ISRA (MI'RAC) HADİSLER

ISRA (MI'RAC)
8438- Katâde, Enes bin Malik'ten, o da Mâlik bin Sa'saa'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ben (Kâ'be'nin avlusunda) Hatîm'de ya da Hicr'de yatarken -kimisi de; uyku ve uyanıklık arasındayken, dedi- biri gelip şuramdan şurama kadar (göğsümü) yardı. -Boğazından göğsünün bitimine kadar olan kısmı kastediyor- Kalbimi çıkardı. Sonra içi iman dolu altın bir leğen getirildi, kalbim güzelce yıkandı ve yerine konulup kapatıldı. Sonra katırdan küçük merkepten büyük bir hayvan (Burak) getirildi. Bembeyazdı. Adımını gözün görebildiği yere kadar atıyordu. Ona bindirildim. Cibril beni dünya semasına götürdü.
Kapının açılmasını rica etti; 'Kim o?' denildi. Cevap verdi:
'Cibril.'
'Yanındaki kimdir?'
' Muhammed.'
'O'na (göğe çıkma daveti) gönderildi mi?'
'Evet.'
'Merhaba ona! Ne güzel geliştir bu!' Kapı açıldı. Hz. Âdem görünüverdi.
Cibril Aleyhisselam:
'İste bu, baban Adem'dir, haydi ona selâm ver!" dedi. Selâm verdim, selâmımı aldı ve söyle dedi: 'Merhaba sâlih evlat, salih peygamber!'
Sonra Cibril yukarıya çıktı, ikinci gök kapısına varınca, kapıyı çaldı, 'Kim o?' denildi. O da 'Cibril' dedi.
'Peki yanındaki kimdir?'
'Muhammed.'
'O'na (Mi'râc için davet) gönderildi mi?'
'Evet.'
'Merhaba ona! O geliş ne güzeldir!' dedi ve kapı açıldı.
Teyze çocukları olan Yahya ile Isâ görünüverdi. Cİbrîl dedi ki:
'İşte bu Yahya'dır, bu da Isâ, haydi onlara selâm ver!'
Hemen selâm verdim; selamımı alıp şöyle
dediler: 'Merhaba salih kardeş, salih peygamber!'
Sonra benî alıp üçüncü kat göğe çıkardı, kapıyı çaldı; 'Kim o?' diye soruldu.
'Ben Cibril'im' dedi.
'Yanındaki kimdir?'
'Muhammed.'
'O'na (göğe çıkarılmak için davet) gönderildi mi?'
'Evet'
'Hoş gelmişler! Bu geliş ne güzel geliştir!' dedi ve kapı açıldı. Yusuf görünüverdi. Cibril şöyle dedi: 'İşte bu, Yusuf'tur, ona selâm ver!'
Selâm verdim; selamımı alıp şöyle dedi: 'Merhaba salih kardeş, salih peygamber!'
Sonra dördüncü semaya çıktı, kapıyı çaldı, 'Kim o?' denildi. 'Cibril' diye cevap verdi. 'Peki yanındaki kimdir?' diye soruldu.
'Muhammed.'
'O'na (Mi'râc için davetiye) gönderildi mi?'
'Evet.'
'Hoş gelmişler! Ne güzel geliştir bu!' denildi. Ondan sonra kapı açıldı. Ve içeride İd-ris görünüverdi. Cibril şöyle dedi:
'İşte bu İdrîs'tir. Haydi ona selâm ver!'
Ona selam verdim ve selâmımı alıp şöyle dedi: 'Merhaba salih kardeş, salih peygamber!'
Ondan sonra beni beşinci kat göğe çıkardı, kapıyı çaldı ve kendisine:
'Kim o?' denildi.
'Cibril.'
'Peki yanındaki kimdir?'
'Muhammed.'
'Ona (göğe çıkma davetiyesi) gönderildi mi?'
'Evet.'
'Hoş gelmişler! Bu geliş ne güzel geliştir!' denildi ve kapı açıldı. İçende Hârûn görünüverdi. Cibril de şöyle dedi:
'işte bu Harun'dur; haydi ona selâm ver!' Ona selam verdim ve o da benim selâmımı aldı ve: 'Merhaba salih kardeş, salih peygamber!'
Ondan sonra altıncı göğe çıktık, kapıyı Çaldı; 'Kim o?' denildi.
•Cibrîl'
'Yanındaki kim?'
'Muhammed.'
'Peki O'na (göğe çıkmak daveti) gönderildi mi?'
'Evet.'
