HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > YEMİNLER BAHSİ

 

islam

help 2.23.37 yemin previous next


1- Allah Teala'dan Başkasına Yeminden Nehi Babı

2- Bir Kimse Lat ve Uzza'ya Yemin Ederse Hemen: Allah'dan Başka Îlah Yoktur; Desin! Hadisi Babı

3- Her Kim Bir Şeye Yemin Eder de O Şeyin Yeminden Daha Hayırlı Olduğunu Görürse O Hayırlı Olan Şeyi Yaparak Yemininden Dolayı Keffaret Vermesine Mendüp Olması Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

Semüra (Radiyaîlahu anh) Hadisinden Şu Hükümler de Çıkarılmıştır:

4- «Yemin Edenin Yemini, Yemin Ettirenin Niyetine Göredir Hadisi Babı

5- İstisna Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükğmler:

6- Haram Olmayan, Fakat Yemin Sahibinin Ailesini Bahatsız Eden Bir Şey Hususunda Yeminde Israrın Yasak Edilmesi Babı

7- Kafirin Nezri ve Müslüman Olduğu Zaman Hakkında Yapılacak Muamele Babı

8- Kölelerle Geçinme ve Kölesine Tokat Atan Kimsenin Keffareti Babı

9- Memlüküne Zina İsnadında Bulunan Kimseye Ağır Ceza Verileceği Babı

10- Memlüküne Kendi Yediğinden Yedirme, Giydiğinden Giydirme ve Ona Yapamayacağı Şeyi Teklif Etmeme Babı

Hadisi Şeriften Çıkarılan Hükümler:

11- Sahibine Karşı Samimi Olup Allah'a İbadetini Güzel Yaptığı Zaman Kölenin Ecr-u Sevabı Babı

12- Bir Kimsenin Bir Köledeki Hissesini Azad Etmesi Babı

13- Müdebberi Satmanın Cevazı Babı

27- YEMİNLER BAHSİ


Yemin lügatte: Kuvvet ve sağ el mânâlarına gelir.

Şerîatte: Haberin bir tarafını (yâni söylenen şeyin olduğunu veya olmadığını) üzerine kasem edilen şeyle takviye etmektir.



1- Allah Teala'dan Başkasına Yeminden Nehi Babı


1- (1646) Bana Ebu't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Şerh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb, Yûnus'dan rivayet etti. H.

Bana Harmele b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da Salim b. Ab-dillâh'dan, o da babasından naklen haber verdi. (Demiş ki) : Ben Ömer b. El-Hattab'ı şunları söylerken işittim: Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve. Sellem):

«Gerçekten (Azze ve Celle) sizi, babalarınıza yeminden nehyediyorL» buyurmuş.

Ömer: «Vallahi Resû\ü\\ah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bunu yasak ettiğini işiteli ne kendim için, ne de başkası namına bu yemini yapma* dım!» demiştir.



2- (...) Bana Abdülmelik b. Şuayb b. Leys de rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana ükayl b. Hâ-lid rivayet etti. H.

Bize îshâk b. İbrahim ile Abd b: Humeyd dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer haber verdi.

Her iki râvi Zührf den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Yalnız UkayPin hadîsinde: «ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in bunu yasak ederdiğini işiteli ne bu yemini yaptım, ne de ağzıma aldım!» cümlesi vardır. O «Ne kendim için, ne de başkası namına...» dememiştir.



(...) Bize Ebü Bekir b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Salimden, o da babasından naklen rivayet etti. Babası, Yûnus'Ia Ma'-mer'in rivayetleri gibi: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ömer'i babasına yemin ederken işitti...» demiş.



3- (...) Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Rumh dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Leys, Nâfi'den, o da Abdullah'dan, o da Resûlüllah (Saliallahu Aleyhi ve Sellem) den naklen haber verdi ki, Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) Ömer b. El-Hattâb'a bir kafile içinde babasına yemin ederken yetişmiş. Resû\ü\lah (SallaUahü Aleyhi ve Sei'em) onlara derhâl:

«Dikkat!» Gerçekten Allah (Azze ve Celle) sizi babalarınıza yeminden nehyediyor; kim yemîn edecekse Allah'a yemîn etsin yahut sussun!» diye nida etmişler.



4- (...) Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. El-Müsenna da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya yâni İbni'l-Kattan, Uheydullah'dan rivayet etti. H.

Bana Bişr b. Hilâl dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvâris rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme, Ve-Iİd b. Kesîr'den rivayet etti. H.

Bize tbni Ebî Ömer dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, tsmâîl b. Ümeyye'den rivayet etti. H.

Bize İbni RârV de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dahhâk ile İbni Ebî Zi'b haber verdi. H.

Bize fshâk b. tbrâhîm ile tbni RâfV, AbdÜrrazzak'dan, o da tbni Cü-reyc'den naklen rivayette bulundu. (Demiş ki) : Bana Abdülkerîm haber vordi.

Bu râvilerin hepsi Nafİ'den, o da tbni Ömer'den naklen bu kıssanın mislini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Settem)'den rivayet etmişlerdir.



(...) Bize Yahya b. Yahya iJe Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve tbni Hucr rivayet ettiler. Yahya b. Yahya (bize haber verdi) tâbirini kullandı, ötekiler : Bize İsmâîl yâni İbni Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan rivayet etti. O da îhni Ömer'i şunları söylerken işitmiş, dediler; Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Seliem) :

«Her kim yemîn edecekse ancak Allah'a yemîn etsin!» buyurdu. Kureyş (kabilesi) babalarına yemîn ederlerdi. Bunun üzerine ; «Babalarınıza yemuı etmeyin!» buyurdular.

Bu hadîsi Buhâri «Eymân» ve «Edeb» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî: Ömer (Radiyaiîahu anh) rivayetini «Ey-mân»da; tbni Mâce «Keffârât»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin muhtelif rivayetleri vardır, ibni Abbâs (Radiyalkthu anhYvn. Hz. Ömer'den rivayetinde şöyle denilmektedir: «Resûlüllah (SaîîaVahü Aleyhi ve Seîlem)re birlikte bir gazada ben bir kafilenin içinde giderken: Hayır babam hakkı için diye yemîn ettim. Hemen arkamdan biri: Babalarınıza yemin etmeyin! diye haykırdı. Bir de baktım Resûlüllah (Sallallahîi A leyhi ve Seliems imiş!»

tbni Ebî Şeybe 'nin tkrime tarîki ile Hz. ömer'den rivayetinde: «Bir de baktım Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) imiş. Biriniz Mesîha yemin etse —ki Mesih sizin babalarınızdan daha hayırlıdır— mutlaka helak olurdu; buyurdu.» deniliyor.

tbni'l-Münzir'in rivayetinde:

«Annelerinize ve putlara da yemîn etmeyin, Allah'a dahî ancak doğru söylemek sortiyle yemîn edebilirsiniz1" ibaresi vardır.

ibni Ömer hadîsinin bir rivayetinde :

«Her kim Allah'tan başkasına vemîn ederse muhakkak şirk koşmuştur.» Yahut (küfret m İştir.» buyurulmuştur.

Babalara yemîn etmenin yasaklanmasındaki hikmet: Yemîn ne üzerine yapıldı ise ona ta'zîm iktizâ etmesidir. Halbuki hakikî azmet yalnız Allah'a mahsustur. Başkası ona benzeyemez. Babalardan başkasına yapılan yeminin hükmü de böyledir.

Gerçi Peygamber (Saüailahü Aleyhi ve Sellem) 'in bir hadîste: «Babası hakkı için yemîn ederim ki, kurtuldu.» buyurduğu sabit olmuştur. Şeklen bu da babaya yemînse de bu söz yemîn kasdedilmeksizin söyleniliverdiği için yemîn sayılmaz.

Allah Teâlâ mahlûkatından, Tîn, Zeytin, Semâ, Tûr ve Târik gibi birçok şeylere yemîn etmiştir. Bunu ya o şeyin yüksek şerefine tenbîh için yapmıştır; yahut ibarede mahzuf vardır; bu gibi yeminler: «Tinin Rabbı...» «Zeytinin Rabbı hakkı için» takdîrindedirler.

Ebû Ömer îbni Abdilberr bu hususta şunları .söylemiştir : «Hiç bir kimseye ne bu kısımlardan biriyle ne de başkasiyle Allah'tan başkasına yemîn etmek caiz değildir. Çünkü bir kimsenin bir hakkı dolayısile birine yemin îcâbetse o şahsın Allah'tan başkasına yemîn etmemesi lâzım geldiğine ulemâ icmâ' etmişlerdir. Yıldıza veya gökyüzüne yemîn etse de : Benim niyetim bunların Rabbı idi dese ulemâya göre yemîn sayılmaz.»

Katâde : «Mushafa, köle âzâdma ve kadın boşamaya yemîn etmek mekruhtur.» demiş; îbni Abdilberr talâk ve köle azadına yapılan yemînin ulemâya göre yemîn sayılmadığını, bu gibi sözlerin ancak bir sıfatla talâk ve bir sıfatla köle âzâdı olup mecaz sayılacağını, hakîkatta Allah'tan başka hiç bir şeye yemîn caiz olmadığını söylemiştir.

İbni1-Münzir'in beyânına göre bir kimse Kur'ân.ı Kerîm'e yemîn etse de sonra bu yeminden dönse keffâret lâzım gelir mi gelmez mi meselesinde ulemâ ihtilâf etmişlerdir. îbni Mes'ûd (Radiyallahu anh\; -Böylesinin her âyet için bir keffâret vermesi îcabe-der.» dermiş. Hasan-ı Basrî 'nin mezhebi de budur. İmam Azam'a göre keffâret lâzım değildir. îmanı Ebû Yûsuf: «Bir kimse Rahmana yemîn eder de sonra yemininden dönerse bakılır. Şayet bu sözle Allah'ı kasdetmişse yemîn keffâreti vermesi îcâbeder; Rahman sûresini kasdetmişse bir şey lâzım gelmez.» demiştir.

Bir kimse «yemîn ettim» der de ağzından yemîn sayılacak söz çıkmazsa Hasan-ı Basrî ile İbrahim Nehaî'ye göre yemîn etmiş sayılır. Hammâd b. Ebî Süleyman: «Bu sb'z yalandır.» demiş; eshâb-ı re'y fukaha bunu yemîn saymışlardır.

Bir kimse: «Şu işi yaparsam yahudi olayım» yahut «hiristiyan olayım» dese îmam Mâlik, Şafiî, Ebû Sevr ve Ebû Ubeyd : «Bu adam Allah'a istiğfar etmelidir.» demişlerdir. Tâvûs, Hasan.ı Basrî, Şa'bî, Nehaî, Sevrî, Evzâî ve eshâb-i re'y denilen Kûfeliler'e göre yemîn keffâreti vermesi îcâbeder. Bu sözünden yemîn kasdetmişse tmam Ahmedle 1shak'in kavilleri de budur.

«Allah canımı alsın», «Helak olayım» gibi sözlerle kendine bed duâ eden kimse hakkında ihtilâf vardır. Atâ' : «Buna bir şey lâzım gelmez» demiştir. Sevrî ile Ebû Ubeyd'in ve Küfe ulemâsının kavilleri de budur.

Tâvûs ile Leys'e göre bir yemîn keffâreti vermesi îcâbeder. Evzâî : «Bir kimse: Şu işi yapmazsam Allah'ın lâ'neti üzerime olsun!» der de o işi yapmazsa bir yemîn keffâreti vermesi lâzım gelir.» diyor.



2- Bir Kimse Lat ve Uzza'ya Yemin Ederse Hemen: Allah'dan Başka Îlah Yoktur; Desin! Hadisi Babı


5- (1647) Bana Ebu't-Tâhir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb, Yûnus'dan rivayet etti. H.

Bana Harmele b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Humeyd b. Abdirrahman b. Avf haber verdi ki, Ebû Htireyre şunları söylemiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem):

«Sizden kim yemîn eder de yemininde : Lât hakkı için, derse arkasından hemen : Lâ ilahe illallah desin! Her kim arkadaşına : Gel, seninle kumar oynayalım, derse sadaka versin!» buyurdular.



(...) Bana Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Velîd b. Müslim, Evzâî'den naklen rivayet etti. H.

Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd de rivayet ettiler. "(Dediler ki) : Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer haber verdi.

Bu râvilerin ikisi de Zührî'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır. Ma'mer'in hadîsi Yûnus'un hadîsi gibidir. Yalnız o: «Bir şey tesadduk e isin!» demiştir.

Evzâi'nin hadîsinde ise: «Her kim Lâf ve Uzzâ'ya yemîn ederse...» cümlesi vardır.

Ebu'l-Hüseyn Müslim der ki: «Bu harfi (yâni gel seninle kumar oynayalım, derse hemen sadaka versin; cümlesini) Zührî'den başka hiç bir kimse rivayet etmemiştir. Zührî'nin Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Setlem) den rivayet ettiği doksan kadar hadîsi vardır ki, iyi isnâdlarla bu bâbta kendisine iştirak eden olmamıştır.

Bu hadîsi Buhâri «Tefsir», «Nüzûr», «Edeb» ve «İstizan* bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizî «Eymân ve'n-Nüzûr»da; Nesâî «Eymân ve'n-Nüzûr» ile «El-Yevm ve'l-Leyl»de; İbni Mâce «KeffârâUda muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Lât: Tâif'de Sakîf kabilesine âit bir putun ismidir. Bâzıları bunun Kureyş'e âit olup Nah1e'de bulunduğunu söylemişlerdir. Mekke'de olduğunu iddia edenler de vardır. Kelimenin iştikakı hakkında muhtelif kaviller vardır. Bâzılarına göre Lât sözü Allah lâfza-i celâlinden alınmış; sonuna müennes (tâ) sı takılmıştır. Erkeğe Anar, kadına Amra denildiği gibi, burada da (Allah) lâfza-i celâlinin müennesi (lât) olmuştur.

Diğer bir takım ulemâya göre Araplar bâtıl ilâhlarına «Allah» ismini vermeye kalkışmış, fakat Allah Teâlâ bu ismin hürmetini muhafaza için onların dillerini değiştirerek «Lât» dedirtmiştir.

Bu kelime bâzılarına göre «I«vâ» fiilinden alınmadır ki, etrafında dolanmak, tavaf etmek mânâsına gelir. Araplar bunun etrafında tavaf ettikleri için bu isim verilmiştir. Bir takımları «lette» fiilinden alındığını söylerler.

Lette: Su ile yahut yağ ile karıştırdı demektir. Rivayete göre bu putun bulunduğu yerde vaktiyle Amr b. Leha veya Rabîa b. Harise isminde bir adam karıştırma yaparak hacılara satarmış. Araplar bu adama saygı gösterirlermiş. Uzun zaman yaşamış. Öldükten sonra karıştırma yaptığı yeri ziyaretgâh yapmışlar. Nihayet üzerine oturduğu taşı put yapmışlar. İsim bu münasebetle verilmiş. Bu takdirde kelimenin şedde ile «lâtt» okunması icâbeder. Ulemânın ekserisi onu (tâ) uın tahfîfiyle «lât- okumuşlardır. Kisâi kıyâsla hareket ederek bu kelimenin üzerinde durduğunda sonunu «ha» okur; -Iâh- dermiş. Bu hususta en münasib §ekil, mushafa tâbi olarak durulduğu zaman dahî «lât» okumaktır.

Uzzâ: Mücâhid'in beyanına göre Gatafân kabilesinin taptığı bir ağaçtır. Resûliülah (Sallaiiahü Aleyhi ve Seitem) Hâlid b. Velîd [Radiyallahu anh) \ göndererek bu ağacı kestirmişti. Dahhâk'm rivayetine göre Uzzâ, Gatafân kabilesinin bir putudur. İbni Zeyd ise Lât ile Uzzâ 'nın ikisinin de birer ev olduklarını, Lât'in Kureyş kabilesine âid bir ma'bed olup Nah1e'de bulunduğunu, Uzzâ 'nın ise Sakîf'in- Tâif'de bulunan bir ibadethanesi idiğini söylemiştir.

