HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > SÜT EMME BAHSİ

 

islam

help 2.23.31 sut emme previous next



1- Doğum İtibariyle Haram Olan Herşeyin Süt İ'tibariyle de Haram Olması Babı

2- Hürmet-i Radağın Erkeğin Menisinden İleri Gelmesi Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

3- Süt Kardeş Kızının Haram Kılınması Babı

4- Üvey Kız İle Baldızın Haram Kılınması Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

5- Bir ve İki Defa Emme Hakkında Bir Bab

6- Tahrimin Beş Defa Emmekle Sübüt Bulması Babı

7- Büyük İnsanın Süt Emmesi Babı

8- Süt Hükmü Ancak Açlıktan Dolayı Sabit Olur» Hadisi Babı

9- Esir Kadınla İstibradan Sonra Cima'ın Caiz Oluşu Kocası Varsa Nikahının Esaretle Bozulması Babı

10- Çocuğun Firaş Sahibine Âid Oluşu ve Şüphelerden Korunma Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

11- Kaifin Çocuğu İlhak Etmesi ile Amel Babı

12- Zifaftan Sonra Bakire ile Dul Kadının Yanlarında Kocalarının Ne Kadar Kalmasını Hak Ettikleri Babı

Bu Babın Hadislerinden Çıkarılan Hükümler:

13- Zevceler Arasında Adalet ve Sünnet Vechin Her Zevceye Günü İle Birlikte Bir Gece Tahsis Edilmesi Olduğunu Beyan Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler :

14- Kadının Nevbetini Ortağına Bağışlamasının Cevazı Babı

15- Dindar Kadınla Evlenmenin Müstehab Oluşu Babı

16- Bakire İle Evlenmenin Müstehab Oluşu Babı

Bu Rivayetler Yukarıkilerden Fazla Olarak Şu Hükümleri İhtiva Ederler :

17- «Dünya Meta'ının En Hayırlısı Salih Kadındır» Hadisi Babı

18- Kadınlar Hakkında Vasiyyet Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

19- Eğer Havva' Olmasa İdi Hiç Bir Kadın Ebediyyen Kocasına Hıyanet Etmezdi»Hadisi Babı

17- SÜT EMME BAHSİ


Radâ': Lügatte mutlak surette meme emmektir. Bu kelime : Ridâ', radâa, ve ridâa şekillerinde de okunmuştur. Beşinci bir lügat olmak üzere *rad'» okuyanlar da olmuştur. Yalnız Esmaî «ridâa» şeklinde okunmasını kabul etmemiştir. Bu kıraatların içinde asıl olan «radâ'sdır.

Şerîatte radâ: Memede olan bir çocuğun vakti mahsusta bir kadından süt emmesidir. Emmekten murâd : Sütün ağız veya burundan mi'-deye inmesidir. Kulağa veya yaraya akıtılan yahud şırınga suretiyle verilen sütün hükmü yoktur.



1- Doğum İtibariyle Haram Olan Herşeyin Süt İ'tibariyle de Haram Olması Babı


1- (1444) Bize Yahya b. ¥ahyâ rivayet etti. (Dedi ki) :

Abdullah b. Ebî Bekriden dinlediğim, onun da Amra'dan naklettiği, ona da Âişe'den haber verdiği şu hadîsi okudum :

Resûlüîlah (Salkıilahü Aleyhi ve Se!'em)Âişe'nhı yatımda bulunuyormuş. Âişe, Hafsa'mn evîne girmek için izin isteyen bîr adamın sesini işitmiş, Âişe demiş ki: Bunun üzerine ben : Yâ Resûlallah! Bu, senin evine girmek İçin izin isteyen bîr adam... dedim. Resûlülîah (Sallıallahü Aleyhi ve Sellem) Hafsa'mn süt amcasını kasdederek :

«Zannederim filân olacak!» dedi

Müteakiben Âişe, kendi süt amcasını kasdederek:

— Yâ Resülâllaîî! Filân sağ olsa benim yanıma girebilir mi idi? diye sormuş. Kesûlüllah (SallallahÜ Aleyhi ve Sellem) :

«Evet, çünkü süî, doğumun horam kılchği her şeyi haram kılar.» buyurmuşlar.



2- (...) Bize bu hadîsi Ebû Eüreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. H.

Bana Ebû Ma'mer İsmail b. İbrahim El-Hiizelî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aliy b. Hâşim b. El-Berîd rivayet eyledi. Bunlar hep birden, Hişâm b. Urve'den, o da Abdullah b. Ebî Bekr'den, o da Amra'dan, o da Âişe'den naklen rivayette bulunmuşlardır, Âişe şöyle demiş : Resûlüîlah (SallallahÜ Aleyhi ve Sellem} bana :

«Doğumdan haram olan her şey sütten de haram olur.» buyurdular.



(...) Bu hadîsi bana îshâk b. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdûrrazzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbnİ Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. EM Bekr bu isnâdla Hişâm b. Urve hadîsi gibi rivayette buhmdu. '

Bu. hadîsi Buharî «Şehâdât», «Hums» ve «Nikâh» bahislerinde; Nesâî «Nîkâh»da muhtelif râviîerden tahrîc etmişlerdir.

Babımız hadîsi ile ondan sonra gelecek Hz. Âişe kıssası süt emmekle hürmet sabit olduğunu isbât etmektedirler. Emziren kadınla emen çocuk arasında bu hükmün sabit olduğuna icmâ-ı ümmet vardır. Emziren kadın, emen çocuğun annesi olur; birbirleri ile nikâhlanmalan ebe-diyyen haramdır. O çocuk şer'an kendi annesinin hangi uzvuna bakmağa me'zun ise. süt annesinin de aynı uzvuna bakabilir; onunla yalnız başına bir yerde kalabilir; beraberce sefere gidebilirler. Yalnız annelik hukuku her cihetten sabit olmadığı için aralarında miras, nafaka gibi şeyler cereyan etmediği gibi, çocuğun süt annesi lehine şâhidîiği kabul olunur; süt anne nâmına diyet vermesi icâbetmez; süt oğlunu öldürmekle anneden kısas sakıt olmaz. Bu gibi akam hususunda iki taraf birbirine ecnebi gibidirler.

«Süt doğumun haram kıldığı her şeyi haram kılar.» ifâdesi hakkında Hattâbî şunları söylemiştir : «Bu hadîsin lâfzı ânım, mânâsı hâsstır. Şöylt: ki : Emen çocuğa bizzat süt anne ile zî rahim (yâni yakın) akrabasının nikâhları haram kılınması hususunda süt, neseb gibidir; fakat çocukla onun yakın akrabası hakkında hüküm böyle değildir. Zîra kadın bir çocuğu emzirmekle onun annesi olur; artık gerek kadının kendisi, gerekse yakın akrabası o çocuğa haram olur; ama kadın süt oğlunun babasına ve sair yakın akrabasına nikâh edilebilir; yalnız süt oğlunun oğullarına nikâhı haramdır. Binâenaleyh bu hususta süt meselesi bir taraftan umum, bir taraftan husus arzeder.» Bu babda şöyle bir kaide vardır : Emenin emzirene nefsi haram; emzirenin emene nesli haramdır.»

«EI-Tevdîh» sahibi bu hadisin ânım olduğunu ve neseb cihetiyle nikâhları haram olan her sınıf insanın süt ciheti ile de haram olduğunu, .bunun hiç bir müstesnası bulunmadığını söylernişse de bu bâbda neseb ile süt arasında bâzı farklar vardır. Meselâ :

1- Bir kimse bâzı hallerde süt kardeşinin veya süt kız kardeşinin annesi ile evlenebilir. Bu haller üç surette tasavvur olunur ;

a) Neseben kardeşinin veya kız kardeşinin süt annesini nikâhla almak caizdir.

b) Süt kardeşinin veya süt kız kardeşinin neseben annesini nikâhla almak caizdir.

c) Süt kardeşinin süt kız kardeşinin süt annesini almak caizdir. (Yâni beraberce bir kadından süt emen çocukların başka süt anneleri varsa bu çocuklara nikâhları caizdir.)

Lâkin neseben kardeşinin veya kız kardeşinin annesi ile evlenmek bu suretlerin hiç birinde caiz değildir. Çünkü bir kimsenin neseb ciheti ile kardeşini veya kız kardeşinin annesi yâ öz annesi yahud üvey anne-sidir Bunların İkisi de o kimseye haramdır.

2- Süt oğlunun kız kardeşi ile evlenmek caizdir. Fakat neseben oğlunun kız kardeşi o kimsenin ya kendi kızı yahut üvey kızıdır. Süt oğlunun kız kardeşi böyle değildir.

3- Süt kardeşinin kız kardeşini aümak caizdir. Nitekim bâzı hallerde neseben kardeşinin kız kardeşi ile evlenmek de tasavvur olunabilir. Meseİâ : Bir adamın ilk. karısından bir oğlu, ikinci karısının da ilk kocasından bir kızı olsa, bu oğlanla kızın evlenmeleri caizdir. Bu adamın ikinci karısından doğacak çocuğa nisbetle evlenen oğlan, neseben kardeşinin kız kardeşini almış olur. Hâsılı neseb cihetinden haram olmayan bir şey süt cihetinden de haram değildir; fakat bâzan süt cihetinden haram olmayan, neseb itibariyle haram olur.

4- Süt cihetiyle torunun annesini almak caizdir; lâkin neseb itibariyle bu caiz değildir.

5- Süt çocuğunun nenesi ile evlenmek caiz; fakat neseben çocuğunun nenesini almak haramdır. Zîra neseben çocuğunun nenesi o kimsenin ya Öz yahut üvey annesidir.

6- Bir kadın süt kardeşinin babası ile evlenebilir; ancak neseben kardeşinin babası ile evlenmesine imkân yoktur, çünkü kendi babasıdır.

7- Süt amcasının annesi ile evlenmek caiz; öz amcasının annesi ile evlenmek caiz değildir.

8- Süt dayısının annesi ile evlenmek caiz; öz dayısının annesini almak haramdır.

9- Bir kadın süt kızının kardeşi ile evlenebilir; ama neseb cihetinden bu mümkün değildir.

Kadının kocası, o kadından süt emen çocuğun süt babası olur. Bu babda nazar-ı i'tibara alınan koca, kadının sütüne sebep olan kocasidır. Sahabe ve tabiîn devirlerinde bu hususta bir hayli ihtilâf edilmişse de sonraları ittifak hasıl olmuş; muhalefet edenler pek az kalmıştır.

Ashâb-ı kiramdan kocanın süt baba olduğuna yâni emen çocukla emziren kadının kocası arasında da hürmet-i radâ'm sübûtuna kaail olanlar: İbni Abbâs ile bir rivayete göre Âişe (Radiyallahü anha) Tabiînden : Urvetü'bnû Zübeyr, Tâvûs, İbni Şihâb, Mücâhid, Ebu'ş-Şa'sâ', Câbir b. Zeyd, Hasan-ı Basrî, Şa'bî, Salim, Kaasim b. Muhammed ve bir rivayette Hişâm b. Urve; mezhep imamlarından: Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî, Ahrned b. Hanbe1 ile bunların mezheplerinde bulunan diğer ulema, Sevrî , Evzâî, Leys, İshâk ve Ebû Sevr hazerâtıdır.

Süt emen çocukla emziren kadının kocası arasında hürmeti radâ' sabit olmadığına kaaiî bulunanlar sahâbe-i kiramdan : İbni Ömer, Câbir b. Abdillâh, Râfi' b. Hadîc, Abdullah b. Zübeyr (Radiyallahû anh) ile Tabiînden : Saîd b. el-Müseyyeb, Ebû Selemet, e'bnu Abdirrahman, Süleyman b. Yesâr ile kardeşi Atâ' b. Yesâr, Mek-hül, îbrâhîm Nehaî, Ebû Kılabe ve îyâs b. Muâviye hazerâtı; mezhep imamlarından da İbrahim b. Uleyye ile Dâvudu Zahirî 'dir. Maamâfih ma'ruf olan ri-vâyete göre bu meselede Dâvudu Zahiri dört mezhebin imamları ile beraberdir. Şu halde yalnız İbni Uleyye müstesna olmak üzere emziren kadının kocası ile emen çocuk arasında hürmeti ra-dâın sübût bulduğuna bütün ulemâ ittifak etmişler demektir. Onlara göre kadının emzirdiği çocuk, kocasının da süt çocuğu, kocasının çocukları onun kardeş ve kız kardeşleri olduğu gibi, kocasının kardeş ve kız kardeşleri çocuğun süt amca ve süt halaları olur. Süt çocuğunun çocukları da süt babanın torunları hükmüne girer.

Emziren kadının kocası ile emen çocuk arasında süt ahkâmı sabit olmaz diyenler, nikâhı haram olan kadınları beyân eden âyet-i kerîmede süt kız ile süt halanın zikredilmemiş olmaları ile istidlal ederler.

Cumhûr-u ulemâ ise bahsimiz hadîsleri ile istidlal etmiş; ve muhaliflere : «Bu âyette süt kız ile süt hala gibi kimselerin nikâh edilebileceğine delâlet eden bir nass yoktur. Zîrâ bir şeyin zikredilmesi, hükmün o şeyden başka hiç bir yerde sabit olamayacağına delâlet etmez. Bu mesele deliller arasında muâraza bulunmadığı zaman bile böyledir. Kaldı ki bu bâbda sahîh hadîsler vardır.» diye cevâp vermişlerdir.



2- Hürmet-i Radağın Erkeğin Menisinden İleri Gelmesi Babı


3- (1445) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : MâKk'e, İbni Şihab'dan dinlediğim, onun da Urvetü'bnü Züfoeyr'den, naklen rivayet ettiği, ona da Âişe'nin haber verdiği şu hadîsi okudum : Tesettür âyetleri indirildikten sonra Ebû'i-Kuays'in kardeşi Eflâh gelerek Âişe'nin yanına girmek için İzin istemiş, Eflâh, Âşe'nin süt amcass imiş. Âişe (Radiyallahü anha) demiş ki :

«Ben ona izin vermeğe razı olmadım. Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Selleın) gelince bu yaptığımı kendisine haber verdim de; onun yanıma girmesine izin vermemi emir buyurdu.»



4- (...) Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'deıı naklen rivayet eyledi. Âişe (Radîyallahü anfıa) şöyle demiş :

«Bana süt amcam Eflâh b. Ebî Kuays geldi...» Râvi hadîsi, Mâlik hadîsi mânâsında rivayette bulunmuş; şunu da ziyâde eylemiştir :

«Beni emzirdi ise kadın emzirdi; erkek emzirmedi ya! dedim.

Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) :

— Ellerin topraklansın! yahud : Sağ elin topraklansın! buyurdu.



5- (...) Bana Harmeletü'bnû Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Yûnus, tbni Şihâb'dan, o da Ur-ve'den naklen haber verdi. Ona da Âişe haber vermiş ki, tesettür âyetleri indikten sonra Ebûl-Kuays'in kardeşi Eflâh gelerek onun yanma girmek için izin istemiş. Ebû'l-Kuays, Hz. Âişe'nin süt babası imiş. Âişe demiş ki :

— Ben: Vallahi Resûlüllah (Snîlallahü Aleyhi ve Sellem) sormadıkça Ef-lâh'a izin veremem! Zîra beni emziren Ebû'i-Kuays değil, karışıdır; dedim. Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) içeri girince ona:

Yâ Resûlâllah! Ebû'I-Kuays'in kardeşi Eflâh gelerek yanıma girmek için izin istedi. Ben de senden izin almadıkça ona izin vermeyi doğru bulmadım; dedim. Bunun üzerme:

— Sen ona izin ver! Buyurdular.»

Urve demiş ki: «Bundan dolayıdır ki, Âişe : Neseben haram gördüğünüz şeyleri süt cihetinden de haram sayın! derdi.»



6- (...) Bize bu hadîsi Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrezzak haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer' Zührî'den bu İsnâdla rivayette bulundu. Ve yukarıkilerin hadîslerinde olduğu gibi: «Ebû'I-Kuays'in kardeşi Eflâh gelerek yanıma girmek için izin istedi...» dedi.

Bu hadîsde: «Sağ elin topraklansın! O senin amcandır.» cümlesi de vardır.

Ebû'I-Kuays, Âişe'yî emziren kadının kocası idi.



7- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize îbni Nümeyr, Hişâm'dan, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet eyledi. Âişe şöyle demiş;

Süt amcam gelerek yanıma girmek için izin istedi. Ben de Resul üllalı (Saîlalîahü Aleyhi ve Sellem) den emir almadıkça ona izin vermeğe razı olmadım. Resul ül I ab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gelince :

«Süt amcam yanıma girmek için izin istedi; ama ben kendisine izin vermekten çekindim; dedim. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}: «Amcan senin yanına girsin!» buyurdu.

— Beni emzirdi ise kadın emzirdi; erkek emzirmedi ya! dedim. «O senîn amcandır; varsın senin yanma girsin!» buyurdular.



(...) Bana Ebû'r-Rabi'ez-Zehrânî rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ham-mâd yâni İbnİ Zeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişârn bu isnâdîa rivayette bulundu ki, Ebû'l-Kuays'm kardeşi Âişe'nin yanına girmek için izin istemiş. Râvi yukarıki hadîs gibi rivayet etmiştir.



(...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâvi-ye, Hişam'dan bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet eyledi. Şu kadar var ki, o «Ebû'l-Kuays, Âişe'nin yanma girmek için izin istedi.» demiştir.



8- (...) Bana Hasan b. Aliy el-Hulvânî ile Muhammed b. Râfi' rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdürrezzak haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc, Atâ'dan naklen haber verdi, (Demiş ki) : Bana Urve-tü'bnû Zübeyr haber verdi. Ona da Âİşe haber vermiş. (Demiş ki) :

Süt amcam Ebû'1-Ca'd yanıma girmek için izin istedi. Ben kendisini kabul etmedim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gelince bunu ona haber verdim.

«Ona izin verseydin ya! Sağ eti topraklanan! yahut: Elin toprakla-naşı!» buyurdular.

Râvi der ki: «Hişam bana : Bu zât olsa olsa Ebû'î-Kuays'dir; dedi.»



9- (...) Bize Kuteybetü'bnû Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Rurah dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yezîd b. Ebî Habîb'den, o da îrâk'dan, o da Âişe'den naklen haber verdi ki, Âişe'nin Eflâh ismi verilen süt amcası onun yanına girmek için izin istemiş de Âişe kendisine izin vermemiş; müteakiben (bunu) Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e haber vermiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeliemJ kendisine :

«Ondan korunma! Çünkü neseben haram olan, süt cihetîle de haramdır.» buyurmuşlar.



10- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anbarî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Hakem'den, o da Irak b. Mâlik'den, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen rivayet eyledi. Âişe şöyle demiş :

Eflâh b. Kuays benim yanıma girmek için izin istedi. Ben ona izin vermekten çekindim. Müteakiben :

— Ben senin amcanım; seni kardeşimin karısı emzirdi, diye haber gönderdi. Ben yine kendisine izin vermekten çekindim. Derken Resûlüllah (SaUoIlahü Aleyhi ve Sellem) geldi. Bunu ona anlattım da:

«O senin yanına girsin! Zîra amcandır.» buyurdular.

Bu hadîsi Buhâri «Tefsir», «Nikâh», «Edeb» ve «Şehâdât» bahislerinde, Ebû Dâvud «Nikâh»da; Tirmizî «Radâ»da; Nesâî ile İbni Mâce de «Nikâh» bahsinde muhtelif râviler-den tahric etmişlerdir.

Eflâh (Radiyallahu crnh) \n ismi ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bazıları İbni Ebi 'LKuays olduğunu söylemiş; bir takımları Ebû'I-Kuays olduğunu iddia etmişlerdir. Ebû'l-Kuays'm kardeşi olduğunu olduğu da söylenmiştir. İbni Abdiîberr'e göre bu babda esah olan kavi İmam Mâ1ik'in sözüdür ki, o da Ebû'l-Kuays'in kardeşi olmasıdır. Bu zâtın Eş'arîîer'den olduğu söylenir.

Ebû'1- Kuaysin ismi de ihtilaflıdır. Bâzılarına Ca'd 'dır. Eflâh 'm Ebû'l-Cuayd künyesini taşıdığını söyleyenler olduğu gibi «Ebû'1- Kuays'in adı Vâi1 b. Eflâh 'dır.» diyenler de vardır.

Nevevi diyor ki: «Ulema Hz. Aişe’nin mezkûr amcası hakkında ihtilâf etmişlerdir. Ebû'l-Hasen el.Kaabîsi Âişe (Radiyallahü anha) mn iki tane süt amcası bulunduğunu, birisi babası Ebû Bekr 'in süt kardeşi Ebû'l-Kuays olduğunu, bu zatın Âişe1-nin süt babası idiğini, kardeşi Eflâh ise süt amcası olduğunu söylemiştir. Bâzıları yalnız bir süt amcası olduğunu sö'ylemişlerse de bu iddia yanlıştır. Zîra birinci hadîsde zikri geçen amcası ölmüş; ikinci hadîsteki ise sağdır. Doğrusu Ra adi 'nin sözüdür. Ka adi her iki kavli zikrettikten sonra : Kaabisi'nin sözü daha şayan-ı kabuldür, çünkü amcas. bir olsa hükmünü ilk defada anlar; bir daha ondan örtünmezdi, diyor.»

Hz. Âişe 'nin birinci hadîsinden murâd : Bundan önceki babda geçen hadîsidir. Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir :

Hz. Âişe 'nin iki tane süt amcası olunca niçin evvelâ ölenin hükmünü sormuş; sağ olsa onun yanma çıkabileceği kendisine bildirildiği halde sonradan yine ikinci amcasının yanma çıkmamıştır? Her ikisi için bir suâl yetmez mi idi?

Cevâp : İhtimâl amcalarının biri bir cihetten, meselâ baba bir, diğeri anne-baba bir amcası olduğundan hükmün yakın olan amcasına mahsus olduğunu zannetmiş de Ötekinin hükmünü ayrıca sormuştur. Kurtubî : «Olabilir, ilk vak'ayı unutmuş da ikinci defa tekrar sormuş yâhud hükmün değiştiğini tahmin etmiştir.» diyor.

«Ellerin yahud sağ elin topraklansın» cümlesinde râvinin şekk ettiği görülüyor. Bu cümle Arapların her zaman dillerine gelen, hakikatini kasdetmedikleri sözlerdendir.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Süt amca hakkında mahremiyet sabittir.

2- Kadın mahremi olmayan erkeğin yanma girmesine izin veremez. Ondan örtünmesi lâzımdır. Kadınların erkeklere görünmeleri tesettür âyeti nâzü olmazdan önce caizdi.

3- Mahrem olan bir kadının yanma girerken dahi izni istemek meşru'dur. Zîra mahremin de bakamayacağı bir halde bulunması mümkündür.

4- Haram mı, mubah mı olduğunda tereddüt edilen bir şeyin hangi tarafı tercih edildiği anlaşılmadıkça yapılmaması gerekir,

5- Radâan mahremi olan bir kadınla bir arada kalmak caizdir. Ancak süt cihetinden mahremiyeti nikâhının haram olmasiyîe, bakmanın, bir arada bulunmanın, beraberce sefer etmenin cevazına münhasırdır. Sair hususatta birbirlerine ecnebi gibidirler.



3- Süt Kardeş Kızının Haram Kılınması Babı


11- (1446) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe Ue Züheyr b. Harb ve Muhammed b. Alâ' rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Sa'd b. Ubeyde'den, o da Ebû Ab-dirrahmân'dan, o da Alî'den naklen rivayetle bulundu. Alî (Radiyallahu anh) şöyle demiş:

— Yâ Resulâllah! Neden bizi bırakıp da daima Kureyş'i ihtiyar ediyorsun? dedim.

— «Sizde bir şey var mı ya?» buyurdu.

— Evet, Hamza'nm kızı (var) dedim.

Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahü A îeyhi ve Sellem):

— «O bana helâl olamaz; çünkü o benim süt kardeşimin kızıdır,» buyurdular.



(...) Bize Osman b. Ebî Şeybe île İshâk b. İbrâhîm, Cerîr'den rivayet ettiler. H.

Bize îbni Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Ebî Bekr el-Mukaddemî dahî rivayet eyledi. (Dedi k)i : Bize Abdurrahmân b. Mehdî, Süfyân'dan rivayet etti. Bu râvile--in hepsi A'meş'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.



12- (1447) Bize Heddâb b. Hâlîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hem-mâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Katâde, Câbir b. Zeyd'den, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) 'e Hamza'nın kızmı almak istemişler. Bunun üzerine :

«O bana helâl olmaz; çünkü süt kardeşimin kızıdır. Rahim i'tibarı ile haram olan, süt cihetîle de haram olur.» buyurmuşlar.



13- (...) Bizt bu hadîsi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya yâni el-Kattân rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Yahya b. Mihrân el-Kutâî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bişr b. Ömer rivayet etti. Bunlar hep Şu'be'den rivayet etmişlerdir. H.

Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe dahî rivayet elti. (Dedi ki) : Bize Aliyyü'bnû Miishir, Saîd b. Ebî Arûbe'den rivayet etti. Bunların ikisi de Katâde'den tamamen Hemmam'ın isnadı ile rivayette bulunmuşlardır. Yalnız Şu'be'nin hadîsi «Süt kardeşimin kızıdır.» cümlesinde biter. Saîdin hadîsinde:

«Neseben haram olan süt cihetîle ele haram olur.» ifâdesi de vardır.



14- (1448) Bize Hârûıı b. Saîd El-Eylî ile Ahmed b. îsâ rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Mah-ramatü'bnû Bükeyr, babasından naklen haber verdi. (Demiş ki) : Ben Abdullah b. Müslim'i şunu söylerken işittim : Ben Muhammed b. Müs-Jim'i şöyle derken işittim : Ben Humeyd b. Abdirrahman'ı şöyle derken işittim: Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Ümmü Seleme'yi şunu söylerken işittim

Resûlüllah (Sallalkihü Aleyhi ve Sellem)' :

— Hamza'mn kızını bırakıp da nereye gidiyorsun yâ Resûlâllah?