'Bu geliş ne güzel geliştir! Merhaba ona!' diye cevap verildi ve kapı aralandı, Musa Aleyhisselam görünüverdi. Cibrîl: 'Haydi ona selâm ver!' dedi. Selâm verdim, selâmımı alıp şöyle dedi:
'Merhaba salih kardeş, salih peygamber!' Ondan ayrıldığımda ağladı. Neden ağladığı sorulunca: 'Benden sonra bir delikanlı peygamber oldu ve onun ümmetinden cennete gireceklerin sayısı benim ümmetimden fazladır.' diye ceap verdi.
Ondan sonra yedinci kat göğe çıktık, kapıyı çaldı. İçerden 'Kim o?' sesi gelince, Cibrîl: 'Ben Cibrîl' dedi.
'Peki yanındaki kimdir?"
'Muhammed.'
'O'na (Mi'râc daveti) gönderildi mi?'
'Evet.'
'Merhaba ona! Ne güzel geliştir bu!' diye cevap verildi, kapı açıldı ve İbrahim Aleyhisselam görünüverdi. Cibrîl dedi ki:
'İşte bu baban ibrahim'dir, haydi kendisine selâm ver!" Selâm verdim, selâmımı aldı ve şöyle dedi: 'Merhaba salih oğul, salih peygamber!'
Ondan sonra Sidre-i müntehâ'ya götürüldüm. Baktım ki meyveleri (Yemen'in) Hecer testileri gibi iri, yapraklan da Fil kulakları gibiydi.
'İşte bu, Sidre-i müntehâ'dır" dedi. Baktım ki içinde iki, dışında da iki nehir akmakta. Cibril'e sordum:
'Nedir bu nehirler?' Şu cevabı verdi:
'İçinde akan nehirler cennet nehirleridir. Dışında gördüğün o iki nehir ise, biri Nil, diğeri Fırat'tır.'
Sonra bana Beyt-i Ma mûr gösterildi. Daha sonra bana üç bardak sunuldu: Birinde şarap, diğerinde süt, üçüncüsünde bal vardı. Ben süt bulunan bardağı aldım. Cibril şöyle dedi: İste bu, senin ve ümmetinin üzerinde bulunduğu fıtrattır.'
Sonra bana günde elli vakit namaz farz kılındı. Dönerken Musa'ya uğradığımda O: 'Ne ile emrolundun.' dedi.
'Her gün elli vakit namaz kılmakla' dedim.
'Senin ümmetin bu yükü kaldıramaz, ben daha önce bunu tecrübe ettim. İsrâiloğulları-na en zor muameleleri uyguladım (gene de başarılı olamadım). Dön de Rabbinden bunu hafifletmesini niyaz et.1'
Bunun üzerine Rabbime döndüm. (Talebim karşısında) on vakit düşürdü. Tekrar Mû-sâ'ya gittiğimde aynısını söyledi. Döndüm on vakit daha düşürdü. Musa'ya döndüğümde yine aynısını söyledi. Tekrar döndüm, nihayet beş vakit namazla emrolundum. Musa'ya geldiğimde, dedi ki: 'Senin ümmetinin buna da gücü yetmez. Ben daha önceleri denedim. İs-râiloğullarını bayağı zahmete soktum. Rabbi-ne dön de biraz daha indirmesini dile!' 'Rab-btmden tekrar dilekte bulunmaktan haya edinceye kadar niyaz ettim ve artık 'buna razıyım' dedim. Oradan (Musa'dan) ayrılırken biri şöyle seslendi: 'Kullarımdan hafiflettim, farzımı da yürürlüğe soktum'."
[Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî.]
8439- Şerîk, Enes radiyallahu anh'ın şöyle söylediğini işitmiş: O sallallahu aleyhi ve sellem İsrâ (Mi'râc) gecesi Mescidi Haram'da uyurken, henüz kendisine vahyolunmazdan önce, üç kişi (melek) geldiler. İlki şöyle dedi:
'(Yatmakta olan üç kişiden) O (yani Mu-hammed) hangisidir?'
Diğeri şöyle dedi: 'O, ortalanndakidir. En hayırlıları odur.' Üçüncüsü şöyle dedi:
"Öyleyse (onların) en iyi hayırlısını (semâya) alın!' İşte o gece bu olay cereyan etti. Diğer gece yine geldiler. Bu defa onun kalbi uyumuyordu, görüyordu. Peygamberler işte böyledir, gözleri uyuşa da kalpleri uyumaz. Gelenler onunla konuşmadılar. Onu alıp Zemzem kuyusuna götürdüler. Cibril işe başladı, göğsünü gerdanına kadar yardı ve içini çıkardı.