Bu hadîs hakkında Hattâbî şunları söylüyor: «Yemîn ancak ta'zîm edilen ma'bûda olur. Müslüman putlara yemîn etti mi bu hususta kârîrlere benzedi demektir. Binaenaleyh tevhîd kelimesiyle bunun önüne geçmesi emrolunmuştur. «Tesadduk etsin!» emrine gelince: Bunun mânâsı, kumara vereceği malı tesadduk etsin demektir. Evzâî'nin kavli de budur. Bazıları: Diline gelen bu söze keffaret olmak üzere malından bir sadaka verir, mânâsına almışlardır.»

Nevevî : «Doğrusu sadaka ismi verilecek miktar tesadduk etmelidir.» diyor.

Hanefîler 'den bâzısı bu sözle yemîn keffâreti lâzım geldiğini söylemişlerdir.

Şâfiiyye ulemâsına göre bir kimse Lât'a yahut herhangi bir puta yemîn etse yahut: «Şu işi yaparsam yahudi olayım», «Hıristiyan olayım» veya «Müslümanlıktan» yahut «Onun Peygamberinden beri olayım» gibi bir söz söylese bununla yemini mün'akid olmaz. Tevbe ve istiğfar ederek (La ilahe illallah) demesi gerekir. O işi yapsın yapmasın keffâret lâzım gelmez, imam Mâlik ile cumhur-u kavilleri de budur.

İmam Âzam'a göre bu sözlerin hepsinde keffâret lâzım gelir. Yalnız: «Ben bid'atçıyım» yahut «KesûlüllaJı (Saüallahu Aleyhi ve Seltem) den beriyim», «Yahudilikten beriyim» gibi sözler müstesnadır. Onlardan dolayı keffâret lâzım değildir. Bu sözleri söyleyenin kâfir olup olmayacağında ihtilâf edilmiştir.

Kumar: İki tarafın bir iş veya sözde gâlib gelene verilmek üzere ortaya koydukları malı her birinin kazanmak çabasında bulunmasıdır. Kumar müslümanlar arasında bilicmâ' haramdır

Kaadî Iyâz, bu hadîste: «Günah işlemeye niyet etmek, kalpte yer ederse yazılan günahlardan olur; ama gönülden geçip de kalpte yer etmeyen şeyler böyle değildir.» diyen cumhurun mezhebine delâıet olduğunu söyler.



6- (1648) Biz Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülâlâ, Hişâm'dan, o da Hasen'den, o da Abdurrahman b. Semûra'-dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)

«Putlara ve babalarınıza yemin etmeyin!» buyurdular.

Bu hadîs dahî putlara yeminden nehî hususunda bundan önceki gibidir. Lügat ulemâsının beyanlarına göre tavâğî; tâgıyenin cem'i olup putlar demektir. Kâfirler putlara tapmakta azgınlık gösterdikleri için ma'bûdları ismi masdarla adlandırılmıştır. Bu kelimenin aslı olan tuğyan : Haddi tecâvüz etmek mânâsına gelir.

Müslim 'den başkaları.bu hadîsteki «tavâğî» kelimesini «tavâ-ğît» şeklinde rivayet etmişlerdir. Tâgût: Put demektir; bâzan şeytan mânâsında da kullanılır. Bu takdirde mü'fredi, cem'i, müzekkeri ve mü-ennesi hep bir şekilde gelir.

Bâzıları buradaki putlardan murad kâfirlerin azgınları yâni büyükleri olabileceğini söylemişlerdir.



3- Her Kim Bir Şeye Yemin Eder de O Şeyin Yeminden Daha Hayırlı Olduğunu Görürse O Hayırlı Olan Şeyi Yaparak Yemininden Dolayı Keffaret Vermesine Mendüp Olması Babı


7- (1649) Bize Halef b. Hişâm ile Kuteybe b. Saîd ve Yahya b. Habîb El-Hârisî rivayet ettiler. Lâfız Halefindir. (Dediler ki) : Bize Hammâd b. Zeyd, Gaylân b. Cerîr'den, o da Ebû Bürde'den, o da Ebû Mûsâ El-Eş'arî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Eş'arîlerden bir cemaat içinde yüklerimizi taşıyacak (deve) istemek için Peygamber {Sallatlahü Aleyhi ve Sellem)'e geldim.

«Vallahi size (deve) veremem; zâten bende size verecek (deve) yok...» buyurdu. Bunun üzerine Allah'ın dilediği kadar durduk. Sonra kendilerine bir takım develer getirdiler de, bize üç tane beyaz hörgüçlü deve (verilmesini) emir buyurdu. Yola revân olduktan sonra: Allah bize iyi hayır getirmez. Resûlüllah (Sa/tai/o/iü Aleyhi ve Sellem) 'e, yük devesi istemeye geldik. Bize deve veremi yeceğin e yemin etti; sonra verdi, dedik (yahut bunu bazımız söyledi). Bu konuştuğumuzu derhal ona gidip haber verdiler. Bunun üzerine :

«Size yük hayvanlar mı ben vermedim; lâkin Allah verdi. Vallahi Allah diler de ben bir şeye yemîn eder; sonra ondan daha hayirhsrm görürsem, hemen yeminime keffâret verir, o hayırlı şeyi yaparım.» buyurdular.



8- (...) Bize Abdullah b. Berrâd El-Eş'ari İle Muhamtned b. Ala' El - Hemedânî rivayet ettiler. Lâfızları birbirine yakındır. (Dediler ki) : Bize Ebû Üsâme, Büreyd'den, o da Ebû Bürde'den, o da Ebû Musa'dan naklen rivayette bulundu. Şöyle demiş:

Beni arkadaşlarım kendilerine yük devesi istemek için Resûlüllah (SallaltahüAteyhiveSellem)e gönderdiler; çünkü darlık ordusunda —ki Te-bûk gazasidır— onunla beraber idiler. Ben : Yâ Nebiyyallah! Arkadaşlarım beni yük devesi istemek için sana gönderdiler, dedim. Bunun üzerine :

«Vallahi sizo hiç bir yük hayvanı veremem!» buyurdu. Kendisine öfkeli halinde rastlamışım ama bilmiyordum. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selletv) 'in bir şey vermemesinden mahzun olarak ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) bana gücenmiştir diye korkarak geri döndüm; hemen arkadaşlarımın yanına giderek ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem/in söylediklerini onlara haber verdim. Orada bir dakika durur durmaz Bilâl'in: Ey Abdullah b. Kays! diye seslendiğini işittim ve kendisine cevap verdim.

— ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi:\e Sateni) seni çağırıyor; icabet et.» dedi.

ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem}'in yanına vardığımda: O anda Sa'd'dan satın aldığı altı deveyi göstererek:

«Şu çifti, şu çifti ve şu çifti al da arkadaşlarına götür ve de ki : Size bu yük develerini Allah ve/di (yahut ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) verdi) artık bunlara binin!»

Ebû Mûsâ sözüne şöyle devam etmiş: Ben de bu develeri arkadaşlarıma götürerek: Resûlüllah (Saliattahü Aleyhi ve Seilem) bunları binmek için size gönderdi. Lâkin sizden biriniz benimle gelip de Resûlüllah (Satlailahü Aleyhi veSellem)'den sizin için istekte bulunduğum zaman söylediği sözü işiten ve ilk defa vermeyişini sonradan verişini (gören) birine beraber gitmedikçe yakanızı bırakmam! Zannetmeyin ki onun söylemediği bir şeyi ben size söylemiş olayım, dedim. Bana şu cevabı verdiler:

— Vallahi sen bizim indimizde (doğruluğu) tasdik edilmiş bir adamsın. Dilediğini elbette yaparız.

Bunun üzerine Ebû Mûsâ onlardan birkaç kişi ile birlikte yola revân olarak Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)'in sözünü işiten ve onlara (evvelâ) bir şey vermeyip sonradan verdiğini görenlere gitmişler. Onlar da kendilerine tamamiyle Ebû Musa'nın anlattıklarını anlatmışlar.



9- (...) Bana Ebu'r-Rabî' El-Attekî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd yâni İlmi Zeyd, Eyyûb'dan, o da Efoû Kıla be ile Kaasim b. Âsım'dan, onlar da Zehdem El-Cermî'den naklen rivayet etti. Eyyûb: Ben Kaasim'in hadîsini Ebû Kılâbe'nin hadîsinden daha iyi bellemişim-dir, demiş ve şunları söylemiş:

Ebû Musa'nın yanında idik. Sofrasını getirtti. Üzerinde tavuk eti vardı. Derken Benî Teymillâh (kabilesin) den kırmızı renkli âzadlılara benzeyen bir adam girdi. Ebû Mûsâ ona buyur etti. Adam durakladı. Ebû Mûsâ yine buyur etti. Ve: Ben Resûlüllah [Sallaltuhu Aleyhi ve Selteın)'i bundan yerken gördüm, dedi. Adam:

— Ben bu hayvanın bir şey yediğini gördüm de İğrendim; bir daha ondan yememeye yemîn ettim, dedi. Bunun üzerine Ebû Mûsâ şunları söyledi:

— Gel sana bundan bahsedeyim! Ben Eş'arîlerden bir cemaat içinde yük devesi istemek üzere Resûlüllah (baiıaiıahu Aleyhi ve Sette/n)'e gittim:

«Vallahi size yük devesi veremem; zâten bende size verecek binek hayvanı yok!» buyurdu. Biz de Allah'ın dilediği kadar durduk. Nihayet ResÛlüllah(Sallallahı< Aleyh' ve Seltvm) 'e ganimet develeri getirdiler. Müteakiben bizi çağırdı ve bize beş tane beyaz hÖrgüçlü deve verilmesini emir buyurdu. Yola revân olduğumuz vakit birbirimize: Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Selleın)\ yemininde gaflete düşürdük. Başımıza iyi hayır gelmez! dedik; ve hemen kendisine dönerek: — Yâ Resûlâllah! Biz yük devesi istemek üzere sana geldik. Sen bize yük devesi veremeyeceğine yemîn ettin; sonra da verdin! Unuttun mu yâ Resûlâllah? dedik: «Vallahi beji, Allah diler de bir şeye yemîn eder ve başkasını o yeminden daha hayırlı görürsem o hayırlı işi yapar; yeminimi de (keffâretle) heiâl kılarım. Çekilin gidtn! Sİze Ancak Allah (Azze ve Celle) binek devesi verdi.» buyurdular. (...) Bize İbni Efaî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülveh-hâb Es-Sekafî, Eyyûb'dan, o da Ebû Kılâbe ile Kaasim Et-Teymî'den, onlar da Zehdem El-Cermî'den naklen rivayette bulundu. Şöyle demi;: Cerm kabilesinin şu mahallesi ile Eş'arîler arasında sevgi ve kardeşlik vardı. Bu sebeple Ebû Mûsâ El-Eş'arî'nin yanında bulunuyorduk. Derken ona içerisinde tavuk eti bulunan bir yiyecek sundular... Râvi yukankî hadîs gibi rivayet etmiştir. (...) Bana Ali b. Hucr Es-Sa'dî ile İshâk b. İbrahim ve İbni Nümeyr, İsmail b. Uleyye'den, o da Eyyûb'dan, o da Kaasim Et-Teymî'den, o da Zehdem El-Cermî'den naklen rivayet ettiler. H. Bize İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Eyyûb'dan, o da 'Ebû Kılâbe'den, o da Zehdem El-Cermî'den rivayet etti. H. Bana Ebû Bekir b. İshâk da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Affân b. Müslim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Ebû Kılâbe ile Kaasim'den, onlar da Zehdem El-Cermî'den naklen rivayet etti. Ebû Musa'nın yanında idik... demiş. Bu râvilerin hepsi Hammâd b. Zeyd hadîsi mânâsında rivayette bulunmuşlardır. (...) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sa'k yâni İbni Hazn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Matar El-Verrâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zehdem El-Cermî rivayet etti: Ebû Musa'nın yanma girdim; tavuk eti yiyordu... dedi; ve hadîsi yu-karsdaldlerin hadîsi gibi rivayet etti. «Vallahi ben onu unutmadım.» cümlesini de ziyâde eyledi. 10- (...) Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi M) : Bize Cerîr, Süleyman Et-Teymî'den, o da Durayb b. Nukayr Eİ-Kaysî'den, o da Zehdem'den, o da Ebû Mûsâ El-Eş'arî'den naklen haber verdi. Şöyle demiş: — Yük devesi istemek üzere Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi veSellem)' gittik. "Bende size verecek yük devesi yok! Vallahi size binek hayvanı veremem!» dedi. Sonra bize üç tane beyaz hörgüçlü deve gönderdi. Bunun Üzerine: — Biz Resûlüllah (Sallaltahii Aleyhi ve Sellem)'e yük devesi istemeye geldik. O bize deve veremeyeceğine yemra etti, dedik. Ve kendilerine giderek bunu haber verdik de: «Ben bir şeye yemîn eder de başkasını o yeminden deha hay;rlı görürsem hemen o hayırlı şeyi yaparım...» buyurdular. (...) Bize Muhammed b. Abdilâlâ Et-Teymî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mu'temir, babasından rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Ebu's-Selîl, Zehdem'den, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet eyledi. Şöyle demiş: — Yürüyorduk. Nihayet yük devesi istemek için Nebiyyullah (SaUallahü Aleyhiv&Settem)'* vardık... Râvİ Cerîr'in hadîsi gibi rivayette bulunmuştur. Bu hadisi Buhâri «Megâzî», «Fardu'l-Humus», «Nüzûr», «Ze-bâyih», «Keffârâtü'I-Eymân- ve «Tevhİd» bahislerinde; Ebû Davûd *Eymfin»da, Tirmizî «Et'ime» ve «Şemail- bahislerinde; Nesâî «Eymân» ve *Sayd»da, Ibni Mâce «Keffarât»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. «Darhk ordusu» diye terceme ettiğimiz «Ceyşül-usra» Tebûk gazasına giden ordudur. Buna darlık ordusu denilmesi : Son derece şiddetli sıcaklara tesadüf etmesi, su, hayvan ve yiyecek sıkıntısı çekilmesi sebebiyledir. Hattâ ashab-ı kiramın susuzluktan develerin karnını yararak içlerindeki suyu aldıkları rivayet olunmuştur. Bu gaza Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi vr Selle.mi Efendimizin bizzat iştirak ettiği son gazadır. İbni Sa'd'in rivayetine göre Tebûk gazası hicretin dokuzuncu yılı Receb ayının perşenbe günü vuku' bulmuştur. Gazanın sebebini bildiren mürsel bir hadîste şöyle deniliyor: «Yahudiler Resûlüllah (S<ıV.a>hlvi A'evfrve Sette'n)'? gelerek: Yâ Ebel-Kaasim [1], eğer peygamberlik iddiasında doğru sö'ylüyorsan, hemen Şam'a yetiş! Zîra Şâm mahşer yeri ve peygamberler diyarıdır,, dediler. O da onların sözüne kanarak yalnız Şam'ı almak niyetiyle gazaya çıktı. Tebük'e varınca Allah ona Benî İsrâîl süresindeki:

(Onlar seni bu yerden çıkarmak için ne'deyse zorlayacaklardı. .) âyetinden I Bizim yolumuzda asla bir değişiklik bylamazs'nü [2] kavli kerîmine kadar olan âyetleri indirdi. Teâlâ hazretleri ona Medine'ye dönmesini emretti ve:

Sen'n vosaman da ornda. ölümün de orada olacak. Sen tekrar ora-don diriltileceksin! buyurdu...»

