HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > ORUÇ BAHSİ 2

 

islam

125- (1128) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Musa rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şeybân, Eş'as b. EbiV Şa'sa'daıı, o da Ca'fer b. Ebî Sevr'den, o da Câbir b. Semûra (Hadıyallahû anh) 'dan naklen haber verdi. Câbir şöyle demiş :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) aşûra günü oruç tutmanızı bize emreder, bizi buna teşvikde bulunur, o gün bizim hâlimizi tefriş eylerdi. Ramazan orucu farz kılınınca bir daha bize ne emir buyurdu ne de nehiy. O gün gelince bizi teftiş de etmez oldu.»

Bu rivayetlerde geçen

«Romazan ayı inmezden Önce» ve

«Ramazan farz kılındı.» gibi tâbirlerden murad : Ramazan orucudur.

Bu rivayet aşûra orucu hakkında ki emirin vücûb ifâde ettiğine kâail olanlar aleyhine delildir.



126- (1129) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yunus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Humeyd b. Abdirrahman haber verdi ki, kehrisi Muâviyetü'bnÜ Ebî Safyan'ın Medine'de yani Medine'ye bir gelişinde hutbe okurken dinlemiş. Muâviye, Medine'lilere aşûra gününde hutbe îrad ederek:

«Ulemânız nerede ey Medineliler? Ben bu gün için ResûlÜllah (SaUallahü Aleyhi ve SeUem)'i şöyle buyururken işittim:

— «Bu gün a şura günüdür. Allah, bu günün orucunu size farz kılma-mistir. Ama ben oruçluyum. İmdi sizden kim oruç tutmak isterse tusun, kim tutmak istemezse o da tutmasın.»



(...) Bana Ebu't-Tâhİr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti, (Dedi kf : Bana Mâlik b. Encs, İbni Şihab'dan bu isnadla bu hadîsin mislini haber verdi.



(...) Bize tbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sâfyan b Uyey-ne, Zührî'den bu isnadla rivayette bulundu. Muâviye, Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'i böyle bir günde :

«Ben, oruçluyum. İmdi kim oruç tutmak İsterse tutsun,» buyururken işitmiş.

Hâvi, Mâlik ile Yûnus rivayetlerinin geri kalan kısımlarını zikrememiş.

Bu hadisi Buhâri ile Nesâi «Kitâbu's-Savm» da tahric etmişlerdir.

Buhâri'nin rivayetinde «Hacc ettiği sene.» kaydı da vardır.

Taberî: «Muâviye halîfe olduktan sonra ilk haccını (44), son hac-cım da (575) yılında yapmıştır.» diyor.

Bâzıları buradaki haccından murâd : Onun son haccı olduğunu söylemişlerdir. Maamafih hadisde buna bir delil yoktur.

Nevevî diyor ki: «Muâviye 'nin (Ulemânız nerede?) demesine sebep bâzılarının aşûra orucu için: Vâcibdir, dediklerini, bir takımlarının onu haram, daha başkalarının da mekruh saydıklarını işitmiş olmasıdır. Bu sözü ile mezkûr orucun farz, haram ve mekruh olmadığını bildirmek istemiştir.»

İbni Tîn'e göre ulemânın muvâfakatlarmı almak için söylemiş olması ihtimâli vardır.

Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Seltem) 'in :

«Ama ben oruçluyum, buyurması aşûra orucunun faziletine delildir. Zira bu oruç faziletli olmasa Resûlüllah (Sallallühü Aleyhi ve Sellem) o gün oruç tutmazdı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ümmeti için bir nu-mûne-i imiisâldir.



127- (1130) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hü-

şeym, Ebû Bişr'dan, o da Saîd b. Cübeyr'den o da İbni Abbâs (Rcdiyallahû ahhûmaydaın. naklen haber verdi. Şöyle demiş:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Medine'ye geldi de, Yahudileri aşûra günü oruç tutarken buldu. Kendilerine bunun sebebi soruldukta:

«Bu gün Allah'ın, Musa ile Ben: İsrail'i Fir'avuna karşı muzaffer kıldığı gündür. İşte biz onu ta'zim için oruç tutuyoruz.» dediler. . Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellenı):

«Biz, Hz. Musa'ya sizden daha evlâyız.» buyurdu ve o gün oruç tu-t utmasını cm reyle di.



(...) Bize, bu hadîsi İbni Beşşâr ile Ebû Bekir b. Nâfi' hep birden Muhammed b. Cafer'den, o da Şu'be'den, o da Ebû Bişr'dari bu isnâdla rivayet ettiler. Yalnız burada râvi: «Resûlüllah (Suila'lahiİ Aleyhi ve SeUem) Yahudilere bunun sebebini sordu.» demiş.



128- (...) Bana tbniömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân Ey-yub'dan o da Abdullah [33] b. Said b. Cübeyr'den oda babasından, o da İbni Abbâs (Radiyallahû anhûma) 'dan naklen rivayet etti ki Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Se//em.)Medine'ye gelmiş de Yahudileri aşûra günü oruç tutarlaken bulmuş Bunun üzerine onlara:

— «Oruç tuttuğunuz bu gün nedir? diye sormuş. Yahudiler :

— «Bu çok büyük bir gündür. Bu günde Allah, Musa ile kavmini kurtardı da Fir'avun ile kavmini (suda) gark etti. Musa da buna şükür İçin oruç tuttu. İşte biz de bu günün orucunu tutuyoruz.» demişler. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— «Öyle ise biz Musa'ya sizden daha yakın ve daha evlâyız.» buyurmuş, ondalı sonra o gün Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve f'Uem) hem kendisi oruç tutmuş hem de tutulmasını emir buyurmuşta



(...) Bize İshak b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrazzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'msr, Eyyûb'dan bu isnadla rivayette bulundu. Şu kadar var kî o : «Sn id b. Cübeyr'in oğlundan» demiş, adını söylememiştir.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu's-Savm» ile «Ehâdîs'l-Enbiyâ» da, Ebû Dâvud, Nesaî ve İbni Mâce «Kitâbus'—Savm« da muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Rivayetler arasında az çok lâfız farkları vardır.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Yahudi1er'in cevâbından sonra oruç tutması ve ashabına oruç tutmalarını emir buyurması bu oruca o günden sonra başlamış mânasına alınmamalıdır. Maksad : Öteden beri tutmakda olduğu c oruca devam etti demektir. Çünkü Resûlüllah (SallaHâhii Aleyhi ve Sellem) 'in onu Medîne'ye gelmezden önce tutar -dığı başka rivayetlerden anlaşılmıştır. Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir :

Hadîsin zahiri, Peygamber Aleyhi ye Sellem) 'in Medine'ye geldiğinde Yahudileri oruçlu bulduğunu gösteriyor. Halbuki onun Medin e'yegelişi Rebîulevvel ayındadır. Aşçra ise muharremdir.

Cevap şudur: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Yahudi1er'in Aşûra günü oruç tuttuklarını Medine'ye geldiği gün işitmiş sı sormuştur.

Bâzıları bu sözde mahzuf bulunduğunu- söylemişlerdir. Onlara t?nre «Peygamber (Sallallahü Aleyhive 5e/fem) Medine'ye geldi de ajura gününe kadar orada kaldı, ve yahudilerin o gün oruç tuttuklarını gördü» takdirindedir.

Gerçi yahudilerin habürine i'timad edilemezse de Resûlüllah (SaUaltdhü Aleyhi ve Sellem)'\n bu orucu vahi tarîki ile haber alması kuvvetle muhtemel olduğundan orucunu onların verdiği habere itimaden tutması lâzim gelmez.

Bâzıları Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'n bu orucun kendi içtihadı ile devam ettiğini söylerler. Bir takını ulemâ da bunu ona müs-lümanlığı kabul eden Yahudi1er'in söylemiş olması, yahut haberi veren Yahudi1er'in adetçe tevatür derecesine varmaları ihtimali üzerinde durmuşlardır. Bittabi tevâtüde islâmiyyet şart değildir.

Bu hususda Kaadî Iyaz şunları söylemiştir: « Kureyg'ini Aşûra orucunu tuttukları, Peygamber (ScValiahü Aleyhi ve Seîiem). dahi bu orucu tutardığı sabit olmuştur. Medîne'ye geldiği zaman dahi aynı orucu tutmuştur. Binaenaleyh Yahudiler 'in orucu ona yeni bir hüküm isabet etmiş değildir ki üzerinde lâf etmeye hacet kalsın. Bu ancak bir hâlin tavsifi ile bir sualin cevabından ibarettir...»



129- (1131) Bize Ebû Bekir b. Eli Şeybc ile Ibnü Nüraeyr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Üsâme, Ebû Umeys'den, o da Kays b. Müslim'den, o da Tarık b. Şihât'dan, o da Ebû Musa (Radiyallahû anh) 'dan naklen rivayet eyledi. Ebû Musa şöyle demiş:

«Aşûra günü, yahudilerin ta'zim ve bayram ettikleri bir gün idi. Re-sûlüllah dahi: «Siz ogün oruç tutttun» buyur- (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) lar.



130- (...) Bize bu hadisi Ahmed b. Münzir [34] de rivayet ettij (Dedi ki) :Bize Hammâd b. Üsâme rivüyet etti. (Dedi ki) : Bana Kays ber verdi, ve bu i sn âdin buhadisin mislini rivayet etti. O: «Ebû Üsamc dedi ki: Bana da Sadahatü'bnü [35] Ebî Imran Kays b. Müslim'den o da Tarık b. Şihâb'dan, o da Ebû Musa (Radiyallahû anh) 'dan naklen rivayet etti. Ebû Musa şâyle demiş: Hayberliler Aşûra günü oruç tutar, o günü bayram ittihâz ederler, o gün kadınlarına ziynetlerini ve güzel elbiselerini giydirirlerdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

O gür sîz de oruç tutun, buyurdular.» ifadesini ziyade etti.

Eu hadîsi Buharı «Kitâbu's-Savm» ile «ttyânü'l - Yahid» de, Nesaî «Kitabu's-Savm» da tahric etmişlerdir.

Sara : Güzel elbise, demektir. Bâzıları «güzel kılık kıyafet» mânasına geldiğini söylemişlerse de, Aynî burada onu bu mânâya almanın çirkin bir hatâ olduuğnu söylemiştir. Zira hadîsde Yahudi1er'in Sarayı kadınlarına giydirdikleri bildirilmektedir.

Hadîsin bazı rivayetlerinde Yahudiler'in Aşûra günü bayram yaptıkları, bu rivayette ise hem oruç tuttukları hem de bayram yaptıkları bildiriliyor.

Gerçi bayram günü oruç tutmak memnu ise de bu bizim şeriatımıza göredir. Onların şeriatına göre baayram günü oruç tutmak caiz olabilir.

Bir de Yahudiler'in bayram yapmasından o günü hakikaten bayram olması icab etmez.



131- (1132) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe ile Amru'n-Nâkıd hep birden Süfyan'dan rivüyet ettiler. Ebû Bekir (Dedi ki) :Bize tbni Uyeyne Ubeydullah b. Ebi Yezid'den rivayet etti. O da İbni Abbas'dan dinlemiş İbn Abbâs (Radiyallahû anhûma) 'ya aşûra günü oruç tutmanın hükmü sorulmuşda:

— «Resulüllah (SaÜallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bu günden başka sair günler üzerine faziletini dileyerek oruç tuttuğu bir gün ve bu aydan ynai ramazandan maada faziletini dileyerek oruç tuttuğu bir ay bilmiyorum.» demiş.



(...) Bana Muhammed b. Rafi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdur-razâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüneyc haber verdi. (De,di ki) : Bana Ubeydullah [36] b, Ebî Yezîd bu isnâdda bu hadisin mislini haber verdi.

Bu hadisi Buharı ve Nesaî «Kitâbu's-Savm» da tahric etmişlerdir.

Kirmanı diyor ki : Ulemâ ResûlvMahi Sallcilahü Aleyhi ve Sellem) 'in Aşûra ile Ramazan oruçlarına hasseten ehemmiyet vermesi Ramazan oruç farz olduğu içindir, tik zamanlarda aş»ra oruca dahi farzdı, demişlerdir.

Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir: «Bâzı hadîslerde günlerin en faziletlisi Arefe olduğu bildirilmiştir. Bu hadîsten isen en faziletli günün Aşûra olduğu anlaşılıyor. Bunların arası nasıl bulur?»

Kirmani bu suâle şöyle cevap vermiştir: «Aşûra'nın efdal olması, o gün oruç tutulduğu içindir. Arefe 'nin efdal olması başka cihettendir.» :

Bâzılarına göro Kamhan orucu farz Aşûra orucu mendûb olduğu halde Resûlüllah (Salkıilahii Aleyhi ve Seller») Vn sevap hususunda müşterek oldukları içindir .

Fakat Aynî bu mütalaanın söz görtürdüğü söylemiştir. Çünkü sevap hususunda müşterek olmak yalnız bu iki oruca mahsus değildir.

Hâsılı babımız hadisleri Aşûra orucunun câhiliyet devrinde Araplarla Yahudilerin tuttuğu bir oruç ojduüjunu. Islâmiyetin ilk zamanlarında onun müslümanlara da far Ulnıdıgını sonra Ramazan orucu ile neshedilerek mendûb hükmünde kaldığını bildirmektedir.



20- Aşüra Orucunun Hangi Gün Tutulacağı Babı


132-(1133)Bize Ebû Bekir bi Ebî Şeybc rivayet etti. (Dedi ki) : Bize veki' b. Verrâh, Hâvib b. Ömer'den hakem b. A'rac'dan naklen rivayet etti. Hâkim şöyle demiş: îbni Abbâs (Radiyallahû anhûma) 'miji yanına vardım, kendisi zemzemin yanında cübbesini başının altına koyarak uzanmıştı, ona dedim ki:

— «Bana a şûra orucundan haber ver.» İbııi Abbâs f Radiyallahû anh)

— «Muharremin hilâlini gördün mü günleri saymaya başla ve 9. günü oruçlu olarak sabahla.» cîedi.

— «Resûlüllah tSallallahü Aleyhi ve Sellemj Aşûra orucunu böyle mi fulardı? dedim, İhm Abbâs (Radiyallahû r.nh) .

— «Evet.» cevabını verdi.



(...) Bana Muhaınmed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b Saîd El-Kattân, Muâviyetü'bnü Amr'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Hakem b. A'rac rivayet" etti. (Dedi ki) : İbni Abbâs (Radiyallahû anhûma) 'ya Aşûra orucunu sordum, kendisi zemzemin yanında cübbesini başının altına koyarak uzanmıştı...»

Ve hadisi Hâcib b. Ömer hadîsi gibi rivayet etti.

Bu hadîsi Ebû Dâvud (202—275) ile Tirmizi (209—279) dahi tahric etmişlerdir.

Tirmizi'nin yalnız başına rivayet ettiği îbni Abbâs hadisinde :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Aşûra orucunun 10. gün tutulmasını emir buyurdu.» demektedir.

Tirmizi : «Bu hadîs hasen sahilidir.» demişse de, bununla iki rivayetten hangisini kastettiğini beyan etmemiştir. Hadîs ulemasına göre Tirtn.izi 'nin «Hasen sahih» dediği hadîs birincisi yani kitâbjm'ızdaki rivayettir. Tirmzi'nin yalnız başına tahric ettiği ikinci rivayet mun-katı'dır. Zira hadîsi Hsn-ı Basrî Hz. İbni Abbâs'dan rivayet etmiştir.Halbuki Hasan-ı Basri bunu İbni Abbâs 'dan dinlemiştir. Mezkûr rivayet Tirmizi'nin de tahric ettiği babımız hadîsine muhalif olduğu için şâzzdır.

Babımız hadîsi Aşûra orucunun 9. günde tutulacağını göbtermek-te ise de Ayni, Hz. İbni Abbâ s'm bu sözüyle«9. ve 10. günleri tut.» demek istediğini söylüyor. Ona göre İbni Abbas (Radiyallahû anh) «Evet» demekle Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in onu sonra göreceğimiz hadîsdeki:

«Gelecek seneye inşaaliah 9. gün oruç tutarız.» sözüne işaret Emiştir.

Kaadî İyâz: «İhtimâl Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bu niyeti de Yahudiler'e benzememek için 9. ve 10 günleri oruç tutmaktı. Nitekim diğer bir rivayette : (9. ve 10. günleri tutun.) buyurmuştur...» diyor.

Bâzılarına göre Hz. İbni Abbâ s'ııı buradaki «Evet» cevabı »Gelecek seneye sağ olursa 9. gün oruç tutar.» manasınadır.

Ebû Ömer îbni Abdilberr (36a—463) : «Bu söz Peygamber (Sattallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatına kadar Aşûra orucunu Muharrem'in 10 unda tuttuğuna delildir. Medîne'ye gelinceye kadar onu bu şekilde tutmuştur. îbni Abbâs hadîsinden mahfuz olan budur Ama bu babda Îbni Abbâ s'dan rivayet olunan eserler muztarîptir.» demiştir.

Nevevî diyor ki: «îbni Abba s'ın bu sözü onun mezhebine «Öre Aşûra orucunun 9. günü tutulacağını sarahaten göstermektedir.

Selef ve Hale fin cumhuruna göre Aşûra orucu Muharrem'in 10. günü tutulur...»



133- (1134) Bize Hastn b. Aliy El-Hulvâni rivayet etti. (Dedi ki) : Bibe Îbni Ebî Meryen rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Eyyub rivayet eyledi (Dedi ki) : Bana İsmail b. Ümraeyye rivayet etti ki Ebû Gatafan [37] b. Tarif El-Mürri'yi şöyle derken işitmiş : Ben, Abdullah b. Abbâs (Radiyallahû anhûma) 'yi şunları söylerken dinledim :

«Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) Aşûra günü oruç tuttuğu ve tu tutmasını emir buyurduğu zaman eshab

— Yâ Resûlüllan, şüphesiz ki bu gün Yahudilerle Hristiyanların ta'-zim ettikleri bir gündür, dediler. Bunun üzerine Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem):

— «Gelecek seneye inşaattan 9. gön oruç tutarız,» buyurdular, tbni Abbâs:

— «Fakat gelecek sene gelmeden Resûlüllah (ScMal lahit Aleyhi ve Sellem) vefat etti.» dedi.



134- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Veki', tbni Ebî Zi'b'den, o da Kaasim b. Abbâs'dan u da Abdullah b. Umeyr'den, o da Muhtemelen Abdullah b. Abbâs (RadiyalUthû anhûma) 'dan demiş olmak üzere rivayet etti.

İbni Abbâs (Radiyallahû anh) şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— «Eğer gelecek seneye kadar yaşarsan mutlaka 9. gün oruç tutarım.» buyurdular.

Ebû Bekir'in rivayetinde : «Yani Aşûra gününde, dedi.» ibaresi de vardır.

Nevevî diyor ki: «Bu hadîe Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in daima Muharremin 9. günü oruç tutmadığını tarsîh etmektedir. Bu suretle onuncu gün oruç tuttuğu meydana çıkar. îmam Şâfiı ile diğer Şâfiîye uleması, îmanı Ahmed, tshâk ve sair ulema Muharrem'in 9. ve 10. günlerinde oruç tutmanın müstehab olduğuna kaaildirler. Çünkü Peygamber (Salîallatiü Aleyhi ve Sellem) Muharremin 10. günü oruç tutmuş, sağ kalırsa 9. günü tutmaya da niyet etmiştir.»

Ulemanin bu husustaki kavillerini az yukarda görmüştük.



21- Aşüra Günü Oruç Tutmayan Kimsenin, O Günün Kalan Kısmını Yemeden Geçirmesi Gerektiği Babı


135- (1135) Bize Kutaybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hatim yâni İbni İsmail, Yezîd b. Ebî Ubeyd'de, o da Selemetü'bnü Ekvâ' (Radiyaüahû anh) 'dan naklen rivayet etti ki Seleme şöyle mediş : Resûlüllah (Sallailâhü Aleyhi ve Sellem) Aşûra günü Eşlem kabilesinden bir a Ham göndererek halk arasında şunu ilân etmesini emir buyurdu:

— «Kim oruçtu değilse oruç tutsun, yemek yemiş olan da orucunu geceye kadar tamamlasın.»

Bu hadisi Buhâri «Kitâbu's-Savm'ın bir - iki yerinde, Nesaî dahi «Kitâbu's-Savm» da muhtelif ravile^den tahrîc etmişlerdir.

BesûlüIlah(Aleyhi ve Sellem) 'in- ilân için gönderdiği zatın ismi Hind b. Esma b. Harisete'l-Eslemî 'dir.

Vahya e1 - Katiân sın ibr rivayetinde Resûaüllah (Sallailâhü Aleyhi ve Sellem) Eşlem kabilesinden bir adanla :

— Kavminin arasında îlan et...» buyurdu.» denilmiştir.

İmam Ahmed b. Hanbel ile İbni Ebî Hays em e' nin tahdic ettikleri bir rivayette Hz. Hind: Şâyle demiştir: «Peygamber (Sallailâhü Aleyhi ve Sellem) beni kavmim olan Eslem'e gönderdi de

— Kavmine emret, bu Aşûra gününde oruç tutsunlar. Günün evvelinde yemek yemiş kimse bulursan günün kalan kısmını o da oruçla geçirsin.» buyurdular



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1) Hanefiîye ulemâsı gerek babımız hadîsi ile gerekse İmam Ahmed'in tahric ettiği Hind rivâyetiyle ramazanda olsun, başka zamanlarda olsun geceden oruca niyetlenmeyen kimsenin orucunun sahih olduğuna istidlal etmişlerdir. Çünkü Peygamber (Sallailâhü Aleyhi ve Sellem) gündüzleyin oruca niyetlenmeyi emir buyurmuştur. Bu emir oruca geceden niyetlenmenin şart olmadığına delildir.

Ulemâdan bazıları «Mezkûr emir aşûra orucunun farz olmasına mü-tevakkıftir. Halbuki ulemanın kavillerinden bu orucun farz olmadığını tercih ettikleri anlışılıycr.» demişlerdir. Hz. Âişe'nin :

Bu babda Aynî şunları söylüyor : «Buhârî ile Müslim

(Aşûra günü câhiliyet devrinde Kureyş'in oruç tuttukları bir gündü. O gün Peygamber (Sallailâhü Aleyhi ve Sellem) de oruç tutardı. Medine'ye geldiğinde dahi bu orucu tuttu ve tutulmasını emir buyurdu. Ramazan orucu farz kılınınca bu oruç hakkında

— İsteyen onu tutar, isteyen terkeder, buyurdular) dediğini rivayet etmişlerdir.

Bu hadîs olanca sarahati ile Aşûra orucunun bir zamanlar farz idiğini ilân etmektedir.

Yine Âişe ile Abdullah b. Mes'ud, Abdullah b. Ömer ve Câbir b. Semûra hazerâtından rivayet olunduğuna göre :

(Ramazan orucu farz kılınmazdan önce aşûra günü oruç tutmak farz idi. Ramazan orucu farz kılınınca artık isteyen, o orucu tuttu, isteyen ter-ketti.) Mezkûr" hadîsi İbni Şed dât «Ahkâm» mda rivayet etmiştir.

Diğeri bir rivayete nazaran Peygamber(SaV.altahü Aleyhi ve Seîlem) Medine 'nin etrafındaki Ensâr köylerine haber göndererek:

(Aşmm gün ü kim oruçlu olarak sabahladıysa orucunu tamamlasın, kim oruçsuz olarak sabahladıysa o günün bakiyesinde oruç tutsun. Bir şey yiyip içmeden sabahlayan o gün oruç tutsun.) diye ilân etmiştir. Hadis inüttafekun aleyhdir. Bu aruç farz ve müteayyin idi. Hafız Ebû C-aferi-Tahavî (Radryallahû anh) (Bu eserlerde aşûra orucunun farz olduğuna delil vardır$lesû\ü\\a.h(SaUallahü Aleyhi ve Sellem) yin sabaha çıktıktan sonra ashabına oruç tutmalarını, yemek yiyenleri nde günün geri kalan kısmında bir şey yememelerini emir buyurması dahi Aşûra orucunun farz olduğuna delildir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nafile oruç için tutmayanlara emir vermez, sabahtan yemek yiyenlere günün bakiy-yesinde bir şey yememelerini taavsiye buyurmaz.) diyor.»

2) Hadîs-i şerif, üzerinde muayyen bir oruç borcu olup da geceden niyetlenmeyen bir kimsenin sabahleyin o oruca niyetlenebileceğine delildir.

3) Ekseri ulemaya göre Aşûra orucu farz idi. Sonra Ramazan orucu ile nesholundu. Vakıa biraz yukarda gördüğümüz Muâviye (Radiyailahû anh) hadisinde Resûlül\ah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in :

«Bu gün Aşuredir, onun orucuna Allah size farz kılmamışhr. Binaenaleyh isteyen oruç tutsun, isteyen tutmasın, ben oruçluyum.» buyurduğu bildirilmiştir.

Fakat mezkûr hadîsden murâd: «Nesihden sonra o orucun bizim hakkımızda farziyeti kalmamıştır» demektir.

«Ulemanın sözlerinden Aşûra orucunun farz kılınmadığım tercih ettikleri anlaşılıyor.» iddiası hakkında Aynî: «Bu bir kuru inattan ibarettir. Ulemanın kavillerinden Aşûra orucunun ancak farz onların da oruç tutmuş sayılacağı için değil, ihtimal vaktin hürmeti için-gösteriyor...» diyor.

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Aşûra günü yiyip içenlere günün geri kalan kısmında bir şey yememelerini emir buyurması, onların da oruç tutmuş sayılacağı için değil, İhtimal vaktin hürmeti içnidir. iddiası için dahi Aynî: «Delilden neş'et etmiyen bir ihtimale itibar yoktur. Mutlak ihtimal ile ne hüküm sabit olur, ne de nakşedilir.-cevabını veriyor.

4- Yine b uhadis-i şerif yiyip içmeden sabahlayan bir kimsenin, o gün bir şey yiyip içmemek şartıyla niyet etsin etmesin oruçlu sayılacağına delildir. Çünkü Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSetîem) bir şey yemeden sabahlayan kimselerin oruçlarını tamamlamalarım emir buyurmuştur. Bir şeyin tamamlanması, önceden onun bir kısmının mevcut olmasını iktizâ eder.

Hanefiîler'e göre Ramazan orucu ile nezr-i muayyen ve nafile oruçlarına geceden kuşluk namazına kadar niyetlenmek caizdir Ramazan'm kazası ile nezri mutlak ve keffâret oruçlarına geceden niyetlenmek ve orucu tâyin etmek şarttır. Gündüzün niyetlenmek ancak daha önceden bir şey yememek şartiyle caizdir.

Cumhur-u ulemaâya göre gündüzün hiç bir oruca niyet caiz değildir.



136- (1136) Bana Ebû Bekir b. Nâfi' El-Abdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bişr b. Mufaddal b. Lâhik rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Zekvân, Kubeyyi' binti Muavviz b. Afra'dan naklen rivayet etti. Rubeyyi' şöyle demiş : Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem) Aşûra sabahı Medine'nin etrafındaki Ensar köylerine:

«Kim oruçlu olarak sabahladıyta orucunu tamamlasın. Oruçsuz olarak sabahlayan da o günün bakiyesini tamamlasın.» diye haber gönderdi.

Bundan sonra artak giz bu orucu tutmağa ve küçük çocuklarımıza da Allah'ın izniyle tutturmaya başladık. Mescide gider çocuklarımıza yünden yapma oyuncaklar verirdir. Onlardan biri yiyecek için ağlarsa iftar zamanı oluncaya kadar bu oyuncağı kendilerine verdirir.



137- (...) Bize, bu hadisi Yahya b. Yahya dahi rivayet etti. (Dedi ki) :Bize Ebû Ma'şer EI-Attâr [38] , Tâlib b. Zakvân'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Rubeyyi' binti Muavvbiz'e aşûra orucunu sordum, şu cevabı verdi:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ensâr köylerine elçilerini gönderdi...»

Râvi hadîsi Bişr hadisi gibi rivayet etmiş, şu kadar var ki : «Biz onlara yünden oyuncak yapar da, onları beraberimizde götürürdük. Yiyecek istediler mi oyuncağı kendilerine verirdik. Oyuncak onlan avutur, bu suretle oruçlarını tamamlarlardı.» demiştir.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu's-Savm» da tahrîc etmiştir.

lhn : Yün, demektir. Bâzıları boyalı yün, diğer bâzıları da kırmızı yün manâsına geldiğini söylemişlerdir.

Müslim 'in bütün nüshalaıındaa «Bu oyuncağı çocuklara iftar zamanında verirdik.» denilmişse de, Kaadî İyâz bu cümlede mahzuf kelinme bulunmadığından, doğrusunun «îftar zamanı gelinceye kadar.» olduğuna, zira manânın ancak bu suretle tamamlandığını söylemiştir. Nitekim Müs1im'in ikinic rivayetinde «Yiyecek istediler mi bu oyuncağı onlara verirdir, oyuncak anları oruçlarını tamamlayıncaya kadar ayarladı.» denilmiştir.

Yine Kaadî İyâz: «İhtimal çocukların oruç tuttuğundan Pey-gamheı(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in malûmatı yoktu. Çocuklara oruç tutmalarını onun emretmesi ihtimalden uzaktır. Çünkü bir senede tekerrür etmiyen ağır. bir ibâdeti küçüklere teklif etmek onları ta'zib olur.» demişse de, bu mütalâa kabul edilmemiş ve kendisine İbni Huzeyme'nin rivayet ettiği Rezîne hadîsi ile cevap verilmiştir. Rezîne hadisinde:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) aşûra günü süt emen çocukları ve Fâtıme'nin süt emen çocuklarını getirtir de ağızlarına tükürür, annelerine onları geceye kadar emzirmemelerini emir buyururdu.» denilmektedir.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler


1) Ramazan orucu farz kılınmazdan önce Âşûra orucu farz idi.

2) Çocukları ibadete alıştırmak meşrudur.

3) Şahabın in: «Biz Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Selîem) zamanında şöyle yapardık.» demesi merfu hadîs hükmündedir. Zira Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'n huzurunda bir şeyin yapıldığını görerek ses çıkarmaması o şeyin caiz olduğuna delildir. Yapılan iş caiz olmasa kabul buyurmazdı.



22- Ramazan ve Kurban Bayamı Günlerinde Oruç Tutmakten Nehiy Babı


138- (1137) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Malike, İbaî Şihab'dan dinlediğim, onun da tbni Ezher'in azatlısı Ebû Ubeyd'den naklen rjvayet ettiği şu hadîsi okudum : «Ebu Ubeyd demiş ki: ömeru'-bnül Hattâb (Rtrfiyallahû anh) ile beraber bayramda bulundum. Ömer gelerek bayram namazını kıldırdı. Sonra namazdan çıkıp cemaâata hutbe okudu ve :

banlarınızdan yediğiniz iki gündür. Resûlüllah (SaHaîlahü Aleyhi ve Sellem) bu iki günde oruç tutmaktan nehiy buyurmuştur, dedi.»

Bu hadisi Müslim (204-261) «Kitâbul-Edâhi» de dahi tahric ettiği gibi Buhâri «Kttâb«'s-Savm» ve -Kitâbu'l-Edâhİ» de. Ebû Dâvud, Tirraizî, Nesaî ve îbni Mâce «Kitâbu's-Savm» da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin bir rivayetinde Hz. Ebû Ubeyd'in Ömer (Raâfyeâlahû anh) ile beraber bulunduğu namazın Kurban bayramı namazı olduğu bildirilmiştir.

Hz. Ömer'in iki günü vasıflarıyla bildirmesi, o günlerde niçin oruç tutulmadığına işaret içindir. Yâni Ramazan bayramında iftar vâcib olur, Kurban bayramında ise Kurban eti yenir ve yedi-rilir. O gün, Alla h'ın kullarına ziyafet günü olduğu için oruç tutmak menedilmiştir.

Bayram günlerinde oruç tutmak bütün ulemâya göre mamnu-duf. Yalnız Hanefii1er'e göre bir kimse Ramazan bayramı günü oruç tutmayı nezir etse bu nezir şahindir, o gün oruç tutmaz başka bir günü onu kaza eder. Bu kavil İmam Mâlik ile Evzâî'den de rivayet olunmuştur. Hanefiiler'e göre bayram günü oruçtan nehiy buyrulması asıl orucun meşruiyetine münâfi değildir. Ekseri fu-kahaya göre nehyin fesâd icab etmediğini «El-Mahsûl» sahibi nakletmiştir.

Râzi bu hususta uzun beyanâtda bulunmuştur.

Buhar î'nin rivayet ettiği Ziyâd b. Cübeyr hadisi de Hanefiile r'in kavlini te'yid eder. Mezkûr hadîsde: «Bir adam İbni Ömer'e gelerek:

—Birisi pazartesi günü oruç tutacağım, diye nezretse de, o gün bayrama tesadüf etse hüküm nedir ? diye sordu. İbni Ömer:

— Allah nezri İfa etmeyi emir buyurmuştur, ama Resûlüllah (Salkûlahü Aleyhi ve Seliem) de bu günde oruç tutmayı yasak etti, diyerek fetva hususunda bir şey söylemedi.» denilmektedir.

Ulemadan İbni Abdi İmelik: «Eğer o adamın orucu alet-tayin menedilmiş olsaydı îbni Ömer tevakkuf etmezdi.» demiştir.

îmam Şafiî, tmam Züferve îmam Ahmed b. Hanbel'e göre bayram günlerinde oruç tutmak ve o günlerde oruç tutmayı nezir etmek sahih değildir. Bu kavil tmam A'zam ile İmam A'zam'dan bir rivayete göre Kurban bayramı günü oruç tutmayı nezir etmek sahih değildir, fakat bir kimse: «Yarın oruç tutacağım» diye nezretse de, ertesi günü Kurban Bayramı olsa fce«ri sahihdir.

Hadis-i şerif, bayram namazının hutbeden Önce kılınacağına da delildir.



139- (1138) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Malik'e Muhammet! b. Yahya b. Habban'dan dinlediğim, onun da A'rac'dan onun da Ebû Hüreyre (Radiyallahûanh)'dan naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum:

«Resûlüllah (Sailallahü. Aleyhi ve Sellem) iki gün (yani) kurban bayramı günleri oruç tutmaktan nehiy buyurmuşlar.»



140- (827) Bize Kutaybetü'bnû Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Abdülmelik yâni ibnl Umeyr'den, o da Kazca'dan, o da Ebû Saîd (Radiyallahûanh)den naklen rivayet eyledi. Kazca demiş ki: Ben, Ebû Saîd'den bir hadîs dinledim de hoşuma gitti. Kendisine :

— «Bunu Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''den sen mî işittin ?» diye sordum, EbÛ Saîd :

— «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işitmediğim bir şeyi mi söyleceğim ? Ben, onu :

— İki günde oruç tutmak caiz değildir: Kurban bayramı günü ile Ramazan bayramı günlerinde, buyururken işittim.» dedi.



141- (,..)Bize Ebû Kâmil El-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdulazîz b. Muhtar rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Atar b. Yahya baba-sıuılan, o da Ebû Saîd-i Hudrî (Radiyallahû anh) 'dan naklen rivayet etti ki Keiûlülah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki günde (yâni) ramazan ve kurban bayramı günlerinde oruç tutmaktan nehiy buyurmuş.



142- (1139) Bize Ebû Bekir b. Ebû Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Velrf*, timi Avn'dan, o da Ziyâd [39] b. Cübeyr'den naklen rivayet eyledi. Ziyâd şöyle demiş: Bir adnm îbni Ömer .(Radiyûüahû anhüma) 'ya gelerek :

— «Ben, bir gün oruç tutmaya nezrettİm, o da kurban yahut ramazan bayramına rastladı.» dedi. İbni Ömer (Radiyallahû anhûma):

— «Allah Teâlâ nezrin ifa edilmesini erdir buyurmuştur. ResûliUlah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ise bu gün oruç tutmayı yasak etti.» cevabını verdi.



143- (1140) Bize îbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sa'd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amra, Âişe (RadryaUahu artha)A&n naklen haber verdi. Âişe :

«Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Setlem) iki oruçtan (yani: Ram aza 7 bayramı ile Kurban bayramı gönleri oruç tutmaktan nehiy buyurdular.» demiş.

Ebû Saîd hadisini Buhâri «Fadlu's-Salâti fi mescidi Mek-kede ve'1-Medinetî» bahsinde, îbni Ömer hadisini de Kitabü's-Sıyâm» da tahric etmiştir.

Hz. Abdullah İbni Ömer: «Allah Teâlâ nezrin ifasını emir buyurmuştur.» sözü ile «Nezirlerini ifa etsinler» âyeti kerîmesine işaret etmiştir. îbni Ömer (Radryallahû anh) 'ya sual soran zâtın ismi malum değildir. Yalnız bazı rivayetlerde bu zâtın Mîna'da iken İbni Ömer'in yanına geldiği ve bir-rivayette : «Zannederim pazartesi günü. dedi.» ifadesini kullandığı bildirilmektedir.

Babımız hadisine göre oruç nezir eden zât, soranın kendisidir. Fakat Zannederim pazartesi günü, dedi.» ifâdesini kullanan mes'eleyi kendisi için değil, başkası nâmına sormuştur. Kıssanın iki defa ayrı ayrı geçmiş olması muhtemeldir.

Hz. îbni Öm er'in bu suâl karşısında tevakkuf ederek kafi bir cevap vermemesi, kanaatine göre iki delil tearuz ettiği içindir. Sonra zâta ihtiyaten o günü kaza etmesi lâzım geldiğine işaret için cevap vermemesi de bir ihtimaldir. Zîra bu suretle iki delille de amel olur. îki delilden murâd : «nezirlerin ifâsına emreden âye't-i kerîme ile bayram günü oruç tutmayı yasak eden hadîs-i şerifdir.

Bu rivayetler bayram günleri oruç tutmanın memnu olduğuna delildirler. Bu günlerde orucun niçin nehyedildiğini az yukarıda ki Hz. Ömer hadîsinde görmüştük. Ömer (RadtyalUthü anh) hadîsini hü-"ji Kfltübü sitte sahihleri tahric etmişlerdir. Hadîsin bir rivayetinde Hz. Ömer:

«Ramazan Bayramına gelince, o sizin iftar gününüzdür» diyerek nehyin illetine işaret etmiştir. Yani ramazan bayramı günü oruçla iftar günlerini birbirlerinden ayıran hadd-i fasıldır. O gün bayram olması nehyin ikinci illetidir. Kurban Bayramı günü orucun yasak edilmesi, Allah'ın kullarına bir ziyafet günü olduğu içindir. O gün oruç tutmak Allah'ın ziyafetine iştirak etmemek olur.

Hz. Ömer'in «Kurbanlarınızdan yediğiniz gündür.» sözü kurban etlerini kesenlerin de yiyebileceğine işarettir.

Kurban kesen kimsenin kurbanından yemesi' bütün ulemâya göre müstehabdır. Hattâ vâcib ©lduğunu söyliyenler bulunmuştur.

Bayram günlerinde oruç tutmak ulemânın ittifakı ile haramdır. Yalnız 1mam A'zam'dan bir rivayete göre bayram günlerinde oruç tutmayı nezir eden bir kimse o günlerde oruç tutabilir, denilmişse de, bu rivayet doğru değildir. İmam A'zam'a göre bayram günü oruç tutmayı nezeden kimse o gün oruç tutmaz, onu kaza eder.



23- Teşrik Günlerinde Orucun Haram Kılınması Babı:


144- (1141)- Bize, Süreye b. Yûnus rivayet etti.. (Dedi ki): Bize Hüseyn rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid, Ebu'l-Melih'dcn, p da Nü-beyşetül-Hüzeli [40] den naklen haber verdi. NÜbeyşe şöyle demiş: Re-sûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Selîem) :

«Teşrik günleri yeyip içme günleridir, buyurdular .



(...) Bize Muhammed b. Abdillah b. Nttbeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail yani timi Uleyye, Hâlid-i Hazzâ'dan rivayet etti. (Demiş ki):

Bana Ebî Kılâbe, Ebûl-Mehil'den, o da, Nübeyşe'den naklen rivayet eyledi. Hâlid demiş ki: Ben, Ebul-Melih'e rastladundı sordum, bu hadisi bana o anlattı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) Men naklen Hüseyin hadîsi gibi rivayette bulundu, o:

«Bİr de Allah için zikir günleridir.» ibaresini ziyâde eyledi.



145- (1142) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şcybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Sabık [41] rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim b. Kûfeliir. Sahîheyn râvilerindendi. (213) târihinde vefat etmiştir.

Tahman, Ebu'z-Ztibeyr'den o da tbni Ka'b b. Malik'den o da babasından naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (SalkiUahü Aleyhi ve Seliem) babasını Evs b. Hadesan ile birlikte teşrik günlerinde (halk arasına) göndermiş, o da:

— «Cennete mü'minden başka kimse girmeyecektir. Mina günleri ye-yip içme günleridir.» diye nida etmiş.



(...)Bize, bu hadisi Abd b. Humeyd dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Amir, Abdülmelik b. Amr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbrâhim b. Tahman bu isnâdla rivayette bulundu. Yalnız o : «İkisi de nida ettiler;» demiştir.

Bu babda Tahavî, Buhari, Hz. Aişe ile Abdullah b. Ömer'd en, Nesaî, tbni Mace, İmam Ahmed Dârimî, Taberani ve Beyhakî, Hz. Ali 'den, Tahavî, Hz. Âişe ile Ca'fer b. Muttalib, Abdullah b. Hu-zâfe, Ebû Hüreyre, Nübeyşetü'l-Hüzelî Enes b. Mâlik, Ma'mer b. Abdillah, Ümmü'1-Fadl,-Mes'ud b. Hakem ve diğer sahabeyi kiram'dan hadîsler tah-rîc etmişlerdir.

Aynî'nin beyanına göre bunlardan maada Ümmü Amr b..Süleym, Ukbetü'bnü Âmir, Hanzatü'bnü Amr, Abdullah b. Amr, Amr b. Âs, Büdeyl b. Verkaa ve Zeyd b. Hâ1id (Radiyallahû anh) hazeratmdan da hadisler rivayet olunmuştur. Mezkûr rivayetlerin hepsi teşrik günlerinde orucun yasak edildiğine delâlet etmektedirler. .

Resülü\lah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buniı hacılar Mina'da ikamet etmekteyken ilân buyurmuş, içlerinde temettü, kıran haccı yapanlar olduğu halde hiç birini istisna etmemiştir.

Mina günlerinden murâd : Teşvik günleridir. Bunlara «Eyyam-ı Ma'dudat» dahi denilir ki Zilhicce'nin 11., 12 ve 13. günleridir. Teşrik güneşe karşı sermek, güneşletmek, mânâsına gelir. Mezkûr günlerde kurban etleri güneşe karşı serilerek kurutulduğu için bunlara teşrik günleri adı verilmiştir. Aynı günlere; «Mina günleri» denilmesi, o günlerde hacılar Mina'da bulundukları içindir.

Ulemâdan bâzılarına göre bu günlere teşrik denilmesi, kurbanlar güneş yükseldikten sonra kesildiğındendir.

Bayram namazı güneş yükseldikten sonra kılındığı için bu ismin verildiğini söyleyenler de vardır.

İmam A'zam'a göre teşrik, namazın arkasından tekbir getirmektir.

Ulemâ teşrik günlerini tâyin husuounda ihtilâf etmişlerdir. Esah elan kavle göre teşrik günleri bayram gününden sonra üç gündür.

İmam A'zam, İmam Malik ve İmam Ahmed'e göre kurban gününden sonra 3. gün teşrikde tahil değildir.

Ulemâ bu günlerde oruç tutulup tutulmayacağı hususunda dahî ihtilâf etmişlerdir. Bu ihtilâflar neticesinde ortaya dokuz kavil çıkmıştır. Şöyle ki:

1) Teşrik günlerinde oruç tutmak mutlak surette caiz değildir. Bu günler oruca hiç bir suretle müsait değildir.

Hz. Ali (Radiyallahû anh) ile Tabii n'den Hasan-ı Basri' ve Ata' buna kaaildirler. İmam Şafii 'nin yeni mezhebi Leys b. Sa'd İbni Uleyye ve Hanefiile r'in kavilleri de budur. Fetva da bu kavle göredir.

2) Teşrik günlerinde oruç tutmak mutlak suretle caizdir. ŞafiîIer'den Ebû İshâk-ı Mervezi ile diğer bazı ulemanin mezhepleri budur. Mezkûr kavil Zübeyr b. Avvam ile Ebû Ta1ha (Radiyallahû cnhûma) 'dan rivayet olunmuştur.

3) Temettu'a niyet eden hacı hediye kurbanı, bulamaz ve on gün zarfında üç gün oruç tutamazsa, teşrik günlerinde oruç tutması caizdir.

Sahabeden Âişe, Abdullah b. Ömer ve Urve'tü'b-nüz-Zübeyr (RadiyalUûıû anh) hazerâtının kavilleri budur.

İmam Malik ile Evzaî, îshâk b. Râhuye ve eski mezhebinden İmam Şafiî buna kaail olmuşlardır.

Müzen î, îmam Safi î'nin bu kavilden döndüğünü söylemiştir.

4) Teme11u'a niyet eden hacı ile bu günlerde oruç tutmayı nezeden kimse mezkûr günlere muttasıl olmak şartıyla daha evvel oruç tutarsa teşrik günlerinde dahi tutabilir.

Mâ1ikî1er'den bâzılarının kavli budur.

5) îmam Mâlik'den îbni Kaasim'in rivayetine göre teşrik günlerinin ilk ikisi ile sonuncusu arasında fark vardır. îlk iki gün ancak temettü' haccı yapanlar oruç tutabilirler. Son gün ise nezir ve teffaret oruçları da tutulabilir. Yalnız oruca ara vermemek şarttır.

6) Teşrikin son gününde mutlak surette oruç tutmak caizdir. İbnü'-1 Arabî bu kavli Mâlikiyye ulemasından nekletmiş ve : «Ulemamız ramazan ve kurban bayramı günleri oruç tutmanın haram olduğunu söylemişlerdir. Dördüncü gün oıuç tutmak nehyedilme-miştir.» demiştir.

7) Temettu'a niyet eden hacı şartlan dahilinde teşrik günlerinde oruç tutabilir. Zihar keffareti dahi bu hükümde dahildir. İ bnü '1-Arabî bunu îmam Mâlik'in bir kavli olmak üzere nakletmiştir.

8) Yemin keffareti için teşrik günlerinde oruç tutmak caizdir. Îbnü'l-Arabî, İmam Mâli k'in bu hususda bir şey

söylemeyip, Tevakkuf ettiğini bildirmiştir.

9) teşrik günlerinde yalnız nezir orucu tutulabilir. etmişlerse de doğru değildir. Aynî: «Bu kavlin İmam. A 'zam etmişlerse de doğru değildir, Aynî: «Bu kaavlin İmam A'zam'dan nakli sahih değildir, böyle bir nakil sanı-i itibara almaya değmez.» diyor.



24- Münferiden Cuma Günü Oruç Tutmanın Keraheti Babı:


146- (1143) Bize Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Stif-yân b. Uyeyne, Abdülhamid b. CÜbeyr [42] den, o da Muhammed b. Abbâd b. Ca'fe [43] den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Câbir b. Abdullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ya Kabe'yi tavaf ederken: *> — «ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cuma günü oruç tutmaktan nehi buyurdu mu ?> diye sordu.

— «Evet, şu beytin Rabbine yemin olsun (nehyetti.) n dedi.



(...) Bize Muhammed b. Kâfi* rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdur-razzak rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îbni Cüreye haber verdi (Dedi ki) : Bana Abülhamid b. Cübeyr b. Şeybe haber verdi. Ona da Muhammed1 b. Abbad b. Ca'fer haber vermiş ki, kendisi Cabir b. Ah iul\ah(Rtidiyaliahû anft)'ya sormuş, (o da) Peygamber (Sallallahü Aleyhi \^ Sellem) 'dan yu-karki hadîsin mislini rivayet etmiş.

Bu hadisi' Buharı, Nesaî ve îbni Mâce -Kitâbu's-Savm» da tahric etmişlerdir.

Nesaî onu birçok tarîklerden rivayet etmiştir. Bunlardan Ebûd- Derdâ, (Radiyallahû anh) rivayetinde şöyle denilmektedir . «Resû-lüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— Yâ Ebâ Derda, Başka günlerde orucu bırakıp da yalnız cuma gunünda tutma. Başka gecelerde nafile namazı bırakıp da yalnız cuma gecesi kılma,» buyurdular.

Nesaî'nin Huzeyf etü'l-Bâriki tarikiyle Cünâdetü'1-Ezdî'den rivayet ettiği bir hadîsde beyân edildiğine göre:

«Resûllülah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) 'in huzuruna sekizinci Cünâde olmak üzere bir cuma akşamı 8 kişi girmişler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendilerine yemek ikram ederek:

— Yeyin, buyurmuşlar. Onlar

— Biz oruçluyuz, demişler. BesûlÜllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— Dün oruç tuttunuz mu? diye sormuş,

— Hayır, cevabını vermişler,

— Yârın oruç tutacak mısınız? demiş, yine :

— Hayır cevâbını vermişler. ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

— öyle ise îtar edin, buyurmuşlar.»

Gerçi Tİrmiziî'nin rİTâyet ettiği bir hadisde:

«RtsOlüllah (SaHallahü Aleyhi ve Sellem) her ayın başında öç gün oruç tutar. Cuma günü nâdir»n oruçsuz bulundu.» denilmiştir.

Tirmizî bu hadisin hassen garib olduğunu söylemiştir.

İbni Ebî Şeybe dahî Hz. Abdullah b. Öme r'in

«Ben, Hıö\v\\ah(Salfo!lahü Aleyhi ve Sellcm) hiç bir cuma günü oruçsuz görmedim.» dediğini, tbni Abbâs (Radiyallahûarih)'in da aynı sözü söylediğini rivayet etmişdir.

Zahire bakılırsa bu rivayetler babımız hadîslerine muarız gibi görünürlerse de, hakikatte aralarında muarıza yoktur. Çünkü Tirmizî ile îbni Ebî Şeyb e'nin rivayet ettikleri hadîslerde Resûlüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Seltem) 'in yalnız cuma günü oruç tuttuğuna delâlet yoktur.

Resûltillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in münferiden Cuma günü oruç tutmaktan nehiy buyurmasına bakılırsa kendisinin cuma günü ile birlikte başka bir günde oruç tuttuğu anlaşuir. Zira Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Setlem) 'in fi'li başka emri başka olamaz.

Emrinin fiiline muhalif olduğu sahih rivayetle anlaşılırsa o zaman ya nesih yahut tahsis vaki olur. Burada böyle bir şey yoktur.

Ulemâ münferiden cuma günü oruç tutmanın caiz olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

1) Cuma günü oruç tutmak mutlak surette mekruhtur, İbrahim Nehaî, Şa'bî, Zührî ve Mücahidin meshepleri budur. Mezkûr kavil Hz. Ali (Radiyallahû anh)'dan rivayet olunmuştur. Bu kavli Ebû Ömer İbni Abdilberr, îmam Ahmed ile 1shâk'dan da rivayet etmiştir.

Ebû Hüreyre, Selınftnı Fârisi ve Ebû Zerr (Radiyallahû anh) hazerütı dahi Cuma günü oruç tutmayı kerih görmüş, onu bayram gününe benzetmişlerdir.

Filhakika sahih bir hadisde «Resûlüllah (SaMlahü Ateyhive Settem): «Bu gün Allah'ın bayram olarak m*sru kıldığı bir göndür.» buyurmuştur.

2) Cuma günü oruç tutmak mutlak surette mubahdır. Bu kavil îbni Abbâs (Radiyallahâ anh) ileMuhammd b. Münkedir'den rivayet olunmuştur.

imam Mâlik ile İmam A'za m'jn ve Hanefii1er'den îmam Muhamme d'in mezhepleri budur.

îmam Mâlik: «îtim ve fıkıh ehlinin ve kendilerine uyulan imamların hiç bîrinden Cuma günü oruç tutmanın nehyediidiğini duymadım. O gün oruç tutmak güzel bir işdir.» demiştir.

3) Yalnız Cuma günü oruç tutmak mekruhtur. Fakat onunla birlikte bir gün evvel yal^ut bir gün sonra oruç tutulursa kerahet kalmaz.

Sahabe-i kira m'dan Hz. Ebü Hüreyre ile Tabiîn'den Muhammed b. Şirin, Tavus ve Hanefiîler'den îmam Ebû Yûsü f un kavilleri budur.

îmam Şâfi î'nin bir rivayete göre bunu caiz gördüğü, diğer bir

Nevevî'nin beyanına göre Şâfiiyye ulemasının cumhuru rivayete göre mekruh addettiği anlaşılmıştır.

Cuma günü oruç tutmanın kerahetine kaaildirler. Mâli kile r'den İbnü'l-Arabî dahi bu kavli sahih bulmuştur.

4) Kaadî İyâz, Dâvud î'nin : «Cuma günü oruç tutmak ân-cak günü kollayıp da hassaten oruç tutanlar hakkında nehyedilmiştir. O günle birlikte başka bir gün de oruç tutan bu nehiyden hariçtir...» dediğini rivayet etmiş ve bu kavli tercih eder görünmüştür.

5) Cuma günü oruç tutmak haramdır. Ancak ondan bir gün önce veya sonra otuç tutmak yahut bir gün oruç tutup bir gün tutmamayı adet edinen kimsenin oruç günü cumaya tesadüf etmek suretiyle o gün oruç tutmasında beis yoktur.

Zahirîler'den îbni Hazm'in mezhebi budur.

Ulemâ buradaki nehyin hikmeti hususunda da ihtilâf etmişlerdir.

1) Nevevî'nin ulemanın naklen beyanına göre Cuma günü dua, zikir, ibadet, gusül, namaza erken gitmek, namazı beklemek, hutbemi dinlemek v.s. gibi ibâdetler günü olduğu için o gün oruç tutmayarak bu ibâdetler için zinde ve neşâtlı kalmak müstehab görülmüştür.

2) Cuma günü orucun nehyedilmesî bayram olduğu içindir. Bayram günü oruç tutmak caiz değildir.

3) Cuma günü oruç tutmak o günün ta'zimi hususunda mübalağa göstererek gitmeye düşülecek endişesiyle nehyedilmiştir.

4) Orucun nehyedilmesi onun farz kılındığı itikaad edilir endişesin-dendir.

5) Cuma günü oruç tutmak, devamlı surette tutulursa farz kılınacağı endişesi ile nehiy buyurmuştur.

6) Hırıstiyanlar'a muhalefet için rehiy buyurulmuştur. Ulemadan bazılarına göre bu babda en doğru kavi şu iki hadîse muvafık olandır:

a) Hâkim, Hz, EbûHüreyr e'den merfûan : «Cuma günü bayram günündür. Bayram gününüzü oruç günü yapmayın. Ancak ondan bir gün evel veya sonra oruç tutarsanız o başka.» hadîsini rivayet etmiştir.

b) İbni Ebi Şeyb e'nin güzel bir isnâdla Hz. Ali (Radiyalİahû anh) 'dan tahıic ettiği biı bir hadisde

«Sizden biriniz ay içersinde nafile oruç tutacaksa Perşembe günü tutsun. Cuma günü oruç tutmasın. Çünkü o gün yeyip içme ve zikir günüdür.» buyurulmuştur.



147- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs ile Ebû Muâviye, A'meş'den rivayet ettiler. H.

Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. Lafız onundur. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da . Ebû Hüreyre (Radtyallahû anh) 'dan naklen haber verdi. Ebû Hüreyre şöyle demiş : Resûlüllah (Saltalhhü Aleyhi ve Seilem) :

«Hiç biriniz Cuma günü oruç tutmasın. Ancak ondan önce yahut sonra oruç tutarsa o başka.» buyurdular



148- (...) Bana Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin yani Cû'fi, Zâide'den, o da Hişâm'dan-, o da İbni Sîrin'den, o da Ebû Hüreyre (Radiyalhhûanh)'Aan, o da Peygamber (Stülallahü Aleyhi ve Seilem) 'den naklen rivayet etti:

«Geceler arasından cuma gecesini nafile oruç için tahsis etmeyin. Ancak birinizin tutmafaa olduğu orucuna tesaadüf ederse o başka.» buyurmuşlar.

Bu hadîsi Buhâr'i ile İbni Mâce dahi «Kitâbu's-Savm» da tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin muhtelif rivayetleri vardır. İmam Ahmed'in tahric ettiği bir rivayette:

«Bir adam Ebû Hüreyreye:

— Cuma günü oruç tutmaktan halkı meneden ten misin ? dedi. Ebû Hüreyre üç defa :

— Evet, Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki benim, Ben hakikaten Mühammed (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem)

«Sizden biriniz yalnız başına Cuma günü oruç tutamaz. Ancak onunla birlikte başka günlerde de tutarsa ne âla.» buyururken işittim. Dedim.» buyurulmaktadır.

Bu hadîsler mutlak olarak vârid olan Câbir hadîsini takyid etmektedirler. İstisnadan anlaşılıyor ki bir gün evvelinden yahut bir gün sonra da tutmak suretiyle Cuma günü oruç caizdir.

Oruç tutmayı âdet edinenlerin dahi Cumâ'ya tesadüf ettikleri zaman o günü tutmaları caizdir.

Nenevî diyor ki: Bu hâdisde cuma gecesini nafile namaz için, cuma gününü de nafile oruç için tahsîs etmekten sarahaten nehiy bu-yurulmuştur.» Ulemâ bunun mekruh olduğuna ittifak etmişlerdir.

Nevevî «Regaib» denilen namazın da bilittifak mekruh olduğunu söylemekte, bunu bü'atçıların uydurdukları münker bir bid'attan olduğundan bahisle uyduranlara lanet okunmaktadır.



25- Teala Hazretlerinin «Oruca Takat Getiremeyenlere Fidye Lazımdır.» Âyet-ı Kerimesinin «Sizden Her Kim Bu Ay'a Yetişirse Onun Orucunu Tutsun.» Âyet-i Île Neshedildiğinin Beyanı Babı:


149- (1145) Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bekir yani tbni Mudar, Amr b. Haris'den, o da Bükeyr'den, o da Sele-me'nin azatlısı Yezîd'den, o da Selemetübnü Ekvâ' (Radîyalîahû anh) 'dan naklen rivayet eyledi. Seleme şöyle demiş:

«Şu (orucu takat getiremiyenlerin bir fakir doyuracak fidye vermeleri icab [44] eder) âyet-i kerîmesi nazil olduktan sonra dileyen oruç tutmaz da fidye verirdi. Nihayet ondan sonraki âyet indi de bunu neshetti.»



150- (...) Bana Amr b. Sevvâd EI-Amiri rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bize Amr b. Haris, Bti-keyr b. Eşece'den, o da Seleraetü'bnü Ekvâ'nin azatlısı Yezîd'den, o da Selemetü'bnü Ekva' (Radtyaİlahû mıh) 'dan naklen haber verdi ki şöyle demiş:

«Resûlüllah (Sallalhhü Aleyhi veSellem) devrinde Ramazanda bizden dileyen oruç tutar, dileyen tutmaz da bir fakir doyuracak fidye verirdi. Nihayet su âyet-i kerîme nazil oldu: (Sizden hor kim bu aya yetişirse onun orucunu tutsun.» [45]

Bu hadîsi Buharı «Kitâbu't-Tefsir» de, Ebû Dâvud ile Tirmizî «Kitbu's'-Savm» da, Nesaî «Kitâbu't-Tefsir- de tahric etmişlerdir.

Hadis-i şerifden Anlaşılıyor ki islâmiyetin ilk zamanlarında müslü-manlar oruç tutmakla fidye vermek arasında muhayyermişler. İsteyen oruç tutar isteyen tutmaz da onun yerine fidye verirmiş. Bir fidye bir fakirin bir günlük yiyeceğiymiş. Sonra âyet-i kerîme inerek bu hükmü neshetmiş ve oruç ayına yetişen mükelleflerin oruç tutmaları gerektiğini bildirmiştir.

Islâmm ilk devirlerinde müslümanlara bahsedilen bu muhayyerlik (Allah-u A'lem) müslümanlar henüz günlerce oruç tutmaya alışmadıkları içindir. Sonra ruhsat neshedilmiş, azimetle amel farz kılınmıştır. Maa-mafih nesih mes'elesi yine de ihtilaflıdır.

Ashâb-ı kiram 'dan İbni Abbâs (Radiyailahû anh) bu âyetin mensuh olmadığım söylemiştir. Ona göre oruca takat getiremiyen-lerden murad ihtiyar erkeklerle ihtiyar kadınlardır, Böyleleri oruç tutamadıkları takdirde hergün birer fakir doyururlar.

Buhar i'nin rivayetine göre Hz. Enes ihtiyarladıktan sonra bir veya iki sene her günün orucu yerine bir fakir doyurmuş, ona ekmek ve et yedirmiştir. Enes'in onun yüz on yaşlarında iken yaptığı rivayet olunur.

Yine Buhar î'nin rivayetine göre İbni Abbas (Radiyallahû anh) âyet-i kerîmeyi şeklinde okumuştur.

Bu kıraâta göre mâna: ?da, Müslim ile Ebû Dâvud «KitâbuJs-Saîât»da, Nesaî «Kita-bu's-Savm»da tahric etmişlerdir.

Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşıldığına göre Abdullah b. Amr (Radiyallahû anh) gündüzleri oruç, geceleri de Kür'ânı Kerîm M hatmetmek suretiyle ihya edeceğine yemin vermişti. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) bunu vahiy ile haber almış, Hz . Abdullah'a bunu yapmamasını çünkü gerek nefsinin gerekse ailesi ile ziyaretçilerin kendisi üzerinde hakları bulunduğunu ve çok yaşıya-cağı için âhir ömründe bu vazifeleri yapamayacağını işâreten anlatmıştı. Hz, Abdullah, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in tavsiyelerini kendisi için az bulmuş, her tavsiyesine mukâabil daha fazlasını istemişti. Bunun mânâsı onun tavsiyelerine —haşa— itiraz değildi. Çünkü Hestiİû\lah(SaUallahü Aleyhi ve Sellem) 'in tavsiyelerinin emir mahiyetinde olmadığını biliyordu. O bunları sırf bir tahfif ve kolaylık olmak için yapıyordu.

Abdullah (Radiyallahû anh) ise kendinde ibâdet için kuvvet gördüğünden, daha fazlasını rica ediyordu. Fakat neticede Fahri Kâinat (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin haber verdikleri zuhur etti. İhtiyarlayınca bu ibadetleri ifada güçlük çekmeye başladı. O zaman Resûlül-Iah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem)in tavsiyelerini hatırlar ve «Ah keski Pey-gtttabet(Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin ruhsatını tutmuş olsaydım.» diye ha-yıflanırdı.

Zevcenin hakkından murâd, cima', nafaka ve hüsn-ü muaşeret gibi şeylerdir.

Hadîsin bâzı rivayetlerinde zikri geçen ehil'den murâd da: Çoluk çocuk ve akrabadır. Bunların hakları, kendilerine nafaka vermek, onlara güzel muamelede bulunmak, çocuklara tslâm terbiyesi vermek gibi şeylerdir.

Nafile oruç babında cismin hakkından murâd dahî, onun sıhhatine dikkat etmek ve iyi bakmaktır. Buradaki hak : Yâcib mânâsına değildir.

Ancak oruç sebebiyle vücud dermansız ve bîtap düşer de telef olmaya mâruz kalırsa, vücûda bakıp beslemek vâcib olur.

Bâzıları: «Buradaki hakdan murâd : Mendûbdur.» demişlerse de, mendüba, hak denilemiyeceği cihetle bu tefsir makbul görülmemiştir.

Her ay tutulan üç gün orucun bütün sene orucuna dank tutulması fazilet ve sevap itibarı iledir. Buradaki benzerlikden hakikate müsavat lâzım gelmez.

Hadîs-i Şerîfde zikredilen «Efdal»ın mânâsı fazileti daha çok, demektir. Yoksa her ay bir gün oruç tutanla on gün oruç tutanın birbirinden farkı meydandadır. Zîra biri on kat sevaba lâyık bir hasene, diğeri onar kat sevabı celbeden on hasene ifa etmiştir.

ResCüül\»h(Sallallahü Aleyhi ve Seilem) in «ebedî oruç tutan kimse oruç tutmuş değildir.» sözünü ulemâ üç şekilde te'vil etmişlerdir:

1) Bu söz hakikatine hamledilir. Ebedî oruç tutan, bayramlarla teşrîk günlerinde de orucu bırakmıyacağı için, sevap kazanayım derken günâha girmiş olacağından hiç oruç tutmamış, gibi olur.

Hz. Âişe (Radiyallahû anha) dahî buna kaail olmuştur.

2) Bu cümle oruçtan zarar görecek yahut oruç sebebiyle başkalarının haklarını zayi edecek olanlar hakkındadır,

3) «Oruç tutmuş değildir.» cümlesi «Başkaları gibi oruçtan meşakkat duymaz.» mânâsına haberdir, duâ mânâsına değildir.

Bütün sene; oruç tutmanın caiz olup. olmadığı hususunda ulema ihtilâf etmişlerdir. Zahirîler-'e göre caiz değildir. Cûmhûr-u ulemâ bayramlarla teşrik günlerinde tutmamak şartıyla bunun caiz olduğunu söylemişlerdir.

İmam Şafiî'nin mezhebi de budur. Hattâ ona göre bu oruç müstehabdir.

İbni Mâce 'nin Hz. İbni Ömer 'den rivayet ettiği bir hadîste : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'in :

— «Nuh Aleyhişselâm bayram günleri müstesna olmak üzere bütün sene oruç tutardı.» buyurduğu bildirilmiştir.

Ashâb-ı .Kiram'dan Ömerü'bnü/l-Hattâb oğlu Abdullah, Âişe, .Ebû Talha ve Ebû Ümame (Radiyallahû anh) hazeratı bütün sene oruç tutarlarmış.

Visal orucu ile bütün sene orucunu .birbirine karıştırmamalıdır. Visal orucu birkaç gün geceleri dahi iftar etmemek şartıyla tutulan oruçtur. Senelik oruç ise bayramlarla teşrik günlerinden, maada, akşamları iftar etmek şartıyla tutulan oruçtur.



Bu Riyayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1) Riyadan hâli olmak şartıyla, bir kimsenin yaptığı hayır hasenatı ve ibadetleri söylemesi caizdir.

2) Nafile oruçların efdalı Dâvud (Aleyhişselâm) orucudur.

3) Bu rivayetler, Resûlüllah (Salkülahil Aleyhi ve Seliem)'in ümmeti hakkındaki sonsuz şefkat ve merhametine delildir.

Fahr-i Âlem (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) Efendimiz ümmetini daima hayırlı işlere teşvik buyurmuş, onlara ancak takatları dahilindeki ibâdetleri tavsiye etmiş, bıkkınlık verecek şekilde fazlasına gitmekten sakınmalarını emir eylemiştir.

4) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) Efendimizin kendisine takdim olunan yastığın üzerine oturmaması tevazu'una delil olduğu gibi, üzerine oturmak için kendisine yastık konulması ashab-ı kiramın umumiyetle fakr-u zaruret içinde olduklarını gösterir. Zira Hz. Abdullah'ın evinde yastıktan başka oturmaya elverişli bir şey bulunsa Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve,SeHem)*e mutlaka onunla ikramda bulunurdu.

5) Babanın evlâdına islâmî terbiye vermesi ve dinî vecîbelerini Öğretmesi farzdır. Bunlar çocuk bulûğa ermeden yapılacaktır. Baba olmadığı zaman bu vazife anneye düşer..

6) Müsâfire, büyüklere ve fazilet ehline ikramda bulunmalıdır.



36- Her Aydan Üç Gün ve Arafe, Aşüre, Pazartesi, Perşembe Günkeri Oruç Tutmanın Müstehab Oluşu Babı


194- (1160) Bize Şeyban b. Ferruh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdulvâris, Yezîd-i Rişk'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Muazetü'l-Adeviyye rivayet etti. Kendisi Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Aişe'ye

— «Besûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) her ay üç gün oruç tutar mıydı?» diye sormuş,

— «Evet» cevâbını vermiş. (Muaz'e demiş ki):

— Âişe'ye : Ayın hangi günlerinde oruç tutardı?» diye sordum»

— «Ayın hangi günlerinde oruç tutacağına ehemmiyet vermezdi.» dedi.

Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) her ay muayyen günlerde oruç tutmaması, o günlerde oruç tutmanın farz olduğu zannedilmesin di-yedir.

Kaadî lyâz'ın beyânına göre her ay tutulacak üç gün oruç hakkında muhtelif hadîsler vârid olmuştur.

Hz. Cerîr’den rivayet olunan bir hadîsde üç günden murâd «Ey-yâm-ı bîd»dir. Eyyâm-ı bîd, her ayın onüç, ondört ve onbeşinci günleridir.

Bâzıları 12, 13 ve 14. günler olduğunu söylemişlerdir.

Hz. îbni Ömer (Radcyallahû atıh) rivayet olunan bir hadîsde Eyyâm-ı bîd'den ayın on ikinci günü ile ondan sonra gelen iki perşembe kasdedildiği bildirilmiştir.

.İbrahim Nehaî oruç için ayın sonunu Hasan-ıBas-r î ise başını müstehab görmüşlerdir.

Hz. Âişe’ye göre bir ay cumartesi, pazar ve pazartesi, sonraki ay salı, çarşamba ve perşembe günleri' oruç tutmak müstehabdır.

Ümmü Seleme (Radiyallâhû anh)''dan bir rivayete göre ayın ilk perşembesi ije onu tâkib eden pazartesi günleri oruç tutmalıdır.

Bir takımları pazartesi ile perşembe günleri oruç tutmayı tercih etmişlerdir. Her ayın ilk günü ile onuncu ve yirminci günleri oruç tutmanın müstehab olduğunu söyleyenler de vardır. Bu kavil imam Mâ1ik'e de nisbet edilir.

Mâ1ikîler'den İbni Şaban her ayın ilk günü ile on bir ve yirmi birinci günlerinde oruç tutulacağına kâail olmuştur.



195- (1161) Bana Abdullah b. Muhammed b. Esma' Ed-Dubaî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mehdi yâni timi Meymûn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gaylan b. Cerîr, Mutarrifden, o da İmran h^ Husayn fRadiyallahû anhüma) 'dan naklen rivayet eyledi ki, Peygamber (Sallalkthü Aleyhi ve Sellem) Imrâ'na —yahut İmrân da işitmek suretiyle başka zâta—:

— «Ey fülân! Bu ayın sonunda oruç tuttun mu?» diye sormuş. O zât:

. — «Hayır!» cevâbını vermiş. Resûlüllah föalkdlahü A leyhi ve Sellem):

— «Ramazandan çıktıktan sonra iki gün oruç tut,» buyurmuşlar.

Sürra veya serar yahut sirâr: Ekser-i ulemâya göre ayın sonu mânâsına gelir.

Heravî : «Halkın bildiği budur.» demiştir. Fakat bâzıları bunu kabul etmemiş, ay sonunda oruç tutmanın mendûb olduğuna dair hadîs vârid olmadığını söylemişlerdir. Onlara göre sürra'dan murâd : ayın or-tasıdır.

Aynî de bu kavli tercih etmiştir.

Sürrâ'nın cem'i : Sürar, serâr ve sirâr gelir.

Evzaî : «Sürar, ayın evvelidir.» demiş, Cevheri neresi olduğunu bilmediğini söylemiştir.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in işaret buyurduğu ay Şaban 'dır.

«Sürra'dan murâd ayın sonudur.» diyen ekser-i ulemâ bu hadîsle istidlal etmişlerdir. Çünkü ayın evveline veya ortasına sürra denilmiş olsa sorulan zât tutmadığı günleri Şaban'in sonunda kaza edebilirdi.



196- (1162) Bİze Yahya b .Yahya et-Temîmî ile Kuteybetübnü Saîd hep birden Hrunmad'dan rivayet ettiler. Yahya dedi ki: Bize Hammâd b. Zeyd, Gaylan'dan, o da Abdullah b. Mabed-i [52] Zimmâniden, o da Ebû Katâde'den, naklen haber verdi. (Ebû Katâde şöyle demiş):

«Bir adam peygamber (Sallallalıü. Aleyhi ve Sellem)fe gelerek:

— Nasıl oruç tutarsın? diye sordu. Bunun üzerine Resûlüllah (Satlalkthü Aleyhi ve Sellem) gabadlandı. Ömer (Radiyallahûanh) onun kızdığını görünce:

— Biz, Rabb ola'rak Allah'a, din olarak İslâm'a, Peygamber olarak da Muhammed'e razı olduk. Allah'ın gadnbi ile Resulünün gadabindan Allah'a sığınırız, dedi. Ömer (Radryallahû anh) bu sözü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Setlem) 'in gadabı ya tısın caya kadar tekrarladı, durdu. Nihayet Ömer :

— Yâ Resûlallah! Bütün sene oruç tutan kimsenin hali ne olacak? dedi. Besûlüllah (Satlalîahü Aleyhi ve Sellem) :

— «(Böylesi) ne oruç tutmuştur, ne tutmamıştır —yahut oruç da tutmamıştır, iftar da etmemiştir—» buyurdu.

Ömer (tekrar) :

— İki gün oruç tutup bir gün tutmayanın hâli ne olacak? diye sordu. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— Buna kimse takat getirebilir mi? buyurdu. Ömer (yine):

— Bir gün oruç tutup bir gün tutmayanın hâli nice olacak? diye sordu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— Bu, Dâvud Aleyhisselâm'ın orucudur, buyurdu. Ömer:

— Bir gün oruç tutup iki gün tutmayanın hali nasıldır? diye sordu. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— Bunun için bana takat verilmesini dilerim; cevâbını verdi. Bundan sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ;

— Her aydan üç gün, bir de ramazandan ramazana oruç tutmak yok mu? İşte bu bütün senenin orucu demektir. Arafe günün orucunu Allah'ın o günden önceki sene ile o günden sonraki senelerin günahlarına keffâret yapacağını umarım. Aşûra günün orucunu ise Allah'ın o günden önceki senenin günahlarına keffâret kılacağını ümîd ederim, buyurdular.



197- (...) Bize Mnhammed b. El-Müsennâ.ile Muhammed b. Beş-şâr rivayet ettiler. Lâfız ibni'l-Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Gaylan b. Cerîr'-den naklen rivayet etti. O da Abdullah b. Ma'bed-i Zimmâni'yi Ebû Ka-tadete'l-Ensâri (Radiyallahûanh)'dtın naklen rivayet ederken dinlemiş. Hesitiü\\ah (SaUüllaJıü Aleyhi ve Seüem)'e nasıl oruç tuttuğu sorulmuş, Ebû Katâde (Demiş ki) : Bunun üzerine ResûlüUah (SallaUahü Aleyhi ve SeUem) gadaplandı da Ömer (Radiyallahü anh):

— «Biz, Babb olarak Allah'a,' din İslâm'a Resul olarak Muhammed'e, bey'at nâmına da kendi bey'atımıza razı olduk.» dedi.

Müteakiben Resûlüllah (SaUalUûıü Aleyhi ve Seîlem)'e bütün sene oruç tutmanın hükmü soruldu:

— «Böylesi ne oruç tutmuş ne de iftar ermiştir. —Yahut oruç da tutmamıştır, iftar da etmemiştir. —» buyurdu.

Sonra iki gün oruç tutup, bir gün tutmamanın hükmü soruldu. Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Seîlem) :

— «Buna kim takat getirebilir?» cevâbını verdi,

Bir gün oruç tutup iki gün tutmamanın hükmü de soruldu. Resûlüllah (SaMUM Aleyhi ve Seîlem) :

— «Keski Allah bunun için bize kuvvet verse.» buyurdular.

Bir gün oruç tutup, bir gün tutmamanın hükmü dahi soruldu. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— «Bu oruç kardeşim Dâvud Aleyhİsselâm'ın orucudur.» buyurdular.

Pazartesi günü oruç tutmanın hükmünü de sordular. Peygamber

— «Bu gün benim doğduğum ve peygamber olarak gönderildiğim — yahut bana vahiy indirildiği— gündür.» buyurdu. Müteakiben:

— «Her aydan öç gön, bir de ramazândan ramazana tutulan oruç, butun sene oruç tutmak demektir.» buyurdular.

BesûlüUah (SallallahüAleyhiveSelIem)Je arafe günü oruç tutmanın hükmü de soruldu: .

— «Bu oruç geçen sene ile gelecek senenin günâhlarına keffâret olur.» buyurdu.

Aşûra günü oruç tutmanın hükmü dahî soruldu. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) : .

— «Bu Oruç geçen senenin günahlarına 'keffâret olur» buyurdular.

Müslim diyor ki : Bu hadîsin Şû'be rivayetinde: «Pazartesi ile perşembe günleri oruç tutmanın hükmü de soruldu, dedi, ama biz perşembe meselesini bir vehimden ibaret bulduğumuz için onu zikretmedik.» ibaresi de vardır.



(...) Bize, bu hadîsi Ubeydullah b .Muâz dahî rivayet etti. (Dedi kî): Bize babam rivayet etti. H. Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivâ-1 yet etti. (Defo kî): Bize Şebabe rivayet etti. H.

Bize İshâk b. İbrahim dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Nadr b. Şti-meyi hal ar verdi. Bu râvilerin hepsi Şu'be'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır.



(...) Bana Ahmed b. Saîd Ed-Dârimî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Habban b. Hilâl rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebân-ı Attâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize G%ylân b. Cerîr bu isnadda Şu'be hadîsinin mislini rivayet eyledi. Yalnız o, hadîsde pazartesi gününü zikretmiş, perşembeyi söylememiştir.



198- (...) Bana Ztiheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi M) : Biz*r Afe-durrahman b. Mehdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mehdi b. Meytmm, Gaylân'dan, o da Abdullah b. Ma'bed-i Zimnanî'den, o da Ebû Katâdetc*l--f-nsâri (RadryaHahû dnh)*dan naklen rivayet eyledi ki Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e pazartesi günü oruç tutmanın hükmü sorulmuş, o da:

— «Ben, o gün doğdum, bana vahiy dahî o gün indirildi.» buyurmuşlar.

Ulemânın beyânına göre Besûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) 'in suâl soran zâta kızması, suâlini hoş karşılamadığı içindir. Çünkü sorulan bir suâle cevap vermek gerekir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ise bu suâle vereceği cevaptan bir mefsedet doğar diye korkmuştu. Soran zât aldığı cevaptan vücûb mânâsı anlayabilirdi. Yâhüt Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in tuttuğu oruç ona az görünebilirdi. Halbuki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Müslümanların dîni ve dünyevî birçok işleriyle meşgul bulunduğu gibi zevcelerinin hukukunu îfa etmek, misafirlerini ağırlamak, gelen hey'etleri kabul etmek v.s. birçok vazifeleri de vardı. Bu sebeple hali daha ziyâdesini iktizâ .etmekle beraber sırf ümmetine merhamet ve şefkatinden dolayı ibâdetlerde de.iktisâta riâyet ederdi.

Soran zât, suâlini yanlış sormuştu, ona gereken : «Ben, kaç gün oruç tutayım?» yahut: «Nasıl oruç tutayım » diyerek suâlini kendine tahsis etmekti. O zaman Resûlüllah (SaUallchü Aleyhi ve Sellem)' de başkalarına olduğu gibi ona da hâline göre cevap verirdi.

«Bunun için bana takat verilmiş olmasını dilerim.» cümlesinin mânâsı, bâzılarına göre «Ümmetimin buna tâkât getirmesini dilerim.» demektir. Zira "Peygambev (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz orucun bu derecesine ve daha ziyâdesine muktedir idi. Visal orucu tutar ve kendisine bu hususta uymak isteyen ashabına ;

«Ben, sizin gibi değilim. Çünkü ben gecemi, Rabbim meni doyurup suladığı halde geçiririm.» buyururdu. Hadîsin ikinci rivâyetindeki :

«Keski Allah bunun için bize kuvvet ihsan etse...» cümlesi de bu le'vili te'yid eder. Mezkûr cümleyi zevcelerîyle sair müslümanlar hakkında söylemiş olması ihtimâli de vardır.

Fahr-i Kainat (SalUtllahü A leyhi ve Sellem) Efendimiz arafe orucu hakkındaki sözleriyle, bu orucun iki senenin günahlarına keffâret olacağını anlatmışlardır. Buradaki günahlardan murâd: Abdest babında görüldüğü veçhile küçük günahlardır.

cümlesi şeklinde de rivayet olunmuştur.

Kaadi Iyâz her iki rivayetin sahih olduğunu söyler. İkinci rivayete göre mânâ: «Onu vehim zannettiğimiz için...» demek olur,

Kaadî îyâz diyor ki: «Hâvinin (Perşembe gününü zikretmedik.) demesi, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

(Ben, o gün doğdum, bana Peygamberlik de o günde verildi.) buyurduğu içindir. Sair rivayetlerden anlaşılacağı üzere Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) 'in doğduğu ve kendisine Peygamberlik verildiği gün pazartesidir. Bu sebeple imam Müslim, Şu'be rivâyetindeki perşembe gününü zikretmemiştir.



37- Şaban Ayı Sonlarında Oruç Babı


199- (1161) Bize Heddâb b. Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Hammad b. Seleme, Sâbit'den, o da Muharrif'den, o da İmrân b. Huşayn (Radiyallahû anhûma) 'dan naklen rivayet etti. Heddâbdan, Mutarrif i anlamış değilim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) İmran'a yahut başka birine:

— «Şaban'in sonlarında oruç tuttun mu?» diye sormuş, o da: «Hayır!» cevâbını vermiş. Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— «Ramazandan çıktığın vakit iki gün oruç tutuver.» buyurmuşlar.



200- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vczîd b. Harun, Cüreyri'den, o da Ebu'l-Ala'dan, o da Mutarrif den, o da îmran b. Husayn (Radiyallahû anhûma) 'dan naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir zâta:

— «Bu ayın (Şâban'ın) sonlarında oruç tuttun mu?» diye sormuş, o zât:

— «Hayır!» cevâbını vermiş. Bunun üzerine Resûlüllah (Salfaîlahü Aleyhi ve Sellem):

— «Ramazandan (çıkarak) iftar ettiğin vakit, onun yerine İki gün oruç îutuver.» buyurmuşlar.



201- (...) Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Mutarrif b. Şıhhîr'in kardeşi oğlundan rivayet etti. (Demiş ki) : Ben, Mutarrif i, tmran b. Husayn (RadiyaUahû anhûmâ) 'dan naklen rivayet edeik n işittim. Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Selîem) bir zâta Şaban ayını kastederek :

— «Bu ayın sonlarından biraz oruç tuttun mu?» diye sornutş. O zât:

— «Hayır!», cevâbını vermiş. Bunun üzerine Peygamber (SalîalkthU Aleyhi ve Sellem) ona :

— «Ramazandan iftar ettiğin vakit bir gön yahut iki gün oruç tu-tuver.» buyurmuşlar.

Bir mi, iki mi dediğinde şüphe eden Şu'be'dir. Şu'be: «İki gün, dedi zannederim.» demiştir.



(.;.) Bana Muhammed b. Küdâme [53] ile Yahya [54] EI-Lu'lui rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Nadr haber verdi. (Dedi ki) : Bize Şu'be haber verdi. (Dedi ki) : Bize Mutarrif'in kardeşi oğlu Abdullah [55] b. Hân! bu isnadda bu hadîsin mislini rivayet eyledi.

Bu hadîsi Buhâri , Ebû Dâvud ve Nesaî «Kitâ-bu's-Savm»da tahrîc etmişlerdir.

Bu hadîs, bundan önceki babda görülen (1161) numaralı hadîsin başka bir rivayetidir. Onun için de aynı numara ile gösterilmiştir.

Ekser-i ulemâ: «Sürâr'dan murâd: ay sonudur.» dediklerine göre bu rivayetler, ramazandan bir-iki gün önce oruç tutmayı nehiy eden sahih rivayetlere muhalif görünmektedir.

Mâziri ile diğer birtakım ulemâ rivayetlerin arasını bulmak için: «Burada Resûlüllah (Saîîallahü Aleyhi ve Sellem) 'e muhatap olan zâtın âdeti ay sonunda oruç tutmaktı. Yahut Şaban'ın sonunda oruç tutmayı adamıştı. Fakat Ramazandan bir-iki gün önce oruç tutmayı yasak eden hadîslerle amel ederek orucunu tutmamıştı. Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) bu hadîsi ile mûtad olan oruçların yasak edilmediğini beyân buyurmuştur.» demişlerdir.



38- Muharrem Orucunun Fazileti Babı


202- (1163) Bana Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Ebû Bişr'deıı, o da Humeyd b. Abdirrahman El-HimyeriV den, o da Ebû Hiireyre (Radtyallahû anhûma)'dan naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) :

— «Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ay'ı olan Muharrem'de tutulan oruçtur. Farz namazdan sonra en faziletli namaz gece namazıdır.» buyurdular.



203- (...) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ce-rİr, Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Muhammed b. Münteşirden, o da (Radiyallakü anhüma) Humeyd b. Abdirrahman'dan, o da Ebû Hüreyre dan merfû olarak rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resûlüllah (SalUühhü Aleyhi ve Sellem) e fark namazdan sonra hangi namazın ve Ramazan ayı orucundan sonra hangi orucun efdal olduğu soruldu da:

— «Farz namazdan sonra en faziletli namaz : Gece yarış; kılınan namazdır, ramazan ayından sonra en faziletli oruç : Allah'ın ay'ı olan Muharrem orucudur.» buyurdular.



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin b. Aliy, Zâid'den, o da Abdülmelik b. Umcyr'den bu isnâdla oruç bahsinde Peygamber (SaUalIahii Aleyhi ve Selîem) 'den bu hadîsin mislini rivayet etti.

Nevevî diyor ki: «Hz. Ebû Hüreyre 'den iki dane Humeyd b. Abdirrahman hadîs rivayet etmişlerdir. Bunlardan biri Himyerî , diğeri Z ührî'dir. Buhâri ile Müs1im'de zikri geçen Humeyd b. Abdır rahman Zührî 'dir. Yalnız Müs1im'in bu hadîsini Humeyd b. Abdirrahman, Himyeri rivayet etmiştir. Buhâri bu hadîsi tahrîc etmediği gibi, Himyerî'den hiç bir rivayeti de yoktur. Himyerî’nin Müs1im'de de bundan başka rivayeti yoktur.»

Hadîs-i Şerîf oruç için Ramazandan sonra en faziletli ay Muharrem olduğuna delâlet etmektedir. Yukarıda da görüldüğü veçhile Peygamber (Saiîallahü Aleyhi ve Sellem)'iri Muharrem'de değil de Şaban'da fazla oruç tutması ya onun faziletini hayâtının son günlerinde öğrendiği içindir. Yahut Muharrem 'de sefer ve hastalık gibi bir özürden dolayı fazla oruç tutamamıştır.

Hadîs-i Şerîf, farz namazdan sonra "en faziletli namaz gece namazı olduğuna da delildir.

Bütün ulemâ bu hususta müttefiktirler. Şafiî 'lerden Mervezî ile ona muvafakat edenlere göre gece namazı beş vaktin sünnetlerinden de efdaldir. Fakat ekseriyetle Şâfiiyyye ulemâsı vakit sünnetlerinin gece namazından efdal olduğuna kaaildirler. Çünkü bu sünnetler farzlara benzerler.

Nevevî, Mervezî 'nin kavlini daha kuvvetli ve hadîse daha muvafık bulmaktadır.



39- Ramazanın Arkasından Şevval'den Altı Gün Oruç Tutmanın Müstehab Oluşu Babı


204- (1164) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybetü'bnü Saîd ve Aliy-yü'bnü Hucr toptan İsmail'den rivayet ettiler. İbni Eyyûb (Dedi ki) : Bize İsmail b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Sa'd b. Saîd b. Kays, Ömer b. Sabit b. Haris El-Hazrecî'den, ona da Ebû Eyyûb El-Ensari (Radtyallalıâ anh) rivayet etmiş olmak Üzere haber verdi ki, Resûlüllah (SaMİahü Aleyhi ve Sellem) :

— «Her kim ramazan orucunu tutar da sonra Şevval'den altı günü eklerse bu bütün sene oruçlu gibi olur.» buyurmuşlar.



(...) Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd'İn kardeşi Sa'd b. Saîl rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ömer b. Sabit haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ebû Eyyûb El-Ensâri (Radiyallahû anh) haber verdi. (Dedi ki) : Res£lüllah (Saihllahü Aleyhi ve Seilem) 'i yukarki hadîsin mislini söylerken işittim.



(...) Bu hadâsi bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. '(Dedi ki) : Bize Abdullah b. Mübarek* Sa'd b. Saîd'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben, Ömer b. Sâbit'den işittim. (Dedi ki) : Ben, Ebû Eyyûb

(Radiyallahû anh) : Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) buyurdu... diyerek yukarki hadîsin mislini rivayet ederken işittim.

Nevevî diyor ki: «Bu hadîs İmam Şafiî ile İmam Ahmed, Dâvud-u Zahirî ve onlara muvafakat eden ulemânın mezheplerine açık delildir. Onlara göre Şevval 'den altı gün oruç tutmak müstehabdır.

îmam Mâlik ile Ebû Hanîf e'ye göre bu oruç mekruhtur. İmam Mâlik «El-Muvatta» nâm eserinde: (Ehl-i ilimden bu orucu tutan hiç bir kimse görmedim.) demiştir. Bu zevata göre Şevval orucunun mekruh olması farziyeti zannedilmesin diyedir. îmam Şafiî ile ona muvafakat edenlerin delili sahîh ve sarih olan bu hadîstir. Bir sünnet sabit oldu mu bâzı kimselerin yahut ekseriyetin veya herkesin terketmesi sebebiyle bırakılamaz..

Mezkûr zevatın (Farziyeti zannolunur.) sözleri arafe, aşûra ve diğer mendûb oruçlarla nakzolunur. Ulemâmıza göre efdal olan Ramazan Bayramını müteâkib altı gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Maamafih bu orucu muhtelif günlerde tutan yahut Şevvâ1'in ortasına veya sonuna bırakan dahî peşi peşine tutmuş gibi fazilete nail olur. Çünkü böylesine de Ramazan orucuna Şevval 'den altı gün ekledi, denilebilir. Ulemânın beyânına göre Ramazan orucuna Şevyal 'den altı §ün eklemekle tutulan orucun bütün sene orucu gibi olması, yapılan tâatlar on misli katlandığı içindir:

Ramazan’ın on misli on ay eder, altı günün on misli de altmış gün yani iki ay olur. Bu suretle oruç tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibi sevap kazanır. Bu cihet Nesaî'nin kitabında merfû bir hadîs ile beyân olunmuştur.»

Lâkin Nevevî'nin Ebû Hanîf e 'ye nisbet ettiği kavil Hanefîiler'in mezhebi değildir. Hanefîyye kitaplarında : «Ramazan Bayramından sonra Ramazan orucuna Şevval'-den altı gün oruç eklemek mendûbdur.

Bâzıları bu orucun aralıksız tutulmasını mekruh görmüş, bâzıları mekruh olmadığını söylemişlerdir.

İnam Mâlik kerahete kaail olanlardandır. Bu orucu Şevvâ1'in muhtelif günlerinde tutmak kerahetten veHıristiyan1ar'a benzemekten uzaklaştırır.» denilmektedir.



40- Kadir Gecesinin Faziletini Beyan, O Geceyi Aramaya Teşvik, Yerini ve En Ümid Edilen Vaktini Beyan Babı


205- (1165) Bize Yahya b. Yahya, rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e Nafî'den dinlediğim, onun da İbni Ömer (Radiyallahâ anhûmayûan rivayet ettiği şu hadîsi okudum : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabından bazı kimseler rüyada Kadir Gecesinin Ramazanın son yedi gecesinde görmüşler. Bunun üzerine Rasû\ü\\ah(SallalUifıü Aleyhi ve Sellem) :

«Görüyorum ki rüyalarınız Ramazanın son yedi gecesi hakkında birbirini tutmaktadır. Arlık kim Kadir Gecesini arayacaksa onu Ramazanın son yedisinde arasın.» buyurmuşlar.



206- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e» Abdullah b. Dinar'dan dinlediğim, onun da tbni Ömer (Radiyallahû anhûma)'dan, onun da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Kadir Gecesini, Ramazanın son yedisinde arayın.» buyurmuşlar.



207- (...) Bana Amru'n-Nâkıd ile Zübeyr b. Harb rivayet ettiler. Zübeyr (Dedi ki): Bize Süfyan b. Uyeyne, ZÜhrî'den, o da Salim'd en, o da babası (Radiyallahû anh,) dan naklen rivayet etti. Babası (Abdullah b. Ömer) şöyle demiş; Bir adam Kadir Gecesinin yirmiyedinci gece olduğunu (rüyasında) gördü. Bunun üzerine Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) :

«(Kadir Gecesi hakkındaki) rüyalarımızın son on gün içinde olduğunu görüyorum. Binâenaleyh siz onu bu on günün tek gecelerinde arayın.» buyurdular.



208- (...) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Salim b. Abdillah b. Ömer haber verdi ki babası (Radiyallahû anh) şöyle demiş: Ben Resulü Hah (SallaÜahü Aleyhi ve Sellem) 'i Leyle-i Kadir hakkında şöyle buyururken işittim :

«Sizden bâzı kimseler Kadir Gecesinin Ramazanın ilk yedisinde, bâzıları da son yedi gecesinde olduğunu rüyalarında gördüler. Siz onu son on gecede arayın.»



209- (...) Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ukbe yani İbni Hureysden rivayet etti. (Demiş ki) : Ben İbni Ömer (Radiyallahû anhüma) 'yi şunu söylerken işittim : Resû\ü\lah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Siz, onu yâni Kadir Gecesini Ramazanın son on gecesinde arayın. Şayet biriniz zayıf düşer yahut âciz kalırsa sakın kalan yedi geceden mahrum kalmasın,» buyurdular.



210- (...) Bize Muhammed b. EI-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) . Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Cebele'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben İbpi Ömer (Radiyallahü anhüma) 'yi naklen rivayet ederken dinledim. Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Selienü 'den Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Seliem) :

«Her kim Kadir Gecesini arayacaksa, onu son on gecede crasın.» buyurmuşlar.



211- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aliyyü'bnü Müshir, Şeybâni'den, o da Cebele ile Muhârib'den, onlar dr tbni Ömer (Raâtyalîahii enhüına) 'dan naklen rivayet cîti. İbnİ öro^r şöyle demiş; Resûlüllah (fiallaUahü Aleyhi ve Sellem):

«Kadir Gecesini, son on gecede arayın. —Yahut son dokuz gecede arayın. —» buyurdular.

Bu hadîsi Buhâri «Fadlu Leyleti'l-Kadir» babında, Nesai «Kitâbu'r-Rüya-da tahric etmişlerdir.

Hadîsin muhtelif rivayetleri Kadir Gecesinin Ramazân-i Şerîf'in yirmisinden sonraki tek gecelerde aranacağın bildirmektedir. Kadir Gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu Kur'ân-ı Kerîm'in «Kadir» sûresinde beyân olunmuştur. 3u geceye niçin Kadir Gecesi nâmı verildiği hususunda ulemâ ihtilâf etmişlerdir.

Bâzılarına göre «Kadirin mânâsı: Bir şey takdir etmek, ona paha biçmek demektir. Aîlah Teâla Hazretleri sene içinde geçecek vak'a-yı ve umuru o gece takdir buyurup hükmettiği için ona bu isim verilmiştir. Birtakımları o gecenin, ehemmiyet ve şerefinden dolayı bu isim verildiğini söylemişlerdir.

Rivayete göre Zührî : «O gece azamet ve şeref gecesidir.» demiştir.

Ebû Bekr-i Verrâk'a göre mezkûr geceye Kadir denilmesi, kadr-u kıymeti olmayan kimselerin, o geceyi ihya etmekle kıymet kazandıkları içindir.

Ulemâdan bazıları mü'minlerin o gece işledikleri salih ameller Allah Teâla indinde makbul olduğu için bu ismin verildiğini, birtakımları da kadr-u kıymet sahibi olan, Kur'ân-ı Kerîm'in o gecp indirilmesi sebebiyle Kadir Gecesi nâmı verildiğini söylemişlerdir

O gece, yeryüzüne üç büyük melek indiği için bu ismin verildiğini söyliyenlerde vardır. İmam Halîl b. Ahmed'e göre o gece yeryüzü meleklerle dolup taştığı için bu isim verilmiştir.

Bu bâbda daha başka kaviller de vardır.

Ne garîbdir ki Kur'ân-ı Kerîm'de :

«Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.» [56] buyurulduğu halde son asırulemâsından Mısır'.Şeyh.Muhammed Abauh , Kadir Gecesinin bizatihi hiç, bir fazileti olmadığını, bu büyük fazileti ona Kur'ân-ı ,Kerim'in o gece inmesi bahgettı-ğini iddia etmiş, şimdiye ka^âr hiç bir müfessir ve muhaddisin naur-ı hayâlinden bile geçmeyen, garîb iddiasını isbât sadedinde âyet ve hadîs tanımamıştır. Ezcümle Buhar ile Müs1im'in bu babda ittifakla tahric ettikleri birçok hadîslerin muztarib,. zayıf ve uydurma "olduklarını iddia etmiştir. Halbuki sahîheynde bahusus Buhâri'de uydurma hadîs bulunmak- §öyle dursun, bir tek zayıf hadîs bile yoktur. Ulemâ kitâbullah'dan sonra en sahih kitabin «Sahîh-i Buhâri» olduğunu söylemiş, birtakımları Müslim 'in «Sahîh »ini tercih etmişlerdir. Gerçi Buhâri'de 300 kadar zayıf hadîs olduğu, «Sahîh-i Müslim»de dahî bu kabilden birçok hadîsler bulunduğu tesbît edilmişse de bunlar müstakillen hüküm ifâde etmek için değil, o bâbdaki esâs hadîslere şahit yani onları takviye ve te'yid için getirilmişlerdir. Biz sözle'sahîheyn-deki her zayıf hadîsin mutlaka sahîh bir rivayeti de vardır. Hadîs ulemâsına göre sahîh bir hadîsi rivayet ettikten sonra onu te'yid için aynı hadîsin zayıf bir rivayetini nakletmekte hiç bir beis yoktur, tslâm düşmanlarının müslümanlığa Ijücûm için bu gibi zayıf hadîsleri ele alarak demagoji yapmalarına pek fazla hayret edilemez. Çünkü düşmandan zâten düşmanlık beklenir. Fakat bir müslüman âliminin hattâ müctehid geçinen bir zâtın en sahîh hadîslere «uydurma» damgası vurmasına ne mânâ verilir »bilemem?... Bereket versin ki Ezher Şeyhlerinden Abdurrahman Tâc , Kadir Gecesi hakkında yazdığı yir-mi-otuz sahifelik küçük bir broşürle Muhammed Abdü'ye hak ettiği cevâbı vermiş, hatalarını birer birer yüzüne çarparak müslümanları Resûlüllah (Sallâllahü Aleyhi ve Sellem) 'in sahîh hadîslerine karşı tereddüt ve şüpheye düşmekten kurtarmıştır.

Bizce Kadir Gecesinin fazileti hakkında Kur'ân-ı Kerîm 'de hiç bir âyet bulunmasa, Kur'ân-ı Kerîm'in o gece nazil olması aklen mezkûr gecenin yine pek mümtaz, pek şerefli olmasını iktizâ eder. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm semavî kitapların sultanı mesabesindedir. Bir sultanı ağırlamak için ise saray gerekir. Onu bir kulübeye misafir almak şanına lâyık bir hürmet ve ta'zim olamaz.

Şu halde akıl, semavi kitapların sultanını Allah Teâlâ Hazretlerinin mutlaka mümtaz bir gecede indirmiş olmasına hakmeder, o gece de Kadir Geceşidir.

Filvaki mezkûr gecenin akla uygun olarak pek mümtaz ve şerefli bir gece olduğunu Allah Teâlâ Hazretleri:

«Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.» âyet-i kerîmesi ile beyân buyurmuştur.

.Kur'ân-ı Kerîm 'in o geceye şeref üstüne şeref, hayır üs tüne hayır kattığı hususunda isek söz yoktur.

Ulemâ, Kadir Gecesinin tâyini hususunda ihtilâf etmişlerdir. Ezcümle , Ramazan'm ilk gecesi, onyedinci gecesi, onsekizinci gecesi, ondokuzuncu gecesi, yirmibirinci, yirmiüçüncü, yirmibeşinci, yirmi-yedinci, yirmidokuzuncu ve Ramazan'm son gecesi olduğunu sö> leyenler bulunmuştur. Çift gecelerde aranacağını iddia edenlerle, bütün senede ve bütün Ramazan'da aranması gerektiğini söyleyenler de vardır.

îmam A'zam'a göre Kadir Gecesi Ramazan 'dadır, yalnız her sene aynı geceye tesadüf etmeyip, bazen evvel bazen sonra gelir.

İmam Ebû Yûsuf'la îmam Muhammed'e göre Kadir Gecesi değişmez, lâkin hangi gece olduğu belli değildir. Bir rivayete göre Ramazan'm yarısından sonra aranılacağını söylemişlerdir.

İmam Şafiî'ye göre Kadir Gecesi Ramazan'in yirmisinden sonra gelir, yeri değişmez. Bu gece kıyamete kadar bakidir.

Ebû Bekir-i ftâzi: «Kadir Gecesi aylardan birine mahsus değildir.» demiştir. Hanefîiyye ulemâsının kavilleri de budur. Hattâ Kaadî Han, îmam A'zam'ın meşhur kavline göre Kadir Gecesinin sene içinde devrettiğini, bazen Ramazan 'da, bazen de başka başka bir ayda geldiğini söylemiştir. Bu kavil tbni Mes'ûd ve tbni Abbâs (Radiyallahü anhüma) ile 1krimeden ve diğer birtakım ulemâdan sahîh rivayetlerle nakl-olunmuştur.

El-Mühelleb bu kavli çürütmeye çalışmış ise de, Hatifîii1er'e hücum edeyim derken îbni Mes'ûd ve İbn i Abbâs (Radiyallahü anh) hazerâtı gibi iki büyük sahâbinin kavillerini hiçe çıkarmak gaflet ve cür'etinde bulunmuştur.

Sahâbe-i kiram 'dan Abdullah b. Zübeyir Kadir Gecesinin onyedinci, Ebû Said-i Hudrî yirmibirinci geceler olduğunu söylemişlerdir.

İmam Şafiî, Hz ibnû Saîd'in kavlini tercih etmiştir.

Abdullah b. Üneys (Radiyallahû anUyya. göre Leyle-i Kadir Ramazan Jm yirmiüçüncü gscesidir.

Sahabe, ikiram 'dan bir cemaatla îbni Abbâs {Radiyallahû anlı) yirmiyedinci gece, Bilâl (Radiyallahû atık) yirmi-dördüncü, Hz. A1i ondokuzuncu gece olduğunu söylemişlerdir. Bu babda başka kaviller de vardır. Hattâ Leyl'e-i Kadir'in Safaan'm onbeşinci gecesi olduğunu söyliyenler bile bulunmuştur.

Şiîler'le Râfizî 'ler, Kadir Gecesinin kaldırıldığını iddia ederler.

Abdürrazzâk'ın Hz. Abdullah b. Hanbes 'den rivayet ettiği bir hadîs Şiîler'le Râfizî 'ler aleyhine delildir. Mezkûr hadisde:

«Efcû Hüreyre'ye dedim ki :

— -Kadir Gecesinin kaldırıldığı söyleniyor. Ne dersin? Ebû Hüreyre :

— «Onu söyleyen yalan yapmış, cevâbını verdi.» denilmektedir.

Zahirîler 'den İbni Kazm, Kadir Gecesi hakkında şunları söylemiştir: «Ramazan yirmidokuz çekerse Kadir Gecesi hiç şüphesiz kalan on günün evvelindedir. O da ya yirmibirinci,. ya yirmiikimci, yahut yirmidördüncü veya yirmialtmci yahut yirmise-kizinci gecedir. Ramazan otuz çekerse: Son on gecenin iktidası seksiz olarak ya yirmibirinci, ya yirmiüçüncü, ya yirmibeşinci, yahut yir miyedinci veya yirmidokuzuncu gecedir.»

Kadir Gecesinin Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) zamanır. da. yalnız bir seneye mahsûs vâki olduğunu söyliyenler de vardır.

Hasılı Kadir Gecesi hakkında kırkbeş kadar kavil vardır. Maama-fih mefhûm-u adet muteber bir delîl olmadığı için rivayetler arasınö> münâfaat yoktur.

Ulemâdan bâzılarına göre Resûlüllah {Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) Kadir Gecesini kat'î olarak tayin etmemiştir. Bu sebeple Ashâb-ı Kiram 'dan her biri işittiği ile amel etmiştir. Ekser-i Ulemâ Kadir Gecesinin yirmiyedi Ramazan'da olduğunu söylemişlerdir.



212- (1166) Bize Ebu't-Tâhir ile HarmeletüTmH Yahya rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ibni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yunus, tbni Şibab'dan, o da Ebû Selemete'bni Abdirrahman'dan, o da Ebû Hü-reyre (Radiyallahûanh)'Ûarx naklen haber verdi ki ResÛlûllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Kadir Gecesi rüyamda bana gösterildi. Sonra zevcelerimden bin beni uyandırdı da o [onun hangi gece olduğu) bana unutturuldu. Artoc sız onu kalan on gün zarfında arayın.^ buyurmuşlar.

Harmele : «Ben, o geceyi unuttum.» diye rivayet etti.



213- (1167) Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bekir yâni Ibni Mudar, İbni Haddân, o da Muhammed b. İbrahim'den, o da Ebû Selemete'bni Abdiraahman'dan, o da Ebû Saîd-i Hudri (Radiyallahûanh) dan naklen rivayet etti. Ebû Saîd şöyle demiş: Re-sülüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setlern) Kamazan ayının ortasındaki on günde itikaf yapardı. Yirminci gece geçip de yirmîbirinciyi karşıladığı zaman evine dönerdi. Onunla birlikte itikâf yapanlar da dönerlerdi. Sonra, bir Kam a zan ayında evine dönmeyi itiyat edindiği gece mescidde kalarak cemaata hutbe okudu ve onlara Allah'ın dilediklerini emretti. Sonra şöy-* le buyurdu :

«Ben, bu on günde îtikâf yapıyordum. Üjlaîıura şu son on günde itikat yapmak hatırıma geldi, imdi benimle beraber kim itikat yapmışsa, îtikâf yerinde gecelesin. Ben, bu geceyi hakikaten rüyamda gördüm ama, o hana unutturuldu. Artık siz, onu son on gün zarfında tek gecelerde arayın. Ben kendimi bir su ve çamura secde ederken gördüm.»

Ebû Said-i Hudrî demiş ki: «Yirmibirinci gece yağmura tutulduk da mescid Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'in namaz kıldığı yere aktı. Resûlüllah (Salkülahü Aleyhi ve Se//em) sabah namazından çıkarken ona baktım, yüzü çamur ve suyla ıslanmıştı.»



214- (...) Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdtil-aziz yani Derâverdi, Yezîd'den, o da Muhammed b. İbrahim'den, o da Ebû Selemete'bnü Abdİrrahman'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî (RadfyallahÛ (ytm 'dan naklen rivayet etti ki, şöyle demiş : «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)Ramazanda ayın ortasındaki on günde îtikâf yapardı...»

Ravi hadîsi yukarki hadîs gibi rivayet etmiş yalnız: «îtikaf ettiği yerde dursun, buyurdu.» Bir de:

«Alnı çamur ve suyla dolu olarak çıkıyordu.» demiştir.



215- (...) Bana Muhammed b. Abdilal» rivayet etti. (Dedi ki):

Bize Mu'temir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Umâratü'bnü Gaziyyete'l-Ensâri rivayet etti. (Dedi ki) : Ben, Muhammed b. İbrahim'i, Ebû Sele-me'den, o da Ebû Said-i Hudrî (Radiyallahûanh)'dan naklen rivayet ederken işittim, Ebû Said şöyle demiş: Resûlüllah (Scdlallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazanın ilk on günü zarfında îtikâfa girmiştir. Sonra ortasındaki on günde tentesi üzerinde hasır bulunan bir Türk çadırında îti-kâf yaptı, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu hasırı eliyle tutarak çadırın bir tarafına çekti. Sonra başını (çadırdan) çıkararak cemaatla konuştu. Cemâat kendisine yaklaştılar. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve :Sellem):

«Ben, ramazanın ilk on gününde îtikâf yapar, bu geceyi arardım, sonradan ayın ortasındaki on günde îtikâf yapmaya başladım. Bil âhara bana gelerek bu gecenin son on gönde olduğunu s öy I iyen oldu. Binaen-aleyhi sizden kim îtikâfa. girmek isterse, girsin.» buyurdu.

Bunun üzerine cemâat da onunla birlikte îtikâfa girdiler.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bana, Kadir Gecesi, tek gece olarak gösterildi ve sabahında çamurla su içine secde edeceğim bildirildi.» buyurdu.

Müteakiben yirmibirinci gecenin sabahına erdi. Sabah namazına kalkmıştı. Derken semâdan yağmur yağdı ve mescid aktı. Çamurlu suyu gözümle gördüm. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sabah namazını edadan sonra alnında ve burnunun ucunda çamurlu su vardı. Bir de baktım o gece son on günün yirmibirinci gecesi imiş;



216- Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Âmir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişârn, Yahya'dan, o da Ebû Se-leme'dcn naklen rivpyet etti. Ebû Seleme şöyle demiş : Aramızda Kadir Gecesini müzâkere ettik. Müteakiben Ebû Saîd-i Hudrî (Radiyallahü anh)'a vardım, Ebû Said tenim dostumdu.

— «Beraberce hurmalığa çıksak ya.» dedim. Ebû Saîd, üzerinde ha-mişa denilen bir cübbe olduğu halde dışarı çıktı. Kendisine:

— «Sen, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i Kadir Gecesinin lâfını ederken işittim mi? diye sordum. Ebû Saîd. şunları söyledi:.

— «Evet! Biz, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Ramazanın ortasındaki on günde îtikâfa girdik de yirminci günü sabahı îtikâîian çıktık. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize hutbe okuyarak şöyle buyurdular :

«Bana hakikaten Kadir Gecesi gösterildi. Ama ben,- onu unuttum. — Yahut: o, bana unutturuldu.— Binâenaleyh siz, onu ayın son on gününde îek gecelerde arayın. Bana su ve çamur içine secde edeceğim dahi gösterildi. Imdİ kim Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber itîkâfa girmişse geri dönsün.»

Ebû Saîd demiş ki: «Bunun üzerine geri döndük. Gökyüzünde bir bulut paresi bile görmüyorduk. Derken bir bulut geldi ve yağmura tutulduk. Hattâ mescidin tavanı aktı. Zâten mescid hurma dalından yapılmıştı. Namaz kılındı, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i, su ile toprak içine secde ederken gördüm. Hattâ çamurun eserim alnında bile gördüm.»



(...) Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrazzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer haber verdi. H.

Bize Abdullah b. Abdirrahmân Ed-Dârimî dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'l-Muğira haber verdi. (Dedi lu) : Bize Evzâi rivayet etti.'

Her iki râvi Yahya b. Ebî Kesîr'den bu isnâdla yukarki hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

Bunların rivayetlerin de: «Namazdan çıktıktan sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i gördüm, alnında ve burnunun ucunda çamur eseri vardı.» ibaresi de vardır.



217- (...) Bize Muhammed b. EI-Müsennâ Üe Ebû Bekir b. Hal-lâd rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize AbdülVla rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî (Radiyaliahû anh)'da.n> naklen rivayet eyledi. Ebû Saîd şöyle demiş: Resûlüllah (SallallahüAleyhi-ve Settem) , Kadir Gecesi henüz kendisine bildirilmezden Önce onu arayarak Ramazan'ın ortasındaki on günde îtikâfa girdi. îtikâl günleri geçince çadırın sökülmesini emretti ve hemen çadır söküldü. Sonra Kadir Gecesinin, Ramazan'ın son on günü zarfında olduğu kendisine bildirildi. Bunun üzerine çadırın kurulmasını emir buyurdu ve çadir tekrar kuruldu. Sonra cemâatin yanına çıkarak:

«Ey cama at, gerçekten bana Kadir Gecesi bildirilmişti. Ben de onu sîze haber vermek için çıkmıştım, fakat birbirlerinden hak dâva eden iki adam geldi yanlarında Şeytân da vardı. Bu sebeple Kadir Gecesi bana unutturuldu. Artık siz, onu Ramazanın son on günü zarfında arayın. Onu dokuzuncu, yedinci ve beşinci gecelerde arayın.» buyurdular.

Kavi demiş ki ; «Ben;

— «Yâ Ebâ Saîd! Siz sayıyı, birden daha iyi bilirsiniz, dedim. Ebû Saîd:

— Evet, bu hususta biz, sizden daha üstünüz, dedi. (Kendisine) :

— Bu dokuzuncu, yedinci ve beşinci ne demektir? diye sordum. Ebû Saîd :

— Yirmibİrinci gece geçti mi ondan sonra gelen yirmiikinci gece : dokuzuncudur, yirmiüçüncü gece geçti mi, onun arkasından gelen gece yedinci, yirmi beşinci gece geçti mi, onu tâkib eden gece beşincidir, cevâbını verdi.»

İbni Hallâd : «Birbirlerinden hak dâva eden...» tâbirinin yerine «Birbirleriyle muhâsama eden iki kişi.» dedi.



218- (1168) Bite Said b. Amr b. Sehl b. İshâk b. Muhammed b. Eş'as b. Kays El-Kindî ile Aliyyü'bnü Haşrem rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Damra rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Dahhâk b. Osman rivayet etti. (Dedi ki) :Bana Dahhâk b. Osman rivayet etti. — tbni Haşrem : Dahhâk b. Osman'dan, dedi.— O da Ömer b. Ubeydillah'ın azatlısı Ebu'n-Nadr'dan, o da Büsur b. Saîd'den, o da Abdullah [57]. b. Üneys'-den naklen rivayet etmiş ki, ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bana, Kadir Gecesi gösterildi ama sonra unutturuldu. Ben, rüyamda o gecenin sabahında kendimi su ve çamur içine secde ederken gördüm.» buyurmuşlar.

Abdullah (Radiyailahû anh): «Biz, Ramaran'm yirmiiiçüncü gecesi yağmura tutulduk. ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize sabah namazını kıldırdı. Namazdan çıktığı vakit su ile çamurun eseri alnmda ve burnunda kalmıştı.» demiş.

Râvi diyor ki: «Abdullah b. Üneys (geceyi zikretmiyerek sadece) : Yirmiüçte yağmura tutulduk, dedi.»

(54).



219- (1169) Biie Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Nümeyr ile Veki', Hişâm'dan, o da babasından, o da Âişe (Radiyalîahû anha) 'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :.

«Kadir Gecesini Ramazanın son on gecesinde arayın.» buyurdular.

Burada İbni Nümeyr: «İltimas edin.» Yeki1: «Taharri edin.» diye rivayette bulunmuşlardır.

(îltimâs ile taharrinin ikisi de : araştırmak, ruânâsma gelir.)

Ebû Saîd (Radiyalîahû anh) hadîsini Buhâri «Fadlu Ley-Ieti1-Kadir»in bir-iki yerinde ve «Kitâbu's-SâlâUda, Âişe (Radiyalîahû anha) hadîsini dahî «Fadlii Leyleti*l-Kadir»de tahrîc etmiştir.

Türk çadırından murâd: Keçeden yapma ufak çadırdır.

Rivayetlerin umumundan anlaşılıyor ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e Kadir Gecesinin hangi gece olduğu bildirilmiş, fakat sonradan unutturulmuştur. Hattâ Hemmâm'in rivayetinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bir defa Ramazan'ın ilk on gününde, başka bir defa ortasındaki on günde îtikâfa girdiği ve ikisinde de Cebrail (Aleyhisselâm) gelerek: «Aradığın ilerdedir.» demek suretiyle Kadir Gecesinin*Ramazan'ın son on gecesinde olduğuna işaret ettiği bildirilmektedir. Bu geceye işaret olmak üzere Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in rüyasında, su ile çamura secde edeceği bildirilmiştir.

Hadîsin bir rivayetinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SelîemY'va. unutmasına sebep Şeytanla birlikte gelen iki zâtın birbirlerinden hak dava etmeleri olduğu görülüyor.

Bu iki zâtın Abdullah b. Hadred ile Ka'b b. Malik (Radiyalîahû anh) oldukları söylenir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onların dâvası ile meşgul olurken, Kadir Gecesinin hangi gece olduğunu unutmuştur.

Ulemâdan bâzılarına göre buradaki unutmaktan veya unutturulmaktan murâd: O gecenin, o seneki bereketinin kaldırılmasıdır.

Gerçi Hz. EbûHüreyre rivayetinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) lin unutmasına sebep kendisini zevcelerinden birinin uyandırması olduğu anlaşılıyorsa da vak'anm iki defa cereyan etmiş olması ihtimâl dahilindedir. Vak'anın bir olması, unutmanın iki defa vu-kubulması da mümkündür.

Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir: «Kesûlüllalı (SallalkthüAleyhi veSellem) 'in bu mes'elede unutması câîz olunca, başka mes'elelüri unutması da caizdir. Bu suretle ümmetine tebliğ ile me'mur olduğu bazı ahkâm zayi olacaktır..

Cevâp şudur: Ümmetine tebliği icâb eden ahkâmı ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)?m unutması caiz değildir. Caiz hattâ vaki olsa bile Allah Teâlâ onları Kesûl-İ Ekrem'ine tekrar hatırlatır.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler


1) Namaz kılan kimse alnında toprağı silmemelidir.

2) Çamurlu yere secde etmek caizdir.

3) İbâdette evlâ olanı araştırmak ve ona irşâdda bulunmak gerekir.

4) Ahkâm ifâde etmeyen husûsatta Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sillem) 'in unutması caizdir.

5) Ay lâfzını kullanmadan, sadece Ramazan demek caizdir.'

6) îtikâfa girmek ve bunun için Ramazan'ın son on gününü tercih etmek müstehabdır.

7) Peygamberlerin rüyalarına hüküm terettüb eder.



220- (762) Bize Muhammed b. Hatim ile İfani Ebî Ömer ikisi birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler. İbni Hatim (Dedi ki) : Bize Süf-yan b. Uyeyne, Abde ile Âsim b. EbFn-Necûd'dan [58] naklen rivayet etti. Onlar da Zır b. Hubeyş'i şöyle derken işitmişler :

— «Übeyyu'bnü Ka'b (RadiyaUahû anh)'a sordum, dedim ki:

— Kardeşin İbni Mes'ûd: Kim bîr yıl ibadetle kaaim dursa, Kadir Gecesine rastlar, diyor. Übey (RadiyaUahû anh)

— O insanların buna güvenmemelerini kastetmiştir. Yoksa kendisi bu gecenin Ramazan'da olduğuna, Ramazan'm da son on gecesinde, o gc~ cenin de yirmiyedinci gece olduğunu pek âlâ bilir, dedi. Sonra bu gecenin yirmi yedinci gece olduğuna İstisnasız yemin etti. Ben :

— Bunu neye istinaden söylüyorsun ya Ebe'l-Münzh? dedim. Übey (RadiyaUahû adh) :

— Alâmetine, yâmut Resûlüllah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bize haber verdiği nişana istinaden söylüyorum. O gecenin sabahında güneş şuâsız olarak doğu çaktır, cevâbını verdi.



221- (...) Bize Muhammed b. El-Müsenna rivayet etti. (Dedi ki) : Bİ3e Muhammed b. Ca'fer rivayet elti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Ahdetü'hnü Ebî Lübâbe'yi, Zır b. Hubeyş'den, o da Übey-yü'bnü Ka'b (RadiyaUahû anh) 'dan naklen rivayet ederken dinledim. Zır şöyle demiş :

Übeyy, Kadir Gecesi hakkında: «Vallahi onu ben pek ala bilirim.» dedi.

Şû'be: «Zann-ı galibime göre bu gece Resûlüllah (SaHallahU Aleyhi ve Sellem) 'in bize ihyasını emrettiği gece olacaktır. O gece ayın yirmiyedinci gece sidir.» şeklinde rivayet etmiştir.

Yalnız Şû'be şu cümlede (yâni) «Bu gece Resûlüllah (Sallallahti Aleyhi ve Sellem) 'in bize ihyasını emrettiği gecedir.» ifâdesinde şekketmiş : «Bunu bana, ondan bir dostum rivayet etti.» demiştir.



222- (1170) Bize Muhammed h Afcbâd ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize MervAn yâni Fezâri, Yezîd yâni İbni Key-sân'dan, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre (Radiycdlahû anh) 'dan naklen rivayet eyledi. Ebû Hifceyre şöyle demiş:

-Biz, Resulüllah (Salkiîlahü Aleyhi ve SeUemyin yanında Kadir Gecesini ı;azâkere ettik de:

— Ay doğduğu vakit onun çanak yarısı gibi-olduğunu hanginiz hatırlar? buyurdu.

İstisnası yemin'den murâd: İnşaallah demeden yapılan yemSndir.

Hz. Ubeyy'in bu kat'î yemini Kadir Gecesini, alâmetinden bildiği içindir. Bu alâmet güneş şuâsız doğmasıdır.

Ulemânın beyânına göre güneşin ziyâsız doğmasına sebep: O gece yeryüzüne inen sayısız meleklerin semâyı kaplamaları olabilir.

Kaadî İyaz'a göre ayın çanak kırığı gibi doğması, Kadir Gecesinin Ramazan sonlarında olduğuna işarettir. Çünkü ay yeni doğduğu sıralarda böyle görünmez.

Kadir Gecesinin alâmetleri hakkında muhtelif hadîsler vârid olmuştur. Bezzâr'm «Müsned-inde Hz. Câbir b. Semû-r a 'dan tahrîc ettiği bir hadisde :

«Kadir Gecesini Ramazanın son on gecesinde arayın. Zîra onu, ben gördüm, fakat unuttum. O, yağmurlu ve rüzgârlı bir gecedir.» Duyurulmuştur.

İbni Hibbân'ın «Sahîh»inde Hz. Câbir b. Abdi11âh'dan tahrîc ettiği bir hadîs dahî mânâ itibarı ile buna yakındır. Mezkûr hadîsde Kadir Gecesinin fazla sıcak ve soğuk olmayıp, mutedil aylı ve yıldızlı bîr gece olduğu bildirilmiştir.

îbni Ebî Şeybe 'nin rivayet ettiği Abdullah b. Mes'ûd (Radiyallahû anh) hadîsinde :

«Güneş her gûrt şeytânın iki boynuzu arasından doğar. Bundan yalnız Kadir Gecesinin sabahı müstesnadır.» deniliyor.

tbni Huzeyme'nin Hz. Ebû HÜreyre'den merfû olarak tahric ettiği bir hadîsde:

«O gece yere inen meleklerin adedi, çakıl tadarının adedinden daha çoktur.» buyuruluyor.

îbni Ebî Hâtim'in Mücâhid tarikiyle rivayet ettiği bir hadîsde o gece yeryüzüne şeytan salınmadiği, belâ gönderilmediği bildirilmekte, Dahlıâk tarikiyle rivayet ettiği hadîste ise o gece tevbe eden herkesin tevbesi kabul edildiği, gök kapılarının açıldığı, Kadir Gecesinin güneş kavuştuktan, ertesi sabah tekrar doğuncaya kadar devam ettiği beyan olunmuştur. Daha başka rivayetler de vardır.

Nevevî diyor ki: «Kadir Gecesi mevcuttur, onu her sene Ramazan'da Benî Adem 'den Allah'ın dilediklerin görürler. Nitekim geçen hadîsler de bunu göstermektedir. Sulehadan, onu gördüklerini haber verenlerin adetleri sayılmayacak kadar çoktur.

Hz. Übeyy hadîsinde de işaret olunduğu vecihle bu geceı-;n kullardan gizlenmesi, ona güvenip de şâir ibâdet ve tâatlara karşı gevşeklik göstermesinler, bilâkis ona tesadüf etmek tamamıyla birçok geceleri ibadetle ihya etsinler diyedir.

Cuma günündeki icabet saatinin, Kur'ân.ı Kerîm 'deki ism-i a'zam'ui gizlenmesi gibi şeyler hep bu hikmete mebnîdir.






--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sûrc-i Bakara âyet 185

[2] Sûre-i Bakara âyet 183.

[3] Ebû Süheyl Nâfi' b, Mâlik b. Ebî Amir: İmam Mûlik'İn amıcasıdır; sahîheyn râvf-lerindendir

[4] Ebû Alî Hasen b. Mûsâ El-Eşyeb : Kûfeli olup Bagdat'da yaşamıştır. Aslen Horasanlıdır. (192) târihinde. vefat etmiştir

[5] Ebû Süveyre Cebeletü'bnü Suhaym Euleymî yahut Şeybânî: sahîheyn râvîlerin-dendİr.

[6] Ebû Kays Esved b. Kays El-Becell: Kûfelidir; Sahîheyn râvDerindendir.

[7] Ebû Osman Saîd b. Arar b. Saîd El-Kuraşî Et-Emevî: KÛfclidir; Sahîheyn rtviIerindendir.

[8] Setemetü'bnü Süleyman El-Mervezî: Sahîheyn râvîlcrindcndir.

[9] EbÛI-Bahterî Satd b. "eyrûz Et-Tâî \ (?-83) Kûfeli azatlılardandır. Benî Nabhâ'mn fizatlısı Saîd b. Cübeyr olduğu da söylenir. Sahîheyn râvîlerindendîr

[10] Sûrc-i Bukara âyet 187.

[11] Ebü Tarif Adiyy b. Hatim b. AbJÎHah El-Taifi IR.A.) : (?-68) Kııfelİ ashabı kirâmdandır.

[12] Ebû Süleyman Fudayl b. Süleyman : Busralıdır, Sahîheyn râvîlerindendu.

[13] Ebû Bekir Muhammed b. Schl Ei-Temîmİ : Müslim in râvîlerindcndi yaşamı? ve (151) tarihinde orada vefat etniktir.

[14] Müslim in râvîlerindendir, BasralıJır

[15] Ebû Muhammed Amrü'bnü Âs b. Vâil (R.A.) : Mısırı fetheden sahâbi-i celildir. (43) târihinde Ramazan bayramı akşamı vefat etmiştir

[16] Ebû Ömer Asım b. Ömer b. Haltâb El-Kuraşî : (?-70) Hz. Abdullah b. Ömer'in kardeşidir. Sahîhayn râvıierindendir

[17] Sahiheyn râvîlerindendir.

[18] Hz. Zübeyİr b. Avvâm'ın torunudur. Mcdînelidir. Sahîheyn râvîlerindendir

[19] Zihar : Bir kimsenin, karısını şer'an nikâhı kendisine haranı olan bir kadının bakılması haram bir uzvuna benzetmesidtr. «Sen, bana annemin sırlı gibisin.» gibi sözlerle yapılır. Zıharm hükmü keffaret vermedikçe karısının kendisine haram olmasıdır

[20] Ebû Saîd Abdülkerim b. Mâlik El-Cezerî : (7-127)-Hz. Osman'ın âzathsıdır. Hz. Muâviye'nin azatlısı olduğunu söyleyenler dç vardır.

[21] Bu zâta Muhammed b. Abdirrahman b. Es'ad b. Zürâra dahî denilir. Sahîheyin lâvîlerindendir (124) tarihinde vefat etmiştir

[22] Ebû Davud-u Tayalisi

[23] Ebû Amma Hüseyin b. Hureys b. Hasan El-Mervezî : (?-244) Imran b. Hüsayn (R.A.)'m âzatlısıdır, sahîheyn râvîlerindendir

[24] Ashâb-i kirâm'dandır, Künyesi Ebû Sâlihdir. (61) târihinde vafât etmiştir

[25] Ebû Murâvİh Sa'd El-Leys : Medînelidir, Peygamber (S.A.V.) zamanında dünyaya gelmiş, adım bizzat ResûlÜllah (S.A.V.) koymuştur.

[26] Ebû Abdülhaınîd tsmâil b. Ubeydülah yahut İbni Abdillah El-Mahzumî: (7-132) Şamlı âzadlıfardandir. Sahîhheyn râvîlerindendir

[27] Hz. Ebu'd-Derdâ' Uveymir b. Amİr'in zevccsidir.

[28] Hz. Ummü Dcrdâ'mn âzatlısıdır

[29] 1114 numaralı hadis.

[30] 1121 numaralı hadis.

[31] Ebû Mâlik Ubeydullah b. Ahnes: Hadîs itibariyle Basralılardan sayılır. Sahîheyn râvîlerindendir

[32] Kays b. Seken El-Ezdî: Kûfelidir. Müslimin râvîlerindendir. Mus'ab b, Zübeyir zamanında vefat etmiştir.

[33] Azatlılardandır, ahiheyn ravilerindendir

[34] Basralılar. Müslimin râvilerinrîendir

[35] Ehvâz kadışıdır- Müslİmin râvilrindendir

[36] Mekkeli azatlılardandır. (126) tarihinde vefat etmiştir. Sahîhyen ravilerimlendir.

[37] Ebû Gatafân b. Tarif yahut İbni Mâlik El-Murrî, Müslimin râvîlerindendir.

[38] Yûsuf b. Yezid': Basrahdır. Sahîheyn râvilerindendir.

[39] Ziyâd b. Cübeyr b. Hayyete's-Sckafi : Sahîheyn râvilerindendir.

[40] Aahâb-ı kirâm'dandır. Kendisine Nübeyşetü'1-Hayr dahî denilir.

[41] Ebû Ca'fer Muhammed b. Sabık Et-Temîmi: AzatlılannJauthr. Aslen acem olup Kâfclidir. Sahîheyn râvilerindendi, (213) târihinde vefâd etmiştir.

[42] Abdülhamid b. Cübeyir b. Şeybe :Hicâzh sayılır. Sahîheyn râvilerindendir

[43] Mekkeli olup Medîne'yc hicret etmiştir. Sahîheyn râvileıîndendir,

[44] Sûre-İ Bakara âyet 184.

[45] Sûre-i Bakara âyet 185

[46] Ebû Ca'fer Ahmed b. Ömer b. Hafs El-Vekiî (?-235): Müslim'in lâvüerindendir.

[47] Ebû Ata' Abdullah b. Atâ: A'zatlılardandır. Hem Mekke'li hem Medîne'li olduğu söylenir. Müslim'in râvüerindendir

[48] Ebû Yakub Ishâk b. Ömer b. Seîit El-Hüzeli: ( ?-230) Basrahdır. Müslimin râ-vllerindedir.

[49] Sahiheyn râvilerindendir

[50] Ebü Abdillih Hişâm b. Hassândır

[51] Ebu'l-Hasem Ziyâd h. Feyyaz El-Huzaî: Kürelidir. Müslimin râvîlerindendir

[52] Basrahdır. Müslimin râvüerindendîr

[53] Muhammed b. KudameteVSülemî: Müslîmin râvilerindedndir.

[54] îbni ile Kudame; Her îkİside Müsîlimn rüvilerindendir

[55] Müslimin râvilerindedndir.

[56] SÜrfr-i Kadir âyet 3.

[57] Ebû Yahya Abdullah b. Üneys El-Cünenî (r.Aö); Ensâr-i kiramdaodır. Akabe ve Uhud gazalarında bulunmuştur Bedir gazasına iştirak edip edemediği ihtilaflıdır. Uz. Muâviyenin hilâfeti zamanında vefat etmiştir

[58] Ebû ekir Âsim b. Ebun-Necûd:. Kûfeli, Kurrâdandır. Sahüıeyne râvilerindcndi
islam