HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > VASIYYET BAHSİ

 

islam

help 2.23.36 vasiyet previous next


Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

1- Üçte Biri Vasiyyet Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler :

2- Sadaka Sevaplarının Mevtaya Ulaşması Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

3- Öldükten Sonra İnsana Erişecek Sevab Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

4- Vakıf Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

5- Vasiyyet Edecek Bir Şeyi Bulunmayan Kimsenin Vasiyyeti Terk Etmesi Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

25- VASIYYET BAHSİ


1- (1627) Bize Ebû Hayseme Züheyr b. Harb ile Muhammed b. El-Müsennâ El-Anezî, rivayet ettiler. Lâfız İhni'l-Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Yahya —bu zât İbni Saîd El-Kattan'dır— Ubeydullah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nâfi', İbni Ömer'den naklen haber verdi ki, Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Vasıyyet etmek istediği bir şeyi bulunup da üzerinden iki gece geçen bir müslümanin hakkı ancak vasıyyetinin yanında yazılı bulunmasıdır.» buyurmuşlar.



2- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abede b. Süleyman ile Abdullah b. Nümeyr rivayet ettiler. H.

Bize İbni Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti.

Her iki râvi Ubeyduilah'dan bo isnatfta rivayette bulunmuşlardır. Ancak ikisi de :

«Vasi yy et edeceği bîr şeyi o I en» demiş; «Vasıyyet etmek İstediği» dememişindir, [1]



3- (...) Bize Ebû Kâmil EI-Cahderî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd yâni İbni Zeyd rivayet etti. H.

Bana Züheyr b. Harb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsmâil yâni îbni Uleyye rivayet etti. Bu râvSerüı ikisi de Eyyûb'dan rivayet etmişlerdir. II.

Bana Ebu't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnİ Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus haber verdi. H.

Bana Hârûn b. Saîd El-Eylî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Üsâme b. Zeyd El-Leysî haber verdi. H.

Bize Muhammed b. Bâfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm yâni İbni SaM haber verdi.

Bu râvilerin hepsi Nazi'den, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem- den naklen Ubeydullah hadîsi gibi rivayette bulunmuş; ve hepsi: «Vasiyyet edecek bir şeyi varsa- demişlerdir. Yalnız Eyyub'un hadîsinde istisna vardır; çünkü o Yahya'nın Ubeyduilah'dan rivayet ettiği gibi:

«Vasiyyet etmeyi dilediği» demiştir.



4- (...) Bize Hârûn b. Ma'rûf rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr —hu zât İbni'l-Hâris'tİr— tbni Şihâb'dan, o da Sâlim'den, o da babasından naklen haber verdi ki, Sâlim'in babası Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Vasıyyet etmek istediği bir şeyi bulunup da üzerinden üç gece geçen bir müslümanın hakkı ancak vasıyyeîinin yanında yazılı bulunmasıdır.» buyururken işitmiş.

Abdullah b. Ömer diyor ki: Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellew,)'in bunu söylediğini işiteli vasİyyetim yanımda olmaksızın üzerimden bir gece geçmiş değildir.



(...) Bana bu hadîsi Ebu't-Tâhir ile Harmele de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize tbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus haber verdi. H.

Bana Abdülmelik b. Şuayb b. Ley s dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, dedemden naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ukayl rivayet etti. H.

Bize tbni Ebî Ömer ile Abd b, Humeyd de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdürrezzak rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer haber verdi.

Bu râvİlerin hepsi Zührî'den bu isnâdla Arar b. E!-Haris'in hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır.

Bu hadîsi Buhâri, Tirmizî, Nesâî ve îbni Mâce «Vasâyâ» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Vasiyyet: Lügatte eklemek mânâsına gelir.

Şerîatte: Ölümden sonraya izafe edilen bir temliktir. Bu temlike vasiyyet denilmesi sağ iken yapılan bir şeyi öldükten sonrakine eklediği içindir.

İmam Şâfiî'ye göre bu hadîsin mânâsı: «Müslüman için en akla uygun ve ihtiyat olan şey vasiyyetinin yazılı olarak yanında bulunmasıdır.» demektir.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Hadîs-i şerif vasiyyete teşvik etmektedir. Zahirîler bu hadîsle istidlal ederek vasiyyetin vâcib olduğunu söylemişlerdir. Zührî : «Allah azdan olsun çoktan olsun vasiyyeti hak kılmıştır.» diyor. Ebû Mi.clez'e: «Vasiyyet her zengine mi lâzımdır?» diye sorulmuş. «Geride hayır bırakan herkese lâzımdır.» cevâbını vermiştir. Rivayete göre ashab-ı kiramdan Talha ile Zübeyr (Radiyailahv anh) vasiyyet babında şiddet gösterirlermiş. Abdullah b. Ebî Evfâ ile Talha b, Musarrif (Radiyallahü anh) ile Şabî , Tâvûs ve diğer bazı tabiînin kavilleri de budur.

Ulemâdan bir taifeye göre vasiyyeti yapan zengin olsun, fakir olsun vasiyyet vâcib değildir. İbrahim Nehaî, Şa'bî, Sevrî, İmam Mâlik ve İmam Şafiî buna kaildirler. İbni'I -Arabi: «Selefin ilk zamanlarında vasiyyetin vâcib olduğunu söyleyen bir kimse bilmiyoruz.» demiştir. İbrahîra Nehaî ile Şa1bî anne-babaya ve yakın hısımlara vasiyyeti mendûb saymışlardır. Tâvûs ile. Dahhâk'e göre ise şayet mirasçı olamıyorlarsa bunlara vasiyyet nass-ı Kur'ân ile vâcibtir. Tâvûs : «Bir kimse ecnebilere vasiyyet eder de akrabası da bulunursa vasiyyet bozularak mal akrabaya verilir.» demiş; Dahhâk dahî bir parça malı olup da akrabasına vasiyyet yapmadan ölen kimsenin Allah'a âzî olarak gittiğini söylemiştir.

Hanefîler'e göre vasiyyet müstehabtır. Çünkü vasiyyet : Bir kimsenin malında hak isbâtıdır. Binâenaleyh hibe ve ariyet gibi o da vâcib değildir. Bu hadîsle vasiyyetin vâcib olduğuna. istidlal etmek doğru değildir; zîra hadîsin râvisi Abdullah b. Ömer vasiyyet yapmamıştır. Vâcib olsaydı mutlaka yapar; kendi rivayet ettiği hadîse muhalefette bulunmazdı.

Gerçi babımızın bir rivayetinde Hz. Abdullah b. Ömer 'in: «Resûlüllah (Sailaîîahü Aleyhi ve Sellem)'m bunu söylediğini işiteli vasiy-yetim yanımda olmaksızın üzerimden bir gece geçmiş değildir.» dediği gârülüyorsa da İbni'l-Münzir ile başkalarının tahrîc ettikleri îbni Ömer hadîsi buna muarızdır. O hadîste şöyle deniliyor : «Ölüm döşeğinde iken îbni Ömer'e: Vasiyyet yapmıyor musun? diye sordular da, şu cevâbı verdi: Malımı ne. yapardığımı Allah biliyor; evime gelince: Bu hususta kimsenin çocuklarıma ortak olmasını istemem.»

Bu iki rivayetin arası şöyle bulunmuştur. İbni Ömer vaktiyle vasiyyetini yazarmış. Sonralan vasiyyet ettiği şeyleri muallâk olarak yürürlüğe sokmağa başlamıştır. «Malımı ne yapardığımı Allah biliyor.» sözü ile buna işaret etmiştir. Zamanla ta'lîka lüzum görmeden te-sadduk etmek istediği şeyleri doğrudan doğruya geçerli kılmağa başlamıştır.

İbni'l-Münzir'İn rivayetine göre Ebû Sevr: «Âyet ve hadîsteki vasiyyetten murâd: Emanet mal, kul hakkı veya Allah bor-nu gibi vasiyyet edilmezse zayi' olacağından korkulan şer'î haklardır.» demiştir.

2- Şâhid huzurunda yazılmasa bile yazıya i'timâd caizdir. İmam Ahmed'le Şâfiîler 'den Muhammed b. Nasr'm kavilleri budur. İmam Şâfiî'ye göre vasiyyet yapmakta acele etmek, vasiyyeti sağlamlığında ve şâhid huzurunda yapmak, muhtaç olduğu şeyleri vasiyyetnâmesine yazmak müstehabtır. Sonradan vasiyyete muhtaç bir şey zuhur ederse o da aynı vasiyyetnâmeye yazılır.

3- İnsan ölüm için hazırlıklı olmalıdır. Zira hiç bir kimse anîden nerede öleceğini bilmez.

4- Menfaati vasiyyet caizdir. Hadîsteki «Vasiyyet edecek bir je-yi...» tâbiri buna delildir. Cumhurun kavli budur. İbni Ebî Leylâ ile İbni Şubrume ve Zahirîler'e göre menfaatin vasiyyeti caiz değildir. îbni Abdi1berr de bu kavli tercih etmiştir.



1- Üçte Biri Vasiyyet Babı


5- (1628) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim b. Sa'd, İbni Şihâb'dan, o da Amir b. Sa'd'dan, o da babasından naklen haber verdi. Şöyle demiş:

Veda' haccında (ıztırabından) Öle yazdığım bir sızı dolayısiyle Re-sûlüllah (Saİlallahü Aleyhi ve SeUetn)hem dolaşmağa geldi. Bu münasebetle dedim ki:

— Ya Resûlâllah! Ağrılarım gördüğün dereceye geldi. Ben mal sahibiyim. Bir tek kızımdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini tesadduk edeyim mi?

«Hayır!» cevabını verdi.

— O hâlde yarısını tesadduk edeyim mi?

«Hayır! Üçte bîrini!.. Üçte bir de çok a!.. Çünkü sen mirasçılarını zengin bırakırsan bu, onları muhtaç, âleme el açar vaziyette bırakmandan daha hayırlıdır. Eğer sen bir yiyecek infak eder de onunla Allah'rn rızasını dilersen, ondan dolayı mutlaka mükâfat görürsün; karının ağzına attığın lokma dolayısiyle bile!..» buyurdu. (Ben):

— Yâ Resûlâllah, arkadaşlarım (ayrıldık) dan sonra ben (burada) kalacak mıyım? dedim.

«Şayet sen geri kalır da kendisiyle Allah'ın rızâsını dilediğin bir is yaparsan mutlaka o iş sebebiyle derecen ve yüksekliğin artar! Belki de uzun zaman geri kalırsın da senden bir takım insanlar faydalanır; bir takımları da zarar görür. Allahım, ashabımın hicretini tamama erdir; onları geri döndürme! Lâkin zavallı Sa'd b. Havledir...» buyurdular.

Sa'd Mekke'de vefat ettiği için Resûlüllah (Saîiaîîahü Aleyhi ve Seliem) onun hakkında taziyede bulundu.



(...) Bize Kuteybe b. Saîd üe Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Siifyân Uyeyne rivayet etti. H.

Bana Ebu't-Tâhir ile Harmele de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize tbni Vehb baber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus haber verdi.

Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bîze Abdürrazzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer haber verdi.

Bu râvilerin hepsi Zührî'den bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir.



(...) Bana İshâk b. Mansur da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Dâ-vûd El-Haferî, Süfyân'dan, o da Sa'd b. İbrahim'den, o da Âmir b. Sa'd'-dan, o da Sa'd'dan naklen rivayet etti. Sa'd:

Peygamber (SallallahüAleyhi xe Sellem) beni dolaşmaya yanıma girdi...» diyerek Zührî'nin hadîsi mânâsında rivayette bulunmuş; fakat Peygamber (Sallallahü A leyhı've Sellem) 'in Sa'd b. Havle hakkındaki sözünü zikretmemiş; yalnız : Sa'd kendisinden hicret ettiği bir yerde ölmekten çekiniyordu.» demiştir.



6- (...) Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasen b. Mûsâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Simâk b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mu'ab b. Sa'd, babasından rivayet etti. Şöyle demiş:

Hastalandım da Peygamber (SallallahüAleyhiveSellem)'e haber gönderdim. (Geldi). Beni bırak, malımı istediğim gibi taksim edeyim; dedim. Razı olmadı. Yarısını (bârı) dedim. Yine razı olmadı. Üçte birini? dedim. Üçte birden sonra sükût buyurdular.

Ondan sonra artık üçte bir caiz (görülür) oldu.



(...) Bana Muhammed b. El-Müsennâ ile İbni Beşsar da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Simak'den bu isnâdla bu hadîsin tenzerini rivayet etti. Ama: «Ondan sonra artık üçte bir caiz (görülür) oldu.» cümlesini zikretmedi.



7- (...) Bana Kaasim b. Zekeriyyâ da rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Hüseyn b. Alî, Zâide'den, o da Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Mus'ab b. Sa'd'dan, o da babasmdan naklen rivayette bulundu. Şöyle demiş: tün malımı vasiyyef edeyim mi? dedim.

Peygamber (Saliaîîahü Aleyhi ve Sellem) beni dolaştı. (Kendisine) :

— Bütün malımı vasiyyet edeyim mi? dedim. «Hayır!» cevâbını verdi.

— Yarısını? dedim. (Yine) :

«Hayır!» cevâbını verdi. Bunun üzerine :

— Üçte birini olur mu? dedim. «Evet, üçte bir de çok a!» buyurdular.



8- (...) Bize Muhammed b. Ebî Ömer EI-Mekkî rivayet etti. (Dedi ki) : Bizs Es-Sekafî, Eyyûb Es-Sahtiyânî'den, o da Amr b. Saîd'den, o da Humeyd b. Abdirrahmân El-Hımyerî'den, o da Sa'd oğullarının üçünden, onların hepsi de babalarından nakletmiş olmak üzere rivayette bulundu ki, Peygamber (Sallullahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'de Sa'd'ın yanma onu dolaşmağa girmiş. Derken Sa'd ağlamış. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Neye ağlıyorsun?» diye sorunca :

— Kendisinden hicret ettiğim bir yerde Sa'd b. Havle'nİn öldüğü gibi ölmekten korktum da... cevâbını vermiş. Bunun üzerine Peygamber (Sd!!attahü Aleyhi ve Sellem) üç defa :

«Allahım, Sa'd'e şifâ ver! Allahım, Sa'd'e şifâ ver!» diye duâ etmiş. Sa'd: Yâ Resûlâllah, benim çok malım var, fakat fcana yalnız kızım mirasçı oluyor; bütün malımı vasiyyet edeyim mi? diye sormuş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «Hayır!» cevâbım vermiş.

— Ya üçte ikisini? demiş. (Yine) : «Hayır!» cevâbını almış.

— Öyle ise yarısını? demiş. (Yine) : «Hayır!» buyurmuş.

— Üçte biri? demiş.

Resulü Ekrem (Sallallahü A leyhi ve Sellem):

«Üçte biri olur. O da çok a!.. Zira senin malından verdiğin sadaka sadakadır. Ama çoluk çocuğuna verdiğin nafaka da bir sadaka; karının senin malından yediği miktar da bir sadakadır. Şüphesiz ki aileni hayırla (yahut maişetle) bırakman, onları âleme el açar vaziyette bırakmandan dahc hayırlıdır.» buyurmuş ve eliyle işaret etmiş.



9- (...) Bana Ebu'r-Rabf El-Atekî de rivayet etti. (Decii ki) : Bize Ham mâ d rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb; Amr b. Saîd'den, o da Hu-meyd b. Abdirrahmân EI-Hımyeri'den, o da Sa'd oğullarının üçünden naklen rivayette bulundu. (Bunlr.r) Sakafî hadîsi gibi :

«Sa'd Mekke'de hastalandı da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) unu dolaşmağa geldi...» demişler.



(...) Bana Muhammed b. El-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülâlâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm, Muhammed'den, o da Humeyd b. Abdirrahmân'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Sa'd b. Mâlik'in çocuklarından üçü rivayet etti. Her biri kardeşinin rivayeti gibi rivayette bulundu; ve Amr b. Saîd'in Humeyd El-Hımyerî'den rivayet ettiği hadîs gibi: «Sa'd Mekke'de hastalandı da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)onu dolaşmağa geldi...» dedi.