Kendi eliyle zemzem suyu ile onun kalbini yıkadı ve tertemiz yaptı. Sonra altın leğen getirildi. İçinde altm bardak vardı. Bu leğenin içi iman ve hikmetle doldurulmuştu. Cibrîl bununla onun göğsünü ve boğazının etlerini yani damarlarını doldurdu. Sonra göğsünü kapattı. Sonra açılan göğüs tekrar kapatıldı. Ondan sonra dünya semasına çıkarıldı."
Benzeri rivayet. Aynca onda şöyle geçer:
"Dünya semasında iki nehrin aktığını gördü ve Cibril'e sordu:
'Bunlar nedir?'
'Bunlar, Nil ile Fırat'ın kaynaklandır' dedi. Sonra semada yürüyüp gitti. Bu defa üzerinde inci ve zebercedden yapılmış bir köşk bulunan başka bir nehirle karşılaştılar. Eliyle Şöyle bir vurunca akan bir misk oluverdi. Cibril'e 'Bu nedir?' diye sordu; şu cevabı verdi: 'Bu Rabbinin sana hazırladığı o ünlü Kevser'dir.'
Sonra alıp onu ikinci göğe çıkardı." Benzeri rivayet. Ancak ötekinden farklı olarak bu rivayette, İdris'i ikinci kat gökte, Harun'u dördüncü kat gökte, İbrahim'i altınca kat gökte, Musa'yı yedinci kat gökte gösterdi. Birinci kat gökte ise Âdem'i gösterdi. Yine orada şöyle geçmektedir: Birinci başvurusunda Allah on vakit namazı indirdi. Sonra Musa'ya döndü, devamlı olarak Mûsâ onu Rabbine çevirip durdu, nihayet namaz vakit sayısı beşe
iniverdi. Bu, beşinci başvurusunda olmuştur. Allah Teâla buyurdu:
"Katımda söz değişmez. Ne dedimse odur. Ana kitapta (Ümmü'I-kitâb'da) nasıl farz kıl-dımsa öyledir. Her iyiliğe karşı on sevap verilir. O senin üzerine beş vakit olarak farz olsa da Ana kitapta sevap yönünden ellidir." Sonu şöyledir:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Mescid-i Haram'dayken uyandı."
8440- Diğer rivayet:
Sabit el-Bünânî, Enes radiyallahu anh'-dan:
(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Bana Burak getirildi ki o, uzun beyaz bir hayvandı. Eşekten büyük, katırdan küçüktü. Adımım gözünün erişebildiği yere kadar atardı. Ona binip Beytü'l-Makdis'e geldim. Peygamberlerin hayvanlarını bağladıkları halkaya onu bağladım.
Mescide girip iki rek'at namaz kıldım, sonra çıktım. Cibril bana bir bardak şarap ile bir bardak süt getirdi. Ben sütü tercih ettim. Cibril 'Fıtratı seçtin' dedi. Sonra yukarıya (semaya) doğru beni çıkardı." Benzeri rivayet. Ayrıca onda şöyle geçer:
"Kendimi sırtını Beytü'l-Ma'mûr'a dayamış oturmakta olan İbrahim'in yanında buldum. Baktım bir daha dönmemesiye oraya günde yetmişbin melek giriyordu. (Cibril) Beni oradan alıp Sİdre-i münteha'ya iletti. Yaprakları fil kulaklarını, meyveleri (Yemen'in Hecer) testüerİ(nİ) andırıyordu. Allah'ın emrinden dolayı her şeyi bürüyen Sidre'yi bürü-yünce bana bir hal oldu. Allah'ın yarattıklarından hiç kimse onun (Sidre'nin) güzelliğini anlatamaz."
Bu hadiste ayrıca şöyle geçmektedir: "Allah ondan ilk müracaatında beş vakit indirim yaptı, 'Devamlı Mûsâ ile Rabbim arasında gidip geldim, nihayet (Rabbim) şöyle dedi:
'Ey Muhammedi O, gündüz ve gecede beş vakit namazdır. Her bir namazın karşılığı on namaz sevabıdır. İşte bu, böylece elli vakit namaz yapar'." [Buhârî, Müslim ve Nesâî.]
8441- Enes radiyallahu anh'dan:
Ebû Zer, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu anlatırdı:
"Ben Mekke'deyken, evimin tavanı yarıldı ve Cibril iniverdi. Göğsümü açıp Zemzem suyu ile yıkadı. Sonra iman ve hikmet dolu olan bir altın leğeni getirip içindekileri kalbime boşalttı. Sonra kapattı. Sonra elimden tutup beni göğe çıkardı." Benzeri rivayet.
