KİTABU’L-EDEB ÂDÂB BÖLÜMÜ

 

Bâb: İnsanlar Hakkında Zikredilmesi Caiz Olan Hususlar


427- Hafs b. Ömer bize anlatarak dedi ki: Yezîd b. İbrahim bize Mu-hammed'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) bize öğle namazanı iki rekat kıldırdıktan sonra selam verdi. Sonra kalkta ve mescidin ön tarafındaki bir kütüğe yaslandı. O gün Ebû Bekir ve Ömer de topluluğun arasındaydı. Fakat (namazın kısa kılınması hususunu) O'na açmaktan çekindiler. Tez canlılar mescitten çıktılar ve "Namaz kısaltıldı" diye konuştular.
Cemaatin arasında Allah Resûlü'nün (sav) "Zül-yedeyn" diye çağırdığı bir sahabî vardı. Allah Resûlü'ne (sav) "Ey Allah Resulü! Unuttunuz mu? Yoksa namaz mı kısaldı?" diye sordu.
Allah Resulü (sav) "Ne ben unuttum, ne namaz kısaldı" buyurdu
Cemaattekiler "Bilakis unuttunuz ey Allah Resulü" dediler. Bunun üzerine "Zül-yedeyn doğru söylüyor" diyerek kalktı ve iki rekat daha kıldırdıktan sonra selam verip tekbir getirdi. Önceki secdesi gibi belki daha uzun secde ettL Sonra kafasını kaldırdı ve tekbir getirdi. Önceki secdesi gibi belki daha uzun secde etti. Sonra kafasını kaldırdı ve tekbir getirdi.[1]

Şerh

Bu hadis-i şerif daha önce- geçmiş ve orada şerhedilip hükmü beyan edilmişti. Bilgi için tyfz. 51 no.lu hadis.

 

Bâb: Hasetleşme Ve Arkadan Plan Kurmanın Yasaklanması


428- Bişr   b.   Muhammed   bize   anlatarak   dedi   ki:   Abdullah  bize, Ma'mer'den, o Hemmâm b. Münebbih'ten, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Zandan sakının. Zan sözlerin en yalanıdır. İnsanların gizli yönlerini araştırmayın, casusluk etmeyin, hasetleşmeyin, birbirinize sırt çevirme-yin, birbirinize buğzetmeyin ve Allah'ın kardeş kulları olun.[2]

