HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > KÜSÛF BAHSÎ

 

islam

help 2.23.7 012 previous next



1- KÜSÛF NAMAZI BABI

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

2- Husuf Namazında Kabir Azabında Zikri Babı

3- Kusüf Namazında İken Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e Arzolunan Cennet ve Cehennem Halleri Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

4- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (Küsüf Namazında) Sekiz Rükü' İle Dört Secde Yaptığını Söyliyenler Babı

5- Küsüf Namazında (Haydin Toplayıcı Namaza) Diye Nida Edilmesi Babı
10- KÜSÛF BAHSÎ





1- KÜSÛF NAMAZI BABI


1- (901) Bize Kuteybetü'bnü Saîd, Mâlik b. Enes'den, o da Hişam b. Urve'den, o da babasından, o da Aişe'den naklen rivayet etti. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahi rivayet etti. Lâfız onundur. Dedi ki: Bize Abdullah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âİşe şöyle demiş:

«Resûlüflah (Sallaîlahü Aleyhi ve Seîlem) zamanında güneş tutuldu. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) namaza durdu.

Amma kıyamı pek uzattı. Sonra rükû' etti, rükû'u da çok uzattı. Sonra başını rükû'dan kaldırdı, bu kıyamı dahî çok uzattı. (Yalnız) bu ikinci kıyam, birinciden daha kısa îdi. Sonra tekrar rükû'a gitti ve rükû'u çok uzattı. (Ama) bu rükû' birinciden daha kısaydı. Sonra secde etti. Sonra kalktı ve (yine) kıyamı uzattı. (Yalnız) bu kıyam, birinciden daha kısaydı. Sonra rükû'a vardı, rükû'u da uzattı. Fakat bu rükû' birinciden daha kısaydı. Sonra başını (rükû'dan) kaldırarak dikildi, kıyamı da uzattı. (Ancak) bu kıyam da birinciden azdı. Sonra rükû' etti. Ve rükû'u uzattı (fakat) bu rükû' birinciden daha kısa sürdü. Sonra secdeye vardı. Sonra namazdan çıktı, güneş de açılmıştı. Cemaata bir hutbe okudu, Allah'a hamd-ü sena ettikten sonra şunları söyledi:

(Şüphesiz ki güneş ile ay Allah'ın âyetlerindendir. Bunlar, hiç bir kimsenin hayâtı veya memâtı için tutulmazlar. Siz bunları tutulmuş görürseniz, hemen tekbîr alın, Allah'a duâ edin, namaz kılın ve sadaka verin. Ey Ümmet?! Muhammedi Erkek veya kadın kulunun zinasından dolayı Allah Teâlâ'nın kıskançlığı kadar hiç bir kimse kıskanç olamaz. Ey Ümmet-i Muhammedi Vallahi benim bildiğimi bir bilseniz, mutlaka çok ağlar ve mutlaka az gülerdiniz. Dikkat edin, tebliğ ettim mi?)»

Mâlik'in rivayetinde «şüphesiz ki güneşle ay Allah'ın âyetlerinden İki âyettir.» denilmişdir.



2- (...) Bize bu hadîsi Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye, Hişâm b. Urve'den bu isnâdla haber verdi. Bilâhara şunu da ziyâde etti: «Bundan sonra (Malûmunuz olsun ki) güneş ile ay Allah'ın âyetlerindendirler.»

Şunu dahî ziyâde etti: «Sonra ellerini kaldırarak: Allah'ım tebliğ ettim mi? dedi.»



3- (...) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bana îbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus haber verdi. H.

Bana Ebû't - Tâhir ile Muhammedü'bnü Selemete'l - Muradı de rivayet ettiler. Dediler ki: Bize îbni Vehb, Yûnus'dan, o da İbni Şihâb' dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana Urvetü'bnü'z - Zübeyr, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Se/ZemJ'in zecvesi Âişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş:

«Besûltilah (Sallallahü Aleyhi ve SeHemj'in hayâtında güneş tutuldu da, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mescide çıktı ve namaza durarak tekbîr aldı. Cemâat da onun arkasına saff oldular. Derken Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uzun bir kıraat tutturdu. Sonra tekbîr alarak uzun bir rükû' yaptı. Sonra başını kaldırarak:

— Allah, kendisine hamd edenin hamdini içilir. Ey Rabbimiz! Hamd de sana mahsûsdur, dedi.

Sonra (ikinci rek'ata) kalkarak uzun bir krâat tutturdu. (Yalnız) bu kıraat birinciden daha kısaydı. Sonra tekbîr ciarak uzun bir rükû1 yaptı. (Fakat) bu rükû' birinciden daha kısaydı. Sonra (yine):

— Allah, kendisine hamd edenin hamdini işidir. Ey Rabbimiz! Hamd de sana mahsûsdur, dedi; sonra secde etti. (Ebû't - Tâhir: Sonra secde etti, cümlesini zikretmedi.) Sonra (kinci rek'atta da bu minval üzere hareket etti. Böylece dört rükû' ile dört secdeyi tamamladı. O, namazdan çıkmadan güneş de açıldı. Sonra kalkıp cemâate hutbe okudu. Allah'a lâyık olduğu vecihle senada bulunduktan sonra:

— Şüphesiz ki güneşle ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler. Bunlar, Bunlar, hiç bir kimsenin hayâtı veya mematı için tutulmazlar. Onları (tutulmuş) görürseniz hemen namaza İltica edin, buyurdular. Şunu da ilâve ettiler:

— Binâenaleyh, Allah bu hâli sizden giderinceye kadar namaz kılın.

Bir de Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)'

— Şu makaamımda ben size vaadedilen her şey'i gördüm. Hattâ ilerlediğimi gördüğünüz zaman ben cennetten bir salkım almak İstediğimi görüyordum. Vallahi benim gerilediğimi gördüğünüz zaman ben cehennemin bazı süzlerinin birbirini taarumar ettiğini görüyorum. Cehennemde İbn Lühayy'i de gördüm. Putlar için hayvanları serbest bırakan adam budur buyurdular.»

(Murâdî «Ukaddimu» yerine «Etekaddemu» fiilini kullandı.) Ebû't-Tâhir'in hadisi: «Hemen namaza iltica edin...» cümle sinde sona erer. O, bundan sonrasını zikretmedi.



4- (...) Bize Muhammed b. Mihrân Er - Râzî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Velîd b. Müslim rivayet etti. Dedi ki: Ebû Amr Evzâi ile bir başkası: İbni Şihâb-ı Zühri'yi, Urve'den, o da Âişe'den naklen haber verirken işittik, dediler. (Âişe şunları söylemiş):

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında (bir def'â güneş tutuldu da, (Haydin toplayıcı namaza!) diye nida etmek üzere bir münâdî gönderdi. Bunun üzerine halk toplandı, kendisi ileri geçip tekbîr aldı ve iki rek'atlık bir namazı dört rükû' dört de secde ile kıldı.»



5- (...) Bize Muhammed b. Mihrân rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Velîd b. Müslim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân [1] b. Nemir haber verdi, o da İbni Şihâb'ı, Urve'den, o da Âişe'den naklen haber verirken dinlemiş: (Âişe, şunları söylemiş):

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Husuf namazında kıraati aşikâr yaparak iki rek'atlık namazı dört rükû' ve dört secde ile kıldı.»



(902) Zühri demiş ki: Bana Kesîr b. Abbâs [2], İbni Abbâs'dan, o da Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve SellemYden naklen haber verdi. Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki rek'atlık namazı dört rükû, dört de secde ile kılmış.



(...) Bize Hâcib b. Velîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Velîd Ez - Zübeydî, Zührî'den rivayet etti. Zührî şunları söylemiş: «Kesîr b. Abbâs, İbni Abbâs'ın güneş tutulduğu gün Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)' in kıldığı namazı Urve'nin Âişe'den rivayet ettiği gibice rivayet eder-diğini anlatırdı.»



6- (901) Bize îshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mu-hammed b. Bekir haber verdi. (Dedi ki:) Bize İbni Cüreyc haber verdi. Dedi ki: Atâ'yı şöyle derken İşittim: Ben Ubeyd b. Umeyr'i şöyle derken dinledim: Bana inandığım bir kimse haber verdi (zannederim Aişe'yi kastediyordu) ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) zamanında güneş tululmuş. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şiddetli bir kıyam yapmış, epey ayakta duruyor, sonra rükû'a varıyor, sonra tekrar doğruluyor, sonra rükû' ediyormuş. (Böylece) üç rükû' ve dört secdeli iki rek'at namaz kılmış. Sonra güneş açılmış olduğu hâlde namazdan çıkmış. Bükû'a varacağı zaman (Allah u Ekber) der, sonra eğilirmiş. Rükû'dan başım kaldırırken (Semi-allahu limen hamideh) diyerek doğrulur? Allah'a hamd-ü sena edermiş. Sonunda şunları söylemiş:

«Şüphesiz ki güneşle ay bir kimsenin hayâtı veya memâtı için tutulmazlar. Lâkin onlar Allah'ın âyetlerindendirler. Onlarla Allah kutlarını korkutur. Şu hâlde siz bir Küsûf gördünüzmü, açılıncaya kadar Allah'ı zikredin.»



7- (...) Bana Ebü Gassân El-Mismaî ile Mühammedü'bnü'l-Müsenna rivayet ettiler. Dediler ki; Bize, Muâz yani İbni Hişâm rivayet etti. (Dedi ki): Bana, babam, Katâde'den, o da Atâ' b. Ebî Rabâh' dan, o da Ubeyd b. Umeyre'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki, Nebiyyullah {Sallallahü Aleyhi ve Seller») I Küsûf namazını) altı rükû', dört sücûd ile kılmış.

Âişe hadîslerini Buhâri «Küsûf» ve «El - Amel-u Fi-s'Salât* bahislerinde; Ebû Dâvûd, Tirmizi, Nesâî, veİbni Mace dahî «Küsûf» bahislerinde tahric etmişlerdir.

Küsûf; Lûgatta siyaha çalar, karamsi; mânâsına gelir. Husuf: Noksanlık, demekdir. Bu kelimelere başka mânâlar verenler de vardır.

Bu iki kelimenin hem güneş, hem de ay tutulması hakkında kullanılıp kullanılamıyacağı ulemâ arasında ihtilaflı bir mes'eledir.

Ekseri ulemâya göre husuf ile küsuf, ay ile güneşin bütün veya yarım tutulmasına ıtlak olunurlar.

Ebû Hatim: «Güneşin bir kısmı tutulursa, buna küsûf; hepsi tutulursa: Husuf, derler.» demişdir.

Hadislerde ay tutulması hakkında «Küsûf» kelimesi kullanılmış-dır. Buna bakarak'bir çok ulemâ «Küsûf» kelimesini yalnız güneş tutulmasında, husûf'u da ay tutulmasında kullanmışlardır. Lügat ulemâsından Sa'1eb ( ? - 291), bunu ihtiyar etmiş; Cerîrî dahî: «Bu mânâ daha fasîhdir.» demişdir.

«Erkek ve kadın kulunun zinasından dolayı Allah Teâl&'nm kıskançlığı kadar, hiç bir kimse kıskanç olamaz.» ifâdesinden murâd: Allah'ın menettiği kadar, günahları hiç bir kirnse menedemez ve Allah'ın kerih gördüğü kadar onları hiç bir kimse kerih göremez, de-mekdir. Yoksa Allah Teâlâ hakkında kıskançlığın hakikî mânâsını murâd etmek imkânsızdır.

Resûlüllah (Sallaîlahü Alekyi ve Sellem): «Vallahi benim bildimi siz de bilseniz pek çok ağlar ve pek az gülerdiniz.» buyurmakla: «Benim bildiğim gibi âsîlerden Allah'ın ne derece şiddetle intikam aldığını, kıyametin ve cehennemin tüyler ürpertici korkunç hâllerini, cehennemin azabını bilmiş olsanız; çok ağlar, az gülerdiniz. Çünkü bildiğiniz husûsât hakkında düşünmeniz sizi ağlatır; gülmekten meneder-di.» demek istemişdir.

Buradaki «az gülmek» den murâd: Hiç gülmemekdir.

Sevâib: Sâibe'nin cem'idir. Sâibe: Câhiliyet devrinde arapların putları için ayırarak yük taşımakta yahut binmekte kullanmadıkları devedir.

Yine putlar için ayırdıkları ve sütünü sağmadıkları deveye de • Bâhîra» derler. Kur'ân-ı Kerîm bunları yasak etmişdir.

«Haydin toplayıcı namaza!» ifâdesi şeklinde okunduğuna göredir. Bu surette ibare nahv yönünden igrâ' ve hâl'dir. Ayni cümleyi şeklinde okumak da mümkündür. Bu tak-

dirde cümle müptedâ ile haberden müteşekkil isim cümlesi olur; mânâsı: «Namaz insanları câmi'e toplayıcıdır.» demek olur.

Bu hadisin «Kütüb-i Sitte-de bir çok muhtelif rivayetleri vardır. Bu rivayetlerden biri deMugîrat'bnü Şu'be (Radiyaîlahü anh) hadîsidir. Mezkûr rivayette Resûlüllah (Sallalhzhü Alehyi ve SeMetnj'in oğlu 1brâhim'in vefat ettiği gün güneş tutulduğu; halkın bunu Hz. îbrâhîm'in vefatına hamlederek «İbrahim* vefat ettiği için güneş tutuldu.» dedikleri, bunun üzerine Resûlüllah (Saîlallahü Alehyi ve Sellemfm «Şüphesiz ki güneş ve ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettir. Bunlar hiç bir kimsenin hayâtı veya memâtı için tutulmazlar; siz onların tutulduğunu görürseniz hemen Allah'a duâ edin ve açılıncaya kadar namaz kılın.» buyurduğu bildirilmiştir. Şu hâlde bir sebeple şeref sâdır olmuş bulunan bu hadisde ay tutulmasından kimse bahsetmediği hâlde Resûlüllah (Saîlallahü Alehyi ve Sellem)Jin onu da güneşle beraber zikretmesi, ifâdeyi zenginleştirmek ve bu iki semavî cirmin bir hükümde olduğunu anlatmak içindir. Bundan sonra Fahr-i Kâinat (Saîlallahü Alehyi ve Sellem) Efendimiz ay ve güneş tutulduğu zaman namaz kılmağa ve duaya teşvik buyurmuştur.

Filhakika Küsûf namazı kitap, sünnet ve icmâ-ı ümmet ile meşru olmuşdur. Kitaptan delili

"Biz> âyetlerimizi ancak korkutmak için göndeririz.» âyet-i kerimesidir. Küsûf da Allah'ın korkunç âyetlerinden biridir. Bu gibi korkunç şeylerle Allah'ın kullarını korkutması, günahları terk etsinler de, selâmetlerine sebeb olan tâat yoluna dönsünler, diyedir.

Sünnet'den delili: Bâzılarını burada gördüğümüz bir çok hadislerdir.

İcmâ'a gelince: Küsûf namazının meşru olduğuna bütün ümmet ittifak etmiş, bu güne kadar onu inkâr eden kimse bulunmamıştır.

Küsûf namazının meşrûiyyetine sebep: Güneş ve Ay'ın tutulmalarıdır. Binâenaleyh her aya ve güneş tutulmasında sebep tekerrür etmiş olacağı için müsebbeb olan küsûf namazı da meşru olur.

Bu namazın caiz olması için sair namazlardaki bütün şartlar muteberdir.

Esah olan kavle göre küsûf namazı sünnettir. Hanefiîler' den bâzıları onun vücûbuna kaail olmuşlardır. Ebû Avâne' nin kavli de budur. İmam Mâ1ikin bu namazı cum'a namazı hükmünde tuttuğu rivayet olunur.

Küsûf namazı ya cum'a namazı kılman büyük câmi'lerde yahut bayram namazgahlarında kılınır.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Küsûf namazının keyfiyeti hususunda rivayetler muhteliftir. Bunların bir çoklarında Küsûf namazının dört rükû' ve döt secde ile iki rek'at olarak, bâzılarında iki rükû1 ve dört secde ile iki rek'at; bir takımlarında altı rükû' ve dört secde ile iki rek'at, diğer bâzılarında on rükû' ve dört secde ile iki rek'at olarak kılındığı bildirilmişdir. Ebû Dâvûd daha başka nev'îleri de olduğunu söylemişdir. Onun için Ayni: «Resûlüllah (Sallallahü Alekyi ve Seîlem) bu namazları bir çok defalar kılmışa benziyor. Küsûf müddeti uzun sürerse o da namazını uzun tutar. Küsûf müddeti kısa devam ederse rükû' sayısı azal-tırmış. Yerine ve ihtiyâca göre bu şekillerin hepsi caizdir.»

Hanefiîler ileLeys b. Sa'd, imam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbel ve Ebû Sevr'e göre küsûf namazı iki rek'atdır. Yalnız Hanefiiler ile ibrahim Ne-haîveSüfyân-ı Sevrîbu namazın diğer tetavvû namazları gibi her rek'atta bir rükû' ve iki secde yapmak suretiyle kılınacağını söylemişlerdir. Bu kavil İbni Ömer, Ebû Bekre, Semîratü' bnu Cündeb, Abdullah b. Amr, Kubeysatü'I-Hilâlî Nu'mân b. Beşîr, Abdurrahmân b. Semure ve Abdullah b. Zübeyr (Radiyallahü anhihn) hazerâtından dahî rivayet olunmuştur. İbni Ebî Şeybe mezkûr kavli îbni Abbâs (Radiyallahü anhj'dan da rivayet etmiştir.

«El-Muhit» nâm eserde İmam A'zam'in: «İsteyenler küsûf namazını iki rek'at kılar; dileyenler dört dahî kılabilir.» dediği rivayet olunmuştur. Daha fazlasına cevaz verdiği dahî söylenir.

Şâfiilerle diğer ulemâya göre ise: Küsûf namazı her rek'atda iki rükû* ve iki secde yapmak suretiyle kılınır. Bu suretle bir küsûf namazında yapılan rükû' ve sücûd adedi dörder olmuş olur.

Tâvûs, İbni Cüreyc ve Hubeyd b. Ebi Sâbit'e göre: Küsûf namazı, her rek'atta dört rükû' ve iki secde yapmak sureti ile kılınır. Bu kavil Hz. Alî ile ibni Abbâs (Radiyallahü AnhJ dan rivayet olunmuşdur.

Katâde, Atâ' b. Ebî Rabâh, îshâk ve ibni Münzir'e göre her rek'atta üç rükû' ve iki secde yapılmak suretiyle kılınır.

Kusûf namazının iki rek'at olarak kılınacağını ashâb-ı kiramdan bir çok zevat rivayet etmişlerdir. Bunların Aynî bunlar meyânında: îbni Mes'ûd, Abdurrahmân b. Semura, Semi-ratu'bnu Cündeb, Nu'mân b. Beşi r, Abdullah b. Amr, Kubeysatü'l-Hilâli ve Alîyyü'bnu Ebî Tâ1ib (Radiyallahü anhüm) hazerâtınm hadîslerini şöyle sıralamaktadır:

a) İbni Mes'ûd (Radiyallahü anh) hadîsini îbni Huzeyme «Sahîh» inde tahrîc etmişdir. Bu hadîsde: «Güneş tutuldu, bunun üzerine halk: Bu güneş ancak İbrâhîm (Aleyhisselâm)'uı vefatı için tutuldu, dediler. Müteakiben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kalkarak iki rek'at namaz kıldı.» denilmektedir.

b) Abdurrahmân b. Semura hadisini Hâkim ile Nesâi tahrîc etmişlerdir. Hâkim'in lâfzında: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki rek'atta iki sûre okudu.»; Nesâî'ninkinde: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dört secde ile iki rek'at namaz kıldı.» denilmektedir.

c) Semiratü'bnu Cündeb hadîsini Buhari ve Müslim'den maada «Sünen- sahipleri tahrîc etmişlerdir. Bu hadîsde: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaz kıldırdı. Ve bir namazda ne kadar uzun ayakta durulabilecekse; bizi o kadar kıyam hâlinde tuttu. Sesini duymuyorduk. Sonra bize bir namazda en uzun rükû' ne kadar yapılabilecekse; o derece uzun bir rükû' yaptırdı. Sesini yine duymuyorduk. Sonra bi2e bir namazda yapılabilecek en uzun secdeyi yaptırdı. Sesini yine işitmiyorduk. îkinci rek'atta da böyle yaptı.» deniliyor.

Tirmizî : «Bu hadis, hasen sahihdir.» demişdir.

d) Nu'mân b. Beşîr hadisini Tahâvî tahric etmişdir. Bu hadîsde şöyle denilmektedir: «Resülüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) güneş tutulduğu zaman sizin bir rükû ile iki secde yaparak kıldığınız namaz gibi namaz kılardı.

Beyhâki: Ebû Kılâbe, Nu'mân 'dan işitmemiştir.» diyerek, hadîsin mürsel olduğuna işaret etmişse de, Aynî başka rivayette Ebû Kılâbe 'nin Nu'mân 'dan dinlediğinin tasrih olunduğunu söylemişdir. Binâenaleyh hadîs, mürsel değil; muttasıldır. Nitekim İbni Abdilberr de bu hadisin sahih olduğunu söylemiş ve: «Kulelilerin amel ettikleri en güzel hadîs Ebû Ka1âbe'nin, Nu'mân 'dan rivayet ettiği hadîsdir.» demişdir. Mezkûr hadîsi Ebû Dâvûd ile Nesâî dahî tahric etmişlerdir.

e) Abdullah b. Amr hadisini yine Tahâvî tahrîc etmiştir. Aynı hadîsi Hâkim de tahric etmiş ve: «Bu hadîs sahîhdir ama Buhârî ile Müslim onu râvî Atâ' b. Sâib'den dolayı tahric etmişlerdir.» demişdir. Hâlbuki hadis Buhârî'de mevcuttur. Ayni hadisi Ebû Dâvûd, Ahmed b. Hanbel ve Beyhakî dahi tahric etmişlerdir.

f) Kubeysetü'l-Hilâli hadîsini Ebû Dâvûd tahrîc etmiştir. Mezkûr hadisde: «Güneş tutulduğunu gördünüzmü en yeni kıldığınız farz namaz gibi namaz kılın.» buyurulmuşdur. Bu hadisi Nesâi ile Tahâvi dahî tahrîc etmişlerdir.

g) Alîyyu'bnu Ebi Tâlib (Radiyallahü atik) hadîsini İmam Ahmed tahrîc etmiştir. Metni şöyledir: «Güneş tutuldu da, Alî (Radiyallahü anh) namaz kıldı, namazda Yâsîn sûresini yahut ona benzer bir sûreyi okudu... Sonra yanındakilere: Gerçekten Resû-lüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle yapardı, dedi.»

Böyle bir namazı Basra'da emir bulunduğu sıralarda İbni Abbas (Radiyallahü anh) dahî kıldırmıştır.

Hanbelîler 'den îbni Kudâme 'nin beyânına göre: İmam Ahmed b. Hanbel küsûf namazının her ne şekilde kı-hnırsa kılınsın caiz olduğunu söylemiştir.

İbni Abdilberr: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir çok defalar Küsûf namazı kılmış; râvîlerden her biri gördüğü şekli hikâye etmiştir. Bunların hepsi doğru söylemişlerdir. Râvîler yıldızlar gibidirler. Onlara uyan hidâyeti bulur.» demişdir.

Beyhaki'ye göre bu bâbda rivayet edilen hadîslerin hepsi Hz. îbrâhim'in vefat ettiği gün güneş tutulduğu zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeJîemj'in kıldığı küsûf namazına aittir. Nitekim her râvinin hadîsinde buna delâlet eden yerler vardır. Fakat Aynî Beyhakî 'nin sözünü beğenmiş-. «Eğer Beyhakî 'nin dedikleri ile amel olunursa hilaf hâsıl olur; rivayetlerin bir kısmı ile amel edip, bir kısmını atmak lâzım gelir.» demiş ve onun kavlini çürüten Hz. Âişe rivayetini göstermiştir. Hz. Aişe hadîsini sahih bir senetle İmam Nesâî rivayet etmiştir.

«Zemzem'in sıfatı» babında rivayet edilen bu hadîs, küsûf namazının Mekke 'de kılındığını göstermektedir. Hâlbuki ekseri hadislere göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bu namazı Medîne'de kılmıştır. Bu da gösteriyor ki: Küsûf namazı Beyhakî 'nin dediği gibi bir değil; müteaddit yerlerde kılınmıştır.

Hâsılı Hanefiîler yukarda zikri geçen ashâb-ı kiramın rivayet ettikleri hadîslerle istidlal etmişlerdir, içlerinde Hz. Aişe ile îbni Abbâs CRadiyallahü Anh) gibi zevat da bulunan bu râvîlerin hadisleri kıyâsa da muvafık düştüğü için başkalarının rivayetlerine tercih edilmişlerdir.

Bahusus Ebû Bekre (Radiyallahü anh) hadîsinde: «Resûlüllal (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sizin kılmakta olduğunuz gibi iki rek'at na maz kıldı.» denilmiştir.

2- «Namazdan çıktığı vakit güneş açılmıştı.» ve «Namazdan çıkmadan güneş açılmıştı.» ifadeleriyle Küsûf namazının uzun tutulduğuna istidlal edenler olmuştur. Bunlar: «Namazı uzatma ancak rükû ve rek'atlarını tekrârlıyarak, güneş açılıncaya kadar onu kesmemekle olur.* demişlerse de, Tahâvi buna cevap vermiş ve hadîslerin bâzılarında: «Güneş açılıncaya kadar namaz kılın; duâ edin.» buyurul-duğunu hatırlatmış, sonra isnadı ile bu bâbdaki Abdullah b. Ömer hadîsini rivayet etmiştir. Mezkûr hadîsde: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) güneşle ay Allah Teâlâ'mn âyetlerinden ik: âyettir; onlar hiç bir kimsenin memâtı, —ve zannederim hayâtı da dedi.- için tutulmazlar. Böyle bir şey gördünüzmü hemen Zikrullah'î ve namaza şitâb edin, buyurdular.» denilmektedir. Bunlar gösteriyoı ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), böyle zamanlarda ashabın dan yalnız namaz değil; Allah'a ibâdet sayılacak duâ, namaz, istiğfar sadaka v.s. gibi şeyler istemiştir.

Bâzıları, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin «Namaz kılın ve duâ edin.» sözüne, güneşin açılmasını gaye yaptığını söyli-yerek: «Bundan namazla duanın her birine ayrı ayrı gaye olması icâb etmediğini binâenaleyh namaz bittikten sonra, güneş açılıncaya kadar yalnız duanın devam etmesi caiz olduğunu söylemiş ve bu suretle namazın uzatılması, rükû' ve secdelerinin tekrarı lâzım gelmiyece-ğini bildirmişse de, Ebû Bekre hadîsinde «Namaz kılın ve duâ edin» buyurularak, iki cümle arasında atıf edatların (vav) kullanılmış olması bu iddiayı reddeder. Çünkü (Vav) cemi' yâni bir hükümde toplama mânâsını ifâde eder. Binenaleyh burada da güneş açılıncaya kadar, namazla duanın beraberce devam ettirilmesini gerektirir. Bu ise ancak rjükû' ve secdelerde fazla zikir etmek ve namazda kırâeti uzun tutmakla mümkün olur.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gerek kırâeti gerekse rükû1 ve secdeleri ne derece uzattığı babımız hadîslerinde açık olarak ifâde edilmiştir. Elbet de bu uzatmalar namaz esnasında kırâet ve dua ile meşgul olmakdan neş'ot etmiştir. Bir kimse namazdan sonra yaptığı duâ ile namazla duâayı ayni zamanda yapmış sayılamaz. Çünkü namazdan çıkması ikisinin arasını ayırır. Hâlbuki hadîste namazla duanın ayrı ayrı değil, bir arada, beraberce yapılması emir buyurul-muştur.

Nesâî'nin rivâyetindeki Nu'mân b. Beşir hadîsinde: «Resûlüllah (Saîîallakü Aleyhi ve Selîem) devrinde güneş tutuldu, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) ikişer rek'at namaz kılmağa başladı. Her iki rek'attan sonra güneşi soruyordu. Bu hâl tâ güneş açılıncaya kadar böyle devam etti.» denilmektedir. Bu hadîs Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in müteaddit rek'at namaz kılmak suretiyle namazı uzattığını gösterir. Bâzıları: «İhtimâl ikişer rek'at tâbirinden, ikişer rükû' kastedilmiştir» demişlerdir. Ayni 'nin beyânına gâre bunu söyliyenler Hanefiiler'in kavlini reddetmek istemişlerdir. Çünkü Hanefiîler: «Küsûf namazı, sair namazlar gibi kılınır, onda rükû' tekrarı yoktur.» demişlerdir. Ancak ikişer rek'at tâbirini rükû' ile te'vîl etmek, delilden neş'et etmiyen mücerred bir ihtimâle dayandığı için fasit ve merdûttur.

İmam Hasenû'bnu Ziyâd'ın Ebû Hanife 'den rivayetine göre Küsûf namazı istenirse ikişer, gerekirse dörder veya daha ziyâde rek'at kılınabilir. Bu da gösterir ki: Küsûf namazı iki rek'at kümırsa, onun uzatılması kırâeti ile, rükû' ve secdelerindeki duaları ile olur. İki rek'atdan fazla kılınırsa namazın uzunluğu rek'at çokluğuna göredir.

3- Hadis-i şerif câhiliyet devrinde inamla gelen yıldızların yere te'siri bulunduğu îtikaadını iptal etmektedir.

Hattâbî diyor ki: «Câhiliyet devrinde Küsûf'un yer yüzünde ölüm veya zarar gibi bir değişiklik meydana getirdiğine inanırlardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) bunun bâtıl bir îtikaad olduğunu anlattı. Güneş ile ay'ın Allah'ın emrine mutî' iki mahlûk olduklarını, onların başka bir şey'e bir te'sîrleri olmadığı gibi, kendilerini müdâfaadan dahî âciz bulunduklarını bildirdi.»

4- Hadis-i şerif, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ümmetine karşı beslediği sonsuz şefkat ve merhamete ve Allah Teâlâ'nm âyetlerinden [3] korktuğuna delildir.

5- Bâzıları bu hadislerle istidlal ederek: «Ay tutulduğu zaman da güneş tutulmasında olduğu gibi cemaatla namaz kılmak meşrudur.» demişlerdir.

îmam Şafiî, Ahmed b. Hanbel, tshâk, Ebû Sevr ve bir çok hadîs imamlarının mezhepleri budur.

îmam A'zam ile îmam Mâlik'e göre: Ay tutulduğu zaman cemaatla namaz kılınmaz. Yalnız İmam A'zam «Ay tutulduğu zaman cemaatla namaz kılınmaz.» dememiş; burada cemâatin sünnet olmadığını söylemiştir. Çünkü geceleyin uzak mahallelerde yaşayan insanların cemaata gelmeleri güçtür. Yoksa bu namazm cemaatla kümması caizdir.

Zâten farz namazlardan gayrı bütün namazları evde kılmak ef-daldır. Bu husus hadîs-i şerifle beyân edilmiştir.

îmam Malik: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ay tutulduğu zaman cemaatla namaz kıldığını ne biz duyduk ne hemşehrilerimiz! Bu husûsda ondan sonra gelen imamların da hiç birinden bir nakil yoktur.» demiştir.

Hanbelîler 'den ibni Kudâme «El-Muğnî» nâm eserinde İmam Mâlik'in «Ay tutulmasında hiç bir sünnet ve namaz yok-dur.» dediğini rivayet etmiştir.

Gerçi Hasan-ı Masri 'den: «Basra 'da, îbni Abbâs, bize iki rek'at Ay tutulması namazı kıldırdı. Her rek'atta iki rükû' yaptı. Namazdan çıktıktan sonra bize hutbe okudu ve:

— Size Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den gördüğüm gibi namaz kıldırdım, dedi.» şeklinde bir rivayet vardır. Mezkûr rivayeti İmam Şafiî dahî «Müsned» inde tahrîc etmiştir.

Dârakutni 'nin rivayet ettiği bir hadîste ise Hz. Âişe'nin «güneş tutulduğu zaman ResûîüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dört rükû'lu ve dört secdeli iki rek'at namaz kılar; ilk rek'atta Ankebut veya Rûm sûresini, ikincide de Yâsîn'i okurdu.» dediği bildirilmişse de, Hasan-ı Basrî hadîsi zayıftır. Çünkü râvîleri arasında î b-râhim b. Muhammed vardır. Bu zât zayıflardandır. Sonra Hasan-ı Basrî 'nin: «İbni Abbâs bize hutbe okudu.» demesi doğru olamaz. Zira îbni Abbâs (Radiyallahü anlı), Basra'da iken Hasan-ı Basrî orada yoktu.

Bâzıları: «Bu hadîs, Hasan-ı Basrî 'nin tedlislerindendir.» demişlerdir.

Hz. Âişe hadisi ise garâibden mâdûttur.

6- Ay ve güneş tutulması, zelzele, şiddetli karanlık ve şiddetli fırtına gibi korku ânlarında namaz, zikir, tekbir ve sadaka gibi ibâdetlere şitâb olunur.

7- Çok gülmek memnu; çok ağlamak makbuldür.

8- Yıldızların yeryüzünden vukûbulan hâdiselere hiç bir te'sîri yoktur.

9- Hadîs-i şerif, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj'in fiillerine ve ümmetinin uyması için o fiilleri nakletmeye son derece ehemmiyet verdiklerine delildir.

10- Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Allah'a dua etmeyi ve duâ ederken niyazda bulunmayı emretmiştir.

11- Hayır yapmak bahusus sadaka vermek Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in emirler cümlesindendir.

12- Korkulu zamanlarda imam cemaata vaaz etmeli, onlara hayırlı işler yapmalarını söylemelidir.

13- Küsûf namazı iki rek'attır. Lâkin onun kendine mahsûs bir hey'eti vardır. Kıyam, kırâet, rükû' ve secdelerde şâir namazlardan daha fazla uzatma yapılır.

Bâzıları bu namazların ikişer rükû'lu olmasını tercih etmiş hattâ cumhûr-u ulema'hın ve ehli fetvâ'nın buna kaail olduklarını söylemişlerdir. Fakat Hanefiîler yukarıda sıraladığımız ashâb-ı kiramın hadisleriyle istidlal ederek, Husuf ve Küsûf namazlarının sair nafile namazlar gibi birer rükû'la kılınacağına kaail olmuşlardır.

Vâkıâ o hadîsler mutlak olarak Küsûf namazının iki rek'at kılınacağına delâlet ederlerse de, kaaide îcâbı mutlak kemâline munsa-rif olur. Namazın kemâli ise herkesin bildiği şekilde kılınan namazdır. Böyle namazlarda bir rek'atta yalnız bir rükû' yapılır.

Küsûf namazının bir rek'atta üç hattâ bir rek'atta beş rükû' yapılmak suretiyle kılındığını gösteren rivayetler de vardır.

Hanefiîler bu rivayetlere karşı da ayni delillerle istidlal ederler.

Bir rek'atta iki rükû' yapılacağına kaail olanlar ise fazlalık bildiren rivayetleri bâzı râvîlerin yanlışlığına hamletmişlerdir.

Fâide: Ebû'l-Ferac, güneş ve ay tutulmasında yedi fâide bulunduğunu söylemiştir. Şöyle ki:

a) Bununla Allah Teâlâ'nm güneşle ay üzerindeki tasarrufu meydana çıkar.

b) Bunlarla ay ve güneşe tapanların pek çirkin bir harekette bulundukları gösterilir.

c) Güneş ve ay tutulmakla, gaflette bulunan kalpler uyandırılır.

d) Dünyâda ay ile güneşin tutulmaları, âhirette onların nasıl tutulup bir araya getirileceklerinin numunesini göstermek içindir.

e) Güneş ile ay tastamam görünürken, onları tutmak, sonra yine eski hâllerine iade etmek verilecek ceza korkusuna ve af ümidine işaret içindir.

f) Ay ile güneşin tutulması, suçu olmayan bir kimseye ceza şeklini göstermek içindir.

g) Farz namazları bir çok kimseler tarafından âdet hâline getirmişlerdir. Bunlardan bir heyecan veya haybet duymazlar. İşte böyle heyecan ve heybetle namaz kıldırmak için Allah bu âyetleri zaman zaman göstermeyi âdet ittihâz eylemiş; Küsûf ve Hüsûf namazları da sünnet olarak kalmıştır,

14- Hadis-i şerif cehennemin halen mevcut olduğuna delildir. sünnetin mezhebide budur.

Cehennem cüzlerinin biribirlerini yemesi, yanmasının şiddetindendir. Bu şiddetten hâsıl olan hareket, deniz dalgaları gibi birbirine çarparak, yekdiğerini tarumar eder.

15- Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'in: «Cehennemde İbni Lühayy'i gördüm» buyurması, bâzı kimselerin hâlen cehennemde azap gördüklerine delildir. îbni Lühayy'in ismi: Bir rivayette Ömer ü'bnu Lûhayy; başka bir rivayette Amru'bnü Mâlik, diğer bir rivayette Ebû Temâme, başka bir rivayette Amr u' bnu Âmir El-Huzâî'dir. îsmâi1 (Aleyhisselâm)'m dinini ilk değiştiren bu adamdır. İbâdet için putlar dikmiş ve onlara kurban kesilmek üzere develer tahsis etmiştir.

16- Hz. Aişe'nin: Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Selkm), Husuf namazında kıraati aşikâr okudu.» sözü cumhûr'a göre ay tutulmasına hamledilmiştir. Zira Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafii, Leys.b. Sa'd ve Cumhûr-u fukahâ 'ya göre güneş tutulduğu zaman kılman namazda gizli, ay tutulduğu zamanda ise aşikâr okunur. Hanefiîler'den İmam Ebû Yûsufla îmam Muhammed'e ve mezheb imamlarından Ahmed b. Hanbe1 ile diğer bir takım ulemâya göre: Güneş ve ay tutulduğu zaman kılınan namazların ikisinde de aşikâr okulunur. Delilleri bu hadîsdir.

îki namazın arasında fark görenlerin delilleri ise Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellemfin okuduğu miktarı ashâbm «Süre-i Bakara veya ona yakın bir sûre» diye takdir etmeleridir. Aşikâr okumuş olsaydı takdire hacet kalmaz; «filân sûreyi okudu.» derlerdi.

İbni Cerîr-i Taberî gizli ve aşikâr okumanın müsavi olduğunu söylemiştir.



2- Husuf Namazında Kabir Azabında Zikri Babı


8- (903) Bize Abdullah b. Meslemete'l-Ka'nebi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman yâni İbni Bilâl, Yahya'dan, o da Amra'dan naklen rivayet etti ki, bir yahudi karısı dilenmek üzere Âişe'ye gelmiş ve ona:

«Allah seni kabir azabından korusun.» demiş. Âişe der ki: Bunun üzerine ben:

*Yâ Resûlallah! İnsanlar kabirlerde azâb edilirler mi?» diye sordum.

Hadisi rivayet eden Amra demiş ki: Âişe şunları söyledi:

«Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'.

— Allah'a sığınırım, buyurdu. Sonra bir sabah Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) bir merkebe bindi. Derken güneş tutuldu. Ben, hücreler arasından kadınlarla birlikte mescide çıktım. Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) de merkebinden İnerek geldi ve mescidindeki namaz kıldığı yere vardı. Hemen namaza durdu. Cemâat da arkasında namaza durdular. Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) uzun bir kıyam yaptıktan sonra rü-kû'a gitti. Uzun bir rükû' da yaptıktan sonra başını kaldırdı ve (yine) uzun bir kıyam yaptı. Ama bu evvelki kadar uzun değildi. Sonra rükû'a vararak uzun bir rükû' yaptı. Bu da birinci rükû' kadar uzun değildi. Sonra rükû'dan doğruldu; güneş açılmıştı. Müteakiben:

— «Ben, sizi kabirlerde deccatın fitnesi gibi fitnelere mâruz bırakılırken gördüm.» buyurdu.

Amra demiş ki: «Âişe'yi şöyle derken işittim:

Bundan sonra hep Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) cehennem azabından, kabir azabından Allah'a sığındığım işitirdim.»



(...) Bize, bu hadîsi Muhammedü'bnü'l-Müsennâ da rivayet etti, (Dedi ki): Bize Abdülvahhâb rivayet etti. H.

Bize îbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân rivayet etti. Abdülvahhâb ile Süfyân hep birden Yahya b. Saîd'den bu isnâdla, Süleyman b, Bilâl hadîsi mânâsında rivayette bulunmuşlardır.

Bu hadîsi Buhari ile Nesâî de «Küsûf» bahsinde tahric etmişlerdir.

Anlaşılıyor ki: Bir yahudi karısı dilenmek üzere Hazret-i Âişe'ye gelmiş; Âişe {Raâiyallahü anhâ^ kendisini boş çevirmeyip, istediği şey'i verdikten sonra yahudi karısı ona hayır dua etmiş, duasında «Allah seni kabir azabından korusun» demiştir. Sonra Âişe (Raâiyallahü anh) mes'eîeyi Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'Q sormuş. Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Selkm) kendisine «Allah'a sığındık» cevâbını vermiştir. ibaresi mastar yerini tutan sıfatlardandır. «Âizen» kelimesini naspeden âmil mahzuf «ûzû fi'lidir. Bu kelimenin hâl olması da caizdir. Bu takdirde Zülhâl mahzurdur.

Bu vak'a Serrâc'm «Müsned» inde şöyle rivayet olunmuştur: «Bir yahudi karısı Âişe'nin yanma girerek ona: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den kabir azabı hakkında bir şey işittin mi? dedi; Âişe :

— Hayır, kabir azabı neymiş? cevabını verdi. Yahudi karisi:

— Sen, onu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sor, dedi.

Müteakiben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geldi; Aişe de ona kabir azabını sordu. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— Kabir azabı hakdır buyurdular. Âişe:

— Bundan sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiç bir namaz kılmadı ki, o namazda kabir azabından Allah'a sığındığını işitmiş ol-mıyayım, dedi.»

Anlaşılıyor ki: Yahudi karısı kabir azabını biliyormuş. Onu ya «Tevrat» da görmüş yahut başka bir kitapta okumuş. Hz. Âişe' nin sormasından ise, o âna kadar kabir azabını duymadığı anlaşılıyor.

Buharı 'nin rivayetinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in bir merkebe binerek çıkıp gittiği, kuşluk zamanında döndüğü ve zevcelerinin hücreleri arasından geçtiği, sonra namaza durduğu, cemâatin da ona uyduğu bildiriliyor.

İbni Tîn'e göre: Küsûf namazının evvel vakti, nafile namaz caiz olduğu zamandır. Âhir vakti hakkında imam Mâlik «ancak baba kuşluğa kadar kılınır; zevalden sonra kılınamaz.» diyerek onu bayram namazına benzetmiştir. Bu kavil îbni Kaasim 'den de rivayet olunur.

Başka bir rivayete göre İbni Kasım: «Küsûf namazı, nafile namazın vaktinde kılınır. İsterse güneş zevali bulmuş olsun.» demiş-dir.

Yine ibni Kaasim 'den bir rivayete göre, ikindiden sonra küsûf namazı kılınamaz. Ama halk yine bir araya toplanarak duâ eder; sadaka verir ve bu gibi şeylere teşvikde bulunabilirler.

Küfe ulemâsına göre: Kerahet vakitlerinin hiç birinde Küsûf namazı kılınamaz. Zira bu vakitler hakkında nehiy vârid olmuştur. Başka zamanlarda kılınır.

İbni Ebi Müleyke ile Atâ 'nın ve ulemâdan bir cemâatin kavilleri budur.

İmam Şafiî'ye göre Küsûf namazı her zaman kıhnabilir. Ebû Sevr ileMâlikîlerin kavli budur.

Hanefiiler'e göre: Küsûf namazının müstahab vakti, şâir namazlar gibidir. Mekruh vakitlerde bu namaz kılınamaz. Hasan-1 Basrî, Atâ' b. Ebi Rabâh, îkrime, Amru'bnu Şu ayb, Katâde, Eyyûb, İsmail b. Uleyye ve İmam b. Hanbel bunakaaildirler.

İshâk'a göre güneş sararmamış olmak şartı ile ikindiden ve sabah namazından sonra kıhnabilir.

Güneş gurûb zamanında tutulsa bil'ittifâk Küsûf namazı kılınmaz. Tutulmuş olarak doğsa nafile kılma zemânı gelinceye kadar Küsûf namazı kılınmaz. İmam Mâlik ile Ahmed 'in ve diğer bâzı zevatın mezhepleri de budur.

İbnü'lMünzir: «İmam Şafii'ye muhalif olarak ben de buna kaailim.» demiştir.

3- Kabir azabı hakdır. Bu husüsda Ehl-i Sünnet ulemâsı ittifak halindedir.

4- Kabir azabının hâli pek büyük ve korkunçtur. Onun için de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabir azabından hem kendisi Allah'a sığınmış, hem de bunu ümmetine tavsiye buyurmuştur.

Kabir azabı hakkında vârid olan hadislerin beyânına göre kabirde vâkî olacak fitne yâni imtihan Münker ve Nekir ismindeki meleklerin suâllerine cevap vermek suretiyle icra edilecektir.

Mezkûr melekler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Se//ewJ'i kastederek: «Bu zât hakkında ne biliyordun?» diye soracaklar; ölen kimse mü'min ise «O, Allah'ın Resulüdür." diye cevap verecek, münafık ise «âlemin onun hakkında bir şeyler söylediğini işittim; ben de onu söyledim... diyecektir.

5- Deccâ1 'in fitnesi de çok şiddetli olacak lâkin Allah, mü' minleri ondan koruyacaktır.



3- Kusüf Namazında İken Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e Arzolunan Cennet ve Cehennem Halleri Babı


9- (904) Bana Yâkûb b. İbrahim Ed-Devrakî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail b. Uîeyye, Hişâm-ı Destevâî'den, rivayet etti. Demiş ki: Bize Ebû'z-Zübeyr Câbir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında pek sıcak bir günde güneş tutuldu. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) ashabına namaz kıldırdı. Amma kıyamı uzattı. O derecede ki, ashâb (yorgunluktan) düşmeye başladılar. Sonra rükû'a gitti» onu da uzattı. Sonra rükû'dan başını kaldırdı; kavmeyi de uzattı. Sonra (tekrar) rükû'a vardı, onu da uzattı. Sonra rükû'dan başını kaldırdı ve kavmeyi yine uzattı. Sonra iki secde yaptı. Sonra kalkarak yine bu şekilde hareket etti. Böylece namaz dört rükû1 ile dört secdeli (olarak) kılındı. Sonra şöyle buyurdular:

«Şu muhakkak ki, sizin gireceğiniz her yer bana arzolundu. Ezcümle bana cennet arzolundu. O derece (yaklaştırıldı) ki, ondan bir salkım koparmak için elimi uzatsa m, onu alabilirdim, (yahut ondan bir salkım üzüm koparmaya uzandım da, koparmaya elim varmadı, dedi.) Bana cehennem de arz olundu, orada Benî İsrail'den kendisi yüzünden azâb olunan bir kadın gördüm. (Vaktiyle) hayvanı bağlamış da, doyurmamış. Yerin haşerâtından yemesine de müsâade etmemiş. EbÛ Sümâme Amr b. Mâlik'i de gördüm, cehennemde bağırsaklarını sürükleyip duruyordu. Bu gibiler: (Şüphesiz güneşle ay yalnız bir büyüğün vefatından dolayı tutulurlar) derlerdi. Güneş'le ay Allah'ın size gösterdiği âyetlerinden iki âyettirler. Bunlar tutuldukları vakit, açılıncaya kadar siz namaz kılın.»



(...) Bana, bu hadîsi Ebû Gassân El-Mismaî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülmelik b. Sabbâh, Hişâm'dan bu isnâdla, bu hadisin mislini rivayet etti. Şu kadar var ki o:

«Ben, cehennemde Hımyerli siyah ve uzun bir kan gördüm.» dedi? «Benî İsrail'den.» kaydını söylemedi.



10- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Nümeyr rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr de rivayet etti. İkisinin sözleri de biribirine yakındır. Dedi ki: Bana babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülmelik, Atâ'dan, o da Câbİr'den naklen rivayet etti. Câ-bir şöyle demiş: Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) zamanında Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemffa oğlu İbrahim'in vefat ettiği gün güneş tutuldu. Halk derhâl:

«Bu güneş ancak İbrahim'in vefatı için tutulmuştur.» dediler.

Bunun üzerine Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ayağa kalkarak, cemaata dört secde ife altı rükû'fu (iki rek'at) namaz kıldırdı. Evvelâ tekbîr aldı, sonra Kur'an okudu. Ama kıraati uzattı. Sonra aşağı yukarı kıyamı derecesinde uzun bir rükû' yaptı. Sonra başını rükû'dan kaldırarak birinci kırâatdan daha kısa olmak üzere Kur'an okudu. Sonra aşağı yukarı kıyamı derecesinde bir rükû' yaptı. Sonra başını rükû'dan kaldırarak ikinci kırâatdan daha kısa olmak üzere Kur'an okudu. Sonra ayakta kaldığı kadar uzun süren bir rükû' yaptı. Sonra başını rükû'dan kaldırdı. Sonra secdeye kapandı ve İki secde yaptı. Sonra kalkarak yine üç rükû yaptı ki, bu üç rükû'dan her biri kendinden sonrakinden daha uzundu. RükÛ'u da takriben sücûdu kadar oluyordu. Sonra geriledi, arkasındaki sofftar da gerilediler. Böylece son satf'a vardık.

(Râvî Ebu Bekir: Böylece kadınlar saff'ına vardık, diye rivayet etti. Sonra Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (tekrar) ilerledi, onunla birlikte cemâat da İlerledi. Nihayet Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (evvelki yerine durdu. Namazdan, aynhhği zaman güneş de eski hâline dönmüştü.

Bunun üzerine Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şunları söyledi:

«Ey Cemâat! Güneş İle ay ancak Allah'ın âyetlerinden iki âyetdirler. Bunlar insanlardan hiçbir kimsenin ölümünden dolayı tutulmazlar. (Ebu Bekîr: Beşer'in ölümünden dolayı, dedi.) Sîz bu nev'îden bir şey gördünüz mü açılıncaya kadar namaz kılın. Size vaad edilen hiç bir şey yoktur ki, ben onu şu namazımda görmüş olmıyayım. Sizi te'mîn ederim ki, bana cehennem getirildi. Bu da yalını bana dokunur korkusu ile gerisi geriye çekildiğimi gördüğünüz sırada oldu. Hattâ orada çomaklı herifin ateş içinde bağırsaklarını sürüdüğünü gördüm. Vaktiyle hacıların paralarını çomağı ile çalardı. Eğer malının çalındığını anlayan olursa: (çomağıma takıldı.) derdi. Farkına varan olmazsa alıp götürürdü. Ben, orada kedi sahibi kadınr da gördüm; o kadın ki vaktiyle kediyi bağlayarak aç tutmuştu. Ona, yerin haşerâtından yemesine müsaade etmemiş, nihayet hayvan açlıktan ölmüştü. Sonra (bana) cenneti de getirdiler, bu da eski yerimde duruncaya kadar ilerlediğimi gördüğünüz sırada oldu. Yemin olsun ki elimi uzattım, siz güresiniz diye cennetin meyvelerinden koparmak istiyordum. Sonradan bunu yapmamayı düşündüm. İşte bu suretle size vaadedilen her şey'i ben bu namazımda görmüş oldum.»

Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellevı)'in «Sizin gireceğiniz her yer bana arzolundu...» sözünden murâd: Cennet, cehennem, kabir ve mahşer gibi, kulların öldükten sonra varacakları yerlerdir.

Kaadı İyâz Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve SeUenıYin cennet ve cehennemi görmesi hususunda şunları söylemiştir: Ulemânın beyânına göre Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in cennet ve cehennemi aynen görmüş olması muhtemeldir. Cenâb-ı Hak aradan perdeyi kaldırarak, onları kendisine göstermiştir. Nitekim İsrâ hâdisesinde müşrikler kendisine Kudüs'teki Mescîd-i Aksâ'yı sordukları vakit hâl böyle olmuş yâni Teâlâ Hazretleri Mescîd-i Aksâ'yı Resûl-i Zîşan'ma göstermiş; o da gözüyle görerek ona müşriklere tavsif etmişti. Maamâ-fih yine ulemânın beyânına göre onları aynen değil de, ilmen görmüş olabilir. Kendisine cennet ve cehennemin hâlleri vahy suretiyle arz olunmuş, bu suretle o zamana kadar bilmediği bu hâlleri tafsilatı ile öğrenmiş ve beyân buyurmuştur. O zamana kadar bilmediği bu hâlleri son derece büyük gördüğü için de:

(Benim bildiklerimi siz bilseniz mutlaka çok ağlar; az gülerdiniz.) buyurmuştur.»

Kaadı İyâz, ulemânın bu iki te'vîlinden birinciyi hadisin sözlerine daha uygun bulmuştur. Zira hadîsin metninde elini uzatmak, salkım koparmak, cehennemin alevi parçmasın diye geriye çekilmek gibi sözler vardır ki, bunlar ilmen değil; aynen gördüğüne delâlet ederler.

«Haşâşû'l - Erd»: Yer'in böcekleri, demektir. Bâzıları: «Bundan murâd: kuşlardır.» demişlerdir.

Kaadı îyâz'ın rivayetine göre «Haşâş» kelimesini «Hişâş» ve «Huşâş» şekillerinde okuyanlarda olmuşsa da, «Haşâş» kıraati meşhurdur.

Kaadı îyâz, kediyi aç bıraktığından dolayı kadının kazandığı günâhı, küçük günahlardan saymış ve: «Bu hadis, küçük günahlardan dolayı muâhaze olunacağına delildir. Ama kadının bundan dolayı ateşle azâb olunduğuna hadîste delâlet yoktur. İhtimâl, bu kadın kâfirmişdir de, kedi sebebi ile azabı arttırılmıştır.» demişse de, Nevevî bunu haklı olarak doğru bulmamış ve kendisine şu cevâbı vermiştir: «Doğrusu hadisde tasrîh buyurulduğu vecihle kadın, kedi sebebi ile azâb olunmuştur. Kadının suçu büyük günahtır. Çünkü hayvanı bağlamış ve ölünceye kadar salmamıştır. Küçük günah üzerinde ısrar etmek, o günahı büyütür. Nitekim fıkıh kitaplarında ve diğer yerlerde bu böylece takrir olunmuştur. Hadisde kadının kâfire olduğunu iktizâ eden bir cihet yoktur.»

Hadiste zikri geçen «lef h» den murâd: Cehennem alevinin vurma-sidir. Bu mânâda bir de «nefh» kelimesi kullanılırsa da, nefh mânâ itibariyle lefh derecesine varmayan alev, demektir.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1- Cennet ile Cehennem hâlen mevcutturlar. Cennetin meyveleri dahî yaratılmış vaziyette hazırdır. Ehl-i sünnetin mezhebi budur. Dalâlet fırkalarında Mu'tezile, cennet ve cehennemin hâlen yaratılmamış olduğuna kaaildirler.

2- Amel-i kalîl (yâni: Namaz içinde az olmak şartı ile namaz fiillerinden olmıyan şey'i yapmak) namazı bozmaz. Şâfiîler'e göre amel-i kalîl birbiri ardına üç adım atmamakla tahdid olunmuştur. Birbiri ardına üç adım atmak, onlarca amel-i kesir sayılır ve namazı bozar. Şâfiîler, hadisde zikri geçen adımları (Birbiri ardına değillerdi.) diye te'vîl ederler.

Nevevi: «İki adım idi, diye te'vili sahih değildir. Çünkü (Tâ kadınların yanına vardık!) buyurulması buna muhâlifdir.» diyor.

Hanefiîler'e göre amel-i kalîl, hâriçten gören bir kimsenin, o ameli yapanı namazda değil saymamakla tehdid edilir. Dışarıdan bakan namazda değil sanacak kadar namaza taalûku olmıyan bir fiille meşgul olmak onlara göre amel-i kesîr'dir; namazı bozar.

Mâlikiler ile Hanbelîler'in görüşü de budur.

Amel-i kesir bil'ittifâk namazı bozarsa da, amel-i kalîl hakkında ihtilâf vardır.

3- Küsûf namazı kadınlara da müstahabdır.

4- Küsûf namazına kadınlar da cemaata gelebilirler ve erkeklerin arkasında dururlar. Fakat bu husûsda hangi kadınların cemaatlara çıkıp çıkamıyacaklarım beyân eden mezhep imamlarının kavilleri gözönünde bulundurulmalıdır.



11- (905) Bize Muhammedü'bnu'l - Ala El - Hemdânî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, Fa-tıme'den, o da Esma [4] 'dan naklen rivayet etti. Esma şöyle demiş; Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devrinde güneş tutuldu da, Aişe* nin yanına girdim. Aişe namaz kılıyordu. (Kendisine):

— Bu İnsanlara ne oluyor ki, namaz k itiyorlar?» dedim. Başı İle gökyüzüne işaret etti. Ben:

— «Bu bir âyet midir?» dedim. Âişe:

«Evet» diye işaret etti. (Bunun üzerine ben de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e uyarak namaza durdum. Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) kıyamı pek uzattı, hattâ üzerime baygınlık geldi. Bunun üzerine ya rubası ma bir tulum su alarak, ondan başıma veya yüzüme serpmeye başladım. Derken Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) namazdan çık-tt; güneş de açılmıştı. Cemaata bir hutbe okudu. (Evvelâ) Allah'a hamd-ü senada bulundu. Sonra şunları söyledi:

fBundan sonra: Görmediğim bir şey kalmadı ki, şu makaamımda bana gösterilmiş olmasın. Cennet ve cehennemi bile., (gördüm.) Bana muhakkak surette bildirildi ki siz kabirlerde Mesih-i deccâlın fitnesine yakın yahut onun kadar —Esmâ'nın bu iki sözden hangisini söylediğini bilmiyorum.— bir fitne göreceksiniz. Sizden birinize (kabirde) gelerek:

— Bu zât hakkında bilgin ne idi? diye soracaklar. Mü'min yahut mûkin —Esmâ'nın bunlardan hangisini söylediğini bilemiyorum.— o Muhammed' dir; o Allah'ın Resulüdür. Bize Beyyinelerle hidâyet getirdi. Biz de ona icabet ve itaat ettik, diyecek; bu üç def'â tekrarlanacak. Kendisine. (Sen uyu. Zâten biz, senin ona muhakkak surette inandığını bilirdik. Sen rahatça uyu) diyecekler. Münafık veya şüpheciye —ki Esma bunların hangisini söylediğini bilemiyorum.— gelince: O:

— Ben bilmem. Âlemin bir şey söylediğini işittim; ben de söyledim, cevâbını verecek.



12- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe iie Ebû Küreyb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Üsâme, Hişâm'dan, o da Fâtıme'den, o da Es mâ'd an naklen rivayet etti. Esma şöyle demiş: Aişe'ye geldim. Bir de baktım halk ayakta! Âişe de namaz kılıyor.

— Bu insanlara ne oluyor? dedim...

Râvî hadisi Ibni Nümeyr'in Hişâm'dan rivayet ettiği hadis gibi anlattı.



13- (...) Bize Yahya b. Yahya haber verdi. (Dedi ki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Zühri'den, o da Urve'den naklen haber verdi. Urve: «Güneş Küsûf etti, deme. Lâkin güneş Hüsûf etti, de!» demiş.

Hz. Esma 'nui: «Başıma veya yüzüme su serpmeye başladım... ilâh...» sözü, bu işi arka arkaya bir çok defalar yapmadığına hamle-dilmiştir. Çünkü arka arkaya bir çok defalar yapmış olsa namazı bozulurdu.

Ölen bir kimseye kabrinde: «Bu zât hakkında ne bilirsin?» diye soranlar Münker ve Ne kir adlı suâl melekleridir. Meleklerin «Resûlüllah» demeyip; «bu zât» sözü ile iktifa etmeleri, ölen kimseyi imtihan içindir. Çünkü onun hakkında Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve SeUem)* diye söz ederlerse bundan onun büyük bir mertebe sahibi ve ikrama lâyık bir zât olduğunu anhyarak, melekleri taklîden, o da hürmet ve ta'zîmde bulunur. Meleklerin sözü imtihan olduğu içindir ki ölen kimse mü'min ise: «O Resûlüllah »dır. diye cevap verecek; münafık ise: «Bilmiyorum» demekle iktifa edecektir. Bu suretle Teâlâ Hazretleri Kur'ân- Kerim'inde beyân buyurduğu vecihle mü'minleri hem dünyâda hem de âhirette îmânlarından sabit kılacaktır.

Hadîsin metninde bir iki yerde geçen «Esma» bunların hangisini söyledi, bilemiyorum.» ifadesi, arayerdeki râvînin şekkettiğini gösterir.

Bu hadîsler hakkında merhum Ahmet Naim Bey «Tecrîd-i Sarih tercümesi» nâm eserinin birinci cildinde şu mütâlâayı serdetmistir:

«İlâhi nimetleri ve Rabbani kudretin eserlerini hiç bir an hatırdan çıkarmış olmamak için bu Kadr-i Uzmâya âyet yâni alâmet olan hâllerle feleki vaziyetlerden muttariden tekerrür ve teceddüd edenlerinin her biriyle beraber olmak üzere dîn-i Mübîn-i islâm bir namaz teşri' etmiş, zamanların hiç biri teabbüdden hâli bırakılmamıştır. Gündüzün yarısından sonra öğle namazmı, her günkü aydınlığın ib-Udâsı ile intihasından sabah ve akşam koyu karanlığın koyu karanlık basar basmaz yatsı, öğlen ile aksa marasında takriben gündüzün çizdiği dâirenin çeyreği kaldığında ikindi namazlarını edâ etmeyi farz eylediği gibi, gündüzün çizdiği dâirenin bir çeyreği geçtikden sonra kuşluk namazı, güneş doğduktan ve sanlığı zail olduktan sonra ışrâk namazı, gece ortalarında teheccüd namazı farz olmıyarak teşrî' edilmiştir. Ramazanlarda herkesin yalnız başına veya cemaatla kılıp re-yizyâb olduğu teravih nmazı da gece namazının nazîridir. Kezalik senenin bayram dediğimiz iki muayyen gününde işrâk namazı vaktinde yine cemaatla bayram namazı kılmak Islâmın şeriatları cümlesindendir.

Bunlar gibi her ufukta muayyen zamanlarda görülmiyen ay ve güneş tutulmaları da Allah'ın büyük âyetlerinden mâdût olup, bunların meydana geldiği zamanlarda dahî İslâm dini tarafından bir namaz tahsis edilmiş olmasında şaşılacak bir cihet yoktur. Bâ husus kıyamet alâmetlerini beyân hususunda (güneş ile ay bir araya getirildiği zaman) âyet-i kerîmesi gibi bir çok âyetlerden anlaşılacağı vecih-le kıyamet alâmetlerinden olarak bu kabilden bâzı astronomik zuhû-rât meydana geleceği Peygamber Efendimiz tarafından haber verilmesine mukaabil: (De ki): Kıyametin ne zaman kopacağını bilmek ancak Rabbime âtt bir meseledir. Onun vaktini kendisinden başka kimse beyân edemez; kıyamet göklere de yere de ağır basmıştır. O, size ansızın gelivere-cekXır [5] âyet-i kerîmesindeki sarahate binâen apansızın kopacak olan kıyametin de vakti aletta'yta bilinemediği için ay ve güneş tutulması hâdiselerini Allah'a tezarru' ve niyaza vesile addederek, namaza koyulmak mü'minlere göre pek tabii bir iş olduğu, gibi, Esma (Radiyallahü anhâj'nm (Acabe ne oluyoruz? Dünyâ'nın gizli olan sonu mu geldi, şu gördüğümüz âyet onun alâmeti midir?) diye endişe etmesinde de ayıplanacak bir şey yoktur.

«Husuf ve Küsüf zamanları dakikası dakikasına hattâ saniyesi saniyesine erbabı tarafından evvelce hesâb edilerek haber verilebilir. Pek ziyâde tekerrür eden tabiî hâdiselerden oldukları için bunları görünce korkuya ne mahal vardır?» demek de uymaz. Çünkü «Bu kâinat nizâmının bozulduğu gün demek olan kıyamet zamanın evvelden hesap ve tâyin edilmiş bu gibi hâdiselerle vukûbulmayacağına hiç bir aklî delîl yoktur. İşte o büyük hâdisenin gelip çattığı anda bu gösteri Allah'ın âyetlerinden biridir.» diyerek namaza ibâdet ve niyaza koyulanlara —Eğer öyleleri o gün dünyâda kalmış bulunursa— ne mutlu!

Bütün vakitlerini ibâdât ve tâattan hâli bırakıp: «Hesapla bilinecek vukûatdan ne korkmalı?» diyen gafillerin başına ise —Allah'ın vaadi mu'cebince—varsın apansızın kıyamet kopsun.» Naim beyin mütâlâası burada sona erer.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1- Namazda konuşmak caiz değildir. Ancak ulemâdan bâzıları bu hadîsle istidlal ederek, îcâbı hâlinde namazda işaretin caiz olduğunu söylemişlerdir.

2- Akıl baştan gitmemek şartı ile hafifçe baygınlık geçirmek abdesti bozmaz.

3- Bir rivayette Hz. Aişe'nin namazda iken «Sübhânaüah-dediği bildirilmiştir. Bundan kadınların da namazda birisine bir şey ihtar etmek için sesle «Sübhânallah» diyebileceği anlaşılırsa da, fu-kahânın beyânına göre bu gibi hâllerde erkekler teşbih, kadınlar tas-vik yapacaklardır. Bu mes'ele evvelce görüşülmüştü. İhtimâl ki Hz Aişe o zaman bu farkı bilmiyordu. Yahut sesini yalnız kızkardeşi duyacağı için aşikâr olarak «Sübhânallah» demekte şer'î bir mahzur görmemişti.



14- (906) Bize Yahya b. Habîb El - Hârlsî rivayet etti. (Dedi ki); Bize Hâlid b. Haris rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki): Bana Mansûr b. Abdirrahman, annesi SafİyVe [6] binti Şey-be'den, o da Esma binti Ebi Bekir'den naklen rivayet etti. Esma şöyle demiş:

-Bir gün Peygamber(Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)telâşlandı fSafİy-ye: Esma, Güneşin tutulduğu günü kastediyor, demiştir.) da, bir kadın gömleği alarak dışarı çıktı. (Arkadan) kendi gömleğini yetiştirdiler. Müteakiben cemaata uzun bir namaz kıldırdı. O derece ki (dışarıdan) onun rükû, ettiğini bilmeyen biri gelse kıyamının uzunluğundan dolayı rükû'a vardığını zannetmezdi.»



15- (...) Bana Saİd b. Yahya El - Emevî rivayet etti. (Dedi ki) Bana babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc bu isnâdla bu hadisin mislini rivayet etti. Ve:

«Uzun uzadıya ayakta durdu, sonra doğruldu, sonra rükû' etti.» dedi; şunu da ziyâde etti:

«Artık kimi benden daha yaşlı, kimi de benden daha hasta kadınlara bakıyordum.»



16- (...) Bana Ahmed b. Saîd Ed - Dârimi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Habbân rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mansûr, annesinden, o da Esma binti Ebî Bekir'den naklen rivayet etti. Esma şöyle demiş:

«Peygamber (Sdlaîîahü Aleyhi ve Seîîem) devrinde güneş tutuldu, bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) telaş ederek yanlışlıkla bir kadın gömleği giydi, sonrar kendisine kendi elbisesini yetiştirdiler. Ben de hacetimi gördüm, sonra gelerek mescide girdim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeHemJ'İ namazda gördüm; ben de onunla beraber namaza durdum. Kıyamı o kadar uzattı ki, kendimde oturmak İhtiyâcını hissettir. Sonra zayıf bir kadına bakarak (kendi kendime) bu benden daha zayıf diyor ve ayakta duruyordum. Nihayet Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) rükû'a vardı. Fakat rükû'u da uzattı. Sonra rük'û'dan başını kaldırdı; kıyamı da uzattı. O derece ki, (hani dışardan) bir adam gelse: Rükû' etmediğini tahayyül ederdi.»

«Fezîa»: Korktu, yardım istedi, iltica etti ve hazır oldu; gibi mânâlara gelir.

Kaadı îyâz «Onun burada korku yahut telâş mânâlarına gelmesi muhtemeldir.» demiştir. Korktu, mânâsına alınırsa: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kıyametin kopacağından korktu.» demek olur.

Anlaşılıyor ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) ya kıyametin kopacağından korkmuş yahut güneşin tutulduğunu görünce bir an evvel namaza durmak için telâş göstermiş, bu sebeple kendi elbisesini giymek isterken yanlışlıkla zevcelerinden birinin elbisesini almıştır. Kalbi, güneşin tutulması ile meşgul olduğu için yanlışlığının farkına bile varamamış; evdekiler kendi elbisesini bıraktığını görünce geriden yetiştirmişlerdir.

Bu hadîs dahî Küsûf namazının delillerindendir. Küsûf ve Husuf namazlarının uzun tutulmak suretiyle, sair namazlardan temayüz ettikleri rivayetlerin hepsinde göze çarpmaktadır.



17- (907) Bize Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hafs b. Meysera rivayet etti. (Dedi ki): Bana Zeydü'bnü Eşlem, Atâ b. Ye-sâr'dan, o da tbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. tbni Abbâs şöyle demiş:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında güneş tutuldu. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cemaatla birlikte namaza durdu. Ama Bakara sûresini okuyacak kadar uzun bir kıyam yapti. Sonra uzun bir rükû' yaptı, sonra başını rükû'dan kaldırdı ve uzun uza-dıya ayakta durdu. Yalnız bu kıyam birinciden daha kısaydı. Sonra uzun bir rükû' yaptı fakat bu da birinci rükû'dan daha kısaydı. Sonra secde etti, sonra (tekrar) uzun bir kıyam yaptı fakat bu da birinci kıyamdan aşağı idi. Sonra uzun bir rükû' yaptı ama bu da birinci rükû'dan aşağı idi. Sonra başını kaldırarak uzun bir kıyama durdu. Bu da birinci kıyamdan aşağı idi. Sonra uzun bir rükû' yaptı: Bu da birinci rükû'dan aşağı idi. Sonra secde etti, sonra namazdan çıktı. Gerçekten güneş açılmıştı. Müteakiben şunları söylediler;

— Şüphesiz ki güneş ile ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler. Bunlar bir kimsenin hayâtı veya memâtı için tutulmazlar. Siz böyle bir gördünüz-mü hemen Allah'a zikredin.

Ashâb:

— Ya Resûlüllah! Şu makaammda seni bir şey almak için uzanırken gördük, sonra bundan vazgeçtiğini müşâhade ettik, dediler. Resûlüllah (Saîlaîlahii Aleyhi ve Seîlem):

— Ben, cenneti gördüm de, ondan bir salkım üzüm koparmaya el uzattım. Eğer ben o salkımı atmış olsaydım, dünyâ durdukça siz ondan yerdiniz. Ben cehennemi de gördüm; Bugtnkü gördüğüm manzara gibi (şimdiye kadar) hiç bir manzara görmüş değilim. Ekseriyetle cehennemliklerin kadınlar olduğunu da gördüm, buyurdular. Ashâb:

— Ne sebeple yâ Resûlüİlah? diye sordular:

— Küfretmeleri sebebi ile cevâbını verdi.

— Kadınlar Allah'a küfreder mi? diyenler oldu;

— Evet, onlar kocalarına karşı nankörlük ederler, iyiliğe karşı küfrân-da bulunurlar, onlardan birine ilelebet iyilik etsen, sonra senden bir şey görse hemen: Senden hiç bir hayır görmedim; der, buyurdu.»



(...) Bize, bu hadîsi Muhammedü'bnü Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İshâk [7] yâni îbni îsa rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mâlik, Zey-dü'bnü Eslem'den bu isnadla bu hadisin mislini rivayet etti. Şu kadar var ki o: «Sonra seni geri geri giderken gördük demiştir.

Bu hadisi Buhâri «Küsûf», «Namaz» ve «Nikâh» bahislerinde;

Ebû Dâvûd ile Tirmizi de «Namaz bahislerinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Ebû Dâvûd 'un bir riyâyetinde «îbni Abbâs» yerine "Ebû Hüreyre» denilmişse de: Hatâdır. Doğrusu îbni Abbâs olacaktır. Nitekim hadis ulemâsından İbni Asâkir bunun hatâ olduğuna tembih etmiş; Mizzî (654-742): «Bu bir vehimden ibarettir,» demiştir.

Hz. İbni Abbâs 'm: «Bakara sûresini okuyacak kadar uzun bir kıyam yaptı.» demesi gösteriyor ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeilemYin kıraati gizli imiş. Nitekim Âişe (Radiyallahü anhâyd&n rivayet edilen bâzı tarîklerde: «Onun kıraatini tahmin ettim; Bakara sûresi kadar olduğunu gördüm.» denilmiş olması da bunu gösterir.

Bâzıları: «îbni Abbâs o zaman küçüktü; safflann sonuna durduğu için kıraati işitemiş de, müddeti tahmin etmiş olabilir.» de-mişlerse de, bu kavil reddedilmiştir. Çünkü ayni hadisin bâzı tarîklerinde: «Resûlüllah (Sallalhhü Aleyhi ve Sellem)'in yanıbaşına durdum ama ondan bir harf bile işitmedim.» denilmiştir.

Hadîsin buradaki rivayetinde denilmiş; kazı rivayetlerde onun yerine diğer bâzılarında da fi'li kullanıldığı görülmüştür.

«Kefefte»: Vaz geçtin, demektir.

«Tekkâ'kâde» ve «Kâ'kâde» fiilleri: Geriledin, gerisi geriye gittin; mânâsına gelirler. Yalnız kelimenin iki bâbdan kullanılmasına bakarak Aynî: «Kâ'kâa» müteaddi; «Tekâ'kâa» lazımdır; demişdir. Bu takdirde Kâ'kâ'a fiilinin bir mef'ûlü bulunmak lâzım gelir.

Aynî bunu «Kendini gerilettin» şeklinde takdir etmiştir.

Resûlüllah (Sallalhhü Aleyhi ve Sellem) -Eğer o salkımı almış olsaydım, dünyâ durdukça ondan yerdiniz.» buyurmakla: Cennet mey-valannın bitip tükenmek bilmiyeceğine işaret etmiştir.

Bâzıları: «Bu cümlenin mânâsı: Üzümü yiyen kimse ağzında dâima yediğinin bir mislini yaratmakla zevki devam edecek, demekdir.» mütâlâasında bulunmuşlarsa da, bu söz felsefî bir fikir neticesi olduğu için reddedilmiştir. Filhakika felsefenin iddiasına göre âhiret hayâtının hakikati değil, sâdece misâli vardır. Fakat hakikatta cennetin yemişleri ile diğer muhtelif taamları feylesofların zannettiği gibi birer hayâl değil; Kur'ân-ı Kerim'in nass-ı kaatı ile beyân buyurduğu vecîhle bitip tükenmek bilmeyen hakîkî meyveler ve yiyeceklerdir. Allah Teâlâ koparılanların yerine derhâl başkalarını halke-decektir. Ona göre bunun hiç bir güçlüğü yoktur.

Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)'in cennet meyvelerinden koparmasına izin verilmemiştir. Çünkü cennet meyveleri ebedî; dün-vâ ise fânidir. Binaenaleyh fânî dünyada bakî cennet meyvesi yiyen kimsenin de baki kalması icâbedecektir. Halbuki dünyâda buna imkân yoktur.

Bu hadîsin bir çok muhelif rivayetleri vardır.

Yine bu hadîsde, cehennemliklerin ekserisinin kadınlar olduğu bildirilmektedir. Hâlbuki Hz. Ebû Hüreyre 'nin rivayet ettiği bir hadîsde derece ittibân ile cennetliklerin en aşağısına iki tane dünyâ kadını verileceği beyân edilmiştir. Bu hadise göre cennetliklerin üçte ikisinin kadınlar olması iktizâ eder. Bu suretle sûret-i zahirede iki hadîs biribirine muarız görünürse de, Ebû Hüreyre hadisi kadınlar cehennemden çıkarıldıktan sonra cennete konacak, bu suretle en aşağı bir erkeğin iki karısı olacaktır, diye te'vil olunmuştur.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1- Korkulu anlarda Allah Teâlâ'ya ibâdet ve tâata koşmak ve başa gelen belânın kaldırılması hususunda niyazda bulunmak gerekir.

2- Hadîs-i şerif Peygamber (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem)'in mu* dizelerinden biridir.

3- Talebe anlamadığı yeri hocasına sormalıdır.

4- Hükmün illetini sormak ve âlimin talebesine muhtaç olduğu husûsâtı beyân etmesi caizdir.

5- İyiliğe karşı küfran-ı nimette bulunmak haramdır.

6- Nimeti veren Allah'a şükretmek, kulun boynuna borçtur.

7- Nankörlüğe küfür ıtlak edilebilir.

8- Ehl-i tevhîd olanlar günahları sebebi ile azâb göreceklerdir.

9- Namazda amel-i kalîl caizdir.



4- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (Küsüf Namazında) Sekiz Rükü' İle Dört Secde Yaptığını Söyliyenler Babı


18- (908) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize tsmâil b. Uleyye, Süfyân'dan, o da Habîb'den. o da Tâvûs'dan, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. İbni Abbâs şöyle demiş:

Resûlüllah (SaJlallahü Aleyhi ve Selleın) güneş tutufduğu zaman sekiz rükû' ile dört secdelik (iki rekat) namaz kıldırdı.»

Alî'den de bu hadis gibi bir hadîs rivayet olunmuştur.



19- (909) Bize Muhammedü bnu'l - Müsennâ ile Ebû Bekir b. Hallâd, ikisi birden Yahye'l - Kattan'd an rivayet ettiler. İbnü'l - Müsennâ dedi ki: Bize Yahya, Süfyân'dan rivayet etti. Demiş ki: Bize Habib, Tâvûs'dan, o da İbni Abbâs'dan, o da Peygamber (SalîaUahii Aleyhi ve Seî/em)'den naklen rivayet etti ki, bir Küsûf vakasında namaz kılmış, kıraat yaptıktan sonra rükû1 etmiş, sonra yine kıraat yapmış ve rükû' etmiş, sonra yine kıraat yapmış ve rükû' etmiş sonra yine kıraat yapmış ve rükû'a gitmiş, sonra secde etmiş, ikinci rek'atı da bu şekilde kılmış.

Bu hadisler Küsûf namazının rek'atları hakkındadır.

Her İki hadîs, bahsimizin başında geçen hadîslerden manen dâhil bulunduğundan, hükümleri de orada beyân edilmiştir.



5- Küsüf Namazında (Haydin Toplayıcı Namaza) Diye Nida Edilmesi Babı


20- (910) Bana Muhammed b. Râfi* rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû'n - Nadr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye yâni Şeybân-ı Nahvî, Yahya'dan, o da Ebû Seleme'den, o da Abdullah b. Amr b. As' dan naklen rivayet etti. H.

Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed - Dârimî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Hassan haber verdi. (Dedi ki): Bize Muâviyetü'b-nü Sellâm, Yahya b-Ebî Kesir'den naklen rivayet etli. Demiş kii Bana Ebû Selemete'b-nü Abdirrahman, Abdullah b. Amr b. Âs'dan naklen haber verdi. Demiş ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devrinde güneş tutulunca (Haydin toplayıcı namaza) diye nida olundu. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir rek'atta iki rükû' yap (arak namaz kıl) di. Sonra kalkarak bir rek'atta iki rükû' daha yaptı. Sonra güneş açıldı. Âişe: «Şimdiye kadar) bundan uzun ne rükû' yapmışımdır, ne de sücûd.» dedi.

Bu hadisi Buhârî «Küsûf - bahsinde bir iki yerde; Nesâi de «Namaz» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

«Haydin toplayıcı namaza» ibaresi hakkında bahsimizin baş taraflarında söz geçmişti.

Bu hadîsde zikri geçen secdelerden murâd: Rek'attır.

Cüz'ü zikir, bütünü murad kabilinden mecazen rek'ata secde denilebilir. Secdenin uzun tutulması hakkında bir çok hadisler vârid olmuştur. Bunların bâzılannı Buhârî ile Müslim; diğerlerini Ebû Dâvûd ve Nesâî rivayet etmişlerdir.

Mâlikiler 'den bâzıları: «Secdeyi uzatmaktan, rükû' da uzun tutmak lâzım gelmez.» demişlerse de, Câbir rivayetinde: «Sücûdu da rük'u kadardı» denilmiş olması da bu kavli reddeder. îmam Ahmed ile İshâk'm mezhepleri bu olduğu gibi, İmam Şafiî' nin bir kavli de budur.

îmam Müslim'in rivayet ettiği Câbir hadîsi, secdeden sonra yapılan kıyamın uzun tutulduğunu gösteriyor.

Nevevî (631 - 676) bu rivayeti kabul etmemiş; onun şaz ve usûle muhalif olduğunu binâenaleyh onunla amel edilemiyeceğini bildir-mişse de, Nesâî ile İbni Huzeyme ve diğer hadîs ulemâsının rivayet ettikleri Abdullah b. Amr hadîsi onun kavlini reddeder. Çünkü o hadîsde rükû' ve secdelerle, onlardan doğrulduktan sonra uzun uzadıya durduğu bildirilmektedir.



21- (911) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hü-şeym, İsmail'den, o da Kays b. Ebî Hâzim'den, o da Ebû Mes'ûd-u En-sârî'den naklen haber verdi. Ebu Mes'ud şöyle demiş: Resûlüllah (Sal-

lallahü Aleyhi ve Seîlem)--

«Şüphesiz ki güneş ile ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler. Allah, onlarla kullarını korkutur. Onlar, insanlardan hiç bir kimsenin ölümü için tutulmazlar. Bu gibi âyetlerden bir şey gördünüzmü hemen namaz kılın ve Allah'a duâ edin. Tâ başınıza gelen hâl açılıncaya kadar (bunlara devam) edin.)» buyurdular.



22- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberi ile Yahya b. Ha-bîb rivayet ettiler, Dediler ki: Bize Mu'temir, İsmail'den, o da Kays'dan, o da Ebû Mes'ûd'dan naklen rivayet etti ki Resûlüllah (Sallallahü

Aleyhi ve Sellem)

«Şüphesiz ki güneşle ay insanlardan hiç bir kimsenin ölümü İçin tutulmazlar. Lâkin onlar Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler. Binâenaleyh siz böyle bir şey gördünüzmü hemen kalkıp namaz kılın.» buyurmuşlar.



23- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî' ile Ebû Üsâme ve tbni Nümeyr rivayet ettiler. H.

Bize îshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir ile Vekî' haber verdiler. H.

Bize tbni Ebî Ömer dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân ile Mervân rivayet ettiler. Bu râvîlerin hepsi İsmail'den bu İsnadla rivayette bulunmuşlardır. Süfyân ile Vekî'in hadîslerinde: «İbrahim'in vefat ettiği gün güneş tutuldu da, halk: Bu güneş İbrahim'in ölümü için tutuldu, dediler.» ifâdesi vardır.

Bu hadisi Buhârî «Küsûf» bahsinin bir iki yerinde ve «Kitâ-bu Bed'i'l - Halk» da; Nesâî ile İbni Mâce dahî «Küsûf» bahsinde muhtelif râvîlerden tahric etmişlerdir.

Evvelce beyân ettiğimiz gibi: Âyet: Alâmet, mânâsına gelir. Burada ondan murâd: Ay ile güneşin Allah Teâlâ'mn birliğine ve yüce kudretine birer alâmet olmalarıdır. Allah'ın şiddet ve azabından kullarını korkutmak için birer alâmet olmaları dahî muhtemeldir.

Nitekim biz ayetlerİ ancak korkutmak için göndeririz.» âyet-i kerimesi de bu mânâyı teyîd eder.

Ay ile güneşin, kıyametin yaklaştığına yahut Allah'ın azabına birer alâmet olmaları ihtimâli de vardır.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ay veya güneş tutulması ânında namaz kılmayı emir buyurmaktadır. Ebû Bekir İbni'l-Arabî, bu hadislerde umumi ve husûsî olmak üzere altı şey zikre-dildiğini söyler. Bunlar:

«Allah'ı zikredin, dua edin, tekbîr getirin, namaz kılın, sadaka verin, köle azâd edin.» emirleridir. Zikrullah, Buhârl ile Müslim' in rivayet ettikleri îbni Abbâs hadîsinde emir buyurmuştur.

Tekbîr, duâ ve namaz, Hz. Aişe hadîsinde; sadaka yine Aişe (Radiyallakü anhâ) hadisinde, köle azadı ise Buhâri'nin rivayet ettiği Esma hadîsinde zikredilmişlerdir.



24- (912) Bize Ebû Âmir El-Eş'ari Abdullah b. Berrâd ile Mu-hammedü'bnü'l - Ala rivayet ettiler. Dediler ki. Bize Ebû Üsâme, Bü-reyd'den, o da Ebû Bürde'den, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. Ebû Mûsâ şöyle demiş:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında güneş tutuldu. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kıyametin kopmasından korkarak telâşla yerinden kalktı ve mescide geldi. Hiç bir namazda yaptığını görmediğim en uzun kıyam rükû' ve sücûs ile namaz kıldı. Sonra şöyle buyurdu:

— Şüphesiz ki Allah'ın gönderdiği bu alâmetler hiç bir kimsenin hayâtı ve memötı için meydana gelemez. Lâkin, Allah onları kullarını korkutmak İçin gönderir. Şu hâlde siz bu alâmetlerden bir şey görürseniz hemen Allah'ın zikrine, Allah'a duâ ve İstiğfâr'a şitâb edin.

tbnü'l - Alâ'nın rivayetinde «Kesefet» fiili kullanıldı. O, (bihâ zamiri de kullanmayarak) «yuhavvihü ibâdehu» dedi.

Bu hadisi Buhâri «Küsûf» bahsinde; Nesâi dahî ayni ba-hisde tahrîc etmişlerdir.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in korkması mes'elesini Kirmâni şöyle izah etmiştir: «Bu söz râvi tarafından yapılan bir temsildir. Ve kıyametin kopmasından korkan bir kimse gibi telâşlı yerinden kalktı, demiş gibidir. Yoksa Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) kendisi ashabının arasında iken kıyametin kopmıyacağını bildirdi. Allah Teâlâ, ona dinini bütün dînlerden daha fazla yükselteceğini vaad buyurmuştu. Bu vaad henüz yerini bulmamıştır.»

Nevevi dahi kıyametten önce güneşin batıdan doğması, dâb-betü'1-Arz, deccal v.s. gibi mutlaka zuhur edecek bir çok mukaddimeleri olmasına bakarak bu hadisi müşkül görmüş: «Bu alâmetler zuhur etmedikçe kıyametin kopacağından nasıl korkulabilir?» demiştir. Buna: «îhtimâl ki o günkü güneş tutulması Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mezkûr alâmetleri öğrenmesinden öncedir; yahut Resû-lüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kıyametin büyük alâmetlerinden bâzısı zuhur edecek diye korkmuştur.» diye cevap verilmiştir.

«Olabilir, râvi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kıyamet kopuyor diye korktuğunu zannetmiştir. Hâvinin öyle zannetmesinden Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'^ hakikaten korkmuş olması lâzım gelmez. Olabilir... Ümmetine bir azâb vukûbulacağından korkmuştur.» diyenler de vardır.

Aynî bu cevapların hiç birini İtirazdan hâli görmemekte ve Kirmanı 'nin sözünü beğenmektedir.

-Allah'ın gönderdiği bu âyetler...» buyurmakla Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): Husuf, Kusûf, Zelzele, şiddetli rüzgâr v.s. gibi şeylere işaret etmiştir. Çünkü bunların her biri ile Allah Teâlâ kullarını korkutur. Bundan da anlaşılır ki: Zikir, duâ ve namaz gibi tâatla-ra iltica etmek yalnız ay ve güneş tutulduğu zamana mahsûs değildir. Hanefiiler'in mezhebi de budur.

Bâzıları: «Bu rivayette namaz zikredümemiştir, binâenaleyh bu hadîsle her korkunç hâdise karşısında namaz kılmayı müstahab görenlere delil yoktur.» demişlerse de, bu bâbda hüccet, yalnız bu hadîs değildir. Başka rivayetlerde ise: «Allah'ın zikrine şitâb edin.» buyurul-muştur ki, bunda namazı müstahab görenlere delil vardır. Çünkü namaza: Zikir, denilir. Namazda zikrullah'm envâı vardır.



25- (913) Bana Ubeydullahb. Ömer El-Kavârîri rivayet etti. (Dedi ki): Bize Bişru'bnu'l-Müfaddâl rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cüreyrî, Ebû'1-Alâ' Hayyânü'bnu [8] Umeyr, Abdurrahmân [9] b. Semura' dan naklen rivayet etti. Abdurrahmân şöyle demiş:

«Bir defa ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Se/JemJ'in hayâtında oklarımı atarken birden bire güneş tutuldu; ben de oklarımı (bir tarafa) attım ve (İçimden):

— Bu gün güneşin tutulduğu esnada Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)*^ neler olacağına mutlaka bakacağım, dedim.

Müteakiben onun yanına vardım. Ellerini kaldırmış dua ediyor; tekbîr alıyor; hamd-ü tenlide bulunuyordu. (Bu hâl) tâ güneş açılıncaya kadar (böyle devam etti.) Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem), iki sûre okudu ve iki rekat namaz kıldı.»



26- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki); Bize Abdüla'lâ b. Abİl'a'lâ, Cüreyrî'den, o da Hayyân b. Umeyr'den, o da Abdurrahmân b. Semura'dan —ki bu zât, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeZZemJ'İn ashâbmdandı.— naklen rivayet etti. Abdurrahmân şöyle demiş:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeMem/İn hayâtında Medine'de oklarımla atış yapıyordum; birden güneş tutuldu. Ben, hemen okları atarak (kendi kendime) vallahi güneşin tutulması esnasında Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'* ne olduğuna mutlaka bakacağım, dedim. Sonra onun yanına geldim, namazda ayakta duruyordu. Ellerini kaldırmıştı; hemen teşbih etmeye, hamd-ü tehlilde bulunmaya, tekbîr almaya ve duâ etmeye başladı. Güneş açılıncaya kadar (bunlara devam etti.) Güneş açılınca iki sûre okudu ve İki rekat namaz kıldı.



27- (...) Bize Muhammedü'bnül-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Salim b. Nuh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cüreyrî, Hayyân b. Umeyr'den, o da Abdurrahmân b. Semura'dan naklen haber verdi. Abdurrahmân şöyle demiş:

Bir defa ben, Resulü İlah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında oklarımla atış yaptığım sırada birden bire güneş tutuldu...»

Bundan sonra râvi hadisi yukarkilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.



28- (914) Bana Hârûn b. Saîd El-Eylİ rivayet etti. (Dedi ki): Bize îbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Amr'u'bnü Hârîs haber verdi. Ona da Abdurrahmân b. Kaasim, babası Kaasim b. Muhammed b. Ebi Bekr-İ Sıddık'dan, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etmiş; Abdullah, Resûlüllah {Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)

«Şüphesiz ki güneşle ay hiç bir kimsenin mematı veya hayâtı için tutulmazlar. Lâkin onlar Allah'ın âyetlerinden bir âyettir. Siz, onları gördüğünüz zaman hemen namaz kılın.» buyurduğunu haber vermiş.



29- (915) Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe ile Muhammedü'bnü Abdil-lâh b. Nümeyr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Mus'ab yâni İbni Mik dâm rivayet etti. (Dedi ki): Bize Zaide rivayet etti. (Dedi k): Bize Zİ-yâdü'bnü Ilâka rivayet etti. (Ebû Bekir'in rivayetinde: Dedi ki: Zi-yâdü'bnü Ilâka şunları söyledi, denilmektedir.)

(Ziyad demiş ki:) Ben, Mugîratü'bnü Şu'be'yi şumarı sâylerken işittim: «Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Seîlem) devrinde (oğlu) İbrahim'in vefat ettiği gün güneş tutuldu. Bunun üzerine Resûlüllah (Sahhîîahü Aleyhi ve Sellem)'-

— Şüphesiz ki güneşle ay Allah'ın âyetlerinden İki âyettirler, onlar hiç bir kimsenin memâtı veya hayâtı için tutulmazlar; siz onları (tutulmuş) gördünüzmü hemen Allah'a duâ edin ve namaz kılın, tâ bu hâl açılıncaya kadar (buna devam edin.) buyurdular.»

Bu rivayetlerden Mugîratü'bnü Şu'be hadîsini Buhâri «Küsûf» bahsinde tahrîc etmiştir.

Abdurrahmân b. Semura (Radiyallahü anh) hadisinde Hz. Abdurrahmân'in: «Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)' in yanına vardım; ellerini kaldırmış: duâ ediyor, tekbir alıyor, tah-mîd-i tehlilde bulunuyordu. (Bu hâl) tâ güneş açılıncaya kadar (böyle devam etti.) «Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) iki sûre okudu ve iki rek'at namaz kıldı.» şeklindeki ifâdesi karşısında Nevevî şunları söylemektedir: «Bu da müşkül sayılan yerlerden biridir. Zan-nolunur ki, bu sözün zahiri Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)'in Küsûf namazına güneş açıldıktan sonra başladığını bildiriyor. Hâlbuki mes'ele öyle değildir. Zira Küsûf namazına güneş açıldıktan sonra başlamak caiz değildir. Bu hadis, Abdurrahmân'in Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)'i namazda bulduğuna hamledilmiştir. Nitekim böyle olduğu ikinci rivayette tasrih Duyurulmuştur. Sonra râvi duâ, tekbîr, tehlîl, teşbih, tahmîd ve ikinci rek'atın son iki kıyamında iki sûre okumak gibi namazda cereyan eden neler varsa, hepsini bir araya toplıyarak rivayet etmiştir. İki sûrenin güneş açıldıktan sonra okunması, namazı tamamlamak için olmuştur. Yâni bütün namaz iki rek'attır, birinci rek'at Küsûf hâlinde iken kılınmış; ikinci rek'at ise güneşin açıldığı zamana tesadüf etmişdir.»

Nevevî sözünü şöyle tamamlamıştır: «Bu söylediklerimi mutlaka böylece taktir etmek gerekir. Çünkü hem ikinci rivayete, hem fıkhın kaaidelerine, hem de diğer sahabenin rivayetlerine uygundur, 'ki rivayetin arasını bulmak için, birinci rivayet de ikinciye hamlolu-nur.»

Kaadi îyaz'ın rivayetine göre, Mâzirî (453-538) bu hadisi te'vil ederken: -Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Küsûf açıldıktan sonra müstakilleri iki rek'at nafile namaz kılmıştır.- demiştir. Fakat Nevevî bu te'vili zayıf ve zâhir-i rivayete muhalif gönriüş-tür.

Yine Nevevî bu hadîsle istidlal ederek: «Hadis-i şerif: Kunût esnasında el kaldırılır, diyen ulemâmıza delil; namaz dualarında el kaldırılmaz» diyenlere cevâb-ı reddir.» demiştir.

Mugiratü'bnü Şu'be hadisinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemjin oğlu Hz. İbrahim'in vefat ettiği gün güneş tutulduğu ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)1 in bu bâbdaki hutbesinin halk tarafından bu münâsebetle söylenen sözlere cevap teşkil ettiği anlaşılıyor.

Siyer ulemâsının cumhuruna göre Hz. İbrahim Hicretin 10. senesinde vefat etmiştir. Hangi ayda vefat ettiği ihtilaflıdır

Rebiu'l-Evvel, Ramazan ve Zilhicce aylarında vefat ettiğini söyliyenler vardır. Ekseriyete göre ay'ın onuncu günü vefat etmiştir. Dördünde ve ondördünde vefat ettiğini iddia edenler de vardır. Ancak Zilhicce ayında vefat ettiğini kabul edersek, bu iddiaların hiç biri doğru değildir. Çünkü o zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) henüz Hacc'dan dönmemişti. Hâlbuki Hz. îbrâhîm'in vefatında Medine'de bulunduğunu ittifâken sabittir. Hz. İbrahim Hicretin 8. yılı Zûlhicce'sinde doğmuştu, annesi Mâriye-i Kıptiyye 'dir. Meşhur kavle göre vefatında 18 aylık idi. Bâzıları 16, diğer bazıları da: 17 ay sekiz günlük olduğunu söylerler. Hattâ: «bir sene on ay altı günlük iken vefat etmiştir.» diyenler de vardır.

Medine’nin «Cennet-i Bakî» nâmı ile meşhur kabristanına def-nedilmiştir.




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sahîheynde yalnız bir hadîsi vardır.

[2] Kesîr b. Abbâs b. Abdilmuttalib: Abdullah b. Abbâs'ın kardeşidir. Babasından hadîs rivayet etmiştir.

[3] Âyet: Allah'ın varlığına ve birliğine alâmet, nişan, mucize; mânâlarına gelir

[4] Esma binti EbS Bekir (Radiyallahii anh) (83) Hz. Aişe'nin kız kardeşi, Abdullah b. Zübeyr'in annesidir. Zâtü'n-Nitâkayn lâkabı ile anılır.

[5] Sûre-i A'râf; 187.

[6] Müsâfi'in kardeşidir; Sahiheyn râvî)erindendir.

[7] Müslim'in râvîlerindendir: imam Mâlik'den hadîs rivayet etmişdir.

[8] Basra'lıdır. Müslimin râvîlerindendir

[9] Ebû Saîd Abdurrahmân b. Semura b. Habîb (?-50) Basrahdır; sahîheyn rftvtlerindendir



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/