HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > KASÂME, MUHAKİBLER, KISAS VE DİYETLER BAHSİ

 

islam

help 2.23.16 diyetler previous next


1- Kasame Babı

Hadis-i Şeriften Çıkarılan Hükümler:

2- Muhariblerle Mürtedlerin Hükmü Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

3- Taşla ve Diğer Keskin ve Ağır Şeylerle Vuku' Bulan Ölümde Kısasın Sübutu; Kadın Öldürmesi Sebebi Île Erkeğin Öldürülmesi Babı

Hadisi Şerifden Aşağıdaki Faideler Çıkabilmiştir:

4- İnsanın Kendine veya Bir Uzvuna Saldıran Kimseyi, Saldırılan Defeder de Öldürür veya Bir Uzvunu Telef Ederse -Ödemesi İcab Etmeyeceği Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

5- Dişlerde ve Diş Hükmünde Olan Şeylerde Kısasın Îsbatı Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

6- Müslümanın Kanını Mubah Kılan Şeyler Babı

7- Ölümü Îcad Eden Kimsenin Günahını Beyan Babı

8- Kan Dökmek Sebebiyile Âhirette Verilecek Ceza ve Kıyamet Gününde İnsanlar Arasında Görülecek İlk Davanın Bu Oluşu Babı

9- Kan, Irz ve Malların Ağır Şekilde Haram Kılındığını Beyan Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

10- Katli İkrarin Sahih Oluşu; Öldürülenin Velisine Kısas Îmkanı Verilmesi ve Ondan Afv İstemenin Müstehab Oluşu Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

11- Ceninin Diyeti ve Hataen Katille Şibhi Amdde Caninin Âkılesine Diyetin Vücübu Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

28- KASÂME, MUHAKİBLER, KISAS VE DİYETLER BAHSİ


1- Kasame Babı


Kasâme: Yeminlere verilen isimdir. Ezherî’ye göre yemîn eden velîlerin ismidir. îbni Seyyide: Kasâme, bir şeye yemin eden yahut şehâdette bulunan cemaattir. Kasâme yemini bu cemaate nisbet edilmiş; sonra bizzat yeminlere Kasâme adı verilmiştir.» diyor.



1- (1669) Bize Knteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yahya'dan —ki İbni Saîd'dir— o da Büşeyr b. Yesâr'dan, o da Sehl b. Eb! Hasme'den (Yahya: Zannederim bir de Râfi' b. Hadîc'den naklen dedi, demiş) rivayet etti ki, Sehl ile Râfi' şunu söylemişler:

Abdullah b. Sehl b. Zeyd ile Muhayyisa b. Mes'ûd b. Zeyd sefere çıktılar. Hayber'e vardıklarında oradaki bazı şeylerin içinde ayrıldılar. Sonra Muhayyisa ansızın Abdullah b. Sehl'i maktul olarak buldu ve onu defnetti. Bundan sonra Huveyyişa b. Mes'ûd ve Abdurrahmân b. Sehl İle birlikte TLesûW\\ah (SaUaUahü A levhi ve Sellenı)'e geldi. Bu Abdurrahmân cemaatin en küçüğü idi. Abdurrahmân iki arkadaşından önce konuşmağa davrandı. Fakat Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Büyük fanı!» (Yâni yaşça senden büyüğüne riâyet et!) buyurdu. O da sustu; ve arkadaşları konuştular. O da onlarla birlikte konuştu. Re-sMüüah (Salalltıhü Alevhi veScltem)'e Abdullah b. Senlin öldürüldüğünü anlattılar. Bunun üzerine onlara:

«Elli yemîn verebilir misiniz ki, arkadaşınızı (yahut katilinizi) hak edesiniz?» buyurdu. Onlar:

— Görmediğimiz hâlde nasıl yemîn ederiz! dediler.

«tüyle ise yahudiler sizi elli yeminle tebrie etsinler mi?» buyurdu.

— Kâfir bir kavmin yeminlerini biz nasıl kabul edelim! dediler. Resûlflllah ıSailallahİi Aleyhi ve Selemi bunu görünce onun diyetini kendisi verdi.



2- (...) Bana Ubeydullah b. Ömer El-Kavârîr! de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Sa-id, Büşeyr b. Yesâr'dan [1], o da Sehl b. Ebî Hasme ile Râfi' b. Hadîc'-den naklen rivayet etti ki, Muhayyisa b. Mes'ûd ile Abdullah b. Sehl Hayber tarafına doğru gitmişler ve hurmalıkta ayrılmışlar. Az sonra Abdullah b. Sehl Öldürülmüş. Onlar yahudileri itham etmişler. Derken (ölenin) kardeşi Abdur rahman'la amcasının iki oğlu Huveyyisa ve Muheyyisa Peygamber (SallaUahii Aleyhi ve Sellem)’e gelmişler. Abdurrahman onlardan daha küçük olduğu halde kardeşinin basma gelen musibet hususunda konuşmuş. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Büyüğü büyük bil!» Yahut «Büyük olan söze başlasın!» buyurmuşlar; ve Huveyyisa ile Muheyyisa arkadaşlarının musibeti hakkında konuşmuşlar.

Resûlüllah (Sallallchü Aleyhi ve Sellem)» :

«Sizden elli kişi, onlardan bir adam aleyhine yemîn eder; ve adam tamamı ile size verilir.» buyurmuş. Onlar:

— Görmediğimiz bir iş!.. Nasıl yemîn ederiz!., demişler.

«öyle ise yahudiler sizi kendilerinden elli kişinin yeminleri ile tebrie ederler.» buyurmuş.

— Yâ Resûlâllah, bunlar kâfir bir kavimdir... demişler.

Râvi diyor ki: Artık Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun diyetini kendinden verdi.

Sehl şunu söylemiş: «Sonra bir gün onlarm deve ağılma girdim de o develerden bir dişi deve ayağı ile beni bir tepti!..»

Hammâd, bunu, yahut bunun benzerini söylemiştir.



(...) Bize yine Kavârîrî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bişr b. Mufed-dal rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, Büşeyr b. Yesâr'dan, o da Sehl b. Ebî Hasme'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den naklen bunun benzerini rivayet etti.

Sehl, hadisinde: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi' ve Sellem) onun diyetini kendinden verdi.» demiş; «Beni bir dişi deve tepdi.» cümlesini söylememiştir.



(...) Bize Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân b. Uyeyne rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. El-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki): Biie Ab-dülvehhâb (yâni Sekafl) rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Yahya b. Saîd'-den, o da Büşeyr b. Yesâr'dan, o da Sehl b. Ebî Hasme'den, yukarıkilerin hadtsİ gibi rivayette bulunmuşlardır.



3- (...) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'radb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Bilâl, Yahya b. Saîd'den, o da Büşeyr b. Yesâr'dan naklen rivayet etti ki, Abdullah b. Sehl b. Zeyd ile Muheyyisa b. Mes'ûd b. Zeyd —ki ikisi de evvelâ Ensar'dan sonra Benî Hâdisedendirler— Resûlül-lah (SaUaÜahit AleyM veSellem) ı&mamnfa Hayl O zaman Hayber banş hâlinde olup ahâlisi yahudüermiş. Doslu-a "tarifelim görmek üzere birbirlerinden ayrılmışlar. Az sonra Abdullah b. Sehl öldürülmüş; ve bir kuyuda ölü olarak bulunmuş. Arkadaşı onu defnetmiş. Sonra Medine'ye gelmiş. Müteakiben maktulün kardeşi Abdurrahmân b. Sehl, Muheyyisa ve Huveyyisa gidip HesMiülab(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)f9, Abdullah'ın başına geleni ve Öldürüldüğü yeri anlatmışlar.

Büşeyr —ki Resû\ul\ah(SalialU:hü Aleyhi ve SeHemi'm ashabına yetişenlerden rivayet eden odur— onlara şöyle buyurduğunu söylemiştir:

«Elli adede yemîn verir; katilinizi (yahut arkadaşınızı) hak edersiniz.»

Onlar: Yâ Resûlâllah, ne orada bulunduk, ne de gördük!» demişler.

Büşeyr şunu da söylemiştir: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Öyle ise yahudiler sizi elli kişi İle tebrie ederler!» buyurmuş.

Fakat onlar:

— Yâ Resûlâllah, kâfir bir kavmin yeminlerini biz nasıl kabul ederiz! demişler.

Büşeyr bunun üzerine Resûlüllah (SalîalUthü Aleyhi ve Sellem)in onan diyetini kendinden verdiğini söylemiştir.



4- (...) Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. ıDedi klj : Bize Htt-şeym, Yahya b. Saîd'den, o da Büşeyr b. Yesâr'dan naklen haber verdi ki, EnsâVdan Benî Harise kabilesinden Abdullah b. Sehl b. Zeyd denilen bir zât, Muheyyîsa b. Mes'ûd b. Zeyd nâmı verilen amcan oğlu ile birlikte gitmişler...»

Bâvi hadisi «Ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun diyetini kendinden verdi.» cümlesine kadar, Leysin hadisi gibi rivayet etmiştir. Yahya (Dedi ki) : Bana Büşeyr b. Yesâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Sehl b. Ebî Hasme haber, verdi. (Dedi ki) : «Gerçekten beni o diyet develerinden bir deve ağılda tepti.»



5- (...) Bize Muhammed b. Abdillâh b. NÜmeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Ubeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Büşeyr b. Yesâr El-Ensâri, Sehl b. Ebî Hasmete'l-Ensârf-den naklen rivayet etti, ki ona: Kendilerinden birkaç kişinin Hayber'e gittiklerini, orada birbirlerinden ayrıldıklarını, kendilerinden birini Ölü olarak bulduklarını haber vermiş... ve hadisi nakletmiştir. O bu hadiste şunu da söylemiştir:

ResÛlüllah(Sallallahu Alevhi ve Sellem), onun kanını heder etmeyi doğru bulmadı da ona diyet olarak sadaka develerinden yüz deve verdi.



6- (...) Bana tshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bişr b. Ömer haber verdi. (Dedi ki) : Mâlik b. Enes'i şöyle derken işittim: Bana Ebû Leylâ Abdullah b. Abdirahmân b. Sehl, Sehl b. Ebî Hasme'den naklen rivayet etti. Sehl de kavminin büyüklerinden ma'dûd bazı zevattan naklen ona haber vermiş ki, Abdullah b. Seh! ile Muhayyisa başlarına gelen bir sıkıntıdan dolayı Hayber'e çıkmışlar. Az sonra Muhayyisa gelerek Abdullah b. SenTin öldürüldüğünü ve bir koyuya veya bir çukura atıldığını haber vermiş. Arka çığın dan yahudilere giderek: Vallahi onu siz öldürdünüz! demiş. Yahudiler:

— Vallahi onu biz öldürmedik! demişler. Sonra dönüp kavminin yanına gelmiş. Bunu onlara da anlatmış. Bilâhare kendinden büyük olan kardeşi Huveyyisa ve Abdurrahmân b. Sehl ile birlikte gelmişler. Mu-hayyisa konuşmağa davranmış. Hayber'de bulunan da o imiş. Fakat Re-sûlüllah (Saiiatkihü Aleyhi ve Seüem)—yaşı kasdederek— Muhay yisa'ya:

«Büyült, büyült!» buyurmuş. Bunun üzerine Huveyyisa konuşmuş. Sonra Muhayyisa konuşmuş. Resûlüllah (Sailaliahü Aleyhi ve Sellem) ;

«Yâ arkadaşınızın diyetini verirler yahut harbe hazır olduklarını bize bildirirler» buyurmuş. Resûlüllah (Sailaliahü Aleyhi ve Sellem)bu hususta onlara mektup da yazmış. Yahudiler: «Vallahi onu biz öldürmedik!» diye cevap yazmışlar. Bunun üzerine Kesû\ıd\ah(Sattallahü Aleyhi ve SeUem) Huveyyisa, Muhayyisa ve Abdurrahman'a:

«Yemîn verir de arkadaşınızın kanını hak eder misiniz?» diye sormuş.

— Hayır! demişler.

«Yahudiler size yemîn etsinler mi?» buyurmuş.

— Onlar müslüman değildir! demişler. Artık Resûlüllah (SaUalİah'ü Aleyhi ve Sellem) de onun diyetini kendinden vermiş; ve onlara yüz dişi deve göndererek tâ evlerine kadar götürülmüş.

Sehl de: «Gerçekten beni onlardan kızıl bir dişi deve tepdi.» demiş. Bu hadîsi Buhâri «Edeb» bahsinde, bir kısmını da «Sulh»da tahrîc etmiştir.

Bâzı cümlelerin izahı:

Resüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gelen üç kişilik cemaatin içinde yaşça en küçükleri olduğu halde evvelâ söze başlayan Abdurrahmân (Radiyallahu anh) öldürülen Abdullah 'in kardeşidir. Huveyyisa ile Muhayyisa ise bunların amcası oğullarıdır. Burada hak sahibi Hz. Abdurrahmân olduğu halde Resûlüllah (Sailaliahü Aleyhi ve Seitem/in onu dinlemeyip yaşça en büyük olan Huveyyisa'yi konuşturması, vak'ayı güzelce anlayıp dinlemek içindir; nitekim mesele anlaşıldıktan sonra hak sahibi Abdurrahmân *ı da dinlemiştir.

«Kili yemîn verebilir misiniz ki, arkadaşınızı (yahut katilinizi) hak edesiniz?» cümlesindeki arkadaştan murâd maktuldür. Burada Resûlüllah (Saltaliahü Aleyhi ve Seilem)in katili mi yoksa maktulü mü hak edesiniz buyurduğunda râvi şek etmiştir. Hak etmekten maksat: Haklarının sabit olmasıdır.

«öyle ise yahudîler sizi elli yeminle tebrie etsinler mi?» cümlesinin mânâsı; Yahudilerden elli kişi yemin vererek sizin dâvanıza karşı berâet etsinler mi? demektir. Ulemâdan bâzılarına göre bu cümle: Yahudiler yemin ederek sizi yeminden kurtarsınlar mı? mânâsına gelir ki; yemin ederlerse dâva biter; aleyhlerine bir hüküm sabit olmaz; siz de yeminden kurtulmuş olursunuz, demektir. -Yahud» kelimesi kabile ismi olduğu için tenvînsiz okunmuştur; gayr-i münsariftir.

«Ve adam tamamı ile size verilir.» cümlesinden murâd: Hiç bir nok-. sansız size teslim edilir... demektir. «Rumme» aslında: Kaçmasın diye hayvanı bağladıkları iptir. Vaktiyle bir adam bir deve satmış. Devenin boynunda ip varmış. Alıcı: «Deveyi ipi ile ver?» demiş. Bilâhare bu söz darb-ı mesel gibi kalmış ve tastamam, noksansız mânâsında kullanılmıştır.

Hadîsin beşinci rivâyetindeki: «Ona diyet olarak sadaka develerinden yüz deve verdi.» cümlesi ulemâdan bâzılarına göre, râvilerin hatasıdır. Çünkü farz olan sadaka yâni zekât, böyle bir yere sarf edilemez. Zekâtın verileceği yerleri Cenâb-ı Hak bildirmiştir. Şâfiî1er'den Ebû İshâk E1 - Mervezî , bu hadîsin zahirî ile istidlal ederek zekât develerinden diyet verilebileceğin kail olmuşsa da cumhûr-u ulemaya göre bu doğru değildir. Resulüllah (Sallat lahü Aleyhi ve Seltem) o yüz deveyi, zekât olarak verilen fakirlerden satın almış da vermiştir. Nevevî : Muhtâr olan kavil, hikâye ettiğimiz cumhur kavlidir ki, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sel lemsin bu develeri sadaka develerinden satın almış olmasıdır.» diyor.

Develerin kıymetini sırf kendi maundan yahut Beytülmalden vermiş olması mümkindir. Davacıların hakkı henüz sabit olmamışken Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in diyeti kendinden vermesi, nizâı ortadan kaldırmak ve davacıların gönlünü almak içindir hükmü —yeminin davacıya verdirilmesi ciheti ile— sair dâvalara muhaliftir. Kasâme icmâ-ı ümmet ve burada görülen hadîslerle meşru' olmuştur.

Kaadî Iyâz'ın beyânına göre kasâme hadîsi şeriatın temellerinden bir temel, «hMmın kaidelerinden bir kaide ve kulların maslahatları rükünlerinden bir rükündür. Sahabe ve tabiînin bütün ulemâsı ile onlardan sonra gelen Hicaz, Şam, Küfe ve diğer şehirlerin âlimleri onunla amel etmiş, sâdece nasıl amel edileceğinde ihtilâf olunmuştur.

Bir cemaat kasâmeyi iptal etmiş; onun bir hükmü olmadığını binâenaleyh onunla amel edilemiyeceğini söylemişlerdir. Salim b. Ab-dillâh, Süleyman b. Yesâr, Hakem b. Uyey-oe, Katâde, Ebû Kılâbe, Müslim b. Hâlid, 1bni Uleyye ve Buharı bunlardandır. Ömer b. Abdi1âzîz 'den caiz olup olmayacağına dair, iki rivayet vardır.

Kasâmeyı caiz görenler dahî, ölüm kasdi olduğu takdirde kısas lâzım gelip gelmıyeceği hususunda ihtilâl etmişlerdir. Hicaz ulemâsına! ekserisine göre Jasâs vâcibtir. Mâ1ikî1er'le, Zühri, Rabîa, Ebû'z-Zinâd, Leys, Evzâî, İmam Ahmed, İshâk , Ebû Sevr, Dâvûd-u Zahirî ve eski mezhebine göre İmam Şafiî 'nin kavilleri de budur. Aynı kavil 1bni Zübeyr. ile Ömer b. Abdilâzîz 'den de rivayet olunmuş-tur. Hattâ İbni Zübeyr: «Biz kasâmeye Resûiüllah (Salİaİİahü Aieyhî ve Sellemf in ashabı kalabalık iken kail olduk; zannediyorum ki, bin kişi idiler; ve içlerinden iki tanesi ihtilaf etmem iğlerdir.» demiştir.

Kûfe1i1er'le esah kavline göre İmam Şafiî: «Kasâme ile kısas lâzım gelmez. O yalnız diyet îcâbeder.» demişlerdir. Bu kavil : Hasan-ı Basrî ile, Şa'bî, İbrahim Nehâî, Osman E1- Leysî , Hasan b. Salih 'den ve keza Ebû Bekir, Ömer, İbni Abbâs ve Muâviye (Radiyallahû o/iAüma)hazerâtından rivayet olunmuştur.

Kasam ede kime yemin verdirileceği de ihtilaflıdır. İmam Mâlik, Şafiî ve cumhur, yeminin mirasçılara verdirileceğine kaildirler. Onlara göre mirasçılar elli yemin verirlerse hak sahibi olurlar. Delilleri bu hadîstir. İmam Mâlik: «Kasâmede yemine davacılardan başlanacağına eski ve yeni bütün imamlar ittifak etmişlerdir.» demiştir. Yemine dâvâlıdan başlanacağını bildiren rivayet onlara göre zayıftır.

Kasâmede kısası meşru' görmeyip «yalnız diyetle iktifa edilir.» diyenlere göre yemine dâvâlılardan başlanır. Ancak, İmam Şafiî ile İmam Ahmed bu meselede cumhurla beraberdirler. Yâni onlara göre yemine davacıdan başlanır; o yemin etmezse dâvâlıya geçilir.

Galebe-i zan ifâde edecek kuvvetli bir şüphe bulunmadıkça mücer-red dâva ile kısas ve diyet vâcib olmayacağı hususunda ulemâ müttefiktir. Kasâmeyi îcâb ettirecek bu mu'teber şüphenin ne olacağı ise ihtilaflıdır. Meselenin yedi sureti vardır:

1- Maktul ölmeden: «Hakkım filândadır. Beni o öldürdü» yahut «Beni o vurdu» gibi bir sözle işin içinde kasıd olduğunu anlatırsa İmam Mâ1ik'le Leys'e göre kasâme vâcib olur. Mâ1ik'in: «Eski yeni bütün imamlar ittifak etmişlerdir.» dediği suret budur. Fakat Kaadî Iyâz : «Şehirler fukahâsından buna Mâlik'le Leys 'den başka kail olan yoktur.» diyor...

2- Vak'aya tam beyyine değil de «levs» denilen yarı beyyine bulunur, îmam Mâlik ile Şâfiî'ye ve Leys'e göre bu kâfidir. Bir tek âdil şâhid ve keza âdil olmayan bir cemâat levsden mâdûddur

3- Maktulün yaralandığına iki âdil kimse şâhidlik. eder. de birkaç gün yaşadıktan sonra o yara iyileşmeden Ölürse İmam Mâlik'lc Leys'e göre bu da levs hükmündedir. îmam Âzam'la Şâfiî'ye göre burada kasâme yoktur; iki âdil kimsenin şâhidliği ile kısas vâcib olur.

4- İtham edilen şahıs, beraberinde katle yarayan bir âlet, üzerinde de kan gibi bir eser olduğu halde maktulün yanında bulunur veya onun tarafından gelmekte olduğu anlaşılırj^oralarda yırtıcı hayvan gibi ölüme sebebiyet verecek bir şey de bulunmazsa, yahut maktulün yanından bir cemaat dağılırsa, İmam Mâ1ik'le Şâfiî'ye göre bu da levs-dir; kasâmeyi icâb eder.

5- İki taife çarpışır da. İralarında bir ölü bulunursa, İmam Mâlik'le. İmam Şafiî, İmamAhmed ve İs hâk'a göre kasâme lâzım gelir. İmam Mâlik 'den bir rivayete göre burada kasâme yoktur. Ölen şahıs taifelerin birindense diğer taife onun diyetini öder; değilse" her iki taife müştereken diyetini verirler.

6- Maktul kalabalık içinde bulunursa İmam Şafiî: «Onun hakkında -kasâme sabit olur ve o cemaate diyet vâcib olur.» demiştir. İmam Mâlik bunun heder olduğunu söylemiş; Sevrî ile îshâk diyetinin beytülmâlden verileceğine kail olmuşlardır. Böyle bir kavil Hz. Ömer (Radtya/Jühu anh) da rivayet olunmuştur.

7- Maktul, bir kavmin mahallesinde, kabilesinde veya mescidinde bulunursa İmam Mâlik ile Leys, İmam Şafiî, İmamAhmed, Dâvûd.u Zahirî ve başkalarına göre. müce/red bununla kasâme sabit olmaz; bu katil heder sayılır. Çünkü bir adan birini öldürerek bir mahalleye atabilir. Bunu, suç onların üzerinde kalsın diye yapar. Ancak hiç. kimsenin ihtilâtta bulunmadığı düşman mahallesinde olursa İmam Şâfiî'ye göre kasâme lâzım gelir; ve mesele hadîs-i şerifte beyân edilen Hayber vak'asına benzer; zîra Ensâr ile Hayber yahudîleri arasında düşmanlık vardı; vak'a yerinde yahudilerden başka kimse de yoktu. îmam Ahme d'den de Şafiî 'nin kavli gibi rivayet vardır.

İmam Âzam, Sevrî ve Küfe ulemâsının ekserisi: «Maktulün bir mahallede veya köyde bulunması kasâmeyi îcâb eder.» demişlerdir. Onlara göre yedi suretten ancak burada kasâme vâcib olur; zîra Peygamber(Sallaîîahü Aleyhi ve Seiîemj'in kasâmeye hüküm verdiği suret bu surettir. Bir de kasâme îcâbetmek için maktulün üzerinde eser bulunmak lâzımdır.

Maktul, mahallenin arkasındaki mescidde bulunur da mirasçıları mahalle halkından hak dâva ederlerse beytûlmâlden diyet vermek vâcib olur.

Evzâî'ye göre maktulün mahallede bulunması kasâme îcâb eder; velev ki üzerinde eser bulunmasın! Bu kavil Dâvûd-u Zahiri1-den de menkuldür.



Hadis-i Şeriften Çıkarılan Hükümler:


1- Bu hadîs: «Kasâme ile yalnız diyet lâzım gelir: kısas değil!» diyenlere delildir.

2- İki kişi faziletleri hususunda birbirine denk gelirse yaşlı olanı tercih edilir.

3- Kâfirin ve fâsikın yemini sahihtir.

4- Hükümdarın umûmî maslahata ve arabuluculuğa riâyet etmesi gerekir.

5- Gâib aleyhine hüküm verilebilir; ve kan dâvasında hasmın hu-zuiu şart değildir.

6- Zann-ı galibe istinaden yemin edilebilir.

7- Müslümanla kâfir arasında hüküm İslâm'a göre verilir.

8- Hadîs-i şerif kasâmeyi isbât etmektedir.



7- (1670) Bana Ebû't-Tâhir ile Harmele b. Yahya rivayet ettiler. (Ebû't-Tâhir ha d desen â tâbirini kullandı. Harmele ise: Bize İbni Vehb haber verdi, dedi.) (Demiş ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Ebû Seleme b. Abdirrahmân ile Peygamber

(SallcUlühü Aleyhi ve Sellemy'm zevcesi Meymûne'nin âzâdlısı Süleyman b. Yesâr, Resûlüllab('5a//c///a/i(i Aleyhi ve Selle/n) 'in ashabı Ensârdan bir zattan naklen haber verdi ki:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kasâmeyi, câhili yy et devrinde olduğu şekilde bırakmış.



8- (...) Bize Muhammed b. Râfi* de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürazzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi kî) : Bize İbni Şİhâb bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etti. Şunu da ziyâde eyledi:

«Resûlüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem); Ensâr'dan bazı kimseler bir maktul hakkında yahudîlerden davacı olduklarında aralarında onunla hükmetti.»



(...) Bize Hasan b. AUy El-Hulvânî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'kûb —ki tbni İbrahim b. Sa'd'dır— rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam, Sâlih'den, o da İbni Şihâb'dan naklen rivayet etti ki, kendisine Ebû Seleme b. Abdirrahmân ile Süleyman b. Yesâr, Ensârdan bazı kimselerden, onlar da Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen İbni Cüreyc hadîsi tarzında haber vermişler.

İslâm'da kasâme câhiliyyet devrindeki şekli ile bırakılmıştır. «En-Nibâye» adlı eserde şöyle denilmektedir: «Kasâmenin hakikati: Maktulü bir kavmin arasında ölü olarak bulurlar da katili belli olmazsa kanına hak sahibi olmaları derecelerine göre velîlerinden elli kişiye yemin verdirmektir. Veliler elli kişi olmazsa, mevcutlara elli yemin verdirilir. Bunların içind çocuk, kadın, deli ve köle bulunmamalıdır. Yahut maznunlardan öldürmediklerine dair yemîn alınır. Davacılar yemin ederlerse diyete hak kazanırlar; maznunlar yemîn ederse diyet vermekten kurtulurlar... Bunların yemini: «Billahi biz öldürmedik; öldüreni de bilmiyoruz! şeklinde olur.»



2- Muhariblerle Mürtedlerin Hükmü Babı


9- (1671) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî ile Ebû Bekir b. EM Şeybe, ikisi birden Hüşeym'den rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. (Dedi ki) : Bize Hüşeym, Abdulâzîz b. Suheyb ile Humeyd'den, onlar da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi ki, Ureyne (kabilesin) den bazı kimseler Medine'ye JlesûlüMah (Salla'lahü Aleyhi ve Sellem) "İn yanına gelmişler, fakat havasını ağır bulmuşlar. Bunun üzerine Resûlüllah (SallaHahü Aleyhi ve Sellem)kendilerine:

«Dilerseniz zekât develerinin yanına çıkın da onların sütlerinden ve bevillerİnden için!» buyurmuş. Onlar da bunu yapmış ve düzelmişler. Sonra çobanlara hücum ederek onları öldürmüşler ve İslâm'dan dönmüşler. Resüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) "m develerini de sürüp götürmüşler. Peygamber [SallaUahü Aleyhi ve Sellem) bunu duyarak hemen arkalarından adam göndermiş. Ve Ureyneliler getirilmiş. O da onların ellerini, ayaklarını kesmiş; gözlerini oymuş; ve onları ölünceye kadar Harra'da bırakmış.



10- (...) Bize Ebû Ca'fer Muhammed b. Es-Sabbâh ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dedi ki) : Bize İbni Uleyye, Haccâc b. Ebî Osman'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebû Kılâbe'nin âzâdlısı Ebû Recâ', Ebû Kılâbe'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Enes rivayet etti ki, Ukl (kabilesin) den sekiz kişi Re-stÜİ&Uah (Sallat tahü Aleyhi ve Seİ}em)'e gelerek İslâm üzerine ona bey'at etmişler. Fakat o yerin havası kendilerine ağır gelmiş, vücutları hastalanmış. Bunu Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Seliem)*e şikâyet etmişler. O da :

«Bizim çobanlarla develerinin yanına çıkarak bevülerinden, sütlerinden içmez misiniz?» buyurmuş.

— Hay hay! demişler; ve çıkarak develerin bevllerinden, sütlerinden içmişler de düzelmişler. Arkacığından çobanı öldürerek develeri sürmüşler.

Resûlüllah (Aleyhi've Seilem) bunu duymuş. Hemen izlerinden adam göndermiş; ve yakalanarak getirilmişler. O da emir buyurmuş ve elleri, ayakları kesilmiş; gözlerine mil çekilmiş. Sonra güneşe atılmışlar; nihayet ölmüşler.

İbtti. Sabbâh kendi rivayetinde : «Develeri birbiri ardınca sürdüler.» Bir de: «Gözleri çivilendi.» dedi.



11- (...) Bize Hârûn b. AbdiIIâh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'-dan, o da Ebû Kılâbe'nin âzâdlısı Ebû Recâ'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ebû Kılâbe şunları söyledi: Bize Enes b. Mâlik rivayet etti. (Dedi ki) : Kesû\üUah(Sa!lollahü Aleyhi ve Setlem)'e Ukl (kabilesin) den yahut Ureyne'den bir cemaat geldi. Fakat Medine'nin havası onlara ağır geldi. Resûlüllah (Sa\\aUahü Aleyhi ve Seliem) de kendilerine sütlü develeri tavsiye ederek onların bevllerinden ve sütlerinden içmelerini emir buyurdu.

Hz. Enes, Haccâc b. Ebî Osman'ın hadisi gibi rivayette bulunmuş : «Gözlerine de mil çekildi ve Harraya bırakıldılar; su istiyorlar; fakat kendilerine su verilmiyordu.» demiştir.



12- (...) Bize Muhammed b. El-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâz b. Muâz rivayet etti. H.

Bize Ahmed b. Osman En-Nevfelî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ezher Es-Semmân rivayet, etti. Her iki râvi demişler İd: Bize İbni Avn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Kılâbe'nin âzâdlısı Ebû Recâ', Ebû Kılâbe'den rivayet etti. '(Demiş ki) : Ömer b. Abdilâzîz'in arkasında oturuyordum. Cemâate:

«Kasâme hakkında ne diyorsunuz?» diye sordu. Bunun üzerine An-bese: «Enes b. Mâlik bize şöyle şöyle rivayette bulundu...» rfedi. Ben de:

— Enes bana rivayet etti, dedim. Bir kavim Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem )*e gelmiş...»

Râvi hadîsi, Eyyûb ile Haccâc hadisi gibi nakletmiştir.

Ebû Kılâbe şöyle demiş: «Ben (rivayetimi) bitirince Anbese: Süb-hânallah! dedi. Ben de: Beni itham mı ediyorsun yâ Anbese? dedim.

— Hayır! Enes b. Mâlik bize böylece rivayet etti. Bu yahut bunun misli aranızda bulundukça siz hayırlı olmakta devam edersiniz ey Şamlılar! dedi.



(...) Bize EI-Hasen b. Ebî Şuayb El-Harrânî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Miskin —ki İbni Bükeyr El-Harrânî'dir— rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Evzâİ haber verdi. H.

Bize Abdullah b. Abdirrahmân Ed-Darimî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Yûsuf, Evzâî'den, o da Yahya b. Eb! Kesîr'den, e da Ebû Kılâbe'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi. Şöyle demiş: (Sallallahu Aleyhi ve Seliem)'e Ukl (kabilesin) den sekiz kişi geldi...» Enes yukarıkilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuş; ve hadîste: «Onları dağlamadı.» cümlesini ziyade etmiştir.



13- (...) Bize Harun b. Abdİllâh dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik b. İsmail rivayet etti. (Dedi ki): Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Simâk b. Harb, Muâviye b. Kurre'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş:

Besûlüllah (Sallatlahü Aleyhi veSellemj'e Urayne'den birkaç kişi gelerek müslüman oldular; ve ona bey'at ettiler. Medine'de mûm —ki birsam hastalığıdır— vâki' olmuştu...

Sonra yukarıkilerin hadîsi gibi nakletmiş; şunu da ziyâde eylemiştir:

«Yanında Ensârdaiı yirmiye yakın genç vardı. Bunları onlara gönderdi. Beraberlerinde onların izlerini araştıracak bir de izci gönderdi.»



(...) Bize Heddâb b. Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kata d e Enes'den rivayet etti. H.

Bize tbni Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülalâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd, Katâde'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. Hemmâm'ın hadîsinde: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSetlem)'* Urayneden bir cemaat geldi.» ibaresi; Saîd'in hadîsinde ise: «Ükl ve Urayneden» kaydı vardır. Hadis, yuknrıkilerin hadisi tarzındadır.



14- (...) Bana El-Fadl b. Sehl El-A'rac da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Gaylân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey, Süleyman Et-Teymî'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) onların gözlerini oydu; çünkü onlar çobanların gözlerini oymuşlardı.

Bu hadîsi Buharı : «Vudû*» bahsinin muhtelif yerlerinde, «Muharibin, Cihâd, Tefsir, Megâzi» ve «Diyât» bahislerinde; Ebü Dâvûd «Taharet» bahsinde; Nesâî «Muharebemde muhtelif râviler-den tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşılıyor ki, Ureyne ve Uk1 kabilelerinden yedi sekiz kişi Peygamber (Saîlaîlahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek müslüman olmuşlar. Fakat Medîne'nin havası kendilerine yaramamış. Hastalanıp zayıflamışlar; renkleri sararmış; ve Re-sûlüllah {Sallallahü A leyhi ve Şcliemye müracaatla:

«Yâ Resûlâllah, biz hayvancılıkla geçinen insanlardık; şehirli değiliz; bizi doyur, sula! demişler; hattâ develerin yanma gitmek için izin istemişler : O da kendilerini ovaya develerin yanma göndererek tedavi için onların süt ve bevillerinden içmelerini tavsiye buyurmuş. Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellemyin develeri 15 sağmaldan ibaret olup zekât develeri ile karışık olarak Küba civarında Zü'1-Hader denilen yerde güdülüyormuş. Bunlar develerin yanına giderek onların süt ve bevillerinden içmişler. Az zamanda iyileşip betleri benizleri gelince irtidâd ederek develerden birini boğazlamışlar. Çobanlardan birinin elini, ayağını kesmişler; diline ve gözlerine diken batırarak ölünceye kadar kızgın güneşin altında bırakmışlar; ve develeri alıp gitmişler. Sağ kalan çoban hâdiseyi haber vermiş: «Arkadaşımı öldürdüler; develeri de götürdüler.» demiş. Bunun üzerine:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) derhal yirmi kişilik bir süvari müfrezesini bunları ta'kîbe göndermiş. Kürz b. Câbir El-Gihrî'yi bu müfrezeye kumandan ta'yîn etmiş. Yardımcı olmak üzere yanlarına bir de İzci vermiş. Giden müfreze şakileri yakalayıp getirmiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Se}km)'de onlara kendi amelleri cinsinden ceza vermiş... Bu hâdise nübüvvetin altıncı yılında vuku' bulmuştur.

Nevevî diyor ki: «Bu hadîs muhâriblere ceza verme hususunda esastır; ve Teâlâ Hazretlerinin :

(Allah ve Resulüne karşı harb eden ve yeryüzünde fesad çıkarmağa çalışan kimselerin cezası ancak ve ancak öldürülmek veya asılmak yahut elleri İle ayaklarının çapraz kesilmesi yahut o yerden sürgün edilmeleridir,) [2] âyet-i kerîmesine muvâVıktır. Ulemâ bu âyetten murâd ne olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. îmam Mâlik: Bu âyet muhayyerlik ifâde eder. Binâenaleyh hükümdar, âyette sayılan cezalar arasında muhayyerdir; meğer ki muhârib, müslümanı öldürmüş olsun! O tak-dîrde kendisinin de öldürülmesi farz olur, demiş; Ebû Hanîfe ile Ebû Mus'ab-ı Mâlikî öldürse de hükümdarın muhayyer olduğunu söylemiş; Şafiî ile diğer ulemâ taksime kail olmuşlardır. Onlara göre: Muhâribler bir kimseyi öldürürler de malını almazlarsa öldürülürler. Öldürür, malını da alırlarsa, öldürülüp asılırlar. Malım alıp kendisini öldürmezlerse, el ve ayaklan çapraz kesilir. Yolcuları korkutur da bir şey almaz ve kimseyi öldürmezlerse, yakalanarak ta'zîr olunurlar. Bizim mezhebimize göre sürgünden murâd budur.

Ulemâmız: Zîra bu fiillerin zararı muhteliftir; binâenaleyh'cezaları da muhtelif olur; âyet muhayyerlik bildirmez, demişlerdir.

Muharebenin hükümleri ovada sabit olur. Şehirlerde sabit olup ol-miyacağında hilaf vardır. Ebû Hanîfe 'ye göre sabit olmaz. İmam Mâlik ile Şafiî sabit olacağım söylemişlerdir...» Nevevî'nin sözü burada sona erer.

Kaadî Iyâz'm beyanına göre ulemâ Ureyne hadîsinin mânâsı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Seleften bazılarına göre bu ceza Hudûd ve Muharebe âyeti inmezden Önce verilmiştir. Âyet inince bu cezayı neshetmiştir. Bazılarına göre bu hüküm neshedilmemiş; muharebe âyeti onlar hakkında inmiştir. Hesttiüliah (Salialhıhü Aleyhi ve Sellem) bu cezayı kısas olmak üzere vermiştir. Çünkü mürtedler onun çobanına aynı muameleyi yapmışlardı.

Bâzıları müsle (yâni bazı uzuvlarım keserek düzeltme)'nin haram değil, tenzîhen mekruh olduğunu söylemişlerdir.

Su verilmeme meselesine gelince: Bu hususta Peygamber (SaJla)Iahü Alevhi ve Sfllem)'m bir emri yoktur. Kaadîlyâz. «öldürülmesi farz olan bir kimse su isterse kasden manî olunup da kendisine iki âzâb birden tatbik edilemiyeceği hususunda müslümanlar ittifak etmişlerdir.» diyor. Fakat Nevevî buna i'tiraz etmiş; ve şunları söylemiştir : «Bu sahîh hadîsde beyân olunmuştur ki, mürtedler çobanı Öldürmüş; İslâm'dan dönmüşlerdir. Şu halde ne su istemede, ne de başka hususta kendilerine hürmet kalmaz. Ulemâmız: Yanında taharet için muhtaç olduğu suyu bulunan bir kimsenin o suyu Ölümden veya şiddetli susuzluktan korkan bir mürtedde verip de teyemmüm etmesi caiz değildir. Fakat suyu isteyen bir zimmî veya hayvan olursa vermek lâzım gelir; bu takdirde o su ile abdest caiz olmaz, demişlerdir.»



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- fmam Mâlik, eti yenen hayvanların bevilleri temiz olduğuna bu hadîsle istidlal etmiştir, îmam Ahmedle'Hanefiler'den fmam Muhammed 'in, Şâfiî1er’den İstahrî ve Rûyânî 'nin kavilleri de bu olduğu gibi Şa'bî, Atâ', Nehaî, Zührî. îbni Şîrîn, Hakem ve Sevrî dahi buna kail olmuşlardır. Hattâ Ebû Davûd b. U1eyye : «İnsandan maada —eti yensin, yenmesin— bütün hayvanların bevli ve fışkısı temizdir.» demiştir.

îfnam Âzam, Ebû Yûsuf, Şafiî, Ebû Sevr ve diğer birçok ulemâya göre bütün beviller pistir; yalnız afvedilen az mikdâr bundan müstesnadır. Ureyneliler hadîsindeM hüküm zarurete mebnî idi. Bu hadîste deve bevlinin zaruret yokken mubah olduğunu gösteren bir delîl yoktur. Zaruret dolayısı ile birçok mubah kılınmış şeyler vardır; fakat bunlar zaruret olmadığı yerde yine haramdır. Meselâ: Harb zarureti veya şiddetli kaşıntı sebebi ile erkeklere ipek elbise giymek mubah kılınmıştır. Fakat bu gibi mazereti olmayanların ipek elbise giymesi yine haramdır. Şerîatte bunun misalleri çoktur.

