HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > TEFSİR BAHSİ

 

islam

help 2.23.33 tefsir previous next


1- Teala Hazretlerinin : «Îman Edenler İçin Kalblerinin Zıkrullaha Yatışması Zamanı Gelmedi Mi?» Âyet-i Kerimesi Hakkında Bir Bab

2- Teala Hazretlerinin : «Her Mescide Girerken Ziynetlerinizi Alın...» Âyet-i Kerimesi Hakkında Bir Bab

3- Teala Hazretlerinin : «Cariyelerinizi Fuhşa Zorlamayın» Âyet-i Kerimesi Hakkında Bir Bab

4- Teala Hazretlerinin: «Bunlar O Kimselerdir ki, Dua Ederler Rablerinden Vesileyi Dilerler:..» Âyet-i Kerimesi Hakkında Bir Bab

5- Berae, Enfal ve Haşr Süreleri Hakkında Bir Bab

6- Şarabın Haram Kılınmasının Nüzulu Hakkında Bir Bab

7- Teala Hazretlerinin: «Bunlar Rableri Hakkında Mücadele Eden İki Hasımdır...» Âyeti Hakkında Bir Bab

54 — TEFSİR BAHSİ


1- (3015) Bize Muhammed b. Kâfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrezzak rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemmam b. MüneV bih'den rivayet etti. Hemmam: Bize Efaû Hüreyre'nin, Rcsûlüllah (Sallaİlahü Aleyhi ve Sellem) den rivayet ettikleri şunlardır... diyerek bir takım hadîsler zikretmiştir. Bunlardan kiri de şudur : Resûlüllah (Sallaitahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

«Benî İsrail'e : Kapıdan secde ederek girin ve (dileğimiz) indirimdir, deyin ki, günahlarınız affolunsun, denildi. Ama onlar değiştirdiler de, kapıdan kıçları üzere sürünerek girdiler. Ve kılın içinde bir tane dediler.»

Bu hadîsi Buharı «Kitâbu'l-Enbiya»'da tahric etmiştir.

Benî İsrail, Tih sahrasında kırk sene kaldıktan sonra Yûşa (Aleyhissehîm ile oradan çıkmış, Cenabı Hak Kudüs'e girmelerini kendilerine müyesser kılmıştı. Ancak şehrin kapısından girerken secde hâlinde bulunmalarını yâni; eğilmelerini yahut girdiklerine şükretmelerini emir buyurmuştu. Onlar bu emri değiştirdiler. Ve şehre sürünerek girdiler. Girerken «Hıtta» demeleri de emir buyurulmuştu. Bunun mânâsı : «Dileğimiz, günahlarımızın indirilmesidir.» demektir. Onlar bunu da değiştirerek, Hıtta yerine Habbe kelimesini kullandılar. Ve : «Kılın

içinde bir habbe.» dediler. Bu söz manasızdır. Fakat onların maksatları Allah'ın emrine muhalefet etmekti. Filhakika hem kavlen, hem fiilen Allah'ın emirlerine muhalefet ettiler. Teâîâ Hazretleri de onları Taunla cezalandırdı. Rivayete nazaran bîr saatta yetmiş bini helak olmuştur.



2- (3016) Bana Amr b. Muhammed b. Bükeyr En-Nâkıd ile Hasen b, Alî Eİ-Hulvânî ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Abd : Haddesenî; ötekiler : Haddesenâ tâbirlerini kullandılar. Dediler ki) : Bize Ya'kûb (yâni; İbrahim b. Sa'd) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize baban, Sâlih'den (bu zât İbnû Keysan'dır), o da İbnû Şihab'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bana Enes b. Mâlik-haber verdi ki: Allah (Azze ve Celle) Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilemi'e vahyi vefatından Önce birbiri ardına indirmiştir. Nihayet vefat etmiş ama en ziyâde vahy Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy\n vefat ettiği gün inmiştir.

Bu hadîsi Buhâri ile Nesâî «Kitâbu Fedâiii'l-Kur'an»'d^ tahric etmişlerdir.

Resûlüllah (SallaV.aJıii Aleyhi ve Sellem)ıe vahyin en ziyâde ahir ömründe inmesi kendisine gönderilen hey'etlerin Mekke 'nin fethinden sonra daha çok gelmesi ve daha çok ahkâm sormaları sebebiyledir. Mekke'de uzun sürelerden pek azı nazil olmuştur. Çünkü o devir bi'setin ilk zamanları ile vahyin fetrete uğradığı zamana rastlar.



3- (3017) Bana Ebû Hayscme Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müscnnâ rivayet ettiler. Lâfız İbnû Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bizö Abdurrahman (bu zat İbnû Mehdî'dir) rivayet etli. (Dedi ki) : Bize Süf-yan, Kays b. Müslim'den, o da Tarık b. Şihab'dan naklen rivayet etti ki: Yahudiler Ömer'e

— Siz bir âyet okuyorsunuz ki, bu âyet bize indirilmiş olsa, o günü bayram yapardık, demişler. Ömer de :

— Ben bu âyetin nerede indirildiğini, hangi gün indirildiğini ve o indirilirken Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setlem) 'in nerede idiğini pekâlâ bilirim. Âyet Arafat'da indirilmiştir. Resûlüllahı(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de Arafat'da vakfe halinde idi, demiş. Süfyan: :

«Bugün size dininizi ikmâl, üzerinize olan nimetimi itmam eyledim.» [1] âyetini kastederek : Cuma günü müydü, değil miydi şekkediyorum, demiş.



4- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. İdris babasından, o da Kays b. Müslim'den, o da Tank b. Şihab'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Yahudiler Ömer'e

- Şu: «Bugün sîzin için dîninizi ikmâl ve size olan nimetimi iîmam eyledim. Sizin -için din olarak İslâm'a razı oldum.» âyeti biz yahudilcr cemaatına inse, onun indirildiği günü fciîsek, o günü mutlaka bayram yapardık, dediler, Ömer de:

— Ben onun indirildiği günü, saati ve indirildiği zaman Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'n nerede olduğunu muhakkak bilirim. O Müz-delife gecesinde biz Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi vs Seilem)e birlikte Arafat'da iken inmiştir, dedi.



