HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM >YOLCULARIN NAMAZI VE BU NAMAZIN KISALTILMASI BAHSİ

 

islam



1- Yolcuların Namazı ve Bu Namazın Kısaltılması Babı


1- (685) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Salih fc. Keysan'dan dinlediğim, onun da Urvetü'hnü Zübeyr'den, onun da. Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Âişe'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Âişe :

«Namaz hazarda ve e seferde ikişer rek'ât olarak farz kılındı. Sonra sefer namazı olduğu gibi bırakıldı; hazar namazına ziyâde yapıldı.» demiş.



2- (...) Bana Ebû't-Tâhir ile Harmeletü'bnü Yahya da rivayet ettiler. (Dediler ki) :,Bize>îbni Vehb, Yûnus'dan, ö da İbnî Şîhâb'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Urvetü'bnü Zübeyr, Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Âişeden naklen rivayet etti ki, Âişe şöyle demiş:

«Allah, namazı farz kıldığı zaman ikişer rek'ât farz kıldı. Sonra hazarda, onu tamamladı. Sefer namazı İse ilk defa farz kılındığı şekilde bırakıldı.»



3- (...)Bana Alîyyü'bnü Haşrem dahî rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize tbni Uyeyne, Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen haber verdi ki, namaz İlk farz kılındığı zaman iki rek'ât olarak farz olmuş. Sonra sefer namazı olduğu gibi bırakılmış. Hazar namazı ise tamamlanmış.

Zührî demiş ki: « Urve'ye sordum: Âişe'ye ne oluyor ki seferde iken kendisi namazı tam kılıyor? dedim. Urve: Âişe, Osmân'm te'vîl ettiği gibi te'vîlde bulünmuşdur; cevâbını verdi.»

Bu hadîsi Buharı «namaz» ve «Hicret» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî dahî «namaz» bahsinde tahrîc etmişlerdir. .

Farz kelimesi, lûgatda takdir mânâsına gelir. Buradaki namazdan murâd da dört rek'âtlı farzlardır. Çünkü üç rek'âtlı olan akşam namazı; gündüzün vitri'dir. Binaenaleyh olduğu gibi bırakılmışdır. Şu hâlde ha-, dîsden murâd: Allah Teâlâ dört rek'âtlı farz namazları ilk defa ikişer rek'ât üzerinden takdir buyurmuş, sonra hazar'da kılınanlara ikişer rek'ât daha ilâve ederek, onları dörder rek'âta çıkarmış. Bundan yalnız akşam namazını istisna etmiş; demekdir.

Dâvûdî'nin beyânına göre, akşam namazına da bir rek'ât ziyâde edilmişdir. Yâni ona göre evvel emirde akşam namazı da iki rek'ât olarak farz kılınmış; sonra bir rek'ât daha ilâve edilerek üç'e çıkanlmışdar.

Buhârî'nin, bir rivayetinden anlaşıldığına göre namazlara ikişer rek'ât ilâve, hicret'den bir sene sonra yapılmışdır.

Hz. Âişe 'nin bu hadisi, mürseldir. Çünkü o, bu vak'aya yetişme-mişdir. Fakat böyle mikdâr bildiren yerlerde rey ve içtihada mecal olmadığı için hadîs yine merfû ve muttasıl hükmündedir. Âişe (RadiyaUahû anha) onu yâ bizzat Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Seltem) 'den yahut bir sahâbîden işitmişdir. Hadîs herhalde huccetdir.

Namaza, ziyâde mes'elesi ihtilaflıdır. Ebû İshâk-ı Harbî ile Yâhyâ b. Se1âm'a göre hazarda; yâni evinde yerinde oturanlara namazın tamamlanmasından murâd, namazın sayısıdır. Zîrâ Isrâ hâdisesinden önce, namaz, biri güneş kavuşmazdan önce, diğeri doğmazdan önce olmak üzere iki vakitden ibaretti. Hz. Âişe'nin, bu hadîsi mezkûr iki vakte üç vakit daha ilâve edilerek; namazların beş vakte çıkarıldığını gösterir.

Diğer bâzılarına göre Âişe (Radiyalîahû anha) hadîsinden murâd; İsrâ gecesi beş vakit namaz farz kılınırken, evvelâ ikişer rekât takdir bu-yurulduğunu, sonra hazarda (yâni evinde yerinde) olanlar için ikişer rek'ât ilâve edildiğini anlatmakdır. Bu takdirde yapılan ziyâde namaz vakitlerine değil, namazın rek'âtlarına âiddir.

Bir takımları: «Namaz, iki rek'ât olarak farz kılınmışdır. Yâni yolcu dilerse namazını iki rek'ât kılabilir; isterse dört kılmaya da hakkı vardır» şeklinde tefsirde bulunmuşlardır.

Nevevî'nin tefsiri de şu'dur: İki rek'ât kılmak isteyenler için, namaz ikişer rek'ât farz olmuşdur. Sonra evinde yerinde olanlara mahsus olmak üzere iki rek'ât daha ilâve edilmişdir. Sefer namazı ise iki rek'ât kılmak dahî caiz olmak üzere bırakılnıışdır.

Hanefîler, Hz. Âişe 'nin bu hadîsi ile istidlal ederek: «Seferde dört rek'âtlı namazları ikişer kılmak ruhsat değil; azimettir. Binaenaleyh yolcunun dört rek'âtlı namazlarını tam kılması isâet olur.» demişlerdir.

Hanefiyye ulemâsı bundan mâda Taberânî 'nin «Mu'-cem» inde rivayet ettiği bir hadîsle ve Nesâî ile İbni Mâce'nin rivayet ettikleri Ömer (Radiyalîahû anh) hadîsi ile de istidlal ederler. Hz. Ömer hadîsinde şöyle denilmektedir :

«Sefer namazı ilci rek'ât; kuşluk namazı iki rek'âf; bayram namazı iki rek'ât; cum'a namazı dahî iki rek'âfdır. Bunlar Peygamberiniz Muham-med Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in dilinden hiç noksansız; tamam olarak böyledir.»

îmam Şafiî, imam Mâlik ve imam Ahmed b, Hanbe1'e göre, yolcunun dört rek'âtlı namazları, ikişer rek'ât kılması, bir ruhsattır. Binaenaleyh onları isterse dört isterse iki rek'ât kılar. Yalnız iki rek'ât olarak kılması efdaldır. Şâfiîlerden, bir rivayete göre, dört re'ât kılmak efdal; diğer bir rivayete göre her ikisi müsavidir. Sahîh ve meşhur olan kavil iki rek'ât kılmanın efdal olmasıdır.

Bunların delilleri az sonra göreceğimiz Hz. Ömer hadîsi ile Dârakutnî 'nin tahrîc ettiği Hz. Âişe hadîsidir.

Hz. Ömer hadîsinde şöyle deniliyor: «Ömer b. Hattâ b'a dedim ki: Halk'ın bu gün namazı kısaltmalarına şaşarım. Allah' Teâlâ (Kâfirlerin, sizi fitneye düçâr edeceğinden korkarsanız...) buyurarak, namazın ancak fitne zamanında lasaltılabileceğini; beyân etmişdir. Şimdi böyle bir korkulu gün yokdur?

Ömer: Senin şaştığın şey'e, ben de şaştım da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e söyledim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) :

«Bu Allah'ın, size îesadduk eylediği bir sadakadır. Binaenaleyh siz, onun sadakasını kab'ûl edin!» buyurdu; dedi.

Âişe hadîsinde dahî: Resûlüllah' (Saiiallahü Aleyhi ve Sellem) namazı bazen kısa kılar; bazen tamamlar; kimi gün oruç tutar; kimi gün de tutmazdı.» denilmektedir. Bu hadîsin isnadı için Dârakutnî: «Sahîhdir.» demişdir. Ayni hadîsi Beyhakî: Tâlhatü'bnü Amr İbni Salih ve Mu ğîratü'bnü Ziyâd tarîki ile Hz. Âişe'den rivayet etmişdir ki, bu zevatın üçü de zayıfdırlar.

Hanefiyye ulemâsı, Şâfiîlerin bu delillerine şöyle cevap vermişlerdir :,

1- Hz. Ömer hadîsi size değil; bize delildir. Çünkü mezkûr hadîsde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah'ın sadakasını kabul etmelerini emir buyurmuşdur. Emr-i mutlak, vücûd ifâde eder. Binaenaleyh şer'an o hediyeyi reddetmek serbestisi kalmaz. Burada: «Hiç bir insan sadaka kabul etmek için zorlanır mı?» şeklinde bir suâl hatıra gelebilir. Cevâbı şu'dur: «Resûlüllah (Salîalkhü Aleyhi ve Sellem) 'in :

(Allah, onu size tesadduk eyledi.) sökünün mânâsı: Allah, size hüküm buyurdu, demekdir. Çünkü milk olmaya yaramayan bir şey'i, Allah'ın tesadduk etmesi, o şey'i hükümden düşürmekle olur. Netekim Allah'ın afvı da böyledir.»

2- Hz. Âişe hadîsi ise Buhâri ile Müslim İn, Hz. İbni Ömer 'den tahrîc ettikleri şu hadîsde muarızdır: « İbni Ömer, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikde seferde bulundum. Allah, ruhunu kabzedinceye kadar (seferde) iki rek'âtdan fazla namaz kılmadı. Ebû Bekir'le beraber bulundum; o da AHâh Tr-âlâ rûh'unu kabzedinceye kadar iki rek'âtdan fazla kılmadı. Osman'-la beraber bulundum; o da Allah Teâlâ rûh'unu kabzedinceye kadar i'd rek'âtdan fazla namaz kılmadı... dedi.»

Selef ve Ha1ef'in ekseri ulemâsına göre seferde dört rek'âtlı namazları, ikişer kılmak vâcibdir. Ashâb-ı kiram 'dan Ömer, Alî, İbni Ömer, Câbir ve İbni Abbâs (RadiyaHchû anhûm) hazerâtımn mezhepleri de budur. Ayni kavil Halife Ömer b. Abdilâzîz ile Hasan-ı Basrî ve Katâde 'den dahi rivayet olunmuşdur. Hammâd- b. Ebî Süleyman'a göre seferde namazlarım dört rek'ât üzerinden kılan bir kimse, o namazları kaza eder. İmam Mâlik 'den bir rivayete göre dahî vakit içinde olmak şartı ile o namazları ikişer rek'ât olarak kaza eder.

İmam Ahmed b.'Hanbel seferi namazları için: «Onları, ikişer rek'ât kılmak sünnettir.» demişdir.

Hattâbî dahî: «Evlâ olan, misafirin namazı kısa kılmasıdır. Çünkü kısa kıldığı namazın caiz olduğuna bütün ulemâ ittifak etmişdir; tamam olarak kılmanın caiz olup olmıyacağı ise ihtilaflıdır. İttifak, ihtilâfa tercih edilir.» diyor.

Aynî: «Bütün bu delillerle, bâzılarının (Sadaka hadîsi namazı kısa kılmanın ruhsat olduğuna delâlet eder.) sözü suya düşer.» demişdir.

Gerçi Âişe ile Osman (Radiyallahû anhûma) te'vîlde bulunarak, seferde namazlarını dörder rek'â^fc kılmışlardır. Fakat bundan Hanefî1er'in kaidesi [1] bozulmaz. Çünkü Hz. Âişe seferde namazı iki rek'ât kılmayı da dört rek'ât kılmayı da caiz görüyordu..Şu hâlde kendisi iki caizin biri ile amel etmiş demekdir. Eğer Âişe (Radiyallahû cnhc) namazı tamam kılmayı caiz gÖrmeseydi Hanefîler'in kaidesi o zaman bozulurdu.

Hz. Osman hadîsine verilecek cevap da budur. Muhakkikin ulemâya göre Osman ile Âişe (Radiyallahû anhûma) 'nın teVilleri bundan âbâretdir. Yâni onlar kasr'la itmamın ikisini de caiz görmüşlerdir.

Bâzıları: « Hz. Osman, mü'minlerin imamı; Âişe de anneleri olduğu için nereye gitseler, kendi evlerinde hükmündedirler.» Şeklinde te'vîlde bulunmuş; bir takımları Osman (Radiyallahû anh) 'm Mekke'den evli bulunduğunu ileri sürmüş; daha başkaları: « Hz, Osman'm yanında Bedeviler bulunuyordu; onlar namaz ebedî olarak ikişer rek'âta indirildi zannetmesinler diye namazları dörder rek'ât kılmişdır.» demişlerse de bu te'vîllerin hiç biri itirazdan salim değildir.

Dört mezhebin imamları ile Cumhûr-u ulemâya göre mubah olan her seferde kasr caizdir. Selef'den bâzıları namazı kısa kılabilmek için yolda korku bulunmasını şart koşmuş; diğer bâzıları seferin Hacc veya Ömre vâhut gaza için olmasını; bir takımları da seferin ısyân için değil tâât hususunda yapılmasını şart koşmuşlardır.

E-imme-i selâse denilen Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbe1 ile ekseri ulemâya göre ma'siyet seferinde namazları kısa kılmak caiz değildir. Ebû Hanîfe ile Sevrî'ye göre ise caizdir. Binaenaleyh onlara göre sahibinin elinden kaçan bir köle seferde namazlarım ikişer rek'ât kılabilir.

Hanefîler'e göre mesâfe-i sefer, senenin en kısa günleri hesabı ile üç günlük yol'dur. Burada muteber olan orta yürüyüşle sabah'dan, öğle'ye kadar alman yoldur ki takriben doksan kilometrelik mesafedir. Bu mesafeden daha yakınlara gidenler, namazlarını tamam kılarlar.

Diğer mezheplere göre yüklü deve yürüyüşü ile bir gün bir gecelik

mesafedir. Bu mesafe takriben seksenbir kilometre kadardır. Tafsilât fıkıh kitaplarındadır.



4- (686) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb, Züheyr b. Harb ve İshâk b. İbrâbim rivayet ettiler. İshâk (Bize haber verdi.) tâbirini kullandı, diğerleri: Bize Abdullah h. İdris, İbni Cüreyc'den, o da İb-ni Ebî Ammâr'dan, o da Abdullah b. Bâbeyh [2]'den, o da Ya'lâ b. Ünıeyye [3]'den naklen rivayet etti; dediler. Ya'lâ şöyle demiş: Ömeru*-bnü'I - Hattâb'a, dedim ki: (Allah Teâlâ) : Eğer (sefer esnasında) kâfirlerin, size fenalık yapacağından endîşe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir vebal yokdur [4]. (buyuruyor.) Şimdi insanlar emniyettedir. (O hâlde niçin seferde namazı kısa kılıyoruz?) Ömer, şu cevâbı verdi:

— Bu senin şaştığın şey'e ben de şaştım de, onu Besûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) 'e sordum:

«Bu, Allah'ın, size tesadduk eylediği bir sadakadır. Binaenaleyh siz, onun sadakasını kabul edin!» buyurdular.



(...) Bize Muhammed b. Ebî Bekr El - Mukaddemi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya, İbni Cüreyc'den naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana Ab-durrahmân b. Abdillâh b. Ebî Anımâr, Abdullah b. Bâbeyh'den, o da Ya'-lâ b. Ümeyye'den naklen rivayet etti. Ya'lâ: «Ömeru'bnu'l - Hattâb'a dedim ki...» diyerek İbni İdrîs hadîsi gibi rivayette bulunmuş.

Bu hadîsi Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce ve İbni Hibbân da tahrîc etmişlerdir. Rivayetlerin bâzısında denilmiş İse de meşhur ve ma'rûf olan rivayeti kitabımızda olduğu gibi şeklindedir.



Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder :


1- «Allah, bize tesadduk eyledi» ve «Yâ Rabbî! Bize tesadduk eyle!» gibi sözler söylemek caizdir. Selefden bâzıları bunu mekruh görmüşse de Nevevî: «Bu açık bir hatâdır.» demişdir.

2- Korku olmayan seferde dahî dört rek'âtlı namazlar, ikişer rek'ât kılınırlar.

3- Bir kimse kendinden daha üstün birinin anlaşılması müşkil bir iş yaptığını görünce mes'eleyi, ona sorabilir.

4- Cumhura göre âyetdeki kısaltmadan murâd, adedi kisaltmakdır. İbni Abbâs hey'eti kısaltmak olduğuna kaaildir. Ona göre âyet, korku namazı hakkındadır.



5- (687) Bize Yahya b. Yahya ile Saîd b. Mansûr, Ebû'r-Rabî' ve Kuteybetü'bnü Saîd rivayet ettiler. Yahya: (Bize haber verdi.) tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Ebû Avâne, Bükeyr b. Ahnes [5]'den, o da Mü-câhid'den, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti; dediler. İbni Abbâs :

«Allah, namazı Peygamberimiz (MuhammedJSallallahü Aleyhi ve Selleın)in dilinden hazarda dört, seferde ilci, korku zamanında da bir rek'ât ola* rak farz kıldı.» demiş.



6- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Amrûn-Nâkıd hep birden Kaasim b. Mâlik [6]'den rivayet ettiler. Anır dedi ki: Bize Kaasim b.t Mâlik El - Müzeni rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb b. Âiz Et - Tâî [7], Bükeyr b. Ahnes'den o da Mücâhid'den, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. İbni Abbâs şöyle demiş :

«Şüphesiz ki Allah, namazı P ey ga.Yi berin iz (Muhammed) (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) "\n dilinden; yolcuya iki rek'ât, mukîm'e dört, korku hâlinde ise bir rek'ât olarak farz kıldı.»



7- (688) Bize Muhammed b. El - Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. Dedi ki: Katâde'yi, Mûsâ b. Selemete'l-Hüzelî'den naklen rivayet ederken dinledim. Mûsâ şöyle demiş: İbni Abbâs'a Mekke'de bulunduğum zaman imamla kılmazsam namazımı nasıl kılacağım? diye sordum.

— Etû'l-Kaasİm (Muhammed) (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in sünneti olmak üzere iki rek'ât (kıl!) cevâbını verdi.



(...) Bize, bu hadîsi Muhammed b. Minhâl Ed - Darîr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Ebî Arûhe rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. El - Müsennâ dâhi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâz b. Hişânı rivayet etti. (Dedi ki) : Bize batam rivayet etti. Bu râvî-Icrİn hepsi Katâde'den bu isnâdla, bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

Selef-i sâlihînden bir cemâat bu hadîsin zahiri ile amel etmişlerdir. Hasan-ı Basrî, Dahhâk ve İsbâk b. Râhuye bunlar meyânındadir.

Ebû Hanîfe, Şafiî, Mâlik ve Cumhûr-u ulemâya göre korku namazı emniyet hâlinde kılınan nama? gibidir. Hazarda kılmıyorsa dört, seferde kılmıyorsa iki rek'at üzerinden kılınır. Fakat hiç bir hâlde,, bir rek'at üzerinden kılınması caiz değildir. Bu zevat sadedinde bulunduğumuz İbni Abbâs hadîsini te'vîl ederek: «Bundan murâd: Bir rek'at imamla, bir rek'at da yalnız olarak kılmak-dır.» derler. Netekim sahih hadîslerin ifâdesine göre Peygamber (Sallallahli Aieyhİ ve Sellem) ile ashabı korku zamanında namazlarını, bu şekilde kılmışlardır.

Nevevî : «Delillerin arasını bulmak için bu te'vîl mutlaka lâzımdır.» diyor.



8- (689) Bize Abdulah b. Meslemete'bni Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsâ b. Hafs b. Âsim b. Ömer b. El-Hattâb [8], bahasından naklen rivayet etti. Demiş ki: Mekke yolunda İbni Ömer'le beraber bulundum. Öğle namazını bize iki rek'ât kıldırdı. Sonra döndü geldi. Biz de onunla beraber döndük. Menziline gelip oturdu. Onunla beraber biz de oturduk. Bir aralık namaz kıldığı yere bir göz atarak birtakım kimselerin ayakta olduklarını gördü ve:

— Bunlar ne yapıyor? dîye sordu.

— Tesbîhde bulunuyorlar... dedim. İbni Ömer:

— Ben teşbih yapacak olsam mutlaka namazımı tamamlardım. Kardeşim oğlu! Gerçekten ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) üe bir-likde seferde bulundum. Allah rûh'unu kabzedinceye kadar iki rek'âtdan fazla namaz kılmadı. Ebû Bekir'le birlikde bulundum, o da Allah rûh'unu kabzedinceye kadar iki rek'âtdan fazla kılmadı. Ömer'le dahî beraber bulundum, o da Allah rûh'unu kabz edinceye kadar iki rek'âtdan fazla kılmadı. Sonra Osman'la beraber bulundum; o da Allah rûh'unu kabzedinceye kadar iki rek'âtdan fazla kılmadı. Allah Teâlâ dahî [9] (gerçekten ResûlüIIah'da sizin için güzel bir Örnek vardır!) buyurmuşdur... dedi.



9- (...) Bize Kuteybetü'bhü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ye-zîd (yâni İbni Zürey') Ömer K Muhammed'den, o da Hafs b. Âsım'dan naklen rivayet etti. Hafs şöyle demiş: Bir hastalığa tutulmuşdum. İbni Ömer, beni dolaşmaya geldi. Kendisine seferde nafile kılınıp kıhnmiya-cağını sordum. İbni Ömer:

— Ben, seferde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in maiyyetinde bulundum ama onu sünnet kılarken görmedim. Eğer ben, sünnet kılacak olsaydım farz namazımı tamam kılardım. Allah Teâlâ da (Gerçekten Re-sûîüîlah da, sizin için güzel bir Örnek vardır.) buyurmuşdur... dedi.

Bu hadîsi Buhârî «Taksîr-i salât» bahsinde; Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbni Mâce «namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

«Tesbîhde bulunuyorlar.» tâbirinden murâd, revâtip denilen nâfilelef yâni vakit namazlarının sünnetleridir. Bu hadîslerde geçen tesbîh'den murâd, hep bu namazlardır.

Hz. Abdullah b. Ömer'in: «Ben tesbîh yapacak olsam mutlaka namazımı tamamlardım!» sözünün mânâsı: «Ben nafile kılacak olsam farz namazı dört rek'ât olarak tamamlardım. Bu benim için daha makbul olurdu. Lâkin ben bunların ikisine de kaail değilim. Seferde sünnet vech üzere namaz, dört rek'âtlı farzları iki kılmak; nafileleri de terk etmekle olur.» demekdir. İbni Ömer (Radiyallahû anh) buradaki nafileden de beş vaktin sünnetlerini kasdetmişdir. Yoksa onlardan mâda nafileleri seferde kendisi de kılardı. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in dahî bu gûnâ nafileleri kıldığı rivayet olunmuşdur.

Ulemâ beş vaktin sünnetlerinden mâda nafile namazların seferde kılınabileceğine ittifak etmişlerdir. İhtilâf beş vakit namazın sünnetleri hakkındadır. Hz. Abdullah b. Ömer ile diğer bâzı ulemâya göre seferde vakit sünnetlerini kılmak mekruhdur.

Ashâb-ı kiramdan bâzıları seferde sünnet namazların kılınacağına kaail olmuşlardır. Ebû Hanîfe, imam Ahmed, Şafiî ve ekseri ulemânın mezhepleri de budur.

Hanefîler 'den Serahsî'nin «EI-Melbsût» nârmndaki eseri ile «El-Hidâye» de: «Sünnetlerde kısaltma yokdur. Ulemâ efdal olan hakkında söz etmiş; bâzıları ruhsatla amel ederek, sünnetleri terk etmenin efdal olduğunu; bir takımları da Allah'a tekarrub için onları kılmanın efdal olacağını söylemişlerdir.» denilmektedir.

Yine Hanefîler 'den Hindîvâhi'nin beyânına göre, bir yerde mola verildiği zaman sünnetleri kılmak efdal; yürüyüş hâlinde ise terk etmek efdaldır. Hişâm: «İmam Muhammed'i seferde namaz kılarken çok gördüm. Öğle'den evvel ve sonra sünnet kılmıyor; Fakat sabah ile akşam namazının ikişer rek'ât sünnetini hiç bırakmıyordu. İkindi ile yatsı'dan önce nafile kıldığını görmedim. Yatsıyı kılar; sonra vitr'e geçerdi.» demişdir.

Nevevî diyor ki: «İhtimâl Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sünnetleri konakladığı yerde kılar da İbni Ömer görmezdi. Zîra nafileyi evde kılmak efdaldır. Yahut sünnetlerin bazen terk edilebileceğine ten-bîh için onları bâzı vakitlerde kılmamışdır.»

Sünnetlerin terk edileceğine kaail olanların istidlal makamında: «Sünnetler meşru olmuş olsa farzı dört olarak tamamlamak daha yerinde bir iş olurdu.» sözlerine karşı, Nevevî şu cevâbı vermektedir: «Farz kesin olarak meşrudur. Şayet tam olarak dört rek'ât üzerinden kılınması meşru olsa seferde bütün farz namazların tam olarak kılınması icâb ederdi. Nafile ise mükellefin re'yine bırakılmışdir. Bu bâb'da rifk-u mülâyemet. onun meşru olmasını gerektirir. Mükellef isterse kılar ve sevap ka zanır; isterse kılmaz ve kılmadığından dolayı ona hiç bir şey lâzım gelmez.»



10- (690) Bize Halef b. Hişâm ile Ebû'r-Rabî' Ez-Zehrânî ve Ku-teyfcetü'bnü Saîd rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Hammâd (Yâni İfanı Zeyd) rivayet etti, H.

Bana Züheyr b. Harb ile Ya'kûb b. İbrâbîm de rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İsmail rivayet etti. Bu râvîlerİn ikisi de Eyyûb'dan, o da Ebû Ki-lâhe'den, o da Enes'den naklen rivayet etmişlerdir ki, Resûlüllalı (Sallallühü Aleyhi ve Sellem) öğle namazını Medine'de dört rek'ât kılmış; ikindiyi ise Zii'l-Huleyfe'de İki rek'ât üzerinden kılmişdır.



11- (...) Bize Saîd b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Muhammed b. Münkedİr ile İbrahim b. Mey-sera [10] rivayet ettiler. Onlar da Enes b. Mâlik'i şöyle derken işitmişler:

«Ben ResûlüElah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber öğle namazını Medine'de dört rek'ât kıldım. Yine onunla ikindiyi Zü'l-Huleyfe'de iki rek'ât kıldım.»

Bu hadîsi Buhârî «Ebvâbü't-Taksîr» ile «Hacc» bahislerinde; Ebû Dâvûd, Tirmizi ve Nesâî «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i şerif Resûlüllah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) 'in yola çıkmazdan evvel namazlarını tam kıldığını, yola çıktıkdan sonra dört rek'âtlı namazları ikişer kıldığını göstermektedir. Z ü'l - Huleyfe Me-dîne*ye altı veya yedi mil mesafede bir yer olup Medîne'liîerin mîkaatıdır.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :


1- Zahirîler, seferin azında da çoğunda da namazların ikişer rek'ât kılınacağına bununla istidlal etmişlerdir.

2- İmam Şafiî bu hadîsle istidlal ederek, sefere çıkmazdan önce namazların dört rek'ât üzerinden kılınacağını söylemişdir. Çünkü itesûlüilah (Salialiahü Aleyhi ve Seilem) , sefere niyet ettiği hâlde öğleyi Medine'de dört rek'ât kılmışdir. Mes'ele ulemâ arasında ihtilaflıdır. Hanefi1er'e göre sefere niyet eden bir kimse, bulunduğu kasaba veya köy'ün evlerini geçtiği zaman namazları kasr etmeye başlar. «Et-Tuhfe» nâm eserde: Mukîm olan bir kimse sefere niyet ederek yürümekle veya vâsıtaya binmekle müsâfir oluvermez. Müsâfir sayılmak için şehrin binalarını geçmek lâzımdır. Çünkü bir işe niyet etmekle, o iş yapılmış olmaz; onu mutlaka yapmak lâzımdır. Oruçlu bir kimse dahî orucunu bozmaya niyet etmekle, onu bozmuş sayılmaz.» denilmişdir.

İmam Şafiî'ye göre şehirde binaları değil; şehirin sûrlarını geçmekle müsâfir hükmüne girilir.

Hanbelîler 'den İbni Kudâme «El-Muğnî» adlı eserinde şunları söyler : «Sefere niyet eden bir kimse, bulunduğu şehrin veya köyün evlerini geçerek, onları arkada bırakmadıkça namazlarını kasr edemez. îmam Mâlik, Evzâî, İmamAhmed imam Şafiî, îshâkve Ebû Sevr 'in mezhepleri de budur.»

Îbnû'l-Münzir: «Kendisinden ilim bellenilen bütün ulemâ bunda mûttefikdir.» demişdir.

Atâ' ile Süleyman b. M.ûsâ 'nın, sefere niyet eden bir kimseye evinde iken kasr'ı mubah gördükleri rivayet olunur.

Atâ': «Sefere niyet eden bir kimse, evinden çıktıkdan sonra henüz bulunduğu şehrin evlerini geçmeden namaz vakti gelirse, namazını kasr edebilir.» demişdir.

Mücâhid'e göre ise gündüzün sefere çıkan bir kimse akşam olmadan namazlarım kasr edemediği gibi geceleyin sefere çıkan da güneş doğmadıkça kasr edemez.

3- Hadîs-i şerif, sefere niyet eden evinde bile kasr edebilir; diyenlerle Mücâhid'in aleyhine delildir.



12- (691) Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Beşşâr; ikisi birden Gunder'den rivayet ettiler. Ebû Bekir dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer Gunder, Şu'be'den, o da Yahya b. Yezîd El-Hünâi [11]'den naklen rivayet etti. Demiş ki: En es b. Mâlik'e namazı kasr mes'elesini sordum. Şu cevâbı verdi:

— Resûlüllah (Saîîaîlahü Aleyhi ve Seliem) üç mil yahut üç fersah (şüphe eden, Şu'be'dir.) mesafeye gitmek üzere yola çıktığı zaman namazı İki rek'ât kılardı.»

Bu hadîsde bildirilen üç mil veya üç fersah Resûlüllah (Saîîaîîahü Aleyhi ve Seîîem) 'in seferinin sonu değildir, Hadîsden maksad şu'dur: Peygamber (Salîaliahü Aleyhi ve Selîem) namaz vakti gelmeden yola çıkar; üç mil veya üç fersah mikdârı yürüdükden sonra namazın vakti girer, onu; o zaman kılardı.

Nevevî diyor ki: «Resûlüllah (Salîaliahü Aleyhi ve Seliem) kasr ederek kıldığı namazın vaktine bir hayli müddet varken yola çıkar, namaz vakti ona üç mil veya daha fazla yol aldıkdan sonra gelirdi. O da namazı, o zaman kılardı. Mutlak surette vârid olan hadîsler kasr'ın beldeden çıkarken caiz olduğu hususunda biribirini te'yîd ederler. Zîra o anda, o kimseye yolcu denir.»



13- (692) Bize Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Beşşâr, hep birden İbni Mehdî'den rivayet ettiler. Züheyr dedi ki: Bize Abdurrahmân b. Mehdi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Yezîd b. Humeyr [12]'den, o da Habib b. Ubeyd [13]'den, o da Cübeyr b. Nüfeyr'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Şurahbî! [14] b. Simt ile beraber onyedi veya onsekiz mü mesafede bulunan bir köye gitmek üzere yola çıktım. Şurahbîl, namazı iki rek'ât kıldı. Bunun (Niçin yaptığını) kendisine sordum: Dedi ki:

— Ömer'i, Zü'1-Hule'yfe'de iki rek'ât kılarken gördüm de ben de ona sordum. Ömer: Ben ancak Resûlüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem)'den gördüğüm gibi yapıyorum, dedi.»



14- (...) Bu hadîsi bana Muhammedü'bnü'l-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, bu isnâdla rivayet etti. (Yalnız o) İbnü's^Şimt'dan dedi; Şurahbîl adını söylemedi. Bir de: Kendisinin Hınıs'dan onsekiz mil uzakta bulunan ve Devmîn (veya Dûmîn) denilen bir yer'e vardığını söyledi.

Zahirî 'lerden bâzıları bu hadîsle istidlal ederek sefere çıkan bir kimsenin tam bir günlük bir yere gitmese de namazlarını kasr edebileceğini soylemişlerse de hadîs-i şerifde bu hususa delâlet yokdur. Çünkü gösterilen her iki aded şüphelidir. Binaenaleyh bunların hiç birine îtimâd olunamaz. Birinin sabit olduğu farz edilse bile bu mikdâr, namazı kasr ederek kılmağa başladığının iptidâsıdır.

Hz. Ömer'in Zû'1-Huleyfe'de namazı kasr ederek kılması, o yer'in seferin sonu olduğuna delâlet etmez. Şurahbî1'in kasr ederek kıldığı mesafe şek'siz olarak bilinse bile onun fiili hüccet olamaz; çünkü kendisi bir kavle göre tâbiîndendir. Cumhûr-u ulemâ-y a muhalefet etmişdir. Yahut onyedi veya onsekiz mil mesafede namazı kasr etmesi, yolculuğu esnasında olmuşdur. Bu mesafe onun gideceği yerin sonu değildir; diye te'vîl olunur.



15- (693) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyni, Yahya b. Ebî İshâk [15]'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdî. Enes şöyle demiş: Biz Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) ile birlikde Medine'den Mekke'ye (doğru yola) çıkdık da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) tâ dÖnünceye kadar namazları ikişer rek'ât kıldı. (Yahya demiş ki): Enes'e: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) Mekke'de ne kadar kaldı?» diye sordum;

— On gün! cevâbını verdi.



(...) Bize, bu hadîsi Kuteybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Avâne rivayet etti. H.

Bu hadîsi, bize Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Uley-ye rivayet etti. Bunlar hep birden Yahya b. Ebî İshâk'dan, o da Enes'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) 'den naklen Hüşeym'in hadîsi gibi rivayet etmişlerdir.



(...) Bize, Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Yahya b. Efe! İshâk rivayet etti: Dedi ki : Ben, Enes b. Mâlik'i: «Biz, Medine'den Hacc için yola çıktık...» derken işittim; sonra yukarki hadîsin mislini söyledi.



(...) Bize, îbnü Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, babam rivayet etti. H. Bize Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki): Bize, Ebû Üsâme rivayet etti. Bunlar hep birden, Sevrî'den, o da Yahya b. Ebî İshâk'dan, o da Enes'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. (Yalnız burada râvî) Hacc'i zikretme-mişdir.

Bu hadîsi Buhârî «Ebvâbü't-Taksîr» ve «Megâzî» bahislerinde; Ebû Dâvûd., Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâce «namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin bir rivayetinde tasrîh edildiği vecihle ResûlüIIalı (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) 'in bu seferi, Hacc içindi. Mezkûr seferde Mekke'ye Zil-hicce'nin dördüne rastlayan pazar günü sabahı vâsıl olmuşdu. Bu sefer'-de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz öğle, ikindi, yatsı ve sabah namazlarını ikişer rek'ât; akşam namazını üç rek'ât olarak hâli üzere kümışdır.

Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) 'in Mekke'de ne kadar kaldığını bildiren hadîsler muhtelifdir. Buradaki Enes (Radiyallahû anh) rivayetine göre on gün; Buharî'nin rivayet ettiği İbni Abbâs rivayetine göre ondokuz gün; -Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği İbni Abbâs hadîsine göre onyedi gün; Ebû Dâvûd, Nesâî ve îbni Mâce 'nin tahrîc ettikleri diğer bir rivjâyete göre onbeş gün; bâzı rivayetlerde onsekiz gece kalmışdır.

Bu rivayetlerin arası şöyle cem' edilmişdir: Hz. Enes hadîsi Veda Hacc'ına âiddir. Ö seferde Mekke'de on gün kaldı denilmesinden murâd: nefs-i Mekke'de değil Mekke ile birlikde Mina'da kalmasıdır. Çünkü bu husûsda olan Câbir hadîsinden de anlaşıldığına göre Resûlüllah (SaUaltahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye Zilhicce'nin dördünde girmiş; giriş ve çıkış günleri hâriç olmak üzere orada üç gün kalmış; ayın sekizinci günü Mina'ya varmış; orada da üç gün yânî şeytan taşiama günlerinde kalmış ki, bu günlerin sonu Zilhicce'nin onüçüne tesadüf eder.

tbni Abbâs hadîsi ise Mekke'nin fethine âiddir. Bu bâb'da Imr.ân b. Husayn (Radiyallahû anh) dan da rivayet vardır. Mezkûr rivayete göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'de onsekiz gece, kalmışdır.

Beyhakî, İbni Abbâs rivayetleri ile Hz. Imrân rivayetinin arasını bulmuş ve: «Ondokuz gün diye rivayet eden, Mekke'ye giriş ve çıkış günlerini hesaba katmış; onyedi gün diyen bunları terk etmişdir. Onsekiz gece kaldığını rivayet eden, girişle çıkış günlerinden birini saymış; diğerini saymamışdır.» demişdir.

Onbeş gün rivayetine gelince: Nevevî (631-676) «El-Hulâsa» nâm eserinde bu rivayetin zayıf ve mürsel olduğunu söylemişdir. Fakat Aynî 'nin beyânına göre zayıf değil isnadı güzel, râvîleri mu'temeddir.

Seferde namazların niçin ikişer rek'ât meşru olduğunu Dahhâk tefsirinde şöyle îzâh eder: Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) islâmiyet'in ilk zamanlarında öğle, ikindi, yatsı ve sabah namazlarını ikişer rek'ât; akşam namazını ise üç rek'ât üzerinden kılardı. O bu namazları henüz kıble, Kâ'be'ye çevriimezden önce kılmışdır. Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) bir gün öğle namazını iki rek'ât olarak Beyt-i Makdis'e doğru kildıkdan sonra Cebrail (Aleyhîsselâm) gelmiş; kendisini Kâbeye düğru çevirerek iki rek'ât daha kılmasını işaret etmiş; ondan sonra ikindi ve yatsı'yı da dörder rek'ât, sabah namazını iki rek'ât kılmasını emretmiş ve: «Yâ Muhammedi İlk kıldığın farz ümmetinin yolcuları ile gazilerine mahsûsdur.» demişdir.

Taberânî'nin, Hz. Alî (Radiyallahû anh) 'dan tahrîc ettiği bir hadîse göre tüccardan bir cemâat Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)e müracaat ederek: «Yâ Resûlâllah! Biz, sefere çıkıyoruz. Namazımızı . nasıl kılacağız?» diye sormuşlar. Bunun üzerine Teâlâ Hazretleri

«Sefere çıktığınız vakit namazı kasr etmenizde bir beis yokdur.»

âyet-i kerimesini indirmiş; sonra bir müddet vahy kesilmiş; bundan bir sene sonra Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) gazaya çıkmış ve Harb esnasında öğleyi kılmış. Müşrikler bunu görünce biribirlerine :

«Vallahi Mühammed ve ashabı arkalarından hücuma imkân veriyorlar! Şunların üzerine baskıyı arttırsanız!...» demişler; müteakiben Teâlâ Hazretleri iki namaz arasında âyetin sonunu yâni

«Şayet kâfirlerin size fenalık edeceğinden korkarsanız...» kısmını indirmişdir.

Câbir b. Abdillâh (Radiyallahû anh) 'dan rivayet olunan bir hadîse göre kasr âyeti Nah1 denilen yerde nazil olmuşdur. İbni Esîr'in beyânına göre bu vak'a hicretin dördüncü senesinde olmuşdur.

Sa'lebî, tefsirinde Hz. İbni Abbâs 'in: «Kasr ederek kılınan ilk namaz ikindidir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu Us-fân'da Zû Enmâr gazasında kıldı.» dediği rivayet olunmuşdur.



HABÎS-İ ŞERİFDEN ÇIKARILAN HÜKÜMLER:



1- İmam Şafiî (Rahimehullah) bu hadîsle istidlal ederek: «Sefere çıkan bir kimse, bir yerde dört gün kalırsa namazlarını ikişer rek'ât kılar; çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'de dört gün kalmışdir.» demişdir. İmam Mâlik, imam Ahmed ve Ebû Sevr'in mezhepleri de budur.

Nevevî'nin beyânına göre, giriş ve çıkış günleri bu dört günde dâhil değildir. Nevevî-ile Râfiî: «Esah olan budur.» demişlerdir.

İmam Şafiî 'den bir rivayete göre, bir kimse bir yerde dört günden fazla kalırsa, mukîm olmağa niyet etmese bile mukîm olur. Ancak Tahâvî (238-321) : «Şafiî 'nin kavli icmâ'a muhâlifdir. Zîra ondan Önce hiç bir kimseden bir yerde dört gün kalmaya niyet etmekle mukîm olunacağı rivayet edilmemişdir.» demişdir.

2- Hanefî'lere göre, bir yerde onbeş günden daha az kalmaya niyet eden kimse namazlarını ikişer rek'ât kılar. Çünkü İbni Abbâs ile İbni Ömer (Radiyallahû anh) 'in «Müsâfir olarak bir yere varır da, o yerde onbeş gün kalmaya niyet edersen namazını tam olarak kıl! Oradan ne zaman ayrılacağını bilmiyorsan namazı kasr et!» demişlerdir. Onbeş günü şeriat, başka yerlerde de nazar-ı îtibâra almış-dır. Meselâ hayzdan temizlenen bir kadının temizlik müddeti en az on-bez gündür.

Şunu da unutmamalı ki Hanefîlere göre mukîm olmaya niyet etmekle mukîm sayılmak; üç günlük yolu yürümüş olmsya bağlıdır. Üç günlük yolu yürümeden geri dönmeye yahut mukîm olmaya niyet eden kimse çölde veya ovada bile bulunsa mukîm olur. «EI-Müctebâ» nâm eserde: «Sefer ancak mukîm olmaya niyetle yahut vatana varmakla veya üç günden evvel vatana dönmekle bâtıl olur.» denilmişdir.

Meşhur rivayete göre imam Şafiî 'nin kavli de budur.

Mukîm olmaya niyet etmek beş şartla müessir olur:

a) Yürüyüşü terk etmek şarttır. Hatta yürürken mukîm olmaya niyet etse ikaameti sahih olmaz.

b) Yer mukîm olmaya elverişli bulunmalıdır. Sahrada veya deryada mukîm olmaya niyet etmek; sahîh değildir.

c) Yerin müttehid yâni bir olması:

d) Müddetin bir olması şarttır.

e) Sefer eden kimsenin re'yinde müstakil olması da şarttır. Asker, köle ve talebe gibi kimselerin niyetleri sahih değildir çünkü onlar Tâbi'dirler. Tâbi' için ise ayrı hüküm yokdur. Metbû'ları neye niyet etmişse, onlarm niyeti de odur.

Şâ'fitlerle, Hanefîler'in kavillerinden mâda ikaamet müddeti hakkında yirmi kavil daha vardır. Şöyleki:

a) İbni Hazm'in rivayetine göre Saîd b. Cübeyr: «Bir yere ayağım bastmmı, orada namazını tamam kıl!» demişdir. Bu kavi Âişe ve İbni Abbâs (Radiyallahû anhûm) ile Tâvûs'-dan rivayet edilmişdir.

b) Bir yerde bir gün ve bir gece kalmakla mukim olunur. İbnü Ab-dilber, bu kavli Rabîa'dan rivayet etmişdir.

c) îkaamet müddeti, üç gündür. Saîd b. El-Müseyyeb'in kavli bu'dur.

ç) Bir yerde dört günden fazla kalan bir kimse orada mukîm olur. İbni Rüşd bu kavli imam Ahmed'le Dâvûd-u Zahirî 'den rivayet etmişdir.

d) Vardığı yerde yirmiiki vakit namaz kılamya niyet eden kimse mukîm olur. Mâlikîler 'den İbni Kudâme «El-Muğnî» nâm eserinde : «İmam Ahmed'in mezhebi budur.» demişdir.

e) İkaamet müddeti, on gündür. Bu kavil Hz. Alî b. Ebî TâIib'den rivayet olunmuşdur.

f) İkaamet müddeti, oniki gündür. Evzâî'nin mezhebi budur.

g) İkaamet müddeti onüç gündür. Bu dahî Evzâî'den rivayet olunmuşdur.

h) İmam Leys 'den rivayet olunduğuna göre ikaamet müddeti onaltı gün'dür.

i) İmam Şâfiî'nin bir kavline göre ikaamet müddeti, onyedi gündür.

j) İmam Şafiî 'nin diğer bir kavline göre onsekiz gündür.

k) İshâk b. İbrahim'e göre ikaamet müddeti ondokuz gündür.

1) İbni Hazm'e göre yirmi gün'dür:

m) Yolcu herhangi bir şehre varıncaya kadar namazlarını ikişer rek'ât kılar. İbnü Abdil-Berr, bu kavlin Hasen b. Ebî'l-Hasen'e âid olduğunu söylemiş, ondan başka buna kaail olan kimse bilmediğini ilâve etmişdir.

n) Bir yer'de yirmibir vakit namaz kılmağa niyet eden kimse, orada mukîm olur. îbn ü'1-Münzir bu kavli imam Ahmed b. Hanbe1 'den rivayet etmişdir.

o) Yolcu, mutlak suretde namazlarını ikişer rek'ât kılar. Bu kavli Ebû Muhammed En-Nasrî rivayet etmiştir.

p) îbni Ebî Şeybe 'nin tahrîc ettiği bir hadisde İbni Abbâs (Radiyallahû anh) «Bir yerde beş ay kalırsan, orada namazı kasr ederek kıl!» demiştir.

r) Yine Ebû Bekr İbni Ebî Şeybe 'nin A b -durrahmân 'dan rivayet ettiği bir hadî&de: «Sa'd b. Mâlik İle Umman 'da beraber oturduk. O, namazını kasrediyor; biz tamam kılıyorduk. Kendisine niçin böyle yaptığını sorduk: «Biz daha eyi biliriz; cevabını verdi.» denilmiştir.

s) Bir zât İbni Abbâs (Radiyallahû anh) 'a: «Ben Medine'de bir.yildır oturuyor; sefere gitmiyorum.» demiş; İbni Abbâs: «Namazı iki rek'ât kıl!» mukaabelesinde bulunmuştur.

ş) Saîd b. Cübeyr; «Bir kimse bir yerde on beş günden fazla oturmak isterse namazlarını tamam kılar.» demiştir.



2- Mina'da Namazı Kasretme Babı


16- (694) Bana Harmeîetü'btıü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr- -ki İbm'l-Hâris'dir- İbni Şihâb'dan, o da Salim b. Abdillâh'dan, o da babasından, o da Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdi, ki kendileri Mina'da ve daha başka yerlerde yolcu namazını ikişer rek'ât kılmış. Ebû Bekr, Ömer ve hilâfetinin ilk zamanlarında Osman'da hep böyle ikişer rek'ât kılmışlar. Sonraları Osman (Mina'da) dört olarak tamam kılmıştır.



(...) Bize bu hadîsi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Velîd b. Müslim, Evzâîden rivayet etti. H.

Bize bu hadîsi İshâk ile Ahd b. Humeyd de rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer haber verdi. Bunlar hep birden Zührî'den bu isnâdla rivayet etmişlerdir. Zührî: «Mina'-da» demiş: «başka yerlerde» dememiştir.



17- (...) Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeyduîlah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş: Resûlüllah

«Mina'da namazı iki rek'ât kıldı. Ondan sonra Ebû Bekr, Ebû Bekr'den sonra Ömer; ve hilâfetinin ilk zamanlarında Osman da hep ikişer rek'ât kıldılar. Bir müddet sonra Osman dört rek'ât kılmağa başladı.»

İbni Ömer imamla kıldığı vakit dört, yalnız kıldığında iki rek'ât kı-larrmş.



(...) Bize bu hadîsi İbnü'l-Müsennâ ile Ubeyduîlah b. Saîd de rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Yahya -ki el-Kattân'dir- rivayet etti. H.

Bize bu hadisi Ebû Küreyb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zaide haber verdi. H.

Bize bu hadisi İbnü Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ukbetü'-bnü Hâlid rivayet etti. Bu râvîlerin hepsi Ubeydullah'dan bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir.



18- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Hubeyb b. Abdirrahmân'dan, naklen rivayet etti. O da Hafs b. Âsım'ı İbni Ömer'den naklen rivayet ederken dinlemiş. İbni Ömer şöyle demiş: Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem):

«Mina'da yolcu namazı kıldı; Ebû Bekir ile Ömer ve sekiz yahut altı sene Osman da orada, yoku namazı kıldılar.

Hafs demiş ki: «İbııİ Ömer, Mina'da iki rek'ât namaz kılar; sonra yatağına gelirdi. Ben: Ey Amıca! Bunlardan sonra iki rek'ât daha kusana! dedim; İbni Ömer: Öyle yapsaydım namazı tamam kılmış olurdum! dedi.»



(...) Bize, bu hadîsi Yahya b. Habîb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid (yânı İbnü'l - Haris) rivayet etti. H.

Bize İbnü'l-Müsennâ dahî rivayet etti. Dedi ki : Bana Abdii's-Samed rivayet etti. Bu râvîlerin ikisi de: Bize Şu'be, bu isnâdla rivayet etti... demişler «Mina'da» kıldırdığını söylememişler. Yalnız: «Seferde kıldı.» demişlerdir

Bu hadisi Buhârî «Yolcular namazı» bahsinde; Nesâî dahî «namaz» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

Müs1im'in rivayetinde, namazın Mina'da ve daha başka yerlerde ikişer rek'ât üzerinden kılındığı bildirilmektedir.

Anlaşılıyor ki Mina'da Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekir ve Ömer (Radfyallahû anhûm) namazları hep ikişer rek'ât kılmışlar; Hz. Osman dahî hilâfetinin ilk senelerinde ikişer rek'ât üzerinden kılmış; sonra kasr'ı bırakarak tam kılmaya başla-mışdır. Çünkü orada kasr da; tamam kılmakda caizdir. Tamam kılmakda daha ziyâde meşakkat olduğu için Hz. Osman onu tercih etmişdir. Çünkü ibâdetin zahmetlisi daha makbuldür.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1- îbni Battal, Mekke 'ye gelen hacıların gerek Mekkede gerekse Mina ve diğer ziyâretgâhlarda namazları ikişer rek'ât üzerinden kılacaklarına bütün ulemânın ittifak ettiğini söyler. Çünkü hacılar, bu yerlerde sefer halindedirler. Mekke yalnız Mekke'illerin yahut orada oturmak istiyenlerin vatanıdır. Mekke 'den, Medîne 'ye hicret eden muhacirlere Mekke'de oturmamak farz kılınmışdi. Bundan dolayıdır ki Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve SeUem) Mekke ile Mina'da kalmaya niyet etmemişdir.