Bu hususta en kanaat balış cevap şudur : Peygamber (Sallallohü Aleyhi ve Selleni) Ureyneliler'in deve bevli içmekle düzeleceklerini nehiy yolu ile bilmiştir. Haramla tedâvî alelitlak caiz değilse de, şifâ yüzde yüz bilinirse caiz olur.

2- Hükümdar, yanına gelen kabilelerin, gurebânın işleri ile alâka-lanmalı, onların hallerine ve bedenlerinin ıslâhına yarayacak emirler vermelidir.

3- tîâç kullanmak ve her bedene mu'tadı olan ilâcı vermek caizdir.

4- Kısasda misilleme meşrû'dur.

5- Mürted, tevbe etmesi beklenmeden öldürülür. Bunun vâcib mi yoksa müstehab mı olduğu ihtilaflıdır. Bâzı ulemaya göre mürted muharebe ederse katli vâcib olur; tevbe etmesini beklemekte bir mânâ kalmaz; nitekim Ureyneliler kıssasında da böyle olmuştur.



3- Taşla ve Diğer Keskin ve Ağır Şeylerle Vuku' Bulan Ölümde Kısasın Sübutu; Kadın Öldürmesi Sebebi Île Erkeğin Öldürülmesi Babı


15- (1672) Bize Muhammet! b. El-Müsennâ ile Muhammed b. Beş-şâr rivayet ettiler. Lâfız İbni'l-Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Hişâm b. Zey«T-den, o da Enes b. MâlikMen naklen rivayet etti ki, bir yahudi gümüş zî-netleri için bir cariyeyi öldürmüş. Onu taşla Öldürmüş. Müteakiben cariyeyi can teslim etmeden Peygamber(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e getirmişler. Cariyeye:

«Seni filân mı öldürdü?» diye sormuş. Câriye başı ile: Hayır! diye işaret etmiş. Sonra ikinci defa sormuş. Câriye başı ile yine: Hayır! Diye başı ile işaret etmiş. Bunun üzerine Resûlüllah (Salbllahü Aleyhi ve Sellem) işaret etmiş. Sonra üçüncü defa sormuş. (Bu sefer câriye) evet, demiş ve yahudîyi iki taş arasında öldürmüş.



(...) Bana Yahya b. Habîb El-Hârisî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâli d (yâni İbni'l-Hâris) rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni İdris rivayet etti.

Bu râvilerin ikisi de bu isnâdla Şu'be'den bu hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir. İbni tdrîs hadîsinde : «Başını iki taş arasında ezdi.» cümlesi vardır.



16- (...) Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-razzâk rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Eyyûb'dan, o da Ebû Kı-lâbe'den, o da Enes'den naklen haber verdi ki, yahudîlerden bir adam, Ensâr'dan bir cariyeyi linetleri için öldürmüş; sonra onu kuyuya atmış. Başını da taşlarla ezmiş. Arkacığından yahudî yakalanarak Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Slllemre getirilmiş. O da ölünceye kadar re cm edil meşini emir buyurmuş; ve yahudî recmedilmiş; nihayet ölmüş.



(...) Bana îshâk b. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muham-med b. Bekr haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi kî) : Bana Ma'mer, Eyyûb'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini haber verdi



17- (...) Bize Heddâb b. Hâlîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hem-mâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Katâde, En es b. Mâlik'den naklen rivayet etti ki, bir câriye, başı iki taş arasında ezilmiş olarak bulunmuş. Kendisine:

Sana bunu kim yaptı? Falan mı? filân mı? diye sormuşlar. Nihayet bir yahudî söylemişler. Câriye başı ile işaret etmiş. Bunun üzerine ya-hudî yakalanmış; ve (suçunu) itiraf etmiş. Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'de başının taşlarla ezilmesini emir buyurmuş.

Bu hadîsi Buhâri «Talâk» ve «Diyât» bahislerinde; Ebû Dâvûd, Nesaî ve İbni Mâce dahî «Diyât»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Ulemâdan Katâde, Hasen, tbn i Şîrîn, îmam Mâlik, îmam Şafiî, îmam Ahmed, Ebû îshâk, Ebû Sevr, îbni'I-Münzir ve Zahirîler bu hadîsle ihticâc ederek: «Katil, maktulü ne ile öldürdü ise kendisi de onunla öldürülür.» demişlerdir.

Diğer bir takım ulema bunlara muhalefet etmiş ve kısasın ancak kılıçla yapılacağını söylemişlerdir. Bunlar: Şa'bî, îbrâhîm Ne-haî, Hasan-i Basrî, Sü¥yân-ı Sevrî. Ebû Hani f e , Ebû Yûsuf ve îmam Muhamm'ed 'dir. îbni Hazm: «Ebû Süleyman'in kavli de budur.» demiştir. Bu zedelîlleri

«Kısas ancak kılıçla olur!» hadîs-i şerifidir. Bu hadîsi sahabeden : Ebû Bekre, Nu'mân b. Beşir, îbni Mes'ûd, Ebû Hüreyre ve Aliy b. Ebî Tâlib (Radiyallahu anh) hazerâtı rivayet etmişlerdir. Rivayetlerin bâzısı hakkında söz edilmişse de her rivayet diğerine şâhid olduğundan hadîs-i şerîf en az hasen derecesinde kalır ki, ihticâca elverişli demektir.

Hanefîler babımız hadîsi ile neden amel etmediklerini beş suretle îzâh etmişlerdir:

1- Katili maktulün sözü ile öldürmek ve kısası katilin suç âleti ile yapmak îslâmiyetin ilk zamanlarına mahsustu.

2- Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) yahudiyi ancak itirafı ile öldürdü.

3- Katili vahiy ile bildi. Onun için de beyyine ve ikrara hacet kalmadı.

4- İhtimal onu Allah hakkı için öldürmüştür. Nitekim yol kesenler bu sebeple öldürülür. Binâenaleyh burada âlet mevzu-u bahis olamaz.

5- Yahudi öldürüldüğü zaman müsle mubah idi; sonra bu hüküm neshedildi.



Hadisi Şerifden Aşağıdaki Faideler Çıkabilmiştir:


1- Kadın öldüren erkek de öldürülür. Bu hususta mu'temed ulemânın icmâı vardır.

2- Kısas yalnız keskin âletlere mahsus değildir. Taş, sopa ve şâire ile vuku1 bulan Ölümlerde de kısas caizdir. İmam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ahmed ve diğer birçok ulemâ buna kaildirler.

İmam Âzam'a göre kısas yalnız keskin demir, keskin taş veya ağaç yahut insan Öldürmekte kullanıldığı herkesçe bilinen mancınık vasıtası ile yapılan katil cinayetleri ile ateşte yakanlara mahsustur.

Cinayet şibhi anıid (yâni yarı kasıdlı) ise İmam Mâlik ile Leys'e göre kısas îcabeder. Ebû Hanîf e, Şafiî, Evzâî, Sevrî, İmam Ahmed, İshâk, Ebû Sevr ve sahabe ile tabiînin cumhuru kısas lâzım gelmediğine kail olmuşlardır. Şibhi amid : Ekseriyetle öldürmek niyeti ile kullanılmayan sopa, kırbaç, yumruk gibi bir şeyle kasden insan Öldürmektir.

3- Müslümam öldüren gayri müslim kısas olunur.

Yaralıya: «Seni kim yaraladı?» diye sormak caizdir. Bunun faydası müttehemi bulmaktır.



4- İnsanın Kendine veya Bir Uzvuna Saldıran Kimseyi, Saldırılan Defeder de Öldürür veya Bir Uzvunu Telef Ederse -Ödemesi İcab Etmeyeceği Babı


18- (1673) Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Şu*be, Katâde'den, o da Zürâra'dan, o da Imrân b. Huşayn'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Yala b. M ün ye yahut İbni Ümeyye [3] bir adamla kavga etti de biri diğerini ısırdı. O da elini ağzından çekerek ön dişini çıkardı. (İbni'1-Mü-sennâ: İki ön dişini dedi.) Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) 'in huzuruna dâvaya çıktılar. O da :

«Sîzden biriniz aygırın ısırdığı gibi ısırıyor mu? Ona diyet yok!..» buyurdu.



(...) Bize yine Muhammed b. El-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Katâde'den, o da Ata'dan, o da İbni Ya'lâ'dan, o da Ya'lâ'dan, o da Peygamber: Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadisin mislini rivayet eyledi.



19- (...) Bana Ebû Gassân El-Mismaî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâz (yâni îbni Hişâm) rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, Katâde'-den, o da Zürâra b. Evfâ'dan, o da Inırân b. Husayn'dan naklen rivayet etti ki, bir adam birinin kolunu ısırmış. O da kolunu çekivermiş ve ön dişi düşmüş. Derken dâva Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'e arzolun-muş, fakat onu iptal ederek:

«Onun etini mi yemek istedin?» buyurmuşlar.



20- (1674) Bana Ebû Gassân El-Mismaî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâz b. Hişâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, Katâde'den, o da BüdeyVden, o da Ata' b. Ebî Rabâh'dan, o da Safvân b. Ya'lâ'dan naklen rivayet etti ki, Ya'Iâ b. Münye'nin çırağının kolunu bir adam ısırmış. O da kolunu çekmiş ve Ön dişi düşüvermiş. Bunun üzerine dâva Peygamber (Sallailohü Aleyhi ve Sellem) e arzolunmuş; fakat o bunu iptal ederek:

«Onu aygır devenin kemirdiği gibi kemirmek mi istedin?» buyurmuşlar.



21- (1673) Bize Ahmed b. Osman En-Nevfelî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kureyş b. Enes, İbni Avn'dan, o da Muhammed b. Sîrîn'den, o da Imrân b. Husayn'dan naklen rivayet etti ki, bir adam birinin elini ısırmış. O da elini çekmiş ve adamın bir veya iki ön dişi düşüvermiş. Bunun Üzerine ResÛiüilah (SaliaitaJıü Aleyhi ve Sellemj'den yardım dilemiş. Kesûlüllah (Satlatlahü Aleyhi ve Seüem) ;

«Bana ne emrediyorsun? Ona elini senin ağzına koymasını, senin de aygırın kem irdiği gibi kemirmeni mi emretmemi istiyorsun? Ver elini de ısırsın! Sonra çek!» buyurmuşlar.



22- (1674) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Atâ', Safvân b. Ya'lâ b. Münye'-den, o da babasından naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Veygamher(Saltatlahü Aleyhi ve Seltew)'e bîr adam geldi, bu adam birinin elini ısırmış; o da elini çekmiş ve iki Ön dişi (yâni ısırdığı kimsenin dişleri) düşmüştü. Peygamber (HailallahU Aleyhi ve Sellem) bu dâvayı ib-tâl etti; ve: «Onu aygırın kem irdiği gibi kemirmek mi istedin?» buyurdular.



23- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Atâ' haber verdi. (Dedi ki) : Bana Safvân b. Ya'lâ b. Ümeyye, babasından naklen haber verdi. Babası şöyle demiş :

Peygamber (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem)e birlikte Tebûk gazâsma iştirak ettim. (Ya'lâ: Bu gaza bence en sağlam amelimdir, demiş.) Atâ' da şunu söylemiş: Safvân dedi ki: Ya'lâ «Benim bir çırağım vardı; bir insanla kavga etti de biri diğerinin elini ısırdı. (Safvân bana hangisi diğerini ısırdığını söyledi.) Derken ışınlan şahıs elini ısıranın ağzından çekiverdi; ve iki ön dişinden birini çıkardı. Bunun üzerine Peygamber

f&aHallakü Aieyta veSeRcm)1* geidüer. Fakat o adamın ön dişini heder kıldı.» dedi.



(...) Bize bu hadîsi Amr b. Zürâra da rivayet etti, (Dedi ki) : Bize İsmail b. İbrahim haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc bu isnâdla bu hadisin benzerini haber verdi.

Buradaki Imrân b. Husayn rivayetlerini Buhâri «Diyât, İcâre, Cihâd» ve «Megâzî» bahislerinde; Tirmizî ile İbni Mâce «Diyâuda; Nesaî «Kısas» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşılıyor ki, bahis mevzuu kavga Hz. Ya'1â ile çırağı arasında vuku' bulmuş ve Ya'lâ (RadıyaVahu anh) çırağının kolunu ısırmıştır. Gerçi hadîsin bir rivayetinde Ya'lâ Radiyailahu anh) 'm : «Benim bir çırağım vardı; bir insanla kavga etti de biri diğerinin elini ısırdı...» dediği bildiriliyorsa da bu söz ısıranın kendisi olmasına aykırı değildir. Çünkü bir insan kendini kinaye yolu ile anlatarak dinleyenden gizleyebilir. Bu bâbta Nevevî şunları söylemiştir : «Hafızlar diyor ki: Sahîh ve meşhur olan kavle göre ışınlan Ya'lâ değil, çırağıdır. Mâmâfîh vak'anın Ya'lâ .ile çırağı arasında bir veya iki zamanda iki defa cereyan etmiş olması da ihtimâl dahilindedir Kurtubî , Hz. Ya'lâ 'nın büyük bir zât olduğunu dikkate alarak ısırmayı ona yakıştıramamış; çırağına hamletmeyi evlâ görmüştür.

Besûlüllah (SallaUakii Aley/ti veSel!em)'m :

«Ver elini de ısırsın, sonra çek!..» buyurması, emir değil red ve inkârdır. Yâni: Sen elini ısırması için onun ağzına koyamıyorsun. O halde onun elini senin ağzından çekmesine neden canın sıkılıyor da işlediği cinayeti Ödetmek istiyorsun? demek istemiştir.

Hadîs-i şerifte geçen: «Bu dâvayı ibtâl etti» ve «O adamın ön dişini heder kıldı» cümlelerinden murâd: Dişi çıkarılan zâta bir şey ödenmeyeceğine hükmetmesidir.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- lmam Âzam'la İmam Şafiî ve diğer birçok ulemâ bu hadîsle istidlal ederek: «Eli ışınlan kimse elini çeker de ısıranın dişlerinin veya çenesinin çıkmasına sebebiyet verirse ödemesi gerekmez.» demişlerdir. İmam Mâlik ödemesi îcâbettiğine kaildir.

Kurtubî diyor ki: «Benim bildiğime göre burada kısasa hiç bir kimse kâü olmamıştır. Hilaf sadece ödeme hususundadır. Ebû Hanîfe ile bizim ulemâmızdan bazıları bunu ıskat etmiş; Şafiî ödetmeye kail olmuştur. Mâ1ik'in meşhur olan mezhebi de budur. Ulemâmızdan bazıları ödemenin —elini yavaşça çekmek imkânı varken— şiddetle çektiği zamana mahsus olduğunu söylemiş; bazıları da bu hadîsi: «O zâtın ön dişleri sallanıyordu.» mânâsına hamletmişlerdir...»

2- Hizmet için çırak tutmak caizdir. Fakat harbe göndermek için caiz değildir; çünkü kelimetullahı i'lâ için her müslümanın bizzat harb etmesi lâzımdır.



5- Dişlerde ve Diş Hükmünde Olan Şeylerde Kısasın Îsbatı Babı


24- (1675) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Affân b. Müslim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sabit, Enes'den naklen haber verdi ki, Rubeyyi'in kız kardeşi Ümmi Harise bîr insanı yaralamış da, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)*in huzurunda dâvaya çıkmışlar. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «Kısası (yapın!) kısası!» buyurmuş. Ümmürrabî':

— Yâ Kesûlâllah, hiç filân kadından kısas alınır mı! Vallahi ondan kısas alınmaz! demiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Sübhânallah! Yâ Ummerrabî, kısas'Allah'ın kitâb'dır!» buyurmuş.

Ümmürrabî': Hayır vallahi! Ondan ebediyyen kısas alınamaz!, demiş. Bu sözü tekrar ede ede nihayet diyeti kabul etmişler. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Gerçekten Allah'ın kullarından öylesi var ki, Allah üzerine yemîn etse onu yemininde sâdık çıkarırdı.» buyurmuşlar.

Bu hadîsin benzerini Bubâri, Mâide sûresinin tefsirinde «Diyât» ve «Sulh* bahislerinde tahrîc etmiştir. Onun rivayetinde, yaralayan kadın Rubeyyi'inkız kardeşi değil, kendisidir. Bu kadın Hz. Enes b. Mâlik'in halasıdır. Yemîn eden şahıs da Ümmür rabi' değil, Enes b. Nadr yâni Enes b. Mâlik'in amcasıdır. Hadîsi, Ebû Dâvûd, Nesai , İbni Mâce ve İbni Ebî Şeybe de Müslim gibi rivayet etmişlerdir.

Ulemâdan bir cemaat: cBu rivayetler arasında ma'rûf olanı Buhâri'nin rivayetidir; onu sahih tarîkleri ile nakle t mistir; nitekim Sünen sahipleri de rivayet etmişlerdir.» demişlerse de Nevevî , kıssanın ayrı ayrı iki kaziyye olduğunu söylemiştir. Zira Rubeyyi ' ileÜmmü Rabî' başka başka kadınlardır. Kısas kelimesinin mansub okunması, mahzuf bir fi'lin mef'ûlu olduğu içindir. Cümle «kısası yapın!> takdirindedir.

«Kısas Allah'ın kitabıdır.» cümlesinden muzâf atılmıştır. Cümle: «Ki-tâbullahın hükmü kısasın vücûbudur.» takdirindedir. Bundan murâd: Di§ çıkaranın da dişi çıkarılacağını bildiren âyettir.

Hz. Ümmürrabî'in «Hayır vallahi!..» diye yemîn etmesi, Peygamber (Satiatlahü Aleyhi ve Sellem) 'e îtirâz değil, kısas sahibini afva teş-vîk, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i bu hususta şefaatçi olmaya tergîb içindir. O bu yemini yâ kısâsçüarın afvine yahut Allah'ın onlara afvi ilham buyuracağına itimad ettiği için yapmıştır.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Dişte kısas lâzım gelir. Nevevî şöyle diyor: «Bütün dişi çıkardığı zaman kısas îcâb edeceğinde ulemâ müttefiktir. Dişin bir kısmını ve kemikleri kırdığı taktirde ulemâ arasında meşhur hilaf vardır. Ekseriyete göre kısas lâzım gelmez.»

Kurtubî'nin beyanına göre İmam Mâlik bu hususâtın hepsinde kısasın lüzumuna kail olmuştur; yeter ki arada mümaselet (yâni denklik) bulunsun; bir de belkemiği veya uyluk kemiği gibi tehlikeli olmasın! Mâ1ik'in delili:

ve âyetleridir.

Kûfe1i1erle, Leys ve İmam Şafiî, dişten maada kemik kırmakta kısas olmadığını söylemişlerdir; çünkü buradaki mümâ-selete güvenilmez. Ebû Dâvud: «îmam Ahmed'e dişten dolayı nasıl kısas yapılır? diye soruldu da: Yontulur; cevabını verdi.» diyor. Kemik kırmakta kısas olmadığı îbni Abbâs'la İbni Ömer (Radiyailahu anh)'dan rivayet olunmuştur.

2- Zan üzerine yemin caizdir.

3- Şımaracağından ve fitneden korkulmazsa bir insanı yüzüne karşı medhu sena etmek caizdir.

4- Hadîs-i şerîf'de evliyanın kerametlerine delîl vardır.

5- Kısası afvetmek ve bu hususta aracılıkta bulunmak müstehabtır.

6- Kısas erkekle kadın arasında da câridir. Bu hususta üç mezheb vardır: Birincisi: Atâ' ile Hasan'in mezhebidir. Bu mezhebe göre erkekle kadın arasında nefis, kol, bacak gibi şeylerde kısas yoktur;

sadece cinayetin diyeti ödenir. Delilleri «Kadına karcı kadın!» âyet-ikerîmesidir.

İkincisi: Sahabe, tabiîn ve daha sonraki ulemanın cumhuruna göre erkekle kadın arasında can telefinde olsun, daha aşağısında olsun kısas

sabittir. Elverir ki, kısas kabul eden şeylerden olsun. Bunları

«Nefse karşı nefis!» âyet-i kerîmesi ile istidlal etmişlerdir.

Üçüncüsü: Hanefî1er'in mezhebidir ki, onlara göre erkeklerle kadınlar arasında kısas yalnız can telefinde câridir; daha aşağısında kısas yoktur.

7- Kısas ile diyet arasında muhayyerlik vardır. Diyet hak sahibine verilir.



6- Müslümanın Kanını Mubah Kılan Şeyler Babı


25- (1676) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs b. Gıyâs ile Ebû Muâviye ve Veki', A'meş'den, o da Abdullah b. Mürra'dan, o da Mesrûk'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. (Demiş .ki) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benim Resûlüllah olduğuma şe-hâdet eden müslüman bir kimsenin kanı ancak üç şeyden biri ile helâl olur:

1- Zina eden seyyib,

2- Cana karşı can,

3- Dînini terk edip, cemaatten ayrılan!» buyurdular.



(...) Bize tbnİ Ntimeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.

Bize İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. H.

Bize tshâk b. İbrahim ile Aliy b. Haşrem dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize îsâ b. Yûnus haber verdi.

Bu râvilerin hepsi A'meş'den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.



26- (...) Bize Ahmed b. Hanbel ile Muhammed b. El-Müsennâ rivayet ettiler. Lâfız Ahmed'indir. (Dediler ki) : Bize Abdurrahman b. Meh-dî, Süfyân'dan, o da A'meş'den, o da Abdullah b. Mürra'dan, o da Mesrûk'dan, o da Abduüah'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) aramızda ayağa kalkarak şöyle buyurdular:

«Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemîn ederim ki, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benîm Resûlüllah olduğuma şehâdet eden müsIüman bir adamın kanı helâl olmaz. Ancak üç kişi müstesna! İslâm'ı terk eden, cemaati bırakan yahut cemaatten ayrılan (burada Ahmed şekket-miştir) zina eden dul ve cana karşı can!»

Ameş demiş ki: «Ben bunu İbrahim'e rivayet ettim. O da bana Es-ved'den, o da Âişe'den naklen bunun mislini rivayet etti.»



(...) Bana Haccâc b. Eş-Şair ile Kaasim b. Zekeri yy â da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize UbeyduUah b. Musa, Seyhan'dan, o da A'meş'den her iki isnâdla birden Siifyân hadisi gibi rivayette bulundu. Bunlar hadiste:

«Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemîn ederim ki...» cümlesini zikretmemişlerdir.

Bu hadîsi Buhâri ile Tirmizî «Diyât» bahsinde; Ebû Dâvûd «Hudûd»da; Nesaî «Muharebe» ve «Kaved» bahislerinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i şerifte bir müslumanın ancak üç sebepten biri ile öldürüle-bileceği bildirilmektedir. Birinci sebebi seyyibin zina etmesidir.

Seyyib: Bekâr olmayan demektir. Bundan murâd —hâlen evli olsun olmasın— başından sahîh nikâh geçen erkek ve kadındır. Henüz nikahlanmamış kıza Arablar «Bikr» derler.

Şeriat ıstılahında, başından nikâh geçen erkeğe «Muhsan» kadına «Muhsane» denilir.

Muhsan: Kal'alanmış; muhkem surette muhafaza altına alınmış mânâsına gelir. Nikâh insanı zinadan muhafaza ettiği için evliye veya başından nikâh geçene bu isim verilmiştir.

îslâm hukukuna göre muhsan olarak zina eden erkek ve kadının cezası taşlanarak öldürülmektir. Taşlamaya hususî tabîri ile «Recim» denir. Muhsanın recim edileceğine, muhsan olmayan zâniye de yüz dayak vurulacağına bütün ulemanın ittifakı vardır. Yeri gelince bu hususta tafsilât verilecektir. îkinci sebep: Cana karşı candır. Bundan murâd: Kı-sâsdır. Yâni haksız yere insan Öldüren kimsenin cezası ölümdür. Hanefîler bu hadîsle istidlal ederek zimmî mukabilinde müslümanın, köle mukabilinde hurrun öldürüleceğine kail olmuşlardır.

Üçüncü sebep : Dînini terk ederek İslâm cemaatinden ayrılmaktır. îslâm dininden dönene «mürted» denir. Bir erkek —meâzallah— dininden döner de küfründe ısrar ederse bütün ulemânın ittifakı ile kendisine ölüm cezası verilir. İrtidâd eden kadının hükmü dahî ekser-i ulemâya göre budur. îmam Âzam (Rahimertullah) kadınlarla çocuklann öldürülmesini yasak eden delilin umumu ile istidlal ederek: «İrtidâd eden kadın Öldürülmez.» demiştir.

Ulemâdan bazıları hadîs-i şerifteki «cemaatten aynlan> ifadesi ile istidlal etmiş; ve: «tcmâla sabit Olan bir hükmü inkâr eden dînden çı-kar!> demişlerdir. Sahih kavle göre dînden çıkmak için inkâr edilen hükmün namaz, oruç gibi zarurâtı dîniyyeden olması lâzımdır.

Ulemâ bu hadîsin, cemaatten ayrılan bâgîlerle haricîlere de şâmil olduğunu söylemişlerdir. Hadîs-i şerîf ölüm cezasının bu üç hale münhasır olduğunu gösteriyor. Îbnü'l-Arâbî bâzı Mâlikîler'-den naklen ölüm cezasının on sebeple verilebileceğini söylemiş: «Fakat bunlar hiç bir surette bu üç şeyden hâriç değildir. Çünkü sihir yapan, Allah'a, Peygamber'e veya Melekler'e söven kimse kâfirdir...» demiştir. Hadîsin mensuh olduğunu söyleyenler de vardır.



7- Ölümü Îcad Eden Kimsenin Günahını Beyan Babı


27- (1677) Bize EbÛ Bekir b. Ebi Şeybe ile Muhammed b. Abdil-lâh b. Nümeyr rivayet ettiler. Lâfız İbni Ebî Şeybe'nindir. (Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Abdullah b. Mürra'dan, o da Mesrûkdan, o da Abdullah'dan [4] naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: ResûlüÜah (Salialtahü Aleyhi ve Sellem):

«Zulmen öldürülen hiç bir kimse yoktur ki, onun kanından Ademin ilk oğluna bir nasîb olmasın! Çünkü o olumu ilk îcâd edendir.» buyurdular.



(...) Bize bu hadîsi Osman b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr rivayet etti. H.

Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr ile îsâ b. Yûnus haber verdiler. H.

Bize tbni Ebî Ömer dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi A'meş'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır. Cerîr ile Isa b. Yûnus'un hadîsinde: «Çünkü o ölümü îcâd etti.» denil-mistir. Onlar: «ilk» sözünü zikretmemişlerdir.

