]

3534- Sünen ashabı, Ebu'l-Beddâh bin Adiy'den, o da babasından: "Kurban bayramı günü bir taşlama yaparlar. Sonra iki günün atışını toplarlar. (Üçüncü günde) ikisini birden atarlar." Mâlik dedi ki: "Sanınm iki taşlamayı birden ikinci günde yaptılar.  Sonra Mekke'ye dönüş günü de taşlarlar."[420]

3535- Bir rivayette: "Çobanlara günaşırı taşlamaya müsaade edildi."[421]

(Hacda Kesilen) Kurban


3536- İbn Abbas radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öğle namazını Zü'1-Huleyfe'de kıldı. Sonra kurbanlık devesini getirtti, sağ hörgücünün sağ yanına bir demirle nişan vurdu ve ondan biraz kan akıttı. Sonra ona (boynuna) iki nalın taktı, sonra binek devesine bindi, doğrulup Beyda tepesine varınca, hacca niyet edip tel-biye getirdi." [Müslim ve Sünen ashabı.][422]

3537- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
"Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem için kurbana takılacak nişan iplerini örerdim. Onu kurbanlık koyuna takar ve ailesi arasında ihramsız olarak kalmaya devam ederdi." [Altı hadis imamı.][423]

3538- Diğer rivayette:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in kurbanlık develerinin nişan iplerini ellerimle ördüm. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu işaretleyip, hayvanın boynuna taktı ve daha sonra da Beyt-i şerîf e gönderdi. (Kendisi Medine'de kaldığından o esnada) kendisine helâl olan hiçbir şeyi haram kılmadı."[424]

3539- Diğer rivayette:
"Ziyâd bin Ebî Süfyân, Âişe'ye yazdı: İbn Abbâs diyor ki: «Kişi bir kurbanlık hazırlarsa, kurbanını kesinceye dek, hacıya haram olan her şey ona da haram olur.» Ben de kurbanımı hazırlayıp, gönderdim, bu husustaki emrini beklemekteyim."
Cevap verdi: "Mesele İbn Abbâs'm dediği gibi değildir. Zira ben bizzat Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in kurbanlarına takılan kendi elimle eğirip hazırladım. Sonra hazırladıklarımı ona taktı ve babamla onu gönderdi. O kurbanı kesene kadar Allah'ın kendisine helâl kıldığı hiçbir şeyi kendi üzerine yasak kılmadı."[425]

3540- Rabîa bin Abdillah radiyallahu anh'dan:
"O, Irak'ta soyunmuş bir adam gördü. Halka onun hakkında soru sorunca, «Kurbanlığına işaret takılmasını emretti de onun için soyundu» dediler. Abdullah bin ez-Zü-beyr'le karşılaşınca bunu kendisine sordum; şöyle dedi:
«Kabe'nin Rabbi hakkı için bu, bir bid'at-tir!»" [Mâlik][426]

3541- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, kurbanı Medine'den (Kabe'ye) götürmek istediğinde, onu süsler Zü'l-Huleyfe'de işaretlerdi. İşaretleme ve süsleme işini aynı yerde ve hayvanı kıbleye çevirerek yapardı. Kurban nişanı olarak hayvanın boynuna iki pabuç asar, sol tarafından da bii yerini kesmek suretiyle kanatırdı. Daha sonra her-
keşle beraber Arafat'ta vakfe yerine gidilirdi. Oradan dönerken yine kurbanlıklar yanlarında olurdu. Bayramın birinci günü sabahı Mi-na'ya gelince saçları kesmeden ve traş olmadan önce kurbanını keserdi. İbn Ömer, kurbanlarını sıraya sokar, kıbleye karşı çevirir ve onları bizzat kendi eliyle keserdi. Daha sonra kendisi yer ve başkalarına da yedirirdi."[427]

3542- Diğer rivayet:
"O, kurbanının hörgücünü yarmak suretiyle işaretlemek için bıçak ya da başka bir şeyi sokarken «Bismillahi Allahu Ekber!^» derdi." [Mâlik][428]

3543- Vekî' radiyallahu anh'dan:
"O, Ehl-i Rey'den olan bir kişiye dedi ki: «Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem kurbanını işaretledi. Ebû Hanîfe ise bunun hayvana bir eziyet olduğunu öne sürüyor.» Bunun üzerine o adam bunu İbrâhîm en-Ne-hâ'î'nin sözü olarak: «Hayvanı işaretlemek bir eziyettir» şeklinde rivayet etti. Vekî' buna çok öfkelendi ve şöyle dedi: «Ben, sana Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, dedi diyorum; sen kalkmışsın İbrâhîm en-Nehâ'î dedi, diyorsun. Bu görüşünden vazgeçinceye dek hapsedilmeyi ne kadar da hakediyorsun!»"
[Tirmizî][429]

3544- Câbir radiyallahu anh'dan:
"Biz, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile temettü' haccı yaptık. O zaman yedi kişi bir sığırda ortak olup kurban kestik."[430]

3545- Diğer rivayet:
"Biz Hudeybiye yılı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile yedi kişi ortak olup deve kestik, yedi kişi ortak olup sığır kurban ettik." [Buhârî hariç. Altı hadis imamı][431]

3546- Huceyye bin Adiyy radiyallahu anh'dan:
Ali dedi ki: "Bir sığırı yedi kişi kesebilir". Dedim ki: "Ya doğurmuşsa?" "Doğurduğunu da onunla birlikte kes!"
"Ya topal olursa?"
"Kurban kesme yerine ulaşabildiyse tamam." "Peki ya boynuzu kırıksa?" Dedi ki: "Sakıncası yoktur. Biz göz ve kulaklarının sağlamlığını kontrol etmekle emrolunduk."
[Tirmizî][432]

3547- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem umre yapan hanımları için aralarında ortak olmak üzere bir sığır kesti." [Ebû Dâvud][433]

3548- Onun Âişe'den rivayeti: "Veda hac çında Muhammed ailesi tek bir sığır kesti"[434]

3549- Urve radiyallahu anh'dan:
O, oğullarına şöyle derdi: "Oğullarım! Sizden biriniz sakın şerefli birine hediye edince utanacağı bir şeyi Allah için kurban etmesin. Allah şereflilerin en şereflisi, kendisi için kesilenin en iyisine lâyıktır." [Mâlik][435]

3550- Mâlik radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,
Mina'da dedi ki: "Burası Kurban kesme yeridir. Mina'nın tümü kurban kesme yeridir." Umrede ise şöyle dedi: "Burası kurban kesme yeridir —Merve'yi kastediyor—. Mekke'nin her sokağı her yolu kurban kesme yeridir."[436]

3551- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Kim bir deve kurban etmeyi adarsa, onu iki pabuçla süsleyip, hörgücünü kanatarak onu işaretlesin, sonra Kurban bayramı günü Beyt-i şerîf'de ya da Mina'da kessin. Kurban için başka kesim yeri yoktur. Kim deve ve sı-ğırdan semizini adarsa, istediği yerde kesebilir." [Mâlik][437]

3552- Gurfe bin el-Hâris el-Kindî radiyallahu anh'dan:
"Veda haccında Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile bulundum. Kesmesi için develer getirildi. Buyurdu ki: «Bana Ebû'l-Hasan'ı (Ali'yi) çağırın.» Çağırdılar. Ona: «Şu harbenin (süngünün) altından tut!» dedi. Tuttu. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de üstünden tuttu. Onu deveye, sol ayağı bağlı diğer üç ayağı üzerinde durmuş ayakta olduğu halde dürttüler.
Bu hâdise, Mina'da Bayramın ilk günü cereyan etti. Bitirince katırına bindi, Ali'yi de terkisine aldı.'
"Ayağı bağlı" sözünden "Mina"ya kadar olan bölüm hariç rivayet, Ebû Davud'a aittir. Bu kısım Rezîn'e aittir.[438]

3553- Ebû Dâvud, Câbir radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı, deveyi sol ayağı bağlı, diğer ayaklan üzerinde durmuş bir halde keserlerdi."[439]

3554- Ali radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu'aleyhi ve sellem develerini kurban ederken, kendi eliyle otuzunu kesti; kalan kısmını da bana emretti ben kestim." [Ebû Dâvud][440]

3555- Ziyâd bin Cübeyr radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, devesini çökertip kesmek üzere olan bir adamı gördü ve şöyle dedi: «Onu ayağa kaldır da öyle kes! Bu, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetidir»."
[Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.][441]

3556- Abdullah bin Kurt radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allah katında en büyük gün, Kurban bayramının birinci günüdür. Sonra ayrılış günü." Sevr dedi ki: "Ayrılış günü, Kurban bayramının ikinci günüdür." Ona Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem beş veya altı kur-
ban kestirdi. Hangisiyle başlayacağı hususunda develer kendisine yaklaştınlmaya başlandı. Onlar kesilince anlamadığım bir söz söyledi. «Ne dedi?» diye sorunca: «İsteyen bunlardan kendine bir parça et kesip götürebilir, buyurdu» dedi. [Ebû Dâvud][442]

3557- Câbir radiyallahu anh'dan:
"Biz deve kurbanlarımızın etlerini üç günden fazla yemezdik. Sonra Allah Resulü sal-lallahu aleyhi ve sellem bize müsaade etti ve şöyle buyurdu: «Yiyin ve (daha sonrası için) de azık yapın!»"[443]

3558- Diğer rivayet: "Allah Resulü sallal-lahu aleyhi ve sellem'in zamanında Medine'ye varıncaya dek kurbanlarımızın etlerini azık yapıp yararlanırdık." [Buhârî ve Müslim][444]

3559- Zûveyb Ebû Kabîsa radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onunla birlikte kurbanlık develer gönderir ve şöyle derdi: "Onlardan biri hastalanıp da öleceğinden korkarsan hemen kes. Sonra (boynundaki nişan) pabucunu kanına daldır; sonra onu hörgücünün yan tarafına vur! Ondan ne sen ye, ne de arkadaşlarından herhangi birine yedir!" [Müslim][445]
3560- Naciye el-Huzâî radiyallahu an-hâ'dan: Dedim ki:
"Ey Allah'ın Resulü! Ölmek üzere olan deveyi ne yapayım?"
"Onu hemen boğazla sonra (boğazında takılı olan) pabucunu kanına battr; sonra öyle bırak. İnsanlar ondan yesinler."
[Mâlik, Ebû Dâvud ve aynı lafızla Tirmizî.][446]

3561- İbnü'l-Museyyeb radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Kim nafile kurban olarak deveyi sevk ederken ölmesinden korkup da onu boğazlar da daha sonra insanlar gelip onun etinden ye-seler ona bir günah terettüp etmez. Kendisi ondan yerse, ya da birine emredip ondan ye-dirirse borçlanır."
Mâlik diyor ki: "Bu sözü bana Sevr bin Zeyd, İbn Abbâs'dan da aynı şekilde nakletti."[447]

3562- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Kim bir deveyi kurban olarak ayırsa ve daha sonra deve kaybolursa ya da helak olursa, eğer adak ise yerine bir tane daha alır; nafile ise isterse yerine bir tane daha alır, isterse bırakır, almaz." [İkisi de Mâlik'e aittir.][448]

3563- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,
(kurbanlık) devesini önüne katıp yürüyen bir adam gördü ve ona: «Üzerine binsene!» buyurdu."
«O, kurbanlık devedir" dedi. Israrla: «Ona bin!» buyurdu. Nihayet ikinci veya üçüncüsünde: «Yazıklar olsun sana!» dedi."
[Tirmizî hariç, Altı hadis imamı][449]

3564- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ona (kurbanlık devene) mecbur kaldığın zaman, başka bir binek buluncaya dek her zamanki gibi bin!" [Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî][450]

3565- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Kurbanlık deve yolda doğurursa yavrusu da annesiyle birlikte boğazlanıncaya dek yanında taşınır. Eğer onu yükleyip taşıyacak bir taşıyıcı bulunmazsa annesiyle beraber boğazlanıncaya dek annesinin sırtında götürülür."
[Mâlik][451]

3566- İbn Ömer radiyallanu anh'dan: "Ömer radiyallahu anh, üçyüz dinar verip güzel bir kurbanlık deve satın aldı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e dedi ki: «Ben üçyüz dinar verip güzel bir deve satın
aldım, onu satıp da birkaç deve satın alabilir miyim?»
«Hayır, sen onu kurban olarak kes!» buyurdu." [Ebû Dâvud][452]

3567- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Hudeybiye yılı Kabe'de kesilmek üzere birkaç deveyi kurban etmek için ayırdı. Onların arasında bir zamanlar Ebû Cehl'in onunla müşrikleri öfkelendirdiği başında gümüş ya da altın halka bulunan deve de vardı." [İkisi de Ebû Davud'undur.][453]

3568- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, (Kabe'ye göndereceği) kurbanlık devesini Kabâtî keten, yün ve işlemeli örtülerle süslerdi. Sonra onu Kabe'ye gönderir ve o örtüleri Kabe'ye giydirirdi."[454]

3569- Diğer rivayet: "Mina'dan Arafat'a çıkıncaya kadar devesinin üzerindeki çullarını indirmezdi." [Mâlik][455]

3570- Ali radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, benim kesilen kurbanlarının yanında durup, et, deri ve çullarını tasadduk etmemi, kasaba da ondan hiçbir şey vermememi emrederdi." (Ali) dedi ki: "Biz kendiliğimizden verirdik." [Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.][456]

3571- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kurbanını Kudeyd'den satın aldı." [Tirmizî]
Tirmizî dedi ki: "İbn Ömer'in kurbanını Kudeyd'den satın aldığı rivayet edilmiştir ki, doğrusu da budur (yani mevkuf rivayet)."[457]

3572- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Kim, hac ibadetlerinden bir şey unutursa, ya da farzlarından sonraya bırakırsa, bir kan akıtsın." Eyyûb dedi ki: "(İbn Abbâs) bırakırsa mı, yoksa unutursa mı? dedi, bilmiyorum." [Mâlik][458]

İhsâr (Tavaf Veya Vakfeden Alıkonma), Fevât (Vakfeyi Kaçırma), Fidye Ve İştirât

(Şartlı Hac)


3573- el-Haccâc bin Amr el-Ensârî radi-yallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu.)
"Kimin bir yeri kırılır sa, ya da sakatlanırsa ihramdan çıkmış olur, gelecek yıl ona hac yapması gerekir."
Ikrime dedi ki: "Bunu böyle duydum da İbn Abbâs ile Ebû Hureyre'ye de sordum; onlar da onu doğruladılar." [Sünen ashabı]
Ebû Dâvud'da "ya da hastalanırsa" ibaresi ilâve edilmiştir.[459]

3574- Ömer bin Saîd en-Nehaî radiyalla-hu anh'dan: .
"O, umreye niyetlenip ihrama girdi. Zâ-tu'ş-Şukûk denilen yere varınca bir yılan ya da akrep tarafından sokuldu. Arkadaşları belki birini bulup bu meseleyi sorarız diye yola çıkıp beklemeye koyuldular. Derken İbn Me-sûd'a rastladılar ve sordular. Cevaben şöyle dedi: «Bir kurban ya da parasını (Mekke'ye) göndersin. Bir gün beklesin. Kurbanı kesilince ihramdan çıksın ve gelecek sene umresini kaza etsin»." [Rezîn][460]

3575- Süleyman bin Yesâr radiyallahu anh'dan:
"Saîd bin Hizâbe el-Mahzûmî ihramlı iken Mekke yolunda düşüp bayıldı. Sonra yol üzerindeki suya gelen birine sorararak İbn Ömer, İbnü'z-Zübeyr ve Mervân bin el-Ha-kem'i buldu. Onlara başına geleni anlattı. Hepsi ne ile tedavi olması gerekiyorsa onu tavsiye ettiler. Sonra da fidye vermesini, iyi-
leştiği zaman umre yapıp ihramdan çıkmasını, gelecek sene de hac yapmasını ve imkânı dahilinde kurban kesmesini söylediler."[461]

3576- Eyyûb es-Sahtiyânî radiyallahu anh'dan, o da Basralılardan olan bir adamdan:
"Onun Mekke yolunda ayağı kırıldı. İbn Abbâs, İbn Ömer ve diğer insanlara ne yapması lâzım geldiğini sordu. Dedi ki: «Hiç kimse bana ihramdan çıkmama izin vermedi. Orada yedi ay kaldım. Nihayet umre yaparak ihramdan çıktım»." [ikisi de Mâlik'e aittir.][462]

3577- İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Hastalık sebebiyle yoldan alıkonulan kimseye, Beyt-i Şerîf i tavaf edinceye ve Safa ile Merve arasında sa'y edinceye kadar ihramdan çıkması helâl olmaz. Tedavi olması veya herhangi bir şey için elbise giymeye mecbur kalırsa giyer ve daha sonra fidye verir." [Buhârî, Nesâî ve aynı lafızla Muvatta'.][463]

3578- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,
Hudeybiye'de hacdan alıkonuldu. Bunun üzerine başını traş etti, kurbanını kesti, hanımları ile cima etti, sonra ertesi sene umre yaptı."[464]

3579- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Bedel, ancak haccını cima ile lezzet almak suretiyle bozan kimseye lâzım gelir; amma kişi herhangi bir özür nedeniyle alıkonur-sa, ne ihramdan çıkar ve ne de döner. Beraberinde kurbanı bulunursa alıkonulmuş halinde keser. Tabii onu (Mekke'deki kesim yerine) göndermeye gücü yetmezse. Ama göndermeye gücü yeterse, kurban yerine ulaşıncaya dek İhramdan çıkamaz." [İkisi de Buhârî'ye aittir.][465]

3580- Naciye bin Cündüb radiyallahu anh'dan:
"Kurban kesmekten alıkonulduğunda Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim ve dedim ki: «Ey Allah'ın Resulü! Kurbanı benimle gönder de onu Harem'de keselim.»
«Nasıl yapacaksın?» diye sordu.
«Onu öyle yer ve vadilerden götürüp iletirim ki, hiç kimsenin elimden almaya gücü yetmez» dedim ve onu alıp götürdüm, Ha-rem'de kestim. Onu Har.em'de boğazlanması için göndermişti de bundan müşrikler tarafından alıkonmuştu." [Rezîn][466]

3581- Mâlik radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Kişi hacda bir düşmandan dolayı (gerekli hac ibadetlerini yapmaktan) mahsur kalırsa, bulunduğu yerde traş olur ve daha sonra onu kaza etmesi gerekmez. Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı, Beyt'i tavaf etmeden ve kurbanları Beyt'e göndermeden önce, Hudeybiye'de kurbanlarını kestiler ve traş olup ihramdan çıktılar. Bu sebeple onlara haclarını kaza etmelerini emrettiği sahîh rivayetlerle sabit olmadığı gibi kendisinin de sonradan yaptırdığı sabit değildir."
[Muvatta' ve bâb başlığında Buhârî.][467]

3582- Süleyman bin Yesâr radiyallahu anh'dan:
"Ebû Eyyûb el-Ensârî, hac yolculuğuna çıktı. Mekke yolu üzerindeki Nâziye'ye gelince, (kurbanlık) develerini kaybetti. Daha sonra o, Ömer'e ancak Kurban günü gelebildi. Durumu anlatınca Ömer ona şöyle dedi:
«Umre yapan kimsenin yaptığı gibi yap! Sonra ihramdan çık. Gelecek sene hac mevsimine ulaşırsan, hac yap ve imkânın dahilinde kolayına gelen kurbanı kes»."[468]

3583- Süleyman bin Yesâr radiyallahu anh'dan:
"Hebbâr bin el-Esved, Kurban bayramı günü kurbanını kesmekte olan Ömer'in yanına geldi ve dedi ki:
«Ey mü'minlerin emîri! Biz sayıda şaşırdık. Bugünü Arefe biliyorduk.»
Ömer ona şu cevabı verdi: «Haydi Mekke'ye git ve tavafını yap, beraberinde olanlar
da tavaf etsinler. Eğer beraberinizde kurbanlar varsa kurbanlarınızı da kesin. Sonra traş olun, ya da saçlarınızdan aldırıp kısaltın ve evlerinize dönün. Gelecek sene tekrar haccedin ve kurban kesin. Kim kesecek kurban bulamazsa, hac esnasında üç, memleketine döndüğünde ise yedi gün oruç tutsun»." lİkisi de Mâlik'e aittir.][469]

3584- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "O, Cenâb-ı Hakk'ın «Kurbandan kolayına geleni» kavlini şöyle yorumladı: Yani deve, sığır, koyun ve keçiden erkek ve dişisi dâhil sekiz sınıf hayvandan hangisine gücü yeter ve elde edebilirse ondan kurban eder, demektir."[470]

3585- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Ona âyette geçen,  "kolayına gelen bir kurban kesmek" hususu soruldu; şöyle dedi: "Deve ya da sığır. Ya da yedi koyun. Koyun kesmem, benim için oruç tutmam, ya da develerde yedi kişiye ortak olmamdan daha İyidir." [İkisi de Rezîn'e aittir.][471]

3586- Kâ'b bin Ucre radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, onun yanında durmuş. Onun başında bitler cirit atıyormuş. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sormuş:
«Bu böcekler seni rahatsız edip eziyet ediyorlar mı?»
Diyor ki: "Ben «Evet» dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
«Öyleyse başını traş et!»
İşte «İçinizden her kim hasta olursa ya da başında bir ezâ varsa» (Bakara, 196) âyeti benim hakkımda nazil oldu. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«Üç gün oruç tut, ya da bir ile altı far ak arası buğday ya da arpa tasadduk et. Yahut, kolayına gelen bir kurban kes»."
[Altı hadis imamı.][472]

3587- Diğer rivayette: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, henüz Mekke'ye girmeden önce Hudeybiye'de ihramlı iken ona uğradı. Bir tencerenin altını yakıyordu. Bitler tüm yüzünü sarmıştı. Mekke'ye girmek niyetinde oldukları için orada yerleşip kalmak niyetinde değillerdi.
Bunun üzerine Allah fidye âyetini inzal buyurdu." Benzerini nakletti.[473]

3588- Diğer rivayet: "Bir farak, üç sa'dır."[474]

3589- Diğer rivayet:
"Bir sancı ve acı göremiyorum, başına gelenler gelmiş. Gördüğüm kadarıyla sende fazla bir bitkinlik ve yorgunluk yoktur. Kesecek bir koyun bulabilir misin?" diye sordu.
"Hayır" dedim.
"Öyleyse üç gün oruç tut! Herbir yoksula yarım sa' vermek suretiyle altı yoksulu doyur!" buyurdu. Böylece âyet benim için özel, sizin için genel olarak inmiştir.[475]

3590- Diğer rivayet: "Başımı traş ettim ve sonra kurban kestim."[476]

3591- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Zübeyr'in kızı Dubâ'a'nın yanına girip şöyle dedi:
"Galiba hac yapmak istiyorsun." "Vallahi kendimi rahatsız buluyorum." "Hacca git ve şart koşarak de ki: «Alla-
hım beni nerede hapsedersen orası (ihramdan çıkıp haccı bırakma) yerimdir»."
Bu kadın Mikdâd bin el-Esved'le evliydi. [Buhârî, Müslim ve Nesâî][477]
3592- Müslim, İbn Abbâs'tan benzerini rivayet etti. Ayrıca onda şöyle geçer:
"O (Âişe), şart koşmayı kabul etmeyen İbn Ömer'i idrak etti. İbn Ömer şöyle diyordu:
«Size Peygamberiniz sallallahu aleyhi ve sellem'in sünneti yetmiyor mu? Biriniz hacdan alıkonursa, Beyt'i tavaf eder, Safa ile Merve arasında sa'y eder. Sonra ihramdan çıkar gelecek yıl, tekrar hacceder. Kurban ke-<-ser bulamazsa="" oru="" span="" tutar="">
[Mâlik, Buhârî, Tirmizî ve aynı lafızla Nesâî.][478]

Mekke'ye Girmek, Mekke'den Çıkmak Ve Tahsîb (Muhassab'da Konaklama)


3593- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke'ye girerken Ten'îm'de ihram elbiselerini değiştirdi." [Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de][479]

3594- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke'ye Bethâ'daki yüksek yol olan Ke-dâ'dan girdi, çıkarken aşağıdaki yoldan çıktı." [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî.][480]

3595- Diğer rivayette şu ilave vardır: "Mekke'den çıktığı zaman Şecere mescidinde namaz kılardı. Döndüğünde ise vadinin içindeki Zü'1-Huleyfe'de namaz kılar ve sabaha kadar orada beklerdi."[481]

3596- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Fetih yılı Mekke'ye üstünden Kedâ'dan girdi. Umrede ise Kudâ'dan girdi. Urve de bunların hepsinden girerdi. Evine daha yakın olduğu için genellikle Kedâ'dan girerdi." [Buhârî, Müslim, Tirmizi ve aynı lafızla Ebû Dâvud.][482]

3597- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, Mekke'ye girerken yıkanırdı."[483]

3598- Eslem'in İbn Ömer'den yaptığı rivayette:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'ye girmek üzere Fah'da yıkandı."
[Tırmizî.]
AncakTirmizî, Eslem'in hadisinin mahfuz olmadığını, sahih olanın ise Nâfi'nin bir önceki hadisi olduğunu söyledi.[484]

3599- Nâfi' radiyallahu anh'dan: İbn Ömer dedi ki:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem umre yaptığı zaman Zü'1-Huleyfe'de, hacda ise Zü'1-Huleyfe'deki mescidin daha önceleri yerinde bulunan semure ağacının altında konaklardı. Güzergâhı o yolda olan bir savaş, hac veya umreden döndüğü zaman Batn-ı Vâdi'den inerdi. Vadinin içinden geçtiği zaman, devesini vadinin doğu kenarındaki ağzında çöktürür ve sabaha kadar orada gecelerdi. Buna karşılık ne taş mescidin yanında ne de üzerinde mescid binası olan kaya tepede konaklardı. Orada Abdullah (b. Ömer)'in namaz kıldığı içinde kum yığınları olan bir haliç (derin vadi girintisi) vardı ki, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de orada namaz kılardı. Daha sonraları sel oraya taş getirip yığdı ve böylece Abdullah'ın namaz kıldığı o yer toprak altında kaldı."
Abdullah bin Ömer Nâfi'ye şunu da anlatmıştır:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem, Ravhâ'daki mescidin altında bulunan küçük mescidin yanında namaz kılmıştır." Abdullah, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in namaz kıldığı o mescidi biliyordu. Mescidde namaz kılmak üzere ayağa kalktığı zaman sağ tarafına düşen yerde konaklardı. Sen Mekke'ye giderken o mescid, yolun sağ kenarına düşer. Onunla büyük mescidin arasında bir taş atımlık mesafe vardır veya o kadar bir şey vardır.
İbn Ömer Munsarafu'r-Ravhâ'nın yanındaki tepeciğe doğru namaz kılardı. Bu tepecik, Mekke'ye giderken Munsaraf ile kendi arasındaki mescidin altındaki yolun kenarında nihayet bulmaktadır. Orada daha sonra bir mescid yapılmıştır; ancak Abdullah o mescidde namaz kılmazdı. Onu sağma ya da soluna bırakır, mescidin kıble yününde bizzat o tepeciğe doğru namaz kılarHı
Abdullah, Ravhâ'ya doğru öğleyi kılmazdan önce çıkardı ve ancak o yere vardığında öğleyi kılardı. Mekke'den döndüğü zaman, sabahtan bir saat önce ya da seher vaktinin sonunda oraya uğrarsa sabah namazını kılıncaya kadar orada gecelerdi.
Yine Abdullah kendisine şunu anlatmıştır:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yolun sağ tarafına düşen, Rüveyse'nin altında ve iki mil berisinde bir tepeciğe kadar geniş ve düz bir yerde (bitmiş olan) koca bir ağacın altında konaklardı. Bu ağacın üstü kesilmiş, içi de oyulmuştur. Gövdesi hala durmakta olup, dibinde birçok kum yığınları vardır."
Yine Abdullah bin Ömer kendisine anlatmış:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hudeybiye'ye giderken, Arec'in arkasından geçen sel yatağı tarafında namaz kılardı. O mescidin yanında iki ya da üç taşlı kabirler bulunmaktadır. Yolun sağında taş yığınları vardır."
Abdullah, o taş yığınları arasından Arec'den giderken yürürdü. Öğle üstü güneş zail olduktan sonra öğleyi o mescidde kılardı.
Yine Abdullah bin Ömer ona anlatmıştır:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem yolun solunda bulunan Herşâ dağının ilerisindeki inişte bulunan büyük ağaçların dibinde konaklamıştır." Abdullah, yola en yakın ve en uzun boylu olan ağaca doğru namaz kılardı.
Yine Abdullah bin Ömer anlatmıştır: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Medine'ye varmadan Merru'z-Zahrân'ın altında bulunan inişte konaklardı. Burası, Safravât'tan Mekke'ye inerken, yolun soluna düşen yerdir ki, o yer ile cadde arasındaki mesafe bir taş atımlıktır."
Yine Abdullah kendisine şunu anlatmıştır:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'ye gelirken, Zû Tuva vadisinde konaklar, sabah namazını kilıncaya kadar orada kalır ve orada (daha sonra) yapılan mescidde değil de, onun altına düşen taştan bir tepe üzerinde namaz kılardı."
Abdullah ona şunları anlatmıştır: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kabe'ye doğru kendisiyle uzun dağ arasında bulunan dağın iki yakasına doğru yönelmiş, orada yapılan mescidi sol tarafına almıştır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in namazgahı ile oranın arasında on arşın mesafe vardır. İşte orada yani seninle Kabe arasına düşen dağın iki tepesine doğru namaz kılardı." [Buhârî][485]

3600- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "O geldiği zaman, Zû Tuvâ'da gecelerdi, sabah olunca (Mekke'ye) girerdi. Ayrıldığı zaman Zû Tuvâ'ya uğrar sabaha kadar orada gecelerdi. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in de böyle yaptığını söylerdi." [Tirmizî hariç, Altı hadis imamı][486]

3601- Diğer rivayet:
"İbn Ömer, Harem'in aşağısına girdiği zaman telbiyeyi keserdi. Zû Tuvâ'da gecelerdi. Sonra namaz kılar ve yıkanırdı. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in de böyle yaptığını anlatırdı."[487]

3602- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Nâ-fi' derdi ki:
"İbn Ömer Muhassab'da konaklamayı sünnet sayardı." [Müslim][488]

3603- Ebû Davud'un rivayeti:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, öğle, ikindi, akşam ve yatsıyı Bathâ'da kıldı, sonra orada uyudu, daha sonra Mekke'ye girdi ve tavaf yaptı. İbn Ömer de böyle yapardı." [Nesâî hariç, Kütüb-i sitte'de benzeri rivayetler vardır.][489]

3604- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Muhassab'da konaklamak (haccm zorunlu ibadetlerine dâhil olan) bir şey değildir. O, ancak Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in konakladığı yerdir."
[Buhârî, Müslim ve Tirmizî][490]

3605- Onlar ve Ebû Dâvud, Âişe'den, dedi ki:
"Ebtah'a inip konaklamak sünnet değildir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem orada, sırf orası yola çıkmağa pek elverişli olduğu için konaklamıştır."[491]

3606- Ebû Râfi' radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Mina'dan çıktığı zaman bana Ebtah'da konaklamamı emretmedi. Lâkin ben orada çadır kurmuştum; geldi ve orada konakladı." [Müslim ve Ebû Dâvud.][492]

3607- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:
"Yarından itibaren Kurban bayramıdır." Bunu Mina'dayken söyledi. Devamla: "Yarın, (Kureyş'in) küfür üzerinde (kalmak üzere) anlaştığı Kinâne oğulları Hayfı'na ineceğiz" buyurdu. Bununla Muhassab'ı kastediyor. Bu şöyle olmuştur:
"Kureyş ile Kinâne (kabileleri), Hâşim oğulları ve Abdulmuttalib veya Muttalib oğullarına karşı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i kendilerine teslim edinceye kadar, onlarla evlenmiyeceklerine ve onlarla alışveriş de yapmayacaklarına dair birleşip ittifak etmişlerdi." [Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.][493]

3608- el-Alâ bin el-Hadremî radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Muhacir olanlar, Mekke'de hac ibadetlerini tamamladıktan sonra üç (gün) ikâmet ederler."[494]

3609- Diğer rivayette:
"Muhacir için, Veda tavafından sonra üç gün kalma hakkı vardır" diye geçer ki bundan sanki "üç günü aşamaz" gibi bir anlam çıkmaktadır. [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][495]

3610- Nâfi' radiyallahu anh'dan:
"İbn Ömer, Mekke'den ayrılıp Medine'ye yola koyulmuştu, Kudeyd'e varınca Medine'den ona bir haber geldi. Bunun üzerine dönüp Mekke'ye ihramsız girdi." [Mâlik][496]


Vekaleten Hac Ve Çocuğun Haccı


3611- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Abbâs'ın oğlu el-Fadl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in terkisindeydi. Resû-lullah'a Has'am'dan bir kadın fetva sormak için geldi. Fadl da durmadan ona, kadın da ona bakıyordu (karşılıklı bakışıyorlardı). Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de Fadl'in yüzünü başka tarafa çevirmeye koyuldu. Kadın dedi ki:
«Ey Allah'ın Resulü! Allah'ın kullarına farz kıldığı hac farizası yaşlı olan babama da ulaştı, ancak deveye binmekten âcizdir; acaba ben onun namına hac yapabilir miyim?» *
«Evet» buyurdu. Bu hâdise, Veda haccın-da cereyan etmiştir."[497]

3612- Diğer rivayet:
"Bir adam dedi ki: «Ey Allah'ın Nebisi! Babam hac yapamadan vefat etti; acaba ben onun namına hac yapabilir miyim?» Şöyle buyurdu:
«Acaba babanın bir borcu olsaydı, sen onu öder miydin?»
«Evet» deyince, «Allah'ın borcu (ödenmeye) daha lâyıktır» buyurdu."[498]

3613- Diğer rivayet:
"O yaşlı bir adamdır, devenin üstünde duramıyor. Eğer onu devesinin üstüne bağlarsam ölmesinden korkuyorum."[499]

3614- Ahmed'in rivayeti: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Fadl'a dedi ki:
«Ey Kardeşimin oğlu! Bu öyle bir gündür ki, kim bugünde kulağına, gözüne ve diline sahip olursa mutlaka bağışlanır»."[500]