Bu hadîsi Buhâri «Cenâiz», «Megâzî», «Deavât», »Hicret», «Tıbb», «Ferâiz», «Vesâyâ» ve «Nefakaat» bahislerinin on yerinde; Ebû Dâvûd, Tirmizî ve İbni Mâce «Vasâyâ»da; Nesâ.î »Vasâyâ», «Işretü'n-Nisâ» ve «El-Yevm ve'Meyle»de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) Efendimizin dolaşmağa gittiği hasti Hz. Sa'd b. Ebî Vakkâs (Radiyallahu anh) 'dır. Hadisin metninde tasrîh edildiği vecihle vak'a Haccetü'l-Vedâ'da yâni hicretin onuncu yılında Mekke'de geçmiştir. Süfyân b. Uyeyne bu vak'anın Mekke fethedildiği gün cereyan ettiğini söylemişse de doğru değildir. Beyhakî: «Süfyan cemaate muhalefet ederek Mekke fethedildiği gün, dedi ama doğrusu veda' haccında geçmiştir.» diyor.

Hadîsin buradaki rivayetlerinden de anlaşılıyor ki, Hz. Sa'd vaktiyle terk ettiği eski vatanında ölmekten korkarak ağlamıştır. Bunun sebebi, Mekke'de ölmenin hicretine yahut hicretinin sevabına dokunacağından korkmasıdır. Yahut Peygfamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile ashabı gittikten sonra Mekke'de kalmaktan korkmuştur. Çünkü aS-hâb-ı kiram terk ettikleri bir yere tekrar dönmekten çekinirlerdi.

Sa'd (Radiyallahü anh) zengindi. Bahsettiği bir tek mirasçısı, kızı Aişe (Radiyaliahü anha) 'dır. Fakat bu sözle o başka çocuğu ve yakın mirasçısı olmadığını anlatmak istemiştir. Yoksa ferâiz ilmine göre «afia-be» sayılacak mirasçıları vardı. Bazıları: «Bu sözden maksat, malûm hisse sahibi mirasçı bırakmadığını anlatmaktır.» demişlerdir; hattâ kadınları kasdettiğini söyleyenler de olmuştur. Hz. Sa'd bu sözü erkek çocukları doğmazdan evvel söylemiştir.

Rivayete göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Sa'd'in yanında birini bırakmış ve şayet Sa'd (Radiyallahü anh) Mekke'de ölürse oraya defnetmemesini kendisine tenb'îh buyurmuştur.

Hadîsin sonunda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)'in :

«Lâkin zavallı, Sa'd b. Havle'dir.» buyurduğu görülüyor. Bu zâtın kıssası ihtilaflıdır. Bâzılarına göre zavallı sayılması Mekke 'den hicret etmeyip orada öldüğü içindir. Buhâri 'nin beyanına göre Bedir harbine iştirak etmiş; sonra Mekke'ye giderek orada vefat etmiştir.

îbni Hişâm bu zâtın ikinci hicrette Habeşistan'a gittiğini, Bedir harbine ve diğer gazalara iştirak ettiğini ve hicretin onuncu yılı Haccetü'l-vedâ'da Mekke'de vefat ettiğini kaydetmektedir. Başka bir kavle göre Sa'd b. Havle (Radiyallahü anh) hicretin yedinci yılında akdedilen barış sırasında Medîne'yi terk ederek ayrılmıştır. Bu kavle bakılırsa zavallılığının sebebi, kendi arzusu ile Mekke'ye dönerek orada ölmesidir. Birinci kavle göre ise sebep mut-îak surette Mekke'de ölmesidir; zîrâ muhacirlikten kazandığı tam sevab elden gitmiştir.

Bu hadîsin Humeyd b. Abdirrahmân tarikiyle Sa'd (Radiyallahü anh) oğullarının üçünden nakledilen rivayeti mürseldir. Çünkü Hz. Sa'd'in oğulları tâbiîndendirler. Muttasıl olan ilk rivayetten sonra îmam Müs1im'in bu mürsel rivayeti kitabına alması, bu babta râvilerin ihtilâfını göstermek içindir. Kaadî Iyâz diyor ki : «Bu ve buna benzer şeyler, Müs1im'in kitabının başında yeri geldikçe bildireceğini va'dettiği illetlerdendir. Bâzı kimseler, onun bu gibi hadîsleri münferiden tahrîc ettiğini ve îzâh edemeden öldüğünü zannetmişlerdir. Doğrusu şudur ki : Bu şerhin başında da anlattığımız gibi, Müslim bu illetleri kitabının muhtelif yerlerinde zikretmiştir. Bu hilaf bu rivayetin doğruluğuna ve hadîsin esas itibariyle sıhhatine dokunmaz; zîra hadîsin aslı Humeyd'in Sa'd oğullarından naklettiğinden başka rivayetlerle sabit olmuştur. Müs1im'in bazı ta'rîkle-rinde Sa'd oğularından meysul rivayeti de sabit olmuştur...»

Bir hadîs hem muttasıl hem mürsel olarak rivayet edilirse sahih kavle göre ona muttasıl hükmü verilirdiğini kitabımızın başında görmüştük.

\£Üliy» cümlesindeki birinci «sülüs»ü mansub ve merfû'

okumak caizdir. Mansub okunması (iğrâ1) yahut fiil takdirine göredir. «Üçte birini ver!» mânâsına gelir. Merfû' okunması fi'linin faili olması sebebiyledir; yahut (sülüs) mübtelâ olup haberi atılmıştır. Bunu haber kabul edip mübtedasını mahzuf saymak dahî caizdir, ifâdesindeki (lokma) kelimesinin sonu dahî merfu', mansub ve mecrur okunabilir. Merfû' okunduğu takdirde (hattâ) ibtidâiye olup haberi cümlesidir. Mecrûr okunursa (hattâ) harfi cerr; mansub okunursa atıf harfi olur.

İlk rivayetin sonundaki: «Sa'd Mekke'de vefat ettiği için. . taziyede bulundu.» cümlesi râvinin sözüdür. Bu sözü söyleyen bazılarına göre Hz. Sa'd b. Ebî Vakkaas 'dır. Zührî'nin sözü olduğunu iddia edenler de vardır.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler :


1- Hasta dolaşmak müstehaptır. Bu hükümde devlet reisi de dâhildir.

2- Mal biriktirmek mubahtır; zîra «Zû mâl» tâbiri örfen yalnız çok mal hakkında kullanılır. Sofiyyeden bâzılarına göre mal biriktirmek mezmumdur.

3- Hadîs-i şerif mirasçılarla vasiyyet arasında adalete riâyet gerektiğine delildir. Cumhuru ulemâ Hz. Sa'd'in : «Bütün malımı tesad-duk edeyim mi?» sözü ile istidlal ederek : «Hastanın bağış ve sadakası malının üçte birinden verilir.» demişlerdir. Hanefîler'le İmam Mâlik, Leys, Evzâî, Sevrî, imam Şafiî, İmam Ahmed, İshak ve bilûmum hadîs imamlannıri mezhepleri budur.

Zahirîler 'ce hastanın bağışı bütün malından çıkarılır, İbni Battal: «Eski ulemâdan buna kail hiç bir kimse bilmiyoruz.» diyor.

Nevevî şunları söylemiştir: «Ulemâmız ve diğer ulemâ: Mirasçılar zengin iseler teberruan malın üçte birini vasiyyet etmek müstehab, fakîrseler üçte birden daha azını vasiyyet müstehab olur; demişlerdir. Şu asırlarda mirasçısı olan kimsenin vasiyyeti mirasçıların rizası olmaksızın üçte birden fazla nafiz olamayacağına ulemâ ittifak etmişlerdir. Ama mirasçının rizasiyle bütün malının vasiyyet edilebileceğinde de müttefiktirler.

Bizim mezhebimize ve cumhura göre mirasçısı olmayan kimse ma-imm üçte birinden fazlasını vasiyyet edemez. Ebû Hanîfe ile arkadaşları, îshâk ve bir rivayette İmam Ahmed bunu caiz görmüşlerdir. Mezkûr kavil Hz. Alî ile İbni Mes'ûd 'dan rivayet olunmuştur.»

4 - cümlesinin başındaki (en) edatı (in) şeklinde de okunmuştur. Bu cümle sıla-i rahime (akrabaya yardıma) ve mirasçılara şefkata teşviktir.

5- «Eğer sen bir yiyecek infâk eder de onunla Allah'ın rızasını dilersen ondan dolayı mutlaka mükâfat görürsün..,» cümlesi, hayır yollarına yapılan infakin müstehab olduğuna, amellerine niyete göre sevaplan-dırılacağına, Allah'ın rızası kasdedilirse çoluk çocuğun nafakasından dolayı bile sevap kazanılacağına delildir. Allah'ın rızası maksadiyle işlenen mubah bile sevap olur. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buna işâre-ten:

«Karının ağzına attığın lokma dolayısiyle bile...» buyurmuştur. Çünkü bir insanın karısının ağzına lokma atması dünya şehvetlerinin ve mubah olan lezzetlerin en hususîlerinden dir. Bu iş ekseriyetle şakalaşma ve oynaşma ânında olur ki, bu hal ibâdet ve taata son derece uzak bir mubah halidir. Böyle iken bile ağıza atılan lokma ile Allah'ın rızası kasdedilirse sevâb yazılacağını Resûl-ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz haber vermektedir ki, sair ta'at halleri buna kıyas oluna!..

5- İbadette bulunmak için uzun ömür dilemek caizdir.

6- Bu hadîs bir mu'cizedir. Çünkü Sa'd (Radryalkthu anh) o günden sonra kırk yıl daha yaşamış; Irak'a vâlî olmuş; birçok kimseler onun himmetiyle hidâyete ermiş; bir takım küffârm da canları Cehenneme gönderilmiş; kadınları, çocukları esîr, malları milkleri ganimet olarak alınmıştır.

7- Mirasçıyı zengin etmeye çalışmak, onu fakır bırakmaktan efdal-dır. Zenginliğin fakirlikten daha makbul olduğu buradan alınmıştır.

« Kur'an-ı Kerîm'de umumî olarak zikredilen vasiyyet

bu hadîsle tahsis edilmiştir. Cumhurun kavli budur.



10- (1629) Bana İbrahim b. Mûsâ Er-Râzî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsa yâni İbni Yûnus haber verdi. H.

Bize Ebü Bekir b. Ebî Şey be ile Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Vekî' rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Nümeyr rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Hişâm b. Urve'den, o da babasından, o da İbnİ Abbas'dan naklen rivayette bulunmuşlardır. İbni Abbâs şöyle demiş :

İnsanlar üçte birden dörtte bire inmelidirler. Çünkü Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem):

«Üçte bir olur... Üçte bir de çok a!..» buyurdular. Vekî'în hadîsinde:

«Üçte bir de büyüktür yahut çoktur.» denilmiştir.

Bu hadîsi Buhârî, Nesâî ve İbni Mâce «Vasâyâ» bahsinde taline etmişlerdir. İbni Abbâs (Radiyallahu anh) bu hükmü Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'in üçte biri çok diye vasıflandırmasından almıştır. Vekî'in rivayetinde Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi veSellem)'in «Kesir» mi yahut «Kebîr» mi dediğinde râvi şekketmiştir.

Malın üçte birini vasiyyet etmenin caiz olduğuna icmâ' vardır. As-hâb-ı kiramdan Zübeyr (Radiyallahu anh) malının üçte birini vasiyyet etmiştir. Vasiyyetin dörtte birden mi yoksa beşte bir veya altıda birden mi yapılması hususunda ihtilâf edilmiştir. Hz. Ebû Bekir (Radiyailahu an/i/malının beşte birini vasiyyet etmiş; ve: «Allah Teâlâ müzminlerin ganimetlerinden beşte bire razı oldu.» demiştir. Ömer (Radiyallahu anh) dörtte birini vasiyyet etmiştir. Hattâ İshâk: «îbni Abbâs 'dan rivayet olunduğu vecihle dörtte biri vasiyyet etmek sünnettir.» demiştir. Hz. Ali'nin: «Beşte biri vasiyyet etmem bence dörtte birden daha makbul; dörtte biri vasiyyet etmem de üçte birden daha makbuldür.» dediği rivayet olunur. Bir takımları altıda birin vasiyyet edilmesini, diğerleri onda biri tensîb etmişlerdir. İbrâhîm Nehaî , mirasçılardan birinin hissesi kadar vasiyyetin kerîh görülürdü-ğünü bu sebeple altıda bir, üçte birden daha muteber sayıldığını söylemiştir.

Bazıları, malı az olan kimsenin hiç vasiyyet etmemesini muvafık görmüşlerdir. Bu kavil Hz. Ali, İbni Abbâs ve Âişe (Radiy&llahû anhûma) hazerâtından rivayet olunmuştur.

Fukahânın ekserisine göre bir kimsenin malının üçte birinden fazlasını vasiyyet etmesi caiz değildir. Zeyd b. Sabit (Radiyallahu anh) «Bir kimsenin mirasçısı olmasa bile malının üçte birinden fazlasını vasiyyet etmesi caiz değildir.» demiştir. îmam Mâlik, Evzâî, Şafiî ve Hasen b. Hayy'ın mezhepleri budur.

Hanefîler'le Şerîk b. Abdillâh , Mesrûk ve İshâk üçte birden fazlasının vasiyyet edilebileceğine kail olmuşlardır. Bu kavil îbni Mes'ûd ile Ubeyde (Radiyaîîahâ anhûma) hazeiatından rivayet olunmuştur.



2- Sadaka Sevaplarının Mevtaya Ulaşması Babı


11- (1630) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve Alî b. Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail —ki İbni Ca'fer'dir— Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayette bulundu ki, bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Setlem)'e :

— Babam Öldü, mal da bıraktı, fakat vasiyyet etmedi; acaba onun nâmına ben tasadduk etsem günahlarına keffaret olur mu? demiş.

«Evet!» cevâbını vermişler.



12- (1004) Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, Hişâm b. Urve'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana.babam, Âişe'den naklen haber verdi ki: Bir adam Peygamber (SallallahüAleyhi ve Sellem) 'e:

— Annem ansızın öldü. Zannederim konuşmuş olsa tesadduk ederdi. Onun nâmına tesadduk etsem bana ecir var mıdır? diye sormuş.

«Evet!» buyurmuşlar.



(...) Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki, bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Yâ Resûlâllah, annem ansızın öldü; vasiyyet -de etmedi. Zannederim konuşmuş olsa tesadduk ederdi. Acaba onun namına ben tesadduk etsem ona ecir olur mu? diye sormuş.

«Evet!» buyurmuşlar.



13- (...) Bize bu hadisi Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsame rivayet etti. H.

Bana Ümeyye b. Bistâm da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd yâni tbni ZÜrey* rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh —ki İbni'l-Kaasim'dir— rivayet etti. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ca'-fer b. Avn rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Hişâm b. Urve'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Ebû Üsâme ile Ravh'ın hadîslerinde, Yahya b. Saîd'in dediği gibi; «Bana ecir var mıdır?» denilmiş; Şuayb ile Ca'fer'in hadîslerinde ise İbnİ Bİşr'in rivayeti gibi: «Acaba ona ecir var mıdır?» ifadesi kul-lamlmıştır.

Bu rivayetlerden Hz. Âişe hadîsini Buhâri «Cenâiz» bahsinde tahrîc etmiştir.

Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'& suâl soran zât Sa'd b. Ubâde (Radiyallahu anh) 'dir. Nitekim Hz. îbni Abbâs 'dan rivayet olunan bir hadîste ismi tasrîh edilmiştir. Muhtelif rivayetlerden anlaşıldığına göre aynı mânada bir suâli bir kadın da sormuştur.

ansızın öldü demektir. İftilât: Ansızın vuku' bulan şeydir. Bundan sonra gelen (nefs) kelimesi merfû' ve. mansûb olarak rivayet edilmiştir. Merfû' okunduğu zaman nâib-i fail, mansub okunduğunda ise fi'lin ikinci mef'ûlü olur.

Suâl sahibinin: «Konuşsa tesadduk ederdi.» demesi, annesinin hayır

işine yahut vasiyyete son derece hırslı olduğunu bildiği içindir.

Ânî ölümün müslüman için rahatlık olduğuna dâir hadîs vârid olduğu gibi, gazab ve intikam ölümü olduğunu bildiren hadîs de vard:r. Aynî bu iki rivayetin arasını bulmuş ve: «Rahatlık olduğunu bildiren rivayet Ölüme hazırlıklı olanlar hakkındadır; gazab ve intikam ise taksirat sahiplerine hamlolunur.» demiştir.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Ölmüş bir kimse namına sadaka vermek caiz ve müstehaptır,

2- Dirinin ölü nâmına verdiği sadaka ve yaptığı hayrın sevabı ölüye ulaşır. Ölü ondan faydalanır. Bunun aynı zamanda sadaka sahibine de faydası vardır. Nevevî bu hususatın ulemâ arasında bilittifak caiz olduğunu söyler.

tmam Ahmed'in Hz. Abdullah b. Amr b. Âs'dan rivayet ettiği bir hadîse göre: Âs b. Vâil cahiliyyet devrinde yüz deve boğazlamayı adamış. Bunların elli tanesini onun namına Hişâm b. As boğazlamış. Bilâhare diğer. oğlu. Amr b. As bu meseleyi Resûlüllah (Salh.Uahü Aleyhi ve Sellem)'e sorduğunda :

«Şâyed baban Allah'ın birliğini ikrar etse de onun namına sen oruç tutup sadaka verseydin, bunun ona faydası olurdu.» buyurmuşlar.

îbni Makûla 'nın Hz. Enes'den "rivayet ettiği bir hadîste şöyle deniliyor:

«Resûlüllalı (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'* sordum. Dedim ki: Biz mevtalanınıza dua ediyor; onlar namına sadaka veriyor; hacc ediyoruz. Acaba bu onlara varıyor mu?

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz bu onlara varır ve buna sizlerin hedİyyeye sevindiğiniz gibi sevinirler.» buyurdu.

3- Bu rivayetler «İnsana çalıştığından başka fayda veren bîr şey yoktur.» mealindeki âyetin umumunu tahsis etmişlerdir.

Nevevî diyor ki: «Mirasçının meyyiti namına nafile sadaka vermesinin vâcib olmadığına bütün müslümanlar ittifak etmişlerdir. Bu sadaka müstehaptır. Meyyitin boynuna borç olan mâlî haklara gelince : Eğer ölenin terikesi (yâni bıraktığı malı) varsa vasiyyet etsin etmesin bu borçları ondan ödemek îcâbeder; ve re'si mâlden verilir. Bu hususta zekât, hacc, nezir, kef&ret, oruç bedeli ve bunlar gibi Allah borcu ile insan borcu müsavidir. Meyyitin terikesi yoksa mirasçısına onun borcunu ödemek lâzım gelmez;.lâkin gerek mirasçının, gerekse başkasının bu borcu ödemesi müstehab olur>



3- Öldükten Sonra İnsana Erişecek Sevab Babı


14- (1631) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe yâni İbni Saîd ve İbni Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail —ki İbni Ca'fer'dir— Alâ'-' dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, Re-ûHillb (Satfallahü A leyhi ve Sellem) :

«İnsan öldüğü vakit bütün amelleri ondan kesilir. Yalnız üç şeyden : sadaka-i cariyeden, faydalanılan ilimden ve kendisine duâ eden sâlih ev-lâddan kesilmez.» buyurmuşlar.

Ulemânın beyanına göre bu hadîsin mânâsı: Üç şeyden maada bütün ameller ölümle sona erer; yeni yeni sevâb yazılmaz olur, demektir. Bu üç şeyden sevabın kesilmemesi bunlara meyyit sebep olduğundandır. Zîra evlâd doğrudan doğruya onun kesbidir. Talîm veya tasnif suretiyle geriye bıraktığı ilimle sadakai câriye yâni vakıf da öyledir.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Salih evlâd yetiştirmek için evlenmek gerekir. Bu hususa dâir tafsilât «Nikâh» bahsinde geçmişti.

2- Vakıf caiz ve sahihtir; sevabı büyüktür.

3- Hadîs-i şerîf ilmin faziletine delâlet ve onu çoğaltmaya, ta'lîm ve tasnîf suretiyle miras bırakmaya teşvik etmektedir.

4- İlim tahsiline sıra ile en faydalısından başlamalıdır.

5- Duâ ve sadakanın sevabı meyyite ulaşır. Bu cihet ittifakıdır. Meyyit namına yapılan hacc, tutulan oruç ve okunan Kuran hususunda ulemânın ihtilafı «Siyam» bahsinde geçmişti.



4- Vakıf Babı


15- (1632) Bile Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleym b. Ahdar, İfani Avn'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen haber verdi. Şöyle demiş:

(Babam) Ömer'e Hayber'de bir yer isabet etti de, o yer hakkında emrini almak için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gitti ve: Yâ Resûlallah, tana Hayber'den bir yer isabet etti. (Şimdiye kadar) bana bundan daha kıymetli mal Mç isabet etmedi. Bunun hakkında bana ne emir buyurursun? dedi. Resulü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«İstersen aslını vakfeder; yeri tesadduk eylersin!» buyurdu.

Bunun üzerine Ömer o yeri aslı satılmamak ve satın alınmamak, mî-râs olarak almmamak ve bağışlanmamak şartiyle tesadduk etti. Ömer fakirle, akraba, köleler, Allah yolunda olanlar, yolcular ve müsafirler arasmda tesadduk ta bulundu. O yere velî olana mâruf suretiyle ondan yemekte yahut mal sahibi olmaya kalkışmamak şartiyle bir dostuna yedirmekte bir beis olmayacaktı.

Râvi tbni Avn diyor ki: Ben bu hadîsi Muhammed'e [2] rivayet ettim. «Mal sahibi olmaya kalkışmamak» dediği yere geldiğimde Muhanı-med: «Mal toplamağa kalkışmamak» (olacak) dedi.

İbni Avn : «Bu kitabı okuyan bana haber verdi ki, bu hadîste: «Mal toplamağa kalkışmamak» cümlesi varmış; demiş.



(...) Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zaide rivayet etti. H.

Bize İshâk da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ezher Es-Semmân haber verdi. H.

Bize Muhammed b. El-Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Ebî Adiy rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi İbni Avn'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Yalnız İbni Ebî Zaide ile Ezher'in hadîsleri: «Yahut mal sahibi olmaya kalkışmayan bir dostuna yedirmekte...» cümlesinde biter. Ondan sonrası zikredilmemiştir. İbni Ebî Adiyy'in hadîsinde Süleym'in zikrettiği «Ben bu hadîsi Muhammed'e rivayet ettim ilâh...» sözü vardır.



(1633) Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Dâvûd El-Haferî, Ömer b. Sa'd'dan, o da Süfyân'dan, o da İbni Avn'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da Ömer'den naklen rivayet eyledi. Şöyle demiş:

Bana Hayber arazîsinden bir parça yer isabet etti de, Resûlüllah (Sallalİahü Aleyhi ve Sellem)e gelerek: Bana öyle bir yer isabet etti ki, (şimdiye kadar) bana bundan daha makbul ve daha nefîs bir mal isabet etmiş değildir; dedim...

Râvi bu hadîsi yukarkilerin hadîsi gibi rivayet etti. «Ben bu hadîsi Muhammed'e» cümlesini ve ondan sonrasını zikretmedi.

Bu hadîsi Buhâri «Şurût» ve «Vasâyâ» bahislerinde; Nesâi «Ahbâs»da tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i şerif Hz. Ömer'in Hayber arazîsinden hissesine düşen kıymetli bir yeri vakfettiğini gösteriyor. Bu yer hurmalık olup ismi «Semğ» imiş. Peygamber (Sallalİahü Aleyhi ve Selletn) ile istişare ederek onun emrini aldıktan sonra yerin aslını vakfetmiş; ve yeri fakirlere, akrabasına, kölelere yâni başlarını çözerek hürriyetlerine kavuşturmak için mükâteb olan kölelere, Allah yolunda olanlara yâni hac kafilesinden geri kalmış çaresiz hacılara yahut ordudan geri kalmış gâzîlere, yolculara, müsafirlere tesadduk etmiş. Vakfın mütevellisine onun gelirinden mâruf suretiyle yâni mu'tâd olan haddi aşmamak şartiyle yemeye ve yedirmeye müsaade etmiştir. Bu hadîs vakfın delîllerindendir. Vakıf lügatte: Hapsetmek mânâsına gelir.

Şeriatte de: Malûm bir malı malûm bir sıfatla hapsetmektir ki, o da hadîs-i şerifte beyan olunduğu vecihle malın aslını hapsedip gelirini tesadduk etmekle olur. Tafsilât fıkıh kitaplanndadır.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Vakıf meşrû'dur. Buna yalnız Kaadî Şureyh muhalif çıkmıştır.

2- Cumhuru ulemâ, İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed vakfın caiz olduğuna bununla istidlal etmişlerdir. Vakfı yapan şahıs sağ olduğu müddetçe vakfettiği malın gelirini tesad-duk etmesinin vâcib olduğu hususunda ulema arasında hilaf yoktur. Bir kimse hanesini veya arazîsini vakfetse bunların gelirlerini tesadduk etmesi îcabeder. Bu, o malın gelirini nezretmek gibi bir şey olur. Keza vakıf, hâkimin hükmü ile yapılmış veya öldükten sonraya izafe edilmişse, o malın sahibinin olmaktan çıktığında da hilaf yoktur. Fakat hâkimin hükmü bulunmaz yahut vakıf öldükten sonraya izafe edilmezse caiz olup olmadığı ulemâ arasında ihtilaflıdır.

İmam Âzam'a göre bu suretle yapılan vakıf sahih ve caiz değildir. Sahibi o malı satabilir, yahut hibe edebilir. Öldükten sonra o mal mirasçılarının olur. İmam Ebû Yûsuf la İmam Muhammed ve cumhur : «Bu vakıf caizdir; satılamaz, bağışlanamaz, miras olarak da alınamaz.» demişlerdir.

3- Vakfedilen mal, sahibinin milkinden çıkıp Allah'ın olduğu için satılması, bağışlanması ve mîras olarak alınması caiz değildir.

4- Vakfedilen malın kime vakfedildi ise onun milki olup olamayacağı ihtilaflıdır. Hanefî1ere göre o kimsenin milki olmaz. O yalnız gelirinden istifâde eder. Çünkü vakıf demek : Malın aslını hapsederek gelirini tesadduktur. Hapis ise o malın milk olmasını gerektirmez.

İmam Mâlik ile İmam Ahmed ve bir rivayette İmam Şafiî vakfedilen malın kime vakfedilmişse onun milki olduğuna kaildirler; elverir ki o şahıs ehil olsun. İmam Şafiî 'den bir rivayete göre vakfedilen malın milkiyeti Allah'a intikal eder. Bu kavil Hanefîler 'den de rivayet olunmuştur.

5- Vakfın mütevellisi mâruf yolu ile yâni ihtiyacından fazla bir sey almamak şartiyle vakfın gelirinden nafaka alabilir. Fakat bu hüküm vakıf yapılırken mal sahibi ona bir şey tâyin etmediğine göredir. Muayyen bir miktar tâyîn etmişse, az olsun, çok olsun onu alır.

6- Vakıfta şart sahihtir. Hattâ: «Vâkfın şartı, Şâri'in nassı gibidir.» derler.

7-Hayır işlerinde fazilet ve salâh ehli kimselerle istişare yapılmalıdır.

8- Hayber cebren alınmış ve gaziler arasında ganimet olarak taksim edilerek onların milki olmuştur.

9- Hadîs-i şerîf Hz. Ömer'in yüksek faziletine delildir.

10- Yine bu hadîs akrabaya, yardımın ve onlara yapılan vakfın faziletini göstermektedir.



5- Vasiyyet Edecek Bir Şeyi Bulunmayan Kimsenin Vasiyyeti Terk Etmesi Babı


16- (1634) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân b. Mehdi, Mâlik b. Miğvel'den, o da Talha b. Musar-rifden naklen haber verdi. Şöyle demiş :

Abdullah b. EM Evfa'ya : Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) tir şey vasiyyet etti mi? diye sordum da «Hayır!» cevâbım verdi.

— O halde müslümanlara vasiyyet neden farz oldu yahut: Neden vasiyyetle emrolundular? dedim.

— Allah (Azze ve Cette) 'in kitabını vasiyyet etti, dedi.



17- (...) Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etii. (Dedi ki) : Bize Vekî' rivayet etti. H.

Bize İbni Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.

Her iki râyi Mâlik b. Miğvel'den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Şu kadar var ki, Vekî'ia hadîsinde : «O halde halka vasiyyet nasıl emrolundu? dedim.» îbni Nümeyr hadîsinde ise : «Müslümanlara vasiyyet nasıl farz kılındı? dedim» cümleleri vardır.

Bu hadisi Buhâri «Vâsâya», «Megâzî» ve «FedâiIüJl-KurJan»da; Tirmizî, Nesaî ve îbni Mâce *Vasâyâ»da muhtelif râ. vilerden tahrîc etmişlerdir.

Görülüyor ki, Hz. Abdullah b. Ebî Evfâ: «Bir şey vasiyyet etti mi?» sorusuna «Hayır!» diye cevap vermiştir; çünkü Peygamber (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz mal bırakmamıştır. Hz. Abdullah'ın cevâbını zahire göre umumî mânâda anlayan râvi Talha suâlini tekrarlayarak : «O hâlde müslümanlara vasiyyet neden farzoldu?»

diye sormuş; o da Allah'ın kitabını vasiyyet ettiğini söylemiştir.

Hz. Abdullah 'in buradaki vasiyyet sualinin birincisine «Hayır!» cevâbım vermekle bâzı şiîlerin iddiasını reddetmek istediğini söyleyenler de vardır. Bunlar Peygamber (Sailâllahü Aleyhi ve Sellem) 'in hilâfeti Hz. Alî 'ye vasiyyet ettiğini iddia etmişlerdir. Bu hususta Hz. A1î'ye : «Kesûlüllah (Sailâllahü A îeyhi ve Sellem) halka söylemediği bir şeyi sana vasiyyet etti mi?» diye sorulmuş. O da : «Çekirdeği yaran ve canlıyı yaratan Allah'a yemin ederim ki, bizde Allah'ın kitabiyle şu sa-hifeden başka bir şey yoktur.* cevâbını vererek bu gizli vasiyyet isnadından teberrî etmiştir.

Hâsılı Peygamber (Sailâllahü Aleyhi ve Sellem) hiç bir kimseye mal vasiyetinde bulunmamıştır. Zîra arkasında mal bırakmamıştı. Bu ciheti :

«Biz Peygamberler mîras bırakmayız; bıraktığımız mallar sadakadır.» hadîsiyle îzâh buyurmuşlardı. Gerçi Hayber ve Fedek'de hissesine düşmüş arazîsi vardı, fakat onları sağlığında müslümanlara tesad-duk etmişti.

Allah'ın kitabı, ehli beyti, müşriklerin Arap yarımadasından çıkarılması hususlarındaki vasiyyetleri ise buradaki soruda dahil değildir. Binâenaleyh hadîslerin arasında münâfât yoktur.

Peygamber (Salfallahü Aleyhi ve Sellem)'in Allah'ın kitabını vasiyyet etmesinden murâd: Onunla ameldir. Filhakika Teâlâ Hazretleri:

«Biz bu kitapta hiç bîr şeyi noksan bırakmadık.;» [3] buyurmuştur ki, bundan murâd: Bazı şeylerin doğrudan doğruya delilden anlaşılması, bazılarının da istinbat (yâni ulemanın mânâ çıkarması) yolu ile bilinmesidir.

Suâl sahibinin : «O halde müslümanlara vasiyyet neden farz oldu?»

sorusundan maksadı:

«Birinizin başına ölüm geldiğinde şayet geride mal bırakırsa vasiyyet farz olur.» [4] âyet-i kerîmesidir. Bu âyet cumhuru ulemâya göre mensuhtur.



18- (1635) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Nümeyr ile Ebû Muâviye, A'meş'den rivayet ettiler. H.

Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babamla Ebû Muâviye rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize A'meş' Ebû Vâil'den, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen rivayette bulundu. Âişe:

«Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiç bir dinar, dirhem, koyun ve deve bırakmadı; hiç bir şeyi vasiyyet de etmedi.» demiş.



(...) Bize Züheyr b. Harb Ue Osman b. Ebî Şeybe ve tshâk b. İbra-bîm rivayet ettiler. Bunların hepsi Cerîr'den rivayette bulundular. H. -

Bize Alî b. Haşrem de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsâ —ki İbni Yûnus'tur— haber verdi.

Bu râvilerin hepsi A'meş'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.



19- (1636) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. Dedi ki: Bize İsmâîl b. Uleyye, İbni Avn'-dan, o da İbrahim'den, o da Esved b. Yezîd'dcn naklen haber verdi. Şöyle demiş: Âîşe'nin yanında Alî'nin vasi olduğunu söylediler de Âişe:

«Peygamber (SaÜatlahü A leyhi ve Sellem) ona ne zaman vasiyyette bulunmuş! Ben kendilerini göğsüme (yahut kucağıma demiştir) dayamıştım. Leğeni istedi; derken kucağıma düşüverdi. Vefat ettiğini bile anlamadım; şu halde ona ne zaman vasiyyet etmiş?» dedi.