Bu hadîsi Buhâri «Enbiyâ, Diyât» ve «İ'tisâm» bahislerinde; Tirmizî «İlim»de; Nesâî «Tefsîr» ve «Muharebemde; îbni Mâce «Diyât»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Âdem 'den raurâd: Âdem (Aieyhisselam), ilk oğlundan murâd da Kaabil 'dir. Kaabi1 yirmi beş yaşında iken, yirmi yaşındaki kardeşi Hâbi1i haksız yere öldürmüştü. Ulemâ bunun sebebi hususunda ihtilâf etmişlerdir. Süddî'nin Mücâhid tarîki ile îbni Abbâs (Radiyailahu anh) 'dan rivayetine göre : Hz. Havva çocuklarını biri kız biri oğlan olmak üzere ikiz doğururmuş. Yalnız Şît (AleyhisseJâm)'ı tek doğurmuş. Hz. Âdem yeryüzüne indikten yüz sene sonra Kaabil ile kız kardeşi Ik1îmâ'yi, bilâhare Hâbil ile kız kardeşi Leyûzâ'yi doğurmuş. Hz. Âdem oğullarına bir batından doğdukları kız kardeşlerini vermez; onları ayn batından doğan kızlarla evlendirirmiş. Hâbil ile Kaabil bulûğa erince Cenâb-i Hak Hz. Âdem'e, Kaabil ile Leyûzâ'yı, Hâbil ile de Ik1îmâ 'yi evlendirmesini emir buyurmuş. Ik1îmâ pek güzelmiş. Kaabil —ikiz kardeşi olmasına rağmen— onunla evlenmek istemiş. Hz. Âdem (Aleyhisseiâml onlara birer kurban teklif etmiş. Kaabil çiftçi, Hâbil davar sahibi imiş. Kaabil içinden : «Habil Iklîmâ'yı aldıktan sonra benim kurbanım kabul edilse ne olacak, edilmese ne olacak!» diyerek en kb'tü mahsûlünden bir yığın zahireyi kurban ayırmış. Habî1 ise Allah'ın rizâsmı dileyerek sürüsünün içinden en semiz koçu ve bir mikdar sütle yağı kurbân ayırmış. O zaman kimin kurbanı kabul edilirse, gökten beyaz bir ateş inerek onu yermiş. Gökten inen ateş Hâbi1'in kurbanını yemiş; Kaabi1'inkine dokunmamış. Kaabi1 buna içerliyerek Hâbi1'i öldürmüş.

Kurbanın yeri ile Hâbi1'in nerede ve nasıl öldürüldüğü de ihtilaflıdır. Ekser-i ulemâya göre kurbanın yeri Hindistan 'dır. Kaabi1 kardeşini taşla öldürmüştür. Boğduğunu söyleyenler olduğu gibi, demirle öldürdüğünü söyleyenler de vardır. Sahîh kavle göre ölüm vak'ası da Hindistan'da olmuştur.

Hadîste geçen «kifl» kelimesi: Nasîb ve cüz' mânâsına gelir, imam Halil: «Günâh ve sevabın kifli: tki katı mânâsına gelir.» demiştir.

Hadîs-i şerîf İslâm'ın kaidelerinden biridir. Kaide şudur: Bir kimse bir kötülük icad ederse o kötülüğü işleyen her insanın kazandığı günahın bir misli —tâ kıyamete kadar— îcâdçıya da verilir. Hayır îcâd edenin hali de böyledir. Ona da yolundan gidenlerin sevabı verilir. Bu babda:

«Her kim bir hayra delâlet ederse, o hayrı işleyenin kazandığı ecrin bir misli de kendisine verilir.» hadîsi. He daha başka sahîh hadîsler de vardır.



8- Kan Dökmek Sebebiyile Âhirette Verilecek Ceza ve Kıyamet Gününde İnsanlar Arasında Görülecek İlk Davanın Bu Oluşu Babı


28- (1678) Bize Osman b. Ebi Şey be ile tshâk b. İbrahim ve Mu-hammed b. Abdillâh b. Nümeyr toptan Vekî'den, o da A'meş'den naklen rivayet ettiler. H.

Bize Ebû kiekir b. Ebi Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde b. Süleyman ile Vekî\ A'meş'den, o da Ebû Vâil'den, o da Abdullah'dan naklen rivayet ettiler. Abdullah şöyle demiş: Resûlüllah (Sallalİahü Aleyhi ve Selîem) : .

«Kıyamet gününde insanlar arasında ilk görülecek dâva kanlar hakkında olacaktır.» buyurdular.



(...) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.

Bana Yahya b. Habîb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid (yâni tbnil-Hâris) rivayet etti. H.

Batta Bişr b. Hâlid dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. H.

Bize İbnil-MÜsennâ ile İbni Beşşar da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni Ebî Adiy rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Şube'den, o da A'meş*-den, o da Ebû VaiTden, o da Abdullah'dan, o da Peygamber (Satlaüahü Aleyhi ve Sellem)a en naklen bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Şu kadar var ki, bazıları Şu'be'den naklen »dâva görülür» demiş; bâzıları da «İnsanlar arasında hükmolunur» demişlerdir.

Bu hadîsi Buhâri «Rikaak- ve «Diyât» bahislerinde; Tirmizi ile îbni Mâce «Diyât» da; Nesâi «Muharebe» bahsinde muhtelif râviîerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i şerif haksız yere kan dökmenin pek ağır vebali mûcib olduğuna işaret etmektedir. Çünkü kıyamet gününde işe evvelâ ondan başlanması onun son derece mühim olduğunu gösterir.

Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir: Sünen kitaplarında Hz. Ebû Hüreyre'den rivayet olunan meşhur bir hadîste Peygamber (Sallaliahu Aleyhi ve Sellem):

«Kıyamet gönünde kulun ilk hesaba çekileceği ameli namazdır.» buyurmuştur. Bu iki hadîs birbirlerine muânz olmuyorlar mı?

Cevap: Hayır! İki hadîs arasında muâraza yoktur. Zîra Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh) hadîsi kullarla Allah arasındaki haklara âiddir. Babımız hadîsi ise kulların kendi aralarında, birbirlerine karşı olart haklara dairdir. Yâni biri bir nevi' hakkın, diğeri başka nev'in ilk dâvasından bahsediyor demektir.



9- Kan, Irz ve Malların Ağır Şekilde Haram Kılındığını Beyan Babı


29- (1679) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe île Yahya b. Habîb El-Hârisî rivayet ettiler. (Lâfızları birbirine yakındır.) (Dediler ki) : Bize Bekra'dan, o da Ebû Bekra'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Abdülvehhâb Es-Sekafî, Eyyûb'dan, o da İbni Sîrîn'den, o da tbni Ebî den naklen rivayet ettiler. (Demiş ki) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Şüphesiz ki zaman, Allah'ın göklerle yeri yarattığı gündeki hey'eti gîbi dönmüştür. Sene on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır, ki üçü arka arkaya gelir: Zülka'de, Zülhicce ve Muharrem. Bir de iki cumâd ile Şa'bân arasındaki Mudar'ın ayı Receb!» Sonra şunları söyledi:

«Bu hangi aydır?» Biz:

— Allah ve BesûIÜ bilir! dedik. Bunun üzerine sükût etti; hattâ ona adından başka bir isim verecek sandık. «Bu Zülhicce değil mi?» buyurdu.

— Evet öyle! dedik.

«Yâ şu belde neresidir?» diye sordu.

— Allah ve Resulü bilir! dedik. Müteakiben yine sükût etti; hattâ ona adından başka bir isim verecek sandık.

«Ma'lûm belde değil mi?» dedi.

— Evet öyle! cevabını verdik. «Yâ şu gün nedir?» buyurdu.

— Allah ve Resulü bilir, dedik. Bunun üzerine yine sükût etti; hattâ ona adından başka bir isim verecek sandık.

«Kurban gönü değil mi?» diye sordu.

— Evet öyle! Tâ Resûlâllah, dedik.

«İste sizin kanlarınız, mallarınız (Muhammed demiş ki: Zannederim) ve ırzlarınız, şu ayınızda, şu beldenizde, şu gününüzün hürmeti gibi birbirinize haramdır. Yakında Rabbinize kavuşacaksınız; o da size amellerinizden suâl edecek. Sakın benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran küffâr (veya sapıklar ol m ay) a dönmeyin! Dikkat!.. Burada bulunan, bulunmayana tebliğ etsin! Olur ki, bazı tebliğ olunan, bunu bazı işitenden daha belleyişli olur.» buyurdu. Sonra:

«Dikkati.. Tebliğ ettim mî?» dedi.

İbni Habîb kendi rivayetinde : «Mudarın Recebi...» dedi. Ebû Bekr'in rivayetinde ise : «Benden sonra dönmeyin!» cümlesi vardır.



30- (...) Bize Nasr b. Aliy El-Cehdamî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Zürey' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b, Avn, Muham-med b. Sîrîn'den, o da Abdurrahmân b. Ebî Bekra'dan, o da babasından naklen rivayet etti. Şöyle demiş :

O gün gelince Peygamber (Sailallahu A İeyhi ve Sellem) devesinin üzerine oturdu. Bir insan da yularından tuttu. Derken :

«Bilir misiniz bugün hangi gündür?» buyurdu. Ashâb:

— Allah ve Resulü bilir... dediler. Hattâ ona adından başka bir isim verecek sandık; sonra:

«Kurban günü değil mi?» buyurdu.

— Hay hay (Öyle) yâ Eesûlâllah, dedik. «Yâ bu ay nedir?» diye sordu.

— Allah ve Resulü bilir, dedik.

«ZDlhicce değil mi?» buyurdu.

— Hay hay (öyle) yâ ResûlâUah, dedik. «Yâ ?u belde neresidir?» diye sordu.

— Allah ve Resulü bilir, dedik. Hattâ ona adından başka bir isim verecek sandık.

«Ma'lOm belde değil mi?» buyurdu.

— Hay hay (öyle) yâ ResûlâUah, dedik.

«işte sizin kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız birbirinize şu beldenizde, şu ayınızda, şu gününüzün hürmeti gibi haramdır. Burada bulunan bulunmayana iletsin I» buyurdular.

Sonra iki bakla koça yönelerek onları kesti. Ve bir koyun sürüsüne dönerek onu aramızda taksim etti.



(...) Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Mes'ade, İbni Avn'd en rivayet etti. (Demiş ki) : Muhammed şunu söyledi: Abdurrahmân b. Ebî Bekre, babasından naklen söyledi. (Demiş ki) : O gün gelince Peygamber (Sailallahu Aleyhi ve Sellem) bir devenin üzerine oturdu. Bir adam da yedeğini (yahut yularını) tutmuştu...

Râvi, Yezîd b. Zürey' hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.



31- (...) Bana Muhammed b. Hâti'm b. Meymûn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kurra b. HftUd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Şîrîn, Abdurrahmân b. Ebî Bekrâ ile bence Abdurrahmân b. Ebî Bekrâ'dan daha üstün olan başka bir zâttan rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Amr b. Cebele ile Ahmed b. Hırâş da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Âmir Abdülmelik b. Amr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kurra, Yahya b. Saîd isnadı ile Ebû Bekrâ'dan rivayet etti, (O adamın adını da Humeyd b. Abdirrahmân diye söyledi.) Ebû Bekra şöyle demiş:

Resûlüllah (SallallahüAley'i veSellem) kurban günü bize hutbe irâd ederek:

«Bugün nedir?» diye sordu...

Râviler hadîsi, İbni Avn'in hadîsi gibi nakletmişlerdİr. Ya nız o «ve ırzlarınız» kaydını zikretmiyor. «Sonra iki koça yöneldi...» cümlesi ile ondan sonrasını da anmıyor. O bu hadîste şöyle demiştir:

«Şu beldenizde, şu ayınızda, şu gününüzün hürmeti gibi tâ Rabbînize kavuşacağınız güne kadar!.. Dikkati Tebliğ ettim mi? Ashâb:

— Evet! dediler.

Allahım, şâhid ol! Buyurdu.»

Bu hadîsi Buhâri «İlim, Hacc, Bed'ül-Halk, Edâhî, Fiten, Tef-sîr» ve «Megâzî» bahislerinde; Nesâİ «Hacc» ve «İlim»de tahrîc ettikleri gibi, diğer «Sünen» sahipleri de bu mânâda hadîsler rivayet etmişlerdir. Hadîs-i şerif kitabımızın başında «İmân» bahsinde de geçmişti.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu hutbesini Veda' haccın-da Kurban Bayramı günü Mina'da okumuştur. Rivayetlerin bazısında devenin yularım tutan zatın Hz. Bilâl olduğu bildirilmiş; bir rivayette bu işi Amr b. Hârice, başka bir rivayette râvi Ebû Bekrâ yapmıştır. Bundan maksat, devenin hareketini önlemek, sahibini rahatsız etmesine mâni' olmaktır.

Donen zamandan murâd senedir. Ulemânın beyanlarına göre câhili-yet devrinde Araplar haram ayların tahrimî hususunda Hz. îbra-hîm dînine riâyet ederlermiş. Fakat arka arkaya üç ay harbsiz durmak kendilerine güf gelirmiş. Bu sebeple haram aylardau birinde harbe muhtaç olurlarsa o ayın hürmetini sonraki aya te'hir ederler; meselâ Muharrem ayında harb olursa onun hürmetini Safer'e bırakırlarmış. Gelecek sene bu hürmet başka aya te'hir edilirmiş. Bu iş yıllarca +^ker-rür etmiş. Nihayet ayları karıştırmışlar. Peygamber (Saliallahü AUyhi ve Seltem) in haccı onların Zü1hicce'yi haram kıldıkları seneye tesadüf etmiş. Bu münasebetle izahta bulunarak zamanı döndürmelerinin Allah'ın göklerle yeri yarattığı gün verdiği hükme tesadüf ettiğini haber vermiştir.

Ebû Ubeyd şöyle diyor : «Araplar nesi' yâni te'hîr yaparlardı. Allah Teâlâ'nın hakkında :

(Nesî' ancak küfürde fazlalıktır.) [5] buyurduğu işte budur. Çok defa Muharrem ayında harbe muhtaç olurlar; onun tahrîmini Safer'e te'hir ederlerdi. Sonra gelecek sene Safer'i te'hir ederlerdi. îşte o sene Muharrem'in yerine dönüşüne rastlamıştır.»

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Receb için «Mudar'ın ayı» demesi meseleyi îzâhda mubâlega göstermek içindir. Filhakika Mudar'la Rabia kabileleri arasında Receb ayı hakkında ihtilâf varcL. Mudar Receb'i bugün mâruf olan yerinde sayar; Rabîa ise onu ramazan kabul ederlerdi. Bundan dolayı Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Receb'i Mudara izafe buyurmuştur. Mâmâfîh Mudar Receb ayını başka kabilelerden daha fazla ta'zîm ettiği için onlara izafe ettiğini söyliyenler de olmuştur.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

«Bu ay hangi aydır?» diye sorarak sükût etmesi, sonra îzahda bulunması, tefhim, takrir ve bu ayın, bu günün, bu beldenin mertebelerinin büyüklüğüne tenbîh içindir.

Ashâb-ı kiramın : «Allah ve Resulü bilir.» şeklindeki cevapları terbiye ve nezâketleri icâbıdır. Zira malûmları olan cevâbın Resûlüllah (Sallalahü Aleyhi ve Seltem)'e gizli kalmadığını bildikleri için maksadının mutlak surette ihbar olmadığını anlamışlardı.

Bakla koç» diye terceme ettiğimiz «emlah»ın asıl mânâsı: Beyazla siyah karışık olup beyazı gâlib gelen demektir.

«Sonra iki bakla koça yönelerek...» ilâh... cümlesi bâzı muhaddis-lere göre râvi İbni Avn'in kendi sözüdür. Buhâri bu cümleyi zikretmemiştir. Bu sebeple mezkûr cümlenin râvi taraıindan bir vehim olduğuna yahut hadîslerin ayrı ayrı hutbelerde îrâd edilmiş iki hadîs olduğuna ihtimâl verenler olmuşsa da Müs1im'in «Dahâyâ» bahsindeki rivayetinde bu ziyade mevcuttur. Binâenaleyh cümlenin metn-i hadîsten olduğunda şüphe kalmaz. Fakat hadîsin bir rivayetinde Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in :

cEy cemaati Bugün hangi gündür?» ilâh... diye sorduğu, ashabın şu sorulara: «Haram gündür. Haram beldedir. Haram aydır.» diye cevab verdikleri bildiriliyor. Babımızın hadîsinde ise sahabenin : «Allah ve Resulü bilir.» dedikleri görülüyor, ki bu da hutbenin ayrı ayrı iki defa okunduğu ihtimâlini kuvvetlendirir. Şu halde ikinci hutbede cevab verenler, birinciyi dinleyenlerdir. Birinci hutbede bulunmayanlar susmuşlardır. Kavilerin bazısı cevab verenleri, bazısı da vermeyenleri dinlemiş ve her biri işittiğini rivayet etmişlerdir.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Alim bir zâtın, ilmini, bilmeyenlere tebliğ ve beyan etmesi vâ-cibtir. Allah'ın ulemâdan aldığı ahdu mîsâk da budur.

2- Hadîsin râvisi onun mânâsını bilmese bile rivayeti kabul edilebilir.

3- Bir şeyin haram olduğunu bilen kimsenin onu en belîğ ve ağır şekilde beyan etmesi gerekir.

4- Böbürlenmek için değil de ihtiyaç dolayısı ile hayvan üzerine oturmak caizdir.

5- Cemâatin işitip görmesi için hutbeyi yüksek bir yerde okumak gerekir.

6- Haram olmakta mal, can ve ırz müsavidir.

7- Nevevî'nin beyânına göre mal, can ve ırzları güne, aya ve beldeye benzetmekte darb-ı meselin ve benzeri benzerine kıyas etmenin müstehab olduğuna delîl vardır.

8- Bitmez tükenmez kan dâvası peşinde koşanlar bu hadîslerden ibret almalıdırlar!



10- Katli İkrarin Sahih Oluşu; Öldürülenin Velisine Kısas Îmkanı Verilmesi ve Ondan Afv İstemenin Müstehab Oluşu Babı


32- (1680) Bize Ubeydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti." (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Yûnus, Simâk b. Harb'dan rivayet etti ki, ona da Alkame b. Vâil, ona da babası rivayet etmiş. (Demiş ki) :

Ben Peygamber (Sallallqhü Aleyhi ve Sellem)'\e beraber otururken ansızın bir adam birini bir tasma yedekle yederek geliverdi; ve: Ya Resûlâl lahî Bu adam benim kardeşimi öldürdü! dedi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSellem):

«Onu öldürdün mü? diye sordu. (Getiren zât: O i'tirâf etmezse aleyhine beyyine getireceğim; dedi.) (Getirilen) Evet, öldürdüm, dedi.

«Onu nasıl öldürdün?» diye sordu.

— İkimiz bir ağaçtan yaprak silkiyorduk. Derken bana söğerek beni kızdırdı. Ben de balta ile başına vurdum ve öldürdüm; dedi.

Peygamber (Saİlatlahü Aleyhi ve Sellem) ona :

«Kendin namına ona verecek bir şeyin var mı?» diye sordu.

— Benim elbisemle baltamdan başka malım yoktur, cevabını verdi. «Kavmin seni satın alırlar sanır mısın?» buyurdu. Adam:

— Ben kavmimce beş para etmem! dedi. Bunun üzerine ona yedeğini atarak:

«Al arkadasıml» buyurdu. Adam da onu alıp gitti. O gittikten sonra Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) :

«Onu öldürürse o da onun gibi olur.» buyurdular. Derken adam döndü ve:

— Yâ Resûlâllah! Duydum ki sen :

«Onu öldürürse o da onun gibi olur» tuyurmuşsun; halbuki ben onu senin emrinle aldım; dedi. Bunun üzerine Resûlüllsh {Sallallahü Aleyhi ve Seilem t :

«Onun seninle kardeşinin günahlarınızı üzerine almasını İstemez misin?» buyurdular. Adam:

— Yâ Nebiyyallâh! (Gâlibâ) bay hay dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem):

«İste bu onun gibidir.» buyurdu. Adam da onun yedeğini attı ve ona yol verdi.



33- (...) Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Süleyman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hijşeym rivayet etti. (De-dİ ki) : Bize İsmail b. Salim, Alkame b. Vâil'den, o da babasından naklen haber verdi. Şöyle demiş:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSel!em)'e adam öldürmüş birini getirdiler. O da öldürülenin velîsine kısas hakkı tanıdı. Bunun üzerine velî onu alıp gitti. Boynunda tasma yedek vardı; onu çekiyordu. O dönüp gittikten sonra Kesûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Seilem) :

«Katille maktul cehennemdedir.» buyurdular. Derken biri o adama giderek Rcsûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sc!lem)"m sözünü söyledi. O da katili bırakıverdi.

İsmail b. Salim demiş ki: Ben bunu Habib b. Ebî Sâbit'e andım da : Bana tbni Eşva' rivayet etti ki, Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Selletn) ondan ancak afv etmesini istemiş, fakat o kabul etmemiş; dedi.

Nis'a: Tasmadan örme iptir. Katili getiren zâtın: «O itiraf etmezse aleyhine beyyine getireceğim!» sözünden maksadı, inkâra mecali olmadığını anlatmaktır.

Karn: Aslında boynuz demektir. İnsana nisbet edildiği zaman ondan başın yan tarafı kasdedilir.

Nevevî'nin beyânına göre :

«Onu öldürürse o da onun gibi olur.» cümlesinin sahih te'vili şudur; birbirlerine üstünlük ve minnet bulunmaması hususunda o da katil gibidir; çünkü ondan hakkını almış olur. Fakat afvederse iş değişir; bu sefer fazl-u minnet onun olur; dünyada hürmetle anılır; âhirette de bol sevâb kazanır.

Bazıları bu cümleyi te'vîl ederken: «Katil olmakta ikisi de birdir. Gerçi birinin Öldürülmesi haram, diğerininki mubah ise de öfkeye ve nefse uymakta müsavidirler. Bahusus Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Selletn) o zâttan, katili afvetmesini de istemişti» demişlerdir.

Resûlüllah {Salîallahü Aleyhi ve Sellem) bu sözü sahih bir maksadı îhâm için söylemiştir.' Maksat velînin korkarak afvetmesidir. Afvde ise hem velî hem de maktul için maslahat vardır. Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)hn maslahata târîz suretiyle işarette bulunmuştur.

«Onun seninle kardeşinin günahlarınızı üzerine almasını istemez misin?» cümlesini bazıları: «Maktulü öldürdüğü, kardeşini de bu sebeple üzüntü ve kedere gark ettiği için ikisinin günahlarını da. yüklenmiş olur.» şeklinde izah etmişlerdir. «Onu afvetmen senin ve ölen kardeşinin geçmiş günahlarınızın bağışlanmasına sebep olur.» mânâsına da ihtimâli vardır.

«Katille maktul cehennemdedir.» cümlesine gelince : Burada ondan murâd, hadîste bahsedilenler değildir; zîra velî katili öldürmek için Peygamber (Salîallahü A leyhi ve Sellem) 'den izin almıştır. Cümleden maksat asabiyet ve saire gibi haram bir sebeple birbirlerini vuran katil ve maktuldür. Ancak Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) bununla yine afve ta'-rîz yapmıştır. Nitekim maktulün velîsi, ben de bu sözün mânâsına girerim diye korkmuş ve katili öldürtmekten vaz geçmiştir.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Cinayet işleyen bir kimseye şiddet gösterilir; ve bağlanarak hak sahibine teslim edilir.

2- Da'vâlıya. dâvanın cevabı sorulabilir. İhtimal ikrar eder de bu suretle da'vacı ve hâkim şâhid celbi, şâhid tâdili gibi külfetlerden kurtulurlar. Bir de ikrarla hüküm vermek beyyine ile hükümden daha kuvvetlidir.

3- Hâkim velîden cânîyi afvetmesini isteyebilir.

4- Mesele hâkime intikal ettikten sonra dahi a'iV caizdir.

5- Amden katilde diyet almak caizdir.

6- Amden katilde ikrar kabul edilir.

7- Fetva veren zât, ta'rîz yolu ile anlatmakta soran için bir fayda görürse bunu yapmasını bazı ulema müstehab görmüşlerdir. Meselâ: Bir cânî katilin tevbesi kabul olunur mu diye sorar da, fetvayı verecek zât evet dediği takdirde bundan katilin cesaret alacağını sezerse: «İbni Abbâs Hazretlerinin katile tevbe yoktur dediği sahih senedle rivayet olunmuştur.» diye cevab verebilir. Burada her ne kadar fetvayı veren, ibni Abbâs hazretlerinin kavline muvafakat etmese de soran onun da aynı mezhebde olduğunu zanneder ve katillikten vazgeçer.

8- Kaadî Iyâz'ın beyânına göre bu hadîs, kısasın katilin günahına tamamiyle keffâret olmadığına delildir. Başka bir hadîste de vâ-rid olduğu vecihle kısas katilin Allah'a karşı olan günahına keffâret teşkil etse de maktulün hakkı yine bakîdir.



11- Ceninin Diyeti ve Hataen Katille Şibhi Amdde Caninin Âkılesine Diyetin Vücübu Babı


34- (1681) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, tbni Şihâb'dan dinlediğim, onun da Ebû Seleme'd en, onun da EbÛ Hti-reyre'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum:

Hüzeyl (kabilesin) den iki kadın birbirlerine (taş) atmışlar da biri çocuğunu düşürmüş. Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) o çocuk hakkında gurre ile (yâni) bir köle veya bir cariye ile hüküm buyurmuş.



35- (...) Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, tbni Şihâb'dan, o da İbni'l-Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki şöyle demi;:

Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) Beni Iihyân'dan bir kadının ölü olarak düşen çocuğu hakkında gurre ile (yâni) bir köle .veya câriye ile hüküm buyurdu. Sonra hakkında gurre ile hükmolunan kadın öldü de, Resûlüllah (Salla!lahit Aleyhi ve Sellem) mirasını çocukları ile kocasına; diyetini de (suçlunun) asabesine hükmetti.



36- (...) Bana Ebû't-T&hir dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. H.

Bize Harmele b. Yahya Et-Tücîbî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da tbni'l-Müseyyeb ile Ebû Seleme b. Abdirrahmân'dan naklen haber verdi ki, Ebû Hüreyre şunları söylemiş:

Hüzeyl (kabilesin) den iki kadın kavga ettiler de, biri diğerine taşatarak onu ve karnındaki (cenî) ni öldürdü. Bunun üzerine ResûtüIIah (Sailallahü Aleyhi ve SeUem)'m huzuruna dâvaya çıktılar. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ceninin diyetini gurre (yâni) bir köle veya câriye olarak hüküm buyurdu. Kadının diyetini »kilesine hükmetti. Çocuklarını ve onlarla beraber bulunanları da kadına mirasçı yaptı. Derken Hamel b. Nâbiga El-Hüzelî:

— Yâ Resûlüllah! Ben yememiş, içmemiş, konuşmamı;; doğarken bağırmamı^ bir kimseyi nasıl ödeyebilirim; böylesi heder kılınır, dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahiİ Aleyhi ve Selletn}:

«Bu (adam) yaptığı sec'inden dolayı ancak kâhinlerin kardeşliklerin-dendİr. buyurdular. .



(...) Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-razzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Ebû Sele-me'den, o da Ebû HÜreyre'den naklen haber verdi. Şöyle demiş:

İki kadın kavga ettiler...

Hâvi hadîsi kıssası ile rivayet etmiş, yalnız: «Çocuklarını ve onlarla beraber olanları da kadına mirasçı yaptı.» cümlesini anmamış; şöyle demiştir :. «Birisi: Biz nasıl diyet öderiz! dedi.» Râvi, Hamel b. Mâlik'in adını da söylememiştir.



37- (1682) Bize İshâk b. tbrâhîm El-Hanzatt rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Mansûr'dan, o da İbrahim'den, o da Ubeyd b. Nudayle El-Huzâî'den, o da Mugîra b. Şu'be'den naklen haber verdi. Muğîra şöyle demig:

Bir kadın, ortağını gebe olduğu halde çadır direği ile döverek öldürdü. Bunlardan biri Iihyân'dandı. Kesûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) öldürülenin diyetini, karnındaki (cenin) için de bir gürreyi katilin asa-besine hükmetti. Bunun üzerine katilin asabesinden bir adam:

— Biz yememiş içmemiş; doğarken bağırmamış bir kimseyi mi ödeyeceğiz! Böylesi heder kılınır; dedi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:

«Bedevilerin sec'i gibi sec'i mi (bul)» buyurdu ve diyeti onlara yükledi.»



38- (...) Bana Muhammed fc. Kâfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Âdem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mufaddal, Mansûr'dan, o da İbrahim'den, o da Ubeyd b. Nudayle'den, o da Muğîra b. Şu'be'den naklen rivayet etti ki, bir kadın, ortağım çadır direği ile Öldürmüş de bu hususta Hefiûlvllah (Sallallahü Aleyhi ve SellenH'e gelmişler. O da kadının âkılesine diyet hükmetmiş. (Ölen) kadın hâmile imiş. Bu sebeple cenin hakkında gurre ile hüküm buyurmuş. Bunun üzerine kadının asabesinden biri:

— Biz yememiş içmemiş; bağırıp istihlâl etmemiş bir çocuğun diyetini mî Ödeyeceğiz! Böylesi heder kılınır! demiş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Salem):

«Bedevilerin seci gibi sec'i ha!..» buyurmuşlar.



(...) Bana Muhammed b. Hatim ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdurrahmân b. Mehdi, Süfyân'dan, o da Mansûr'dan bu isnâdla Cerîr ve Mufaddal'in hadîsi mânâsında rivayette bulundu.



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. El-Müsennâ ve İbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer, Şu'be'den, o da Mansûr'dan naklen isnadlari ile bu hadîsi olduğu gibi rivayet ettiler. Yalnız onda şu da vardır: «Kadın çocuğunu düşürdü. Ve bu mesele Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellern) *e arzolundu da o çocuk hakkında gurre ile hüküm buyurdu. Bu işi kadının velîlerinin üzerine serdi.» Hadîste «kadının diyeti»ni zikretmemiştir.

Bu rivayetleri Buhâri «Tıb» ve «Diyât» bahislerinde tahrîc ettiği gibi; Ebû Dâvûd ile Nesâî dahî muhtelif lâfızlarla muhtelif râvîlerden rivayette bulunmuşlardır.

Kavga eden kadınlar Hamel b. Mâlik b. Nâbiğa 'nın hanımlarıdır. Hadîste Hz. Hamel'e dedesine nisbetle Hamel b. Nâbiğa denilmiştir. Hüzey1 kabilesinden olup Basra'da yaşamıştır.

Rivayetlerin bazısında kadınların Hüzey1 kabilesinden oldukları, bir rivayette birinin Benî Lihyân'a mensûb olduğu bildiri-liyorsa da iki rivayet arasında münâfât yoktur, çünkü Benî Lihyân (Lahyân) Hüzey1'in bir dalıdır. Rivayetlerden anlaşılıyor ki, bu kavgada kadınlardan biri hem ortağını, hem de karnındaki cenîni öldürmüş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) ölenin diyetini cinayet sahibesine değil de âkılesine (yâni baba tarafından olan akrabasına) yüklemiş. Çünkü kadın ortağını, ekseriyetle Öldürmek için kullanılmayan küçük taş veya ince sopa ile Öldürmüştür. Bu takdirde ise ölüm şibhUamdle meydana geldiğinden cânîye kısas ve diyet lâzım gelmez; diyeti âkılesi öder. ölen cenin için de katilenin velîsine gurre yâni bir.köle veya câriye âzâd etmesi lâzım geldiğine hükmetmiştir.

Gurre kelimesini cumhuru muhaddisîn burada olduğu gibi tenvînle rivayet etmişlerdir. Bu takdirde ondan sonra gelen «abd» onun bedeli olur. Kaadî Iyâz bâzılarının gurreyi izafetle rivayet ettiğini söv-lemiş: «Fakat birincisi daha münâsib ve kıyasa daha uygun dur. > demiştir.

Gurre, hadîsi şerîfde bir köle veya câriye diye tefsîr edilmiştir. Buradaki yâhud mânâsına gelen «ev» şek için değil, taksim bildirmek içindir. Yâni ondan murâd köle veya câriyedir. Mâmâfîh bu vak'aya mahsus olmak üzere râvi tarafından şek için olması ihtimâli üzerinde duranlar bulunduğu gibi, gurre kelimesinden sonra gelen kısmın nefsi hadisten olmayıp râvinin sözü olduğunu söyliyenler de vardır.

Gurre esas itibariyle atın alnındaki beyazlıktır. Onun için E.bû Amr tbni Abdilberr: «Gurreden murâd köle veya cariyenin hassaten beyaz olanıdır. Siyahı kâfi gelmez. Çünkü Resûlüllah (Sailallchü Aleyhi ve Seüem) gurre kelimesiyle köle ve cariyenin şahsından ziyâde bir mânâ kasdetmemiş olsa onu zikretmez; sadece «bir köle veya câriye» demekle iktifa ederdi.» demiştir. Fakat Ebû Amr'in bu sözü fukahanm ittifakına aykmdr. Fukahaya göre gurre için siyah köle ve câriye de kâfidir. Onlarca muteber olan, kıymettir. Köle veya cariyenin kıymeti ya annenin diyetinin onda birini yahut babanın diyetinin onda birinin yarısını tutmalıdır.

Lügat ulemâsının beyanlarına göre Araplarca gurre : Bir şeyin en iyisi demektir. Burda insana gurre denilmesi, insan en güzel şekil ve kıvamda yaratıldığı içindir.

Hadisin bâzı rivayetlerinde: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gurre ile (yâni) bir köle veya câriye, yahut at veya katırla hükmetti.» denilmişse de Nevevî bu rivayetin bâtıl olduğunu söylüyor. Mâ-mâfîh selefin ulemasından Tâvû's, Atâ' ve Mücâhid gur-renin köle, câriye ve attan olacağına kaildirler. Dâvûd-u Zahirî ise: «Gurre adı verilebilen her şey gurre için kâfidir.» demiştir.

Hz. Hame1'in ifadesindeki «yütallü» kelimesi sahih hadîs kitaplarında «batale» şeklinde de rivayet olunmuştur. Bunların ikisi de «heder ve mülgadır» mânâsına gelirler.

Hamel (Radiyallahu anh)'m sözüne karşı Resûlüllah (Saîlalîahü Aleyhi ve Sellem yin :

«Bu (adam) yaptığı sed'den dolayı ancak kâhinlerin kardeşliklerin-dendir!» buyurması iki vecihten dolayıdır. Birincisi: Hz. Hamel bu sözü ile şeriatın hükmüne karşı çıkmış; onu ibtâle çalışmıştır. İkincisi: Konuşmasında seci' yapmak için tekellüf göstermiştir. Sec'in bu iki şekli de çirkindir. Gerçi bazan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de seci' yapardı:

«Allah va'dinde sâdıktır; kuluna yardım etmiş ve hizipleri yalnız ba-fina hezimet* uğratmıştır.» gibi hadîslerde seci* vardır; fakat onun sözünde ne şerîatin hükmüne aykırılık vardır, ne de tekellüf!.. Bu gibi seci'-ler ise çirkin değil bilâkis güzel ve makbuldür. Nitekim Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellemjde:

.«Bedevilerin seci gibi...» buyurarak secilerin sâdece bâzılarının mez-mûm olduğuna işaret etmiştir.

Seci': Cümle sonundaki kelimelerin lâfzan birbirine uygun düşmesidir. [6]

Kâhin: İleride olacak şeyleri bildiğini iddia eden kimsedir. Kâhinler bâtıl mezheplerini terviç için seci'li sözler söylerlermiş. Resûlüllah (Sallaltafıü Aleyhi ve SeHem)Ht. Hame1'i bundan dolayı onlara benzetmiştir.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Ceninin diyeti bllittifak gurredir. Bu hususta erkekle kız arasında fark olmadığı gibi, azasının tam veya noksan olması yahut henüz teşekkül halindeki pıhtı, hükümde müsavidir.

2- Gurre ceninin veresesine miras haklarına göre verilir. Ulemâ dan bazılarına göre cenin annesinin bir uzvu mesabesindedir. Binaenaleyh alınan gurre yalnız annesine verilir. Bu tafsilât ceninin ölü olarak doğduğuna göredir. Diri olarak doğar da sonra Ölürse büyük insan gibi diyeti ödenir ve erkekse yüz deve, kızsa elli deve vermek îcâbeder.

3- Gurreyi âkılenin vermesi lâzımdır. Cinayeti işleyen gurre vermez. Hanefîler'le tmam Şafiî 'nin mezhepleri budur. İmam Mâlik ile Basra ulemâsı «Gurreyi cani öder.» demişlerdir. İmam Âzam'la İmam Mâlik'e göre caniye keffâret de lâzım gelmez. İmam Şafiî ile diğer bazı ulemâ keffâretin lüzumuna kail olmuşlardır.



39- (1689) Bize Ebû Bekir b. EM Şeyfae ile Ebû Kürcyb ve İshâk b. İbrahim de rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (İshâk: Bize haber verdi, tâbirini kullandı.) ötekiler : Bize Veki', Hişâm b. Urve'den, o da babasından, o da Misver b. Mahrame'deıı naklen rivayet etti... dediler. Misver şöyle demiş:

Ömer b. Hattâb, kadının cenini hakkında halkla istişare etti de Mu-ğîra b. Şu'fce: Ben Peygamber (Sallailchü Aleyhi ve Sellem)'in onun hakkında gurre ile (yâni) bir köle veya câriye ile hükmettiğine sahi d oldum; dedi. Bunun üzerine Ömer:

Bana seninle birlikte şahidlik edecek birini getir! dedi. Ve ona Mu-hammed b. Mesleme şâhidlik etti.

Bu rivayeti Buhâri ile Ebû Dâvûd «Diyât» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

Milas: Cenîn demektir. Müs1im'in bütün nüshalarında bu kelime, «milâs» şeklinde rivayet olunmuştur. Lügatte ma'rûf olan şekli ise «imlâs»dır. Nitekim Buhâri 'de de öyledir.

İmlâs: Vaktinden evvel çocuk düşürmektir. Humeydi bu hadîsi kitabında zikretmiş ve: «îmlâs, lügat kitaplarında ma'ruf olduğu gibi hemze iledir.» demiştir. Mâmâfîh Kaadî Iyâz'ın beyanına göre bir şey yerinden boşanıp kurtuldu mânâsına Araplar «melisa'ş-şey'ü» derlermiş. Kaadî: «Eğer ondan cenin kasdedilirse «milâs» okumak sahîh olur.» diyor.

Dârekutnî bu hadîs hakkında İmam Müslim'i tahtıe etmiş ve şunları söylemiştir: «Râvi Vekî' bu hadîste vehmetmiştir. Hişâm'in ashabı ona muhalefette bulunarak râviler meyânında Mis-ver'i zikretmemişlerdir ki, doğrusu da budur. Müslim, Veki'in hadîsinden başkasını zikretmemiştir. Buhâri ise ona muhalefet edenlerin hadîsini de almıştır; doğrusu da budur...» Fakat Nevevî : «Hadîsin muttasıl olabilmesi için Misver ile Urve'yi zikretmek mutlaka lâzımdır; zira Urve Hz. Ömer'e yetişmemiştir.» diyor.

Haberi vâhid hüccet olduğu hâlde Hz. Ömer'in onu kabul etmi-yerek şâhid istemesi te'kîd ve tesbît içindir. Hadîse şahidlik eden Muhammed b. Mesleme (Radiyallahucmh) Bedir gazilerinden olup ashâb-ı kiramın büyüklerindendir; 43 târihinde vefat etmiştir.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buşeyr b. Yesâr ei-Harsî: Ensardan ve azadlılardan fakîh bir zattır.

[2] Sure-i Mâidc âyel * 33

[3] Ya'lâ b Ümeyye EJ-Tcmîm" : Annesinin adı Münye'dir. Bazan ona nisbetle kendisine Ya'lâ b. Münye de dediür. Mekke'nin fethinde müslüman olmuş; Huneyn, Taif ve Tebûk gazalarında bulunmuş; 38 tarihinde Siffînde şehid olmuştur.

[4] Abdullah b. Mes'ûd (R.A.).

[5] Sûre-i Tevbe, âyet : 37.

[6] Meselâ: Cazgırın pehlivanlara okuduğu kurt duasındaki j «Besmele İle çıktık meydana!.. Uymayın bir vakit kör şeytana!.. Bu dünya kalmamıştır Hazreti Süleymana!..> cümleleri seci'li sözlerdir.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/