Yine İbni Battal'in beyânına göre Mekke'lilerin, Mina'da namazlarım kasr edip etmiyeceği hususunda ulemânın ihtilâfı vardır:

İmam Mâlik'e göre Mekke 'liler, namazlarını Mekke'de tam kılar; Mina'da kasr ederler. Mina'lılar dahî Mina'da tam kılar; Mekke ile Arafât 'da kasr ederler. Çünkü Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve SeUem) Arafât'da namazını iki rek'ât üzerinden kıldığı vakit arkasındaki cemâat arasında bir fark gözetmemiş; Mekke 'lilere:

«Siz namazlarınızı tamam kılın!» dememişdir. Hâlbuki makam, beyân makamıdır. Mekke 'İllerle, Mina'lılar ve diğer yerler halkı arasında bir fark olsa mutlaka beyân ederdi. Mekke 'lilerin, Mina'da namazlarını ikişer rek'ât üzerinden kılacakları Abdullah îbni Ömer (Raâiyallahû anh) ile Salim, Kaasim ve Tâvûs'dan da rivayet edilmişdir. Evzâî ile İshâk'm kavilleri de budur. Bu zevata göre namazı iki rek'ât üzerinden kılmak, o yere mahsûs bîr sünnetdir. Mina ile Arafat 'da, yalnız oralarda oturanlar tamam olarak kılarlar.

2- Ekseri ulemâya göre Mekke'liler, Mina ile Arafât'da namazlarını tamam kılarlar. Çünkü bu yerler sefer mesafesi değildir. Atâ', Zührî, Sevrî, Hanefî'ler ile Küfe ulemâsı, Şafiî, Ahmed b. Hanbel ve Ebû Sevr, buna kaa-ildirler. Tahâvî, şunları söylemişdir: «Hacc ibâdeti, Mina 'lılar ile Arafat 'da oturanların -Hacc ettikleri zaman- namazlarını ikişer rek'ât kılmalarını icâb etmez, onlar namazlarını tamam kılarlar. Namazı kasr etmek yer'e bağlı değil; sefere müteallikdir. Mekke'liler, bu yerlerde mukîm sayılırlar. Namazlarını kasr etmezler. Orada mukîm olan bir kimse Mina'ya çıkmakla namazını kasr edemiyeceği gibi hacılar dahi kasr edemezler.»

3- Kasr mesafesi ulemâ arasında ihtilaflıdır. Hanefiyye imamları ile Küfe ulemâsına göre namazın kasr yâni ikişer rek'ât üzerinden kılınacağı mesafe yaya ve deve yürüyüşü ile üç gün üç gecelik yol'dur. İmam Ebû Yûsuf'a göre iki bütün gün ile üçüncü günün ekserisini yürüyen bir kimse, namazını kasr edebilir. Bu kavli imam Hasen b. Ziyâd, imam A'zam 'dan; İbni Semâ'a dahî, imam Muhammed 'den rivayet etmişlerdir.

Hanefî'ler «üç gün üç gecelik yol» tâbiri ile gece gündüz yürümeyi kasdetmemişlerdir. Onlar, gündüzü yürümeye; geceyi de istirâhat'a tahsis etmişlerdir.

Bir kimse üç günlük bir yola çıksa da; bu yolu kestirmeden giderek bir günde alsa vardığı yerde namazını kasr eder. Sonra ulemâ sefer mesâfesini fersah'la takdir etmişler; bâzıları sefer mesafesinin yirmibir fersah, diğer bâzıları onsekiz fersah olduğunu söylemişlerdir. Fetva onsekiz fersaha göredir. Birtakımları sefer mesafesinin onbeş fersah olduğunu söylemişlerdir.

Ashâb-ı kiram 'dan Osman b. Affân, Abdullah b. Mes'ûd, ve Süveyd b. Gafele (Radiyaüahû arihûm) ile onlardan sonra gelenlerden Şa'bî, İbrahim Nehaî, Süfyân-ı Sevrî, İbni Hayy, EbûKılâbe , Şerîk b. Abdillâh, Saîd b. Cübeyr ve Muhammed .b. Şîrîn; sefer mesafesinin üç günlük yol olduğuna kaaildirler. Bunun takriben doksan kilometre ettiğini az yukarıda görmüştük.

İmam Mâlik 'den bir rivayete göre Hâşimî Ölçüsü ile kırksekiz miTden daha az olan mesafede namaz kasr edilmez. Kırksekîz mil, onaltı fersah eder. İmam Ahmed'in kavli de budur. (Bir fersah üç mil, bir mil altıbin arşın, bir arşın yirmidort parmak, bir parmak altı arpa tanesi mikdândır.) İmam Mâlik'in kaail olduğu mesafe, iki günlük yoldur. Hz. Mâ1ik'in meşhur olan kavli budur.

Bir rivayete göre İmam Mâlik sefer mesâfesini kırkbeş mil olarak tâyin etmişdir.

İmam Şafiî 'den sefer mesafesi hususunda bir kaç kavil rivayet olunmuşdur. Birinci kavle göre, sefer mesafesi kırksekiz mil'dir. İkinci kavle göre kirkalti; üçüncüye göre kırk'dan fazla, dördüncüye göre kırk, beşinciye göre iki gün iki gece, altıncıya göre bir gün bir gecedir. Bu altıncı kavil Evzâî'nin de mezhebidir. Ebû Ömer İbni Abdi berr'in beyânına göre Evzâî: «Bilumum fukahâ buna'kaail-dir.» demişdir. Yine îbni Abdi1berr'in rivayetine göre Dâvûdu Zahirî uzun veya kısa bütün seferlerde namazın kasr edileceğine kaail olmuşdur. Ona göre şehir haricindeki bahseçesine giden bir kimsenin, orada namazı iki rek'ât üzerinden kılacağı rivayet olunur.

Hz. Abdullah b. Öme r.'den bir rivayete göre bir mü mesafeye giden kimse namazını kasr edebilir. Üç mil dediği dahî rivayet olunur.

Abdullah b. Mes'ûd (Radiyallahû anh) a göre sefer mesafesi, dört mildir.

Ebû Saîd-i Hudrî (Radiyallahû anh) 'dan bir rivayete göre, Peygamter (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) bir fersahlık mesafeye gittiği zaman namazını kasr edermiş.

Hz. Alî 'nin hurmalığa gittiği, orada öğle ile ikindiyi ikişer rek'ât kılarak ayni gün tekrar Medine'ye döndüğü ve: . «Size Peygamberinizin sünnetini öğretmek istedim.» dediği söylenir.

İbni Abbâs Hazretlerinin: «Namaz bir gün bir gecelik yolda kasr edilir.» dediği; Hz. Huzeyf e'nin Küfe ile Medâin arasında namazlarını ikişer rek'ât kılardığı, İbni Ömer, Süveyd b. Gafele ve Ömerü'bnü'1-Hattâb'a göre sefer mesafesinin üç mil olduğu rivayet edilir.

Hasan-ı Basrî'ye göre sefer mesafesi, iki gecelik yol, Ebû'ş-Şa'sâ'ya göre ise altı mil'dir. Bunlara Müs1im'in rivayet ettiği Enes ve Şurahbîl b. Simt rivayetleri de ilâve edilince görülür ki mesâfe-i sefer hakkında ulemâ cidden ihtilâf etmişlerdir.

4- Hz. Osman'm, Mina'da sonraları namazı niçin tamam kıldığı da ihtilaflıdır. Bir kavle göre Osman (Radiyallahâ anh) namazını hassaten tamam kılmışdır. Ulemâdan bâzılarına göre Hz , Osman bu bâb'da mubah ile amel etmişdir. Çünkü müsâfir için namazı kasr etmek de; tamam kılmak da. caizdir. Zührî'ye göre Osman (Radiyallahû anh)m Mina'da namazlarını dört rek'ât üzerinden kılması, o sene orada Bedeviler çok bulunduğu İçindir. Osman (Radiyallahû anh} onlara kıldığı namazların esâs itibârı ile dörder rek'âth olduğunu göstermek istemişdir. Zührî'den diğer bir rivayete göre Haccdan sonra Mina'da ikaamete niyet ettiği için dört kılmışdır.

Zührî'den bunlara yakın başka rivayetler de vardır. Fakat bu rivayetlerin hepsine i'tirâz olunmuşdur.

Vâkıâ Hz. Osman'in Mina'dan evlendiği için namazlarını orada tamam kıldığı; kendisine i'tirâz olununca: «Ey nâs! Ben buraya gelince evlendim. Ben, Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Bir kimse bir beldeden evlenirse, orada namazını mukîm namazı gibi kılsın! buyururken işitdim.» dediği rivayet olunursa da bu rivayet münkatı'dır.

İbni Battal ( -444) diyor ki: «Bu kaviller içinde sahih olanı —Allah-u A'lem— şu'dur: Osman ile Âişe (Radiyallahû anhûma) 'nin seferde namazlarını tamam yâni dört rek'ât üzerinden kılmaları Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) kasr'la tamam kılma arasında muhayyer bırakılınca ümmetine, kolay geleni seçtiğini Bab:

i'tikâd ettikleri içindir. Âişe (Radiyaliahû anha) «Resûlüllah (SallaUahii Aleyhi ve Sellem) :

«iki şey arasında muhayyer bırakılırsa günah olmamak şartı ite mutlaka onların kolay olanını seçerdi.» demişdir. İşte gerek Hz. Âişe gerekse Osman (Radiyaliahû anh) kendileri hakkında ruhsatı bırakarak; şiddeti tercih etmişler; çünkü bunu da kendileri için mubah görmüşlerdir.



19- (695) Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dülvâhid, A'meş'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bize İbrahim rivayet etti. Dedi ki: Ben Abdurrahmân b. Yezîd'i şöyle derken işittim: Bize, Osman, Mina'da namazı dört rek'ât kıldırdı. Bunu Abdullah b. Mes'ûd'a söylediler. İbni Mes'ûd istirca' yaptı, sonra: «Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile Mina'da namazı iki rek'ât kıldım; Ebû Bekr-i Sıddîk ile Mina'da, namazı iki rek'ât kıldım; Ömerü'bnü-I-Hattâb ile dahî Mina'da, namazı iki rek'ât kıldım. Keski dört rek'âtlı namazdan nasibim kabul edilen iki rek'ât olsa!» dedi.



(...) Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Ktireyb rivayet ettiler. Dediler ki: Bİze, Ebû Muâviye rivayet etti. H.

Bize Osman b. Ebî Şeybe de rivayet etti. Dedi ki: Bize Cerîr rivayet etti. H.

Bize İshâk ile İbni Haşrem dahî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Isâ haber verdi. Bu râvîlerin hepsi A'meş'den bu İsnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

Bu hadîsi Buhârî «Yolcular namazı» ve «Hacc» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî de «Hacc» bahsinde muhtelif râvî'erden tahvîc etmişlerdir.

Hz. Osman'ın, Mina'da cemaata dört rek'âtlı namazı kasr etmeyip; tam kıldırması Hacc'dan döndükten sonra şeytan taşlamak için Miria'da kaldığı günlerdedir. Bunu Abdullah b. Mes'ûd'a söylemişler. Abdullah (Radiyallahû anh) Hz. Osman'm efdaiı terk

ettiğini görerek istirca' yapmışdır. İstirca'

Yânı «Bİz ancak Allah'ın kullarıyız ve ancak ona döneceğiz.»

demekdir. Bu cümle ekseriyetle musibet zamanlarında söylenir. Demek oluyor ki, İbni Mes'ûd (Radiyallahû anh) Hz. Osman'in ef dalı terk etmesini bir nevî musibet addetmiş; kendisinin Resûlüllah (Saîîallahü A leyhi ve Sellem) ile Ebî Bekir ve Ömer (Radiyallahû anhûma) nın arkasında Mina'da bunca namaz kıldığını fakat bunların hiç birinin dört rek'ât kılmadıklarını söylemiş hattâ bir rivâyetde: «Sonra siz ayrı ayrı yollara dağıldmız.» demişdir.



Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1- Bâzılarına göre bu hadîs Hz. İbni Mes'ûd 'un seferde namazı tamam kılmayı caiz gördüğüne delildir. Aksi takdirde kendisinin ne dört rek'âtdan nasibi olurdu ne de ikiden! Çünkü namazın her iki şıkkı da fâsid olurdu. îbni Mes'ûd Hazretlerinin istircâ'ı, Hz. Osman'm evlâ olan- şekli terk etmesin dendir. Netekim kendisi, Mina'da sonraları namazı dört rek'ât kıldırmış ve: « Osman'ı ta'yîb ettin; sonra kendin de dört rek'ât kıldırdın!» denilince ihtilâfa düşmek kötü bir şeydir, diyerek bunu teyîd etmişdir. Bâzıları: «Bu da gösterir ki, îbni Mes'ûd (Radiyaîlahâ anh) seferde namazın vücûben kasj1 edileceğine i'tikaad etmemişdir.» demişlerse de, bu söz doğru değildir. Çünkü Dâvûdî'nin beyânına göre İbni Mes'ûd Hazretleri kasr'ı farz görüyordu, îbni Mes'ûd (Radiyallahû anh) kasr'ın farz olduğuna kaail olmasa Hz. Osman'm dört kıldırdığını işittiği zaman istirca' da bulunmazdı.

Tirmizî: «Bu bâb'da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir ve Ömer (Radiyallahû anhûma) nın fiilleri ile amel olunur ki, o da kasr'dır.» demiş; imam Mâlik ile imam Ahmed'den rivayet olunan bir kavle göre, onlar da buna kaail olmuşlardır. Mezkûr kavil Sevri ile Hammâd'in da mezhepleridir. Bu kavi Ömer, Alî, Câbir, İbni Abbâsve İbni Ömer (Radiyaiîahû anhûm) dan da rivayet olunur.



20- (696) Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybe rivayet ettiler. Yahya (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Kuteybe ise Bize Ebû'l-Ahvas EM İshak'dan, o da Harisetü'bnü Vehb'den naklen rivayet etti; dedi. Harise şöyle demiş :

«Ben, Resulü İlah (Sallallahü Aleyhi ve Seîletn) ile birlikde Mina'da insanlar son derece emîn ve son derece kalabalık olduğu hâlde namazı, iki rek'ât kıldım.»



21- (...) Bize, Ahmed b. AbdiIIâh b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû İshâk rivayet etti. (Dedi ki): Bana, Hârisetü'bnü Vehb El-Huzâî rivayet etti. (Dedi ki) : Ben, Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in arkasında: Mina'da namaz kıldım. İnsanlar alabildiğine kalabalıktılar. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu Veda' Haccuıda, namazı iki rek'ât kıldırdı.

Müslim der ki: «Hârisetü'bnü Vehb El-Huzâî, Ubeydullah b. Ömer b. Hattâb'm anne bir kardeşidir.

Bu hadisi Buhârî «Yolcular namazı» ile «Hacc» bahislerinde; Ebû Dâvûd (202-275), Tirmizî (209-279) ve Nesâî (215-303) «Hacc» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.



Hadisi Şerifden Şu Hükümler Çıkarılmıştır :


1- Cumhûr-u ulemâya göre korku olmadan dahi namazı kasr etmek câizdir.Çünkü Hz. Harise hadisi Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kemâl-i emniyette olduğu hâlde Mina'da namazını kasr ettiğini göstermektedir.

2- Hadis-i şerif: «namazı .kasr etmek, korku veya harb hâline mah-sûsdur.» diyenlerin aleyhine delildir.

Ebû Ca'fer, tefsirinde Hz. Âişe 'nin seferde: «Namazınızı tamam kılın!» dediğini, bunun üzerine oradakilerin: «Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) seferde namazı iki rek'ât kılardı.» mukaabelesinde bulunduklarını; Âişe (Radiyallahû anha)nm : «Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) :

Harb'd e idi; korkuyordu; sizlerdemi korkuyorsunuz? dediğini rivayet eder.

Bu zevat âyet-i kerimesi ile de istidlal ederler. Kendilerine verilen cevap «Yolcuların namazı babı.» nda görülmüşdü.

Ebû Nuaym'in «Târîh-i İsbahan» nâm eserinde Ebû'1-Kenûd'dan tahrîc ettiği bir haberde: «İbni Ömer'e seferde namazın nasıl kılınacağını sordum: Gökten inme iki rek'âtdır; isterseniz onları reddedin! cevâbını verdi.» denilmektedir.

Ebî Ca'fer hadîsini sadedinde bulunduğumuz Harise hadîsi reddetmektedir.

3- Tıybî: «Babımızın hadîsinde Resûlüllah (SaliallahüAleyhi ve Sellem)'in sânını ta'zînı vardır. Çünkü Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) Allah'ın korku ile kayıtladığı bir hüküm kayıtsız şartsız caiz olduğunu bildirmiş ve bunu Allah Teâlâ'ya nisbet etmişdir.» demektedir.



3- Yağmurlu Zamanlarda Namazın Evlerde Kılınması Babı


22- (697) Bize, Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlİk'e, Nâ-fi'den dinlediğim şu hadîsi okudum: İbni Ömer soğ^ık ve rüzgârlı bir gecede namaz için ezan okumuş ve: «Dikkat edin namazlarınızı, bulunduğunuz yerde kılın!» demiş. Sonra şunu ilâve etmiş:

«Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Seîlem) (seferde) gece soğuk ve yağmurlu olursa müezzine emreder; o da : Dikkat edin! namazı menzillerinizde kitini derdi.»



23- (...) Bize, Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ubeydullah rivayet etti. (Dedi ki) : Bana, Nâfi', İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, İbni Ömer soğuk, rüzgârlı ve yağmurlu bir gecede namaz için ezan okumuş, ezanının sonunda: «Dikkat!., namazı menzillerinizde kılın! Dikkat... namazı menzilerinİzde kılın!» demiş. Sonra şunu ilâve etmiş:

«Gerçekden Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) seferde gece soğuk veya yağmurlu olduğu vakit: «Dikkat!... Namazı, menzillerinizde kılın!» demesini müezzine emir buyururdu.»



24- (...) Bize, bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti* (Dedi ki) : Bize, Ehv Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, kendisi Dacnân denilen yerde namaz için ezan okumuş... Sonra râvî hadîsin mislini rivayet etmiş (Yalnız burada) : «Dikkat!.. Namazı, menzillerinizde kılın!» demiş fakat ikinci defa İbni Ömerin: «Dikkat!.. Namazı menzillerinizde kılın!» sözünü tekrarlamamış.



25- (698) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Hayseme, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen-haber verdi. H.

Bize, Ahmed b. Yûnus da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû'z-Zübeyr, Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir, şöyle demiş: Bir seferde Resûlüliah (Saiîaliahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber (yola) çıktık da yağmura tutulduk. Bunun üzerine Resûlüliah (Scülaliahü Aleyhi ve Sellem) :

Sîzden kim isterse namazını, konakladığı yerde kikin!...»buyurdular.

İbni Ömer hadîsini, Buhâr î «Ezan» bahsin ip- bir iki yerinde müteaddit râvîlerden tahrîc etmişdir.

Dacnân : Mekke'ye bir konak mesafede bulunan bir dağdır. Zemahşerî (467-538) bu dağ ile Mekke arasında yirmibeş mil mesafe bulunduğunu söyler.

Hz. Abdullah İbni Ömer'in arkadaşlarına namazlarını bulundukları yerde kılmalarını tenbîh etmesi, ezam okurken ara yerde yahut ezan bittikden sonra yapmış olabilir. Fakat ezan bittikden sonra konuşmuşdur; demek evlâdır.

Hadîs-i şerif soğuk, yağmur ve rüzgâr gibi, şey'lerin cemaata gitmemek için özür sayıldığına delildir. Hattâ İbni Battal bu bâb'da ulemânın icmâ' hâlinde bulunduğunu nakletmişdir. Lâkin Şâfiî1er'ce ma'rûf olan veçhe göre rüzgâr yalnız geceleyin özür sayılır. Hadîsin zahirine bakılırsa zikredilen üç şey'in geceye mahsûs olduğu anlaşılıyor-sa da bu hadîsin «Sünen» deki rivayetinde yağmurlu geceden sonra soğuk sabah da zikredilmisdir.



26- (699) Bana Alî b. Hucr Es-Sa'dî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, tsmâîl, Ziyâdî'nin arkadaşı Abdülhamîd [16]'den, o da Abdullah b. Hâ-ris'den, o da Abdullah b. Abbâs'dan naklen rivayet etti ki, Abd ıllah yağmurlu günde müezzinine: «Ben Allah'dan başka İiâh olmadığına şehâdet ederim. Muhammed'in Resûlüllah olduğuna şehâdet ederim; dediğin vakit Hay ye ale's- Selâh... deme: Namazı eylerinizde kılın! de.» şeklinde ta'limât vermiş.

Râvî diyor ki: Gâlibâ halk bundan hoşlanmadılar, ki İbni Abbâs : «Siz, buna şaşıyor musun uz? Bunu, benden daha hayırlı bir zât yapmişdir. Şüphesiz ki cum'a namazı farz'dır. Fakat ben, size zorluk çıkarıp da çamur ve kaygan yerde yürümenizi istemedim.> dedi.



27- (...) Bana, bu hadîsi Ebû Kâmil El-Cahderî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hammâd (yâni tbniZeyd) Abdülhamîd'den rivayet etti. Demiş ki: Ben, Abdullah b. Hâris'den dinledim. Dedi ki: «Bize Abdullah b. Abbâs yağmurlu bir günde hutbe okudu...» ve râvî hadîsi İbni Uleyye hadîsi mânâsında rivayet etti. Yalnız cum'a'yi zikretmedi de: «Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Seltem) 'i kasdederek: Bunu, ben'den daha hayırlı bir zât yaptı.» dedi.

Ebû Kâmil dedi ki: «Bize, Hammâd, Asım'dan, o da Abdullah b. Hâris'den bu hadîsin mislini rivayet etti.»



(...) Bu hadîsi bana EbûV-Rabî' El-Atekî -ki Zehrânî'dİr- rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Hammâd (yâni İbni Zeyd) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Eyyûb ile Âsım-ı Ahvel bu isnâdla rivayet ettiler.

Râvî bu hadîsinde: «Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'i kastederek.» ibaresini zikretmemişdir.



28- (...) Bana îshâk b. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İbni Şüraeyl haber verdi. (Dedi ki) : Bize, Şu'be haber verdi. (Dedi ki) : Bize, Ziyâdî'nin arkadaşı Abdülhamîd rivayet etti. (Dedi ki) : Ben, Abdullah b. Hâris'den dinledim, şöyle dedi: «Yağmurlu bir cum'a gününde İbni Ab-bâs'ın müezzini ezan okudu...» Râvî hadîsi İbni Uleyye hadîsi gibi rivayet etti. Ve şunu söyledi: «Ben, sizin çamur ve kayganda yürümenizi istemedim.»



29- (...) Bize, bu hadîsi Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize SaSd b. Âmir [17]» Şu'be'den rivayet etti. H.

Bize yine Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrazzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize, Ma'mer haber verdi. Bunların ikisi de Âsım-ı Ahvel'den, o da Abdullah b. Hâris'den naklen rivayet etmişler ki, İbni Abbâs -Ma'mer'in hadîsinde, yukarıkilerin hadisi tarzında yağmurlu bir cum'a gününde müezzinine emretmiş.

Ma'mer'in hadîsinde râvî (İbni Abbâs'ın) : «Peygamber (Salialtahü Aleyhi ve Setlem) 'i kasdederek: Onu benden daha hayırlı olan bir zât yap-mışdır.» dediğini zikretmişdir.



30- (...) Bize, bu hadîsi Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bîze Ahmed b. İshâk [18] El - Hadramî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Abdullah b. Hâris'den rivayet etti. — Vüheyb : Eyyûb onu Abdullah'dan işitmemişdir; demiş.— Abdullah : «İbni Abbâs yağmurlu bir cum'a günü müezzinine emretti...» demiş Râvî yukarkilerin hadîsi tarzında rivâyetde bulunmuş.

Bu hadîsi Buhârî «Cum'a» bahsinde tahrîc etmişdir.

Cemâatin hoşlanmadıkları söz, Hz. İbni Abbâs 'in, müezzine «Hayye ale's-Salâh» yerine «namazlarınızı -evlerinizde kılın!» demesini emretmesidir. Bâzı rivayetlerde cemâatin bu sözden hoşlanmıyarak biri-birlerine bakıştıkları kaydedilmişdir.

Azme : Farz mânâsına gelir. Bu kelimenin buradaki mânâsı İsmâî1î'ye nıüşkil görünmüş; bu sebeple «Şüphesiz ki cum'a namazı farz'dır. cümlesinin sahih olmadığına ihtimâl vermişdir. Ona göre buradaki «Azme» den murâd: ezanın kelimesi yâni «Hayye ale's-Salâh!» dır. Çünkü bu cümle namaz için davet cümlesidir. İşitenlerin ona icabet etmesi gerekir. Şayet «Azme» den murâd cum'a namazı olsaydı, ezanın bir kısmını bırakmakla bu azimet zail olmazdı.

Hâlbuki azîmetden murâd cum'a'dır. İbni Abbâs (Raâiyallahû anh) «Her ne kadar cum'a namazı azimet yâni fajrz olsa da yağmur da bu azimeti ruhsata çeviren Özürlerden biridir.» demek istemişdir. îbni Abbâs Hazretlerine göre yağmur da cum'a'yı terk etmek için. bir özür sayılır. İbni Şîrîn ile Abdurrahman b. Semura-mn mezhebleri bu olduğu gibi imam Ahmed b. Hanbel ile İshâk dahî buna kaail olmuşlardır.

Ulemâdan bir taifeye göre yağmur, Özür değildir. Binâenaleyh yağmur sebebi ile cum'a namazından kalmak caiz değildir.

İbni Kaani'in rivayetine göre bâzı kimseler yağmurlu günde cum'a namazından, kalıp kalamıyacaklarını imam. Mâlik'e sormuşlar; Hz. İmâm, onlara bu bâb'da bir şey işitmediğini söylemiş. Kendisine: «Hâdîsde: Dikkat!.. Evlerinizde kılın!» buyuruluyor demişler..

«O, sefer'e mahsûsdur.» cevâbını vermiş. Hâlbuki imam Mâlik, cum'a namazından kalma hususunda yağmurdan ma'dâ Özürleri kabul etmişdir. İbnü'l .Kaasim'in rivayetine göre imam Mâlik, bir kimsenin din kardeşinin cenazesinde hizmetde bulunmak üzere cum'a namazından kalmasını tecviz ettği gibi İbni Habîb'in rivayetine göre Öleceğinden korkulan hastası bulunan kimseye de cum'a'yı terk hususunda ruhsat tanımışdır.

İmam Şafiî'ye göre, babasının öleceğinden korkan bir kimse cum'a namazını terk edebilir. At â': «Cum'a günü hatîb, hutbe okurken babana yetişin imdâd!.. diye bağınrlarsa, cum'a'yı bırak hemen kalk git!» demişdir.

Yine imam Mâlik den bir rivayete göre* hastalarla şeyh-ı fânilere cum'a namazı yokdur.

Ebû Miclezz: «Karnı ağıran kimse cum'a'ya gelmeyebilir.» demiş; îbni Habîb, Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Seîîem) 'in cum'a gününe tesadüf eden bayram namazına gelen köylülere, o gün cum'a namazına gelmemeleri için ruhsat verdiğini söylemişdir. Dağlarda yaşıyan köylülere ayni şekildeki ruhsatı H z. Osman dahî vermişdir. İmam Mâ1ik'in bu bâb'daki sözleri, muhtelifdir.

Şafiî 'lerden rivayet olunan sahîh kavle göre, böyle zamanlarda cum'a namazı, sakıt olur.

Bu hadîsdeki cümlesi şeklinde de rivayet olunmuşdur. Birinci rivayete göre cümlenin mânâsı: «Size, meşakkat vermek istemedim.»; ikinciye göre ma'nâsı: «Sizi, çıkarmak istemedim.» demekdir.



4- Seferde Hayvan Üzerinde, Hayvanın Döndüğü Tarafa Doğru Nafile Namazı Kılmanın Cevazı Babı


31- (700) Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ubeydullah, Nâfi'den, o da Ibni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Nafile namazını devesi nereye döndürürce, o tarafa doğru kılarmış.»



32- (...) Bize, bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Hâlid-İ Ahmer, Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da Ibni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve

Sellem):

«Namazda devesi nereye döndürürce oraya doğru kılarmış.»



33- (...) Bana Ufceydullah b, Ömer El-Kavârîrî de rivayet etti (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, Abdülmelik b. Ebî Süleyman'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bize, Saîd b. Cübeyr, İfcni Ömer'den rivayet etti. Demiş ki: Besûlüllah (SaUallahU Aleyhi ve Sellem):

«Mekke'den, Medine'ye gelirken devesinin üzerinde yüzünün olduğum tarafa doğru namaz kılardı.

«Her nereye dönseniz Allah'ın vechi oradadır.» [19] » âyet-i kerimesi onun hakkında nazil oldu



34- (...) Bize, bu hadîsi İbni Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İbni Mübarek ile İbni Efcî Zaide haber verdiler. H,

Bize İbnî Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, tabam rivayet etti. Bunların her biri Abdülmelik'den bu isnâdla, bu hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir. îbni Mübarek ile İbni Ebî Zaide hadîsinde: «Sonra İbni Ömer : (Her nereye dönerseniz, Allah'ın vechi oradadır.) âyet-i kerimesini okudu ve (bu âyet) bunun hakkında nazil oldu; dedi.» ibaresi vardır.



35- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi kî: Mâlik'e, Arar b. Yahya El-Mâzhıî'den dinlediğim, onun da Saîd b. Yesâr [20]'dan, onunda İbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: İbni Ömer:

«Ben, Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) 'i bir merkep üzerinde Hayber'e doğru yönelmiş olduğu hâlde namaz kılarken gördüm.» demiş.



36- (...) Bize, yine Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, Ebû Bekir b. Ömer b. Abdirrahmân ibni Abdillâh b. Ömer b. Hattâb'dan dinlediğim, onun da Saîd b. Yesâr'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum : Saîd şöyle demiş: Ben, İbni Ömer'le beraber Mekke yolunda yürüyordum. Sabah olacağından endişe edince (devemden) inerek vitr'imi kıldım. Sonra ona yetiştim. İbni Ömer, bana: «Nerede kaldın?» diye sordu; ben de:

— Sabah olacağından endişe ettim de inerek vitir namazımı kıldım... dedim. Abdullah :

— Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Setİem) de senin için bir örnek yok mu? dedi. Ben:

— Hay hay eyvallah!., dedim. Abdullah:

— (öyle ise) Resûlüllah (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) vitrini deve üzerinde kılardı.» dedi.



37- (...) Bize yine Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, Abdullah b. Dinar'dan dinlediğim, onun da İbni Ömer'den naklen rİvâ-yet ettiği şu hadîsi okudum: İbni Ömer :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devesinin üzerinde hayvan nereye döndürürse, oraya doğru namaz kılardı» demiş.

Abdullah b. Dinar : «Bunu, İbni Ömer de yapardı.» demiş.



38- (...) Bana îsâ b. Hammâd El-Mısrî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ley s haber verdi. (Dedi ki) : Bana İbnü'I-Hâd, Abdullah b. Dinar'dan, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etti ki, İbni Ömer:

«Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) vitir namazını hayvanının üzerinde kılardı.» demiş.



39- (...) Bana Harmeletü'bnu Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da. Salim b. Abdillâh'dan, o da babasından naklen haber verdi. Şöyle demiş:

«Resûlüllah (SallaîlahÜ Aleyhi ve Sellem) yüzü nereye dönerse dönsün hayvanı üzerinde nafile namaz kılar; vitri de onun üzerinde kılardı. Şu kadar var ki hayvanın üzerinde farz namaz kılmazdı.»

Bu hadîsi Buhârî «Salât-ı vitir» bahsinde; Tirmizî, Nesâî ve îbni Mâce «namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin muhtelif rivayetleri hayvan üzerinde nafile namaz kılınabileceğine; bu arada vitir namazını dahî hayvan üzerinde kılmanın caiz olduğuna delâlet etmektedir.

Hayvan üzerinde nafile namaz kılmak bilittifâk câîzdir. Yalnız Dârakutnî ve başkaları burada râvî Amr b. Yahya 'in hatâ ettiğini söylemiş ve; «Peygamber (SallaîlahÜ Aleyhi ve Sellem) 'in malum olan namazı deve üzerinde idi. Doğrusu merkep üzerinde namaz kılmak Müs1im'in de zikrettiği vechle Enes'in yaptığı bir işdir.» demişlerdir. Bu bâbda her mezhebin tafsilâtı vardır. Şöyle ki:

1- Hanefîler'e göre hayvan nereye dönerse namazı o tarafa doğru kılmak mendûbdur. Hayvanın döndüğü tarafı bırakıp da başka tarafa dönmek caiz değildir. Çünkü bunun için bir zaruret yokdur.

Hayvan üzerinde namaz kılmak için sefer dahî şart değildir. Mukîm olan bir kimse hiç bir özüm olmadığı hâlde yolcunun namazını kasr etmeye başladığı yere (şehir dışına) çıktığı vakit nafile namazı hayvanın üzerinde kılabilir.

Bu namaz îmâ ile kılınır. Namaza niyetlenirken kıbleye karşı dönmek şart değildir. Çünkü namazın kendisi kıbleye dönmeden caiz olunca, kıbleye dönmeden niyet de caizdir. Yalnız kıbleye karşı dönmek imkânı varsa, ona karşı niyetlenmek müstehabdır. Namaza yerde niyetlenen bir kimse, onu hayvan üzerinde tamamlayamaz. Fakat şehir dışında hayvan üzerinde başladığı namazını, şehir içine girdiği vakit de hayvan üzerinde tamamlayabilir.

Farz ve vacip namazlar ile sabah namazının sünnet'ini hayvan üzerinde kılmak caiz değildir. Meğer ki kendinin veya hayvanının hırsız yahut yırtıcı hayvan tehlikesine ma'rûz kalması gibi bir zaruret buluna!

Hayvan üzerinde namazın sahih olması için hayvanın temiz olması şart değildir. Hayvanın vücûdunda hattâ semeri ile özengisinde necaset bulunması namaza mâni değildir. Yaya giden bir kimsenin yürürken nafile kılması caiz değildir. Namaz kılacağı vakit durması ve namazını; dururken kılması icâb eder.

2- Şâfiîlere göre hayvan üzerinde nafile kılan bir kimse gideceği tarafa doğru namaz kılar. O tarafdan başka yere inhiraf etmesi caiz değildir. Meğer ki, kıble başka taraf da olup da, onun için inhiraf etmiş ola! Aksi takdirde, namazı bozulur.

Hayvan üzerinde namaz ancak sefer şartı ile caizdir. Velevki gideceği yer sefer mesafesinden az olsun. Meşakkat yoksa namazı rükû'u ile, sü-cûdu ile kılmak icâb eder. Meşakkat varsa rükû' ve sücûdu îmâ ile yapar. Kıbleye karşı dönmek vâcipdir. Fakat o da meşakkatli ise yalnız iftitâh tekbîrini alırken kıbleye dönmek icâb eder. O da meşakkatli olursa altı şartla kıbleye karşı dönmek ondan sakıt olur. Bu şartlar :

a) Sefer'in mubah olması;

b) Sefer'in cum'a ezanı işitilmiyecek kadar uzak bir yere yapılması;

c) Sefer'in ticâret gibi şer'î bir maksatla yapılması;

d) Sefer'in namazdan çıkıncaya kadar devam etmesi,

e) Yürüyüşün devam etmesidir. Namaz esnasında istirahat için durmak veya hayvandan inmek, namazı bozar; o namazı yeniden kılmak icâb eder.

f) Özürsüz ve ihtiyâç yokken hayvanı mahmuzlamak ve koşturmak gibi fi'l-i kesîr'den (yâni namazla alâkası olmayan fazla fiil ve hareket-den) sakmmakdir. Zaruret veya ihtiyâç varsa bu gibi fiiller, namaza zarar etmez.

Hayvanın üzerinde oturacağı yer temiz olmalıdır. Hayvanın yuları elinde iken hayvan bevleder veya ağzı kanar yahut necaset üzerine basarsa, namazı bozulur. Yuları, elinde değilse bunların, namaza zararı yok-dur.

Yolcunun yürürken nafile namaz kılması caizdir. Yol, çamur değilse, namazı rükû'u ile, sücûdu ile kılmak ve bunları yaparken kıbleye dönmek icâb eder. Netekim namaza niyetlenirken ve iki secde arasında otururken dahî kıbleye dönmek lâzımdır. Namazda yalnız kıyam hâlinde, rükû'-dan doğrulurken, teşehhüd okurken ve selâm verirken yürür. Kar, çamur veya su içinde yürüyen kimse rükû' ve sücûdunu îmâ ile yapabilir. Yalnız kıbleye dönmesi icâb eder. Yürüyerek namaz kılan kimse kasden necâset üzerine basarsa, namazı bozulur; unutarak basarsa ayağına bulaşıp kalmamak şartı ile, namazı sahîhdir; bulaşırsa namazı bozulur.

3- Mâlikîlere göre sefer mesafesine giden yolcunun hayvanın üzerinde nafile hattâ vitir namazını kılması caizdir. Buna yolcunun namazını kasr etmeye başladığı yerden başlanır. Hayvanın üzerinde tahtırevan veya mihaffe gibi bir şey bulunur da rükû' ve sücûd yapmak mümkün olursa ya ayakta yahut oturarak namazı rükû'u ile; sücûdu ile kalmak İcâb eder. Sefer edeceği tarafa dönmek istikbâl-i kıble yerini tutar. Eşek veya katır gibi bir hayvan üzerinde namaz kılan rükû' ve sûcüdü îmâ ile yapabilir. Fakat îmâ'nın, semer üzerine değil de yere yapılması ve alnının açık bulunması şarttır. îmâ ettiği yerin temiz olması ve keza istikbâl-i kıble şart değildir. Şart olan, gideceği yere dönmesidir. Zaruret yok iken kasden gideceği yer'den başka tarafa dönmek namazı bozar. Bundan yalnız kılbe müstesnadır. Çünkü kıble asıl'dır.

Hayvan üzerinde nafile kılan kimsenin mümkünse namaza kıbleye karşı niyetlenmesi mendûbdur. Fakat yaya giden veya sefer mesafesinden daha yakın bir yere niyet eden ve keza hayvana mûtad şekilde binmemiş (meselâ: ters binmiş) olan kimsenin namazı ancak kıble'ye karşı dönerek rükû' ve sücûdunu tam yapmakla sahîh olur.

Hayvanın üzerinde nafile kılan kimse, hayvanı kamçılamak, ayağı ile dürtmek ve yularını eliyle tutmak gibi zarurî fiilleri yapabilir. Yalnız konuşamaz ve bakıriamaz.

Hayvanın üzerinde namaza niyet eden kimse durur da bulunduğu yerde ikaamete niyet ederse hayvanından inerek yerde rükû' ve sücûd'u ile namazını tamamlar. Sefer hükmüne son veren ikaameti, niyet etmezse, namazım hayvanın üzerinde tamamlar ve kırâeti hafif tutar.

Hayvan üzerinde farz namaz kılmak caiz değildir. Yalnız hevdeç gibi bir şey içinde bulunursa kıbleye karşı ayakta durmak, rükû' ve sücûdu yapmak şartı ile namazı sahîh olur.

4- Hanbelîler'e göre mubah olmak şartı ile muayyen bir yere yola çıkan bir yolcunun hayvan üzerinde nafile namaz kılması caizdir. Yaya giden bir kimsenin yürürken nafile kılması dahî böyledir. Hayvan üzerinde kılan kimsenin meşakkatsiz mümkün olduğu takdirde, bütün namazını kıbleye karşı dönerek rükû'u ile; sücûd'u ile kılması icâb eder. Meşakkat varsa bunlardan hiç biri vacip olmaz. Kıbleye karşı döne-miyen, gideceği yer'e doğru kılar. Rükû' ve sücûd'dan birini yapamayan, onu îmâ ile edâ eder. Mümkün olursa secde için rükû'dan daha fazla eğilerek îmâ yapmak gerekir.

Yaya giden kimsenin, kıbleye doğru namaza niyetlenmesi ve yine kıbleye doğru rükû' ve secde yapması lâzımdır. Namazın şâir kısımlarını gideceği tarafa doğru dönerek edâ eder. Gerek hayvan üzerinde gerekse yaya giderken, nafile kılan bir kimse, gideceği tarafa doğru dönerek; namazını kılmakda iken hayvanı onu başka tarafa döndürürse yahut kendisi dönse özürü bulunmadığı takdirde namazı mutlak sûretde bâtıl olur. Meğer ki, kıbleye dönmüş ola! Bir Özürden dolayı başka tarafa dönmüş ve örfen çok sayılacak derecede ise namazı bâtıl olur. Aksi takdirde, namazı sahîhdir.

Hayvanın temiz olması şart değilse de üzerinde, namaz kılan kimsenin altındaki heybe ve benzeri şeylerin temiz olması şartdır.

Muayyen bir yere gitmeyi niyet etmiyen, yahut mekruh veya haram bir sefere çıkan kimseye kıbleye dönmek ve şâir namazın bütün şartlarını yerine getirmek vâcibdir.

Sübha'dan murâd: nafile namazıdır. Tesbîh'in hakikati, noksanlıklardan tenzih demekdir. Ancak mecazen tahmîd, temcîd ve sâirede kullanıldığı gibi cüz'i zikir, küllü irâde kabilinden mecâz-ı mürsel olmak üzere nafile namaza da süpha denilir. Ayet-i kerimedeki Allah'ın vechinden murâd, Allah'ın rizâsıdır.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Ulemâdan Atâ' b. Ebî Rabâh, Hasan-ı Bas-rî, Salim b. Abdillâh, Hz. îbni Ömer'in âzâdlisı Nâfi, imam Mâlik, imam Şafiî, imam Ah-med b. Hanbel ve İshâk'a göre, yolcu hayvan üzerinde vitir namazını kılabilir.

îbni Ebî Şeybe 'nin «Musannef» inde rivayet ettiği bir hadîse göre Abdullah b. Ömer (Radiyallahû anh) devesinin üzerinde vitir namazını kılmış ve: «Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellem):

«Devesinin üzerinde vitir namazı kılardı.» demişdir. Hz. Alî ile îbni Abbâs (Radiyallahû anhûm) hazerâtindan dahî böyle bir rivayet vardır.

İmam Mâlik, hayvan üzerinde vitr'in ancak sefer mesafesine niyet eden yolcuya caiz olduğunu söylermiş.

Evzâî ile imam Şâfiî'ye göre, bu husûsda seferin uzun veya kısa olması müsavidir. Yâni deve üzerinde vitir kılmak caizdir. Zahirîler 'den İbni Hazm de buna kaaildir.

Urvetü'bnü Zübeyr, İbrahim Nehaî, imam A'zam Ebû Hanîfe, imam Ebû Yûsuf ve imam Muhammed: «vitir, sair farz namazlar gibi ancak yerde kılınır.»

demişlerdir. Bu kavil Hz. Ömer ile bir rivâyetde oğlu Abdul1ah (Radiyallahû anhûma) dan dahi rivayet olunmuşdur.

Sevrî: «Farz namaz ile vitr'i yerde kıl; Ma'mafîh vitr'i devenin üzerinde kılmanda da bir beis yokdur.» demişdir.

Hayvan üzerinde^ vitir kılmayı caiz görmeyenler, şu delillerle istidlal ederler:

a) Tahâvî, Nâfi' tarîki ile İbni Ömer (Radiyallahû anh) dan şu hadîsi tahrîc etmişdir: « İbni Ömer, nafile namazını devesinin üzerinde kılar; vitr'i, yerde edâ eder; ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in böyle yapardığını söylerdi.» Hadîsin isnadı sahîhdir. Bu hadîs İbni Ömer (Radiyallahû anh) 'in, Müslim'deki rivayetine muhâlifdir.

b) Yine Tahâvî 'nin, Mücâhid tarîki ile rivayet ettiği bir hadise göre İbni Ömer (Radiyallahû anh) seferde devesinin üzerinde, hayvan nereye dönerse, oraya doğru nafile namazı kılar; vitr'i hayvanından inerek yerde edâ edermiş.

c) İbni Ebî Şeybe 'nin «Musannef» inde tahrîc ettiği Mücâhid hadisinde, Mücâhid: «Medine'den, Mekke'ye kadar İbni Ömer'in refakatinde bulundum; namazı hayvanının üzerinde, onun döndüğü tarafa doğru kılardı. Farz namazın vakti geldimi hayvanından iner; onu yerde kılardı.» demişdir. Ayni hadîsi imam Ah-med b. Hanbel «Müsned» inde Saîd b Cübeyr 'den tahrîc etmişdir. Mezkûr rivâyetde Saîd: «Abdullah b. Ömer , nafile namazı devesinin üzerinde kılardı. Vitir namazını kılmak isterse, hayvanından iner;onu yerde kılardı.» demektedir.

Görülüyor ki imam Müslim'in rivayeti, İbni Ömer Hazretlerinin vitir namazını kendisi hayvan üzerinde kıldığı gibi Resûlüllah (SaîMlahü A leyhi ve Sellem) 'in de hayvan üzerinde kıldığım; T a-hâvî 'nin rivayeti ise bunun aksine olarak Hz. İbni Ömer'in vitir namazını yerde kıldığını ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in dahî yerde kıldığını rivayet ettiğini bildirmektedir. Binâenaleyh her iki taifenin yâni «vitir hayvan üzerinde kılınır.» diyenlerin de kılınmayacağım söyliyenlerin de bu hadîsler ile istidlal etmeleri doğru olamaz. Burada yalnız kılınması diyenler İbni Ömer (Radiyallahû anh) in vitr'i, vâcib addetmediği, ona göre vitr'in şâir nafileler gibi bir nafile namaz olması ihtimâlinden bahsedebilirler. Vitr'i nafile addettiğine göre, onu yerde de; hayvan üzerinde de kılabilir.

Peygaraber (Saltalhhü Aleyhi ve Sellem) in vitir namazını, devesinin üzerinde kılması ihtimâl ki vitir namazının vacip olduğu henüz anlaşılmadığı bir sırada olmuşdur.

Kıyâs dahî vitir namazının deve üzerinde caiz olmıyacağını gösterir. Zîra vitir namazını ayakta kılmaya kudreti olan bir kimsenin yerde vitr'i oturarak kılması bilittifâk caiz değildir. Buna kıyasen seferde hayvan üzerinden yere inmeye kudreti olan kimsenin de onu hayvan üzerinde kılamaması icâb eder. Tahâvî: «Bu cihetden dolayıdır ki bence deve üzerinde vitir kılmak nesh edilmişdir.» diyor.

Gerçi Hz. îbni Ömer'in devesi üzerinde vitir kıldığı ve Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Selîem) 'in de böyle yapardığını rivayet ettiği sahîhdir. Bu rivayete bakılırsa nesh iddiasının doğru olmaması icâb eder. Çünkü Hz. İbni Ömer'in rivayeti Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in vefatından hayli sonradır. Fakat az önce söylediğimiz gibi İbni Ömer'e göre vitr'in nafile olmak ihtimâli vardır. Binâenaleyh ona göre vitir namazını kılan kimse muhayyerdir. Onu ister hayvan üzerinde, isterse yerde kılabilir. Netekim yerde kıldığı da rivayet olunmuşdur. Şu hâlde caiz ki hayvan üzerinde kılması bunun nesh edildiğini öğrenmeden öncedir. Nesh'i duydukdan sonra yerde kılmışdır. Bü îzâkat ile İbni Battâ1'in sözü de Ibtâl edilmiş olur. İbni Battal: «Babımızın hadîsi vitr namazını vacip gören Ebû Hanîfe aleyhine huccetdir.» demişdir.

2- Bazıları vitir namazının sünnet olduğuna bu hadîsle istidlal etmişlerdir. Aynî bunlara hayret etmiş ve: «Şaşarım bu adamlara!.. Vitrin vâcib olduğuna delâlet eden hadîsleri ve insafı nasıl bıraktılar da mez-heblerini hiç bir kat'î delil olmaksızın tervice kalkışarak bu bocalama yolunu tuttular!..» demiştir.

3- Zaruret yokken hayvan üzerinde farz namaz kılınamaz. «Hulâ-satü'l Fetâva» nâm eserde : «Bir özürden dolayı hayvan üzerinde farz namaz kılmaya gelince: bu caizdir. Yağmur da bir özürdür. îmam Muhammed 'den bir rivayete göre seferde bulunan bir kimse yağmura tutulsa da namaz kılmak için inecek kuru bir yer bulamasa, hayvan üzerinde kıbleye karşı durarak ve mümkünse hayvanını durdurarak îmâ ile namazını kılar. Buna imkân bulamadığı takdirde kıbleye arkasını dönerek kılar. Bu, yüzünü gömecek derecede çamur olduğuna göredir. Çamur bu dereceyi bulmazsa namazını yerde kılar. Hırsız korkusu, hastalık, hayvanından inerse binemeyecek kadar geçkin ihtiyarlık ve yırtıcı hayvan korkusu gibi şeyler de özürdür.» denilmiştir. «El-Muhît» de de : Bu gibi hâllerde hayvan üzerinde namaz kılmak caizdir. Özür zail olduktan sonra o namazı tekrar kılmak lâzım gelmez. Vakit namazlarının sünnetleri nafile hükmündedir. Ebû Hanife 'den bir rivayete göre sabah namazının sünnetini kılmak için hayvanından iner; hatta bir rivayette Ebû Hanife'ye göre bu namaz vâcib olduğu için onu oturarak kılmak caiz değildir. İmâm Şafiî ile İmâm Ahmed'e göre sabah namazının sünneti vitirden daha kuvvetlidir, denilmektedir.

4- Bazılarına göre vitir namazı farz değil, Peygamter (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hasâisinden de değildir. Bu söze Aynî şu cevâbı vermiştir:

«Evet biz de onun farz olmadığına kaailiz. Ama zikrettiğimiz delillerden dolayı onun vâcib olduğunu söylüyoruz. Farzla vacibin arasında fark görmeyenler, lügate muhalefet etmişlerdir. Bir kelimenin lügat ma'-nâsı şer'î ma'nâsında da i'tibâra alınır...»

Vâkîa İmam Ahmed b. Hanbel'in «Müsned» inde; Hâkim'in de «Müstedrek» inde İbni Abbâs (Radiyallahû cnh) dan rivayet ettikleri bir hadîsde Hz. İbni Abbâs: «Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim:

«Uç şey vardır ki, bana farz, size nafiledir. Bunlar, vitir, kurban ve sabah namazının iki rek'ât sünnetidir.» demişse de bu hadîs zaiftir. Sa-hîhsolduğunu ve hadîsin Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'e hususiyetini teslim etsek bile vâcib olan namaz hayvan üzerinde kılınamaz.



40- (701) Bize Amr. b. Sevvâd ileHarmele rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İbni Vehb hater verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da Abdullah b. Âmir b. Rabîa'dan naklen haber verdi, ona da babası haber vermiş, ki kendisi Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'i seferde geceleyin devesinin üzerinde hayvanın döndüğü tarafa doğru nafile namaz kılarken görmüş.

Bu hadîsi Buhârî «Taksîru's - Salât» bahsinin bir iki yerinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişdir.

Râhile: yolculuğa elverişli dişi deve demekdir. Bâzılarına göre yola ve yük taşımağa elverişli olan erkek deveye dahî «râhile» denilir. Kelime erkek deve hakkında kullanıldığı vakit, sonundaki yuvarlak «tâ» muble-ğa için getirilmiş olur.

«Hayvanın döndüğü tarafa doğru...» tâbirinden murâd, kıbleye tesadüf etsin etmesin hayvan nereye dönerse, o tarafa doğru namaz kılardı demekdir.

Tirmizî (209-279): «Umûmiyyetle ulemâ bununla amel etmişlerdir. Aralarında hiç bir ihtilâf olduğunu bilmiyoruz. Onlar bir kimsenin devesi üzerinde, hayvanın yüzü kıbleye karşı olsun olmasın, nafile namaz kılmasında bir beis görmezler.» demişdir. Filhakika seferde, hüküm budur. Hazarda ise ihtilâf edilmişdir. Hanefîler'den imam Ebû Yûsuf ile Şâfiîler'den Ebû Şaîd-i İstahrî'yeve Zahirî 'lere göre hazarda da hayvan üzerinde nafile kılmak caizdir. Şâfiî'lerden bâzıları: «Hazarda hayvan üzerinde nafile namaz kılmak caizdir. Ancak namazın her cüz'ünde kıbleye karşı durmak lâzımdır.» demişlerdir. Yine Şâfiîlerden başka bir kavle göre binek giden kimseye nafile namazı kılmak caiz; yaya giderken caiz değildir.

İmam Ebû Yûsuf la ona muvafakat edenlerin delili buradaki hadîsdir. Çünkü bu hadîsde sarahaten sefer zikre dilmemiştir. İmam A'zam ile imam Muhâmmed, bunun hazarda caiz olmıyaca-ğına kaaildirler. Delilleri, bundan sonraki bâb'da gelen İbn i Ömer (Radiyallahû anh) hadîsidir. Çünkü o hadîsde sefer zikredilmişdir. Müs1im'in bir rivayetinde de: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke 'den, Medîne'ye gelirken hayvanının üzerinde yüzünün baktığı tarafa doğru namaz kılardı.» denilmişdir.



Bu Hadisden Çıkarılan Diğer Hükümler:


1- Hayvan üzerinde nafile kılmak caiz; fakat yaya gidenin nafile kılması caiz değildir. Çünkü hayvan üzerinde namaz kılmak bir ruhsattır. Ruhsatlara ise başkası kıyâs edilemez.

Şâfiîyye ulemâsı, seferde yaya giden bir kimsenin gitmek istediği tarafa doğru namaz kılması hususunda ruhsat olduğuna cezm etmişlerdir. Yalnız onların mezhebine göre namaza niyet ederken bir de rükû' ve sücûd hâllerinde kıbleye dönmek ve keza rükû' ile sücûdun yer üzerine yapılması şarttır. Esah kavle göre selâm verirken kıbleye dönmek şart değildir.

2- Hadîs-i şerîfde deveye binmekden bahsedildiğine göre gemiye .binmek hüküm itibârı ile hayvana binmekle bir değildir. Çünkü gemiye

binen kimse gemi yürüse de; dursa da kıbleye dönebilir. Bâzıları kaptanın oturarak namaz kılabileceğini söylemişlerdir. Bir takımları bunun ancak hareket hâlinde caiz olduğuna kaaildirler.



41- (702) Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Affân b. Müslim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Enes b. Şîrîn rivayet etti. Dedi ki: Enes b. Mâlik'i Şam'a gittiği vakit (donüşde) karşıladık; onunla Ayn-ı Temir denilen yerde karşılaştık. Kendisini bir merkep üzerinde namaz kılarken gördüm. Yüzü şu tarafa doğru idi (râvî Hemmâm kıblenin soluna işaret etmiş.) Ben, kendisine :

«Seni kıbleden başka tarafa doğru namaz kılarken gördüm!» dedim. Enes (Radiyallahûanh):

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'in böyle yapardığını görmemiş olsaydım, ben de yapmazdım.» cevâbını verdi.

Bu hadîsi Buhârî «Kasr-ı Salât» bahsinde tahrîc etmişdir.

Müs1im'in buradaki rivayetinde «Şam'a geldiği vakit.» denilmişdir. Buhârî'de ise bunun yerinde: «Şam'dan geldiği vakit.» ifâdesi vardır. Bu sebeple bâzıları Müs1im'in rivayetini vehm ve hatâya hamletmiş; doğrusunun Buhârî rivayeti olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Hz. Enes {Radiyallahû anh) Haccâc-ı Zâlim'i halîfe Abdülmelik b. Mervân 'a şikâyet için Şam'a gitmişti. Şam'dan donüşde halk, kendisini karşılamak1 üzere Basra'dan çıkmışlar ve Ayn-ı Temir denilen yerde ona tesadüf etmişlerdi. Fakat Nevevî buradaki hatâ iddiasını kabul etmemiş; Müs1im'in hemen hemen, bütün nüshalarında aynı şekilde rivayet edilen bu cümlenin mânâ itibârı ile sahîh olduğunu söylemişdir. Yalnız Hz. Enes'in Şam'dan dönüşü herkesçe mâlüm olduğu için Müslim 'in rivayetlerinden hazf edilmişdir. Mânâ şudur: «Biz, Enes (Radiyallahû anh)ı Şam'a gittiğinde, dönerken karşıladık...»

Aynî: «Müslim'in sahîh bir nüshasında (Şam'dan geldiği vakit) ibaresini buldum.» diyor. Şu hâlde ibareden ekseri nüshalarda «Min» edatı düşürülmüş olur ki, bu hatâ İmam Müslim'e değil onun kitabını istinsah eden zevata âiddir.

Enes b. Şîrîn 'in, Enes b. Mâlik (Radiyallahû anh)a itirazı, «niçin merkep üzerinde bu şekilde namaz kılıyorsun?» diye değil; kıbleye karşı dönmediği içindir. Hz .Enes, buna Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den böyle gördüğünü bildirmek sureti ile cevap vermişdir. Gerek bu hadîsden gerekse bundan önce yine bu bâbda geçen -35 numaralı» Yahya hadîsinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in merkep üzerinde nafile namaz kıldığı anlaşılmaktadır. Binâenaleyh «35» numaralı hadîsin râvîlerinden Amr b. Yahyâ'yi hatâya nisbet etmeye bir sebep yokdur. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} bazen de-

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) seferde öğle'yi geçe btrakır; İkindiyi de vakti geldiği gibi acele kılardı; akşam'ı te'hîr eder; yatsıyt acele kılardı.» deniliyor. Yalnız râvüerinden Muğiratü'bnü Ziya d 'ı, Cumhûr-u ulemâ zayıf bulmuş; İbni Maîn ile Ebû Zür'a mevsuk saymışlardır.

İbni Abbâs hadîsi, Müslim'dedir. Bu hadisde : «Gerçekten Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Tebûk gazasında yaptığı bir seferde iki namazı yânî öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı toptan kıldı.» denilmişdir. Râvîlerden Saîd b. Cübeyr diyor ki: «İbni Abbâs'a: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i böyle yapmaya sevk eden nedir?» dedim, İbni Abbâs: «Ümmetine zorluk çıkarmak istemedi.» cevâbını verdi.

Üsâmetü'bnü Zeyd hadîsini Tirmizî «El-İIel» nâm eserinde tahrîc etmişdir. Bu hadîs dahî yukarkiler gibi öğle ile ikindinin ve akşamla yatsının birlikte kılındıklarını gösteriyor. Tirmizî: «Ben, bu hadîsi Muhammed'e sordum: «Sahîh olan onun Üsâmetü'bnü Zeyd'e mevkuf bulunmasıdır.» cevâbını verdi.» demektedir.

Câbir hadîsini Ebû Dâvûd ile Nesâî tahrîc etmişlerdir. Mezkûr hadîsde beyân edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'de iken güneş batmış; o da Akşam ile yatsıyı Şerif denilen yerde topdan kılmışdır.

İmam Ahmed'in «Müsned» inde rivayet ettiği Câbir hadîsinde : Ebû'z-Zübeyr: «Câbir'e, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiç akşam namazı ile yatsıyı cemî' ederek kıldı mı? diye sordum; Evet Benî Mustalik ile gaza ettiğimiz sene kıldırdı.» cevâbını verdi, dediği rivayet olunur.

Huzeymetü'bnü Sabit hadîsini Taber ân î tahrîc etmişdir. Bu hadîsde; Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Müzde-life'de akşam namazını üç, yatsıyı iki rek'ât olmak üzere her ikisini bir ikaamet ile kıldırdığı bildirilmektedir.

İbni Mes'ûd hadîsini, İbni Ebî Şeybe «Musannef» inde tahrîc etmişdir. Ayni hadîsi Tab erânî dahî «El-Kebîr» inde :

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) akşam ile yatsı namazlarını cemî ederek kılardı. Berikini vaktin sonuna te'hîr eder; ötekini de vaktinin evvelinde acele kılardı.» şeklinde rivayet eder.

Ebû Eyyûb, Ebû Saîd-i Hudrî ve Ebû Hüreyre (Radiyallahû anhûm) hadîsleri de böyledir. Ebû Evyûb hadîsini Buhârî; Ebû Saîd-i Hudrî hadîsini Taberâni; Ebû Hüreyre hadîsini de Bezzâr rivayet etmişdir.

2- Namazları cem' ederek kılma hususunda imamların mezhepleri muhtelifdir. Bâzıları bu hadîslerin zahirlerine bakarak, sefer hâlinde Öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı, ikisinden birinin vaktinde toptan kılmaya cevaz vermişlerdir.

İmam Şafiî ile Ahmed b. Hanbe1'in ve İshâk'in mezhepleri budur.

İbni Battal diyor ki: «Cumhûr-u ulemâ, yolcuya Öğlen ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı mutlak sûretde toptan kılmanın caiz olduğunu söylemişlerdir.» Bu mes'elede altı kavil vardır:

a) İbni Battâ1'in dediği şekilde cemi' caizdir. Bu şekilde cemî ashâb-ı kirâm'dan:Alî b. Ebî Tâlib, Sa'd b. Ebî Vakkaas, Saîd b. Zeyd, Üsâ metü'bnü Zeyd, Muâz b. Cebel, Ebû Mûse'l-Eş'arî, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Abbâs (Radiyallahû anhûm) ile Tabiînden Ata' b. Ebî Rebâh, Tâvûs, Mücâhid, lirime, Câbir b. Zeyd, Rabîatü'r' Rey'y, Ebû'z-Zinâd, Muhammed b. Münkedir ve Saf fân b. Süleym hazerâtından nakledildiği gibi Süfyân1 Sevrî, imam Şafiî, imam Ahmed, İshâk, Ebû Sevr, İbni Münzir, Mâlikîl er 'den Eşheb gibi imamlar da buna kaaildirler. Bu kavil imam Mâ1ik'e bile nisbet olunur. Fakat Hz. Mâ1ik'in meşhur kavline göre cemî sureti ile toptan namaz ancak acele yolculuk zamanında rneşrû' olur.

b) İki namazı bir vakitde kılmak sureti ile cemî yapmak ancak acele sefer zamanında caizdir. Bu kavil Üsâmetü'bnü Zeyd ile İbni Ömer (Radiyallahû anhûma) 'dan rivayet olunmuşdur. İmam Mâ1ik'in meşhur kavli de budur.

c) İki namazı cemî sureti ile birden kılmak ancak yol almak istenildiği zaman caizdir. Mâ1ikî1er'den İbni Habîb'in kavli budur.

d) İki namazı, bir vakitde kılmak mekrûhdur. Îbnü'l-Arabî, bu kavlin Mısırlılar tarafından imam Mâlik'den rivayet edildiğini söyler.

e) Cem-i te'hîr caiz; cem-i takdim caiz değildir. İbni Hazm'in kavli budur. Cem-i te'hîr'den murâd, birinci namazı vaktin sonuna bırakmak; ikinciyi de vaktinin evvelinde kılmak sureti ile yapılan cemî'dir. Sonraki namazı evvelki namazın vaktinde kılmak sureti ile yapılan cem'e cem-i takdim derler.

dümemişdir. Bu husûsdaki izahat bir iki hadîs sonra (yâni babımızın sonunda) verilecektir.



46- (704) Bize, Kuteybetü'bnü Saîd r;vâyet etti. (Dedi ki) : Bize, Mufaddai (yâni İbni Fadâle) [21] Ukayl'den, o da İbni ŞihâVdan, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. Enes, Şöyle demiş:

«Resûlüllah (Saîîallahü Aleyhi ve Sellem) gün devrilmeden önce yola çıkarsa öğleyi, ikindi vaktine îe'bîr eder, sonra (hayvanından) inerek, ikisini birden kılardı. Yola çıkmadan önce gün devrilirse öğle namazını kılar sonra (hayvanına) binerdi.»



47- (...) Bana, Amru'n - Nâkıd da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şe-bâbetü'bnü Sevvâr El-Medâyinî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Leys b. Sa'd, Ukayl b. Hâlid'den, o da Zührî'den, o da Enes'den naklen rivayet: etti. Enes şöyle demiş:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) seferde iki namazı birden kılmak istediği vakit öğle'yî, ikindinin ilk vakti girinceye kadar te'hîr eder, sonra ikisini birden kılardı.»



48- (...) Bana Ebû't - Tâhîr ile Amr b. Sevvâd dahi rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Câfrir b. İsmail, UkayFden, o da İbni Şihâb'dan, o da Enes'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki:

«Efendimiz sefere acele ettiği zaman öğle'yi, ikindinin ilk vaktine kadar te'hîr eder; Müteakiben aralarını cemi eylermiş. Akşam namazını da te'hîr eder tâ şafak kaybolduğu vakit, onu yatsı ile beraber kılarmış.

Bu hadîsi Buhârî «Kasr-u's - Salât» bahsinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî dahî «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Bu rivayetler öğle ile ikindinin akşam namazı ile yatsının cemi sureti ile birden kılınacağına delildir. Ve hepsi cemî için Öğle ile akşam namazının te'hîr namazının te'hîr edileceğini göstermektedir.

Buhârî şârihi Aynî (762-855) bu bâb'da sözü iki kısma ayırıyor. Şöyle ki:

1- Ashâb-ı kirâm'dan iki namazı cemî' sureti ile birden kılanlar: Alî b. Ebî Tâîib, Enes b. Mâlik, Abdullah b. Amr, Âişe, îbni Abbâs, Üsâmetü'bnü Zeyd, Câbir b. Abdillâh, Huzeymetü'bnü Sabit, Abdullah b. Mes'ûd, Ebû Byyûb, Ebî Saîd ve Ebû Hüreyre (Radtyallahû anhûm) hazerâtidır.

Ebû Dâvûd 'un zararsız bir senedle tahrîc ettiği Hz. Alî hadîsinde : «Alî (Radiyalîahû anh) sefere çıkarsa güneş batıp karanlık çökmeye başladıkdan sonra yola revân olur, sonra hayvanından inerek akşam namazını kılar; sonra akşam yemeğini yer; sonra yatsıyı kılar ve: Ben, Resûlüllâh (Saîîalîahü Aleyhi veSellem)'i böyle yaparken gördüm; derdi.» buyurulmaktadır. Mânâ itibârı ile temâmiyle buna benziyen diğer bir rivayeti de îbni Ebî Şeybe «El-Musannef» İnde tahrîc etmiş-dir.

Dârakutnî 'nin rivayet ettiği Hz. Alî hadîsinde ise : «Alî (Radiyalîahû anh) dedi ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sevenı) güneşin zeval vaktinde yola çıkarsa Öğle ile ikindiyi toptan kılar; şayet yola acele ederse ikindiyi Öne alır, öğleyi de vakti girer girmez acele kılar; böylece aralarını cemî ederdi.» denilmekte ise de bu hadîsin isnadı sahih değildir.

Enes hadîsi, babımız hadîslerinden biridir. Mezkûr rivayeti Buhârî ile Ebû Dâvûd ve Nesâî dahi tahrîc etmişlerdir,

Abdullah b. Amr hadîsini İbni Ebî Şeybe «Mu-sannef» inde; İmam Ahmed b. Hanbel de «Müsned» inde tahrîc etmişlerdir. Bu hadîsde: «Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Benî Mustalık gazasında, iki namazı toptan kıldı.» denilmektedir. Yalnız hadîsin râvıleri arasında Haccâc b. Ertâ.t vardır ki, hüccet olup olmadığı ihtilaflıdır.

Âişe (Radiyalîahû anha) hadîsini İbni Ebî Şeybe «Mu-sannef» inde; İmam Ahmed «Müsned» inde tahrîc etmişlerdir. Mezkûr hadîsde,: ve bazen de merkep üzerinde nafile namaz kılmış demekdir. Onun içindir ki İbni Battal: «Seferde eşek ile katır ve diğer hayvanların üzerinde nafile namaz kılmak arasında bir fark yokdur; namaz kılan kimsenin hayvanın dizginini tutması ve ayaklarını sallaması caizdir. Yalnız konuşamaz; bakınamaz ve semerin kenarına secde edemez. Belki sü-cûd'u, rükû'undan daha alçak olmak üzere îmâ eder. Bu da Allah'ın kullarına bir rifk-u rahmetidir.» demişdir. «Aynü't-temr» Şam'a doğru Irak yolu üzerinde bir yerdir. Hz. Ebû Bekir devrinin, sonunda burada Hâ1id b. Ve1îd ile acemler arasında meşhur bir harp vuku' bulmuş; Hz. Hâ1id Kişranm elinde araplardan bâzı rehineler bulmuştu ki, müfessir Ke1bîn'in dedesi ile Hz. Osman'm kölesi Humrân ve Hz. Enes'in kölesi Şîrîn bunların arasında idi.



5- Seferde İki Namazı Birden Kılmanın Cevazı Babı


42- (703) Bize, Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, Nâ-fi'den dinlediğim, onun da İbni Ömer'den rivayet ettiği şu hadîsi okudum: tbni Ömer: Resul ül lalı (Sallatlahü Aleyhi ve Setlem) :

«Sefere acele ettiği zaman akşam ile yatsı'yi bir arada kılardı.» demiş.



43- (...) Bize, Muhammedu'bnü'l-Müsennâ rivayet etti.p (Dedi ki) : Bize, Yahya, Ubeydullah'dan rivayet etti. Demiş ki: Bana, Nâfi, haber verdi ki, ibni Ömer, acele yola çıkacağı zaman şafak kaybolduktan sonra akşam ile yatsıyı beraberce kılar ve : Gerçekden Resûlüllah (Saltailahü Aleyhi ve Settem) :

«Yola acele ettiği vakit aksam ile yatsı'yi birlikte kılardı.» dermiş.



44- (...) Bize Yahya b, Yahya ile Kuteybetü'bnü Saîd, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Amru'n - Nâkıd, hep birden,, İbnİ Uyeyne'den rivayet ettiler. Amr, dedi ki: Bize, Süfyân, Zührî'den, o da Sâlim'den, o da babasından naklen rivayet etti. Sâlim'in babası şöyle demiş:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selletn) 'i acele yola çıkacağı zaman akşam ile yatsı'y birlikde kılarken gördüm.



45- (...) Kana, Harmeietü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) :>Bize, İbnî Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bize, Yûnus, İbni ŞihâVdan naklen haber verdi. Demiş kî: Bana, Salim b. Abdillâh haber verdi, ki babası söyle demiş:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i sefere acele ettiği zaman akşam namazım re'hîr ederek, onunla yatsıyı birlikte kıldığını gördüm.»

Bu hadîsi Buharı «Taksîru's-Salât» bahsinin iki yerinde; Nesâî dahî «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin bütün rivayetlerinde, yola çıkmakdan; bir. rivayetinde sefer için yola çıkmakdan bahsedildiğine göre yola çıkmanın sefer kasdı ile mukayyet olduğu anlaşılıyor. Şu hâlde şehir haricindeki bağ ve bostana gitmek buradaki hükümden hâriçdir. Yânî böyle yerlere gidileceği zaman iki namazın cemi edilmesi (her ikisinin birlikde kılınması) mevzû-i bahs değildir.

Hadîs-İ şerîf, seferde akşamla yatsının cemi' sureti ile ikisinin bir arada kılınabileceğine delildir.

Kirmâni : «Bu hadîs akşam namazını yatsı zamanına bırakarak her ikisini yatsı vaktinde birlikde kılmayı caiz gören Şafiî'ye huccetdir.> demişdir.

Hanefîlere göre buradaki cemî'den murâd, akşam namazını vaktinin sonunda, yatsıyı da vaktinin evvelinde kılmak suretiyle hâsıl olan zahirî ve sûrî cemî'dir. Yoksa akşam namazının vakit dışına bırakılması kasde-

f) Sefer dolayısiyîe mutlak sûretde cemî yapmak caiz değildir. Cemî ancak Arafat'la, Müzdelife'de yapılır. Hasan-i Basrî, İbni Sîrin, İbrahim Nehaî, Esved, Ebû Hanife ve diğer Hanefiyye imamlarının mezhepleri budur. Kaasim 'in rivayetine göre imam Mâlik de bu kavli tercih etmişdir.

İmam A'zam ile diğer Hanefiyye ulemâsı Arafat ile Müzdelife 'den başka hiç bir yerde cemî yapılamıyacağına kaail olmuşlardır. Bu kavil ashâb-ı kiramdan Abdullah b. Mes'ûd, Sa'd b. Ebî Vakkaas, Abdullah b.. Ömer (Radiyaiîahû anhûnt) ile onlardan sonra gelen İbni Şîrîn, Câbirb. Zeyd, Mekhûl, Amr b. Dînâr, Sevrî, Esved, Ömer b. Abdilâzîz Sâlim ve Leys b. Sa'd hazerâtmdan da rivayet olunmuşdur.

İbni Ebî Şeybe *nin «Musannef» İnde rivayet ettiği bir hadîsde, Hz. Ebû Musa: «özürsüz iki namazı lirden kılmak, büyük günahlardandır.» demişdir,

«Et-Telvîh» sahibi diyor ki: Nevevî'nin, (Ebû Yûsuf ile Muhammed, imamlarına muhalefet etmişlerdir. Onların kavilleri de Şafiî ile imam Ahmed'in kavli gibidir.) sözünü «Hidâye» sarihlerinden (EI-Gâye) Sahibi, reddetmiş; onların böyle bir şey söylediklerinin aslı olmadığını bildirmişdir.»

Aynî dahî: «Mes'ele Telvîh sahibinin dediği gibidir. Ulemâmız, ÜÇ'imamımızın, hâlini daha iyi bilirler.» diyor.

Hane.fîler, Buhar î ile Müs1im'in ittifakla Abdullah b. Mes'ûd (Radiyaiîahû anh) 'dan rivayet ettikleri hadîsle istidlal ederler. Mezkûr hadîsde İbni Mes'ûd- (Radiyaiîahû anh):

«Ben, ResDIüüoh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bir namazı kendi vaktinden başka bir vakitde kıldığını görmedim. Ancak Müzdelife müstesna! Çünkü orada akşam'la yatsıyı birden kılmış; ertesi gün sabah namazını ela vaktinden önce kılmış di» demişdir. Hanefiler bir de Müslim'in rivayet ettiği Ebû Katâde hadîsi ile istidlal ederler. Bu hadîsde: Hesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Uykuda bir kusur işleme yoktur. Kusur ancak uyanıkken bir namazı, başka namazın vakti girinceye kadar geciktirmekle olur» buyurmuşdur.

Arafat ile Müzdeliîe'den başka yerlerde dahî iki namazın bir arada kılındığını bildiren hadîslere Tahâvî «Ma'âni'I - Âsâr» şerhinde şöy-îe cevap vermişdir: «ResuliiIJafa (Satiallahü Aleyhi ve Sellem) bunlarda birinci namazı vaktinin sonunda kılmış; ikinci namazı da vaktinin evveline almışdır. Şu kadar var ki, her iki namazı bir vakitde kılmişdir. İbni Abbâs hadîsi de bu ma'nâyı te'yîd eder. Hz. İbnî Abbâs:

«Resûlüllah (SaKallahS Aleyhi ve Sellem) hiç bir korku veya yolculuk olmadığı holde öğle ilk ikindiyi toptan; akşamla yatsıyı 6a toptan kıldı.»

demişdir. Hadîsi, Müslim rivayet etmişdir. Hadîsin bir rivayetinde; İbni Abfcâs ;

«Resûtüllâh (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) Medine'de korku veya yağmur yokken, öğle île îkindi'yi toptan ve aksa m'ta yaîsfyı toptan kıldı.» demiş,İbni Abbâs'a :

«Resûlüllab (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) bununla ne yapmak istedi?» diye sormuşlar:

— Ümmetine, meşakkat vermemeyi İtasdetti... cevâbım vermişdir. Gerek bizim ulemâmızdan, gerekse muhaliflerin ulemâsından hiç biri ha-.ıarda iki namazın toptan kılınmasına cevaz vermemişdir. Bu da zikredilen cem'in mânâsı bizim dediğimiz gibi birinci namazın te'hîr, ikincinin vakti girer girmez kılınmasından ibaret olduğunu gösterir.»

Gerçi babımızın, îbni Ömer hadîsinde Hz. İbni Ömer'in yola acele ettiği zaman şafak kaybolduktan sonra, aksam namazı ile yatsıyı cemî ederek kılardığı ve:

«Yola acele ettiği zaman (Resûlüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) , ak-şam'Ja, yatsı'yı cem' ederek kılardı,» dediği, bildirilmişdir. Bu, iki namazın, bir zamanda kılındığını nassan bildirmektedir. Hattâ Nevevî (631-676): «Bunda Hanefî1er'in (Cemî'den murâd birinci namazı vaktinin sonuna te'hîr; ikinciyi de vaktinin evvelinde kılmakdan ibâretdir) sözünü iptal vardır.» demişdir. Fakat şafak mes'elesi gerek sahâbe-i kiram, gerekse ulemâ arasında ihtilaflıdır. «Şafak'dan murâd; ufuktaki kızıllık-dır.» diyenler bulunduğu gibi «ufuktaki beyazlıktır.» diyenler de vardır.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in, akşam ile yatsı'yı kızıllık kaybolduktan sonra, kılmış olması caizdir. Bu takdirde «Şafak'dan murâd: beyazlıkdır...» diyenlerin kavline göre, akşam namazı kendi vaktinde kılınmış olur. «Şafak'danirmrâd, kızıllıktır...» diyenlere göre, yatsı dahî vaktinde kılınmışdır. İşte bu suretle her iki namaz vaktinde kılınmış almakla beraber, şafak hakkındaki ihtilâfa bakarak: «Bu namazları, şafak kaybolduktan sonra toptan kıldı.» demek caizdir. Buna sureta cemi' denilir. Vakit itibârı ile cemî değildir. Bu babta Nesâî 'nin ve diğer ulemânın rivayet ettikleri hadîsler, hep böyle te'vîl olunur. Bunların bâzıları da zayıf dır. Hattâ Ebû Dâvûd’ım: «Vakitden önce cemi' yapılacağı hususunda, sübût bulmuş hadîs yokdur.» dediği rivayet olunur.

Hat tabî (319-38&), Hanefiler'in te'vîlini redderek, şunları söylemişdir: «Şüphesiz ki. iki namazı cem' ederek kılmak bir ruhsattır. Eğer mes'ele Han efil er'in dediği gibi olmuş olsa. her namazı vaktinde kılmakdan daha meşakkatli bir iş ortaya çıkardı. Çünkü namaz vakitlerinin



53- (...) Bize Yahya b. Habîb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid (yânî İbni'l-Hâris) rivayet etti. {Dedi ki) : Bize Kurratü'bnü Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'z-Zübeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Âmir b. Vasile Ebû't-Tufeyl rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâz b. Cebel rivayet etti. Dedi ki:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) Tebûk gazasında öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyr cem' ederek kıldı.»

Ben: Acep onu, buna sevk eden nedir?» diye sordum. Muâz: — Ümmetini meşakkata sokmamak istedi... dedi.



54- (706) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb de rivayet ettiler. Dediler ,ki : Bize Ebû Muâviye rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb ile Ebû Saîd-i Eşec dahî rivayet ettiler. Lâfız, Ebû Küreyb'indir. Dediler ki: Bize Vekî' rivayet etti. Bunların ikisi de A'meş'-den, o da Habib b. Ebî Sâbit'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbni Ab-bâs'dan naklen rivayet ettiler. İbni Abbâs, şöyle demiş:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , Medine'de korku ve yağmur olmaksızın öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı birden kıldı.»

Vekî'in hadîsinde: «İbni Abbâs'a : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu niçin yaptı? dedim; Ümmetini meşakkata sokmamak için; cevâbını verdi.» cümlesi vardır.

Ebû Muâviye hadîsinde ise: «İbni Abbâs'a: Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) bununla ne yapmak istedi? dediler; İbni Abbâs:

— Ümmetini meşakkata sokmamak istedi; cevâbını verdi.» denİlmiş-dir.



55- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Amr'dan, o da Câbir b. Zeyd [22]'den, o da İbni Ab-bâs'dan naklen rivayet etti. İbni Abbâs:

«Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Seîlem) ile cemi' sureti ile sekiz ve (yine) cemi' sureti ile yedi rek'ât namaz kıldım.» demiş.

Ben : «Yâ Ebâ'ş-Şa'sâ'! Zannederim öğleyi te'hîr, ikindiyi acele kıldı ve akşam namazını te'hîr, yatsıyı da (vakti girer girmez) acele kıldı.» dedim. Ebû'ş-Şa'sâ':

— Ben de öyle, zannediyorum... cevâbını verdi.



56- (...) Bize Ebû'r-Rabî' Ez-Zehrânî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hammâd b. Zeyd, Amr b. Dinar'dan, o da Câbir b. Zeyd'den, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti kî, Resûliillah (SaUallahü Aleyhi've Sellem):

Medine'de namazı (cemi' sûreM ile) yedi ve sekiz rek'ât kılmış, (yânı) öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı toptan kılmış.

sureti ile kılınabileceğini söylemişdir. Binâenaleyh onun bu sözünden öğle ile ikindinin cemî edilemiyeceği ma'nâsı çıkmaz. Onu da Enes ve İbni Abbâs gibi sahâbe-i kiram rivayet etmişlerdir.»



6- Hazarda İki Namazı Birden Kılma Babı


49- (705) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlike, Ebû'z-Zübeyr'den dinlediğim, onun da Saîd b. Cübeyr'den, onun da İbni Abbâs'-dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: İbnî Abbâs:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiç bir korku ve sefer yokken öğle ile ikindiyi toptan, akşamla yatsıyı da toptan kıldı.» demiş.



50- (...) Bize, Ahmed b. Yûnus ile Avn b. Sellâm hep birden Zü-heyr'den rivayet ettiler. İbni Yûnus dedi ki: Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû'z-Zübeyr, Saîd b. Cübeyr'den, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. İbni Abbâs:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Medine'de hiç bir korku ve sefer yokken Öğle ile ikindiyi toptan kıldı.» demiş.

Ebû'z-Zübeyr demiş ki: «Ben, Saîd'e acep bunu niçin yaptı diye sordum. Saîd: Ben de, senin sorduğun gifci İbni Abbâs'a sordum da :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), ümmetinden hiç bir kimseyi me-şakkata sokmamak istedi... cevâbını verdi... dedi.



51- (...) Bize, Yahya b. Habîb El - Hârisî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hâlid (yâni İbni'l-Hâris) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kurre rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebü'z-Zübeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Saîd b. Cübeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Abbâs rivayet ettiki, Resûlüllah

(Sallallahii Aleyhi ve Sellem) :

Tebûk gazasında yaptığı bir yofculukda namazı cem' ederek kılmış ve öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı cem' etmiş.

Saîd demiş ki: «İbni Abbâs'a Resûlüllah (Saîfallahü Aleyhi ve Sellem) 'i buna sevk eden nedir? dedim: Ümmetini meşakkate sokmamak istedi; dedi.»



52- (706) Bize Ahmed b. Afcdilîâh b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'z-Zübeyr, Ebû't-Tufeyl Âmir'den [23], o da Muâz'dan^ naklen rivayet etti. Muâz şöyle demiş:

«Tebûk ga2Ğsına Resûlülİah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte çıktık kendileri öğle ile ikindiyi toptan; akşamla yatsıyı da toptan kılıyordu.»

evvellerini âhirlerini avamdan geçtim, havâss takımının bile bir çokları bilemezler...»

Hanbelîler 'den İbni Kudâme (541-620) de: «İki namazın arasını cem' etmeyi sûretâ cem'a hamletmek iki vecihle fâsidtir:

a) Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, iki namazı, bir vakitte cem' ederdiği sarahaten rivayet olunmuşdur.

b) iki namazı cem' etmek, bir ruhsattır. Mes'ele Hanefîler'in dediği gibi olacak olursa, her namazı kendi vaktinde kılmakdan daha büyük bir meşakkat doğacakdır. Ve keza cemî mes'elesi Hanefîler'in dediği gibi olursa, ikindi ile akşamı, yatsı ile sabah namazını cem' etmek mümkün olur. Hâlbuki bunların cemî sureti ile kılınmalarının haram olduğunda ulemâ arasında hilaf yokdur. Hadîsin zahirî mânâsı ile amel etmek bu gûnâ tekellüfden evlâdır...» demişdir.

Bedrüddîn Aynî (762-855), bu zevatın reddiyelerine şöyle cevap vermişdir: «Cem'in bir ruhsat olduğunu teslim ettik diyelim. Lâkin biz, onu sûrî, cem'e hamlettik. Tâ ki haberi vâhid, kafi olan. âyete

muâraza etmesin, muâraza etmesin. Âyetden murâd: «Namazlara, devam edin...» yânı onları vakitlerinde kılın! kavl-i kerimidir. Teâlâ Hazretleri :

«Şüphesiz ki, namaz mü'minlerin özerine vakitlerinde farz kılınmışdır.»

buyuruyor. Bizim kaail olduğumuz vecih, hem âyetle, hem de hadîs'le amel sayılır. Muhaliflerin kavli ise âyetle, ameli terk etmeye varır. Onların kaail oldukları cem-i manevî, yağmur ve korku.gibi özürlerden dolayı hazarda da cem'in caiz olmasını iktizâ eder. Mâmâfîh bunu kendileri de caiz görmemiş Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) 'in hiç bir korku veya yağmur olmaksızın Medîne'de öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı cem' ederek kıldığını bildiren İbni Abbâs hadîsini bir takım merdûd suretlerle te'vîl etmişlerdir. Bizim kaail olduğumuz şekilde ise hem kitapla hem de bu bâbda vârid olan bütün hadîsler ile hiç bir te'vile hacet kalmaksızın amel etmek vardır.

Hattâbî'nin (Çünkü vakitlerin evvelleri ve âhirleri havassın bile anlayamadığı şeylerdendir...) sözünü kabul etmiyoruz. Zira namaz dinin en büyük umurundan biridir. Kâmil bir müslümana dîninin en büyük erkânından biri olan, namaza müteallik şeyler nasıl gizli kalabilir? İbni Kudâme'ye dahî ayni şekilde cevap verilir. Onun ikindi İle akşam namazını ve yatsı ile sabah namazını cemî hakkındaki kıyâsı da bâtıldır. Çünkü arada mülâzemet yoktur. Sonra bizim kaail olduğumuz vecihde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) 'in sözünü sıyânet etmemek deği! bilakis sıyânet etmek vardır...»

Arafat'la Müzdelife'den başka yerlerde de iki namazı cem' ederek toptan kılmanın caiz olduğunu kabul edenlere göre, cem'in nasıl yapılacağını imam Nevevî şöyle anlatır: «Şafiî ile ekseri ulemâya göre uzun seferde öğle ile ikindiyi, hangisinin vaktinde dilerse ve keza akşamla yatsıyı hangisinin vaktinde dilerse cem' ederek kılmak caizdir. Kısa yolda cem'in caiz olup olmaması hususunda Şafiî 'den iki kavil rivayet olunur. Bunların esah olanına göre kısa yolda cemî ve kasr caiz değildir. Uzun yoldan murâd: 48 millik mesafedir ki mu'tedil yürüyüşle iki konak eder. Konakta bulunan yolcu için efdal olan şekil, birinci namazın vakti girdiği zaman, ondan sonra gelen namazı da onunla beraber kılmakdır. Birinci namazın vaktinde yolda bulunur da, ondan sonraki namazın vakti çıkmadan konağa varacağını bilen kimse için birinci namazı, ikincinin vaktine te'hîr etmek efdal olur. Bu tertibe riâyet etmiye-nin, namazı da caizdir. Yalnız efdal olan vechi terk etmiş olur.

Birinci namazın vaktinde cemî yapmanın şartı evvelâ o vaktin namazını kılmak ve namazdan çıkmadan cem'i niyet etmek, iki namazın arasını ayırmamakdır.

İkinci namazın vaktinde, cemî yapmak isteyenin birinci namaz vakti esnasında cem'e niyet etmesi icâb eder. İkinci namaz vaktini, her iki namaza yetecek ve artacak sûretde geniş tutmak yânı namazları vaktin sonuna bırakmamak gerekir. Eğer cem'i, niyet etmeksizin namaz vaktini ge-çirmişse kendisi Allah'a âsî, kıldığı namaz da kaza olur. Birinci namazı cem' etmek niyetiyle te'hîr eden kimsenin, ikinci namaz vakti gelince evvelâ birinciyi kılması ve cem'e niyet etmesi, ondan sonra araya hiç bir şey karıştırmamak suretiyle ikinci namazı kılması müstehab olur. Cem'in kısaca ahkâmı budur.

Yağmur sebebi ile birinci namazın vaktinde, cemî caizdir. Sahîh kavle göre ikinci namazın vaktinde caiz değildir...

Şâfiîler'le cumhûr-u ulemâya göre yağmur sebebi, ile cemî, öğle ile ikindi ve akşamla yatsı namazlarında caizdir.

İmam Mâlik, bunu yalnız akşamla yatsı namazına tahsis etmis-dir.

Hastaya gelince: imam Şafiî 'nin meşhur olan kavli ile ekseri ulemâya göre hastalık sebebi ile namazı cem' ederek kılmak caiz değildir. İmam Ahmed b. Hanbel ileŞâfiîler 'den bâzılarına göre caizdir.

Hz. Abdullah b. Ömer'in yalnjz akşamlı yatsıyı zikrederek öğle ile ikindiyi söylememesi makamın müsâdesizliğindendir. Çünkü zevcesinin vefatı üzerine acele yetişmesi istenmiş; o da acele akşamla yatsıyı birden kılarak cenazeye gitmiş. Onun için yalnız akşamla yatsının cemi



57- (...) Bana Ebû'r-Rabî' Ez-Zehrânî rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Hammâd, Zübeyr b. Hırrîd [24]'den, o da Abdullah b. Şakik'den naklen rivayet etti. Abdullah, şöyle demiş: Bir gün îbni Abbâs, ikindiden sonra bize hutbe îrâd etti. Hutbe tâ güneş kavuşup, yıldızlar görününceye kadar devam etti. Halk namaza, namaza... demeye başladılar. Derken yanına Benî Temim'den fütursuz ve sözünü esirgemiyen bir adam gelerek: Namaza, namaza... dedi. Bunun üzerine İbni Abbâs:

«Bana, sünneti mi öğretiyorsun be annesiz kalası!» dedi ve şunu ilâve etti:

«Ben, ResölülSah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)'n Öğle i!e ikindiyi ve akşamla yatsıyı cem' ederek kıldığını gördüm!»

Abdullah b. Şakîk: «Bu sözden kalbime bir şüphe düştü de Ebû Hü-reyre'ye giderek, ona surdum. İbni Abbâs'm sözünü o da tasdik etti.» demiş.



58- (...) Bize, İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Vekî' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İmrân b. Hudeyr [25], Abdullah b. Şakîk El-Ukaylî'den naklen rivayet etti. Demiş ki: İbni Abbâs'a bir adam; namazı (kil.) dedi. O sustu. Sonra (yine) namazı kıl, dedi. O yine sustu. Sonra (tekrar) namazı (kıl.) dedi; İbni Abbâs yine sustu; sonra: «Be hey annesiz kalası! Namazı bize mi öğreteceksin. Biz, Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) zamanında iki namazı cem' ederek birden kılıyorduk» dedi.

îbni Abbâs hadîsini B.uhârî «Mevâkîtü's-Salât» ve «Te-heccüd» bahislerinde; Ebû Dâyûdve Nesim «Sefer» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Bu hadîsin bâzı rivayetlerinde: «Medine'de namazı yedi ve sekiz rek'-ât kılmış, öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı toptan kılmış.» denilerek, Leff-ü neşr-i müşevveş yapılmışdır. Yâni sekiz rek'ât dan murâd: Beraberce kılınan, öğle ile ikindi; yedi rek'ât'dan murâd da: akşamla, yatsı'dır.

Babımızın (706) numaralı hadîsinin ikinci rivayetinin senedinde Ebû't-Tufeyl, Âmir b. Vasile olarak zikredilmişdir. Kaadı Iyâz (Rahimehullah) bu ismi Sahîh-i Müslim'in ekseri râvîlerinden bu şekilde nakletmişdir. Bâzı rivayetlerde mezkûr ismin Amr b. Vâi1e şeklinde nakledildiği görülmüşdür. Eû't - Tuf ey l'in meşhur olan ismi Müs1im'in burada rivayet ettiği gibi Âmir'dir. Bâzıları Amr olduğunu söylerler. tâbiri «Annen olmasın! mânâsına gelirse de Arapların,

onu mecazen başka mânâlarda kullandıklarını îman bahsinde görmüştük. Bu kelime ekseriyetle zemm ve sitem mânâsında kullanılır. Medih mânâsında kullanıldığını iddia edenler de olmuşdur.



Bu Rivayetlerden Şu Hükümler Çıkarılmıştır:


1- Hazarda da öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı cemi' sureti ile birden kılmak caizdir.

2- Bâzıları bunu; «Yağmur gibi bir özürden dolayı caizdir.» şeklinde te'vîl etmişlerdir. Hadîsin bâzı rivayetlerinin sonundaki «Hiç bir korku ve sefer olmaksızın.» kaydı da bunu te'yîd eder. Onun için imam Mâlik bu gibi rivayetler hakkında: «Ben, bunun yağmur hakkında olduğunu zannediyorum.» demişdir.

Hattâbî'nin beyânına göre, hazarda yağmur sebebi ile iki namazın beraberce kılınıp-kılmamıyacağı, ulemâ arasında ihtilaflıdır. Selefden bir cemaata göre, caizdir. Abdullah b. Ömer (Radiyailahû anh) buna kaail olduğu gibi Hz. Urvetü'bnü Zübeyr de yağmur yağdığı vakit namazları cemi' sureti ile kılarmış. Saîd b. El-Mü-seyyeb, Ömer b. Abdilâzîz, Ebû Bekir b. Abdirrahmân, Ebû Seleme ve Medine fukahâsmm umumiyetle kavilleri budur. İmam Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbe1 Hazerâtı dahî ayni kavli tercih etmişlerdir. Yalnız imam Şafiî, namazın cemi' sureti ile sahîh olabilmesi için yağmurun, namaza başlarken devam etmesini şart koşmuştur. Bu şartta, Ebû Sevr'de imam Şafiî ile beraberdir. Şâir ulemâ böyle bir şeyi şart koşma-mışdır. İmam Mâlik yağmura tutulan kimsenin, çamur ve karanlıkta namazlarını cemi' sureti ile kılabileceğine kail olmuşdur.

Halîfe Ömer b. Abdilâzîz'in kavli de budur.

Evzâî ile Hanefîler'e göre, yağmura tutulan kimse her namazı vaktinde kılar.

3- Bir takımları bu hadîsi te'vîl sadedinde: «Öğleyi kıldığı sırada, hava bulutlu imişdir. Sonra açılmış ve ikindinin girdiği anlaşılmış; arka-çığından onu da kılmışdır.» demişlerse de bu söz bâtıldır. Çünkü mezkûr te'vîl öğle ile ikindi hakkında bir parça yakışırsa da akşamla yatsıya ihtimâli yokdur.

4- Diğer bir takım ulemâ bu cem'in yağmur veya o mânâda bir özürden dolayı yapıldığını söylemişlerdir. Nevevî imam Ahmed b. Hanbelile Şâfiîler'den Kaadı Hüseyin in kavilleri bu olduğunu; yine Şâfiîyye ulemâsından Hattâbî, Mütevelli ve Rûyânî'nin bu kavli ihtiyar ettiklerini söylemektedir. Fakat bu te'vîl dahî zayıf ve hadîsin zahirine muhâlifdir. Hadîsi yağmur gibi br Özürle kayıtlamak, mürecchsiz tercinde bulunmakdır. Bu ise bâtıldır

5- Bu bâbdaki te'vîllerin en güzel Hanefîler'in te'vîlidir. Az yukarıda îzâh ettiğimiz vecîhle Haneliler Arafat ile Müzdelife'den başka bütün cemî'leri cemi sûûrî diye te'vîl etmiş yâni: «Bundan rnurâd, birinci namazı vaktinin sonunda kılmış; ikinci namazı da vakti girer girmez edâ etmişdir. Bu suretle her iki namaz kendi vaktinde kılınmakla beraber zahire göre iki namaz, bir arada kılınmış sayılmışdır.» demişlerdir. Hanefî1er'in bu bâbdaki delillerini az yukarıda gördük.

6- Ulemâdan bir cemâat, bu hadîslerle istidlal ederek bir hâcetden dolayı hazarda dahî iki namazın cemi' sureti ile beraber kılınabileceğine kaail olmuş; ancak bunun âdet edinilmeme sini şart koşmuşlardır. İbni Şîrîn ile Rabîa, Eşheb, İbni'l-Münzir ve Kaffâl-i Kebîr'in mezhepleri budur. Ayni kavli Hattâbî bir çok hadîs imamlarından nakletmişdir. Bunların delili Hz. İbni Abbâs'm: «Resûlüllah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) bunu, ümmetini meşakkate sokmamak için yaptı.» demiş olmasıdır. Buna benzer bir söz İbni Mes'ûd (Radiyallahû anh) 'dan da merfû olarak rivayet edil-mişdir. Ancak mezkûr hadîs hakkında Hattâbî: «Bu hadîs ile fuka-hânm ekserisi amel etmezler.» demiş; Tirmizî dahî: «Benim kitabımda İbni Abbâs'm korku ve yağmur yokken Medîne'de namazların cemî' edilerek kılındığını bildiren hadîsinden başka ulemânın ittifakla terk ettikleri bir hadîs yokdur.» şeklinde beyanda bulunmuşdur.



7- Namazdan (Sonra) Sağ'dan ve Sol'dan Çıkıp Gitmenin Cevazı Babı


59- (707) Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Muâviye ile Vekî', A'meş'den, o da Umâra'dan o da Esved'den, o da AbduIIah'dan naklen rivayet etti. Abdullah, şöyle demiş: «Sakın sizden bîriniz (namazdan çıkarken) mutlaka sağ tarafından çıkmak lâzımdır zannederek, şeytana kendi nefsinden bir parça ayırmasın! Benim Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'den ekseriya gördüğüm sol taraf nidan kalkıp gittiğidir.»



(...) Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Cerîr ile îsa b. Yunus haber verdiler H. Bize bu hadîsi Aliyüb'nü Haşrem dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İsa haber verdi. Bunların ikisi de A'meş'den bu isnâdla, bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.



60- (708) Bize Kuteybetü'bnü Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Ebû Avâne, Süddî [26]'den rivayet etti. Demiş ki: Enes'e sordum; «Namaz kıldığım vakit nasıl kalkıp gideyim? sağımdan mı, solumdan mı?» dedim. Enes :

— Ben, Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'i ekseriyetle sağ tarafından kalkıp giderken gördüm.» dedi.



61 - (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Vekî', Süfyân'dan, o da Süddî'den, o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) sağ tarafından kalkıp gidermiş.

Bu hadîsleri Buhâri «Ezan» bahsinde; Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâce «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

İbni Mâce 'nin sahîh bir senedle Amr b. Şuayb 'dan, onun da babasından, onun da dedesinden rivayet ettiği hadîsde, Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in namazdan bazen sağ tarafından, bazen de sol tarafından kalkarak ayrıldığı bildirilmişdir. Tirmizî: «Resûlül-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)1'den her iki vecih sahîh olarak rivayet edil-nıişdir.» diyor. Ve hadîsin hasen olduğunu söyledikten sonra ulemânın buna göre amel ettiklerini yânî Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in dilerse sağından, isterse solundan kalkıp gittiğine kaail olduklarını söylüyor.

Hz. A1i (Radiyallahû anh) 'in :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)m, haceti sağında ise sağından kalkar; solunda ise solundan kalkıp giderdi.» dediği rivayet olunur.

Nevevî (631-676), Abdullah b. Mes'ûd hadîsi ile Enes (Radiyallahû anh) hadîsinin aralarını şöyle bulmuşdur: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bazen sağından bazen solundan kalkıp giderdi. Her iki râvî kendince daha çok zannettiği şekli rivayet etmişdir. Bu rivayetler, namazdan çıkarken sağdan veya soldan kalkmanın caiz olduğuna delâlet ederler. Hiç birini yapmakta kerahet yoktur. İbni Mes'ûd (Radiyallahû anh) 'in sözünden anlaşılan kerahet, sağdan veya soldan kalkmanın asıl olması itibârı ile değil, sağdan kalkmayı vacip i'ti-kad edenler hakkındadır. Çünkü böyle bir i'tikaadda bulunmak hatâdır. Ancak sağ taraftan kalkmak efdaldir. Hadîslerin umûmu sağ tarafın faziletini sarahaten göstermektedir. Bununla beraber sağ veya sol taraflardan birinde görülecek bir haceti olan kimsenin, o taraftan çıkıp gitmesi müstehabdir.



8- İmam'ın Sağında Bulunmanın Müstehab Oluşu Babı


62- (709) Bize Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zaide, Mis'ar'dan, o da Sabit b. Ubeyd'den, o da İbni'l-Berâ'dan, o da Berâdan naklen haber verdi. Berâ' şöyle demiş: Biz, Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Seîiem) 'in arkasında namaz kıldığımız vakit onun sağ tarafında olmayı dilerdik. Kendisi yüzünü bize donerdi.Ben, onun :

«Yâ Rabbî! Kullarını (tekrar) dirilteceğin (yahut toplıyacağm) gün beni azabından koru!» derken işitmişimdir.



(...) Bize, bu hadîsi Ebû KÜreyb ile Züheyr h. Harb da rivayet ettiler. Dediler ki : Bize, Vekî', Mis'ar'dan, bu isnâdla, rivayette bulundu. Yalnız: «Yüzünü, bize dönerdi.» cümlesini söylemedi.

Kaadı îyâz'm beyânına göre Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Seîiem) 'in, namazdan sonra cemaata karşı dönmesi, kalkıp evine giderken de olabilir. Selâm verdikten sonra dönmüş olması da muhtemeldir. En akla yakın olanı da budur. Çünkü Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Selleırı) Efendimizin, namazdan sonra, mübarek yüzünü bütün cemaata doğru çevirmek âdetiydi. Bu işi bazen sağından, bazen de solundan dönmek suretiyle yapardı, Dönerken, kalkması yahut oturduğu yerden dönmesi muhtemeldir.

Hadîs-i şerif imamın bulunduğu yerde kalmayıp, o yerden kalkması yahut dönmesi gerektiğine delildir. Bunun sebebi, mescide sonradan girenlerin imamı namazda zannederek, ona uymalarını Önlemektir. Bir de imamın o yerde bulunan hakkı bitmiştir. Binâenaleyh o yeri işgal etmekte başkasından evlâ olmadığını göstermek için yerini değiştirir. Şu da var ki imamın bulunduğu yerde kalması, kendisine kibir ve uçup verir. Gerçi Fahr-i Kâinat (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz hakkında böyle bir şey düşünülemezse de ümmetini bundan kurtarmak için dönmenin sünnet olduğunu fi'len onlara Öğretmiştir.



9- Müezzin (İkaamete) Başladıkdan Sonra Nafile Namaza Niyetlanmenin Keraheti Babı


63- (710) Bana, Ahmed b. Hanbel rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Muhammet! b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be, Verkaa'dan, o da Amr b. Dinar'dan, o da Atâ' b. Yesâr'dan o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallattahü Aleyhi ve Seilem) 'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar :

«Namaza ikaamet gefirildimi artık farz namazdan başka namaz yoktur.»

Bu hadîsi, bana Muhammed b. Hatim ile İbni Râfi' dahî rivyet ettiler. Dediler ki: Bize, Şebâbe rivayet etti. (Dedi ki) : Bana, Verkaa' bu isnâdla rivayet etti.



64- (...) Bana Yahya b. Habîb El - Hârisî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zekeriyyâ b. İshâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Amr b. Dînâr rivayet etti. Deedi ki: Atâ' b. Yesâr'i, Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallalahü Aleyhi ve SeUem)'den naklen rivayet ediyorum derken işittim. Resûlüllah (SallaHahü Aleyhi ve Sellem) :

«Namaza ikaamet getirildiği vakit, farz namazdan başka namaz yoktur.» buyurmuşlar.



(...) Bize, bu hadîsi Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrezzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Zekeriyyâ b. İshâk fcu isnâdla, bu hadîsin mislini haber verdi.



(...) Bize Hasenü'I-Hulvânî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Harun rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hanımâd b. Zeyd, Eyyûb'dan, o da Amr b. Dînâr'dan, o da Atâ' b. Yesâr'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsin mislini haber verdi.

Hammâd : «Sonra ben Amra tesadüf ettim de, bu hadîsi bana rivayette bulundu; Ama ref etmedi.» demiş.

Bu hadîs farz namaza ikaamet getirüdikden sonra, nafile namaza niyetlenmenin, memnu' olduğuna delildir. Bu hususta Revâtib denilen "beş vaktin sünnetleri ile sair nafile namazlar arasında fark yoktur. Cumhûr-u ulemâ ile Şafiî 'nin mezhebi budur. Hz. Ömer (Radiyallahû anh) ikaamet getirildikten sonra sünnet kılanları dövermiş.

Hanefîler'e göre, sabah namazının sünnetini kılmayan bir kimse farzın ikinci rek'âtma yetişeceğini aklı keserse ikaarnetden sonra evvelâ sünneti kılar. İmam Mâlik 'den bir rivayete göre sabah namazının sünnetini kılmayan kimse farzın ilk rek'âtma yetişeceğine; diğer rivayette ikinci rek'âtma yetişeceğine aklı keserse sünneti mescid hâricinde kılar. Başka br rivayete göre imam Mâlik bu meselede Şafiî ile beraberdir. Sevrîye göre farzın ilk rek'âtma yetişeceğini aklı keserse ikaametden sonra sünneti kılar.

Ulemâdan bâzıları sünnetin mescid hâricinde bir yerde kılınacağını, ikaamet getirildikten sonra mescidin içinde kümamıyacağını söylemişlerdir.

Hadîsin râvîlerinden Hammâd'm: «Sonra Amr'a rastladım da bu hadîsi bana rivayette bulundu; ama ref etmedi.» sözü, hadîsin sıh-hatına ve merfû' oluşuna zarar vermez. Çünkü râvîlerin ekserisi, onu merfû' olarak rivayet etmişlerdir.

Tirimzî: «Bu hadîsin merfû' olan rivayeti daha sahîhdir.» demişdir.

Kitabımızın başında gördüğümüz vecihle bir hadîsin merfû' olan rivayeti, mevkuf rivayetine tercih edilir. Velev ki merfû' olarak rivayet edenlerin sayısı daha az olsun. Sahîh olan mezhep budur. Hammâd hadîsinde ise merfû' olarak rivayet edenlerin sayısı daha çoktur. Binâenaleyh merfû' rivayetin kabul edilmesi evleviyyette kalır.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in :

«Namaza ikaamet getirildimi artık farz namazdan başka namaz yoktur.» sözünden murâd: namazın kemâli yâni sevabı yokdur; demekdir. Yoksa kılman namaz sahîhdir, Çünkü böyle bir namazın kazasını emret-memişdir.



65- (711) Bize Abdullah b. Meslemete'I-Ka'nebî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim b. Sa'd, babasından, o da Hafs b. Âsim'dan, o da Abdullah b. Mâlik İbni Buhayne'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (SaUaUahü A leyhi ve Seîlem) sabah namazına İkaamet getirilmiş iken sünnet kılmakta olan birinin yanına uğramış (râvî diyor ki) ona bir şey söyledi ama ne olduğunu bilmiyoruz. Namazdan çıktığımız vakit o zâtın etrafını sararak:

— Sana, Resûlüllah (Saîîaîlahü Aleyhi ve Sellem) ne söyledi? diye sorduk. O zât:

— Bana :

«Nerdeyse sizden biriniz sabah namazını dört rek'ât kılacak.» buyurdular, dedi.

Ka'nebî (kendi rivayetinde) : «Abdullah b. Mâlik, İbni Buhayne'den, o da babasından...» diye rivayet etti.

Ebû'l - Hüseyin Müslim der ki: Ka'nebî'nin bu hadîsde «Babasından» diyerek rivayet etmesi hatâdır.



66- (...) Bize, Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Avâne, Sa'd b. İbrahim'den, o da Hafs b. Âsım'dan, o da İbni Buhayne'den naklen rivayet etti. İbni Buhayne şöyle demiş: Sabah namazına ikaamet getirildi. Bu arada Resûlüllah (Saîîaîlahü Aleyhi ve Sellem) müezzin ikaamet ederken namaz kılan bir adam gördü de, ona :

«Sabah namazını dört rek'ât mı kılıyorsun?» buyurdular.



67- (712) Bize, Ebû Kâmil El-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad (yâni İbni Zeyd), rivayet etti. H.

Bana Hâmid b. Ömer El-Bekrâvî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dülvâhid (yâni İbni Ziyâd) rivayet etti. H.

Bize İbni Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye rivayet etti. Bunların hepsi Âsım'dan rivayette bulunmuşlardır. H.

Bana ZÜlıeyr b. Harb dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bİ-ze Mervân h. Muâviyete'l - Fezârî, Âsım-ı Ahvel'den, o da Abdullah b. Sercis [27] den naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sabah namazında iken bir adam mescide girerek mescidin bir tarafında iki rek'ât namaz kıldı. Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seüem) ile namaza dâhil oldu. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) selâm verince :

«Ey Fülân! Sen bu iki namazdan hangisini sayıyorsun? Yalnız başına kıldığ:n namazı mı yoksa bizimle beraber kıldığmı mı?» buyurdular.

İbni Buhayne hadîsini Buhârî «Ezan» bahsinde; Nesâî ile İbni Mâce de «Namaz» bahsinde muhtelif râvîler-den tahrîc etmişlerdir.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in namaz kılarken gördüğü zât hadîsin râvîsi Abdullah b. Mâlik İbni Buhayne'-dir. Bu cihet imam Ahmed b. Hanbeî'in rivayetinde tasrîh edilmişdir. İbni Huzeyme (223-311), İbni Hibbân ( -354), Bezzâr ( -292), Hâkim (321-405) ve başkalarının tahrîc ettikleri bir hadîsden ise bu zâtın İbni Abbâs (Radiyallahû anh) olduğunu anlaşılıyor. Mezkûr hadîsde Hz. İbni Abbâs şöyle demektedir: «Müezzin ikaamet getirirken, ben sünnet kılıyordum. Bunun üzerine Peygamber (Sallaîiahü Aleyhi ve Sellem) beni çekti. Ve:

Sabah namazını dört rek'ât mı kılıyorsun? buyurdu.» Ancak Aynî hâdisenin ayrı ayrı iki defa geçtiğini söylemektedir.

Bu hadîsde Resûlüllah (Sallaîiahü Aleyhi ve Sellem) 'in: «Nerdeyse sizden biriniz sabah namazını dört rek'ât kılacak!» buyurması yapılan işi inkâr ve bunu niçin men ettiğine işarettir. Müezzin sabah namazı için ikaamet getirirken, sünnet kılmanın yasak edilmesi sedd-i zerîa kabîlindendir. Yâni bu iş böyle yapıla yapıla ileride daha çok âdet olmasına yol açar da cemâat sabah namazının farzı dört rek'ât oldu sanırlar endîşesi ile men edilmişdir. Bundan sonraki Abdullah b. Sercis hadîsinde :

«Ey Fülan! Sen bu iki namazın hangisini sayıyorsun? Yalnız başına kıldığını mı yoksa bizimle beraber kild[ğim mı?» buyurması dahî ikinci bir illettir. O da imamlar hakkında açılması melhuz olan ihtilâf kapısını kapamaktır. Zîra bu kapı kapanmazsa ehl-i şikak ve fesadın arkasında namaz kılınmaz olur.



Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler :


1- Sabah namazını kılmak için camiye giden bir kimse müezzini ikaamet getirirken bulsa sabah namazının sünnetini kılar mı. kılmaz mı mes'elesi ulemâ arasında ihtilaflıdır. Az yukarıda da işaret ettiğimiz ve-cîble ulemâdan bâzıları bu hadîslerle istidlal ederek imam, sabah namazının farzını kıldırırken orada sünnet kılmamıyacağma kaail olmuşlardır. Bu kavil Abdullah b. Ömer ve Ebû Hüre y re (Radtyaüahû anhûm) ile onlardan sonra gelen Saîd b. Cübeyr, Urve, İbni Şîrîn, İbrâhîm Nehaî, Atâ', İmam Şafiî, İmam Ahmed, İshâk ve Ebû Sevr Hazerâ-tmdan rivayet olunmuşdur.

2- Bâzıları sabah namazının ikinci rek'âtmda imama yetişebileceğini aklı kesen kimsenin mescid hâricinde sünnet kılmasında beis görmemişlerdir. Hanefîler'le Evzâî 'nin mezhebi budur. Evzâî'ye göre, sünnet mescidde de kıhnabilir. Hanefîler 'den «Hidâye» sahibinin beyânına göre, sabah namazına giden bir kimse cemâatin farza niyetlendiklerini görürse ikinci rek'âtda imama yetişebileceğini aklı kesmek şartı ile sünneti mescidin kapısı yanında yanî son cemâat yerinde kılar; sonra mescide girer. Ve bu suretle hem sünnetin hem de cemâatin faziletini ihraz etmiş olur. İmam farzı kıldırırken mescide nafile kılmak mekrûhdur.

Mescidde, son cemâat yeri yoksa, sünneti cemâatin gerisinde; bir direğin arkasında kılar. Saffa girerek sünnet kılması şiddetle mekrûhdur. Sabah namazının sünnetini evde kılmak sünnettir.

4- Süfyân-ı Sevrî'ye göre ilk rek'âtda imama yetişemiye-ceğinden korkan bir kimse sabah namazının sünnetini, terk eder, imama yetişeceğini aklı keserse sünneti mescidde kılar.

5- Zahirîler'e göre mescidde sünnet kılarken farz için ikaamet getirilse, namazı keserek farza niyetlenmek îcâb eder. Bâzıları vakit varsa sünneti tamamlamak lâzım geldiğine kaaildirler.Velev ki bu sebepten cemaata yetişmek mümkün olmasın.

Mescidde sünnet} kılmayı mekruh görenler, babımızın Abdullah b. Sercis hadîsi ile istidlal ederler. Bir delilleri de İbni Abbâs (Radiyallahû anh) hadîsidir.

Sünnet kılmayı tecviz edenler

«Amellerinizi bozmayın!» âyet-i kerimesi ile ve Beyhakî'nin rivayet ettiği Ebû Hüreyre hadîsi ile ihticâc ederler. Bu hadîsde Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) :

«Namaza ikaamef getirildiği vakit, farz namazdan başka namaz kılmak yoktur. Yalnız sabah namazının iki rek'âî sünneti, müstesna!» buyurmuşdur. Beyhakî hadîsin sonundaki müstesnanın, aslı olmadığını söylemiş ve râvîlerden ikisinin zayıf olduklarını bildirmiş ise de bunların zayıf olmadıkları anlaşılmışdır. İbni Mes'ûd (Radiyallahû anh) mescide girmiş: sabah namazına ikaamet getirildiğini görünce direklerden birinin arkasında, iki rek'ât sünneti kılmış; bunu Huzeyfeyle Ebû Mûsâ (Radiyallahû anhûma) gördükleri hâlde bir şey dememişlerdir. Buna benzer hâdiseler Ömerü'bnü'l-Hattâb, Ebû'd-Derdâ' ve İbni Abbâs (Radiyallahû anhûm) hazerâ-tından da rivayet olunmuşdur.

6- Farz için kaamet getirilirken sünnet kılmakdan niçin men' edildiği mes'elesi dahî ihtilaflıdır. Nevevî'ye göre bundaki hikmet cemâat faziletine, namazın başından itibaren nail olmakdır. Nevevî: «Farzı tamamlayan şeyleri muhafaza etmek, nafile ile meşgul olmakdan evlâdır.» demişse de Aynî farza yetişeceğini kestiren bir kimse için, sabah namazının sünneti ile meşgul olmanın daha faziletli olduğunu soy-lemişdir. Bahusus Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği Ebû Hüreyre hadîsinde Resûlüllah (SdUaUahil Aleyhi ve Sellem):

«Sizi süvariler kovalasa yine sabah namazının iki rek'ât sünnetini bı-rakmayrn!» buyurmuşlardır. Bu hadîs, sabah namazının sünnetine mü-bâleğalı bir şekilde teşvîkden kinayedir.



10- Mescide Girenin Okuyacağı Dua Babı


68- (713) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Bilâl, Rabîatü'bnü Ebî Abdirrahmân'dan [28], o da Abdülmelik b. Saîd'den, o da Ebû Humeyd'den (yahut Ebû Üseyd'den) naklen haber verdi. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) :

«Biriniz mescide girdiği vakfa : Yâ Rabbî! Bana, rahmet kapılarını aç! desin, Çıktığı vakit de Yâ Rabbî! Ben, senden fadlmı dilerim, desin!» buyurdular.

Müslim der ki: Ben, Yahya b. Yahya'yı şöyle derken işittim: Ben, bu hadîsi Süleyman h. Bilâl'in kitabından yazdım. O: Duydum ki Yahye'l -Hımmânî (ve Ebû Üseyd) diyormuş; demişdir.



(...) Bize, Hâmid b. Ömer El-Bekrâvî rivayet etti. Dedi ki: Bize Bişr b. Mufaddâl rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Umâretü'bnü Gaziyye, Rabîatü'bnü Ebî Abdurrahman'dan, o da Abdülmelik b. Saîd b. Süveyd-i Ensârî'-den, o da Ebû Humeyd (yahut Ebû Üseyd)'den, o da Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'den tu hadîsin mislini rivayet etti.

Hadîs-i şerif, câmi'e giren kimsenin, bu duayı okumasının müstehab olduğuna delildir. Bu bâbda gerek Ebû Davud'un «Sünen» inde gerekse sair hadîs kitaplarında birçok zikirler rivayet olunmuşdur. Nevevî, bunları «Kitâbü'l - Ezkâr» adlı eserinin başında mufassal bir şekilde sıralamış dır. Bunların kısaltılmış şekli şöyledir:

«Koğulan şeytandan Ulu Allah'a, Onun kerîm olan vechine ve Kadîm sultanına sığınırım. Allah'ın adı ile (buraya giriyorum) hamd Allah'a mah-sûsdur. Yâ Rabbî! Muhammde'e Âl-i Muhammed'e Salât-ü selâm eyle! Yâ Rabbî! Günahlarımı, bana bağışla, ve bana rahmet kapılarını aç!»

Mescidden çıkarken de bunları okur; yalnız «Beni affet!» yerine

«Yâ Rabbî Ben, senden fadlını dilerim.» der. Bu suretle giriş ve çıkış duaları, sebeplerine münâsip olurlar.



11- İki Rekaat TahiyyetülL-Mescid Namazının Müstehab, Onları Kılmadan Oturmanın Mekruh, ve TahiyyetülL- Mescid'in Her Zaman İçin Meşru' Oluşu Babı


69- (714) Bİze Abdullah b. Meslemete'bni Ka'neb ile Kuteybetü'bnü Saîd rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Mâlik rivayet etti. H.

Bize, Yahya b. Yahya da rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, Âmir b. Abdil-lâh b. Zübeyr'den dinlediğim, onun da Amr b. Süleym Ez-Zürakî'den, onun da Ebû Katâde'den naklen rivayet ettiği, şu hadîsi okudum: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Biriniz, mescide girdiği vakit, oturmadan önce iki rek'ât namaz kı-hversin!» buyurmuşlar.



70- (...) Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin b. Alîy, Zâide'den rivayet etti. Demiş ki: Bana, Amr b. Yahye'l -Ensârî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Muhammed b. Yahya b. Habbân, Amr b. Süleym b. Haldete'l-Ensârî'den, o da Resûlülalı (Sallallahü Aleyhi ve SeJlem) 'in sahâbîsi Ebû Katâde'den naklen rivayet etti. Ebû Katâde, şöyle demiş: Mescide girdim, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cemâatin arasında oturuyordu. Ben de oturdum. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Oturmazdan Önce iki rek'ât namaz kılmakdan sen'i ne men etti?» buyurdular. Ben :

— Yâ Kesûlâllah! Seni otururken gördüm. Cemâat da oturuyorlar da (onun için kılmadım.) » dedim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Öyle ise biriniz, mescide girdiği vakit iki rek'âf namaz kılmadan oturmasın!» buyurdular.



71- (715) Bize Ahmed b. Cevvâs EI-Hanefî Ebû Âsim [29] rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah El-Eşcaî, Süfyân'dan, o da Muhârib b. Disâr'dan, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Benim, Peygamber (Sallallahü Aleyh' ve Sellem) 'de alacağım vardı. O, bunu bana, fazlasıyla ödedi. Mescide onun yanına girdim de bana :

«İki rek'âf namaz kıl!» buyurdular.

Ebû Katâde hadîsini Buharı (194-256); Ebû Dâvûd (202-275); Tirmizî (209-279); Nesâî (215-303) ve İbni Mâce (209-273) «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Tirmizî onun hakkında: «Hasen sahihtir.» denıişdir.

Bu hadîsler, «Tahİyye-i Mescid» denilen iki rek'ât nafile namazın meşru' olduğuna delildirler.

Tahiyye: Selâm vermek demektir. Kur'ân-ı Kerim'de mescidlere Allah'ın evleri denilmiştir. Bir eve giren kimsenin ev sahibine selâm vermesi meşru' olmuştur. O halde Allah'ın evine girenin de Onu selâmlaması gerekir. Selâmlamanın en mükemmel ve en güzel şekli namazla olur. Hulâsa tahiyye-i mescid ev sahibini selâmlamak kabîlindendir.



Bunlardan Şu Hükümler Çıkarılmıştır:


1- İbni Battal'm beyânına göre, buradaki emirler fetva imamlarının ittifakı ile nedib ve irşada hamledilmişlerdir. Mescide giren herkesin, iki rek'ât namaz kılması müstehabdır. Çünkü Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kibâr-ı ashabı bâzan mescide girer çıkar da Tahiyye namazı kılmazlardı. Vacip olsa kılarlardı.

2- Zahirîler'e göre, namaz kılmanın caiz olduğu bir vakitte, mescide giren her müslümana iki rek'ât Tahiyye-i mescid, farzdır. Bâzıları kerahet vakitlerini dahî istisna etmeksizin ne aman olursa olsun mes-cde giren kimseye tahiyye-i mescid farz olur; demişlerdir.

Tahâvî: «Kerahet vakitlerinde mescide giren kimse Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in emrine dâhîl değildir.» denıişdir. Tahiyye-i mescidin vâcib olmadığının bir delili de, cemâatin omuzlarına basa basa tâ ön saffa geçen zâta Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in :

«Otur cemaata eziyet verdin!» buyurması Tahiyye-i mescidi ona e mretmemesi dir.

3- Nevevî (631-676): «Tahhiyye-i mescid, müslümanların ic-mâ'ı ile sünnetdir.» diyor.

Şâfiîler'e göre, mescide ne vakit girilirse girilsin iki rek'ât Tahiyye-i mescid kılmak müstehabdır. Ulemâdan br cemâatin mezhebi de budur.

Hanefîler le, Evzâî ve Leys'e göre, kerahet vakitlerinde tahiyye-i mescid kılmak, mekruhdur. Bu kavil Şafiî 'den de bir rivâyetdir. Fakat Şâfiî1er bununla amel etmezler.

Kaadî İyâz'm beyânına göre, Mâlikîlerce tahiyye-i mescid, nâfile namazlardandır. Bâzıları sünnet olduğunu söylerler. Mescide oradan geçmek için giren kimseye imam Mâ1ik'e göre Tahiyye-i mescid hakkında tahfif vardır. Mâ1ikî1er'den bâzılarına göre, mescide tekrar tekrar giren kimseye tahiyye-i mescid yoktur.

Tahiyye-i mescid'in vakti hakkında Muhibb-i Taberî, şunları söyler : İhtimâl mezkûr iki rek'âtm fazilet vakti oturmazdan öncedir. Oturduktan sonra cevaz vakti başlar. Yahut şöyle de denilebilir: Oturmadan kılmırsa eda; oturdukdan sonra kılmırsa kaza olur.»

Nevevî dioyr ki: «Bir kimse kıldığı farz namazla Tahiyyetü'l-Mescid'i de niyet etse ikisinin sevabına da nail olur.»

Mescid-i Haram'a gelince: Onun tahiyyesi, tavâfdır. Binâenaleyh hacılar oraya girer girmez, işe tavâfdan başlarlar.



12- Seferden Gelen Kimseye, Gelir Gelmez Mescidde İki Rek'at Namaz Kılmanın Müstehab Oluşu Babı


72- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be, Muhârİb'den rivayet etti. O da Câbir b. Abdillâh'ı şöyle derken işitmiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîiem) benden bir deve satın aldı. Medine'ye gelince bana, mescide giderek, iki rek'ât namaz kılmamı emir buyurdu.»

(157) Garİbdir ki bu babın hadîslerini tercüme/Ve şerh etmekle meşgul olurken radyo Amerikalılar tarafından Ay'a gönderilen üç astronotun sağ sâlîm yer yüzüne indikleri haberini verdi.



73- (...) Bana, Mubammed b. EI-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvehhâb (yâni Es-Sekafî) rivayet etti. (Dedi ki) : Biıe, Ubey-dultah; Vehb b. Keysân'dan o da Câhir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: «Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile bir gazaya çıktım. Derken devem beni, geri bıraktı ve kötürümleşti. Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benden önce (Medine'ye) geldi. Ben de ertesi gün geldim. Mescide vardığımda, o'nu mescidin kapısında buldum. Bana :

«Şimdi mi geldin?» diye sordu. — Evet!., cevâbını verdim.

«Öyle ise deveni bırak da mescide girerek iki rek'ât namaz kıl!» buyurdu. Ben de girerek iki rek'ât namaz kıldım. Sonra (evime) döndüm.»



74- (716) Bize Muhammed b. E!-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dahhâk (yâni Ebû Âsim) rivayet etti. H.

Bana Mahmûd b. Gaylân da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürraz-zâk rivayet etti. İkisi birden demişler ki: Bize, İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana İbni Şihâb haber verdi. Ona da Abdurrahman b. Abdil-lâh b. Kâ'b [30], babasından naklen haber vermiş. Babası da Abdullah b. Kâ'b ile amcası Ubeydullah b. Kâ'b'dan, onlar da Kâ'b b. Mâlik'den naklen rivayet etmişler ki, Resûlüllah (Sal'aUahü Aleyhi ve Sellem) bir seferden ancak gündüzün kuşluk vakti gelirmiş. Geldiği zaman da (işe) mescidden başlar; orada iki rek'ât namaz kılar; sonra orada otururmuş.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbü'1-Büyû'» da ve ondan başka kitabının yirmiye yakın muhtelif yerinde; Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâi de muhtelif râvîlerden, muhtelif lâfızlarla kimi muhtasar kimi mufassal olarak tahric etmişlerdir.

Hadisin muhtelif rivayetlerinden anlaşıldığına göre; «Hz. Câbir b. Abdi11âh bir gazada Fahr-i Kâinat (Sallalahü Aleyhi ve Sellem)

Efendimizle beraber bulunmuş. Bir ara devesi topallayarak yürümez ol-mu$. Hattâ Hz. Câbir, onu bırakmayı bile düşünmüş. Derken Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yetişmiş. Hz. C âhir'io hâlde görünce :

«Ne oldu sana yâ Câbir Neden böyle ordudan geri kaldın?» diye sormuş. Câbir (Radiyallahû anh) «Devem kötürüm oldu Yâ Resûlâl-Iah!» demiş. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Câbir (Radiyallahû anh) 'dan yanında sopa gibi bir şey olup olmadığım sormuş, o da elinde bulunan bir kamaş veya sopayı Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e takdim etmiş. Efendimiz, bu sopayla deveye vurmuş ve duâ etmiş. Müteakiben deve öyle bir yürümüş ki, ömründe böyle yürüdüğü görülmemiş. Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Câbir'e evlenip evlenmediğim; evlendiyse kız mı yoksa dul mu aldığını sormuş. Câbir (Radiyallahû anh) dul bir kadınla evlendiğini söylemiş. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Neden kızla evlenmedin? Kızla evlenseydin biribirinİzle şaka eder; gülüşürdünüz!» buyurmuşlar.- Câbir (Radiyallahûanh) «Benim kız kardeşlerim var», bir rivayette «Babam Abdullah vefat etti.» Yahut «Şehîd edildi de bana dokuz tane kız bıraktı. Ben, bunlara kendileri gibi bir kız getirmeyi doğru bulmadım. İstedim ki bir kadın getireyim de onlara baksın; üstlerini başlarını düzeltsin; terbiyelerini versin!» demiş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Câbir'e Medîne'ye vardığında akıllı davranmasını tavsiye etmiş.»

Nevevî (631-676) : «Akıl'dan murâd, onu çocuk istemeye teşvîk-dir.» diyor. Çünkü Hz. Câbir 'in, o zamana kadar çocuğu yokmuş.

«Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Câbir'e o topal deveyi satıp satmayacağını sormuş. Satacağını anlayınca, kıymetini vererek onu Câbir (Radiyallahû anh) 'dan satın almış. Yalnız teslimin Medine'de yapılacağına ittifak etmişler. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Medine'ye Câbir (Radiyallahû anh) dan önce gelmiş, ertesi gün Câbir de gelince mescidde buluşmuşlar. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Şimdi mi geldin. Yâ Câbir?» diye sormuş.

— Evet! cevâbını alınca :

«öyle ise deveni b«rak da mescide gir; ve iki rek'ât namaz kıl!» fcuyurmuşlar.

Câbir (Radiyallahû anh) namazı kılmış. Müteakiben Resûlüllah iSallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Bilâl'e bir okiyye (yâni kırk dirhem) altın tartmasını emir buyurmuş; Bilâl (Radiyallahû anh) altını fazlasıyla tartmış. Câbir (Radiyallahû anh) 'da paralan alarak evine doğru yollanmış. Fakat Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) arkasından adam göndererek, onu çağırtmış Câbir (Radiyallgfıû anh) kendi kendine : — Şimdi oldu. Deveyi bana iade edecek!» demiş. Bu deveden son derece hoşlanmazmış. Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem): «Al deveni! Parası da senin olsun!...» buyurmuşlar.» Deveye bedel olarak altın mı yoksa gümüş mü verdiği ihtilaflı bir mes'ele olduğu gibi mikdârı hususunda dahî bir çok ihtilâflar vardır.



Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler:


1- Seferden gelen kimsenin, mescide giderek iki rek'ât namaz kılması, müstehabdır. Nevevî 'nin beyânına göre, bu namaz Tahiyye-i mescid değil, seferden geliş namazıdır.

2 - Yoldan sabahleyin gelmek müstehabdır.

3- Rütbesi büyük olan bir zâtın, yoldan geldiği vakit, evine yakın bir yere oturarak ziyaretçilerini kabul etmesi ve hoşbeşde bulunmaları için onlara imkân vermesi, müstehabdır.

4- Tahdîs-i nimet için, bir kimsenin yaptığı hayırlı işleri söylemesi caizdir.

5- Kumandanın veya büyük bir zâtın arkadaşlarının hâllerini sormaları, caizdir.

6- Borç öderken, fazla fazla vermek müstehabdır.



13- Duha Namazının Müstehab, En Azının İki En Mükenmelinin Sekiz; Ortasının Dört Yahut Altı Rek'at Oluşu ve Bu Namaza Devama Teşvik Babı


75- (717) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey', Saîd-i Cüreyrî'den, o da Abdullah İbni Şakîk'den naklen haber verdi. Abdullah şöyle demiş:

«Âişe'ye Peygamber (Sallallahü Aleyhi ıe Sellem), Duhâ namazını kılar-mıydı? diye sordum. Âişe :

— Hayır! Meğer ki seferinden gelmiş ola! cevâbım verdi.»



76- (...) Bize UbeyduIIah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Kehmes b. Hasen El-Kaysî, Abdullah İbni Şakîk'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Âişe'ye : Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) , Duhâ namazını kılar-mıydı? diye sordum. Âİşe :

— Hayır! Meğer ki seferinden gelmiş ola! cevâbını verdi.»



77- (718)Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e İbni Şihâb'dan duyduğum, onun da Urve'den, onun da Âişe'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Âişe, şöyle demiş:

«Ben, Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ye Sellem) 'in duhâ nâfilerini, kıldığını hiç görmedim. Onu ben kılyorum. Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) halk amel eder de üzerine farz olur, endişesi ile yapmak istediği bir işi (Bazen) terk ederdi.»



78- (719) Bize, Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dülvâris rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd (yâni Risk) rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Muâze rivayet etti. Kendisi Âişe (Radiyûllahû anha) ya :

— Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) , Dua namazını kaç rek'ât kılardı? diye sormuş. Âişe :

— Dört rek'ât kılar; dilediği kadar da ziyâde ederdi, cevâbını vermiş.



(...) Bize Muhammedü'bnü'l - Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler.

Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be, Yezîd'den bu isnâdla, bu hadîsin mislini rivayet etti.

Yezîd: «Allah'ın dilediği kadar da ziyâde ederdi.» demiş.



79- (...) Bana, Yahya b. Habib El-Harisi de rivayet etti. ; (Dedi ki) : Bize, Hâlid b. El - Haris, Saîd'de rivayet etti. (Demiş ki) : Bize, Ka-tâde rivayet etti. Onlara da Âişe'den naklen Muâzetü'l-Adeviyye rivayet etti. Onlara da Âişe'den naklen Muâzetü'l-Adeviyye rivayet etmiş. Âişe, şöyle demiş:

«Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) duhâ namazmı dört rek'ât kılar, Allah'ın dilediği kadar da ziyâde ederdi.»



(...) Bize, İshâk b. İbrahim ile İbni Beşşâr, hep birden Muâz b. Hi-şâm'dan rivayet ettiler. Muâz: «Bana, babam, Katâde'den bu isnâdla, bu hadîsin mislini rivayet etti.» demiş.

Duhâ nafilesi; kuşluk namazı demekdir. Görülüyo rki Besûlüllah (Saîîallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kuşluk namazını kılıp kılmadığı hususunda Hz, Âişe 'den biribirine muarız hadîsler rivayet olunmuşdur. Bunların bâzılarında, bu namaz nefiy, bâzılarında da isbât edilmektedir.

Resûlüllah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) 'in, Hiç Kuşluk namazı kılmadığını bildiren Âişe hadîsini Buhârî «Kitâbü't-Teheccüd» de; Ebû Dâvûd ile Nesâî de «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Bu husûsda imam Nevevî şunları söylemektedir: «Hz. Âişe'nin, Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'m kuşluk namazını hem kıldığını hem kılmadığını bildiren iki hadîsinin arası şöyle bulunur: Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) bu namazı faziletinden dolayı bazen kılar; bazen de Hz. Âişe 'nin dediği gibi ümmetine farz olur endîşesi ile terk ederdi. Âişe (Radiyallahıî anha) 'nm :

Resûlüllah (Sallalalıü Aleyhi ve Sellem), kuşluk namazını kılmazdı. Meğer ki bir seferinden gelmiş ola!... sözü de: Ben, onu görmedim... mânâsına te'vîl olunur. Nitekim ikinci rivayette aynen bu sözü söylemiş ve: Ben, Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'i kuşluk namazı kılarken hiç görmedim, demişdir. Bunun sebebi şudur: Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) kuşluk zamanında Hz. Âişe'nin yanında nadiren bulunurdu. Çünkü ekseriyetle o vakitde ya yola gider yahut mescîdde veya başka bir yerde bulunurdu. Kadınlarının yanında bulunduğu zaman dahî Âişe (Radiyailahû anha)'nm yanında ancak dokuz günde bir kalabiliyordu. Bu sebeple Hz. Âişe 'nin: Ben, Resûlülîah (SallaUahü A'.eyhi ve Sellem)'i, kuşluk namazı kılarken görmedim, demesi sahîh olur, Hakîkatta Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, bu namazı kıldığını yâ kendisinden yahut başkasından duymuş olabilir.

Yahut şöyle denilir: Hz. Âişe'nin Resûlülîah (Salla'lahii Aleyhi ve Sellem) kuşluk namazını kılmazdı.) sözünün mânâsı, ona devam etmezdi; demekdir. Bu takdirde Âişe (Radiyailahû anhajhu namazın aslını değil, ona devamı nefî etmiş olur.

Gerçi İbni Ömer 'den rivayet edilen sahîh bir habere göre, kendisi kuşluk namazı hakkında : O, bid'atdır, demişse de, bu söz: O namazı, mescidde alenen kılmak, bid'atdır, mânâsına hamledilmişdir. Nitekim böyle yapanlar, da bulunurdu. Yoksa mezkûr namazın evlerde kılınması mezmûm değildir. Yahut: Bu namazı devam üzere kılmak bid'atdır, denilir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ümmetine farz olur endîşesi ile ona devam etmemişdi. Ama bu hüküm Resûlülîah (SaVc'l'lr'' Aleyhi ve Sellem) hakkındadır. Bizim için kuşluk namazına devam etmenin müstehab olduğu Ebû'd-Derdâ' ve Ebû Zerr (Radiyailahû anh) hadîsleri ile sâbitdir.

Yahut şöyle denilir: Hz. İbni Ömer, Peygamber (Sa!'a!!afri Aleyhi ve Sellem) 'in kuşluk namazı kıldığını ve kılınmasını emrettiğini du"-mamışdır.

Her ne hâl ise Cumhûr-u ulemâya göre kuşluk namazı kılmak, muste-habdır. Bu husûsda yalnız Abdullah b. Mes'ûd ile Abdullah b. Ömer'in tevakkuf ettikleri rivayet olunur...» Neveyî'nin izahatı burada sona eriyor.

Hattâbî : «Muhakkak surette sabit olmuştur ki Peygamber. {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fethedildiği gün, kuşluk namazını kılmış, bunu Ebû Zerr ile Ebû Hüreyre'ye tavsiye daH buyurmuşdui.» diyor.

Bu husûsda. İbni Abdilberr, şunları söylemişdir; «Sünnet ilmi hakkında husûsi bir ma'lûmâta sahip olan kimseden ulemânın bâzısı bilgi alır. bâzısı alamaz. Hiç bir sahâbî yoktur ki başkalarının bildiği bâzı hadîsleri gözden kaçırmış olmasın! Bütün hadîsleri ihatalı bir şekilde bilmek, imkânsızdır. Sonra yetişen ulemâ ancak ilim, kitaplarda tedvin edildikten sonra bütün hadisleri ihata edebilmişlerdir... Binâenaleyh Hz. Âişe'nin. bu meseleyi bildiği hâlde: Ben, ResûlüHah (Sallallalvı Aleyhi ve Sellem) 'in kuşluk namazını kıldığını, görmedim, demiş şahindir.» demektedir.

İbnü'l.Cevzî (508-597), Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem} 'in farz olur diye endişe buyurmasını iki veçhe ihtimâlli olarak îzâh eder. Birinci veçhe göre, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kuşluk namazını Allah'ın farz kılacağından endîşe etmişdir.

İkinci veçhe göre, Ashabın, bu namazı farz î'tikaadı ile amel edeceklerinden çekinmişdir.

İbni Battal'a göre de Hz. Âişe hadîsinin iki şeye ihtimâli vardır :

a) Caiz ki bu hadîs Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gece namazı farz kılındığı zaman vârid olmuşdur. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in endîşesi, ümmeti hakkındadır. Bu namazı devam üzere mescidde kılarsa, ümmetine de farz olur; diye endîşe etmişdir. Kendisine bu namaz zâten farzdı. Şu hâlde Âişe (Radiyallahû anha) 'nın: «Resûlüllah (SaUaüahü Aleyhi ve Sellem) bazen yapmak istediği bir işi terk ederdi...» sözü, ümmetini o işi yapmaya davet etmezdi; mânasına gelir. Yoksa Resû-lüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem} gece namazını, kendüsne farz olduğu hâlde bırakırdı; demek değildir.

b) İhtimâl ümmetinin gece namazına devam ede ede zayıf düşerek; kılamamalarmdan ve bu suretle Allah'a âsî olacaklarından korkmuşdur. Buradaki İsyan doğrudan doğruya değil; bil vâsıtadır. Ümmetin, o namazı kılamamaları, Resûlüllah'e tâbi olmamak demektir. Hâlbuki ona tâbi' olmak farzdır. Çünkü Resûlüllah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) 'e ita'at etmek, Allah'a itaat demekdir. Bunun aksi de Allah'a isyan mânâsına gelir.



Bu Hadislerden Şu Hükümler de Çıkarılmıştır:


1- Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ümmetine karşı son derece müşfik ve merhametlidir.

2- Maslahatlar, bir birleri ile muâraza ederse en mühim olanı terfih edilir.

3- Kuşluk namazı dört rek'at veya daha fazla kılınır.



80- (336) Bize Muhamedü'bnü'l-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be, Amr b. Mürra'dan, o da Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan naklen rivayet etti. Afcdurrahmân şöyle demiş: Bana, hiç bir kimse Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i kuşluk namazı kılarken gördüğünü, haber vermedi. Yalnız Ümmü Hânı, müstesna!. Zîra o Mekke'nin fethedildiği gün Resûlüllah (Sallallahü\ Aleyhi ve Sellem) 'in onun evine girerek sekiz rek'ât namaz kıldığını rivayet etti. Ve: «Onun bu namazdan daha hafif bir namaz kıldığını görmedim. Ama rükû' ve sücûdu tamam yapıyordu.» dedi.

İbni Beşşâr, kendi rivayetinde: «Hiç» kelimesini zikretmedi.



81- (...) Bana, Harmeletü'bnü Yahya ile Muhammed b. Selemete'I-Murâdî dahî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana, Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. Demiş ki: Bana İbnî Abdillâh b. El-Hâris rivayet etti ki, babası Abdullah b. Haris b. Nevfel şöyle demiş: İnsanlardan, Resûlüllah (Salla'lahU Aleyhi ve Sellem) 'in kuşluk nafilesini kıldığını Vana haber verecek bir tek kimse bulmaya çok çalıştım ve soruşturdum. Ama bunu daha rivayet edecek hiç kimse bulamadım. Yalnız Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hânı bana şöyle haber verdi:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , Mekke'nin fethedildiği gön, güneş epeyi yükseldikden sonra (benim evime) geldi. Müteakiben bîr elbise getirerek üzerine örttüler de yıkandı. Sonra kalkarak sekiz rek'ât namaz kıldı. Bu namazda kıyamı mı daha uzundu yoksa rükû' veya sücûdu mu bilmiyorum. Bunların hepsini biribirine yakın yaptı. Bu namazı, bundan önce ve sonra bir daha kıldığını görmedim.»

Murâdî: «Yûnus'dan» dedi: «Bana haber verdi.» demedi.



82- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, Ebû'n-Nadır'dan dinlediğim*, ona da Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hânî'nin âzâdlısı Ebû Mürra'mn haber verdiği şu hadîsi okudum: Ebû Mürra, Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hânî'yi şöyle derken işitmiş:

«Mekke'nin fethedildiği sene Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gittim. O'nu yıkanırken buldum. Kızı Fâtıme de kendisini bir elbise ile örtüyordu. Ben selâm verdim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bu kadın kimdir?» diye sordu. Ben :

— Ebû Tâlib'in kızı, Ümmü Hânı!, dedim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Hoş geldin Um mü Hâml...» dedi. Guslünü bitirdikden sonra ayağa kalktı ve bir elbiseye bürünerek sekiz rek'ât namaz kıldı. Namazdan çıkınca Ben :

— Yâ Resûlâllah! Annem oğlu Aliyyü'bnü Ebî Tâlib, benim kendisine ahd-ü emân verdiğim bir kimseyi, Hübeyre'nin oğlu Fülân-ı öldüreceğini söyledi, dedim. Bunun Üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Senin ahd-u emân verdiğin kimseye, biz de em ân verdik yâ Umme Hâni!» buyurdular. Bu (hâdise) kuşluk vakti oldu.



83- (...) Bana Haccâc b. Şâir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mual-Iâ b. Esed [31] rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb b, Hâlid, Cafer b. Mu-hammed'den, o da babasından, o da Akîl'in âzâdhsı Ebû Mürra'dan, o da Ümmü Hânî'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fetih senesi Ümmü Hânî'nin evinde bir tek elbise içinde, iki ucunu çaprazlama koltuk altından geçirerek sekiz rek'ât namaz kılmış.

"Bu hadîsi Buhâri «Kitâbü Takrîri's-Salât» ve «Megâzî» bahislerimde; Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâ-ce de «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Ümmü Hâni, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi \e Sellem) Efendimizin amcası Ebû Tâ1ib'in kızı ve Hz. A1î'nin kız- kardeşidir. İsmi Fâhite yahut Hind'dir.

Ebû Mürre, Hz. Ümmü Hâni 'nin âzâdhsı dır. Bâzı rivayetlerde mecazen kardeşi Akîl, b. Ebî Tâlib'e izafe edilmiş; ve Akîî'in âzâdlısı Ebû Mürre, denilmişdir.

Hz. Ümmü Hânî 'nin, emân verdiği kimsenin ismi, hiç bir yerde zikredilmemişdir. Bâzıları: «Ümmü Hânî, kocası Hübeyre'ye emân vermişdir.» derler. Hübeyre, Mekke 'nin fethinde kaçmış ve Necran'da müşrik olarak ölmüştür.

Bâzıları Fülân İbni Hübeyre 'den murâd, Haris b. Hişâm El-Mahzûmî 'dir; demiş; diğer bâzıları bunu A b -dullah b. Ebî Rabîa olduğunu söylemişlerdir. Ezrakî'nin «Târîh-i Mekke» adlı eserinde Ümmü Hânî (Rodiyallahû anh) 'mn, Haris b. Hişâm ile Abdullah b. Ebî Rabia'nın ikisine birden emân verdiği kaydedilmektedir. Bunların ikisi de Benî Manzum 'dandırlar.

Babımız hadîslerinin bâzıları, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kuşluk namazı kıldığını, yalnız Hz. Ümmü Hânî rivayet etmiş i gösterirse de bu husûsda Ümmü Hânî hadîsinden başka bir çok rivayetler vardır. Bu rivayetleri Bu hârî şârihi Aynî şöyle sıralamışdır :

1- Buhâri 'nin, Hz. Ebû H.üreyre 'den tahrîc ettiği bir hadîsde Ebû Hüreyre (RadiyaUahü anh) :

«Dostum (SallaUahü Aleyhi ve Selle m), bana üç şey vasiyet etti. Ben, bunları ölünceye kadar terk etmem. Bunlar her aydan üç gün oruç tutmak, kuşluk narrfazını kılmak, vitir namazını kılarak uyumakdır.»

2- Az sonra göreceğimiz Ebû'd-Derdâ' hadisinde, Hz. Ebû'd-Derdâ': «Dostum, bana üç şey vasiyyet etti. Ben, bunları yaşadığım müddetçe asla bırakamam- Mezkûr üç şey: Her ay'dan üç gün oruç tutmak, kuşluk namazını kılmak ve vitr namazını kılmadan uyuma-makdır.» demişdir.

3- Yine, az sonra göreceğimiz Ebû' Zerr hadîsinde, bütün sadakaların yerine, iki rek'ât kuşluk namazının kaaim olacağı bildirilmektedir.

4- Buhârî'nin rivayet ettiği İbni Ömer hadîsinde ; «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), duhâ namazmı ancak iki gün

kılıyordu...» denilmektedir.

5- Hâkim'in rivayet ettiği İbni Ebî Evfâ hadîsinde: «Şüphesiz ki Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) , kuşluk namazını

Ebû Cehl'in kellesinin kopanldtğı ve Mekke'nin fethedildiği müjdelendiği zaman, iki rek'ât olarak kıldı.» deniliyor.

6- Tirmizî'nin rivayet ettiği Enes hadîsinde: Resûiüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) :

Bir kimse, kuşluk namazını oniki rek'ât olarak kılarsa, Allah, ona cennette altından bir köşk bina eder; buyurdu.» denilmişdir. Bu hadîsi, İfani Mâce dahî tahrîc etmişdir.

7- İmam Ahmed ile Ebû Ya'lâ 'nin tahrîc ettikleri Ukbetü'bnü Âmir hadîsinde Resûlüllab (Salh'lahii Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz ki Allah-u Azîmü'ş-Şân : Ey Âdem oğlu! Günün evvelinde kılacağın dört rek'ât namazla beni razı et ki, o günün sonunda ben de sana kâfî geleyim! buyuruyor.» demişdir. Bu lâfız imam Ahmed'indir. Ebû Ya'1â Yun lâfzı : «Âdem oğlu! Günün evvelinde dört rek'ât namaz kılmnkdan âciz mi kalıyorsun? (Bunları) kıl ki gününün sonunda ben sana kâfi geleyim!» şeklindedir. «Et-Telvîh» nâm eserde rivayet edi-ien Ukbetü'bnü Âmir hadisinde: «Resûlüllah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) bize iki sûresi ile (yâni Şems ve Duhâ sûreleri'ile) iki rek'ât kuşluk namazı kılmamızı emir buyurdu.» denilmektedir.

8- Hâkim'in rivayet ettiği Hz. Âişe hadîsinde : Resûlifllafa (Sailallahü Aleyhi ve Sellem):

Kuşluk namazını kaç rek'ât kılardı? diye sordum. Âİşe: Dört rek'ât kılar; Allah'ın dilediği kadar da ziyâde ederdi, cevâbını verdi.» deniliyor.

Bu hadîsi babımızda imam Müslim de rivayet ettiği gibi Nesâî, Tirmizî ve İbni Mâce dahî rivayet etmişlerdir.

9- Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği Kesîr b. Mürra hadîsinde: Resûlüllah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle derken işittim:

Allah Azze ve Celi : Ey Âdem oğlu! Günün evvelinde bana dört rek'ât namaz kılmakdan âcîz kalma ki ben de günün sonunda sana kâfi geleyim! buyuruyor.» denilmişdir.

10- Taberân î'nin «EI-Kebîr» inde dahî hemen hemen bunun gibi bir hadîs vardır. Mezkûr hadîs, cumhura göre mevsuk ise de bâzılarına göre, zayıfdır.

11- İbni Huzeyme 'nin «Sahîh» inde Hz. Büreyde'den tahrîc ettiği bir hadîsde: «Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Seîlem) 'i şöyle derken işittim:

— İnsanda üç yüz altmış mafsal vardır. Bunlardan her biri için bir sadaka vermek gerekir...» Hadîsin sonunda :

«Eğer sadaka bulamazsan iki rek'ât kuşluk namazı sana yeter! buyurdu.» deniliyor.

12- Taberânî 'nin «EI-Evsat» ında rivayet ettiği Câbir hadîsinde: «Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'e bîr devemi arz etmek için gittim de onun kuşluk namazını altı rek'ât olarak kıldığını gördüm.» deniliyor.

13- Taberânî 'nin yine «EI-Evsat» nâm eserinde rivayet ettiği İbni Abbâs hadîsinde:

«Âdem oğlunun vücudundaki her mafsala karşı, her gün bir sadaka vermesi îcâb eder. Sana, bunların hepsinden dolayı iki rek'ât kuşluk namazı yeter! buyurdular.» denilmişdir. Bu hadîs az sonra babımızda da gorülecekdir.

14- Nesâî'nin «Es-Sünenü'1-Kübrâ» adlı eserinde tahrîc ettiği Hz. A1î hadîsinde :

«Şüphesiz ki Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem), kuşluk zamanı, namaz kılardı.» denilmişdir. Hadîsin isnadı, iyidir. Ayni hadîsi imam Ahmed ile Ebu Ya'lâ' dahî tahrîc etmişlerdir.

15- Müs1im'in rivayet ettiği Zeydü'bnü Erkanı hadîsinde :

«Resûlüllah (Sallullahü Aleyhi ve Sellem), kuşluk namazı kılardı.» deniliyor. Bu hadîsin isnadı güzeldir.

16- Müs1im'in yine Zeydü'bnü Erkam 'dan tahrîc ettiği bir hadîsde:

«Rosûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Kübalıların yanına çıktı; Kübalılar, güneş iyice doğdukdan sonra kuştuk namazı kılarlardı...» deniliyor.

17- Hâkim'in rivayet ettiği Ümmü Seleme hadîsinde Hz. Ümmü Seleme (Radiyallahûanh):

«Resûlûllah (Sallallahü.Aleyhi ve Sellem), kuşluk namazını oniki rek'ât olarak kılıyordu.» demişdir. Yalnız bu hadîsin zayıf olduğu söylenir.

18- Tirmizî'nin rivayet ettiği Ebû Saîd-i Hudrî hadîsinde, Hz. Ebû Saîd:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , kuşluk namazını kılardı. Buna, o derece devam ederdi kî, biz bunu artık bırakmaz; derdik. Bazen de onu o derece bırakırdı kî, artık bunu kilmıyacak derdik.» demiştir. Tirmizî: «Bu hadîs, hasen garipdir.» diyor. Aynî, onu yalnız Tirmizî'nin rivayet ettiğini kaydetmişdir.

19- Taberânî 'nin «El-Kebîr» inde rivayet ettiği Ebû Ümâme ve Utbetü'bnü Abd hadîsinde Resûlûllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Sabah namazını cemaatla ktldıkdan sonra, yerinde kalıp da kuşluk namazını kılan kimseye hacc ve Ömre yapanın sevabı verilir.» buyurmuşdur.

20- Ebû Dâvûd 'un Muâz b. Enes 'den rivayet ettiği hadîsde: «Resûlûllah (Sallallahü Aleyhi ve- Sellem) :

Her kim sabah namazından çıktıkdan sonra namazgahında oturur da İki rek'ât kuştok namazını kılar ve hayırdan başka bir şey söylemezse, o kimsenin günahları affolunur. Velev ki denizin köpüğü kadar çok olsunlar! buyurdular.» denilmektedir. Bu hadîsin isnadında dahî za'f vardır.

21- İbni Ebî Şeybe 'nin müsned olarak rivayet ettiği Huzeyfe hadîsinde, Hz. Huzeyfe:

«Ben, Resûlûllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , ile birlikde Benî Muavi-ye'nin taşlığına çıktım. Resûlûllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), orada uzun uzadıya sekiz rek'ât kuşluk namazı kıldı.» diyor.

22- Taberânî 'nin «El-Evsat- mda Hz. Ebû Mûsâ'dan rivayet ettjği hadisde Ebû Mûsâ: «Resûlûllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

Her kim kuşluk namazını dört rek'ât, ondan önce de dört rek'ât olarak kılarsa, o kimseye cennette bir ev yapılır. Buyurdu.» demişdir.

23- İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği itbân b. Mâlik hadîsinde; «Peygamber (SaUatlahü Aleyhi ve Sellem) kuşluk namazını evinde kıldı.» denilmişdir.

24- Taberânî 'nin «EI-Kebîr» inde rivayet ettiği İbni Sem'ân hadîsinde : Hz. İbni Sem'ân :

'Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle derken işittim: Allah Teâlâ : Ey Âdem oğlu! Bana, gündüzün başında kılacağın dört rek'ât namazdan geri kalma ki, günün sonunda ben de sana kâfî geleyim! buyurur.» demektedir. Hadîsin isnadı sahîhdir.

25- İmam Ahmed 'in, Abdullah b. Amr 'dan rivayet ettiği bir hadîsde :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir gece müfrezesi gönderdi. Bunlar ganimet alarak çabucak döndüler. Bunun üzerine halk onların gazaya gittikleri yerin yakınlığından, aldıkları ganimetin çokluğundan ve çabuk dönmelerinden söz etmeye başladılar. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve y.elletn):

Ben, size daha yakın bir gaza yeri, daha çok ganimet ve daha çabuk dönüşü göstereyim mi? Her kim abdest alır da mescide kuşluk namazı kılmak için çıkarsa, o kimsenin gaza yeri, müfrezenİnkinden daha yakın, ganimeti onlarınkînden daha çok; dönüşü de onlardan daha çabuk olur. Buyurdular.» deniliyor.

Bu hadîsi Taberânî dahî «El-Kebîr» inde rivayet etmişdir.

26- Yine imam Ahmed'ile Taberânî 'nin rivayet ettikleri Âiz b. Amr hadîsinde :

«Sonra Resûlüllah (Sa''a Ir.hü Aleyh': ve Sellem) , bize kuşluk namazını kıldırdı.» deniliyor.

27- İbni Adiyy'in «El-Kâmil nâm eserinde rivayet ettiği Ebû Bekre hadîsinde, Hz. Ebû Bekre:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , kuşluk namazını kılıyordu. Derken küçük bir çocuk olan Hasan geldi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) secde edince, onun sırtına bindi...» demektedir. Yalnız bu hadîsin râvîleri arasında Amr b. Ubeyd vardır ki, metrûkdur.

28- Taberânî 'nin «El-Kebîr» inde rivayet ettiği Cübeyrü'bnü Mut'im hadîsinde, babasının Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i kuşluk namazı kılarken gördüğü bildirilmektedir. Ancak bunun da râvîlerinden Yahye'l-Himmânî hakkında söz edilin işdir.

29- Müs1im'in rivayet ettiği Ümmü Habîbe hadisinde Hz Ümmü Habibe: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

Hiç bir müslüman kul yoktur ki, her gün farzlardan mâda kendiliğinden onİki rek'ât namaz kılsın da Allah ona cennetde bir ev yapmasın! buyurdular.» demişdir.

Kaadi jyâz'm beyânına göre, ulemâdan bâzıları Ümmü Hânî hadîsinin, kuşluk namazını isbât etmediğini söylemişlerdir. Bunların iddiasına göre Resûlüllah (SaHaltahü Aleyhi ve Sellem) 'in, o gün kıldığı namaz, Mekke fethedildiği içindir. Hattâ bâzılarına göre Mekke'nin fethi ile uğraşırken kılamadığı namazlarını kaza etmişdir.

İmam Nevevî (631-676): «Bunların söyledikleri fâsiddir. Doğrusu bu hadîsle istidlalin sahîh olmasıdır. Ümmü Hânî'nin hadîsi ile Peygamber (Saîlaüahü Aleyhi ve Seilem) 'in Mekke fethediîdiği gün sekiz rek'ât kuşluk namazı kıldığı, her iki rek'âtta bir selâm verdiği sübût bul-muşdur. Hadîsi Ebû Dâvûd «Sünen» inde bu lâfızla ve Buhârî'nin şartı üzere sahîh bir isnâdla rivayet etmişdir.» diyor.

Hadîsin zahirine bakılırsa, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yıkanması da, namaz kılması da Mekke'ye girdikden sonra Hz. Ümmü Hânî 'nin evinde olmuşdur. Çünkü cümleler birbiri üzerine ta'kîb ve tertibe delâlet eden (lâ) ile atfolunmuşdur.

Gerçi hadîsin bir rivayetinde Ümmü Hânî (Radiyailahû anha) 'nin, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gitiği ve onu yıkanırken bulduğu bildiriliyor. Hattâ Kaadi Iyâz: «Bu rivayet daha sahîhdir.» demişdir. Fakat Aynî buna cevap vermiş ve: «Resûlüllah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) 'in bir defa Ebtah'daki evinde, bir defa da Ümmü Hânî 'nin evinde, sekizer rek'ât namaz kılmış olmasına ve her ikisinde de yıkanmasına bir mâni' yokdur. Caizdir ki evvelâ Ebtah'a indikden sonra Ümmü Hânî 'nin evine girerek yıkanmış ve namaz kılmış sonra oradan çıkarak Ebtab'daki kendi evine girmiş ve orada da yıkanarak namaz kılmış olsun. Böylece biri kuşluk, diğeri yâ Mekke'nin fethine şükür için yahut geceleyin kılamadığını hatırladığı namazı olmak üzere iki namaz kilmışdır...» diyor.

Hz. Ümmü Hânî 'nin A1i (Radiyailahû anh) anne baba bir kardeşi olduğu hâlde, onun için annem oğlu demesi, hürmet ve akrabalığı bir batından geldiklerine işaret etmek sureti ile te'kîd içindir. Bu söz Harun (A leyhisselâm) 'm Hz. Mûsâ'ya :

«Ey Annem oğlu! Benim sakalımı çekme!...» demesi kablîindendir.

Buraya kadar serdedilen rivayetlerden anlaşılacağı vecihle, kuşluk namazının kaç rek'ât olduğu ihtilaflıdır. Rivayetlerin bâzılarından iki, diğer bâzılarından dört. bir takımlarından altı. daha başkalarından sekiz, on ve oniki rek'ât kılındığı anlaşılıyor. Yalnız on rek'ât kılındığı hadîslerde geçmemiş; İbni Mes'ûd (Radiyailahû anh) 'a mevkuf olarak rivayet olunmuşdur.

Rivayetler arasındaki bu ihtilâf, her râvînin gördüğünü veya duyduğunu rivayet etmesinden doğmuş olsa gerektir. Meselâ râvînin biri yalnız iki rek'ât kıldığını görmüş; diğeri dört veya sekiz; öteki on iki rek'ât kıldığını görmüş ve herkes gördüğü veya işittiği mikdârı rivayet etmişdir.

Bezzâr 'in, Zeyd b. Eşlem 'den rivayet ettiği şu hadîs, bu ihtimâlin doğruluğunu te'yîd etmektedir. Zeyd (Radiyallahûjanh) şöyle demişdir :

-Abdullah b. Amr'ı, Ebu Zerr'e: Bana tavsiyede bulun! derken işittim. Ebû Zerr : Sen bana, benim Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e sorduğum bir şey'i sordun. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Her kim kuşluk namazını iki rek'ât olarak kılarsa gafillerden ma'dûd yazılmaz. Kim dört rek'ât kılarsa âbid'ler meyânmÖ yazılır. Kim altı rek'ât kılarsa, ogün kendisine günah lâhik olmaz; kim sekiz rek'ât kılarsa, kaanitler meyânına yazılır. Ve her kim onİki rek'ât kılarsa Allah, ona cennette bir ev bina eder! buyurdular, dedi.» Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün kuşluk namazının iki rek'ât kılınacağını, başka bir gün altı, daha başka bir gün sekiz rek'ât kılınacağını bildirmişdir.

Acaba oniki rek'âtdan fazla kuşluk namazı kıhnabilirmi? Bu suâle Aynî şöyle cevap veriyor: «Gerçi mefhûm-u aded cumhûr-u ulemâ'ya göre hüccet değildir. Fakat kuşluk namazı hakkında oniki rek'âtdan fazla bir aded vârid olmamışdır. Bununla beraber fazlası hakkında hadîs vârid olmaması, ziyâde kılınmasının memnu olmasını istilzam etmez. İbrahim Nehaî'den rivayet olunduğuna göre; Bir adam, Esved'e: Kuşluk namazını kaç rek'ât kılayım? diye sormuş; Esved: «Kaç istersen o kadar kıl!» cevâbını vermişdir.

Taberî (224-310): Doğrusu, onu muayyen bir sayı ile kılmamak-dır. demişdir.»

Ulemâdan bir cemâat, kuşluk namazının dört rek'ât kılınacağına kaail olmuşlardır. Hâkim: «Dürüst hadîs hafızlarından müteşekkil bir çok imamlarla bir arada bulundum. Onların bu adedi tercih ettiklerini, bu hu-sûsdaki sahîh haberler mütevâtir olduğu için kuşluk namazını dört rek'ât kıldıklarını gördüm. Benim mezhebim de budur.» demişdir.

Taberi'nin rivayetine göre Sa'dü'bnü Ebî Vakkaas ile Ebû Seleme (Radiyallahû anhûına) kuşluk namazını, sekiz rek'ât kılarlarmış.

İkame. İbrahim Nehaî ve Saîdü'bnü'l-Müseyyeb, dört rek'ât kılmayı ihtiyar ederler; Dahhâk ise iki rek'ât kılarmış.

Bâzıları, kuşluk namazını sekîz rek'ât kılmanın efdal; oniki rek'ât kılmanın ise ekser olduğunu söyleyerek efdal ile ekser arasında fark görmüşlerdir. Fakat buna îtirâz olunmuşdur.

Kuşluk namazı, müstehabdır. Bâzıları Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Seilem) 'e vâcib olduğunu söylemişlerse de Hz. Âişe'nin:

«Ben, Resûlüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Seliem)'ı kuşluk namazı kılarken görmedim.» demesi bu iddiayı rededer. Bir takımları: «Kuşluk namazı Resûlüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Seîlem) 'in hasâismdan idi.» demişlerse de bu söz dahî reddedilmişdir. Çünkü onu isbât edecek sahîh bir haber yokdur.

Ulemâ kuşluk namazının devam üzere mi yoksa arasıra mı kılınacağında ihtilâf etmişlerdir. Zahire bakılırsa, devam üzere kılmak efdaldır. Çünkü Resûlüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Seilem) bir hadîs-i sahîhde :

««Allah Teâlâ indinde en makbul amel, az da olsa sahibinin devam üzere işlediği ameldir.» buyurmuşlardır.

Taberâhî 'nin «El-Evsat» ında rivayet ettiği Ebû Hüreyre hadîsinde, Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Seilem) 'in : «Gerçekten cennette duhâ (yânî kuşluk) denilen bir kapı vardır. Kıyamet koptuğu vakit bir münâdî çıkarak : Kuşluk namazını devam üzere kılanlar nerede? Sizin kapınız, işte budur. Buyurun! Alah'ın rahmeti ile ondan girin! dîyscekdir.» buyurduğu biîdirilmişdir.

Bir takım ulemâya göre ise, kuşluk namazını devam üzere kılmamak efdaldir. Bunlar, yukarıda sıraladığımız hadîsler meyânmda geçen Ebû Saîd hadîsi ile istidlal ederler. Fakat kendilerine: «Resûlüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Seilem) 'in kuşluk namazını bazen bırakması, ümmetine farz olur endîşesi iledir. Ümmet hakkında böyle bir endîşe yokdur. Binâenaleyh kuşluk namazını devam üzere kılmak efdaldir.» diye cevap verilmişdir.

Ümmü Hânî hadîsi ile istidlal eden bâzı ulemâ kuşluk namazının, hafif kılınması' müstehab olduğuna kaaildirler. Çünkü Hz. Ümmü Hânî:

«Ben, Resûlüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Sedem) 'i bunun kadar hafif bir namaz kılarken görmedim.» demişdir. Fakat bu zevatın kabilleri, reddedilmişdir. Çünkü Resûlüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem)'in hafife kılması, müs-lümanlann umuru ile meşgul bulunmasından dır.

Kuşluk namazının vakti, güneş doğup, ziyası yayıldığı zaman girer. Nevevî (631-676), güneşin doğması ile girdiğini, rivayet etmişse de müstehab olan, onu güneş yükselinceye kadar te'hîr etmekdir.

Ümmü Hânî hadîsi, şu hüküml dahî ihtiva eder :

1- Künyesi ile meşhur olan bir kimsenin kendisini bildirmek için, künyesini söylemesinde bir beis yokdur.

2- Bir yere girmek için, izin istemekte kaaide : Ev sahibinin «Kim o?» demesi; izin istiyenin de ma'rûf olan ismini söylemesidir.

3- Ziyaretçiye ve müsâfire, merhaba; demek yahut ona benzer sözlerle i'zâz-u ikrâm'da bulunmak müstehabdır.

4- Yıkanırken veya abdest alırken konuşmakda bir beis olmadığı gibi böylelerine selâm vermekde de beis yokdur. Fakat bevl eden kimseye, selâm verilmez.

5- Avret mahalli örtülmüş olmak şartı ile, yakın akrabasından bir kadının yanında yıkanmak ve kadının, ona perde tutması caizdir.

6- Bir tek elbiseye sarınarak, elbisenin bir tarafını sağ omuzun un altından; bir tarafını da sol omuzunun üstünden geçirmek ve o surette namaz kılmak caizdir.

7- Aranan bir kimse, gusûl ve taharet gibi şeyler ile meşgul bulunursa, o işi kestirmemek; bitirdikten sonra onunla görüşmek gerekir.

8- Cumhûr-u ulemâya göre, bir müslüman kadınının, kâfir3 emân vermesi caizdir. Bâzıları buna itiraz etmiş, hadîsin, o âna kadar emân vermiş olmaya ihtimâli olduğu gibi, ondan sonra yâni yeni emân vermek mânâsına da gelebileceğini söyliyerek ihticâca sâlih olmadığını iddia etmişlerdir.



84- (720) Bize Abdullah b. Muhammed b. Esma' Ed - Dubai rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Mehdî (yâni İbni Meymûn) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Uyeyne'nin âzâdhsı Vâsıl, Yahya b. Ukayl'den, o da Yahya K Ya'mer'den, o da Ebû'î-Esved-i Düelî'den, o da Ebû Zerr'den, o da Peygamber (SaUaiİCihü A leyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki, şöyle buyurmuşlar :

«Her birinizin, her bir mafsalına karşı, bir sadaka vardır. Her tesbîh, bir sadakadır. Her tarımı d bir sadakadır. Her tehlîl bir sadakadır. Her tekbîr bir sadakadır. İyiliği emretmek, kötülükden nehî'de bulunmak da bir©r sadakadır. Bütün bunlar nâmına kişinin kılacağı iki rek'ât kuşluk namazı, kâfidir.»

Sülâmâ : Aslen parmakların ve ellerin kemikleri demekdir. Sonradan bu Relime bedenin bütün kemikleri ve mafsalları mânâsında kullanılmiş-dır. İleride görüleceği vecihle Müs1imin rivayet ettiği bir hadtsde Resul üllah (Sailatlahü Aleyhi ve Seilem) :

«insan üçyüzaltmış m uf sal üzerine halk edilmişdir; her mafsal için bir sadaka vermek lâzımdır.» buyurmuşdur.

Bu hadîs, kuşluk namazının faziletine, mevkiinin büyüklüğüne ve iki rek'ât kılınmasının sahîh olduğuna delildir.



85- (721) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dülvâris rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ehû'trTeyyâh rivayet etti. (Dedi ki) ; Bana Ebû Osman En-Nehdî, Ebû Hüreyre'den naklen rivayet efti. Şöyle demiş: «Dostum (Sallallahü Aleyhi ve Selıenı/:

Bana üç şey'i (yâni) her aydan üç gün oruç tutmayı, iki rek'ât kuşluk namazını ve uyumadan vitr namazını kamamı vasiyyet etti.»



(...) Bize Muhammed b. El - Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be, Abbâs-ı Cüreyrî ile Ebû Şimr-i Dubai'den [32] rivayet etti. Demişler ki: Biz Ebû Osmân-i Nehdî'yi, Ebû Hüreyre'den o da Peygamber (Sallalhkü Aleyhi.ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet ederken dinledik.



(...) Bana Süleyman b. iMa'bed (lıil) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-alfâ b. Esed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülâzîz b. Muhtar [33], Abdullah Ed-Dânâc'dan rivayet etti. Demiş ki: aBna Ebû Eâfi' Es-Sâiğ rivayet etti. Dedi ki: Ben, Ebû Hüreyre'den dinledim. Dedi ki:

«Dostum Ebû'l-Kaasim (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bana üç şeyi vasiyet etti...» Râvî, Ebû Osman'ın, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği hadîs gibi rivayette bulunmuştur.



86- (722) Bana, Hârûn b. AbdîUâh ile Muhamnıed b. Râfî'de rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, İbni EM Füdeyk, Dahhâk b. Osman'dan, o da İbrahim b. Abdillâh b. Huneyn'den, o da Ümmü Hânî'nin âzâdlısı Ebû Mürra'dan, o da Ebû'd-Derdâ'dan nalken rivayet etti. Ebû'd-Derdâ' söyle demiş :

«Habîbim (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bana üç şey vasİyyet etti. Ben, bunları yaşadığım müddetçe asla terk edemem! Her aydan üç gün oruç tutmayı, kuşluk namazını ve bir de vitr namazını kılmadan uyumamamı.

(vasiyet buyuidular.) »

Ebû Hüreyre hadîsini Buhâri «Kitâbü't-Teheccüd» ile «Kitâbü's-Savm» da; Nesâî dahî «Namaz» bahsinde muhtelif râvî-Ierden tahric etmişlerdir. Halil: Yakın dost; demekdir.

Vâkîa Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz :

«Ben, baiîl edinecek olsam, Ebû Bekir'i kendime halîl yapardım.» buyurmuşdur. Fakat Hz. Ebû Hüreyre 'nin sözü, bu hadise muhalif değildir. Çünkü mümteni 'olan şey, Peygamber (Sallaltahü Aleyhi ve Selletn) 'in, ashabından birini hail; ittihâz etmesidir. Ashâbm, onu halil ittihâz etmesi, mümteni' değildir.

Ebû'd-Derdâ' hadîsinde, halîl yerine habîb kelimesi kulla-nılmjşdır. Bâzıları, bu iki kelime arasında fark bulmuş; diğer bâzıları aralarında fark olmadığını söylemişlerdir.

Hz. Ebû'd-Derdâ' hadîsinin tamâmiyle benzeri bir hadîsi Ebû Zerr (Radiyalîakû anh) da rivayet etmişdir. Resûlüllah (SaîlaUahii Aleyhi ve Sellem) 'in bu hadîslerde zikredilen üç şeyi vasiyyet etmesindeki hikmet şudur: Her ay üç gün oruç tutmak, nefsi oruca alıştırır. Kuşluk namazını kılmak da namaza alıştırır. Uyumadan vitir namazını kılmak ise vitr namazına bu şekilde devam etmek lâzım geldiğine işarettir.

Bu hadîsde vitir namazının vâcib olduğuna, vaktinin uyku ve gaflet zamanı olduğuna dahî işaret vardjr.

Resûlüllah (SaüaUahü Aleyhi ve SeUemi'm, bu vasiyyeti Ebû Hüreyre, Ebû'd-Derdâ, ve Ebû Zerr (Radiyallahû anhûma) hazerâtma tahssî buyurarak başkalarına yapmaması, bunlar fakîr oldukları içindir. Oruç ile namaz, bedenî ibâdetlerin en şereflilerindendir. Anlaşılıyor ki, Resûlüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) onlara hâllerine en lâyık olan şeyi vasiyet etmişdir.



Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler:


1- Kuşluk namazı, son derece faziletli bir namazdır. İbnü'1-Kayyim (691-751) Ulemânın kuşluk namazı hakkındaki kavillerini altıya çıkarmişdır. Şöyle ki:

a) Kuşluk namazı, müstehabdır.

b) Müstehab değildir. Yalnız bir sebep bulunursa, müstehab olur. Meselâ Ebû Ceh1'in Öldürüldüğü haber verilince Peygamber (Salllalahü Aleyhi ve Sellem) kuşluk namazı kılmışdır.

c) Kuşluk namazı, hiç bir vecihle müstehab değildir. Çünkü bu namazı Resûlüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) 'in nerelerde ne gibi namazlar kıldığını inceden inceye araştırıp, o namazları kendisi de kılan Abdullah Ibni Ömer (Radiyallahû anh) kılmadığı gibi diğer sahabe ve tabiîn de kılmamışlardir. Hattâ Abdurrahmân İbni Ebî Leylâ ( -83) : «Ben, bu namazı ashâb-ı kirâm'dan bir çoklarına sordum; onu kimse isbât edemedi.» demişdir.

d) Devam etmeyerek arada sırada kılmak müstehabdır.

e) Evinde olanın, bu namaza devam etmesi müstehabdır.

f) Kuşluk namazı, brd'atdır. İbni Ömer (Radiyallahû anh) «Bu namazı Peygamber (SalUrlafTii Aleyhi ve'Selle?n)'in vefatından sonra, halk uydurdu.» demişdir.

Bu kavillerin içinde tercihe şâyân olanı, kuşluk namazını mutlak surette müstehab addedendir.

2- Her ay üç gün oruç tutmak müstehabdır. İşlenilen hayırlı amellere, on kat sevap yazılacağı n'ass-ı Kur'ân ile bildirildiğine göre mü'min bir kul, üç gün oruç tutmakla, otuz gün oruç tutmuş gibi sevaba nail olacak, bu hâl her ay devam ederse, Ramazanla birlikde senenin her gününü oruçla geçirmiş gibi olacakdır.

3- Vitir namazının, uyumadan kılınması, gece yarısı uyanamıyan-lara göredir. Uyanacağından emîn olanlara göre vitr'i gecenin sonuna doğru kılmak efdaldir.



14- Sabah. Namazının İki Rek'at Sünnetini Kılmanın Müstehab Oluşu; Bunlara Teşvik ve Mezkür İki Re'at'ın Hafif Fakat Devam Üzere Kılınması ve Bu İki Rek'atda Okunması Müstehab Olan Sürelerin Beyanı Babı


87- (723) Bize, Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, Nâ-fi-den dinlediğim, onun da İbni Ömer'den naklettiği, ona da Ünımü'1-Mü'-m in in Hafsa'nın haber verdiği şu hadîsi okudum: Resûlüllah (SaİlaUahii Aleyhi ve Sellem) ;

Müezzin, sabah namazı içîn okuduğu ezandan (Fârig olup) sustuğu ve sabah (iyice)sezildiği vakit (farz) namaz kılınmadan evvel hafif ikî rek'âf (nafile) kılarmıs.



(...) Bize, Yahya b. Yahya İle Kuteyhe ve İbni Rumh da Leys b. Sa'd'-daii naklen rivayet ettiler. H.

Bana Züheyr b. Harb ile Ubeydullah b, Saîd de rivayet ettiler. Dedir Ier ki: Bize, Yahya, Ubeydullah'dan naklen rivayet etti. H.

Bana Züheyr b. Harb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail, Ey-yûb'dan rivayet etti. Bunların hepsi Nâfi'den, bu isnâdla Malik'in dediği gibi rivayet etmişlerdir.



88- (...) Bana Ahnıed b. Abdillâh b. el - Hakem [34] rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şıı'be, Zeyd b. Muhammed [35]yden naklen rivayet etti. Demiş ki : Nâfi'i, İbni Ömer'den naklen rivayet ederken dinledim. İbni Ömer de Hafsa'dan, rivayet etmiş. Hafsa, şöyle demiş: «Resûlüilah (Sü'-a'lahü Aleyhi ve Seilem):

Fecir doğduğu vakit hafîf iki rek'â.-dan başka namaz kılmazdı.



(...) Bİze, Bu hadîsi İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bİ-ze, Nadr haber verdi. (Dedi ki) : Bize, Şu'be bu isnâdla, bu hadîsin mislini rivayet etti.



89- (...) Bize, Muhammed b. Abbâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize.

Süfyân, Amr'dan, o da Zührî'den. o da Salim'den o da babasından naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bana, Hafsa, Peygamber (SallaUahii Aleyhi ve Seilem) 'İn : -

fecir aydınlandığı zaman iki rek'ât namaz kıldığını haber verdi.



90- (724) Bize Amrü'n - Nâkıd rivayet etti. (Dadı ki) : Bize Abde-tii'bnü Süleyman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hişâm b. Urve, babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: «Kesûlüîlah (Saîlallahii Aleyhi ve Seîlem):

Ezanı işittiği vâkıf sabah namazının iki rek'ât sünnetini kılar ve bunları hafîf tutardı.



(...) Bu hadîsi bana Alîyyü'bnü Hucr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ali (yâni İbni Müshîr) rivayet etti. H.

Bu hadîsi bize, Efcû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Üsâme rivayet etti. H.

Bu hadîsi bize, Ebû Bekir ile Ebû Küreyb ve İbni Nümeyr, Abdullah b. Nümeyr'den rivayet ettiler. H.

Bu hadîsi, bize, Amrü'n - Nâkıd da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ve-kî' rivayet etti. Bu râvîlerin hepsi Hişâm'dan bu isnâdla rivayet etmişlerdir.

Ebû Üsâme hadîsinde: «Fecir doğduğu vakit.» İfâdesi vardır.



91- (...) Bize, bu hadîsi Muhammedü'bnü'l - Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : İbni Ebî Adiyy, Hişâm'dan, oda Yahya'dan oda Ebû Se-leme'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki, Nebiyyullah (SaUalİahü A leyhi ve Sellem):

Sabah namazında ezanla ika a met arasında iki rek'ât namaz kılarmış.



92- (...) Bize yine Muhammedü'bnü'I - Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : iBze, Abdülvehhâb rivayet etti. Dedi ki: Ben, Yahya b. Saîd'den dinledim; dedi ki: Bana, Muhammed b. Abdirrahmân haber verdi. Kendisi, Amra'yı, Âişe'den nalken rivayet ederken dinlemiş ki, Âişe, şöyle diyormuş: «Resûlülîah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem):

Sabah namazının iki rek'ât sünnetini kılar ve o kadar hafîf tutardı ki, ben (kendi kendime) acaba bu iki rek'âtda Ümmü'l-Kur'ân'ı okudumu derdim.!»



93- (...) Bize, Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, batanı rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'he, Muhammed b. Abdirrahmân El - Ensârî'den naklen rivayet etti. O da Amra binti Abdirrahmân'i, Âişe'den nalken rivayet ederken, dinlemiş. Âişe, şöyle demiş: «ResûlüIIah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem)

Fecir doğduğu vakit iki rek'ât (nafile) namaz kılardı. Ben (içimden) acaba bu iki rek'âtda Fâtiha-i Kitâb'ı okuyorum? derdim.»



94- (...) Bana, Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Yahya b. Saîd, İbnİ Cüreyc'den rivayet etti. Demiş kî: Bana, Atâ', Ubeyd

(SaüaUahüh. Umeyr'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki, Peygamber A Icyhi ve Sellem) :

Nafile namazlardan hiç bîri ha-kkmda, sabah namazının farzından önceki iki rek'ât sünneî kadar şiddetle muhafazakâr değilmiş.»



95- (...) Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ibni Nümeyr, hep birden Hafs b. Gıyâs'dan rivayet ettiler. İbni Nümeyr dedi ki: Bize, Hafs, İbnî Cüreyc'den, o da Atâ'dan, o da Ubeyd b. Umeyr'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe, şöyle demiş: «Ben Resûlüllah (SaUatiahü Aleyhi ve Sellem) 'in:

— Nafilelerden hiç bir namaz hakkında sabah namazından evvelki iki rek'âtda olduğu kadar sür'at gösterdiğini görmedim!»



96- (725) Bize, Muhammed b. Ubeyd El - Guterî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Avâne, Katâde'den, o da Zürâratü'hnü Evfâ'dan, o da S.ı'd b. Hişâm [36]dan, o da Âişe'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar :

«Sabah namazının iki rek'ât sünneîi, dünyâdan ve dünyâdaki her şey'-den daha hayırlıdır.»



97- (...) Bize, Yahya b. Habîb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Mu'te-mîr rivayet etti. Dedi ki: Babam şunu söyledi: Bize, Katâde, Zürâra'dan, o da Sa'd b. Hişâm'dan, o da Âişe'den, o da Peygamber (SaUalUıhii Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki, fecir doğduğu vakit kılınan iki rek'ât, sünnet hakkında :

«Hakîkaten bu iki rek'ât namaz, benim için bütün dünyâdan daha makbuldür!» buyurmuşlar.

Hz. Hafsa hadîsini Buharî «Ezan» ve «Namaz» bahislerinde; Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâce dahî «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Bu hadîsde cümlesi beş vecihle rivayet olunmuşdur:

1- Buharî'deki rivayetinde «Müezzin, sabah ezânmi okumak için dikildiği zaman.» denilmişdir.

2- Müs1im'in rivayetinde, «Müezzin sustuğu vakiî...» deniliyor.

3- Bâzı rivayetlerde

4- Diğer bâzı rivayetlerde denilmişdir. Bunun mânâsı;

«Peygamber (SaHallahii Aleyhi ve Seliem) i'tikâfâ girdiği vakit, müezzinin ezan okuması hâlinde iki rek'ât sünnet kılardı.» demekdir. Yâni cümledeki (İzâ) mn cevâbı (Salla) cümlesidir. Ara yerdeki (Ezzene) cümlesi başına (Kad) takdir etmek sureti ile hâl olur.

5- Bâzı rivayetlerde de,

«Resûlüllah (Saikv.kthü Aleyhi ve Seliem) i'tikâfâ girdiği, müezzin de ezânr okuduğu vakit, iki rek'ât sünnet Hardı.» denilmişdir Ancak bu rivayetlerden Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'in, sabahleyin sünnet kılması i'tikâf hâline mahsûsmuş zannedilmemelidir. Çünkü Hz. Hafsa'mn, Resûlüllah (Sallallohü Aleyhi ve Seliem)''i sünnet kılarken görmesi, i'tikâf hâlinde olabilir. Fakat bundan: «O namazı i'tikâf'dan başka vakitlerde kılmazdı.» mânâsı çıkmaz.

Hafsa (Radiyallahıı anha) hadîsi, sabah namazının, sünneti iki rek'ât kılınacağına, bu iki rek'âtm hafif tutulacağına, namazın fecir doğdukdan sonra -kılınacağına delâlet etmektedir.

Aişe (Radiyallahû anha) hadîsini Buhârî «Ezan» ve «Tehec-cüd» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Neşâî de «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Hadisin bâzı rivayetlerinde Âişe (Radiyallahû anhaymn Fâtiha'ya «Ümmü'l-Kur'ân» yâni Kur'ân'ın anası, diğer bâzı rivayetlerde «Üm-ftıü'l - Kitap» yâni kitâb'ın anası, dediği görülüyor. Fatiha Jya, bu ismin verilmesi Kur'ân-ı Kerîm 'in esâsını teşkil ettiği içindir. Zâten srapçada (Ümm) kelimesi: Asıl ve esâs mânâsına gelir. Filhakika Fatiha, Kur'ân-ı Kerim'in üç külli mânâsını ihtiva etmektedir. Bunlar: Mebde', ma'âş ve ma'âd'dır. Mebde': Allah Teâlâ'ya, senada bulunmak, Maaş: Ona ibâdet etmek; Ma'âd da : Cezadır.

Kurtubi diyor ki: «Hz. Âişe'nin (Ben, acaba bu iki rek'atda fâtihâ'yı okudumu; diyordum.) sözü onu okuyup okumadığında şüphe etmiş mânâsına gelmez. Bu sözden murâd şudur: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) şâir zamanlarda nafile namazları uzun tutardı. Sabah namazının sünnetinde kısa kesince, şâir nafilelere riisbetle hiç okumamış gibi olmuşdur.»

Ulemânın bu husûsdaki ihtilâfı bundan sonraki hadislerde görülecek-dir.

Sabah namazının, sünneti hakkında bâbımızdakilerden başka -bir çok hadîsler vârid olmuşdur. Meselâ: Ebû Dâvûd 'un, Hz. Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği bir hadîsde Resûlüllah (Sallalahü Aleyhi ve Sel/etn) :

«Sİzî, süvariler bile koğsa yine sabah namazının ilci rek'ât sünnetini bırakmayın!» buyurmuşdur.

Yine Ebû Dâvûd 'un, Bilâl-i H-abeşî (Jladiyallahû anh) 'dan rivayet ettiği bir hadîsde: Bilâl, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e; «İyice sabahladın...» demiş; Kesûlüllah '(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

<'Bundan daha fazla sabahfasam yine sabahın iki rek'ât sünnetini güzelce ve yerliyerînce kılardım.» mukabeledinde bulunmuşdur. Tirmizî'nin, İbni Ömer (Raâiyallahû anh) 'dan rivayet ettiği bir hadîsde ResûMi Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «Fecr doğdukdan sonra iki secdeden başka (nafile) namaz yokdur.» buyurmuşdur. Tirmizî, bunu «Fecr doğdukdan sonra, sabah namazının iki rek'ât sünnetinden başka nafile namaz kılınmaz.» şeklinde tefsir etmişdir. Daha başka hadîsler de vardır. Âişe (Radiyallahû anha)'nin Rivayat Ettiği Hadislerinden Çıkarılan Hükümler: 1- Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şâir zamanlarındaki nafile namazlarına nisbetle sabah namazının sünnetini mubâlegalı bir şekilde hafif kılmişdır. Tahâvînin rivayetine göre, sabah namazının sünneti hususunda ulemâ dört mezhebe ayrılmışlardır. a) Sabah namazının sünnetinde kırâet yokdur. Ulemâdan Ebû Bekir b. Esam ile İbni Uleyye ve Zahirîler 'den bir cemâat ona kaail olmuşlardır . b) Sabah namazının sünnetinde yalnız fatiha okunur. Ve namaz bu suretle hafifletilir. Bu kavi Abdullah b. Amr (Radiyaîlahû anh) 'dan rivayet olunmuşdur. imam Malik'in meşhur olan mezhebi de budur, c) Bu namaz, fatiha ile kısa bir sûre okuyarak hafifletilir. İmam Mâlik ile imam Şafiî 'nin birer kavilleri budur. d) Sabah namazının sünnetinde, uzun sûreler okumakda bir beis yokdur. Bu kavil İbrahim Nehaî ile Mücâhid 'den rivayet olunmuşdur. İmam A'zam'm: «Bazen ben, bu iki rek'âtda Kur'ân-ı Kerîm'den iki hizb okurum.» dediği rivayet olunur. Hanefiyye, imamlarının kavli budur. Mezkûr kavi Abdullah b. Mes'ûd (Radiyaîlahû anh) ile Tâbiîn'den Saîd b. Cübeyr, Muhammed b. Şîrîn, Abdurrahmân b. Yezîd, Süveyd b. Gafe1e ve Guneym b. Kays'in da mezhebidir. İmam Şafiî de, buna kaaildir. İmam Mâlik: «Ben, sabah namazının sünnetinde her rek'âtda fâtiha'dan başka bir şey okumam.» demişdir. İbni Abdilberr'in rivayetine göre, imam Şafiî: «Sabah namazının sünnetinde fatiha ile beraber kısa bir sûre okumakda beis yokdur.» demişdir. Mâlikîler 'den İbnü'l-Kaasim, imam Mâlik 'den de böyle bir kavil rivayet etmişdir. 2- Resûl-ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin, bu namazı hafîf kılmasının hikmeti, asbah namazının farzına, vaktin evvelinde yetişmekdir. Gece namazına, hafif iki rek'ât ile başhyarak ondan sonra kılacağı farza yahut teheccüd namazına nasıl hazırlanırsa, gündüz namazlarına da ayni şekilde hafif iki rek'ât namaz ile başlamak istemiş olması dahî muhtemeldir. Bâzıları hafif kılmayı, gece hizbini tamamlayanlara müstehab görmüş, geceleyin teheccüd namazında okumayı âdet edindiği hizbi bitiremiyenle-rin, onu sabah namazının sünnetinde tamamlayabileceklerini söylemişlerdir. Hasan-ı Basrî ile Sevrî, buna kaail olmuşlardır. İbni Ebî Şeybe 'nin «Musannef» inde Saîd b. Cübeyr 'den mürsel olarak rivayet ettiği bir hadîsde: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): Bazen sabah namazının sünnetini uzatırdı.» denilmişidr. Ayni hadîsi Beyhakî dahi rivayet etmişse de isnadında ensârdan ismi söylenmeyen bir zât vardır. 3- Bu hadîsler sabah namazının sünnetinin pek faziletli bir namaz olduğuna delâlet etmektedirler. 4- Kaadı İyâz, Hasan-ı Basri 'nin bu sünnet için: «Vâcibdir» dediğini rivayet ederse de, doğrusu vacip değil; sünnet-i mü-ekkededir. 98- (726) Bana Muhammed b. Abbâd ile İbnü Ebî Ömer rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Mervân b. Muâviye, Yezîd'den -ki İbni Keysân'dır-o da Ebû Hâzîm'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, Resû-lüllah (Saİîalîahü Aleyhi ve Seilem) Sabah namazının iki rek'ât sünnetinde (Kâfirûn) ile (ihtâs) sûrelerini okumuş. 99- (727) Bize, Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, El - Fezârî (yâni Mervân b, Muâviye) Osman b. Hakim El - Ensârî'den rivayet etti. Demiş ki: Bana, Saîd b. Yesâr haber verdi. Ona da İbni Ab-bâs haber vermiş ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem): Sabah- namazının iki rek'âtlık sünnetinin ilk rek'âftnda sû re-i Bakara1-daki (Allah'a ve bize indirilen şey'e îmân ettik; deyin [37] âyet-i kerimesini ikinci rek'âtta da (Biz, Allah'a îmân ettik. Şâhid ol ki, biz müslümanlarız [38] âyet-i kerimesini o kurmuş. 100- (...) Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Hâlid-i Ahmer, Osman b. Hakîm'den, o da Saîd b. Yesâr'dan, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. İlini Abbâs şöyle demiş: «Resûlüllab Sabah namazının iki rek'ât sünnetinde (Biz, Allah'a ve bize indirilene imân ettik; deyin!...) âyet-i kertmesi iie Âl-i Imrân süresindeki (Sizinle aramızdaki müsâvî bir kelimeye gelin!...[39] âyetini okurdu, âyetini okurdu. (...) Bana, Aliyyü'bnü Haşrem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İsâ b. Yûnus, Osman b. Hakîm'den bu isnâdda, Mervân-ı Fezârî hadîsi gibi rivayette bulundu. Bu hadîsler, sabah namazının sünnetinde okunacak âyet ve sûreleri bildirmektedir. Bu husûsda daha birçok hadîsler vardır. Ezcümle Tirmizi'nin tahrîc ettiği İbni Ömer (Radiyallahû anh) hadisi ile İfani Mes'ûd (Rüdiyaüahû anh) hadîslerinde ve Bezzâr'm tahrîc ettiği Enes hadîsinde Müs1im'in ve keza Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbni Mâce 'nin tahrîc ettikleri Ebû Hüreyre hadîsinde Resûlüllah (SallaUahil Aleyhi ve Seüem)'in, bu namazda (Kâfirûn ) ile, ( İh1âs ) sûrelerini okuduğu bildirilmektedir. Bu iki sûreyi okuduğunu bildiren başka hadîsler de vardır. Bütün bunlar gösteriyor ki, sabah namazının sünnetinde fâtiha'dan sonra, sûre veya âyet okumak bâ husus (Kâfirûn ) ile (İh1âs) sûrelerini okumaya çalışmak müstehabdır. Cumhûr-u ulemânın mezhebi de budur. 15- Farz Namazlardan Önce ve Sonra Kılınan Sünnet-i Müekkedelerin Fazileti ve Sayılarını Beyan Babı 101- (728) Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Hâlid (yâni Süleyman b. Hayyân) Dâvûd b. Ebî Hind'den, o da Nu'mân b. Sâlim'den [40], o da Amr [41] b. Evs'den naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana Anbesetü'bnü Ebî Süfyân [42] vefatına müncer olan hastalığında sevinilecek bir hadîs rivayet etti. Dedi ki: Ben, Ümmü Habîbe'yi şunları söylerken, işittim: Ben, BesûlüHah (SalUılhıh'û Aleyhi ve Sellem) 'den işittim, diyordu ki: «Her kim günle, gecede oniki rek'ât Hamaz kılarsa, o namazlar sebebi ile kendisine cennette bir ev bİnâ edilir.» Ümmü Habîbe: «Ben, bunları Resulüllah ISallallahü Aleyhi ve Selle in) 'den işideli beri bir daha terk etmedim.» demiş. Aııbeşe de: «Ben, bunları Ümmü Habîbe'den işideli beri bir daha terk etmedim.» demiş, Amr b. Evs de-: «Ben, bunları Anbese'den işideli bir daha terk etmedim.» demiş. Nu'mân b. Salim dahî: «Ben, bunları Amr b. Evs'den işidel bir daha terk etmedim.» demiş. 102- (...) Bana, Ebû Gassân El - Mis'maî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Bişr b. Mufaddal rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Dâvûd, Nu'mân b. Sâlim'den, bu isnâdla : «Her kim günde on iki rek'ât nâfite namaz kılarsa, o kimseye cen-netde bir ev yapılır!» hadîsini rivayet etti. 103- (...) Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be, Nü'mân b. Sâ-lim'den, o da Amr b. Evs'den, o da Anbesetü'bnü EM Süfyân'dan, o da Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve SeUemy'm zevcesi Ümmü Habîbe'den naklen rivayet etti ki, şöyle demiş: Ben, Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim : «Hiç bir müslüman kul yoktur ki, Allah için her gün farz'dan maada, nafile olarak oniki rek'ât namaz kılsın da, Allah, ona cennette bir ev yapmasın! Yahut cennette, ona bir ev yapılmasın!» Ümmü Habîbe : «Ondan sonra ben, bu namazları kılmaya devam ettim.» demiş. Amr da: «Ondan sonra ben, bu namazları kılmaya devam ettim.» demiş: Nu'man da bunun gibi bir söz söylemiş. (...) Bana, Abdurrahman b. Bişr ile Abdullah b. Hâşim EI-Abdî dahi rivayet ettiler. Dediler ki : Bize, Behz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be rivayet etti. Dedi ki : Bana, Nu'mân b. Salim haber verdi. Dedi ki : Ben, Amr b. Evs'den dikledim. Anbese'den, o-da Ümmü Habîbe'den naklen ediyordu. Ümmü Habîbe şöyle demiş: Resûlüllah (SaUailahii Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular : «Hiç bir müslüman kul yoktur ki, tertemiz abdest alarak sonra Allah için her gün namaz kılarsa...» ve ravi yukarki hadîsin mislini rivayet etmişdir. Tirraizî ile Nesâî, hadîsin sonunda: «Öğleden Önce dört, sonra iki; akşam namazından sonra iki; yatsı namazından sonra iki; sabah namazından evvel de iki rek'ât.,.» ifâdesini ziyâde etmişlerdir. Nesâî 'nin bir rivayetinde : «İkindiden evvel de İki rek'ât» denilmiş «Yatsıdan sonra iki rek'ât...» zikredilmemişdir. Ayni hadîsi İbni Hibbân dahî «Sahîh» inde; Hâkim «Müstedrek» inde rivayet etmişlerdir. Hâkim: «Bu hadîs, Müs1im'in şartı üzre sahîhdir. Fakat Buhârî ile Müslim, onu tahrîc etmemişlerdir.» demişdir. Hâkim (321-405) bir yerde, iki rivayetin arasını cem' ederek: «İkindiden evveî iki rek'ât, yatsıdafî sonra da iki rek'ât» demişdir, Bu rivayet Taberânî 'nin «Mu'cera» inde dahî mevcûddur. Sahîheyn'in rivayetlerinde ikindiden önce iki rek'ât sünnet kılınacağı zikredilmemişdir. İkindi, Ebû Dâvûd 'un sahîh bir isnâdla Hz. Alî (Radiyallahû anh)'ûan tahrîc ettiği bir hadîsde zikredilmiş; Resul-i Zîşân (SaUallahü Aleyhi ve Seüem) Efendimizin, ikindiden evvel iki rek'ât süfrnet kılardığı bildirilmişdir. İbni Ömer {Radiyallahû anh) 'dan rivayet olunan bir hadîâde Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem): «İkindiden evvel, dört rek'ât nafile namaz kılan kimseye Allah, rahmet eylesin!» buyurmuşdur. Bu hadîsi, Ebû Dâvûd ile Tirmizî rivayet etmişlerdir. Tirmizî, onun hakkında: «Hasen bir hadîsdir.» demişdir, Ümmü Habîbe (Radiyallahû anho.) 'dan rivayet olunan sahîh bir hadîsde Ümmü Habîbe: «Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) : Her kim öğleden evvel dört, Öğleden sonra da dört rek'ât nafile kılmağa devam ederse, Allah, o kimseyi cehhenneme haram kılar; buyurdu.» demektedir. Hadîsi Ebû Dâvûd ileTirmizî rivayet etmişlerdir. Tirmizî, onun hakkında: «Hasen sahîh bir hadîsdir.» ifâdesini kuüanmışdır. Sahîh-i Buhârî'de Abdullah İbni Mugaffel (Radiyallahû anh) 'dan rivayet edilen bir hadîsde, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki defa : <'Akşam namazından önce sünnet kihn!» buyurmuş; üçüncüde; «İsteyene söylüyorum!» demişdir. Sahîheyn'de yine Abdullah İbni Mugaffel 'den rivayet edildiğine göre Resûlüllah* (SaUallahü Aleyhi ve Sellem): «Her iki ezanın arasında, bir nafile namaz vardrr.» buyurmuşdur. İki ezandan murâd; ezanla ikaametdir. Nevevî diyor ki: «Bunlar farzlarla birlikde kılınan sünnet-i mü-ekkedeler hakkında vârid olan sahîh hadîslerin bir kısmıdır. Ulemâmız ile cumhur, bu hadîslerin hepsi ile amel etmiş; olnarın beyân ettiği nafilelerin, hepsini müstehab kabul etmişlerdir. Bu husûsda ulemâmızdan yalnız akşam namazından önceki iki rek'ât hakkında hilaf zikredilmişedir. Mezkûr iki rek'ât hakkında ulemâmızdan İki kavil rivayet edilmişdir. Bunların meşhur olanına göre, akşam namazından önce iki rek'ât nafile kılmak, müstehab değildir. Muhakkikîn'e göre, sahîh olan kavil ise, müstehab olmasıdır. Ulemâmız ile diğer mezhepler ulemâsı diyor ki: Sünnetlerin sayısı hususunda hadîslerin ihtilâfı bu mes'elede işin geniş tutulacağına hamle-dilmişdir. Sünnetlerin biri en az, diğer en mükemmel olmak üzere iki derecesi vardır. En. az derecesi ile asıl sünnet yerini bulursa da en mükemmel şeklini yapmak yâni çok mikdârmı kılmak ihtiyar olunmuşdur...» 104- (729) Bana, Züheyr b. Harb ile Ubeydullah b. Saîd rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Yahya (yâni İbni Saîd) Ubeydullah'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana, Nâfi', İbni Ömer'den naklen haber verdi. H. Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş: «Ben, Resûlüllah (SallallahÜ Aleyhi ve Sellem) ile birlikde öğleden evvel iki secde, öğleden sonra da iki secde, akşam namazından sonra iki secde, yatsıdan sonra iki secde, cum'a namazından sonra iki secde namaz kıldım. Akşam, yatsı ve cum'a namazlarını (in sünnetlerini) Peygamber (Sö//ö//û/iw Aleyhi ve Sellem) ile, onun evinde kıldım.» Bu hadîsi Buharı «Ebvâbü't - Tetavvu» un bir kaç yerinde ve «Cum'a» bahsinde tahrîc ettiği gibi; diğer sahîh sahipleri de rivayet etmişlerdir. İbni Ömer (' Radiyallahû anh) 'in burada bahsettiği beraberlik, mücerred rek'ât sayısına âiddir. Yoksa nafile namazları da cemaatla kıldık demek istememişdir. Onları herkes yalnız kılmışdır. Yine İbni Ömer (Radiyallahû anh) 'in bahsettiği ikişer secdeden murâd, ikişer rek'âtdır. Hadîsin sonunda İbni Ömer (Radiyallahû anh) akşam, yatsı ve cum'a namazlarının sünnetlerini Peygamber (Sattailahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikde, onun evinde kıldıklarını bildiriyor. Geri kalan sünnetleri ise mescidde kılmışlardır. İbni Ömer'in bîr rivayetinde : «Resûl-ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Selîem): cum'a namazından sonra mescidde nafile kılmaz, oradan ayrılarak iki rek'ât nafileyi başka yerde kılardı.» denilmiş; burada ise cum'a'dan sonra mescidde iki rek'ât sünnet kıldığı bildirilmişdir. Bu suretle iki rivayet arasmda zahiren tezâd görülürse de, Aynî 'nin beyânına göre «İnsirâfc» dan murâd, eve gitmeye de şâmil olan umûmî bir mânâdır. - Hadîsler arasında tezâd bulunduğunu, teslim etsek bile buradaki muhtelif ,rek'âth sünnetler her iki şıkkın caiz olduğunu göstermek için böyle kılınmışlardır. Buhârî 'nin rivayetinde, bu hadîsin sonunda : «Bana,, kız kardeşim Hafsa (Radiyallahû anha) 'nin anlattığına göre, Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem) : Fecir doğdukdan sonra hafif iki rek'ât namaz kılarmış. (Hafsa şöyle dedi) : «Bu, öyle bir saat idi ki, o saatte ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanma girmezdim.» ibaresi vardır. Ümmehât-ı Mü'minîn 'den, Hafsa (Radiyallahû anha) Hz. Ömer'in kızı olduğuna göre, İbni Ömer (Radiyallahû anh) 'm hakîki kız kardeşidir . .«Bu, öyle bir saatti ki, o saatde ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanma girmezdim.» ifâdesi, İbni Ömer (Raâiyallah'ı anhi'mâır. O saatte Fahr-i Kâinat (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin, yanma girmemesi, onu meşgul etmemek içindir. Çünkü Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) o saatte başkaları ile meşgul olur, kimi kendisine müracaat edenlerin dâvalarını hall-ü fasl eder; kimi de teblîğ ve ir-şâd için îcâb eden yerlere giderdi. Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler: 1- Hanefiyye ulemâsı, "bu hadîsle istidlal ederek «Beş vaktin, sünnet-i müekkedeleri oniki rek'âtdır.» demişlerdir. Gerçi bu hadîs sünnet-i müekedeîerin. on rek'ât olmasını icâb ederse de, Ümmü Habîbe hadisinin şerhinde işaret ettiğimiz vechle Tirmi'zî ile Nesâi"'nin rivayetlerinde öğleden önce d.ört rek'ât sünnet kılınacağı tasrih olunmuşdur. Zâten Ümmü Habibe (Radiyalîahû anh) hadîsinde : «Her kim, günle gecede, oniki rek'ât sünnet kılarsa ilâh » buyurularak, rek'ât sayısının oniki oldırğu tasrîh edilmişdir. Buharı ile Ebû Dâvûd ve Nesâî 'nin tahrîc ettikleri Hz. Âişe hadîsinde : «Peygamber (Sollallahü Aleyhi ve Sellem); öğle namazından evvel, dört : rek'ât sünneti hiç terk etmezdi.» denilmişdir. Başka bir rivâyetde, Âişe (Radiyalîahû anha): /Resûlüllah (Saliatiahü Aleyhi ve Seilem), öğle'den evvel benîm evimde dört rek'ât sünnet kılardı.» demişdir. Tirmizî'nin rivayetinde dahî Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) 'in, öğleden önce dört, öğleden sonra iki rek'ât sünnet kılardığı beyân olunmuşdur. Mezkûr hadîs için Tirmizî: «Hasen bir hadîs-dir.» dedikten sonra; gerek sahabe devrinde, gerekse onlardan sonra gelen Tabiîn ve Tebe-i Tabiîn zamanlarında ekseri ulemânın bununla amel ederek, öğleden Önce dört rek'ât sünnet kılmayı tercih eylediklerini söy-lemişdir. Süfyân-ı Sevrî ile İbni Mübarek ve îshâk'-m kavilleri de budur. 2- Şâfiîler'e göre ,beş vakit namazın sünnet-i müekkedeleri, on rek'âtdır. Delîlleri, buradaki İbni Ömer hadîsidir. Şâfiîyye ulemâsından bâzıları öğleden önce ayrı ayrı iki defa ikişer rek'ât sünnet "kılınacağına kaail olarak, sünnet-i müekkedelerin rek'ât adedini, Ümmü Habîbe hadîsinde beyân edilen mikdâra yâni onikiye çıkarmışlardır. 3- Öğlenin farzından sonra kılman iki rek'ât sünnet Ümmü Habîbe (RadiyaVoh't o.'iha) 'nin bir rivayetinde, dört rek'ât olarak tah-dîd edilmişdir. Ayni rivayeti Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâcede tahrîc etmişlerdir. Tirmizi: «Bu hadîs, hasen, sahih ve garîbdir.» demişdir. Hz. Ümmü Habîbe 'nin iki rivayetinin araları şöyle . bulunmuşdur: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setlem) öğlenin farzından sonra bazen iki, bazen de dört rek'ât sünneı kılarak bunların ikisinin de caiz olduğunu göstermek istemişdir. Ümmü Habîbe (Radiyalîahû anha) hadîsinin şerhinde naklettiğimiz vecihle sünnetlerin, rek'ât sayılan hakkında vârid olan muhtelif hadîsler, gösterilen her aded ile amel etmenin caiz olduğuna hamlotunmuşlardır. Hâsılı Şâfiî1er'den bâzıları, öğlenin farzından Önce kılınan dört rek'âtı. revâtip'den (yâni sünnet-i müekkedelerden) saymışlardır. Râfii'nin rivayetine göre, ekseriyetle Şâfiiyye ulemâsı öğleden önce ve sonra ikişer rek'ât sünnet-i müekkede kılınacağına kaaildirler. Bâzıları, öğlenin farzından sonra dört rek'ât nafile kılınacağını; bunun iki rek'âtının sünnet-i müekkede, iki rek'âtınm da bilittifâk müstehab olduğunu söylemişlerdir. Şâfiîler 'den bâzılarına göre, sünnetlerde kemâl derecesinin en aşağısı sekîz rek'âtdır. Bunlar, yatsı namazından sonra kılınan iki rek'ât sünneti ıskaat ederler. Büveytî'nin beyânına göre, Şâfiîler'ce sünnetlerin kemâl derecesi, onsekiz rek'âtdır. Şâfiîler, akşam namazından önce iki rek'ât, ikindiden önce dört rek'ât sünnet kılınacağına kaail olmak sureti ile sünnet rek'âtlarınm sayısını onsekize çıkartmışlardır. Şâfiîler 'den diğer bir rivayete göre, sünnetlerde kemâl derecesinin en aşağısı on rek'âtdır. Onları onsekiz kılmak, müstehabdır. Akşam namazından önce iki rek'ât namaz kılmanın müstehab olup olmadığı hususunda Şâfiîler 'den iki kavil rivayet olunur. Hanefîler'e göre, akşam namazından önce, iki rek'ât nafile kılmak müstehab -değildir. Onlara göre dört rek'ât kılman öğlenin ilk sünnetinde, bir defa selâm verilir. Şafiî, Mâ.likî ve Hanbelîler'e göre, bu sünnet, her iki rek'âtta bir selâm vermek sureti ile kılınır. Delilleri, Ebû Hüreyre hadîsidir. Mezkûr hadisde, bu sünnetin iki selâmla kılınacağı bildirilmişdir. Lâkin Hanefîler'e göre buradaki selâmlardan mu-râd, teşehhüdlerdir. Hanefî1er'in bu te'vîli, İbni Mes'ûd (Radiyallahûanh)'dan rivayet olunmuşdur. 4- Akşam namazından önce nafile kılınıp kılınmiyacağı, Selef-i Sâlihîn arasında ihtilaflı bir mes'eledir. Ashâb-ı kiram ile Tabiîn ve Fu-kahâ'dan bir cemaata göre, aksam namazından önce nafile kılmak, câiz-dir. Delilleri, Ebû Dâvûd 'un rivayet ettiği Abdullah e1 -Müzeni hadîsidir. Bu hadîsde Resûlüllah (SalîaUahü Aleyhi ve Sellem) : «Akşam namazından önce iki rek'ât nafile namaz ktlın! ilâh...» buyurmuşlardır. Fakat ekseri ashâbdan böyle bir namaz kılmmadiğı rivayet olunmuşdur. Hattâ îbrâhîm Nehaî: «Bu, bida'tdır. Mezkûr hadîs, kerahet vaktinin çıktığını bildirmek için islâmı'n ilk devirlerinde böyle bir namazın kılındığına hamledilmişdir.» demişdir, 5- Yatsının farzından sonra kılman iki rek'ât sünnet, bâzı rivayetlerde dört rek'ât olarak bildirilmişdir. Meselâ Saîd b. Mansûr'-un, «Sünen» inde rivayet' ettiği Berâ' b. Âzib hadisinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «Her kim öğle'den evvel dört rek'ât nafile namaz kılarsa, o kimse, o gece teheccüd namazı kılmış gibi olur. Ve her kim bu dört rek'âtı yatsıdan sonra kılarsa, onların mislini kadir gecesinde kılmış gibi olur.» buyurmuşlardır. Beyhakî (384-458) bu hadîsi Hz. Âişe'nin sözü olmak üzere rivayet etmişdir. Hanefi yye kitaplarında «El-Mebsût» da: «Yatsıdan sonra dört rek'ât sünnet kılmak efdaldır. Çünkü bu bâbda İbni Ömer (Radiyallahû anh) 'dan hem merfu', hem mevkuf hadîs rivayet olunmuşdur.» deniliyor. 6- Cum'a namazından sonra, iki rek'ât olarak kılınacağı bildirilen sünnet, Tirmizî'nin rivayet ettiği Ebû Hüreyre hadîsinde, dört rek'ât olarak, tahdîd edilmişdir. Bu hadîsde : «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem); Sizden hanginiz cum'a'd an sonra sünnet kılmak isterse, dört rek'ât olarak kılsın! buyurdular.» denilmektedir. Hadîs hakkında Tirmizî: «Bu hadîs, Hasen ashîh'dir.» demiş-dir. Mezkûr hadîsi imam Müslim ile Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbni Mâce dahî rivayet etmişlerdir. Ulemâdan bâzıları, bununla amel ederler. İbni Mes'ûd (Radiyallahû anh) Hazretlerinin, cum'a'dan önce 'dört, cum'a'dan sonra da dört rek'ât sünnet kılardığı rivayet olunur. Hz. Alî (Radiyallahû anh): «Vaktiyle cum'a'dan sonraki rek'ât sünnet kılınması emrolunmuşdu. Sonra dörde çıkarıldı.» demişdir. Süfyân-ı Sevrî ve Abdullah ibni Mübarek, İbni Mes'ûd 'un kavlini tercih etmişlerdir. İshâk'a göre ise mescidde kılan, cum'a'dan sonra dört; evinde kılan ise iki rek'ât sünnet kılacakdıf. Ashâb-ı kiramdan İmrân b. Husayn (Radiyallahû anh) cum'a'dan sonra, iki rek'ât sünnet kılarmış. Bu kavli, Tirmizî, imam Şâfiî. ile imam Ahmed'den de rivayet etmişdir. Anlaşılıyor ki, Şafiî ile imam Ahmed Hazerâtı, bununla müstehab mikdârin en az ne olacağını bildirmek istemişlerdir. Yoksa imam Şafii «El-Ümm» nâmın daki eserinde cum'adan sonra dört rek'ât sünnet kılınacağını tasrîh etmişdir. İmam Ahmed'e gelince Hanbe1î1er'den İbni Kudâtr.e'. nin «El-Muğnî» nâm eserindeki beyânına göre, Ahmedb. Han bel: «İsteyen cum'adan sonra iki rek'ât, isteyen dört rek'ât kılar.» demişdir. Hattâ: «İsteyen altı kılar.» dediği de rivayet olunur. İbni Mes'ûd (Rnt?:yp!>rh'! r»h ı.ile İbrâhîm Nehaî ve Eshâb-ı Re'y. cum'adan sonra dört rek'ât sünnet kılınacağına kaaildirler. Delilleri. Ebû Hüreyre hadîsidiı.

Hz. Alî ve Ebû Musa (Radiyallahû anhûma) ile Atâ'. Mücâhid, Humeyd b. Abdirrahmân ve Süfyân-ı Sevrî, cuma namazından sonra altı rek'ât sünnet kılınacağına kaail olmuşlardır. Hanefî1er'in mezhebi de budur.

Tenbîh ; Cum'anın farzından sonra altı rek'ât sünnetden başka birde âhir zuhur kılınır. Fakat bu namaz cum'anın sünnetlerinden ma'dûd değil, ihtiyaten kılınan son Öğlenin farzıdır. Cum'a namazının, şâir namazlardan başka birçok şartları olduğunu derpîş eden ulemâ, bu şartlardan biri veya birkaçı yerine getirilememek sebebi ile o günkü cum'a namazı ınd-i ilâhîde kabul olunmazsa öğle namazının farzı bârı kılınmış olsun, düşüncesi ile âhır zuhru kılmayı münâsib görmüşlerdir. Âhir zuhur son Öğle demekdir, Kılınan cum'a namazı, kabul olunmadı ise ondan sonra kılınacak ahir zuhur, son Öğle olur. Cum'a namazı kabul olundu ise kılınan âhir zuhur, o günden evvel kazaya bırakılan en son Öğlenin kazası olur. Üzerinde hiç kazası olmayanlar için ise bu namaz nafile hükmüne geçer. Âhır zuhur'a: «Vaktine erişip henüz kılamadığım, son Öğleye niyet ettim.» diye niyetlenilir. Âhır zuhur'da, kırâet mes'elesi ihtilaflıdır. Bâzılarına göre tamâmiyle öğlenin farzı gibi kılınır. Yâni ilk iki rek'âtında fâtha'dan sonra sûre okunur; son iki rek'âtında fâtiha'dan sonra sûre okunur; son iki rek'âtında yalnız birer (fatiha) ile iktifa olunur.

Bir takımlarına göre, dört rek'âtın, dördünde de fatiha ve sûre okunur.

Bu namaz ''cum'a namazının farzından sonraki iki sünnet arasında kılınır.

7- Akşam namazı ile yatsıdan sonra kılınacak sünnetler hakkında ihtilâf edilmişdir. Ashâb-ı kiramdan Zeydü'bnü Sabit, Abdurrahman b. Avf (Radiyallahû anhûma) ve başkaları evlerinde akşam namazından sonra ikişer rek'ât sünnet kılarlarmış. Umumiyetle ashâb-ı gü.zîn'in âdetleri, bu namazı evlerinde kılmak ve semâda yıldızlar iyice görününceye kadar te'hîr etmekmiş,

Bâzıları bütün nafileleri evlerinde kılarlarmış.

İbni Battâ1 ( -444) diyor ki: «Söylenildiğine göre mescidde nafile namaz kılmanın mekruh olması, câhiller görüp de onu farz zannetmesinler, diyedir. Yahut evi namazsız kalmasın veya kul riyâ'dan kendisini korusun, diye evlerde kılmak meşru olmuşdur. Kendini, riyadan koruyan kimsenin nafile namazları, mescidde kılması iyi olur.»

Hanefî1ere göre farzlara tâbi olan, nafile namazlar, sünnet ve men-dûb olmak üzere iki kısımdır. Sünnet namazlar, beşdir. Bunların en kuvvetlisi, sabah namazının sünnetidir. Bundan dolayı hiçbir Özür yokken onu oturarak veya hayvan üzermde kılmak caiz .değildir. Sabah namazının sünnetini evde kılmak ve birinci rek'âtında (Fatiha) dan sonra (Kâfirûn )( sûresini, ikincide (İh1âs 'ı okumak sünnetdir. Kuvvet itibârı ile sabah namazının sünnetinden sonra öğlenin dört rek'ât İlk sünneti gelir. Ondan sonra öğlenin son sünneti; daha sonra akşam namazının sünneti, en sonra da yatsının iki rek'ât son sünneti gelir. Memdûb namazlar, dörtdür.

a) İkindinin farzından önce kılınan dört veya iki rek'ât namaz.

b) Akşam namazından sonra kılman altı rek'ât;

c) Yatsı'dan önce kılman dört rek'ât,

d) Yatsıdan sonra kılman dört rek'ât namazadır. Çünkü Âişe (Radıyaüahû anha) 'dan rivayet olunduğuna göre Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) yatsıdan önce dört rek'ât; sonra da dört rek'ât kılar da öyle yatarmış. Namaz kılan kimse, bu sayılanlardan başka İstediği kadar nafile kilmakda serbesttir. Bu bâbda sünnet olan vecih, gündüz namazlarında dörtte bir selâm vermekdir. Akşam namazının sünnetini altı rek'ât kılan kimse, bir selâmle iktifa edebilir. Her iki rek'âtta da selâm vermesi de caizdir. Yatsının ilk ve son sünnetleri, dörder rek'ât kılmabilir. Akşam namazından Önce hafif iki rek'ât nafile kılmak, mübahdır. Şâfiî1er'e göre farz namazlara tabî olan nafileler, müekked ve gayr-i müekked olmak üzere, iki kısımdır. Sabah namazından önce iki, öğle veya cum'adan önce ve sonra ikişer; akşam namazından sonra iki; yatsıdan sonra dahî iki rek'ât nafile kılmak, sünnet-i müekkededir. Bunlara, revâtip denir. Onlara göre Vitir namazı dahî, müekked sünnetlerdendir.

Sünnet-i gayr-i müekkedeler oniki rek'âtdir. Bunlar: Öğlenin zîkri geçen sünnetinden başka iki r,ek'ât daha kılmak sureti ile dörde çıkarılması, son sünnetinden sonra dahî iki rek'ât ilâve edilmesi, ikindiden önce, dört rek'ât, akşamdan önce iki, yatsıdan önce dahî iki rek'ât olarak kılınan namazlardı

Mâ1ikî1er'e göre, farzlara tâbi olan nafile namazlar, revâtib ve gayr-i revâtib olmak üzere iki kısımdır.

Revâtib: Öğlenin farzından Önce ve sonra kılman sünnetlerle ikindiden önce ve akşam namazından sonra kılman nafilelerdir. Bu namazların rek'ât sayıları hakkında muayyen bir aded yoksa da efdal olan, öğle namazının farzından evvel ve sonra dörder rek'ât; ikindiden önce dört; akşam namazından sonra altı rek'ât kılmakdır. Akşam namazından önce nafile kılmak, mekruhdur. Şârî' tarafından yatsıdan önce nafile kılınacağına dâir açık bir nass yokdur.

Gayr-i revâtib. sabah namazının iki rek'ât sünneti ile en az iki rek'ât olarak kılınan şefi' namazıdır. Bu namaz, yatsıdan sonra, vitir namazından evvel kılınır. Vitir namazı dahî sünnet-i müekkededir. îki rek'ât tavaf namazından sonra en kuvvetli sünnet budur.

Hanbelîler'e göre dahi farz namazlara tâbi olan nafileler, revâtib ve gayr-i revâtib olmak üzere, iki kısma ayrılırlar.

Revâtib: Günlük namazların Önlerinde veya sonlarında kılınan ikişer rek'âtlık nafilelerdir. Delilleri, Hz. İbni Ömer hadîsidir.

Gayr-i revâtib; Öğleden önce dört, Öğleden sonra dört, ikindiden önce dört, akşam namazından sonra dört, yatsıdan sonra dahî dört rek'ât olarak kılınan nafilelerdir.

Akşam ezanı okunduktan sonra, farzından önce iki rek'ât nafile kılmak mubahdır. Revâtib ve cemaatla meşru olmıyan sair namazları evde kılmak, efdaldir.

Fâide: «Ulemânın beyânına göre, nafile ibâdetlerin meşru olmasındaki hikmet :

a) Farzların noksanlığını, onlarla tamamlamak;

b) Farzdan önce nafile .ibâdet yapmak sureti ile nefsi, ibâdete alıştırmak, kalbi tamâmiyle farza hazırlamak ve;

c) Şeytanın tamahını kırmak gibi şeylerdir.

(Bu bâbda «Selâmet Yolları» [43] adlı eserin ikinci cildinin 5. ve 6. shf. lerin âcizane izahatta bulunmuşdum. Kitabın neşrinden bir müddet sonra bâzı yeni eserlerde hatta gazete sütunlarında oradaki mâruzâtıma reddiye denilebilecek yazılar gördüm. Bu yazıların sahiplerince, kazaya namazları kalan kimseler sünnet kılamazlarmış. Farz olan haccını îfâ edenler bir daha hacca gidemezlermiş... Kitabımız, bu gibi zevata cevap maksadıyla yazılmadığı için, burada sözü uzatmiyacağım. Yalnız «Selâmet Yollan» ndaki nakil ve iddialarımda haklı olduğumu bildiğim için mezkûr zevatın, oradaki satırları dikkatle okumalarını diler; bu gibi husûsâtda bilir bilmez ileri geri söz etmenin tehlikeli bir manevra olduğunu ke-mâl-i samimiyetle kendilerine; hatırlatırım!]

«El-Hidâye» şerhlerinden «Fethu'I-Kadîr» in «Nevâfil» babında şu satırlar yer almaktadır:

«En-Nevâzil» nâm eserde'deniliyor ki; Beş vakit namazın sünnetlerini terk eden kimse, bunların hak olduğuna îtikad etmezse, kâfir olur. Hak olduklarına inanmakla beraber onları terk ederse bâzılarına göre günahkâr sayılmazsa da sahih kavle göre, günahkâr olur. Çünkü onları terk edenler hakkında tehdîd vârid olmuşdur. Şüphesiz ki günah, vacibin terkinden dolayı lâzım gelir... Evet sünnetleri terk etmek isâeti ve Resûlüllah (Salîallahiİ Aleyhi ve Se'le/n) 'in sünnetlerini işlemeye bağlı olan uhrevî kazanç ve derecelerin elden gitmesini istilzam eder. Amma bu hüküm sünnetler istihfaf edilmeksizin hattâ son derece edep ve ta'zim göstermekle beraber bırakıldığına göredir. Böyle olmazsa onları terk etmeye sebep olan şeyin hâline göre verilecek hüküm küfürle günah arasında deveran eder...»



16- Nafile Namazı Ayakta ve Oturarak Kılmanın, Bir Rek'atın Bir Kısmını Ayakta Bir Kısmını da Oturarak Kılmanın Cevazı Babı


105- (730) Bİze, Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hü-şeym, Hâlid'den, o da Abdullah b. Şakîk'den naklen haber verdi. Demiş ki: Âişe'ye, Resülüllah (SaUııUahü Aleyhi ve Sellem)'m, nafile namazını sordum. Şöyle cevap verdi:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m), benim evimde öğle'den evvel dört rek'ât (nafile namaz) kılar, sonra (mescide) çıkarak cemaata namaz kıldırır; sonra (tekrar benim evime) girerek iki rek'ât-(nafile daha) kılardı. Cemaata akşam namazını kıldırır; sonra (benim evime) gelerek, iki rek'ât nafile kılardı. Cemaata, yatsıyı kıldırır ve (yine benim evime) girerek, iki rek'ât (nafile) kılardı. Geceleyin içlerinde vitir de dâhil olmak üzere dokuz rek'ât namaz kılardı. Bâzı geceler, namazı ayakta, uzun kılar; bâzı geceler de oturarak uzun kılardı. Ayakta kılarken okursa, ayakta iken rükû' ve sücûd eder; otururken okursa, oturduğu yerden rükû' ve secde ederdi. Feciı doğunca, iki rek'ât (nafile namaz) kılardı.»



106/107- (...) Bize, Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti, (Dedi ki) : Bize, Hammâd, Büdeyl ile Eyyûb'dan, onlar da Abdullah b. Şakik'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe, şöyle demiş:

«Resûlüllah (SalIaHahii Aleyhi ve Sellem), geceleyin uzun uza di ya namaz krlar; namazı ayakta kılarsa, ayakta rükû' eder; oturarak kılarsa rükû'u da oturarak yapardı.»



108- (...) Bize, Muhamedü'bnü'I-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize, Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be, BüdeyPden, o da Abdullah fa. Şakîk'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

«Ben, İran'da hasta olmuşdum. Bu seteple namazı, oturarak kılıyordum. Müteakiben tunu Âişe'ye sordum. Âişe :

Resûlüllah (SaUaHahü Aleyhi ve Sellem), geceleyin ayakta uzun uzun namaz kılardı...» cevâbını verdi...» Ve râvî hadîsi rivayet etmiştir.



109- (...) Bize, Ebû Bekir b. EM Şeyhe dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mu âz b. Muâz, Humeyd'den, o da Abdullah b. Şakîk-i Ukaylî'den naklen rivayet etti. Demiş ki: Âişe'ye, Resûlüllah (SaUaHahü Aleyhi ve Selle/n) 'in gece namazını sordum: Aişe:

«Bâzı geceler ayakta, bâzı gecele,- de oturarak uzun uzun namaz kı-lard». Ayakta kılarken oku (makdan fârig ol) dumu ayakta rükû' eder; Oturarak okursa, oturduğu yerden rükû* ederdi.» cevâbını verdi.



110- (...) Bize, Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Muâviye, Hişâm b. Hassân'dan, o da Muhammed b. Sîrîn'den, o da Ab-, dullah b. Şakîk-i Ukaylî'den naklen haber verdi. Demiş ki: Âişe'ye, Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in, namazını sorduk da şunu söyledi:

«Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) ayakta ve oturarak çok namaz kılardı. Namaza, ayakta başlarsa, ayakta rükû' eder; oturarak başlarsa, oturarak rükû' ederdi.»



111- (731) Bana, Ebû'r-Rabî' Ez-Zehrânî dahî rivayet etti. {Dedi ki): Bize, Hammâd' (yâni İbni Zeyd) haber verdi. H.

Bize Hasanü'bnü'r-Rabî' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Mehdî b. Meymûn rivâyec etti. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Vekî' rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb de' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İbni Nümeyr rivayet etti. Bunların hepsi Hişâm b. Urve'den rivayet etmişlerdir. H.

Bana, Züheyr b. Harb dahî rivayet etti. Lâfız onundur. Dedi ki: Bize, Yahya b. Saîd, Hişâm b. Urve'den naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana, babam, Âişe'den naklen haber verdi. Âişep şöyle demiş:

«Ben, Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'i, gece namazlarının hiç birinde oturarak okuduğunu görmedim. Nihayet ihtiyarladığı zaman, oturarak okumağa başladı. Hattâ okuduğu sûreden otuz yahut kırk âyef kalınca, ayağa kalkarak, onları ayakta okur; sonra rükû ederdi.»



112- (...) Bize, Yahya b. Yahya da rivayet etti/dedi ki: Mâlik'e, Abdullah b. Yezîd ile Ebû'n-Nadr'dan dinlediğim, onların da Ebû Seleme-te'bnü Abdirrahmân'dan, onun da Âişeden naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum. (Âişe, demiş ki) :

«Resûfüfiah (Saîlallahü Aleyhi ve Seîlem) (bazen) oturarak namaz kılardı. Namazda Kur'ân'ı, oturduğu yerden okur; otuz veya kırk âyet mikdârı kıraati kalınca ayağa kalkar, onları ayakta iken okur; sonra rükû'a gider; sonra secdeye varırdı. İkinci rek'âtda dahî böyle yapardı.»



113- (...) Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile îshâk b. İbrahim rivayet ettiler. Ebû Bekir dedi ki: Bize, İsmail b. Uleyye, Velîd b. Ebî Hişâm'dan, o da Ebû Bekir b, Muhammed'den, o da Amra'dan, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş:

«Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Selîem) (bazan namazda) oturduğu yerden okur; rükû' etmek isîedimi kalkarak bir insanın ki< âyet okuyabileceği kadar ayakta dururdu.» 114- (...) Bize, İbni Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Mu-hammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Muhammed b. Amr rivayet etti. (Dedi ki) : Bana, Muhammed b. İbrahim, Alkametü'bnü Vakkâs'dan [44] naklen rivayet etti, Alkame, şöyle demiş: «Âişe'ye : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturarak kıldığı iki rek'âtda nasıl yapardı?» diye sordum; Âişe : «Bunların ikisinde de okurdu. Rükû'a gitmek isteyince ayağa kalkar da Öyle rükû ederdi.» dedi. 115- (732) Bize, Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Yezîd b. Zürey', Saîd-i Cüreyrî'den, o da Abdullah b. Şakîk'den naklen haber verdi. Abdullah, şöyle demiş: Âişe'ye: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hiç oturduğu yerden namaz kılarmıydı?» dedim; Âişe: «Evet! İnsanlar onu ihtiyarlattıkdan sonra (kıldı)» cevâbını verdi. (...) Bize, Ubeydullah b. Muâz dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kehmes, Abdullah b. Şakîk'den rivayet etti: «Âişe'ye, dedim ki...» diyerek Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen yukarki hadîsin mislini rivayet etti. 116- (...) Bana, Muhammed b. Hâthn ile Harun b. Âbdillâh rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Haccâc b. Muhammed rivayet etti. Dedi ki: Ibni Cüreyc şunu söyledi: Bana Osman b. Ebî Süleyman haber verdi; Ona da Ebû Selemete'bnü Abdirrahmân haber vermiş; Ona da, Âişe haber vermiş ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) birçok namazlarını oturarak kılmadan vefat etmemiş. 117- (...) Bana, Muhammed b. Hatim ile Hasenü'l-Hulvânî, ikisi birden Zeyd'den rivayet ettiler. Hasen, dedi ki: Bize, Zeydü'bnü'l-Hubâb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana, Dahhâk b. Osman rivayet etti. (Dedi ki) : Bana, Abdullah b. Uıve, babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe, şöyle demiş: «Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Selle m) 'in, yaşı ilerleyip (vücûdu) ağırla-şmco ekseriyetle namazını oturarak kılardı.» Görülüyor ki, babımızın buraya kadar olan hadîsleri hep Hz. Âişe (Radiyallahû anha) 'dan rivayet olunmuşdur. Bunların bâzılarını Buhârî «Kitâbü't-Teheccüd» de, bâzılarını da «Kitâbü Taksîri's-Salât» da; Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî dahî «Kitâbü's-Salât» da muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Babımızın, birinci hadîsinde Âişe (Radiyallahû anha) 'ya, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ne kadar nafile namaz kıldığı sorulmakda; o dâ öğleden evvel dört, Öğleden sonra iki, akşam namazından sonra iki; yatsı namazından sonra dahî iki rek'ât olmak üzere on rek'ât sünnet namaz kıldığını ve ayrıca geceleyin dokuz rek'ât namaz daha kıldığını, vitrin de bunlarda dâhil olduğunu bildirmektedir. Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj'in, gece namazı hakkında muhtelif rivayetler vardır. Buhârî 'nin bir rivayetinde geceleyin onbir rek'ât namaz kılardığı; Âişe 'den, Sbû Davud'un tahrîc ettiği bir rivayette onüç rek'ât; yine Âişe (Radiyallahû anha) 'dan, bir rivayete göre Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in son zamanlarında vitr'i, dokuz rek'ât kıldığı anlaşılmaktadır. Hz. Aişe'nin muhtelif rivayetlerinden anlaşılıyor ki Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vaktiyle gece namazını onüç rek'ât kılarmış; sonra yaşlanarak biraz da et tuttuktan sonra dokuz kılmağa başlamış. Yalanız Hz. Âişe, bu namazların hepsine birden vitir demişdir. Hâlbuki vitir namazı, onların yalnız üç rek'âtidır. Buradaki hadîslerde Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yaşlandığını ifâde için «Kebire, hatame, beddene» gibi kelimeler kullanılmişdır. Esâs itibarı iie Kebire: Yaşlandı; hatame: kırdı; beddene: Semizledi, etlendi; mânâlarına gelirlerse de, burada hepsi yaşının ilerlemesi, vücûdunun ağırlaşması mânâsında kullanılmışlardır. Hz. Abdullah b. Şakik'in bahsettiği Fâris'den murâd: Acemistan'dır. Bâzıları Hz. Âişe'nin, Acemistan'a gitmediğinden bahsederek, bu kelimenin yalnışlıkla hadîse geçtiğini, doğrusunun Fâris değil; Nekaaris [45] olduğunu iddia etmişlerdir. Nekaaris, ayak mafsallarına arız olan bir nev'î hastalıkdır. Fakat Kaadı İyâz, bu kelime hakkında; Yanlışlık iddia edenlerin yanıldıklarını söylemiş ve: «Hz. Abdu11ah'in, bu suâli Âışe (Radiyailahû anha) 'ya Acemistan'da sormuş olması lâzım gelmez. O, suâlini Acemistan'dan döndükten sonra Medine'de sormuşdur. Hadîsin zahiri, bunu göstermektedir.» demişdir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in, nafile namaznıı oturarak kıldığını Tabiîn 'den bir cemâat da Âişe (Radiyalîahû anha) 'dan rivayet etmişlerdir. Bunlardan Esved b. Yezîd rivayetini Nesâî, Alkame.tü'bnü Vakkâs rivayetini babımızda Müslim, Amra rivayetini Müslim, Nesâî ve İbni Mâce ,tahrîc etmişlerdir. Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler: 1- Ayakta durmaya kudreti olduğu hâlde nafile namazları oturarak kılmak bilittifâk caizdir. 2- Bu namazların bir rek'âtımn yarısını ayakta; yarısını oturarak kılmak caizdir. Ebû Hanîfe, Mâlik ve Şafiî hazerâtı ile ekseri ulemânın kavilleri budur. Bu bâbda namaza ayakta başlayarak, sonra oturmakla evvelâ oturup sonra kalkmak arasında bir fark yokdur. Selefden bâzıları, bunu caiz görmemişse de hatâ ettikleri anlaşılmışdır. Hattâ cumhura göre ayakta kılmaya niyet edip sonradan oturarak kılmak caizdir. Mâ1ikî1er'den İbnü'l - Kaasim, bu husûsda Hanefî1erle beraberdir. 3- Gece namazında kırâeti uzun tutmak efdaldir. Şâfiî1er'e göre kırâeti kısa bile tutsa, kıyamı uzatmak, çok rükû' ve secdeden efdaldir. Hanefîler'e göre dahî kırâeti uzun tutmak, çok rükû1 ve sücûd yapmakdan evlâdır! Hanefî1er'den imam Ebû Yûsuf'a göre, geceleyin okuduğu evradı olan kimsenin rek'ât adedlerini çoğaltması, evrâdı olmıyanların ise kıyamı uzatmaları efdaldır. İmam Muhammed ise çok rükû' ve sücûd yapmanın efdal olduğunu söylemişdir. 4- Nafile namaza ayakta niyetlenildiği takdirde, onu ayakta bitirmek şart olmadığı gibi, oturarak başlanıldığı takdirde dahî oturarak bitirmek şart değildir. 5- Nafile namaz kılmak için ne şekilde oturulacağı ihtilaflıdır. İmam A'zam'dan bir rivayete göre, oturarak kılan bir kimse teşeh-hüdlerde nasıl oturursa, kırâet hâlinde de öyle oturur. İsterse bağdaş kurabilir. Bu husûsda Ebû Yûsuf da imam A'zam'le beraberdir. İmam Muhammed !e göre, bağdaş kurar. Ebû Yûsuf-dan diğer bir rivayete göre, rükû' ve sücûd edeceği vakit, farz namazların teşehhüdünde oturduğu gibi oturur. Başka bir rivayete göre, bağdaş kurarak rükû' eder. Namaz hâlinde muhtelif mezhep imamlarına göre ne şekilde oturmanın efdal olduğunu geçen bahislerde görmüştük. 118- (733) Bize, Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, Ib-ni Şihâb'dan duyduğum, onun da Sâib b. Yezîd'den, onun da Mattalib ) Ebî Vedâate's-Sehmî [46]'den, onun da Hafsa'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum!: Hafsa, şöyle demiş: «Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) 'in vefatından bir yıl öncesine kadar nafile namazında oturduğunu görmedim. Ondan sonra artık nâfie namazını oturarak kılmağa başladı. Sûreyi tertîl ederek okur; bu suretle o sûre ondan daha uzun sûrelerden uzun olurdu. (...) Bana, Ebû't-Tâhir ile Harmele de rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana, Yûnus haber verdi. H, Bize Ishâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd dahî rivayet ettiler. Dedilei ki: Bize, Abdürrezâk, haber verdi. (Dedi ki) Bize, Ma'mer haber verdi. Bunlar, hep birden Zührî'den, bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet et-mislerdir. Yalnız onlar: «Bir yahut iki yıl (öncesine kadar.) > demişlerdir.



119- (734) Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ubeydullah b. Mûsâ, Hasan b. Sâlih'den, o da Simâk'den, naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Bana, Câbir b. Semura haber verdi ki, Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Seîletn) oturarak namaz kılmadan vefat etmemiş.

Bu hadîsler dahî nafile namazını oturarak kılmanın caiz olduğunu göstermektedirler.

Hafsa hadîsini Tirmizî dahî rivayet etmiş ve: «Bu hadîs ha-sen sahîhdir.» demişdir. Zahire bakılırsa Hz. Âişe hadîsi ile Hafsa (Radiyalîahû anh) hadîsi arasında münâfât var gibi görünürse de hakîkat-ta aralarında hiç bir münâfât ve muâraza yokdur. Çünkü Âişe (Radiyalîahû anha) 'nm:

«Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) namazını oturarak kılıyordu.»

demesinden, «Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) vefatından bir seneden fazla zaman önce namazını oturarak kılıyordu.» mânâsı çıkmaz. Zâten bir yardımcı fiil olan «Kâne» devam değil, Usûl-ü fıkıh ulemâsının bir kavline göre tekrar bile iktiza etmez. Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Selîem) 'in vefatından bir seneden fazla önceleri nafile namazını oturarak kıldığı kabul edilse bile iki hadîs arasında yine münâfât yokdur. Zîra Hafsa (Radiyalîahû anh) ancak görmediğini bildirmişdir. O, görmeden Resûl-ü Ekrem (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz oturarak kılmış olabilir.

Bu bâbda Ümmü Seleme (Radiyalîahû anha) 'dan da rivayet vardır. Nesâî ile İbni Mâce 'nin tahrîc ettikleri bu rivayette Ümmü Seleme (Radiyalîahû anha) :

«Nefsim, Kabza-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) -farz namazlar müstesna- geri kalan namazların ekserisini oturarak kılmadan dünyâdan gitmedi.» demektedir.

Yine bu bâbda Enes b. Mâlik ile Abdullah b. Şihhîr (Radiyalîahû anhûma) 'dan da rivayetler vardır.



120- (735) Bana, Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Cerir, Mansûr'dan, o da Hilâl b. Yesâf dan, o da Ebû Yahya'dan, o da Abdullah b. Amr'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Bana rivayet olundu ki, Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Kişinin, oturarak kıldığı namaz, nam iz m yarısıdır...» buyurmuşlar. Bunun üzerine ben, Resûlüllab (Sallallahü Aleyhı'veSellem) 'e geldim ve kendisini oturarak namaz kılarken buldum da elimi, onun başının üzerine koydum. (Bana) :

«Nen var. Yâ Abdullah b. Amr?» diye sordu. Ben:

— Yâ Resûlüllah! Senin (Kişinin oturarak kıldığı namaz, namazın yarısıdır.) buyurduğun, bana rivayet olundu. Hâlbuki sen oturarak namaz kılıyorsun!» dedim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Evet! Ama ben, sizden herhangi biriniz gibi değilim.» buyurdular.



(...) Bize, bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammedü'bnü'l -Müsennâ ve İbni Beşşâr da toptan Muhammed b. Ca'fer'den, o da Şu'be'-den naklen rivayet ettiler. H.

Bize İbnü'l - Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Süfyân rivayet etti. Bunların ikisi birden Mansûr'dan bu isnâdla rivayet etmişlerdir. Şu'be'nin rivayetinde : «Ebû Yahye'l-A'racdan...» kaydı da vardır.

Bu hadîsin mânâsı: Oturarak kılınan namazın sevabı, ayakta kılman namaz sevabının yarısı kadardır; demekdir. Binâenaleyh oturarak kılman namazın sahîh olduğunu tazammun eder. Yalnız sevabı noksandır. Fakat ayakta durmakdan âciz olduğu için, oturarak kılan kimsenin sevabı azalmaz, onun sevabı ayakta kılanın sevabı gibidir.

Farz namazlara gelince, ayakta durmağa kudreti olan bir kimsenin farz namazı oturarak kılması caiz değildir.

Nevevî diyor ki: «Ayakta durmağa kudreti olan bir kimse, oturarak kılmayı helal i'tikad etse kâfir olur; kendisine mürtedler hükmü verilir... Fakat ayakta durmakdan âciz olduğu için farzı oturarak kılarsa onun sevabı, ulemâmızın ittifakı ile ayakta kılan gibi verilir; azaltılmaz. Binâenaleyh sevabın yarılanması hususundaki hadîsi, ayakta durmağa kudreti varken, oturarak kılman nafile namaza hamletmek gerekir. Bizim mezhebimizin tafsilâtı budur. Bu hadîsin tefsiri hususunda cumhur da buna kaail olmuşlardır.

Bâzı Mâ1ikî1er'den rivayet olunduğuna göre bu hadîsi, bir özürden den dolayı farz yahut Özürlü veya özürsüz nafileye hamletmişlerdir.

Bir takımları da ayakta kılmakda meşakkat çektiği için, kendisine farzda olsun, nafilede olsun, oturarak kılmaya ruhsat verilenlere hamletmişlerdir.»

Resûlüllah (SallalkthU Aleyhi ve Sellem) 'in :

«Ben, sizden hergangİ biriniz gibi değilim...» sözünü Şâfiî1er, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)''in hasâisinden saymışlardır. Onun, ayakta durmağa kudreti varken oturarak nafile kılması, ayakta kıldığı nafile gibidir. Bu, onun şerefini arttırmak içindir.

Kaadı İyâz'a göre, bu cümleden murâd şudur: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihtiyarladığı için ayakta durmak, kendisine meşakkat vermeye başlamış; bundan dolayı oturarak kıldığı namazının ecri tam verilmişdir. Özrü olmayan şâir kimselerin hükmü, böyle değildir. Ancak Nevevî (631-676), Kaadi merhumun bu sözü için: «Zayıf yahut bâtıldır. Çünkü eğer başkaları mâzûr olurlarsa, onların sevabı da tamdır. Ayağa kalkmaya kaadir olurlarsa, mazurlar gibi değildirler. Binâenaleyh tahsise mahal kalmaz. Ve bu sefer:

«Ben, sîzden herhangi biriniz gibi değilim.» demek doğru olmaz. Doğrusu ulemâmızın dediği gibi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in nafilesi ayakta durmağa kudreti olanın namazı gibidir.» demişdir.



17- Gece Namazı ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Geceleyin Kıldığı Namazların Rek'at Sayısı, Vitir Namazının Bir Rek'at Olduğu, Bir Rek'at Namazın Sahih Oluşu Babı


121- (736) Bize, Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, tbni Şihâb'dan duyduğum, onun da Urve'den, onun da Âişe'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem), geceleyin onbİr rek'ât namaz kılar, bunlardan bir rek'ât ile vitir yapardı, onu bitirdikden sonra sağ tarafına yaslanır, tâ müezzin gelinceye kadar yatardı. (Müezzinin gelişini müteakip) hafif iki rek'ât namaz kılardı.»



122- (...) Bana, Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana, Amru'bnü'I-Hâris, İbni Şihâb'dan, o da Urvetü'bnü'z - Zübeyr'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Âişe'den naklen haber verdi. Âişe söyle demiş:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}, yatsı namazından -ki halk buna a tem e derler- fariğ oldukdan, sabah namazına kadar onbir rek'ât namaz kılardı. Her iki rek'ât arasında selâm verir; bir rek'âtla da vifr yapardı. Sabah namazında müzzin (Ezanı okuyup) sustuğu, sabahın olduğunu iyice anladığı ve kendisine (haber vermek için) müezzin geldiği vakit kalkar; hafif iki rek'ât namaz kılardı. Sonra ikaamet için müzzin gelinceye kadar sağ tarafına yaslanırdı.»



(...) Bana, Bu hadîsi Harmele de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana, Yûnus, İbni Şihâb'dan bu isnâdla haber verdi.

Harmele, bu hadîsi yukarkİ gibi rivayet etti. Yalnız: «Sabahın olduğunu iyice anladığı ve kendisine müezin geldiği vakit...» cümlelerini söy-lemed. İkaameti de anmadı. Hadîsin, geri kalan kısmı tamâmı ile Amr hadîsi gibidir.

Bu hadîsi Buhârî «Sabah namazının sünnetinden sonra sağ tarafa yaslanma» babında tahrîc etmişdir. Onun rivayetinde, gece namazına ve keza vitr'e dâir söz yokdur. Müs1im'in buradaki rivayetinde, Hz. Âişe (Radiyallahû anha) Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'in geceleri onbir rek'ât namaz kıldığı, bunların bir tanesi ile vitr yaptığı, ondan sonra sabah namazı için müezzin gelinceye kadar sağ tarafına yaslandığı bildirilmektedir.

Nevevî diyor ki: «Hz. Âişe'nin (Bu namazların bir rek'âtı ile vitr yapardı.) sözü, vitr namazının en az bir rek'ât kılınacağına ve keza bir rek'ât namaz kılmanın caiz olduğuna delildir. Bizim mezhebimizle cumhûr-u ulemânın mezhebi de budur. Ebû Hanîfe: Bir rek'âtla vitr yapmak sahîh değildir. Bir rek'ât namaz asla namaz değildir; demişse de sahîh hadîsler, onun biı kavlini reddetmektedir.»

Fakat Ebû Hanîfe 'nin delilleri tedkîk edilirse görülür ki, Hz. İmam vitir namazı bir selâmla üç rek'ât olarak kılınır; demekde haklıdır. Hâkim 'in, Buhârî ile Müs1im'in şartlarına' uygun olarak rivayet ettiği bir hadîsde, Hz. Âişe (Radiyallahû anha) :

«Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) , üç rek'ât ile vitr yapar, bunların yalnız sonunda sefam verirdi.» demişdir. Nesâî'nin yine Aişe (Radiyallahû anha) 'dan rivayet ettiği bir hadîsde, Hz. Âişe :

«Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) Vitr'in iki rek'âtında selâm vermezdi.» demektedir.

Tahâvî 'nin İbni Abbâs (Radiyallahû anhûma) 'dan tahrîc ettiği bir hadîsde: «Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) üç rek'âtla vitr yapar; birincide (Sebbih) sûresini okurdu ilâh...» den ilmi şdir. Bu hadîs «Sünen-i Erbea» ile İbni Hibbân'in -Sahîh»inde ve Hâkim'-in «MÜstedrek» inde rivayet olunan Hz. Âişe hadîsine uymaktadır. Âişe (Radiyallahû anha) hadisinde:

«Peygamber (Sallaİlahü Aleyhi ve Sellem) Vitr'in ilk rek'âtında (Fâtİha) ile (A'lâ) sûresini, ikincide (Kâfirûn) ve üçüncüde flhlâs) ile (Muazzizeteyn) i; okurdu.» buyurulmuşdur. Bu hadîsin zahiri üç rek'âti birden kıldığını gösterir. Çünkü Âişe (Radiyallahû anha) mezkûr namazın ilk rek'âtım vitir'den saymışdır. Eğer vitir namazı, bir selâmla, üç rek'ât birden kılın-masaydı, Hz. Âişe, ona vitr demez; ayrıca bir rek'ât da vitir namazı kıldı; derdi. Gerçi rivayetlerin birinde Âişe (Radiyallahû anha) :

«Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) in gece namazı on rek'ât idi; bir rek'âria da vifr yavardı.» demiş. Burada dahî gece namazını onbir rek'ât kılardığını, bunların bir tanesi ile vitr yapardığını; söylemiş hattâ ikinci rivâyetde her iki rek'âtda bir selâm verirdiğini; bir rek'âtla da vitr yapardığını tasrîh etmiş ise de, bunların hiç birinde mezkûr bir rek'âtın ayrı niyetle ayrıca kılınan bir namaz olduğuna delâlet yokdur. Binâenaleyh vitr'in ayrıca bir rek'ât olarak kılınmış olması, mücerred bir ihtimâlden öteye geçemez. Hâl böyle olunca da Hanefîlerin istidlal ettikleri sarih hadîsler muârazadan salim kalırlar. Ashâb-ı kirâm'ın ekserisi vitr'in bir selâmla üç rek'ât olarak kılındığım bildirmişlerdir, Tahâvî (238 .-321) nin rivayet ettiği bir hadîsde râvîlerden Ebû Hâlid: «Ebû'l-A 1iyeye vitr'i sordum :

Bize, Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) in ashabı, vifr'in akşam namazı gibi olduğunu öğrettiler. Bu gecenin vitr'i; o da gündüzün vitr'idir; cevâbını verdi.» demişdir.

îmam A'zam'ın «Müsned»inde rivayet ettiği Âişe (Radiyallahû anha) hadîsinde (Muavvizeteyn) kaydı yokdur. Hadîsin lâfzı şöyledir:

«Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem), üç rek'ât ile vitr yapar; ilk rek'âtda {A'lâ) sûresini, ikincide (Kâfirûn)'u, üçüncüde de flhlâs) sûresini okurdu.»

Vitr'in bir selâmla üç rek'ât kılındığı fukahâ-i seb'a denilen yedi fa-kîh'den yâni Saîdü'bnü'l - Müseyyeb, Urvet ü'bnü'z. Zübeyr, Kaasim b. Muhammed, Ebû Bekir b. Abdirrahmân, Hâricetü'bn-ü Zeyd, Ubey dulla h b. Abdi İlâh ve Süleyman b. Yesâr hazerâ-tından da rivayet edilmişdir.

Gece namazından sonra sağ tarafa uzanma mes'elesine gelince: Buhârî şârihi Aynî, bu bâbda birkaç nev'î söz olduğunu bildiriyor. Şöyle ki:

1- Buhar î'nin rivayetinde, Resûlüllah (Sallallchü Aleyhi ve Sellem) 'in sabah namazının sünnetinden sonra, Müs1imin bir rivayetinde ise, gece namazından sonra uzandığı bildiriliyor. Bu gösteriyor ki, Resûl-ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bazen sabah namazının sünnetinden evvel; bazen de sonra uzamyormuş. Hattâ hadîsin bir rivayetinde Hz Aişe 'nin : «Eğer ben uyanıksam benimle konuşur; uyanık değilsem uzanır yatardı.» demesine bakılırsa hiç uzanmadığı zamanlar da olurmuş.

Bu rivayetlerin arası şöyle bulunur: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in gece namazını kıldıkdan sonra sağ tarafına yaslanması, sabah namazının sünnetinden sonra yatmamasını istilzam etmediği gibi sabah namazının sünnetinden sonra yatması dahî daha önce yatmamış olmasını gerektirmez. Bazen gece namazından sonra, bazen de sabah namazının sünnetinden sonra uzanarak, bunların ikisinin de caiz olduğunu göstermek istemesi de muhtemeldir.

2- Gece namazından yahut sabahın sünnetinden sonra sağ tarafa uzanıp yatmak vâcibmidir, değilmidir mes'elesi Sahabe, Tabiîn devirlerinde ve daha sonra gelen ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bu husûsda altı kavi vardır:

a) Sağ tarafa yaslanmak sünnetdir. İmana Şafiî ile şâir Şâfiiyye ulemâsının mezhepleri budur. Nevevî (631-676) : «Sa-hîh yahut doğrusu şudur ki, sabah namazının sünnetinden sonra uzanmak sünnetdir.» diyor.

Kaadı İyâz (476-544) ise bilâkis bu hadîsde Şâfiî1erin aleyhine delîl olduğunu söylemekde ve: «Bu hadîsde Şafiî ile ashabı aleyhine redd cevâbı vardır. Onlar sabah namazının iki rek'ât sünnetinden sonra, uzanıp yatmayı sünnet sayarlar. îmain Mâlik ile cum-hûr-u ulemâ'ya ve Sahabe 'den bir cemâta göre, namazdan sonra yatmak bid'atdır...» demektedir.

b) îdticâ': nâmı verilen yan üstü yatma müstehabdır. Bu kavil as-hâb-ı kiram'dan Ebû Mûse'l-E ş'arî, Râfi' b. Hadîc, Enes b. Mâlik ve Ebû Hüreyre (Radfyallahâ anhûm) hazerâtının da dâhil oldukları bir cemaatla tabiînden Muhamme-dü'bnü Sîrfn, Urve, Saîdü'bnü'l-Müseyyeb, Kaasim b. Muhammed, Ebû Bekir b. Abdir-rahmân, Hâricetü'bnü Zeyd, Ubeydullah b. Abdillâh ve Süleyman b. Yesâr'ın mezhepleridir. Bu zevat, sabah namazının farzı ile sünneti arasında sağ taraflarına yaslanarak yatarlarmış.

c) Yaslanmak farz'dır. Muhammed İbni Hazm'in kavli budur.

d) Yaslanmak bid'atdir. Ashâb-ı kirâm'dan Abdullah b. Mes'ûd ile Abdullah b. Ömer'in kavileri budur. Tabiînden Esved b. Zeyd ile İbrahim Nehâî, Saîdü ' -bnü'I-Müseyyeb ve Saîd b. Cübeyr, imamlardan Mâlik b. Enes ile Cumhûr-u ulemânın mezhepleri dahî budur.

e) Yaslanmak^ hilâf-ı evlâ'dır. Hasan-ı Basr î'nin bunun iyi görmediği rivayet olunur.

f) Yaslanmak, bizzat maksûd değildir. Burada maksad sünnetle farzın arasını ayırmakdır. Bu da ya sağ tarafa yaslanmakla yahut birisiyle konuşmakla veya başka bir şey'le olur. İmam Şafiî 'nin bir kavli budur.

3- Yaslanmayı müstehâb veya sünnet görenlerce onun sağ tarafa yapılması gerekir. Çünkü hadîsde Besûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Setlem) 'in, sağ tarafına yaslandığı bildirilmişdir. Acaba sol tarafa yaslanılsa sünnet yerini bulurmu? Zahire bakılırsa sağ tarafa yaslanmağa kudreti olan bir kimsenin, sol tarafına yaslanması ile sünnet yerini bulmaz. Fakat sağ tarafında bir elemi olan kimsenin, sol tarafına yatması ile sünnet yerini bulmuş olur.

4- Sağ tarafa yaslanmanın hikmeti, kalbin sol tarafda bulunmasıdır, însan sol tarafına yatınca uykuya dalar. Çünkü sol tarafa yatmak daha rahat olur. Sağ tarafa yattığında ise uykuya dalmaz.

5- Hadîs-i şerif ayrıca câmi'lere maaşlı müezzin ta'yîn etmenin müstehâb olduğuna, müezzinin namaz vaktini imama bildirmesinin cevazına ve keza sabah namazının sünnetinin hafif kılınacağına delildir.



123- (737) Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Abdullah b. Nümeyr rivayet etti, H.

Bize İbni Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

«Resûlüllah (SaîlaUahü Aleyhi ve Seiiem) , geceleyin onüç relc'ât namaz kılar; bunların beşi İle vitir yapar; sonlarından başka hiç bir yerde oturmazdı.»



(...) Bize, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Abde-tü'bnü Süleyman rivayet etti. H.

Bize, bu hadîsi Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' ile Ebû Üsâme rivayet ettiler. Bu râvîlerin hepsi Hişâm'dan bu îsnâdla rivâyetde bulunmuşlardır.



124- (...) Bize, Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Leys, Yezîd b. Ebî Habîb'den, o da Irak b. Mâlik'den, o da Urve'den naklen rivayet etti. Urveye de Âişe haber vermiş ki, ResûlüIIah (Saîiallahü Aleyhi ve Selle/n) sabah namazının iki rek'ât sünneti ile birlikde (geceleyin) onüç rek'ât namaz kılarmış.

Bu hadîsi Buhâri «Gece namazının keyfiyyeti.» babında; Ebû Dâvûd ile Nesâî de «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Hadisin buradaki rivayetinde Resûlüılah (Saîiallahü Aleyhi ve Seliem) 'in vitr namazını bir selâmla beş rek'ât olarak kıldığı, diğer rivayetinde gece namazının her iki rek'âtmda selâm verdiği, başka bir rivayetinde gece namazını dörder dörder kıldığı, sonunda bunlara üç rek'ât daha ilâve ettiği; bir başka rivâyetde sekiz rek'ât kılarak bir rek'âtla vitr yaptığı, bir rivâyetde de on rek'ât kılarak bir rek'âtla vitir yaptığı bildirilmektedir.

Nevevî diyor ki: «Bütün bunlar vitir namazının bir rek'âta da, onüç rek'âta da münhasır olmadığına delildirler. Mezkûr iki aded ile onların arasında zikredilen sayıların hepsine göre ve keza bütün rek'âtları bir selâmla gece namazı kılmak caizdir. Bunlar cevazı beyân için vârid olmuşlardır. Yoksa efdal olan her iki rek'âtda bir selâm vermekdir. Re-sûlüllah (Saîiallahü Aleyhi ve Seliem) 'in meşhur olan fiil ve emri, gece namazını ikişer rek'ât kılmakdır.



125- (738) Bize, Yahya t. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, Saîd b. Ebî Saîd-i Makburî'den dinlediğim, onun da Ebû Selemete'bnü Abdir-rahmân'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Ebû Seleme, Âişe'ye:

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ramazandaki namazı nasıldı? diye sormuş : Âişe :

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ne ramazanda, ne de ramazandan başka gecelerde onbir rek'âtdan fazla namaz kılmış değildir. Dört rek'ât namaz kılardı. Artık onların güzelliğini ve uzunluğunu sorma! Sonra dört rek'ât (daha) kılardı; onların da güzelliğini ve uzunluğunı« sorma! Sonra üç rek'ât namaz kılardı. Ben: Yâ Resûlâllah! Vitr*i kılmadan mı uyuyorsun; dedim, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Yâ Âİşe! Gerçekten benim gözlerim uyur fakat kalbim uyumaz; buyurdu.» demiş.



126- (...) Bize, Muhammedu'bnü'I-Müsennâ rivayet etti, (Dedi ki) : Bize, İbni Ebî Adiyy rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hişâm, Yahya'dan, o da Ebû Seleme'den naklen rivayet etti. Ebû Seleme, şöyle demiş: Ben, Âişe'ye, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in namazını sordum, Âişe:

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (geceleyin) onüç rek'ât namaz kılardı, (evvelâ) sekiz rek'ât olarak kılar; sonra vitir yapar; sonra oturduğu yerden iki rek'ât daha kılardı. Rükû'a varmak istedim! ayağa kalkar da, Öyle rükû' ederdi. Sonra sabah namazında ezanla ikaamet arasında iki rek'ât namaz kılardı... cevâbını verdi,



(...) Bana, Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hüseyin b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şeybân, Yahya'dan rivayet etti. Yahya: Ben, Ebû Seleme'den dinledim; demiş. H.

- Bana, Yahya b. Bişr EI-Harîrî [47] de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Muâviye yâni İbni Sellâm, Yahya b. EMKesîr'den rivayet etti. Demiş ki: Bana, Ebû Seleme haber verdi ki, Âişe'ye, Resûlüllah (Sallalhhü Aleyhi veSellem) in namazını sormuş ve hadîsi yukarki gibi rivayet etmiş. Ancak her iki râvînin hadîsinde de;

«Ayakta dokuz rek'ât kılar; vİtr'i de bunlardan yapardı.» ibaresi vardır.



127- (...) Bize, Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Süfyân b. Uyeyne, Abdullah b. Ebî I>ebîd'den rivayet etti. O da Ebû Seleme'den. dinlemiş. Ebû Seleme şöyle demiş: «Ben, Âişe'ye gelerek: «Ey anne! Bana, Resûlüllah (Salîatlahü Aleyhi ve Selletn) 'in. namazını haber ver!» dedim. Âişe :

— Resûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem) 'in namazı ramazanda olsun, başka zamanlarda olsun gebede onüç rek'ât idi. Sabah namazının iki rek'ât sünneti de bunlardandı... cevâbını verdi.



128- (...) Bize, İbnİ Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hanzale, Kaasim b. Muhammed'den rivayet etti. Demiş ki: Ben, Âişe'yi:

«Kesûlüllah (Sallaîlahü A leyhi ve Selletn) 'in gece namazı on rek*ât idi. Bir secde ile de vitr yapar ve sabahın iki rek'ât sünnetini kılardı. Bu sûretle (kıldığı namazlar) onüç rek'ât olurdu.» derken işittim.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbü't - Teheccüd» ile «Kitâbii's-Savm» da; Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî «Kitâbu's-Salât» da muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

. Bu bâbda Hz. Âişe'den mâada Enes, Câbir b. Abdil-lâh, Haccâc b. Amr, Huzeyfe, Zeyd b. Hâlid, Safvân b. Muattal, Abdullah b. Abbâs, Abdullah b. Ömer, Alîyyü'bnü Ebî Tâlib, Fadl b. Abbâs, Muâviyetü'bnü Hakem, Ebû Eyyûb, Habbâb ve Ümmü Seleme (Radiyaîlahû anhûnı) hazerâtı ile ismi söylenmeyen bir sahabeden hadîsler rivayet olunmuşdur. Bunları Buhârî şârihi Aynî şöyle siralamışdır :

Enes hadîsini Taberânî «El-Evsat» nâm eserinde, Haris b. Nu'mân 'dan rivayet etmişdir. Nu'mân : «Ben, Enes b. Mâ1ik'i şöyle derken işittim demiş:

- Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) , geceyi rükû' ve sücûdları ki metleri kadar uzun olan sekiz rek'ât namaz ile ihya ederdi. Her iki rek'âfın arasında selâm verirdi.» Yalnız hadîsin râvîlerinden Cünâde'yi, Ebû Hatim itham etmişdir.

Câbir hadîsini imam Ahmed, Bezzâr ve Ebû Ya'-lâ, Şurahbîlb. Sa'd 'dan rivayet etmişlerdir. Şurahbîl, Hz. Câbir 'den dinlemiş Câbir (Radiyaîlahû anh) Hudeybiye seferine âid olan hadîsinde :

«Sonra Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Selletn) yatsıyı müteakip onüç rek'ât namaz kıldı, demiş. Râvî, Şurahbîl'i İbni Hibbân mevsuk kabul etmişse de birçokları onun zayıf olduğunu söylemişlerdir.

Haccâc b. Amr hadîsini Taberânî «El-Kebîr» ve «EI-Evsat» nâm eserlerinde Kesir b. Abbâs 'dan rivayet etmişdir. Mezkûr hadîsde Hz. Haccâc: «Sizden biriniz geceleyin kalkarak sabaha kadar namaz kılmakla teheccûd yaptım mı sanıyor? Teheccüd ancak biraz uyudukdan sonra namaz kılmak, sonra yine bir az uyuduk sonra,namaz kılmak, sonra yine biraz uyuduktan sonra namaz kılmakla olur. Resûlüllah (Saliailahü Aleyhi ve Sellem) 'in namazı hu idi.» demişdir

Huzeyfe hadîsini Muhammed b. Nasr (Kiyâmü'l-Lpyl» adlı eserinde Hz. Huzeyfe 'nin amcası oğlundan rivayet etmiş-dir. Bu hadîsde Huzeyfe (Radiyaîlahû anh):

«Ben, Resûlüllah (Saliailahü Aleyhi ve Sellem)'\n yanıbaşına durdum. Yedi rek'ât namazda yedi tane uzun sûre okudu ilâh...» demişdir.

Zeyd b. Hâli d hadîsini Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, Tirmizî ve İbni Mâc-'e, Abdullah b. Kays b. Mahrame 'den rivayet etmişlerdir. Mezkûr hadîsde Hz. Zeyd vb. Hâlid: «Ben elbette Resûlülah (Saliailahü Aleyhi ve Sellem) 'in nasıl namaz kıldığını göstereceğim.» diyerek hafif iki rek'ât namaz kılmış; sonra uzun amma çok uzun iki rek'ât namaz kılmış; sonra iki rek'ât daha kılmış. Bunlar, önceki iki rek'âtdan daha kısa imişler. Sonra iki rek'ât daha kılmış. Bunlar da kendilerinden Öncekilerden daha kısa imişler. Sonra iki rek'ât kılmış; bunlar da kendilerinden öncekilerden daha kısa imişler. Sonra iki rek'ât daha kılmış; bunlar da kendilerinden öncekilerden daha kısa imişler. Sonra vitr'i yapmış. Böylelikle kıldığı namazlar onüç rek'ât olmuşlar.

Safvân b. Muattal hadîsini imam Ahmed b. Hanbe1 «Ziyâdât» ında, Taberânî «El-Kebîr» inde Ebû Bekr b. Abdirrahmân tarîki ile Hz. Safvân'dan rivayet etmişlerdir. Bu hadîsin sonunda Hz. Safvân :

«Peygamber (Saliailahü Aleyhi ve Sellem) onbir rek'âî namaz kıldı.» demişdir.

Abdullah b. Abbâs hadîsini eimme-i sitte yâni B u -hârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, Tirmizî ve İbni Mâce rivayet etmişlerdir.

Abdullah b. Ömer hadîsini Nesâî ile İbni Mâce, Âmir-i Şa'bî 'den rivayet etmişlerdir. Bu hadîsde Hz. A -mir: «İbni Abbâs ile Abdullah b. Ömer (Radiyaîlahû anhûm)'e, Resûlüllah (Saliailahü Aleyhi ve Sellem) 'in gece namazını sordum, onüç rek'ât olduğunu; sekizini gece kılardığını, üç rek'âtda vitir yapar-dığını, iki rek'ât da fecr doğdukdan sonra kılardığını söylediler.» demektedir.

Alîyyü'bnü Ebî Tâlib hadîsini imam Ahmed «Ziyâdât» ında rivayet etmişdir. Bu hadîsde Hz. A1î (Radiyaîlahû anh} :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), geceleyin farz namazdan mânda ona İti rek'ât namaz kılardı.» demişdir. Hadîsin isnadı güzeldir.

Fadl b. Abbâs hadîsini Ebû Dâvûd rivayet etmiş-dir. Mezkûr hadîsde Hz. Fadl:

«Bir gece ben. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )'in nasıl namaz kıldığını görmek için, onun yanında kaldım. Derken kalkarak abdest aldı ve iki rek'ât namaz kıldı, (Namazda) kıyamı, rükû'u gibi, rükû'u da sücûdu gibi idi. Sonra uyudu...» diyerek Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in gece namazını anlatmış ve hadîsin sonunda:

«Bu minval üzere devam ede ede nihayet on rek'ât namaz kıldı. Sonra kalkarak bir rekât daha kıldı, onunla da vitir yaptı.» demişdir.

Muâviyetü'bnü Hakem hadîsini Taberânî «El-Kebîr» inde rivayet etmişdir. Bu hadîsde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setlem) 'in geceleyin onbir rek'ât namaz kıldığı ve sağ tarafına uzandığı bildirilmişdir.

Ebû Eyyûb hadîsini imam Ahmed ile Taberânî rivayet etmişlerdir. Bu hadîsde, Hz, Ebû Eyyüb şöyle demektedir:

«Şüphesiz ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin namaz kılmağa kalktığı vakit dört rek'ât kılar müteaâkiben konuşmaz ve hiç bir şey emretmezdi. Her iki rek'âtda selâm verirdi.»

Habbâb b. Erat hadîsini Nesâî, Habbâb'ın oğlu Abdullah 'dan rivayet etmişdir. Hz. Habbâb, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikde Bedir gazasına iştirak eden gazilerdendir. Kendisi bir gece sabaha kadar Resûl-ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gözetlemiş Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fecr doğarken namazdan selâm verince Habbâb (Radiyallahû anh) ; yanına sokularak :

«Yâ Resûlâllah! Annem babam sana feda olsun! Vallahi bu gece Öyle namaz kıldın ki, seni böyle namaz kılarken görmüş değilim.» demiş; Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisine :

«Evet Çünkü bu namaz rağbet ve korku namazıdır.» buyurmuşlar.

Ümmü Seleme hadîsini Ebû Dâvûd ile Tirmizî ve Nesâî, Ya'lâ b. Mâlik 'den rivayet etmişlerdir. Bu hadîsde Ya'1â'nın, Ümmü Seleme (Radiyallahû anha) ya Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in namazda neler okuduğunu sorduğu, Hz. Ümmü Seleme 'nin: Onun namazından size ne? Kalkar namaz kılar, namazı kadar da uyur; sonra yine uyuduğu kadar namaz kılar; sonra namazı kadar uyur; sabaha kadar bu minval üzere devam ederdi.» cevâbını verdiği bildirilmektedir.

İsmi bildirilmiyen sahabenin hadîsini Nesâi rivayet etmişdir.

Ebû Seleme, Hz. Âişe 'ye, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ramazandaki namazını sormakla, ramazan gecelerinde kıldığı namazını kasdetmişdir. Hz. Âişe'nin, ona cevaben: «Artık onların uzunluğunu ve güzelliğini sorma!..» demesi, o rek'âtların son derece güzel ve uzun olup târifden müstağni bulunduklarını anlatmak içindir.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin geceleyin kıldığı namazları yalnız ramazana mahsus değil, daimî idiler.

2- Bu hadîs, sorulan bir şey hakkında verilen cevâbın umûmîleştiril-mesine işaret etmektedir. Çünkü Hz. Ebû Seleme, Âişe (Radiyallahû anha)'y& yalnız Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin ramazan geceler indeki namazını sormuş, Hz. Âişe, ona umûmî bir cevap vermişdir. Cevâbın böyle umûmî verilmesi, soran kimse o hükmü yalnız o hâdiseye mahsus zannetmesin diyedir.

Yine Âişe (Radiyallahû anha) 'nin.:

«Dört rek'ât namaz kılardı.» sözü, (gece namazlarında efdal olan dört rek'âtda bir selâm vermekdir.) diyen imam A'zam'm delîl-lerindendir. Hadîs, ayni zamanda imam Mâlik gibi dört rek'âtda selâm vermeyi tecviz etmiyenlerin aleyhine delildir.

3- Hz. Âişe 'nin :

«Sonra üç rek'ât namaz kılardı.» sözü, vitr namazının bir selâmla üç rek'ât kılınacağına kaail olan Hanef ilerin delîllerindendir. Gerçi Resulü Zîşân (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin bir rek'âtla vitir yaptığı ve keza:

«isteyen bir rek'âtla vİtr yapsın!» buyurduğu sabit ohnuşdur. Lâkin bu bir rek'ât, ondan önceki çift rek'âtı tek hâle getiren rek'âtdır. Yoksa yalnız başına bir reVâthk bir namaz değildir.

4- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin uyumakla ab-desti bozulmaz. Çünkü onun kalbi dâima uyanıkdır. Bu husûsda sair Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dahî ayni hükümdedirler. Bizim Peygamberimiz gibi onların da gözleri uyur fakat kalpleri uyumaz. Bu hâl Peygamberlerin hasâismdandır.

5- Uyku, ümmetin abdestini bozar. Bu bâbdaki tafsilâtı evvelce gÖrmüşdük .

6- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin bütün sene kıldığı namazlar biribirine müsavi idi.

7- Hadisin bir rivayetinde Âişe (Radiyallahû anha) :

«Sonra oturduğu yerden iki rek'ât daha kılardı...» demektedir.

Kaadı İyâz'm beyânına göre Evzâî ile Ahmed b. Hanbel bu hadîsin zahiri ile amel etmiş; vitir namazından sonra oturarak iki rek'ât nafile kılmayı mubah görmüşlerdir. îmam Ahmed: «Bunu, ben yapmam ama yapanı da menetmem.» demişdir. İmam Mâlik ise vitir'den sonra oturarak nafile kılmayı doğru bulmamişdır,

Nevevî diyor ki: «Doğrusu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) vitir namazından sonra bu iki rek'ât nafileyi oturarak kılmış ve bununla vitir'den sonra namaz kılınabileceğini; nafile namazı oturarak kılmanın da caiz olduğunu göstermek istemişdir. Onun için onu devam üzere yapmamış; bir veya iki yahut bir kaç kere ile iktifa etmişdir, Âişe (RadiyaÜahû anha) 'nm : «Kılardı...) demesi seni yanıltmamah. Çünkü ekseri ulemâ ile usûl-i fıkıh ulemâsının muhakkıklarına göre «İdi», yardımcı fiili, devam ve tekrar ifâde etmez. O yalnız mazide işin bir defa vuku bulduğunu bildirir. Şayet tekrar ifâde eden başka delü varsa, onunla amel edilir. Yoksa bu kelime tekrar ifâde etmek için vaz' olunmamışdır. Âişe (Radiyallahû anha) bir hadîsinde :

(Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ihramdan çıktıkdan sonra tavaf etmeden koku sürerdim.) demişdir. Hâlbuki Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. Âişe ile evlendikden sonra yalnız bir hacc yaptığı, onunda veda haccı olduğu malûmdur. Şu hâlde «idi.» kelimesi bir defa mânâsında kullanılmıştır.

Hz. Âişe'nin (Oturarak kıldı...) diye rivayet ettiği iki rek'âtı bu şekilde te'vîl etmemiz, sahîheyn ile şâir kitaplarda Hz. Âişe'den ve diğer birçok sahâb-i kiramdan gelen meşhur rivayetler Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in geceleyin kıldığı son namazı vitir olduğunu bildirdikleri içindir...»



129- (739) Bize, Ahmed b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, 2ü-heyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû İshâk rivayet etti. H.

Bize, Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayseme, Ebû İshâk'dan naklen haber verdi. Demiş ki: Esved b. Yezîd [48]'e, Âişe'-nin, kendisine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 3in namazlarına âid neler söylediğini sordum, Âişe şöyle demiş:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), gecenin evvelinde uyur; sonunu ihya ederdi. Sonra ehline bir ihtiyâcı olursa, ihtiyâcını görür bilâhara uyurdu. Birinci nida vakti oldumu (döşeğinden) sıçrardı. (Râvî : Hayır, vallahi Âİşe, kalktı demedi; demişdir.) Müteakiben üzerine su dökünür {Râvî, buraçfa : Vallahi Âişe yıkandı, demedi ama ben, onun ne demek istediğini biliyorum; demiştir.) Şayet cünup değilse bir insanın namaz için aldığı ab-dest gibi abdest alır; sonra iki rek'ât namaz kılardı.»

Hz. Aişe'nin :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gecenin evvelinde uyur, sonunu ihya ederdi.» sözü ibâdette en son dereceye değil orta dereceye varmağa çalışmanın lüzumuna delildir. Çünkü her amelin hayırlısı ortası ol-<îuğu hadîs-i şerifle sâbitdir. Netekim Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde : «Şüphesiz ki, nefsinin senin üzerinde hakkı vardır. Gözünün de senin üzerinde hakkı vardır...» buyurmuşlardır. Bir de amel az olursa devam eder; bu suretle zamanla o az amel çok olur. Az amel nefse hafif gelir. Çok amel ise bâzeıı yapüamayıp; terkedilir. Hâl böyle olunca geceleyin yapılacak ibâdetin sona bırakılması efdal görülmüşdür. Zîra gecenin sonu hak-îjftfida vârid olan deliller, onun icabet zamanı olduğunu isbât etmişlerdir. Gece namazından sonra uyumayı ulemâ iyi görürler. Çünkü uyku yorgunluğu giderir; sabah namazı için insana neşât verir. Hz. Âişe 'nin: «Bîrinci nida vakti oldumu döşeğinden sıçrardı.» sözü ibâdet için dâima neşâtlı bulunmanın lüzumuna delildir. Bu husûsda Kesûlüllah (Sallallahü dieyhi ve Sellem) Efendimiz : «Kuvvetli mü'min, Allah indinde zayıf mü'minden daha hayırlı ve daha makbuldür.» buyurmuşdur. Buradaki birinci nidadan maksad uykudan uyandırmak için okunan ezandır. Hadîsin sonunda bahsedilen iki rek'âtdan murâd, sabah namazının sünnetidir. 130- (740) Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Yahya b. Adem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Am-mâr b. Ruzeyk, Ebû İshâk'dan, o da Esved'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin son namazı vitir oluncaya kadar namaz kılardı.» Bu hadîs vitir namazını, gece namazlarının sonuna bırakmanın sünnet olduğuna delildir. Nevev'î (631-676) bütün ulemânın buna kaail olduklarını söylemişdir. Gerçi babımız hadîslerinden birinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi xe Sellem) 'in vitir namazından sonra oturarak iki rek'ât nafile kıldığı da rivayet olunmuşsa da bunun: devam üzere değil, caiz olduğunu bildirmek için ancak bir iki defa yapmışdır; şeklinde teVîl edildiğini az yukarda gördük. 131- (741) Bana, Hennâd b. Seriy rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû'l-Ahvas, Eş'as'dan, o da babasından, o da Mesrûk'dan naklen rivayet etti. Mesrûk şöyle demiş: Âişe'ye, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in amelini sordum : — Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devamlı olan ameli severdi, cevâbını verdi. — Ne zaman nama? kılardı? dedim. — Horozun sesini işittiği zaman kalkar, namaz kılardı; dedi. Bu hadîsi Buhar: «Kitâbu't-Teheccüd» ve «Kitâbü'r-Rikaak» da; Ebû Dâvûd ile. Nesâî «Kitâbu's-Salât» da muhtelif r.âvîler-den tahrîc etmişlerdir. Devamlı amel'den murâd, örf-ü âdete göre, devamlı sayılandır. Yoksa bütün zamanlan ibâdetle doldurmak değildir. Çünkü kul için bunun imkânı yokdur. Sarih : Na'racı ve yaygaracı mânâsma gelirse de, burada ondan mu-râd horozdur. Horoz, ekseriyetle gece yarısı ve sabaha karşı öter. Demek oluyor ki, Resûİ-ü Zîşân (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin her gece âdeti, horoz öttükden sonra kalkıp namaz kılmakmiş. Bâzıları horoz ötümü zamanının, devam bildirmediğini ileri sürerek, bunun Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in devamına zıd düştüğünü iddia et-.mişlerse de kendilerine buradaki devamdan maksad bütün vakitleri ibâdetle doldurmak değil, her gece horoz Öttükçe kalkarak ibâdete devam etmesidir; şeklinde cevâp verilmişdir. Hadis-i Şerifden Çıkarılan Hükümler: 1- Bu hadîs, bir ibâdeti devam üzere yapmaya teşvik etmektedir. 2- Daimî sûretde yapılan az ibâdet, bir müddet sonra terk edilen çok: ibâdetden daha hayırlıdır. 3- İbâdette iktisâd yâni orta derecede bulunmak efdaldır. 132- (742) Bize, Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İbni Bişr [49], Mis'ar'dan, o da Sa'd'dan, o da Ebû Seleme'den, ö da Âişede'den naklen haber verdi, şöyle demiş: «Seher vaktinin sonu, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i benim evimde yahut yanımda ancak uykuda bulurdu.» Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu't-Teheccûd» de; Ebû Dâvûd ile İbni Mâce «Kitâbü'sSalât» da muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Hz. Âişe, bu sözleri Ebû Seleme'nin suâline cevap olarak soylemişdir. Hz. Ebû Seleme, Resûlüllah (SallallahüAleyhi ve Sellem)'in sabah namazının sünnetinden sonra seher vaktinde uyuyup uyumadığını sormuşdu. Seher vakti, lügat ulemâsına göre, tanyeri ağırmazdan önceki zamandır. Sehûr da, bundan alınmadır. Buna bakarak bâzıları: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in uyuması, horoz öttükdön sonra başlamışdır.» demişlerse de Aynî'ye göre bu uykudan murâd, sabah namazının iki rek'ât sünnetinden sonra sağ tarafına uzanmasıdır. «Sünen-i Ebî Dâvûd» şerhinde Hz. Âişe'nin: «Son seher vakti Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)^ benim evimde ancak uyurken bul-muşdur.» sözü «Seher vakti geldikde Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ancak uykuda bulunurdu.» şeklinde tefsir edilmişdir. Şu hâlde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in uykusu geceleyin olduğu gibi, ibâdeti de sehere kadar devam etmiş demekdif- Bu hadîsde mevzû-i bahis olan uykunun Dâvûd (Aleyhisselâm)'m uykusu olduğu söylenir. Dâvûd (Aleyhisselâm) gecenin evvelinde uyu*, sonra Allah Teâlâ Hazretlerinin: -Benden bir dileği olan var mı?» diye nida buyurduğu vakitte kalkar, ibâdet eder, sonra tekrar yatarak gece nâr mazının yorgunluğunu giderirmiş. î§te seher vaktindeki uykudan murâd budur. İbni Battal ( -444) t Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in seher vaktinde uyumasının raHıazandan gayrı uzun gecelere mahsûs olduğunu söyler. 133- (743) Bize, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Nasr b. Aliy ve İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Ebû Bekir de<*i ki: Bize, Süfyân b. Uyeyne, Ebû'n -Nadr'dan, o da Ebû Seleme'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe, şöyle demiş : «Peygamber (Sallallahü Aleyhi^Sellem), sabah'ın iki rek'âî sünnetini kıldığı vakit, şayet ben uyanık bulunursam benimle konuşurdu; aksi takdîr-de (istirahat için sağ tarafına) uzan'™'-* (...) Bize, İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Ziyâd b. Sa'd [50]'dan, o da İbni Ebî Attâb [51]'dan, o da Ebû Seleme'den, o da Âişe'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen yukanki hadisin mislini rivayet etti. Bu hadîs, sabah namazının sünnetinden sonra bir parça uzanıp yatmanın sünnet olmadığına delâlet etmektedir. Çünkü uzanmak sünnet olsa Hz. Âişe uyanıkken dahi Resûlüllah (SaValtahü Aleyhi ve Selle m) onu terk etmezdi. Hadîs-i şerif, sabah namazının sünnetinden sonra konuşmanın mubah olduğuna da delildir. Nevevî: «Bizim mezhebimiz ve keza imam Mâlik ile cumhûr-u ulemânın mezhepleri de budur. Kaadı Iyâz, Küfe ulemâsının İbni Mes'ûd (Radiyallahûanh) ile diğer bâzı selefdeıı naklen bu vaktin istiğfar zamanı olduğunu bildirerek konuşmayı kerih gördüklerini söyler. Fakat doğrusu konuşmanın mubah olmasıdır. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) konuşmuşdur. Vaktin istiğfar için müstehab olması, konuşmaya mâni değildir.» diyor. 134- (744) Bize, Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, A'meş'den, o da Temîm [52] b. Seleme'den, o da Urvetü'bnü Zübeyr'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş : «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), geceleyin namaz kılardı. Vilr'i kıldımt bana : Kalk vîfr'i kıl Yâ Âise! derdi.» 135- (...) Bana, Hârûn b. Saîd El-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İbnİ Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Süleyman b. Bilâl, Rabîatü'bnü Ebî Abdirrahmân'dan, o da Kaasim b. Muhammed'den, o da Âişe'den naklen haber verdi ki; «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin namazını Âişe önünde aykırı yatarken kılar, yalnız vitir namazı kaldığı vakit onu uyandırır; o da vitr'ini kılarmış. Bu hadîsi Bühâri «Kitâbu's-Salât» ve «Ebvâlü'1-vitr» de; Nesâî «Kitâbu's-Salât» da tahrîc etmişlerdir. Hadisden Şu Hükümler Çıkarılmışdır: 1- İbni Battal: «Uyuyan bir kimsenin arkasnıda namaz kılmak caizdir. Yalnız ulemâdan bir taife, uyuyan kimsenin, uyanıp da namaz kılanı meşgul edeceğinden yahut güldürerek namazını bozduracağından endişe ederek, bunu mekruh görmüşlerdir.» diyor. İmam Mâlik: «Arada perde olmaksızın uyuyan kimseye karşı namaz kılmak, caiz değildir.» demişdir. Tâbîîn'den Tâvûs'la Mücâhid'in kavilleri de budur. Hattâ Müeâhid : «Namazı oturarak kılmam, benim için uyuyan bir kimsenin arkasında kılmakdan daha iyidir.» demişdir. Vâkıâ uyuyan kimsenin arkasında namaz kılmakdan nehiy eden birçok hadîsler vardır. Fakat bunların hepsi zayıf olduğu için bu bâbdaki memnûiyet, kerahet derecesini geçememişdir. 2- İbâdet için uyuyan kimseyi, uyandırmak müstehabdır. 3- Vitr namazını, gecenin sonuna doğru bırakmak müstehabdır. Bu husûsda teheccüd namazının kılınmış veya kılınmamış olması hüküm it-tibârı ile birdir. Yeter ki, namaz kılan gecenin sonuna doğru uyanacağından emin olsun. 136- (745) Bize, Yalıya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süf-yân b, Uyeyne, Ebû Ya'fûr'dan naklen haber verdi. (Bu zâtın ismi Vâkjd, lâkabı da Vakdân'dır.) H. Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebû Küreyb dahî rivayet ettiler, dediler ki: Bize, Ebû Muâviye, A'meş'den rivayet etti. Bunların ikisi de Müslim'den, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen rivayet etmişlerdir. Âişe şöyle demiş: «ResûlüIIah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) , gecenin her cüz'ünde vitir namazı kıfmışdır. Neticede vitr'i seherde nihayet bulmuşdur.» 137- (...) Bize, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Vekî', Süfyân'dan, o da Ebû Hasîn [53]'den, o da Yahya b. Vessâb [54]dan, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: «ResûlüNah (Saîîaîlahü Aleyhi ve Seltem) gecenin her cüz'ünde (yâni) evvelinde, ortasında ve sonunda vitir kılmışdrr. Neticede vitr'i seherde nihayet bulmuşdur.» 138- (...) Bana, Alîyü'bnü Hucr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kirman kadısı Hassan [55], Saîd b. Mesrûk [56]dan, o da Ebû'd-Duhâ [57]'-an, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe, şöyle demiş: «Resûlüllah (SaV.allahü Aleyhi ve Sellem), gecenin her cüz'ünde vifr kil-mışdır. Neticede vitr'i gecenin sonunda nihayet bulmuşdur.» Bu hadîsi Buh ârî «Kitâbü'l - Vitr» de; Ebû Dâvûd «Ki-tâbu's-Salât» da tahrîc etmişlerdir. «Neticede vitr'i seherde nihayet bulmuşdur.» cümlesinden murâd; Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in son zamanlarında vitr'i seher vaktinde yâni gecenin sonunda kıldığını anlatmakdir. Netekim Ebû Dâvûd 'un rivayetinde : «Lâkin vefatı zamanında vitr'i seherde nihayet bulmuşdur.» denilmişdir. Hz. Âişe'nin de beyân ettiği vecîhle Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) vitir namazını gecenin her cüz'ünde yâni kimi evvelinde kimi evvelinde kimi ortasında kimi de sonunda kılmışdir. Fahr-i Kâinat (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, bununla vitir namazının gecenin her cüz'ünde kılınabileceğini anlatmak istemişdir. Vitr'i gecenin sonuna te'-hîr etmesi, uyanacağından emin bulunan kimsenin vitr'i gecenin sonunda kılmasının efdal olduğuna tenbîh içindir. Selefden bâzıları vitr'i gecenin evvelinde kilarlarmış. Ebû Bekr, Osman, Ebû Hüreyre ve Râfi' b. Hadîc (Radiyallahû 'anhûm) bunlar meyânındadır. Ömeru'bnü'1-Ha'ttâb, A1î -yü'bnü Ebî Tâlib, İbni Mes'ûd, İbni Abbâs, İbni Ömer ve Ebû'd-Derdâ, hazerâtı ile Tabiînden birçokları da vitri gecenin sonunda kılarlarmış. Gerçi bir hadîsde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Ebû Hüreyre'ye vitr namazını uyumadan kılmasını emir buyurmuşdur. Fakat bu efdalı beyân değil, onun uyuyup kalacağından endîşe ettiği içindir. îbni Huzeyme 'nin Hz. Ebû Katâde 'den rivayet ettiği bir hadîsde, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. Ebû Bekr'e : «Vitri ne zaman kılarsın?» diye.sorduğu, onun da: «Uyumadan kılarım.» cevâbını verdiği; ayni suâli Dmer'e sorduğu, onun : «Evvelâ uyurum, sonra kalkar vitr'i kılarım.» cevâbını verdiği görülmektedir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , Hz. Ebû Bekr'e : «Sen akıllı davrandm. Yahut sağlama İş yaptın!»; Hz. Ömer'e de : «Sen kuvvetli olan tarafı tutun!» demişdir. Vitir namazı hakkındaki muhtelif rivayetlerin araları nasıl bulunduğunu görmüşdük. Bu husûsda Kaadı İyâz da şunları söylemektedir: «Ulemâ derler ki: Bu hadîslerde İbni Abbâs, Zeyd ve Âişe'den her biri gördüklerini haber vermişlerdir. Hz. Âişe hadî-sindeki ihtilâflar, bâzılarına göre râvîlerden, bâzılarına göre de Âişe (Radiyallahû anha) 'nin kendisindendir. Caiz ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in gece namazını onbir rek'ât kıldığı rivayeti diğerlerinden fazla ola. Hz. Âişe'nin sair rivayetleri bâzı zamanlarda vâkî olan nâ-dırâtdandır. Bunların en çoğu gece namazının, sabahın sünneti ile birlik-de onbeş, en azı da yedi rek'ât olduğunu gösterir ki, bu da vaktin genişliğine veya darlığına göre kıraati uzatarak kılmdığındandır. Netekim Huzeyfe ve îbni Mes'ûd hadîslerinde böyle olduğu bildirilmiş-dir. Yahut uyku veya hastalık gibi bir özürden dolayı veya yaşı ilerlediği vakit bâzı vakitlerde gece namazını böyle muhtelif kılmışdır. Netekim Hz. Âişe: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yaşlandığı vakit gece namazını yedi rek'ât kılmağa başladı; demişdir. Hz. Âişe'nin bazen gece namazının evvelinde kıldığı hafif iki rek'âtla sabah namazının sünnetini saymış olması; bazen de saymaması, yahut bir rivayette bunlardan yalnız birini söylemiş olması da mümkündür... Eu bâbda ötesine geçile-miyen ve noksanı caiz olmayan bir had bulunmadığında hilaf yokdur. Gece namazı ne kadar ziyâde yapılırsa, ecri de o nisbette artan ibâdetlerdendir. Hilaf yalnız Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve SeUem) 'in fi'li ve kendisi için seçtiği mikdâr husûsundadır.» 18- Gece Namazını ve Onu Kılmadan Uyuyan Yahut Hasta Olan Kimsenin. Hükmünü Cami Olan Bab 139- (746) Bize, MuhammediTbnü'l-Müsennâ El-Anezî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Muhammedü'bnü EM Adîyy, Saîd'den; o da Katâde'den, o da Zürâra'dan naklen rivayet etti ki, Sa'dü'bnü Hişâm b. Âmir, .Allah yolunda gazaya niyet ederek Medine'ye gelmiş ve Medine'de kendine âİd bulunan bir akâr'ı satarak, bedeli ile silâh ve at satın almak, böylece ölünceye kadar Bizanslılara karşı cihâdda bulunmak istemiş. Medine'ye gelince, Medîne'lîlerden bâzı kimselere tesadüf etmiş. Onlar kendisini bu işden nehy etmişler ve ona Nebiyyullah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'in hayâtında altı kişilik bir cemâatin bunu yapmak istediğini fakat Nebiyyullah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'in, onları bundan nehyettiğini ve kendilerine: «Benim şahsımda sizin için güzel bir örnek yokmudur?» buyurduğunu haber vermişler. Onlar, bunu söyleyince Sa'd evvelce boşadiğı karısına ric'at [58] etmiş ve ric'at ettiğine şâhid de getirmiş. Müteakiben tbni Abbâs'a gelerek, ona Resûlüllah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) 'in vitir namazını sormuş. İbni 'Abbâs: — Ben, sana Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'İn vitr'ini yeryüzünde yaşıyanların en iyi bilenini göstereyim mi? demiş; Sa'd : — Kimdir o? diye sormuş. Ibni Abbâs : — Âişe'dir. Hemen ona git de sor. Sonra gel de sana verdiği cevâbı bana haber ver!, demiş. (Sâd diyor ki) : — Bunun üzerine ben, Âişe'ye gitmek üzere yola çıktım ve Hakîm b. Eflâh'a vararak Âişe'ye beraber gitmek üzere, onu yanıma almak istedim. Hakîm : — Ben, ona yaklaşmam. Çünkü ben, onu şu iki fırka hakkında bir şey soylemekden n eh yetti m de o, buna razı olmayarak bildiğini işledi... dedi. Ben, Hakime yeminle ısrar ettim. Bunun üzerine (Benimle) geldi. Beraberce Âişe'ye gittik. Ve yanına girmek için izin istedik. Âişe, bize izin verdi; Yanına girdik. Hakîm'i (görünce onu} tanıyarak : — Sen, Hokîm misin? dedi. Hakîm : — Evet. cevâbını verdi. Âişe : — Yanındaki kimdir? dedi; Hakîm : — Sa'dü'bnü Hişâm'dır cevâbını verdi. Âişe : — Hangi Hişâm? dedi. Hakîm ; — Âmir'in oğlu!, dedi. Bunun üzerine Âişe, ona rahmet okudu ve : — Hayırdır inşallah!, dedi. (Râvî Katâde : Hişâm, Uhud harbinde vu-rulmuşdu; demişdir.) (Sa'd diyor ki :) Bunun arpacığından ben : — Ey Mü'minlerin annesi! Bana, Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ahlâkını anlat!, dedim. Âişe : — Sen, Kur'ân okuyorsun değil mi? dedi. — Evet okuyorum!, dedim. — İşte Nebiyyullah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)'m ahlâkı Kur'ân idi. dedi. Bunun üzerine ben kalkmaya davrandım. Ve (bundan sonra) ölünceye kadar kimseye bir şey sormamaya niyet ettim. Sonra aklıma geldi de; — Bana, Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'in gece namazını anlat! dedim; Âişe : — Sen Müzemmil sûresini okuyorsun değilmi? dedi. — Evet okurum! cevâbım verdim; Âİşe : — İşte Allah Azze ve Celle bu sûrenin başında gece namazını farz kıldı. Bunun üzerine Nebiyyullah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) ile ashabı bir sene gece namazına kalktılar. Allah, bu sûrenin sonunu oniki ay semâda tuttu. Nihayet bu sûrenin sonunda tahfifi indirdi de artık gece namazı farzâan sonra kılınan bir nafile oldu... dedi. Ben : — Ey Mü'minlerin annesi! Bana, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setiem) 'in vit'rinden haber ver; dedim; Âişe : — Biz, onu misvâkini ve abdest suyunu hazırlardık. Allah da, onu geceleyin ne zaman uyandırmak dilerse, uyandırırdı. Bunu müteâkib misvak tutunur; abdest alır ve dokuz rek'ât namaz kılardı. Bu rekâtların yalnız sekizincisinde oturur da, Allah'ı zikreder; ona hamd eyler ve duada bulunurdu. Sonra selâm vermeden ayağa kalkar, dokuzuncu rek'âtı da kıladrt. Sonra oturarak Allah'ı zikreder, ona hamdeyler ve duada bulunurdu Sonra bize işittirecek derecede selâm verirdi. Selâm verdikten sonra oturduğu yerden iki rek'ât namaz kılardı. İşte yavrum bu namaz onbİr rek'âtdır. Nebiyyullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yaşlanıp et tutunca vitri yedi rek'ât kılmaya başladı. Bu İki rek'âtı yine eskiden kıldığı gibi kıldı. Böylece bu da dokuz rek'ât oldu yavrucuğum! Nebiyyullah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) bir namazı ki İd imi, artık ona devam etmeyi severdi. Şayet kendisine uyku veya bîr sızı galebe çalar da, gece namazın! kılamazsa (onun yerine) gündüzün oniki rek'âtnamaz kılardı Nebiyyullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bütün Kur'ânı bir gecede okuduğunu, bütün bir gece sabaha kadar namaz kıldığım ve Ramazandan başka tam bir ay oruç tuttuğunu bilmiyorum... dedi. Bunun üzerine Ben, İbni Abbâs'a giderek Âişe'nin söylediklerini ona anlattım. İbni Abbâs: — Âişe doğru söylemiş! Ona yaklaşır olsam yahut yanma girip çıkar olsam mutlaka onun yanma gider, bunları onun ağzından dinlerdim, dedi. Ben: — Senin, onun yanma girmezdiğini bilseydim, onun hadîsini sana söylemezdim., dedim. (...) Bize Muhamnıedü'bnü'l-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Muâzü'bnü Hişâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bana, babam, Katâde'den o da Zürâratü'bnüJSvfâ'dan, o da Sa'dü'bnü Hişâm'dan naklen rivayet etti ki, Sa'd karısını boşamış sonra akâr'ını satmak için Medine'ye gitmiş... ve r&vf hadisi yukardaki gibi rivayette bulundu. (...) Bize, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Mu-hammedü'bnü Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîdü'bnü Ebî Arûbe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Katâde, Zürâratü'bnü Evfâ'dan, o da Sa'd b. Hjşâm'dan naklen rivayet etti. Sa'd: «Ben, Abdullah b. Abbâs'a giderek, ona vitri sordum.» diyerek hadîsi kıssası ile rivayet etmişdir. Yalnız bu hadîsde Sa'd: «Âişe, Hişânı kimdi? dedi; Ben: Âmir'in oğludur; dedim, Âişe: Âmir ne iyi adamdı. Uhut gününde vuruldu; dedi.» ibaresini söyle-mişdir. (...) Bize, İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Râfi', ikisi birden Ab-dürrazâk'dan rivayet ettiler. (Demiş ki) : Bize, Ma'mer, Katâde'den, o da, Zürâratü'bnü Evfâ'dan naklen haber verdi ki, Sa'dü'bnü Hişâm'in bir komşusu varmış, Zürâraya o haber vermiş ki, Sad karısını boşamış. Râvî hadisi Sa'd'in hadîsi ma'nasında rivayet etmiş. Bu rivâyetde: «Âişe: Hangi Hişâm? dedi; Hakîm: Âmir'in oğlu; cevâbını verdi. Âişe: O, ne iyi adamdı, Uhud harbinde Resûlüllah (SaliaîlahüAleyhi ve Seilem) ile birlikde vu-rulmuşdu; dedi.» ibaresi ile: «Hakîmu'bnü Eflâh: Beri bak! Ben, senin Âişe'nin yanına girmezdiğİni bilseydim, onun hadîsini sana söylemezdim; dedi.» ifâdesi vardır. 140- (...) Bize, Saîdü'bnü Mansûr ile Kuteybetü'bnü Saîd, hep birden Ebû Avâne'den rivayet ettiler. Saîd, dedi ki: Bize, Ebû Avâne, Katâde'den, o da Zürâratü'bnü Evfâ'dan, o da Sa'dü'bnü Hişâm'dan, o da Âîşe'-den naklen rivayet etti ki; P.esûlüilah (Sailallahü Aleyhi ve Seilem) ağrı veya başka sebepte geceleyin gece namazını ki la m azsa (onun yerine) gündüz oniki rek'ât namaz ki 1arm iş. . 141- (...) Bize, Aliyyü'bnii Haşrem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İsâ —ki İbni Yûnus'dur— Şu'be'den, o da Katâde'den, o da Zürâra'dan, o da Sa'dü'bnü Hişâm-i Eıısârî'den, o da Âişe'den naklen haber verdi. Âişe, şöyle demiş: «Resûlüllah (Saüalîahü Aleyhi ve Sellem) bir İş yaparsa, onu devam ettirirdi. Geceleyin uyur yahut hastd olursa (kılamadığı gece namazının yerine) gündüzleyîn oniki rek'ât najnaz kîlardi.» Âişe, şunu (da) söylemiş: «Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'in sabaha kadar namaz kıldığını görmedim. Ramazandan gayrı peşi peşine bir ay oruç da tutmuş değildir.» Bu hadîsin siyakından anlaşılıyor ki, Sa'dü'bnü Hişâm Allah rızâ ısiçin ölünceye kadar gazada bulunmaya niyet etmiş. Bu maksad-la karısını da boşamış ve Medîne'de bulunan bir arsasını satarak, bedeli ile fîsebîlillâh çalışanlara tasadduk etmek istemiş. Bu maksadla Medine'ye gelince Medîne Zi'lerden bâzı kimseler, Resûlüllah (Saltaliahü Aleyhi ve Sellem) devrinde altı kişilik bir cemâatin ayni şey'i yapmak istediklerini,, Feyegamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in buna râ-zi olmıyarak kendilerini nehyettiğini söylemişler. O da niyetinden vazgeçerek* boşadığı karısına dönmüş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kadınlarını boşayarak, kendilerini hak yolunda mücâhedeye vakfeden altı zâtı nehy buyurması, dünyâda zühd-ü takvâ'mn, kadın boşamakla tehakkuk edemiyeceğine delildir. Sa'd bu mes'eleden sonra Hz. İbni Abbâs'a müracaat ederek, ona Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in vitir namazını sormuş; o da bu işi yeryüzünde en iyi bilen Hz. Âişe 'dir; diyerek kendisini Âişe (Radiyallahû anha) 'ya gondermişdir. Sa'd, ona Hakîm b. Ef1âh ile birlikde gitmeyi daha muvafık bularak Hakîm'e müracaat etmiş ise de Hakim: «Âişe, Hz. Ali ve Ceme1 ashabı hakkında bir şey söylememesi hususunda benim, kendisine yaptığım ten-bihi kabul etmedi. Neticede iş harbe müncerr oldu.» diyerek, bu teklifi kabul etmek istememiş; fakat Sa'd yemin ederek ağır basınca daya-namıyarak teklifi kabul etmiş ve beraberce gitmişler. Hadîs-i şerîfde zikri geçen iki şîa'dan murâd Hz.A1î tarafdarları ile Ceme1 ashabıdır. Hz. Âişe, Resûlüîlah (Sallullahü Aleyhi ve Selîem) 'in ahlâkının Kur'ân olduğunu söylemişdir. Bu sözden murâd: Resûlüîlah (Salîalîahü Aleyhi ve Selle m)in Kur'ânla amel ettiğim, onun âdabına temâmiyle uyduğunu anlatmakdır. Resûlüîlah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) 'in gece namazı hakkındaki suâle Âişe (Radiyallahû anha) bu namazın evvelâ farz kılındığını; bir sene sonra tahfif edilerek nafile hükmünde bırakıldığını bildirmekle cevap vermişdir. Kaadı İyâz diyor ki: «Gece namazının hükmü hususunda ihtilâf edilmişdir. Gece namazı ekseri ulemâya göre herkes hakkında farzdı. Ebherî, farz değil, mendûb olduğunu söylemişdir. Bâzıları: Peygamber (SaV.allahü Aleyhi ve Sellem) hakkında farz; ümmeti hakkında nafile idi; derler. Farz'dır diyenler, ihtilâf etmişlerdir. Ekserisine göre sonradan farzİyeti nesh edilmişdir. Hz. Âişe'nin delili de budur... Ulemâdan bir taife farzıyetin bakî olduğuna kaaildirler. Onlara göre, bu hüküm nesh edilmemişdir. Kıyam ismi verilebilecek en az bir mikdâr hattâ bir koyun sağacak kadar müddetde gece namazı kılmakla farz ödenmiş olur.» Fakat Nevevî, Kaadî 'nin son sözünü yâni bir koyun sağacak kadar müddetde gece namazı kılmakla farzın ödenmesi dâvasının hatâ ve merdût olduğunu söylemişdir. Çünkü beş vakit namazdan başka farz namaz olmadığına keza ümmet hakkında gece namazının nafile olduğuna icmâ-ı ümmet vardır. Resûlüîlah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) 'in dokuz rek'ât kıldığı gece namazından murâd ne olduğu yukarıda îzâh edilmişdi. Sa'd'in, Hz. İbni Abbâs'a : «Eğer senin Âişe'nin yanma girmediğini bilseydim, onun hadîsini sana söylemezdim.» demesi, Kaadı İyâz'in beyânına göre dargınlığından dolayı onu muâhaze içindir. Âişe (Radiyallahû anha) mü'minlerin annesi olduğu hâlde İbni Abbâs Hazretlerinin, onun yanına girmekden çekinmesi evlâdın, anneden kaçması, ona bakmaması mânâsına geleceğinden, onu Hz. Âişe'nin yanına girmeye mecbur etmek için kendisini onun hadîsinden mahrum etmek istemişdir. Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler : 1- Âlim bir zâta bir mes'ele sorulur da, o mes'eleyi kendinden daha iyi bilen olduğunu hatırlarsa, soran kimseyi ona göndermesi müstehabdır. Çünkü dîn nasîhatdır. Bu türlü hareket ulemânın faziletini i'tirâf, tevazu' ve insaf gibi hasletleri de tezammun eder. Hadîsin buna delîl olan yeri, Hz. İbni Abbâs'm, Sa'd'ı Âişe (Ratüvailahû anha) 'ya gönder-mesidir. 2- Âişe (Radiyallahû anha) 'nm : «Biz, Peygamber (Salia'.îahü Aleyhi ve Sellem) 'in miskâkı ile abdest suyunu hazırlardık:» sözü, ibâdetden önce ona hazırlık yapmanın ve keza uykudan kalkınca misvak tutunmanın müstehab olduğuna delildir. 3- Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in gece namazını uyku veya ağrı, sızı gibi bir manîden dolayı kılamadığı vakit, onun yerine gündüzün oniki rek'ât namaz kılması, gece evradının devam üzere yapılmasına ve bunun müstehab olduğuna delildir. 142- (747) Bize, Hârûn b. Ma'rûf rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Abdullah b. Vehb rivayet etti. H. Bana, Ebû't-Tâhir ile Harmele dahî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İbni Vehb, Yûnus b. Yezîd'den, o da İbni Şihâb'dan, o da Sâib [59] b. Ye-zîd ile Ubeydullah b. Abdillâh'dan naklen haber verdi. Onlar da Abdur-rahmân b. Abdilkaarî [60]'den naklen haber vermişler. Abdurrahmân şöyle demiş: Ben, Ömeru'bnu'l-Hattâb'i şöyle derken işittim: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Bİr kimse hizbini yahut onun bir cüz'ünü okumadan uyur da, onu sabah namazı ile öğle namazı arasında okursa, kendisine onu gece okumuş gibi (sevap) yazılır.» buyurdular. Bu hadîs hakkında Dârekutnî istidrâkde bulunmuş ve onu İbni Mübarek ile başkalarının Hz. Ömer'e mevkuf olarak rivayet ettiklerini binâenaleyh hadîsin muallel olduğunu iddia etmişse de, bu iddia doğru değildir. Hadîs hem metnen hem de seneden şahindir. Gerçi Hz. Ömer'e mevkuf olarak rivayet edildiği doğrudur. Fakat ulemâdan bir cemâat, onu merfû olarak da rivayet etmişlerdir. Kitabımızın başından buraya kadar müteaddid yerlerde gördük ki böyle hem mevkuf hem, merfû olarak rivayet edilen hadîsler, merfû hükmündedirler. Çünkü mevsuk bir râvînin ziyâdesi makbuldür. Bu husûsda merfû_ olarak rivayet edenlerle, mevkuf olarak rivayet edenlerin sayı itibârı iîe biribirinden az veya çok olmalarının da bir te'sîri yokdur. Gece hizbini okuyamıyanların, onu gündüz okudukları takdirde gece okumuş gibi sevap yazılacağı hususunda Kaadı İyâz şunları söy-lamışdır: «Bu, Allah (Azze ve Ceîle) tarafından ihsan buyurulan bir fazilettir. Ve gece nafilesinin efdal olduğuna delâlet. eder. Çünkü bu fazilet yalnız uykunun galebe çalmasına karşı ihsan buyurulmuşdur.» «El -Muvattâ.» da şöyle bir hadîs vardır: «Hiç bir kimse yokdur ki, geceleyin uykusu galebe çalarak terkettiği bir gece namazı bulunsun da, o kimseye o namazın ecri yazılmasın. O kimse için uykusu bir sadakachr» Bu hadîs tafdîl hususunda daha sarîh-dir. Çünkü kulun hem namazdan hapsedildiğine hem de kendisine sevap yazıldığına delâlet etmektedir. Zîra ecrinden bir şey noksan edilecek olsa, uykusu sadaka değil, bilakis mâni' sayılırdı. 19- Evvabin Namazının, Sıcakdan Deve Yavrularının Ayakları Yandığı Zaman Kılınması Babı 143- (748) Bize, Züheyr b. Harfa ile İbni Nümeyr rivayet ettiler. Dediler kî: Biate, İsmâîl —ki İbni Uleyye'dir.— Eyyûb'dan, o da Kaasim-i Şeybânî [61]*den naklen rivayet etti ki, Zeydü'bnü Er kam kuşluk zamanı namaz kılan birtakım insanlar görmüş de: Bu adamlar pek âlâ bilirler ki, bu saatden başka zamanda namaz kılmak daha faziletlidir. Çünkü Resûlüllah (Saîîallahü Aleyhi ve Sellem) : «Evvâbîn namazı, sıcak d an deve yavrularının ayaklan yandığı zaman kılınır.» buyurmuşdur.» demiş. 144- (...) Bize, Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Yahya b. Saîd, Hişâm b. Ebî Abdillâh'dan rivayet etti. Demiş ki: Bize, Kaa-sim-i Şeybânî, Zeydü'bnü Erkam'dan naklen rivayet etti. Zeyd şöyle demiş: Resûlüllah (Sallalîahü A leyhi ve Sellem) Kübalıların yanına gitti, (Yardığında) onlar namaz kılıyorlardı. Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) (onlara) : «Evvâbîn namazı, sicakdan deve yavrularının ayakları yandığı zamandır.» buyurdular. Evvâb: İtaat eden mânâsına mubâleğa sıygasıdır. Salâtü'l-Evvâbîn: Allah'a çok itaat edenlerin namazı demek olur. Bâzıları evvâb'ın, râci' yânî dönen mânâsına geldiğini söylemişlerdir. Fakat birinci mânâ hadîse daha muvâfıkdır. Termedu:. Fi'li ramda' masdarindan alınmişdır ki, kum'un güneşden pek ziyâde ısınması mânâsına gelir. Fisâl: Fasü'in cem'i olup, deve yavruları demekdir. Hadîsin mânâsı: Evvâbîn namazı, güneşin sıcağından, deve yavrularının ayakları kumda yandığı zaman kılınır; demekdir. Bu hadîs kuşluk namazının efdal olan vaktini bildirmektedir. Nevevî diyor ki: «Ulemâmız, bu vaktin kuşluk namazı için en elverişli ve faziletli olduğunu söylemişlerdir. Velev ki kuşluk namazı, güneşin doğmasından zeval vaktine kadar caiz olsun.» 20- Gece Nafilesinin İkişer İkişer, Vitr'in İse Gecenin Sonunda Bir Rek'at Olarak Kılınması Babı 145- (749) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, Nâfi' ile Abdullah b. Dinar'dan dinlediğim, onların da İbni Ömer'den naklen rivayet ettikleri şu hadîsi okudum: Bir adam Resûlüllah (SallallahU Aleyhi ve Sellem) 'e, gece namazım sormuş. Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) : «Gece namazı ikişer ikişerdir. Biriniz sabah olacağından korkarca, bir rek'ât kılsın! Bu onun kılmış olduğu namazı vitir yapar.» buyurmuşlar. 146- (...) Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkid ve Zü-heyr b. Harb rivayet ettiler. Züheyr dedi ki: Bize, Süfyân b. Uyeyne, Züh-rî'den, o da Salim [62]'den, o da babasından, o da Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) buyururken işitmiş olmak üzere rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Abbâd da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize, Süfyân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Amr, Tâvûs'dan, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. H. Bize,Bize, Zührî de Sâlim'den, o da babasından naklen rivayet etti ki, bir adam Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)'e gece namazını sormuş; da: «O, ikişer ikişer kılınır. Sabah olacağından korkarsan bir rek'âfla vitr yapıver!» buyurmuş. 147- (...) Bana, Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr haber verdi, ona da İbni Şihâb söylemiş, ona da Salim b. Abdillâh b. Ömer île Humeyd b. Ab-dirrahmân b. Avf, Abdullah b. Ömer b. Hattâb'dan naklen rivayet etmişler. Abdullah şöyle demiş: Bir adam ayağa kalkarak: Yâ Kesûlallah! Gece namazı nasıl kılınır? diye sordu. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «Gece namazı ikişer İkişerdir. Şâyef sabah olacağından korkarsan bir rek'âtla vitr, yapıver!» buyurdular. 148- (...) Bana, Ebû'r-Rabî' Ez-Zehrânî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hammâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Eyyûb ile Büdeyl, Abdullah b. Şakîk'dan, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etti ki, bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e Ben soranla Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) arasında olduğum hâlde- suâl sordu ve : — Yâ Resûlâllah! gece namazı nasıl kılınır? dedi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhı ve Sellem) : «İkişer ikişer kılınır. Sabah olacağından korkarsan bîr rek'ât (daha) kıl. Ve namazının sonunu vitir yap!» buyurdular. Bir sene sonra ben yine o yerde iken Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e biri suâl sordu. Ama o adammıydı, başka birimiydi bilemiyo-•rum. Ona da ayni şey'i söyledi. (...) Bana, Ebû Kâmil rivayet etti, dedi ki: Bize Hammâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Eyyûb ile Büdeyl ve Imrânü'bnü Hudeyr, Abdullah b. Şakîk'dan, o da İbni Ömer'den naklen rivayet ettiler. H. Bize Muhammed b. Ubeyd EI-Guberî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hammâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb ile Zübeyrü'bnü Hırrît, Abdullah b. Şakîk'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet ettiler. İbni Ömer: «Bir adam, Peygamrer (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj'e sordu. .» demiş. Mezkûr râvîler yukarki hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Yalnız bunların ikisinin hadîsinde dahî «hâdiseden bir sene sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) 'e bir adam suâl sordu...» cümlesi ile ondan sonrası yokdur. Bu hadîsi Buhârî «Ebvâbü'I-Vitr» de; Ebû Dâvûd ile Nesâî de «Kitâbu's-Salât» da muhtelif râvîlerden tahric etmişlerdir. Taberânî'nin «Mu'cem» inde Resûlülah (Sallallahü Aleyhi re Seîlem) 'e suâl soran zâtın Abdullah b. Ömer (RadiyaUahû c.rh)' olduğu bildirilmişdir. Ancak Abdullah b. Şakîk rivayetinde; Hz. Abdullah b. Ömer'in hadîsin râvîlerinden biri olduğu hattâ soran zâtla Peygamber (Sa^c'lohü Aleyhi ve Seîlem) 'in arasında bulunduğu görülüyor ki, bu takdirde soranın başkası olması lâzım gelir. Filhakika Muhammedü'bnü Nasr «Ahkâmü'1-Vitr» nâm eserinde Hz. Abdullah b. Ömer 'den rivayet ettiği bir hadîsde Uesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeJlem) 'e suâl soran zâtın bir bedevi olduğunu kaydetmişdir. Aynî diyor ki: «Mes'ele soran zâtların müteaddid olduğuna ham-ledilirse, itiraz yokdur. Ama soran ayni zât ise Hz. İbni Ömer'in o zât hakkında bir defa bir adam, başka bir defa bir bedevi; demiş olması caizdir. Soran zâtla birlikde kendisinin sormuş olması da mümkündür.» Sorulan suâl gece namazının kaç rek'ât olduğuna dâirdir. ResûrÜllah (Sallallahü Aleyhi re Seîlem) 'in cevaben: «ikişer ikişerdir.» buyurması, bunu gösterir. Çünkü cevap suâle mutabık olmak icâb eder. Hadîsin bir rivayetinde Hz. İbni Ömer'e «ikişer ikişerdir.» sözünün ne demek olduğu sorulmuş, İbni-Ömer: «îki rek'âtda bir selâm verirsin.» cevâbını vermişdir. Ulemâdan bâzıları: «Bu hadîsde (ikişerin mânâsı her iki rek'âtda te-şehhüd okumakdır.) diyen bâzı Hanefîlere red cevâbı vardır. Çünkü hadîsin râvîsi o hadîsden murâd ne olduğunu daha iyi bilir. Akla gelen mânâ râvîn.in tefsir ettiğidir. Zira dört rek'âtlı namazlara ikişer denilmez.» şeklinde mütâlâada bulunmuşlardır. Aynî bunlara, şu cevâbı veriyor: «Buna kaail olan Hanefî 'nin sözü selâmın nefyini (yâni verilmemesini) îcâb etmez; onun maksadı her iki rek'ât arasında mutlaka teşehhüd yapılması lâzım geldiğini anlatmak-dır. îki rek'âtda bir selâm verip vermemesi mes'elesi ise ayrı bir bahis-dir. Hem dört rek'âtlı namazlara selâmdan kat-i nazar —ikişer rek'ât kı-lınmalar-ma bakarak, onlarda— ikişer ikişer kılınır denilebilir.» Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler: 1- İmam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbel ve Hanefî.1 erden imam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed gece namazlarının ikişer rek'âtda bir selâm vermek suretiyle kılınacağına kaail olmuşlardır. Delilleri bu hadîsdir. Gündüz nafilelerine gelince Hanefiyye imamlarından Ebû Yûsuf'la Muhammed'e göre onlarda dört rek'âtda selâm verilir, îmam A'zam'a göre; gece ve gündüz nafilelerinin hepsinde dört rek'âtda bir selâm verilir. İmam Şafiî gece ve gündüz nafilelerinde ikişer rek'âtda bir selâm verileceğine kaail olmuş; bu hususa «Sünen» sahiplerinin Hz. Abdullah b. Ömer (Radiyallahû anh) dan tah-rîc ettikleri bir hadîsle istidlal etmişdir. Mezkûr hadîsde : «Gece ve gündüz nafileleri ikişer ikişer kılınır.» buyurulmuşdur. Bu bâbda Ebû Hüreyre ile Âişe (Radiyallahû anhûma) 'dan dahî rivayetler vardır. İmam A'zam'm gece namazı hakkındaki delili: Ebû Dâvûd'un «Sünen» inde tahrîc ettiği Hz. Âişe hadîsidir. Bu hadîsde Âişe (Radiyallahû anha) 'ya, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in gece yarısı kıldığı namazı sorulduğu, da şu cevâbı verdiği bildiriliyor : «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yatsı namazını cematla kılar sonra evine dönerek dört rek'ât namaz kılar; sonra döşeğine uzanırdı...» Ebû Dâvûd: «râvîlerden Zûrâratü'bnü E vf â 'nm bu hadîsi Hz. Âişe 'den işitip işitmediği söz götürür.» demiş; sonra,ayni hadîsi başka bir tarîkle yine Hz. Âişe 'den rivayet etmiş ve: «Bence mahfuz olan rivayet budur.» demişdir. îmam Ahraed'in «RJüsned» inde Abdullah b. Zübeyr (Radiyallahû anh) 'dan tahrîc ettiği bir hadîsde Hz. Abdullah : «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) yatsıyı kıldımı, dört rek'ât namaz daha kılar, bir rek'âtla da vitr yapardı. Sonra uyur; ondan sonra gece namazını kılardı.» demişdir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in geceleyin kıldığı namazların rek'ât sayıları hakkında evvelce beyân ettiğimiz vecîhle Hz. Âişe'den muhtelif rivayetler vardır. Bunların araları nasıl bulunduğunu az yukarıda götmüşdük. İmam A'zanKın gündüz nafileleri hakkındaki delili Müs1im'in rivayet ettiği Âişe (Radiyallahû anha) hadîsidir. Mezkûr hadîsde Resûl-ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin kuşluk namazını dört rek'ât kılardığı ve Allah'ın dilediği mikdâr ziyâde ederdiği bildirilmektedir. îmam Şafiî 'nin istidlal. ettiği îbni Ömer hadîsine şöyle cevap verilmişdir; Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiş; onun hakkında kendisi bir şey dememişse de başkalarının sözlerini naklederek şunları söylemişdir: «Şu'b.e 'nin arkadaşları bu hadîs hakkında ihtilâf etmiş; bâzıları onu merfû'; bâzıları da mevkuf olarak rivayette bulunmuşlardır. Bu hadîsi Abdullah b. Ömer 'den, mu'temed râvîler rivayet etmişlerdir. Ama Hz. Abdullah mezkûr hadîsde gündüz namazından bahsetmemişdir.» Ayni hadîs hakkında Nesâî: «Bu hadîs bence hatâdır.» demişdir. Yine Nesâî «Es-Sünenü'1-Kübrâ» adlı eserinde bu hadîs'in isnadını iyi bulmuş; yalnız îbni Ömer Hazretlerinin râvîlerinden bir cemâatin Ezdî'ye muhalâfet ederek, hadîsde gündüz sözünü anmadıklarım; Salim, Nâfi' ve Tâvûs'un gündüzü anmıyanlar me-yâmnda olduklarını söylemişdir. îbni-Ömer hadîsi «Sahüıeyn» de mevcûddur. Fakat gerek Bu-hâri'deki gerekse Müslim'deki rivayetinde gündüz kaydı yokdur. Dârekutnî: «îbni Ömer 'den merfû' olarak rivayet edilen (gece ve gündüz nafileleri ikişer ikişer kılınır...) hadîsi mahfuz değildir. Bu hadîsdeki gündüz kaydı Ya'1âb. Atâ' tarîki ile A1îyyi Bârikî 'den rivayet edilmişdir. Fakat bu husûsda ondan daha belleyişli olan Nâfi', ona muhalefet ederek gece nafilesinin ikişer, gündüzün ise dörder olduğunu söylemişdir.* diyor. 2- Babımız hadîsi ile İmam Şafiî vitir namazının bir rek'ât olarak kılınabileceğine istidlal etmişdir. Hz. Şafiî bu husûsdaki Âişe (Radiyallahû anha) hadîsleri ile de istidlal etmişdir. Bunlardan-birinde Hz. Aişe : «Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin onrek'ât namaz kılar; bir rek'âtla vitr yapar; Fecrde de iki rek'ât hu m az kılardı. Bunlann mecmuu onüç rek'ât olurdu.:> demişdir. Mezkûr hadîsi Ebû Dâvûd ve başkaları tahrîc etmişlerdir.

Nevevî: «Bizim mezhebimiz ile cumhurun mezhebi budur. Ebû Hanîfe: Bir rek'âtla vitir yapmak caiz değildir. Bir rek'ât namaz asla caiz olamaz; demişse de sahîh hadîsler onun kavlini reddetmektedir.» diyor.

Evvelce de işaret ettiğimiz gibi hadîsdeki bir rek'âtla vitir yâpmak-dan murâd: ondan önceki iki" rek'âtla birlikde üç rek'âth bir namaz kıl-makdır. Daha Önce sekiz rek'ât nafile kılmışdır. Bu üç rek'âtla namaz on-bir, sabah namazının iki rek'ât sünneti katılınca onüç rek'âtlı olur.

İmam A'zanı'ın istidlal ettiği sahîh hadîslerde Şâfiîlerin kavlini reddetmektedir. Bu hadîsleri Aynî şöyle sıralamışdir :

a) Nesâî'nin «Sünen» inde rivayet ettiği Hz. Âişe hadîsinde: «Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) vitr'in iki rek'âtında selâm vermezdi.» denilmişdir.

b) Hâkim'in «Müstedrek» inde yine Hz. Âişe'den rivayet ettiği bir hadîsde : «Resûlüllah (Salla'lahü A leyhi ve Sellem) üç rek'âtla vitir yapar; bunların yalnız sonunda selâm verirdi.» denilmektedir Hâkim, bu hadîs hakkında: « Buhârî ile Müs1im'in şartlan üzere sahîhdir. Ama onu tahrîc etmemişlerdir.» diyor.

c) Dârakutnî 'nin İbni Mes'ûd (Radiyallahû anh) 'dan rivayet ettiği bir hadîsde :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gecenin vitri de gündüzün vitri sayılan akşam namazı gibi üç rek'âfdtr; buyurdular.» deniliyor.

d) Tahâ vî 'nin, Hz. Enes'den rivayet ettiği bir hedîsde : «Vitir namazı üç rek'âtdır.» denilmişdir. Yine Tahâv î'nin Misver b.Mahrame (Radiyallahû anh) dan rivayet ettiği bir hadisde Hz. Misver: Ebû Bekr'i geceleyin defnettik; sonra Ömer (Radiyallahû anh) Ben, vitr'i kılmadım; diyerek kalktı. Biz de arkasında saff olduk. Bize üç rek'ât namaz kıldırdı. Bu rek'âtların ancak sonunda selâm verdi.» demişdir.

e) îbni Ebü Şeybe «Musannef»inde Hasan-ı Basrî'nin: «Bütün Müslümanlar vitir namazının üç rek'ât olduğuna, bunların yalnız sonunda selâm verileceğine icmâ' etmişlerdir.» dediğini rivayet eder. Kerhî dahî buna benzer bir söz söylemişdir.

f) Abdullah b. Kays*dan rivayet olunduğuna göre, kendisi Âişe'ye : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) kaç rek'âtla vitir yapardı? diye sormuş; Âişe (Radiyalîahû anha);

«Döıt ve üç, altı ve üç, sekiz ve üç, on ve üç rek'âtla vitir yapardı; ama yediden aşağı, onüçden de yukarı vitir yapmazdı.» cevâbını vermişdir. Bu hadîsi Ebû Dâvûd rivayet etmişdir. Mezkûr hadîsde Hz. Âişe üç rek'âtla vitir yapıldığını söylemiş fakat bir rek'âtı anmamışdır. Bu da tek rek'âtın nazar-ı ittibâra alınmıyacağmı gösterir.

Nevevî (631-676) : «Ulemâmız, şâir ulemâdan hiç birinin bir rek'âtla vitr kılmak caiz değildir; demediklerini, bundan yalnız 'Ebû Hanîfe ile Sevrî'nin ve onlara tabî olanların müstesna olduklarını söylemişlerdir.» diyor.

Buhar Sarihi Aynî, Nevevî 'nin bu sözüne de şöyle cevap vermişdiı: «Şaşarım Nevevî'ye!.. Bu yanlış sözü nasıl olup da nakledebiliyor! Onun hatâ olduğunu "bildiği hâlde reddetmiyor!.. Hâlbuki biz ashâb-ı kirâm'dan bir cemaatla Tabiînden ve onlardan sonra gelen ulemâdan vitr'in üç rek'ât kılınacağını, bir rek'âtm kâfî gelmediğini rivayet ettik.»

Tahâvî'nin rivayetine göre, Halîfe Ömer b. Abdilâzîz, fukahânın kavli ile Medine'de vitir namazını üç rek'âtlı bir namaz olarak tesbît etmişdir. Medine fukahâsmm, vitir namazı üç rek'ât kılınacağına, üç rek'âtın sonunda selâm verileceğine ittifak etmeleri de gösteriyor ki, bu kavlin Ebû Hanîfe, Sevrî ve onların ashabına mahsûs olduğunu nakledenler hatâya düşmüşlerdir. - Vâkıâ bâzı rivayetlerde :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)m : İsteyen bîr rek'âtla, isteyen üç veya beş rek'âtla vitir yapar.»' buyurduğu görülürse de bu muhayyer, lik vitir namazı üç rek'ât olarak istikrar kesb etmezden Önceye hamledil-mişdir. Çünkü istikrar kesb eden bir namazın rek'ât sayısında muhayyerlik olamaz.

Vitr'in bir selâmla üç rek'ât kılınacağı sahâbe-i kiramdan Ömer, Ali, İbni Mes'ûd, Huzeyfe, Übey b. Kâ'b, îbni Abbâs, Enes ve Ebû Ümâme (Radiyalîahû anhûm) hazerâti ile Ömer b. Abdilâzîz, Fukahâ-i Seb'a ve Küfe ulemâsının da kavilleridir.

3- Vitr'in vakti, yatsının vaktidir. Vakit çıkmakla vitir sakıt olmaz. Kazası lâzım gelir Cumhûr-u ulemâya göre vitr'in vakti, tanyeri ağırmakla çıkar. Bâzıları sabah namazı kılmmcaya kadar çıkmadığına kaail olmuşlardır. İbni Bezîze: «İmam Mâlİk'in meşhut olan mezhebine göre fecir doğdukdan sonra sabah namazını kılmadıkça vitir kılınabilir. Şâzz olan mezhebine göre ise fecir doğdukdan sonra vitir kılınamaz» demiştir.

İmam Şafiî ile İmam Ahmed dahî Mâiik'in meşhur olan kavlini tercih etmişlerdir. Bu kavil selefden îbni Mes'ûd. îbni Abbâs, Ubâdetü'bnü's.S âmit, Huzey-fe, Ebû'd-Derdâ1 ve Âişe (Radiyallahû arthûm) hazerâtm-dan nakledilmişdir."

Tâvûs'a göre vitir sabah namazından sonra dahî kılınabilir.

Ebû Sevr, Evzâî, Hasan-ı Basrî ve Leys vitir namazının güneş doğdukdan sonra dahî kılınabileceğine kaail olmuşlardır. Hasan-ı Basrî 'den, bunun aksi de rivayet edilmişdir.



149- (750) Bize Hârûn b. Ma'rûf ile Süreye b. Yûnus ve Ebû Kii-reyb, toptan îbni Ebî Zâîde'den rivayet ettiler. Hârûn dedi ki: Bize tbni Ebî Zaide rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Âsım-ı Ahvel, Abdullah b. Şakîk'-den, o da İbni Ömer'den naklen haber verdi ki, Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem) :

«Vitr'i sabah olmadan acele kılın!» buyurmuşlar.



150- (751) Bize, Kuteyfcetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Leys rivayet etti. H.

Bize, tbn Rumh dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Leys Nâfi'den naklen haber verdi ki, İbni Ömer: «Her kim geceleyin namaz kılarsa namazının sonunu vitir yapsın! Çünkü Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) I unu emrederdi.» demiş.



151- (...) Bize, Ebû Bekr b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Üsâme rivayet etti. H.

Bize, İbni Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, babam rivayet etti. H.

Bana Züheyr b. Harb ile İbnü'l-Müsennâ da rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Yahya rivayet etti. Bu râvîlerin hepsi Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etmişlerdir ki, Efendimiz: (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Geceleyin kıldığınız namazınızın sonunu vitir yapın!» buyurmuşlar.



152- (...) Bana Hârûn b. Abdillâh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Haccâc b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : İbni Cüreyc şunları söyledi: Bana, Nâfi' haber verdi ki, İbni Ömer şöyle diyormuş:

«Her kim geceleyin namaz kılarsa sabah olmazdan önceki son namazını vitr yapsın! Resûlüllah (Sallallahü. Aleyhi ve Sellem), ashabına böyle emrederdi.»

Bu hadîsi Buhârî «Vitir» bahsinde; Ebû Dâvûd «Namaz» bahsinde tahrîc etmişlerdir.



Hadis-i Şerifden İki Hüküm Çıkarılmışdır.


Bunlardan biri, vitir namazını gecenin sonunda kılmanın müstehab oluşudur. Bu husus yukarıda görüldü.

İkincisi, bu hadîs vitir namazının vacip olduğuna delildir. Ulemâ bu mes'elede ihtilâf etmişlerdir.

Kaadı Ebû't-Tayyib: «Bütün ulemâ hattâ Hanefîler-den Ebû Yûsuf la Muhammet, vitr'in sünnet olduğuna kaail-dirler. Yalnız Ebû Hanîfe vitir vâcipdir; farz değildir, demişdir.» diyor.

Ebû Hâmid Gazâlî (450-505) ile diğer bâzı ulemâ dahî buna yakın sözler söylemişlerdir.

Aynî bu zevata şöyle cevap vermişdir:

«Bütün bunlar taasup eseridir. îki meşhur imam olan Kaadı Ebû't-Tayyib ile Ebû Hâmid doğru olmak şöyle dursun, onun semtinden bile geçmiyen bu sözü nasıl soyliyebilmişlerdir! Halbuki Ebû Hanîfe bu kavilde yalnız değildir. Kaadı Ebû Bekr İbni'l-Arabî, Sun n un ile Esbağ İbni'l-Ferac'-in: vitir vâcipdir; dediklerini nakletmişdir. İbni Hazm'in rivayetine göre imam Mâlik: «Bir kimse, vitir namazını terk ederse te'dîb olunur. Bu iş, o kimsenin şehâdetine manî' bir yara olur.» demişdir. Ayni kavli Hanbeliyye ulemâsından İbni Kudâme «El-Muğ-nî» nâm eserinde imam Ahmed'den de rivayet etmişdir.

Sahih bir senedle rivayet edildiğine göre Tabiînden Mücâhid: «Vitir vâcipdir; farz değildir.» demişdir.

İbni Battal, vitr'in vâcib olduğunu ehl-i Kur'â n 'dan, İbni Mes'ûd ve Huzeyfe (Radîyaîîahû anhûma) ile İbrahim Nehaî ve İmam Şafiî 'nin üstadı Yûsuf b. Hâlid 'den rivayet etmişdir.

İbni Ebî Şeybe dahî Saîdü'bnü'l - Müseyyeb, Ebû Ubeydete'bnü Ab'di11âh ve Dahhâk 'den vitr'in vücûbunu rivayet etmişdir.

Hâl böyle olunca Ebû't-Tayyîb ile Ebû Hâmid 'in, bd bâtıl dâvayı İddia etmeleri nasıl tecviz edilebilir! Bu gösteriyor ki, mezkûr iki imam izah ettiğimiz husûsâta muttali' değilmişler. Amma bir kimsenin bir şey'i bilmemesi, onu başkasının bilmesine mâni değildir.

Vitr namazının vacip olmadığı iddiası da boş bir sözdür. Çünkü deliller onun vacip olduğunu göstermektedir. Şöyle ki:

1- Ebû Dâvûd 'un rivayet ettiği Büreyde hadîsinde Hz. Büreyde :

«Ben Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'i : Vitir hak'dır; vitir yap-mıyan bizden değildir. Vitr hak'dır; Vitir yapmiyan bizden değildir. Vitir hak'dır; vitir yapmayan bizden değildir! buyururken işittim.» demişdir. Hadîs sahîhdir. Onu Hâkim «Müstedrek» inde tahrîc etmiş ve sahîh olduğunu bildirmişdir. Gerçi râvîlerinden Ebû'l-Münîb Ubey-dullah. b. Abdillâh hakkında Buhârî ve başkaları söz etmişse de Hâkim bu zâtı İbni Maîn'in mevsuk addettiğini söyler. îbni Maîn (156-233) bu bahsin imamıdır. Tevsik hususunda yalnız başına hüccet olmaya kâfidir.

2- Yine Ebû Dâvûd'un Hz. Alî (Radiyallahû anh) 'dan rivayet ettiği bir hadisde Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem):

«Ey Ehl-i Kur'ân, Vitir namazını kılın! Çünkü Allah tek'dir; Tek olan şey'i sever.» buyurmuşdur. Bu hadîsi Tirmizi, Nesâî ve İbni Mâce dahî tahric etmişlerdir. Tirmizî, onun hakkında: «Güzel bir hadîsdir.» demişdir.

Bu hadîsdeki «Vitr'İ kılın!» sözü bir emirdir; vücûb ifâde eder.

3- Tahâvî'nin tahrîc ettiği Hâricetü'bnü Huzâfe hadîsinde Hz. Hârice: «Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Şüphesiz Allah size öyle bir namaz ihsan eyledi ki, o namaz sizin için yağız develerden daha hayırlıdır. Yatsı namazı ile fecir arasında kılınır. (İki def'â) vitr'i, vİtr'Ü...» buyururken işittim., demişdir.

Hadîsin senedi sahîhdir. Bu hadîsin râvîlerinden bâzıları hakkında söz edenler olmuşsa da Aynî hepsine lâzım gelen cevâbı vermiş ve senedin sahîh olduğunu isbât etmişdir.

4- Taberânî ile Tahâvî 'nin, Hz. Amru/bnü'l-Âs'dan biribirine yakın lâfızlarla tahrîc ettikleri bir hadîsde Hz. Amr: «Bana, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabından bir zât haber verdi ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Muhakkak ki Allah size bir namaz ziyâde etti. Siz, bu namazı yatsı ile ?abah namazı arasında kılın! Vitr'i ziyâde etti, -demek istiyorum» buyururken işitmiş., demişdir.

5- İmam Ahmed'in tahrîc ettiği Abdullah b. Amr hadîsinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Şüphesiz ki Allah size bir namaz ziyâde etmişdir. Artık siz ona devam edin! Bu namaz vitir'dîr.» buyurmuşlardır. Râvî Amr b Şuayb : «Biz, terkedilen vitr'in bir ay sonra dahî olsa râde edilmesi lüzumuna kaailiz.» demişdir.

6- Hâkim'in «Müstedrek» inde tahrîc ettiği Ebû Saîd hadîsinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve. Sellem):

«Her kim vitr'i kılmadan uyur veya onu unutursa sabahladığı v«yâ hatırladığı zaman onu trlsınl» buyurmuşdur.

Hâkim: «Bu hadîs Şeyheyn'in şaîtları üzere sahîhdir. Ama onu tahrîc etmemişlerdir.» diyor.

Ayni hadîsi Tirmizî dahî tahrîc etmişdir.

Bu bâbda Büreyde, İbni Abbâs, Âişe.İbni Mes'ûd, Muâz b. Cebel, Ebû Berze.Ebû E y -yûb, Süleyman b. Surad, Ukbetü'bnü Âmir ve Abdullah b. Ebî Evfâ (Radiyallahû anhûm) hazerâtm-dan dahî hadîsler rivayet edilmişdir. Bunların hepsi vitir namazının vacip olduğuna delâlet ederler.



153- (752) Bize, Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Abdul vâris, Ebû't-Teyyâh'dan rivayet etti. Demiş ki: Bana, Ebû Miclez, lb-ni Ömer'den naklen rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş: Resûlüllah

(Sallailahü Aleyhi ve Sellem) :

«Vitir namazı gecenin sonunda bir rek'âtdir.» buyurdular.



154- (...) Bize, Muhammedü'bnÜ'l-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. İbnü'I - Müsennâ dedi ki: Bize, Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be, Katâde'den, o da Ebû Miclez'den naklen rivayet etti. Ebû Miclez şöyle demiş: Ben İbni Ömer'i, Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Settem) 'den naklen rivayet ederken dinledim. Efendimiz: - «Vitir namazı gecenin sonunda bir reic'âtdır.» buyurmuşlar.



155- (753) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dii's-Samed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Katâde, Ebû Micles'den rivayet etti. Ebû Miclez şöyle demiş: îbni Abbâs'a vitr'i sordum. Şu cevâbı verdi: Ben, Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) :

«Vitr gecenin sonunda bir relc'âtdır.» buyururken işittim.

İbni Ömer'e sordum. O da: Ben, Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'i:

«Vitr gecenin sonunda bir relc'âtdır.» buyururken işittim; dedi.



156- (749) Bize, Ebû Küreyb ile Hârûn b. Abdillâh rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Ebû Üsâme, Velîd b, Kesîr'den rivayet etti. Demiş ki: Bana, Ubeydullah b. Abdillâh b. Ömer rivayet etti. Onlara da îbni Ömer rivayet etmişki, bir adam Resûlüllah (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) mescide!e iken ona nida ederek:

— Yâ Resûlâllah! Gece namazını nasıl vitir yapacağım? demiş. Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim namaz kılarsa ikişer ikişer kılsın. Sabahhyacağım hissederse, bir rek'âtkılar; bu rek'ât ona kıldığı rek'âtlan vitr yapac.» buyurmuşlar.

Ebû Küreyb: «Ubeydullah b. Abdillâh.» dedi; İbai Ömer'i söylemedi.



157- (...) Bize, Halef b. Hişâm ile Ebû Kâmil rivayet ettiler. Dediler ki, bize Hammad b. Zeyd, Enes b. Sîrîn'den rivayet etti. Demiş ki: îbni Ömer'e sordum: söyle bana sabah namazından önceki iki rek'âtda ki-râeti uzatayımmı? dedim; İbni Ömer, şu cevâbı verdi:

— Resöİüİİah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin ikişer rek'ât olarak namaz kılar; bir rek'âtla da viîr yapardı. Ben :

— Sana bunu sormamıştım.» dedim, tbni Ömer:

— Sen hakîkaten kalın kafalı bir adamsın. Hadîsi sana tekmillememe müsaade etsene!» dedi. Ve (söze yeniden başlayarak) :

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin namazı ikişer rek'ât olarak kılar; bîr rek'âîla da vitir yapardı. Sabah namazından önce sanki eli kulağında ezan okuyormuş gibi (süratle) İki rek'ât namaz kılardı.» dedi.

Halef : «Sabandan önceki iki lek'âti haber ver.» dedi; namazı zikretmedi.



158- (...) Bize, îbnü'l-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet*ettiler. Dediler ki: Bize, Muhammed b.Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be, Enes b. Sîrîn'den rivayet etti. Enes: «Ben, İbni Ömer'e sordum...» diyerek yukarkî hadîsin mislini rivayet etmiş ve:

«Gecenin sonunda bir rek'ctİa vitir yapard!.» cümlesini ziyâde eylemiş.

Ayni hadîsde: «Sus be! Sen hakîkaten kahn kafalıynuşsm!» ifâdesi de vardır.



159- (...) Bize, Muharamedü'fcnu'l-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize, Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Ben, Ukbetü'bnü Hureys'i [63] dinledim; dedim ki: îbni Ömer'i şunu rivayet ederken dinledim:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Gece namazı ikişer rek'âidır. Sabahlamakda olduğunu gördüğün vakit bir rek'âfla vifr yapıver!» buyurdular.

İbni Ömer'e : «İkişer ikişer ne demekdir?» diye sordular; İbni Ömer:

— Her iki rek'âtda bir selâm vermekdir... dedi.



160- (754) Bize, Ehû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet ettî. (Dedi ki) : Bize, AbdÜl'a'lâ [64] b. Abdil'alâ, Ma'mer'den, o da Yahya b. Ebî Kesîr'den, o da EbûNadra'dan, o da Elıû Said'den naklen rivayet etti ki, Peygamber

(Solkıllahü Aleyhi ve Selle/n) : (Sabahlamadan önce vitr'i kılın!» buyurmuşlar.



161- (...) Bana, İshâk b. ıMansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bana, Ubey-dullah, Seyhan'dan, o da Yahya'dan naklen haber verdi. Demiş kî: Bana Ebû Nadrate'l - Avakî haber verdi. Onlara da Ebû Saîd haber vermiş ki, ELû Saîd ve arkadaşları Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem Ve vitr'i sormuşlar; o da :

«Vitr'i sabah'dan önce kılın!» buyurmuşlar.

Bu hadislerle kimlerin, ne şekilde istidlal ettikleri ve keza gece namazı ikişer rek'ât kılınarak, bir rek'âtla vitir yapmakdan ne murâd edildiği, bunlardan önceki hadîslerin şerhlerinde görüldü.

Dahm : İri yan demekdir. Bu sözle İbni Ömer (Radiyallahû anh) kendisine suâl sorup da neticeyi beklemeden lâf eden Enes b. Sîrîn'in gabâvet ve nezaketsizliğine işaret etmişdir. Ayni hadîsde zikri geçen ezân'dan murâd, Kaadı İyâz'a göre ikaametdir.

«Beh beh» Sus ve vazgeç mânâsına kullanılan bir ism-i fiil'dir. Ibni Sikkit bunun bir şey'i büyütmek için kullanıldığını söyler. Bu mânâda lisânımızda «Heîe hele», «bak bak» gibi sözler kullanılır.



21- Gecenin Sonunda Kalkamayacağından Korkan, Vitri Evvelinde Kılsın!» Hadisi Babı


162- (755) Bize, Ebû Bekr b. Ehî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Hafs ile Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Ebû Süfyân'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle deniş: Resûlüllah tSallallahü Aleyhi ve Seliem) :

«Her kim gecenin sonunda kalko/.ıyacağından korkarsa, vitir namazını gecenin evvelinde kılıversin! Gecenin sonunda kalkacağını ümîd eden de vîfr'i gecenin sonunda kılsın! Zîro gecenin sonunda kılınan namaz şâ-hidlîdir; bu daha faziletlidir.» buyurdular.

Ebî Muâviye (naeş'hûde yerme) mahdura demiş.



163- (...) Bana, Selemetü'biıü Şebîb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasen h. A'yen rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'kil yâni tbni UbeydUIâh, Ebû*z - Züfeeyr'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Ben Peygamber (Salktllahü Aleyhi ve Selİem)'i ı

«Hanginiz gecenin sonunda kalkamayacağından korkarsa, vitri kılsın sonra yarsın! Kim geceleyin kafkaci^sna güveniyorsa, o da vîtr'i gecenin sonumda kılsın! Çünkü gecenin sonundaki kırâaf şâhidlidir; bu daha fazî-lefSidîr.» buyururken işittim.

Bu hadîsin şerhi dahî az yukarıda geçmiş ve ctımhûr-u ulemânın onun zahiri ile arnel ettikleri görülmüş.dü.

Meş'hûde ile mahdûra, ayni mânâya gelirler. İkisi de şâhid olunmuş; yanında bulunularak görülmüş mânâlarına gelir.

Sabah Kur'ân 'ından muradın; sabah namazı olduğunu bu namazda, rahmet meleklerini hep birlikte hâzır bulunduklarını, gecenin sonunda namaz kılmanın bundan dolayı efdal olduğunu dahî yukarıda gö'rmüşdük.



22- Namazın En Faziletlisi Kunutu Uzun Olandır Hadisi Babı


164- (756) Bize, Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Âsim haber verdi. (Dedi ki) : Bize, İfani Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Ebû'z-Zübeyr, Câbir'den naklen haber verdi. Câbir şöyle demiş: Resülüllah

«Namazın en faziletlisi kunûf'u uzun olandır.» buyurdular.



165- (...) Bize, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize, Ebû Muâviye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, A'meş, Ebû Süfyân'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) 'e hangi namaz daha faziletlidir diye sordular (da) :

«Kunût'u uzun olan!.» buyurdu.

Ebû Bekr: «Bize, Ebû Muâviye, A'meş'den rivayet etti.» dedi.

Buradaki kunût'dan murâd; kıyam yâni ayakta durmakdır.

Nevevî diyor ki: «Benim bildiğime göre buradaki kunût'dan murâd, bütün ulemânın ittifakı ile kıyâm'dir. Bu hadîsde Şâfiîye ve onunla beraber olup da uzun uzadiya ayakta durmanın çok rükû* ve sücûd yapmakdan efdal olduğunu söyliyenlere delildir.»

Ulemânın bu bâbdaki ihtilâflarını dahî az yukarıda görmüşdük.



23- Gecede Duaların Kabul Edildiği Bir Saat Bulunduğuna Dair Bab


166- (757) Bize, Osman b- Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, A'meş'den, o da Ebû Süfyân'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Gerçekden gecede öyle bir saat vardır ki, müslüman bir kimse o saafa rastlar da Allah'dan dünyâ ve âhiret işlerine âid bir hayır" isterse, o isteğini Allah kendisine verir. Bu her gece (böyle) dir.» buyururken i-şittim.



167- (...) Bana, Selemetü'bnü Şebîb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ha sen b. A'yen rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'kil, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti ki, Resûlüflah (SallaltaUü Aleyhi ve Sellem):

«Gerçekden gecede öyle bir saat vardır ki, müslüman bir kul o saata rastlar da ANah'dan bir hayır isterse, o hayrı Ailah kendisine verir.» buyurmuşlar.

Bu hadîs her gece duaların kabul edildiği bir icabet saati bulunduğunu mutlak bir sûretde ifâde etmektedir. Binâenaleyh o saata tesadüf etmek ümidi ile mü'minlerin geceleri ibâdet ve tâatla ihya etmeleri gerektiğine teşvik sayılır. Gecenin gündüzden daha faziletli olduğunu iddia edenler bu hadîsle istidlal ederler. Zîra her gecede bir icabet saati vardır. Gündüzün ise yalnız cuma gününde vardır. Aşağıdaki rivayetler ise mezkûr saatin gecenin son üçte birinde yahut gece yarısından sonra olduğuna işaret etmektedirler.



24- Gecenin Sonunda Zikir ve Duaya Teşvik ve O Zamandaki İcabet Babı


168- (758) Bize, Yafaya b. Yafaya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, İb-ni Şihâb'dan duyduğum, onun da Ebû Abdillâh El-Egarr ile Ebû Seleme-te'bni Abdirrahmân'dan, onların da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet ettikleri şu hadîsi okudum: Resûlüllah (Sallallohü Aleyhi ve Selle m) şöyle buyurmuşlar :

«Rabb'tmiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri her gece, gecenin son üçte biri kaldığında alt semâya nüzul eder de: Hani bana duâ eden, onun duasını kabul edeyim! Hani benden istek isteyen, istediğini vereyim! Hani benden mağfiret dileyen, onu mağfiret edeyim! buyurur.»



169- (...) Bize, Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ya'kûb -ki İbni Abdirrahmân-ı Kaarî'dir- Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (Sallallohü Aleyhi ve Seîîem) 'den naklen rivayet etti ki, şöyle buyurmuşlar:

«Allah her gece, gecenin ilk üçte biri geçtiğinde alt semâya nüzul eder de; Melik ben'im! Melik ben'imü... Var mı bana duâ eden, onun duasını kabul eyleyeyim! Var mı benden isteyen; istediğini vereyim; Var mı benden mağfiret dileyen, onu affedeyim! buyurur. Ve (bu hâl) tâ tanyeri ağı-rtncaya kadar böylece devam eder.»





İbni Abbâs hadîsi de Câbir hadîsi gibidir. Yalnız onda bir saff m gerilemesi, ötekisinin ilerlemesi yokdur.

Bu hadîs İmam Şafiî,İbni Ebî Leylâ ve Hanefî ler 'den Ebû Yûsuf'un delilidir. Ancak düşmanın kıble tarafında bulunması îcâbeder. İmam Şâfiî'ye göm Câbir hadîsinde olduğu gibi saff-larm yer değiştirmesi ve îbni Abbâs hadîsinde beyân edildiği ve-cihle yer değiştirmemesi caizdir.

d) Yine Câbir hadîsi, Resûliillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in her iki taifeye ikişer rek'at namaz kıldırdığını bildirmektedir.

EbûDâvûd'un tahrîc ettiği EbûBekre rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in her iki taifeye ikişer rek'at namaz kıldırdığı, bu suretle ikinci taife nafile kılan imamın arkasında farzı edâ etmiş olduğu bildirlmektedir. İmam Şafiî buna da kaaildir. Mezkûr kavil Hasan-ı Basrl 'den de rivayet olunmuşdur.

Hâsılı korku namazının nasıl kılınacağı hakkında rivayetler muhte-lifdir. HanefîIer'den «Kudûrî» bunların hepsinin caiz olduğunu; ihtilâfın sâdece evleviyete râci' bulunduğunu söylemişdir.

Hattâbî diyor ki: «Korku namazı muhtelifidr. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu muhtelif günlerde ve birbirine uymayan şekillerde kılmış; bunların her birinde namaz için en ihtiyatlı, düşmandan korunmak için en uygun şekli aramişdır. Bu namazlar sûreten muhtelif de olsalar manen müttefikdirler.>

îbni Abdilberr «Et -Temhîd» adlı eserinde korku namazının Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den bir çok şekillerde rivayet edildiğini söylemiş; bunlardan altı tanesini şu şekilde sıralamışdir:

a) İbni Ömer hadîsinin delâlet ettiği veçhe imamlardan Evzâî ile Eşheb kaail olmuşlardır. (Hanefîler'i söylemeğe İbni Ebdilberr dahî unutmuşdur.)

b) Salih b. Havvât hadîsi ile İmam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbelye Ebû Sevr amel etmişlerdir.

c) îbni Mes'ûd hadîsi ile Ebû Yûsuf 'dan maâdâ bütün Haneiî1er istidlal ederler.

d) Ebû Ayyaş hadîsi, İbni Ebî Leylâ ile Sevrî'nin delilidir.

e) Huzeyfe hadîsi ile Sevrî istidlal etmişdir. Bu hadi içlerinde Huzeyfe, tbni Abbâs, Zeydü'bnü Sabit ve Câbir b. Abdi11âh (RadîyaUahû aııhûın) de bulunmak üzere birçok ashâbdan rivayet olunmuşdur.

f) Resûlüllah (Salîaiîahü Aleyhi ve Sellem) Jin her taifeye ikişer rek'at namaz kıldırdığını bildiren Ebû Bekre hadîsi ile Hasan-ı Basrî istidlal etmiş ve onunla fetva vermişdir.

Ebû Dâvûd «Sünen» inde korku namazı için sekiz şekil zikretmiş, îbni Hibbân «Sahîh» inde bunları dokuza çıkarmış; Kaadi îyâz «El-İkmâl» nâm eserinde onüçe; Sevrî onalti veçhe çıkarmişdir. Bunları onyedi veçhe çıkaranlar da vardır.

2- Resûlüllah (Salkıllahü Aleyhi ve Selîem) 'in kaç defa korku namazı kıldığı dahî ihtilaflıdır.

Mâ1ikî1er'den İbnü'l-Kassâr'a göre on, İbnü'1 Arabî'ye göre yirmidört def'â kılmişdır. Kaadî İyâz bu yerleri birer birer zikretmişdir.

3- İki taifeden birinin diğerinden adetçe çok olması veya biribir-lerine müsâvî bulunmaları, hükme te'sîr etmez. Çünkü aza da, çoka da taife denilebilir. Hattâ bir kişiye taife demek caizdir. Lâkin imam Şafiî: «Ben her taifenin üçden az olmasını hoş karşılamam.» demişdir.

4- Bahsedilen bu yerlerde ashâb-ı kiram müsâfir idiler. Mukîm bile olsalar korku ânında onlara yine müsâfir hükmü verilir. îmam Şafiî ile İmam Ahmed'in ve meşhur olan rivayete göre İmam Mâ1ik'in kavilleri budur. İmam Mâlik 'den diğer bir rivayete göre: Mukîm olan kimseler korku namazı kılamazlar. Fakat İbni Mâcisûn'dan maâdâ bütün Mâliki 'yye imamlarına göre korku namazını mukîm olanlar da kılabilirler.

5- Korku namazı, Müzeni ile imam Ebû Yûsuf 'dan maada bütün ulemâya göre şimdi dahî meşrû'dur. Müzeni ile Ebû Yûsuf'a göre ise Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den sonra korku namazı kılmak meşru' değildir.
islam