5- (...) Bana Abd b. Humcyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ca'ber b. Avn haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ebu Umeys, Kays fc. Müslim'den, da Târik b. Şihab'dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Yahudiler-en bir adam Ömer'e gelerek:

— Yâ Emire'I-Mü'minin! Kitabınızda okuduğunuz bir âyet var. Bu âyet biz yahudiler cemaatına inmiş olsa, o günü bayram yapardık, dedi. Ömer :

— Hangi âyet? diye sordu. Yahudi :

«Bugün sizin için dîninizi İkmâl ve size olan nimetimi itmam eyledim. Sİzİn için din olarak islam'a razı oldum.» âyeti dedi. Bunun üzerine Ömer:

— Ben o âyetin indiği günü, indiği yeri pek alâ bilirim. O Resûîüllah (SaVallahü A\eyh: ve Se'lemj'e Arafat'ta cuma günü indi, dedi.

Bu hadîsi Buhârî «Kitabu’l-İman»'da tahric etmiştir.

Hz. Ömer'e gelen zât Kâ'bu'l-Ahbâr (Rad'rvaUahu anh) i dır. O zaman henüz müslüman olmamıştı. Hz. Ömer: «Bu âyet biz Arafat'ta iken cuma günü indi.» demekle, biz o günü iki cihetten bayram ittihaz ettik. Çünkü Arefe ile Cuma günleri müslümanların bayramlarıdır, demek istemiştir.

Rivayetlerin birinde âyet Müzdelife gecesi indi; diğerinde curn'a günü indi denilmektedir. Bunların ikisi de doğrudur. Çünkü Müzdelife gecesi^ Arafat'tan dönüş gecesidir. Binâenaleyh murad yine Cum'a günüdür.



6- (3018) Bana Ebût'-Tâhir Ahmed b. Amr b. Şerh ile Ilarmele b Yahya Et-Tücîbl rivayet ettiler. (Ebû't-Tâhir : Haddesenâ; Harmele ise Ahberanâ tâbirlerini kullandılar. Harmele dedi ki) : Bize İbnû Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbnû Şiha’dan naklen haber verdi (Demiş ki) : Bana Urve b. Züheyr haber verdi ki, kendisi Aişe'ye Allar Teâlâ'mn :

«Eğer yetimler hakkında adalet gösteremiyeceğinizden korkarsanız, sin hela! olan kadınlardan İkişer, üçer ve dörder tanesini nikâh ediverin.» [2] âyet-i kerîmesini sormuş. Âişe :

— Ey kızkardeşim oğlu! Bu kadından murad; velisinin terbiyesind bulunan yetimedir. Velisine malında ortak olur, onun da yetimenin ma! ve güzelliği hoşuna gider ve velisi onunla mehrinrie adalet güzctmeksizî evlenmek ister. Ona başkasının verdiği kadar nıehtr vermeyi diler. B sebeple velilerin onları nikâh etmeleri yasak edildi. Meğer ki, onlar halkında adalet gösterip mehirlerinin âdet olan en yüksek derecesine ulaşm: olalar. Bir de velîlere bu yetim kızlardan başka helâl olan kadınlarla e\ lenmeleri emrolundu, demiş.

Urve diyor ki:. Âişe şunu söyledi: Bilâhare halk bu âyetten sonra cadmlar hakkında Resûlüllah (Saliaîlohü Aleyhi ve Seliemj'den fetva istedi-er. Bunun üzerine Allah (Âzzc veCelle):

«Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki : Allah onlar hakkında ve Kitabda sîze okunan mehirlenni vermediğiniz halde, kendilerini nikâh etmek istediğiniz yetim kadınlar hakkında fetva verecektir.» [3] âyetini indirdi.

Âişe demiş ki: Allah Teâlâ'nin size kıtamda okunan diye bahsettiği |ilk âyettir. Ki, hu âyette Allah :

«Eğer yetimler hakkında a4â!et gösterememekten korkarsanız, size he-|lâl olan kadınlardan nikâh ediverin.» buyurmuştur.

Âişe şöyle demiş: Allah Teâlâ'nm diğer Ayet-i Kerîme'de :

«Onları nikâh etmek istersiniz...» buyurması, sizden birinizin terbiyesi altında \ ulunan yetim kızın malı ve güzelliği az olduğu zaman, ona rağbet göstermesidir. Böylece veliler bunlara rağbet göstermedikleri için, malına ve güzelliğine rağbet ettikleri yetim kadınları nikâh etmekten nehyolundular. Ancak adalet gösterirlerse o müstesna!



(...) Bize Hasen El-Hulvânî ile Abd b. Humeyd de hep birden Ya'-kub b. İbrahim b. Şa'd'dan rivayet ettiler, (Demiş ki) : Bize babam Sâ-lih'den, o da İbnû Şihab'dan naklen rivayet etti, (Demiş ki) : Bana Urve haber verdi. Kendisi Âişe'ye Allah Teâlâ'nın :

«£ğer yetimler hakkında adalet gösterememekten korkarsamz...» âyetini sormuş...

Ve râvi hadîsi Yunus'un Zührî'den rivayet ettiği hadîs gibi nakletmiş, sonunda : «Yetim kızların malı ve güzelliği az olduğu vakit, onlara rağbet göstermedikleri için...» cümlesini ziyâde etmiştir.



7- (...) Bize Ebû Bekr h. EM Şeybe ile Ebû Kurcyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Üsânıe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den:

«Eğer yetimler hakkında adalet gösterememekten korkarsamz...» âyeti kerîmesi hakkında rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Bu âyet öyle bir adam hakkında nazil oldu ki, onun yetim bir kızı vardır. Kendisi bu ki2in velisi ve mirascısıdır. Kızın malı vardır. Kızın hakkını koruyacak kimsesi de yoktur. Velisi malı için onu başkasına vermez. Bu suretle ona zarar getirir ve kendisine iyi bakmaz. Buna binâen :

«Yetimler hakkında adalet gösterememekten korkarsamz, (başka) kadınlardan size elverişli olanları nikâh ediverin.» buyurdu. Size helâl kıldıklarını alın. Zarar verdiğin kadını bırak demek istiyor.



8- (...) Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Biz Abde b. Süleyman, Hişam'dan, o da babasından, o da Âişe'den Teâlâ Ha: retlerİnin :

«Ve kitabda size okunan mehirlerinİ vermediğiniz halde, kendileri nikâh etmek istediğiniz yetim kadınlar...» âyeti hakkında rivayette bulu: du. Âişe şöyle demiş: Bu âyet yetime hakkında indirilmiştir. Yetime b adamın yanında bulunur ve malında ona ortak olur. Adam ise onunla eIenmek isten mekten de ne başkasına ez. Onu başkasına vererek, başkasını kendi malına ortak et-kinir. Hasılı onu evlenmekten men eder. Ne kendisi alır, verir.



9- (...)Bize Ebü Küreyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebü Üsame rivayet etti (Dedi ki): Bize Hişam, babasından, o da Aişe’den naklen Teâlâ Hazretlerinin:

«Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De kî : Onlar hakkında verecektir, ilah...» âyeti hususunda haber verdi. Âişe şöy-kadın bir adamın yanında bulunan yetimedir. İhtimal ki hurmada ona ortak olmuştur. Adam yüz çevirir yâni; ona istemez, onu başka bir adama verecek, başkasını kendi ma-i de istemez. Böylece kadının evlenmesine mâni olur.

Bu hadîisi Buhârî «Kitâbtı'ş-Şerike»'de; Ebû Dâvud ile Nesâî «Kitâbu'n-NikâbVda tahric etmişlerdir.

Hz. Âişe'nin okuduğu âyet-i kerîmeden murad şudur : Birinizin terbiyesi altında yetim bir kız bulunur da, onunla evlenmek istediği takdirde îcâb eSen mehrini verememekten korkarsa, başka kadınla evlensin. Çünkü başkk kadınlar çoktur. Allah ona bu hususta bir darlık halketme-miştir. Âyet-i kerîmedeki ikişer, üçer, dörder tâbirlerinden murad : Bir erkek iki yahut üç yahut dört kadın alabilir, demektir. Yoksa Şîa'dan bir taifenin dediği gibi, bu sayıları bir araya toplayıp dokuz kadın alır demek değildir. Bir müslümanın nikâhı altında ancak dört kadın bulundurabileceğine ehl-i sünnet ulemasının icmaı vardır. Dörtten ziyâde kadın almak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) 'e mahsustur.



10- (3019) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde b. Süleyman, Hişam'dan, o da babasından, o da Âişc'den naklen Teâlâ Hazretlerinin :

«Her kim fakır ise, meşru surette yesin.» [4] Ayet-i kerîmesi hakkında rivayet etti, Âişe şöyle demiş: Bu âyet yetimin malına nezârette bulunan, ona bakıp ıslâh eden velinin, muhtaç olduğu vakit bu maldan yiyebileceği hakkında nazil olmuştur.



11- (...) Bize bu hadîsi Ebû Kûreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişam, babasından, o da Aişe'den naklen Teâlâ Hazretlerinin :

«Her kim zengin ise, iffet göstersin. Fakir o!an meşru surette yesin.» âyet-i kerîmesi hakkında rivayet etti. Âişe şöyle demiş : Bu âyet yetimin velisi hakkında indirilmiştir. Veli muhtaç olduğu vakit, yetimin malından malı mîktarmca meşru surette istifâde edehilir

(...) Bize bu hadîsi Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişam bu isnadla rivayet etti.

Bu hadîsi Buhar î «Kitâbu'1-BÜyû» ve «Kitabu't-Tefsir»'de tahric etmiştir.

Zenginin iffet göstermesinden murad; yetimin malından bir şey yememesidir. Fakirin meşru surette yemesi ise, yetimin malına baktığı miktar olacaktır. Bu da ya emsali kadar ücret almak yahut ihtiyacına kada: yemekle olur. Veli sonradan zenginlerse, yetimin malından yediği mikdarı kendisine Ödeyip Ödemeyeceği hususunda iki kavil vardır. Birine kavle göre ödemez. Çünkü amelinin ücretini yemiştir. Kendisi de fakirdir, ŞâfiîIer'in mezhebi budur. İkinci kavle göre Öder. Zira yetimiı malı ancak ihtiyaç dolayısiyle mubah kılınmıştır. Ve muztar kalanın baş kasının malını yemesine benzer. Iztırar ortadan kalkınca o malı ödeme îcâb eder. Bu kavle göre muhtaç olan velinin yetim malından yemes ödünç almak suretiyle olacaktır. Hattâ bazıları âyetteki : «Meşru surettyesin...» emrini: «Veli yetimin malına muhtaç olmamak için kendi mılından yesin...» mânasına almışlardır. Onlara göre yetimin malını ödünç almak dahî caiz değildir. Mücâhid ile Haneliler 'den İmam Ebû Yûsuf'un kavli budur.



12- (3020) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti.' (Dedi ki) : Bize Abde b. Süleyman, Hişarn'daıı, o da babasından, o da Aişe'den naklen Allah (Azze ve Celle)'nin :

«Size üst tarafınızdan ve alt tarafınızdan geldikleri ve gözler şaşırıp, kalbler boğazlara geldiği vakit...» [5] Ayet-i kerîmesi hakkında rivayet etti. Âişe : Bu Hendek günüydü, demiş.



13- (3021) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Khde b. Süleyman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm, babasından, o da aişe'den naklen :

«Eğer bir kadın, kocasının geçimsizliğinden yahut yüz çevirmesinden korkarsa...» [6] Ayet-i kerîmesi hakkında rivayet etti. Âişe şb'yle demiş-Bu âyet-i kerîme öyle bir kadın hakkında nazil olmuştur ki: Bir adamın nikâhında bulunur ve uzun zaman geçinir, adam onu boşamak ister. Kadm da : Beni boşama, tarafımdan her şey sana helâl olduğu halde beni nikâhında tut! der. İşte bu âyet bunun için inmiştir.



14- (...) Bize Ebû Kûrcyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebü Üsânıe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm babasından, o da Aişe'den naklen Allah (Azze ve Celle) 'nin :

«Eğer bir kadın, kocasının geçimsizliğinden veya yüz çevirmesinden korkarsa...» âyet-i kerîmesi hakkında rivayetler etti. Âişe şöyle demiş: Bu âyet öyle bir kadm hakkında nazil olmuştur ki, bir adamın nikâhında bulunur. İhtimal adam onunla çok geçinmek istemez. Kadının sohbeti ve çocukları olur da, kocasından ayrılmak istemez ve kocasına : Sana benim tarafımdan her şey helâldir, der.

Bu hadîs Buhârî «Kitâbul-MezâIİm»'de tahric etmiştir,

Ba'l: Koca demektir. Nâşûz: Geçimsizliktir. Bu da kadının kotasına itaatsizliği, kocasının karısını beğenmeyip terketmesi ile olur. Müslim sarihlerinden Übbî'ye göre kadının : «Sana benim tarafımdan her şey

helâldir.» sözünden murad; mehrini veya gecelik nöbetini kocasına

lamasıdır. Kadın kendisini boşamadan terketmesini ister.



15- (3022) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye, Hişam b. Urve'den, o da babasından naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Bana Âişe: «Ey kızkardeşimin oğlu! Onlara Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Seilem) 'in ashabına istiğfar etmeleri emrolundu. Onlarsa söğdü-ler.» dedi.



(...) Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişam bu isnadla hu hadîsin mislini rivayet etti.

Kaadî Iyâz diyor ki : «Zahire bakılırsa Hz. Âişe bu sözü Mısırlılar'm Hz. Osman aleyhinde ve Şam1ı1ar'm Hz. Ali hakkında dile doladıklarını işittiği zaman söylemiş olacaktır. Âişe (Radiyallahü anha) istiğfar emriyle :

«Ey Rabbimiz! Bize ve bizden Önce iman eden kardeşlerimize mağfiret büyür!» âyet-i kerîmesine işaret etmiştir. İmam Mâlik bu âyetle istidlal ederek ashab-ı kirama söğen kimsenin ganimet malında hakkı olmadığım söylemiştir. Çünkü Allah Teâlâ ganimeti sahabeye söğenlerden sonra gelip onlara istiğfarda bulunanlara tahsis etmiştir.»



16- (3023) Bize UbeyduUah b. Muaz El-Anbcrî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Şu'be, Muğirâ b. Nu'man'-dan, o da Saîd b. Cübeyr'den naklen rivayet çiti. (Şöyle demiş) : Kûfeli-ler şu âyet hakkında ihtilâf ettiler :

«Her kim bir mü'mîni kasden öldürürse, onun cezası cehennemdir.» [7] Bunun üzerine ben İbnû Abbas'a giderek kendisine onu sordum da : Bu âyet en son olarak indirildi. Sonra onu hiç bir şey neshetmedİ, dedi.



17- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbnü Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti. II.

Bize İshak b. İbrahim dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Nadr haber verdi. Her iki râvi demişler ki : Bize Şu'be bu isnadla rivayet etti.

tbnû Ca'fer'in hadîsinde : «Bu âyet indirilenlerin en sonunda indi.» Nadr'ın hadîsinde ise : «O indirilenlerin en sonundadır.» cümleleri vardır.



18- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'ier rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Şu'be, Mansur'dan, o da Saîd b. Cübeyr'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bana Abdurrahman b. Ebzâ, İbnû Abbas'a şu iki âyeti sormamı emretti:

«Her kim bir mü'minİ kasden öldürürse, onun cezası İçinde ebedî kalmak şarttyle cehennemdir.» Bu âyeti kendisine sordum da :

— Onu hiç bir şey neshetmedİ, dedi. Bir de şu âyeti sordum :

«O kimseler ki, Allah'la birlikte başka bîr ilâha dua etmezler ve Allah'ın haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmezler.» İbnû Abbas:

— Bu âyet müşrikler hakkında indî, dedi.



19- (...) Bana Harun b. Abdullah rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'n-Nadr Ilâşim b. Kaâsım El-Leysî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Efcû Muâ-viye (yâni; Şeyban) Mansûr b. Mu'temir'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbnû Abbâs'dan naklen rivayet etti. (ŞÖyîe demiş) : Şu âyet:

«O kimseler ki, Allah'la birlikte başka bir ilaha dua etmezler...» [8] «Mâhâncn» kavline kadar Mekke'de inmiştir. Bunun üzerine müşrikler: Bize İslâm'ın ne faydası olur. Biz Allah'a şirk koşmuş, Allah'ın haram kıldığı nefsi öldürmüş ve bütün kötülükleri yapmışızdır, dediler. Allah (Âzze ve Ceîle) de :

«Ancak tevbe ve iman edip, sâiih amel işleyenler müstesna!» [9] âyetini sonuna kadar indirdi. Ama İslâm'a girip, onun hükümlerini öğrendikten sonra öldürürse, onun için tevbe yoktur.



20- (...) Bana Abdullah b. Hâşim ile Abdurrahman b. Bişr El-Abdî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Yahya (bu zat İbnû Saîd El-Kşttan'dır), İbnû Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Kaâsırn b, Ebî Bezze, Saîd b. Cüheyr'den rivayet etti, (Şöyle demiş) : İbnû Abbas'a kasden bir mü'mini öldüren kimseye tevbe var mıdır? diye sordum :

— Hayır! cevâbını verdi. Bunun üzerine kendisine Furkan süresindeki şu âyeti okudum:

«O kimseler ki, Allah'la birlikte başka bir ilâha dua etmezler. Allah'ın haram kaIdığı nefsi de haksız yere öldürmezler, ilâh...» İbnü Abbas:

— Bu âyet Mekke'de nazil olmuştur. Onu Medine'de nazil olan : «Her kim kasden bir mü'mini öldürürse, onun cezası ebedî olarak cehennemdir.» âyeti neshetmİştir, dedi.

İbnû Hişam'm rivayetinde: «Bunun üzerine Furkan süresindeki şu âyeti okudum : Ancak tevbe eden kimse müstesna!..» cümlesi vardır.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu't-Te£sir»'de; Ebû Dâvud «Kitâbu'l-Fiten»'de, Nesâî «Kitabu'l-Kısas», «Kitabu'l-Muharebe» ve «Kitabu't-Tefsir»'de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Kasden bir mü'mini öldüren kimsenin tevbesi kabul edilip edilmeyeceği hususunda ulemadan birkaç kavil rivayet olunmuştur.

Birinci kavle göre : O kimseye tevbe yoktur. Bu kavil İbnü Abbâs , Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Ömer, Ebü Hüreyre, Ebû Seleme b. Abdirrahman (Radiyaîlahu anh) hazerâtı ile Hasan.ı Basrî ve Dahhâk 'den rivayet olunmuştur. Onlara göre âyet muhkemdir.

İkinci kavle göre kasden mü'min öldüren kimsenin tevbesi kabul olunur. Ulemâdan bir cemâatin mezhebleri budur. Bu kavilde îbni Ömer, İbnû Abbas ve Zeyd b. Sabit hazerâtından rivayet olunmuştur.

Üçüncü kavle göre : Katilin işi Allah'a kalmıştır. Dilerse affeder. Dilerse tevbesini kabul etmez. Hanefî1er'le Şâfiî1er'in ve bütün ehl-i sünnetin mezhebi budur.

Dördüncü kavle göre âyetin mânâsı : «Şayet ceza verirse cezası cehennemdir.» demektir. Ebû Mic1ez'in mezhebi budur. Hz. İbnû Abbas 'dan bu kavil dahi rivayet olunmuştur. Âyet-i kerîmenin mensuh olup olmadığı ulemâ arasında ihtilaflıdır.



21- (3024) Bİze Ebü Bekr b. Ebî Şeybe ile Harun b. Abdillah ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Abd : Ahberanâ; Ötekiler: Haddesenâ tâbirlerini kullandılar. Dediler ki) : Bize Ca'fer b. Avn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Umeys, Abdu'l-ftlecîd b. Süheyl'den, o da Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den naklen haller verdi. (Şöyle demiş) : Bana İbnû Ab-bâs:

— Bilir misin (Harun, dirayetin var mı? dedi.) Kur'ân'dan son ve hütiin olarak inen sûre nedir? dedi.

— Evet!

«Allah'ın yardımı ve fetih geldiği vakit...» süresidir cevabını Verdim, İbnû Abbâs :

— Doğru söyledin, dedi,

İbnû Ebî Şeyte'nin rivayetinde :

«Bilir misin hangi sûredir?» demiş. «Son» dememiştir.



(...) Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize viye haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ebû Umeys bu isnadla bu hadîs lini rivayet etti. Ve : «Son sûre» dedi. Bir de «Abdu'l-Mecid» dedi Süheyl» demedi.



22- (3025) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İshak b. İbrahim ve Ahmed b. Abdcte'd-Dabbî rivayet ettiler. Lâfız İbnû Ebî Şeybe'nindir.

(O : Haddesenâ dedi; ötekiler: Ahberanâ tâbirini kullandılar. Dediler ki) : Bize Süfyan, Amr'dan, o da Atâ'dan, o da İbnû Abbas'dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Müslümanlardan bâzı kimseler koyun sürücüğünün içinde bir adama rastladılar. Adam :

— Esselâmüaleyküm! dedi. Oularsa kendisini tutup Öldürdüler. Ve o sürüceğizi aldılar. Bunun üzerine:

«Sîze selâm veren kimseye, sen mü'min değilsin demeyin.» [10] âyeti iıltdi.

İbnû Abbas : «selem» kelimesini «selâm» okumuştur.

Bu hadîsi Buhârî «Kitabu't-Tefsîr»'de; Ebû Dâvud «Kitabu'l-HurufVda; Nesâî «KHâbu's-Siyer» ile «Kitabu't-Tefsir»'de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Hadîsin İmam Ahmed rivayetinden anlaşıldığına göre Benî Sü1eym kabilesinden bir zât koyunlarını sürerek ashabdan birkaç kişinin yanından geçmiş. Onlara selâm da vermiş. Fakat ashab : «Bu bize ancak elimizden kurtulmak için selâm verdi.» diyerek adamı Öldürmüşler ve koyunlarını Peygamber (Sattallahu Aleyhi ve Sellem)'e getirmişler. Bunun üzerine âyet-i kerîme inmiş. Bu âyetin sebebi nuzûlu hakkında muhtelif rivayetler vardır.



23- (3026) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şcybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder, Şu'be'den rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbnû Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız İbnû Müsennâ'nmdir. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer, Şu"be'den, O da Ei.û İshak'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Berâ'ı şunu söylerken işittim: Ensâr haccedip döndükten sonra evlere ancak arka taraflarından girerlerdi. Sonra ensardan bir adam gelerek kapısından girdi ve kendisine bu hususta lâf söylendi. Bunun üzerine şu âyet-i kerîme indi:

«Evlere arka taraflarından gelmeniz İbâdet değildir.» [11]

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'l-Ömre»'de tahric etmiştir.

Rivayete nazaran ensardan bazı kimseler Ömreye niyet ettiler mi, gökyüzü ile aralarında bir şey bulundurmazlarmış. Böyle bir kimse bir hacetten dolayı evine girmek istese gökyüzüyle arasına tavan gireceği için içeriye kapıdan girmezmiş. Bu âdet câhiliyyet devrinden kalma imiş. İçeriye girecek olan kimse ya duvardan tırmanarak girer yahut merdiven vasıtasıyle duvardan içeriye iner yahut eve arka taraftan girermiş. Onlar bunu ibâdet sayarlarmış. Bilâhare âyet-i kerîme inerek bunun doğru olmadığını bildirmiştir.