Onda şöyle geçer: "Dünya semasına çıktığımızda sağında bir kalabalık, solunda da bir kalabalık olan bir adamla karşılaştık. Sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyordu. 'Merhaba, ey salih oğul, salih Peygamber!' dedi.
'Ey Cibril bu adam kimdir?' diye sordum. Şöyle dedi: 'Bu Âdem'dir, sağındakiler de so-lundakiler de kendi neslidir. Sağdakiler cennet ehli; soldakiler ise cehennem ehlidir'."
Yine onda şöyle geçer: Enes dedi ki: "O, göklerde Âdem, İdris, İsâ, Mûsâ ve İbrahim'i gördü." Ancak sadece Adem'in birinci kat gökte, İbrahim'in yedinci kat gökte bulunduğunu belirledi, diğerlerinin yerlerinden söz etmedi.
Onda yine şöyle geçer: (Râvi) İbn Şihab ez-Zührî der ki: "İbn Hazm bana, İbn Abbâs
İle Ebû Habbe el-Ensârî'nin şöyle dediklerini nakletti: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: 'Cibril beni öyle bir yere kadar çıkardı ki orada kalemlerin gıcırtılarını duyar oldum'."
Onda ayrıca şöyle geçmektedir: İlk müracaatta şöyle dedi: "Rabbim elli vaktin yarısını indirdi." İkinci başvuruda şöyle dedi: "O (namaz) beştir, fakat (sevapça) ellidir." |Buhârî ile Müslim.)
8442- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Isrâ gecesi yukarıya çıkarıldığı zaman Sidrei müntehaya götürüldü. O, altıncı kat gökte bulunmaktadır. Yerden yukarı yükselip çıkanlar orada nihayet bulur. Sonra oradan alınır." dedikten sonra:
İbn Mes'ud: "Sidreyi bürüyen bürüyün-ce." (Necm, 16) ayetini okudu ve sidreyi altından pervaneler olarak yorumladı. Sonra dedi ki:
"O gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e üç şey verilmiştir: Beş vakit namaz. Bakara sûresinin son âyetleri. Ümmetinden Allah'a ortak koşmayan günahkârların günahlarının bağışlanması."
| Müslim, Nesâî ve Tirmİzî.l
8443- Bureyde radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Beyt-i Makdis'e vardığımızda Cibril, parmağıyla şöyle yaparak tap deldi ve Burak'ı oraya bağladı." [Tirmizi]
8444- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"(Mi' râc dönüşü) Kureyş beni yalanlayınca Hicr'de ayakta durdum. Allah Beyt-i Mak-dis'i gözümün önüne getirdi. Ben de onun alâmetlerini ona bakarak bir bir saymaya başladım." IBuhârî, Müslim ve Tirmizi]
8445- Ahmed, Bezzâr, Mu'cemu'l-Kebîr ve Mu'cemu'l-Evsaf'ta Taberânî, İbn Abbâs radiyallahu anh'dan:
"İsrâ sabahı Ebû Cehl, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'le alay ederek şöyle dedi:
'Bir şey var mıdır?'
'Evet.'
'Nedir o?' 'Bu gece bana yolculuk yaptırıldı.'
Nereye?'
'Beyt-i Makdis'e.'
'Gittin; sonra hemen burada oluverdin ha?!'
'Evet.'
'Kavmini çağırsam, bana anlattıklarını onlara da anlatabilir misin?'
'Evet.'
'Ey Kâ'b bin Lueyoğullan çabuk gelin!' diye seslendi. Geldiler ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e dönerek: 'Haydi bana anlattıklarını şu kavmine de anlat!' dedi. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem anlatmaya başladı: 'Bu gece bana yolculuk yaptırıldı.'
'Nereye?' diye sordular.
'Beyt-i Makdis'e.'
'Sonra hemen aramızda mı oluverdin?'
'Evet' deyince, herkes şaşırmış; kimisi alkışlamış kimisi de elini basma koymuş, Allah Resulünün sallallahu aleyhi ve sellem yalan söylediğini veya bunu uydurduğunu sanmışlar ve sormuşlar:
'Peki bize Mescid'i anlatabilir misin?' Tabii içlerinde Beyt-i Makdis'e gidip oradaki mescidi görenler ve tanıyanlar da vardı.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: 'Bunun üzerine mescidi anlatmaya başladım, bir yerde takılacak gibi oldum, hemen aradaki perde açıldı ve Mescid Ukayl' in evinin yanına kondu, baktım ve rahatça her tarafını görerek anlattım.' Halk ayağa kalkıp şöyle demekten kendilerini alamadılar: 'Her şeyi doğru ve yerli yerince söyledi'."
8446- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e bir at getirildi, at gözünün görebileceği yere kadar adım atıyordu, beraberinde Cibrîl de vardı. Bir kavme uğradı, her gün ekip biçiyorlardı. Biçtikleri zaman olduğu gibi tekrar eski haline geliyordu.
Dedi ki: 'Ey Cibrîl bunlar kimdir?' Cevap verdi: 'Bunlar, mücahidlerdir. Bir sevap onlara yediyüze katlanıyor. Ne infak etmişlerse hemen yerine geliyor.'
Ondan sonra bir kavme uğradı. Başları taşla eziliyor, ezildikçe tekrar yerine gelip eski halini alıyordu. Onların kim olduklarını Cibril'e sorunca, Cibrîl şu cevabı verdi: 'Bunlar gönüllü namaz kılmayanlardır.'
Bir kavme daha uğradı, bir de ne görsün arkalan İle önleri yamalı kimseler ki, hayvanların (çayırlarda) otladıkları gibi Dari, Zakkum ve Radf gibi cehennem otlarından otlanıyorlardı. Dedi ki: 'Bunlar kimdir?' Cevap verdi:
'Bunlar mallarının zekâtlarını vermiyen-lerdir.'
Sonra bir kavme geldik, önlerinde içinde pişmiş et olan bir tencere ile kokmuş çiğ et var. Çiğ eti yiyip pişmişini bırakıyorlar. Kim olduklarını sordu, Cibril'in cevabı şu oldu: 'Onlar ümmetinden helâl kadınını bırakıp haram olan başka kadına gidenler ile kocasını bırakıp haram olan başka erkeklere giden kadınlardır.'
Sonra odunları bir araya getirmiş, sırtlaya-mıyor, üstelik yükünü daha da artırıyor olan bir adama geldi. Kim olduğunu sorunca, Cibrîl şöyle dedi: 'İnsanların emanetini alıp da veremeyen ve o emanete emanet katan kimsedir.'
Sonra dudakları demir makasla doğranan, doğrandıkça eski haline gelen bir kavme uğradı ve bunların kimler olduğunu sordu.
Cibrîl de şu cevabı verdi: 'Onlar fitne çıkaran hatipleridir.'
Sonra küçük bir delik gördü, içinden büyük bir öküz çıktı. Tekrar girmek istedi fakat giremedi. Bu manzaraya şaşarak sordu: 'ö« nedir ey Cibrîl?'
Şu cevabı verdi: 'Büyük söz söyleyip de o sözünü geri almak isteyip geri alamayan adamdır.'
Sonra güzel koku ve sesle birlikte kokusu duyulan misk dolu bir vadiye uğradı. 'Nedir bu?' diye sorunca, Cibrîl şöyle dedi: 'Bu, cen-nelin sesidir ve şöyle diyor Rabbim! Bana ehlimi ve bana vadettiklerini getir! Ağaçlarım, ipeklerim, sündüsüm, istebrakım, abkeriyim, mercanım, gümüşüm, altınım, bardaklarım, ibriklerim, tabaklarım, meyvelerim, ballarım, elbiselerim, sütüm, şarabım çoğaldı. Bunlarla taşıyorum, ehlimi ve vadettiklerini getir!'
O (Allah) da şöyle buyuruyor: 'Erkek-ka-dın her raüslüman, erkek-kadın her mü'min senin ehlindir. Kim bana ve peygamberleri-
me iman edip de bana bir şey ortak koşmazsa, benden başka ilah edinmezse o, güven İçindedir. Kim benden islerse veririm, kim bana ödünç verirse karşılığını veririm. Kim bana tevekkül ederse ona yeterim. Ben Öyle bir Allah'ım ki, benden başka hiçbir tanrı yoktur. Sözümü mutlaka yerine getiririm, caymam. Mü'minler felaha ermiştir. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!' Cennet de şöyle dedi:
'Hoşnut oldum (ey Rabbim)!'
Sonra bir vadiye geldi, pek çirkin bir ses duydu ve sordu: 'Bu nedir?'
'Bu cehennemin sesidir; diyor ki: Ya Rab-bi! Bana ehlimi getir! Bana vad ettiklerini gelir! Bukağılarım, zincirlerim, alevim, kaynar suyum, irinlerim, zakkumlarım dolup taşıyor. Dibim derinleşiyor. Sıcaklığım dayanılmaz oldu. Hemen vadettiklerini bana getir!' (Rab) şu cevabı verdi: 'Her müşrik ve müşrike, her habis ve habise, hesap gününe inanmayan her zorba senindir.'
'Hoşnut oldum (ey Rab)!' dedi.
Sonra Beyt-i Makdis'e vardı, atından inip bağladı ve meleklerle namaz kıldı, namazı bittikten sonra, dediler ki: 'Ey Cibrîl bu yanındaki adam kimdir?'
'Bu Muhammed'dİr, Allah'ın Resulü, peygamberlerin sonuncusu' diye cevap verdi.
'O (peygamber olarak) gönderildi mi?'
'Evet.'
'Allah böyle güzel kardeşi ve halifeyi yaşatsın, uzun ömür versin! Ne güzel kardeş, ne güzel halife!' dediler.
Sonra peygamberlerin ruhları ile karşılaştılar. Onlar Allah'a hamdü senada bulundular. (Meselâ) İbrahim şöyle dedi: 'Beni kendine dost edinen, bana büyük bir mülk veren, beni ihlâslı kul eden ve itaatli ümmet kılan, Risâle-tiyle beni seçen, beni ateşten kurtaran, ateşi üzerime soğuk ve selâmetli kılan Allah'a hamd olsun.' Sonra Musa şöyle dedi:
'Benimle konuşan, beni seçen, Tevrat'ı üzerime indiren, Firavun'un helakini, Benû İsrail'in kurtuluşunu elimde kılan, Allah'a hamd olsun!'
Davud'un sözü: Beni hükümdar kılan, bana Zebur'u indiren, demiri bana yumuşak kılan, dağları bana musahhar kılıp kuşlarla birlikte benimle teşbih ettiren, bana hikmeti ve güzel konuşmayı ikram eden, Allah'a hamd olsun.
Süleyman'ın sözü: 'Bana rüzgârları, cinleri ve insanları musahhar kılan, mihraplar, timsaller, büyük büyük kazanlar yapan cinleri emrime veren, kuş dilini bana öğreten, bakır pınarını bana akıtan, benden sonra hiç kimseye lâyık olmayacak olan bir hükümdarlığı bana veren hamd olsun.'
İsa'nın sözü: 'Bana Tevrat ve İncil'i öğreten, körleri, sedef hastasını iyileştirme yeteneğini bana veren, izni ile ölüyü diriltme imkanını bana bahşeden, beni temizleyen, arındıran
ve göğe yükseltip kâfirlerden kurtaran, beni ve annemi şeytandan koruyan ve bize karşı şeytana fırsat vermeyen Allah'a haınd olsun.'
Muhammed sallaîlahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Hepsi Rabbini sena etti. Ben de Rabbİmi sena ediciyim, şöyle: Hamd, beni âlemlere rahmet, tüm insanlığa müjdeci ve uyarıcı olarak gönderen, bana içinde her ğe-yin açıklaması bulunan Kur'ân'ı indiren, ümmetimi ümmetlerin en iyisi, vasat (orta) bir ümmet kılan, dünyada son olmalarına rağmen ahirette en önde yapan, göğsümü açan, yükümü sırtımdan indiren, sanımı yükselten, beni ilk ve son kılan Allah'a mahsustur.' İbrahim dedi ki: 'İşte Muhammed bunlarla size üstün kılınmıştır.'
Sonra ona üzerleri kapalı üç kap getirildi, önüne bir kap sürüldü ve denildi ki: 'İç, içinde su bulunmaktadır!" Sonra içinde süt bulunan diğer bir kap verildi. Doyuncaya kadar ondan içti. Sonra ona içinde şarap bulunan kap sunuldu; şöyle dedi: 'Artık içmem, doydum.'
Doğru yaptın çünkü o, senin ümmetine yasaklanacaktır. Eğer içseydin, sana ümmetinden pek az insan tâbi olacaktı.' denildi. Sonra onu alıp göğe çıkardı...'
Devamı Katâde hadisinin benzeri bir rivayettir. Ayrıca onda şöyle geçmektedir:
"Ademin sağında güzel koku çıkan bir kapı; solunda ise kötü koku çıkan bir kapı bulunmaktaydı. Sağdaki kapıya baktığında gülüyor, soldakine baktığında ağlıyordu. Dedi ki:
'Ey Cibril, bu nedir?' Cevap verdi: 'Baban Adem'dir; sağındaki kapı cennet kapısıdır. Zürriyetinden oraya girecekleri görünce gülüyor. Solundaki kapı cehennem kapısıdır; zürriyetinden oraya girecekleri görünce ağlıyor.'
(Bu rivayette) İbrahim hakkında şöyle dedi: 'Cennet kapısında başına ak düşmüş kürsü üzerinde bir adam gördü. Yanında yüzleri kararmış bazı insanlar gördü. Kalkıp 'Nimetul-lah' denilen bir nehre girdiler, yıkanıp çıktılar, siyah renklerinden biraz gitti. Sonra 'Rahme-tullah' denilen diğer nehre girdiler, yıkanıp çıktılar, siyah renklerinden bir miktar daha gitti.
Sonra başka bir nehre daha girdiler. Ce-nab-ı Hakk'ın:
'Rableri onlara tertemiz bir su içirdi' kavlinde (Dehr, 21) anlatılanlar bunlardır, yıkanıp çıktılar siyah renklerinden bu nehirlere girmemiş arkadaşlarının renklerinden tamamen arındılar. Dedi ki: 'Ey Cibril, bu nedir?' Cevap verdi: 'Bu, baban İbrahim'dir, Yeryüzünde saçı ağaran ilk insan odur. Bu beyaz yüzlülere gelince, bunlar imanlarına şirk karıştırmayan kimselerdir. Bunlar İse iyi amellerine kötü amellerini karıştıranlardır. Tevbe etmişler, Allah da tevbelerini kabul etmiştir.'
Sonra, kökünden kokmayan su tadı değişmeyen süt, içenlere lezzet veren şarap ve safı bal nehirleri akan Sidre'ye vardılar.
Bu Sidre (öyle bir ağaç)dır ki, bir süvari gölgesinde yetmiş yıl yürür de yine katede-mez onu. Onun bir yaprağı tüm yaratıkları gölgeleyebilir.
Onu nur ve melekler bürür. 'Sidre'yi bürü-yen bürüdü' kavl-i celîlinde (Necm, 16) anlatılan budur.
Allah Teâla ona buyurdu ki: "İste, istediğin sana verilecektir.'
Cevap verdi: 'Sen Ibrahimi dost edindin, Musa ile konuştun, Davud'a büyük bir hakimiyet verdin, demirleri ona yumuşattın, dağları onun emrine verdin. Süleyman'a da büyük bir hakimiyet ihsan ettin. Ona, cinleri, İnsanları, şeytanları ve rüzgârı musahhar kıldın. İsa'ya Tevrat ile incil'i öğrettin, ona körleri ve hastalarını iyileştirme İmkan ve yeteneğini bahşettin.'
Allah Teala buyurdu:
'Seni de dost ittihaz ettim, Tevrat'ta şöyle yazılıdır: 'Muhammed Rahman'ın sevgilisidir.' Sonra seni tüm insanlığa gönderdim. Ümmetini ahirette Önde dünyada son ümmet eyledim. Senin benim kulum ve Resulüm olduğuna tanıklık edinceye kadar onların hutbesi olmaz. Yaratılış itibariyle ise ilk, gönderiliş itibarıyla seni son kıldım. Senden önce hiçbir peygambere vermediğim Seb-i Mesâni'yİ sana verdim. Senden önce hiçbir peygambere vermediğim Bakara sûresinin sonlarını Arş'm altındaki hazineden sana verdim. Seni hem ilk, hem sonuncu kıldım."
(Hadisin devamında) namazın farz edilişini, Musa'ya müracaatını ve onar onar indirilerek beş vakit namazın farz kılınışını anlattı."
[Bezzâr.]
8447- Şeddâd bin Evs radiyallahu anh'-dan:
Dedik ki: "Ey Allah'ın Resulü! Nasıl isrâ yaptın?" Şöyle buyurdu:
"Mekke'de ashabıma yatsı namazni kıldırdım. Cibril bana merkepten büyük katırdan küçük beyaz bir hayvanla geldi. Hayvan bana karşı huysuzlaştı. Kulağını tutup büktü ve beni üstüne bindirdi, ilerledim, nihayet hurmalık bir yere vardık. Bana ' Haydi in!' dedi, indim.
'Namaz kıl!' dedi; kıldım. Sonra tekrar bindim, yürüdük; dedi ki:
'Nerede namaz kıldığını biliyor musun?'
'Allah en iyi bilendir' dedim.
'Yesrib (Medine)de namaz kıldın' dedi.
Sonra yürüdük, beyaz bir yere vardık. 'İn!' dedi, indim. 'Namaz kıl!' dedi, kıldım. Sonra tekrar bindim yürüdük; dedi ki:
'Nerede namaz kıldığını biliyor musun?' 'Allah en iyi bilendir' dedim. Namaz kıldığın bu yer: 'Medyen'dir. Musa'nın ağacının dibinde namaz kıldın' dedi. Sonra yürüdük, nihayet 'İn!' dedi, indim; 'Namaz kıl!' dedi; kıldım. Sonra binip, ilerlemeye başlayınca sordu:
'Nerede namaz kıldığını biliyor musun?'
'Allah en iyi bilendir' diyerek cevap verince, söyle dedi:
'İsa'nın doğum yeri olan Beyt-i Lahm'da kıldın.'
Sonra yürüyüp gittik, nihayet şehre girdik. Mescidin kıblesine varıp hayvanı bağladı. Mescide girdi. Ben namaz kıldım, iki tabak getirildi." Benzeri rivayet.
Ayrıca onda şöyle geçmektedir: "Sonra beni götürdü. Şehirdeki bir vadiye vardım. Baktım cehennem çarşaf gibi açılmaya haşladı." Dedik ki:
"Ey Allah'ın Resulü! Nasıl buldun?"
"... gibi" dedi -Bir şey söyledi, fakat (benzettiği şeyi) unuttum gitti-. Sonra Kureyş kâfirlerine, falan falan yerde rastladım. Develerini kaybetmişler. Kendilerine selâm verdim. Birbirlerine şöyle dediler: 'Bu Muham-med'in sesidir.' Sonra sabahtan önce, Mekke'de ashabıma geldim.
Ebû Bekr gelip şöyle dedi:
'Bu gece nerdeydin? Seni yerinde aradık, bulamadık.'
'Bu gece Beytü'l-Makdis'e gittim.' Şöyle dedi:
'Ey Allah'ın Resulü! Orası bir aylık yoldur anlat bana!'
'Hemen aradaki perde açıldı, sanki orasını gözlerimle görür gibi oldum; ne sordular-sa tereddütsüz cevap verdim, gördüklerimi bir bir anlattım.'
Ebû Bekr: 'Senin Allah Resulü olduğuna şehadet ederim' dedi.
Müşrikler ise: 'İbn Ebî Kebşe'nin oğluna bakınız ne diyor? Bu gece Beyt-i Makdis'e gidip döndüğünü iddia ediyor' dediler.
Buna şu cevabı verdi:
'Evet, gittim, hatta gelirken falan yerde kervanınıza rastladım. Bir develerini yitirmişlerdi. Onlar falan yerde konaklayacaklar, falan günde burada olacaklar. Üstünde kıldan siyah bir örtü ve iki siyah çuval olduğu halde, önlerinde bir deve bulunacak.' Dediği o gün gelince, herkes dışarıya çıkıp kervanın gelmesini beklemeye koyuldu. Öğlene doğru önlerinde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in vasfettiği deve olduğu halde kervan çıkageldi."
[Bezzâr ve Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'de teyyin bir senedle]
8448-  Bezzâr, Ebû Ya'lâ ve M. el-Ke-btr'de Taberânî rivayet etliler:
Onda şöyle geçmektedir: "Burak bir dağla karşılaştığı zaman arka ayaklarını (havaya) kaldırıyordu, dağdan aşağı inerken de ön ayaklarını (havaya) kaldırıyordu." Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Beytü'l-Makdis'te peygamberlere namaz kıldırdı."
8449- Enes radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Ben otururken aniden Cibril gelip iki omuzum arasına (sırtıma) vurdu, hemen kalktım. Bir ağacın yanına vardım. Üstünde kuş kafesi gibi iki şey vardı, birine Cibril, öbürüne de ben oturdum ve uyudum. Yükseldim, öyle ki ufuklar adeta bir araya gelmişti. Hep etrafı seyrediyordum, göğe değmek isteseydim rahatlıkla değerdim. Cibril'e bir baktım ki sanki yere serilmiş bir hasır gibi (kanatlarıyla yere dokunuyor), Allah'ı onun benden da-
ha iyi bildiğini o zaman anladım. Gök kapılarından bir kapı açıldı. En büyük nuru gördüm. Hicabın altında da inci ve yakut parıltısı vardı. Allah o anda bana dilediği kadar vahyedeceğini vahyetti." (Bezzâr ve Mu'cemu'l-Evsat.]


islam