— Hamzatü'bnû Abdilmuttalib'in kızını istemez misini? dediler. Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) : «Hamza benîm süt kardeşimdir.» buyurdular.

Hz. A1î rivayetinde geçen kelimesinin ash dır.

Bu kelime : Seçmek, beğenmek ve bu hususta mübalağa göstermek mânâsında kullanılır. Kaadî Iyâz , bâzılarının mezkûr kelimeyi şeklinde rivayet ettiğini söylemiştir. Bu takdirde mânâsı «meyi ediyorsun» demek olur.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyh: ve Sellem)'in :

«Sizde bir şey var mı ya?» diye sorması : «Sizde bana yaraşacak kadın var mı?» manasınadır.

İbni Abbâs(Radiyallahuanh) rivayetini Buhârî «Şehâdât» ve «Nikâh» bahislerinde; Nesâî ile İbni Mâce «Nikâh»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Hamzatü'bnû Abdil-muttalib, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) Efendimizin amcası ve süt kardeşidir. İkisini de Ebû Leheb'in âzâdlı cariyesi Süveybe emzirmiştir. Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)'den iki yaş büyük idi. Hicretin üçüncü yılında Uhud gazasında şehîd edilmiştir.

İmam Müslim'in : «Bişr b. Ömer rivayetinde : Câbir b. Zeyd'den dinledim; ibaresi vardır.» şeklindeki beyânı, râvilerden Kat âde müdellis olduğu içindir. Katâde bundan önceki rivayette : «Câbir b. Zeyd 'den» diyerek «an'ane» yapmıştı. Halbuki müdellisin hadîsi dinlediği sabit olmadıkça an'anesi makbul değildir. İşte Müslim, Katâde 'nin hadîsi bizzat Câbir'den dinlediğini göstermek sureti ile senedinin sahîh ve sabit olduğuna işaret etmiştir.

Babımız rivayetleri süt kardeş kızı ile evlenmenin haram olduğuna delildirler.



4- Üvey Kız İle Baldızın Haram Kılınması Babı


15- (1449) Bize Ebû Küreyb Muhammed b. el-Ala' rivayet etti. (Dedi k!.) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm haber verdi. (Dedi ki) : Bana, babam, Zeyneb binti Ümmi Seleme'den, o da Ümmü Habîbe binti Ebî Süfyân'dan naklen haber verdi. Ümraii Habîbe şunu söylemiş :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhive Sellemi yanıma girdi de kendisine:

— Kız kardeşimi, Ebû Süfyân'm kızını ister misin? dedim.

— Ne yapacağım? diye sordu.

— Nikâh edersin, dedim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— Sen bunu diler misin? dedi.

— Ben senin bir tanen değilim. Şu halde bana hayırda kız kardeşimin ortak olmasını dilerim; dedim. Resulü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— O bana helal olmaz! buyurdu.

— Ama ben senin Diirre binti Ebî Seleme'yi istemekte olduğunu haber aldım; dedim.

— Um mü Seleme'nin kızını mı? diye sordu.

— Evet, dedim.

— O benim terbiyem altında bulunan üvey kızım bile olmasa bana yine helâl değildir; çünkü o benim süt kardeşimin kızıdır. Onun babası ite benî Süveybe emzİrmişn'r. Artık bana kızlarınızı ve kız kardeşlerinizi arzetmeyin! buyurdular.



(...) Bana bu hadîsi Süveyd b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Zekeriyyâ b. Ebî Zaide rivayet etti. H.

Bize Amrırn-Nâkıd dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Esved b. Âmir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr haber verdi. Bu râvilerin ikisi de Hişâm b. Urve'den tamamen bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır.



16- (...) Bize Muhammed b, Eumh b. Muhacir rivayet etti. (Dedi ki : Bize Leys, Yezid b. Ebî Habîb'den naklen haber verdi ki, Muhammed b. Şİhâb, kendisine Urve'nin, ona da Ebû Seîeme'nin kızı Zeyneb'in, ona da Peygamber (SallallahÜ Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Ümmü Habîbe'-Kİn anlatmış olduğunu bildirerek mekttıb yazmış. Ümmü Habîbe Resûlül-\ah(SaHüHahU Aleyhi ve Sel'em)fe :

— Yâ Besûlâüah! Kız kardeşim Azze'yi al! demiş. Resûlüilah (Sallalhhü Aleyhi ve Sellem) :

— Sen bunu diler misin? diye sormuş. Ümmü Habibe :

— Evet yâ Resûîâllah, ben senin bir tanen değilim, onun için bana hayırda kız kardeşimin ortak olmasını dilerim, demiş. Bunun üzerine Eesûîüîlah (SallallahÜ Aleyhi ve Sellem):

— O bana hela! olmaz; buyurmuş. Ümmü H&hîhe(Radiyaliahü anha) demiş ki:

— Ben, yâ Resûîâllah! Ama biz (aramızda) senin Dürre binti Ebî Seleme'yi almak istediğini konuşuyoruz; dedim.

— Ebû Seîeme'nin ktzıni mı? diye sordu.

— Evet, dedim. Resûlüllah (SallallahÜ Aleyhi ve Sellem):

— O benim terbiyem altrnda bulunan üvey lazım bile olmasa bana yine helâl olmaz; çünkü benim süt kardeşimin kızıdır. Ebû Seleme ile beni Süveybe emzirmıştir. Artık bana kızlarınızı ve kız kardeşlerinizi arzetme-yin! buyurdular.



(...) Bana bu hadîsi Abdülnıelik b. Şuayb b. Leys de rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana TJkayl b. Hâlid rivayet eyledi. H.

Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ya'kub b. İb-râhîm ez-Zührî haber verdi. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Abdİllâh b. Müslim rivayet eyledi. Bu râvilerin ikisi de Zührî'den, İbni Ebî Habîb'in isnadı ile onun hadisi gibi rivayette bulunmuşlar; fakat Yezîd b, Ebî Habib'den maada hiç biri hadîsinde Azze'yi adlandırmamıştir.

Bu hadîsi Buhârî «Nikâh» ve «Nafakaat» bahislerinde; Nesâî ile İbni Mâce de «Nikâh»da muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj'in :

«Sen bunu diler misin?» diye sorması teaccübündendir. Çünkü kadınlar tabîatleri iktizası kıskanç olurlar.

«Bana hayırda kız kardeşimin ortak olmasını dilerim» cümlesinden murâd : Seninle sohbet ve senden dünya ve âhiret hayırları babında istifâde hususunda bana kız kardeşimin ortak olmasını dilerim, demektir.

Hz. Ümmü Habîbe 'nin bu sözüne karşı Resulü Ekrem

«O bana helâl olmaz.» mukaabelesinde bulunmuştur. Zira iki kız kardeşi bir nikâh altında toplamak dînen haramdır. Herhalde Ümmü Habîbe (Radiyallahü anha) o zaman henüz bu hükmü duymamış; yahut bu işi ResûlüIIah (Sallalîahü Aleyhi ve Seîlem) Efendimize mahsus olmak üzere caiz zannetmiştir.

Rabîbe: Üvey kız; kadının başka kocasından olan kızı demektir. «Terbiyem altında bulunan» ta'bîri bir kayd-i ihtirazı" değil, kayd-ı va kûîdir; yoksa babalığının terbiyesi altında bulunsun, bulunmasın üvey kız mutlak surette babalığına haramdır. Bu husûsda yalnız Davûd-u Zahiri muhaliftir. Ona göre bir kimsenin üvey kızı yanında bulunursa onunla evlenmesi haram, yanında değilse caizdir.

«O benim terbiyem altında bulunan üvey kıztm bile olmasa bana yine helâl değildir...» ifâdesinin mânâsı; O bana iki sebeple haramdır; bunlardan biri üvey kızım olması, diğeri süt kardeşimin kızı bulunmasıdır. Binâenaleyh bu sebeplerden biri bulunmasa, diğeri ile bana yine haram olur; demektir. Zira hüküm muhtelif sebeplerle sabit olur.

Görülüyor ki ümmehat-ı mü'minînden Hz. Ümmü Habîbe binti Ebî Süfyân kız kardeşi Azze 'yi Peygamber (SallaHahü Aleyhi ve Seîlem) Efendimize nikahlamak istemiştir. İki kız kardeşin bir nikâh altında toplanamayacağı kendisine bildirilince : «Ama ben senin Dür1 re binti Ebî Seleme 'yi istemekte olduğunu haber aldım.» diye mukaabeie etmiştir. Hz. Ümmü Habîbe bu sözü ile : «iki kız kardeşin bir nikâh altında toplanması caiz değil de anne ile kızının bir araya gelmesi nasıl helâl oluyor?» demek istemiştir.

Filhakika söylentiye göre Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Stllem) 'in kendisiyle evlenmek istediği Dürre binti Ebî Seleme, ümmehât-ı mü'mininden Hz. Ümmü Selem e(RadiyaIlahii anhaynm kızı idi. Bu itibarla ResûlüIIah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'m üvey kızı oluyordu. Diğer taraftan Dürre 'nin babası Ebû Seleme, Peygamber (SaUallahü AleyhiveSellem)yin süt kardeşi idi. Her ikisini Ebû Leheb'in âzâdh cariyesi Süveybe emzirmişti. ResûlüIIah (Sallalîahü Aleyhi ve Seİlem) Efendimizin Hz. Halîmetü's-Sa'diyye 'den süt emmesi bundan sonradır.

Yâni Ümmü Seleme (Radiyallahü sözü ile irşâd buyurmuştur.

Filvaki birçok insanlar alacakları kadının zengin olmasına dikkat ederler. Zira zengin kadın kocasına mâlî husûsâtta ağır tekliflerde bulunmaz. Hattâ ekseriya kocası onun malından istifâde eder. El-Mühe11eb diyor ki: «Bu hadîs erkeğin karısının malından istifâde edebileceğine delildir. Kadın gönül rızâsı iîe müsaade ederse, malı kocasına

helâldir. Etmezse kocası ancak ona verdiği mehir mikdârı malını sarf edebilir.»

Kadın mehrini cihazı için harcamak istemezse mecbur edilir mi, edilmez mi? meselesi ulemâ arasında ihtilaflıdır. İmam Mâlik 'e göre mehir çok ise kadın onun az bir miktarını kendi borcuna sarf edebilir.

İmam Âzam 'la Sevrî ve İmam Şafiî kadının mehrini harcamağa mecbur edilemeyeceğine kaildirler. Onlara göre mehir kadının hakkıdır; onu nereye İsterse oraya sarfeder.

Haseb: Asalet, soy-sop ve güzel fiiller mânâlarında kullanılır. Bu kelime esas itibariyle ecdâd ve akrabanın şereflerini sayıp dökerek Öğün-mektir ve hesabdan alınmıştır. Çünkü Araplar öğünürken babalarının menkabelerini sayarlar; kimin menkabesi sayı itibariyle fazla çıkarsa onun lehine hüküm verilirdi.

Güzellik her şeyde matlûb olan bir haslettir. Bahusus hayat arkadaşı olacak kadında bana daha ziyade ehemmiyet verilir.

Dine gelince: Dünya ve âhiret seâdeti ancak onunla kaimdir. Dindar ve mürüvvet sahibi bir erkeğin her şeyde bilhassa evlilik gibi devam edip gidecek husûsâtta dikkatini buna teksif etmesi gerekir. Onun içindir ki Resûlüllah. (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz dindarı tavsiye etmiş; hem de bu bâbta en kuvvetli ve en belîğ kelimeyi kullanarak :

«Dindarına zaferyâb ol!» buyurmuştur.

«Ellerin topraklansın!» cümlesi hakkında «Gusül» bahsinde izâhât verilmişti. Hülâsası şudur ki u-Bu cümle aslında bed duâ ifâde ederse de Araplar onu inkâr, teaccup, ta'zîzn ve bir şeye teşvik mânâlarında kullanırlar. Burada da teşvik mânâsında kullanılmıştır. Yâni emrimi yerine getirmezsen ellerin fakir olsun! demektir.

Babımız rivayetleri her işde dindarlarla beraber olmaya teşvik etmektedirler. Zira dindar bir kimse ile düşüp kalkanlar, onun güzel ahlâkından ve bereketinden müstefid olurlar. Kendilerine ondan hiç bir zarar ve kötülük gelmez.

Hz. Câbir hadîsini bütün «Kütüb-ü Sitte» sahipleri muhtelif şekillerde tahrîc etmişlerdir. Müs1im'in bu hadîs hakkındaki rivayetleri aşağıdaki bâbta devam edecektir.



16- Bakire İle Evlenmenin Müstehab Oluşu Babı


55- (...) Bize Übeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Mubârib'den, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş :

— Ben bir kadınla evlendim. Derken Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Se/temjbana :

«Evlendin mi?» diye sordu. Ben:

— Evet, cevâbın verdim. «Bakire mi, dul mu?» dedi,

— Dul, dedim. .

«Bakireler ve onların cilveleri varken sen nerede geziyorsun?» buyurdular.

Şu'be demiş ki : «Ben bu hadîsi Amr b. Dinar'a söyledim de bana şu cevâbı verdi : Onu Câbir'den ben de işittim; ancak o :

«Kız olsaydın ya! Sen onunla, o seninle oynaşırdınız» dedi.



56- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Ebu'r-Rabî'ez-Zebrânî rivayet ettiler. Yahya dedi ki : Bize Hammâd b. Zeyd, Amr b. Dinar'dan, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Babam Abdullah vefat ederek dokuz kız bıraktı —yâhud yedi kız demiş—. Derken ben dul bir kadınla evlendim. Resûlüllah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) bana;

«Yâ Câbir, evlendin mi?» diye sordu.

— Evet, cevâbını verdim.

«Bâkîre mi aldın, dul mu?» dedi.

— Hayır, dul aldım yâ Resûlâîlah! dedim.'

«Bakire olsaydın ya! Sen onunla, o seninle oynaşırdınız!» buyurdular. —Yahud birbirinizi güldürürdünüz— buyurdu. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e dedim ki:

— Gerçekten Abdullah vefat etti ve dokuz —yahud yedi— kız bıraktı. Ben de onlara kendileri gibi bir kız getirmeyi yahud bîr kızla gelmeyi doğru bulmadım. Onlara bakış görüş edecek bir kadın getirmek istedim. Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«öyle İse Allah sana mübarek eylesin!» buyurdu; yahud bana hayır duada bulundu.

Ebu'r-Rabî'in rivayetinde : «Sen onunla, o seninle oynaşır; ve birbirinizi güldürürdünüz.» cümlesi vardır.



(...) Bu hadîsi bize Kuteybetü'bnü Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Amr'dan, o da Câbİr b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana:

«Evlendin mi yâ Câbir?» dedi.

Râvi hadîsi: «Onlara bakacak ve saçlarını tarayacak bîr kadın...» cümlesine kadar rivayet etmiş; Resûlüllah (SallallaJıü Aleyhi ve Sellem) 'in : «isabet etmişsin!» buyurduğunu söylemiş; sonrasını zikretmemiştir.

Bu hadîsi Buhar i «Nafakaat» ve «Deavât» bahislerinde; Tirmizî ile Nesâî «Nikâh»da taline etmişlerdir.

Liâb: Lâ'abe fiilinin masdarı olup oynaşmak, cilve yapmak mânâsına gelir. Buhârî 'nin bâzı râvileri bu kelimeyi şeklinde rivayet etmişlerdir; lüâb : tükürük demektir. Bâzıları bu mânâyı da ihtimal dahilinde görmüşlerse de Kaadî Iy âz Müs1im'in kitabında kelimenin yalnız «Liâb» şeklinde rivayet edildiğini söyledikten sonra: «Kelâm ulemâsının cumhuru, bu hadîsin şerhinde mülâ'abeyi ma'ruf olan oyun mânâsına hamletmişlerdir. (Birbirinizi güldürürdünüz) buyu-rulmuş olması da bu mânâyı te'yîd eder.» demiştir.

Hz. Câbir'in «Helak oldu» ta'bîri ile ölümünden bahsettiği Abdullah kendi babasıdır. Abdullah (Radiyallahu anh) Uhud gazasında şehîd olmuştu.

Helak olmak ta'bîri bâzan zemm için yâni «gebermek» yerinde kullanılırsa da birçok yerlerde zemm kasdedilmeksizin vefat mânâsını ifâde eder. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de Yûsuf (Aleyhisselam) in vefatı bu kelime ile ifâde buyurulmuştur. Burada da öyledir.

Bu rivayetler : Bakirelerle evlenmenin fazilet ve sevabına, erkeğin karısı ile oynaşıp şakalaşabileceğme, iyi geçinmeye, büyüklerin, maiyyet-lerinde bulunanları teftiş ve irşad etmelerine, Hz. Câbir'in kız kardeşlerini kendi nefsine tercih edecek derecede fazîlet sahibi olduğuna, kadının kendi rızâsı ile kocasına ve onun çocuklarına hizmet edebileceğine ve hayırlı bir iş yapan kimseye duâ edileceğine delâlet ederler.

Rivayetlerde «yâhud» ta'bîriyle ifâde edilen cümleler, râvinin şekk ettiğini gösterirler.



57- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüşeym, Seyyar'dan, o da Şa'bî'den, o da Câbir b. AbdiIIâh'dan naklen haber verdi. Câbir şöyle demiş:

Bir gazada Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)ile beraber idik. Döndüğümüz vakit ben yavaş giden bir deveme binerek (herkesten) acele davrandım. Derken arkamdan bana bir suvâri yetişerek elindeki sopa ile dürttü. Bunun üzerine hayvanım görmüş olduğun en iyi develer gibi koşmağa başladı. Bir de baktım Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda değil miyim! (Bana) :

«Neye acele ediyorsun yâ Câbİr?» dedi,

— Yâ Resûlallah, ben yeni evliyim, dedim.

vBâkİre ile mi evlendin, dul ile mi?» dîye sordu,

— Dul aldım, dedim.

«Bakire alsadyın ya! Sen onunla, o seninle oynaşırdınız!» buyurdu.

Medine'ye geldiğimizde şehre girmeye hazırlandık. Resûlüllah iSallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ağır olun! Tâ ki dağınık saçlı kadının taranması; kocası evde olmayanın kasıklarını tıraş edebilmesi için şehre geceleyin yâni yatsı zamanı girelim!» buyurdular ve şunu ilâve ettiler:

«Medine'ye vardığın zaman cima' etmeye bak, cima' etmeye!»



(...) Bize Muhammedu'bnü'l-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvehhâb yâni İbni Abdümecîd es-Sekafî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize UbeyduIIah, Vehb b. Keysân'dan, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir gazaya çıktım.

Devem beni geri bıraktı. Derken yanıma Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) gelerek bana :

«Yâ Câbİr!» diye seslendi.

— Efendim, dedim.

«Ne hâldesin?» dedi.

— Devem beni geri bıraktı ve bîtâb düştü de arkada kaldım; cevâbım verdim. Bunun üzerine hayvanından inerek bastonu ile devemi çekti. Sonra (bana) :

«Bin!» dedi. Ben de bindim, Yemin olsun hayvanım Resûlüllah (Saîlaîîahü Aleyhi ve Sellem) in devesini geçmesin diye onu durdurmağa çalıştığımı bilirim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ;

«Evlendin mi?» diye sordu.

— Evet, cevâbını verdim.

«Bakire mi aldın, dul mu?» dedi.

— Bu! aldıran, dedim.

«Bakire olsaydın ya! Sen onunla, o seninle oynaşird:nız!» buyurdular.

— Benim kız kardeşlerim vardır. Bu sebeple onları toplayıp başlarını tarayacak, kendilerine bakacak bir kadınla evlenmek istedim; dedim.

«Dikkat et! işte geliyorsun! Evine vardığında cima' etmeye bak, cima' etmeye!» buyurdu. Sonra :

«Deveni satıyor musun?» diye sordu.

— Evet, dedim. Onu bir okıyye mukabilinde benden satın aldı. Sonra Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Medine'ye) geldi. Ben ertesi gün geldim. Az sonra mescide geldim; ve onu mescidin kapısında buldum.

(Bana) :

«Şimdİ mİ geldin?» dîye sordu.

— Evet, dedim.

«Dyle ise deveni bırak da gir iki rek'at namaz kıl!» buyurdular. Hemen içeri girerek namaz kıldım. Sonra döndüm. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bilâl'a benim için bir okıyye tartmasını emir buyurdu. Bilâl de dolu dolu tarttı. Ben oradan çekildim. Uzaklaştığım vakit:

«Bana Câbir'İ çağır!» emrini vermiş. Beni çağırdılar. (İçimden) şimdi deveyi bana iade edecek, dedim. Bu hayvan kadar kendisinden hoşlanmadığım hiç bir şey yoktu.

«Al deveni! Parası da senîn olsun!» buyurdular.



58- (...) Bize Muhammed b. Abdilâ'lâ rivayet etti. (Dedi ki.) : Bize Mu'temir rivayet etti. (Dedi ki) : Ben babamdan işittim. (Dedi ki) : Bize Ebû Nadra, Câbir b. Abdilîah'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir seferde idik. Ben su taşıyan bir devenin üzerinde idim, O da ordunun gerisinde bulunuyordu...

(Bâvi diyor ki) :

Câbir, Eesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kendisine çarptığını yahud dürttüğünü söyledi. Zannederim: elindeki fok şeyle dedi. (Ve sözüne devamla) şunları anlattı : Bundan sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem, herkesi geçmeğe başladı. Beni çekiştiriyor hatta kendisine mâni' oluyordum. Derken Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bu deveyi bana şu kadara satar m:sın? Allah da seni mağfiret buyursun!» diye sordu.

— O senindir yâ Nebiyyalîah! dedim. (Tekrar) :

«Bu deveyi bana şu kadara satar mısın? Allah da seni mağfiret buyursun!» dedi.

— O senindir yâ Nebiyyalîah! dedim. Bana : «Baban öldükten sonra evlendin mi?» diye sordu.

— Evet, dedim.

«Dul mu «Eden, bakire mi?» buyurdu.

«Bakire olsaydın ya! Birbirinizi güldürür; o senimle sen onunla oy-taşırdınız!» buyurdular.

Ebû Nadra demiş ki : Artık bu söz müslümanların diline teşbih oldu: Şöyle şöyle yap! Allah da seni mağfiret buyursun! demeye başladılar.

Bu rivayeti Buhârî «Nikâh», «Büyü'» ve «Şurût» bahislerinde; Ebû Dâvud «Cihâd»da, Nesâî «İşretü'n-Nisâ'»da muhtelif lâfız ve isnadlarla tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin bâzı rivayetlerinden Hz. Câbir kıssasının Tebûk seferinde geçtiği anlaşılıyor. Râvüerin birçokları bu ciheti mübhem bırakmış; İbni İshâk ise Vehb b. Keysân rivayetine kat'iyetle kail olmuştur. Bu rivayete göre vak'a Zâtü'r-Rikaa' gazasında geçmiştir. Aynı rivayeti Vâkıdi dahî tahrîc etmiştir. Tahâvî 'nin rivayeti de bunu te'yîd etmektedir. Zîrâ vak'anın Mekke yolundan Medine'ye dönerken cereyan ettiğini gösterir. Halbuki Tebûk yolu Mekke yolu ile birleşmez. Onunla birleşen yol Zâtü'r-Rikaa' yoludur. Sühey lî de buna kaildir.

Keys : Cima' ve akıl mânâlarına gelir. Kelime iki defa tekrar edilerek mansûb okunduğuna göre burada ondan murâd : Yâ igrâ' yahudu tahzîrdir. İgrâ olunca mânâsı: «Cima' etmelisin!» tahzîr kabul .edilirse : «Sakın cimâ'dan aciz gösterme!» demek olur; ve her iki veçhe göre çocuk istemeye teşvik sayılır.

Keyse akıl mânâsı verenlerce bu cümleden murâd : Çocuk doğurmak için akıllı davranmaktır.

Hz. Câbir'in devesi kızıl renkli bir hayvanmış. Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellemyin onu hakîkaten mi yoksa yalnız şeklen mi satın aldığı ihtilaflı olduğu gibi, kıymeti hakkındaki rivayetler de pek muhteliftir. Müs1im'in rivayetinde bir okıyye mukabilinde denilmiş; Buhârî'nin muhtelif rivayetlerinde : Bir okıyye, dört dînâr, bir okıyye altın, dört okıyye, beş okıyye, iki yüz dirhem, on dînâr gibi çeşitli kıymetler zikredilmiştir.

İmam Ahmed'le Bezzâr'm rivayetlerinde ise on üç dinara satın aldığı bildiriliyor. Halbuki nefselemirde fiyat bir olduğu gibi, hadîsin bütün râvileri de sika ve mu'temed zevattır.

Bu ihtilâfların sebebi hadîsin mânâ itibariyle rivayet edilmiş olmasıdır. Mânâ hep birdir.

İsmâî1î diyor ki: «Râvilerin fiyat mikdârı hususundaki ihtilâfları zarar etmez. Çünkü hadîsin siyakından murâd, Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve ScltemVin kerem ve tevâzu'unu, ashabına karşı gösterdiği şefkati ve duasının bereketini beyândır. Binâenaleyh bâzı râvilerin fiyat hakkındaki vehminden hadîsin asîmi çürütmek lâzım gelmez.»

Aynî muhtelif rivayetlerin arasını şöyle bulmuştur: Hadîste okıyye mutlak olarak zikredilmiş, fakat bir rivayette «bir okıyye altın» denilerek bundan, murâd ne olduğu bildirilmiştir. Başka bir rivayette beş okıyye gümüşe sattım denilmiştir. Şu halde satış altınla olmuş; ödeme gümüşle yapılmış demektir. Râvi de hadîsi bir defa satış anındaki fiyatla, başka defa Ödeme zamanındaki fiyatla rivayet etmiştir. İki yüz dirhem rivayeti beş okıyyeye uygundur. Çünkü bir okıyye kırk dirhem gümüştür. [9] Dört dînâr da okıyyeye uygundur. O zamanın dirhem ve dinarları muhtelif idi. İhtimal bir okıyye altın dört dînâr ederdi. İki okıyye rivayetine gelince: Bunların biri hayvanın kıymeti, diğeri Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sonradan ihsan ettiği okıyye olabilir. Nitekim bâzı rivayetlerde : «Bana bir okiyye de fazla verdi» denilmiştir. Bu hadîs «Büyü'» bahsinde görülecektir.



Bu Rivayetler Yukarıkilerden Fazla Olarak Şu Hükümleri İhtiva Ederler :


1- Resulü İlah (Sallailakü Aleyhi ve Selle m)'in dürtmesiyle tembel devenin en hızlı develerden daha sür'atli koşmağa başlaması bir mu'cizedir.

2- Seferden dönüşte iki rek'at namaz kılmak müstehaptır.

3- Bir şey satın alırken veya borç öderken tartıyı ağır basacak derecede doldurmak müstehaptır.

4- Bir şeyi tartmak için birini tevkil etmek caizdir. Ancak müvekkilin izni olmadıkça vekil tartıyı fazla dolduramaz.

5- Bir kimseden malını satmasını istemek caizdir.



17- «Dünya Meta'ının En Hayırlısı Salih Kadındır» Hadisi Babı


64- (1467) Bana Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr el-Hemdânî rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Yezîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hayve rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Şurahbîl b. Şerîk haber verdi; o da Ebû Abdirrahmân el-Hubulî'yi, Abdullah b. Amr'dan naklen rivayette bulunurken işitmiş ki, îtesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

«Dünya bir meta'd ir; dünya metâ'ınm en hayırlısı ise sâtiha kadındır.» buyurmuşlar.

Bu hadîsle ondan sonra gelen babın birinci hadîsi «Sahîh-i Müslim»'in bâzı nüshalarında yoktur.

Meta': Altınla gümüşten maada dünya malı, giyilen ve yere yayılan eşya, kendisiyle biraz faydalanıldıktan sonra çabucak bitip tükenen şey mânâlarına gelir. Burada ondan bu son mânâ kasdedilmiştir. Nitekim bir

âyet-i kerîme'de: [10]

«Dünya hayatı bir aldatma metâından başka bir şey değildir.» buyurularak onun değersizliğine işaret olunmuştur.

«Dünya bir metâ'dir» cümlesi bir teşbîh-i beliğdir. Bu vecize ile Fahr-i Kâinat (Sallallahü A leyhi ve Sellem) Efendimiz, hayâtı dünyâya mahsus zanneden düşüncesiz materyalistlere ihtarda bulunmakta ve ebedî hüsranlarına işaret buyurmaktadır. Bittabi dünyâlarını âhiretin ebedî hayâtını kazanmak için vesile ittihâz eden bahtiyarlar bundan müstesnadır. Çünkü dünya onlar için aldatıcı değil, bilâkis doğrudan doğruya hedefe götüren bir metâ-ı belâğdır. Nitekim bir hadîs-i şerif de :

«Salih bîr kimse için sâTıh mal ne güzel şeydir.» buyuruîmuştur. Sâ-liha kadından murâd : Namuslu, dindar ve terbiyeli olan kadınlardır.

Böyle bir kadının, hayatı müddetince kocasını ne derece mes'ûd edeceği îzâha muhtaç olmayan bir hakikattir. Evinde huzur ve dirlik bulunmayan bir erkek ne kadar zengin olursa olsun bedbahttır. İşte «dünya metâ'mın en hayırlısı sâliha kadındır» cümlesi bu hakikati nâtıktır.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir hadîs-i şerif'de : «Uç şey vardır kir bunlar Âdem oğlunun seâdeîİnden ma'dûttur : Sâliha kadın, elverişli mesken ve iyi hayvan. Yine üç şey vardır ki, bunlar da Âdem oğlunun şekaaveti cümlesindendir : KÖtü kadın, kötü mesken ve kötü hayvan!» buyurmuşlardır.



18- Kadınlar Hakkında Vasiyyet Babı


65- (1468) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana İbni'l-Müseyyeb, Ebû Hüreyre'den nak-!en rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş : Kesûlüllah (Sallaİlahü Aleyhi vi Seilem) :

«Gerçekten kadın kaburga kemiği gibidir. Onu doğrultmağa kalkarsan kırarsın. Hâli üzere bırakırsan kendisinden, eğrilik bulunduğu halde istifâde edersin.» buyurdular.



(...) Bana Züheyr b. Harb üe Ahd b. Humeyd ikisi birden Ya'kub b, İbrâhîm b. Sa'd'dan, o da Zührî'niıı kardeşi oğlundan, o da amcasından bu isnâdla bu hadîsin tamamiyle mislini rivayet ettiler.



59- (...) Bize Amru'n-Nâkıd ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Lâfız İbni Ebî Ömer'indir. (Dediler ki) : Bize Süfyân, Ebu'z-Zinâd'dan, o da A'rec'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Kesûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz ki, kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Senin İçin yek-nasak bir şekilde doğrulmaz. Ondan istifade etmek İstersen kendisinde eğrilik olduğu halde istifâde edersin; doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kadının kırılması boşanmasıdır.» buyurdular.



60- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyn b. Alî, Zâide'den, o da Meysera'dan, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (SaHatlahü Aleyhi ve Se!lem)'den naklen rivayette bulundu;

«Her kim Allah'a ve âhiret gününe îmân ederse bir şey gördüğü zaman yâ hayır söylesin; yahud sussun! Kadınlar hakkındaki vasiyyeti (mi) tutun! Çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratslmışihr. Kaburganın en eğri yeri de üst kısmıdır; doğrultmağa kalkarsan kırarsın; (hâli üzere) bırakırsan eğri kalmakta devam eder. Kadınlar hakkında birbirinize hayır tavsiye edin!» buyurmuşlar.

Bu hadîsi Buhârî «Bed'üi-Halk» ve «Nikâh» bahislerinde tah-rîc etmiştir.

Dıla': Kaburga kemiği demektir; cem'i: adla' gelir. Bu kelimeyi dil' şeklinde okuyanlar da vardır. Küennes bir kelimedir.

Avec veya Ivec : Eğrilik mânâsına gelir. Bu kelimeyi bâzı râviler ivec, birçokları da avec şeklinde zaptetmişlerdir. Hafız Ebu'l-Kasim b. Asâkir ile diğer bir takım ulemâ «Ivec» okumuşlardır. Burada müreccah olan da budur. Çünkü lisân âlimleri iki okunuş arasında fark görmüş, avec'in duvar ve ağaç gibi dik duran şeyler hakkında, ivec'in ise yaygı, yer, maaş, borç ve sâirede kullanıldığını söylemişlerdir. Bir takımları avec'in görünen şeylerde, ivec'in ise fikir ve söz gibi görünmeyen şeyler hakkında kullanıldığını bildirmişlerdir.

Dâvûdî'nin beyanına göre bu hadîste kadının kaburga kemiğine benzetilmesi Hz. Havva kaburgadan yaratıldığı içindir. Sultânü'l-müfessirîn İbni Abbâs (RadiyaiUılıü arh, Hz. Havva 'nın, Adem Aleyhîssekım) uyurken onun sağ kaburgalarının en kısasından yaratıldığını rivayet etmiştir. Âdem (Aleykissclam) uyandığı zaman Hz. Havvâ'yi yanında otururken görmüş ve kucaklamış. Teâlâ Hazretleri de :

«Sizt bîr nefisden yaratan, zevcesini de ondan halk eden (AMah'dan sakının.» [11] buyurarak buna işaret etmiştir.

cümlesini Kaadî Beyzâvî: «Kadınlar hakkında size vasiyyette bulunuyorum; bu vasıyyetimi tutun!» şeklinde tefsir etmiştir. Bu tefsire göre kaburga eğrilik mânâsına İstiare edilmiştir. Yâni kadınlar eğri bir asıldan yaratılmışlardır. Binâenaleyh onlardan istifâde ancak kendilerini idare etmek ve eğriliklerine sabru tehammül göstermekle mümkün olur.

Tîbî'ye göre bu cümle : «Kadınlar hakkında nefislerinizden hayır tavsiyesi isteyin!» manasınadır ve mübalağa ifâde eder. Mezkûr cümle ile umûmî hitâb kabilinden : «Birbirlerinize kadınlar hakkında hayır tavsiye edin!» mânâsı kasdedilroiş de olabilir. Kadınların hassaten tavsiye edilmesi zayıf ve işlerine bakacak bir kimseye muhtâc oldukları içindir.

Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayetinde: «Her kim Allah'a ve âhir et gününe îmân ederse bir şey gördüğü zaman yâ hayır söylesin yâhud sussun!» buyuruluyor. Bu cümlenin mefhumu muhalifine bakılırsa hayır söylemeyen yâhud susmayan bir kimsenin mü'min olamayacağı anlaşılırsa da hadîsden kasdedilen mânâ bu değil, böyle bir kimsenin kâmil mü'min sayılamayacağını beyândır.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Hz. Havva', Âdem (Aleyhisselam)'m kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Birçok fukahânın kavilleri bir .

2- Müslümana yakışan hareket daima hayfaydalı şeyler konuşmaktır. Haram veya mekruha vardım: korkuş. faydasız mubah sözden bile kaçınmalıdır.

3- Kadınlara rifk-u mülâyerneüe muamele etmeli, onların eğrilik ve hırçınlıklarına sabr-u tehammül göstermelidir.

İmam Gazali: «Kocanın karısı ile iyi geçinmesi, ona karşı güzel ahlâkla muamelede bulunması kadının hakkıdır. Güzel ahlâkdan murâd : Kadına ezâ-cefa etmemek değil, onun ezasına tehammü! göstermek, Resûlülluh (Sallattahu Aleyhi ve Sellemj'in yolundan giderek kadının taşkınlık ve gazabına karşı hulîm selim davranmaktır.» diyor.

4- Kadınların eğriliğini doğrultmaya imkân yoktur. Kaaını ne bahasına olursa olsun doğrultmaya çalışan onu mutlaka kırar. Bundan mu-râd onun boşanmasıdır.

Kadının eğriliği, ahlaken hırçın, aklen zaif olması, sebepsiz olarak boşanmak istemesi, kocasının tahammül edemeyeceği tekliflerde bulunması, aile sırrını ifşa etmesi, dedikodu yapması gibi şeylerdir.

Erkek hiç bir zaman kadından müstağni kalamayacağı cihetle geçinmenin çaresini bulmak, metîn ve sabırlı olmak ona düşen bir vazifedir.



61- (1469) Bana İbrahim b. Musa er-Râzî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsâ yâni İbni Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülhamid b. Ca'fer, İmrân b. Ebî Enes'den, o da, Ömer b. Hakenvden, o,da Ebû Hü-reyre'den naklen rivayette bulundu. Ebû Hüreyre şöyle demiş; Resûlüllalı (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bîr mü'min bir mü'mineye buğzefrmesin; (çünkü) onun bir huyunu beğenmezse başka bîr huyunu beğenir.» Yahud «Başkasını beğenir.» buyurdular.



(...) Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Âsim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülhamid b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İmrân b, Ebî Enes, Ömer b. Hakem'den, o da Ebû Hü-reyre'den, o da Peygamber (SaliaHahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet eyledi.

Bu hadîs hakkında Kaadî lyâz şunları söylemiştir : «Bu hadîs nehî değil, haberdir. Yâni mü'min mü'mineye tamamen küsmez demektir. Erkeklerin kadınlara dargınlığı, kadınların erkeklere buğzetmesi gibi değildir. Bundan dolayıdır ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu freğenir» buyurmuştur.

Fakat Nevevî, Kaadî !nin bu sözünü kabul etmemiş; onur, zaif hattâ hatâ olduğunu söyledikten sonra sözüne şöyle.devam etmiştir: «Doğrusu hadîs nehîdir. Yâni erkek kadına buğzetmesin; çünkü kadında beğenmediği bir huy bulsa bile-beğenilecek başka huy da bulur demektir. Meselâ kadın hırçın ahlâklı olur fakat dindardır; yâhud güzel veya namusludur. Benim söylediğim nehi olması hususu iki vecihle teayyün eder.' Birinci vecih : Hadisin rna'ruf ve meşhur rivayetlerinin (lâ yefrek) şeklinde meczûm nakledilmesidir. Bu şekil nehyin kendisidir. Merfû' olarak rivayet edilse bile mânâ haber lâfziyle nehî olur.

İkinci vecih bu beyanın aksinin vâki' olmasıdır; zira bazı kimseler kanlarına şiddetle buğz etmektedirler. Eğer hadis haber olsaydı bu haberin aksi zuhur edemezdi. Halbuki buğz vâkidir. Kaadî'nin bu şekildeki tefsirine sebep nedir bilmiyorum.»

Ferk : Buğzetmek, küsmek demektir.

Hadîs-i şerif bundan önceki rivayetlerde olduğu gibi erkekleri sabr-u tahammüle teşvik etmektedir.



19- Eğer Havva' Olmasa İdi Hiç Bir Kadın Ebediyyen Kocasına Hıyanet Etmezdi»Hadisi Babı


62- (1470) Bize Hârûıı b. Ma'ruf rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr b. Hârİs haber verdi. Ona da Ebû Hüreyre'nin âzâdlısı Ebû Yûnus, Ebû Hüreyre'den, o da Re-sûlüllah (SaliüUahü Aleyhi ve SelienO'dçn naklen rivayet etmiş ki. Peygamber (SüUaHahü Aleyhi ve Selle m) Efendimiz :

«Eğer Havva' olmasa idi, hiç bir kadın ebediyyen kocasına hıyânel etmezdi.» buyurmuşlar.



63- (...) Bize Muhammet) b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemmam b. Müneb-bih'den naklen haber verdi. Hemmam : Bize Ebû Hüreyre'nin Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlemyûen rivayeti budur, diyerek bir takım hadîsler zikretmiştir. Onlardan biri de şudur :

Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) :

«Eğer Benî İsrail olmasa idi yemek bozulmayacak, et de kokmaya-caktı. Havva olmasa hiç bir kadın ebediyyen kocasına hıyanet etmezdi.» buyurdular.

Bu hadîsi Buharı «Ehâdîsü'l-Enbiyâ» bahsinde tahrîc etmiştir.

Ulemânın beyânına göre Hz. Havva' hadîsinden murâd : Cennette Âdem tAlleyhis$elam)'ı memnu' olan ağaçtan yemeğe da'vet etmesidir. Bu suretle Havva' (Aleyhisselam) kocasının hatasına sebep olmuş; sair kadınların kocalarına hıyanetleri de ondan kalmıştır. Hz. Havvâ'ya neden bu isim verildiği ve nerede yaratıldığı ulemâ arasında ihtilaflıdır. İbni Abbâs (Raâiyallahu anh) 'ya göre Hz. Havvâ' her canlının anası olduğu için kendisine bu isim verilmiştir. Bâzıları canlı olan Hz. Âdem 'den yaratıldığı için kendisine Havva' denildiğini söylerler. Her iki kavle göre de kelimenin dirilik mânâsına gelen (hayât) dan alındığına işaret vardır.

Havva' (Aleyhisselam) bâzılarına göre Hz. Âdem cennete girmezden evvel yaratılmıştır. Cennette yaratıldığını söyleyenler de vardır.

Mârûdî cennetteki memnu' ağacın buğday olduğunu söylemiştir. Bir takımları bunun incir, daha başkaları kâfur hattâ üzüm olduğunu bildirmişlerdir. «Bu ağaç huld ağacı idi; meyvesinden melekler yerdi.» diyenler bile olmuştur.

Benî İsrail meselesine gelince : Onlara her gün sabahtan akşama kadar gökten bıldırcın kuşu ve kudret helvası yağardı. Kendilerine verilen emir mucibince bunlardan yalnız günlük ihtiyaçlarını alır, cuma ile cumartesi günlerinin nafakasını da biriktirirlerdi; fazla bir şey biriktirirlerse bozulur, kokardı. İşte yiyeeeklern bozulup kokması bundan kalmıştır. Bu rivayet Katâde'den nakledilmiştir.

Ebû Nuaym «EI-HıIye» nâm eserinde Vehb b. Münebbih 'den şunları nakleder : «Bâzı kitaplarda Allah Teâîâ'nm şöyle buyurduğunu gördüm : Eğer ölenin çürüyüp bitmesine hüküm etmese idim onu ailesi evlerinde hapsederler; yiyeceğe bozulmayı takdir etme-sem onu da zenginler fakirlerden gizlerlerdi.»


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sübi-i mürailik, bu I û iz ç;ığ:u'.! \;>klas"i çocuk

[2] Ayet-İ Kerîme.

[3] Âyet-i Kerîme.

[4] Sure-î Nisa,' âyet: 24

[5] Liâan: Hâkim huzurundu yeminlerle tc'Kîd edilerek yapılan lânetleşmedir. İleride l^ahsi gelecektir.

[6] Sure-i Nisa, âyet: 129

[7] Sure-i Ahzâb âyet: 51

[8] Âyet-i Kerîme

[9] Fakal .muhtelif örflere göre bu m?.kdar değişmiş; yerine göre 10, 12, 50, 60, 100, 150 hatta 1000 dirhem olmuştur. Altının okıyyesi için muayyen vezin yoktur.

[10] Sure-i Âl-i îmrân. âyet: 185

[11] Sûıt-i Nİsâ. âyel : 1.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/