Şerh

Abdullah" b. el-Mübârek'tir.
Zandan sakının" ifadesiyle ilgili olarak el-Hattâbî şöyle demiştir: Burada murat edilen 'zan', şer'î hükümlerden bir çoğunun dayanağı olan 'zan' olmayıp zanna konu olan kişiye zarar vermesi muhtemel olan araştırmadan sakınmaktır. Aynı yasak, delil ve kanıt olmaksızın kalpte oluşan duygu ve kanatlar için de geçerlidir. Zanların başlangıcı, savılması hiç de kolay olmayan hatırlardan ibarettir. Bunlar çoğunlukla kişiyi ilgilendirmeyen hususlardır. "Allah, nefslerinin fısıldadıkları sebebiyle ümmeti mesul tutmaz." Hadisinde işaret olunan da budur. Burada murat edilen zan, gerekçe ve dayanağı olmayan asılsız töhmettir. Örneğin bir kişiyi, yersizce siçlamak gibi. "Casusluk etmeyin" emrinin hemen peşinden gelmesi de bunu teyit etmektedir. Bu hadis, "Ey iman edenler! Zandan çok sakının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın! Gıybet ederek biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin!" (Hucurât, 12) ayet-i kerimesine de uygun düşmektedir.
Zan, sözlerin en yalanıdır", yani zan ne fiilen, ne de söz olarak gerçeklerle örtüşmez.
İnsanların gizli yönlerini araştırmayın, casusluk etmeyin" ifsinin aslında geçen 'tahassüs' fiilinin anlamı hakkında el-Hattâbî şöyle demış İnsanların ayıplarını araştırmayın, onların ardına düşmeyin. Fiilin kökü olan es duyu (=havas-ı hamse) için kullanılır ki bir sonraki 'tecessüs' fiilinin -lcö^ü olan 'cesse' fiili, el yordamıyla yoklamak   mânâsına   gelir.   İbrahim   el-Harof,    'tetossus'   ve   'tecessüs'kâh/2080
fillerinin aynı anlama geldiklerini söylemiştir. Tabiî ki meşru bir yararın bulunduğu hâllerde tecessüs yani casusluk ve bilgi toplamak helaldir. Burada kastedilen artniyetli tecessüstür.
"Hasetleşmeyin" fiilinin konusu olan haset (çekememezük), bir başkasının hak ettiği bir nimetten mahrum kalmasını, varsa o nimetin zail olmasını temenni etmektir. Haset eğer kalpten geçen hatırlar türünden ve kişi bunu bastıramıyorsa mazur görülebilir. Fakat bilinçli olarak temenni ediyorsa bundan dolayı cezayı hak eder.
Hasan el-Basrî (ra| hasedin çok yaygın bir duygu olduğunu ifade ederken şöyle demiştir: "İçinde haset barındırmayan hiçbir Adem oğlu yoktur."
"birbirinize sırt çevirmeyin" emriyle ilgili olarak İbni Ab-di'l-Ber şöyle demiştir: Yüz çevirmek, sırt çevirmektir denmiştir. Çünkü birine buğzeden, ondan yüz çevirir, yüz çeviren de sırt çevirir. Seven ise bunun aksine davranır. Bir anlamının da bir şeye sahiplenip başkalarına göstermemek, onu kendine saklamak olduğu söylenmiştir.
Birbirinize buğzetmeyin" yani aranızdaki nefret ve buğz sebeplerini kaldırın, bunları yaşatmayın.
Allah'ın kardeş kulları olun" emrinde "Müminler ancak kardeştirler" (Hucurât, 10) âyet-i kerimesine işaret söz konusudur.

Hüküm

Bu hadis-i şerifede yer alan hususlar, İslam ahlakının en temel esasları, bir anlamda Müslüman toplumun tartışılmaz ilkeleridir.

Bâb: "Ey İman Edenler! Zannın Çoğundan Sakının!" Ayet-İ Kerimesi


429- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Ebu'z-Zinâd'dan, o el-A'rac'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Zandan sakının. Zan sözlerin en yalanıdır. İnsanların gizli yönlerini araştırmayın, casusluk etmeyin, birbirinize üstünlük taslamayın, hasetleşmeyin, birbirinize arkadan plan kur-mayın ve Allah'ın kardeş kulları olun.[3]

Şerh

Bu hadis-i şerif üstte şerhedilmişîir. İlgili âyet-i kerime Hucurât sûresinin 12. ayeti olup meâlen şöyledir:
"Ey iman edenler! Zandan çok sakının! Çünkü zannm bir kısmı günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın! Gıybet ederek biriniz Ötekini arkasından çekiştirmesin! Sizden biri, Ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Bakın bundan iğrendiniz. Allah'tan sakının! Hiç kuşkusuz, Allah tövbeleri çok kabul eden, rahmeti sonsuz olandır."

Bâb: Kardeşlik Sözleşmesi


430- Müsedded bize Yahya'dan o Humeyd'den, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:
Abdurrahman (b. Avf) yanımıza (Medine'ye) geldi. Allah Resulü (sav) onunla Sa'd b. er-Rebî arasında kardeşlik tesis etti.
Allah Resulü (sav) ona şöyle buyurmuştu: Bir koyunla olsun düğün yemeği ver. [4]

Şerh

Bu hadis-i şerif daha önce geçmiş ve şerhedilmişti. Ayrıntılı bilgi için bkz. 245 no.lu hadis,     i

 