İçeriye kapıdan giren ensârî bir rivayete göre Kutbe b. Âmir; diğer rivayete göre Rıfâa b. Tâbut 'tur.

Âyet-i kerîmenin sebebi nuzûlu hakkında muhtelif kaviller vardır.



1- Teala Hazretlerinin : «Îman Edenler İçin Kalblerinin Zıkrullaha Yatışması Zamanı Gelmedi Mi?» Âyet-i Kerimesi Hakkında Bir Bab


24- (3027) Bana Yûnus b. Abdİ'1-A'la Es-Sadefî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Arar b. Haris, Saîd b. Ebı Hilâl'den, o da Avn b. Abdülah'dan, o da babasından naklen haber verdi ki, İbnû Mes'ud şöyle demiş: Bizini müsliiman oluşumuz ve Allah Teâlâ'mn bizi şu :

«İman edenler için, kalblerinin Zİkruliah'a yatışması zamanı gelmedi mİ?» [12] âyetiyle muaheze buyurması arasında ancak dört sene vardır.

Bu âyet-i kerîme bir rivayete göre ashâb-ı kiram birbirlerine şaka yapmakta ileri gittikleri vakit nazil olmuştur. Diğer bir kavle göre Medîne'ye yerleşen ashabın sihhatları bozulmuş, maişet hususunda sıkıntıya duçar olmuşlar, bu sebeple hallerinde biraz gevşeklik görülmüştü. Bu âyet onları muaheze için inmiştir.



2- Teala Hazretlerinin : «Her Mescide Girerken Ziynetlerinizi Alın...» Âyet-i Kerimesi Hakkında Bir Bab


25- (3028) Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize 'Muhammed b. Ca'Eer rivayet etti, H.

Bana Ebû Bekr b. Nâfi' de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedİ ki) : Bize Gundcr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'he, Seleme b. Küheyl'den, o da Müslim El-Batîn'den, o da Saîd b. Cubeyr*"den, o da İbnû Abbâs'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : (Vaktiyle) Kadın beyti çıplak olarak tavaf eder. Bana kim Ödünç bir tavaf elbisesi verecek? derdi. Onu ferci-nin üzerine koyar :

«Bugün bir kısmı yahut hepsi görünür ama, onun görünen kısmını helâl etmem!» derdi. Bunun üzerine şu âyet-i kerîme indi:

«Her mescide girerken, linetinizi alınız!» [13]

Ayetteki zinetten murad; örtüdür, Câhiliyyet devrinde Arablar Kâbe'yi çıplak olarak tavaf eder, elbiselerini yere atarak ebediyen almazlarmış. Bu suretle o elbiseler çiğnenir, eskiyip parçaîanırmiş. İslâmiyet gelince Teâlâ Hazretleri avret yerlerinin örtülmesini emir buyurmuştur. Veygumher(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de :

«Kabe'yi çıplak kimse tavaf edemez...» buyurarak bu kötü âdete nihayet vermiştir.



3- Teala Hazretlerinin : «Cariyelerinizi Fuhşa Zorlamayın» Âyet-i Kerimesi Hakkında Bir Bab


26- (3029) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe ile Ebû Küreyb berabere Ebû Muâviye'den rivayet ettiler. Lâfız Ebû Kûreyb'indir. (Dedi ki) : Biz: Ebû Muâviye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş, Ebû Süfyan'dan, o d: Câbir'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Abdullah b. Übey İbnû Se lûl bir cariyesine: Git de bizim için biraz zina et, derdi. Bunun üzerin Allah (Azze ve Ceile) ;

«Dünya hayâtının metâını elde etmek için iffetli olmak isteyen câriye (erinizi fuhşa zorlamayın. Her kim onları zorlarsa, iyi bilsin kî, onları zoı ladıktan sonra Allah ğafûr, rahimdir.» [14] âyet-i kerîmesini indirdi.



27- (...) Bana Ebû Kâmil El-Cahderî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne A'meş'den, o da Ebû Süfyan'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti ki, Abdullah b. Übey İbnû Selûl'un Müseyke denilen bir cariyesi vardır. Ümeyme denilen bir cariyesi daha varmış. İbnû Selûl bunları zinaya zorlamış. Onlar da bunu Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)e şikâyet etmişler. Bunun üzerine Allah:

«Cariyelerinizi fuhşa zorlamayrn!» âyet-i kerîmesini gafurdur, rahimdir» kavli kerimine kadar inzal buyurmuş.

Bu hadîsdeki «lehünne» kelimesi âyetten değildir. Hadîsi izah için getirilmiştir. Bundan murad; Allah'ın afvu mağfireti cariyelere mahsus olduğunu bildirmektir. Çünkü zinaya zorlanan onlardır. Buradaki afvu mağfiretin zinaya zorlayan câriye sahiplerine şumûlü yoktur. Âyet-i kerimedeki :

«İffetli olmak isterlerse...» kaydı ekser ahvâle göre getirilmiş bîr kaydı vukûîdir. Çünkü zorlamak ancak iffetini muhafaza edenler hakkında mütesavverdir. İffetli olmak istemeyenler kendi arzularıyle zina ederler, onları bu işe zorlamaya hacet yoktur. Âyet-i kerîmeden maksad : Kadın iffetli olsun, olmasın zorla zina ettirilmesinin haram olduğunu beyândır. Namuslu olmak istemeyen bir kadını zinaya zorlamak ona sevmediği bi-rivle zina ettirmekle tasavvur olunur. Gerek isteyerek, gerekse mecbur edilerek yapılsın, zinanın bütün nevileri kat'iyetle haramdır.



4- Teala Hazretlerinin: «Bunlar O Kimselerdir ki, Dua Ederler Rablerinden Vesileyi Dilerler:..» Âyet-i Kerimesi Hakkında Bir Bab


28- (3030) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. İdris, A'meş'den, o da İbrahim'den, o da Efcû Ma'mer'den, o da Abdullah'dan naklen Allah (Azze ve Celle) 'nin :

«Bunlar o kimselerdir ki, dua ederler, Rablerinden vesileyi dileyerek her bîri ona daha yakın olmak islerler.» [15] Âyet-i kerîmesi hakkında rİ-vâyette bulundu.

Abdullah şöyle demiş : Cinlerden bir cemâat müslUman olmuşlardı. Bunlara tapanlar vardı. Tapanlar ibâdetleri üzere kaldılar, cinlerden bu cemâat müslüman oldu.



29- (...) Bana Ebû Bekr b. Nâfi' El-Abdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyan, A'meş'den, o da İbrahim'den, o da Ebû Ma'mer'den, o da Abdullah'dan :

«Bunlar o kimselerdir ki, dua ederler. Rablerinden vesileyi dilerler.,.» âyeti hakkında rivayette bulundu. Abdullah şöyle demiş : İnsanlardan bir cemâat, cinlerden bir cemaata taparlardı. Derken cinlerden olan cemâat müslüınanliği kabul etti. İnsanlar İbâdetlerinde sabit kaldılar. Bunun üzerine :

«Onlar öyle kimselerdir ki, c!ua ederler; Rablerinden vesileyi dilerler.» âyeti indi.



(...) Bu hadîsi bana Bişr b. lîâlid de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed (yâni; İbnû Ca'fer), Şu'be'den, o da Süleyman'dan naklen bu isnadla haber verdi.



30- (...) Bana Haccâc b. Şâir dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdû's-Samed b. Abdi'l-Varis rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin, Katâde'den, o da Abdullah b. Ma'bed Ez-Zimmânfden, o da Abdullah b. Utbe'den, o da Abdullah b. Mes'ud'dan naklen :

«Onlar öyle kimselerdir ki, dua ederler; Rablerinden vesileyi dilerler.» âyeti hakkında rivayette bulundu. Abdullah şöyle demiş: Bu âyet Arab-lardan bir cemâat hakkında inmiştir. Bunlar cinlerden bir taifeye taparlardı. Derken cinliler müslümanlığı kabul etti de, onlara tapan insanların haberi bile olmadı. Bunun üzerine :

«Onlar öyle kimselerdir ki, dua ederler; Rablerinden vesileyi dilerler.» âyeti indi.

Bu hadîsi Buhârî ile Nesâî «Tefsir» bahsinde tahric etmişlerdir.

Âyetteki vesileden murad; yakınlıktır. Bu yakınlığı dileyenler müs-lüman olan cinlerdir. Cinlere tapan insanlarsa onlara tapmakta devam etmişlerdir. Cinlerin buna rızâları yoktur, çünkü müslüman olmuşlardır. İbni Abbâs hazretlerinden meşhur olan rivayet bu ise de, yine ondan bir rivayete göre bu âyet Hz. Üzeyr, Hz. İsa ve annesi Meryem'e tapanlar hakkında nazil olmuştur. Âyet-i kerîmenin sonundaki :

«Bu mabudlardan her biri Allah'a daha yakrn olmaya çalışır.» buyu-rulmasi, âyetin bunlara tapanlar hakkında indiğini te'yid eder.



5- Berae, Enfal ve Haşr Süreleri Hakkında Bir Bab


31- (3031) Bana Abdullah b. Muti' rivayet etti. (Dedi kî) : Bize Hü-şeym, Etû Bişr'den, o da Saîd b. Cübeyr'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : İbnü ATsbas'a : Tevbe sûresi nedir? diye sordum,

— Tevbe mi? Bilâkis o fâdîhadır. Onlardan bazıları, onlardan bazı lan sözü, ine ine halk bu sûrede bizden zikredilmedik kimse kalmayacak zannettiler.

— Enfal sûresi nedir? dedim.

— O, Bedir süresidir! cevâbını verdi.

— Yâ Haşr sûresi? dedim.

— O sûre Benî Nadr hakkında inmiştir, cevabını verdi.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu't-Tefsir»'de tahric etmiştir. Fâdıha : Kepaze eden, demektir. Tevbe sûresinde : «Onlardan bazıları Peygambere eziyet verirler.» «Onlardan bazıları sadakalar hakkında sana göz kırparlar.» «Onlardan bazıları bana müsade et, derler, ilâh...»gibi âyetlerle birçok kimselerin ayıpları beyân edildiği için İbnû Abbas (Radtyaîlahu anh) Tevbe sûresine bu ismi vermiştir.

Hz. Saîd, îbni Abbâs (Radiyallahu aı)'a bu sûrelerin nüzul sebeplerini sormuştur.



6- Şarabın Haram Kılınmasının Nüzulu Hakkında Bir Bab


32- (3032) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Alî b. Müshir, Ebû Hayyan'dan, o da Şa'bî'den, o da İbnû Ömer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Ömer, Kesûlüllah (Sallaliahü Aleyhime Sellem}'\n minberi üzerinde hutbe okuyarak Allah'a hanı d ü sena etti. Sonra şöyle dedi:

— Bundan sonra! Dikkat edin ki, şarabın haram kılınması indiği gün olmuştur. O beş şeyden olur : Buğdaydan, arpadan, kuru hurmadan, kuru üzümden ve baldan. Hamr, aklı örten, şeydir. Üç şey de var ki, ey cemâat ben Resûmullah (Sallaliahü Aleyhi ve Setlem) 'in bunlar hakkında bize bilgi vermiş olmasını dilerdim. Bunlar dede, kelâle ve rîbâ bablarından bazı bablardır.



33- (...) Bize Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû İd-ris haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayyân, Şa'oî'den, o da İbnü Ömer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ben Ömer b. Hattab'ı ResûlüIIah (Sallaliahü Aleyhi ve SeHem)'\n minberi üzerinde şunu söylerken işittim:

— Bundan sonra! Ey cemâat! Gerçekten şarabın haram kılınması inmiştir. O beş şeyden olur; Üzümden, kuru hurmadan, baldan, buğdaydan ve arpadan. Hamr, aklı örten şeydir. Üç şey de var ki, ey cemâat! Ben ResûlüIIah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in bunlar hakkında bize kendisinde karar kılacağımız bilgi vermiş olmasını dilerdim. (Bunlar) Dede, kelâle ve ribâ bablarından bazı bablardır.



(...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe dahî rivayet ettj. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Uleyye rivayet etti. H.

Bize İsbak b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsa b. Yûnus haber verdi, iler iki râvi Ebû Hayyan'dan bu isnadla yukarkilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. Yalnız İbnû Uleyye'nin hadîsinde İbnû İd-ris'in dediği gibi «Üzüm»; İsa'nın hadîsinde ise îbnû Müshir'in dediği gibi «Kuru üzüm» denilmiştir.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'l-Eşribe», «Kitabu't-Tefsir» ve «KHâ-bu'l-İ'tisam»'da tahric etmiştir.

Hadîs-i şerîf: İbnû Mâce 'den gayri diğer sahîh sahipleri de tahric etmişlerdir. Hz. Ömer'in şarabın haram kılınması inmiştir. Sözünden muradı Mâide süresindeki şarab âyetidir. Hattâbî diyor ki: «Ömer (Radiyallahu anh) 'm bu hadîsde şarab yapılan beş.şeyi sayması, onun zamanında bu isimler meşhur olduğu içindir. Bunlar Medine'de umumî olarak bulunmuyorlardı. Buğday, kıymetli bal da onun gibi hattâ daha nâdir bulunuyordu, Ömer (Radiyallahu anh) kendilerinden sarab yapılan şevlerin bilinenlerini saymış; pirinç ve saire gibi bu mânâda olanlpn da onlar mesabesinde tutmuştur.» Hz, Ömer'in üç şey hakkında ReeûHUlah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem}'in beyanatta bulunmuş olmasını istemesi, onun beyânı ictibad mahzurundan salim olduğu içindir. Zîra içtihadda hatâ olabilir. Müctehid hatâ ettiği takdirde dahî bir ecir kazanırsa da. iki ecirden mahrum olur. Nasla amel ise. mahz-ı isabettir. Ömer (Radiyallahu aft)'m saychğı üç şeyden biri. dedenin mirasçı olmasıdır. Dedenin kardeşi hacbedip etmemesi, kardeşle mahcûb olun olmaması ve alacağı mirasın mikdân hususunda ashab-ı kiram çok ihtilâf etmişlerdir. Meselenin tafsilâtı fıkıh Mta^larmdadır.

İkincisi kelâle meselesidir. Kelâle evlâdı ve babası olmayan kimsedir İbni Abbâs 'dan bir rivayete göre sâdece evlâdı olmayandır. Bazıları kelâlenin üç mânâya geldiğini söylerler. Bunlar :

1- Evlâdı ve babası olmayan,

2- Çocuğu doğmayan, geriye babası kalmayan ve

3- Evlât ile baba tarafından akrabadır.

Üçüncüsü : Rîba bablarından bazılarıdır. Hz. ömer'in sozündeı bunların bazılarını bildiği anlaşılmaktadır.



7- Teala Hazretlerinin: «Bunlar Rableri Hakkında Mücadele Eden İki Hasımdır...» Âyeti Hakkında Bir Bab


34- (3033) Bize Amr h. Zürâra rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hü-şeym, Ebû Hâşim'den, o da Ebû Miclez'den, o da Kays b. Ubad'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ebû Zer'i:

«Bunlar Rabierı hakkında mücâdele eden iki hasımdır.» [16] âyeti

Bedir gününde mübarezeye çıkan Hamza, Alî, Ubeyde b. Haris, Rabia'mn iki oğlu Utbe ile Şeybe ve Velîd b. Utbe hakkında nazil olmuştur, diye yemin ederken işittim.



(...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' rivayet etti.

Bana Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdur-ralıman rivayet etti. Her iki râvi Süfyan'dan, o da Ebû Hâşim'den, o da Ebû Miclez'den, o da Kays b. Ubad'dan naklen rivayet etmişlerdir. Kays şöyle demiş: Ben Ebû Zer'i :

«Bunlar iki hasımdır...» âyetinin indiğine yemin ederken işittim...

Râvi Hüseyin'in hadîsi gibi nakletmiştir.

Bu hadîsi Buhârî «Kitabu'I-Megazî» ile «Kitabu't-Tefsir»'de; Nesâî «Kitabu's-Siyer»'de tahric etmişlerdir.

Ayet-i kerîmedeki iki hasımdan murad; iki fırkadır. Hadîs-i şerifte iki tarafın mûbarizleri sayılmıştır. Bunlar müslümanlar tarafından Hamza, Ali ve Ubeyde b. Haris; küÜar tarafından Utbo , Şeybe ve Velîd 'dir. Hz. Hamza, Şeybe 'nin karşısına çıkarak onu tepelemiş, Hz. Ali de Ve1id'le mübareze ederek onun işini bitirmiştir. Yalnız, Hz. Ubeyde, Utbe ile mübareze ederken yaralanmış, harbden dönerken bu yaradan vefat etmiştir. Hz. Hamza ile Ali (Radiyallahu anh) onun mübarizini de tepelemişlerdir.

Darekutnî bu hadis hakkında söz etmişse de, Nevevî onun itirazını reddetmiş, hadîsde hiç bir za'f ve iztırab olmadığını bildirmiştir.




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Süre-i Mâide, âyet: 3.

[2] Sûre-i Nisa, âyet: 3.

[3] Sûre-1 Nisa, âyet: 127.

[4] sûre-i Nisa, âyet : 6

[5] Sûre-i Ahzâb, âyet : 10.

[6] Süre-i Nisa, âyet: 128.

[7] Sûie-I Nisa, âyet: 93.

[8] Sûre-i Furkan, âyet : 68.

[9] Sûre-İ Furkan, âyet: 70.

[10] Sûre-i Nisa, âyet: 94.

[11] Sûre-i Bakara, âyet: 189.

[12] Sûre-i Hadîd, âyet: 16.

[13] Sûre-i A'raf, âyet: 31.

[14] Sûre-i Nur, âyet: 33

[15] Sûre-i İsra, âyet: 57.

[16] Sûre-i Hac, âyet: 19.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/