3615- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan:
Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek dedi ki:
"Kız kardeşim hacca gitmeyi adamıştı, gitmeden vefat etti. Ne dersin, ben onun namına hac yaparsam olur mu?"
"Kız kardeşinin borcu olsaydı öder miydin?"
"Evet."
"Öyleyse bunu da öde! Zira borcu ödenmeye Allah daha layıktır."
[Buhârî, Müslim ve Nesâî][501]

3616- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir adamın: "Lebbeyk an Şübrüme!" dediğini duydu. Şöyle buyurdu: "Kimdir Şübrüme?"
"Benim kardeşim, ya da akrabam" diye cevap verince: "Sen kendi namına haccettin mi?" diye sordu. Adam "Hayır" dedi. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Önce kendin için haccet, sonra Şübrüme için haccedersin." [Ebû Dâvûd][502]
3617- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Revhâ'da bir grup yolcuya rastladı ve:
«Bu kavim kimdir?» diye sordu.
«Biz müslümanlanz, ya sen kimsin?" diye sordular. O da:
«Ben Allah'in Resulüyüm» buyurdu.
Bir kadın elindeki çocuğu yukarıya kakh-np «Bunun için hac var mıdır?» diye sordu.
«Evet vardır, sen de sevabını alırsın» buyurdu." [Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî.][503]

3618- Câbir radiyallahu anh'dan:
"Biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte hac yaptığımız zaman, kadınlar ve çocuklar namına da telbiye getirirdik."
[Tirmizî]
Ayrıca o, bu rivayet hakkında: "Bu garîb-dir. Âlimler, kadının namına telbiye getirilmeyeceği hususunda ittifak etmişlerdir" dedi.[504]

3619-  Zeyd bin Erkam radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim babası ya da annesi namına hac yaparsa bu, hem kendisi, hem de onların namına kâfi gelir." [Taberânî, Mu'cemu'I-Kebtr'de adı belirtilmeyen bir râvi kanalıyla.][505]

3620- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellembuyurdu:)
"Kim ölmüş bir kişinin namına hac yaparsa, onun ecri gibi ecir alır; kim de oruçluya iftar verirse, onun ecri gibi ecir alır. Kim bir hayra çağırırsa o hayrı yapan gibi sevap alır." [Taberânî, Mu 'cemu'l-Evsat'ta. İsnadında Ali bin Yezîd bin Behrâm adlı râvi vardır.][506]

Teşrik Günlerindeki Tekbir, Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in Hutbeleri, Hac Ve Umresinin Sayısı Ve Diğer Meseleler


3621- Ömer radiyallahu anh'dan: "Ömer, Mina mescidinde tekbir getirirdi.
Mescidde olanlar da onunla birlikte tekbir getirirlerdi. Çarşılar tekbir sedaları ile âdeta inlerdi. Bu tekbir ta Mescid-i haram'a kadar vâsıl olurdu da oradakiler Ömer tekbir getirdi derler ve kendileri de tekbir getirirlerdi."
[Buhârî bâb başlığında. Ayrıca Muvatta'da benzeri rivayet edilmiştir.][507]

3622- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "O, çadırında namaz ardında (teşrîk) tekbir getirirdi. Onun tekbirini duyanlar da tekbir getirirlerdi. Namazın dışında kalan vakitlerde de tekbir getirirdi. Kuşluk vakti, zeval vakti taş atmaya gittiğinde hep tekbir getirirdi."
[Bâb başlığında Buhârî.][508]

3623- Diğer bir bâb başlığında ondan (İbn Ömer'den) ve Ebû Hureyre'den:
"İkisi Zi'1-Hicce'nin on gününde —ki bunlar teşrîk günleridir— tekbir getirerek çarşıya çıkarlardı. Onların lekbirleriyle birlikte halk da-tekbir getirirdi."[509]

3624- Abdurrahman bin Muâz radiyallahu anh'dan:
"Mina'da iken Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bize hitap eni; söylediklerini duymak için kulak kabarttık. Biz konak yerlerimizde bulunuyorduk (yine de onu duyabiliyorduk). Onlara hac menâsikini öğretmeye başladı. Nihayet taşlama yerine geldi. Konuşurken şehâdet ve orta parmağını kulaklarına koymuştu. Sonra sapantaşı gibi küçük taşların atılmasını söyledi. Muhacirlere emretti, Mescidi (Hayf)ın önüne indiler. Ensâr'a emretti, mescidin arkasında indiler; derken herkes indi." [Nesâî][510]

3625- Ebû Davud'un ibaresi: "Muhacirlere «buraya insinler» diyerek
kıblenin sağını gösterdi. Ensâra da «buraya insinler» diyerek kıblenin solunu gösterdi. «Diğer insanlar da onların etrafına insin» buyurdu."[511]

3626- el-Hirmâs bin Ziyâd el-Bâhilî radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellcm'i Mina'da Kurban bayramı günü devesi Adbâ'nın üstünde halka hitap ederken gördüm." [Ebû Dâvud][512]

3627- İbn Ebî Necîh radiyallahu anh'dan, o da babasından, o da Bekroğullanndan olan iki adamdan:
Dediler ki: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i biz devesinin yanmdayken, Teşrik günlerinin ortasında halka hitap ederken gördük. Bu konuşması onun Mina'da irâd ettiği hutbesiydi."[513]

3628- Rafı' bin Ömer el-Muzenî radiyal-lahu anh'dan:
"Mina'da kuşluk vakti Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i, boz bir dişi katırın üstünde halka hitap ederken gördüm. İnsanlardan kimi oturuyor, kimisi de ayaktaydı. Ali, ondan duyduklarını olduğu gibi halka naklediyordu."
[Her iki rivayet de Ebû Davud'a aittir.] İmanın hükümleri bölümünde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in bu hutbesi daha önce geçmişti. Burada ise Teşrik günlerinin ortasına tesadüf eden Revs gününde irâd ettiği hutbeleri söz konusu edilmiştir.[514]

3629- Ebû Hurre er-Rakkâşî radiyallahu anh'dan, o da amcasından:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Dikkat edin, zulmetmeyin! Dikkatli olun, zulmetmeyin! Dikkat edin zulmetmeyin! Gönül hoşluğu olmadan bir müslümanın malı helâl olmaz. Dikkat edin! Cahiliyetten kalma her kan davası ve (faiz) malı Kıyamet gününe kadar bu ayağımın altındadır (kaldırılmıştır)." (Devam etti nihayet şunu) dedi: "Dikkat edin, kimde bir emanet varsa kendisine emanet edene götürüp versin."
[Ahmed leyyin bir senedle.][515]

3630- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Akabe'de şöyle hitap etti:
"Zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günde olduğu şekline dönmüştür. Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bu on ikiden dördü haram aylardır: Mudar kabilesinin Receb ayı Zi'l-Ka'de, Zi'l-Hicce ve Muharrem. Bu dosdoğru bir dindir. Öyleyse o aylar içinde kendinize yazık etmeyin.
Nesi', (haram aylara ilavede bulunmak, yerlerini değiştirmek) küfürde gerçekten ileri gitmektir. İnkâr edenler Allah' in haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için, onu bir yıl haram, bir yıl helâl saymak suretiyle sapıtıyorlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal kılıyorlar. Onlar bir yıl Sefer ayını helâl, Muharrem ayını haram; ertesi yıl Sefer' i haram, Muharrem'i helâl aydan kabul ediyorlar.
Ey insanlar, şeytan artık kendisine tapıl-maktan umudunu kesti. Onun için sizin küçük diyerek aldırmadığınız günahlara razı oldu. Dininiz hakkında bu küçük deyip hakir gördüğünüz amellerden (günahlardan) kaçınınız!"
[Bezzâr zayıf bir senedle.][516]

3631- Gülsüm bin Cübeyr radiyallahu anh'dan:
İçinde yer alan kıssada şu ibare geçmektedir:
Sıffîn'de Ammâr'ı öldüren kişi, Akabe günü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in halka hitap ederken şöyle duyduğunu işittiğini söyledi: "Kanlarınız, mallarınız birbirlerinize, bugünkü gününüzün hürmeti, bu ayınızın hürmeti, bu beldenizin hürmeti gibi haramdır.
Dikkat edin, benden sonra birbirlerinizin boyunlarını vuracak kâfirlere dönmeyin!"
Kıssada, bu adamdan sapıklığı daha açık kimse yoktur. Çünkü bu adam, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'den bu sözünü işittikten sonra kalkıp Ammâr'ı öldürmüştür.
[Taberânî, Mu 'cemu' l-Kebîr 'de][517]

3632- Ebû Ümâme radiyallahu anh'dan: Arefe gününde (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu.)
"Her peygamberin kabul edilmiş duası geçmiştir. Ben ise duamı Kıyamet gününe sakladım. Peygamberler: «Biz senden daha fazla ümmet sahibiyiz» diyecekler. Sakın beni mahcup etmeyin. Ben sizi Havz'un kapısında oturup bekleyeceğim."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de leyyin bir senedle.][518]

3633- Yine leyyin bir senedle yapılan rivayet şöyledir:
"Allah'a karşı yemin etmeyin! Çünkü kim Allah'a karşı yemin ederse, Allah onu yalancı çıkartır."[519]

3634- el-Addâ' bin Hâlid radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Veda haccını yaptığı günde şöyle buyurmuştur:
"Allah şöyle buyuruyor: «Ey İnsanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Tanışasınız diye sizleri şubeler ve kabileler halinde kıldık. Allah katında en iyiniz O'ndan en çok korkanınızdır.»
Arabın Aceme üstünlüğü yoktur; Acemin de Araba üstünlüğü yoktur. Ne siyahın beyaza ve ne de beyazın siyaha üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak ve sadece takva ile olur.
Ey Kureyş topluluğu! İnsanlar âhirete gelirlerken, siz âhirete boyunlarınıza dünyayı
yüklenmiş olarak gelmeyin! Allah'a karşı benim size hiçbir faydam dokunmaz." [Taberânî, Mu'cemu'l-Kebtr'de][520]

3635- Câbir radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hicret öncesi iki hac, hicret sonrası da umre ile bir hac yapmak suretiyle tam üç hac yapmıştır. Altmışüç kurban sevk etmiştir. Geri kalan develeri Ali, Yemen'den getirmiştir ki, içlerinde burnunda gümüşten bir bere bulunan Ebû Cehl'in devesi de vardı. O develeri Allah Resulü kesti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem her deveden bir parça alınmasını emretti. Alındı ve pişirildi, Efendimiz (etinin) suyundan içti." [Tirmizî][521]

3636- Enes radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, dört kere umre yaptı; hepsi de Zi'1-Ka'de ayında idi. Ancak haccıyla birlikte yaptığı umre başka. Hudeybiye ya da Hudeybiye zamanında olan umre Zi'1-Ka'de'de; Huneyn ganimetlerinin taksim edildiği yer olan Ci'râ-ne'den yaptığı umre de Zi'1-Kade'de yapmıştır. Bir umre de haccıyla beraber yaptığı umredir." [Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Ebû Dâvud][522]

3637- Muharriş el-Ka'bî radiyallahu anh'Haır
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Ci'râne'den gece umreye niyetlenerek çıktı. Gece Mekke'ye girip umresini yaptı. Sonra yine o gece çıkıp Ci'râne'ye vardı ve sanki orada gecelemiş gibi Ci'râne'de sabahladı. Ertesi gün Güneş öğle vakti zail olunca, Şeriften çıktı. Diğer yoldan gelen toplulukla Scrif'tc birleşti. Bu yüzden O'nun bu umresi halka gizli kaldı." ITirmizî ve Nesâî][523]
3638- Ebû Davud'un rivayeti:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Ci'râne'ye girdi. Mescide girip Allah'ın istediği kadar namaz kıldı.[524] Sonra ihram giydi,
sonra devesine binip Şerife yöneldi. Nihayet Medine yoluna geldi. Mekke'de gecelemiş gibi sabaha kavuştu."

3639- Urve radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,ancak üç kere umre yapmıştır ki bunun birisi Şevval ayında, diğer ikisi de Zi'1-Ka'de ayında gerçekleşmiştir." [Mâlik][525]

3640- Urve, Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, biri Zi'1-Ka'de, biri de Şevval'de olmak üzere iki umre yapmıştır." [Ebû Dâvud][526]

3641- Urve radiyallahu anh'dan:
"Ben, İbn Ömer'le birlikte sırtımızı Âi-şe'nin hücresine dayamış oturuyorduk. Onun misvak sesini (dişlerini fırçaladığını) duyuyorduk. Dedim ki:
«Ey Ebû Abdurrahman! Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Receb ayında umre yaptı mı?»
«Evet!» deyince, Âişe'ye hitaben dedim ki: "Anneciğim! Ebû Abdurrahman'in dediğini duyuyor musun?"
«Ne diyor?»
«Diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Receb ayında umre yaptı.»
«Allah, Ebû Abdurrahman'ı bağışlasın! Hayatım hakkı için o, Receb ayında umre yapmadı. Yaptığı umrelerden hemen hepsinde ben onunla beraber olmuşumdur» diye cevap verdi. İbn Ömer de bunu dinliyordu. Ne evet dedi ve ne de hayır; sadece sükût etmekle yetindi." [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî][527]

3642- Âişe radiyallahu anhâ'dan: Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! Mina'da seni güneşten koruyup gölgelendirecek bir bina yapsak olmaz mı?"
"Hayır! Orası ancak önce gelenin ineceği ve devtam çökerteceği bir yerdir" buyurdu.[528]

3643- Ebû'd-Derdâ radiyallahu anh'dan: Dedik ki: "Ey Allahın'ın Resulü! Mina'nın durumu insanı şaşırtıyor. O, dar bir yerdir. İnsanlar gelince genişliyor." Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mina, aynı rahme benzer; dardır, hâmile kaldığı zaman Allah onu genişletir."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'U zayıf bh isnadla.][529]

3644- Ebû Vâkıd el-Leysî radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in Veda haccında hanımlarına şöyle dediğini duydum: "Bundan (hacdan) sonra (sizler için) hasırların üstleri vardır (bir daha haccetmek size farz değildir)." [Ebû Dâvud][530]

3645-  Bezzâr, Ahmed ve Ebû Ya'lâ, Ebû Hureyre'den naklettikleri hadiste şunu eklediler:
Zeynep ile Sevde'nin dışında hepsi haccetmekteydiler. O ikisi şöyle diyorlardı:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in: «Bundan (hacdan) sonra (sizler için) hasırların üstleri vardır (bir daha haccetmek size farz değildir)» sözünden sonra bizi buradan artık hiçbir hayvan kımıldatamaz."[531]

3646- Ömer radiyallahu anh'dan:
"O, yaptığı son haccında, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımlarına hacca çıkmaları için izin verdi. Abdurrahman bin Avf ile Osman bin Affân'ı da onlarla beraber gönderdi."[532]

3647- Sümâme radiyallahu anh'dan: "Enes radiyallahu anh, cimri olmadığı halde bir deve semeri üzerinde haccetti. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bir deve üstünde haccettiğini ve bu devenin de aynı zamanda azık ve eşyalarını taşımakta olduğunu bildirdi." [İkisi de Buhârî'ye aittir.[533]

Mekke Ve Kabe'nin Fazileti, Onun Haremi, Zemzem, Oradaki Ezan, Hicâbe (Perdedanlık) Ve Sikâye (Su Dağıtma) Hakkındaki Rivayetler


3648- Ebû Zer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"İnsanlar için, içinde namaz kılınacak ilk mübarek ev, Kabe'dir." Dedim ki:
"Sonra hangisi?"
"Mescid-i Aksa!
"Aralarında kaç yıl vardır?"
"Kırk yıl" buyurdu. [Buhârî, Müslim ve Nesâî][534]

3649- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Hacer-i Esved, Cennet'ten inmiştir. O indiğinde, sütten daha beyaz idi. Ademoğulları-nın hataları (günahları) onu kararttı."
[Nesâî ve aynı lafızla Tirgflzî.][535]

3650- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Hacerü'l-Esved hakkında şöyle buyurdu:
"Vallahi Allah, onu Kıyamet gününde gören iki gözü ve konuşan bir dili olduğu halde diriltecektir de kendisini hakkıyla istilâm edenler hakkında tanıklık edecektir." [Tirmizî][536]

3651- Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de: "Allah kıyamet gününde Hacer-i Esved'i ve Rükn-ü Yemanî'yi, iki gözlü, bir dilli, iki dudaklı olarak diriltecek ve kendilerini istilâm edenler için bir vefa borcu olarak tanıklık edeceklerdir."[537]

3652- İbn Amr bin el-As radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Rükün ile makam, Cennet yakutlarından iki yakut idi. Allah onların nurunu almıştır, eğer onların nurlarını almasaydı meşrikle mağrip arasını aydınlatırlardı." [Tirmizî]
Ayrıca o, bu hadisin İbn Ömer'den mevkuf yani onun sözü olarak rivayet edildiğini söyledi.[538]

3653- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kıyamet gününde Rükün, bir dili ve iki dudağı olduğu halde Ebû Kubeys dağından daha büyük olarak gelecektir."
[Ahmed leyyin bir senedle.][539]
3654- Taberânî, Mu'cemu' l-Evsat'ta şunu ekledi:
"Kendisini hak ile istilâm eden için tanıklık edecektir. O, mahlûkatıyla musâfaha eden Allah'ın sağı (sağ kolu)dır."[540]

3655- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellembuyurdu:)
"Hacer-i Esved, Cennet taşlarından bir taştı. Yeryüzünden Cennet taşlarından ondan başka hiçbir taş yoktur. Billur taşları gibi beyazdı. Eğer ona Cahiliyet kirinden bir şey bulaşmasaydı, elini süren her hasta mutlaka iyileşirdi." [Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat ve'I-Kebfr'de leyyin bir senedle.][541]

3656- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Rüknü'l-Esved semadan indi, Ebû Ku-beys dağına beyaz bir billur taşı gibi kondu. Kırk sene orada kaldıktan sonra İbrahim'in temelleri üzerine yerleştirildi."
[Taberânî, Mu'eemu'I-Kebîr'de][542]

3657- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Hacer-i Esved'e, cahiliyet kirliliklerinden hiçbir şey bulaşmasaydı, zalim ve günahkârların pisliklerinden de hiçbir şey değme-seydi, başvuran her hasta iyileşirdi. Bugün de aynen Allah' in kendisini yarattığı şekilde görülürdü. Siyah ile değiştirmesinin sebebi, Cehennem ehlinin cennet süsünü görmemesi içindir. Ayrıca o, Cennet yakutlarından bir yakuttur ki, Allah onu, Âdem' i yeryüzüne indirdiği zaman, Kabe'nin yerine koymuştur. Yeryüzü o zaman son derece temiz idi. Orada hiçbir günah işlenmemişti. Çünkü orasını kirletecek kimse yoktu. Harem in etrafına Allah, melekleri bir saf olarak sırf onu yeryüzü sakinlerinden korumak için yerleştirmiştir. Yeryüzünün sakinleri o zaman cinlerden ibaretti. Onların onu görmeleri yakışık almazdı. Çünkü Cennetten gelme bir şey idi. Cenneti gören cennete girer. Onun için ona ancak haklarında cennet sabit olanlar bakabilirdi. Melekler sürekli olarak cinleri ondan alıkoydular, göstermediler. Harem'in her tarafını ablukaya aldılar. Bunun için Harem'e «harem (yasak ve mukaddes bölge)» denilmiştir."
[Taberânî, Mu'eemu'I-Kebîr'de zayıf bir isnadla.][543]

3658- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Meryem'in oğlu Isâ, Fecc-i Ravhâ denilen yerde hac veya umre yapmak yahut o ikisini bir arada yapmak üzere mutlaka telbiye getirecektir. " [Müslim][544]

3659- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Mekke ile Medine arasındaki Ezrak vadisine uğradı. "Bu vadi hangi vadidir?" diye sordu. "Ezrak vadisidir" dediler.
Şöyle buyurdu: "Ben Musa Aleyhisse-lam'ı gür sesi ile Allah'ı telbiye ederek tepeden aşağıya inerken görüyor gibiyim." Sonra Herşâ tepesine gelerek: "Bu tepe hangi tepedir?" diye sordu: Ashâb: "Herşâ tepesidir" cevabmı verdiler. Bunun üzerine Allah'ın Resulü: "Ben, Yunus bin Mettâ Aleyhisselam' ı derli toplu, kırmızı bir dişi deve üstünde, yünden bir cübbe giymiş, devesinin yuları hurma lifinden örülü olduğu halde telbiye ederken görüyor gibiyim" buyurdu. [Buhârî ve Müslim][545]

3660- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem uykusunda kıpırdadı. Bunun üzerine "Ey Allah'ın Resulü! Uykunuzda hiç yapmadığınız şeyleri yaptınız" dedik. Şöyle buyurdu:
"Hayret doğrusu! Ümmetimden birtakım insanlar, Kureyş'ten Beyt'e iltica etmiş, bir adama ulaşmak için bu Beyt'e geliyorlar. Fakat çöle vardıklarında yerle bir oldular." Dedik ki: "Ey Allah'ın Resulü! Yol insanları (zaman zaman) pekâlâ bir araya getirebilir." Bunun üzerine: "Evet, aralarında kastılı olan, sakat ve yolcular da vardır. Muhtelif yerlerden gelmelerine rağmen hepsi aynı şekilde helak olurlar. Ancak Allah onları niyetlerine göre diriltecektir." [Müslim|[546]

3661- Buhârî'nin rivayeti:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Bir ordu Kabe'ye hücum edecek, (bu beldenin) çölüne geldiklerinde yerle bir olacaklardır." Dedim ki:              
"Ey Allah'ın Resulü! Hepsi mi helak olacak? Zira içlerinde (alış-verişle meşgul olan) çarşı halkı ve o zalimlerden olmayan kimseler de bulunmaktadır." Şöyle buyurdu:
"Öncekiler de sonrakiler de yani hepsi helak olacak, fakat dirilirken niyetlerine göre dirileceklerdir."[547]

3662- Safıyye radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"İnsanlar bu Beyt'e karsı savaşmakta devam edeceklerdir; hatta bir ordu burayı almak için gelirken çöle vardıklarında, yahut bu beldenin çölüne geldiklerinde, öncekilerden sonrakilere kadar hepsi yerle bir edilecektir. Ortaları bile kurtulamıyacaktır." Dedim ki:
"Ey Allah'ın Resulü, onlardan istemeyerek bulunanların durumları ne olacak?"
Şöyle buyurdu: "Allah onları içlerindeki niyetlerine göre diriltecektir." [Tirmizî][548]

3663- Abdullah bin Safvân radiyallahu anh'dan, o da Mü'minlerin annesinden:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bu Beyt'e (Kabe'ye) güçleri, silahlan ve hazırlıkları bulunmayan bir kavim sığınacaktır. Onlara savaşmak için bir kavim gelecek; (bu beldenin) çölüne varınca yerle bir olacaklardır."
Yûsuf İbn Mâlıek dedi ki: "Şam ehli o zamanlar Mekke'ye yürüyorlardı." Abdullah bin Safvân dedi ki: "Ama vallahi o kastedilen, bu ordu değildir." [Müslim]
Nesâî'nin rivayetinde Hafsa'nın hadisi olarak nakledilmiştir.[549]

3664- Şakîk radiyallahu anh'dan:
Şeybe bin Osman ona dedi ki: Ömer radiyallahu anh senin şu oturduğun yere oturdu ve şöyle dedi: "Kabe'nin malını taksim etmeden buradan çıkmam!" Dedim ki:
"Sen bunu yapamazsın."
"Bilakis yapacağım!" dedi. Ben yine:
"Sen bunu yapamazsın!" dedim. Bu defa "Neden?" diye sordu. Dedim ki:
"Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebû Bekr onu gördükleri ve ona senden daha muhtaç oldukları halde bunu yapmadılar, o mallan çıkarmadılar."
Bunun üzerine kalktı ve çıktı. [Ebû Dâvud][550]

3665- Buhârî'nin rivayeti: "Orada dağıtmadık ne bir san (altın) ve ne de bir beyaz (gümüş) bırakmayacağım! Bunu kafama koydum." Dedim ki:
"Bunu senin iki dostun yapmamıştır." Bunun üzerine "Onlar kendilerine uyacağım iki şahsiyettir" dedi.[551]

3666- Ebû Şureyh el-Adevî radiyallahu anh'dan:
O, Mekke'ye ordu gönderen Amr bin Saîd'e dedi ki: "Ey Emîr! Bana izin ver de sana Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in söylediği bir sözü söyleyeyim. Fetih gününün ertesi onu iki kulağımla duydum; iki gözümle de gördüm. Konuştuklarını kalbim kavradı. Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu:
"Mekke'yi insanlar değil, bizzat Allah haram (mukaddes) kılmıştır. Allah'a ve âhiret gününe inanan bir müslüman kişi için orada kan dökmek ve ağaç kesmek helâl olmaz. Biri kalkar da «Peki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem neden orada savaştı?» derse, ona şöyle deyin: «Allah kendi Resulüne müsaade etti, size müsaade etmedi.» Allah bana gündüzden sadece belirli bir süre müsaade etti. Sonra haramlı-ğı tekrar eskisi gibi oldu. Bu hususu burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsinler." Ebû Şureyh'e denildi ki: "Amr sana ne dedi?" Şu cevabı verdi: "Ey Ebû Şureyh! Ben bunu senden daha iyi biliyorum. Harem(-i Şerîf), âsiyi, kan döküp kaçan ile bir yeri tahrip etmiş bir kimseyi barındırmaz." [Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî][552]

3667- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allah, Mekke'yi haram (mukaddes) kılmıştır. O, ne benden önce ve ne de benden sonra hiç kimseye helâl olmaz. O ancak bana belirli bir süre helâl olmuştur. Yaş otu kopa-rılmaz, ağacı kesilmez, avı kaçırılmaz ve ürkütülmez, yitiklerini yerden almak helâl olmaz, ancak yitiğini ilân edip sahibini bulup teslim etmek için alınır." el-Abbâs b. Abdil-muttalib dedi ki: "Ancak onun (Mekke'nin) izhirini (bir nevi otunu) kuyumcularımız ve kabirlerimiz için almak helâl olur."
Diğer rivayette:
"Evlerimizin tavanları için (kullanmak üzere) izhir otu müstesna" diye geçer.
İkrime dedi ki: "Avı kaçırılmaz demek ne demektir, bilir misin? Yani o, gölgeden kaçırılıp da yerine oturulmaz (ürkütülmez) demektir." [Buhârî, Müslim ve Nesâî][553]

3668- Taberânî Mucemu'l-Kebir ve el-Ev-sat'ta leyyin bir senedle onun benzerini şu ekle rivayet etti: O'na denildi ki: "İşte Hâlid bin Velîd, öldürüyor." Şöyle buyurdu: "Ey Fülan! Kalk ta
ona söyle elini öldürmekten çeksin!" Adam ona gitti ve dedi ki: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sana elinden geldiği kadar öldür" diyor." Bunun üzerine Hâlid bin el-Velîd tam yetmiş insan öldürdü. Durum Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlatınca, derhal Hâlid'i çağırtıp: "Ben seni öldürmekten alıkoymadım mı?" diye sordu. Hâlid: "Hayır, biri geldi bana elimden geldiği kadar insan öldürmemi emrettiğinizi söyledi" diye cevap verdi. Adamı çağırttı, ona "Ben sana söyle Hâlid'e elini öldürmekten çeksin demedim mi?" "Evet, ama sen bir şey (öldürülme-melerini) murad ettin. Allah da bir şey murad etti. Allah'ın murad ettiği iş seninkini geçti. Ben başka bir şey yapamazdım ki!" Bu söze karşı sükût buyurdu ve ona hiçbir cevap vermedi.[554]

3669- Abdullah bin Hubyş radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim bir sidre ağacını (Arabistan kirazını) keserse Allah onu bas aşağı ateşe atar."
Ebû Dâvud. Benzeri bir hadiste şu ibare geçer: "Yolcuların ve hayvanların çölde altında gölgelendikleri sidre (ağacını) keserse..."
Taberânî'nin el-Evsat' uıda: "Harem'den bir sidre keserse" diye geçmektedir.[555]

3670- Hassan bin İbrâhîm radiyallahu anh'dan: Sırtını Urve'nin köşküne dayayan Hişâm bin Urve'ye sidrenin (Arabistan kirazının) kesilmesi hakkında bir soru sordum; şu cevabı verdi: "Şu kapılan ve kapı kanatlarını görüyor musun, işte bütün bunlar Urve'ye ait sidrelerdir. Urve, sidre ağacını keserdi ve kesilmesinde bir sakınca görmezdi."[556]

3671-Diğer rivayette şunu da ekledi: Hişâm, Hassân'a: "Ey Iraklı! Bana bir bid'at mesele getirdin" dedi. (Hassan) Dedim ki: "Asıl bid'at sizin tarafınızdan gelmiştir. Mekke'de şöyle diyen bir zât işittim:
«Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sidreyi kesene lanet etmiştir»." Önceki hadisi aynı anlamda nakletti. [Ebû Dâvud][557]

3672- İbn Cübeyr radiyallahu anh'dan: "Ayağının altına mızrağın kesici ucu isabet edip ayağı özengiye yapıştığı zaman ben, İbn Ömer'le beraberdim. İnip çıkardım.
Bu olay Mina'da olmuştur. Haccâc onu ziyarete geldi. Haccâc dedi ki:
«Bunu sana yapanı biliyor musun?»
«Bunu bana sen yaptın» diye cevap verdi.
«Nasıl yani?»
«Silah taşınması helâl olmayan bir günde silah taşıttın! Harem-i Şerîf'e silah soktun. Şimdiye dek Harem-i Şerîf'e silah sokulmazdı» diye cevap verdi." [Buhârî][558]

3673- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)  "Mekke'de silah taşınması helâl olmaz." [Müslim][559]

3674- Abdullah bin Adiyy bin el-Hamrâ radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i Hazvere'nin üzerinde durup şöyle dediğini gördüm:
"Vallahi sen en hayırlı bir yersin. Allah'a en sevimli bir yersin. Eğer ben, senden çıkarhl-masaydım (kendiliğimden) çıkmazdım."[560]

3675- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke'ye hitaben şöyle buyurdu:
"Ne kadar güzel bir ülkesin. Seni çok seviyorum. Eğer ben senden çıkartılmasaydım, kesinlikle kendiliğimden çıkmazdım."
[İki rivayet de Tlrmizî'nindir.][561]

3676- Ebû Ya'lâ benzerini şu ekle naklet-miştir:
"Ey Abd-i Menâf oğulları! Siz benden sonra bu işin sahipleri olursanız, gece gündüz hangi saatte olursa olsun, Allah'ın evini ziyaret edene engel olmayın. Kureyş'in azmayacağını bilsem onların Allah katında elde edecekleri güzel şeyleri söylerdim. Allahım evvelkilerine vebal tattırdın, bari sonrakilere nimet tattır!"[562]

3677- Muhammed bin İmrân radiyallahu anh'dan, o da babasından, dedi ki:
Ben Mekke yolunda bir su yolunda konaklarken, bana Abdullah bin Ömer geldi ve dedi ki: "Neden bu su yolunda konakladın?" Dedim ki:
"Gölgesinden faydalanmak istedim."
"Bundan başka bir yer var mıdır?" dedi.
"Hayır" dedim. Dedi ki:
"Ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in şöyle buyurduğunu duydum:
«Mina'nın iki küçük dağı arasında bulunursan (eliyle doğuya doğru işaret etti) orada adına Sürer denilen bir vadi vardır ki, o vadide altında yetmiş peygamberin yaşamış olduğu gizli bir şerha (ağaç) vardır»." [Mâlik ve Nesâî][563]

3678- Yaiâ bin Ümeyye radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Harem! de gıda maddeleri karaborsacılığı yapmak, orada haddi aşmaktır (zulümdür)." [Ebû Dâvud][564]

3679- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e zemzem sucundan ikram ettim, onu ayakta içti."[565]
3680- Diğer rivayette: "O, Beytullah'ta iken su istedi. Ona bir kova (su) getirdim." [Buhârî ve Müslim][566]

3681- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hudeybiye'de kaldığı müddet zarfında Kureyş'ten bir adama zemzem suyundan getirmesini emretti. Ondan o suyu alıp Medine'ye götürdü." [Rezîh][567]

3682- Âişe radiyallahu anhâ'dan:
"O, zemzem suyunu taşırdı ve Allah Resulü de sallallahu aleyhi ve sellem'in de onu taşıdığını söylerdi." [Tirmizî][568]

3683- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Yeryüzünün en hayırlı suyu zemzemdir.
Çünkü onda tadın tadı, hastanın şifası vardır. Yeryüzündeki en kötü su, Haâremütta bir delikten akan Berhûd vadisindeki sudur. Çekirge bacağına benzer, sabahleyin fışkırır, akşamleyin hiç suyu kalmaz."[569]

3684- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Biz ona (zemzeme) şefaat derdik. Onu biz çoluk çocuk için en güzel yardım olarak bulurduk." [İkisi de Taberânî'nin Mu'cemu'l-Kebîr''ine aittir.][570]

3685- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Münafıklarla aramızdaki alâmet (fark): onlar zemzemden kana kana içemezler." [İbn Mâce][571]

3686- Onun Câbir'den de zayıf bir isnadla merfû bir rivayeti bulunmaktadır:
"Zemzem ne için içilirse onun içindir (yani ne niyetle içilirse ona iyi gelir).[572]

3687- Ebû Mahzûre radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ezan işini bize ve mevâlilerimize, su dağıtma işini Hâşimoğullanna, perdedârlık işini de Abduddâroğullanna verdi."
[Ahmed ve Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr vel-Evstıt'ta leyyin bir senedle.][573]

3688- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ey Talha oğulları! Onu ebedi babadan oğula intikal eder bir şekilde alın! Onu sizin elinizden ancak zâlim olan alır." —Kabe örtüsünü kastediyor—
[Taberânî, Mu'cemu' I-Evsat'te leyyin bir isnadla.][574]

3689- Cübeyr bin Mut'im radiyallahu anh'dan:
O, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in Osman bin Talha'ya Kabe'nin anahtarını verdiğinde şöyle buyurduğunu duymuş: "Al su anahtarı ve gizle!" Dedi ki: "Kabe anahtarı bu yüzden daima gizlenir."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de][575]

3690- Ebu't-Tufeyl radiyallahu anh'dan: "Ali, (hacılara) su dağıtma (vazifesi) hususunda Abbâs'la tartıştı. Talha bin Ubeydil-lah, Âmir bin Mahreme ve Ezher bin Abd-i Avf, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in bu görevi Fetih günü Abbâs'a verdiğine dair tanıklık ettiler."
[Taberânî, Mu'cemu'I-Evsat'ta leyyin bir senedle.][576]

3691-İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allah, bir gün ve bir gecede bu Beyt üzerine yüzyirmi rahmet indirir. Altmışı bu Bey fi tavaf edenler; kırkı da bu Beyt'te namaz kılanlar içindir. Yirmisi de bu Beyt'e bakanlar İçindir." [Taberânî, Mu 'cemu' l-Kebîr ve' I-Evsat'ta zayıf bir senedle.][577]

3692- Diğer rivayet:
"Bu mescide, yani Mekke mescidine indirir."[578]

3693- el-Esved bin Halef radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ona Harem'in taşlarını yenilemesini emretmiş." [Bezzâr ve Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de.]
İsnadında Muhammed bin el-Esved bin Halef vardır.[579]

Beyt'in (Kabe'nin) İmarı, Binası, Yıkılması Ve Bununla İlgili Meseleler


3694- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ye'cûc ve Me'cûc'dan sonra da bu Beyt elbette haccedilecek ve umre yapılacaktır."[580]

3695- Abdurrahman bin Mehdî şöyle dedi: "Beyt-i Şerîf hac edilemez oluncaya dek kıyamet kopmaz."
[Buhârî]
Dedi ki: "Birinci (rivayet) daha çok rivayet edilmiştir."[581]

3696- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
(Âişe'ye hitaben) "Kavmini görmüyor musun, Kâbeyi yaptıklarında ibrahim'in temellerinden eksik yapmışlar!" buyurunca dedim ki:
"Ey Allah'ın Resulü! Onu tekrar İbrahim'in temellerine çeviremez misin?"
"Kavmin küfre yakın olmasalardı, bunu yapardım" buyurdu.
İbn Ömer dedi ki: "Âişe'nin bunu Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'den işitmesine göre, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in Hicr'den sonra gelen o iki rüknü istilâm etmemiş olması, o zamanki Kabe'nin İbrahim'in temelleri üzerinde tamamlanmamış olmasına dayanmaktadır."
[Ebû Dâvud hariç, Altı hadis imamı][582]
3697- Onun rivayetlerindendir: "Eğer senin kavmin cahiliyeti ya da küfrü henüz yeni bırakmış olmasaydı,  Kabe'yi bozar,  ibrahim'in temelleri üzerinde tekrar yapardım. Kureys onun binasını eksik yaptı, ben ise Kabe'ye bir arka kapı yapardım."
Hişâm diyor ki: "(Halefle) kapıyı kastediyor."[583]

3698- Yine onun rivayetlerindendir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e:
"Beyt'in duvarı (Hicr'i) Beyt-i Şeriften midir?" diye sordum.
"Evet" buyurdu.
"Peki onu neden Beyt'e katmamışlar?" diye sorunca:
"Paraları yetmedi" buyurdu.
"Öyleyse neden kapısını yükseltmişler?" diye sordum; şöyle buyurdu:
"Dilediklerini içeriye soksunlar, dilediklerini de sokmasınlar diye. Eğer kavmin olmasaydı..." Benzerini zikretti.[584]

3699- Bir başka rivayetinde: "Ona Hicr'i sordum." Benzerini nakletti.[585]

3700- Bir başka rivayetinde: "Ey Âişe! Eğer kavmin yeni müslüman olmuş olmasaydı, Bey t'in yıkılmasını emrederdim de ondan çıkarılanı (Hicr'i) tekrar içeriye katardım, kapısını da yere yapıştırırdım; ayrıca ona biri Doğu, öteki de Batıya bakan iki kapı yapardım. Böylece onu ibrahim'in temeline ulaştırmış olurdum." İşte İbnü'z-Zübeyr'i onu yıkmaya iten sebep budur.[586]

3701- Yezîd bin Rûmân der ki: "İbnü'z-Zübeyr, onu yıkıp tekrar yaptığında ve Hicr'i oraya tekrar kattığında İbrahim Aleyhisselam'ın deve hörgücünü andıran temel taşlarını gördüm."
Cerîr bin Hâzim: "Ona (Yezîd bin Rû-mân'a) dedim ki:
"Onun (İbrahim'in temelinin) yeri nerdedir?"
"Gel sana göstereyim" dedi ve beni Hicr'e soktu. "İşte burası" diyerek yerini gösterdi. (Cerîr dedi ki:) "Ben Hicr'den olan bu yerin altı zira' ya da ona yakın bir miktar olduğunu takdir ettim."[587]

3702- Atâ anlatıyor:
Şamlılar hücum ettikleri zaman, Yezid bin Muaviye'nin zamanında Beyt-i şerîf yanınca, İbnü'z-Zübeyr halk haccedene dek onu o haliyle bıraktırdı.
Hac mevsimi insanlar ziyarete gelince (Beyt'in) bu durum onları Şamlılara karşı cür'etlendirmiştir. İnsanlar ayrılınca dedi ki: "Ey insanlar! Bana Kabe hakkındaki düşüncelerinizi beyan edin. Onu yıkıp da yeniden mi bina edeyim, yoksa harap olan yerlerini tamir mi edeyim?"
İbn Abbâs dedi ki: "Bu husustaki görüşüm şudur: Bu Beyt'i mümkün olduğu kadar düzelt. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gönderildiğinde görülen şekli, insanlar İslâm'ı kabul ettikleri zaman buldukları taşlan, işte bu şekli koruyup ona ilişmemeni uygun görüyorum."
İbnü'z-Zübeyr şöyle dedi: "Birinizin evi yansa onu yeniden yapmadan gönlü razı olmaz. Rabbinizin Evi'nin bu haline gönlünüz nasıl razı oluyor? Ben üç gün Rabbime istihare edeceğim; ondan sonra kararımı vereceğim."
Aradan üç gün geçtikten sonra görüşü; onu bozup tekrar yapmak merkezinde zahir oldu. Kabe'nin üzerine çıkan ilk kişiye gökten bir belâ inecek diye insanlar, onu bu işten vazgeçirmeye çalıştılar. Birinin oraya çıkıp ilk taşı aşağıya atıp kendisine bir şey olmadığını görünce, herkes İbnü'z-Zübeyr'e tâbi oldu ve bir bir taşları aşağıya atarak binayı tamamen söküp yerle bir ettiler. Sonra İbnü'z-Zübeyr (kıble vazifesi görsün diye) bir takım direkler diktirdi, üzerine de perdeler çektirdi. Böylece binasını yükseltip tamamladı ve şöyle dedi:
Âişe'nin şöyle dediğini duydum: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«İnsanlar yeni müslüman olmuş olmasalardı, benim de onu takviye edecek bir de param bulunsaydı, Kabe'ye Hicr'den beş arşın içeriye katıp onu genişletirdim. Ayrıca ona insanların içeriye girmelerini ve çıkmalarını sağlayacak birer kapı yapardım»."
Sonra dedi ki: "Bugün ben, bu parayı buluyorum, kimseden de korkum yoktur."
Atâ sözüne devamla dedi ki: Böylece İb-nü'z-Zübeyr, Hicr'den beş arşın daha Kabe'ye katmak suretiyle genişletti ve insanların görebileceği bir temel açtı. Halk ona baktılar da binayı onun üzerine kurdu. Böylece Kabe'nin uzunluğu onsekiz arşına çıktı.
Îbnü'z-Zübeyr bu ilaveyi görünce az buldu ve uzunluğuna on arşın daha ekledi. Ona iki kapı yaptı. Birinden girildi, ötekinden çıkıldı. Ibnü'z-Zübeyr öldürüldüğünde Haccâc, Abdü'l-Melik bin Mervan'a bir mektup yazarak durumu bildirdi ve şöyle yazdı: "İbnü'z-Zübeyr, Kabe'yi Mekke'lilerden adil birtakım kimselerin gördükleri bir temel üzerine bina etmiştir." Abdülmelik şu cevabı yazdı: İb-nü'z-Zübeyr'in berbat ettiğine bir ihtiyacımız yoktur; uzunluğuna yaptığı ilaveyi olduğu gibi bırak, Hicr'den itibaren yapılan ilaveyi önceki haline geri çevir! Açtığı kapıyı da kapat!" Bunun üzerine Haccâc, binayı bozdu ve eski haline iade etti.[588]

3703- Onun rivayetlerindendir: Abdullah İbn Ubeyd b. Umeyr dedi ki: el-Hâris (b. Ab-dillah b. Ebî Rabî'a) Abdülmelik'e hilafeti zamanında geldi. Abdülmelik ona dedi ki: "Ebû Hubeyb (İbnü'z-Zübeyr'i kastediyor) Âi-şe'den duyduğunu iddia ettiği şeyi (kanaatimce) ondan duymamıştır." Haris dedi ki: "Bilakis ben de ondan duydum." Bunu üzerine: "Âişe'den duyduğun şey nedir?" diye sordu.
(Haris) dedi ki: "Âişe dedi ki: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bana:
«Şüphesiz senin kavmin Kabe'nin binasından eksilttiler. Eğer onlar şirki henüz yeni bırakmış olmasalardı, onların bıraktıklarını ben yeniden alır yerine koyardım. Eğer benden sonra kavmin onu tekrar yapmak isterlerse, gel sana bıraktıklarını göstereyim» buyurdu ve yedi arşına yakın bir yer gösterdi."
Abdülmelik, el-Hâris'e dedi ki: "Sen bunu Âişe'den duydun mu?" "Evet" deyince (Abdülmelik) bir müddet
orasını asası ile eşeledikten sonra şöyle dedi: "Keşke İbnü'z-Zübeyr'i üzerine aldığı
şeyle başbaşa bıraksaydım."[589]

3704- Rivayetlerinden birisi de şudur: "Biliyor musun; kavmin neden onun kapısını (yerden bu denli) yüksek yapmışlardı?"
"Hayır."
"Arzu ettiklerinden başkasını oraya sokmak istemedikleri için. Hatta biri tırmanıp oraya çıkıp girmek istediğinde, onu itip yere düşürürlerdi."[590]

3705- Rivayetlerinden birisi de şudur: Abdü'l-Melik, Beyt'i tavaf ederken aniden şöyle dedi:   "Allah,  İbnü'z-Zübeyr'i  kahretsin! Mü'minlerin annesine nasıl da iftira etti. Sözde onun Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'den şunu duyduğunu söylüyor:
«Ey Âi§e! Eğer kavmin henüz küfrü yeni terk etmiş olmasalardı, Beyt'i bozar, Hicr'den itibaren ilaveler yapardım; çünkü onlar binayı eksik yapmışlardır»."
Bunun üzerine el-Harîs bin Abdillah şöyle dedi:
"Böyle söyleme ey Mü'minlerin Emîri! Mü'minlerin annesinin bunu dediğini ben de bizzat duydum." Cevap verdi: "Ben onu yıkmadan önce sen bunu duyduğunu bana söyle-seydin, onu ben İbnü'z-Zübeyr'in yaptığı şekilde bırakır ve ona asla ilişmezdim."[591]

3706- Câbir radiyallahu anh'dan: "Kabe (Kureyş tarafından) yapılırken Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile (amcası) Abbâs taş taşımaya gittiler. Abbâs Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e dedi ki: «Elbiseni boynuna al da seni taştan korusun!» Dediğini yaptı. Bu, henüz peygamber olarak gönderilmeden önce idi. Ancak bu esnada yere düştü gözleri semaya ilişti ve (amcasına):
«İzarım, izarım(ı verin)!» dedi ve Abbâs da hemen üzerine çekip onu örttü."[592]

3707- Diğer rivayet: "Bayılarak düştü, ondan sonra bir daha çıplak olarak görülmedi." [Buhârî ve Müslim][593]
3708- Amr bin Dînâr ve Ubeydullah bin Ebî Yezîd radiyallahu anh'dan, dediler ki:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in zamanında mescidin (Kabe'nin) etrafında duvarı yoktu. Halk, Beyt'in etrafında namaz kılardı. Ömer başa gelince, ona duvar yaptı. Ubeydillah dedi ki; duvarı kısa idi, İb-nü'z-Zübeyr onu yükseltti." [Buhârî][594]

3709- Muâz radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allah, Adem'i yeryüzüne indirdiğinde, yüz sene cennet için ağladı. Sonra yerin genişliğini görünce dedi ki: «Ey Rabbim! Yeryüzünün benden başka sakini yok mudur?» Allah ona şunu vahyetti: «Evet, yeryüzünde birtakım evler yükselecek; içinde ismim anılacaktır. Sana da onlardan bir ev hazırlayacağım ki, o ev bana ait olacak, ona azametimi tahsis edeceğim ve ismim orada yüceltilecek. Onu kendi evim diye adlandıracağım. Lâkin ben orada kalmayacağım; çünkü benim şanıma evlerde kalmak yakışmaz. Benim azametim oraya sığmaz, lâkin Arş'im ve Kürsüm üzerinde benim azametim olur. Yaratmış olduğum şeylerden hiçbir şey benim kabzamdan ve kudretimden kurtulamaz. Ey Adem! Sen yaşadıkça o Beyt'i imar edeceksin, senden sonra bir biri ardınca gelen milletler ve nesiller onu imar edeceklerdir. Nihayet görev senin, evlâdından olan İbrahim adındaki çocuğuna intikâl edecek. Onu onun mimarlarından ve sakinlerinden kılacağım»."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'ta leyyin bir isnadla.][595]

3710- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'-dan:
"Allah, Âdem'i yeryüzüne indirdiği zaman, şöyle buyurdu: «Ben seninle beraber, etrafında Arş'imin etrafında dönüldüğü gibi, dönülecek (tavaf edilecek) yanında Arş'imin etrafında namaz kılındığı gibi namaz kılınacak olan bir ev indireceğim.»
Tufan zamanı olunca (Kabe) kaldırıldı. Peygamberler onu ziyaret ederlerdi, fakat yerini bilmezlerdi. Onu İbrahim için hazırladı. İbrahim onu Hira, Sübeyr, Lübnan, Tûr ve Hayır dağı olmak üzere beş dağdan (istifade ederek) yaptı. Onun için gücünüz yettiğince ondan faydalanın." [Mu'cemu'l-Kebtr][596]

3711- İbn Amr bin el-âs radiyallahu anh'-dan, dedi ki:
"Beyt, yeryüzü yaratılmadan ikibin sene önce kondu. Arş su üzerindeyken, Beyt beyaz bir kaymak idi. Yeryüzü de bir tabak gibi onun altındaydı ve o, ondan meydana geldi."
[İkisi de Taberânî'nin Mu'cemu'I-Kebîr'ine aittir.][597]

3712- Ebu't-Tufeyl radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Cahiliyet devrinde Kabe bir kaya üzerinde yapılmıştı. Bir oğlağın girebileceği kadardı. Tavanı yoktu. Perdeleri asılı idi. Rüknü'l-Esved onun sûrları üzerinde konmuştu. Halka gibi iki rükünlü idi. Cidde yakınlarında gemi parçalandı. Kureyş gemide bulunan Rum bir marangoz ile onun tahta ve ağaçlarını (Mekke'ye) getirdiler. Dediler ki: «Bu kütükler ve tahtalarla Rabbimizin evini yapalım.» Onu yıkmak istediklerinde, Beyt'in surlarında korkunç bir yılanla karşılaştılar. Ne zaman ondan bir taş almak istedilerse yılan onlara saldırdı. Derken, Makam'ın yanında toplanıp Allah'a
şöyle yalvardılar: «Biz senin Beyt'ini şereflendirmek ve süslemek istiyoruz. Buna razı olursan ne âlâ; aksi halde istediğini yap!» Hemen kartaldan büyük bir kuş gelip pençelerini yılanın başına geçirdi ve onu alıp Ecyâd'a doğru götürdü.
Daha sonra onu kolayca yıktılar. Vadinin taşlan ile onu yaptılar ve yirmi arşın yukarıya doğru yükselttiler.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ec-yâd'dan taş taşırken, üzerindeki alaca kaftan daraldı ve bu yüzden kaftanın bir kısmını omuzundan atınca âni bir sesle karşılaştı:
«Ey Muhammedi Avretini ört!» Bi'setten beş sene önce, kendisine gelen ilk ses buydu.
[Ahmed ve Taberânî, Mu'cemu'I-Kebtr'de uzunca bir metinle.][598]

3713- Urve radiyallahu anh'dan: Kabe yandığında gedikleşti. Bunun üzerine İbnü'z-Zübeyr şöyle dedi: "Birinizin evi böyle olsaydı mutlaka onu değiştirirdi."
Bu hadis Atâ'nın yukarıda geçen hadisine (no. 3700) benzer bir hadistir, ancak burada şöyle geçer: "O, İbrahim'in temeline ulaşıncaya kadar bir temel kazdı. Hangi yanından bir kazma girerse bütünü sallanıyordu. Yıkıldığı gün uzunluğu onsekiz arşın idi.
Oğlu ona dedi ki: «Dokuz arşın daha artır!»"
Şu ibareler de ilave edildi: "Onda üç temel vardı. Abdülmelik, Haccâc'a İbnü'z-Zü-beyr'in ilave ettiği kapıyı kapamasını, eski haline çevrilmesi için fazladan konulan taşların çıkarılıp atılmasını yazdı ve o da onun emrini yerine getirdi.
Şimdiki şekli, Haccâc'ın Hicr bölümündeki değişikliği hariç, İbnü'z-Zübeyr'in yaptığı şeklidir." [Taberânî, Mu'cemıı'l-Kebfr'de)[599]

3714- Mücâhid radiyallahu anh'dan: Mevlâsı ona şöyle anlatmış:
"Cahiliyet devrinde Kabe'yi yapanlardan birinin kendi eliyle yonttuğu bir taş vardı, Allah'ı bırakıp ona ibadet ederdi. Yoğurt getirip üzerine dökerdi, bir köpek gelir onu yalar, sonra da üzerine işerdi.
Sonra onlar yapımında Hacer'e ulaştıklarında, Kureyş kabileleri ihtilâfa düştüler. Çünkü her biri o taşı kendisi koymak istiyordu.
Nihayet dediler ki: «Aramızda bir hakem tayin edin. Yoldan ilk çıkıp gelecek olan insan hakem olsun» dediler. Çok geçmeden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çıkageldi. Dediler ki: «İşte son derece güvenilir olan Muhammed geldi.»
Ona durumu anlattılar. O da taşı bir elbiseye koydu ve oradaki kabilelelere çağrıda bulundu. Gelip o elbisenin kenarlarından tuttular. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de o taşı bizzat yerleştirdi."
[Ahmed daha uzun bir metinle nakletti.][600]

3715- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kâbeyi Haberlilerden incecik baldırlı biri harap edecek." [Buhârî, Müslim ve Nesâî][601]

3716- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kişi Rükün ile Makam arasında alışveriş yapacaktır. Onu (Harem'i) ancçk ehli helâl sayacak. Bir de onu helâl saydılar mı, artık Araplardan helak edicileri sorma! Sonra Ha-beşîler gelip bir daha tamir edilmeyesiye onu harap edecekler. Onun altındaki defineyi çıkaracak insanlar, işte onlardır." [Ahmed][602]

3717- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kabe'yi yıkacak olan ayrık iri ayaklı ve güdük kafalı Habeşîyi onun taşlarını teker teker sökerken görür gibiyim." [Buhârî][603]

3718- İbn Amr radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Habeşlilere, size ilişmedikçe ilişmeyin. Kabe'nin definesini ancak Habeşlilerden iki bacakları ince olan bir adam çıkartacaktır." [Ebû Dâvud][604]

3719- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kabe'yi Habeşlilerden ince baldırlı bir adam harap edecektir. Onun linetini alacak, onu kisvesinden soyacaktır. Sanki başı ince, boynu fındık gibi olan bir yılan şeklinde onun, kazma ve küreğiyle oraya vurduğunu görür gibiyim." [Ahmed ve Taberânî, Mu'cemıı'l-Kebtr'de leyyin bir senedle.][605]
3720- Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Mekkeliler ondan çıkacaklar. Onu çok az tamir edecekler. Sonra tekrar tamir edilecek ve dolacak, bina edilecek, sonra ondan çıkacaklar ve bir daha ona dönmeyeceklerdir." [Ahmed ve Ebû Ya'lâ.][606]    
                                          
3721- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'dan, dedi ki:                                                    
"Allah Resulü sanaütfKu sfccylem'den şunu duyduğuma Allah'ı tanık gösteririm:
«Oraya günahları, insanlar ve cinlerin günahları ile tartılsa, onlarınkine ağır basacak Kureyş'ten bir adam yerleşecektir»." [Ahmed][607]

3722- Diğer bir rivayet:
İbn Amr, İbnü'z-Zübeyr'e Hicr'de iken geldi ve şöyle dedi: "Ey Zübeyr'in oğlu! Allah'ın Harem'inde inkârdan uzak dur! Ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum:
"Oraya Kureyş'ten bir adam yerleşecektir ki, o adamın günahları eğer insanların ve cinlerin günahları ile tartılsa onlarınkini o adamın günahları tartar.» Dikkat et, sakın o adam sen olmayasın! Çünkü sen kitapları okudun ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in sohbetinde bulundun." Bunun üzerine İbnü'z-Zübeyr: "Ben de seni şahit gösteririm ki işte yüzüm! (Bu yüzün sahibi) Şam'a tmicâhid olarak gidecektir" dedi. lAhmedl[608]

3723- İbn Ömer radiyallahu anh'dan:
O, İbnüz-Zübeyr'e gelip: "Sakın küfre girmeyesin!" dedi. Benzerini nakletti. [Ahmed][609]

3724- Osman radiyallahu anh'dan: İbnü'z-Zübeyr, muhasara altına alındığı zaman ona (Osman'a) dedi ki:
"Benim çok değerli develerim var. Onları senin için hazırladım. Onlarla Mekke'ye gitmek ister misin? Seninle gitmek isteyenler de giderler."
"Hayır; zira ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum:
«Kureyş'ten ismi Abdullah olan, insanların günahlarının yarısı kadar günahı bulunan bir koç Mekke'de (islâm dışı hareketlerde bulunacak ve) inkâra kalkışacaktır»." [Ahmed ve Bezzâr][610]

3725- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'-dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Mekke'ye Abdullah adında bir adam yerleşecek. Alemin azabının yarısı üstünde olacaktır." [Bezzâr leyyin birsenedle.][611]

3726- Âişe radiyallahu anhâ'dan, dedi ki: "Kabe'yi basan Fil'in kumandanı ile sürücüsünün, Mekke'de iki kör ve kötürüm olarak insanlardan dilendiklerini gördüm." [Bezzâr][612]

3727- İbnü'z-Zübeyr radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ona Beytü' l-Atîk denmiştir. Çünkü o Kabe, kendisine ulaşamıyan ve bir şey yapamayan birçok zorbayı eskimiştir." [Bezzâr leyyin bir senedle][613]

3728- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ne o, ne de etrafı kâra verilmez." -Mekke'yi kastediyor-[Taberânî, Mu'cemıı' I-Kebîr'de zayıf bir senedle.][614]

3729- Alkame bin Nadle radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Bekr ve Ömer vefat edip gittiler. (Hâlâ) Mekke evlerine sevâib (oturanların mülkü olmayan, ihtiyaç sahiplerine terkedilmiş) denmekteydi. İhtiyacı olan oturur, ihtiyacı olmayan ise başkasını (kirasız olarak) oturturdu." | İbn Mâce|[615]

3730- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"el-Hayf mescidinde, yetmiş peygamber gömülmüştür." [Bezzâr][616]

3731- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ne güzel kabristandır bu!"
İbn Cüreyc der ki: "Bu sözüyle O, Mekke'nin kabirlerini kastetmiştir."
[Ahmed, Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de ve aynı lafızla Bezzâr.][617]

Medine'nin Fazileti, Haremi Ve Bununla İlgili Meseleler


3732- Ali radiyallahu anh'dan:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'den Kur'ân'dan ve şu sahifelerde olandan başka bir şey yazmadık."
Dedi ki: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem (bu sahifede) buyurdu: «Medine'ninAyr ile Sevr arası haram (mukaddes)'tir. Kim orada bir bid'at yaparsa, ya da bir bid'at yapanı ba-rındırırsa, Allah' in, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun. Böyle birinin farzı da, nafilesi de kabul olunmaz. Müslümanların zimmeti birdir; en sade kişiler bile bu zimmete sahiptirler. Kim bir müslümanı küçümser ve ona zimmetinde ihanet ederse, Allah'ın, meleklerin ve insanların lanetine uğrar. Böyle bir kimsenin ne farzı ve ne de nafilesi kabul olunmaz»." [Mâlik hariç, Altı hadis imamı.][618]

3733- Diğer rivayet: "(Medine'nin) otları koparılmaz, avı korkutulup kaçırılmaz, yitiği sahiplenilmez. Ancak ilân edip sahibini bulup teslim etmek için alınır. Savaşmak için kişinin orada silah taşıması helâl olmaz. Kişinin devesini doyurmak için kestiği veya keseceği otlardan başka oranın hiçbir ot ve ağacı kesilmez."[619]

3734- Abdullah bin Zeyd el-Mâzinî radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"İbrahim aleyhisselam Mekke'yi haram etti (kutsal belde ilan etti) ve onun için dua etti."[620]

3735- Diğer rivayet: "Ahalisine dua etti. Ben de İbrahim'in Mekke'yi haram kıldığı (kutsal belde ilân ettiği) gibi Medine'yi haram kıldım (kutsal belde ilân ettim). Sâ' ve müddünün bereketli olması için, tıpkı İbrahim'in Mekkeliler için yaptığı dua gibi dua ettim." [Buharı ve Müslim][621]

3736- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ben, Medine'nin iki taşlık arasını, tıpkı İbrahim'in Mekke'yi haram yaptığı (kutsal ^-\ydığı) gibi, haram ettim (kutsal saydım)." \ \\Ebû Saîd, (Medine'de) birimizin elinde bir kuş gördüğü zaman hemen onu elinden alıp azat eder, uçururdu. [Müslim][622]

3737- Âmir bin Sa'd radiyallahu anh'dan: "Sa'd, Akîk'deki köşküne gitmek üzere (devesine) bindi. Ağaç kesen veya yapraklarını silken bir köle gördü, hemen elindekini aldı. Sa'd geri gelince, kölenin sahipleri ondan aldığını geri vermesi için ricada bulunduklarında «Ben Resûlullah'ın bana ganimetten fazla olarak ihsan buyurduğu bir şeyi geri çevirmekten Allah'a sığınırım» dedi ve aldıklarını onlara vermekten kaçındı." [Müslim][623]

3738- Ebû Dâvud da benzerini nakletti; onda şöyle geçer:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in Medine'de (ağaç vs. nev'inden) bir şeyin kesilmesini yasakladığını ve şöyle buyurduğunu duydum:
«Kim ondan bir şey (ağaç) keserse, onun malı onu yakalayanındır»."[624]

3739- Onun (Ebû Davud'un) Süleyman bin Ebî Abdillah'tan  da rivayeti vardır: "Sa'd'm, Medine'nin hareminde avlanan bir adamı yakaladığını gördüm."
Benzerini nakletti.
Yine onda şöyle geçiyor: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bu haremi kutsal ilân etti ve dedi ki: «Kim bir insanın burada avlandığını görürse, onun elbisesini soyup alsın.» Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in bana ikram ettiğini artık kimseye iade etmem. Lâkin isterseniz size elbisenin parasını veririm."[625]

3740- Adiyy bin Zeyd radiyallahu anh'-dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Medine'nin her yanını birer berîd (48000 adım) hudud çizerek harem (kutsal) ilân etti. (Bu bölgenin) ağacı silkelenmez ve budan-maz, kişinin devesini güdecek kamçı için kesip getirdikleri müstesna."[626]

3741- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in koruma içine aldıkları yerden hiçbir ağaç sopayla silkelenmez ve budanmaz. Ancak yumuşak bir tarzda ırgalanabilir." [İkisi de Ebû Davud'a aittir.][627]

3742- Mehrî'nin azatlısı Ebû Saîd radiyallahu anh'dan:
"Halk, Medine'de büyük bir kıtlık ve şiddetle karşı karşıya kaldılar. Bunun üzerine o, Ebû Saîd el-Hudrî'ye gelip şöyle dedi: «Ben çok kalabalık bir çoluk çocuğa sahibim. Sıkıntıya düştük. Çocuklarımı bir köye taşımak istiyorum.» Buna şu cevabı verdi:
"Sakın bunu yapma, Medine'den ayrılma! Biz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile yola çıkmıştık. Usfân'a gelince, birkaç gece orada kaldı. İnsanlar şöyle konuşuyorlardı:
«Burada yapacak ,bir şeyimiz kalmadı. Çoluk çocuğumuzun açlıktan ağızlan kokmaya başladı, yaşayıp yaşamayacaklarından emin değiliz.» Bunu Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem duyunca şöyle buyurdu: «Nedir bu duyduklarım? Azmettim; (veya isterseniz -hangisini söylediğini hatırlıyamıyo-rum-) emredip devemi hazırlatacağım; sırtına bindiğim gibi bir daha Medine'ye varıncaya dek yularını gevşetmiyeceğim.» Sonra şöyle dedi:
«Allahım! İbrahim, Mekke'yi haram kıldı (kulsal belde ilân etti). Ben de Medine' nin iki taşlık arasını haram kıldım (kutsal yer ilân ettim.) Orada hiçbir kan akıtılmayacak; savaşmak için silah taşınmayacak; hayvanları gütmek gayesiyle kesilenden başka hiçbir ot ve ağaç kesilmeyecektir.
Allahım! Medine'mize bereket ver! Allahım sâımıza (bir nevi ölçek) bereket ver! Allahım müddümüze (bir çeşit ölçek) bereket ver! Allahım Medine' mize bereket (ve bolluk) ver! Allahım bir bereketin yanında iki bereket ihsan et! Nefsim kudret elinde olana kasem ederim ki, Medine'nin hiçbir yolu ve geçidi yoktur ki, orasını koruyan iki melek bulunmasın.
Oraya varıncaya kadar onu korurlar.» Sonra: «Haydi hareket edin!» buyurdu. Hareket edip Medine'ye doğru yola çıktık.
Kendisine yemin edilene ya da kendisine yemin ettiğimize yemin ederim ki, Medine'ye girdiğimizde henüz eşyalarımızı boşaltmadan Ğatfân'ın hücumuna uğradık. Halbuki bundan önce onları harekete getirecek bir sebep olmamıştı." [Müslim][628]

3743- Sa'd radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ben Medine'nin iki taşlığı arasında, ağaçlarının kesilmesini, avının öldürülmesini yasaklıyorum." Ve devamla şöyle buyurdu:
"Bir bilseler Medine onlar için daha hayırlıdır. Kim ondan beğenmeyerek uzaklaşır-sa, Allah onun yerine oraya ondan daha hayırlısını getirir. Kim de meşakkatlerine sabredip orada kalıp ayrılmazsa, Kıyamet gününde ben onun şefaatçi ve tanığı olurum.
Kim de Medinelilere bir kötülük yapmak isterse, Allah onu ateşte kurşunun erimesi gibi eritir. Yahut suda tuzun erimesi gibi eritir." [Müslim][629]

3744- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, kişi akrabasını ve amcazadesini haydi refaha gel, haydi refaha gel, diye çağıracak; oysa bilseler Medine onlar için daha hayırlı olacaktır. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, kim Medine'den beğenmeyerek uzaklaşır-sa, Allah oraya onun yerine ondan daha ha- J yırlısını yerleştirir.
Dikkat edin! Medine, demircinin körüğü gibidir; ancak kötülerini çıkartıp temizler. Medine kötülerini, körüğün demir pasını yok ettiği gibi, yok etmedikçe kıyamet kopmaz." [Müslim][630]

3745- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim Medine ahalisini korkutursa, benim < iki kürek arasında olan (yüreğimi) korkutmuş t gibi olur." [Ahmed][631]

3746- Ubâde bin es-Sâmit radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allahım! Kim Medinelilere zulmedip korkutursa sen de onları korkut. Ayrıca Allah'in, meleklerin ve insanların laneti onun üzerine olsun. Üstelik onun ne farz, ne de nâ-fıle ibadeti kabul olunmaz."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat ve'I-Kebîr'de.][632]

3747- Câbir radiyallahu anh'dan:
"Bir bedevi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip İslâm üzere biat etti. Ertesi gün sıtmalı bir şekilde gelip: «Benim biatimi geri ver!» dedi, vermedi. Sonra yine gelip: «Benim biatimi geri ver!» dedi, yine kaçındı vermedi. Bunun üzerine bedevî çıkıp gitti.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem (ardından) şöyle dedi: «Medine, iyisini bırakıp kötüsünü yok eden bir körük gibidir»." [Ebû Dâvııd hariç, Altı hadis imamı][633]

3748- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ben bir beldeye (hicret edip yerleşmekle) emrolundum ki, o belde diğer beldeleri yer (onun ahâlisi diğer beldelerin halkına galip gelir). Burası Medine'dir. Orası körüğün demirin pasını yok ettiği gibi, insanların (kötüsünü) yok eder." [Mâlik, Buhârî ve Müslim][634]

3749- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Medine'de ölmeye gücü yeten kişi orada ölsün. Çünkü ben orada ölenlere şefaat edeceğim." [Tirmizî][635]

3750- Yahya bin Saîd radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, oturuyordu, o sırada bir kabir kazılıyordu. Bir adam kabre bakıp:
"Mü'minin yatacak yeri olan bu (kabir) ne kötüdür!" deyince Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem:
"Senin dediğin ne kötüdür!" buyurdu.
"Ey Allah'ın Resulü! Ben bunu (mezarı) kastetmedim. Ben Allah yolunda öldürülmeyi kastettim."
Bunun üzerine üç kere şöyle buyurdu:
"Allah yolunda öldürülmek gibi faziletli bir şey yoktur. Yeryüzünde kabrimin olmasını en çok istediğim başka bir yer yoktur" (diyerek Medine'yi övdü). [Mâlik][636]

3751- Hafsa ve Eşlem radiyallahu anhu-mâ'dan; dediler ki: Ömer şöyle dua etti:
"Allahım! Senin yolunda bana şehitlik nasip et, ölümümü de Resulünün beldesinde kıl!"[637]

3752- Diğer rivayet: Hafsa dedi ki: "Bu nasıl olur?"
"Allah isterse bunu bana nasip eder." [Mâlik ve Buhârî][638]

3753- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiğinde, Ebû Bekr ile Bilâl hastalandı. Ziyaretlerine gittim; «Kendini nasıl hissediyorsun, babacığım? Ey Bilâl! Sen de kendini nasıl hissediyorsun?» dedim.
Ebû Bekr, hummaya yakalandığı zaman: «Herkese kendi ailesi içinde sabahın hayırlı olsun denilmiştir. Halbuki ölüm ona pabucunun kayışından daha yakındır» diye terennüm ederdi. Bilâl de hummadan kurtulduğu zaman, sesini yükselterek şöyle derdi: «Ah bilseydim! Mekke vadisinde etrafını ızhır ve celil otlan sarmış olduğu halde bir gece olsun geceler miyim? Bir gün gelip de Ukâz'daki Mecenne sularının başına varır mıyım? Mekke'nin Şâme ve Ta-fîl dağları acaba bir kere daha görünürler mi?»
Hemen gelip Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e durumu (bu hasret dolu yakınmaları) bildirdim. Şöyle dua etti:
"Allahım! Medine'yi bize Mekke'yi sevdirdiğin gibi, hatta daha çok sevdir. Onun havasını sağlıklı kıl!
Allahım! Müddünü ve sâ'ını (ölçeklerini) bize bereketli kıl! Hummasını al götür Cuh-fe'ye naklet.1»"[639]

3754- Diğer rivayet: Bilâl söylediği o iki beytine sonra şunu da ekledi: "Allahım, Şeybe bin Rabîa, Utbe bin Mâlik, Ümeyye bin Halefe, bizi yerimizden çıkartıp vebalı yere (Medine'ye) gelmemize sebep olduklarından dolayı lanet et!"
(Âişe) dedi ki: "Medine'ye geldik, onu Allah'ın yerlerinin en vebalısı olarak bulduk. Buthân'da tadı ve rengi bozuk su akıyordu.» [Buhârî, Müslim ve Muvatta'.][640]
3755- Onun (Mâlik'in) başka bir rivayeti: Dedi ki: "Amir bin Fuheyre derdi ki: "Ölümü tatmadan şiddetini gördüm. Korkak kişinin ölüm, tepesinden iner."[641]

3756- Enes radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua etti:)
"Allahım, bana Medine'de, Mekke'de verdiğin bereketin iki katını ver!" [Buhârî ve Müslim][642]

3757- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "İnsanlar (Medine'de) gördükleri ilk meyveyi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e getirirlerdi ve o da o meyveyi eline aldığı zaman, şu duayı yapardı:
«Allahım! Meyvelerimize bereket ver, Medine'mize bereket ver, sâımıza bereket ver, müddümüze bereket ver! Allahım! İbrahim senin kulun ve dostundur. Ben de senin kulun ve peygamberinim. O, sana Mekke için dua etti; ben de sana Medine için dua ediyorum. Tıpkı Mekke için dua ettiği gibi; hatta daha fazla vermen için dua ediyorum.» Sonra orada bulunanlardan en küçük çocuğu çağırıp meyveyi ona verirdi." [Mâlik, Müslim ve Tirmizî][643]

3758- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Medine'nin yol ağızlarında melekler vardır. Bu nedenle oraya ne veba ve ne de DeccÛl girebilir." [Buhârî, Müslim ve Muvatta.][644]

3759- Diğer rivayette: "Mesîh, Medine'ye girmek kastı ile Doğu tarafından gelecek. Nihayet Uhud'un arkasında konaklayacak. Sonra melekler onun yüzünü Şam'a doğru çevirecek ve o, orada helak olacaktır."[645]

3760- Ebû Bekre radiyallahu anh'dan, dedi ki:
"Medine'ye Mesih-i Deccâl korkusu giremez. Çünkü o gün onun yedi kapısı olacak ve her bir kapısında da iki melek bulunacaktır." [Buhârî][646]

3761- Enes radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Mekke ve Medine hariç, Deccâl'in ayak basmadığı yer olmayacaktır. Zira o iki şehre yol veren geçitlerden hiçbir geçit yoktur ki, melekler saf halinde gelip orayı korumasınlar. (Deccâl) çorak yerde konaklayıp Medine'yi içindeki insanlarla beraber üç kere sarsacaktır. Bunun üzerine her kâfir ve münafık ona (tabii olmak üzere) gidecektir."[647]

3762- Diğer rivayet: "Çorak sel yatağına gelecek. Her münafık erkek ve münafık kadın ona gidecek." [Buhârî ve Müslim][648]

3763- Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'ta Câ-bir'den şu ilave ile rivayet etti:
"Kadın-erkek müşrik; kadın-erkek kâfir, kadın-erkek fâsık (ona gidecekler). Mü'min-ler kurtulacaklardır. Çünkü o giin, onlar için kurtuluş günü olacaktır "[649]                 
  
3764- Ahmed şu ilaveyi yaptı: "Ona en çok kadınlar gidecek."[650]

3765- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Evler, İhâb'a yahut Yehâb'a (kadar) ulaşacaktır." Züheyr dedi ki:
Süheyl'e: "Burası Medine'den ne kadar uzaktadır?" dedim. "Şu ve şu kadar mildir" cevabını verdi. [Müslim][651]

3766- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"İslâm ülkelerinden en son harap olacak şehir Medine'dir." [Tirmizî][652]

3767- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Medine'yi en güzel şekilde bırakacaklardır; oraya sadece avâfi (yırtıcı hayvan ve kuşlar) girecek ve dolaşacaktır. En son gelecek olanlar Müzeyne'li iki çoban olacak; Medine'ye gelmek üzere yola çıkacaklar; koyunları ile oraya yani Seniyyetu' l-Vedâ'ya geldiklerinde orasını yabani ve yırtıcı hayvanlarla dolu bulacaklar ve yüzüstü düşüp (bayılacaklar)dır." [Buhârî ve Müslim][653]

3768- Muvatta'nın rivayeti şöyledir: "Medine'yi en güzel halinde bırakacaksınız. Nihayet köpek ya da kurt gelip mescidin duvarını ya da minberin üstünü yalayacak." Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! O zaman meyveler kimin için olacak?"
"Başıboş gezen kuş ve yırtıcı hayvanlar için olacaktır" buyurdu.[654]

3769- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"İman, şüphesiz Medine'ye, yılanın deliğine kıvrılıp girdiği gibi mutlaka kıvrılıp girecektir." [Buhârî ve Müslim][655]

3770- Câbir bin Semure radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allah, Medine'ye Tâbe adını vermiştir." [Müslim][656]

3771- el-Berâ bin Âzib radiyallahu anh'-dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim Medine'ye Yesrib derse, Allah'tan bağışlanmasını dilesin. Çünkü o, Tâbe'dir, o Tâbe'dir." [Ahmed ve Ebû Ya'lâ.][657]

3772- Sa'd radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Tebûk gazvesinden döndüğü zaman kendisini mü'minlerden harbe katılmayan birtakım adamlar karşıladı. Bu esnada toz kaldırdılar, beraberinde olanların bazıları burnunu kapadı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem yüzündeki perdeyi kaldırıp şöyle buyurdu:
"Nefsim kudret elinde olana yemin ederim ki, onun tozunda şifa vardır."
Râvi diyor ki: "Sanırım, cüzzam ve alaca hastalığına karşı da şifa olduğunu söyledi." [Rezîn][658]

3773- Ömer radiyallahu anh'dan:
"O, Abdullah bin el-Âyyâş el-Mahzû-mî'ye şöyle demiş:
«Sen mi Mekke'nin Medine'den daha hayırlı olduğunu söyledin?» Cevaben:
«Allah onu (Mekke'yi) kutsal kılmıştır. Üstelik Beyt'i de orada bulunmaktadır, orasını güvenceli kılmıştır» deyince: «Ben, Allah'ın Harem'i ile evi hakkında söylemiyorum. Sen Mekke'nin Medine'den daha hayırlı olduğunu mu söylüyorsun?» dedi. Adam söylediği sözün aynısını tekrarladı. Ömer de söylediği sözün aynısını tekrarlayıp oradan ayrıldı."
[Mâlik bunu daha uzun bir metinle rivayet etti.][659]

3774- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ülkeler kılıçla fethedildi. Medine ise Kur'ân'la feth edilmiştir."
[Bezzâr zayıf bir senedle.][660]

3775- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Medine, İslâm' in kubbesi, iman ve hicret yurdu, helâl ve haramın bildirildiği yerdir." [Taberânî, Mıı'cemu' 1-Evsat.][661]

3776- Râfi' bin Hadîc radiyallahu anh'dan:
Mervân, Mekke'de halka hitap edip Medine'ye değinmeden sadece Mekke'nin üstünlüğünden söz etti. Bu Râfi'nin ağırına gitti. Kalkıp ona şöyle dedi: "Bakıyorum da Mekke hakkında uzun konuştun, buna rağmen fazileti hakkında söylemediklerin daha çoktur. Medine'nin faziletinden ise hiç söz etmedin. Ben şehâdet ederim ki, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum: «Medine, Mekke'den daha hayırlıdır».". [Taberânî zö>v/bir senedle.][662]

3777- el-Abbâs radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile Medine'den çıktım. Oraya (geriye) bakıp şöyle buyurdu: «Allah, bu Cezire (Arap yarı-
modasını) halkını yıldızlar saptırmadığı taktirde sirkten berîkılmıştır»."
(Ebû Ya'lâ, Bezzâr ve Taberânî, Mu'cemu'I-Evsat'ta leyyin birsenedle.][663]

3778- Sehl bin Sa'd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kimin Medine'de aslı (kökü, soyu, sopu) varsa ona sarılsın. Kimin orada bir aslı yoksa kendine orada bir asıl edinsin. Çünkü insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki orada aslı olmayan, oradan çıkıp başka yere gitmiş olacaktır." fTaberânî, Mu 'cemıt'I-Kebîr'de][664]

3779- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Medine köşklerinin yıkılmasını yasakladı." [Bezzâr. İsnadında el-Hasan bin Yahya adlı bir râvi vardır.][665]

3780- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim üç gün Medine'den uzaklaşırsa, oraya kalbi hasret ve hüzün dolu olarak döner." Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'ta. İsnadında Ukbe bin Ali adlı bir râvi vardır.[666]

3781- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum: "O, yağmuru az olan yerdir." —Medine'yi kastediyor—
fAhmed ve Taberânî, Mu'cemu'I-Evsar'ta uzun bir metinle nakletti.)[667]

3782- Abdullah bin Sâide radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kimin koyun sürüsü varsa, Medine'nin dışına çıkarsın. Çünkü Medine Allah'ın, üzerine en az yağmur yağan yeridir."
[Taberânî, Mu'cemu' I-Kehîr' de zayıf bit senedle.][668]

Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in Mescidi, O Mescidin Ziyareti Ve Medine'nin Belirli Yerleri


3783- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ancak şu üç mescide yolculuk yapmak için hayvanların semerleri bağlanır: Benim .Mescidim, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa." [Buhârî, Müslim ve aynı lafızla Tirmizî.][669]

3784- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Hayvanlar ancak şu üç mescide yolculuk yapmak için hazır edilirler: el-Hayf mescidi, Mescid-i Haram, bir de benim bu mescidim." [Taberânî Mu 'cemu' I-Evsat'ta zayıf bir senedle.][670]

3785- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Benim bu mescidimdeki bir namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan üstündür."
[Ebû Dâvud hariç, Altı hadis imamı][671]

3786- Diğer rivayette şu ilave de yer almaktadır: "Ben, hiç şüphe yok ki peygamberlerin sonuncusuyum; bu mescidim de mescidlerin sonuncusudur."[672]

3787- İbnü'z-Zübeyr radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha üstündür. Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz bu mescidimde kılınan yüz namazdan üstündür." [Ahmed][673]

3788- Bezzâr'ın rivayeti: "Mescid-i Haram hariç; çünkü oradaki namaz, ondan sevapça yüz kat daha üstündür."[674]

3789- Mu'cemu'l-Kebir'de: "Mescid-i Haram hariç" cümlesinden sonra şu ibare yer almaktadır: "Mescid-i Haram' daki bir namaz, bu mescidimdeki bin namazdan üstündür."[675]

3790- İbn Mâce'de ise aynı ibareden sonra: "Mescid-i Haram' daki bir namaz, ondan başka mescidlerdeki yüz namazdan üstündür" kavli yer almıştır.[676]

3791- Ebû Ya'lâ, Âişe radiyallahu an-hâ'dan:
"Bu mescidimdeki bir namaz, Mescid-i Aksa hariç, diğer mescidlerdeki bin namazdan daha hayırlıdır."[677]

3792- Onun (Ebû Ya'lâ'nın) Ebû Saîd radiyallahu anh'dan naklettiği rivayeti: "Bu mescidimdeki bir namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescidlerdeki yüz namazdan daha hayırlıdır."[678]

3793- Taberânî, Mu 'cemu'l-Kebîr'de el-Erkam'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine şöyle buyurmuş: "Buradaki, yani Mescid-i Haram'daki bir namaz, oradaki yani Mescid-i Aksa' daki bin namazdan daha hayırlıdır."[679]

3794- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! (Kur'ân1-da bahsi geçen) takva üzerine kurulan mescid hangi mesciddir?"
Eline bir avuç taş alıp yere attı ve sonra şöyle buyurdu: "İşte Medine mescidi olan bu mescidinizdir." [Müslim][680]

3795- Tirmizî ve Nesâî'nin rivayetleri: "İki kişi, takva üzerine kurulan mescid hakkında tartıştılar. Biri onun «Kubâ mescidi» olduğunu söylerken, ötekisi onun Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in mescidi
olduğunu ifade etti. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «O, benim bu mescidimdir»."[681]

3796- Enes radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kişinin evinde kıldığı bir namaz, bir namazdır. Kabilelerin mescidinde kıldığı bir namaz, yirmi beş namaz sevabına tekabül eder. Cemaatin toplandığı mescidde kıldığı bir namaz, beş yüz namaz sevabına tekabül eder. Mescid-i Aksu'da kıldığı namaz, ellibin namaz sevabına tekabül eder. Mescid-i Haram'da kıldığı namaz, yüzbin namaza tekabül eder." [İbn Mâce][682]

3797- Enes radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim bu mescidimde hiçbir vakti kaçırmadan kırk vakit namaz kılarsa, ona ateşten bir beraat, azaptan bir beraat, nifaktan da bir beraat yazılır."
[Ahmed ve Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'tx][683]

3798- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim ise havzumun üstündedir." [Buhârî ve Müslim][684]

3799- Ümmü Seleme radiyallahu an-hâ'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bu minberimin temelleri cennet merdivenleridir." [Nesâî][685]

3800- Sa'd radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Evimle minberim arası, yahut kabrimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir."
[Bezzâr ve Mu'cemu'l-Kebtr('de TaberânJ)][686]

3801- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Minberim Cennet basamaklarından bir basamak üzerindedir. Minberle Âişe'nin evi (odası) arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir." [Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'ta.][687]

3802- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Mescid'de şu direklerin yönünde bir yer vardır, insanlar orasını bilseler kur'a ile orada namaz kılarlardı."
Yanında sahabeden bir topluluk vardı.
"Ey Mü'minlerin annesi! Orası neresi?" diye sordular. Onlara söylemek istemedi. Daha sonra onlar çıktılar; İbnü'z-Zübeyr içeride kaldı.
"O, ona mutlaka orasını bildirir" dediler. Sonra nerede namaz kılacak bakalım diye bekleyip onu gözetlediler.
Derken, çıktı. Kendisiyle minberin arasında, iki direk bulunan, yine kendisiyle hücre arasında iki direk bulunan orta direğin yanında namaz kıldı. O direğe daha sonraları "Kur'a direği" denildi. [Taberânî, Mu'cemu'l-Ev-sat'tSL uzun olarak nakletti.][688]

3803- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim benim kabrimi ziyaret ederse şefaatim ona gerekli olur." [Bezzâr zayıf ba isnadla.][689]

3804- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Kim haccedip de ölümümden sonra benim kabrimi ziyaret ederse, sanki beni sağ iken ziyaret etmiş gibi olur."
[Taberânî. Mıı'cemu'I-Kebfr ve'l-Evsat'ta leyyin bir senedle.][690]

3805- Ali bin el-Hüseyn radiyallahu anh'dan:
O, Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'in kabri yanında bulunan açık bir yere girip dua eden birini görmüş ve demiş ki: "Size babamdan duyduğum, onun da dedem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den duyduğu bir hadisi bildireyim mi? O şöyle buyurmuştur: «Kabrimi bayram (yeri) edinmeyin! Evlerinizi de birer kabir edinmeyin! Nerede olursanız olun, sizin selâmınız bana ulaşır»." [Ebû Ya'lâ][691]

3806- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Küba'yı ziyaret ederdi ya da Küba'ya gelirdi."[692]

3807- Diğer rivayette:
"Her Cumartesi günü hayvanına binmiş olarak ve yürüyerek (Küba'ya) gelir, orada iki rek'at namaz kılardı" diye geçer. [Tirmizî hariç, Altı hadis imamı][693]

3808- Üseyd bin Zuheyr radiyallahu anh'-dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Mescid-i Küba'da kılınan namaz, umre gibidir. [Nesâî][694]

3809- Câbir bin Semure radiyallahu anh'dan:
"Kubâlılar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den kendileri için bir mescid yapılmasını rica ettiklerinde, şöyle buyurdu: «Haydi biriniz kalkıp devesine binsin!»
Hemen Ebû Bekr kalkıp devesine bindi ve dehledi, fakat yerinden kımıldayamadı. Dönüp oturdu. Sonra Resûlullah yine: «Haydi biriniz kalkıp devesine binsin!» buyurdu.
Ali kalktı, ayağını özengisine koydu. Hayvan durunca şöyle buyurdu:
«Ey Ali! Yularını gevşet! Haydi onun dönüp durduğu yerde mescid yapın. Çünkü o, buna emredilmiştir»."
[Taberânî, Mu'cemu'I-Kebfr'de zayıf bir senedle. ][695]

3810- Sehl bin Sa'd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu.)
"Uhud, Cennet rükünlerinden bir rükündür."
[Ebû Ya'lâ ve Taberânî, Mu'cemu'I-Kebtr'de zayıf bir senedle.][696]

3811- Enes radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Uhud öyle bir dağdır ki o bizi sever, biz de onu severiz."
[Buhârî, Müslim, Muvatta' ve Tirmizî.][697]

3812- Mu'cemu'l-Evsat'ta şu ilave yer almıştır: "Ona (Uhud'a) geldiğiniz zaman, dikeninden dahi olsa, onun ağaçlarından yiyin!"[698]
3813- Ebû Abs bin Cübeyr radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Uhud için şöyle dedi: "Bu bir dağdır ki, o, bizi sever, biz de onu severiz. Bu, Cennet kapılarından birisinin üstündedir. Bu da Ayr-u cebel 'dir. O bizden nefret eder, biz de ondan nefret ederiz. Çünkü bu, Cehennem kapılarından birisinin üstündedir."
[Bezzâr, Taberânî, Mu'cemu'/-Kebîr ve' l-Evsal'ia leyyin bir senedle.][699]

3814- Sehl bin Sa'd radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Zübab dağına dua etti."
[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebtr'de][700]

3815- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Buthân (deresi) cennet havuzlarından bir havuzun üzerindedir."
[Bezzâr kimliği belirsiz bir râvi kanalıyla.][701]

3816- Ömer radiyallahu anh'dan:
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in Akîk vadisindeyken şöyle dediğini duydum:
"Bu gece Rabbimden bir elçi geldi de «Bu mübarek vadide namaz kıl ve «Bu mübarek vadide namaz kıl. Hac ile birlikte umreye de niyet et» dedi" buyurdu. [Buhârî ve Ebû Dâvud.][702]

3817- Mâlik radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Kişinin, Medine'ye dönmek üzere ayrıldığı zaman Muarras mevkiinden namaz kılmadan geçmesi doğru olmaz ve yakışık almaz. Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in orada gece konakladığını duydum"
[Ebû Dâvud]
Dedi ki: "Muarras, Medine'den altı mil uzaktadır."[703]

3818- Sa'd bin Hayseme radiyallahu anh'dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Sâlimoğulları ile Beyâdaoğulları arasına sanki bir rahmetin düştüğünü gördüm." Dediler ki: "Peki o yere göçelim mi?"
"Hayır; lâkin ölülerinizi oraya gömün!" Bunun üzerine ölülerini oraya gömdüler.
[Taberânî, Mu'cemıt'I-Kebtr'de leyyiıı bir isnadla.][704]

3819- Ümmü Kays radiyallahu anhâ'dan, dedi ki:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem elimden tutup Medine sokaklarının birinde yürüdü. Yanından geçmedik hiçbir ev kalmadı, nihayet Bakî' el-Ğarkad'a vardık. Şöyle buyurdu:
«Ey Ümmü Kays!»
«Buyur, mutluluklar senin olsun; ey Allah'ın Resulü!» dedim.
«Elbette sen, Allah'ın bu kabristandan yetmiş bin kişiyi mehtaplı gecedeki Ay' in su-
retinde dirilteceğini ve onların hesaba çekilmeden cennete girdiklerini göreceksin» buyurdu. Hemen Ukkâşe ayağa kalkıp «Ben de onlardan olayım, ey Allah'ın Resulü!» diye sordu.
«Sen de» buyurdu.
Onun ardından başka biri kalkıp «Ben de ey Allah'ın Resulü?» deyince «Seni Ukkâşe geçmiştir» buyurdu.

[Taberânî, Mu'cemu' I-Kebfr'de zayıf bir senedle.][705]

TAHRİC

[1] Bu hadis Ahmed (VI, 71, 79, 165), Buhârî (menâsik 4, III, 141; cihâd 1/3, III, 200; 26, II, 219), Nesâî (menâsik 4/4, V, 114), İbn Mâce (no. 2901), İbn Huzeyme (no. 3074), Dârekutnî (II, 184) ve Beyhakî (IX, 21; IV, 326), Habîb b. e. Amre an Âise binli Talha an Âise asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/73.
[2] Bu hadisi Ahmed (I, 387), Tirmizî (no. 810), Nesâî (menâsik 6/3, V, 115), Taberânî (no. 10406), İbn Huzeyme (no. 2512) ve İbn Hibbân (no. 3685), Ebû Hâlid el-Ah-mer an Amr b. Kays an Asım b. Behdele an Şakîk Ebî Vâil an İbn Mes'ûd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tirmizî'ye göre isnadı hasen sahîhtir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/73.
[3] Bu hadisi Bezzâr (no. 1147), İbr. b. Saîd el-Cevheıî an Şebîb b. el-Münzir an Muh. b. Müslim an Amr b. Dinar an Câbir senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/73.
[4] Bu hadisi Ahmed; üç tarikle (III, 446-7), Âsim b. Ubeydillah an Abdillah b. Âmir b. Rabî'a an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc etti. Heysemî'ye göre Âsim zayıf bir râvidir (Mecma' III, 277).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/73.
[5] Bu hadisi Tirmizî (no. 828) ve İbn Mâce (no. 2921), Umâre b. Gaziyye an Ebî Hazım an Sehl asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Bu hadisi İbn Huzeyme ve el-Hâkim de Sahîh'lerinde irâd ettiler (Tergîb II, 190).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/73.
[6] Bu hadisi Mâlik (hacc 65, s. 346), Tayâlisî (no. 2423, 2425), Abdürrezzâk (no. 8798-9), Ahmed (II, 462, 246, 461), Dârimî (II, 31), Buhârî (umre 1, II, 198), Müslim (hacc 437, s. 983), Tirmizî (no. 933), Nesâî (menâsik 3/1-2, V 112-3; 5, V, 115), İbn Mâce (no. 2888), İbn Huzeyme (no. 2513,3072), İbnu'l-Cârûd (s. 250), İbn Hibbân (no. 3687-8) ve Beyhakî (IV, 343; V, 261), Summâ mevlâ EbîBekr b. Abdinahman an Ebî Salih an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/73.
[7] Bu hadisi Tayâlisî (no. 2519), Ahmed (II, 484, 248,410, 494), Dârimî (II, 31), Buhârî (umre 9-10, II, 209), Müslim (hacc 438, s. 983), Nesâî (menâsik 4/4, V, 114), Tirmizî (no. 811), İbn Mâce (no. 1889), İbn Huzeyme (no. 25/4), İbn Hibbân (no. 3686) ve Beyhakî (V, 67; V, 261), Mansûr b. el-Mu'temir an Ebî Hazım an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/73.
[8] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1741), Ahmed b. Salih an İbn e. Füdeyk an Abdillah b. Abdiırahman b. Yuhannes an Yahya b. e. Süfyân el-Ahnesî an ceddetihî Hakime an İlmmi Seleme senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/74.
[9] Bu hadisi Tirmizî (no. 866), Süfyân b. VekV an Yahya b. Yemân an Şerik an Ebî İshâk an Abdillah b. Saîd b. Cübeyr an ebîhîan İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti ve isnadının "garîb" olduğunu söyledikten sonra Buhârî'den bu hadisin İbn Abbâs'ın sö/ii olarak rivayet olunduğuna dair kelâmını nakletti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/74.
[10] Bu hadisi Ahmed (I, 229), Dârimî (II, 51), Buhârî (umre 4, II, 200), Müslim (hacc no. 221, s. 917), Nesâî (siyam 6/1, IV, 130-1), İbnu'l-Cârûd (s. 251), İbn Hibbân (no. 3692) ye Beyhakî (IV, 346), İbn Cüreyc an Atâ b. e. Rebâh an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/74.
[11] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 66, s. 346-7), Ebû Dâvud (no. 1988), Ebû Beki- b. Abdiırahman an Resul i Mervân asl-ı senedi ile;
Sadece son bölümünü Tirmizî (no. 939) ve İbn Mâce (no. 2993), Ebû İshâk ani'I-Esvedb. Yezîd an EhtMa'kîl asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Bunun isnadı hakkında Tirmizî "hasen garîb" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/74.
[12] Bu hadisi Nesâî (menâsık4/3, V, 113-4), Muh. b. Abdillah b. Abdilhakem an Şu'ayb an Leys en Hâlid an İbn ebt Hilâl an Yezîd b. Abdillah an Muh. b. İbrâhîm an Ebî Seleme an Ebî Huıeyre senedi ile tahrîc etti. Herhalde Sünen'deki en "nazil" sened budur. Bunun hakkında Münzirî "hasen" hükmü verdi (Tergîb U, 164).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/74.
[13] İbn Mâce (no. 2892), bu hadisi İbrâhîm b. el-Münzir an Salih b. Abdillah b. Salih an Ya'kûb b. Yahya b. Abbâd b. Ahdillah b. ez-Zübeyr an Ebî Salih es-Semmân an Ebî Huıeyre senedi ile tahrîc etti. Salih sebebiyle isnadı zayıftır.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/74.
[14] Bu hadisi İbn Mâce (no. 2925), «m b. Ömer b. Hafs an Âsim b. Ubeydillah an Abdillah fa. Âmir b. Rabi'a an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc etti. İki Âsim sebebiyle isnadı zayıftır.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/74.
[15] Bu hadisi Tirmizî (no. 1493) ve İbn Mâce (no. 3126), Abdullah b. Nâfı' an EbV 1-Müsennâ an Hişâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tirmizî'ye göre isnadı "hasen garîb"tir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/75.
[16] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/75.
[17] Bu hadisi Tirmizî (no. 813, 2998), İbn Mâce (no. 2896), Dârekutnî (II, 218) ve Beyhakî (V, 224; IV, 327, 330; V, 58), İbr. b. Yezîd el-Hûzî an Muh. b. Abbâd b. Ca'fer an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî'ye göre isnadı hasendir. İbrahim'de zaaf vardır.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/75.
[18] Bu hadisi Ahmed (V, 354-5), Bekr b. îsâ an Ebî Avâne an Atâ b. es-Sâib an EbîZüheyr an Abdillah b. Biireyde an ebîhî senedi ile tahrîc etti.
Heysemî, Ebû Züheyr hakkında bilgi edinemediğini (Mecma' III, 208); Münzirî ise isnadının hasen olduğunu (Tergîb II, 180) söylemiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/75.
[19] Bu hadisi Bezzâr (no. 1080), el-Velîd b. Amr b. Sekîn an Ebî Âsim an Muh. b. e. Humeyd an Muh. b. el-Münkedir an Câhir senedi ile tahrîc etti.
Muh. b. e. Humeyd dışındakiler Sahîh ricâlindendir (Mecma' III, 208).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/75.
[20] Râvilerinden Cümeyl b. e. Meymûne'yi zikreden İbn e. Hatim, hakkında menfî yahut müsbet bir şey söylememiş; buna karşılık İbn Hibbân onu güvenilir râviler arasında zikretmiştir (Mecma' IV, 209).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/75.
[21] Bu hadisi Bezzâr (no. 1155), Taberânî (M. es-Sağîr II, 114), İbn Huzeyme (no. 2516), el-Hâkim (I, 441) ve Beyhakî (V, 261), Ebû Ahmed el-Hüseyn b. Muh. el-Mervezî an Şerîk an Mansûr an Ebî Hazım an Ebî Huıeyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Hâkim'e göre Müslim'in şartınca sahîhtir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/75.
[22] Bu hadisi Bezzar (no. 1121) ve Taberâni (no. 12522), Yahya b. Süleym an Muh. b. Müslim el-Tâifîan İsmail b. Umeyye an Satd b. Ciibeyr an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Yahya ve Muh. b. Müslim sebebiyle isnadı zayıftır.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/75.
[23] Bu hadisi Bezzâr (no. 3135), Muh. b. Miskin un Saîd b. e. Meryem an Süleyman b. Dâvud el-Yemâmî an Yahya b. e. Kesîr an Ebî Seleme an Ebî Huıeyre senedi ile tahrîc etti.
Bezzâr daha sonra: "Süleyman'ın hadislerindeki zaaf meydandadır. Hadiste güçsüz birisidir" demiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/75-76.
[24] İsnadının râvileri Sahîh ricâlindendir (Mecma' 111,206).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/76.
[25] Bu hadisi Ahmed (V, 508), Müslim (hacc no. 412, s. 975), Nesâî (menâsik 1/1, V, 110-1), İbn Huzeyme (no. 2508), İbn Hibbân (no. 3698-7), Dârekutnî (II, 281) ve Beyhakî (IV, 326), er-Rebî' b. Müslim an Muh. b. Ziyâd an Ebî Huıeyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/76.
[26] Bu hadisi Tirmizî (no. 814) ve İbn Mâce (no. 1884), Mansûr b. Verdân an Alî h Abılila'lâ an ebîhî an EbVl-Bahlerî an Alî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tirmizî'ye göre isnadı "hasen garîb"tir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/76.
[27] Bu hadisi Tirmizî (no. 812), Muh. b. Yahya el-Kuta'î an Müslim b. İbrâhîm an Hilâl b. Abdillah mevlâ Rebîa b. Amr b. Müslim an Ebî İshâk ani'l-Hâris an Alî senedi ile tahrîc etti.
İsnadı hakkında Tirmizî şu bilgileri vermektedir: "Bu hadis, bu vecihten garîbtir. İsnadı hakkında menfî sözler sarfedilmiştir. Hilâl b. Abdillah meçhuldür; el-Hâris ise hadiste zayıftır." İbn Hacer'e göre bu hadisin tüm tarikleri zayıftır. İbnü'l-MUnzir ise: "Bu hadis merfû olarak sabit olmamıştır. Rivayetlerinden sahîh olan tariki Hasa-nu'1-Basrî'nin mürselidir. Ancak bu tariklerin birbirlerini takviye ettiğini gözden ırak tutmamak gerekir." (Tergîb II, 271).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/76.
[28] Bu hadisi Dârimî (II, 28-9), Yezîd b. Hârûn an Şerîk an Leys b. e. Süleym an Abdiırahman b. Sabit an Ebî Umâ-me senedi ile tahrîc etti.
Sünen'inde Saîd b. Mansûr, Müsned'lerinde Ahmed ve Ebû Ya'lâ'nın ve Beyhakî'nin de rivayet ettikleri bu hadisin isnâdındaki Leys b. e. Süleym zayıftır; Şerîk'in ezberi ise kötüdür. SUfyân, bu rivayeti İbn Sâbit'in mürse-li olarak sevketmiştir (Neyi IV, 299).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/76.
[29] Bu hadisi Ahmed (1,312), Ebû Dâvud (no. 1729), Taberânî (no. 11595), el-Hâkim (I, 448; II, 159) ve Beyhakî (V, 164), İbn Cüreyc an Ömer b. Atâ an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Hâkim, sahîh hükmü vermiş; ancak Ömer b. Atâ, zayıf olduğunda ittifak olan bir râvidir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/76.
[30] Bu hadisi Ahmed (1,225), Dârimî (II, 28), Ebû DâvudTfr). 1732) ve Beyhakî (IV, 339), el-Hasan b. Amr un Mihrân EbîSafvân an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Mihrân'ın hâli bilinmemektedir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/76-77.
[31] Bu rivayeti İbn Mâce (no. 2883), VekV an İsmail Ebî İs-râîl an Fudayl b. Amr an Safd h. Cübeyr an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
İsmaîl, Nesâî, Cürcânî ve İbn Adî'ye göre zayıf bir râvidir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/77.
[32] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/77.
[33] Heysemî'ye göre râvileri Sahîh ricâlindendir (Mecma' 111,205).  
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/77.
[34] Bu hadisi Ahmed (III, 316, 357), Tirmizî (no. 931), tbn Huzeyme (no. 3068), Dârekutnî (II, 285-6) ve Beyhakî (IV, 349), el-Haccâc h. Artât an Muh. b. el-Münkedir an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İsnadı hakkında Tirmizî "hasen sahîh" hükmü vermiştir. Haccâc zayıf bir râvidir. Bu nedenle ulemâ, Tirmizî'nin sıhhat hükmünü tenkîd etmişlerdir (Neyi IV, 296).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/77.
[35] Tirmizî, bunu bir evvelki Câbir hadisinden sonra belâ-ğan senedi ile irâd etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/77.
[36] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/77.
[37] Râvileri güvenilir kimselerdir (Mecma' III, 215).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/77.
[38] Bu hadisi Ahmed (II, 30), Yezîd h. Hârûn an Cerîr b.Hâzım ve Ishâk b. Yahya an Cerîr b. Hazım ani'z-Zübeyr b. el-Hureys ani'l-Hasan b. Hâdiye an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti. Metninde küçük bir kıssa yer almıştır.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/77.
[39] Bu hadisi Müslim (hacc no. 436, s. 982), Nesâî (menâsık 194/2, v, 251-2), İbn Mâce (no. 3014), İbn Huzeyme (no. 2827), Dârekutnî (II, 301), el-Hâkim (I, 464), ve Beyhakî (V, 118), İbn Vehb an Mahrame b. Biikeyr an   ebîhî an Yûnus b. Yûsuf an Saîd h. el-Müseyyeb an Aişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/77.
[40] Bu mürsel hadisi Mâlik (hacc no. 245, s. 422), İbrahim b. e. Able an Talha senedi ile tahrîc etti.
Bunu el-Hâkim, Müstedrek'inde Ebû'd-Derdâ ile vaslederek merfûan şevketti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/77-78.
[41] Bu hadisi İbn Mâce (no. 3013), Eyyûb b. Muh. el-Hâsi-mian Abdilkâhir b. es-Serîan Abdillah b. Kinâne b. Abbâs b. Mirdâs es-Siilemf an ebîhî an ebîhi senedi ile tahrîc etti.
Abdullah b. Kinâne hakkında Buhârî "hadisi sahîh" değildir demiştir.     
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/78.                                                        
[42] Bu hadisi İbn Mâce (no. 3024), VekV an İbn ebîRenâd an Ebî Seleme el-Himsiyy an Bilâl senedi ile tahrîc etti.
Sindî, Zevâid'inde "İsnadı zayıftır; Ebû Seleme'nin ne adı, ne de durumu bilinmemektedir" demiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/78.                                                         
[43] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/78.
[44] Râvilerinden Ebû Dâvud el-A'mâ zayıf bir râvidir. (Mecma' III, 252).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/78.                                                         
[45] Adı belirtilmemiş râvisi dışındakiler Sahîh ricâlindendir (Mecma' III, 257).      
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/79.  
[46] Râvilerinden Salih el-Meriyy zayıf bir râvidir (Mecma' III, 257).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/79.  
[47] Bu hadisi Bezzâr (no. 1082) ve İbn Hibbân (no. 1884), Yahya b. Abdirrahman el-Erecîan Ubeyde bin el-Esved  ani'l-Kâsım b. el-Velîd an Sinan h. el-Hâris b. Musarrif an Talha b. Musarrif an Mücâhid an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Bezzâr'a göre bu hadis başka yollarla da nakledilmiştir, ancak en hasen tariki bu tariktir. Heysemî, Bezzâr'ın ricalinin güvenilir kimseler olduğunu söylemiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/79-80.
[48] Bu hadis Ebû Dâvud (no. 2605), Saîd b. Maıtsûr an  İbn'l-Mübârek an Yûnus b. Yezîd ani'z-Ziihri an Abdirrahman b. Ka'b b. Mâlik an ebîhî senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/81.
[49] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2606), Tirmizî (no. 1212), ve İbn Mâce (no. 2236), Ya'lâ b. Atâ an Umâre b. Hadîdm Sahr asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/81.
[50] Bu hadisi Ahmed (1,256), Tirmizî (no. 527) ve BeyhaC (III, 187), el-Haccâc b. Artât ani'l-Hakem an Mikstm an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tirmizî isnadı hakkında garîb hükmü vermiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/81.
[51] Bu hadisi Ahmed (II, 24, 23, 60, 91, 111, 120), Dârini (II, 289), Buhârî (cihâd 135, IV, 17), Tirmizî (no. 1673 . İbn Mâce (no. 3768), Taberânî (no. 13339), İbn Huzeyme (no. 2569), İbn Hibbân (Mevârid no. 1970), el-Hi-kim (II, 101) ve Beyhakî (V, 257), Âsim b. Muh. b. Zem b. Abdillah b. Ömer b. el-Hattâb an ebîhî an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/81.
[52] Mâlik (isti'zân no. 36, s. 978), an Abdirrahman b. Har-male en Saîd b. el-Müseyyeb senedi ile tahrîc etti. Kasım b. Asbağ, bu rivayeti an Saîd an EbîHureyre şeklinde vasletmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/81.
[53] Heysemi'ye göre Eşlem ve babası zayıf kimselerde (Mecma' III, 215).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/81.
[54] Bu hadisi Mâlik (isti'zân no. 35, s. 978), Ahmed ıJL 186, 214), Ebû Dâvud (no. 2607), Tirmizî (no. 2674) «s Beyhakî (V, 257), Abdunahman b. Harmale an Amr e Şuayb an ebîhî an ceddihi İbn Amr asl-ı senedi ile tahri: etti.Tirmizî, isnadı hakkında "hasen" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/81.
[55] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/81.
[56] Bu hadisi Ahmed (II. 337,378), Müslim (imaret 178, s, 1525-6), Ebû Dâvud (no. 2569), Tirmizî (no. 2858), İbe Huzeyme (no. 2550, 2556-7) ve İbn Hibbân (no. 269:-2694), Süheyl b. e. Salih an ebîhî an Ebî Hureyre asi-. senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/82.
[57] Bu hadisi Ahmed (III, 305, 381), Ebû Dâvud (no. 2570), Ebû Ya'lâ (no. 2219) ve İbn Huzeyme (no. 2548-9), Hisâm b. Hassan ani'l-Hasan an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Râvileri Sahîh ricâlindendir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/82.
[58] Bu hadisi Ahmed (III, 305, 381), Ebû Dâvud (no. 2570), Ebû Ya'lâ (no. 2219) ve İbn Huzeyme (no. 2548-9), Hisâm b. Hassan ani'l-Hasan an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Râvileri Sahîh ricâlindendir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/82.
[59] Bu hadisin isnadında yer alan Sadaka b. Abdillah'ı Duhaym tevsîk etmiş; Ahmed b. Hanbel ise zayıf addetmiştir (Mecma' 111,213).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/82.
[60] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2571), Amr b. Alî an Hâlid b. Yezîd an Ebî Cafer er-Râzî ani'r-RebV b. Enes an Enes senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/82.
[61] Bu hadisi Ahmed (IV, 193) ve Ebû Dâvud (no 2628), el-Velîd h. Müslim an Abdillah b. el-Alâ an Müslim b. Mişkem an Ebi Sa'lebe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Münzîrî, isnadı hakkında hasen hükmü verdi (Tergîb IV, 79).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/82.
[62] Bu hadisi Müslim (mesâcid no. 313, s. 476), İshâk b. İb-râhîm un Süleyman b. Harb an Haınmâd b. Seleme an Humeyd an Bekr b. Abdillah en Abdillah b. Rebâh an Ebî Katâde senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/82.
[63] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2629), Saîd b. Mansûr an İsmaîl b. Ayyaş an Esyed b. Abdirrahman el-Has'ami an Ferve b. Mücâhid el-Labmt an Sehl b. Muâz senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/82.
[64] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2551), Muh. h. el-Müsennâ an Muh. b. Ca'fer an Şu'be an Hamza ed-Dabbî an Enes senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[65] Bu hadisi Ahmed (III, 34), Müslim (lukata 18, s. 1354), Ebû Dâvud (no. 1663), İbn Hibbân (no. 5395) ve Beyhakî (IV, 182; X, 3), Ebû'l-Eşheb an Ebî Hadre an Ebî Saîd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[66] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2534), Muh. b. Süleyman el-Enbâri an Ubeyde b. Humeyd ani'l-Esved b. Kays an Nubeyh el-Anezî an Câhir senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[67] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2639), el-Hâkim (II, 115) ve Beyhakî (V, 297), İsmail b. Uleyye anVI-Haccâc b. e. Osman an EbVz-Zübeyr an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Hâkim, isnadı hakkında Müslim'in şartınca sahîh hükmü vermiştir. Bu hükmü Zehebî de onaylamıştır.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[68] Bu hadisin senedinde yer alan Bezîg b. Abdirrahman zayıf bir râvidir; diğerleri güvenilir râvilerdir (Mecma' III, 214).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[69] Bu hadisi Mâlik (hacc 37, s. 979), Ahmed (II, 236), İbn Hibbân (no. 2714) ve Beyhakî (III, 138), Mâlik an Sakiel-Mukburîan EbîHureyre asl-ı senedi ile; Müslim (hacc no. 421, s. 977), Ebû Dâvud (no. 1724), Tirmizî (no. 1170), İbn Huzeyme (no. 2523) ve Beyhakî (V, 227), Mâlik an Sahi el-Makbıırî an ebîhî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile;
Ahmed (II, 340, 493), Müslim (no. 419), Ebû Dâvud (no. 1723), İbn Hibbân (no. 2717), ve Beyhakî (III, 139; V, 227), Leys b. Sa'dan Satd an ebîhî... asl-ı senedi ile; Tayâlisî (no. 2317), Ahmed (II, 436, 445, 250), Buhârî      3195-(taksîru's-salât (4, II, 35), Müslim (hacc no. 420), Tahâ-vî (II, 113), İbn Hibbân (no. 2715) ve Beyhakî (III, 139; V, 227), İbn e. Zi'b an Satd ... asl-ı senedi ile; Müslim (no. 422), Süheyl b. e. Salih aıı Ebî Salih an Ehî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.      
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[70] Bu hadisi Mâlik (hacc 37, s. 979), Ahmed (II, 236), İbn Hibbân (no. 2714) ve Beyhakî (III, 138), Mâlik an Sakiel-Mukburîan EbîHureyre asl-ı senedi ile; Müslim (hacc no. 421, s. 977), Ebû Dâvud (no. 1724), Tirmizî (no. 1170), İbn Huzeyme (no. 2523) ve Beyhakî (V, 227), Mâlik an Sahi el-Makbıırî an ebîhî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile;
Ahmed (II, 340, 493), Müslim (no. 419), Ebû Dâvud (no. 1723), İbn Hibbân (no. 2717), ve Beyhakî (III, 139; V, 227), Leys b. Sa'dan Satd an ebîhî... asl-ı senedi ile; Tayâlisî (no. 2317), Ahmed (II, 436, 445, 250), Buhârî      3195-(taksîru's-salât (4, II, 35), Müslim (hacc no. 420), Tahâ-vî (II, 113), İbn Hibbân (no. 2715) ve Beyhakî (III, 139; V, 227), İbn e. Zi'b an Satd ... asl-ı senedi ile; Müslim (no. 422), Süheyl b. e. Salih aıı Ebî Salih an Ehî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.      
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[71] Bu hadisi Ahmed (III, 62), Buhârî (cezâu's-sayd 26, II, 219), Müslim (hacc no. 417-8, s. 976), İbn Hibbân (no. 2713) ve Beyhakî (111, 138), Kalâde un Kuzu'u un Ebî Satd asl-ı senedi ile; Ahmed (III, 54), Dârimî (II, 288), Müslim (hacc no. 423, s. 977), Tirmizî (no. 1169), Ebû Dâvud (no. 1726)
ve İbn Mâce (no. 2898), el-A'mes un Ebî Salih un Ebî Saîd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[72] Bu hadisi Ahmed (II, 418, 385) ve Ebû Dâvud (no. 4130), Kurâde an Zürâre un Ebî Hureyre asl-ı senedi ile;
Müslim (libâs no. 103, s. 1672), Ebû Dâvud (no. 2555) ve Tirmizî (no. 1703), Süheyl b. e. Salih un ebîhî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. İkinci lafzı Müslim (no. 104), İsmaîl b. Cu'fer uni'l-Alâ an ebîhî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etti.    
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[73] Bu hadisi Ahmed (II, 418, 385) ve Ebû Dâvud (no. 4130), Kurâde an Zürâre un Ebî Hureyre asl-ı senedi ile;
Müslim (libâs no. 103, s. 1672), Ebû Dâvud (no. 2555) ve Tirmizî (no. 1703), Süheyl b. e. Salih un ebîhî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. İkinci lafzı Müslim (no. 104), İsmaîl b. Cu'fer uni'l-Alâ an ebîhî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etti.    
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[74] Bu hadisi Ahmed (II, 418, 385) ve Ebû Dâvud (no. 4130), Kurâde an Zürâre un Ebî Hureyre asl-ı senedi ile;
Müslim (libâs no. 103, s. 1672), Ebû Dâvud (no. 2555) ve Tirmizî (no. 1703), Süheyl b. e. Salih un ebîhî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. İkinci lafzı Müslim (no. 104), İsmaîl b. Cu'fer uni'l-Alâ an ebîhî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etti.    
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/83.
[75] Bu hadisi Mâlik (sıfatu'n-Nebî no. 39, s. 937), Buhârî (cihâd 139, IV, 18), Müslim (libâs 105, s. 1672-3) ve Ebû Dâvud (no. 2552), Mâlik an Abdillah b. e. Bekr h.  Amr b. Hazm un Abbûd b. Temîm an Ehî Beşîr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.   
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/84.
[76] Bu hadisi Mâlik (isti'zân no. 39, s. 980), Dârimî (II, 286), Ahmed (II, 236,445), Buhârî (Umre 19, II, 205; cihâd 136, IV, 17; afime 30/3, VI, 207-8), Müslim (imaret 179, s. 1526), İbn Mâce (no. 2882), İbn Hibbân (no. 3205-2697) ve Beyhakî (V, 259), Mâlik un Summû un Ebî Salih an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/84.
[77] Bu hadisi Tayâlisî (no. 1724), Ahmed (III, 299, 302), Dârimî (II, 275), Buhârî (umre 12, II. 205; nikâh 160/1-2), VI, 161), Müslim (imaret no. 184-5, s. 1528), Ebû Dâvud (no. 2776), İbn Hibbân (no. 4170) ve Beyhakî (V, 260), Muhûrib b. Dissâr an Câbir asl-ı senedi ile. 
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/84.
[78] Bu hadisi Tirmizî (no. 1172), Nasr b. Alî an Isû b. Yûnus an Mücâlid uni's-Şa'hi an Câbir senedi ile tahrîc etti. Tirmizî isnadı hakkında şu bilgileri vermektedir: "Hadis, bu vecihten garîbtir. Kimileri Mücâlid'in hıfzının bozukluğundan söz etmişlerdir."
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/84.
[79] Bu hadisi Ebû Dâvud (Tuhfetu'l-İşrâf no. 7730), Ahmed b. Salih an Abdillah b. Nâfi' an Abdillah b. Ömer an Nâfi' un İbn Ömer senedi ile tahrîc etti. Bu hadis, Ebû Davud'un matbu nüshasında yoktur. Ebû'l-Hasan b. el-Abd ile Ebû Bekr b. Dâse'nin rivayetlerinde vardır.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/84.
[80] Bu hadisi Tirmizî (no. 2712), Ahmed b. MenV un İbn Uyeyne ani'l-Esved b. Kays un Nubeyh el-Anezî an Câbir senedi ile tahrîc etti.
İsnadı hakkında hasen sahîh hükmü verdi. Câbir hadisi, metnin Peygamber sözünün sonuna kadar olan bölümüdür. Tirmizî, İbn Abbâs hadisini şahit olarak senedsiz irâd etmiştir.
Bu hadisi İbn Huzeyme, İbn Ömer hadisinden; Sa-hîh'inde ise Ebû Avâne Câbir hadisinden aynı mânâsı ile tahrîc ettiler (Neyi VI, 227).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/84.
[81] Bu hadisi Saîd b. Mansûr (Sünen no. 2393), Ebû Dâvud (no. 2489) ve Beyhakî (IV, 334; VI, 18), Muturrif an (Bisr Ebî Abdillah un) Beşîr b. Müslim un ibn Amr asl-ı senedi ile tahrîc etti. Bu hadis zayıftır. Sebebi Beşîr'dir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/85.
[82] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/85.
[83] Heysemî'ye göre râvileri Sahîh ricâlindendir (Mecma' III, 215).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/85.
[84] İsnadında yer alan Nâfi' b. e. Hürmüz sebebiyle zayıftır (Mecma' 111,215).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/85.
[85] Irâkî'ye göre isnadı ceyyiddir (Feyd V, 148). Heysemî'ye göre ise isnadında yer alan Muh. b. Ali el-Merve-zî hakkında ihtilâf olan bir râvidir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/85.
[86] Bu hadisi İbn Mâce (no. 3119), İsmaîl b. Hafs el-Eylîan Yahya b. Yemân an Hamza b. Hubîb ez-Zeyyâl an Hum-rân b. A'yen an Ebît-Tufayl an Ebî Saîd senedi ile tahrîc etti.Sindî şu bilgileri vermektedir: Humran hakkında Yahya b. Maîn "beş para etmez"; Ebû Dâvud:
"Râfizîdir"; Ne-sâî: "güvenilir değildir" gibi tabirlerle hüküm verdiler. Demîrî diyor ki: "Bu hadis münkerdir; ayrıca bu konuda vârid olan sahîh hadislere de metnen muhaliftir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/85.
[87] Râvilerinden Kays b. er-Rebî', Şu'be ve Sevrî tarafından tevsîk olunmuş; ancak hakkında menfî sözler de sarfedilmiş bir râvidir (Mecma' III, 216).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/85.
[88] Râvilerinden Yahya b. el-Alâ ve Amr b. el-Husayn sebebiyle isnadı zayıftır (Mecma' III, 210).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/85.
[89] Heysemî'ye göre Abdullah b. Hârûn Ebû Alkame el-Fervî zayıf bir râvidir (Mecma' III, 210).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/85.
[90] Râvilerinden Mesleme b. Salim el-Cühemî, Dârekut-nî'ye göre zayıf bir râvidir (Mecma' III, 211).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/85-86.
[91] Bu hadis Tirmizî (no. 2732), Muh. b. İsmuîl an İhı: b. Yuhyû b. Muh. h. Abbûd an ebîhî Yuhyâ an. Muh. h. İs-hûk ani'z-Zührî an Urve an Âise senedi ile tahrîc etti ve isnadı hakkında "hasen garîb" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/86.
[92] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 5220), İbn e. Şeyhe un Alî b. Müshir an Ecluh uni's-Şa'bî senedi ile tahrîc etti. Bu hadis mürseldir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/86.
[93] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2782), Muh. b. Munsûr et-Tûsî an Ya'kûb an ebîhî an Muh. b. İshâk an Nâfı' an İbn   Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/86.
[94] Bu hadisi Buhârî (Umre 13, II, 204; libâs 99, VII, 67) ve Nesâî (hacc 121/2, V, 212), Hâlid el-Hazzâ' an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/86.
[95] Bu hadisi Buhârî (libâs 100, VII, 67), Muh. b. Bessâr an Abdilvehhâb an Eyyûb an İklime senedi ile tahrîc etti.      
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/86.
[96] Bu hadisi Buhârî (cihâd 196, IV, 39) ve Müslim (fadâilu's-sahâbe 65, s. 1885), Habîh b. es-Şehîd an Abdillah b. e. Muleyke an İbn Ca'fer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.   
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/86.
[97] Bu hadisi Buhârî (cihâd 196, IV, 39) ve Müslim (fadâilu's-sahâbe 65, s. 1885), Habîh b. es-Şehîd an Abdillah b. e. Muleyke an İbn Ca'fer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.   
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/86.
[98] Bu hadisi Müslim (fadâilu's-sahâbe 66-7, s. 1885), Ebû Dâvud (no. 2566) ve İbn Mâce (no. 3773), Âsim el-Ah-vel an Müverrik el-İclî an Abdillah b. Ca'fer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.    
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/86-87.
[99] Bu hadisi Müslim (fadâilu's-sahâbe no. 60, s. 1883) ve Tirmizî (no. 2775), en-Nadr b. Muh. an İkrime b. Ammâr  an İyâs b. Seleme an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc etliler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/87.
[100] Bu hadisi Buhârî (cihâd 197, IV, 39-40), Yahya b. e. İshâk an Enes asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/87.
[101] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4982), Vehb h. Bakiyye an Hâlid b. Abdillah an Hâlid el-Hazzâ' an Ebî Temîme an EbVI-Melîh an raculin senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/87.
[102] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2572) ve Tırmizî (no. 2773), Ali b. el-Hüseyn b. Vâkıd an ebîhî an Abdillah b. Bürey-de asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî, isnadı hakkında "hasen garîb" hükmü verdi. Lafız Ebû Davud'a aittir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/87.
[103] Heysemî'ye göre Taberânî'nin isnâdlarım oluşturan râ-viler Muh. b. Hamza dışındakiler Sahîh ricalidir. O şahıs ise güvenilir bir râvidir (Mecma' X, 131). Münzirî'ye göre isnadı ceyyiddir (Tergîb IV, 73).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/88.
[104] Heysemî'ye göre isnadı hasendir (Mecma' a.y.)
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/88.
[105] Bu hadisi Ahmed (III, 439, 440, 334), Sehl b. Muâz b. Enes an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Bunu Taberânî, Ebû Ya'lâ ve el-Hâkim'in de tahrîc ettiği hadisin isnâdlarım oluşturan râvileri Sehl dışında güvenilir kimselerdir. Sehl ise, hakkında ihtilâf olan bir râvidir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/88.
[106] Bu mevkuf, isnâdsız olarak Sahîh'in hacc kitabında 33. bâbta yer almıştır.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/89.
[107] Mâlik (hacc no. 50, s. 339), an Hisâm b. Urve senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/89.
[108] Mâlik (no. 49), bunu Abdurrahman b. el-Kâsım kanalıyIa babası el-Kâsim'dan tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/89.
[109] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/89.
[110] Sahîh-i Buhârî, hacc 33, II, 150.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/89.
[111] Lafız Buhârî'ye (hacc 11-12, II, 143) aittir.Bu hadisi Şâfıî (Ümm II, 118), Ahmed (1,249,252,332, 339), Dârimî (II, 30), Buhârî (hacc 7, II, 142; 12, II, 143; umre 18, II, 216), Müslim (hacc no. 12, s. 839), Nesâî (menâsik 20, V, 123; 23, V, 125-6), İbn Huzeyme (no. 2591), Taberânî (no. 10911-3), Tahâvî (II, 117), Dâre-kutnî (II, 237-8) ve Beyhakî (V, 29), Abdullah b.Tâvus an ebîhî an İbn Abbâs asl-ı senedi ile; Tayâlisî (no. 2606), Ahmed (1,238), Buhârî (hacc 9, II, 142; 11, II, 143), Müslim (hacc no. 11, s. 838), Nesâî (menâsik 23/2, V, 126), İbnu'l-Cârûd (s. 208), Taberânî (no. 10886), İbn Huzeyme (no. 2590), Tahâvî (11,118), Dârekutnî (II, 237) ve Beyhakî (V, 29), Amr b. Dînâr an Tavus... asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/89.
[112] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/89.
[113] Bu hadisi İbn Mâce (no. 2915), Ali h. Muh. an VekV an İbrâhîm b. Yezîd an EbVz-Zübeyr an Câbir senedi ile tahrîc etti.
İbrahim hakkında Ahmed: "Hadisleri terkedilmiştir", bir başkası tarafından "hadisleri münkerdir" şeklinde hüküm vermiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/89.
[114] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1739) ve Nesâî (menâsik 19, II,  123), Hisâm b. Behrâm ani'l-Muâfâ b. İmrân an Ef-lah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Aise asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/89.
[115] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1740) ve Tirmizî (no. 832), Ve-kî' ani's-Sevrî an Yezîdb. e. Ziyadan Muh. b. Alîb. Abdillah b. Abbâs an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tirmizî, isnadı hakkında hasen hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/90.
[116] Muvattâ, hacc no. 25, s. 331.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/90.
[117] Muvattâ, hacc no. 26.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/90.
[118] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/90.
[119] Heysemî'ye göre râvilerinden Husayf hakkında menfi sözler sarfedilmiştir (Feyd VI, 390).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/90.
[120] Bu hadisi Mâlik (hacc 8, s. 324), Şâfıî (Ümm II, 125), Ahmed (II, 63), Dârimî (II, 32), Buhârî (hacc 21, II, 145, libâs 13, VII, 38), Müslim (hacc no. 1, s. 834), Ebû Dâvud (no. 1824), Nesâî (menâsik 30, V, 131; 34, V, 133). İbn Mâce (no. 2929), Tahâvî (II, 135-6), İbn Hibbân (no. 3773) ve Beyhakî (V, 49), Mâlik an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile;
Ahmed (II, 119), Buhârî (cezâu's-sayd (13, II, 214), Ebû Dâvud (no. 1825), Tirmizî (no. 833), Nesâî (menâsik 33, V, 133) ve Beyhakî (V, 46), Leys b. Sa'd an Nâfi1... asl-i senedi ile;
Şâfıî (Ümm II, 125), Ahmed (II, 8), Buhârî (libâs 15, VII, 38-9), Müslim (hacc 2, s. 835), Ebû Dâvud (no. 1823), Nesâî (menâsik 28/2 V, 129), İbn Huzeyme (no. 2685), Tahâvî (II, 135), Dârekutnî (II, 230) ve Beyhakî (1,283), Süfyân b. Uyeyne an Salim b. Abdillah b. Ömer an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/90.
[121] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1827), Ahmed b. Hanbel an Ya'kûb an ebîhî an Muh. b. İshâk an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/90.
[122] Râvilerinden HUseyn b. Abdillah b. Ubeydillah zayıf bir râvidir (Mecma'III, 219).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/90.
[123] Râvilerinden Ya'kûb b. Atâ'yı İbn Hibbân'ın tevsîk etmesine karşılık, çoğunluk zayıf addetmiştir (Mecma' III, 219).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/90.
[124] Bu hadis, İbn Cüreyc an Hakîme binli Vmeyme an ümmihâ tarikiyle gelmiştir. Hakîme dışındaki râvileri Sahîh ricâlindendir (Mecma' III, 220).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/90.
[125] Bu hadisi Tayâlisî (no. 2610), Şâfıî (Ümm II, 72, 125), Ahmed (I, 215, 221, 228, 279, 285, 336), Buhârî (hacc 132, II, 191; cezâ'us-sayd 15-6, II, 215-6; libâs 37/4, VII, 49), Müslim (hacc 4, s. 835), Ebû Dâvud (no. 1829), Tirmizî (no. 834), Nesâî (menâsik 32, V, 132-3, 37, V, 135; zînet 100, VIII, 205-6), İbn Mâce (no. 2931), İbn Huzeyme (no. 2681), Taberânî (12809-15), Tahâvî (II, 133), İbn Hibbân (no. 3772-8), Dârekutnî (II, 228-30) ve Beyhakî (V, 50), Amr b. Dînâr an Câbir b. Zeyd an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/91.
[126] Muvattâ, hacc no. 8, s. 325.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/91.
[127] Bu mevkufu Mâlik (hacc 10, s. 326), an Nâfi' an Eşlem mevlâ Ömer b. el-Hallâb an İbn Ömer an Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/91.
[128] İlk lafız Müslim'e (no. 9, s. 837); ikincisi ise Ebû  Dâvud'a (no. 1819) aittir.
Bu hadisi Buhârî (umre 10/1, II, 202; cezâ'us-sayd 19,II, 217; mağâzî 56/6, V, 103; fadâilu'l-Kur'ân 2/2, V, 97), Müslim (hacc 6-10, s. 836-8), Ebû Dâvud (no.1819-22), Tirmizî (no. 835) ve Nesâî (menâsik 29, V, 130-1; 44/1. V, 142), Alâ b. e. Rebâh an Safran b. Ya'lâ b. Umeyye an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/91.
[129] İlk lafız Müslim'e (no. 9, s. 837); ikincisi ise Ebû  Dâvud'a (no. 1819) aittir.
Bu hadisi Buhârî (umre 10/1, II, 202; cezâ'us-sayd 19,II, 217; mağâzî 56/6, V, 103; fadâilu'l-Kur'ân 2/2, V, 97), Müslim (hacc 6-10, s. 836-8), Ebû Dâvud (no.1819-22), Tirmizî (no. 835) ve Nesâî (menâsik 29, V, 130-1; 44/1. V, 142), Alâ b. e. Rebâh an Safran b. Ya'lâ b. Umeyye an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/91.
[130] Bu mevkufu Mâlik (hacc no. 12, s. 326), an Nâfi1 an İbn   Ömer senedi ile tahrîc etti.       
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/91.
[131] Bu mevkufu Mâlik (hacc no. 13/a, s. 327), an Nâfl' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/91.
[132] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1833), Ahmed b. Hanbel an Hüseyni an Yezîd b. e. Ziyâd an Miicâhid an Âişe senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/91.
[133] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 17, s. 328), Şafiî (Ümm II,129), Buhârî (hacc 18, II, 145), Müslim (hacc no. 33, s. 846), Ebû Dâvud (no. 1745), Nesâî (menâsik 41/2, V, 137), Tahâvî (II, 130, 228), İbn Hibbân (no. 3758) ve Beyhakî (V, 33), Mâlik an Abdinahman b. el-Kâsım an  ebtht an Âişe asl-ı senedi ile; Ahmed (VI, 98, 192), Müslim (no. 4, s. 846), İbn Mâce (no. 3042), Tahâvî (II, 130, 228), Ubeydullah b. Ömer      3261-ani'1-Kâ.sım an Âişe asl-ı senedi ile;                              
Tirmizî (no. 917), Ahmed b. MenV an Hüseyin an Man-sûr b. Zâdân un Abdinahman h. el-Kâsım an ebîhî... senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/91-92.
[134] Bu rivayeti Müslim (hacc no. 35, s. 847), İbn Cüreyc an Ömer b. Abdillah b. Urve an Urve ve'l-Kâsım an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/92.
[135] Bu hadisi Ahmed (VI, 175), Buhârî (gusl 12-14,1, 71), Müslim (hacc 48, s. 849), Nesâî (menâsik 42/10-11, V, 141; gusl 13,1, 203; 25,1, 209) ve Beyhakî (VII, 228), ibrahim b. Muh. b. el-Münteşir an ebîhî an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/92.
[136] Bu hadisi Tayâlisî (no. 1394) Ahmed (VI, 254), Buhârî (libâs 74, VII, 60), Müslim (hacc 43-4, s. 848), Nesâî (menâsik 42/7, V, 140) ve Tahâvî (II, 129), Abdurrahman b. el-Esved an ebîhî an Aişe asl-ı senedi ile;               
Tayâlisî (no. 1387), Ahmed (VI, 109, 209, 236, 254), Nesâî (menâsik 42/6, 9, V, 140-1), İbn Mâce (no. 2928) ve İbn Hibbân (no. 3769), Ebû İshâk es-Sebe'î ani'l-Esved an Âişe asl-ı senedi ile;
Tayâlisî (no. 1378), Ahmed (V, 254, 267, 286, 251), Müslim (hacc no. 39, s. 847), Nesâî (42/1 -2, V, 139), İbn Huzeyme (no. 2585, 2587), İbnu'l-Cârûd (s. 209), İbn Hibbân (no. 3759) ve Beyhakî (V, 34), Mansûr an İbrahim ani'l-Esved... asl-ı senedi ile;                    
Tayâlisî (no. 1385), Ahmed (VI, 175, 191, 245), Buhârî (gusl 14,1, 72; libâs 70, VII, 59), Müslim (hacc no. 42, s. 848), Nesâî (menâsik 42/3, V, 139), İbn Huzeyme (no. 2587), Tahâvî (II, 129) ve Beyhakî (V, 34), el-Hakem b. Vteybe an İbrahim ani'l-Esved... asl-ı senedi ile; Şafiî (Ümm II, 129), Ahmed (VI, 41. 264), Nesâî (menâsik 42/8, V, 140), Tahâvî (II, 129) ve Beyhakî (V, 35), Atâ b. es-Sâib an İbrahim... asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/92.
[137] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1830), el-Hüseyn b. el-Cü-neyd an Ebî Usâme an Ömer b. Süveyd an Âişe binli Talha an Âişe senedi ile tahrîc etti.
Râvileri güvenilir kimselerdir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/92.
[138] Bu mevkufu Mâlik (hacc no. 19, s. 329), an Nâfi' an Eşlem mevlâ Ömer an Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/92.
[139] Bu mevkufu Mâlik (hacc no. 14, s. 327), an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/92.
[140] Bu hadisi Tirmizî (no. 962), Hennâd an Vekî' an Hammâd b. Seleme an Ferkad es-Sebehî an Saîd b. Cübeyr an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti ve isnadının garîb olduğunu söyledi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/92.
[141] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/92.
[142] Sahîh-i Buhârî, hacc 18, II, 145.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/93.
[143] Bu hadisi Mâlik (hacc 4, s. 323), Buhârî (cezâu's-sayd 14, II, 215), Müslim (hacc 91-92, s. 864), Ebû Dâvud (no. 1840), Nesâî (menâsik 27, V, 128-9) ve İbn Mâce (no. 2934), Zeydb. Eşlem an İbrahim b. Abdillah h. Hu-neyn an ebthl asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafız Müslim'e aittir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/93.
[144] Bu hadisi Tirmizî (no. 830), Abdullah b. e. Ziyâd an Abdillah b. Ya'kûb el-Medenî an ibn ebî'z-Zinâd an ebîhî an Hârice senedi ile tahrîc etti ve isnadı hakkında "hasen garîb" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/93.
[145] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/93.
[146] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1748), Ubeydullah b. Ömer an Abdila'lâ an Muh. b. İshâk an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/93.
[147] Sahîh-i Buhârî, cezâ'us-sayd 14, II, 125.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/93.
[148] Bu hadisi Şafiî (Ümm II, 184; VII, 197), Ahmed (1,221, 372), Dârimî (II, 37), Buhârî (cezâ'us-sayd 11, II, 214; tıbb 12, VII. 14), Müslim (hacc 87, s. 862), Ebû Dâvud (no. 1835), Nesâî (menâsik 92/1-2, V, 192), İbn Huzeyme (no. 2657), İbn Hibbân (no. 3940) ve Tirmizî (839), Amr b. Dînâr an Tavus ve Atâ an İbn Abbâs asl-ı senedi ile;
Ahmed (I, 236, 249,259, 372), Buhârî (tıbb 15, VII, 15, lafız buna âit), Ebû Dâvud (no. 1836), İbn Hibbân (no. 3939) ve Beyhakî (IX, 339), Hişâm b. Hassan an İklime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/93.
[149] Bu rivayeti Buhârî (cezâ'us-sayd 11/2, II, 214), Müslim (hacc no. 88, s. 862-3) ve Nesâî (menâsik 95, V, 194), Süleyman b. Bilâl an Alkume b. e. Alkame ani'l-A'rec an İbn Buhayne asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/93.
[150] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1837) ve Nesâî (menâsik 94, V, 194), Abdürrezzâk an Ma 'mer an Katâde an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/93.
[151] Bu mevkufu Mâlik (hacc no. 75, s. 350), an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[152] Bu hadisi Müslim (hacc no. 89-90, s. 863), Ebû Dâvud (no. 1838), Tirmizî (no. 952) ve Nesâî (menâsik 45, V, 143), Eyyûb b. Mûsâ an Nübeyh b. Vehb an Ebân asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[153] Bu hadisi Tayâlisî (no. 2611, 2607), Ahmed (I, 228,221,270,285,324,337,362), Dârimî (II, 37), Buhârî (nikâh 30, VI, 128), Müslim (nikâh no. 46-7, s. 1031), Tirmizî (no. 844), Nesâî (menâsik 90/1-2, V, 191; nikâh 37/2, VI, 87-8), İbn Mâce (no. 1965), İbnu'l-Cârûd (s. 220-321), Tahâvî (II, 269), İbn Hibbân (no. 4119) Dârekutnî (III, 263), ve Beyhakî (VII, 210), Amr b. Dînâr an Câbir b. Zeyd an İbn Abbâs asl-ı senedi ile; Ahmed (1,283,359,360), Buhârî (mağâzî 43, V, 86), Ebû Dâvud (1844), Tirmizî (no. 843), Taberânî (11863) ve Dârekutnî (III 263), Eyyûb an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafızlar Buhârî'ye aittir (mağâzî).
3266 nolu rivayetin Buhârî'deki muallak senedi: Muh. b. İshâk an İbn e. Necîh ve Ebân b. Salih an Atâ ve Mücâhid an İbn Abbâs.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[154] Bu hadisi Tayâlisî (no. 2611, 2607), Ahmed (I, 228,221,270,285,324,337,362), Dârimî (II, 37), Buhârî (nikâh 30, VI, 128), Müslim (nikâh no. 46-7, s. 1031), Tirmizî (no. 844), Nesâî (menâsik 90/1-2, V, 191; nikâh 37/2, VI, 87-8), İbn Mâce (no. 1965), İbnu'l-Cârûd (s. 220-321), Tahâvî (II, 269), İbn Hibbân (no. 4119) Dârekutnî (III, 263), ve Beyhakî (VII, 210), Amr b. Dînâr an Câbir b. Zeyd an İbn Abbâs asl-ı senedi ile; Ahmed (1,283,359,360), Buhârî (mağâzî 43, V, 86), Ebû Dâvud (1844), Tirmizî (no. 843), Taberânî (11863) ve Dârekutnî (III 263), Eyyûb an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafızlar Buhârî'ye aittir (mağâzî).
3266 nolu rivayetin Buhârî'deki muallak senedi: Muh. b. İshâk an İbn e. Necîh ve Ebân b. Salih an Atâ ve Mücâhid an İbn Abbâs.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[155] Bu hadisi Tayâlisî (no. 2611, 2607), Ahmed (I, 228,221,270,285,324,337,362), Dârimî (II, 37), Buhârî (nikâh 30, VI, 128), Müslim (nikâh no. 46-7, s. 1031), Tirmizî (no. 844), Nesâî (menâsik 90/1-2, V, 191; nikâh 37/2, VI, 87-8), İbn Mâce (no. 1965), İbnu'l-Cârûd (s. 220-321), Tahâvî (II, 269), İbn Hibbân (no. 4119) Dârekutnî (III, 263), ve Beyhakî (VII, 210), Amr b. Dînâr an Câbir b. Zeyd an İbn Abbâs asl-ı senedi ile; Ahmed (1,283,359,360), Buhârî (mağâzî 43, V, 86), Ebû Dâvud (1844), Tirmizî (no. 843), Taberânî (11863) ve Dârekutnî (III 263), Eyyûb an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafızlar Buhârî'ye aittir (mağâzî).
3266 nolu rivayetin Buhârî'deki muallak senedi: Muh. b. İshâk an İbn e. Necîh ve Ebân b. Salih an Atâ ve Mücâhid an İbn Abbâs.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[156] Bu hadisi Tayâlisî (no. 2611, 2607), Ahmed (I, 228,221,270,285,324,337,362), Dârimî (II, 37), Buhârî (nikâh 30, VI, 128), Müslim (nikâh no. 46-7, s. 1031), Tirmizî (no. 844), Nesâî (menâsik 90/1-2, V, 191; nikâh 37/2, VI, 87-8), İbn Mâce (no. 1965), İbnu'l-Cârûd (s. 220-321), Tahâvî (II, 269), İbn Hibbân (no. 4119) Dârekutnî (III, 263), ve Beyhakî (VII, 210), Amr b. Dînâr an Câbir b. Zeyd an İbn Abbâs asl-ı senedi ile; Ahmed (1,283,359,360), Buhârî (mağâzî 43, V, 86), Ebû Dâvud (1844), Tirmizî (no. 843), Taberânî (11863) ve Dârekutnî (III 263), Eyyûb an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafızlar Buhârî'ye aittir (mağâzî).
3266 nolu rivayetin Buhârî'deki muallak senedi: Muh. b. İshâk an İbn e. Necîh ve Ebân b. Salih an Atâ ve Mücâhid an İbn Abbâs.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[157] Bu hadisi Tirmizî (no. 841), Kuteybe an Hammâd h. Zeyil an Malar el-Verrâk an Rabf'a b. e. Abılirrahman an Süleyman b. Yesâr an Ebî Râfi' senedi ile lahrîc etti ve isnadının hasen olduğunu söyledi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[158] Bu hadisi Müslim (nikâh 48, s. 1032), Ebû Dâvud (no. 1843) ve Tirmizî (no. 845), Yezîd b. el-Esamm an Meymûn asl-ı senedi ile lahrîc ettiler.
İlk lafız Ebû Davud'un; ikincisi Tirmizî'nindir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[159] Bu hadisi Müslim (nikâh 48, s. 1032), Ebû Dâvud (no. 1843) ve Tirmizî (no. 845), Yezîd b. el-Esamm an Meymûn asl-ı senedi ile lahrîc ettiler.
İlk lafız Ebû Davud'un; ikincisi Tirmizî'nindir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[160] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 69, s. 348), an RabVa b. e. Abdirrahman an Süleyman senedi ile tahrîc etti. Mürseldir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[161] Bu hadisi bir kıssa ile Mâlik (hacc no. 70, s. 348), Müslim (nikâh no. 41-45, s. 1030-1), Ebû Dâvud (no. 1841-2), Tirmizî (no. 840), Nesâî (menâsık 91-1-2, V, 192) ve İbn Mâce (no. 1966), Nübeyh b. Vehh an Ebân b. Osman an ebihî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/94.
[162] Mâlik (no. 72, s. 349), an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/95.
[163] Bu hadis-i mevkufu Mâlik (hacc no, 71,349), an Dâvud b. el-Husayn an Ebî Gatafân senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/95.
[164] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 76, s. 350), Müslim (hacc no. 57, s. 852), Ebû Dâvud (no. 1852), Tirmizî (no. 1852) ve Nesâî (menâsık 78/1, V, 182), Mâlik an EbTn-Nadr an Nâfi' mevlâ Ebî Katâde an Katinle asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Mâlik (no. 78, s. 351), Müslim (no. 58, s. 852-3) ve Tirmizî (no. 848), Mâlik an Zeyd b. Eşlem an Atâ b. Yesâr an Ebî Katâde asl-ı senedi ile; Buhârî (cezâ'us-sayd 2, 3, II, 210), Müslim (hacc no. no. 59, s. 353, 3277. nolu rivayetin lafzı; no. 62, s. 854), Nesâî (menâsik 80/1-2, V, 185-6) ve İbn Mâce (no. 3093), Yahya b. e. Kesir anAbdillah b. e. Katâde an ebî-hî asl-ı senedi ile;
Buhârî (cezâ'us-sayd 5, II, 211), Müslim (hacc 60-61, s. 853-4) ve Nesâî (menâsik 81, V, 186-7), Osman b. Ab-dillah b. Mevheh an Abdillah b. e. Katâde... asl-ı senedi ile; 3279 nolu rivayetin lafzı;
Buhârî (cezâ'us-sayd 4, II, 211) ve Müslim (no. 56, s. 851-2), Süfyân b. Uyeyne an Salih b. Keysân an Ebî Muh. an Ebî Katâde asl-ı senedi ile; 3878. nolu rivayetin lafzı; Müslim (no. 63, 64, s. 855), Ebû Hazım ve Ab-dülazîz b. b. Rufey' anAbdillah b. e. Katâde... tarikleriyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/95.
[165] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 76, s. 350), Müslim (hacc no. 57, s. 852), Ebû Dâvud (no. 1852), Tirmizî (no. 1852) ve Nesâî (menâsık 78/1, V, 182), Mâlik an EbTn-Nadr an Nâfi' mevlâ Ebî Katâde an Katinle asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Mâlik (no. 78, s. 351), Müslim (no. 58, s. 852-3) ve Tirmizî (no. 848), Mâlik an Zeyd b. Eşlem an Atâ b. Yesâr an Ebî Katâde asl-ı senedi ile; Buhârî (cezâ'us-sayd 2, 3, II, 210), Müslim (hacc no. no. 59, s. 353, 3277. nolu rivayetin lafzı; no. 62, s. 854), Nesâî (menâsik 80/1-2, V, 185-6) ve İbn Mâce (no. 3093), Yahya b. e. Kesir anAbdillah b. e. Katâde an ebî-hî asl-ı senedi ile;
Buhârî (cezâ'us-sayd 5, II, 211), Müslim (hacc 60-61, s. 853-4) ve Nesâî (menâsik 81, V, 186-7), Osman b. Ab-dillah b. Mevheh an Abdillah b. e. Katâde... asl-ı senedi ile; 3279 nolu rivayetin lafzı;
Buhârî (cezâ'us-sayd 4, II, 211) ve Müslim (no. 56, s. 851-2), Süfyân b. Uyeyne an Salih b. Keysân an Ebî Muh. an Ebî Katâde asl-ı senedi ile; 3878. nolu rivayetin lafzı; Müslim (no. 63, 64, s. 855), Ebû Hazım ve Ab-dülazîz b. b. Rufey' anAbdillah b. e. Katâde... tarikleriyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/95.
[166] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 76, s. 350), Müslim (hacc no. 57, s. 852), Ebû Dâvud (no. 1852), Tirmizî (no. 1852) ve Nesâî (menâsık 78/1, V, 182), Mâlik an EbTn-Nadr an Nâfi' mevlâ Ebî Katâde an Katinle asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Mâlik (no. 78, s. 351), Müslim (no. 58, s. 852-3) ve Tirmizî (no. 848), Mâlik an Zeyd b. Eşlem an Atâ b. Yesâr an Ebî Katâde asl-ı senedi ile; Buhârî (cezâ'us-sayd 2, 3, II, 210), Müslim (hacc no. no. 59, s. 353, 3277. nolu rivayetin lafzı; no. 62, s. 854), Nesâî (menâsik 80/1-2, V, 185-6) ve İbn Mâce (no. 3093), Yahya b. e. Kesir anAbdillah b. e. Katâde an ebî-hî asl-ı senedi ile;
Buhârî (cezâ'us-sayd 5, II, 211), Müslim (hacc 60-61, s. 853-4) ve Nesâî (menâsik 81, V, 186-7), Osman b. Ab-dillah b. Mevheh an Abdillah b. e. Katâde... asl-ı senedi ile; 3279 nolu rivayetin lafzı;
Buhârî (cezâ'us-sayd 4, II, 211) ve Müslim (no. 56, s. 851-2), Süfyân b. Uyeyne an Salih b. Keysân an Ebî Muh. an Ebî Katâde asl-ı senedi ile; 3878. nolu rivayetin lafzı; Müslim (no. 63, 64, s. 855), Ebû Hazım ve Ab-dülazîz b. b. Rufey' anAbdillah b. e. Katâde... tarikleriyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/95.
[167] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 76, s. 350), Müslim (hacc no. 57, s. 852), Ebû Dâvud (no. 1852), Tirmizî (no. 1852) ve Nesâî (menâsık 78/1, V, 182), Mâlik an EbTn-Nadr an Nâfi' mevlâ Ebî Katâde an Katinle asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Mâlik (no. 78, s. 351), Müslim (no. 58, s. 852-3) ve Tirmizî (no. 848), Mâlik an Zeyd b. Eşlem an Atâ b. Yesâr an Ebî Katâde asl-ı senedi ile; Buhârî (cezâ'us-sayd 2, 3, II, 210), Müslim (hacc no. no. 59, s. 353, 3277. nolu rivayetin lafzı; no. 62, s. 854), Nesâî (menâsik 80/1-2, V, 185-6) ve İbn Mâce (no. 3093), Yahya b. e. Kesir anAbdillah b. e. Katâde an ebî-hî asl-ı senedi ile;
Buhârî (cezâ'us-sayd 5, II, 211), Müslim (hacc 60-61, s. 853-4) ve Nesâî (menâsik 81, V, 186-7), Osman b. Ab-dillah b. Mevheh an Abdillah b. e. Katâde... asl-ı senedi ile; 3279 nolu rivayetin lafzı;Buhârî (cezâ'us-sayd 4, II, 211) ve Müslim (no. 56, s. 851-2), Süfyân b. Uyeyne an Salih b. Keysân an Ebî Muh. an Ebî Katâde asl-ı senedi ile; 3878. nolu rivayetin lafzı; Müslim (no. 63, 64, s. 855), Ebû Hazım ve Ab-dülazîz b. b. Rufey' anAbdillah b. e. Katâde... tarikleriyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/96.
[168] Bu hadisi Mâlik (no. 83, s. 353), Buhârî (cezâ'us-sayd 6, II, 212), Müslim (hacc no. 50-52, s. 850-1), Tirmizî (no. 849) ve Nesâî (menâsik 70, V, 183-4), Ubey-dullah b. Abdillah b. Utbe an İbn Abbâs ani's-Sa'h asl-ı senedi ile;Müslim (no. 53-54, s. 851) ve Nesâî (menâsık 79, V, 185), Habîb b. e. Sabit an Saîd b. Cübeyr an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/96.
[169] Bu hadisi Mâlik (no. 83, s. 353), Buhârî (cezâ'us-sayd 6, II, 212), Müslim (hacc no. 50-52, s. 850-1), Tirmizî (no. 849) ve Nesâî (menâsik 70, V, 183-4), Ubey-dullah b. Abdillah b. Utbe an İbn Abbâs ani's-Sa'h asl-ı senedi ile;Müslim (no. 53-54, s. 851) ve Nesâî (menâsık 79, V, 185), Habîb b. e. Sabit an Saîd b. Cübeyr an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/96.
[170] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1851), Tirmizî (no. 846) ve Nesâî (menâsık 81/2, V, 187), Amr b. e. Amr mevlâ'l-Muttalib ani'l-Muttalib an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/96.
[171] Bu hadisi Mâlik (hacc no 79, s. 351) ve Nesâî (menâsık 78/3, V, 183), Mâlik an Yahya b. Saîd an Muh. b. İbr. b. el-Hâris an İsâ b. Talha an Umeyr b. Seleme ed-Damri ani'l-Behzî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/96.
[172] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1854) ve Tirmizî (no. 850), Ebû'l-Mühezzem an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Ebû'l-Mühezzem, Yezîd b. Süfyân olup metruk bir râvidir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/97.
[173] Bu hadisi Nesâî (menâsık 26/2, V, \21),Ahmedb.Fadâ-le b. İbrahim an Hâlid b. Mahled an Süleyman b. Bilâl an Yahya b. Saîd ani'l-Kâsım b. Muh. an ebîhî an Ebî Bekr senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/97.
[174] Mâlik (no. 54, s. 342), an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/97.
[175] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1744) ve Tirmizî (no. 945 m). Mervân b. Şücâ' an Husayf an İklime ve Mücâhid ve Atâ un İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
İsnadı hakkında Tirmizî "hasen garîb" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/97.
[176] Bu mevkufu Mâlik (no. 93, s. 358), an Alkame b. e. Al-kame an ümmihî an Aişe senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/97.
[177] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1818), Abdullah b. İdrîs an İbn İshâk an Yahya b. Abbâd b. Abdillah b. ez-Zübeyr an ebîhî an Esma asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/97-98.
[178] Bu hadis-i mevkufu Mâlik (no. 92. s. 357), an Yahya b. Saîd an Muh. b. İbr. b. el-Hâris et-Teymî an Rabî'a senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/98.
[179] Bu hadis-i mevkufu Mâlik (no. 95, s. 358), an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/98.
[180] Bu hadis, Ümmü'l-Esved'in, Münye binti Ubeyd b. e. Berze'den rivayetiyle gelmiştir. Bu rivayet garîbtir (Mecma' III, 217).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/98.
[181] Râvilerinden Alî b. Yezîd, hakkında ihtilâf olan bir râvi-dir (Mecma' III, 233).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/98.
[182] Bu hadisi Tirmizî (no. 817), İbn e. Ömer an İbn Uyeyne an Ca'fer b. Muh. an ebîhî an Câbir senedi ile tahrîc etti ve isnadı hakkında "hasen sahîh" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/99.
[183] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1774) ve Nesâî (menâsık 25, V, 127), Es'as b. Abdilmelik ani'l-Hasan an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/99.
[184] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1775), Muh. b. Bessâr an Vehb b. Cerîr an ebîhî an Muh. b. İshâk an Ebfz-Zinâd an Âise binti Sa'd an ebîhâ senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/99.
[185] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 30, s. 332), Buhârî (hacc 20, II, 145), Müslim (no. 23-24, s. 843), Ebû Dâvud (no. 1771), Tirmizî (no. 818) ve Nesâî (menâsık 24/2, V, 126), Mûsâ b. Ukbe an Salim b. Abdillah b. Ömer an ebîhî asl-ı senedi ile ilk iki lafız bu rivayeti aittir.
Müslim (no. hacc 27, s. 845) ve İbn Mâce (no. 2916), Ubeydullah b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile;
Müslim (no. 38, s. 845), Salih b. Keysân an Nâfi'... tarikiyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/99.
[186] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 30, s. 332), Buhârî (hacc 20, II, 145), Müslim (no. 23-24, s. 843), Ebû Dâvud (no. 1771), Tirmizî (no. 818) ve Nesâî (menâsık 24/2, V, 126), Mûsâ b. Ukbe an Salim b. Abdillah b. Ömer an ebîhî asl-ı senedi ile ilk iki lafız bu rivayeti aittir.
Müslim (no. hacc 27, s. 845) ve İbn Mâce (no. 2916), Ubeydullah b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile;
Müslim (no. 38, s. 845), Salih b. Keysân an Nâfi'... tarikiyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/99.
[187] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 30, s. 332), Buhârî (hacc 20, II, 145), Müslim (no. 23-24, s. 843), Ebû Dâvud (no. 1771), Tirmizî (no. 818) ve Nesâî (menâsık 24/2, V, 126), Mûsâ b. Ukbe an Salim b. Abdillah b. Ömer an ebîhî asl-ı senedi ile ilk iki lafız bu rivayeti aittir.
Müslim (no. hacc 27, s. 845) ve İbn Mâce (no. 2916), Ubeydullah b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile;
Müslim (no. 38, s. 845), Salih b. Keysân an Nâfi'... tarikiyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/99.
[188] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1770), Muh. b. Mansûr an Ya'kûb b. İbr. an ebîhî an Muh. b. İshâk an Husayf b. Abdirrahman an Saîd b. Cübeyr an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/99-100.
[189] Bu hadisi Buhârî (hacc 29/1, II, 148), Ebû Ma'mer an Abdilvârîs an Eyyûb an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/100.
[190] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1817) ve Tirmizî (no. 919).
Hifrym an Muh. b. Abdirrahman b. e. Leylâ an Alâ an Bm Abbâs a.sl-ı senedi ile lahrîc ettiler. lianjzî'ye göre isnadı "hasen sahîh" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/100.
[191] Bu hadisi Mâlik (hacc 28, s. 331), Buhârî (hacc 26, II, 147), Müslim (hacc no. 19, s. 841), Ebû Dâvud (n. 1812) ve Nesâî (menâsik 54/3, V, 160), Mâlik an lâf!' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; 3303 lafzı; Müslim (no. 20, s. 842), Muh. b. Abbâd an Hatim b. İs-maîl an Mûsâ b. Vkbe an Salim ve Nâfi' ve Hamza an Â* Ömer senedi ile; 3304 lafzı; Masum (no. 21, s. 842-3) ve Nesâî (menâsık 54/1, V, 159-60), Yûnus ani'z-Zühıîan Salim an ebîhî asl-ı senetli ile; 3304 lafzı ile;
Müslim (20/2, s. 842) ve İbn Mâce (no. 2918), Ubeydul-lafı b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; Tirmizî (no. 825-6), Eyyûb ve Leys b. Sa'dan Nâfi'... talikleriyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/100.
[192] Bu hadisi Mâlik (hacc 28, s. 331), Buhârî (hacc 26, II, 147), Müslim (hacc no. 19, s. 841), Ebû Dâvud (n. 1812) ve Nesâî (menâsik 54/3, V, 160), Mâlik an lâf!' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; 3303 lafzı; Müslim (no. 20, s. 842), Muh. b. Abbâd an Hatim b. İs-maîl an Mûsâ b. Vkbe an Salim ve Nâfi' ve Hamza an Â* Ömer senedi ile; 3304 lafzı; Masum (no. 21, s. 842-3) ve Nesâî (menâsık 54/1, V, 159-60), Yûnus ani'z-Zühıîan Salim an ebîhî asl-ı senetli ile; 3304 lafzı ile;
Müslim (20/2, s. 842) ve İbn Mâce (no. 2918), Ubeydul-lafı b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; Tirmizî (no. 825-6), Eyyûb ve Leys b. Sa'dan Nâfi'... talikleriyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/100.
[193] Bu hadisi Mâlik (hacc 28, s. 331), Buhârî (hacc 26, II, 147), Müslim (hacc no. 19, s. 841), Ebû Dâvud (n. 1812) ve Nesâî (menâsik 54/3, V, 160), Mâlik an lâf!' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; 3303 lafzı; Müslim (no. 20, s. 842), Muh. b. Abbâd an Hatim b. İs-maîl an Mûsâ b. Vkbe an Salim ve Nâfi' ve Hamza an Â* Ömer senedi ile; 3304 lafzı; Masum (no. 21, s. 842-3) ve Nesâî (menâsık 54/1, V, 159-60), Yûnus ani'z-Zühıîan Salim an ebîhî asl-ı senetli ile; 3304 lafzı ile;
Müslim (20/2, s. 842) ve İbn Mâce (no. 2918), Ubeydul-lafı b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; Tirmizî (no. 825-6), Eyyûb ve Leys b. Sa'dan Nâfi'... talikleriyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/100.
[194] Bu hadisi Mâlik (hacc 28, s. 331), Buhârî (hacc 26, II, 147), Müslim (hacc no. 19, s. 841), Ebû Dâvud (n. 1812) ve Nesâî (menâsik 54/3, V, 160), Mâlik an lâf!' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; 3303 lafzı; Müslim (no. 20, s. 842), Muh. b. Abbâd an Hatim b. İs-maîl an Mûsâ b. Vkbe an Salim ve Nâfi' ve Hamza an Â* Ömer senedi ile; 3304 lafzı; Masum (no. 21, s. 842-3) ve Nesâî (menâsık 54/1, V, 159-60), Yûnus ani'z-Zühıîan Salim an ebîhî asl-ı senetli ile; 3304 lafzı ile;
Müslim (20/2, s. 842) ve İbn Mâce (no. 2918), Ubeydul-lafı b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; Tirmizî (no. 825-6), Eyyûb ve Leys b. Sa'dan Nâfi'... talikleriyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/100.
[195] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1813), Ahmed b. Hanbel an Yahya b. Sald an Ca 'fer b. Muh. an ebîhî an Câbir senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/100-101.
[196] Bu hadisi Nesâî (menâsık 55, V, 161) ve İbn Mâce (no. 2920), Abdülazîz b. e. Seleme an Abdillah b. el-Fadl ani'l-A'rec an EbîHureyre senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/101.
[197] Râvilerinden Atâ b. es-Sâib güvenilir olmakla birlikte, âhir-i ömründe hıfzı bozulmuştur. Diğer râvileri Sahîh ricâlindendir (Mecma' III, 222).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/101.
[198] Bezzâr, isnadının sübût bulmadığını söylemiştir. İsnadında yer alan Şarkî b. Kutâmî zayıf bir râvidir (Mecma' III, 222).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/101.
[199] Bunu Şafiî, Dârekutnî ve Beyhakî de rivayet ettiler. İsnadında yer alan Salih b. Muh. b. e. Zaide, Medine'li olup zayıftır. Ayrıca İbr. b. e. Yahya adlı bir başka râvi de mevcuttur. Ancak ona bunu rivayette Abdullah b. Ubeydillah da mütâbaat etmiştir (Neyi IV, 340).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/101.
[200] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 34, s. 334), Ebû Dâvud (no. 1814), Tirmizî (no. 829), Nesâî (menâsık 55, V, 162) ve İbn Mâce (no. 2922), Abdullah b. e. Bekr b. Muh. b. Amr b. Hazm an Abdilmelik h. e Bekr b. el-Hâıis h. Hişâm an Hallâd b. es-Sâib el-Ensârî an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tinnizî, isnadı hakkında "hasen sahîh" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/101.
[201] Bu hadisi Müslim (no 22, s. 843), Abbâs b. Abdilazîm ani'n-Nadr b. Muh. el-Yemâmî an İkrime b. Ammâr an Ebî Zumeyl an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/101.
[202] Muvattâ, hacc no. 151, s. 381.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/101-102.
[203] Mâlik, (no. 156, s. 384), bunu an Sevr b. Zeyd ed-Deylî an İhime senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/102.
[204] Bu mevkufu Mâlik, (no. 230, s. 414), doğrudan Ebû'z-Zübeyr'den ahzetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/102.
[205] Mâlik (no. 236, s. 416), Yahya b. Saîd'den ahzetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/102.
[206] Mâlik (no. 231, s. 414), an Abdilmelik b. Kurayr an İbn Şîrîn senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/102.
[207] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 37, s. 335), Müslim (hacc no. 122, s. 875), Ebû Dâvud (no. 1777), Tirmizî (no. 820), Nesâî (menâsık 48/1, V, 145) ve İbn Mâce (no. 2964), Mâlik an Abdirrahman b. el-Kasım an ebîhî an Âise asl-ı senedi ile;
Mâlik (no. 38) ve Nesâî (menâsık 48/2, V, 145), Mâlik an Ebî'l-Esved Muh. b. Abdirrahman an Urve an Âise asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/103.
[208] Bu hadisi Tirmizî (no. 820), Kuleybe an Abdillah b. Nâfi' an Ubeydittahjb. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/103.
[209] Bu mevkufu Mâlik (no. 67, s. 347), an Nâfi' an İbn Ömer an ebîhî senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/103.
[210] Bu hadisi Müslim (hacc no. 212, s. 914), Haccâc b. es-Şâir an Muallâ b. Esed an Vüheyb b. Hâli d an Dâvud an EbîNadre an Câbir ve EbîSaîd senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/103.
[211] Bu hadisi Tirmizî (no. 947) ve Nesâî (menâsık 144/3, V, 226), Câbir'den ayrı ayrı senedlerle tahrîc ettiler. Lafız Tirmizî'ye âit olup isnadı şöyledir: İbn e. Ömer an Ebî Muâviye ani'l-Haccâc an Ebî'z-Zübeyr an Câbir. İsnadı hakkında "hasen" hükmü verdi. Nesâî'nin senedi ise şöyledir: Ya'kûb b. İbr. an İbn Mehdîan Hânîb. Eyyûb an Tavus an Câbir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/103.
[212] Lafız Müslim'e aittir. Bu hadisi bu lafızla Müslim (hacc no. 185-6, s. 905) ve Nesâî (menâsık 49, V, 150), Bekr b. Abdillah el-Müzenî an Enes asl-ı senedi ile; Buhârî (mağâzî, 61), Müslim (no. 214-5, s. 915), Ebû Dâvud (no. 1795) ve Nesâî (menâsık 49, V, 150), Hü-şeym an Yahya b. e. Ishâk ve Abdilazîz b. Suheyb ve Hu--meyd an Enes asl-ı senedi ile;
İbn Mâce (no. 2917), el-Evzâî an Eyyûb b. Mûsâ un Abdillah b. Ubeyd b. Umeyr an Sabit an Enes asl-ı senedi ile; Tirmizî (no. 821), Hammâd b. Zeyd an Humeyd an Enes tarikiyle tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/103.
[213] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1798-9), Nesâî (menâsık 49/1-3, V, 146-8) ve İbn Mâce (no. 2970), Mansûr an Ebî Vâil asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Râvileri Sahîh ricâlindendir (Neyi IV, 332).   
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/103.
[214] Bu hadisi Tirmizî (no. 948) ve İbn Mâce (no. 2975), Abdülazîz b. Muh. an Ubeydillah b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc etti.
İsnadı hakkında Tirmizî, "hasen sahîh garîb" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/103-104.
[215] Bu hadisi Nesâî (menâsık 144/1, V, 225-6), Muh. t Mansûr un Süfyân b. Uyeyne an Eyyûb b. Mûsâ an Nu fi' an İbn Ömer senedi ile; İbn Mâce ise (no. 2974), Hi sâm b. Ammâr an Müslim b. Hâlid an Ubeydillah b Ömer an Nâfi'... senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/104.
[216] Her iki lafız da Müslim'e aittir.
Bu hadisi Mâlik (hacc 99, s. 360), Buhârî (muhsar 1, II, 206) ve Müslim (hacc no. 180, s. 903), Mâlik an Nâfi'
an İbn Ömer asl-ı senedi ile,Müslim (no. 183, s. 904), Eyyûb an Nâfi'... asl-ı senedi ite;Müslim (no. 182, s. 904) ve Nesâî (menâsık 53, V, 1585), Leys b. Sa'd an Nâfi'... asl-ı senedi ile;
Müslim (no. 181), Ubeydullah b. Ömer an Nâfi'... asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/104.
[217] Her iki lafız da Müslim'e aittir.
Bu hadisi Mâlik (hacc 99, s. 360), Buhârî (muhsar 1, II, 206) ve Müslim (hacc no. 180, s. 903), Mâlik an Nâfi'
an İbn Ömer asl-ı senedi ile,Müslim (no. 183, s. 904), Eyyûb an Nâfi'... asl-ı senedi ite;Müslim (no. 182, s. 904) ve Nesâî (menâsık 53, V, 1585), Leys b. Sa'd an Nâfi'... asl-ı senedi ile;
Müslim (no. 181), Ubeydullah b. Ömer an Nâfi'... asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/104.
[218] Bu hadisi Müslim (no. 159, s. 897), Muh. b. Ca'fer an Şu 'be an Amr b. Murre an Saîd b. el-Müseyyeb asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/104.
[219] Bu hadisi Buhârî (hacc 34/4, II, 151-2) ve Nesâî (menâsık 49/4-5, V, 148), Ali b. el-Huseyn an Mervân b. el-Hakem asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Lafız Nesâî'ye aittir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/104.
[220] Bu rivayeti Nesâî (menâsık 50/2, V, 152), Amr b. Alî an Yahya b. Saîd an Abdirrahman b. Harmale an Saîd b. el-Müseyyeb senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/105.
[221] Bu rivayeti Müslim (no. 158, s. 896), Şu'be an Katâde an Abdillah b. Şakfk ... asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/105.
[222] Bu hadisi Müslim (no. 145, s. 885), Muh. b. Ca'fer an Şu'be an Katâde an Ebî Nadre... asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/105.
[223] Müslim (nikâh no. 15, s. 1023), bunu el-Hasan el-Hal-vânî an Abdirrezzâk an lbn Cüreyc an Atû an Câbir senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/105.
[224] Bu hadisi Tirmizî (no. 822), Muh. b. el-Müsennâ an Ab-dillah b. Idrîs an Leys an Tavus an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/105.
[225] Bu rivayeti Nesâî (menâsık 50/6) V, 153-4), Abdullah b. Muh. b. Abdirrahman an Süfyân an Hisâm b. Huceyr an Tavus an İbn Abbâs ve Muâviye senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/105.
[226] Bu rivayeti Nesâî (menâsık 184, V, 245), Muh. b. Man-sûr ani'l-Hasan b. Müslim an Hammâd b. Seleme an Kays b. Sa'd an Atâ an Muâviye senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/105-106.
[227] Bu rivayetleri Müslim (no. 209-210, s. 913), Ebû Dâvud (no. 1802-3) ve Nesâî (menâsık 183, V, 244/5), Tavus an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/106.
[228] Bu rivayetleri Müslim (no. 209-210, s. 913), Ebû Dâvud (no. 1802-3) ve Nesâî (menâsık 183, V, 244/5), Tavus an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/106.
[229] Bu hadisi Müslim (no. 164, s. 898), Süleyman et-Teymî an Guneym b. Kays an Sa'd asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/106.
[230] Bu hadisi Nesâî (menâsık 50/5, V, 153), Muh. b. Alî b. el-Hasan b. Şakîk an ebthîan EbîHamza an Mutarrifan Seleme b. Kuheyl an Tavus an lbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/106.
[231] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1793), Ahmed b. Salih an İbn Vehb an Hayve an Ebî îsâ el-Horâsânî an Abdillah b. el-Kasım an Saîd b. el-Müseyyeb senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/106.
[232] Bu hadisi Tirmizî (no. 824), Abd b. Humeyd an Ya'kûb b. Ibr b. Sa'd an ebîhîan Salih b. Keysân ani' z-Zührîan Salim senedi ile tahrîc etti ve isnadının "hasen" olduğunu söyledi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/106.
[233] Her iki lafız da Müslim'e (no. 172 ve 167) aittir. İlk rivayeti Müslim (no. 172-3), İmıân b. Müslim el-Ka-sîr an Ebî Reçâ an Inuân b. el-Husayn asl-ı senedi ile tahrîc etti.
İkincisini Buhârî (hacc 36, II. 153). Müslim (no. 165-171), s. 898-900) ve Nesâî (menâsık 49/7, V, 149; 50/8, V, 155), Mutarrifb. Abdillah b. es-Şihhîr an İmıân asl-ı senedi ile tahrte ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/106.
[234] Her iki lafız da Müslim'e (no. 172 ve 167) aittir. İlk rivayeti Müslim (no. 172-3), İmıân b. Müslim el-Ka-sîr an Ebî Reçâ an Inuân b. el-Husayn asl-ı senedi ile tahrîc etti.
İkincisini Buhârî (hacc 36, II. 153). Müslim (no. 165-171), s. 898-900) ve Nesâî (menâsık 49/7, V, 149; 50/8, V, 155), Mutarrifb. Abdillah b. es-Şihhîr an İmıân asl-ı senedi ile tahrte ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/106-107.
[235] Lafız Müslim'e aittir. Bunu Buhârî (hacc 104, II, 181), Müslim (no. 174, s. 901), Ebû Dâvud (no. 1805) ve Nesâî (50/1, V, 151-2), ez-Zührîan Salim an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/107.
[236] Bu hadisi Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de (12180), İbrâ-hîm bin Naile an Muh. b. ebîBekr el-Mukaddemî an Fu-dayl b. Sül. an Mûsâ b. Ukbe an Kureyb b. an İbn Abbâs tarikiyle tahrîc etmiştir. el-Hâkim (Müstedrek II, 433), isnadı hakkında sahîh hükmü vermiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/107.
[237] Lafız Buhârî'ye aittir. Bunu Buhârî (hacc 34/4, II, 152), Müslim (hacc no. 198, s. 911) ve Nesâî (menâsık 77/11, V, 180), Vüheyb b. Hâlid an Abdillah b. Tavus an ebîhî an İbn Abbâs asl-ı senedi ile;
Ebû Dâvud (no. 1790) ise yaklaşık bir metinle Osman b. e. Şeybe an Muh. b. Ca'fer an Şu'be ani'l-Hakem an Mücâhid an İbn Abbâs senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/107-108.
[238] Bu rivayeti Buhârî (hacc 102, II, 180) ve Müslim (no. 204, s. 911), Şu'be an EbîCemreti'd-Duba'îasl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/108.
[239] Bu rivayeti Buhârî (hacc 37, II, 153-4), Fudayl b. Hü-seyn el-Basrî an Ebî Ma'ser an Osman b. Gıyâs an İkrime an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/108.
[240] Bu rivayeti Nesâî (menâsık 77/12, V, 201), Muh. b. Bes-sâr an Muh. b. Ca'fer an Şu'be an Müslim el-Kurriyy an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/108.
[241] Bu rivayeti Nesâî (menâsık 108/2, V, 201), Muh. b. Bes-sâr an Yahya b. Kesîr Ebû Gassân an Şu'be an Eyyûb an EbV l-Âliyeti'I-Berâ an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/108.
[242] Bu rivayeti Müslim (no. 196-7, s. 909), Ebû Dâvud (no. 1804) ve Nesâî (menâsık 77/12, V, 181), Şu'be an Müslim el-Kurriyy an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/108.
[243] Lafız Buhârî'ye aittir. Bunu Buhârî (umre 6V2, II, 200) ve Ebû Dâvud (no. 1789), Abdülvehhâb b. Abdilmecîd an Habîb el-Muallim an Atâ an Câbir asl-ı senedi ile; Müslim (hacc no. 136, s. 881) ve Ebû Dâvud (no. 1785), Leys b. Sa'd an Ebî'z-Zübeyr an Câbir asl-ı senedi ile; Müslim (no. 136/2) ve Ebû Dâvud (no. 1786), İbn Cüreyc an Ebî'z-Zübeyr... asl-ı senedi ile;
Müslim (no. 141, s. 883-4), Ebû Dâvud (no. 1787) ve Nesâî (77/3, V, 178), Atâ b. e. Rebâh an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/108-109.
[244] Bu hadisi Müslim (hacc no. 160-1, s. 897), Nesâî (menâsık 77/7-10, V, 179-180) ve İbn Mâce (no. 2985), el-A'mes an İbrâhîm et-Teymî an ebîhîan Ebî Zerr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[245] Bu rivayeti Müslim (no. 162, s. 897), Kuteybe b. Saîd an Cerîr an Fudayl an Zübeyd an İbrâhîm et-Teymî an ebîhî an EbîZerr senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[246] Bunu Ebû Dâvud (no. 1807), Hennâd b. es-Serî an İbn e. Zaide an Muh. b. Ishâk an Abdirrahman b. el-Esved an Süleym b. el-Esved un Ebî Zerr senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[247] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1808), Nesâî (menâsık 77/6, V, 179) ve İbn Mâce (no. 2984), Abdülazîz b. Muh. ed-Derâverdî an Rabî'a b. e. Abdirrahman ani'l-Hâris b. Bilâl b. el-Hâıis an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ahmed, bu hadisin sübût bulmadığını söylemiştir. Mün-zirî'ye göre Hâris'in hâli meçhuldür, lbn Hacer ise el-Hâris'i tâbiûnun güvenilirlerinden addetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[248] Bu hadis, çeşitli tariklerle Âişa'den rivayet edilmiştir. Sıra ile lafızların âit oldukları kitaplar: 3360: Buhârî, hacc 33, II, 150-1; 3361: Müslim, hacc no. 123, s. 875-6:3362: Müslim, no. 120, s. 874; 3363: Buhârî, hayd 18,1, 82; 3364: Buhârî, umre 7, 11, 201; 3365: Müslim, no: 128, s. 877-8; 3366: Müslim, no. 129, s. 878; 3367: Buhârî, hacc 312, II, 141; 3368: Müslim, no. 132, s. 879.
Bu hadisi Mâlik (hacc no. 36, s. 335), Buhârî (hacc 34/2, II, 151), Müslim (no. 118, s. 873) ve Ebû Dâvud (no. 1779-80), Mâlik an EbVl-Esved an Urve an Âise asl-ı senedi ile (rivayet no. 3364);
Buhârî (hayd 18, I, 82), Müslim no. 111-4, s. 870-1), Ebû Dâvud (no. 1781) ve Nesâî (menâsık 58/2, V, 165-6; 186/1, V, 246), ez-Zührîan Urve... asl-ı senedi ile (rivayet no. 3363);
Buhârî (umre 5, II, 200; 7, II, 201), Müslim (no. 115-7, s. 872), Ebû Dâvud (no. 1778), Nesâî (menâsık 48/3, V, 145-6) ve İbn Mâce (no. 3000), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi i)e (rivayet no. 3364); Müslim (no. 119-120, s. 873-4), Ebû Dâvud (no. 1782),
Nesâî (menâsık 185, V, 245) ve İbn Mâce (no. 2963),Abdurrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âise aslı senedi ile (rivayet no. 3360);     
Buhârî (hacc 33, II, 150; umre 9, II, 201-2) ve Müslim (no. 123, s. 875-6), Eflah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Âise asl-ı senedi ile (no. 3360); Buhârî (34/1, II, 151), Müslim (no. 128, s. 877-8) ve Nesâî (menâsık 48/4, V, 146; 77/1, V, 177-8), Mansûr an İbrâhîm ani'l-Esved an Âise asl-ı senedi ile (no.6);
Müslim (no. 132, s. 879), Abdullah b. Tavus an ebîhî an Âise tarikiyle (no. 3367) tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109-110.
[249] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1808), Nesâî (menâsık 77/6, V, 179) ve İbn Mâce (no. 2984), Abdülazîz b. Muh. ed-Derâverdî an Rabî'a b. e. Abdirrahman ani'l-Hâris b. Bilâl b. el-Hâıis an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ahmed, bu hadisin sübût bulmadığını söylemiştir. Mün-zirî'ye göre Hâris'in hâli meçhuldür, lbn Hacer ise el-Hâris'i tâbiûnun güvenilirlerinden addetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[249] Bu hadis, çeşitli tariklerle Âişa'den rivayet edilmiştir. Sıra ile lafızların âit oldukları kitaplar: 3360: Buhârî, hacc 33, II, 150-1; 3361: Müslim, hacc no. 123, s. 875-6:3362: Müslim, no. 120, s. 874; 3363: Buhârî, hayd 18,1, 82; 3364: Buhârî, umre 7, 11, 201; 3365: Müslim, no: 128, s. 877-8; 3366: Müslim, no. 129, s. 878; 3367: Buhârî, hacc 312, II, 141; 3368: Müslim, no. 132, s. 879.
Bu hadisi Mâlik (hacc no. 36, s. 335), Buhârî (hacc 34/2, II, 151), Müslim (no. 118, s. 873) ve Ebû Dâvud (no. 1779-80), Mâlik an EbVl-Esved an Urve an Âise asl-ı senedi ile (rivayet no. 3364);
Buhârî (hayd 18, I, 82), Müslim no. 111-4, s. 870-1), Ebû Dâvud (no. 1781) ve Nesâî (menâsık 58/2, V, 165-6; 186/1, V, 246), ez-Zührîan Urve... asl-ı senedi ile (rivayet no. 3363);
Buhârî (umre 5, II, 200; 7, II, 201), Müslim (no. 115-7, s. 872), Ebû Dâvud (no. 1778), Nesâî (menâsık 48/3, V, 145-6) ve İbn Mâce (no. 3000), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi i)e (rivayet no. 3364); Müslim (no. 119-120, s. 873-4), Ebû Dâvud (no. 1782),
Nesâî (menâsık 185, V, 245) ve İbn Mâce (no. 2963),Abdurrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âise aslı senedi ile (rivayet no. 3360);     
Buhârî (hacc 33, II, 150; umre 9, II, 201-2) ve Müslim (no. 123, s. 875-6), Eflah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Âise asl-ı senedi ile (no. 3360); Buhârî (34/1, II, 151), Müslim (no. 128, s. 877-8) ve Nesâî (menâsık 48/4, V, 146; 77/1, V, 177-8), Mansûr an İbrâhîm ani'l-Esved an Âise asl-ı senedi ile (no.6);
Müslim (no. 132, s. 879), Abdullah b. Tavus an ebîhî an Âise tarikiyle (no. 3367) tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/110.
[250] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1808), Nesâî (menâsık 77/6, V, 179) ve İbn Mâce (no. 2984), Abdülazîz b. Muh. ed-Derâverdî an Rabî'a b. e. Abdirrahman ani'l-Hâris b. Bilâl b. el-Hâıis an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ahmed, bu hadisin sübût bulmadığını söylemiştir. Mün-zirî'ye göre Hâris'in hâli meçhuldür, lbn Hacer ise el-Hâris'i tâbiûnun güvenilirlerinden addetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[250] Bu hadis, çeşitli tariklerle Âişa'den rivayet edilmiştir. Sıra ile lafızların âit oldukları kitaplar: 3360: Buhârî, hacc 33, II, 150-1; 3361: Müslim, hacc no. 123, s. 875-6:3362: Müslim, no. 120, s. 874; 3363: Buhârî, hayd 18,1, 82; 3364: Buhârî, umre 7, 11, 201; 3365: Müslim, no: 128, s. 877-8; 3366: Müslim, no. 129, s. 878; 3367: Buhârî, hacc 312, II, 141; 3368: Müslim, no. 132, s. 879.
Bu hadisi Mâlik (hacc no. 36, s. 335), Buhârî (hacc 34/2, II, 151), Müslim (no. 118, s. 873) ve Ebû Dâvud (no. 1779-80), Mâlik an EbVl-Esved an Urve an Âise asl-ı senedi ile (rivayet no. 3364);
Buhârî (hayd 18, I, 82), Müslim no. 111-4, s. 870-1), Ebû Dâvud (no. 1781) ve Nesâî (menâsık 58/2, V, 165-6; 186/1, V, 246), ez-Zührîan Urve... asl-ı senedi ile (rivayet no. 3363);
Buhârî (umre 5, II, 200; 7, II, 201), Müslim (no. 115-7, s. 872), Ebû Dâvud (no. 1778), Nesâî (menâsık 48/3, V, 145-6) ve İbn Mâce (no. 3000), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi i)e (rivayet no. 3364); Müslim (no. 119-120, s. 873-4), Ebû Dâvud (no. 1782),
Nesâî (menâsık 185, V, 245) ve İbn Mâce (no. 2963),Abdurrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âise aslı senedi ile (rivayet no. 3360);     
Buhârî (hacc 33, II, 150; umre 9, II, 201-2) ve Müslim (no. 123, s. 875-6), Eflah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Âise asl-ı senedi ile (no. 3360); Buhârî (34/1, II, 151), Müslim (no. 128, s. 877-8) ve Nesâî (menâsık 48/4, V, 146; 77/1, V, 177-8), Mansûr an İbrâhîm ani'l-Esved an Âise asl-ı senedi ile (no.6);
Müslim (no. 132, s. 879), Abdullah b. Tavus an ebîhî an Âise tarikiyle (no. 3367) tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/110.
[251] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1808), Nesâî (menâsık 77/6, V, 179) ve İbn Mâce (no. 2984), Abdülazîz b. Muh. ed-Derâverdî an Rabî'a b. e. Abdirrahman ani'l-Hâris b. Bilâl b. el-Hâıis an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ahmed, bu hadisin sübût bulmadığını söylemiştir. Mün-zirî'ye göre Hâris'in hâli meçhuldür, lbn Hacer ise el-Hâris'i tâbiûnun güvenilirlerinden addetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[251] Bu hadis, çeşitli tariklerle Âişa'den rivayet edilmiştir. Sıra ile lafızların âit oldukları kitaplar: 3360: Buhârî, hacc 33, II, 150-1; 3361: Müslim, hacc no. 123, s. 875-6:3362: Müslim, no. 120, s. 874; 3363: Buhârî, hayd 18,1, 82; 3364: Buhârî, umre 7, 11, 201; 3365: Müslim, no: 128, s. 877-8; 3366: Müslim, no. 129, s. 878; 3367: Buhârî, hacc 312, II, 141; 3368: Müslim, no. 132, s. 879.
Bu hadisi Mâlik (hacc no. 36, s. 335), Buhârî (hacc 34/2, II, 151), Müslim (no. 118, s. 873) ve Ebû Dâvud (no. 1779-80), Mâlik an EbVl-Esved an Urve an Âise asl-ı senedi ile (rivayet no. 3364);
Buhârî (hayd 18, I, 82), Müslim no. 111-4, s. 870-1), Ebû Dâvud (no. 1781) ve Nesâî (menâsık 58/2, V, 165-6; 186/1, V, 246), ez-Zührîan Urve... asl-ı senedi ile (rivayet no. 3363);
Buhârî (umre 5, II, 200; 7, II, 201), Müslim (no. 115-7, s. 872), Ebû Dâvud (no. 1778), Nesâî (menâsık 48/3, V, 145-6) ve İbn Mâce (no. 3000), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi i)e (rivayet no. 3364); Müslim (no. 119-120, s. 873-4), Ebû Dâvud (no. 1782),
Nesâî (menâsık 185, V, 245) ve İbn Mâce (no. 2963),Abdurrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âise aslı senedi ile (rivayet no. 3360);     
Buhârî (hacc 33, II, 150; umre 9, II, 201-2) ve Müslim (no. 123, s. 875-6), Eflah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Âise asl-ı senedi ile (no. 3360); Buhârî (34/1, II, 151), Müslim (no. 128, s. 877-8) ve Nesâî (menâsık 48/4, V, 146; 77/1, V, 177-8), Mansûr an İbrâhîm ani'l-Esved an Âise asl-ı senedi ile (no.6);
Müslim (no. 132, s. 879), Abdullah b. Tavus an ebîhî an Âise tarikiyle (no. 3367) tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/110.
[252] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1808), Nesâî (menâsık 77/6, V, 179) ve İbn Mâce (no. 2984), Abdülazîz b. Muh. ed-Derâverdî an Rabî'a b. e. Abdirrahman ani'l-Hâris b. Bilâl b. el-Hâıis an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ahmed, bu hadisin sübût bulmadığını söylemiştir. Mün-zirî'ye göre Hâris'in hâli meçhuldür, lbn Hacer ise el-Hâris'i tâbiûnun güvenilirlerinden addetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[252] Bu hadis, çeşitli tariklerle Âişa'den rivayet edilmiştir. Sıra ile lafızların âit oldukları kitaplar: 3360: Buhârî, hacc 33, II, 150-1; 3361: Müslim, hacc no. 123, s. 875-6:3362: Müslim, no. 120, s. 874; 3363: Buhârî, hayd 18,1, 82; 3364: Buhârî, umre 7, 11, 201; 3365: Müslim, no: 128, s. 877-8; 3366: Müslim, no. 129, s. 878; 3367: Buhârî, hacc 312, II, 141; 3368: Müslim, no. 132, s. 879.
Bu hadisi Mâlik (hacc no. 36, s. 335), Buhârî (hacc 34/2, II, 151), Müslim (no. 118, s. 873) ve Ebû Dâvud (no. 1779-80), Mâlik an EbVl-Esved an Urve an Âise asl-ı senedi ile (rivayet no. 3364);
Buhârî (hayd 18, I, 82), Müslim no. 111-4, s. 870-1), Ebû Dâvud (no. 1781) ve Nesâî (menâsık 58/2, V, 165-6; 186/1, V, 246), ez-Zührîan Urve... asl-ı senedi ile (rivayet no. 3363);
Buhârî (umre 5, II, 200; 7, II, 201), Müslim (no. 115-7, s. 872), Ebû Dâvud (no. 1778), Nesâî (menâsık 48/3, V, 145-6) ve İbn Mâce (no. 3000), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi i)e (rivayet no. 3364); Müslim (no. 119-120, s. 873-4), Ebû Dâvud (no. 1782),
Nesâî (menâsık 185, V, 245) ve İbn Mâce (no. 2963),Abdurrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âise aslı senedi ile (rivayet no. 3360);     
Buhârî (hacc 33, II, 150; umre 9, II, 201-2) ve Müslim (no. 123, s. 875-6), Eflah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Âise asl-ı senedi ile (no. 3360); Buhârî (34/1, II, 151), Müslim (no. 128, s. 877-8) ve Nesâî (menâsık 48/4, V, 146; 77/1, V, 177-8), Mansûr an İbrâhîm ani'l-Esved an Âise asl-ı senedi ile (no.6);
Müslim (no. 132, s. 879), Abdullah b. Tavus an ebîhî an Âise tarikiyle (no. 3367) tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/110-111.
[253] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1808), Nesâî (menâsık 77/6, V, 179) ve İbn Mâce (no. 2984), Abdülazîz b. Muh. ed-Derâverdî an Rabî'a b. e. Abdirrahman ani'l-Hâris b. Bilâl b. el-Hâıis an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ahmed, bu hadisin sübût bulmadığını söylemiştir. Mün-zirî'ye göre Hâris'in hâli meçhuldür, lbn Hacer ise el-Hâris'i tâbiûnun güvenilirlerinden addetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[253] Bu hadis, çeşitli tariklerle Âişa'den rivayet edilmiştir. Sıra ile lafızların âit oldukları kitaplar: 3360: Buhârî, hacc 33, II, 150-1; 3361: Müslim, hacc no. 123, s. 875-6:3362: Müslim, no. 120, s. 874; 3363: Buhârî, hayd 18,1, 82; 3364: Buhârî, umre 7, 11, 201; 3365: Müslim, no: 128, s. 877-8; 3366: Müslim, no. 129, s. 878; 3367: Buhârî, hacc 312, II, 141; 3368: Müslim, no. 132, s. 879.
Bu hadisi Mâlik (hacc no. 36, s. 335), Buhârî (hacc 34/2, II, 151), Müslim (no. 118, s. 873) ve Ebû Dâvud (no. 1779-80), Mâlik an EbVl-Esved an Urve an Âise asl-ı senedi ile (rivayet no. 3364);
Buhârî (hayd 18, I, 82), Müslim no. 111-4, s. 870-1), Ebû Dâvud (no. 1781) ve Nesâî (menâsık 58/2, V, 165-6; 186/1, V, 246), ez-Zührîan Urve... asl-ı senedi ile (rivayet no. 3363);
Buhârî (umre 5, II, 200; 7, II, 201), Müslim (no. 115-7, s. 872), Ebû Dâvud (no. 1778), Nesâî (menâsık 48/3, V, 145-6) ve İbn Mâce (no. 3000), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi i)e (rivayet no. 3364); Müslim (no. 119-120, s. 873-4), Ebû Dâvud (no. 1782),
Nesâî (menâsık 185, V, 245) ve İbn Mâce (no. 2963),Abdurrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âise aslı senedi ile (rivayet no. 3360);     
Buhârî (hacc 33, II, 150; umre 9, II, 201-2) ve Müslim (no. 123, s. 875-6), Eflah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Âise asl-ı senedi ile (no. 3360); Buhârî (34/1, II, 151), Müslim (no. 128, s. 877-8) ve Nesâî (menâsık 48/4, V, 146; 77/1, V, 177-8), Mansûr an İbrâhîm ani'l-Esved an Âise asl-ı senedi ile (no.6);
Müslim (no. 132, s. 879), Abdullah b. Tavus an ebîhî an Âise tarikiyle (no. 3367) tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/111.
[254] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1808), Nesâî (menâsık 77/6, V, 179) ve İbn Mâce (no. 2984), Abdülazîz b. Muh. ed-Derâverdî an Rabî'a b. e. Abdirrahman ani'l-Hâris b. Bilâl b. el-Hâıis an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ahmed, bu hadisin sübût bulmadığını söylemiştir. Mün-zirî'ye göre Hâris'in hâli meçhuldür, lbn Hacer ise el-Hâris'i tâbiûnun güvenilirlerinden addetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[254] Bu hadis, çeşitli tariklerle Âişa'den rivayet edilmiştir. Sıra ile lafızların âit oldukları kitaplar: 3360: Buhârî, hacc 33, II, 150-1; 3361: Müslim, hacc no. 123, s. 875-6:3362: Müslim, no. 120, s. 874; 3363: Buhârî, hayd 18,1, 82; 3364: Buhârî, umre 7, 11, 201; 3365: Müslim, no: 128, s. 877-8; 3366: Müslim, no. 129, s. 878; 3367: Buhârî, hacc 312, II, 141; 3368: Müslim, no. 132, s. 879.
Bu hadisi Mâlik (hacc no. 36, s. 335), Buhârî (hacc 34/2, II, 151), Müslim (no. 118, s. 873) ve Ebû Dâvud (no. 1779-80), Mâlik an EbVl-Esved an Urve an Âise asl-ı senedi ile (rivayet no. 3364);
Buhârî (hayd 18, I, 82), Müslim no. 111-4, s. 870-1), Ebû Dâvud (no. 1781) ve Nesâî (menâsık 58/2, V, 165-6; 186/1, V, 246), ez-Zührîan Urve... asl-ı senedi ile (rivayet no. 3363);
Buhârî (umre 5, II, 200; 7, II, 201), Müslim (no. 115-7, s. 872), Ebû Dâvud (no. 1778), Nesâî (menâsık 48/3, V, 145-6) ve İbn Mâce (no. 3000), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi i)e (rivayet no. 3364); Müslim (no. 119-120, s. 873-4), Ebû Dâvud (no. 1782),
Nesâî (menâsık 185, V, 245) ve İbn Mâce (no. 2963),Abdurrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âise aslı senedi ile (rivayet no. 3360);     
Buhârî (hacc 33, II, 150; umre 9, II, 201-2) ve Müslim (no. 123, s. 875-6), Eflah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Âise asl-ı senedi ile (no. 3360); Buhârî (34/1, II, 151), Müslim (no. 128, s. 877-8) ve Nesâî (menâsık 48/4, V, 146; 77/1, V, 177-8), Mansûr an İbrâhîm ani'l-Esved an Âise asl-ı senedi ile (no.6);
Müslim (no. 132, s. 879), Abdullah b. Tavus an ebîhî an Âise tarikiyle (no. 3367) tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/111.
[255] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1808), Nesâî (menâsık 77/6, V, 179) ve İbn Mâce (no. 2984), Abdülazîz b. Muh. ed-Derâverdî an Rabî'a b. e. Abdirrahman ani'l-Hâris b. Bilâl b. el-Hâıis an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ahmed, bu hadisin sübût bulmadığını söylemiştir. Mün-zirî'ye göre Hâris'in hâli meçhuldür, lbn Hacer ise el-Hâris'i tâbiûnun güvenilirlerinden addetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[255] Bu hadis, çeşitli tariklerle Âişa'den rivayet edilmiştir. Sıra ile lafızların âit oldukları kitaplar: 3360: Buhârî, hacc 33, II, 150-1; 3361: Müslim, hacc no. 123, s. 875-6:3362: Müslim, no. 120, s. 874; 3363: Buhârî, hayd 18,1, 82; 3364: Buhârî, umre 7, 11, 201; 3365: Müslim, no: 128, s. 877-8; 3366: Müslim, no. 129, s. 878; 3367: Buhârî, hacc 312, II, 141; 3368: Müslim, no. 132, s. 879.
Bu hadisi Mâlik (hacc no. 36, s. 335), Buhârî (hacc 34/2, II, 151), Müslim (no. 118, s. 873) ve Ebû Dâvud (no. 1779-80), Mâlik an EbVl-Esved an Urve an Âise asl-ı senedi ile (rivayet no. 3364);
Buhârî (hayd 18, I, 82), Müslim no. 111-4, s. 870-1), Ebû Dâvud (no. 1781) ve Nesâî (menâsık 58/2, V, 165-6; 186/1, V, 246), ez-Zührîan Urve... asl-ı senedi ile (rivayet no. 3363);
Buhârî (umre 5, II, 200; 7, II, 201), Müslim (no. 115-7, s. 872), Ebû Dâvud (no. 1778), Nesâî (menâsık 48/3, V, 145-6) ve İbn Mâce (no. 3000), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi i)e (rivayet no. 3364); Müslim (no. 119-120, s. 873-4), Ebû Dâvud (no. 1782),
Nesâî (menâsık 185, V, 245) ve İbn Mâce (no. 2963),Abdurrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âise aslı senedi ile (rivayet no. 3360);     
Buhârî (hacc 33, II, 150; umre 9, II, 201-2) ve Müslim (no. 123, s. 875-6), Eflah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Âise asl-ı senedi ile (no. 3360); Buhârî (34/1, II, 151), Müslim (no. 128, s. 877-8) ve Nesâî (menâsık 48/4, V, 146; 77/1, V, 177-8), Mansûr an İbrâhîm ani'l-Esved an Âise asl-ı senedi ile (no.6);
Müslim (no. 132, s. 879), Abdullah b. Tavus an ebîhî an Âise tarikiyle (no. 3367) tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/111.
[256] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1808), Nesâî (menâsık 77/6, V, 179) ve İbn Mâce (no. 2984), Abdülazîz b. Muh. ed-Derâverdî an Rabî'a b. e. Abdirrahman ani'l-Hâris b. Bilâl b. el-Hâıis an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Ahmed, bu hadisin sübût bulmadığını söylemiştir. Mün-zirî'ye göre Hâris'in hâli meçhuldür, lbn Hacer ise el-Hâris'i tâbiûnun güvenilirlerinden addetmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/109.
[256] Bu hadis, çeşitli tariklerle Âişa'den rivayet edilmiştir. Sıra ile lafızların âit oldukları kitaplar: 3360: Buhârî, hacc 33, II, 150-1; 3361: Müslim, hacc no. 123, s. 875-6:3362: Müslim, no. 120, s. 874; 3363: Buhârî, hayd 18,1, 82; 3364: Buhârî, umre 7, 11, 201; 3365: Müslim, no: 128, s. 877-8; 3366: Müslim, no. 129, s. 878; 3367: Buhârî, hacc 312, II, 141; 3368: Müslim, no. 132, s. 879.
Bu hadisi Mâlik (hacc no. 36, s. 335), Buhârî (hacc 34/2, II, 151), Müslim (no. 118, s. 873) ve Ebû Dâvud (no. 1779-80), Mâlik an EbVl-Esved an Urve an Âise asl-ı senedi ile (rivayet no. 3364);
Buhârî (hayd 18, I, 82), Müslim no. 111-4, s. 870-1), Ebû Dâvud (no. 1781) ve Nesâî (menâsık 58/2, V, 165-6; 186/1, V, 246), ez-Zührîan Urve... asl-ı senedi ile (rivayet no. 3363);
Buhârî (umre 5, II, 200; 7, II, 201), Müslim (no. 115-7, s. 872), Ebû Dâvud (no. 1778), Nesâî (menâsık 48/3, V, 145-6) ve İbn Mâce (no. 3000), Hişâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi i)e (rivayet no. 3364); Müslim (no. 119-120, s. 873-4), Ebû Dâvud (no. 1782),
Nesâî (menâsık 185, V, 245) ve İbn Mâce (no. 2963),Abdurrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âise aslı senedi ile (rivayet no. 3360);     
Buhârî (hacc 33, II, 150; umre 9, II, 201-2) ve Müslim (no. 123, s. 875-6), Eflah b. Humeyd ani'l-Kâsım an Âise asl-ı senedi ile (no. 3360); Buhârî (34/1, II, 151), Müslim (no. 128, s. 877-8) ve Nesâî (menâsık 48/4, V, 146; 77/1, V, 177-8), Mansûr an İbrâhîm ani'l-Esved an Âise asl-ı senedi ile (no.6);
Müslim (no. 132, s. 879), Abdullah b. Tavus an ebîhî an Âise tarikiyle (no. 3367) tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/111.
[257] Bu hadisi Tayâlisî (no. 516), Ahmed (IV, 393, 395, 397, 410), Dârimî (II, 36), Buhârî (hacc 32, II, 149; hacc 125, II, 188; umre 11, II, 203; mağâzî 60, V, 109; mağâzî 77, V, 124), Müslim (hacc no. 154-6, s. 894-5), Nesâî (menâsık 50/7, V, 154; 52/1, V, 156-7), İbnü'l-Cârûd (s. 214) ve Beyhakî (IV, 338, 339; V, 20,41), Kays b. Müslim an Târik b. Şihâb an Ebî Mûsâ asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/112.
[258] Bu hadisi Müslim (no. 157, s. 890), Muh. b. Ca'fer an Şu'be ani'l-Hakem an Umâre b. Umeyr an İbrâhîm b. e. Mûsâ an Ebî Mûsâ senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/112.
[259] Bütün lafızlar Müslim'e aittir.
Bu hadisi Tayâlisî (no. 1668), Ahmed (III, 320), Dârimî (II, 44), Müslim (hacc no. 147-8, s. 886-90), Ebû Dâvud (no. 1905), Tirmizî (no. 862, 856, 2967, parçalar halin-de\ Nesâ? (J, 195, \22; V, 164, 232, 240, 155, parçalar halinde), İbn Mâce (no. 3074), Ebû Ya'lâ (no. 2126), İb-nu'1-Cârûd (s. 226-231), İbn Hibbân (no. 3932,3933) ve Beyhakî (V, 6), Ca'fer b. Muh. an ebîhî an Câbir asl-ı s'enedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/112-116.
[260] Bütün lafızlar Müslim'e aittir.
Bu hadisi Tayâlisî (no. 1668), Ahmed (III, 320), Dârimî (II, 44), Müslim (hacc no. 147-8, s. 886-90), Ebû Dâvud (no. 1905), Tirmizî (no. 862, 856, 2967, parçalar halin-de\ Nesâ? (J, 195, \22; V, 164, 232, 240, 155, parçalar halinde), İbn Mâce (no. 3074), Ebû Ya'lâ (no. 2126), İb-nu'1-Cârûd (s. 226-231), İbn Hibbân (no. 3932,3933) ve Beyhakî (V, 6), Ca'fer b. Muh. an ebîhî an Câbir asl-ı s'enedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/116.
[261] Bütün lafızlar Müslim'e aittir.
Bu hadisi Tayâlisî (no. 1668), Ahmed (III, 320), Dârimî (II, 44), Müslim (hacc no. 147-8, s. 886-90), Ebû Dâvud (no. 1905), Tirmizî (no. 862, 856, 2967, parçalar halin-de\ Nesâ? (J, 195, \22; V, 164, 232, 240, 155, parçalar halinde), İbn Mâce (no. 3074), Ebû Ya'lâ (no. 2126), İb-nu'1-Cârûd (s. 226-231), İbn Hibbân (no. 3932,3933) ve Beyhakî (V, 6), Ca'fer b. Muh. an ebîhî an Câbir asl-ı s'enedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/116.
[262] Bu hadisi Ahmed (1,294,290,306), Buhârî (hacc 55, II, 161; mağâzî 43, V, 86), Müslim (hacc no. 240, s. 922), Ebû Dâvud (no. 1886), Nesâî (menâsık 155/1, V, 230-1), 3388-İbn Huzeyme (no. 2720), Tahâvî (II, 179) ve Beyhakî (V. 82), Eyyûb. b. e. Temime es-Sahtiyânî an Saîd b. Cübeyr an ibn Abbâs asl-ı senedi ile; Tirmizî (no. 863), yakın ve kısa bir metinle Kuteybe an Süfyân b. Uyeyne an Amr b. Dînâr an Tavus an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti ve isnadı hakkında "hasen sahîh" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/117.