Bu hadîsin Esved rivayetini Buhâri «Vasâyâ» ve «Me-ğazî» bahislerinde; Tirmizî «ŞenıâiNde; Nesâî «Taharet» ve «Vasâyâ»da; İbni Mâce «Cenâiz»de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Kurtubî diyor ki; «Şiîler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)'in hilâfeti Hz. A1î'ye vasiyyet ettiğine dair bir takım hadîsler uydurmuşlardı. Sahabeden bir cemaat ve keza onlardan sonra gelenler bunlara red cevabı vermişlerdi. İşte Hz. Âişe'nin : «Ben onu göğsüme dayamıştım ilâh...» sözü de bu red ve inkâr cümle sin dendir.»

Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSellem) gerçi ölüm döşeğinde vasiyyet etmemiş ama daha önce Hz. Âişe'nin haberi yokken A 1 i (Radiyailahu aftK) 'a vasiyyet etmiş olabilir.

Cevab: Evet, Hz. A1î (Radiyailahu anh) bu hususta kat'î beyanâtta bulunarak Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Kitabullah ile elindeki sahifeden başka hiç bir şey vasiyyet etmediğini yeminle te'kîd etmese idi o zaman belki bu ihtimâlin üzerinde durulabilird. Mezkûr beyanâttan sonra ise böyle bir ihtimâle asla mahal kalmamıştır.



20- (1637) Bize Saîd b. Mansûr ile Kuteybe b. Saîd, Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe ve Amru'n-Nâkıd rivayet ettiler. Lâfız Saîd'indir. (Dediler ki) : Bize Süfyâıi, Süleyman El-Ahvel'den, o da Saîd b. Cüfceyr'den nalv-len rivayette bulundu. Demiş ki: İbni Abbâs:

Ah perşembe günü!.. Ne perşembe günü idi o!., dedi. Sonra ağladı; lıattâ göz yaşları çakılları ıslattı. Bunun üzerine ben :

— Ne imiş bu perşembe günü ey İbni Abbas? diye sordum. (Dedi ki) :

— Resûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem) 'in hastalığı şiddetlendi de: «Getirin size bir nâme yazayım; benden sonra sapmayasıniz!» dedi. Bunun üzerine oradakiler münakaşa ettiler. Bir Peygamber'İn huzurunda münâkaşa yakışmaz. (Bunlar) : Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)'e ne oluyor? Sayıklıyor mu (ne yapıyor)? Kendisine sorun! dediler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

^Bırakın beni! Benim içinde bulunduğum hal daha hayırlıdır. Size üç şey vasiyyet ediyorum :

1) Müşrikleri Arap yarımadasından çıkarın!

2) Gelen hey'etlere benim yaptığım gibi ikramda bulunun!

Râvi (Saîd b. Cübeyr) diyor ki: (İbni Abbâc) üçüncüsünden sükût etti yahut söyledi de ben unuttum.

Ebû İshâk İbrahim dedi ki: Bize Hasen b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân bu hadîsi rivayet etti.



21- (...) Bize İshâk b. İbrâhîm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî', Mâlik b. Miğvel'den, o da Talha b. Musarrif den, o da Saîd b. Cübeyr'-den, o da İbni Abbâs'dan naklen haber verdi ki. İbni Abbâs:

— Ah perşembe günü! Ne perşembe günü idi o!., demiş; sonra göz yaşları akmağa başlamış. (Râvi diyor ki) : Hattâ göz yaşlarını yanakları üzerinde gördüm; sanki inci dizisi idiler. İbni Abbâs şunları söyledi: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bana kürek kemiğini ve kalemi (yahut tahta ile kalemi) getirin! Sİze bir daha ebediyyen sapmayacağınız bir nâme yazayımbbuyurdu. Bunun üzerine yanındakiler: Gerçekten Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sayıklıyor, dediler.



22- (...) Bana Muhammet) b. Râfi' ile Abd b. Humeyd de rivayet ettiler. Abd (Bize haber verdi) tâfcirinİ kullandı. İbnî Râfi' ise: Bize Abdürrazzak rivayet etti, dedi. (Abdürrazzâk demiş ki) : Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe'den, o da İbni Abbas'dan naklen haber verdi. Şöyle demiş :

Resûlüllah (Sailailahü Aleyhi ve Seilem) evde içlerinde Ömer b. El-Hat-tab'ın da bulunduğu bir takım zevat olduğu halde intizâra gelince :

«Getirin size bir nâme yazayım; ondan sonra bir daha sapmazsınız!» buyurdu. Bunun üzerine Ömer:

— Gerçekten Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Seilem) 'e hastalık galefce çaldı. Kur'an elimizdedir. Bize Allah'ın kitabı yeter, dedi. Müteakiben ehl-i beyt ihtilâf ve münakaşa ettiler. Kimisi: Getirin Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Seilem) size fcir daha asla sapmayacağınız bir nâme yazsın! diyor; kimisi de Ömer'in söylediğini söylüyordu. Bunlar Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Seilem) 'in huzurunda lâkırtı ve ihtilâfı çoğaltınca (o hazret)

«Kalkın b> buyurdular.

Ubeydullah demiş ki: İbni Abhâs: Musibetin en büyüğü, Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Seilem) ile bu nâmeyi kendilerine yazmasının arasına giren ihtilâf ve gürültüleridir, diyordu.

Bu hadîsi Buhârî «Cihâd», «Megâzî» ve ««Cizye» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Cirâh»da; Nesâî «İlim» bahsinde muhtelif râ-vilerden tahrîc etmişlerdir.

İbni Abbâs hazretlerinin : «Ah perşembe günü!.. Ne perşembe günü idi o!..» sözünden maksat: O günün şiddet ve kötülüğünün büyüklüğüdür. Bu kötülük onun itikadına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSeUem)in söyleyeceklerini yazmamalarıdır. Bundan dolayıdır ki, îbni Abbâs (Radiyailahuanh) : «Musibetin en büyüğü Kesûlüllah (Sallaİlahü Aleyhi ve SeHem) ile bu nâmeyi kendilerine yazmasının arasına giren ihtilâf ve gürültüleridir.» demiştir.

Bu hadîs etrafında Nevevî şunları söylemiştir: Peygamber (Saüa'ûahü Aleyhi ve Sellem / yalan söylemekten ve şer'î ahkâmdan bir şey değiştirmekten sıhhat hâlinde de, hastalığında da ma'sumdur. Allah tararından beyân ve tebliği emir buyurulan bir şeyi beyan etmeyip bırakmaktan da masum ve münezzehtir. Fakat şanına nakîsa ve şerîatine fe-sâd sayılmayan hastalık ve sızı gibi vücûd arızalarından ma'sum değildir. Nitekim kendilerine sihir yapılmış; bu sebeple yapmadığı bir şey ona yapmış gibi görünmüştür; ancak bu halde kendisinden şeriat hükümleri hususunda evvelkilere muhalif bir söz sadır olmamıştır. Bu cihet boy-lece bilindikten sonra gelelim buradaki yazı meselesine:

Resûlüllah (Sailallafjü Aleyhi ve Sellem)'in ölüm döşeğinde iken ne yazdırmak istediği ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bazıları muayyen bir şahsa hilâfeti vasiyyet etmek ve bu suretle vukuu hâtıra gelen fitae ve fe^ıcî-!arın önünü almak istediğini söylemiş; bir takımları mühim hükümleri kısaca yazdırıp beyân etmek istediğini; zira nassan vârid olmuş bir de-:îl hususunda ancak böylelikle birleşip niza' ortadan kalkacağını ifâde etmişlerdir. Demek oluyor ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) evvelâ bu düşündüklerini yazdırmak istemiş; yahut bu cihet kendisine vah-yolunmuş; sonra yazdırmamanın daha muvafık olduğu kanaatine varmış yahut yine vahî gelerek ilk emir neshedilmiştir.

Hz. Ömerin bu mesele hakkındaki sözü kelâm uleması tarafından bilittifak onun faziletine ve derin anlayışına delü sayılmıştır. Çünkü Ömer (Radiyailahu anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in müslümanlar için tehammülü güç, terk edildiği takdirde cezayı müstel-zim bazı şeyler yazdıracağından, nassan sabit olan bu deliller karşısında içtihada da mecal kalmayacağından endîşe ederek : «Bize Allah'ın kitabı

yeter.» demişti. Zîra Teâlâ Hazretleri: «Biz bu kitapta hiç bir şeyî eksik bırakmadık.» [5]

Ve «Bugün size dîninizi tamamladım.» [6] buyurmuştu. Hz. Ömer bunlardan Dîn-i İlâhînin tamam olduğunu, bu ümmetin delâletten emîn kaldığını anlamıştı. Binâenaleyh Ömer (Radiyallahu anh) Hz. İbni Abbâs ile ona muvafakat edenlerden daha anlayışlı idi.

Beyhakî «Delâilü'n-Nübüvve» adlı kitabının sonunda şunları söylemiştir: «Hz. Resûlüllah (SallallahüAleykiveSellem)'e ıztırâb galebe çalınca, Ömer (Radiyailahu anh) sadece bu ıztırabı hafifletmek istemiştir. Eğer Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'in muradı müslümanlara mutlaka lâzım bir şeyi beyân etmek olsa idi ashabı ihtilâf ettikleri için yahut başka bir sebeple onu bırakamazdı. Çünkü Teâlâ Hazretleri:

«Sana indirileni teblîğ et!» [7] buyurmuştu. Netekim şâir ahkâmın tebliğini düşmanlarının muhalefetine bakıp da terk etmiş değildi. Aynı hal içerisinde yahudîlerin Arap yarımadasından çıkarılmasını ve hadîste zikri geçen diğer hususatı emir buyurmuştu...

Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) 'in hastalığında bunca ıztırabi-na rağmen söyleyeceklerini yazdırmaya didinmesi meşakkat olacaktı. İşte Ömer, ona hafiiîik olsun diye yukarıda beyan olunan cevabıyla iktifayı münasib gördü. Bir de ehli ilme ictihâd kapısı kapanmasın diye bu şekilde hareket etti...»

Hattâbî de şöyle diyor: «Ömer 'in sözünü Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanlış söyleyeceği vehmine kapıldığına yahut hiç bir suretle onun hakkında lâyık olmayan bir şey olacak zannettiğine hamletmek caiz değildir. Lâkin c Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'e galebe çalan ağrıları, vefatının yakınlığını; bununla beraber çektiği ıztırabı görerek hastaların umumiyetle söyledikleri azimetten hâ-îî sözler kabilinden söz edeceğinden korktu. Zira bu sayede münafıklar dîne burunlarını sokmağa yol bulmuş olacaklardı...»

Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir: Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) vasiyyetini yazdırmak için kâğıt kalem istediği halde ashabı bu hususta nasıl ihtilâf edebilmişlerdir? Bu suâlin cevabını Mâzirî vermiş; ve karine bulunduğu takdirde emir sığasının vücûbdan nedbe, nedibten ibâha veya tahyîr mânâlarına değişebileceğini söylemiş; ashab-ı kiramın burada içtihadlarına göre ihtiyar ettikleri mânâların da değiştiğini bildirmiştir. Bu cümleden olmak üzere Hz. Ömer’in içtihadı bu yazı işinin imkânsızlığına müeddî olmuş; ihtimâl Re&ûlül)ah (SallaHahii Aleyhi ve Sellem)\n kat'î bir maksatla konuşmadığına kanaat getirmiştir. Ashabın «sayıklıyor» demeleri ve Hz. Ömer'in «Ona hastalık galebe çaldı» sözünün mânâlan da budur.

Ömer (Radiyallahu anh)'m : «Bize Allah'ın kitabı yeter!» sözü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in emrine cevap değil, kendisiyle münâkaşa edenleredir.-

ResûlüHah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) 'in :

«B:rakın benî! Benim içinde bulunduğum hâl daha hayırlıdır.» sözünün mânâsı: Beni çekiştirmeyin! Zîrâ benim içinde bulunduğum İlâhî murakabe, ona kavuşmaya hazırlık ve bu hususta tefekkür hâli sizin içinde bulunduğunuz niza' ve gürültüden daha hayırlıdır, demektir.

Cezîretü'1-Arab (yâni Arap yanmadasın)'in hududu hakkında muhtelif görüşler ortaya atılmıştır. Esmaî'ye göre Arap yarımadası : Uzunluğuna Yemen'in öteki ucundan Irak'ın Rîf'in'e kadar; genişliğine de Cidde 'den Şam'in etrafına kadar olan yerlerdir. Buna cezire yâni ada denilmesi, etrafı üç taraftan denizlerle; geri kalan yerleri de nehirlerle çevrildiği içindir. Araplara nisbet edilmesi ise îslâmiyetten önceki devirlerde de Arapların yurdu olduğundandır.

Bu hadîste İbni Abbâs (Radiyallahu anh) 'm söylemediği yahut söyleyip de râvinin unuttuğu şeyin ne olduğu ihtilaflıdır, tbni't-Tîn : «Bir rivayette bunun Kur'an olduğu bildirilmiştir.» diyor. El-Muhelleb 'den bir rivayete göre unutulan vasiyyet Hz. Üsâme b. Zeyd'in ordusu ve bu ordunun teçhizatıdır. Kaadî Iyâz ise: «îhtimal üçüncüsü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in :

«Benim kabrimi put ittihâz etmeyin!» hadîsidir demiştir.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- îmam Mâlik, İmam Şafiî ve diğer bir takım ulemâ bu hadîsle istidlal ederek kâfirlerin Arap yarımadasından çıkarılmasının vacib olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre kâfirlerin Arabistan'da yerleşip yaşamalarına müsade edilemez. Yalnız İmam Şâfil bu hükmü Hicaz'a tahsis etmiştir. Onun telâkkisince Hicaz: Mekke, Medine ve Yemâme havâîîsidir. Yemen ve diğer yerler Hicaz 'dan sayılmazlar.

Kâfirler misafir olarak Hicaz'a girmekten men' edilmezler; ancak orada üç günden fazla kalamazlar. İmam Şafiî ile ona muvafakat edenler, kâfirlerin kat'iyyen Mekke'ye giremeyeceklerine kaildirler. Şâyed gizlice girerlerse çıkarılmaları vâcib olur. Hattâ orada Ölürlerse, cesedleri çürümedikçe oradan çıkanlırlar. Nevevî'nin beyanına göre cumhuru fukaha bu meselede İmam Şafiî ile beraberdir. Delilleri:

«Müşrikler ancak ve ancak pis şeylerdir. Binâenaleyh bu yıldan sonra Mescid-i Hara m'a yoklamasın la r!» [8] âyet-i kerîmesidir.

İmam Âzam'a göre zimmî (olan gayri müslim) lerin Mescid-i Haram'a girmelerinde bir beis yoktur. Çünkü Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) Sakîf hey'etini kendi mescidinde misafir etmişti; halbuki bunlar kâfir idiler. Âyet-i kerîme müşriklerin, müslü-manları kendi hükümleri altına alarak istilâ suretiyle Mescid-i Harâm'a giremeyecklerine hamlolunmuştur. Zîra evvelce Mescid-i Haram'a onlar bakarlardı. Mekke'nin fethinden sonra böyle bir şey kalmadı. Yahut âyet müşriklerin cahiliyyet devrinde olduğu gibi Kâbe'yi çini çıplak tava'i etmelerine müsaade edilmemesi mânâsına hamlolunur.

2- İlmin yazılması caizdir. Evvelce de beyân ettiğimiz vecihle selef bu hususta ihtilâf etmişlerse de sonra gelen ulema caiz olduğunda

müttefiktirler.

3- Bir kelimeyi mecazî mânâda kullanmak caizdir. Zîra Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):

«Size yazayım» demiştir. Halbuki buradaki yazıdan muradı yazmayı emir buyurmasıdır.

4- Hastalık peygamberliğe münâfî değildir. Kötü hâle de delâlet etmez.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bu hadîs İbrahim b. Muhammed b. Süfyân'ın Müslim'den işitmediği hadîslerden biridir. Bunlar üç yerde olup birincisi «Hac» bahsinde geçti. İkincisi burasıdır. Üçüncüsü ileride gelecektir

[2] Yâni tbni Sîrîn'e.

[3] Âyet-i Kerîme.

[4] SÛre-i Nisa.

[5] Âyet-i Kerime

[6] Ayet-i Kerîme

[7] Ayet-i Kerîme

[8] Sure-İ Maîde: 90





© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam