KİTÂBU'L-CUMU'A CUMA BÖLÜMÜ



Bâb: Cuma'nın Fazileti


97- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik Ebû Bekr b. Abdirrahman'ın azatlısı Sümeyy'den, o Ebû Salih es-Semmân'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Kim Cuma günü cünüplükten gusleder gibi yıkanır sonra da (mescide) giderse, bir deve sadaka vermiş gibi olur. Kim ikinci vakitte giderse, bir inek sadaka vermiş gibi olur. Kim üçüncü saatte giderse boynuzlu bir koç sadaka vermiş gibi olur. Kim dördüncü saatte giderse bir yumurta sadaka vermiş gibi olur. İmam (minbere) çıktığında melekler Öğüde kulak vermek için (mescitte) hazır bulunurlar.[1]

Şerh

"Her kim gusl (niyetiyle) yıkanırsa", buradaki "kim" lafzına, cinsel ilişki gücü olan erkek-kadın, hür-köle, genç yaşlı herkes girer. Allah Resûlü'nün (sav) ifadesinde kadınları da gusletmeye yönlendirme söz konusudur.
Sonra (mescide) giderse", ifadesinden sonra el-Muvatta' ashabı "ilk saatte" ifadesini zikretmişlerdir,
Sanki deve tasadduk etmiş gibi" ifadesindeki 'karrabe' fiilinin anlamı, Yüce Allah'a yakınlaşma gayesiyle tasadduk etme, kurban sunma şeklindedir.
İmam (minbere) çıktığında, melekler de Öğüdü dinlemek üzere (mescitte) hazır bulunurlar" ifadesiyle ilgili olarak el-Mâverdî şöyle demiştir: İşte bu yüzden imamın hutbe vermek üzere erken çıkması müstehap görülmemiştir, imam mescide, minbere en yakın olan kapısından girer. Sahabe devrinde imam Öğüt vermek üzere minbere çıktığı zaman, cemaatta bulunanlar ellerinde okumakta oldukları Mushaf yapraklarını dikerlerdi. Zührî'nin rivayet ettiği hadisin başlangıç bölümünde şu ifade yer almaktadır: "Cuma günü geldiğinde melekler mescidin kapısı üzerinde durur ve girenleri sırayla yazarlar..." Bunların hafaza melekleri olmadığı söylenmiştir.
Hadiste geçen öğüt (zikir) kelimesi, Cuma hutbesi anlamındadır. Bu hadis-i şerifteki fâideleri şöyle sıralamak mümkündür: Cuma günü gusletmeye teşvik, Cuma namazına olabildiğince erken gelmeye çalışmak.
Cuma'nın faziletinden istifade etmek, her ikisiyle birlikte mümkün olabilir dendiği gibi bunların birbirleriyle kayıtlı olmadıkları da söylenmiştir. Tabii ki erken gelenlere vaat edilen ödüller, geç gelenlere göre daha üstün ve değerlidir.
Bu bölümde Cuma gününün saatleri hakkında âlimlerin farklı görüşlerine yer verilmiş olup genel itibarıyla günün beş saate bölünmesi söz konusu edilmiştir. Bunlardan sonuncusu, imamın hutbe irad etmek üzere minberde dikildiği andır.

Hüküm          

Cuma için tekbir almak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel elbiseler giyinmek ve güzel kokular sürünmek müstehaptır. Cuma ezanı okunduktan sonra işi gücübırakıp camiye gitmek ise vaciptir.
Cuma namazına giden kimse başkalarını rahatsız etmemeli, imama yakın olabilmek için ön safları dolduranların tepelerini çiğneyerek ilerlemeye ça-hşmamalıdır.

Ders

Cuma, hafta için Müslümanların bir nevi bayram günüdür. Bugün için özel hazırlık yapılmalı, olabildiğince neşeli ve coşkulu olunmalıdır. Duaların kabul edilmesi umulan vakitlerde Yüce Allah'a dua ve niyazda bulunmalıdır.
Cuma gününün her Müslüman için haftanın günleri arasında özel bir yeri olmalı, Cuma namazları kesinlikle kaçırılmamalıdır. Bu çerçevede zaruret olmaksızın üç Cuma namazında bulunmayan kimsenin inanç bakımından zafiyete uğrayacağı unutulmamalıdır.
Cuma günü, özellikle namaz vaktinde iş güçle fazla meşgğul olmayıp Kur'an okuma, dinleme, dua Ve zikirde bulunma, nefs muhasebesi yapma gibi manevî zevki bol amellerde bulunulmalıdır. Bu günün Allah katında en sevimli gün olduğu, Efendimizin de bu güne hususî bir önem atfettiği hatırdan çıkarılmamalıdır.
Yapılacak hayır ve ihsanlar, Cuma namazından önceki bir vakitte yapılarak garipler sevindirilme li, namaza ezan vaktinden önce giderek okunan Kur'an-ı Kerimi, yapılan öğüt ve nasihatleri dinlemelidir. Yetişme çağındaki çocuklar Cuma namazlarına götürülerek cemaat ve namaz alışkanlığı kazanmalarına yardımcı olunmalıdır.

 

Bâb: Cuma Günü Dişleri Misvaklanıak


98- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Ebu'z-Zinâd'dan, o el-A'rac'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Eğer ümmetime veya insanlara zor gelmeyeceğini bilseydim, onlara her namazla (dişlerini) misvaklamayı emrederdim.[2]

Şerh

Veya insanlara zor gelmeyeceğini" ifadesi, Mâlik'ten ve diğerlerinden gelen hiçbir rivayette bulunmamaktadır.
Misvakiamayı",    misvak   kehmesinden   türetilmiş  masdardır.
Misvak: Arak denilen bir ağacın dallarından yapılan ve dişlerin temizlenmesinde kullanılan bir tür tabiî firçadır.

Hukum

Cuma günü yapılması müstehap görülmüş fiillerden biri de dişleri misvakla temizlemektir.

Ders

Bu ve önceki hatdis, Müslümanların uygarlıktan uzak Araplar tararından sahiplenilmiş barbar bir din olduğunu söyleyenlere verilecek en güzel cevapları oluşturmaktadır. Bırakınız Miladi 7. yüzyılı henüz ortaçağda dahi yıkanma geleneğine sahip olmayan batı halklarının, diş fırçalamak gibi kendilerine özgü bir icat gibi sundukları husus, İslam Peygamberi tarafından öyle ciddiye alınmıştır ki, insanlar zor gelmeyeceğini bilse, her vakit namazda misvaklamayı emredeceğini söylemiştir. Bunun söylendiği tarihte eski dünyanın büyük devletlerinde diş fırçası diye bir şeyin adı dahi bilinmemektedir.
Yüce dinimizin bu yönünü iyi Öğrenmeli ve en büyük örneğimiz olan Efendimizin bu güze sünnetlerini yaşayarak ve yaşatarak ne kadar uygar ve temiz bir ümmet olduğumuzu bütün dünyaya göstermeliyiz.

Bâb: Namaza Yürüyerek Gelmek


99- Âdem bize anlatarak dedi ki: İbni Ebî Zi'b bize ez-Zührî'den, o Saîd'den, o Ebû Seleme'den, o Ebû Hüreyre'den (ra), o da Allah Resû-lü'nden (sav), ve Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb bize ez-Zührî'den, o Ebû Seleme b. Abdirrahman'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resûlü'nü (sav) şöyle buyururken dinledim: Namaz için kamet getirildiğinde koşarak gelmeyin. Bilakis yürüyerek (gelin). Size düşen sükûnettir. İdrak ettiğinizi kılın, kaçırdığınızı tamamlayın.[3]

Şerh

"Size düşen sükûnettir", ifadesindeki 'sekme', bir tür tür ruh dinginliği ve itmi'nân anlamındadır. Hadisin siyakında telaşlı davranmamak, sükûnet ve vakarı bozmamak mânâsında kullanılmıştır.
Hadis-i şerifin daha geniş şerhi için 69 no.lu hadise bakınız.

Hüküm

Namaza koşarak gitmek mekruh görülmüştür. Hadisle ilgili hükümler için 69 no.lu hadise bakınız.

Ders

Cemaat ile namaz gibi, ruhun dingin, huzur ve huşu içinde olmasını gerektiren bir ibâdete koşarak gelmek, varılmak istenen maksad ile çelişen bir durumdur. Nefes nefese kalmış, ter içinde birinin kendi huşu ve huzurunu muhafaza etmesi zor olabileceği gibi katıldığı cemaatteki sükûn havasını da bulandırması muhtemeldir. Bu nedenle namaza erken gitmek teşvik edilmiş, büyük sevaplara vesile olacağı bildirilmiştir.

 

Bâb: Hutbe Dinlemek


100- Âdem bize anlatarak dedi ki: İbn Ebî Zi'b bize İbni Şihâb ez-Zührî'den, o Abdullah b. el-Ağarr'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Cuma günü olduğunda melekler mescidin kapısında durup girenleri bir bir sırayla yazarlar. Erken giden bir deve sunmuş gibidir. Sonraki bir inek sunmuş gibidir. Sonraki boynuzlu bir koç sunmuş gibidir. Sonraki bir tavuk, sonraki bir yumurta sunmuş gibidir. İmam (minbere) çıktığında defterlerini dürer ve öğüdü (hutbeyi) dinlerler.[4]

Şerh

Hadiste geçen lafızların şerhi için 97 no.lu hadise bakınız.

Hüküm

Bu bölümde Hanefî mezhebinin hutbeyle ilgili bazı hükümlerini zikretmekte fayda görüyoruz:
Hutbenin vacipleri, hutbe veren hatibin abdestli olması, avret mahallinin Örtülü olmasıve hutbeyi ayakta okumasıdır.
Hutbenin sünnetleri, hutbeyi iki kısma ayırmak, bunlar arasında bir teşbih veya üç ayet okuyacak kadar oturmaktır.
Bu iki hutbenin her ikisinde de hamd, kelime-i şehadet ve salat ü selam bulunmalıdır. Birinci hutbe bir ayet ve nasihati, ikinci hutbe Müslümanlar için dua ve istiğfarı İçermelidir. Hatibin sesi, ikincide alçak olmalıdır.
Hutbeleri uzatmamak sünnettir. Buna karşın namaz, cemaati sıkmayacak ölçüde uzatılabilir.
Cuma namazını hutbeyi okuyan kimsenin kıldırması daha uygundur.

Ders

Kayıt defterlerinin dürülüp görevli meleklerin dahibaşka bir şeyle meşgul olmayarak sadece hutbeye kulak verdikleri bir anda, cemaatin bütün dikkatleriyle hutbeyi dinlemeleri kadar isabetli bir şey olamaz. Bu nedenle Cuma hutbelerinde verilecek mesajların çok iyi seçilmesi gerekir. Cemaat arasında sadece Cuma'dan Cuma'ya dinini öğrenme durumunda olanların da bulunabileceği düşünülerek yüce dinimizin özüne ve ruhuna ilişkin bilgiler sıkıcılıktan uzak bir üslup ile sunulmalıdır.

 

Bâb: Cuma Günü İmam Hutbe Okurken Dikkatle Dinlemek


101- Yahya b. Bükeyr bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Ukayl'dan, o İbni Şihâb ez-Zührî'den şunu nakletti: Saîd b. el-Müseyyeb bana Ebû Hüreyre'nin (ra) şöyle dediğini haber verdi:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Cuma günü imam hutbe verirken arkadaşına "sus!" desen, boş davranışta bulunmuş olursun.[5]

Şerh               

Cuma günü" ifadesinden anlaşılan, şâir günlerde böyle olmadığı, yani 'sus' ve benzeri uyarı sözlerinden dolayı sevabın kaybedil-meyeceği anlaşılır.
"Boş davranışta bulunmuş olursun" ifadesi üzerinde ulemâ farklı görüşler belirtmişlerdir: el-Ahfeş şöyle demiştir: "Lağv", bâtıl ve benzeri boş, aslı olmayan sözdür. İbni Arefe, "Lağv, değersiz söz anlamına gelir" demiştir. Bir başka açıklamada ise, doğrudan sapma olarak tarif edilmiştir.
İbnu'l-Münîr: Müfessirler, lağv kelimesinin her haliyle iyi ve güzel olmayan söz olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir.
en-Nadr b. Şümeyl: "Lağavte" yani, sevaptan mahrum oldun, onu kaybettin, demektir.
Hadisin bir başka şerhinde "Kıldığın Cuma namazının ecir ve sevabını yitirmiş olursun" denmiştir.

Hüküm

Hadis-i şeriften çıkarılacak fıkhı hükümlerle ilgili olarak bir önceki 100 no.lu hadisin ilgili bölümüne bakınız.

Ders

Cuma hutbesinin ne kadar önemli bir konuşma olduğu bu hadis-i şerif ile daha da iyi anlaşılmaktadır. Bu mühim konuşma sırasında hatibin dikkatle dinlenmesi gerekir.
Cuma hutbesinin önemi, Müslümanların genelini ilgilendiren konularda onları aydınlatmaya yönelik bir konuşma olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca Cuma, Müslümanların cemaat ve devlet olarak varoluşlarının simgesidir. Bilindiği üzere Cuma namazı Medine döneminde, yani Müslümanların cemaat ve devlet olarak hür oldukları ortamda kılınmıştır. Mekke döneminde kılındığına dair bilgi mevcut değildir.

Bâb: Cuma Günü Duaların Kabul Edildiği Değerli Vakit


Abdullah b. Seleme bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Ebu'z-Zinâd'dan, o el-A'rac'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) Cuma gününü anarak şöyle buyurdu: Bugünde Öyle bir vakit vardır ki Müslüman bir kul namaz kılmak için kalktığında bu vakte rastlar da Allah'tan bir şey isterse, istediğini mutlaka verir" buyurdu. O vaktin- darlığını eliyle işaret ederek gösterdi.[6]

Şerh

O günde öyle bir vakit vardır" ifadesinde söz konusu vaktin hangisi olduğu belirtilmemiştir. Bu vaktin belirtildiği bazı hadis-i şerifler de mevcuttur. Konuyla ilgili iki hadis mevcuttur. Bunlardan ilkinde anılan vaktin, imamın hutbe vermeküzere minbere oturduğu andan namazdan ayrılma anına kadar geçen vakit olduğu söylenmektedir.
İkincisinde ise, Cuma günü ikindi namazı ile akşam namazı arasındaki vakit olduğu söylenmiştir.
"Bir şey", yani Müslüman bir kul tarafından dua ile istenmesi ve Rabbinden niyaz edilmesi münasip olan bir şey. 0 vaktin darlığını eliyle işaret ederek gösterdi " ifadesinin şerhiyle ilgili olarak Müslim'in yer verdiği bir rivayette, "kısa bir vakit" ibaresi geçmektedir. İbnu'l-Münîr bu konuda şöyle demiştir: Vaktin darlığına işaret edilmesi, insanları o vakti değerlendirmeye teşvik etmek ve lütfunun bolluğundan istifadeye özendirmek içindir.

 

Sözkonusu Vakitle İlgili Görüşler


Sahabe, tâbiûn ve sonraki âlimler bu vaktin Asr-ı Saadetle sınırlı olup olmadığı, olmaması hâlinde her Cuma günü mü yoksa yılda sadece bir Cuma günü mü olduğu, birinci görüş doğru kabul edildiğinde günün belli bir vaktinde mi yoksa her zaman değişik bir zaman diliminde mi olduğu, belli bir vakit olması hâlinde o zamanın tamamında mı yoksa bir bölümünde mi, böyle ise başlangıç ve sonunun ne olduğu hususunda, gün içinde farklı anlarda mı bulunduğu, böyle olması durumunda günün tamamında mı yoksa birbölümünde mi olduğu noktasında ihtilafa düşülmüştür. Aşağıda bu vakitle ilgili görüşler zikredildikten sonra ağır basan görüş zikredilecektir:
Birinci görüş: İbni Abdi'1-Berr tarafından zikredilen ve zayıf bulunan bir görüşe göre bu vakit Allah Resulü'nün (sav) vefatıyla birlikte kalkmıştır. Birçok sahih rivayette bu görüşün şâz yani kuraldışı olduğu teyit edilmiştir.
İkinci Görüş: Böyle bir vakit vardır, fakat yılda sadece bir Cuma günü görülür. Kâbu'l-Ahbâr tarafından Ebû Hüreyre'ye (ra) söylenmiş ve onun tarafından reddedilmiştir. Ebû Hüreyre'nin (ra) reddi, İmam Mâlik ve Sünen Ashabı tarafından aktarılmıştır.
Üçüncü Görüş: Kadir gecesi Ramazan ayının son on gününe saklandığı gibi, bu vakit de Cuma gününün tamamı içinde saklanmıştır. Kâbu'l-Ahbâr, Cuma gününü bölümlere ayırarak her Cuma farklı bölümde dua eden kimsenin bu vakte rastlayacağını söylemiştir. İbni Ömer (ra) şöyle derdi: "Bir gün içinde hacetler için istekte bulunmak kolay bir iştir", yanikişi, Cuma gününün tamamını dua ve niyaz ile geçirebilir. İbni Ömer'in (ra) bu görüşü, buna gücü yetenler için iyi bir yoldur.
Dördüncü Görüş: Bu vakit, Cuma günü içinde gizli yahut açık sürekli yer değiştirir. Gazâlî, görüşler arasında doğruya en yakınının bu olduğunu söylemiştir. Aynı kanaat, îbni Asâkir, Muhib et-Taberî tarafından da paylaşılmıştır.
Beşinci Görüş: Müezzinin Cuma günü sabah ezanını okuduğu vakittir. Hafız Ebu'1-Fadl tarafından Şerhu't-Tirmizî adlı eserde zikredilmiştir. Ibnu'l-Münîr de bu görüşü rivayet ederek Cuma namazı ile sınırlamıştır.
Altıncı Görüş: Fecrin doğuşundan güneşin doğuşuna kadar olan zaman aralığıdır. İbni Asâkir tarafından bir sened zinciriyle Ebû Hüreyre'den (ra) rivayet edilmiştir. Kadı Ebû Tayyib et-Taberî, Kadı İyâz, Kurtubî ve diğerleri dile getirmişlerdir.
Yedinci Görüş: Altıncı ile aynı olup bir de ikindi vaktinden gün batımı-na kadar olan zaman ilâve edilmiştir. Saîd b. Mansûr tarafından Ebû Hüreyre'den (ra) rivayet edilmiştir.
Sekizinci Görüş: Aynı vakitlere bir de imamın minberden inip tekbir getirinceye kadar geçen zaman dilimini eklemiştir. Bu görüş de Ebû Hüreyre'den (ra) rivâyetf edilmiştir.
Dokuzuncu Görüş: Güneşin doğuşundan sonraki ilk vakittir. el-Cebelî tarafından Şerhu 't-tenbîh'dG zikredilmiştir.
Onuncu Görüş: Güneşin doğuş anıdır. Gazali tarafindan İhya'do. zikredilmiştir. İbnu'l-Münîr bu vakti açıklayarak güneşin bir karış ile bir arşın yükselmesi arasındaki zaman olduğunu söylemiştir.
Onbirinci Görüş: Cuma gününün üçüncü vaktinin son kısmıdır, el-Muğnî müellifi tarafından zikredilmiştir. İmam Ahmed'in Müsned arlı eserinde Ah' b. Ebî Talha vasıtasıyla Ebû Hüreyre'den (ra) merfü olarak rivayet edilmiştir.
Onikinci Görüş: Zeval vaktinden gölge uzunluğunun yarım arşına ulaşıncaya kadar geçen vakittir.
Onüçüncü Görüş: Bir önceki görüşle benzer olup gölge uzunluğunun bir arşın olmasıyla farklılık arzetmiştir. Kadı İyâz, Kurtubî ve Nevevî tarafından rivayet edilmiştir.
Ondördüncü Görüş: Güneşin zevalinden sonra gölge boyunun bir karış ile bir arşın olduğu iki vakit arasındaki zamandır. İbnu'l-Münzir ve İbni Ab-di'1-Berr tarafından güçlü bir senednle nakledilmiştir.
Onbeşinci Görüş: Güneş zevale erdikten sonraki vakittir. Îbnu'l-Münzir tarafindan Ebu'l-Âliye'den rivayet edilmiştir. Bu görüşte olanların dayanağı, meleklerin toplanmaları, Cuma vaktinin girmesi ve ezanın okunması gibi hususlardır.
Onaltıncı Görüş: Müezzinin Cuma namazı için ezan okuduğu andır. İbni'I-Münzir bunu Hz. Âişe'den (r.anhâ) rivayet etmiştir. Bu görüş, ezanın zevalden sonrasına sarkma ihtimalinden dolayı önceki görüşten farklılaşmaktadır.
Onyedinci Görüş: Zeval vaktinden kişinin namaza gireceği ana kadar geçen vakittir. Bu görüş de İbni'I-Münzir tarafindan Ebû Sevvâr el-Adevî'den nakledilmiştir.
Onsekizinci Görüş: Zevalden imamın minbere çıktığı ana kadar geçen vakittir. Kadı Ebû Tayyib et-Taberî tarafından zikredilmiştir.
Ondokuzuncu Görüş: Zeval vaktinden gün batanına kadar geçen vakit-tir.b Ebu'l-Abbâs Ahmed b. Ali tarafından nakledilmiştir. Kendisi İbni's-Salâh'ın çağdaşıdır.
Yirminci Görüş: îmamın minbere çıkışından namazın ikâmet edileceği ana kadar geçen vakittir. İbni'I-Münzir tarafindan el-Hasan'dan nakledilmiştir.
Yirmibirinci Görüş: İmamın minbere çıkış anıdır. Humeyd b. Zenceveyh tarafından Kitâbu't-terğîb adlı eserinde el-Hasan'dan nakledilmiştir.
Yirmiikinci Görüş: imamın minbere çıkışından namazın bitişine kadar geçen vakittir. İbni Cerîr tarafindan İsmail b. Salim kanalıyla Şa'bî'den zikredilmiştir.
Yirmiüçüncü Görüş: Cuma günü alışverişin haram kılındığı andan helal kılındığıana kadar geçen vakittir. Saîd b. Mansûr ve İbni'I-Münzir tarafından Şa'bî'den nakledilmiştir.
Yirmidördüncü Görüş: Ezan ile namazın sona erme anı arasındaki vakittir. Humeyd b. Zenceveyh tarafindan İbni Abbâs'tan fra) nakledilmiştir.
Yirmibeşinci Görüş: İmamın minbere oturmasından namazın sona erdiği ana kadar geçen vakittir. Mahreme kanalıyla Müslim ve Ebû Dâvud tarafından İbni Ömer'den (ra) rivayet edilmiştir.
Yirmialtincı Görüş: Ezan, imamın zikirleri okuması ve kamet getiril-mesi sırasındadır. Hurneyd b. Zenceveyh tarafından sahabî Avf b. Mâlik el-Eşca'î'den rivayet edilmiştir.
Yirmiyedinci Görüş: Aynısı olmakla birlikte şöyle demiştir: Ezan okunduğunda, imam minbere çıktığında ve namaz ikamet edildiğinde. İbni Ebî Şeybe ve İbni'l-Münzir tarafindan nakledilmiştir
Yirmisekizinci Görüş: İmamın hutbeye başlamasından bitirmesine kadar geçen vakittir. İbni Abdi'1-Berr tarafindan İbni Ömer'den (ra) nakledilmiştir.
Yirmidokuzuncu Görüş: Hatip minbere çıkıp hutbeye başladığı andır. Gazâlî tarafından îhyâ'da zikredilmiştir.
Otuzuncu Görüş: İki hutbe arasındaki oturma andır. et-Tıybî tarafindan zikredilmiştir.
Otuzbirinci Görüş: İmamın minberden indiği andır. İbni Ebî Şeybe ve Humeyd b. Zenceveyh ile İbni Cerîr ve İbni'l-Münzir tarafından Ebû Bürde'den (ra) nakledilmiştir.
Otuzikinci Görüş: Namaz için kamet getirilip imam yerini alıncaya kadar geçen vakittir. İbni'l-Münzir tarafından el-Hasan'dan nakledilmiştir.
Otuzüçüncü Görüş: Safların düzeltilmesinden namazın sona ermesine kadar geçen vakittir. Tirmizî ve İbni Mâce tarafından Kesîr b. Abdurrahman b. Avf tan (ra) rivayet edilmiştir.
Otuzdördüncü Görüş: Allah Resûlü'nün (sav) Cuma günü namaz kıldığı vakittir. İbni Asâkir tararından sahih bir sened ile İbni Sîrîn'den rivayet edilmiştir.
Otuzbeşinci Görüş: İkindi namazından gün batımına kadar geçen vakittir. İbni Cerîr tarafından İbni Abbâs'tan (ra) nakledilmiştir.
Otuzaltıno Görüş: İkindi namazı vaktidir. Abdürrezzâk tarafından Ebû Talha'dan (ra) mürsel olarak rivayet edilmiştir.
Otuzyedinci Görüş: İkindiden sonra muhtar vaktin sonuna kadar geçen vakittir. Gazâlî tarafından İhyâ'da zikredilmiştir.
Otuzsekizinci Görüş: İkindiden sonraki vakittir. Ebû Saîd'den mutlak olarak rivayet edilmiştir.
Otuzdokuzuncu Görüş: Günün ortasından günün sonuna yakın olan vakte kadar.
Kırkıncı Görüş: Güneşin sararmasından batmasına kadar geçen vakittir. Abdürrezzâk tarafından Tâvûs'ta nakledilmiştir.
Kirkbirînci Görüş: İkindiden sonraki son saattir. Ebû Dâvud, Nesâî ve el-Hâkim tarafından rivayet edilmiştir.
Kırkildnci Görüş: Güneşin batmaya meyletmesinden battığı ana kadar geçen vakittir. Hz. Fâtıma'mn (r.anhâ) özellikle bu vakitte dua ettiği rivayet edilmiştir.
Hepsi de farklı rivayetlere dayanan bu görüşlere bakıldığında bazılarını birleştirmenin mümkün olduğu görülür. Bunun dışında ulemâ da görüşler arasında tercihlerde bulunmuştur. Gayretli bir müslümana düşen Cumanın bu kayıp saatini günün bütün anlarında nöbetleşe aramaktır.

Hüküm

Hakkında böylesine çok sayıda rivayet bulunan bu vaktin aranması müstehaptır. Dua, Müslümanın silahıdır. Yüce Allah'ın "Bana dua edin ki icabet edeyim" (Mümin, 60) buyruğunun tecellisine mazhar olabilmenin en güzel yollarından biri de bu gibi belli vakitlerde dua üzerinde yoğunlaşmaktır. Cenab-ı Hak, dualarımızı izzet dergahında kabul buyursun.

Ders

Yukarıda uzun uzun zikrettiğimiz rivayetler ve bunlara bağlı olarak dile getirilen görüşlerden hareketle şunu rahatlıkla söylemek mümkündür ki anılan vakitler arasında birleştirilmesi mümkün olanları birleştirip farklı olanları dönüşümlü olarak değerlendirmek, Allah Resûlü'nün (sav) müjdelediği o vakte isabet etmek bakımından çok faydalı olacak ve bir Cuma günü o vakte isabet edildiğinde duaların kabulü ile muzaffer olunacaktır. Allah en iyi bilendir.

 

Bâb: Cuma'dan Önce Ve Sonra Namaz Kılmak


103- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) öğleden önce iki rekat, ondan sonra iki rekat, akşamdan sonra iki rekat evinde kılardı. Yatsıdan sonra da iki rekat kilardı.  Cuma  (namazm)dan  sonra  (herkes) dağılıncaya kadar namaz kılmaz, (sonra) iki rekat kılardı. [7]

Şerh

Ayrılıncaya kadar -kılmazdı-. Sonra iki rekat kılardı" ifadesi, Cuma namazından sonra kılınan sünnet namazı ifade etmektedir ki Hanefî mezhebine göre bu namaz, dört rekat olarak kılınır.

Hüküm

Bu hadis-i şerifte, Allah Resûîü'nün (sav) kıldığı sünnet (nafile) namazlar zikredilmektedir. Sünnet namazlar, sabah namazında iki rekat, öğle namazında öncesinde dört sonrasında iki rekat, ikindi namazında dört rekat, akşam namazında iki rekat, yatsı namazında öncesinde dört sonrasında iki rekat olarak kılınması sünnet olan namazlardır.

Ders

Esas itibariyle nafile namazların ev ve iş yerlerinde kılınması müstehap görülmüşse de, toplumsal alışkanlıklara uyulması dahaçok tercihe şayandır. Ülkemizde bu namazların, cemaatle kılınması hâlinde camide kılınması teamülü oturmuştur. Fitneye ve benzeri yanlış anlamalara yer vermemek için bunları camide kılmak daha uygundur. Bunun dışında "Evlerinizi mezarlara çevirmeyin" (Müslim, 777; Ebû Dâvud, 1448) buyruğundaki hikmet gereği aile efradının da namazla haşır neşir olabilmeleri için bazı nafile namazların evde kılınmasında büyük yararlar mevcuttur.

 

Bâb: Yüce Allah'ın "Yeryüzünde Sefere Çıktığınızda.." Buyruğu


104- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb ez-Zührî'den şunu haber verdi: Ona, Allah Resulü (sav) korku namazı kıldı mı? Diye sordum. Şöyle dedi: Salim bana Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) ile birlikte Necd tarafında savaştım. Düşmana mevzi alıp karşılarında saf tuttuk. Sonra Allah Resulü (sav) bize namaz kıldırmaya durdu. Bir topluluk O'nun yanında namaza durdu, diğer topluluk ise düşmana yöneldi. Allah Resûİü (sav) yanındakilerle birlikte riikûya gitti, sonra secde yaptı, ardından namaz kılmayan topluluğun yerine gittiler. Onlar da gelip namaza durdular. Allah Resulü (sav) onlara bir rekat kıldırdı ve iki secde yapıp selâm verdi. (Selamdan sonra) onlardan her biri kendi başına birer rekat namaz kıldı, iki secde yaptı.[8]

Şerh

Allah Resulü (sav) ile Necd tarafında savaştım" ifadesinde geçen Necd kelimesi, Arap yarımadasında yüksek olan her yer için kullanılır. Burada kastedilen savaş ise Zâtü'r-rikâ Gazvesidir. Kılınan namazın, ikindi namazı olduğu ilgili bölümde açik(atem Sonra onlardan her biri kendi başına iki secde yaptı" ifadesinde askerlerin bu secdeyi de müteakip yapma ihtimalleri daha güçlü görülmektedir. Mânâ bakımından baskın olan da budur. Böyle olunca, birinci grup namazım tamamen bitirdikten sonra, ikinci grup gelmiş ve onlar da Allah Resûlü'nün (sav) arkasında tamamlamışlardır.

Hüküm

Korku Namazı (Salâtu'1-havf): İmam-ı Azam ve İmam Muhammed'e göre günümüzde de caiz iken İmam Ebû Yusuf a göre asr-ı saadetle sınırlı bir namazdır.
Korku namazı, esasen farz bir namazın nöbetleşe kılınmasıdır. Buna göre ordu veya cemaat iki gruba ayrılır. Birinci grup iki rekatlı bir namazın ilk rekatını imamla kılarak ikinci secdeden sonra yerine gider ve ikinci grup gelir, onlar da namazlarının bir rekatını imam ile kılarlar. Dört rekatlı bir namazda ise birinci grup ilk iki rekatı, ikinci grup üçüncü ve dördüncü rekatları imam ile birlikte kılarlar. Bu namazda imam kendi başına selam vererek namazdan çıkar. Birinci grup eğer geri dönerse, kıraatsiz olarak namazı tamamlayıp selam verir. Sonra ikinci grup gelir ve namazlarını kıraat ile tamamlayarak cepheye dönerler. Her iki grup da kalan rekatları bulundukları mevzide tamamlayabilirler.
Korku namazının Kur'an-ı Kerim'deki kaynaklan, Bakara sûresi 239. ve Nisa sûresi 102. ayetler oluşturur.

Ders

Yüce dinimizin sosyal hayatı ve ibadetleri kolaylaştırmaya yönelik ruhsatlarından biri de savaş, sel, yangın, deprem ve benzeri güven ortamının sarsıldığı zamanlar için izin verdiği Korku namazıdır. Korku namazı, adından anlaşılacağı üzere, Müslüman topluluğun canlarına veya mallarına yönelik bir tehdidin bulunduğu anlarda kılınır.
Bu hadis-i şerif ve benzer mânâdaki diğer hadislerinden çıkarılabilecek en mühim ders ise, îslamiyette ibadetlerin, özellikle de namaz ibadetinin toplu yapılmasına verilen önemdir. Cana ve mala yönelik tehdit bulunan bir ortamda dahi, namazın topluca kılınabilmesini sağlayıcı tedbirlerin alınması
başka ne anlama gelebilir ki?

 

Bâb: Piyade Ve Süvariler İçin Korku Namazı


105- Saîd b. Yahya b. Saîd el-Kareşî bize anlatarak dedi ki: Babam bana İbni Cüreyc'in Musa b. Ukbe'den, onun Nâfi kanalıyla İbni Ömer'den (ra) şunu naklettiğini söyledi: -Mücâhid'in 'Eğer piyade ve süvari karışık iseler' sözünün benzerini söyleyerek- ekledi:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Eğer -düşman- bundan fazla ise askerler bineklerde ve ayakta namaz kılsınlar.105

Şerh

Mücâhid'in sözünün benzerini" ifadesi hakkında farklı görüşler beyan edilmiş olmakla birlikte el-Kirmânî şöyle demiştir: Bunun anlamı, Nâfi'in İbni Ömer'den (ra) Mücâhid'in İbni Ömer'den (ra) yaptığı naklin benzerini yaptığıdır. Nâfi'in Mücâhid'den fazlası: "Eğer bundan fazla iseler.." ibâresidir. Esas itibariyle nakilleri arasında fark yoktur. Bu görüş İbni Battâl'a ait olup sıhhatli olan da budur. Müslim'in rivayetinde ise Musa b. Ukbe'den korku namazıyla ilgili olarak ez-Zührî'nin Salim kanalıyla yaptığının benzeri bir rivayete yer verilmekte ve sonunda şöyle geçmektedir: "İbni Ömer (ra) dedi ki: "Korku düzeyi bundan da fazla ise, o zaman binekte ve ayakta îmâ yoluyla kılsın"
Eğer bundan fazla iseler", ifadesinde kastedilen düşmanın sayısal çokluğudur. Yani düşmanın sayısal üstünlüğünden dolayı korkunun dozu artmış ve bu yüzden askerin bölünmesi riskli görünürse, o zaman namazın imkanlar elverdiği ölçüde kılınmasında bir mahzur olmaz. Bu anlamda uygulanması tehlikeli olan erkan terk edilerek îmâ ile kılma yoluna dahi gidilebilir.   [9]

Hüküm

Bu hadis-i şeriften çıkan hükme göre, düşmanın sayısal üstünlüğünün ve ansızın saldırma tehlikesinin bulunması gibi hâllerde herkesin bulunduğu vaziyette, îmâ ve işaret yoluyla namaz kılması caiz olur.

Ders

Yüce dinimizin inananlara sağladığı kolaylıklarda, korunması gereken beş esastan biri can güvenliğine de ne kadar önem verildiği bu hadis-i şerif ile daha iyi bir şekilde anlaşılmaktadır. Dinimize göre ibâdetlerin ne pahasına olursa olsun emredildiği gibi yapılma zorunluluğu olmadığı bu hadis-i şerif ile kesin bir şekilde anlaşılmaktadır. Yarasının iltihaplanmasından korkulan bir gazinin pansumanın üzerini meshedebilmesi, üşüterek hastalanma korkusu olan birinin gusül yerine teyemmüm ile yetinebilmesi ve benzeri daha bir çok ruhsat, ?İslamiyette insan hayatına verilen önemi göstermektedir.

 

Bâb: Sabah Namazında Tekbir, Hücum Arifesinde Namaz


106- Müsedded bize anlatarak dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize Abdülaziz b. Suheyb ve Sabit el-Bünânî'den, o ikisi Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu naklettiler:
Allah Resulü (sav) sabah namazını ortalık karanlıkken kildı(rdı). Ardından  bineğine  binerek şöyle nida etti:  Allahü  Ekber!   Yıkılsın Hayber! Biz bir kavmin yurduna indiğimizde uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!"
(Hayberliler) sokakla çıktıklarında "(Eyvah) Muhammedi Hanıîs!" dediler. 'Hamîs, ordudur' (dedi.) Allah Resulü (sav) onları mağlup etti ve savaşçıları öldürüp kadınları esir aldı. Safiyye, Dıhyetü'l-Kelbî'nin olmuştu. Sonra Allah Resûlü'nün (sav) oldu ve Allah Resulü (sav) onunla evlendi. Azatlık (bedelini) mehri yaptı.
Abdülaziz, Sabit'e şöyle dedi: Ey Ebû Muhammedi Enes b. Mâlik'e ona mehir olarak ne verdiğini sordun mu? (Sabit: Ona mehir olarak kendini verdi, diyerek gülümsedi.[10]

Şerh

"Safiyye Dıhyetü'l-Kelbî'nin olmuştu. Sonra Allah Resûlü'nün (sav) oldu" ifadesinden çıkan Hz. Safiyye'nin (r.anhâ) hem Dıhye (ra), hem de Allah Resûlü'nün (sav)  hakkına düştüğüdür ki durum böyle değildir.  Hz.  Safiyye (r.anhâ) ganimet taksiminde Dıhye'nin (ra) payına düşmüş, bilâhare Allah Resulü (sav) onu alarak evlenmiştir. HÜKÜM Hadis-i şerifin Korku namazı babında zikredilmesinin hikmeti, sıcak savaş hâlinde namazın vaktin sonuna kadar ertelenmesinin şart olmadığının bu adis ile görülmesidir. Burada Allah Resulü (sav) düşmana hücum etme arifesinde namazı ilk vaktinde kılmak suretiyle bunun şart olmadığını göster olmaktadır.

Ders

Buradan çıkan en önemli ders, İslam ordusunun savaşa girişmeden önce ;;ibir getirmesi ve Yüce Allah'ın adını sürekli zikretmesidir. Çünkü girilen araş, Allah rızası ve O'nun kelimesinin yüceltilmesi için yapılmaktadır. Bmun dışında, ferklı forumlanabilecek ve yanlış anlaşılabilecek ortamlarda :ibir getirilmesi, bu kutsal kelimenin yüceliğine halel getirmesi bakımından iikatli olunmasını gerektiren bir durumdur.

 

Bâb: Vitir Hakkında Gelen Rivayetler


107- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfi ve Ab-:.Iah b. Dinar'dan, o İbni Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Bir adam Allah Resûlü'ne (sav) gece namazını sordu. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu:
"Gece namazı ikişer ikişerdir, ama sizden biri gece namazı kılarken ibah namazının vaktinin girmesinden endişe ederse, kıldığını vitir/tekli kılacak bir tek rekat kılar."
Nâfi'den: İbni Ömer (ra) ihtiyaçlarını emretmek için vitirde tek rekat ile iki rekat arasında selam verirdi.[11]

Şerh

"Bir adam" ifadesinde geçen şahsın kimliği tespit edilememiştir. Taberânî'nin el-Mu 'cemu 's-sağîr adlı eserinde soru soran şahsın Abdullah b. Ömer (ra) olduğu söylenmişse de Abdullah b. Şakîk'in bizzat İbni Ömer'den yaptığı rivayet bu görüş hakkında kuşku doğurmaktadır.
Gece namazı" ifadesinden kastedilenin bu soruya verilen cevaptan da anlaşılacağı üzere rekat sayısı, ayrı ayrı veya bitişik kılınması hakkında olduğu görülmektedir.
İkişer ikişer" ifadesindeki tekrarın sebebiyle ilgili olarak el-Keşşâf müellifi Zemahşerî benzer olanın zikrinin söz konusu olduğunu söylemiştir, Diğerleri, hem bunun, hem de tarif için olduğunu söylemişlerdir. "İkişer" kelimesinin tekrarı, güçlü vurgu (^mübalağalı tekîd) belirtmek içindir.
Sabah namazı vaktinin girmesinden endişe ederse" ifadesinden şöyle bir çıkarsama yapılmıştır ki, vitr namazının son vakti, fecrin doğusuyla sona erer. Bu hadisten hareketle, vitir namazında niyetin gerekmediği de söylenmiştir.

Hüküm

Yatsı namazından sonra daha uyumadan veya bir müddet uyuduktan sonra kılınan namaza teheccüd (gece) namazı denir.
Bu namaz Yüce Allah'ın şu buyruğu gereği Allah Resûlü'ne (sav) farz kılınmıştır:
"Birazı hâriç gece kalk. Gecenin yansında, yahut bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve ağır ağır Kuran oku" (Müzzemmil, 2-4)
Diğer Müslümanlar hakkında ise bu namazı kılmak mendup olup iki ile on iki rekat arasında fılınabilir. Ortası sekiz rekattır. Bir çok hadis nassında da ifade edildiği üzere her iki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir. Hanefî mezhebine göre her iki rekatta bir selam vermek de caizdir.
Bir kimse gece namazını adet hâline getirdiği takdirde onu kesinlikle bırakmamaya çalışmalıdır. Peygamber Efendimiz'in de (sav) bir çok yerde ifade ettikleri üzere ibadetin en hayırlısı devamlı olanıdır.

Ders

Gece bir elbise gibi dünyanın üzerine örtüldüğünde, manevî âlemin kapıları bir birer açılmaya ve gecenin sessizliğinde meleklerin zikir sesleri gökleri doldurmaya başlar. İnsanın her türlü dünyevî ve beşerî uğraş ve gaileden azat olduğu bu değerli anlarda gece namazı eda etmek, ağır ağır Kur'an okumak, Müslümanın yüreğini enerji ve güçle dolduracak fiillerdir.
Özellikle davet ve tebliğ gibi ağır sorumlulukları üstlenen kimselerin bu eşsiz terbiye ve takviye vasıtasını ihmal etmemesi gerekir. Böylelikle yapacağı çalışmalar için gereken manevî gücü depolayacak ve gecenin feyzinden taşan nurlar, gündüzleri karanlık gönülleri aydınlatmalarına yardımcı olacaktır.

 

Bâb: Vitir Hakkında Gelen Rivayetler


108- Yahya b. Süleyman bize anlatarak dedi ki: Abdullah b. Vehb bana Amr b. el-Hâris'ten şunu aktardı: Abdurrahman b. el-Kâsım, babası vasıtasıyla Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Gece namazı ikişer ikişerdir. Namazı bitirmek istediğinde kıldığını vitir etmek üzere bir rekat riikûya git.
el-Kâsım şunu ekledi: İdrak yaşına erdiğimizden beri öyle kimseler gördük ki, üç (rekat) ile vitir kılarlardı. Hepsi de geniş olan yolu tutarlardı. Bunun bir kısmının kılınmasında bir sakınca olduğunu düşünmüyorum.[12]

Şerh

Namazı bitirmek istediğinde kıldığım vitir etmek üzere bir rekat rükûya git" ifadesinde kastedilen, gece namazının sonunda tek bir rekat daha kılınarak vitrin de kılınmasıdır.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre Vitir Namazı üç rekattan ibaret bir namazdır. Kılınması vaciptir. Şafiî mezhebine göre en azı bir, en fazlası on bir rekat olacak şekilde kılınabilir.
Vitir namazı, Ramazan ayında cemaat ile kılınır. Bu ay dışında cemaat ile kılınması mekruhtur. Vitir namazından başka namazlarda kunût duaları okunmaz.
İmam Mâlik ve İmam Şafiî'ye göre sabah namazlarının farzında rükûdan sonra kıyam hâlinde ikfen kunût duası okunur. Bunu okumak Mâlikîlere göre müstehap, Şafiîlere göre ise sünnettir.
Kunut duasını bilmeyen birinin "Rabbena Âtinâ.."yı okuması caiz olduğu gibi üç defa "Allahümme 'ğfirlî" veya "Yâ Rab" demesi de caizdir.

Ders

Allah Resûlü'nün (sav) "Vitir kılmayan bizden değildir" buyruğu gereği, vitir namazına devam edilmesi ve bu namazın zaruret vaktine kadar tehir edilmemesi faydalıdır. Gece namazı kılanların onu sona bırakmaları caiz ise de sabah namazı vaktinin girme ânına kadar ertelenmemesi müstehaptır.
Vitir namazını kılarken Yüce Allah'ın birliğini hatırlamak gerekir. Nitekim Allah Resulü (sav) de buna işaret ederek şöyle buyurmuştur:
"Ey Kur'ân ehli, vitir namazını kılın! Çünkü Allah tektir, tek'i sever." (Müslim, Zikir/5-6; Nesâî, Kıyâmü'l-Leyl/27; Tirmizî, Vitir/2; Ebû Dâvud/Vitir, 1)

 

Bâb: Vitr Hakkında Gelen Rivayetler


109- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb, ez-Zührî'den Urve'nin şunu haber verdiğini bildirdi: Âişe (r.anhâ) dedi ki:
Allah Resulü (sav) on bir rekat namaz kılardı. Kendisinin gece namazı böyle idi. (Bu namazlarda) sizden birinin elli ayet okuyacağı kadar başını kaldırmadan secde ederdi. Sabah namazından önce de iki rekat namaz kılar, sonra müezzin namaza çağırmak için gelene kadar sağ yanına uzanırdı.[13]

Şerh

Uzanır" ifadesi, yatmak anlamında kullanılmamaktadır. Burada murat edilen, daha ziyâde zikir, teşbih ve tefekkür maksadıyla bir kenarı üzerine yaslanmaktır.

Hüküm

Bu hadis-i şeriften gece namazıyla ilgili olarak çıkarılabilecek hükümleri daha önceki 107 no.hı hadis-i şerifte zikrettiğimiz için burada secdenin uzatılması üzerinde durmak istiyoruz. Her hangi bir namazda secdenin edası için farz olan miktar, altı uzvun (el ayaları, ayak parmakları, alın ve burun) yere temas edecek kadar durulmasıdır. Sünnet olan miktar ise, üç teşbih getirinceye kadar secde hâlinde bulunmaktır.
Bunun dışında üstteki hadis-i şerifte de görüldüğü üzere, cemaatle kı-lınmayan namazlarda,'özellikle sünnet ve nafile namazlarda secdeyi uzatmak müstehaptır. Bunun üst sınırıyla ilgili her hangi bir tahdit getirilmemiş olmakla beraber tesbihatın tekli sayıyla bitmesi sünnete daha uygundur.

Ders

Secde, kıyam ve rükûdan sonra kulluğun en derin bir şekilde kendini gösterdiği bir eylemdir. Bir kölenin efendisine gösterebileceği saygı ve yüceltmenin doruğu nasıl ayaklarına kapanmak ise, bir Müslümanın da Rabbi-nin izzet ve celâli karşısında hissettiği saygı ve tazim duygularının en somut göstergesi, O'nun huzurunada yere kapanarak secde etmesidir.
Bu açıdan bakıldığında secde hâlinin olabildiğince uzun tutulması ve o sırada teşbih çekerek tazim ve iclâle devam edilmesi, kulun Rabbi katındaki makamını daha da yüceltecek, ihlas ve bağlılığı perçinlenecektir. Tabii bütün bunların samimi ve içtenlik şartlarına bağlı olduğunu söylemeye gerek yok. Zira Yüce Allah, bizlere şah damarımızdan daha olması itibarıyla gösteriş ve riya için yapılan secdeleri diğerlerinden ayırmayla muktedirdir.

 

Bâb: Vitr Vakitleri


110- Ebu'n-Nu'mân bize anlatarak dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize şöyle bildirdi: Enes b. Şîrîn şunu anlattı:
İbni Ömer'e (ra) sordum: Sabah namazından önce kılınan iki rekatta kıraati uzatayım mı ne dersin?
İbni Ömer (ra) şöyle cevap verdi: Allah Resulü (sav) gece namazını ikişer ikişer eda eder ve tek rekatle vitir kılardı. Sabah namazından önceki iki rekatı ise, sanki ezan kulağına gelecekmiş gibi kılardı.
Hammâd şöyle dedi: Yani süratle (kılardı).[14]

Şerh

Uzatayım mı?" ifadesinin birinci tekil şahıs ve birinci çoğul şanıs kiplerinde rivayeti mevcuttur,
Geççe namazı" ifadesinde geçen "salât el-Gadât" kelimesi gece namazı anlamına gelmektedir ki bu anlamda çok yaygın bir kullanım da değildir. Hammâd" İbni Zeyd'dir.

Hüküm

Vitir namazının vakti, yatsı namazının vaktiyle aynı olup, bu namazın vakti ile sabah namazı arasında kılınabilir.

Ders

Bu hadis-i şerife göre vitir namazını gecenin ileriki saatlerine, hatta sabah namazının biraz^ öncesine bırakmak Efendimizin (sav) tasvip ettiği fiillerdendir. Buna rağmen, vitir namazı gibi önemli bir namazı kaçırmamak için o vakte kadar ertelememek daha doğru olacaktır. Özellikle gece namazı kılma alışkanlığı olmayanlar açısından Hanefî mezhebindeki uygulama, yani vitir namazının yatsının hemen ardından kılınması daha güvenli görünmektedir.
Vitir namazı kılarken, okunacak kunut dualarını mânâları üzerinde düşünerek okumak suretiyle Allah'ın varlık ve birliğini yürekten hissetmek, faydalı olacaktır.

 

Bâb: Namazın Sonunu Vitr (Tek Rek'at) Kılmak


111-   Müsedded   bize    anlatarak   dedi   ki:    Yahya   b.    Saîd   bize Ubeydullah'tan, o Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Gece namazınızın sonunu vitr (tek) yapın.[15]

Şerh

"Namazınızın sonunu", yani kıldığınız gece namazının son rekatını, iki değil tek yapın ki vitir namazını da eda etmiş olun.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre vitir namazı için "Niyet ettim bugünkü vitir namazını kılmaya" diye niyet edilmesi gerekirken bu hadis-i şerifte gece namazının bir parçası gibi görünmektedir. Mezhebimize göre vitir namazı üç rekat olup ilk iki rekat normal kılındıktan sonra üçüncü rekatta kıraatin ardından tekbir getirilerek kunut duaları okunur.

Ders

Gece namazı kılmaya alışmak, bir Müslüman için önemli fedakârlık ve ihlâs göstergelerinden biridir. Sıradan Müslümanlara farz kılınmış olmamasına rağmen, gecenin ikinci bölümünde kalkıp bu namazı kılan kimse, vitir namazını da tekli sayıda kılarak Rabbinin vahdaniyetini tescil etmiş, O'nun birlik ve tekliğini namazı ile de teyit etmiş olur.

 

Bâb: Binek Hayvanı Üzerinde Vitir


112- İsmail bize anlatarak dedi ki: Mâlik bana Ebû Bela- b. Ömer'den, o Saîd b. Yesâr'dan şunu nakletti:
Abdullah b. Ömer (ra) ile Mekke yolu üzerinde gidiyordum.
(Saîd dedi ki:) Sabah vaktinin girmesinden korkunca indim ve vitir kıldım. Sonra İbni Ömer'e yetiştim. Abdullah bana 'Neredeydin?' diye sordu. Ben de "Sabahın girmesinden korktum. İnip vitri kıldım" dedim.
Abdullah şöyle dedi: Senin için Allah Resûlü'nde (sav) uyulacak güzel bir örnek yok mu?
'Tabii var' diye cevap verdim. Bunun üzerine şöyle dedi:
Allah Resulü (sav) deve üzerinde vitir namazı kılardı.[16]

Şerh

Senin için Allah Resûlü'nde (sav) uyulacak güzel bir örnek yok mu?" ifadesinde bir âlimin yol arkadaşına dönük olarak bilmediği bir hususu öğretmesine yönelik güzel bir numune mevcuttur.
"O, devesi üzerinde vitir kılardı" ifadesiyle ilgili olarak binek cinsinin fark etmediği bilinmelidir. Yani bu binek deve olabileceği gibi, binilmesi caiz olan başka taşıma vasıtaları da olabilir.
Tahâvî der ki: Kûfelilerden nakledilen görüş, vitir namazının binek üzerinde kılınamayacağı yönündedir ki bu sünnet-i sabitenin hilâfına bir görüştür. Bu görüşü savunanlardan bazıları Mücâhid vasıtasıyla gelen rivayette, tbni Ömer'in de (ra) bineğinden inerek vitri yerde kıldığı haberini delil göstermektedirler. Hâlbuki bu, üstteki hükümle yani binekte kılabilme ruhsatıyla çelişmeyen bir haberdir. Çünkü binekten inip yerde kılmak daha faziletlidir.

Hüküm

Nafile namazların binek üzerinde kılınabileceği hususunda mezhepler arasında ittifak vardır.
Farz namazlara gelince bu konuda Hanefî mezhebi diğer mezheplerden farklı olarak, zaruret bulunmadıkça farzların binek sırtında kılınmasını caiz görmemektedir. Hanefî âlimlerine göre farz namazlar belli vakitleri olan ibadetlerdir. Dolayısıyla bunlar için mola verilmesi mümkündür. Yine bineğin huysuz olması vb. sebeplerle zaruret hâlinin doğması durumunda farz namazın da binek üzerinde kılınması caiz olur.

Ders

Yüce dinimizin en temel prensiplerinden biri olan Kolaylaştırıcı Olmak prensibi burada bir kez daha karşımıza çıkmaktadır. Namaz, dinin direği ve Müslümanın gündelik hayatının ayrılmaz ibadetidir. Bu ibadetin kolay eda edilebilmesi için İslam Peygamberi her türlü kolaylığı bizzat yaşayarak tanımıştır. İşte binek sırtında namaz kılınabilmesiyle ilgili ruhsat da bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Uçak, tren vb . kara nakil vasıtalarında yolculuk edenler, namaz vakitlerinde mola verilmemesi durumunda namazlarını oturdukları koltuklarda îmâ yoluyla kılabilirler. Ancak namazların, yerde kılınması elbette daha faziletlidir.
Hadis-i şeriften çıkarılacak ikinci ders; Allah Resûlü'nün (sav) örnek kişiliğıyle ilgilidir. Gerzçekten Kur'an'ın da emrettiği üzere, O'nan hayatı ve sözlerinde bizler için çok güzel örnekler mevcuttur. İş, bunları araştırıp bularak sınırları dâhilinde Müslümanların bilgi ve yararına sunmaktır. Hadis-i şerifte adı geçen büyük sahabî Abdullah b. Ömer (ra) bunu yapmış ve arkadaşına binek üzerinde namaz kılınabileceğini öğretmiştir.

 

Bâb: Yolculuk Hâlinde Vitir


113- Musa b. İsmail bize anlatarak dedi ki: Cüveyriye b. Esma, Nâfi'den o İbni Ömer'den şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) seferde iken farz namazlar dışında gece namazını binek üzerinde (hayvanın) gittiği yöne doğru îmâ ile kılar, vitir namazını da bineği üzerinde edâ ederdi.[17]

Şerh

"Farzlar dışında" ifadesinden hareketle vitir namazının farz olmadığı istidlalinde bulunulmuştur. Çünkü Allah Resûlü'nün (sav) vitir namazını, gece namazıyla birlikte binek üzerinde kılıyor olması, bu namazın farz namazlardan olmadığını göstermiştir. Vacip olmasına rağmen binek üzerinde de kıldığı iddiasına gelince hakkında delil bulunmayan bir görüştür.
Hadisin bu bölümünden çıkan hüküm, farz namazın binek sırtında kı-lınmadığıdır. İbni Dakîki'1-îd ise farklı bir görüş belirterek şöyle demiştir:
Bu, güçlü bir delil değildir. Zira bir şeyin yapilmamaması, yasaklanması ve men edilmesiyle bir değildir.
Hanefîlerden Vitir namazının vacip olduğunu söyleyenler ise bu hadis karşısında vacibin farz olmadığı gerekçesine sığınmışlardır. Dolayısıyla farz için reddedilen bir şeyin vâcup için de reddi gerekmez.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre, gece namazı olduğu gibi vitir namazı da binek sırtında kılınabilir. Diğer hükümler için bir önceki 112 no.Iu hadis-i şerife bakınız.

Ders

Bu hadisler çıkarılacak ders için 112 no.lu hadis-i şerife bakınız.

 

Bâb: Yağmur Duası


114- Ebu Nu'aym  bize anlatarak dedi ki: Süfyân, Abdullah b. Ebû Bekir'den, o Abbâd b. Temîm'den, o amcasından şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) yağmur duası namazına çıktı ve ridâsım ters yüz etti.[18]

Şerh

 "Abdullah b. EM Bekir" Medine Kadısı İbni Muhammed b. Amr b. Hazm'dır. Amcasından", Abdullah b. Zeyd b. Âsım'dır.
Yağmur duası namazı için" ifadesinde geçen yağmur duası oamazı, Allah Resulü (sav) tarafından iki rekat olarak kılınmıştır. Fıkıh ehli de yağmur duası namazının meşru olduğu ve iki rekat kılındığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Ancak Ebû Hanife'den farklı bir görüş rivayet edilmiş ve o bunun dua ve niyaz için çıkmak olduğunu hatta hutbe vermenin müstehap ocuğunu söylemiştir. Onun meşhur olan görüşü budur.

Hüküm             

Imam-ı Azam'a göre istiskâdan maksat, yalnız dua ve istiğfardır. Ona göre bu amaçla cemaat ile namaz kılmak mesnûn olmayıp ancak caizdir.
Imameyn dediğimiz İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre ise devlet başkanı veya tayin edeceği bir yetkilinin iki rekat sesli kıraat ile ile namaz kıldırması menduptur. Bu namazın ardından da bayram namazı gibi hutbe okunur, fakat imam minbere çıkmaz. Yağmur duası namazına üç gün ardı ardına çıkılması müstahsen yani güzel görülmüştür.
Yağmurun gecikmesi hâlinde tevbeler tazelenip fakirlere sadakalar dağıtılır ve dua mahalline başlar öne eğik hâlde gidilir.
Allah Resûlü'nden (sav) nakledilen yağmur duasının metni şöyledir:
"Allâhümme eskınâ ğaysen muğîsen henî'en merî'en gadekan mücellelen Seyhan âmmen tabeka, Allâhümme! Eskına'l-ğayse velâ tee'alnâ mine'1-kanitîn. AUahümme! İnne bi'1-bilâdi ve'Mbâdi ve'l-halki mine'l-levâi ve'd-danki mâ lâ neşkû illâ ileyke . Allâhümme! Enbit lena'z/zer'a ve edirre lena'dar'a ve eskınâ min berekâti'ss-semâi ve enbit lenâ min berekâti'1-arz. Allahümm! İnnâ nestağfirüke inneke künteğaffâran fe ersili's-semâe aleynâ midrâran!" "Allahım! Bize yardım eden, içimize sinen, faydalı, her tarafı kaplayan, her tarafa akıp giden,  her tarafı sulayan umumî bir yağmur ihsan et!
Allahım! Bize yağmurla su verbizi ümitsizlerden kılma! Allahım! Kullarda, illerde ve sair yaratılmışlarda öyle bir güçlük, öyle bir darlık var ki Senden başkasına arzedemeyiz.
Allahım! Bizim için ekinleri bitir, bizim için memeleri sütle doldur, bizi göğün bereketlerinden sula, bize yeryüzünün bereketlerinden yetiştir! Ey Kerem Sahibi! Senden bağışlanma dileriz. Şüphesiz Sen çok bağışlayansın. Bize gökyüzünden bol bol yağmurlar yağdır ey Rabbimiz!"

Ders

Yeryüzüne rahmetinin bir eseri olarak can veren Yüce Allah, onun hayatiyetini de yine eşsiz rahmeti sayesinde temin eder. Bilindiği gibi dünya üzerindeki hayatın devamı için gereken temel unsurlardan biri de sudur. Bolluğu zamanında önemi akla dahi gelmeyen su, zaman gelir kuraklık ve kıtlığın hüküm sürmesiyle altından dahi kıymetli bir içecek haline gelir. İşte böylesi dönemlerde yüce dinimiz özellikle emir sahipleri ve toplumun ileri gelenlerinin yağmur duasına çıkarak dua ve niyazda bulunmalarını tavsiye etmiştir. Yağmur duasına çıkarken âlimler, eşraf ve ileri gelenlerin ön saflarda bulunması mühimdir. Bunların Cebbar Teâlâ'mn önünde boyun eğerek dua ve niyazda bulunmaları, ilahî rahmeti hareket geçirmesi ümit edilen bir durumdur.

 

Bâb: Yağmur Duasında Ridâyı Ters Çevirmek


115- İshâk bize anlatarak dedi ki: Vehb b. Cerîr bize Şûbe'nin Muham-med b. Ebû Bekir'den, onun Abbâd b. Temîm'den, onun Abdullah b. Zeyd'den şunu naklettiğini bildirdi:
Allah Resulü (sav) yağmur duasında bulundu ve ridâsım ters çevirdi.[19]

Şerh

İshâk bize  anlatarak"  ifadesinde adı geçen zât  Ebû Nuaym'ın kesin bir surette ifade ettiği üzere İbni Râheveyh'tir.
Ridâsım ters çevirdi" ifadesinde kastedilen fiilin tam şekli hakkında farklı rivayetler mevcuttur. Kimisi ters yüz etmek, kimi sağını soluna, solunu sağına getirmek şeklinde aktarmıştır. Cumhurun görüşü elbiseyi ters çevirerek giymenin müstehap olduğu yönündedir.

Hüküm

İmam Muhammed'e göre yağmur duasında hutbe verip dua eden hatip elbisesini dört köşeli ise aşağısını yukarıya, yukarısını aşağıya , değirmi ise sağını sol tarafına, solunu sağ tarafina getirir. Eğer kaftan türü kalın bir kumaştan mamul ise ters yüz ederek giyinir. Hatibin bu davranışı, yaşanan sıkıntılı hâlin değiştirilmesi yönünde bir iyimserlik nişanı olarak görülür. Bu her şeyden önce âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimizin (sav) de tatbik ettiği bir sünnetidir.

Ders

Bu hadis-i şerifte, yağmur duasında bulunan kişinin giysisini ters çevırmeşinin manevi bir etkisinin olacağına dair bir işaret görünmektedir. Gerçekten de cemaatin önüne geçerek dua eden kişinin giysi ve kisvesini ters yüz etmesi, yaşanan hâlin değişmesi, yağmurlu ve bereketli günlerin gelmesi yönünde bir ümitvarlığın korunduğunun fiilen ifade edilmesidir,

Bâb: Yağmur Duasında Ridâyı Ters Çevirmek


116- Ali b. Abdullah bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize Abdullah b. Ebî Bekr'den nakletti: Kendisi Abbâd b. Temîm'i amcası Abdullah b. Zeyd vasıtasıyla babasına şunu anlatırken dinlemiş:
Allah Resulü (sav) namazgaha çıktı. Yağmur duası etti. Kıbleye dönerek ridasını ters çevirdi ve iki rekat namaz kıldı.
Ebû Abdillah dedi ki: Süfyân b. Uyeyne "O ezan kıssasında adı geçen kişidir" derdi. Fakat bu bir vehimdir. Çünkü burada geçen kişi, Abdullah b. Zeyd b. Âsim el-Mâzinî'dir.[20]

Şerh

Kıbleye dönerek" ifadesinden yağmur duası namazında kıbleye dönmenin vücubiyeti vurgulanmaktadır. Bu, dua için de böyle olup dualar sırasında da kıbleye yönelmek sünnettendir.

Hüküm

Yağmur duası ve namazıyla ilgili hükümler için daha önceki 114 ve 115 no.lu hadis-i şeriflere bakılabilir. DERS Hadis-i şeriften çıkarılabilecek dersler için 114 ve 115 no.lu hadislerin
ders bölümlerine bakınız.

 

Bâb: Yağmur Duasım Ayakta Yapmak


117- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb bize ez-Zührî'den, o Abbâd b. Temîm'den şunu haber verdi: Allah Resûlü'nün (sav) ashabından olan amcası ona şunu anlatmıştı:
Allah Resulü (sav) insanlarla birlikte yağmur duasına çıktı. Kalkıp ayakta dua etti. Sonra kıble istikametine yöneldi ve ridasını tersyüz etti. Onlara yağmur yağdırıldı. [21]

Şerh

Allah'a ayakta dua etti" ifadesinde yağmur duasının diğer dualardan farklı olarak ayakta edilmesinin sünnet olduğu görülmektedir.

Hüküm

Dua ederken ellerin içyüzünün semaya doğru tutulması sünnettendir.
Yağmur duasını ayakta eda etmek de Resûlüllah'ın (sav) sünnetlerindendir.

Ders

Yüce Allah'a gönülden edilen hiçbir duanın geri çevrilmeyeceği, karşılığının muhakkak verileceği gerek siyer sayfalarında, gerekse kendi gündelik hayatımızda tanık olduğumuz bir husustur. Duada asıl olan samimiyet ve ihtiyacın gerçekliğidir. Yüce Allah kullarını, asla dayanamayacakları imtihanlara maruz bırakmaz ve çok sıkıştıkları anlarda rahmet meltemlerinden birini estirmek suretiyle onu biraz olsun rahatlatır. Bu hadis-i şerifte gördüğümüz üzere Allah Resulü (sav) gibi duası geri çevrilmeyen bir zât, sahabenin Önünde duaya çrkmış ve onların da yürekten âminlerinin katılmasıyla daha dua mahallinden ayrılmadan yağmur yağmaya başlamıştır. Samimiyet ve İhlasın ödülü her zaman budur.

Bâb: Yağmur Duasını Sesli Yapmak


118- Ebû Nuaym bize anlatarak dedi ki: Ebû Zi'b ez-Zührî'den, o Abbâd b. Temîm'den, o amcasından şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) yağmur duasına çıktı. Kıbleye yönelerek dua etti. Ridasını ters çevirdi. Sonra iki rekat namaz kıldı ve her ikisinde de kıraati sesli okudu.[22]

Şerh

"Sonra iki rekat namaz kıldı ve her ikisinde de kıraati sesli okudu" ibaresinde geçen kıraati sesli okuma hususu başka sahih bir rivayette de geçmiştir.

Hüküm

İmam-ı Azam'a göre istiskâdan maksat sadece dua ve istiğfardır. Dolarıyla istiskâda cemaat ile namaz kılmak mesnûn değildir. İmameyne göre ise, devlet başkanı veya onun yetkilendirdiği bir kişinin Cuma namazı gibi sesli kıraat ile iki rekdft. bir namaz kıldırması menduptur. Bu namazın peşinden bayram namazlarında olduğu gibi hutbe okunur.

Ders

Yağmur duası namazını bizzat devlet başkanı veya onun yetkilendirdiği bir görevlinin kıldırması, aslında yağmurun kamu düzeniyle ilişkisini de teyit eden bir husustur. Kuraklık ve kıtlığın hüküm sürdüğü, susuzluğun had safhaya ulaştığı bir ülkede kamu düzeninin ne kadar kırılgan hâle geleceği açıktır. Bunun sonucu olarak hırsızlık olayları, hastalık ve yoksulluk artacak, insanların sosyo ekonomik durumları giderek kötüleşecektir. Böyle bir durumla karşı karşıya kalmamak için yağmur duasında o beldenin ileri gelenlerinin bulunması kabulüne vesile olacak bir durumdur.
Bununla ilgili olarak İslam tarihinden bir sahne aktarmak istiyoruz: Bir zamanlar Endülüs'te büyük bir kıtlık olmuş ve çaresiz kalan halk büyük âlim el-Bellûtî'nin kapısına yığılmışlardı. O büyük insanın önlerine düşüp yağmur duasında bulunmasını istiyorlardı. Ama o kendilerine şöyle dedi:
Emirlerinizi, eşrafınızı ve zenginlerinizi getirmeden önünüze geçip duaya çıkmam!
Bunun üzerine halk, ileri gedenlerin konaklarının önünde yığılarak yağmur duasına gelmelerini sağladılar. Sonra tekrar el-Bellûtî'nin yanına vardılar. el-Belİûti, eşrafın da geldiğini görünce, hizmetçisine "Şemsiyemi yanına al" dedi.
Bunun sebebi sorulduğunda ise aynen şunu söyledi:
"Yeryüzünün cebbarları; güç ve kuvvet sahipleri boyun eğince, gökyüzünün Cebbâr'ı; güç ve kuvvet Sahibi rahmet eder."

 

Bâb: Allah Resulü (Sav) Sırtım Nasıl Döndü?


119- Âdem bize anlatarak dedi ki: İbni Ebî Zi'b bize ez-Zührfden, o Abbâd b. Temîm kanalıyla amcasından şunu nakletti:
Yağmur duası için çıktığı gün Allah Resûlü'nü (sav) gördüm. (Sahâbî anlatır:) Sırtını insanlara döndü ve kıbleye yönelerek dua etti. Sonra ridasmı ters çevirdi, sonra iki rekat namaz kıldı ve ikisinde de kıraati sesli okudu.[23]

Şerh

Sırtını insanlara döndü" ifadesinden anlaşılan Allah Resûlü'nün (sav) yağmur duası ve namazında cemaatin
önüne geçtiği, namazda olduğu gibi duada da sırtını cemaate, yüzünü kıbleye dönük hâlde durduğudur.

Hüküm

Bu hadis-i şerifte de önceki 114 ve 115 no.lu hadislerde olduğu gibi viznur duası namazının belli hükümleri zikredilmektedir. Bu vesile ile be-;rnekte fayda görüyoruz ki, yağmur yağmaya başlayınca şöyle dua etmek sünnettir: "Allâhümme sayyiben nâfi'an=v4//öA/m/ Bunu bizim için faydalı tir yağmur kıl." Eğer yağmur aşırı yağmaya ve zarar verme ihtimali bulu-s£ bir yoğunluğa ulaşırsa o zaman şöyle dua etmek sünnettir:
Allâhümme havalına lâ aleynâ=AIlahım! Bunu zarar vermeyecek \iHere yağdır, üzerimize yağdırma."

Ders                   

Hadis-i şeriften çıkarılacak derslerle ilgili olarak 114 ve izleyen hadis-i  bakınız.

 

Bâb: İki Rekat Yağmur Duası Namazı Kılmak


120- Kuteybe b. Saîd bize anlatarak dedi ki:Süfyân bize Abdullah b. Ebî Secden şunu nakletti: Kendisi amcası kanalıyla Abbâd b. Temîm'den şunu Elemiştir:
Allah Resulü (sav) yağmur duasında bulundu. İki rekat namaz kıldı ondasını ters çevirdi.[24]

Şerh

Hadis-i şerifte geçen lafızların şerhleri da önce 114. ve müteakip hadis geçtiğinden oralara bakılabilir.

Hüküm

Yağmur duası namazını iki rekat olarak kılmak Hanefî mezhebine göre mendûptur. Yağmur duası namazı nafile namazlar arasında yer alan bir namazdır. Yağmurun gecikmesi hâlinde dua ve namazın tekrarlanması müstehaptır. Çünkü Yüce Allah duada ısrar edenleri sever.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılabilecek dersler için 114. ve sonraki hadis-i şeriflerin ilgili bölümlerine bakılabilir.

 

Bâb: Namazgahta Yağmur Duası


121- Abdullah b. Muhammed bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize Abdullah b. Ebî Bekr'den, o Abbâd b. Temîm kanalıyla amcasından şunu dinlemiştir:
Allah Resulü (sav) namazgaha çıktı ve yağmur duasında bulundu. Kıbleye yönelerek iki rekat namaz kıldı, ridasım ters çevirdi.
Süfyân der ki: el-Mes'ûdî bana Ebû Bekir'den şunu nakletmişti: Sağ (elini) solunun üzerine koydu.[25]
Süfyân" ile murat edilen Süfyân b. Uyeyne'dir.
"Ebû Bekir'den" ile kastedilen kişi İbni Muhammed b. Arnr b. Hazm'dır.
İbni Battal der ki: Ebû Bekr'in hadisi, namazın hutbeden önce kılındığına delâlet etmektedir. Bu açıdan o, konuya hutbeyi namazdan Önce zikreden oğlu Abdullah b. Ebî Bekr'den daha hâkimdir.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre istiskâ namazında hutbe, tıpkı bayram namazlarında olduğu gibi namazdan sonra okunur.

Ders                

Yağmur duası aslında, gaflete dalan insanlar için bir uyanış vesile olabilecek toplu bir eylemdir. Rahmet ve keremiyle bizleri her an kuşatan Rabbimizi bir an dahi unutmadığımızın somut bir delilidir. Çünkü O'na muhtaç olduğumuza dair inancımızın en canlı işaretlerinden biridir. İlim ve irfanına saygı duyulan kişilerin, hatta kamu yetkililerinin eşliğinde açık alana çıkarak elleri bir ve tek olan Allah'a açmak ve O'ndan yağmur dilemek, her şeyden önce bir kulluk borcudur.

 

Bâb: Yağmur Duasında Kıbleye Yönelmek


122- Muhammed b. Selâm bize anlatarak dedi ki: Abdülvehhâbbize haber vererek dedi ki: Yahya b. Saîd bize Ebû Bekr b. Muhammed'den, o Abdullah b. Zeyd el-Ensârî'den şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) namaz kılmak üzere namazgaha çıktı. O, dua ettiğinde veya dua etmek istediğinde kıbleye yönelir ve ridasını ters çevirirdi.
Ebû AbdiUah der ki: Burada geçen Abdullah b. Zeyd, Mâzinî'dir. îlki KufîolupİbniYezîd'dir.[26]

Şerh

"O dua ettiğinde veya dua etmek istediğinde" ifadesindeki tereddüdün kaynağı râvidir.

Hüküm

Yağmur duası ve namazıyla ilgili hükümler için 114. ve müteakip hadis-i şeriflere bakınız.

Ders

Bu hadis-i şeriften de anlaşıldığı üzere Allah Resulü (sav) dua ederken veya dua etmek istediği zaman kıbleye yönelirdi. Bu yönelmenin gayesi, duaya verilen ciddiyet olduğu gibi bir anlamda ibadet disiplininden kopma-mak olarak da görülebilir.

 

Bâb: Küsûf (Güneş Tutulmasında) Sadaka Vermek


123- Abdullah b. Mcsleme bize Mâlik'ten, o Hişâmb. Urve'den, o babasından, o Âişe'den (r.ânhâ) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) döneminde güneş tutuldu. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) halka namaz kıldırdı. Kıyama durdu ve kıyamı uzun tuttu, sonra rükûya gitti, rükûyu da uzun tuttu. Sonra tekrar kıyama durdu, kıyamı uzun tuttu, fakat ilk kıyamından kısaydı. Sonra rükûya gitti ve rükûyu uzun tuttu, ama bu ilk rükûdan kısaydı. Arkasından secedeye gitti, secdeyi de uzun tuttu. İkinci rekatta da birinci rekatta yaptığını yaptı. Sonra namazdan çıktı. Güneş açılmıştı. Ardından halka hutbe verdi. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle konuştu:
Şüphesiz ay ve güneş, Allah'ın ayetlerindendir. Bir kimsenin ne ölümü, ne de hayata gelmesiyle tutulmazlar. Siz bunu gördüğünüzde Allah'a dua edip tekbir getirin ve namaz kılıp sadaka verin.
Sonra şöyle buyurdu: Ey Muhammed ümmeti! Vallahi kadın veya erkek bir kulunun zina etmesi hususunda Allah'tan daha kıskanç bir varlık yoktur. Ey Muhammed ümmeti! Vallahi eğer benîm bildiğimi siz bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.[27]

Şerh

a) : "Allah Resulü (sav) devrinde güneş tutuldu. Allah Resulü namaza durdu." İfadesinden ilk çıkan mânâ, Allah Resulü'nün (sav) sürekli abdestli gezdiğidir. Bu nedenledir ki güneş tutulması anında abdest alma ihtiyacı duymayıp hemen namaza durmuştur.
Kıyamı uzun tuttu" ifadesiyle ilgili olarak diğer rivayetlerde Bakara sûresinin bir bölümünü okuduğu belirtilmiştir. İkinci rekatta ise Âl-i İmrân sûresinden uzunca bir bölüm okuduğu zikredilmiştir. Bunlar, Kur'ân-i Kerimin en uzun süreleridir.
Rükûu uzun tuttu" ifadesinin açıklamasıyla ilgili olarak âlimlerin her bir rükûyu fatiha sûresi miktarınca uzattığı konusunda ittifakları zikredilmiştir. Bu ittifaka, sadece Mâlikîlerden Muhammed b. Mesleme muhalefet etmiştir. Allah Resulü (sav) güneş tutulması (=küsûf) namazı hususi bir surette eda etmiştir. Âlimlerin çoğunluğu, bu namazın edasında zikredilen hususların tamamıyla meşru olduğunu dolayısıyla nafile namazlara kıyas edilmesine mahal bulunmadığımı söylemişlerdir.
Sonra -namazdan- ayrıldı. Güneş açılmıştı" ifadesiye ilgili olarak başka bir rivayette, güneşin O namazdan çıkmadan ortaya çıktığı haber verilmiştir.
Ve halka hutbe verdi" ifadesinden anlaşılan, güneş tutulması sebebiyle cemaata hutbe okumanın meşruiyetidir. Bu ifadeden çıkarılan bir  diğer hüküm  ise,  güneşin ortaya çıkışının hutbe  verilmesi lan bir diğer hüküm ise, güneşin ortaya çıkışının hutbe verilmesi lüzumunu geçersiz kılmayacağıdır. Ancak tutulma hâli namaza durmadan önce geçerse, o takdirde namaza da hutbeye de mahal olmaz.
Allah'tan daha kıskanç bir varlık yoktur" ifadesine baktığımızda "Ağyar" kelimesinin kıskançlık anlamında ism-i tafdîl kipi olduğun görürüz. Kıskançlık (=gayret) kelimesi, daha çok eşler ve aileler hakkında kullanılır ki Yüce Allah için bu mânâda kullanılması imkânsızdır. Çünkü kelimenin kökü, eş ve aileyi müdâfaa ve izzetin gösterilmesi anında kişinin mizacında görülen değişime (=tağayyur) dayanmaktadır. Yüce Allah ise her türlü değişim ve eksiklikten münezzehtir. Burada Allah için kullanımı, günah ve fuhşiyâttan caydırma anlamında olup İbni Fevrek bunu teyit ederek şöyle demiştir: Hiç kimse günah ve fuhşiyatı Allah kadar caydırıcı değildir.
Benim bildiğimi siz bilseydiniz" ifadesinde Allah Resûlü'nün (sav) Cenab-ı Hakkın kudret ve azametine, suç ve günah ehlinden nasıl intikam alacağına dair bildiklerine işaret edilmektedir ki O'nun yakînen bildikleri yanında bizim bildiklerimiz bir hiç mesabesindedir. Bu ifadenin bir başka tefsirinde Allah Resûlü'nün (sav) ilminin, devamlı ve kesintisiz olduğuna dikkat çekildiği söylenmiştir. Bir başka tefsirinde ise O'nun rahmet ve hilminin büyüklüğüne dair bildiklerimi bilseydiniz, şeklinde bir açıklama getirlimştir.
Az güler, çok ağlardınız" ifadesinin şerhiyle ilgili olarak az kelimesi ile 'hiç' anlamının kastedildiği söylenmiştir. Buna göre ifadenin takdiri şöyle olmaktadır: Benliğinize hâkim olacak korku ve üzün sebebiyle pek nâdir anlar dışında gülmeyi bırakır, sürekli ağlardınız. Bu olay Allah Resûlü'nün (sav) ömrünün son döneminde yaşanmıştır.
Bu dönemde Medine, Mekke'den hicret edenler ve Arabistan'ın diğer bölgelerinden gelerek şehre yerleşenlerle dolmuştur. Dolayısıyla İbni Battâl'ın Ensâra dönük bir korkutma olduğuna dair söyledikleri fazla yerine oturma-makta ve delil bakımından zayıf görünmektedir.
Şu var ki Allah Resulü (sav) bu hutbesinde nefislerin tabii olarak yatkın oldukları ruhsat ve genişlik unsurlarından ziyâde korkutma ve caydırma unsurları üzerinde durmuş, böyle bir üslûp kullanmayı tercih etmiştir.

Hüküm

Güneş tutulduğu zaman Cuma imamlığı görevinde bulunan kişi, ezânsız ve kâmetsiz olarak en az iki rekatlık bir namaz kıldırır. Bu namazın kıraatini olabildiğince uzun tutar. İmam-ı Azam'a göre kıraati gizli, İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e (İmameyn) göre sesli okur.
Namazın her rekatında bir rükû, iki secdede bulunur ve namazdan sonra güneş açıncaya kadar ayakta veya oturarak insanlara dönük biçimde duaya devam eder. Cemaat da onun duasına "âmin" derler.
Küsûf namazını büyük bir camide kılmak küçük mescitlerde kılmaktan daha üstündür. İmam-ı Azam, İmam Mâlik ve İmam Ahmed'e göre bu namazın akabinde hutbe okunmaz. Zira Allah Resulü (sav) güneş tutulmasından dolayı dua edilmesini ve sadaka verilmesini tavsiye ederken hutbe okunmasını emretmemiştir.
İmam   Şafiî, İbni Hacer ve kimi muhaddislere göre namazın peşinden hutbe okumak da müstehap görülmüştür.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılacak bir çok ders ve öğüt vardır. Öncelikle Allah Resûlü'nün (sav) sürekli abdestli olarak dolaşması çok önemli bir derstir. Efendisini (sav) örnek alan, O'nun gibi yaşamak isteyen her Müslüman günlük hayatında abdestli dolaşmaya Özen göstermeli,   abdestini bozar bozmaz tekrar almayı alışkanlık hâline getirmelidir.
İkinci önemli ders, güneş tutulması gibi olağan dışı olaylarda Müslümanların başka mekanlara değil ibadetgâhları olan cami ve mescitlere sığınmaları gereğidir. Buralar, Allah'ın Evleri olmaları itibiraıyla en güvenli mekanlardır. Böyle olağandışı tabiat olaylarının hayırlara vesile olması için dua etmek, Allah Resûlü'nün (sav) sünnetlerindendir.
Üçüncü ders, güneş tutulması esnasında mümkün olduğunca namaz hâ-linde kalma gereğidir si, bunun için kılınan namazın rükunları uzun tutulmalıdır. Böylelikle gayet doğal olan bir tabiat olayının bir felâkete dönüşmesi durumunda Müslüman namazda, yani Rabbi ile baş başa hâlde olacaktır.
Deprem, kasırga, diğer tabii felaketler, ay ve güneş tutulması gibi olayların hepsi Rabbimizin ululuk ve ceberûtunu yakından müşahede emkânı bulduğumuz vesilelerdir. Bu gibi olayları iman ve ihlâsımızı pekiştirmek için en iyi vasıtalar olarak kullanmamız gerekir.
Efendimizin (sav) de ifade buyurdukları üzere güneş ve ay, Allah'ın iki âyetidir. Bunların hareket ve sükûnları, tamamıyla O'nun tarafından konulmuş yasalara yani Sünnetullah'a göre ceryan eder. Dolayısıyla kimi akılsızlar veya kötü niyetlilerin yaptıkları gibi bunların hareketleri üzerinden evhamlar üretmek, türlü şeylere yormak gibi bir yanlışlık içine düşmemek gerekir.
Böyle olağandışı olaylarda gelmesi muhtemel büyük âfet ve belaları savması gayesiyle sadaka dağıtılması da Allah Resûlü'nün (sav) üzerinde durduğu ve tatbik ettiği sünnetlerdendir. Unutulmamalıdır ki sadaka, musibet ve belayı savar. Bu nedenle her firsat buldukça sadaka verilmesinin büyük faydaları vardır.
Son olarak Yüce Allah'ın gazap ve intikamının ne derece şiddetli olabileceğini düşünerek veya O'nun lütuf ve rahmetinin ne kadar geniş olduğunu öngörüp bunlardan faydalanmaya çalışarak fazla gülmemek, genelde mahzun ve mütefekkir olmak da Müslümanın ilkelerinden olmalıdır.

 

Bâb: Küsûf (Güneş Tutulmasında) İmamın Hutbe Okuması


124- Yahya b. Bükeyr bize anlatarak dedi ki: el-Leys, Ukayl'dan, o İbni Şihâb'dan şunu nakletti: Ahmed b. Salih bana Anbese'den, o Yunus'tan, o İbni Şihâb ez-Zührî'den, o Urve kanalıyla Allah Resûlü'nün (sav) hanımı Aişe'den (r.anhâ) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) hayatta iken güneş tutuldu. Hemen mescide çıktı. Halk O'nun arkasında saf tuttu. Allah Resulü (sav) tekbir getirdi ve oldukça uzun bir kıraatte bulundu. Ardından tekbir getirerek rükûya gitti. Uzun bir rükû (idi). Sonra 'Semiallâhü limen hamideh' diyerek rükû dan doğruldu. Secdeye gitmeden uzunca bir kıraat daha okudu. Bu kıraat ilkinden dahakisaydı. Yine tekbir getirerek uzunca bir rükûya gitti. Bu, ilkinden daha kısaydı. Sonra 'Semiallâhü limen hamideh, Rabbena lekel hamd' dedi ve secdeye kapandı.
Diğer rekatta d^ aynen böyle yaparak tam dört secdeli dört rekata tamamladı. Namaz bitmeden güneş ortaya çıkmıştı. Kalktı ve lâyık olduğu şekilde Allah'a övgüde bulunduktan sonra şunları söyledi:
O ikisi (güneş ve ay) Allah'ın ayetlerin dendir. Her hangi birinin ölümü ve hayata gelmesi sebebiyle tutulmazlar. Onları (tutulmuş olarak) gördüğünüzde namaza sığının.
Kesîr b. Abbâs şunu anlatırdı: Abdullah b. Abbâs'tan (ra) güneş tutulmasıyla ilgili bu hadisi Urve'nin Hz. Aişe'den (r.anhâ) yaptığı rivayet gibi anlatırdı. Urve'ye dedim ki: Medine'de güneş tutulduğu gün kardeşin sabah namazının farzı gibi iki rekattan fazla kılmamış, -ne dersin?- Bana şöyle cevap verdi: Evet, çünkü sünnette hata etmiştir.[28]

Şerh

Halk saf tuttu" ifadesiyle murat edilen, Küsûf namazı kıldırmak üzere Allah Resulü (sav) öne geçtiğinde, sahabenin O'nun arkasında hemen saf olu ver meleridir.

Hüküm

İmam-i Azam Ebû Hanîfe, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. HanbePe yani üç mezhep imamına göre Küsûf namazında hutbe irad edilmez. Çünkü Allah Resulü (sav) güneş tutulması hâlinde sadece namaz kılmayı, dua etmeyi ve sadaka verilmesini tavsiye etmiş, hutbe okunmasını emretmemiştir. İmam Şafiî ve hadis ehlinden bazıları ise, küsûf namazının ardından hutbe irad etmeyi müstehap saymışlardır.

Ders

Bu hadis~i şerften çıkarılabilecek en mühim ders, güneş ve ayın Allah'ın emrinde ve O'nun yasalarına göre hareket eden iki uzay cismi olduklarıdır. Bunların hareketlerini, bazı beşerî olaylara bağlamak Allah Resûlü'nün (sav) sünnetine aykırıdır. Nitekim Efendimizin (sav) biricik oğlu İbrahim'in ölümünün ardından güneş tutulmuş ve bazı kimseler, güneşin ona yas tuttuğu için tutulduğunu söylemişlerdir. Bu söylentinin yayılması üzerine Allah Resulü (sav) yanlışlığın önüne geçmek için gerçeği beyan etmek ihtiyacını hissetmiştir.

 

Bâb: "Güneş .... İçin Tutuldu" Denir Mi?


125- Saîd b. Ufeyr bize anlatarak dedi ki: el-Leys bana Ukeyl'den, o İbni Şihâb'dan şunu nakletti: Urve b. ez-Zübeyr bana Allah Resûlü'nün (sav) hanımı Âişe'den (r.anhâ) şunu nakletti:
Güneş tutulduğu gün Allah Resulü (sav) -namaz- için kalktı ve tekbir getirdikten sonra uzun bir kıraat okudu. Sonra uzun bir rükûda bulundu. Sonra başını kaldırdı ve 'Semiallâhü limen hamiden' dedi. Sonra olduğu gibi kıyamda durdu ve uzun bir kıraat daha okudu. Bu, ilk kıraatinden daha kısaydı. Sonra uzun bir rükû için rükûya eğildi. Ama bu ilk rükûundan daha kısaydı. Sonra uzun bir secdeye kapandı. Sonra ilk rekatta yaptıklarını aynen yaptı ve selam verdi. Güneş açıldı. Halka hutbe vererek güneş ve ayın tutulması hakkında şöyle buyurdu:
O ikisi Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Ne birinin ölümü, ne de hayata gelmesi sebebiyle tutulurlar. O ikisinin tutulduğunu gördüğünüzde derhal namaza sığının.[29]

Şerh

"Uzun bir secdeye kapandı" ifadesi, "küsûf namazında secdeyi uzun tutmanın sünnet olmadığı" yönünde iddiada bulunalara cevap niteliğindedir.

Hukum

Dinimizin en duyarlı olduğu nokta, hiç kuşkusuz akâid esaslarıdır. Zâten semavî bir dinin bozulma sürecine girmesinde en büyük katkı da inaçla ilgili esaslarının zedelenmeye başlamasıdır. Burada İmam Buhârî bâb başlığından hareketle, güneş ve ayın her hangi bir insanın doğumu veya ölümü yüzünden tutulmasını mekruh bulmuştur. Doğrusu da budur. Çünkü bunun sonucu -Allah muhafaza- Müslüman cemaati şirke ve bazı insanlara kutsallık izafe etmeye kadar götürebilir. Bu ise, dinimizle asla bağdaşmayacak bir tutumdur.

Ders

Güneş ve Ay Yüce Allah'ın koyduğu yasalar (sünnetullah) dairesinde hareket eden gök cisimleridir. Bunların hareket ve sükûnlarını Allah Teâlâ dışında bir yaratılmışa, onun doğum veya Ölümüne baklamak bir bakıma Allah Teâlâ'ya ortak koşmaktır. Yüce Allah hepmizi bu veya benzeri bir çılgınlığa düşmekten korusun.

 

Bâb: Küsûf Vakti Kabir Azabından Allah'a Sığınmak



126- Abdullah b. Mesleme bize Mâlik'ten, o Yahya b. Saîd'den naklederek dedi ki; Amre bn. Abdurrahman Allah Resûlü'nün (sav) hanımı Âişe'den (r.anhâ) şöyle nakletti:
Yahudî bir kadın kendisinden dilenmek için gelmiş: "Allah seni kabir azabından korusun" demiş, bunun üzerine Âişe (r.anhâ) Allah Resû-lü'ne (sav) "İnsanlara kabirlerinde azap olunur mu?" diye sormuştu.
Allah Resulü (say) kabir azabından Allah'a sığınan sözler söyledi. Resûlüllah (sav) sabahleyin bir bineğe bindi, arkasından güneş tutuldu ve kuşluk vakti geri döndü. Sonra Resûlüllah (sav) hanımlarının odaları arasında dolandı ve ardından namaza durdu. Halk da arkasında namaza durdu. Namazda uzun bir kıyam yaptı, sonra uzun bir rükû yaptı, sonra rükûdan başım kaldırdı, uzun bir süre kıyamda durdu. Bu kıyamı, birinci kıyamdan daha kısaydı. Arkasından başını kaldırdı ve secdeye gitti. Sonra yine uzun bir kıyam yaptı. Bu da birinci kıyamdan daha kısaydı. Sonra tekrar uzunca bir rükûda bulundu. Bu da birinci rükûdan daha kısaydı. Ardından başım kaldırıp secdeye gitti ve namazdan çıktı. Allah'ın konuşmasını dilediği kadar konuştu, sonra da kabir azabından -Allah'a- sığınmalarını emretti.[30]

Şerh

"Odaları arasında" ifadesinde geçen "Zahrâniy" kelimesinin zâid olduğu söylenmiştir.
Allah'ın konuşmasını dilediği kadar konuştu" ifadesinde murat edilen, hutbe irad etmesi, namazı, sadaka vermeyi ve zikri emretmesidir.

Hüküm

Gerek küsûf vaktinde gerekse sair vakitlerde kabir azabından Allah'a sığınmak müstehap bir davranıştır. Nitekim Allah Resulü (sav) de bu hadis-i şerifte, Müslümanlara kabir azabından Allah'a sığınmalarını emretmiştir.

Ders

Ölüm sonrası hayat, insanlarda her zaman merak uyandırmıştır. Bu bağlamda ilk Müslümanların fazla bilgili olmadıkları bu hadis-i şeriften daha iyi anlaşılmaktadır. Hz. Âişe validemizin (r.anhâ) Yahudi kadının kabir azabıy ilgili söylediklerini inkâr etmesi, ardından Allah Resûlü'nün (sav) bunu tasdik etmesi, bunu teyit etmektedir. Ölüm sonrası hayatla ilgili bilgiler, ancak Kur'ân-ı Kerim'in açık nasları ve Allah Resûlü'nün (sav) sahih sünne-tiyle bilinebilecek hususlardır. O'nun, küsûf hutbesinin son bölümünde kabir azabından Allah'a sığınmalarını emretmesi, kabir hayatının varlığını ve herkes için taşıdığı önemi açıkça gözler önüne sermektedir. Bizler de Efendimizin bu emir ve tavsiyelerinden hareketle, namazlarımızın sonunda dua ederken kabir azabından Allah Teâlâ'ya sığınmalı, kabirlerimizin cehennem çukurlarından bir çukur değil, cennet bahçelerinden bir bahçe olabilmesi için dua etmeliyiz.

 

Bâb: Mescitte Küsûf Namazı Kılmak


127- İsmail bize anlatarak dedi ki: Mâlik, Yahya b. Saîd'den, o Amre bn. Abdirrahman'dan, o Âişe'den (r.anhâ) şunu nakletti:
Yahudi bir kadın kendisinden dilenmek için gelmiş: "Allah seni ka-bir azabından korusun" demiş, bunun üzerine Aişe (r.anhâ) Allah Resu-lü'ne (sav) "İnsanlara kabirlerinde azap olunur mu?" diye sormuştu.
Allah Resulü (sav) kabir azabından Allah'a sığınan sözler söyledi. Resûlüllah (sav) sabahleyin bir bineğe bindi, arkasından güneş tutuldu ve kuşluk vakti geri döndü. Sonra Resûlüllah (sav) hanımlarının odaları arasında dolandı ve ardından namaza durdu. Halk da arkasında namaza durdu. Namazda uzun bir kıyam yaptı, sonra uzun bir rükû yaptı, sonra rükûdan başını kaldırdı, uzun bir süre kıyamda durdu. Bu kıyamı, birinci kıyamdan daha kısaydı. Sonra uzun bir rükûda bulundu. Arkasından başını kaldırdı ve uzun bir secdeye gitti. Sonra yine uzun bir kıyam yaptı. Bu da birinci kıyamdan daha kısaydı. Sonra tekrar uzunca bir rükûda bulundu. £u da birinci rükûdan daha kısaydı. Ardından başını kaldırıp uzunca bir secdeye gitti, bu secde ilkinden daha kısaydı. Sonra namazdan çıktı. Allah'ın konuşmasını dilediği kadar ko-nuştu, sonra kabir azabından -Allah'a- sığınmalarını emretti. [31]

Şerh

Kuşluk vakti döndü" ifadesinde, Allah Resûlü'nün (sav) güneş tutulmasını görür görmez, hemen mescid-i nebeviye döndüğü bildirilmektedir.

Hüküm

Küsûf namazı, bu hadis-i şeriften anlaşıldığı üzere cami ve mescidlerde kılınması gereklidir. Nitekim Hanefî mezhebine göre büyük bir camide kılınması, mescidlerde kılınmasından daha faziletlidir. Ancak insanların küsûf vakti bulundukları yer bağlı olarak açık alanda da kılınabileceği söylenmiştir.

Ders

Günümüzde güneş ve ay tutulmalarında namaz kılma sünnetine fazla riâyet edilmemekte bilakis bunlar seyir ve merak konusu olaylar olarak takdim edilmektedir. Hâlbuki bizler Allah Resûlü'nün (sav) sünnetine uymak isteyen Müslüman bireyler olarak camilerde olmasa da evlerimizde bu namazı kılmalı, O'nun bu vesileyle emrettiği sadaka verme, dua etme, kabir azabından sığınma gibi fiilleri eda etmeliyiz. Dünyanın hâli neyi gösterirse göstersin, bizim emrolunduğumuz şey; dinimizin ve Efendimizin bizlere tavsiye ettiği ibadet ve duaları mümkün olduğunca eda edebilmek olmalıdır.

 

Bâb: Güneş Bir İnsanın Ölümü Veya Hayat Bulması Yüzünden Tutulmaz


128- Abdullah b. Muhammed bize anlatarak dedi ki: Hişâm bize Ma'mer'den o ez-Zührî'den, o Hişâm b. Urve'den, o Urve kanalıyla Âişe'den (r.anhâ) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) devrinde güneş tutuldu. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) namaza durdu ve uzunca bir kıraat okudu. Sonra rükûya gitti ve rüküyu da uzattı. Sonra başını kaldırdı ve kıraati yine uzattı. Ancak ilkinden daha kısaydı. Sonra rükûya gitti ve rükûyu uzun fakat ilkinden kısa tuttu. Ardından başını kaldırdı ve iki kere secde etti. Sonra kıyama durdu ve aynını ikinci rekatta da yaptı. (Namazdan) sonra dikildi ve şöyle buyurdu:
Güneş ve ay bir kimsenin Ölümü veya hayata gelmesi için tutulmazlar. O ikisi Allah'ın ayetlerinden ikisidir. Allah onları kullarına gösterir.
Siz bunu -güneş veya ay tutulmasını- gördüğünüzde namaza sığının![32]

Şerh

"Siz bunu- güney ve ay tutulmasını-gördüğünüzde namaza sığının" buyruğunda Allah Resûlü'nün (sav) gerek güneş tutulması (=küsûf), gerekse ay tutulması (=husûf) anlarında namaz kılınması yönündeki emri açıktır.

Hüküm

Allah Resulü (sav) tebliğ etmekle memur olduğu dini insanlara anlatırken, onların câhiliye döneminden kalma asılsız inançlarıyla da mücadele etmiş ve deyim yerindeyse sahih bir inanç sistemini oturtmaya çalışmıştır. İnsanların güneş ve ay tutulması gibi olayları bir takım beşerî olaylara yormaları da o dönemde görülen sağlıksız inanışlar arasındaydı. Efendimiz (sav) bu ve benzeri hadislerinde Müslümanları sahih bir inanca çağırmakta, güneş ve ayın, kendi iradeleriyle değil Allah'ın koyduğu tabiat yasalarına göre hareket eden gök cisimleri olduklarını açık bir dille beyan etmektedir.

Ders

Câhiliye döneminin inanışları arasında yer alan yıldızlar, ay, güneş vb. gök cisimlerinin insanların kaderleri ve toplumların gelecekleri üzerindeki tesirleri Allah Resulü (sav) tarafından reddedilmiş batıl inanışlardı. Efendimiz bizzat kendi oğluyla ilgili olarak söylenmesine rağmen o hüznü içerisinde bu inancın yanlışlığını vurgulayarak güneş ve ayın Allah'ın ayetleri olduklarını, hiç kimseni doğum veya ölümü sebebiyle tutulmayacaklarını kesin bir dille söylemiştir. Bilindiği üzere Allah Resûlü'nün (sav) biricik oğlu İbrahim, henüz bir buçuk yaşında iken (H. 10) yılında vefat etmişti. Ölüm günü, takdiri-i ilahînin bir tecellisi olarak güneş tutulmasına rastlamış ve insanlar, güneşin İbrahim'in ölümünden dolayı duyduğu hüzün sebebiyle tutulduğunu söylemişlerdi.
Böyle bir Peygamberin ümmeti olarak bizler, gök cisimlerinin sözde insanlar üzerindeki tesirlerini inceleyen ve daha çok kehanete dayanan fal, astroloji ve benzeri beşerî öğretilere kıymet vermemeli, bunların bilgilerini ciddiye almamalıyız. Bu hususta Efendimizin (sav) falcılık ve kehanet aleyhinde kesin dille ifade ettiği yasaklar hatırdan hiç çıkarılmamalı, "Fala inanma, falsız da kalnfa" türünden masum gibi gözüken şeytanî aldatmacalara pabuç bırakılmamalıdır.

 

Bâb: Küsûf Namazında İlk Rekat Daha Uzundur


129- Mahmud b. Gaylân bize anlatarak dedi ki: Ebû Ahmed bize Süfyân'dan, o Yahya b. Amre'den, o Âişe'den (r.anhâ) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) onlara güneş tutulmasında (küsûf-i şems) ilki diğerinden daha uzun olmak üzere ikişer secdeli dört rekat namaz kıldırdı.[33]

Şerh

Ebû Ahmed" ez-Zübeyrî'dir. İlki diğerinden daha uzun olmak üzere" ifadesiyle ilgili Ibni Battal şöyle demiştir:,, İlk rekatın kıyamiyla, rükû ve secdesiyle 129  
li İbni Battal şöyle demiştir: İlk rekatın kiyamıyla, rükû ve secdesiyle ikinci rekattın kıyam ve rükûundan daha uzun tutulduğu noktasında ihtilaf yoktur. İhtilaf edilen nokta ikinci iki rekatın ilk rekatıyla diğer rekatı arasındaki uzunluk hâlidir. Yani her kıyam bir sonrakine göre daha uzun olarak mı eda edilmektedir ki bu görüş el-İsmailî'nin rivayeti tarafından da teyit edilmektedir, yoksa üç ve dördüncü rekatlarla ilgili her hangi bir süre beyanı olmadığı için, sadece ilk iki rekatla mı ilgilidir? Bu konuda kesin bir gödrüş belirtilmemiş olmakla beraber ilk iki rekattaki sürelerle ilgili olması görüşü daha faydalı gözükmektedir.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre küsûf namazı iki rekat olarak eda edilir ve ilk rekattaki kıyam, kıraat ve rükû ikinci rekata göre daha uzun tutulur.

Ders

Buradan çıkarılacak ders, kasırga, gündüzün ani kararma, geceleyin ani ışıma, deprem, salgın hastalık gibi hâllerde de küsûf ve husuf (ay tutulması) namazları gibi namaz kılmanın müstahsen görüldüğünü bilmektir. Bunlar, arkasından gelen çok büyük felaketlerin habercisi niteliğinde olaylar da olabilir. Dolayısıyla bu gibi anlarda imanı tazelemek, kalbi temizlemek, iman ve ihlâsı takviye etmek, Peygamberimizi (sav) örnek alan her Müslümanm ihmal etmeyeceği fiillerdir. Unutulmamalıdır ki Allah Resulü (sav) ufukta karanlık bulutları gördüğü zaman dahi hüzünlenir ve geçmiş kavimleri helak eden azap bulutlarını hatırlayarak bunların o bulutlar gibi olmaması için Rabbine dua ederdi. Gerçekten de her bulut, yağmur ve bereket getirmeyebilir.

 

Bâb: Husuf Namazında Kıraatin Sesli Olması


130- Muhammed b. Mihrân bize anlatarak dedi ki: el-Velîd b. Müslim bize İbni Nemr'den, o İbni Şihâb'dan, o Urve'den, o Âişe'den (r.anhâ) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) husuf namazında kıraati sesli okudu. Kıraati bitirdiğinde tekbir getirerek rükuya eğildi. Birinci rükûdan doğrulduğunda 'semiallâhü limen hamideh, Rabbena ve lekel hamd' dedi. Sonra küsûf namazının ikişer rükûlu, dörder secdeli dört rekatında da kıraate devam etti.
el-Evzâî ve diğerleri dediler ki: ez-Zührî'nin Urve kanalıyla Âişe'den (r.anhâ) şöyle naklettiğini dinledim:
Allah Resulü (sav) devrindş güneş tutuldu. Allah Resulü (sav) bir tellal göndererek "Namaz toplayıcıdır!" diye çağrı yaptırdı. Sonra halkın önüne geçerek dört rekat kıldırdı. Her rekatı iki rükû ve dört secde olmak üzere laldı.
Abdurrahman b. Nemr de bana İbni Şihâb'm ez-Zührî'den benzerini duyduğunu bildirdi. Dedim ki: Peki şu kardeşin Abdullah b. ez-Zübeyr ne yapmakta o zaman? Medine'de (küsûf) namazı kıldığında sabah namazı gibi sadece iki rekat kıldı!
Cevaben dedi ki: Haklısın. O, sünnette hata etti. Süfyân b. Hüseyin ve Süleyman b. Kesîr, kıraatin sesli olması noktasında ez-Zührî'den gelen rivayete mutâbaat ettiler.[34]

Şerh

Allah Resulü (sav) husuf namazında kıraati sesli okudu" ifadesinde, Allah Resûlü'nün cehrî kıratta bulunduğu anlaşılmaktadır ki bu gündüz vakti kılınan namazla ilgili bir durumdur. Bu görüşte olmayan bir topluluk ise bunun ay tutulmasıyla ilgili olduğunu söylemişlerdir. Ay tutulmasıyla ilgili olduğu yönündeki rivayet pek güçlü değildir. Sahih rivayetlerde, ay değil güneş tutulması olduğu beyan edilmektedir.

Hüküm

Hanefî mezhebinde küsûf namazının kıraatiyle ilgili olarak iki görüş bildirilmiştir. İmam-ı Azam'a göre kıraat gizli, tmameyne göre ise seslice yani cehrî okunur.

Ders

Güneş ve ay tutulması, kâinatta alışılmış düzenin bir anda değiştiği, aydınlığın yerini karanlığın aldığı ender anlardandır. Günümüzde bilimsel olarak aylar hatta yıllar önce tespit edilen bu olay, astronominin henüz gelişmediği toplumlarda mucizevî bir an olarak görülür, bundan türlü yorumlar çıkarılırdı. Bugün gelişmiş uzay bilimleri sayesinde bunun dahi sıradan bir olay hâline geldiğini görmekteyiz. Ancak yine de bu olayların, belli bir zaman silsilesi içerisinde belli yol işaretleri olma, dolayısıyla hiç beklenmeyen gelişmelerin sinyali vazifesini görme gibi işlevleri olabilir. Bu yüzden güneş ve ay tutulması gibi tabiat olaylarında Efendimizin takip ettiği yolu takip ederek namaz ve duaya sığınmakta büyük faydalar vardır.

Bâb: İnşikâk Sûresinin Secdesi


131- Müslim b. Muhammed ile Muâd b. Fudâle bize anlatarak dediler ki: Hişâm bize Yahya'dan, o Ebû Seleme'den şunu nakletti:
Ebû Hüreyre'nin (ra) İnşikâk sûresini okuduktan sonra secde ettiğini gördüm ve sordum: Ey Ebû Hüreyre! Seni secde ederken görmedim mi?
Şöyle dedi: Eğer Allah Resûlü'nün (sav) secde ettiğini görmesem, secde etmezdim.[35]

Şerh

"Eğer Allah Resûlü'nün (sav) secde ettiğini görmesem, secde etmezdim" ifadesi, O'nun da bu sûreyi okuduğu namazlarda secde ettiğini göstermektedir.

Hüküm

Tilâvet Secdesi: Kur'andaki her hangi bir secde âyetini okuyan veya dinleyen birinin yapması vacip olan secdeye denir.
Hanefî mezhebine göre tilâvet secdesi vaciptir. Diğer üç mezhep ise, bu secdenin sünnet olduğu görüşündedir.
Yapılışı: Tilâvet secdesi niyetiyle eller kaldınlmaksızın "Allahu ekber" denilerek secdeye varılır, secdede üç kere "Sübhane Rabbîyel-a'lâ (En yüce olan Rabbimi bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim)" denilir. Bundan sonra "Allahu ekber" denilerek secdeden kalkılır. Tilâvet secdesinin rüknü, Allah Teâlâ'yı ta'zîm için yüzü yere koymaktır. Ancak namaz hâlinde rükû ve hastalar için îmâ da secde yerine geçer.
Bu secde için abdestli, temiz, avret mahalli örtülü ve kıbleye yönelmiş olmak şarttır.
Tilâvet secdesine ayaktan inilmesi ve bu secdeden kalkarken ayağa kalkılması ve bu şekilde ayağa kalkarken "Gufrâneke Rabbena ve İleykel masîr (Ey Rabbimiz! Senin bağışlamanı bekliyoruz. Son dönüş sanadır" denilmesi müstehaptır. Tilâvet secdesine varılırken ve kalkarken alınan tekbirler de müstehaptır.
Secde âyetini hoparlörden dinlemek, okuyucudan dinlemek gibidir. Radyo ve televizyondan dinlenen secde âyeti de hoparlörden dinlemeye benzer. Çünkü sesin tel aracılığı ile ulaşması ile ses dalgaları aracılığı ile telsiz olarak anında ulaşması arasında bir fark bulunmamaktadır. Sadece okuyanla dinleyen arasında bir mekân farkı söz konusudur. Kur'an-ı Kerîm'de on dört yerde secde âyeti bulunmaktadır. Bu süre ve âyet nolan aşağıda verilmiştir: el-A'raf, 7/206; er-Ra'd, 13/15; en-Nahl, 16/50; el-İsrâ, 17/109; Meryem, 19/58; el-Hac, 22/18; el-Furkân, 25/60; en-Nemi, 27/25; es-Secde, 32/15; Sâd, 38/24; Fussilet, 41/37; en-Necm, 53/62; el-İnşikâk, 84/20 ve Alak, 96/19.

Ders

Ebû Hüreyre (ra) Efendimizin sünnetini yaşamayı gaye edinen sahabeden biri olarak İnşi^âk sûresini okuduğu her namazda, O'nun yaptığı gibi secde-i tilâvette bulunurdu. Secde âyetleri, Yüce Allah'ın huzurunda yere kapanmanın gerekli görülerek bizzat 'secede' fiilinin kullanıldığı âyet-i kerimelerdir. Bu âyetleri okuduğumuz veya dinlediğimiz zaman, Rabbimizin azamet ve kibriyâsı karşılığında, kulluğumuzu bir kez daha idrak ederek secdeye kapanmalı, O'nun büyüklüğünün şuuru içinde kendi zayıflığımızı itiraf etmeli ve O'ndan bize dost ve yardımcı olmasını niyaz etmeliyiz. Bu dileğin en güzel ifade edildiği anlardan biri de secde anlarıdır.

 

Bâb: Her Kim Namazda Secde Âyeti Okuyup Secde Ederse


132- Müsedded bize anlatarak dedi ki: Babamı şöyle derken dinledim: Bekr bana Ebû Râfi'den şunu anlattı:
Ebû Hüreyre (ra) ile yatsı namazı kıldım. İnşikâk sûresini okuyunca secde etti. (Namazdan sonra) "Bu nedir?" diye sordum. Şöyle dedi: -Bu sûrede Ebu'l-Kâsım'ın (sav) arkasında secde ettim. O'na kavt şuncaya kadar da onu okuduğumda secde etmeye devam edeceğim.[36]

Şerh

Bekr bana anlattı" ifadesinde adı geçen Bekr, İbni Abdullıı el-Müzenî'dir.

Hüküm

Secde-i tilâvetle ilgili fıkhı hükümleri bir önceki (131 no.lu) hadis-i şerifte zikrettik.

Ders

Bu hadis-i şerifte de Allah Resûlü'nün (sav) sünnetini yaşatma, din: O'nun yaşadığı gibi yaşama istek ve gayretinin canlı bir örneğini görmekteyiz. Bu ve benzeri hadisler bize, Allah Resûlü'nün (sav) sünnetini anlama n yaşama konusunda yol gösterici ve teşvik edici olmalıdır. Çünkü O, bu din:: mübelliği ve Âişe (r.anhâ) validemizin ifadesiyle "Ahlakı Kur'an" olan bz insandı.

 

Bâb: Binek Üstünde Nafile Namaz Kılmak


133- Ebu'1-A'lâ b. Hammâd bize anlatarak dedi ki: Vüheyb bize Musa b Ukbe'den, o Nâfı'den şunu nakletti:
Abdullah b. Ömer (ra) bineği üzerinde namaz kılar, onun üzerinde vitir eder ve Allah Resûlü'nün de (sav) böyle yaptığını haber verirdi.[37]

Şerh

Bineği üzerinde kılardı" yani İbni Ömer (ra) yolculuk esnasında bazı namazları bineğinden inmeksizin kılardı.
Bineği üzerinde vitir ederdi" yani vitir namazını da bineği üzerinde kılardı. Bu rivayet ile, Saîd b. Cübeyr'den nakledilen "İbni Ömer (ra) nafile namazları bineği üzerinde kılar, vitir etmek istediğinde yere inerdi" rivâyetiyle arasında çelişki yoktur. Çünkü İbni Ömer (ra) her ikisini de yapmıştır.

Hüküm

Nafile namazların binek üzerinde kılınabileceği hususunda mezhepler arasında ittifak vardır.
Farzlara gelince bu konuda Hanefî mezhebi diğer mezheplerden farklı olarak, zaruret olmadıkça" farzların binek sırtında kılınmasını caiz görmemektedir.
Ancak uçak, tren, otobüs, vapur gibi sevk ve idaresi yolcunun iradesi dışında gerçekleşen toplu ulaşım araçlarında îmâ ile dahi ve kıbleye yönelme şartı aranmaksızın kılınması mümkündür.

Ders

Yüce dinimiz, esasen insanların ibadetleri kolay ve rahat bir şekilde eda edebilmelerine zemin hazırlamış, bunun için bir çok ruhsata yer vermiştir.
İşte bunlardan biri de nafile namazları binek üzerinde kılabilme imkânıdır. Nafile namazlar olarak bildiğimiz sünnet namazlar, gece namazı, hatta vitir namazı binekte giderken de kılınabilir. Ancak bütün bunlar için seferde olma şarttır. Binaenaleyh kendi şehri ve kasabası içinde şuradan şuraya giden kimse indiği yerde kılmalıdır. .

Bâb: Binek Üstünde Îmâ İle Namaz Kılmak


134- Musa b. İsmail bize anlatarak dedi ki: Abdülaziz b. Müslim bize Abdullah b. Dinar'dan şunu nakletti:
Abdullah b. Ömer (ra) seferde iken binek üzerinde namaz kılar, namazını onun gittiği yönde îmâ ile edâ ederdi. Abdullah (ra), Allah Resûlü'nün de (sav)böyîe yaptığını zikretmiştir.[38]

Şerh

"îmâ ile eda ederdi" ifadesinde mutlak mânâda bir îmâdan söz edilmekte, rükû ile secde arasında her hangi bir farklılığa yer verilmemektedir. Hâlbuki fikıhçılar, rükû ile secdeyi ayırt etmek için hafifçe eğilmek gerektiğini söylemişlerdir. Ne var ki hadisin metninden bunu destekleyen veya reddeden bir anlam çıkmamaktadır.

Hüküm

imâ, namazda rükû ve secde yerine başla işaret etmektir. Bu şekilde namaz kılan kişi rükû için başı biraz eğer, secde için ise rükûdan biraz daha fazla eğer.
Yolculuk hâlinde de mezhebimize göre farz namazlar dışındaki namazları binek üzerinde îmâ ile kılmak caizdir.
Oturarak namaz kılamayan, sırt üstü yattığı yerde imâ eder. Bir kişi ayakta durmaya gücü yettiği halde, rüku ve secdeye gücü yetmiyorsa, ayakta veya oturarak imâ edebilir; ancak oturarak imâ etmesi daha uygundur.
Kaş veya göz ile îmâ ederek namaz kılınmaz. Başı ile îmâ etmeye gücü yetmeyen kimsenin nanfaz kılması gerekmez.

Ders

İslâm dini kolaylık üzerine tesis edilmiştir. Sorumluluklar ve kulluk da kulun gücüne göredir. Bu nedenle yolculuk ve hastalık, hafifletme ve kolaylaştırma sebebi sayılmıştır. Buna göre, ayakta namaz kılmaya gücü yetmeyen veya ayakta durmakta zorlanan kimse namazını oturarak kılabilir. Rükû veya secde etmeye gücü yetmeyen kimse de îmâ ile kılabilir.

 

Bâb: Farz Namazların Önünde Ve Sonunda Olmamak Şartıyla Nafile Kılmak


135- Hafs b. Ömer bize anlatarak dedi ki: Şube bize Amr b. Murra'dan, o İbni Ebî Leylâ'dan şunu nakletti:
Allah Resûlü'nün (sav) kuşluk vakti namaz kıldığını Ümmü Hâni (r.anhâ) dışında bize haber veren olmadı. O, şunu anlatmıştır:
Allah Resulü (sav) Mekke'nin Fethi günü evinde gusletti ve sekiz rekat namaz kıldı. O'nun bu kadar hızlı namaz kılarken hiç görmemiştim. Fakat rükû ve secdeleri tam yapıyordu.
el-Leys dedi ki: Yunus bana İbni Şihâb'dan, o Abdullah b. Âmir b. Rebî'a kanalıyla babasının şu ifadesini nakletti ki o, Allah Resûlü'nün (sav) seferde geceleyin bineği üzerinde, -bineğin- götürdüğü yöne doğru teşbih namazı kıldığını görmüştür.[39]

Şerh

Allah Resûlü'nün (sav) kuşluk vakti namaz kıldığını Ümmü Hâni (r.anhâ) dışında bize haber veren olmadı" ifadesi, böyle bir şeyin kesinlikle olmadığına delil teşkil etmez. Çünkü Abdurrahman b. Ebî Leyla bunu kendi adına olumsuz olarak ifade etmektedir. Zira Allah Resûlü'nün (sav) bu vakitte kıldığına dair ona rivayet gelmemiştir. Allah Resûlü'nün (sav) bu vakitte namaz kıldığına dair başka rivayetler mevcuttur.

Hüküm

İbn Ömer'den (ra) "Allah Resûlü'nün (sav) yolculuklarda farzların öncesinde ve sonrasında nafile namaz kılmadığı" rivayet edilmiştir. Yine ondan Allah Resûlü'nün (sav) yolculukta nafile namaz kıldığı da rivayet edilmiştir.
Fıkıh âlimleri bu konuda değişik görüşler ortaya koymuşlardır; Sahabeden bazıları yolculukta nafile namaz kılınabileceği kanaatindedir ki Ömer b. el-Hattâb, Ali b. Ebî Tâlib, Abdullah b. Mesûd (r.anhum) bunlardandır.
Bir gurup ilim adamı ise ne farzdan Önce, ne de farzdan sonra nafile kı-lınmaması görüşündedir.
Yolcukta nafile kılmamanın izahı; ruhsatı kabul etmektir. Kılanlara büyük sevap vardır. İlim adamlarının çoğunluğu da bu kanaattedirler

Ders              

Yolculuk, hastalık veya yaşlılık gibi ruhsatlara bağlı olarak bazı nafile namazların kılınmayabileceği hususu, bize göre temelde vicdanî bir konu olup kişinin fetvayı kalbinden istemesini gerektiren bir durumdur. Meseleyi kalbine soran biri, kalbinden namazı kılma yönünde bir sinyal aldığı vakit onun üstüne gider ve namazını huzur ve huşu içinde kılar. Aksi bir sinyal alansa kılmaz. Elbette namazını kılan için büyük sevap vaat edilmiştir. Fakat kılmayan için de her hangi bir günah tehdidinde bulunulmamıştır. O da netice itibraıyla meşru bir ruhsattan istifade etmiştir.

 

Bâb: Farz Namazların Önünde Ve Sonunda Olmamak Şartıyla Nafile Kılmak


136- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb, ez-Zührî'den, o Salim b. Abdullah'tan, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) bineğinin sırtında onun gittiği yöne doğru namaz kılar, başıyla îmâda bulunurdu.
İbni Ömer de (ra) böyle yapardı.[40]

Şerh

îmâda bulunurdu", yani îmâ ile namaz kılardı. Bu rivayet, üstte İbni Ömer'den (ra) farklı bir senedle nakledilmiştir. İbni Ömer'in (ra) binek üzerinde naille kılmayı men ettiğine dair gelen rivayetlerin açıklamasıyla ilgili en-Nevevî şöyle demiştir: Muhtemelen Allah Resulü (sav) farzların önünden ve arkasından kılınan sünnet namazları (=revâtib) bineği üzerinde kılmakta ve İbni Ömer (ra) bunu görmemekte idi. Ya da Allah Resulü (sav) bunlardan bazılarını cevaz hükmünden dolayı kılmayabiliyordu.

Hüküm

Konuyla ilgili fikhî hükümler için bir önceki 135 no.lu hadis-i şerifin ilgili bölümüne bakınız.

Ders

Yolculuk sırasında ulaşım aracı veya binek üzerinde namaz kılınırken, kıbleye yönelme zarureti bulunmadığı için, böyle bir endişeden hareketle diğer yolcuları rahatsız etmemeli, îmâ ile kılmak yeterli olduğu için de namazın erkânını sanki mescitte eda ediyormuş gibi aynen yapmaya çalışma-mahdır. Mescitte insanları rahatsız etmemekle ilgili emirlerin hepsi başka ortamlarda da geçerlidir.

 

Bâb: Oturarak Namaz


137- Ebû Nu'aym bize anlatarak dedi ki: İbni Uyeyne bize ez-Zühıî'den, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) bir attan düştü. Sağ yanı berelendi yahut ezildi. Ziyaret için yanına gittiğimizde namaz (vakti) girdi. Oturarak namaz kıldı. Biz de oturarak kıldık.
Buyurdu ki: İmam ancak kendisine uyulması içindir. O tekbir getirdiğinde siz de tekbir getirin. O rükûya gittiğinde siz de rükûya gidin. O doğrulduğunda siz de doğrulun. O 'semiallâhü limen hamiden' dediğinde siz 'Rabbena ve lekel hamd' deyin.[41]

Şerh

"Oturarak namaz kıldı. Biz de oturarak kıldık" ifadesinde rahatsızlık hâlinde oturarak namaz kılınabileceği gibi, imam oturarak kıldığında cemaatin de oturarak kılacağı gibi bir hüküm çıkmaktadır.
Hâlbuki bu, daha sonraki rivayetlerden de anlaşılacağı üzere neshedilmiş bir hükümdür.

Hüküm

Oturarak namaz kılmada rükû ve secdeler güç yettiği ölçüde yapılır. Eğer belin eğilmesi mümkün değilse veya sakıncalı olacaksa, başıyla imâ yapar. İmâda baş secde için rükûdan biraz daha fazla eğilir. Böylece ilcisi birbirinden ayrılmış olur.
İmamın oturarak kılması hâlinde cemaat ayakta kılarlar.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkan en mühim ders, imama her şartta uyulması gereğidir. Gerçekten de imam, Müslümanların lideri olması sıfatıyla buna layıktır. Cemaat ile namaz kılınırken, imamdan önce hareket etmek mekruhtur. Buna rağmen bazı tez canlı kimselerin rükû ve secdelere imamdan önce atıldıklarını ve ondan önce kalktıklarını görürüz ki bu iktidâya yani imama uymaya aykırı bir durumdur. Bundan özellikle sakınılmalıdir.
Hadisten çıkartmamız gereken ikinci ders, hasta ziyaretinin anlam ve Öneminin bilincinde olmaktır. Görüldüğü üzere Allah Resulü (sav) bir kaza atlatmış, sahabe de vakit geçirmeden kendisini ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini O'na sunmuşlardır. Müslüman bir toplumda bu duyarlılığın sürekli canlı kalması gerekir.

 

Bâb: Teheccüd Namazı


138-Ali b. Abdillah bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize Süleyman b. Ebî Müslim'den, o Tâvûs'tan, İbni Abbâs'm (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) geceleyin teheccüd için kalktığı zaman şöyle dua ederdi: "Allahümme leke'l-hamdü, ente Kayyimü's-semâvâti veU-arzi ve men fîhinne, veleke'l-hamdü, Leke mülkü's-semâvâti ve'1-arzi ve men fîhinne veleke'l-hamdü, ente Nûrü's-semâvâti ve'1-arzi ve men fihinne veleke'l-hamdü ente Meiikü's-semâvâti ve'1-arzi veleke'l-hamdü, ente'l-Hakku ve va'duke'l-hakku ve likâuke hakkun ve kavluke hakkun ve'I-cennetu hakkun ve'n-nâru hakkun ve'n-nebiyyûne hakkun ve Muhammedun sailallahu aleyhi ve selem hakkun ve's-sâatu hakkun. Allahümme leke eslemtü ve bike âmehtü ve aleyke tevekkeitü ve ileyke enebtü ve bike hâsemtü ve ileyke hâkemtü f ağfir lî mâ kaddemtü ve mâ ahhertü ve mâ esrartü ve mâ a'lentü, ente'I-Mukaddimu ve ente'l-Muahhiru. Lâ ilahe illâ ente, lâ Hâne illâ gayruke {^Allahım, hamd Sa-na'dır. Göklerin, yerin ve içindekilerin hâkimiyeti Senindir. Hamd Sanadır. Sen göklerin, yerin ve içindekilerin Nurusun. Hamd Sanadır. Sen göklerin ve yerin hâkimisin ve hamd Sanadır. Sen Hak'sın, vaadin de haktır, Seninle karşılaşmak da haktır, sözün de haktır cennet de haktır cehennem de haktır, peygamberler de haktır. Hz. Muhammed (sav) de haktır, kıyamet de haktır. Allahımll Sana teslim oldum, Sana inandım ve Sana tevekkül ettim. Sana yöneldim, Senin için husumette bulundum. Senin hükmünü hakem yaptım. Geçmişte, gelecekte, gizli açık işlediğimi bağışla. Öne geçiren de Sensin, geri bırakan da Sensin. Senden başka ilah yoktur!)
Süfyân şunu ekledi: Abdülkerim Ebû Ümeyye 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billah Allah tan başka ne kuvvet vardır, ne engeli ibaresini ekleyerek rivayet etti. Yine Süfyân dedi ki: Süleyman b. Ebî Müslim bunu Tâ-vûs'tan, o İbni Abbâs'tan (ra) dinlediğini nakletti.[42]

Şerh

Allah Resulü (sav) geceleyin teheccüd için kalktığında" ifadesiyle ilgili olarak Mâlik'in Ebu'z-Zübeyr vasıtasıyla Tâvûs'tan yaptığı rivayete dayanarak gecenin yarısında kalktığında bu dua ile başlardı şeklinde bir anlam çıkmaktadır.
Göklerin., hâkimi" ifadesiyle ilgili olarak Katâde şöyle demiştir: Yani O, yarattıklarının işlerinin sevk ve idaresini kendisi östlenmiş olandır.
Sen göklerin ve yerin nurusun", yani onların aydınlatıcısısın, o ikisinde yaşayanlar Seninle yol ve yön bulurlar. Bir başka görüşte ise, Sen her türlü kusurdan münezzeh olansın, denmiştir.
Sen, göklerin ve yerin Melikisin" yani mâliki ve hükümdarısın. Çoğunluk böyle derken el-Keşmihenî "Göklerin ve yerin mülkü senindir" lafzıyla bir rivayette bulunmuştur. Ancak siyak bakımından
ilki daha münâsiptir.
Sen Hak'sın" yani varlığı sabit ve seksiz şüphesiz tahakkuk etmiş olansın. el-Kurtubî şöyle der: Bu sıfat, hakikatte yalnız Allah Teâlâ'ya mahsus olup O'ndan başkasına yakışmaz. Çünkü O'nun varlığı zâtı için olup öncesinde veya sonrasında yokluk vâki değildir. haktır", yani Senin vaat ettiğin şey mutlaka gerçekleşecektir.
Seninle karşılaşmak haktır" ifadesinde öldükten sonra dirilmenin ikrarı söz konusudur. Yani dünyada yaşayan herkes, ahrette yaptığının karşılığını görecektir. Bazıları bunun 'ölüm' anlamına geldiğini söy-lemişse de Nevevî bu görüşü geçersiz kılmıştır.
Cennet haktır, cehennem haktır" yani her ikisi de şu an mevcutturlar.
Öne geçiren de Sensin. Geri bırakan da Sensin" ifadesiyle ilgili olarak el-Mühelleb şöyle demiştir: Allah Resulü (sav) bununla kendninc işaret etmiştir. Zira O, ahîret hayatı için en önce diriltilecek, dünyaya ise peygamber olarak son gönderilen olmuştur. Yüce Allah O'nu bir yerde öne alırken, bir yerde geri bırakmıştır.

Hüküm

Teheccüd namazı mendup olup iki ile oniki rekat arasında kılınabilir. En azı iki rekat, en çoğu oniki, ortası ise sekiz rekattır. Her iki rekatta selam verilmesi daha faziletlidir.
Teheccüd namazı kılmak çdk faziletli bir ameldir. Yüce Rabbimiz geceleyin kalkıp teheccüd namazı kılanlar hakkında şöyle buyurur:  "Onların yanlan yataklarından uzaklaşır (teheccüd namazı kılmak için yataklarından kalkarlar), korkarak ve umarak Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (hayır için) harcarlar. Yaptıklarına karşılık onlar için gözlerini aydınlatıcı ne güzel (nimetlerin) saklandığını hiç kimse bilmez." (Secde, 32/16-17).

Ders

Gece namazı, daha önce de işaret ettiğimiz üzere bir müminin inanç ve ihîâsını en çok pekiştirecek ibadetlerden biridir. Herkes gibi yatıp uyuduktan sonra gecenin bir vaktinde kalkıp abdest almak ve Rabbinin huzurunda mü-nacat ederek namaz kılmak her yiğidin kârı değildir, Bunu başarabilenler
gerçekten seçkin insanlardır.

 

Bâb: Gece Namazında Secdelerin Uzunluğu


139- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb ez-2ührî'den, o Urve'den Âişe'nin (r.anhâ) şöyle dediğini bildirdi:
Allah Resulü (sav) on bir rekat kılardı. (Gece) namazı buydu. Başını ecdeden kaldırmazdan Önce sizden birinin elli ayet okuması süresince ecdede kalır, sabah namazından önce iki rekat kılar ve müezzin namaz için çağmncaya kadar sağ tarafı üzerine uzanırdı.[43]

Şerh
"Başını kaldırmazdan önce sizden birinin elli ayet okayacağı kadar secdede kalırdı" ifadesinden anlaşılan secdeyi olabildiğince uzun tuttuğudur.

Hüküm

Teheccüd namazında secdelerin uzun tutulması, Allah Resûlü'nün (sav) sünnet lerındendır.

Ders                   

Gece namazında huşu ve ıhlasın zirveye çıkması mümkündür. Zira bu vakitte insanın dikkatini dağıtacak meşgaleler neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu vakitte en büyük düşman kişinin nefsi ve niyetini bozmaya çalışan şeytandır. Her ikisi de kılınan namazın sevabını götürmeye çalışırlar. Bunu önlemek için özellikle kulluğu perçinleyen secde hâlinin uzn tutulmasında fayda vardır.

 

Bâb: Allah Resûlü'nün (Sav) Gece Namazı Nasıldı?


140- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb bize ez-Zührî'den, o Salim b. Abdillah'tan, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti: Adamın biri şöyle dedi: Ey Allah Resulü! Gece namazı nasıldır? Buyurdu ki: İkişer ikişerdir. Sabah vaktinin girmesinden korkarsan tek rekatla vitir et.[44]

Şerh

Gece namazı nasıldır?" sorusuna verilen cevap bizzat Allah Resûlü'ne ait olduğu için verilecek cevap gece namazı hakkında nihai kabul edilmesi gereken bir tarif olacaktı. Nitekim öyle olmuştur.

Hüküm

Gece namazının mendup olduğu, en faziletli vaktinin gecenin ikinci yarısı veya gece üç parçaya bölünürse orta parçası olduğunu daha önce ifade etmiştik. Burada ise sabah namazına yakın bir vakit gündeme gelmektedir ki Allah Resulü (sav) bu vakitte de gece namazı kılmıştır.

Ders

Allah Resûlü'nün (sav) hayatına baktığımızda hayatının hemen her ânını bir ibadet ele geçirmiş olduğunu, bunu en az bir kere yaptığını görüyoruz. Fakat O'nun tasvip ettiği ibadet, az da olsa devamlı olandır. Nitekim, gece namazı kılmayı alışkanlık hâline getirenin onu terk etmesi, sıradan bir Müsîümamn gece namazı kılmamasından farklıdır.

 

Bâb: Allah Resûlü'nün (Sav) Gece Namazı Nasıldı?


141- İshâk bize anlatarak dedi ki: Ubeydullah b. Musa İsrail 'den, o Ebî Hasîn'den o Yahya b. Vessâb'dan, o Mesrûk'tan şunu nakletti: Hz. Aişe'ye (r.anhâ) Allah Resûlü'nün (sav) gece namazım sordum. Şöyle dedi:
Sabahın iki rekatı dışında, yedi, dokuz, yahut on bir (rekat) idi.[45]

Şerh

Şöyle dedi: Yedi, dokuz, yahut onbir rekat idi." İfadesinde Allah Resûlü'nün (sav) gece namazı olarak kıldığı rekat sayılan zikredilmektedir ki bunların sonuncusu hep vitirdir. Çünkü daha Önce de görüldüğü üzere gece namazı ikişer ikişer kılınan bir namazdır.

Hüküm

Müslüman, gece namazını bu rekatlardan her biri sayısınca kılabilir. Allah Resulü (sav) eşinin şehadetiyle her üç sayıda da namaz kılmıştır.

Ders

Gece namazında aslolan devamlılık olduğu için rekat sayısının en azını tercih etmek belki bazıları için daha teşvik edici olacaktır. Ancak sabah namazı vaktine yakın bir vakitte kılmaya kalkışmak daima risklidir. Çünkü sabah namazı vakti girme endişesi bulunur. Bunun yerine gecenin ortası veya üçe bölündüyse, orta diliminde kılmak daha faziletlidir.

 

Bâb: Allah Resûlü'nün (Sav) Gece Namazı Nasıldı?


142- Ubeydullah b. Musa bize anlatarak dedi ki: Hanzala bize el-Kâsım b. Muhammed'den, o Aişe'den (r.anhâ) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) geceleyin on üç rekat kılardı. Vitr ve sabahın iki rekatı buna dâhildi.[46]

Şerh

Geceleyin on üç rekat kılardı. Vitir ve sabahın iki rekatı buna dâhildi" ifadesiyle ilgili olarak şunu söylemek gerekir ki bu, Allah Resûlü'nün (sav) gece namazıyla ilgili genel hâlini yansıtmaktadır. O, bu namazı bazen yedi, bazen dokuz, bazen onbir kılardı. Fakat çoğunlukla onbir rekat kıldığı için bu hadiste toplam sayı zikredilmiştir. Tabii bu namazlardan sabah namazının ilk iki rekatını ayrı kıldığını da belirtmek gerekir.
Hz. Âişe'den (r.anhâ) bu konuda farklı rekat sayıların zikredilmiş olması, hepsinin farklı ortamlarda ve değişik zamanlarda kılınmış olmaları itibarıyla sorun teşkil etmemektedir.
Gece namazı ile vitirin toplamının onbir rekatı geçmemesinin hikmeti bana şöyle gibi geldi: Teheccüd ve vitir namazları gece namazına mahsus namazlardır. Gündüzün farzlarına baktığımız zaman öğlenin dört, ikindinin dört, akşamın üç rekat olarak günün vitri olduğunu görürüz. Buna göre gece namazının da nicelik ve nitelik bakımından gündüz namazına denk olması münasiptir.
On üç rekata gelince, bu da on bir rekata sabah namazının iki rekat farzının ilâvesiyle münasip olmaktadır.

Hüküm

Gece namazının rekat sayıları daha önce zikredildiği için tekrarında fayda görmüyoruz.

Ders               

Gece namazının fazilet ve sevabından etraflıca söz edildiği için burada Ebû Dâvud'da geçen bir hadisi hatırlatmak istiyoruz:
Ebû Hureyre (ra) ve Ebû Saîd el-Hudrî (ra) Efendimizin (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ettiler: "Kim geceleyin uyanır ve karısını da uyandırarak beraberce iki rekat namaz kılarlarsa, Allah'ı çok zikreden erkek ve kadınlardan yazılırlar." (Ebû Davûd, Vitr, 13)

 

Bâb: Sabah Namazının İki Rekatından Sonra Sağma Uzanmak


143- Abdullah b. Yezîd bize anlatarak dedi ki: Saîd b. Ebî Eyyûb bize Ebu'l-Esved'den, o Urve b. ez-Zübeyr'den, o Âişe'den (r.anhâ) şu sözü nakletti:
Allah Resulü (sav) sabah namazının iki rekatını kılınca sağ tarafına yaslanırdı.[47]

Şerh

Ebu'l-Esved" en-Nevfelî olup Urve'nin yetimidir. Yaslandı" ifadesi ile kastedilen uyuma veya uyuklama anla Sağ tararına" yaslanmanın hikmeti kalbin sol tarafta olmasıdır. Kişi sol tarafi üzerine yaslanırsa istirahatın zirvesine çıkarak derin bir uykuya dalabilecektir. Sağ tarafa yaslandığında kalp askıda kalacağı için kişinin uykuya dalması daha zor olur. Sağa yaslanmanın mekruh oluşuyla ilgili görüşler bildirilmiş olsa da, tercih edilen görüş, sağ yanına yaslanma hâlinde ve kalbin uyanık tutulması durumunda meşru olduğudur. Çünkü Allah Resulü (sav) bunu yapmıştır.

Hüküm

Kişinin içi geçmesi suretiyle abdestinin tehlikeye girmesi korkusu yüzünden namaz arasında yaslanarak uzanmak zaruret bulunmadıkça mekruh görülmüştür.

Ders

Allah Resulü (sav), bizlerden farklı olarak kalbi sürekli diri ve canlı kalan bir insandı. Bu yüzden O'nun sabah namazının sünnetinden sonra müezzini beklerken sağ tarafına yaslanmasının bir sakıncası olmamıştır. Hâlbuki bizler için sabahın rehavetiyle uyuya kalmamız, hatta namazı kaçırmamız tehlikesi mevcuttur. Bu nedenle kameti oturarak, vird ve tesbihatla ile meşgul bir hâlde beklemek daha isabetli olacaktır.

 

Bâb: Sabah Namazının İki Rekatında Ne Okunur?


144- Muhammed b. Beşşâr bize anlatarak dedi ki: Muhammed b. Cafer bize Şûbe'den, o Muhammed b. Abdirrahman'dan, o halası Amre vasıtasıyla Âişe'den (r.anhâ) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) sabah namazından önceki iki rekat sünneti o kadar kısa kılardı ki (kendi kendime) 'Acaba Fatiha okudu mu?' derdim.[48]

Şerh

Acaba Fâtiha'yı okudu mu?" ifadesinin aslında geçen Ümmü'l-Kitâb (Kitab'ın Anası) kelimesi, Fatiha sûresinin isimlerinden biridir. Böyle bir tereddüdün doğma sebebi, Allah Resûlü'nün (sav) söz konusu iki rekatı aşırı hızlı kılmasıdır. O kadar ki İmam Buhâri tarafindan sabah namazının sünnetinde kıraat olmadığına dair bir iddiaya bile yer verilmiştir. Hz. Âişe'nin (r.anhâ) buradaki tereddüdünün sebebi, Efendimizin nafile namazlarda kıraati normalde oldukçea uzun tutmasıdır. Sabahın sünnetinde o kadar kısa okumuş ve namazı o kadar hızlı kılmıştır ki, Âişe Validemiz O'nun kıraati hakkında sanki hiç okumamış gibi geldiğini söylemek suretiyle mübalağalı bir ifade kullanmıştır. Allah Resûlü'nün (sav) başka hadislerinde de sabahın sünnetlerinde okunacak en güzel sûrelerin Kâfırûn ve İhlâs sûreleri olduğunu ifade etmiş olması, namazın bu kadar kısa kılınmasını da bir şekilde açıklamaktadır.

Hüküm

Sabah namazının iki rekat sünneti, sünnet-i müekkede hükmünde olup terk edilmemesi gereken namazlardandır. Peygamber Efendimiz (sav) de sabah namazının sünnetine diğer sünnetlerden daha fazla önem vermiş ve terkedilmemesini istemiştir: "Düşman süvarisi kovalasa bile sabah namazının iki rekât sünnetini terk etmeyin" (Ebu Davud, II, 301) hadisi bunu göstermektedir. Bu önemden dolayıdır ki, diğer namazların sünnetleri kaza olarak kılınamazken, sabah namazının sünneti güneş doğduktan sonra kaza edilebilmektedir.

Ders

Sabah namazının sünneti, günün ilk namazı olması itibarıyla Müslümamn ibadet hayatında önemli bir yere sahiptir. Bu itibarla bu iki re-katlık namazda Efendimizin (sav) sünnetine uyarak, hızlı kılmak ve kıraat olarak da Fâtiha'nın ardından Kâfirûn ve İhlâs sûrelerini okumak çok yerinde olacaktır. Bu iki rekat evde kılınabileceği gibi camide de kılınabilir. Ancak bu namaz ile sabahın farzı arasındaki vakit, Kur'an okuyarak, evrâd ve tesbihat çekilerek değerlendirilmelidir.

 

Bâb: Nafile Namazı İkişer İkişer Kılmak Kılmak


145- Yahya b. Bükeyr bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Ukayl'dan, o İbni Şihâb'dan, o Sâlim'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) ile birlikte öğle namazından önce iki rekat, öğle namazından sonra iki rekat, Cuma namazından sonra iki rekat, akşam namazından sonra iki rekat, yatsı namazından sonra iki rekat (sünnet) kıldım.[49]

Şerh

Ve iki? rekat" ifadesinde İbni Ömer'in (ra) revâtib olarak adlandırılan, farz namazların öncesi ve sonrasında kılınan sünnet namazları ikişer rekat olarak kıldığı görülmektedir.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre revâtib namazlar şunlardır: Sabah namazından önce kılınan iki rekat, öğle namazından önce kılınan dört rekat ve sonra kılınan iki rekat, ikindi namazından önce kılınan dört rekat, akşam namazından sonra kılınan iki rekat, yatsı namazından önce kılınan dört ve sonra kılınan iki rekat namaz.
Ders

Revâtib namazları, toplumumuzda yerleşik olan âdete bağlı olarak camilerde kılınmaktadır. Hâlbuki bunların ev ve işyerlerinde kılınmaları, o mekanların da namaz ile imâr edilmeleri bakımından yararlı olacaktır. Ancak fitne ve yanlış anlamalara sebebiyet vermemek için camilerde kılınmaları daha münasip görünmektedir.

Bâb: Nafile Namazı İkişer İkişer Kılmak


146- Ebû Nu'aym bize anlatarak dedi ki: Seyf b. Süleyman bize Mücâhid'den şunu nakletti: Kendisi evinde iken Abdullah b. Ömer'e (ra) Allah Resûlü'nün (sav) Kabe'ye girdiği haber verilmişti. (Abdullah b. Ömer anlatıyor:)
Hemen -Kabe'ye- yöneldim. Allah Resûlü'nün (sav) çıkmış olduğunu gördüm. Bilâl'ı (ra) kapıda dikilirken buldum. "Ey Bilâl! Allah Resulü (sav) Kabe'nin içinde namaz kıldı mı?" diye sordum. "Evet" dedi. "Nerede?" diye sordunca şöyle dedi:
Şu iki sütunun arasında. Sonra çıktı ve Kabe'ye yönelerek iki rekat daha kıldı.
Ebû Abdillah der ki: Ebû Hüreyre (ra) şunu söyledi: Allah Resulü (sav) bana kuşluk vaktinin iki rekatını vasiyet etti. İtbân b. Mâlik de (ra) şöyle dedi: Kuşluk vakti Allah Resulü (sav) yanında Ebû Bekir (ra) yanıma geldi. Gün uzamıştı. O'nun ardında saf tuttuk ve iki rekat namaz kıldırdı.[50]

Şerh

Ve iki rekat kıldı" ifadesinden hareket ederek nafile namazların ikişer rekat hâlinde kılınması hususunda bir sünnet vaz edilmiştir. Ancak Allah Resûlü'nden (sav) gelen farklı rivâyetlerdeki değişik uygulamalar sebebiyle bu konuda fikıhçılann farklı değerlendirmeleri olmuştur. İmam Ebû Hanife ve iki öğrencisine göre kul, gündüz kılınan nafile namazları iki veya dört rekat hâlinde kılmakta muhayyerdir. Onlar bundan fazlasını mekruh görmüşlerdir. Cumhur dediğimiz ulemânın çoğunluğu ise hem gündüz, hem de gece kılınan nafile namazların her iki rekatta bir selam verilerek kılınacağı yönünde fikir belirtmişlerdir.

Hüküm

Gündüz kılınan nafile namazların; bir selamla dört rek'attan fazlası ve gece kılınan namazların sekiz rekattan fazlası mekruhtur.
Gece ile gündüz en faziletli olan, bir selamla dörder rekat kılmaktır.
İkindiden önce dört, yatsıdan hem önce, hem sonra dörder rekat, akşamdan sonra da altı rekat namaz kılmak mendubtur. Bu namazlardan başka; dört rekatlık nafile namazlarda, birinci ka'dede teşehhüdden sonra selavat duası okunur, üçüncü rekatın başında da Sübhâneke'yi gizli okur eder. Zira onlarda her iki rekat müstakil bir namaz sayılır

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılacak en mühim ders, sahabe-i kiramın Allah Resûlü'nün (sav) uygulamalarını bütün ayrıntılarına kadar öğrenme ve aynını yapma yönündeki görülmemiş arzu ve gayretleridir. Dünya tarihinde hemen hiçbir cemaat önderi için böyle bir şeye rastlanmamıştır. İlk Müslümanlar, dinlerini O'nun gibi yaşamak ve yaptığı hiçbir şeyi kaçırmamak için O'nu bir gölge gibi izlemekten asla vazgeçmemiş, şahit olmadıkları hususları da diğerlerinden hemen öğrenmeye çalışmışlardır. Sahabenin İslam'ı yaşamada gösterdiği bu hassasiyetin bir nebze de bizde bulunması, Müslüman âleminin çehresini değiştirmeye yetecektir.

 

Bâb: Farzdan Sonra Kılınan Nafile Namaz


147- Müsedded bize anlatarak dedi ki: Yahya b. Saîd bize Ubeydullah'tan, o Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) ile birlikte öğle namazından önce iki secde, öğle namazından sonra iki sede, akşam namazından önce iki secde, yatsı namazından sonra iki secde ve Cuma namazından sonra iki secde (sünnet) kıldım. Akşam ve yatsı evindeydi.
Kız kardeşim Hafsa (r.anhâ) bana Allah Resûlü'nün (sav) fecrin doğmasından sonra iki kısa rekat kıldığını haber verdi. Bu, Allah Resûlü'nün (sav) yanına giremeyeceğim bir vakitti.
İbni Ebi'z-Zinâd, Musa b. Ukbe vasıtasıyla Nâfi'den şunu nakletti: Yatsıdan sonra ailesinin arasında. Kesir b. Ferkad ve Eyyûb, Nâfi'den gelen bu rivayete mutâbaat ettiler.[51]

Şerh

Allah Resulü (sav) üe birlikte iki secde kıldım" ifadesindeki "secde" lafzı rekat anlamında kullanılmıştır. Bunlar, asıl itibarıyla revâtib namaz oldukları için Allah Resulü (sav) ile aynı mekanda kılındığını göstermek için "ile birlikte" ibaresi kullanılmıştır.
Akşam ve yatsı evindeydi" ifadesinden istidlalde bulunularak, gündüz namazlarının aksine akşam ve yatsı namazlarının sünnetlerini evde kılmanın cami ve mescitte kılmaya göre daha faziletli olduğu söylenmiştir. Bu görüş, Mâlik ve es-Sevrî'den nakledilmiştir. Ancak hadisin bu mânâda kullanılması tartışma götürür. Çünkü Allah Resulü (sav) bunu kasden ve bilinçli olarak yapmayıp gündüz insanlarla meşguliyetinden dolayı mescitte kılmak durumunda kaldığından orada kılmıştır. Akşamları ise, genelde evinde bulunduğundan sünnetleri evinde eda etmiştir.

Hüküm

Revâtib yani farz namazların öncesinde ve sonrasında kılınan sünnet namazlardan daha önce söz ettiğimiz için bu konuya tekrar girmiyoruz.

Ders

Gerek bu hadis-İ şerif gerekse önce yer verdiğimiz hadislerde sünnet namazların önemi ve Peygamber Efendimizin (sav) bunların edasında gösterdiği titizlik, dikkat çekici boyuttadır. Bizler de O'nun bu titizliğinden gerekli dersi çıkartarak sünnet namazların kılınmasında, camilerde kılma imkânı bulamıyorsak evlerde ve işyerlerinde kılmaya özen göstermeliyiz. Bu namazları ihmal ve savsaklamaya kurban etmemenin yolu ise, Efendimizin (sav) yaptığı üzere sürekli abdestîi dolaşmaktan geçer. Abdestli olan biri için vakit namazlarını ve bunların sünnetlerini kılmak hiç de nefse ağır gelen bir iş değildir. Bu noktada şeytanın en önemli silahı, abdestsiz dolaş iknasıdır.

 

Bâb: Yolculukta Kuşluk Namazı


148- Âdem bize anlatarak dedi ki: Şube bize Amr b. Murra'dan, o Abdurrahman b. Ebî Leyla'dan şunu nakletti:
Allah Resûlü'nün (sav) kuşluk vakti namaz kıldığını Ümmü Hâni (r.anhâ) dışında bize bildiren olmadı. O, şunu anlatmıştır:
Allah Resulü (sav) Mekke'nin Fethi günü evinde gusletti ve sekiz rekat namaz kıldı. Bu kadar hızlı namaz görmemiştim. Fakat rükû ve secdeleri tam yapıyordu.[52]

Şerh

Bize hiç kimse anlatmadı" ifadesinde, kuşluk namazını kıldığına dair Ümmü Hâni (r.anhâ) dışında kimseden bilgi gelmediği vurgulanmaktadır ki bir çok farklı rivayet de bunu teyit etmektedir. Ümmü Hâni (r.anhâ) Ebû Tâlib'in kızı ve Hz. Ali'nin (ra) kız kardeşi olup Buhârî'de bu hadis ile taharet babında geçen başka bir hadis dışında başka rivayeti bulunmamaktadır.
Ve sekiz rekat kıldı", ifadesinde Allah Resûlü'nün (sav) hızlıca sekiz rekat kıldığı bildirilmekte, ancak bunları nasıl böldüğü bildirilmemektedir. Şu var ki Küreyb, yine ondan yaptığı rivayette "Her iki rekatta bir selam verdi" ilâvesine yer vermektedir ki bundan, sekiz rekatı dört selam ile kıldığı anlaşılmaktadır.
Bundan daha hızlı bir namaz görmedim" ifadesinde Allah Resûlü'nün (sav) namazı çok hızlı kıldığı beyan edilmekte ve bundan, kuşluk vakti namazını hızlı ve hafif kılmanın müstehap olduğu hükmü çıkar sanmaktadır.

Hüküm
Kuşluk (=duhâ) namazını dört rekat ve daha fazla kılmak menduptur. Bu namaz oniki rekata kadar kıhnabilir. En azı iki rekat, en fazlası on iki rekat, ortası ve en faziletli olanı sekiz rekattır, diyen âlimler de vardır.
Ulemâ, kuşluk namazını devamlı kılmanın mı, yoksa zaman zaman kılmanın mı faziletli olduğu konusunda değişik görüşler beyan etmişlerse de, tercih edilen görüş, devamlı kılmanın faziletli olduğudur.
Kuşluk (=duhâ) namazının vakti; güneşin doğuşundan, yaklaşık iki saat sonra başlar ve güneşin semanın ortasından batıya hafif yönelmesinden az önceki zamana kadar devam eder.

Ders

Kuşluk vakti Kur'an-ı Kerim'de oldukça sık geçen vakitlerden biridir. (Bkz.A'râf, 7/98; Tâhâ, 20/59; Duhâ, 93/1; Nâzıât, 79/46) Yüce Kitabımızda bu kadar sık zikredilen bir vakti boş geçirmek elbette sâlihler için düşünülmeyecek bir şeydir. İşte bu nedenledir ki İslam'ı gündelik hayatında Allah Resûlü'nün (sav) yaşadığı gibi yaşamak isteyen dindar kimseler kuşluk vakti namazını ihmâl etmemelidirler. Ancak bu vakti devamlı olarak kılmak daha faziletli görüldüğü için, rekat sayısı kılınabilecek miktarda tercih edilmeli ve bir vird şeklinde ona devam edilmelidir.

 

Bâb: Öğlenin Farzından Önce Kılınan İki Rekat Namaz


149- Süleyman b. Harb bize anlatarak dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize Eyyûb'dan, o Nâfı'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti: Allah Resûlü'nden (sav) on rekat namazı hıfz edip (öğrendim). İki rekat Öğle namazından önce, sonrasında iki rekat, evinde akşam namazından sonra iki rekat, evinde yatsı namazından sonra iki rekat ve sabah namazından önceki iki rekat. Yalnız bu, Peygamber efendimizin (sav) yanına girilecek bir vakit değildi. Hafsa (r.anhâ) bana anlattı ki: Müezzin (sabah) ezanını okuyup fecr doğduğunda Allah Resulü (sav) iki rekat (sünnet) kılardı.1[53]

Şerh

Yalnız bu, Peygamber efendimizin (sav) yanına girilecek bir vakit değildi" ifadesi, kişinin yanına girilmesi hoş olma-yan vakitlerle ilgili bir kural içermektedir.

Hüküm

Bu hadis-i şeriften revâtible ilgili çıkarılabelecek hükümleri daha önce gördüğümüz için, gündelik hayatı ilgilendiren başka bir boyutla ilgili çıkarılacak hükümlere bakmak istiyoruz. İbni Ömer (ra), sabah namazı vaktinin, bir insanın evine girilmesi için uygunsuz bir vakit olduğunu belirtmiştir. Başkalarına ait evlere girmeyle ilgili kurallar şunlardır:
1. Evin kapısını kapalı tutmak, pencerelere içeriyi göstermeyecek şekilde perde asmak sünnettir. Tek katlı evlerde ise vaciptir.
2. Başkasının evine izin almadan girmek caiz değildir.
3. Kapıyı çalmak, zile basmak ve selâm vermek sünnettir.
4. İçerden "Kim o?" diye sorulunca, ad ve soyad ile cevap vermek sünnettir.
5. Birinci çalmayı duymamışlarsa bunu üç ile dört defa tekrarlamak âdâbdandır. Dördüncü defa da ses çıkmazsa artık ısrar edilmeyip geri dönülür.
6.  Kapıyı çaldıktan sonra tam kapının önünde değil bir tarafında durmak da âdâbdandır.
7. Kendisine ait eve girilirken izin istenmez, ancak selâm verilir.
8.  Kamuya açık yerlere (otel vb.) girişte izin istenmeyip ilgililerine selâm verilir.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkaracağımız en mühim ders, başkalarının evlerine belli vakitlerde girmemeyi kural hâline getirmektir. Akşamın ileri saatleriyle sabahın erken saatleri bu vakitlerdendir. Buna kaylule âdetinin olduğu evlerde öğle ile ikindi arası da dâhil edilebilir. Çünkü bu saatlerde ev halkının görüşmeye uygun olmamaları mümkündür. Müslüman, hayatın her anında hassas ve titiz davranmayı kural edinmiş kimsedir.

Bâb: Binek Hayvanı Namaz Esnasında İpinden Kurtuhırsa


150- Muhammed b. Mukâtil bize anlatarak dedi ki: Abdullah bize Yu-nus'tan, o ez-Zührî'den, o Urve'den şöyle dediğini nakletti: Âişe (r.anhâ) şunu anlattı:
Güneş tutulmuştu. Allah Resulü (sav) kalkıp namaza durdu. Uzun bir sûre okuduktan sonra rükûya eğildi. Rükûyu uzun tuttu. Sonra başını kaldırdı ve başka bir sûreye başladı. Sonra rükûya eğildi ve rükûyu tamamlayıp secdeye vardı, ikinci rekatta da aynını yapıp (namazı bitirdikten) sonra şöyle hitap etti:
O ikisi, Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Bunu -tutulmayı- gördüğünüzde geçinceye kadar namaz kılın. Şu makamımda bana vaat edilen her şeyi gördüm. O kadar ki hafifçe öne ilerlediğimi gördüğünüz sırada cennetten bir salkım almak istemiştim. Hafifçe gerilediğimi gördüğünüz sırada bir bölümü bir bölümünü yerle bir ederken cehennemi görmüştüm. Orada Amr b. Luheyy'i gördüm. Adak develerini salıveren o adamı.[54]

Şerh

Abdullah bize Yûnus'tan" ifadesinde geçen Abdullah, İbnu'l-Mübârek, Yûnus ise, İbni Yczîd'dir.
Vaat olunduğum her şeyi gördüm" ifadesiyle ilgili olarak farklı rivayetlerde "Vaat olunduğunuz" veya "Şahit olacağınız" gibi ibareler kullanılmıştır.
Hafifçe öne ilerlediğim" ifadesinde Allah Resûlü'nün (sav) namaz esnasında ileri doğru ilerlediği ifade edilmektedir. Hadisin bir sonraki ibaresinde ise geri doğru geldiği zikredilmektedir ki bu da cehennemi görmesi sebebiyle olmuştur.
Orada Amr b. Lühey'i gördüm" ifadesinde adı geçen Amr, Câhiliye döneminde adak develerinin salıverilmesi bidatini ortaya atan kişidir. Mecma'ul-Beyan tefsirinde belirtildiğine göre, İbni Abbâs Peygamber'den (sav) şöyle rivayet eder: "Bir zamanlar Mekke hükümdarı olan Amr. b. Lühey b. Kamaa b. Hindif, İsmail peygamberin (as) dinini değiştiren, putları diken ve bahîre, sâibe, vasile ve nâm adlı hayvanlara ilişkin hükümleri koyan ilk kişi olmuştur."

Hüküm

İmam Buhârî'nin hadise bu bâbda yer verme sebebi, namazda hareket etmenin cevazıyla ilgilidir. Bu konuda Hanefî mezhebinin görüşü şudur: Namazda iken sağa sola doğru üç adıma kadar yürümek namazı bozmaz, hatta bir adım ileri veya bir adım geri gitmek de bozmaz. Böyle bir şeyden dolayı namazı bozmak ise haramdır.
Namazda iken hayvana binmek namazı bozarken, hayvandan inmek namazı bozmaz.

Ders

Namazın bozulmasıyla ilgili meselede almamız gereken ders, onun huşu ve ihlâsı ile bağdaşmayacak fiillerin namazı bozmasa dahi kıymetine hale getireceğini bilmektir. Örneğin sebepsiz yere öksürmek, sağa sola yalpalanmak, yürümek, elbisesini çekiştirmek gibi fiiller namazı bozmasa da mekruh oldukları noktasında ihtilaf yoktur. Dolayısıyla namaz esnasında bu gibi fiillerden olabildiğince uzak durmak, huşu ve ihlâs ile namaza devam etmek gerekir.

 

Bâb: Kişinin Namazda Bir Şeyler Düşünmesi


151- Yahya b. Bükeyr bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Cafer'den, o d-A'rac'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Namaz için ezan okunduğu zaman evtan yellenerek ezanı duyamayacağı kadar uzağa çekilir. Müezzin sustuğunda geri gelir. Namaza kamet getirildiğinde tekrar dönüp çekilir. Kamet bittiğinde tekrar gelir. Sonunda kişi ile kendi arasına girer ve "Şunu hatırla, bunu hatırla" diyerek aklında olmayanları söyler. Tâ ki adam, kaç rekat kıldığını bilemez olur.
Ebû Seleme b. Abdirrahman dedi ki: Sizden biri böyle yaptığında kâdede iken iki secde yapsın. Ebû Seleme bunu Ebû Hüreyre'den (ra) dinlemiştir.[55]

Şerh

Cafer" olarak zikredilen râvi, İbni Rebîa el-Mısrî'dir.
Kaç rekat kıldığını bilemeyinceye kadar" ifadesi, namazda namaz dışı şeyler hakkında düşünmenin onun sıhhatini bozmadığı anlaşılmaktadır. Bunun istisnası, namazın rükünlerinden her hangi birinin terk edilmesidir ki, namaz ancak bu durumda bozulur.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre sırf kalbî kuruntu ve evhamlar namazı bozmaz. Örneğin bir kişi namazda diliyle terennüm etmeksizin bir şiir veya konuşma düzenlese namazın saygınlığını ihlâl etmiş olmakla beraber namazını bozmuş olmaz.
Yeri gelmişken namazda huşûya ulaşabilmek hakkında bir şeyler söylemekte fayda görüyoruz:
Namazda huşûya erebilmek için kalbi diri tutmak, namaz kıldığını bütün varlığıyla hissetmek, okuduklarını ve tesbihatını mânâları ile özümsemek, Yüce Allah'ın makamı karşısında aczini ve basitliğini kavramak, O'nun rahmetinden ümitvâr olmak ve huzurunda edebe aykırı davranışlarda bulunmaktan haya etmek gerekir.
Bunları yapmaya çalıştıkça kılınan namazın giderek daha huşûlu ve verimli olduğu yakinen görülecektir.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarabileceğimiz en mühim ders, şeytanın namazda dahi Müslümanı rahat bırakmadığının bilincinde olmaktır. O lânetli varlık, tâ Elest bezminde ileri sürdüğü iddiasını gerçekleştirmek için Müslümanın huşu ve huzura en fazla ihtiyaç duyduğu namazda bile kalbiyle arasına girmekten ve ona, namazla ilgisi olmayan şeyleri hatırlatmaya çalışmaktan geri durmaz. Evham ve kuruntu adını verdiğimiz bu şeytanî hatırların namazı bozmasa da zevkini ve kıymetini ihlal edecekleri aşikârdır. Bu nedenle namaza başlarken niyeti sağlam tutmak, dünyevî kaygı ve endişelerden olabildiğince sıyrılmak gerekir.

 

Bâb: İki Rekat Farz Kılındıktan Sonra Sehv Secdesi Hakkında


152- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik b. Enes bize İbni Şihâb'dan, o Abdurrahman el-A'rac'dan, o Abdullah b. Buheyne'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) bize namazlardan iki rekat kıldırdı. Sonra kalktı ve kâde-i ûlâda oturmadı. İnsanlar da O'nunla birlikte kalktılar. Namazı bitirdiğinde selam vermesini bekledik. Fakat O, selamdan önce tekbir getirdi ve oturur hâlde iki kez secde ettikten sonra selam verdi.[56]

Şerh

Allah Resulü (sav) bize namaz kıldırdı", bize veya bizim için kıldırdı.
Namazlardan birinin" ifadesiyle kastedilen namazın Öğle namazı olduğu anlaşılmaktadır.
Namazını bitirdiğinde" ifadesiyle kastedilen açıktır. Fakat namazın bitirilmesiyle ilgiii olarak bu hadisten selamın namazdan olmadığı görüşüne delil çıkarılabileceği söylenmiştir. Sahabe ve Tâbiûn'dan bazılarına göre selam namazdan değildir. İmam Ebû Hanife de bu görüşü savunanlardandır. Bu görüşe şöyle bir itirazda bulunulmuştur: Selam, namazdan çıkışı ifade ettiği için selam rüknüne varan bir musalli, namazını bitirmiş gibi sayılır. Buna da Yahya b. Saîd kanalıyla el-A'rac'dan gelen bir rivayeti delil göstermişlerdir,
Selam -vermesini- bekledik", normal olarak namazdan çıkılmak için gereken selamı vermesini bekledik, mânâsındadır. Burada selam ile murat edilen de ikinci selamdır.
Selam vermezden önce tekbir getirdi ve iki kere secde etti" ifadesinde Sehiv Secdesinin şer'î delili mevcuttur. Bilinmelidir ki sehiv secdesi iki secdeden oluşur. Unutkanlıkla bir kez secde etse bir şey gerekmezken kasden yaparsa namazı bâtıl olur.
Kendisi oturur hâlde -kâdede- iken" ifadesi, hâl yani durum cümlesi olup "Secde etti" fiilini gerçekleştirenin hâlini beyan etmektedir.
Hadisin e!-Leys tarafından rivayet edilen biçiminde "İnsanlar O'nun unuttuğu kâdeye karşılık o iki secdede bulundular" ziyadesi vardır ki sehiv secdesinin selamdan önce yapılması gerektiğine dair delil olarak kullanılmıştır. Hâlbuki tamamının böyle olması yönünde bu ziyadede bir hüccet mevcut değildir. Meselâ Hanefîlere göre tamamı, selamdan sonra da olabilir.
İlgili secdenin sehve mahsûs olduğuna delîl olarak da bu ziyade kullanılmıştır ki cumhurun görüşü bu yöndedir. Gazâlî ve Şâfiîlerden bir topluluk da bunu tercih etmiştir. Bundan çıkarsanan bir diğer hüküm de imamın hata etmesi hâlinde cemaatin de onunla birlikte sehiv secdesinde bulunması gerekliliğidir ki cemaatin hata etmemesinin bu noktada önemi yoktur. İbni Hazm bu konuda icmâ bulunduğunu söylemişse de bazıları, imamın hata ettiğini sanıp cemaatin hata etmediğinden emin olması durumunda cemaatin sehiv secdesi yapmamasını bundan hâriç tutmuşlardır. Bu hadisten çıkan bir diğer hüküm, selamdan önce olması durumunda sehiv secdesinden sonra teşehhüd okunmayacağıdır. Kâde-i ûlâda teşehhüdü unutarak üçüncü rekata kalkan, ancak bunu sonra hatırlayan kimse tekrar kâdeye dönmez. Nitekim sahabe, Allah Resulü (kav) ile birlikte kâde-i ûlâda oturmaksızın namaz kılmış ve O, bunu iade etmemiştir. Namaz kılan kimse üçüncü rekatın rüknüne başladıktan sonra dönüp kâdede oturmak isterse Şafiî'ye göre namazı bâtıl olur, cumhur bu görüşte değildir. Peygamberler hakkında hata ve unutma dinî bir kural koyma gerekçesiyle caiz olabilir. Sehiv secdesinin mahalli, namazın sonudur. Kişi eğer unutkanlıkla teşehhüdden önce sehiv secdesinde bulunursa, kâdeşi âhirede teşehhüdü farz gören cumhura göre tekrar sehiv secdesinde bulunur.

Hüküm

Sehiv secdesiyle ilgili fıkhı hükümleri daha önce 51 no.lu hadis-i şerifte görmüştük. Ayrıntılı bilgi için oraya bakılabilir.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarabileceğimiz en mühim ders, Peygamber efendimizin (sav) aslen hata ve unutkanlıktan korunmuş olmasına rağmen, ümmetine dini öğretebilmek için bunu kasden yapmasıdır. Gerçekten de toplum hayatında bazı kuralları öğretmek için, bilerek yanlış yapılıp bunun sakıncaları gösterildikten sonra yapılan şeyin yanlışlığı öğretilebilir. Belli sınırlar içinde kalmak şartıyla bu da bir eğitim yöntemidir.

 

Bâb: İki Rekat Farz Kılındıktan Sonra Sehv Secdesi Hakkında


153- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Yahya b. Saîd'den, o Abdurrahman el-A'rac'dan, o Abdullah b. Buheyne'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) öğlenin farzında iki rekat kılıp kalktı ve kâdede oturmadı. Namazını bitirdiğinde iki kere secde etti ve bundan sonra selam verdi.[57]

Şerh

Bu hadis-i şerifteki lafızların şerhi için 152 no.Iu hadisin şerh bölümüne bakınız.

Hüküm

Esasen sehiv secdesiyle ilgili hükümler içeren bu hadis-i şeriften çıkarılan hükümlerle ilgili olarak 51 no.lu hadis-i şerife bakınız.

Ders

Allah Resûlü'nün (sav) bazı şeyleri bilinçli olarak hata veya unutma konusu yaptığını daha önce ifade etmiş ve bunun eğitimde kullanılan yöntemlerden biri olduğunu söylemiştik.

 

Bâb: İki Ve Üç Rekatta Selam Verip İki Defa Secde Etmek


154- Âdem bize anlatarak dedi ki: Şube bize Sa'd b. İbrahim'den, o Ebû Seleme'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) bize öğle veya ikindi namazını kıldırıp selam verdi. Zül-yedeyn kendisine sordu: Ey Allah Resulü! Namaz mı kısaldı?
Allah Resulü (sav) sahabeye sordu: Söylediği doğru mudur? "Evet" dediler. Bununu üzerine Öğlenin iki rekatını daha kıldırdı, sonra iki defa (sehiv) secdesi etti.
Sa'd der ki: Urve b. ez-Zübeyr'in akşam namazını iki rekat kılıp selam verdiğine, sonra konuştuğuna ardından kalan rekatı kıldıktan sonra iki kez (sehiv) secdesi ettiğine, peşinden de "Allah Resulü (sav) de böyle yapardı" dediğine şahit oldum.[58]

Şerh

Allah Resulü (sav) bize öğle veya ikindi namazını kıldirmıştı" ifadesinde anlatılan olayın kahramanı Zül~Yedeyn hakkında ez-Zührî'nin vehme düştüğü bütün hadis imamlarınca tasdik edilmiş bir durumdur. Çünkü o, Zül-Yedeyn'i Bedir'de şehit düşen Zü'ş-Şimâleyn ile karıştırmıştır. Hâlbuki Zül-Yedeyn Allah Resûlü'nden (sav) sonra bir müddek daha yaşamış ve bu olayı bizzat kendi ağzından nak-letmiştir. Ebû Hüreyre'nin (ra) Müslüman oluşu ise Bedir savaşından yaklaşık beş yıl sonra gerçekleşmiştir. Ayrıca Zü'ş-Şimâleyn Huzâa kabilesinden Umeyr b. Abdi Amr adında bir sahabî iken, Zül-Yedeyn Süleym oğullarından el-Hırbâk adında bir sahabîdir.
Urve bu hadisi mürsel olarak rivayet etmiştir. Onun bu hadisi Ebû Hüreyre'den almış olma ihtimali vardır. Ebû Hüreyre'den (ra) ise Urve'nin arkadaşları arasında bulunan Saîd b. el-Müseyyeb, Ubeydullah b. Abdullah gibi bir çok Medineli fakîh rivayet etmiştir.

Hüküm

Sehiv secdesiyle ilgili hükümler için 51 no.lu hadis-i şerife bakınız.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarabileceğimiz en mühim ders, Allah Resûlü'nün (sav) ashabından Zül-yedeyn'in (ra) gösterdiği medeni cesarettir. Bu cesareti, Müslümanların günümüzde  de göstermeleri gerekmektedir.  Böylelikle
birçok yanlışın önüne geçilebilecek, gerçeklerin ortaya çıkması sağlanacaktır.

 

Bâb: Sehiv Secdelerinde Teşehhüd Okumayan Kimse


155- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik b. Enes bize Eyyûb'dan, o Ebû Temime es-Sahtiyânî'den, o Muhammed b. Sîrîn'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:                               ,
Allah Resulü (sav) iki rekat kıldırıp namazdan çıktı. Zül-yedeyn kendisine sordu: Ey Allah Resulü! Namaz mı kısaldı, yoksa siz mi unuttunuz?
Bunun üzerine Allah Resulü (sav) sahabeye "Zül-yedeyn doğru mu söylüyor?" diye sordu. Halk "Evet" deyince Allah Resulü (sav) kalktı ve iki rekat daha kıldırdı. Sonra tekbir getirdi ve önceki secdesi gibi yahut daha uzun secde etti. Sonra doğruldu.
Süleyman b. Harb bize Hammâd'dan, o Seleme b. Alkarne'den şunu nakletti: Muhammed'e sehiv secdelerinde teşehhüd okunur mu? diye sordum. Ebû Hüreyre'nin (ra) hadisinde geçmiyor, dedi.[59]

Şerh

Allah Resulü (sav) kalktı ve iki rekat daha kıldı" ifadesinde geçen 'kıyâm=kalkma' fiili, hadisin sadece bu rivayetinde geçmektedir. Olayın anlatılış şeklinden Allah Resûlü'nün (sav) zaten ayakta olduğunun bilinmesi sebebiyle burada bir sorun ortaya çıkmaktadır. Bu durumda söz konusu kıyamın, namaza durma anlamında kinaye olması ihtimali öne çıkmaktadır.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre sehiv secdesinde, iki secde ile tahiyyât okumak ve selâm vermek vaciptir. Tahiyyâttan sonraki salâvat ve dualarla secdedeki tekbir ve teşbihler ise sünnettir.

Ders

Ebu Bekir (ra) ve Ömer (ra) gibi sahabenin ileri gelenleri sükût ederken Zül-yedeyn adlı şahabının gösterdiği cesaret, bütün Müslümanlara örnek olmalıdır. Allah Resulü (sav) hakkında hata ve unutkanlık caiz olmadığı için, O'nun bunu bilinçli olarak yaptığı düşünülmelidir. Bundan çıkan ders ise, hatayı kim yaparsa yapsın müdâhale etme yükümlülüğümüz bulunduğudur.

 

Bâb: Sehiv Secdelerinde Tekbir Getiren Kimse


156- Hafs b. Ömer bize anlatarak dedi ki: Yezîd b. İbrahim bize Mu-hammed'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) gün ortası namazlarından birini iki rekat olarak kıldırdı. (Muhammed der ki: Zanm gâlibimce ikindi namazıydı.) Sonra selam verdi. Mescidin ön tarafındaki kütüğün yanına vardı ve ona yaslandı. Elini üzerine koydu. Tez canlılar mescidin kapılarından çıktılar ve "Namaz kısaldı mı?" dediler. Ebu Bekir (ra) ve Ömer de (ra) cemaatin arasında bulunuyordu. O ikisi, O'nunla (bu konuda) konuşmaktan çekindiler. Allah Resûlü'nün (sav) Zül-yedeyn diye çağırdığı biri O'na (sav) sordu:
Ey Allah Resulü! Sen mi unuttun, yoksa namaz mı kısaldı?
Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu:
Ne ben unuttum, ne (namaz) kısaldı! Bunun üzerine:
Evet unuttun, dedi.
Bunun üzerine iki rekat daha kıldırdı. Sonra selam verip tekbir getirdi ve her zamanki secdesi gibi yahut daha uzun bir secdeye kapandı. Sonra başını kaldırdı, tekbir getirdi, sonra tekrar tekbir getirdi ve ilk secdesi gibi daha uzun secdede kaldı. Sonra başını kaldırdı ve tekbir getirdi.[60]

Şerh

Yezîd b. İbrahim" et-Tüsterî'dir. Muhammed ise, îbni Şîrîn'dir.
Zarını gâlibimce ikindi namazıydı" ifadesi Muhara-med b. Sîrîn'e aittir. Kendisi, İmrân'ın aynı hadisle ilgili rivayetinde kesin olarak ikindi namazını zikretmesinden dolayı böyle bir tercihte bulunma ihtiyacı hissetmiştir.
"Sonra mescidin ön tarafındaki kütüğün yanında durdu" ifadesinde kastedilen kütük, kıble tarafında önde bulunan kütüktür.
Ve tez canlılar çıktılar" ifadesinde anlatılan grup mescitten ilk çıkanlardır. Bunlar çıkar çıkmaz kendi aralarında "Acaba namaz mı kısaltıldı?" diye konuşmaya başlamışlardır.
Allah Resûlü'nün (sav) Zül-yedeyn diye çağırdığı bir adam" ifadesinde geçen Zül-yedeyn'in Bedir şehitleri arasında yer alan Züş-şimâleyn olmadığı kesinleşmiştir. Aynı hadisin İmrân b. Husayn tarafından rivayet edilen laftında onun adı Hirbâk olarak zikredilmektedir. Bize göre tercih edilen görüş de budur.
"Ne ben unuttum, ne (namaz) kısaldı, buyurdu" ifadesinde Allah Resûlü'nün (sav) bunu bilinçli olarak yaptığına dair bir îmâ mevcuttur. Bu ifadede, unutma da, namazın kısalması da kesin bir dille reddedilmektedir. Çünkü her ikisi de peygamberler hakkında tasavvur edilmeyen fiillerdir. Onlar, ancak dinî konularda cemaati eğitmek için bu tür hata ve unutma gibi görünen fiillerde bulunabilirler.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre sehiv secdesinde tahiyyâttan sonraki salâvat ve dualarla secdedeki tekbir ve teşbihler sünnettir.

Ders

Bu hadisten çıkarabileceğimiz bir çok dersten biri de her hangi bir topluluktan bir kişi bir şey söylediği zaman, onu diğerlerine sorarak teyit etme kuralıdır. Hadis-i şerifte görüldüğü üzere Allah Resulü (sav) Zül-yedeyn'in sözünü cemaate sorarak teyit ettirmiştir. O, gerçekten de her sözü ve davranışı hikmetlerle süslü bir insandır. Bu yüzden O'nun hadisleri incelenirken, bir nokta üzerinde durup kalmamak, ondan çıkacak başka yönler aramak gerekir.                  

 

Bâb: Sehiv Secdelerinde Tekbir Getiren Kimse


157- Kuteybe b. Saîd bize anlatarak dedi ki: Leys bize İbni Şihâb'dan, o el-A'rac'dan, o Abdullah b. Buheyne'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) öğle namazı kıldırırken kâde yapması gerekirken kıyama kalktı. Namazını bitirdiğinde kâde hâlinde iki (sehiv) secdesi yapıp her secdede tekbir getirdi. Halk da O'nunla beraber unuttuğu kâde yerine secde etti.
İbni Cüreyc tekbir ibaresinde İbni Şihâb'ın rivayetine mutâbaat etmiştir.[61]

Şerh

Hadis-i şerifin lafızları diğer rivayetlerinde şerh edildiği için tekrar şerh etme gereği duymuyoruz.

Hüküm

Sehiv secdesindeki tekbirler, Hanefî mezhebine göre sünnettir.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılabilecek dersleri daha önceki rivayetlerinde sıraladığımız için onlara işaret etmekle yetiniyoruz:

 

Bâb: Üç Mü Yoksa Dört Rekat Mı Kıldığını Bilemeyen Kimse


158- Muâz b. Fadâle bize anlatarak dedi ki: Hişânı b. Ebî Abdillah ed-Destivâî bize Yahya b. Ebî Kesîr'den, o Ebû Seleme'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Namaz için çağrı yapıldığı zaman şeytan yellenerek ezanı duyamayacağı kadar uzağa çekilir. Müezzin sustuğunda geri gelir. Namaza kamet getirildiğinde tekrar dönüp çekilir. Kamet bittiğinde tekrar gelir. Sonunda kişi ile kendi arasına girer ve "Şunu hatırla, bunu hatırla" diyerek aklında olmayanları söyler. Tâ ki adam, kaç rekat kıldığını bilemez olur. Sizden biri üç mü dört mü kıldığını bilemezse, kâdede iken iki (sehiv) secdesinde bulunsun.[62]

Şerh

Tâ ki kişi kaç rekat kıldığını bilmez olur" ifadesiyle ilgili folarak söz konusu şüphe ve tereddüdün sehiv secdesi gerektirip gerektirmeyeceği noktasında muhaddisler arasında rivayet farklılığından kaynaklanan görüş farklılığına yol açtığı bilinmektedir. Tercih edilen görüş, kişinin kaç rekat kıldığını bilmemesi hâlinde son kâdede sehiv secdesi yapması gerektiğidir.

Hüküm

Sehiv secdesinin sebeplerinden biri de kaç rekat kıldığını yakinen bilememektir. Bir kimseye rekatlarda şüpheye düşüyorsa, galip olan kanâatına göre namaza devam eder. Üç veya dört rekattan hangisi hakkındaki kanâati ağır basıyorsa onu tercih eder.
Namazda şüphelenip kaç rekat kıldığı konusunda kesin bir kanâate varamayan kimse en az rekatı esas alarak namazına devam eder. Çünkü en azı hakkındaki kanaati kesindir. Sehiv secdesi yapması ise ihtiyat gereğidir.

Ders

Şeytanın namaz esnasındaki faaliyetleri zirveye çıkar. Kula aklında hiç olmayan şeyleri hatırlatmaya çalışarak onu namazından etmeye, huşu ve ihlâsının zedelemeye çalışır. Bu gibi hâllere düşmemek için kişi namaz üzerinde yoğunlaşman, kendisine Rabbini ve namazı hatırlatacak şeyler üzerinde yoğunlaşarak vesvescci şeytanın şerrinden Allah'a sığınmalıdır.

Bâb: Farz Ve Nafile Namazlarda Sehiv


159- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize İbni Şihâb'dan, o Ebû Seleme b. Abdirrahman'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Sizden biri namaza durduğunda şeytan gelir ve onu şüpheye düşürür. Ta ki kaç rekat kıldığını bilemez. Biriniz böyle bir hâl ile karşılaştığında kâde-i âhirede iki (sehiv) secdesi yapsın. [63]

Şerh

Biriniz böyle bir hâl ile karşılaştığında", yani kaç rekat kıldığını bilemez hâle düşüp rekat sayısı hakkında şüphe ve tereddüde kapıldığında.

Hüküm

Sehiv secdesini gerektiren hâllerden biri de kişinin kaç rekat kıldığını biimemesidir. Bu durumda, kıldığına inandığı rekat sayısının en azını esas alarak namazı tamamlar ve son kâdede sehiv secdesi yapar.

Ders

Namazda insanın hıtırından olmadık şeyler geçebilir, şeytan türlü telkinlerle, akla hayâle gelmeyecek iğrenç ve çirkin şeyleri kişinin aklına getirebilir. Bu gibi durumlarda, istiâzede bulunarak şeytan kaynaklı olduklarını bilmek ve üstlerinde durmamak en güzel yöntemdir.
Şeytani vesvese ve kuruntular, ne kadar istemesek de kurtulmamızın zor olduğu şeylerdir. Bunlar ancak ihlas ve kalp temizliğinde ilerledikçe azalabilir. Dolayısıyla aslolai;. nefs terbiyesine devam ederek kalbi arındırmaya gayret etmek ve istiâzeyi çoğaltmaktır.

[1] Buhâri,    cum'a/832,    877,    be4'ul-halk/2972;    Müslim,cum!a/34O3,    1416-1417, edâhî/3622; Tirmizî, cum'a/459; Nesâî, imâmet/854, cum'a/1368-1371; Ebû Dâvud, tahâret/297; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1082; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6960, 7206, 7362, 9517, 9546, 10069, 10164, 10234; Mâlik, nidâ/209; Dârimî, salât/1499.
[2] Buhârî, cum'a/838, temennî/6699; Müslim, tahâret/370; Tirmizî, tahâret/22; Nesâî, tahâret/7; Ebû Dâvud, tahâret/42; İbn Mâce, tahâret/283; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/7037, 7105, 7196,7516, 8814,8827,9181, 9220,9548, 10209, 10278, 10448; Mâlik, tahâret/132-133; Dârimî, tahâret/680.
[3] Buhârî, ezân/600, cum'a/857; Müslim, mesâcid/944-947; Tirmizî, saIât/301, Nesâî, imâmet/852; Ebû Dâvud, salât/485-486; İbn Mâce, mesâcid/767; İbn Hanbel, bakî mus-nedİ'I-müksirîn/6932, 6952, 7339, 7462, 7876, 7607, 7650, 9149, 9459, 9550, 9722, 9947, 10327, 10473, 13069; Mâlik, nidâ/137; Darimî, salât/1251.
[4] Buhârî, cum'a/832, 877, bed'ul-halk/2972; Müslim,cum'a/1403, 1416-1417, edâhî/3622; Tirmizî, cum'a/459; Nesâî, imâmet/854, cum'a/1368-1371; Ebû Dâvud, tahâret/297; İbn Mâce, ikâmetti's-saIât/1082; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6960, 7206, 7362, 9517, 9546, 10069, 10164, 10234; Mâlik, nidâ/209; Dârimî, salât/1499.
[5] Buhârî, cum'a/882; Müslim, cum'a/1404-1405; Tirmizî, cum'a/470; Nesâî, cıım'a/1384-1385; Ebû Dâvud, salât/938; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1100; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/7030, ^361, 7437, 7887, 8682, 8738, 8783, 9744, 9910, 10302, 10468; Mâlik, nidâ/214; Dârimî, salât/1504-1505.
[6] Buhârî, cum'a/883, talâk/4884, da'avât/592I; Müslim, cum'a/1406-1408; Tirmizî, cum'a/453; Nesâî, cum'a/1413-1415; Ebû Dâvud, salât/882; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1127; İbn Hanbet, bakî musnedi'l-müksirîn/6854, 7160, 7175, 7363, 7441, 7489, 7771, 8839, 8871, 9512, 9658, 984,4, 9911-9912, 9950, 10055, 10141, 10233, 10547, 11198, 22663, 22665, 22675; Mâlik, nidâ/206, 221; Dârimî, salât/1523.
[7] Buhârî, ezân/583, cum'a/885, 1099, 1102, 1109; Müslim, salâtu'1-musâfirîn/J 184-1186; cum'a/1460-1462; Tirmizî, salât/390, 398, cum'a/480, mevâkît/579, cum'a/1410-141I, kıyâmu'l-leyI/1739-1740, 1744, 1745-1758; Ebû Dâvud, salât/953, 955, 957; İM/ikâmetuVsalât/1135; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4277, 4363, 4431, 4526, 4685, 4881, 5044, 5160, 5175, 5191, 5223, 5346, 5430, 5480, 5498, 5545, 5706, 5783, 5798, bakî musnedi'l-Ensâr/25219, 25224; Mâlik, nidâ/241, 260; Dârimî, salât/1401, 1407-1408, 1527.
[8] Buhârî, cum'a/890-891, megâzî/3819-3820, tefsîru'l-Kur'ân/4171; Müslim, salâtu'l- musâfirîn/1385-1386; Tirmizî, cum'a/517; Nesâî, salâtu'l-havf/1521-1524; Ebû Dâvud, salât/1053; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1428; İbn Hanbel, musnedu'I-müksirîn/5884, 6066, 6089, 6143; Mâlik, nidâ/396; Dârimî, salât/1481.
[9] gâzî/38,9-3820, tefsîru'l-Kur'ân/4171; Müslim, saiâ.u'i- TZh C*m f1?; ^ sal^'-havf/1521-1524; Ebû Dâvud,
 £?^ *" Hanbet' ™edu'l-müksirîn/5884,  ; Dârımî, saiât/1481.
[10] Buhârî, salât/358, ezân/575, cumV895, buyu/1986, 2076, 2081, cihâd/2675, 2679, 2725, 2769, 2855-2856, ehâdîsu'l-enbiyâ/3116, menâkib/3374, megâzî/3774-3775, 3876-3880, 3889-3891, nikâh/4695-4696, 4762, 4771, et'ime/4968, 5005, zebâih/5102, libâs/5511, edeb/5717, da'avât/5886, keförât/6220, i'tisâm/6786, 6788; Müslim, hac/2395, 2428, 2431, nikâh/2561-2562, 2564, 2566, cihâd/3360-3362; Tirmizî, nikâh/1015, 1034, siyer/1470, menâkıb/3857; Nesâî, mevâkît/544, nikâh/3290-3291, 3327-3329, îd/4265; Ebû Dâvud, nikâh/1758, harâc/2601-2604, 2615, et'ime/3253; İbn Mâce, nikâh/1899, 1947, ticârâl/2263, menâsik/3106; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/11505, 13554, 11635, 11697, 11770, 11960, 12052, 12155, 12208, 12218, 12282, 12401, 12465, 12553, 12626, 12665, 12993, 13019, 13049, 13086, 13272, 13359, 13471, 13589; Mâlik, cihâd/891, câmi/1374; Dârimî, nikâh/2144-2145, 2462.
[11] Buhârî, salât/452-453, cum'a/935, 938, 940, 943, 1069; Müslim, salâtu'l-musâfırîn/1239-1242, 1244-1246, 1250-1252; Tirmizî, salât/401, 423; Nesâî, kıyâmu'l-leyl/1648-1656, 1644, 1674, 1676; Ebû Dâvud, salât/1211, 1226; İbn Mâce, ikâmem's-salât/l 164-1166, 1312; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4263, 4331, 4480, 4560, 4615, 4628, 4730, 4790, 4841, 4876, 4967, 5142, 5197, 5213, 5233, 5278, 5499, 5531, 5667, 57373, 5893, 5900, 5976, 6018, 6070, 6084-6085, 6133; Mâlik, nida/241, 247, 251-252;Dârimî,salât/1422.
[12] Buhârî, salât/452-453, cum'a/935, 938, 940, 943, 1069; Müslim, salâhı'1-musâfirîn/1239-1242, 1244-1246, 1250-1252; Tirmizî, salât/401, 423; Nesâî, kıyâmu'l-leyl/l 648-1656, 1644, 1674, 1676; Ebû Dâvud, salâ(/1211, 1226; İbn Mâce, ikâmetuV salat/1164-1166, 1312; İbn Hanbel, musnedırl-müksirîn/4263, 4331, 4480, 4560, 4615, 4628, 4730, 4790, 4841, 4876, 4967, 5142, 5197, 5213, 5233, 5278, 5499, 5531, 5667, 57373, 5893, 5900, 5976, 6018, 6070, 6084-6085, 6133; Mâlik, nidâ/241, 247, 251-252;Dârimî,salât/1422.
[13] Buhârî, ezan/590, cum'a/939, 1055, 1071-1072, 1090, 1095, da'avât/5835; Müslim, salâtu'l-musâfirîn/1187-1192, 1235-1221; Tirmizî, salât/403-404; Nesâî, ezân/678, ki-yâımfl-leyİ/1678, 1729, 1741; Ebû Dâvud, salât/1063-1064, 1071, 1137, 1140-1142; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1188, 1348; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/22928, 22944, 22987, 23058, 23084, 23092, 23307, 23321, 23396, 23405, 23437, 23589, 23715, 23753, 23092, 23307, 23321, 23396, 23405, 23437, 23589, 23715, 23753, 23858, 23953, 24112, 24179, 24264, 24311, 24371, 24497, 24599, 24609, 24622, 24673, 24931, 24960, 25154; Mâlik, nidâ/222, 242; Dârimî, salât/1141, 3437-1438, 1538.
[14] Buhârî, salât/452-453, cum'a/935, 938, 940, 943, 1069; Müslim, salâtu'l-musâfırîn/1239-1242, 1244-1246, 1250-1252; Tirmizî, salât/401,423; Nesâî, kıyâmu'I-leyl/1648-1656, 1644, 1674, 1676; EbûDâvud, salât/1211, 1226; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1164-1166, 1312; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirin/4263, 4331, 4480, 4560, 4615, 4628, 4730, 4790, 4841, 4876, 4967, 5142, 5197, 5213, 5233, 5278, 5499, 5531, 5667, 57373, 5893, 5900, 5976, 6018, 6070, 6084-6085, 6133; Mâlik, nidâ/241, 247, 251-252; Dârimî, salât/1422.
[15] Bkz. 110 no.lu hadis-i şerif.
[16] Buhârî, cum'a/944-945, 1032-1033, 1040; Müslim, salâtu'l-musâfirîn/1129-1136; Tirmizî, salât/434; Nesâî, salât/486, kıble/736, kıyâmu'l-leyI/1668-1670; Ebû Dâvud, salât71034-1035; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1190; İbn Hanbel, nıusnedu'l-müksirîn/4240, 4289, 4292, 4716-, 4959, 5798, 5880, 5943, 5946; Mâlik, nidâ/249; Dârimî, 1543.
[17] Bkz. 112 no.lu hadis-i şerif.
[18] Buhârî, cum'a/950, 955-956, 967-972, da'avât/5867; Müslim, salâtu'l-istiskâ/1489; Tirmizî, cum'a/510; Nesâî, istiskâ/1488, 1492-1495, 1502; Ebû Dâvud, salât/981-983, 985—986; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1257; İbn Hanbel, evvelu musnedi'l-Medeniyyîn/15837, J5839, 15853, 15865, 15877; Mâlik, nidâ/402; Dârimî, salât/1490.
[19] Bkz. 114 no.lu hadis-i şerif.
[20] Bkz. 114 no.lu hadis-i şerif.
[21] Bkz. 114 no.lu hadis-i şerif.
[22] Bkz. 114 no.lu hadis-i şerif.
[23] Bkz. 114 no.Iu hadis-i şerif
[24] Bkz. 114 no.lu hadis-İ şerif.
[25] Bkz. 114 no.lu hadis-i şerif.
[26] Bkz. 114 no.lu hadis-i şerif.
[27] Buhâri, cum'a/986, 988-989, 991, 996, 998, cenâiz/1283, bed'ul-halk/2964, tefsîru'l- Kur'ân/4258, nikâh/4820, da'avât/5889, eymân/6141; Müslim, küsûtfl499, 1503-1502, 1504-1506; Tirmizî, cum'a/514; Nesâî, küsûf/1453, 1455, 1457-1459; Ebû Dâvud, sa-lât/995, 997; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1253; İbn Hanbel, bâkîmusnedi'l-Ensâr/22917, 23048, 23133, 23333, 23379, 23432, 23529, 24088, 24148, 24184, 24815; Mâlik, ni-dâ/398, 400; Dârimî, salât/1486.
[28] Bkz. 123 no.luhadis-i şerif.
[29] Bkz. 123. no.tuhadis-i şerif.
[30] Bkz. 123 no.luhadis-i şerif.
[31] Bkz. 123. no.luhadis~i şerif.
[32] Bkz. 123 no.fu hadis-i şerif.
[33] Bkz. 123 no.Iu hadis-i şerif.
[34] Bkz. 123 no.Iu hadis-i şerif.
[35] Buhârî, ezân/724, 726, cum'a/1012, 1016; Müslim, mesâcid/904-908; Tirmizî, cum'a/523; Nesâî, iftitâh/952-958; Ebû Dâvud, salât/1198-1199; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1048-1049; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6843, 7067, 7089, 8980, 9234, 9427, 9454, 9842, 9499, 9535, 9^59, 9637, 9937, 9923, 10425; Mâlik, nidâ/429; Dârimî, salât/1432-1435.
[36] Bkz. 131 no.lu hadis-i şerîf.
[37] Buharı, cum'a/944-945, 1032-1033, İ040; Müslim, salâtu'l-musâfırîn/1129-1136; Tirmizî, salât/434; Nesâî, salât/486, kıble/736, kıyâmu'l-leyl/1668-1670; Ebû Dâvud, salât/1034-1035; İbn Mâce, ikâmetuVsalât/1190; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirin/4240, 4289, 4292, 471,6, 4959, 5798, 5880, 5943, 5946; Mâlik, nidâ/249; Dârimî, 1543.
[38] Bkz. 133 no.luhadis-i şerif.
[39] Buhârî, gusl/271, salât/344, cum'a/1039, 1105, cizye/2935, megâzî/3954, edeb/5692; Müslim, hayz/509-510, salâtu'l-musâfırîn/1177-1180; Tirmizî, salât/436, isti'zân/2658; Nesâî, tahâret/225, gusl/412; Ebû Dâvud, saIât/1098-1099; İbn Mâce, tahâret/458, 606, ikâmetuVsaiât/1313, 1369; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/25652, 25660, 26111; Mâlik, nidâ/323; Dârimî, salât/1416-1417
[40] Bkz. 133 no.lu hadis-i şerif.
[41] Buhârî, salât/365, ezân/648, 690-691, 763, cum'a/1047, savm/1778, mezâlim/2289, nikâh/4802, , talâk/4880, eymân/ 6190; Müslim, salât/622; Tirmizî, salât/329; Nesâî, imâmet/786, 823, tatbîk/1051; Ebû Dâvııd, salât/509; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/866, 1228; İbn Hanbel, bakî musnedv'l-müksirîn/11623, 12815, 12598; Mâlik, nidâ/280; Dârimî, salât/1228, 1276
[42] Buhârî, cum'a/1053, da'avât/5842, tevhîd/6837, 6888, 6945; Müslim, salata'l-musâfîrîn/1288; Tîrmizî, da'avât/3340; Nesâî, kıyâmu'l-leyl/1601; Ebû Dâvud, sa-lât/655; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/İ345; İbn Hanbel, musnedu Benî Hâşim/2575, 2612, 2673, 3196, 3289; Malik, nidâ/451; Dârimî, saIât/1448.
[43] Buhârî, ezân/590, cum'a/939, salâtu'l-musâfırîn/1187-1192, yâmu'l-leyl/1678, 1729, 1741; İbn Mâce,  ikâmetu's-salât/l 1 22944, 22987, 23058, 23084, 23715, 23753, 23092, 23307, 23858, 23953, 24112, 24179, 24673, 24911, 24960, 25154; 1538.
1055, 1071-1072, 1090, 1095, da'avât/5835; Müslim,
1215-1221; Tirmizî, salât/403-404; Nesâî, ezân/678, kı-Ebû Dâvud, salât/1063-1064, 1071, 1137, 1140-1142;
88, 1348; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/22928, 23092, 233Û7, 23321, 23396, 23405, 23437, 23589, 23321, 23396, 23405, 23437, 23589, 23715, 23753, 24264   24311, 24371, 24497, 24599, 24609, 24622,
Mâlik, nidâ/222, 242; Dârimî, salât/1141, 1437-1438,
[44] Buhârî, saIât/452-453, cum'a/935, 938, 940, 943, 1069; Müslim, salâtu'l-musâfîrin/1239-1242, 1244-1246, 1250-1252; Tirmizî, safât/401, 423; Nesâî, kıyâmu'l-leyl/1648-1656, 1644, 1674, 1676; Ebû Dâvud, salât/1211, 1226; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1164-1166, 1312; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4263, 4331, 4480, 4560, 4615, 4628, 4730, 4790, 4841, 4876, 4967, 5142, 5197, 5213, 5233, 5278, 5499, 5531, 5667, 57373, 5893, 5900, 5976, 6018, 6070, 6084-6085, 6133; Mâlik, nidâ/241, 247, 251-252;Dârimî, saIât/1422.
[45] Bkz. 139 no.luhadis-i şerif.
[46] Bkz. 139 no.luhadis-i şerif.
[47] Bkz. 139no.luhadis-i şerif.
[48] Bkz. 139 no.luhadis-i şerif.
[49] Bııhârî, ezân/583, cum'a/885, 1099, 1102, 1109; Müslim, salâtu'l-musâfırîn/1184-1186; cum'a/1460-1462; Tirmizî, salât/390, 398, cum'a/480, mevâkît/579, cum'a/1410-1411, kıyâmıı'l-leyl/1739-1740, 1744, 1745-1758; Ebû Dâvud, salât/953, 955, 957; İM/ikâmetu's-salât/1135; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4277, 4363, 4431, 4526, 4685, 4881, 5044, 5160, 5175, 5191, 5223, 5346, 5430, 5480, 5498, 5545, 5706, 5783, 5798, bakî musnedi'l-Ensâr/25219, 25224; Mâlik, nidâ/241, 260; Darımı, salât/1401, 1407-1408, 1527.
[50] Buhârî, saIât/382, 448, 474-476, cum'a/1101; Müslim, hac/2358-2363; Tirmizî, hac/800; Nesâî, mesâcid/685, kıble/741, menâsiku'l-hac/2856-2859; Ebû Dâvud, menâsik/1730; İbn Mâce, menâsik/3054; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4657, 4929, 5657, 5747, 5951, bakî musnedj'I-Ensâr/22760, 22769; Mâlik, hac/681; Dârimî; menâsik/1792
[51] Bkz. 145 no.lu hadis-i şerif.
[52] Buhârî, gusl/271, saIât/344, cum'a/1039, 1105, cizye/2935, megâzî/3954, edeb/5692; Müslim, hayz/509-510, salâtu'l-musâfirîn/1177-1180; Tirmizî, salât/436, isti'zân/2658; Nesâî, tahâret/225, gusl/412; Ebû Dâvud, salât/1098-1099; İbn Mâce, tahâret/458, 606, ikâmetu's-salât/I313, 1369; tym Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/25652, 25660, 26111; Mâlik, nidâ/323; Dârİmî, salât/1416-1417.
[53] Bkz. 147 no.lu hadis-i şerif.
[54] Buhârî, cum'a/986, 988-989, 991, 996, 998, cenâiz/1283, bed'ui-halk/2964, tefsîru'l-Kur'ân/4258, nikâh/4820, da'avât/5889, eymân/6141; Müslim, küsûf/1499, 1501-1502, 1504-1506; Tirmizî, cum'a/514; Nesât, küsûf/1453, 1455, 1457-1459; Ebû Dâvııd, salât/995, 997; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1253; İbn Hanbel, bakî mıtsnediM-Ensâr/22917, 23048, 23133, 23333, 23379, 23432, 23529, 24088, 24148, 24184, 24815; Mâlik, nida/398, 400; Dârimî, salât/1486.
[55] Buhârî, ezân/573, cum'a/1146, 1156, bed'ul-halk/3043; Müslim, sa!ât/582-585, mesâcid/883-884; Tirmizî, salât/363; Nesâî, ezân/664, sehv/1236; Ebû Dâvud, sa-lât/432; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1206-1207; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/7369, 7470, 7488, 7792,^8805, 8968, 9551, 9873, 10139, 10351, 10456; Mâlik, nidâ/139, 208; Dârimî, salât/1178, 1456.
[56] Buhârî, ezân/786-787, cum'a/1148-1149, 1154, eymân/6177; Müslim, mesâcid/885-887; Tirmizî, saiât/356; Nesâî, tatbîk/1164-1165, sehv/1207-1208, 1244; Ebû Dâvud, salât/781; İbn Mâce, ikâmetuVsalât/1196-1197; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensar/21841, 21851; Mâlik, nidâ/187-188, 202; Dârimî, salât/1461-1461.
[57] Bkz. 152 no.lu hadis-i şerif.
[58] Buharı, salât/460, ezân/673-674, cum'a/1151-1153, edeb/5591, ahbâru'l-âhâd/6709; Müslim, mesâcid/896-897; Tirmizî, salât/360, 365; Nesâî, sehv/1209; Ebû Dâvud, sa-lât/856-858; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1204; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6903, 7070, 7342, 7486,^8649, 9099, 9401, 9545, 9660, 10467; Mâlik, nidâ/195-196; Dârimî, salât/1458.
[59] Bkz. 154 noJu hadis-i şerif.
[60] Bkz. 154 no.lu hadis-i şerif.
[61] Bkz. 51, 154-156 no.lu hadis-i şerifler.
[62] Bkz. 151 no.lu hadis-i şerif.
[63] Bkz. 158 no.lu hadis-i şerif.
islam
islam