[263] Bu rivayeti Ahmed (I, 247, 195, 306), Ebû Dâvud (no. 1889-90), Ebû Ya'lâ (no. 2574), Taberânî (no. 10630), İbn Huzeyme (no. 2707), Tahâvî (II, 180) ve Beyhakî (V, 78, 79), Abdullah b. Osman b. Huseym an Ebi't-Tufeyl an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/117.
[264] Bu hadisi Tayâlisî (no. 2697), Ahmed (I, 297-8, 229, 233,311, 369,372), Müslim (hacc no. 237, s. 921), Ebû Dâvud (no. 1885), Taberânî (no. 10625-8), İbn Huzeyme (no. 2700,2719,2779), Tahâvî (II, 179-80), İbn Hibbân (no. 3800, 3830) ve Beyhakî (V, 100, 153), Ebû't-Tufeyl an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/117-118.
[265] Bunu Mâlik (hacc no. 107, s. 364), Şafiî (Sünen s. 89), Ahmed (III, 388), Dârimî (II, 42), Müslim (hacc no.  235, s. 921), Ahmed (III, 340), Tirmizî (no. 857), Nesâî (menâsık 154, V, 230), İbn Mâce (no. 2951), Ebû Ya'lâ  (no. 1810), İbnu'l-Cârûd (s. 224), İbn Huzeyme (no. 2717-8) ve Beyhakî (V, 83), Mâlik an Ca'fer b. Muh. an ebîhî an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/118.
[266] Bu mevkufu Mâlik (hacc no. 111, s. 365), an Nâfı' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/118.
[267] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2001) ve İbn Mâce (no. 3060), İbn Vehb an İbn Ciireyc an Ata an İbn Abbâs asl-i senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/118.
[268] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1887) ve İbn Mâce (no. 2948), Hisâm b. Sa'd an Zeyd b. Eşlem an ebîhî an Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/118.
[269] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1883), Tirmizî (no. 859) ve İbn Mâce (no. 2954), es-Sevrî an İbn Ciireyc an Abdil-hamîd an İbn Ya'lâ b. Ümeyye an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî, isnadı hakkında "hasen sahîh" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/118.
[270] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 31, s. 333), Tayâlisî (no. 1928), Ahmed (II, 66,110), Buhârî (vudû 30,1,49; libâs 37/2, VII, 48), Müslim (hacc no. 25, s. 844), Ebû Dâvud (no. 1771), İbn Hibbân (no. 3755), ve Beyhakî (I, 287; V, 31, 37,76), Saîdel-Makburîan Ubeydb. Cüreycasl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafız Müslim'e aittir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/118.
[271] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1899) ve İbn Mâce (no. 2962), el-Müsennâ b. es-Sabbâh an Amr b. Şu'ayb senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/119.
[272] Bu hadisi Ahmed (I, 246, 332, 372), Müslim (hacc no. 247, s. 925), Tirmizî (no. 858), Taberânî (no. 10631-6) ve Beyhakî (V, 76), Katâde an Ebît-Tufeyl asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafız Tirmizî'ye aittir. Buhârî bunu yakın mânâsı iJe (hacc 59/1, II, 162), Muh. b. Bekr an İbn Cüreyc an Amr b. Dînâr an Ebî'ş-Şa'sâ senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/119.
[273] Yani Şu'be bu hadisi Katâde'den rivayet ettiğinde dört rüknü istilâm eden İbn Abbâs, ona itiraz eden ise tam tersi Muâviye'dir. Heysemî'ye göre râvileri Sahîh ricalidir (Mecma' III, 340).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/119.
[274] Bu hadisi Nesâî (menâsık 148, V, 227), Amr b. Osman ani'l-Velîd an Hanzale senedi ile tahrîc etti. Râvileri güvenilir kimselerdir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/119.
[275] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1875), Mahled b. Hâlid an Abdirrezzâk an Ma'mer ani'z-Zührî an Salim b. Abdillah b. Ömer an ebîhî senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/119.
[276] Bu hadisi Tayâlisî (no. 1899-1900), Abdürrezzâk (no. 8877), Ahmed (II, 89,95), Tirmizî (no. 959), Nesâî (menâsık 134, V, 221), Taberânî (no. 13438-40), İbn Huzeyme (no. 2729, 2753), İbn Hibbân (no. 3689-90), el-Hâkim (I, 489) ve Beyhakî (V, 80), Atâ b. es-Sâib an Abdillah b. Ubeyd b. Umeyr an ebîhî an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizî isnadı hakkında "hasen"; el-Hâkim ise "sahîh" hükmü vermiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/119-120.
[277] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/120.
[278] Bezzâr'ın isnadı şöyledir: Muh. b. el-Müsennâ an Ebî Hazım an Ca'fer b. Muh. el-Mahzûmî an Muh. b. Abbâd b. Ca'fer an (İbn) Ömer.
Heysemî'ye göre güvenilir bir râvi olan Ca'fer b. Muh. dışındakiler Sahîh ricâlindendir (Mecma' III, 241).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/120.
[279] Râvilerinden Abdullah b. Müslim b. Hürmüz zayıf bir şahıstır (Neyi V, 46).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/120.
[280] Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/120.
[281] Bu mevkufu Mâlik (hacc no. 117, s. 368), ani'z-Zührî an Humeyd b. Abdirrahman b. Avfan Abdirrahman senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/120.
[282] Sahîh-i Buhârî, hacc 69, II, 165.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/120.
[283] Bu hadisi Tîrmizî(no. 960), Kuleybe an Cerir an Atâb. es-Saîb an Tavus an Ibn Abbâs senedi ile tahrîc etti ve hadisin sadece bu tarikten merfû olarak geldiğini, başkaları tarafından yine Tavus tarikiyle İbn Abbâs'ın sözü olarak rivayet olunduğunu söylemiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/121.
[284] Bu hadisi eş-Şâfiî (Ümm II, 149), Buhârî (hacc 58, II, 162), Müslim (hacc no. 253, s. 926), Ebû Dâvud (no. 1877), Nesâî (menâsık 159, V, 233; mesâcid 21, II, 47), İbn Mâce (no. 2948), İbn Huzeyme (no. 2780), İbn Hibbân (no. 3818) ve Beyhakî (V, 99), ez-Zührîan Ubeydil-lah b. Abdillah b. Vtbe an Ibn Abbâs asl-ı senedi ile; Ahmed (1,264). Dârimî (II. 43), Buhârî (hacc 60-61. II. 162; 74, II, 166; talâk 24/1, VI, 175), Tirmizî (no. 865), Nesâî (menâsık 160, V, 235), İbn Huzeyme (no. 2722), Taberânî (no. 11955), İbn Hibbân (no. 3814) ve Beyhakî (V, 84, 99), Hâlid el-Hazzâ' an İklime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/121.
[285] Bu hadisi Ahmed (I, 304), Ebû Dâvud (n6. 1881) ve Taberânî (M. el-Evsat II, 162 b), Yezîdb. e. Ziyadan İlerime an Ibn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/121.
[286] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1878) ve İbn Mâce (no. 2947), Yûnus b. Bukeyr an Muh. b. İshâk an Muh. b. Ca'fer b. eı-Zübeyr an Ubeydillah b. Abdillah b. e. Sevr an Safıyye asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/121.
[287] Bu hadisi Müslim (hacc no. 254, s. 926), Ebû Dâvud (no. 1880) ve Nesâî (menâsık 173, V, 241), İbn Cüreyc an Ebf z-Zilbeyr an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.       
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/121.
[288] Heysemî'ye göre râvileri güvenilir kimselerdir (Mec-raa' III, 244).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/121.
[289] Râvilerinden Âsim b. Ubeydillah zayıf bir râvidir (Mecma' III, 244).  
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/121.
[290] Bu hadisi Ahmed (II, 6,56), Müslim (hacc no. 187-8, s. 905), Nesâî (menâsık 141/1, V, 224) ve Beyhakî (V, 78), Vebre b. Abdirrahman an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/121.
[291] Bu hadisi Buhârî (hacc 70, II,'.165), Muh. b. e. Bekr an Fudayl an Mûsâ b. Ukbe an Kurtyb an Ibn Abbâs senedi ile tahrîc etti.   
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/122.                                                        
[292] Abdürrezzâk (no. 9004), Şafiî (Ümm I, 131), Ahmed (IV, 80, 81, 82, 83), Dârimî (II, 79), Tirmizî (no. 868), Ebû Dâvud (no. 1894), Nesâî (mevâkît 41,1, 284; menâsık 137, V, 223), İbn Mâce (no. 1254), İbn Huzeyme (no. 2747,1280), Taberânî (no. 1599-1602), İbn Hibbân  (no. 1550-2), el-Hâkim (I, 448) ve Beyhakî (V, 92), Ebû'z-Zübeyr an Abdillah b. Bâbâh an Cübeyr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/122.                                                        
[293] Mâlik, bunu (hacc no. 118-9, s. 369), Ebû'z-Zübeyr'den ahzetmiştir.           
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/122.                                                        
[294] Bu hadisi Ahmed (1,288,309,207), Ebû Dâvud (no. 2000), Tirmizî (no. 920), İbn Mâce (no. 3059), Ebû Ya'lâ (no. 2700), Tahâvî (II, 219) ve Beyhakî (V, 144), es-Sevrî an EbTz-ZBbeyr an İbn Abbâs ve Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. İsnadı hakkında Tirmizî "hasen sahîh" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/122.                                                        
[295] Lafız Müslim'e aittir. Bu hadisi Ahmed (II, 34), Buhârî (hacc 129, II, 1897), Müslim (hacc no. 335, s. 950) ve   Ebû Dâvud (no. 1998), Ubeydullah b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/122.
[296] Bu hadisi Müslim (hacc no. 379), Ebû Dâvud (no. 2002) ve İbn Mâce (no. 3070), Süleyman el-Ahvel an Tavus an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/122.
[297] Mâlik, bunu (hacc no. 120, s. 369), an Nâfi' an İbn Ömer ebîhî senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/122.
[298] Mâlik, bunu (no. 121, s. 370) Yahya b. Saîd'den mürsel olarak tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/122.
[299] Bu hadisi Tirmizî (no. 944), EbâAmmâr an îsâ b. Yûnus an Ubeydillah b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti ve isnadı hakkında "hasen sahîh" hükmü verdi.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/122-123.
[300] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 225, s. 412), Şafiî (Ümm II, 154), Buhârî (hacc 145, II, 195), Tahâvî (II, 234), İbn Hibbân (no. 3891) ve Beyhakî (V, 162), Mâlik an Abdirrahman b. el-Kâsım an ebîhî an Âişe asl-ı senedi ile; Mâlik (no. 226, s. 412), Buhârî (hayd 27,1, 84), Müslim (no. 385, s. 964), Nesâî (hayd 23,1, 94) ve Beyhakî (V, 163), Mâlik an Abdillah b. e. Bekr b. Amr b. Hazm an ebîhî an Amre binti Abdirrahman an Âise asl-ı senedi ile; Mâlik (no. 288, s. 413), Şâfıî (Ümm II, 154), Ebû Dâvud (no. 2003), Tahâvî (II, 234) ve Beyhakî (V, 162), Mâlik an Hisâm b. Urve an ebîhî an Âise asl-ı senedi ile; Buhârî (mağâzî 77, V, 125), Müslim (no. 382-3, s. 964), Tahâvî (II, 234) ve İbn Hibbân (no. 3892, 3894), ez-Zührî an Ebî Seleme ve Urve an Âişe asl-ı senedi ile; Ahmed (VI, 85), Müslim (no. 386, s. 965) ve İbn Huzeyme (no. 2954), el-Evzâî an Muh. b. İbr. b. el-Hâris et-Teymîan Ebî Seleme an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/123.
[301] Bu rivayeti Ahmed (VI, 175), Dârimî (II, 68), Buhârî (edeb 93/2, VII, 110; talâk 43, VI, 184), Müslim (no. 387, s. 965), Tahâvî (II, 223) ve Beyhakî (V, 162), İbıâ-hîm ani'l-Esved an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/123.
[302] Bu rivayeti Buhârî (hacc 129, II, 189), Yahya b. Bükeyr an Leys an Ca'fer b. Rabî'a ani'l-A'ıec an Ebî Seleme an Âişe senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/123.
[303] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2004) ve Tirmizî (no. 946), iki ayrı tarîkten olmak üzere el-Hâris b. Abdillah b. Evs'ten tahrîc ettiler.
Tirmizî, kendi isnadı hakkında "garîb" hükmü vermiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/123.
[304] Bezzâr diyor ki: "Bu lafızla hadisin daha hasen bir tarikini bilmiyorum" (Mecma' III, 281). İbn Hacer'e göre ise isnadı oldukça zayıftır (Neyi V, 90).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/123.
[305] Sahîh-i Buhârî'de (hacc 64, II, 163-4) yer alan bu mevkufun isnadı şöyledir: Amr b. Alî an Ebî Âsim an İbn Cüreyc an Alâ.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/123-124.
[306] Buhârî (menâkıbu'l-Ensâr 27, IV, 238), Ubeydullah b. Muh. el-Cu 'fî an Süfyân an Mularrif an Ebî's-Sefer an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/124.
[307] İki lafız da Buhârî'ye aittir. Bu hadisi Abdürrezzâk (no. 15861-2), Ahmed (I, 364), Buhârî (hacc 65-66, II, 164; eymân 31, VII, 234), Nesâî (menâsık 135, V, 221-2; eymân 30, VII, 18), Taberânî (no. 10984-5), İbn Hibbân (no. 3820-1) ve el-Hâkim (I, 460), Süleyman el-Ahvel an Tavus an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/124.
[308] İki lafız da Buhârî'ye aittir. Bu hadisi Abdürrezzâk (no. 15861-2), Ahmed (I, 364), Buhârî (hacc 65-66, II, 164; eymân 31, VII, 234), Nesâî (menâsık 135, V, 221-2; eymân 30, VII, 18), Taberânî (no. 10984-5), İbn Hibbân (no. 3820-1) ve el-Hâkim (I, 460), Süleyman el-Ahvel an Tavus an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/124.
[309] Bu mevkufu Mâlik (hacc no. 250, s. 424), a/ı Abdillah b. e. Bekr b. Hazm an İbn e. Müleyke senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/124.
[310] Muvattâ, hacc no. 125, s. 371.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/124-125.
[311] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1888) ve Tirmizî (no. 902), Isâ b. Yûnus an Ubeydillah b. e. Ziyâd ani'l-Kâsım b. Muh. an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Tirmizi, isnadı hakkında "hasen sahîh" hükmü vermiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/125.
[312] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1900) ve Nesâî (menâsık 133/3, V, 221), Yahya b. Saîd ani's-Sâib b. Amr el-Mah-zûmî an Muh. b. Abdillah b. es-Sâib an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafız Nesâî'ye aittir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/125.
[313] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1892), Müsedded an îsâ b.Yûnus an Ibn Cüreyc an Yahya b. Ubeyd an ebîhî an Abdillah b. es-Sâib senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/125.
[314] Heysemî'ye göre râvileri güvenilir kimselerdir (Mecma' III, 240).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/125.
[315] Bu hadisi Tayâlisî (no. 1770), Dârimî (II, 69), Ebû Dâvud (no. 1870), Tirmizî (no. 855), Nesâî (menâsık 122, V, 212), İbn Huzeyme (no. 2704-5), Tahâvî (II, 176) ve Beyhakî (V, 73), Şu'be an Ebî Kaza'ati'l-Bâhilî an Mü-hâcir el-Mekkîan Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Muhâcir'in hâli meçhuldür.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/125.
[316] M. el-Kebîr'deki isnadında yer alan Muh. b. Abdirrah-man b. e. Leylâ'nın hıfzı bozuk olduğu için hadisi ha-sendir. Mu'cemu'l-Evsat'ta yer alan râvi Atâ b. es-Sâib'in hıfzı yaşlanınca bozulmuştur.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/125.
[317] Heysemî'ye göre râvilerinden Atâ b. Süleyman er-Kev-rî, metruk bir râvidir (Mecma' III, 238).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/125.
[318] Mervân b. ebî Mervân hakkında es-Süleymânî menfî söz sarfetmiştir (Mecma' III, 238).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/126.
[319] Heysemî'ye göre râvileri Sahîh ricalidir (III, 242).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/126.
[320] Râvilerinden birisinin kimliği meçhuldür (Mecma' III, 246).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/126.
[321] Bu hadisi Ahmed (I, 184), Süreye b. en-Nu'mân an Ebî Şihâb ani'l-Haccâc an Ibn e. Necîh an Mücâhid an Sa'd senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/126.
[322] Bu hadisi Tayâlisî (no. 1943), Ahmed (II, 53, 61, 120), Ebû Dâvud (no. 1904), Tirmizî (no. 864), Nesâî (menâsık 174, V, 241-2), İbn Mâce (no. 2988), İbn Huzeyme (no. 2770-1) ve Beyhakî (V, 99), Atâ b. es-Sâib an Ke-sîr b. Cümhân... asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tirmizî'nin isnadı hakkındaki hükmü "hasen sahîh"tir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/127.
[323] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 131, s. 374-5) ve Nesâî (menâsık 178, V, 243), Mâlik an Ca'fer b. Muh. an ebîhî an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/127.
[324] Bu hadisi Buhârî (hacc 80, II, 170), Muh. b. Ubeyd b. Meymûn an îsâ b. Yûnus an Ubeydillah b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/127.
[325] Bu hadisi Nesâî (menâsık 177, V, 242), Kuteybe an Hammâd an Büdeyl ani'I-Muğîre b. Hakîm an Safiyye senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/127.
[326] Bu hadisi Ahmed (VI, 437), Abdürrezzâk an Ma'mer an Vâsıl mevlâ Ebî Uyeyne an Mûsâ b. Ubeyde an Safiyye senedi ile tahrîc etti.
Mûsâ zayıftır.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/127.
[327] Bu hadisi Nesâî (menâsık 176, V, 242), Ebû Ammâr el-Hüseyn b. Hureys an Süfyân an Amr an Atâ an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/127.
[328] Lafız Mâlik'e aittir.
Bu hadisi Mâlik (hacc no. 129, s. 373), Buhârî (umre 10, II, 202; tefsir Bakara 21/1, V, 153), Müslim (hacc no. 259-260, s. 928), Ebû Dâvud (no. 1901), İbn Mâce (no. 2986), İbn Hibbân (no. 3828) ve Beyhakî (II, 490; V, 96), Hisâm b. Urve an ebîhî an Aise asl-ı senedi ile; iüm Müslim (hacc no. 261-2, s. 929-30), Nesâî (menâsık
168/1-2, V, 237-8), Tirmizî (no. 2965) ve İbn Huzeyme (no. 2766), Siifyân ani'z-Zührî an Urve an Aişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/127-128.
[329] Mâlik (no, 129, s. 372-3), bunu an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/128.
[330] İsnadında müdellis bir râvi olan Leys b. e. Süleym vardır.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/128.
[331] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2007) ve Nesâî (menâsık 123, V, 214), İbn Cüreyc an Ubeydillah b. e. Ziyâd an Abdir-rahman b. Târik asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/128.
[332] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2029), Tirmizî (no. 873) ve İbn Mâce (no. 3063), İsmaîl b. Abdilmelik an Abdillah b. e. Müleyke an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tirmizî'ye göre.isnâdı "hasen sahîh "tir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/128.
[333] Bu hadisi Buhârî (Umre 11/1, II, 203), Müslim (no. 397, s. 968) ve Ebû Dâvud (no. 1902-3), İsmaîl b. e. Hâlid an İbn e. Evfâ asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/128.
[334] Bu hadisi Nesâî (menâsık 127/3, V, 218), Hâcib b. Süleyman an Ibn e. Revâd an İbn Cüreyc an Atâ an Usâme senedi ile; Müslim ise (hacc no. 395, s. 968), Muh. b. Bekr an İbn Cüreyc an Atâ an ibn Abbâs an Usâme asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/129.
[335] Bu rivayeti Nesâî (menâsık 131, V, 219), Ya'kûb b. İb-râhîm an Yahya an Abdilmelik b. e. Süleyman an Atâ an Usâme senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/129.
[336] Bu hadisi Buhârî (hacc 54, II, 160; mağâzî 48, V, 93;) ve Ebû Dâvud (no. 2027), Eyyûb an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/129.
[337] Bu rivayeti Buhârî (enbiyâ 8/3, IV, 110-1), Yahya b. Süleyman an İbn Vehb an Amr an Bükeyr an Kureyb an Ibn Abbâs senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/129.
[338] Bu hadisi Buhârî (mağâzî 77/6, V, 125), Muh. an Süreye b. en-Nu'mân an Füleyh an Nâfi an Ibn Ömer senedi ile (no. 3450'nin lafzı); Buhârî (salât 97,1, 128; ha«c 52, II, 160), İbnu'l-Mübâ-rek an Mûsâ b. Ukbe an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Buhârî (hacc 51, II, 160) ve Müslim (hacc no. 393, s. 967), Leysb. Sa'd ani'z-Zührî an Salim an ebîhî asl-ı senedi ile; Mâlik (hacc no. 193, s. 358), Buhârî (salât 96/2,1,128), Müslim (hacc no. 388, s. 966) ve Ebû Dâvud (no. 2023-4), Mâlik an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; Müslim (hacc no. 390, s. 966), İbn Ebî Ömer an Süfyân b. Uyeyne an eyyûb an Nâfi'... senedi ile (no. 3451 'in lafzı); Buhârî (salât 96/1,1, 128), Mûsâ b. İsmaîl an Cüveyıiy-ye an Nâfi'... senedi ile; Müslim (no. 392, s. 967) ve Nesâî (menâsık 126/1-2, V, 216-7), Abdullah b. Avn an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Müslim (no. 389, s. 966), Hammâd b. Zeyd an Eyyûb an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Nesâî (menâsık 127/2, V, 218), Ah. b. Sül. an Ebî Nu'aym an Seyfb. Süleyman an Mücâhid an Ibn Ömer senedi ile (no. 3453'ün lafzı); Müslim (no. 391, s. 967) ve Ebû Dâvud (no. 2025), Ubeydullııh b. Ömer an Nâfi'... asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/129-130.
[339] Bu hadisi Buhârî (mağâzî 77/6, V, 125), Muh. an Süreye b. en-Nu'mân an Füleyh an Nâfi an Ibn Ömer senedi ile (no. 3450'nin lafzı); Buhârî (salât 97,1, 128; ha«c 52, II, 160), İbnu'l-Mübâ-rek an Mûsâ b. Ukbe an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Buhârî (hacc 51, II, 160) ve Müslim (hacc no. 393, s. 967), Leysb. Sa'd ani'z-Zührî an Salim an ebîhî asl-ı senedi ile; Mâlik (hacc no. 193, s. 358), Buhârî (salât 96/2,1,128), Müslim (hacc no. 388, s. 966) ve Ebû Dâvud (no. 2023-4), Mâlik an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; Müslim (hacc no. 390, s. 966), İbn Ebî Ömer an Süfyân b. Uyeyne an eyyûb an Nâfi'... senedi ile (no. 3451 'in lafzı); Buhârî (salât 96/1,1, 128), Mûsâ b. İsmaîl an Cüveyıiy-ye an Nâfi'... senedi ile; Müslim (no. 392, s. 967) ve Nesâî (menâsık 126/1-2, V, 216-7), Abdullah b. Avn an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Müslim (no. 389, s. 966), Hammâd b. Zeyd an Eyyûb an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Nesâî (menâsık 127/2, V, 218), Ah. b. Sül. an Ebî Nu'aym an Seyfb. Süleyman an Mücâhid an Ibn Ömer senedi ile (no. 3453'ün lafzı); Müslim (no. 391, s. 967) ve Ebû Dâvud (no. 2025), Ubeydullııh b. Ömer an Nâfi'... asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/130.
[340] Bu hadisi Buhârî (mağâzî 77/6, V, 125), Muh. an Süreye b. en-Nu'mân an Füleyh an Nâfi an Ibn Ömer senedi ile (no. 3450'nin lafzı); Buhârî (salât 97,1, 128; ha«c 52, II, 160), İbnu'l-Mübâ-rek an Mûsâ b. Ukbe an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Buhârî (hacc 51, II, 160) ve Müslim (hacc no. 393, s. 967), Leysb. Sa'd ani'z-Zührî an Salim an ebîhî asl-ı senedi ile; Mâlik (hacc no. 193, s. 358), Buhârî (salât 96/2,1,128), Müslim (hacc no. 388, s. 966) ve Ebû Dâvud (no. 2023-4), Mâlik an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; Müslim (hacc no. 390, s. 966), İbn Ebî Ömer an Süfyân b. Uyeyne an eyyûb an Nâfi'... senedi ile (no. 3451 'in lafzı); Buhârî (salât 96/1,1, 128), Mûsâ b. İsmaîl an Cüveyıiy-ye an Nâfi'... senedi ile; Müslim (no. 392, s. 967) ve Nesâî (menâsık 126/1-2, V, 216-7), Abdullah b. Avn an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Müslim (no. 389, s. 966), Hammâd b. Zeyd an Eyyûb an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Nesâî (menâsık 127/2, V, 218), Ah. b. Sül. an Ebî Nu'aym an Seyfb. Süleyman an Mücâhid an Ibn Ömer senedi ile (no. 3453'ün lafzı); Müslim (no. 391, s. 967) ve Ebû Dâvud (no. 2025), Ubeydullııh b. Ömer an Nâfi'... asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/130.
[341] Bu hadisi Buhârî (mağâzî 77/6, V, 125), Muh. an Süreye b. en-Nu'mân an Füleyh an Nâfi an Ibn Ömer senedi ile (no. 3450'nin lafzı); Buhârî (salât 97,1, 128; ha«c 52, II, 160), İbnu'l-Mübâ-rek an Mûsâ b. Ukbe an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Buhârî (hacc 51, II, 160) ve Müslim (hacc no. 393, s. 967), Leysb. Sa'd ani'z-Zührî an Salim an ebîhî asl-ı senedi ile; Mâlik (hacc no. 193, s. 358), Buhârî (salât 96/2,1,128), Müslim (hacc no. 388, s. 966) ve Ebû Dâvud (no. 2023-4), Mâlik an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile; Müslim (hacc no. 390, s. 966), İbn Ebî Ömer an Süfyân b. Uyeyne an eyyûb an Nâfi'... senedi ile (no. 3451 'in lafzı); Buhârî (salât 96/1,1, 128), Mûsâ b. İsmaîl an Cüveyıiy-ye an Nâfi'... senedi ile; Müslim (no. 392, s. 967) ve Nesâî (menâsık 126/1-2, V, 216-7), Abdullah b. Avn an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Müslim (no. 389, s. 966), Hammâd b. Zeyd an Eyyûb an Nâfi'... asl-ı senedi ile; Nesâî (menâsık 127/2, V, 218), Ah. b. Sül. an Ebî Nu'aym an Seyfb. Süleyman an Mücâhid an Ibn Ömer senedi ile (no. 3453'ün lafzı); Müslim (no. 391, s. 967) ve Ebû Dâvud (no. 2025), Ubeydullııh b. Ömer an Nâfi'... asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/130.
[342] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2030), Süfyân ve Mansûr el-Hacebîan hâlihîan Safiyye binli Şeybe ani'l-Eslemî asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/130.
[343] Lafız Nesâî'ye (menâsık 128/2, V, 219) âit olup isnadı şöyledir: Ahmed b. Saîd er-Rabâtî an Vehb b. Cerir an Kurre b. Hâlid an Abdilhamîd b. Cübeyr an Safiyye bin-ti Şeybe an Âise.
Ayrıca daha uzun bir metinle Ebû Dâvud (no. 2028), Tirmizî (no. 876) ve Nesâî (menâsık 129, V, 219), Abdü-laztz b. Muh. an Alkame b. e. Alkame an ümmihî an Âise asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Tirmizî'ye göre isnadı "hasen sahihtir".
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/130.
[344] Bu hadis Taberânî bir kaç isnâd ile şevketti. Heysemî'ye göre bu isnâdlannın birinin ricali Sahîh ricalidir (Mecma'111,251).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/131.
[345] Lafız Müslim'e (no. 152) aittir.
Bu hadisi Buhârî (Bakara 35/1, V, 158-9), Müslim (hacc no. 151-2, s. 893-4), Ebû Dâvud (no. 1910), Tirmizî (no. 884) ve Nesâî (menâsık 202/2, V, 255), Hisâm b. Urve an ebîhîan Âise asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/131.
[346] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1916) ve Nesâî (menâsık 199, V, 153) ve İbn Mâce (no. 1286), Seleme b. Ntıbayt an ra-culin mine'l-Hayy an ebthîNubeyt asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/131.
[347] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1915), Hennâd İbn ebt Zaide an Siifyân b. Uyeyne an Zeyd b. Eşlem senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/131.
[348] Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 1949), Tirmizî (no. 889-90), Nesâî (menâsık 211/6, V, 264) ve İbn Mâce (no. 3015), es-Sevrî an Bükeyr b. Atâ an Abdinahman b. Ya'mer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/131-132.
[349] Bu hadisi Ebû Dâvud (no 1950), Tirmizî (no. 891), Nesâî (menâsık 211/2-5, V, 264-5) ve İbn Mâce (no. 3016), ismail b. e. Hâlid ani'ş-Şa'bian Urve b. Mudarris asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/132.
[350] Bezzâr'ın isnadı (no. 1133): Muh. b. Mirdâs an EbîBekr el-Hanefi an Dâvud el-Evdî ani's-Şa'bî... Dâvud, hakkında ihtilâf olan birisidir (Mecma' III, 264).
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/132.
[351] Muvattâ, hacc no. 166, s. 388. Müslim bu hadisi (no. 149, s. 893), Ömer b. Hafs b. Giyâs an ebîhî an Cafer an ebîhîan Câbir senediyle vasletmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/132.
[352] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 194, s. 399), Ahmed (I, 71), Buhârî (hacc 87, II, 174) ve Nesâî (menâsık 196, V, 252), Mâlik ani'z-Zührî an Salim asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/132.
[353] Bu hadisi Mâlik (hacc no. 43, s. 337), Şâfıî (Ümm VII, 235), Ahmed (III, 110, 240), Dârimî (II, 56), Buhârî (îdeyn 12/1, II; 7; hacc 86, II 174), Müslim (no. 274-5, s. 933-4), Nesâî (menâsık 192-3, V, 250-1), İbn Mâce (no 3008), Tahâvî (II, 223), İbn Hibbân (no. 3836) ve Beyhakî (III, 313; V, 112), Mâlik an Muh. b. e. Belci- asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/132-133.
[354] Bunu Mâlik (hacc no. 45, s. 358), an Abdinahman b. el-Kâsım an ebîhî senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/133.
[355] Bu rivayeti Mâlik (hacc no. 176, s. 392), Buhârî (hacc 92, II, 175; cihâd 136, IV, 17; mağâzî 77, V, 128), Müslim (hacc no. 283, s. 936), Ebû Dâvud (no. 1923), Nesâî (menâsık.205, V, 258-9) ve İbn Mâce (no. 3017), Hisâm b. Urve an ebîhî an Usâme asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/133.
[356] Bu rivayeti Nesâî (menâsık 203/2, V, 257), İbrâhîm b. Yûnus b. Muh. an ebîhî an Hammâd an Kays b. Sa 'd an Atâ an İbn Abbâs an Usâme senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/133.
[357] Bu rivayeti Müslim (no. 266, s. 931), İsmaîlb. Ca'fer an Muh. b. e. Harmale an Kureyb an Usâme asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/133.
[358] Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 1921), Siifyân an İbrahim b. Ukbe an Kureyb an Usâme asl-ı senedi ile tahrîc etti.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/133.
[359] Tirmizî'nin lafzıyladır. Bu hadisi Buhârî (hacc 100, II, 179; menâkıbu'l-Ensâr 26/8, IV, 234), Ebû Dâvud (no. 1938), Tirmizî (no. 896), Nesâî (menâsık 213, V, 265) ve İbn Mâce (no. 3022), Ebû İshâk an Amr b. Meymûn an Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/133.
[360] Lafız Ebû Davud'a aittir. Bunu bu lafızla Ebû Dâvud (no. 1940), Nesâî (menâsık 222/1, V, 270-1) ve İbn Mâce (no. 3025), Seleme b. Küheyl ani'l-Hasan el-Urenîan ibn Abbâs asl-ı senedi ile;Ebû Dâvud (no. 1941) ve Nesâî (menâsık 222/2, V, 272), Habîb b. e. Sâbil an Atâ an İbn Abbâs asl-ı senedi ile; Müslim (hacc no. 302), Nesâî (menâsık 208/2, V, 261) ve İbn Mâce (no. 3026), Amr b. Dînâr an Atâ... asl-ı senedi ile; Tayâlisî (no 2758), Ahmed (I, 222), Buhârî (hacc 98, II, 178; cezâ'us-sayd 25, II, 218), Müslim (hacc no. 300-1, s. 931), Ebû Dâvud (no. 1939), Nesâî (menâsık 208/1, V, 261), Ebû Ya'lâ (no. 2386), İbn Huzeyme (no. 2872), Taberânî (no. 11260-1), İbn Hibbân (no. 3852-4) ve Beyhakî (V, 123), Ubeydullah b. e. Yezîd an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/134.
[361] Bu hadisi Buhârî (hacc 98/5-6, II, 178-9), Müslim (hacc no. 294-5, s. 939-40), Nesâî (menâsık 214-2, V, 266) ve İbn Mâce (no. 3027), Abdurrahman b. el-Kâsım an ebîhîan Âise asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/134.
[362] Lafız Ebû Davud'a âit olup (no. 1942) isnadı şöyledir: Harun b. Abdillah an İbn ebî Fiideyk ani'd-Dahhâk b. Osman an Hisâm b. Urve an ebîhî an Âise.
A'esâî ise (menâsık 223, V, 272), yakın mânâsı ile Amr b. Alî an Abdila 'lâ b. Abdila 'lâ an Abdillah b. Abdinahman et-Tâifî an Atâ b. e. Rebâh an Aişe binti Talha an Âise senedi ile tahrîc etmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/134.
[363] Bu hadisi Buhârî (hacc 98, II, 178) ve Müslim (hacc no. 304, s. 941), Yûnus b. Yezîd ani'z-Zührî an Salim an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafız Müslim'e aittir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/134.
[364] Bu hadisi Müslim (hacc no. 269-70, 305-309, s. 942-3) ve Nesâî (menâsık 226/104, V, 273-4), Kesir b. Müdrik an Abdinahman b. Yezîd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/134.
[365] Lafız Buhârî'ye (hacc 22) aittir. Bu lafzı o, Yûnus ani'z-Zührî an Ubeydillah b. Abdillah an İbn Abbâs tarikiyle irâd etmiştir.
Ayrıca Buhârî (hacc 101/1, II, 179) ve Müslim (hacc no. 267), ibn Cüreyc an Atâ an ibn Abbâs asl-ı senedi ile; Hadisin aynı mânâdaki diğer tarikleri 3467-70 numaralı hadislerde geçmiştir.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/134.
[366] Bu hadisi Buhârî (hacc 140-2, II, 194) ve Nesâî (menâsık 230, V, 276), Yûnus b. Yezîd ani'z-Zührî an Salim an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/135.
[367] Bu hadisi Tayâlisî (319), Ahmed (I, 375, 408, 4İ5, 422, 436, 456, 457, 458), Buhârî (hacc 84, II, 173; 135-8, II, 192-3), Müslim (hacc no 305-8, s. 942-3), Ebû Dâvud (no. 1974), Tirmizî (no. 901), Nesâî (menâsık 226, V, 273-4), İbn Mâce (no. 3030), İbn Huzeyme (no. 2880), İbn Hibbân (no. 3859) ve Beyhakî (V, 129), Abdurrahman b. Yezîd an İbn Mes'ûd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/135.
[368] Bu hadisi Tayâlisî (319), Ahmed (I, 375, 408, 4İ5, 422, 436, 456, 457, 458), Buhârî (hacc 84, II, 173; 135-8, II, 192-3), Müslim (hacc no 305-8, s. 942-3), Ebû Dâvud (no. 1974), Tirmizî (no. 901), Nesâî (menâsık 226, V, 273-4), İbn Mâce (no. 3030), İbn Huzeyme (no. 2880), İbn Hibbân (no. 3859) ve Beyhakî (V, 129), Abdurrahman b. Yezîd an İbn Mes'ûd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.
Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/135.
[369] Bu hadisi Ahmed (II, 178, 190), el-Haccâc b. Artât an Amr b. Şu'ayb an ebîhîan ceddihîasl-ı senedi
islam
islam