Bâb: Tekfiri Uygun Görmemek


431- Kuteybe bize anlatarak dedi ki: Nâfı bize İbtıi Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Kendisi, Ömer b. el-Hattâb'ın bir kafilede babasının adı üzerine yemin ettiğini, bunun üzerine Allah Resûlü'nün (sav) şöyle nida ettiğini görmüştü:
Allah Teâlâ sizin babalarınızın adı ile yemin etmenizi yasakladı.
Yemin etmek isteyen kimse Allah'ın adı ile yemin etsin veya sussun.[5]

Şerh

Bu hadis-i şerif daha Önce Yemin bölümünde geçmiş ve şerhedilmişti. Geniş bilgi için bkz. 261 no.lu hadis.

 

Bâb: Allah'ın Emri Sebebiyle Caiz Görülen Öfke Ve Sertlik


432- Yesere b. SafVân bize anlatarak dedi ki: İbrahim bize ez-Zührî'den, o el-Kâsım'dan, o Âişe'den (r.anhâ) şunu nakletti:
(Bir gün) Allah Resulü (sav) eve girdi. Üstünde resim bulunan bir örtü vardı. Birden yüzünün rengi değişti ve örtüyü alarak yırttı. Ardından şöyle buyurdu:
Kıyamet günü azabı en ağır olacaklar, işte bu resimleri yapanlardır.[6]

Şerh

Yüzünün rengi değişti" ifadesinden Allah Resûlü'nün (sav) ziyadesiyle öfkelendiği anlaşılmaktadır.
Hadis-i şerif daha önce Giyim bölümünde geçmiş ve şerhedilip hükmü beyan edilmiştir.(Bkz. 424 no.lu hadis)

Hüküm

Müslüman nasıl Rabbinin rızası için seviyor ve seviniyorsa, öfkesini de O'nun rızası için kılar. O'nun emir ve yasaklan çiğnendiği zaman kesinlikle hiddetlenir.

Ders

Müslümanın izzet kaynağı inancıdır. İnancıyla ilgili hususlarda her hangi bir saldırıya uğradığı zaman, kendi nefsi için olabilecekten çok daha fazla öfkelenir. Çünkü söz konusu saldırının hedefi, onun izzet kaynağı olan dinidir. Dini zedelenen, horlanan ve ayaklar altına alınan bir Müslüman izzet ve şereften bahsetme hakkına da sahip olamaz.
Bu anlamda Allah jlesûlü (sav) çok sevdiği eşinin bile hatasına tahammül etmemiş ve çiğnenen bir dinî duyarlılığa öfkesiyle karşılık vermiştir. Aksi hâlde dinî duyarlılığımızı yitirdikten sonra ağır ağır millî ve insanî duyarlılığımızı da yitirir, zamanla -hâşâ- insanlıktan sıyrılabiliriz. Milli şairimiz merhum Mehmet Akif de işte bu duyarsızlık ve ruhsuzluğa gösterdiği tepkiyi çok sert bir şekilde şöyle ifade etmektedir:
"Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile
Alem aldatmaksa maksat aldanan yok nafile
Kaç hakîki müslüman gördümse hep makberdedir
Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir"

Bâb: "İddia Ettiler.." Buyruğu Hakkında


433- Abdullah b. Mesleme bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Ömer b. Ubeydullah'ın azatlısı Ebu'n-Nadr'dan, Ümnıü Hâni bn. Ebî Tâlib'in azatlısı Ebû Murra'dan şunu nakletti:
Fetih Yılı Allah Resûlü'nü (sav) -görmeye- gitmiştim. Kızı Fâtıma kendisini perdelemiş yıkanıyorken buldum. Selam verdim. "Kim o (gelen)?" dedi.
"Ben, Ümmü Hâni bn. Ebî Tâlib" dedim.
"Hoş geldin ey Ümmü Hâni" dedi. Yıkandıktan sonra namaza durup tek parça kumaşa sarılmış hâlde sekiz rekat namaz kıldı.
Namazı bitirdiğinde "Ey Allah'ın Resulü! Annemin oğlu koruma altına aldığım Hübeyre'nin falan oğlunu iddia etti" dedim.
Allah Resulü (sav) "Ey Ümmü Hâni! Senin koruma altına aldığını Biz de koruma altına aldık" buyurdu.
Bu (kıldığı namaz) kuşluk vaktinde idi.[7]

Şerh

Bu hadis-i şerif daha önce muhtelif bölümlerde geçmiş ve şerhedilmişti.(Bkz. 38, 285 no.lu hadisler)
Burada zikredilme sebebi, Hz. Ali'nin (ra) Hübeyre'nin bir oğlunu öldüreceğini iddia etmesidir. Hadiste geçen iddia etmek (=za'm) fiili, bir şeyi yapma yönünde açık ve kesin irade göstermektir.

 

Bâb: Kişinin "Allah Beni, Sana Feda Etsin" Sözü


434- Ali b. Abdullah bize anlatarak dedi ki: Bişr b. el-Mufaddal bize Yalıya b. Ebî İshâk'tan, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:
O ve Ebû Talha Allah Resulü (sav) ile birlikte yola çıktılar. Safıyye (r.anhâ) Allah Resulü (sav) ile beraber, devenin üzerinde O'nun terkisinde idi. Yolun bir yerinde devenin ayağı sürçtü ve Allah Resulü (sav) hanımla birlikte yere düştü. Ebû Talha -(Râvi:) «Sanırım Ebû Talha"-hemen devesinden atladı ve Allah Resûlü'nün (sav) yanma vardı. "Ey Allah Resulü! Allah beni sana feda etsin. Bir şeyin var mı?" Allah Resulü (sav) "Hayır! Fakat hanıma yardım et" buyurdu.
Ebû Talha hemen yüzüne bir kumaş örttü ve ondan tarafa gitti. Kumaşı onun üzerine attı. Hanım kalktı. Onları develerine tekrar oturttu. Bindiler ve yola devam ettiler.
Medine dışında -ya da Medine yakınlarında, dedi- Allah Resulü (sav) Medine'ye girinceye kadar "Rabbimize hamd ederek, kul olarak, tevbekârlar olarak dönüyoruz" dedi.[8]

Şerh

Allah beni sana etsin" ifadesi, Ebû Talha (ra) tarafından söylenmiştir. Daha önce Ebû Bekir (ra) ve Ebû Zer'in de (ra) aynı ifadeyi kullandıkları ve Allah Resûlü'nün (sav) ses çıkarmadığı rivayetlerde yer almaktadır. Buna göre andan ifadenin kullanılması caiz olmaktadır.
Hadis-i şerif daha önce geçmiş ve şerhedilmiştir. (Bkz. 41 no.lu hadis)


[1] Bkz. 51 no.lu hadis-i şerif.
[2] Buhârî, nikâh/4747, edeb/5604, S6Ç6, ferâiz/6229; Müslim, nikâh/2533-2535, bir/4646-4649; Tirmizî, bir/1911;. Nesâî, nikâh/3187-3190; Ebû Dâvud, nikâh/1781; İbn Mâce, nikâh/1857, ticârât/2,165; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/7035, 7375, 7402, 7520, 7536, 7770,8148, 8365, 8690, 8746, 8757, 9387, 9620, 9682, 9698, 9828, 9861, 9971, 10112, 1_&149, 10237, 10283, 10527; Mâlik, nikâh/964, câmi/1412; Dârimî, ni-
[3] Bkz. 428 no.Iu hadis-i şerif.
[4] Bkz. 245 no.lu hadis-i şerif.
[5] Bkz. 261 no.lu hadis-i şerif.
[6] Bkz. 424 no.lu hadis-i şerif.
[7] Bkz. 38 no.lu hadis-i şerif.
[8] Bkz 41 no.lu hadis-i şerif.

islam
islam