Bu rivayetlerde sözü geçen «âzadlılar»dan murad: Roma esirleridir. İçeri giren zât kırmızı benizli diye vasıflandırılmakla onun hâlis Arap olmadığına işaret edilmiştir. Nitekim bir rivayette : «Galiba âzâdlılar-dandı.» denilerek bu cihet tasrih olunmuştur.

Bu zât: «Ben bu hayvanın bir sey yediğini gördüm de iğrendim...» demekle tavuğu pislik verken gördüğünü anlatmak istemiştir. Buna mukabil Hz. Ebû Mûsâ : «Gel, sana bundan bahsedeyim!» demiş; bununla : «Gel sana bu yeminin nasıl halledileceğini anlatayım!» demek istemiştir.

Rivayetlerin birinde Peygamber'Sallallahv 4leyhtveSeUem)*in altı deve verdiği, diğerinde beş deve verilmesini emir buyurduğu kaydedilmektedir. Bu sebeple vak'anm iki defa cereyan etmiş olması üzerinde durulduğu gibi, azı zikretmek fazlamın red ve inkâr değildir; şeklinde te'lîfte bulunanlar dahî olmuştur.

«Başımıza iyi havır gelmez!» cümlesi; -Kesûlüllah (SalloUahü Alevhi veSet'em)\ gaflete düşürdük... biz ehediyyen fpjâ.h bulmayız; dedik!» seklinde de rivayet olunmuştur.

«Size yük hayvanlarını ben vermedim; lâkın Allah verdi...» ibaresinin mânâsı Hattâbi'ye, göre birçok vecihlere muhtemeldir. Bununla ashabdan minneti kaldırarak ni'metin Allah'a izafesi kasdedilmiş olabileceği gibi, Peygamber (SaüaUahü Aleyhi ve Sellem)'in unutmuş olması ihtimâli de vardır. Unutan kimse muztar hükmündedir; onun fiili bâzan Allah'a da izafe edilir. Nitekim unutarak orucunu bozan bir kimse hakkında :

«Onu ancak Allah doyurdu, suladı.» buyurulmuştur. Yahut bu cümle: «Bu ganimeti göndermekle size binek hayvanlarını Allah vermiş oldu.» manasınadır.Mârûdî de bu mânâya işaret etmiştir. Kaadi Iyâz : «Caiz ki onlara yük devesi verileceği Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'e vahi suretiyle bildirilmiş olsun yahut bu zevat Allah'ın ganimeti kendilerine taksim etmesini emir buyurduğu kimselerin umumunda dahil olsunlar.» diyor.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Bir kimse bir işi yapmağa veya yapmamağa yemîn eder de o yemininden dönmenin daha hayırlı olduğunu görürse, yemininden dönmesi müstehap olur; yalnız keffâret vermesi icabeder. Bu cihet ulemâ arasında ittifâkîdir.

Yeminden dönmeden keffâret lâzım gelmez. Keffâreti yeminden döndükten bir hayli sonra vermek caizdir. Yemîn etmeden keffâret vermek caiz değildir. Bu cihetlerde de ulemânın ittifakı vardır.

Fakat yemîn ettikten sonra o yeminden dönmeden keffaret verilebilir mi verilemez mi meselesinde ihtilâf etmişlerdir. îmam Mâlik ile Evzâî, Sevrî, Şafiî ve cumhura göre verilebilir; ancak yeminini bozduktan sonra verilmesi müstehaptır. îmam Şafiî oruç keffâretini istisna: etmiş; bunun yemîni bozmadan verilemeyeceğine kail olmuştur. Ona göre malla ödenen keffâret yeminden dönmeden Menebilir.

Hanefîîer'Ie Mâlikîler 'den Eşheb : «Yeminden dönmeden hiç bir suretle keffâret verilemez.» demişlerdir. Bu rivayetler her iki tarara delîl olacak mâhiyettedirler.

2- Bir erkek yemek yiven diğer bir erkeğin yanına girebilir. Ancak bunu aralarında sıkı dostluk rabıtası olanlar yapmalıdır.

3- Sofra sahibinin içeri giren kimseyi yemeğe davet etmesi gerekir. Yemek az olsun cok olsun bitte'kîd meşru' olmuş bir istir. Bir kisinin yemeği iki kişiye; iki kişinin yemeği dört kişiye yeter... Bir yemeğe bir cemaatin toplanması o yemekte bereket husulüne sebep olur.

4- Tavuk eti yemek bilittifak caizdir. Ancak pislik karıştıran tavuğu yemek mekruh mudur yoksa haram mı meselesi ihtilaflıdır.

Hz. Abdulllahb. Ömer 'den rivayet olunan bir hadîste : «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tavuk yemek isterse, onun birkaç gün bağlanmasını emreder; sonra yerdi.» denilmiştir.

5- Kurtubî : «Bu hadîste sözü kabulden imtina' halinde ye-mîn caiz olduğuna delâlet vardır.» diyor.



11- (1650) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mer-vân b. Muâviye El-Fexâr! rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Keysân, Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Şöyle demiş:

Bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seİiem) 'in yanında zifiri karanlık basıncaya kadar oturdu. Sonra evine döndü ama çocuklarını uyurken bulmuş. Derken karısı ona yemeğini getirmiş. Adam ise çocuklarından dolayı yemek yememeğe yemîn etmiş. Sonra fikrini değiştirerek yemiş. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Selîem)e gelerek meseleyi ona anlattı. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bir kîm$e bir şeye yemîn eder de başkasını ondan daha hayırlı görürse, o (başka) işi yapsın! Yemininden dolayı da keffâret versin!» buyurdular.



12- (...) Bana Ebu't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Mâlik, Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi ki, Be-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bir kimse bir şeye yemîn eder de başkasını ondan daha hayırlı görürse, hemen yemininden dolayı keffâret versin ve o işi yapsın!» buyurmuşlar.



13- (...) Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize ibni Ebi Üveys rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdülâzîz b. El-Muttalib, Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. ŞÖyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bir kimse bir şeye yemîn eder de başkasını ondan daha hayırlı görürse hemen o hayırlı işi yapsın; yemininden dolayı da keffâret versin!» buyurdular.



14- (...) Bana EI-Kaasim b. Zekeriyyâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Muhalled rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Süleyman yâni İbni Bilâl rivayet eyledi. (Dedi ki) : Bana Süheyl, bu isnâdda Mâlik hadisi mânâsında:

<'Hemen yemininden dolayı keffâret versin; ve o hayırlı olan işi yapsın!» diye rivayette bulundu.



15- (1651) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Abdülâzîz yâni İbni Rufey'den, o da Temîm b. Tarafe'den naklen rivayette bulundu. Şöyle demiş:

Adiy b. Hâtim'e biri gelerek bir hizmetçinin kıymeti yahut hizmetçinin kıymetinin bir kısmı hakkında ondan harçlık istedi. Adiy: «Bende zırhımla miğferimden başka sana verecek bir şey yok; aileme yazayım da onları sana versinler; dedi. Fakat adam razı olmadı. Adiy de kızdı; ve: «Beri bak! Vallahi sana hiç bir şey vermiyorum!» dedi. Sonra adam razı oldu. Bu sefer Adiy : Beri bak! Vallahi eğer ResûIÜllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem):

«Bir kimse bir şey yemîn eder de sonra Allah için ondan daha makbul bir şey görürse, hemen o makbulü yapsın buyururken işitmiş olmasaydım yeminimi bozmazdım, dedi.



16- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Abdülâzîz b. Rufey'den, o da Temîm b. Tarafe'den, o da Adiy b. Hâtim'den naklen rivayette bulundu. Şöyle demiş: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem):

»Bir kimse bîr şeye yemîn eder de başkasını ondan daha hayırlı görürse, hemen o hayırlı işi yapsın; yeminini de terk etsin!» buyurdular.



17- (...) Bana Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr ile Muhammed b. Tarif El-Becelî de rivayet ettiler. Lâfız îbni Tarifindir. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Fudayl, A'meş'den, o da Abdülâzîz b. Rufey'den, o da Temîm Et-Tâi'den, o da Adiy'den naklen rivayette bulundu. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem):

«Biriniz bir şeye yemîn eder de ondan daha hayırlısını görürse hemen o yeminin keffâretini versin; ve o hayırlı işi yapsın!» buyurdular.



(...) Bize Muhammed b. Tarif de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. Fudayl, Şeyhânî'den, o da Abdülazîz b. Rufey'den, o da Temim Et-Tâî'den, o da Adiy b. Hâtim'den naklen rivayet etti ki, Adiy Peygamber (Süllallahü Aleyhi ve Selle m) 'i bunu söylerken işitmiş.



18- (...) Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şube Sİmâk h. Harb'dan,.o da Temim b. Tarafe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

— Ben Adiy b. Hâtim'den dinledim. Kendisine yüz dirhem istemek için bir adam gelmişti de :

— Ben Hâtimi'n oğlu olduğum halde benden yüz dirhem istiyorsun ha? Vallahi sana vermiyorum! dedi. Sonra şunu ilâve etti:

— Eğer Resûlüllah (Sallallahu Aîevhi ve SellemVı:

«Bir kimse bir şeye yemîn eder de sonra ondan daha hayırlısını görürse hemen o hayırlı işi yapsın!» buyururken işitmiş olmasaydım!



(...) Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Simâk b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Temim b. Tarafe'yi: Ben Adiy b. Hâtim'den dinledim ki, bir adam ondan dilenmiş... derken işittim; ve yu-karıki hadis gibi rivayette bulundu. «Benim bahşişim meyanında sana dört yüz (dirhem) var.» cümlesini de ziyâde etti.



19- (1652) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ce-rîr b. Hâzim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize El-Hasen rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman b. Semûra rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Re-sûltillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Ey Abdurrahman b. Semura! Vâlîlik isteme, zîrâ isteyerek verilirse onunla tek başına kalırsın; istemeden sana verilirse onun için yardım görürsün! Bir şeye ye m İn eder de başkasını ondan daha hayırlı görürsen hemen yemininden dolayı keffâret ver; ve o hayır olan işi yap!» buyurdular.

Ebû Ahmed El-Cülûdî dedi ki: Bize Ebu'l-Abbâs El-Mesercesî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şeybân b. Ferrûh bu hadisi rivayet etti. [3]



(...) Bana Aliy b. Hucr Es-Sa'dî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyni, Yûnus ile Mansûr ve Humeyd'den rivayet etti. H.

Bize Ebû Kâmil El-Caliden de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ham-mâd b. Zeyd, Simâk b. Atiyye ile Yûnus b. Ubeyd ve diğerleri arasında Hişâm b. Hassân'dan rivayet etti. H.

Bize Ubeydullah b. Muâz dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize EI-Mu'-temir, babasından rivayet etti. H.

Bize Ukbe b. Mükrem El-Ammî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Âmir, Saîd'den, o da Katâde'den naklen rivayette bulundu.

Bu râvilerin hepsi EI-Hasen'den, o da Abdurrahmân b. Semûra'dan, o da Peygamber (SallaUahü Aleyhi veSellem)'den naklen bu hadîsi rivayet etmişlerdir. El-Mu'temir'in babasından naklettiği rivayette «imaret» kaydı zikredilmemiştir.

Bu rivayetlerden Abdurrahmân b. Semûra hadîsini Buhâri «EI-Eymân ve'n-Ntizûr», «Ahkâm» ve «Keffârat» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Harâc»da; Tirmizî «Eymân»da; Nesâî imaret kıssasını «Kaza» ve «Siyer» bahislerinde, yemîn kıssasını da «Eymân»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Görülüyor ki rivayetlerin hemen hepsinde: buyurulmaktadır. Bunun mânâsı:

«Bir kimse bir yemîn üzerine yemîn ederse...» demek ise de bu cümledeki «yemîn» sözü «üzerine yemîn edilebilecek şey» mânâsında kullanılmıştır.

Keza rivayetlerin bazısında evvelâ keffâret verip sonra hayırlı görülen işin yapılması; diğerlerinde bunun aksine olarak evvelâ hayırlı görülen işi yapmak suretiyle yeminin bozulması, sonra keffâret verilmesi emir buyuruluyor. Bundan dolayı mesele hakkında ihtilâf edilmiş; îmam Şafiî ile bir rivayette îmam Mâlik yeminden dönmeden keffâret verilebileceğine nakledildiğini, cumhûr-u ulemânın kavli bu olduğunu söylüyor. Mamafih onlara göre de keffâretin yeminden döndükten sonra verilmesi müstehaptır.

Hanefîler'ce yeminden dönmeden keffâret vermek caiz değildir. Çünkü keffâret cinayeti örten bir örtüdür; yeminden dönmeden önce ise ortada bir cinayet yoktur. Bundan dolayı hadîsin evvelâ yemîni bozup sonra keffâret vermeyi emreden rivâyetiyle amel etmek daha münâsiptir.

Bâzıları Hanefî imamlarından başka buna kail olan bulunmadığını iddia etmişlerse de doğru değildir; çünkü Mâlikîler 'den Eşheb ile Dâvûd-u Zahirî 'nin mezhepleri de budur.

Yemîn keffâreti: On fakiri bir gün doyurmak,

Semûra (Radiyattahû anh) hadîsinde zikri geçen «imâret»den murâd : Valilik veya hâkimliktir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz bu gibi mevki'lerin istenilmemesini; istenip de verilirse Allah isteyene yardım etmeyeceğini; istemeden verilirse Allah o kimseye dım edeceğini bildirmiştir.



Semüra (Radiyaîlahu anh) Hadisinden Şu Hükümler de Çıkarılmıştır:


1- Hükümete dair, valilik, hâkimlik ve müdürlük gibi şeyleri istemek mekruhtur. Böyle bir makama isteyerek geçen kimseye Allah yardım etmez. Buhâri sârini Aynî: «Mücerred istemekle böyle olursa rüşvet vererek isteyenin hâli nice olur?..» diyor.

2- Bir hususa yemîn eden kimse, o yeminden dönmenin daha hayırlı olduğunu görürse dönmesi müstehab hatta buradaki emrin zahirine göre vâcib olur.



4- «Yemin Edenin Yemini, Yemin Ettirenin Niyetine Göredir Hadisi Babı


20- (1653) Bize Yahya b. Yahya ile Amru'n-Nâkıd rivayet ettiler. Yahya: Bize Hüseyni b. Beşîr, Abdullah b. Ebî Sâlih'den naklen haber verdi, dedi. Amr ise': Bize Hüseyin b. Beşîr rivayet etti, dedi. (Demiş ki) : Bize Abdullah b. Ebî Salih, babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resûlüllah (SallaUahuAleyhi veSellem):

«Senin yeminin arkadaşın seni ne üzerine tasdik etti İse ona göredir.» buyurdu.

(Râvi) Amr: «Arkadaşının seni kendisiyle tasdik ettiği...» dedi.



21- (...) Bize Ebû Bekir b. EM Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Hârûn, Hüseyin'den, o da Abbâd b. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayette bulundu. ŞÖyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Yemîn, yemîn isteyenin niyetine göredir.» buyurdular.

Bu hadîsin şerhinde Nevevî şunları söylemiştir: «Bu hadîs, hâkimin yemîn istemesiyle edilen yemine hamlolunmuştur. Bir adam birinden bir hak dâva eder de hâkim yemîn ettirir ve yemîn eden şahıs niyetini gizleyerek hâkimin maksadından başka bir şey niyet ederse ye-mîni hâkimin niyetine göre mün'akid olur; niyetini gizlemesi ona bir fayda vermez. Bu bilittifak böyledir. Delili bu hadîs ve icmâ'dır.

Fakat hâkim istemeden yemîn eder de niyetini gizlerse bu ona fayda verir; ve ister yemîn istenmeden doğrudan doğruya, isterse hâkim ve onun naibi olmayan biri tarafından vâki teklif üzerine yemîn etmiş olsun yemininden dönmüş olmaz. Hâkimden başka yemîn talep edenin niyetine itibâr yoktur.

Hâsılı yemîn bütün hallerde yemîn eden kimsenin niyetine bağlıdır. Bundan yalnız kendisine teveccüh eden bir davada hâkim ile onun naibinin yemîn istemeleri müstesnadır. Bu yemîn (edenin değil) istenenin niyetine bağlı olur. Bu hadîsten murâd budur. Ama hâkim huzurunda onun teklifi olmaksızın bir dâvada biri yemîn ederse burada yemîn sahibinin niyeti mu'teber olur. Bu hususta Allah'a yemîn etmekle kadın boşamaya veya köle azadına yapılan yemîn arasında 'fark yoktur. Şu kadar var ki, kadın boşamaya veya köle azadına yemîn vermeyi hâkim teklif ederse niyetini gizlemesi kendisine fayda verir; ve yemîn edenin niyetine itibâr olunur; çünkü hâkimin bu gibi şeylere yemin ettirmeye hakkı yoktur. O yalnız Allah'a yemîn teklif edebilir.

Şunu da bilmeli ki, niyet gizlemekle yeminden dönülmüş olmazsa da bunu bir kimsenin hakkını iptal edecek yerde yapmak caiz değildir. Bu mesele de ulemâ arasında ittifâkîdir. Bu tafsilât İmam Şafiî ve arkadaşlarının mezhebidir.

Kaadî Iyâz, İmam Mâlik ile arkadaşlarından bu bâb-ta ihtilâf ve tafsilât nakletmiş ve şöyle demiştir: Bir kimse kendisinden yemîn istenmeden ve yeminine bir hak teallük etmeden yemîn verirse sözü kabul edilip niyetine göre hüküm olunacağında ulemâ arasında hilaf yoktur. Fakat bir hak veya vesika için birine kendiliğinden yahut hâkimin hükmü ile yemîn ederse yemininin zahirine göre hükmolunaca-ğında da hilaf yoktur.

Meselenin yemîn sahibi ile Allah arasındaki hükmüne gelince : Bâzıları, yemîn eden kimin için verildi ise onun niyeti mu'teberdir, demiş; bir takınılan yemîn edenin niyeti mu'teber olacağını söylemişlerdir. Hattâ : Yemîn teklif edilmişse kimin için yemîn verilirse onun niyeti, teklif edilmeden yapılmışsa yemîn edenin niyeti mu'teber olur, diyenler de vardır. Abdülmelik ile Stıhnûn 'un kavilleri budur. îmam Mâlik ile Îbni'l-Kaasim'in zahir olan kavilleri de budur. Bunun aksine kail olduklarını söyleyenler de vardır, ki bunu Yahya Îbni'l-Kaasim 'den rivayet etmiştir. Bâzıları: Yemîn edenin aleyhine hükmolunmayacak husûsatta niyeti kendine fayda verir; aleyhine hükmoîunacak hususta ise kendiliğinden yemîn etmesiyle teklifli yemîni birbirinden ayrılır, demişlerdir. Bu kavil dahî Ibni'1-Kaasimden rivayet olunmuştur.

îmam Mâlik 'ten nakledildiğine göre : Hile ve kurnazlık yolu ile yapılan yeminin sahibi günahkârdır; yemîni de bozulmuştur, özürden dolayı yapılanda beis yoktur. îbni Habîb'in İmam Mâlik 'ten rivayetine göre hile yolu ile yapılan yeminde yemîn sahibinin niyeti, bir hak uğrunda yapılanda kimin için yemîn edilirse onun niyeti mu'teber olur. Başkasının hakkına teallûk eden yeminde sahibi niyetini gizlese bile günahkâr olacağında hilaf yoktur.



5- İstisna Babı


22- (1654) Bana Ebu'r-Rabî' El-Atekî ile Ebû Kâmil El-Cahderî Fudayl b. Hüseyn rivayet ettiler. Lâfız Ebu'r-Rabî'indir. (Dediler ki) : Bize Hammâd —yâni İbni Zeyd'dir— rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ey-yûb, Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayette bulundu. Şöyle demiş:

Hz. Süleyman'ın altmış karısı varmış. Demiş ki: Ben bu kadınlarm hepsini bu gece mutlaka dolaşacağım ve her biri gebe kalacak, neticede onlardan her biri Allah yolunda harbedecek bir süvari çocuk doğuracak!.. Fakat bunlardan yalnız bir tanesi doğurmuş; o da yarım insan doğurmuş. Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

istisna yapmış olsaydı, o kadınlardan her biri Allah yolunda harbedecek bir süvari çocuk doğururdu.)) buyurdular.



23- (...) Bize Muhammed b. Abbâd ile İbni Ebî Ömer de rivayet ettiler. Lâfız İbni Ebî Ömer'indir. (Dediler ki) : Bize Süfyân, Hişâm b. Huceyr'den, o da Tâvûs'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallaılahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar:

«Nobiyyullah Süleyman b. Dâvûd : Ben bu gece yetmiş kadını birden mutlaka dolaşacağım! Bunların her biri Allah yolunda harbedecek bir çocuk doğuracak!., dedi. Arkadaşı yahut Melek ona : Inşaallah del İhlarında bulundu; fakat o demedi; unuttu. Neticede kadınlardan hiç biri doğurmadı; yalnız bir tanesi yarım bir çocuk doğurdu.

Bunun üzerine Resûlüllah (Sallatiahü Aleyhi ve Sellem) :

«Inşaallah dcceydi yemininden dönmüş olmaz; ve hacetine nâİl olurdu!..» buyurdu.



(...) Bize İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Ebu'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den naklen bu hadîsin mislini yahut benzerini rivayet etti.



24- (...) Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-durrazzâk b. Hemmâm haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, İbni Tâ-vûs'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Şöyle demiş:

Süleyman b. Dâvûd! Bu gece mutlaka yetmiş kadını dolaşacağım! Bunlardan her biri Allah yolunda harb edecek birer oğlan doğuracak! demiş. Kendisine: İnşâallah de! ihtarında bulunmuşlar, fakat dememiş; ve kadınları dolaşmış ama hiç biri doğurmamış. Yalnız bir kadın yarım insan doğurmuş. Bunun üzerine Resûlüllah (batlatlahü Aleyhi ve Seltem):

«İnşâallah deseydi yemininden dönmüş olmaz ve hacetine nâîl olurdu!» buyurdular.



25- (...) Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Şebâbe rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Verkaa', Ebu'z-Zinâd'dan, o da A'rac'-dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) den naklen rivayette bulundu:

«Süleyman b. Dâvûd : Bu gece mutlaka yetmiş kadını dolaşacağım! Bunların hepsi Aliah yolunda harb edecek bir suvârİ doğuracak, dedi. Arlı Kİaşı kendisine : İnşâallah de! ihtarında bulundu ise de o inşâallah de-r edi ve kadınların hepsini dolaştı; ama içlerinden hiç bir kadın gebe kalmadı. Yalnız bir kadın bir erkek yarısı doğurdu. Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim ki, inşâallah deseydi (çocuklar doğup) Allah yolunda süvari olarak toptan mücâhede ederlerdi!..» buyurmuşlar.



(...) Bana bu hadisi Süveyd b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs b. Meysera, Mûsâ b. Ukbe'den, o da Ebu'z-Zinâd'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etti. Yalnız o; «Kadınların hepsi Allah yolunda mücâhede edecek birer oğlana gebe kalacak» dedi.

Bu hadîsi Buhâri : «Nikâh», «Cihâd», «Eymân» ve «Nüzûr», «Enbiyâ» ve «Tevhîd» bahislerinin altı yerinde; Nesâî : «Eymân»

«Nüzûr»da tahrîc etmişlerdir.

Hadîste geçen kadın dolaşmak tâbirinden murâd: Cinsî münâsebettir. Bu mânâ rivayetlerin bâzılarında bir rivayette fiiliyle iiâde olunmuştur ki, bunların ikisi de dolaşmak mânâsına gelen (tavaf) tandır. Yalnız birincisi sülâsî mücerd, ikincisi sülâsî mezîd olarak kullanılmıştır. Kelimenin başındaki (lâm) kasem lamıdır.

Hadîsin muhtelif rivayetlerinde Süleyman (Aleyhisselâm)'m zikrettiği kadın sayısı da muhteliftir. Bir rivayette altmış, diğerinde yetmiş, başka birinde yüz, ötekinde doksan dokuzdur. Mamafih bu rivayetler arasında münâfât yoktur; çünkü az olanını zikretmek, ondan fazlasını inkâr demek değildir. Bu mânâ ancak «mefhûm-ı aded» yolu ile çıkar ki, us'ul-i fıkıh ulemasının cumhuruna göre bununla amel edilmez.

Hz. Süleyman (Aleyhisselâm)'m üç yüzü hurre, yedi yüzü câriye olmak üzere bin tane karısı bulunduğu rivayet olunur. Kirmâ-n î 'nin beyanına göre Buhâri: «Esah olan doksandır.» demiştir.

Süleyman (Aleyhisselâm)'a inşâallah demesini tavsiye eden arkadaşının kim olduğu ihtilaflıdır. Bâzıları hadîsteki «arkadaşı yahut melek...» ifadesine bakarak bunun Cebrail (Aleyhissetâni) yahut «Ki-râmen Kâtibin »den bir melek olduğunu söylemişlerdir. Başka bir melek gönderilmiş olması da mümkündür.

Bir takımları: «Arkadaştan murâd : Süleyman (Aleyhisseiam) in ins veya cinden olan veziridir» demiş; hattâ bunun Âsaf İbni Berhıyâ olduğunu ileri sürenlerle hatır ve hayâlinden ibaret olduğunu iddia edecek kadar garabet gösterenler bile olmuştur. Hakikatte bu ihtilâflara mahal yoktur; çünkü Buhâri'nin bir rivayetinde :

«Ona melek : İnşâaliah der ihtarında bulundu» denilerek arkadaşının melek olduğu tasrîh edilmiştir. Onun içindir ki Aynî: «Doğrusu bunun melek olmasıdır...» demiştir. Nevevî bu bâbta şunları söylemiştir : «Arkadaşından murâd melektir, diyenler olmuştur ki, hadîsin lafzından anlatılan da budur. Bâzıları: Zevcedir demiş; bir takımları insanlardan bir dostu olduğunu söylemişlerdir...»

Rivayetten anlaşılıyor ki, Süleyman (Aleyh is s elam) bir gecede bu kadınların hepsi ile cima' etmiştir. Bu derece beden sıhhati, bu derece mükemmel erkeklik kudreti yalnız peygamberlere mahsus bir mev-hibe-i İlâhiyyedir. Bir taraftan hadsiz hudutsuz İbâdet ve mücâhedeler, diğer taraftan nihayetsiz dünya meşgaleleri, irşâd ve tebliğ vazifeleri düşünülürse sair İnsanlara böyle bir işin asla müyesser olmayacağı derhal anlaşılır. Demek ki Hak Teâlâ Hazretleri peygamberlerine mu'cizeler halketmek suretiyle hârika haller yarattığı gibi, bu zevatın bedenlerinde de hârikalar halketmiştir. İşte Hz. Sü1eyman'in bir gecede yüz kadınla cima' takat getirmesi bundandır.

Sair peygamberlerden bu bâbta sarih bir haber yoktur. Ancak bizim Peygamberimiz Muhamed Mustafa (Sallalhhü Aleyhi ve Sleliem)te cima' hususunda otuz erkek kuvveti verildiği bildirilmiştir. Mücâhid, cennet erkeklerinden kırk erkek kuvveti verildiğini söylemişte. Hattâ bâzı büyüklerin ifâdesine göre her peygambere kırk erkek kuvveti; bizim peygamberimize ise kırk peygamber kuvveti ihsan edilmiştir. Bu hesaba göre Resulü Ekrem (SalfaÜakü A leyhi ve Settem) Efendimize bin altıyüz erkek kuvveti verilmiş demektir ki, bu takat her peygambere verilenin üstündedir. Avrupa küffârının izinden yürüyerek O'na utanmadan «karıcı» demek küstahlığırda bulunanlar azıcık düşünsünler!.. Yâ bu derece erkeklik kudreti kendilerine verilmiş olsa acaba ne yaparlardı?!.. Bizim sözümüz şudur: «Bu muazzam cinsî kudret karşısında Peygamber (Saliatlafıii Aleyhi ve Setlem) Efendimizin dokuz kadınla iktiiâ etmesi O'nun sonsuz sabır ve zühdünün açık ifadesidir...»

Süleyman {Aleyhîsselâmi'm dili ile «İnşâaliah» kelimesini söylememesini kalbine teşmil etmemelidir. Zira bir Peygamber-i zîşân'ın kalbini bir an Allah'a tefvîzdan hâlî bırakması Peygamberlik mansıb ve mevkiine asîâ yakışmaz.

Ama bu kelimeyi dille söylemeyi unutmak caizdir. Nitekim Peygamber (SaliaUahü Aleyhi ve Seltem Efendimize yahudiler ruhun ne olduğunu, Hızır (Alcyhisselaml'ı ve Zülkarneyn'i sordukları vakit dili ile «İnşâallah» demeyi unutarak yarın cevap vereceğini söylemiş; bu sebeple vahîy biraz gecikmiş; küffâr da .ona isnâdda bulunmuşlardı. Bundan sonra Teâlâ Hazretleri

«Sakın bir şey için ben bunu yarın yaparım deme! Ancak tnşâallah dersen o başka...» [4] âyetlerini indirerek «inşâallah» kelimesini diliyle söylemesini de ta'lîm buyurdu. Bu kelimenin mânâsı: «Allah dilerse» demektir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu âyet indikten sonra bu kelimeyi vacibât hakkında bile kullanmaya başlamıştır.

Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem) 'in :

«Eğer istisna yapmış olsaydı o kadınlardan her biri Allah yolunda harbedecek bir suvâri çocuk doğururdu.» buyurması Süleyman (Aleyhisselami hakkındaki vahye istinâdendir; yoksa böyle yapan herkesin mutlaka çocuğu olur mânâsına değildir. Bu cümledeki «istisnadan murâd: «İnşâallah» sözüdür.

Bu hadîsin ikinci rivâyetindeki : «İnşâallah deseydi yemininden dönmüş olmazdı...» iradesi üzerinde durulmuş ve: «yemininden dönmezdi» cümlesi «muradı hâsıl olurdu» şeklinde tefsir edilmiştir. Çünkü ortada yemîn yoktur. Bâzıları Hz. Süleyman (Aleyhisselâm)'m yemîn etmiş olmasını muhtemel görmüşlerdir. Bir takımları da

«Bu gece mutlaka yetmiş kadını dolaşacağım» ifâdesindeki te'kîdden yemîn mânâsı çıkarmışlardır. Bu söze karşı El-Mühelleb: «Bu hadîste yemîn yoktur ki onu bozmu olsun. Süleyman (Aleyhissetâm ı sadece kuvvvet ve fiili kendine izafe etmiş; Allah Teâlâ da onu mahrumiyetle cezalandırmıştır. Binâenaleyh buradaki (hıns) kelimesi muvaf-fakiyetsizlik manasınadır. demiştir.

Yarım doğan çocuğun Kur'an-i Kerîm'de Hz. Süleyman (Aleyhisselami'm kürsîsi üzerine konulduğu bildirilen cesed olduğunu söyleyenler vardır.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükğmler:


1- Gelecekte yapılacak bir işi inşâallah diyerek anlatmak, meselâ: «Yarın falan işi yapacağım inşâallah» demek müstehaptır. Delili bu hadîsle yukarıda naklettiğimiz Sûre-i Kehf âyetidir.

2- İstisna' (yâni inşâallah sözü) yeminin mün'akid olmasına mâni'dir.- Bir kimse yemîn etse de ona bitişik olarak inşâallah dese üzerine yemin verdiği şeyi yapmakla yemininden dönmüş olmaz. Yalnız bunun için iki şart vardır: înşâallahi yeminine bitişik olarak söylemek ve ye-mîn etmezden önce istisnayı niyet etmek.

Kaadî Iyâz şöyle diyor: «înşaallah sözünün bitişik-olmak şartiyle yeminin in'ikadına mâni' olduğunda bütün müslümanlar müttefiktir. Eğer bâzı seleften rivayet olunduğu gibi aralıklı söylendiği halde de caiz olsaydı hiç bir kimse hiç bir yemininden dönmüş olmaz ve kef-farete ihtiyaç kalmazdı. Ulemâ bu kelimenin yemine nasıl bitişik sayılacağı hususunda ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik, Evzâî, Şafiî ve cumhur: Bitişiklik, inşâallah sözünü, ara yerde susmamak şartiyle yemine eklemekle olur; nefes almak için yapılan sekte zarar etmez, demişlerdir.

Tâvûs, Hasan-ı Basrî ve tabiînden bir cemaate göre yemin sahibi yerinden kalkmadıkça inşâallah diyerek istisna yapabilir. Katâde: «Yerinden kalkmadıkça veya konuşmadıkça yapabilir.» demiş; Atâ ' bu müddetin bir deve sağılacak kadar olduğunu söylemiştir. Saîd b. Cübeyr; «îstisnâ müddetinin dört ay sonra biteceğini söylemiş; tbni Abbâs (Radiyattahu anh) 'in : «îstisnâ hakkı ebedîdir; yemîn sahibi her ne zaman hatırına gelirse istisna yapabilir.» dediği rivayet olunmuştur. Bâzıları bu zevattan nakledilen sözleri te'vil ile : Onların maksatları, teberrüken inşâallah demenin müstehap olduğunu anlatmaktır; nitekim Teâlâ Hazretleri :

(Unuttuğun zaman da Rabbini zikre?!» buyurmuştur; yoksa bu sözle yeminin hallolup bozulmayacağını kasdetmemişlerdir, diyorlar.»

Bir kimse Allah'a yemînden başka bir şeyde meselâ talâkta, köle azadında veya zıhâr ve benzeri bir şeyde istisna yapar da: înşaallah sen boşsun, inşâallah sen hürsün, inşâallah sen bana annemin sırtı gibisin, derse Küfe uleroasiyle İmam Şafiî, Ebû Sevr ve başkaları bu istisnanın sahih olduğuna kaildirler. Binâenaleyh inşâallahı yemîne bitişik söylemiş olmak şartiyle bunların hiç birinde yemini bo-. zulmaz.

îmam Mâlik ile Evzâî: «Allah'a yeminden başka hiç bir şeyde istisna yapılamaz.» demişlerdir.

3- îstisnâ sözle yapılır; sâde niyet kâ'â değildir. Dört mezhep imamlarının kavilleri budur. Yalnız bâzı Mâlikiyye ulemâsı: îmam Mâ1ik'in kavline kıyasen bir şey söylemeden sadece niyetle istisna sahîh olmak îcâbeder.» demişlerdir.

4- Zan üzerine bir şeyin ileride olacağını haber vermek caizdir.

5- Bir şey meydana geldikten sonra onun hakkında: «Eğer şöyle olsa idi» yahut «böyle olmasa idi» demek caizdir. Gerçi bunu yasak ed ve şeytan işi olduğunu bildiren bir hadîs vardır; fakat bu hadîs bunu a esbaba i'timâd ederek söyleyenlere, kaderden yüz çevirenler hamlolu

6- İnşâallah diyerek bir işte kendi dilek ve arzusuna kıymet ve muştur. meyen kimse arzusunun is'âfma lâyık kimsedir. Ancak bundan, inşâa lah demeyen bir kimsenin emeline nail olamaması vaciptir mânâsı ani; şılmamalıdır. Cenâb-ı Hak ezelî ilmine göre kiminin arzusunu halk ed« kiminin etmez.

Burada Peygamber (SaLfallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin haber vei diği kıssa Allah'ın ilminde kaderlerin muhtelif olduğunu gösteriyor. Be zan bir insana rızık veya evlâd şu işi yaparsa yahut şöyle duâ ederse ve riîecek, yapmadığı veya duâ etmediği takdirde verilmeyecek diye tak dır edilir.

7- Hadîs-i şerif Allah yolunda mücâhid yetiştirmek niyetiyle çocul istemeye teşvik ediyor. Bâzan çocuk istenildiği gibi yetişmeyebilir, fakat baba niyetinden dolayı yine me'cûr olur.

8- Bir mânâyı en güzel sözle ifâde etmek müstehaptfır. Zîra Peygamber (SaHallahü Aleyhi ve Sellem) cinsî münâsebeti (dolaşmak) tabiriyle ifâde buyurmuştur. Ama şer'î zaruret sarahat îcâbediyorsa bittabi sarahat cihetine gidilir.



6- Haram Olmayan, Fakat Yemin Sahibinin Ailesini Bahatsız Eden Bir Şey Hususunda Yeminde Israrın Yasak Edilmesi Babı


26- (1655) Bize Muhammed b. Kâfi' rivayet etti. (Dedi M) : Bî» Abdurrazzâk rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Ma'mer, Hemmâm h. Mfineb-bih'den naklen rivayet etti. Hemmâm: Bixe Ebû Htireyre'nİn Resûlfillah (ŞaUaîlahu Aleyhi ve Sellem 'den rivayeti budur, diyerek bir takım hadîsler nakletmiş, ezcümle: Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) s

«Vallahi birinizin aifesi hususundaki yemininde ısrarı kendisini Allah katında, Allah'ın farz kıldığı keffâretinİ vermekten daha günahkâr yapar.» buyurdular; demiştir.

Bu hadîsi Buhâri «El-Eymân ve*n-Nüzûr» bahsinde; 1bni Mâce «KeffârâUda tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin mânâsı şudur: Bir kimse ailesine dair bir y'emîn eder de bu sebeple ailesi efradı zarar görürse yemini bozmasında bir günah olmadığı takdirde o yeminden dönerek keffâret vermesi îcâbeder. Ben günahından korkarım, diyerek yeminini bozmamakta ısrar ederse günahkâr olur. Yemini bozmayarak ailesine zarar vermeye devam etmesinin günahı, onun inandığı yeminden dönme günahından daha çoktur.



7- Kafirin Nezri ve Müslüman Olduğu Zaman Hakkında Yapılacak Muamele Babı


27- (1656) Bize Muhammed b. EM Bekir El-Mukaddemî İle Mu-hammed b. El-Müsennâ ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'-indir. (Dedüer ki) : Bize Yahya —ki İbni Saîd El-Kattân'dır— Ubeydul-lah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nâfi', İbni Ömer'den naklen haber verdi ki, Ömer şöyle demiş:

— Yâ Resûlâllah! Ben cahiliyyet devrinde bir gece Mescidi Ha-ram'da i'tikâfa girmeyi nezre t ti mî demiş.

Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Sellem): «öyle ise nezrini îfâ et!» buyurmuşlar.



(...) Bize Saîd El-Eşecc de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. El-Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvehhâb yâni Sekafî rivayet etti. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. El-Alâ' ve tshâk b. İbrahim de toptan Hafs b. Gıyâs'tan rivayet ettiler. H.

Bize Muhammed b. Amr b. Cebele b. Ebî Revvâd dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen bu hadîsi rivayette bulunmuşlardır. Bunların arasından Hafs: (Ömer'den naklen) demiştir.

Ebû Üsâme ile Sekafî'ye gelince: Bunların hadîsinde: «Bir gece i'ti-kâh» tâbiri; Şu'be'nin hadîsinde ise : «Üzerine bir gün i'tikâh nezreyledi, dedi» ifadesi vardır. Hafs'in hadîsinde gün ve gecenin zikri geçmemiştir.



28- (...) Bana Ebu't-Tâhİr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bize Cerîr b. Hâzim rivayet etti. Ona da Eyyûb, ona da Nâfj', ona da Abdullah b. Ömer rivayet etmiş İd, Ömer b. Hattâb, Resûlüllah SaliatkhS Aleyhi ve Selle»*) 'e Tâiften döndükten sonra Ci'râne'de bulunduğu sırada sormuş ve:

— Yâ Resul âl lah! Ben câhiliyyet devrinde Mescid-i Haramda bugün i'tikâfa girmeyi nezrettim; ne buyurursun? demiş.

«Git, bir gün i'ltkâf yap!» buyurmuşlar.

Râvi diyor ki: Resûlüllah (Saüaltahü Aleyhi ve Sellem) ona ganimetlerin beşte birinden bir câriye vermişti. Resûlüllah (Sallallahü Aleyh, ve Sellem) halkın esirlerini âzâd edince Ömer b. Hattâb onların seslerini: Bizi Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) âzâd etti, dediklerini işiterek: Bu ne? diye sordu.

— Itesûlültah(SaHallahii Aleyhi ve Sellem) halkın esirlerini âzâd etti, dediler- Bunun üzerine Ömer (oğluna) :

— Yâ Abdallah! Şu cariyeye git de kendisine yol ver!» dedi.



(...) Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürraz-zâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Eyyûb'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen haber verdi. Şöyle demiş:

Peygamber ıSaUallahü Aleyhi ve Setlem) Huneyn'den döndüğü vakit Ömer kendisine, câhiliyyet devrinde yaptığı bîr günlük i'tikâf nezrini sordu... Sonra (râvi) Cerîr b. Hâzim hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.



(...) Bize Ahmed b. Abde Ed-Dabbî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Nâfi'den rivayet etti. Şöyle demiş :

İbni Ömer'in yanında Resûlüllah (Saltallahii Aleyhi ve Setlcm 'in Ci'râ-ne'den yaptığı Ömre'nin zikri geçmiş de:

— Oradan ömre yapmadı, demiş. Ve ilâve etmiş. Ömer câhiliyyet devrinde bir gece i'tikâf yapmayı nezretmişti...

Sonra (râvi) Cerîr b. Hâzim ile Ma'mer'İn Eyyûb'dan rivayet ettikleri hadîs gibi rivayette bulunmuştur.



(...) Bana Abdullah b. Abdirrahmân Ed-Dârimî de rivayet etti. (Dedi kî) : Bize Haccâc b. Minhâl rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd, Ey-yûb'dan naklen rivayet etti. H.

Bize Yahya b. Halef dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülâ'lâ, Mu-ha mm e d b. ishâkMan rivayet etti.

Bu râvilerin ikisi de Nâfi'den, o da İbni Ömer'den bu hadisi nezir hakkında rivayet etmişlerdir. Her ikisinin hadîsinde de «bir gün i'tikâf» kaydı vardır.

Bu hadîsi Buhâri: «Fardu'l-Humüs» ve «ttlkfif» bahislerinde tahrîc etmiştir. Hz. Abdullah b. Ömer (Radîyai)ahU anh) 'in «Peygamber (SallaUahtİ Aleyhi ve Sellem) Ci'râne 'den ömre yapmadı» demesi bunu bilmediğine hamledilmiştir. Çünkü Resulü Ekrem (SalMhU Alevhi ve Sellem)'in Ci'râne 'den ömre yaptığı sabit olmuştur. îspat nefîden mukaddemdir; zîra onda ilim ziyadesi vardır.

Ulemâ, kâfirin nezrinin sahîh olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir. Hanefîler'le İmam Mâlik ve ŞafiîIer'in cumhuru sahih olmadığına kaildirler.

Muğire El-Mahzûmî, Ebû Sevr, Buhâri, îbni Cerîr ve bazı Şâfiî1er'e göre sahihtir. Bunların delili Hz. Ömer hadîsinin zahiridir. Sahîh olmaz diyenler bunlara cevaben : Hz. Ömer hadîsinin müstehab mânâsına hamledildiğini söylemişlerdir. Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve.Settem) Hz. ömere : Câhİliyet devrinde yaptığın nezrin mislini şimdi yapman müstehab olur; demek istemiştir.

imam Şafiî i'tikâfm oruçsuz da yapılabileceğine bu hadîsle istidlal etmiştir. Bu meselede Hasan-ı Basrî, Ebû Sevr, îbnİM-Münzir ve bir rivayette İmam Ahmed de Şafiî ile beraberdirler. Îbni'l-Münzir bu kavlin Alî ve tbni Mes'ûd (HadiyaUahiİ anh) hazerâtmdan rivayet olunduğunu söylemiştir.

tbni Ömer, İbni Abbâs , Âîşe ve Urve b. Zübeyr (SadıyaUah-ü anhûm) hazerâtı ile ZührI, Evzâî, Sevrî, Ebû Hanîfe, Mâlik ve bir rivayette îmam Ahmed ile îshâk'a göre i'tikâf ancak oruçla sahîh olur. Ekser-i ulemânın kavilleri de budur.



8- Kölelerle Geçinme ve Kölesine Tokat Atan Kimsenin Keffareti Babı


29- (1657) Bana Ebû Kâmil Fudayl b. Hüseyn Eİ-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki) i Bize Ebû Avâne Firâs'dan, o da Zekvân Ebû Sâlih'den, o da Zâzân Ebû Ömer'den naklen rivayet eyledi. Şöyle demiş:

îbni Ömer'e geldim; bir köle âzâd etmişti. Yerden bir (öp veya bir şey alarak: Bunda bana değer ecir yoktur; şu var ki, ben Resûliillah (Salhltahii Aleyhi ve Selle/n)*!;

»Her kim kölesine tokat atar veya döğerse keffâreti o köleyi âzâd etmesidir.» buyururken işittim, dedi.



30- (...) Bize Muhammed b. El-Müsennâ üe İbni Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındir. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Firâs'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Zekvân'ı, Zâzân'dan naklen rivayet ederken dinledim ki, îbni Ömer ibir kölesini çağırarak sırtında bir eser görmüş de ona:

— Senin canını acıttım mı? demiş. Köle: Hayır! cevâbını vermiş. İbni Ömer: Sen âzâdsın! demiş. Râvi diyor ki:

Sonra yerden bir şey alarak: Benim için bunda bu işe değer ecir yoktur. Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)fi:

«Her kim bir kölesini (mûcebini) yapmadığı bir kabahat için döğer veya tokatlarsa onun keffâreti o köleyi âzâd etmesidir.» buyururken işittim, dedi.



(...) Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' rivayet etti. H.

Bana Muhammed b. El-Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân rivayet etti. Her iki râvi Süfyân'dan, o da Firâs'dan Şu'be ile Ebû Avâne'nin isnadı ile rivayet etmişlerdir.

İbni Mehdî'nin hadîsinde «Mûcebini yapmadığı bir kabahat için» ibaresini zikretmiş; Vekî'in hadîsinde ise «Her kim kölesini tokatlarsa» demiş; kabahati anmamıştır.

Hadîsin birinci rivâyetindeki «mâ yesvâ» kelimesi ekseri nüshalarda burada olduğu gibi nakledilmişse de bâzı nüshalarda «mâ yüsâvî» şeklinde olduğu görülmüştür. Doğrusu da budur: Kitabımızdaki şeklini bazı ulemâ, cahiller tarafından yapılmış bir i'râb hatası saymış; bir takımları da râvilerden birinin yaptığı bir değiştirme olarak kabul etmiş; İbni Ömer (Radîyailahıi anh)'m bu şekilde söylemediğini beyân etmişlerdir. îbni Ömer hazretleri kölesini tokatladığı için bu yaptığına keft'â-ret olmak üzere âzâd etmişti. Buradaki sözünden maksat da bunu anlatmaktır. Yâni ben bu köleyi âzâd etmekle teberru' suretiyle âzâd olunan köle sevabını kazanamam; ben bunu ancak vurduğum tokada keffâret olsun diye âzâd ettim; demek istemiştir.

Bu hadîsler kölelere ve hizmetçilere İyi muamele edilmesi lâzım geldiğine delildirler.

Ulemâ bu kadarcık bir döğmekle köleyi âzâd etmek vâcib değil, men-düb olduğuna ittifak etmişlerdir. Bunun yapılan hataya keffâret olacağı ümîd edilir. Fakat sebepsiz olarak fazla döğerek Bir yerini kırmak veya koparmak, bir tarafını yakmak gibi ağır tecziyeler hususunda ihtilâf edilmiştir.

Mâlikîler'le İmam Leys'e göre böyle bir köle, sahibi aleyhine âzâd olur ve sahibi, hükümet tarafından cezalandırılır. Diğer ulemâ kölenin âzâd olmayacağına kail olmuşlardır.



31- (1658) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Nümeyr rivayet etti. H.

Bize İbnü Nümeyr de rivayet etti; lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Selemetü'bnü Küheyl'den, o da Muâviyetü'bnü Süveyd'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Bir kölemize tokat atarak kaçtım. Sonra öğleden evvel geldim ve babamın arkasında namaz kıldım. Babam köleyi de, beni de çağırdı; ve: Ona misilleme yap! dedi. Köle affetti. Sonra babam şunu söyledi:

— Bİz Mukarrin oğullarımın Resûlüllah (Saliatiahü Aieyhi veSeilcm) devrinde bir hizmetçimiz vardı. Birimiz onu tokatladı. Bu Peygamber (Saitattahü Aleyhi ve Setlem) 'in kulağına ermiş de :

«Onu âzâd edin!» buyurdular. (Kendisine) :

— Onların bundan başka hizmetçisi yoktur, dediler.

«O halde onu hizmetlerinde kullansınlar; ama ona İhtiyaçları kalmadığı zaman hemen kendisine yol versinler!» buyurdular.



32- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dediler ki) : Bize İbnü İdris, Husayn'dan, o da Hilâl b. Yesâf'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) :

Bir ihtiyar acele ederek bir hizmetçisine tokat vurdu. Bunun üzerine ona SÜveyd b. Mukarrin şunları söyledi:

Yüzünün yanından başka (vuracak) yer bulamadın! Vallahi ben kendimi yedi Mukarrin oğlunun yedincisi gördüm. Yalnız bir hizmetçimiz vardı. Küçüğümüz onu tokatladı da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize onu âzâd etmemizi emir buyurdu.



(...) Bize Muhammet! b. El-Müsennâ ile İbnü Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbnü Ebî Adiy, Şu'be'den, o da Husayn'dan, o da Hilâl b. Yesâf'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Nu'mân b. Mukarrin'in kardeşi Süveyd b. Mukarrin'in evinde bez satıyorduk. Derken bir câriye çıkarak bizden bir adama bir söz söyledi. O da onu tokatladı. Bunun üzerine Süveyd kızdı...

Eâvi, İbni İdrîs hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.



33- (...) Bize Abdülvâris b. Abdissamed de rivayet etti. (Dedi M) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Muhammed b. Ei-Münkedir: İsmin nedir? diye sordu. Şu'be, dedim. Bunun üzerine Muhammed dedi ki; Bana Ebû Şu'bete'l-lrâkî, Süveyd b. Mukarrin'den naklen rivayet etti ki, Süveyd'in bir cariyesini birisi tokatlamış da Süveyd ona: Bilmed in mi ki surat haramdır, demiş ve şunları söylemiş:

— Vallahi ben kendimi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)' le beraber bulunmuş yedi kardeşimin yedincisi olduğumu görmüşümdür. Bir hizmetçiden başka hizmetkârımız yoktu. Derken birimiz kasden ona tokat vurdu. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi -ve Sellem] onu âzâd etmemizi bize emir buyurdu.



(...) Bize bu hadîsi İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. El-Müsennâ da, Vehb b. Cerîr'den rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Şu'be haber verdi. (Dedi ki) : Bana Muhammed b. El-Münkedir: İsmin nedir? diye sordu...

Müteakiben râvi, Abdüssamed hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.

Muâviye b. Süveyd hadîsindeki «imtesil minini» cümlesinin mânâsı: Sen de onu kısas olmak üzere cezalandır, demektir. Bir takımları; «Bu cümleden murâd: O sana ne yaptı ise, sen de ona onun "t'g'jni yap! demektir.» mütaleasmda bulunmuşlardır.'

Bu emir, döğülen kölenin gönlünü almak içindir. Yoksa tokat atmak veya hafifçe döğmekle kısas lâzım gelmez, üöyle yerlerde ta'zir îcab eder. (Ta'zîr: Hakkında muayyen ceza olmayan hususatta verilen ceza olup yerine göre sert bakış, tekdir, teşhir, döğme ve saire ile olur.) Hadîs-i serîf köle ve hizmetçilere karşı şefkat ve merhametli olmaya, on-, lara tevazu1 göstermeye teşviktir.

cHâdim» kelimesi erkek ve kadın hizmetçilere ıtlak olunur. Kadın hizmetçilere «hadime» denilmez. Mamafih şâzz olarak hadime denildiği de görülmüşse de nâdirdir.

Bu rivayetlerde sözü geçen hizmetçi yedi kardeşe ait olduğu halde içlerinden birinin döğmesi ile Peygamber {SatLıllahü Aleyhî ve Sellem) 'in onu âzâd etmelerini emir buyurması bu işe hepsinin razı olduklarına hamle-dilmigtir.

Hadîsin bir rivayetinde Hz. Süveyd (RudiyalLıhüanh); «Bilmedim mi ki surat haramdır?» demiştir ki, bununla : «Biriniz kölesini dö-ğerse yüzüne vurmaktan sakınsın!» hadîsine işaret etmiştir. Evet, surata vurmak memnu'dur; çünkü insanın güzelliği yüzünden anlaşılır. Bir de yüzün uzuvları naziktir. Yüzde bir kusur veya eser kalırsa insan çirkinledir.



34- (1659) Bize Ebû Kâmil El-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvâhid (yâni İbni Ziyâd) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meg, İbrahim Et-Teymî'den, o da babasından naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Ebû Mes'ûd El-Bedri şunları söyledi: Bir kölemi kırbaçla doğuyordum. Derken arkamdan bir ses işittim: «Bilmiş ol ey Ebâ Mes'ûd!» diyordu. Ben Öfke ile bu sesi anlayamadım. Bana yaklaşınca bir de baktım

ki Re&fÛüUa,h(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'mişl Bana:

«Bilmiş ol, ey Ebâ Mes'ûd, bilmiş ol, ey Ebâ Mes'ûd!»diyor... Hemen elimden kırbacı bıraktım. Bunun üzerine:

«Bilmiş ol, ey Ebâ Mes'ûd ki, Allah sen İn üzerine, senin bu köle üzerine olan kudretinden daha muktedirdir.»buyurdu. Ben de: Bundan sonra ebediyyen bir memluk doğmem! dedim.



(...) Bize bu hadisi İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cezir haber verdi. H.

Bana Züheyr b. Harb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammcd b. Humeyd —ki Ma'merî'dir— Süfyân'dan naklen rivayet etti. H.

Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrez-zâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân haber verdi. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Af-fân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi A'meş'den Abdülvâhid'in isnadı ile onun hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. Yalnız Cerîr'in hadîsinde : «Onun heybetinden elimden kırbaç düşüverdi.» cümlesi vardır.



35- (...) Bize Ebû Küreyb Muhammed b. El-Alâ' da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş'den İbrahim Et-Teymî'den, o da babasından, o da Ebû Mes'ûd El-Ensârî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Bir kölemi döğerdim. Derken arkamdan bir ses işittim: «Bilmiş ol ey Ebâ Mes'ûd ki, Allah senin üzerine, senin buna olan kudretinden daha kaadirdir.» diyor. Baktım; ne göreyim Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Seller») miş. Hemen: Yâ Resûlâllah, o Allah rızası için hürdür! dedim. Bunun üzerine:

«Beri bak! Eğer bunu yapmasaydın senin yüzünü mutlaka ateş çalcıdır yahut: Sana mutlaka ateş çarpardı!» buyurdular.



36- (...) Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile lbnü Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız Îbnü'l-Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize İbnü Ebî Adiy, Şu'be'den, o da Süleyman'dan, o da İbrahim Et-Teymî'den, o da babasından, o da Ebû Mes'ûd'dan naklen rivayet etti ki, Ebû Mes'ûd kölesini döğermiş. Köle: «Allah'a sığınırım!» demeye başlamış. O da döğmeye devam etmiş. (Bu sefer) Köle: «Resûlüllah'a sığınırım!» demiş. Ebû Mes'ûd da onu bırakmış. Bunun üzerine Resûlüllah (Saİlallahü Aleyhi ve Sellem) .-

«Vallahi Allah senin üzerine, senin buna olan kudretinden daha kaadirdir!» buyurmuş; o da köleyi âzâd etmiş.



(...) Bana bu hadîsi Bişr b. Hâlid dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bİ2e Muhamraed (yâni İbni Ca'fer) Şu'be'den bu isnâdla haber verdi. Ama kölenin: «Allah'a sığınırım; Resû\ü\lah (SallaUalıü Aleyhi ve Sellem)'e sığı-nınm.- dediğini anmadı.

Bu rivayetler dahî köle ve hizmetçilere rifk-u mülâyemetle muamele edilmesi lâzım geldiğine delâlet ederler.

Ebû Mes'ûd 'Radiyailahu anh) öfkesinin şiddetinden Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilemfin seslenişini duymadığı gibi, kölenin ilk defa Allah'a sığındığını dahî duymamıştır; yahut Allah'a sığındığını işitmiş, ancak Resûlüllah'a sığındığında kendini toparlamıştır.



9- Memlüküne Zina İsnadında Bulunan Kimseye Ağır Ceza Verileceği Babı


37- (1660) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni NÜmeyr rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Fudayl b. Gazvân rivayet etti. (Dedi ki) : Abdurrahmân b. Ebî. Nu'm'u dinledim. (Dedi ki) : Bana Ebû Hü-reyre rivayet etti, (Dedi ki) : Ebu'l-Kaasim (Saltallahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim memlûküne zina isnadında bulunursa, ona kıyamet gününde had vurulacaktır. Meğer ki, dediği gibi ola!» buyurdular.



(...) Bize bu hadisi Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize VekT rivayet etti. H.

Bana Züheyr b. Harb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İshâk b. Yusuf El-Ezrak rivayet etti. Her iki râvi Fudayl b. Gazvân'dan bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır. İkisinin hadisinde de «Tevbenin peygamberi Ebu'l-Kaasim iSaliaitahu Aleyhi ve Sellenı)'den işittim.» ibaresi vardır.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu'l-hudûd»da; Ebû Dâvud «Edeb»de; Tirmizî «Birr»de; Nesaî de «Recim» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i şerif, köleye zina isnadında bulunan kimseye dünyada had vurulmayacağına delildir. El-Mühelleb'in beyanına göre hür bir kimse bir köleye zina isnadında bulunursa kendisine had vurulmıyacağı-na bütün ulema ittifak etmişlerdir. Delilleri bu hadîstir.

İmam Şafiî ile İmam Mâlik: «Bir kimse birini köle zannederek ona zina isnadında bulunur da sonra o kimsenin hür olduğu anlaşılırsa kendisine had vurulur.» demişlerdir.

İbnü'l-Münzir: «Ümmü veled bir cariyeye zina isnadında bulunan kimse hakkında ulema ihtilâf etmişlerdir. İbni Ömer ‘e göre o kimseye had vurmak vacib olur. İmam Mâlik'in kavli de budur. Şafiî' nin kavli de bu olmak gerekir. Hasen'den had la zım gelmediği rivayet olunmuştur.» diyor.

Köle birisine zina isnadında bulunursa cumhura göre cezası, hürrün yarısıdır. Bu hususta köle ile câriye müsavidir. Ömer b. Abdi!-âzîz, Zührî, Evzâî ve Zahirîler kölelere de hürler gibi seksen dayak vurulaclağına kail olmuşlardır.

Hadîsin ikinci rivayetinde Resûlûllah (Salluliahü Aleyhi ve Sellem)'e «tev-beain peygamberi.» denilmiştir. Kaadî Iyâz diyor ki: «Ona bu ismin verilmesi, ümmetinin sözle ve i'tikadla yaptıkları tevbenin kabul edileceğini bildirdiği içindir. Bizden önceki milletlerin tevbesi kendilerin öldürmekle olurdu. Mamafih tevbeden murâd îman yahut küfürden İslâm'a dönüş de olabilir; zîra tevbenin aslı dönüştür.»



10- Memlüküne Kendi Yediğinden Yedirme, Giydiğinden Giydirme ve Ona Yapamayacağı Şeyi Teklif Etmeme Babı


38- (1661) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekf rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş, Ma'rûr b. Süveyd'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Rabeze'de Ebû Zerr'in yanına uğradık. Üzerinde çizgili bir aba var. di. Kölesinin üzerinde de aynı abanın bir eşi vardı. Biz Ebû Zerr'e:

— Yâ Ebâ Zerr! Bu iki abayı bir yere getirsen bir kat elbise olurdu!» dedik. Bunun üzerine Ebû Zerr şunları söyledi:

— Benimle dîn kardeşlerimden bir zât arasında münakaşa geçmişti. O zâtın annesi a'cemî idi. Ben de onu annesi sebebi ile yerdim de beni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e şikâyet etmiş. Derken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)*e rastladım.

«Yâ Ebâ Zerr! Gerçekten sen kendinde câhiliyyet bulunan bir kimsesin!» dedi.

— Yâ Resûlâllah, eğer bir kimse âleme söğerse onun anasına babasına söğerler! dedim. (Tekrar) :

«Yâ Ebâ Zerr] Gerçekten sen kendinde câhiliyyet bulunan bir kimsesin! Onlar sizin dîn kardeşlerin izdir. Allah onları sizin elleriniz altına vermiştir. İmdi onlara kendi yediğinizden yedİrin! Kendi giydiğinizden giydirin! Onlara yapamayacakları şeyleri yüklemeyin! Şayet yüklerseniz onlara yardım edin!» buyurdular.



39- (...) Bize bu hadîsi Ahmed b. Yûnus da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye rivayet etti. EL

Bize tshâk b. İbrahim de rivayet etti. Bu râvîlerin hepsi A'mej'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır. Züheyr/le Ebû Muâviye hadîsinde

«Gerçeklen sen kendinde câhiliyyet bulunan bir kimsesin!» cümlesinden sonra: «Ebû Zerr: İhtiyarlığımın şu anında mı? dedi.

«Evet!» buyurdular.» ziyadesi; Ebû Muâviye'nin rivayetinde:

«Evet! İhtiyarlığının şu anında!» İsa'nın hadisinde:

«Eğer köleye yapamayacağı bir iş yüklerse onu sativersin!»

Züheyr'in hadîsinde ise:

«O iş hususunda ona yardım ediverstn!» ziyadeleri vardır.

Ebû Muâviye hadîsinde:

«Onu salıversin!» veya «Ona yardım odiversin!» ibareleri yoktur.

«Ona yapgmıyacağı bir iş yüklemesin!» cümlesinde biter.



40- (...) Bize Muhammed b. El-Müsennâ Ue İbni Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbnü'l-Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Vâsıl El-Ahdeb'den, o da Ma'-rûr b. Süveyd'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Ebû Zerr'i gördüm. Üzerinde bîr hülle vardı. Kölesinin üzerinde de aynı hüllenin bir eşi vardı. Kendisine bunun sebebini sordum. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devrinde bir adamla atıştıklarını; ve adamı anası ile yerdiğini anlattı. (Dedi ki) : Sonra o zât Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)^ giderek olanı ona anlatmış. Bunun üzerine Peygamber (SalUıllahü Aleyhi ve Sellem) :

«Gerçekten sen, kendinde cahiliyyet bulunan bir kimsesin! Bunlar sizin dîn kardeşleriniz ve hizmetçilerin izdir. Allah onları sizin eliniz altına vermiştir. İmdi her kimindin kardeşi kendi eli altında bulunuyorsa ona yediğinden yed irsin! Giydiğinden giydirsin! Onlara yapamayacakları işleri yüklemeyin! Şayet yüklerseniz o iş hususunda kendilerine yardım edin!» buyurdular.

Bu hadîsi Buhârî: «İmân», «Itk» ve «Edeb» bahislerinde muhtelif râvilerden tahrîc ettiği gibi Ebû Dâvûd ve Tîrmizî dahî rivayet etmişlerdir.

Ebû Zerr (Radhallahu anh) *ın ismi Cündüb b. Cünâde'dir. Büreyr b. Cündüb olduğunu söyleyenler de vardır. Gifâr kabîlesine mensub olup Arabm büyüklerinden ve ilk müslüman olanlardandır. «Ben ilk müslüman olan dört kişinin dördüncüsüyüm.» dediği rivayet olunur. Mekke'de müsîüman olmuş; sonra kabilesinin yanma dönerek uzun müddet orada kalmıştır. Bu sebeple Bedir, Uhud ve Hendek muharebelerinde bulunamamış, fakat sonra Medîne’ye gelerek vefatına kadar Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemf'm. yanından ayrılmamıştır. Tevazu' ve zühdü hadîs-i şerifte Hz. îsâ (Aleyhisselâm)'m tevazu ve zühdüne benzetilmiştir. Onun mezhebine göre bir insanın ihtiyacından fazla malını biriktirmesi haramdır.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem') 'den 281 hadîs rivayet etmiştir. 32 târihinde Rabeze'de vefat etmiş; cenazesini îbni Mcs'ûd (Raâiyallahu arifi) laldırmıştır.

Rabeze: Medîne'nin şimalinde üç konak mesafededir.

Hz. Ebû Zerr'in münakaşa ettiği zâtın köle olduğu anlaşılıyor. «Menhecü'r-Râgıbîn» adlı eserin sahibi: «Bizirn bildiğimize göre bu zât Bilâl (Radiyallahu anh) 'dır.» diyor.

Söğmek dînen haram olduğu halde Hz. Ebü Zerr'in ona soğ-mesi, bu işin haram olduğunu henüz bilmediğine hamledilmiştir. Rivayete göre Ebû Zerr (Radiyallahu anh) muhatabını, annesinin siyahlığı ile yermiş ona: «Ey kara kadının oğlu!» demiştir. Bu kadın a'cemî imiş.

A'cemî: Fasîh Arapçayı bilmeyen demektir. Bu hususta Arap veya Acem olması müsavidir.

Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Ebû Zerr'in bu yaptığını câhiliyyet ahlâkı diye vasıflandırmışlar. Gerçi Ebû Zerr (Radiyallahu anh) : «Yâ Resûlâllah, eğer bir kimse başkasına söğerse onun anasına babasına söğerler!» diyerek özür dilemiş; yâni ben ona haksız yere söğmedim; evvelâ o bana söğdü; ben de ona söğdüm; demek istemişse de Resûlüllah (Sallallahü Ateyhi ve Sellem) bu özrü kabul etmemiş, bu yaptığının câhiliyyet ahlâkından kalma olduğunu tekrarlamıştır. Zîra sö-ğen kimseye ancak söğdüğü kadar mukabelede bulunmak mubah olur. Daha ileriye giderek anasına babasına sataşmaya hakkı yoktur.



Hadisi Şeriften Çıkarılan Hükümler:


1- Kölelere sö'ğmek, onları anne ve babaları ile yermek yasaktır. Bilâkis onlara riılcu mülâyemetle muamele emrolunmuştur. Hizmetçi, çırak ve çoban gibi zayıflar hatta hayvanlar da bu hükümde dahildir. Bunlara ağır yükler yüklenirse bizzat veya bilvasıta yardımda bulunmak gerekir.

2- Müslüman bir kimse âciz veya köle bile olsa ona karşı büyük-lenmek yasaktır. Zira Teâlâ Hazretleri:

«Şüphesiz sîzin en makbulünüz en ziyade ehl-i takva olanımzdır.» [5] buyurmuştur.

Zayıflara karşı şefkat ve merhamet hususunda deliller pek çoktur.

3- Köle ve hizmetçilere kendi yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek müstehabtır.

4- Takat getiremiyecekleri şeyleri onlara yüklemek haramdır. Böyle bir şey vaki' olursa onlara yardımda bulunmak îcab eder.

5- Emr-i bilma'rufa devam etmelidir.



41- (1662) Bana Ebu't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Şerh rivayet etti.

(Dedi ki) : Bize tbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bize Amr b. El-Hâris haber verdi ki, kendisine Bükeyr b. El-Eşecc, Fâtıme'nin âzâdhsı Aclân'-dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (SallalUthü Aleyhi ve Seüem) den naklen rivayet etmiş. Şöyle buyurmuşlar:

«Yiyeceği, giyeceği memlûkün hakkıdır. Kendisine iş namına da ancak gücü yeteceği şey yüklenir.»



42- (1663) Bize El-Ka'nebî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Davûd b. Kays, Mûsâ b. YesâVdan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem):

«Biriniz için hizmetçisi yemeğini hazırlayıp da getirdiği zaman —ki o hizmetçi yemeğin sıcağına, dumanına katlanmıştır— onu kendisi ile beraber oturtsun! O da yesin! Şayet yemek az olursa eline ondan bir yudum yahut iki yudum koyuversin!» buyurdular.

Râvi Davûd: «Yâni bir lokma yahut iki lokma» diye tefsir etmiş.

Bu hadisin ikinci rivayetini Buhâri «Itk» ve «Et'ime» bahislerinde tahric etmiştir. Onu Tirmizî ile İmam Ahmed dahî' rivayet etmişlerdir. Tirmizî: «Bu hadîs hasen şahindir.» demiştir.

Bu rivayetler El-Muhalleb'e göre yukarki Ebû Zerr hadîsini tefsîr mahiyetindedir. Çünkü Ebû Zerr (Radiyallahu anh) hadîsinde yiyecekte, giyecekte köle ile sahibinin bir tutulması emrolun-muş; burada köleyi sofraya oturtup oturtmama hususunda sahibi muhayyer bırakılmıştır. Ulemâdan bazıları: «Ebû Zerr hadîsinde hizmetçiye yemek yedirme emri müsavatın vâcib olduğunu beyân için değil, kendi yeyip de köleye tattırmamanın iyi bir şey olmadığını anlatmak içindir...» demişlerdir.

tbnİ'LMünzİr, bütün ulemaya göre hizmetçiye, bulunduğu yerde herkesin yediği yiyeceklerden yedirmek vâcib olduğunu nakletmiş-tir. Katık ve giyecek meselesi de öyledir.

Bu hadîslerdekî emir, bu işin farz değil, sünnet olduğuna delildir. Binaenaleyh çırağa, çobana, hizmetçiye ve köleye, kendi yediğinden yedirmeli, giydiğinden giydirmelı, onlara hoş muamelede bulunmalı, yapamıyacaklan işi teklif etmemeli, gönüllerini kırmamalıdır. Bir evin yemeğini pişiren hizmetçi elbette o yemeğin kokusunu duyacaktır. Pişirdiği yemekten ona da yedirmek, hele sofraya çağırarak onu ayrı tutmamak ahlâkın en güzellerinden ma'duttur ki, bu hadîslerin ifade ettiği mânâ da budur.

İşte îslâm'da kölecilik!.. Esîr ve köle denilince gözlerinin önüne eziyet, işkence ve tahkirden başka bir şey gelmeyen dîn düşmanları bu hadîsleri ve müslümanlarm bu husustaki muamelelerini bilseler her halde kıyas binnefis yapmakla müthiş yanıldıklarını anlar; biraz olsun yüzleri kızarırdı!

Müslümanlar hiç bir vakit aldıkları esirlerin gözlerini çıkarmamış; onlara işkence ederek öldürmemiştir. Bilâkis târîhen sabittir ki, müslü-manlann halîfesi Ömer (Radryallahu anh) Kudüs’e girerken deveyi yediyor, kölesi de devenin üzerinde oturuyordu. Çünkü deveye binme nöbeti onda idî... Fakat bu işi şimdi bize çeşitli yalandan suçlar isnad ederek ayıplayan Avrupalılar yapmışlardır. Müslümanların ellerindeki esîr ve kölelere gösterdikleri evlâd ve kardeş muameleleri her tarîf ve tasavvurun üstündedir. Bu sayede İslâm âfâkını güneşler gibi aydınlatan nice benam ulemâ kölelerden yetişmiştir. Bunlar saymakla bitmez. Biz yalnız bir misal verelim: îmam Şafiî 'nin hadîste altın silsile diye isim verdiği, İmam Mâlik, Nâfi ve İbni Ömer (Radiyallahu anh) üç kişiden ibaret olup bunlardan Hz. Nâfi' kölelikten yetişmedir.



11- Sahibine Karşı Samimi Olup Allah'a İbadetini Güzel Yaptığı Zaman Kölenin Ecr-u Sevabı Babı


43- (1664) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da îbni Ömer'den naklettiği şu hadisi okudum: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem):

«Şüphesiz ki, köle sahibine karşı samimî olup Allah'a ibâdetini güzel yaparsa, onun için iki defa ecir vardır.» buyurmuşlar.



(...) Bana Züheyr b. Harb ile M uh amme d b. El-Müsennâ da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Yahya (ki El-Kattân'dır) rivayet etti. EL

Bize îbni Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şey be de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Nümeyr ile Ebû Üsâme rivayet ettiler.

Bu râvilerin hepsi Nâfi'den, o da tbni Ömer'den, o da Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden, Mâlik'in hadîsi gibi rivayette bulundular.



44- (1665) Bana Ebu't-Tâhir üe Harmele b. Yahya rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus, Şi-hâb'dan naklen haber verdi. Şöyle demiş: Said b. EI-Müseyyeb'i şunu söylerken dinledim: Ebû Hüreyre dedi ki: Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve

«Samimî o!an memlûk köle için iki ecir vardır.» buyurdular. Ebû Hti-reyre'nin nefsi yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda cihâd, hacc ve anneme iyi muamele (emri) olmasa, memlûk olduğum halde ölmek isterdim.

Saİd b. El-Müseyyeb: Duyduğumuza göre Ebû Hüreyre, annesinin sohbetinde bulunduğu için o ölünceye kadar hacc etmemiştir.» demiş.

Ebu't-Tâhir kendi hadisinde:

«Samimî köle için» demiş; memlûk sözünü anmamıştır.



(...) Bana bu hadîsi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Safvân El-Emevî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Yûnus, tbni Şihâb'-dan bu isnâdla rivayette bulundu.

«Duyduğumuza göre...» cümlesini ve ondan sonrasını anmadı.



45- (1666) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) ;

. «Köle, Allah'ın hakkını ve sahihlerinin hakkını eda ettiği vakit ona iki ecir verilir.» buyurdular.

Ben bu hadîsi Kâ'b'a rivayet ettim de Kâ'b: Ona hesab yoktur; malı az olan mü'mine de hesab yoktur, dedi.



(...) Bana bu hadîsi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, A'meş'den bu isnâdla rivayette bulundu.



46- (1667) Bize Muhammed b. Raf i' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrazzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemâm b. Münebbih'-den rivayet etti. (Hemmâm) : Bize Ebû Hüreyre'nin, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet ettiği budur, diyerek bir takım hadîsler zikretmig; ezcümle şunu da söylemiştir: Resûlüllah (SalUıllahü Aleyhi ve Sellem);

«Memlûkün, Allah'a güzelce ibadet ve efendisine sohbette bulunarak ölmesi ne güzel bir şeydir. Ne mutlu ona!..» buyurdular.

Bu hadîsin gerek İbni Ömer, gerekse Ebû Hüre y re rivayetlerini Buhâri «Itk» bahsinde; İbni Ömer (Radiyallahü anh, rivayetini Ebû Dâvûd «Kitâbü'l-Edeb»de tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin muhtelif rivayetlerinde «samimiyet» diye terceme ettiğimiz «nasaha» kelimesi nasihatten alınma olup, nasihat edilen kimseye hazz ve nasîb toplamak mânâsına gelir ki, bundan murâd hâlinin iyiliğini istemek, onu noksanlardan kurtarmak ve hilekârlıktan tasfiye etmektir.

Bu rivayetler köleyi, dürüst hareket ederek sahibinin malında samî-mâne çalışmaya, onu korumaya teşvik etmektedir. Çünkü köle, sahibini malında bir çoban mesabesindedir. Çoban sürüsünden nasıl mes'ûlse, o da sahibinin malından mes'ûldür.

İki ecir meselesine gelince: Bunun biri, sahibine canla başla hizmet ettiği, diğeri de Rabbine güzelce ibâdette bulunduğu içindir. Burada «Kölenin ecri sahibinin ecrinden fazla olmuyor mu?» diye bir suâl hatıra ge-lebilirse' de Kirmanı bunda bir mahzur olmadığını bildirmiştir. Yahut bu cihetten kölenin ecri fazla, başka cihetten de sahibinin ecri fazla olabilir. Burada iki hakka riayet eden kölenin, bir hakkı edâ eden köleye tercihi kasdedilmiş de olabilir.

Kölenin memlûk yâni milk olmakla vasıflan dırılması, her köle memlûk olmadığı içindir. Çünkü köle sözü eâmdır; bütün insanlar Allah'ın kullan, köleleridir; fakat her biri memlûk değildir.

Hz. Ebû Hüreyre (Radiyallahü anh) Allah yolunda hacc ile cihâdı ve annesine iyi muameleyi istisna etmiştir. Zîrâ cihâd ile hacc için köleye sahibinin izin vermesi şarttır. Binâenaleyh bunlara re'sen kudreti yok demektir. Annesine hizmet için dahî bâzı hallerde izne muhtâc olur. Sair bedenî ibadetlerde ise izne ihtiyaç yoktur. Mâlî ibadetleri anmaması ya o zaman ihtiyacından fazla malı olup da sahibinin izni olmaksızın akrabasına yardım edemiyeceği, yahut onun mezhebine göre köle, izinsiz de sahibinin malında tasarruf edebildiği içindir.

Hz. Ebû Hüreyre 'nin annesi Ümeyme yahut Meymûne isminde sahâbiyye bir kadındır. Ebû Hüreyre (Radiyallahü anh) bu kadının yiyeceği ile, giyeceği ile ve sair hizmetleri ile meşgul olduğundan onun sağlığında hacca gidememiştir. Buradaki haccdan murâd tetavvu' yâni nafile hacdır. Yoksa farz olan haccı Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) ile birlikte yapmıştı. Annesine bakmayı nafile haccdan ileri tutması, ona bakmak, hizmetinde bulunmak farz olduğundandır.

Hz. Kâ'b'in: «Ona hesab yoktur; malı az olana da yoktur.» sözünden muradı: «Köle Allah'ın hakkı ile sahihlerinin hakkını ödediği takdirde sevabı çok olur; günahı kalmaz; onun için hesaba çekilmez.» demektir. O bu sözü ya âyetten böyle bildiği için söylemiştir. Zîrâ hayır ve hasenatı çok olup kitabı sağ taralından verilenlerin az ve kolay bir hesab verecekleri âyetle beyan olunmuştur; yahut ictihad neticesi bu kanaate varmıştır.

Son rivayetteki «niimmâ» kelimesi medih fiillerinden olup «o ne güzel şey» mânâsına gelir. Bu kelime «ni'mmâ», «nümmâ» ve «naimmâ» şekillerinde okunabilir. Kaadî Iyâz'ın beyanına göre aynı kelime nu'men» şeklinde tenvînli olarak da rivayet edilmiştir. Bu takdirde medih fiillerinden olmayıp ferah ve sevinç mânâsına isimdir. «Nu'men lehû» denilir ki, o ne bahtiyardır, demektir.



12- Bir Kimsenin Bir Köledeki Hissesini Azad Etmesi Babı


47- (1501) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e: Sana Nâfi', İbni Ömer'den naklen rivayet etmiş ki, şunu söylemiş, dedim: Resûlüllah (Sallailahü A leyhi ve Sellem):

«Bir kimse bir köledeki hissesini âzâd eder de kölenin kıymetine yetecek malı bulunursa, o kimse namına âdil kıymet biçilir; ve ortaklarına hisseleri verilir; köle de onun nâmına âzâd olur. Aksi takdirde köled«n âzâd olan miktar âzâd olur.» buyurdular.



48- (...) Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Setlem) :

«Bir kimse bir memlûktaki hissesini âzâd ederse, kölenin kıymetine yetecek malı bulunduğu takdirde, bütününün âzâdı onun üzerinedir. Şayet malı yoksa, köleden âzâd olan miktar âzâd olmuştur.» buyurdular.



49- (...) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr b. Hazim, Abdullah b. Ömer'in âzâdhsı Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etti. Demiş ki : Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bir kimse bir köledeki hissesini âzâd eder de, kölenin kıymetine yetecek kadar malı bulunursa o kimse nâmına âdil kıymet biçilir. Aksi takdirde köleden âzâd olan miktar âzâd olmuştur.- buyurdular.



(...) Bize Kuteybe b. Saîd ile Muhammed b. Rumh, Leys b. Sa'd'dan rivayet ettiler. H.

Bize Muhammed b. El-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dulvehhâb rivayet etti. (Dedi ki) : Ben Yahya b. Saîd'den dinledim. H.

Bana Ebu'r-Babî' ile Ebû Kâmil dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammâd —ki İbni Zeyd'dir— rivayet etti. H.

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail —yâni İbni Uleyye— rivayet etti. Bunların ikisi de Eyyûb'dan rivayet etmişlerdir. H.

Bize İshâk b. Man sûr dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrazzâk, tbni Cüreyc'den naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana İsmail b. Ümeyye haber verdi. EL

Bize Muhammed b. Kâfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Füdeyk, İbni Ebî Zi'b'den rivayet etti. H.

Bize Harun b. Saîd El-Eyli dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Üsâme —yâni İbni Zeyd— haber verdi.

Bu râvilerin hepsi Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da Nebî (SaHattahü Aleyhi ve Sellcm) 'den naklen bu hadîsi rivayet etmişlerdir. Bunların hadîsinde «Şayet malı yoksa, köleden âzâd olan mikdâr âzâd olmuştur.» cümlesi yoktur. Yalnız Eyyûb'la Yahya b. Saîd'in hadîsi müstesna! Onlar bu cümleyi hadiste zikretmişler; fakat: «Bu, hadîsten bir şey midir, yoksa onu Nâfi' kendinden mi söylemiştir, bilmiyoruz!» demişlerdir.

Bu râvilerin Leys b. Sa'd'dan maada hiç birinin rivayetinde: «Re-sûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve SetiemYden dinledim.» cümlesi yoktur.



50- (...) Bize Amru'n-Nâkıd ile İbni Ebî Ömer ikisi birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler. İbni Ebî Ömer dedi ki Bize Süfyân b. Uyey-ne, Amr'dan, o da Salim b. Abdillâh'dan, o da babasından naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (SailaUahü Aleyhi ve Sellcm):

«Bir kimse bir başkası ite aralarında (ortak mal) olan bir köleyi âzâd ederse o kimsenin üzerine mahnda, eksik ziyâde olmamak şartı ile, âdil kıymet biçilir. Sonra eğer zenginse, köle malından âzâd olur.» buyurmuşlar.



51- (...) Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : ffize Ab-durrazzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Sâtim'-den, o da İbni Ömer'den naklen haber verdi ki, Peygamber :

«Bir kimse bir köledeki hissesini âzâd ederse, kalanı, kölenin kıymetine yetecek kadar malı olmak şartı ile malından âzâd olur.» buyurmuşlar.



52- (1502) Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile Muhammed b. Beş-şar rivayet ettiler. Lâfız İbni'l-Müsennâ'nındir. (Dediler ki) : Bize Mu-hammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Katade'dçn, o da Nadir b. Enes'den, o da Beşîr b. Nehîk'den, o da Ebû Küreyre'den, o da Peygamber (Sallaüûhü Aleyhi ve Seilem)fden naklen rivayet etti.

İki kişi arasında (ortak mal) olup da birinin âzâd ettiği memlûk hakkında : «(Diğeri) öder!» buyurmuşlar.



53- (1503) Bize bu hadîsi Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be bu isnâdla rivayet etti.

«Bir kimse bir memlûkten bir hisse âzâd ederse o memlûk onun malından âzâd olur.» buyurmuşlar.



54- (...) Bana Amru'n-Nâkıd da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. İbrahim, İbni Ebî Arûbe'den, o da Katâde'den, o da Nadr b. Enes'den, o da Beşîr b. Nehîk'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber

(SatlallahÜ Aleyhi ve Seliemyden naklen rivayet etti.

«Bîr kimse bir köledeki hissesini âzâd ederse, malı olduğu takdirde kölenin kurtuluşu onun malındandir. Malı yoksa, köleyi meşakkat vermemek şartı İle köle çalışıp kazandırılır.» buyurmuşlar.



55- (...) Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aliy b. Mushir ile Muhammed b. Bişr rivayet ettiler. H.

Bize tshâk b. İbrahim ile Aliy b. Haşrem dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize îsâ b. Yûnus haber verdi.

Bu râvilerin hepsi İbni Ebi Arûbe'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır, isa'nın hadîsinde:

«Sonra âzâd etmeyenin hissesinde meşakkat vermemek şartı ile çalışıp kazandırılır.» cümlesi vardır.

Bu hadîsler «Itk» bahsinde geçti. İmam Nevevî: «Bunlar Itk bahsinde bütün tarîkleri ile îzâh edilerek geçmiştir. Müs1im'in âdeti Mlâfına —tekrara hacet yokken— onları burada tekrarına şaşılır!..» diyor.



56- (1668) Bize Aliy b. Hucr Es-Sa'dî ile Ebû Bekir b. EM Şeybe ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail —ki İbni Uleyye'dir— Eyyûb'dan, o da Ebû Kılâbe'den, o da Ebu'l-Mühelleb'den, o da Imrân b. Husayn'dan naklen rivayet etti ki, bir adam ölürken altı memlûkünü âzâd etmiş. Bunlardan başka malı yokmuş. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü AleyhiiveSellem) köleleri çağırarak üçte birer olmak üzere taksim etmiş; sonra aralarında kura çektirerek ikisini âzâd etmiş; dördünü köle olarak bırakmış. Adam hakkında da ağır söz söylemiş.



57- (...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ham-mâd rivayet etti. H.

Bize İshale b. İbrahim ile İbni Ebî Ömer de Sekafî'den rivayet ettiler. Her iki râvi Eyyûb'dan bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır. Ham. mâd'ın hadîsi, İbni Uleyye'nin rivayeti gibidir. Sekafî'ye gelince: Onun hadîsinde:

«Ensârdan bir adam ölürken vasi yy et ederek altı memlûk âzâd eyledi.» cümlesi vardır.



(...) Bize Muhammed b. Minhâl Ed-Darîr ile Ahmed b. Abde de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Yezîd b. Zürey' rivayet etü. (Dedi ki): Bişâm b. Hassan, Muhammed b. Sîrîn'den, o da Imrân b. Husayn'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sehem)*den naklen İbni Uleyye ile Ham-mâd hadîsi gibi rivayette bulundular.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ölen zât hakkında ağır söz söylemesi, onun bu yaptığını beğenmediği içindir. Rivayetlerin birinde bu ağır konuşma tefsir edilmiş; Resûlülluh(Saltallahü Aleyhi ve Sellem)'in:

«Bilseydik bunun cenaze namazını kılmazdık!..» buyurduğu bildirilmiştir. Bundan murâd yalnız kendisinin iştirak etmek istemediğini beyândır; yoksa namazı hiç kılınmaz demek değildir.

Hadis-i şerif «Köle âzâdı gibi hususâtta kur'aya baş vurulur.» diyen İmam Mâlik, Şafiî, Ahmed b. Han bel, İshâk, Davûd-u Zahirî ve İbni Cer îr'in delilleridir. Onlara göre ölüm döşeğinde olan bir kimse kölelerini âzâd etse yahut bu hususta vasiyette bulunsa, aralarında kur'a çekilerek üçte biri âzâd olur.

İmam Âzam, Şa'bi, İbrahim Nehaî, Kaadî Şüreyh, Saîd b. El.Meseyyeb ve Hasan.ı Bas-r î 'ye göre kur'a caiz değildir. Her köleden söylenen mikdâr âzâd olur; bütünü âzâd olmak köleler çalışıp kazanmaya sevk edilirler.

Hadîsin Hişam b. Hassan rivayeti sebebi ile Dafirekutnî, îmam Müslim'e itirazda bulunmuş : «Söylendiğine göre bu hadîsin rivayet silsilesindeki Muhammed b. Şîrîn onu Imrân'dan değil, Hâlid El-Hazzâ 'dan dinlemiştir...» demişse de Nevevî bu itirazı reddetmiş ve şunları söylemiştir: «Bunda tbni Şîrîn'in Imrân 'dan işitmediğine dair sarahat yoktur; işitmediği sabit'olsa bile bu, hadîsin sıhhatine dokunmaz; t mam Müslim'e de bu hususta bir muâhaze teveccüh etmez. Çünkü Müslim onu ancak —açık olan sahih tarîklerini zikrettikten sonra— mü-tabaat için getirmiştir...»



13- Müdebberi Satmanın Cevazı Babı


58- (997) Bize Ebu'r-Rabî' Süleyman b. Dâvûd El-Atekî rivayet etti.

(Dedi ki) : Bize Hanunâd (yâni İbni Zeyd) Amr b. Dinar'dan, o da Câbir b, Abdillâh'dan naklen rivayet etti ki, Ensârdan bir zât bir kölesini müdebber olarak azâd etmiş. Ondan başka malı yokmuş. Peygamber (Saltatlahü

Aleyhi ve Seliemjbvaıu duymuş ve:

«Bu köleyi benden kim satın alacak?» demiş. Bunun üzerine onu Nu-aym b. Abdillâh sekiz yüz dirheme satın alarak parayı kendisine vermiş, Amr demiş İd: «Câbir'den dinledim: Kıbtî bir köle idi; geçen sene vefat »tıtf, diyordu.»



59- (...) Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbra-hîm de tbni Uyeyne'den rivayet ettiler. Ebû Bekir: Bize Süfyân b. Uyeyae rivayet etti; dedi, demiş id: Amr, Câbir'i şunu söylerken işitmiş: En-sârdan bir zât, bir kölesini müdebber olarak âzâd etti. Ondan başka malı yoktu. Müteakiben Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu sattı.

Câbir demiş ki: «Onu tbni Nahhâm satın aldı. Kıbtî bir köle idi. Geçen sene İbni Zübeyr'in valiliği zamanında öldü.»



(...) Bize Küteybe b. Saîd ile İbni Rumh, Leys b. Sa'd'dan, o da Ebu'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den, o da Peygamber (SattaÜahü Aleyhi ve Sellem) den müdebber hakkında, Hammâd'ın Amr b. Dinar'dan rivayet ettiği hadis gibi rivayette bulundular.



(...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi kî) Bize Mugtre (yâni El-Hizâmî) Abdülmecîd b. Süheyl'den, o da Atâ' b. Ebi Rabâh'dan, o da Câbir b. AbdiIIâh'dan naklen rivayet etti. H.

Bana Abdullah b. Hâşim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya (yâni tbni Saîd), Hüseyn b. Zekvân El-Muallim'den rivayet etti. «jpemis ki): Bana Atâ\ Câbir'den rivayet etti. H.

Bana Ebû Gassân El-Mismaî de rivayet etti. (Dedi ki) : B« Mum rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, Matar'dan, o da Atâ' b, Ebî Babâh ile Ebu'z-Zübeyr ve Amr b. Dinar'dan naklen rivayet etti ki» Ç&bi* fc* Abdillâh, müdebberin satılması baklanda kendilerine hadîs rivayet etmiş.

Bu râvilerin hepsi: Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellem)'fakat Yiyerek Hammâd ile tbni Uyeyne'nin, Amr'dan rivayet ettikleri hadis gibi rivayette bulunmuşlardır.

Bu hadîsi Buhâri -Keffârât» ve «İkrah» bahislerinde tahrîc etmiştir.

Mfidebber: «Ben öldükten sonra hür ol!» diyerek âzâd edilen köledir. Bu şekilde köle âzâd etmeye «tedbir» denilir. Köle ölümden sonra hür olduğu için ona bu isim verilmiştir.

Hadîs-i şerifte zikredilen Ensar! Ebû Mezkûr; müdeb-ber olarak âzâd edilen kölenin ismi de Ya'kûb 'dur.

Müdebberin satılıp satılamayacağı hususunda ulemâ ihtilâf etmişlerdir. İmam Azam, Mâlik, cumhûr-u ulemâ ve selefin umumu müdebberin satılamayacağına kaildirler. Onlara göre Peygamber (Sattallahü Aleyhi ve£ellem)'in burada bahsi geçen köleyi satması, sahibi borçlu Öldüğü İçindir. Nitekim Nesa! ile Darekutnî *nin bir rivayetinde Resûlfillah (Salhlhhü A leyhi ve Seltem) 'in:

«Bununla borcunu öde!» buyurduğu bildirilmiştir. îmam Şafiî ile diğer bir takım ulemâ bu hadîsle istidlal ederek: «Sahibi ölmeden müdebberin satılması caizdir.» demişlerdir. Bu kavil Hz. Aişe, Tâvûs, Atâ', Hasan-ı Basrî, Mücehid, îmam Ahmed , îshâk, Ebü Sevr ve Dâvûd-u Zahirî 'den de rivayet olunmuştur.

Tedbîrin sahîh bir muamele olduğunda ise bütün ulemâ müttefiktir.

Hadîsin bir rivayetinde:

«Onu Ibnİ Nahhâm satın aldt.» denilmişse de ulemâ bunun hatâ olduğunu söylemişlerdir. Doğrusu satm alan Nahhâm 'dır. Bu zâtın ismi Nuaym olup Besûlüllah 'Salhltahü Aleyhi veSellem):

«Isrâ gecesi cennete girdim- ve orada Nuavm'in öksürüğünü işittim.» buyurduğu için kendisine Nahhâm denilmiştir.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ebul' Kaasîm. Peygamber (S.A.V.l in künyesidir.

[2] Sııre-i îsrâ âyet 7fi-78

[3] Cülûdrnm bu sözden maksadı, hadîsin senedine bir râvî daha katarak İsnadı âlî yaptığını anlatmaktır

[4] Kehf sûresi âyet: 23 - 24

[5] Âyet-i Kerime.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam