HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > HAC > HACC.BAHSÎ 1

 

islam





1- Hacc veya Ömre İçin İhrama Giren Kimseye Mubah Olup Olmayan Şeylerle Koku Sürünmesinin Haram Kılındığı Beyan Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

2- Hacc İle Ömrenin Mikaadları Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

3- Telbiye Sıfatı ve Vakti Babı

4- Medineliler'e Zü'l-Huleyfe Mescidi Yanında Îhrama Girmelerinin Emir Buyurulması Babı

Hadis-i Şerif’den Şu Hükümler Çıkarılmıştır:

5- Telbiyeye Hayvanın Kalktığı Yerden Başlamanın Lüzumu Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

Zü'l-Huleyfe Mescidinde Kılınacak Namaz Babı

7 - Muhrimin İhrama Girerken Koku Sürünmesi Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

Bu Rivayetten Çıkarılan Hükümler:

Bu Rivayetten Çıkarılan Hükümler:

8- İhramlıya Avcılığın Haram Kılınması Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

9- Îhramlı İle İhramsızın Hillde ve Haremde Öldürmesi Mendüb Olan Hayvanlar

Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler:

10- İhramlının Başından Elemi Bulunduğu Vakit Onu Traş Etmesinin Cevazı, Traş Ettiği İçin Fidyenin Vücübu ve Miktarını Beyan Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

11- Kan Aldırmanın İhramlıya Caiz Oluşu Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

12- İhramlının, Gözlerini Tedavi Ettirebilmesi Babı

13- Îhramlının Başı Île Bedenini Yıkamanının Cevazı Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :

14- İhramlı Bir Kimse Öldüğü Vakit Yapılacak Muamele Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

15- İhramlının Hastalık Gibi Bir Özürden Dolayı İhramdan Çıkmayı Şart Koşmasının Cevazı Babı

16- Nifaslı Kadının Îhramı Nifaslı ve Hayızlı Kadının Îhram Îçin Yıkanmalarının Müstehab Oluşu Babı

17- İhram Vecihlerini Beyan, Yalnız Hacc Yapmakla Temettü' ve Kıranın ve Haccı Ömre İle Birlikde Yapmanın Cevazı, Kıran Haccı Yapanın Ne Zaman İhramdan Çıkacağı Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler :

18- Hacc İle Ömrede Mut'a Yapmak Babı

19- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Haccı Babı

Geri Kalan Ahkamından Bazıları da Şunlardır:

20- Arafat'ın Her Tarafı Vakfe Yeri Olduğunu Bildiren Hadisler Babı

21- Vakfe ile Teala Hazretlerinin: Sunra Siz de Başkalarının Akın Ettiği Yerden Akın Edin; Âyet-i Kerimesi Hakkında Bir Bab

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

22- Îhramdan Çıkmanın Nesih ve Haccı Tamamlamanın Emir Buyurulması Hakkında Bir Bab

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler :

23- Temettu'un Cevazı Babı

24- Temettü’ Yapan- Kimseye Kurban Vacib Olması, Bulamayana Üç Gün Haccda, Yadi Gün de Âilesi Nezdine Döndüğü Vakit Oruç Tutmak Lazım Geleceği Babı

25-Hacc-i Kıran Yapan Bir Kimsenin-İhramdan, Ancak Hacc-ı İfrad Yapanın Çıktığı Vakit Çıkabileceğini Beyan Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

26- Muhasara Sebebiyle İhramdan Çıkmanın ve Hacc-ı Kıranın Cevazını Beyan Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

27- Hacc-ı İfrad ile Hacc-ı Ömreyi Beraber Eda Babı

28- Hacc İçin İhrama Girerek, Mekke'ye Gelen Kimseye Lazım Olan Tavaf ve Sa'y Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

29- Beyti Tavaf Edip, Sa'y Yapana İhramda Kalmak ve Hille Çıkmamak Lazım Galdiği Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

30 — Haccın Mütası Hakkında Bir Bab

31- Hacc Aylarında Ömrenin Cevazı Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

32- İhrama Girerken Hedy Kurbanına Nişan Takmak ve Sırtına Alamet Çizmek Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

33- Ömrede Saç Kısaltma Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükünmler

34- Peygamber (Sallatlahü A îeyhi ve Seîlem) 'in Telbiyesi Île Hedyi Babı

35- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Setiem)in Ömrelerinin Sayısını ve Zamanını Beyan Babı

36- Ramazanda Yapılan Ömrenin Fazileti Babı

37- Mekke'ye Yukarki Yoldan Girip Aşağıki Yoldan Çıkmanın ve Bir Yere Başka Yoldan Girip Başka Yoldan Çıkmanın Müstehab Oluşu Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

38- Mekke'ye Girmek İstenildikte Zü Tava'da Gecelemenin, Oraya Girmek Îçin Yıkanmanın ve Mekke'ye Gündüz Girmenin Müstehab Oluşu Babı

Hadisi Şerif'ten Şu Hükümler Çıkarılmıştır:

39- Tavaf İle Ömrede ve Haccın İlk Tavafında Ramelin Müstehab Oluşu Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

40- Tavafda İki Rükn-ü Yemaniyi İstilam Etmenin Müstehab Oluşu, Diğer İki Rüknün İstilamı Gerekmediği Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

41- Tavafda Hacer-i Esved'i Öpmenin Müstehab Oluşu Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

42- Deve ve Şaire Üzerinde Tavafın ve Hayvan Üzerinde Bulunan Bir Kimsenin Hacer-i Esved'i Baston ve Benzeri Bir Şey İle İstilam Etmesinin Cevazı Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

43- Safa İle Merve Arasındaki Sa'yin Bir Rükün Olduğunu, Haccın Ancak Onunla Sahih Olabileceğini Beyan Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

44- Sa'yin Tekerrür Etmediğini Beyan Babı

45- Telbiyeyi Bayram Günü Cemre-i Akabe'de Taş Atmağa Başlayıncaya Kadar Devam Ettirmenin Müstehab Oluşu Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

Hadis-i Şerif'den Şu Hükümler Çıkabilmiştir:

46- Arafe Günü Arafat'tan Mina'ya Giderken Telbiye ve Tekbir Getirilmesi Babı

47- Arafat'tan Müzdelife'ye Dönüş ve O Gece Akşamla Yatsı Namazlarını Müzdelife'de Beraberce Kılmanın Müstehab Oluşu Babı

Bu Hadisten Şu Hükümler de Çıkarılmıştır:

48- Müzdelife'de Bayram Günü Sabah Namazını Fazla Erken Kılmanın ve Fecrin Doğduğu Tehakkuk Ettikten Sonra Bunda Mübalağa Göstermenin Müstehab Oluşu Babı

49- Son Gecelerde Müzdelife'den Mina'ya Dönerken Kadınlarla Sair Zayıf Kimselerin Halk Üşüşmeden Önce Yola Çıkmaları ve Diğer Hacıların Sabah Namazını Kılıncaya Kadar Müzdelife'de Kalmalarının Müstehab Oluşu Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

50- Cemre-i Akabe'de Taşları Vadinin İçinden Atmak, Mekke'yi Soluna Almak ve Her Taşı Atarken Tekbir Almak Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

51- Bayram Günü Cemre-i Akabe'de Hayvan Üzerinde Taş Atmanın Müstehab Olduğunu ve Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)in «Hacc İbadetlerini Almalısınız.» Hadisini Beyan Babı

Hadisi Şerif'den Şu Hükümler Çıkarılmıştır

52- Cemre Taşlarının Fiske Taşı Kadar Olmasının Müstehab Görülmesi Babı

53- Taş Atmanın Müstehab Vaktini Beyan Babı

54- Cemre Taşlarının Yedi Adet Olacağını Beyan Babı

55- Traş Olmayı, Saç Kısaltmaya Tercih, Saç Kısaltmanın da Caiz Olduğunu Beyan Babı

56- Kurban Bayramı Günü Sünnetin Evvela Taş Atmak, Sonra Kurban Kesmek, Sonra Traş Olmakdan İbaret Bulunduğunu, Traş İşine Traş Olan Kimsenin Başının Sağ Tarafından Başlanacağını Beyan Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

57- Kurban Kesmeden Traş Olan Yahut Taş Atmadan Kurban Kesenler Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

15- HACC BAHSÎ


Hanef îiyye ulemâsından Kemâl ibni Hümam (788-861) «Fethül-Kadîr» nâm eserinde hacc bahsine mukaddime ile başlamıştır:

«Ebeveyninden birisi hizmetine muhtaç olup da haccına razı olmayan kimsenin hacca gitmesi mekruhtur. Hizmetine muhtaç değilse gidebilir. Anne, baba bulunmadığı zaman dedelerle nineler de anne, baba hükmündedirler. Borçlu olan bir kimsenin, ödeyecek malı yoksa hacca ve gazaya gitmesi mekruh olur. Meğer ki, alacaklısı izin vermiş ola. Alacaklının izni ile borçluya kefil olan varsa, ikisinin de iznini almak gerekir. İzinsiz kefîl olmuşsa hacca gitmek için yalnız alacaklıdan izin ister.

Sefere çıkacak olan kimse hacc için değil de çıkacağı zaman hususunda müşaverede bulunur, Zîra bu suretle hareket etmesi hayırdır. Keza bu hususta Allah'a istihare yapmalıdır. İstiharenin sünneti Kâfirûn ve îhlâs sûrelerini okuyarak iki rek'at namaz kılmak ve Peygamber (Sallallahü AleyhiveSellem)''den nakledilen maruf:

(Yâ Rabbi, sana, tenin ilminle istihare ederim... ilâh...) duasını okumaktır.

Hâkim'in Peygamber (Salkdlahü Aleyhi ve Sellem) 'den tahrîc ettiği bir hadîsde:

(Allah Teâlâ, Allah'a istihare yapmak, Adem oğlunun saadeti, Allah'a istihareyi terketmek Âdem oğlunun şekâveti cü m I esindendir.) buyurulmuştur.

Bundan sonra tevbe, hâlis niyet, hakkı hukuku edâ, dargın bulunduğu ve muamele gördüğü herkeslerhelâllaşmakla işe başlamalı. Helâl nafaka toplamaya çalışmalıdır. Çünkü haram nafaka ile yapılan hacc makbul değildir. Maamafih gaspedilen bir nafaka ile hacceden kimseden farz yine de sakıttır' Haccın sakıt olmasıyla kabul edilmemesi arasında münâfaat yoktur.

Hacc kabul edilmediği için sevap yerilmez, fakat âhirette haccı ter-kedenler gibi ceza göı-mez.

Hacca gidecek kimseye unuttuğunu hatırlatacak, başı sıkıldığı zaman kendisini sabıra davet edecek âciz kaldığında yardımına koşacak iyi bir arkadaş mutlaka lâzımdır.

Bu arkadaşın ecnebi olması, bâzı sülehâya göre kat'î rahîme sebep olmamak için akraba olmasından evlâdır. Hammala taşıyacağı yükü göstermeli, izni olmaksızın ona gösterdiğinden fazla yük yüklenmemelidir.

Hacc seferini ticâret, riya, şöhret ve iftihar gibi şeylerden azade tutmalıdır. Bundan dolayıdır ki,, ulemâdan bâzıları mahmele binmeyi ke-rîh görmüşlerdir.

Bâzılarına göre ticâret ve emsalinden azade olmak şartıyla mahmele binmek mekruh değildir.

Deveye binmek efdâldır. Merkep üzerinde haccetmek mekruhtur. Kudreti olan kimse için yaya gitmek, hayvana binmekten efdâldır.

Hacca giden kimse ahlâksızlık etmemeli, lâzım olan edevatı satın alırken fiat düşünmemeli, nafaka hususunda başkalarıyla ortak olmamalıdır.

Hacc arkadaşlarının her gün birinin yiyeceğini beraberce yemeleri helâldir.

Hacc yoluna Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e uyarak perşembe günü çıkmalıdır. Bu mümkün değilse ayın ilk pazartesi günü sabahleyin çıkmalıdır.

Aile efradı ve dostlarıyla vedalaşarak helâllaşmah ve hayır dualarını istemelidir. Bu maksatla onların ayağına gitmeli, hacdan dönüşte onlar da evine gelerek kendisini istikbâl, etmelidir.

Tirmizî'nin rivayetine göre îbni Ömer (Radiyallahû anh) Hz. Kazea'ya: Şunu söylemiş:

(Ben Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Seilem)'\ şöyle buyururken işittim (lokman hekim demiş ki:

— Allah'a bir şey emânet edilirse, onu korur.

Ben de senin dînîni, emânetini ve son amellerini Allah'a emânet eyler, sana selâm ederim.)

Hacıyı teşyi' eden dahî veda ânında ona:

(Allah'ın hifz-u emanetinde ol, Allah sana takva ihsan etsin, kötülüklerden seni ırak eylesin, günâhını af buyursun, gittiğin her yerde sana hayırı göstersin.) demelidir. İbni Sünnî'nin. Hz. Ebû Hüreyre'den rivayetine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Sefere çıkmak isteyen kimse geride bıraktıklarına :

— Seni kendisine bırakılan emânetleri zayi' ermeyen Allah'a emânet ederim, desin.) buyurmuşlardır.

Ulemâdan bir cemâat, yola çıkan hacıyı onunla beraber yürüyerek kendisine duâ etmek suretiyle teşyi' etmeyi müstehâb görmüşlerdik

İbni Abbâs (Radiyaîlahûanh)'dan rivayet olunduğuna göre kendileri hacca giderken Resûlüllah (Sallallohü Aleyhi ve Sellem) onları baki denilen kabristana kadar yürüyerek teşyi' etmiş ve uğurlarken :

— (Besmele ile gidin, Ya Rabbi! Bunlara yardım eyle,) buyurmuştur.

Yola çıkarken evinden bir parça sadaka vermeli, seferin iptidasında dahî sadaka vermelidir.

Verilecek sadaka en azından bir kişi doyuracak kadar olmalıdır. Zira bu sadaka selâmete sebeptir.

Evinden çıkarken :

— (Ya Rabbî, sapmaktan ve sapıtmaktan, yanılmaktan veya yanıltılmaktan, zulmetmekten veya zulmolunmaktan, cchillik etmekten veya bana cahillik edilmekten sana sığınırım.) demelidir.

îbni Abbâs (Radiyatlahûanh)'d&n rivayet olunduğuna göre Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) sefere çıkmak istediği vakit:

— (Ya Râbbî, yolda arkadaş sensin, ailem hakkında yerimi tutacak da sensin. Ya Râbbî, yolda zayi' olmaktan ve dönüşte boynu bükük kalmaktan sana sığınırım. Ya Râbbî, bize, yolumuzu kısalt seferimizi kolaylaştı r.) buyururmuş.

Ebû Dâvud, Peygamber (Sallallahü Aleyhive Settetn)'den şu*ha-dîsi rivayet etmiştir: Bir adam evinden çıkarken:

— (Bismillah! tevekkeltü alellah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ bİllah) derse, kendisine;

— (Sana hidâyet verildi, kifayet olundu ve korundun.) denilir, şeytân ondan uzaklaşır., ilâh... .

. Eserlerde vârid olmuştur ki, bir kimse yola çıkmazdan önce Âyetü'1-Kürsiyi okursa, evine dönünceye kadar başına hiç, bir belâ gelmez

Bâzılarına güre Liî1âf sûresini okumak da böyledir. .

Taberâni 'nin rivayetine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— (Bir kimse yola çıkmak İstediği vakit ailesi nezdinde kılacağı iki rek'at namazdan daha faziletli bir şey bırakmaz.) buyurmuştur.

Yola çıkan kimse evinin kapısına vardığında Kadir sûresini okumalı, vâsıtaya bineceği zaman besmele çekmeli, bindiğinde Müs1im'in rivayet ettiği şu hadîsi okumalıdır:

(Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir sefere çıkarken hayvanının üzerine yerleşti mi uç defa tekbir alır, sonra :

— Bize, bunu ve derip topladığımız şeyleri müsahhar kılan Allah'a teşbih ederim. Biz, ancak Rabbimize dönenleriz. Ya Rabbî, senden, bu seferimizde hayır ve takva, amel nâmına da senin razı olduğunu dileriz. Yâ Rabbî, bize, bu seferimizi asan eyle. Ondan sonra da bizi tâatindan ayırma. Yâ Rabbİ, seferde arkada; ve ailede yerimize kalan sensin. Yâ Rabbî, seferin meşakkatinden, boş elle dönmekten, mal ve aile hususunda kötü â ki betten sana sığınırım, derdi.

Döndüğü vakit yine bunları söyler ve şunu ilâve ederdi:

— İşte dönüyoruz. Tevbekârız, âbidiz, Rabbimize hamdederiz.)

Sefere çıkan kimse bir yere vardığında:

(Yâ Rabbî, Senden, bu yerin ve burada bulunan her şeyin ha yırı m diler, bu yerin şerri ile ahâlisinin ve bunda bulunan her şeyin şerrinden sana sığınırım.) demeli.

Bir yerde konakladığı zaman dahî:

— (Yâ Rabbî! Beni mübarek bir yere İndir. Sen, misafir konuklayan-lann en hayırlısısm.) duasını okumalı, yükünü indirdiği anda dahî:

— (Bismillah! tevekkeltü Alellâhi. Allah'ın tam kelimelerinin hepsiyle, hiç bir kusursuz yarattığı mahlûklarının şerrinden ona sığınırım. Âlemler içinde Nuh'a selâm olsun. Yâ Rabbî! Bize, bu menzilin ve onda bulunan her şeyin en hayırlısını ihsan eyle. Bu yerin ve ihtiva ettiği her şeyin şerrinden bize sen kâfi gel.) demeli.

Oradan çekilirken de :

— (Bize, dönüşümüzde ve inişimizde afiyet ihsan eden Allah'a ham-dolsun. Yâ Rabbî! Bizi bu menzilimizden nasıl sağ salim çıkardınsa, başka menzile de öylece emin olarak ulaştır.) duasını okumalıdır.

Gece olduğu vakit Ebû Dâvud 'un rivayet ettiği şu hadîsdeki duayı okumalıdır:

(ResGlüllah (Saîlalîahü Aleyhi ve Sellem) sefere çıkar da akşam olursa:

— (Ey toprak, benim de senin de Rabbimiz Allah'dır. Senin ve sendeki her şeyin, üzerinde debeliyen her canlının şerrinden Allah'a sığınırım. Arılanın yılan ve akreplerin, bu beldede sakin olanların ve babalarla çocukların şerrinden de Allah'a «(ğınınm.) buyururdu...»

Kemâl îbn'i Hümmâm'in mukaddimesinden aldığımız kısım burada bitti.

Hacc: Lügatta: Muazzam bir şeyi kasdetmektir.

Bu kelimeyi hacc ve hicc şeklinde okumak caizse de meşhur olan kıraati hacc'dır.

Bazıları iki kıraat arasında fark görmüş, hacc şeklinde okunduğu zaman kasdetmek, hicc okunursa hacıları mânâsına geldiğim söylemişlerdir.

Şer'an hacc: Dînin erkânından bir rüknünü edâ etmek için Kabe-i Muazzama'yı ziyaret kasdetmektir. Bu tarifin içinde kelimenin lügat mânâsı da mevcuttur.

Anlaşılıyor ki, ulemâ haccın şer'i mânâsını tarif ederken lügat mânâsının te'sîri altında kalmış, ismi bir tarif yapmışlardır. Hakikatte hacc yalnız bir kasidden ibaret değildir. Onun için Kemâl îbni Hümâm : «Zahire göre hacc, tavaf,. vakfe ve evvelce niyet gibi efal-i mahsûsadan ibarettir. Hacc deyince hatıra gelenler de bunlardır, sırf kasit değildir.» demiştir.

Haccın sebebi Kâbe-i Muazzama’dır. Bu sebep tekerrür etmediği için hacc da vakti hâli olan müslümana ömründe bir defa farz olur. Sair ibâdetler böyle değildir. Onların sebepleri tekerrür ettiği için ibâdetler de tekrar tekrar farz olur. Meselâ namazın sebebi vakitlerdir. Vakitler her gün beş defa tekerrür ettiği için namaz da her gün beş defa farz olmuştur.

Şartları iki kısımdır:

1) Vücûbunun şartları: Hür, âkil, baliğ ve müslüman olmaktır. Kölelerle delilere, baliğ olmamış çocuklara ve gayri müslimlere hacc farz değildir.

Hattâ bir kimse müslüman olmazdan evvel zengin iken müslüman-lığı kabul ettikten sonra fakir düşse haccetmesi farz değildir. Fakat müslüman olan bir kimse zengin iken hacca gitmeyip, sonradan fakir düşse üzerinden hacc borcu sakıt olmaz. Çünkü bu ibadet kudret-i mümekkine ile farz olmuştur. Böyle bir kudretle farz olan ibâdetler, o kudret elden gitse bile zimmette sabit kalırlar.

Zekât gibi bâzı ibadetler kudret-i müyessire denilen bir derece daha müsamahalı bir kudretle farz kılınmışlardır. Kudret-i Müyessirenin devamı şarttır. Binâenaleyh üzerine zekât farz olan bir kimse onu vaktinde vermeyip sonradan fakirlerse zekât sakıt olur. Bu cihet usûl-i fıkıh ilminde tafsilatı ile beyân olunmuştur.

2) Edasının şartları: Müslüman olmak, ihrama girmek, zamân-ı mahsus ve mekân-ı mahsus gibi şeylerdir.

3) Rükünleri: Mezhepler arasında ihtilaflı olmakla beraber ta-vâf-ı ziyaret, Arafat'da vakfe gibi şeylerdir.

4) Vâcibleri: Mikaatda ihrama girmek, Arafât'da vakfeyi güneş kavuşuncaya kadar uzatmak, Müzdelife'de vakfe yapmak, sai yapmak, şeytân taşlamak, traş olmak veya saç kısaltmak ve uzaktan gelenler için tavafa sader işidir.

Bunlardan maada hacc fiilleri sünnettir.

Haccın ne zaman farz kılındığı ihtilaflıdır. Hicretin beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu, onuncu yıllarında farz kılındığını söyleyenler bulunmuştur. Hicretten önce farz kılındığını iddia edenler bile olmuşsa da bu kavil şâzzdır.

Kurtubî'ye göre sahîh olan kavil hicretin 9. yılıdır.

Hacc: Kitap, sünnet ve icmâ'-ı ümmetle sabit olmuş muhkem bir farzîdır. Bundan dolayıdır ki, onu inkâr eden dinden çıkar. Kitaptan delili:

«Yoluna gücü yetenlerin beyti haccetmeleri Allah için insanların boynuna borçtur.» [1] âyet-i kerîmesidir.

Haccın farz olduğuna ümmetin bütün ulemâsı ittifak etmişlerdir.

Sünnetten delili: Meşhur İmam ve îslâm hadîsi ile bahsimizde görülecek hadîslerdir.



1- Hacc veya Ömre İçin İhrama Giren Kimseye Mubah Olup Olmayan Şeylerle Koku Sürünmesinin Haram Kılındığı Beyan Babı


1- (1177) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da tbni Ömer (Radiyalîahüanhüma)''dan naklen ı i vay e t ettiği şu hadîsi okudum: Bir adam Resûlüllah (Saîlaitahü Aleyhi ve Sellem)'e ihramhnın ne gibi elbise giyebileceğini sormuş da, Resûlüllah (Sallalhhu Aleyhi ve Sillem):

«Gömlek, sarık, don, bornoz, mest giymeyin. Ancak biriniz ayakkabı bulamazsa o zaman mest giysin. Ama mestleri topuktan aşağısından kessin. Safran veya alaçehre çiçeği ile boyan mı? hiç bir elbise giymeyin.» buyurmuşlar.



2- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Amru'n-Nâkıd ve Ztiheyr b. Harb hep birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler. Yahya (Dedi ki) : Bize Süf-yân b. Uyeyne Zührî'den, o da Sâiim'den, o da babası (Radiyallahû anh) dan naklen haber verdi. Babası şöyle demiş: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e:

— «İhramlı ne giyecek?» diye soruldu. ResûlüIIah (Sattallahil Aleyhi ve Seîtem):

— «Ihromlı : Gömlek, kavuk, bornoz, don, a la çehre yahut safranla boyanmış elbise ve mest giyemez. Ancak ayakkabı bulamazsa, o başka. O zaman mestleri topuklarından aşağı düşecek şekilde kessin.» buyurdular.



3- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e Abdullah b. Dinar'dan dinlediğim, onun da İbni'Ömer (RadiyaUayü anhürha) 'dan naklettiği şu hadîsi okudum: İbni Ömer şöyle demiş: ResûlüIIah (SalUıllahü Aleyhi ve Sellem) ihramlımn safran veya alaçehre çiçeği ile boyanmış elbise giymesini yasak etti ve

«— Kim ayakkabı bulamazsa mest giysin. Ama onları topuklardan aşağı kessin,» buyurdular.

Bu hadîsi Buhâri «Hacc» bahsinde bir-iki yerinde ve -Kitâ-bul-Iibâs» ile «Kitâbu's-Salât-da, Ebû Davû'd, Nesaî ve İbni Mâce «Hacc» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Ulemânın beyânına göre Hadîs-i Şerif, Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) *in bedi' ve vecîz sözlerinden biridir. Çünkü kendisine hacca niyet eden bir kimsenin neler giyebileceği sorulmuş, cevaben filân ve filân şeyleri giymeyiniz, buyurmuştur. Bu suretle cevâptan, hadîsde zikri geçen şeylerin giyilmiyeceği, onlardan maada her şeyin giyilebileceği anlaşılmıştır.

Giyilemiyecek şeylerin tasrih buyurulması evlâdır. Çünkü bunlar mahduttur. Giyilecek şeyler ise çok olup, münhazır değildir.

Nevevî diyor ki: «Ulemâ bu hadîsde zikri geçen şeylerin ihram halinde giyilemiyeceğine ittifak etmişlerdir. ResûlüIIah (Saîlallahü Aleyhi ve SeHem) gömlek ve don ile o mânâda olan dikişli ve bedeni sımsıkı saran her şeyin giyilemiyeceğine işaret buyurduğu gibi kavuk ve bornoz ile dikişli veya dikişsiz başı örten her şeye hattâ sargıya tenbih buyurmuştur. Sargıya ihtiyâcı olan hacı, onu sarar, fakat fidye vermesi îcab eder.

Mestlerle, ayaklan örten her şeyin ihram halinde giyilmesi yasak olduğunu ifade buyurmuştur. Bütün bunlar erkeklere mahsûstur.

Kadına gelince: Dikişli veya dikişsiz her şeyle, yüzünden maada bütün bedenini örtmesi mubahdır. Fakat ne ile olursa olsun yüzünü örtmesi haramdır.

Ellerini eldivenle örtmesi ulemâ arasında ihtilaflıdır. Şafiî 'nin bu hususta iki kavli vardır. Esah kavline göre ihrâmlı bir kadının eldiven giymesi haramdır.

Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) alaçehre ve safranı zikretmekle bu mânâdaki şeylere yani güzel koku sürünmeye işaret buyurmuştur. İhram hâlinde erkek ve kadın bütün hacılara her nev'i koku sürünmek haramdır. Lâkin meyve ve çiçek gibi şeyleri koklamak haram değildir. Zira bu gibi 'şeyler kokulanmak maksadıyla kullanılmazlar.

Ulemânın beyânına göre hacca niyet eden kimseye zikri geçen şeylerin haram kılınması onu refah halinden uzaklaştırmak huşu* ve mezellet sıfatıyla vasıflandırmak içindir.

Hacı, bütün hacc müddetince ihramlı olduğunu hatırlayacak, bu suretle daha ziyâde zikir ve ibâdetle meşgul olacak, kendini murakabe edecek, ibâdetini koruyacak, haram olan şeylerden sakınacak, ihram elbisesiyle ölümü, kefeni ve kıyamet gününde insanların yalınayak baş açık huzûr-u ilâhiye çıkacaklarını hatırlayacaktır.

Koku sürünmenin ve kadınlara yaklaşmanın haram kıhnmasındaki hikmet, dünya ziynetleriyle, dünya lezzetlerinden ve refahtan uzak kalarak bütün düşüncesini uhrevî maksatlara tahsis etmektir.»

Vers: Yalnız Yemen'de yetişen san bir çiçektir. Elbise boyamakta kullanılır.

Safran dahî sarı bir-çiçektir. Arap memleketlerinde yetişmez.cümlesindeki *Iâ» kelimesi nâfiye ve nahiye olabilir. Nâfiye olduğu takdirde dâhil olduğu fi'li muzâri' merfû, nahiye olduğuna göre meczûm okunur.

Hadîsin son cümlesinde «giymeyiniz» fiilinin muhataplarında kadınlar da dâhildir. Bu cümleden önce giyilmesi yasak edilen şeyler erkeklere mahsûstur.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1) Hacca niyet eden kimsenin dikişli elbise, serpuş, eldiven ve dikişli ayakkabı giymesi, haramdır.

Niyet ederken üzerinde bu gibi elbise bulunanlar onları çıkarırlar.

Bâzıları elbiseyi yararak çıkarmak îcab ettiğine kaail olmuşlarsa da cumhura göre yarmadan başından çıkarmak caizdir.

îmam A'zam, îmam Mâlik ve İmam Şâfi î-'-nin mezhepleri de budur.

Gömleği giymeden sarınmak caizdir.

2) Mest giymek caiz olabilmek için konçlarını kesmek şarttır. Yalnız îmam Ahmed'e göre kesmeden de giyilebilir.

Atâ'dan da böyle bir kavü rivayet olunmuştur.

3) Bazıları îbni Ömer (Radtyallahûanh) hadîsinin men-sûh olduğunu iddia etmişlerdir.

4) İbnü'l-Cevzî ile diğer birtakım ulemâ îbni Ömer hadîsinin mevkuf mü yoksa merfû mu olduğunda ihtilâf etmişlerdir. Maamafih hadîs ulemâsı bu hadîsin merfû olduğunu söylemiş, mevkuf rivayetinin şâzz olduğunu bildirmişlerdir.

5) Hadîsin zahirine bakılırsa safran ve vers gibi şeylerle boyanmış elbise giymenin mutlak surette memnu olduğu anlaşılıyor.

Rivayete nazaran îmam Mâlik'e koku sürünmüş, fakat rüzgârla kokudan eser kalmamış elbisenin hükmü sorulmuş, Hz. îmam:

«Safran veya versile boyanmamışsa bunda bir beis yoktur. Mekruh olan boyayı içmiş elbise giymektir.» demiştir.

îmam Şafiî'ye göre 'elbise ıslandığı vakit koku salacak sekilide boyanmışsa giymesi caiz değildir. Yalnız rengi kalan elbise hakkında İmâraü'l-Haremeyn iki kavil rivayet etmiştir.

Şâfiîler'den Râfiî : «Sahîh olan kavle göre yalnız renk muteber değildir.» diyor.

Hanefiîler'e göre yıkandıktan sonra silkmekle rengi dağılmayan elbiseyi ihramda giymekte beîs yoktur. Bu kavil Saîd b. Cübeyr, Atâ1 b. Ebî Rabah, Hasan-ı Basrî, Tavus, Katâde, îbrâhim Nehaî, Sevrî, îmam Ahmed, îshâk ve Ebû Sevr 'den de nakledilmiştir.

Bâzılarına göre elbiseyi yıkayıp sildikten sonra dikkat edilecek cihet koku salmamasıdır. Muteber olan kavil de budur.

Elbisenin yıkandıktan sonra boyası yayılmasa bile kokusu çıkmamış-sa giyilmesi memnudur. Çünkü kokması, koku veren şeyin orada kaldığına delildir.

6) Hacca gitmeyen kimseler safran veya v.s. ile boyanmış elbise giyebilirler. Çünkü Peygamber (SalUtlîahü Aleyhi ve Seîîem) hadîsdeki beyanâtını ihramlı kimsenin ne giyebileceği suâline cevâp olarak ifâde buyurmuştur. Binâenaleyh ihrama girmeyenler mezkûr eşyayı giyebilirler.

Aynî diyor ki: «Üstadımız Zeynüddîn, versin koku sayılıp sayılmadığı hususunda ulemânın ihtilâf ettiğini söylemiştir.

Îbnü'l-Arabî'ye göre vers (Alaçehre) koku değildir. İbnü1 Arabî : (Vers koku olmasa da onun güzel bir kokusu vardır. Peygamber'(Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) bununla hâlis kokudan ve kokuya benzer şeylerden kaçınılmasını anlatmak istemiştir.) demiştir.

Râfiî: (Söylenildiğine göre alaçehre Yemen'in en güzel kokularındanmış.) demektedir.

Nevevî'nin sözü dahi alaçehrenin koku sayıldığını andırıyor.»



4- (1178) Bize Yahya b. Yahya ile Ebu'r-Rabî' Ez-Zehrâni ve Ku-teybetü'bnü Said hep birden Hammad'dan rivayet ettiler. Yahya dedi ki: Bize Hammad b. Zeyd, Amr'dan, o da Câbir b. Zeyd'den, o da İbni Abbâs (Radtyallahüanhüma)'dan naklen haber verdi. İbni Abbâs şöyle demiş : Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işittim, hutbe okurken, ihramlıyı kastederek:

«Don giymek, gömlek bulamıyana, mest giymek de ayakkabı bulamı-yana, caizdir.» buyuruyordu.



(...) Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammedi yani İbni Ca'fer rivayet etti. H.

Bana Ebû Gassân Er-Râzi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. Bu râvilerin ikisi de dediler ki: Bize, Şu'be, Arar b. Dinar'dan bu isnadla rivayet etti ki Amr, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i Arafat'da hutbe okurken dinlemiş ve bu hadîsi anlatmış.



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Stif-yân b. Uyeyne rivayet etti. H. Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin haber verdi. H.

Bize Ebû Küreyb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki', Stifyân'-dan rivayet etti. H.

Bize Aliyytt'bnü Haşrem de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsa b. Yûnus, tbni Cüreyc'den rivayet etti. H.

Bana Aliyyü'bnü Hucr dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail, Ey-yûb'dan rivayet etti.

Bu'râvilerin hepsi Amr b. Dinar'dan bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Şu'be'den maada hiç biri «Arafât'da hutbe okurken» kaydını zik-retmemişlerdir.

Bu hadîsi Buhâri «Kİtâbu'1-Hacc- ile «Kitâbu'l-Iibâs«da, Tirmizl, Nesaî ve İbni Mâce «Kitâbu'l-Hacoda muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Ayakkabı bulamayan için mest giymenin caiz olduğu burada mutlak olarak zikredilmişse de bu mutlak yukardaki mukayyed hadîse ham-ledilmiştir. Yani «Ayakkabı bulamayan kesik konçlu mest giysin.» demektir.

Nevevî diyor ki: «Ulemâ bu iki hadîs hakkında ihtilâf etmişlerdir, îmam Ahmed'e göre mestleri konçlarını kesmeden giymek caizdir. Delili bu hadîsle bundan sonra gelen Câbir hadîsidir.

Hanbeliyye ulemâsı İbni Abbâs hadîsinin — yukardaki— İbni Ömer hadîsini neshettiğini söyler ve mestleri kesmenin mal israfı olacağını iddia ederlermiş.

tmam Mâlik, Ebû Hanîfe, Şafiî ve Cumhûru u1emâ'ya göre konçlarını kesmeden mest giymek caiz değildir.

Delilleri bundan evvelki İbni Ömer (Radiyallahû anh) hadîsidir. Onlara göre îbni Abbâs ile Câbir hadisleri mutlaktırlar. Binâenaleyh onlan koncu kesik mest mânâsına hamletmek îcab eder. Zira mutlak mukayyede hamledilir.

Mevsuk olan râvinin ziyâdesi makbuldür. .

Hanbeliyye ulemâsının (Mal israfıdır.) iddiaları doğru değildir. Çünkü mal israfı memnu husûsatta olur. Şerîatın emrettiği şey, israf olamaz.

Ayakkabı bulamadığı için mest giyen hacıya fidye lâzım gelip gel-miyeceği mes'elesi de ihtilaflıdır.

îmam Mâlik, İmam Şafiî ve onlara muvafakat eden diğer ulemâya göre fidye lâzım değildir. Zira lâzım olsa Peygamber (SaUtûlahil Aleyhi ve Sillem) onu bildirirdi.

İmam A'zam ile diğer Hanefîiyye ulemâsına göre fidye lâzımdır. Nitekim başını traş ettirmeye muztar kalan hacı traş olur, fidye de verir.

Cumhûr-u ulemâ'ya göre ihramlı bir kimse gömlek bulamadığı zaman yalnız don giyebilir.

tmam Mâlik bunu tecviz etmemiştir. Çünkü İbni Ömer hadîsinde bu mes'ele zikredilmemiştir.

Nevevî diyor ki: «Doğrusu mubah olmasıdır. îbni Ömer hadîsinde buna dair hüccet yoktur. Çünkü o hadîsde Resûlüllah (SaüalîaJıü Aleyhi ve Seîlem) gömleğin bulunduğu hali zikretmiş, Îbni Abbâs ile Câbir (Radtyaîtahû anh). hadîslerinde ise bulunmadığı hâli beyân buyurmuştur.

Câbir hadîsi şudur:



5- (1179) Bize Ahmed b. Abdillah b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki): Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu'ı-Zübeyr, Câbir (Radiyallahû anh) 'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Setlem) :

«Her kim ayakkabı bulamazsa iki mest giyiversİn. Gömlek bulamayan da don giysin.» buyurdular.



6- (1180) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hem-mâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ata' b. Ebî Rabah, Safvân b. Ya'Ia b. Ümeyye'den, o da babası (Radiyallahûanhyd&n naklen rivayet etti. Babası şöyle demiş:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ci'râme'deyken yanma cübbe giymiş bir adam geldi. Cübbenin Üzerinde halûk denilen esans kokusu yahut sarılık eseri vardı. Bu zât:

— «ömremi yaparken ne şekilde hareket etmemi emredersin?» diye sordu. (O sırada) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Setlem)'e vahiy indirildi de üzerine bir elbise örttüler.

Yâ'lâ : «Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'i kendisine vahiy nazil olduğu vakit görmeyi pek arzu ederdim.» dedi. Bunun üzerine (Hz. Ömer) «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i vahiy indirildiği zaman görmek mi arzu ediyorsun?» diyerek elbisenin kenarım kaldırdı. Peygamber (SallallahüAleyhi veSellemyi gördüm, bir horultusu vardı. —Kavi diyor ki: Zannederim Yâ'lâ — genç deve horultusu gibi dedi.

Yâlâ demiş ki: «Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) açıldığı zaman:

— ömreyi soran zât nerede kaldı ? diye sordu. Ve ona :

— Elbisenden sarılığın eserini • Yahut halûkun eserini - yıka. Cübbemî çıkar, hocanda ne yaptınsa örn ren de de onu yap, buyurdular.»



7- (...) Bize ibni Ebi Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Amr'dan, o da Atâ'dan, o da Safvân b. Ya'la'dan, o da babasından naklen rivayet etti. Babası şöyle demiş : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ci'râme'deyken yanma bir adam geldi, ben de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında bulunuyordum. Adamın üzerinde mukattaat denilen biçilmiş bir cübbe vardı. Adam halûka bulanmış idi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e:

— «Ben ömreye niyet ettim, üzerimde bu cübbe var. Halûka bulanmış haldeyim.» dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona:

— «Haccetmiş olsan ne yapardın ?» diye sordu, o zât:

— «Üzerimden bu elbiseyi çıkarır ve bu halûku bedenimden yıkardım.» dedi. Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) :

— «Haccetmiş oltan ne yaparsan. Ötmende de onu yap.» buyurdular.



8- (...) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi fci) : Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. H.

Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bekir haber verdi, tsmâil ile Muhammed: Bize tbni Cüreyc haber verdi, demişlerdir. H.

Bize Aliyyu'bnü Haşrem dahi rivayet etti. Bu lâfız onundur. (Dedi ki): Bize îsa, tbni Cüreyc'den naklen haber verdi. (Demiş ki): Bana Ata' haber verdi, ona da Safvan b. Yâ'lâ b. Ümeyye haber vermiş k: Yâ'lâ, ÖmerüTmü Hattâb (Radiyçllahû anh) 'a:

— «Nebiyyullah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)'i kendisine vahiy indirilirken bir görsem.» diyormuş. Peygamber (Salîallahü ileyhi ve Seltem), Ci'-râne'de bulunduğu sırada üzerine bir elbise ile gölge yapılmış. Yanında ashabından bazı kimseler bulunuyormuş. İçlerinde Ömer de varmış. Derken Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanına yünden bir cübbe giymiş ve kokuya bulanmış bir adam gelerek:

— «Yâ Resûlüllah, kokuya bulandiktan sonra bir cübbe içinde Öm-reye niyet eden bir adam hakkında ne buyurursun*» demiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir müddet ona baktıktan sonra sükût etmiş. Müteakiben kendisine vahiy gelmiş. Ömer eliyle Yâ'lâ b. Ümeyye'ye:

«Gel!» diye işaret etmiş. Yâ'lâ gelmiş. Başını örtünün altına sokmuş. Bir de bakmış ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (mübarek) yüzü kıpkırmızı olmuş. Bir müddettir horluyor, sonra açılmış ve:

— «Demin bana ömreyi soran zât nerede kaldı ?» demiş. O zât aranarak getirilmiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SHlem):

— «Üzerindeki kokuyu üç defa yıka, cübbeye gelince onu çıkar, sonra haccederken ne yaparsan, ömrende de onu yap.» buyurmuşlar.



9- (...) Bize Ukbetü'bnü Mükrem El-Ammi ile Muhammed b. Kâfi' rivayet ettiler. Lâfız İbni Râfi'indİr. (Dediler ki) : Bize Vehb b. Cerir b. Hâlim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Saf-Hâzim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti, (Dedi ki): Kays, Atâ'dan, o da Safvân b. Yâ'lâ b. Ümeyye'den, o da babası (Radiyallahü anh) dan naklen rivayet ederken dinledim. Peygamber (Sallallahü Ateyhi ve Sellem), Ci'rane'deyken yanına bir adam geldi, bu zât ömreye niyet etmişti. Saçını sakalını sarıya boyamış ve bir ctibbe giymişti.

— «Yâ Resnlallah! Ben, ömreye niyet ettim. Hâlim gördüğün gibidir.» dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seller.): dir.» dedi. Bunun Üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyh: ve Sillem):

— «Üzerinden cübbeyi çıkar, san boyayı da yıka. Haccetmiş olsan ne yapacaksaydın, Ömrende de onu yap.» buyurdular.



10- (...) Bana İshak b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Ali Ubeydullah b. Abdilmecîd haber verdi. (Dedi ki) : Bize Rabâh b. Ebî Maruf rivayet etti. (Dedi ki) : Atâ'yı şunu söylerken işittim: Bana Safvân b. Yâ'lâ, babası (Radiyaltahü anh) 'dan naklen haber verdi. Babası şöyle demiş:

Resûlüllah (SallalUthü Aleyhi ve Selîem) 'in maiyyetinde bulunuyorduk, yanına cübbe giymiş bir adam geldi, Cübbenin üzerinde halûk (denilen esans) eseri vardı. Bu zât:

— «Ya Resûlallah! Ben, ömreye niyet ettim. Ne yapmalıyım?» diye sordu. Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) sükût buyurdu, ona cevap vermedi. Kendisine vahiy indirildiği zaman Ömer onu örter* gölgelen di-rirdi. Ömer (Radiyaîlahü anh) 'a dedim ki:

— «Ben, Hesûlû\lah(Sallallahü Aleyhi ve Seltem)'e vahiy indirildiği vakit başımı onunla beraber elbisenin altına sokmak isterim.»

Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'e vahiy nazil olunca Ömer (Radiyallahü anh) onu elbiseyle örttü. Ben de yanına gelerek başını onunla birlikte elbisenin altına soktum. Ve Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve SeUem)'e baktım. Açıldığı vakit:

— «Demin ömreyi soran zât nerede kaldı?» diye sordu. O zât kalkarak Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)'m yanma geldi. Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) :

— «Sırtından cübbeni çıkar, özerinde bulunan halûk eserini de yıka, Haccetmiş olsan ne yapacaksan ömrende de onu yap. buyurdular.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu'1-Hacc» ile «Kitâbu Fedâiü'1-Kur'ân»m bir-iki yerinde ve «Kitâbü'l-Meğazi»de, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesaî «Kitâbu'1-Hacc »da ayrıca Nesaî «Kitâbu Fedâili'l-Kur'ân»da muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Cî'rane: Tâif'le Mekke arasında bir yerdir. Mekke'ye daha yakındır. Bu kelimeyi «Ciirrane» şeklinde okuyanlaj* da olmuştur.

Fakat birinci kiraatı daha fasih ve meşhurdur.

Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelen zatın ismi malum değildir. Buhâri 'nin bir rivayetinde bir bedevi olduğu kaydedilmiştir.

Bazıları Tartuşi tefsirinden bu zâtın Atâ' b. Ümeyye olduğunu nakletmişlerdir. Bu takdirde hadîsi rivayet eden Hz. Yâ'1â b. Ümeyye'nin kardeşi demek olur.

«Tevdih» sahibi : «Bu zâtın Amr b. Sevvâd olması caizdir. Çünkü Kaadı îyâz'ın (Kitâbu'ş-Şifâ) adlı eserinde Hz. Amr *dan rivayet ettiği bir hadîste Amr (Radiyaltahü anh) :

Ben, Peygamber (SalktlUthü Aleyhi ve Selletn) *in yanına halûk sürünerek geldim de :

— «Alaçehre aIaçehre, 'kokuyorsun, at bunu at, buyurdu. Elindeki bir kamışla karnımı dürttü. Canımı acıttı... ilâh...» demektedir. Lâkin bu Amr mezkûr kıssaya yetişmiş olamaz. Çünkü kendisi 1bni Vehb'in arkadaşıdır.» diyor.

Fakat «Tevdîh» sahibinin bu tahmininin doğru olmadığı anlaşılmıştır. Zîra şifâ hadîsindeki râvînin ismi Amr b. Sevvâd değil, Sevvâd b. Amr 'dır.

Halûk: Safran v.s. den mürekkep bir nev'i esansdır.

Ömre: Küçük hacc demektir ki, tavafla saiden ibarettir. Senenin her mevsiminde yapılabilir. Yalnız Arafe ile onu takib eden dört gün zarfında ömre yapmak mekruhtur. Çünkü o günler hacc günleridir.

Mukattaat: Biçilmiş kaftan ve cübbe demektir. Bedene göre biçilmiş olması kelimenin mârfâsmda dâhildir.

Gelen zâtın kokuya bulanmış olması, elbisesiyle bedenine şâmildir. Bulanmak tâbirinden de anlaşılıyor'ki, süründüğü koku çokmuş. Resûlül-lah (SallalUıhü Aleyhi ve Sellem) in :

«Haccetmiş olsan ne yapacaksan, örn rende de onu yap.» buyurması, ashâb.ı kiram'in hacc fiillerini daha evvelden bildiklerini gösterir.

İbnü'l-Arabî diyor ki: «Galiba Araplar câhîliyet devrinde haccettikleri vakit elbiselerini çıkarır, ihram halinde koku sürünmekten kaçınırlar, fakat ömre yaparken bu hususta daha müsamahalı davramr-larmış.

Peygamber (Saîlalîahü Aleyhi ve Sellem) hacc'la ömrenin bu babda bir olduklarını haber vermiştir.

İbni Battal'e göre Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— «Haccederken ne gibi dualar okur, zikirler yaparsan, Umrede de ayni şekilde hareket et. Zîra bu hususta hacc ile ömre müşterektir.» demek istemiştir. Nevevî'nin kanaati da budur.

Hz. Ya'1â'nin Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i vahiy halinde görmek isteyerek başını onun örtüsünün altına sokması ve Hz. Ömer'in buna müsaade etmesi, Yeygamber(Sallallahü Aleyhi ve Seüem) 'in bu gibi şeylere müsaade buyurduğunu bildiklerine hamlolunur. Zira vahiy halini müşahade eden kimsenin imanı artar.

ResÛlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Seîlem) 'in vahiy halinde kızarması ve horuldaması, vahiyin şiddet ve sıkletinden dir. Hattâ vahyin şiddetinden bazen avazının çıktığı kadar seslendiği rivayet olunmuştur.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1) örtünmüş bir kimsenin darılmayacağı bilinirse, örtüsünü kaldırarak ona bakmak hattâ başını örtüsünün altına sokmak caizdir.

2) Müftü bir me s'elen in hükmünü bilmezse onu öğreninceye kadar cevâp vermeyebilir.

3) Kur'ân-ı Kerîm'de beyan edilmeyen bazı ahkâm ha-dîsden alınır.

4) ResÛlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) soran zata fidye emretme-miştir.

İmam Şafii, Sevrî, Ata', îshâk, Dâvud-u Zahirî ve bir rivayette İmam Ahmed b. Hanbel bu hadîsle istidlal ederek:

«Bir kimse ihram halinde bilmeden memnu olan bir elbise giyse fidye vermesi îcab etmez. Unutan kimse dahi bu hükümde dâhildir, demişlerdir.

İmam A'zam ile Müzeni 'den bir rivayete göre hacca niyet eden bir kimse kasden veya unutarak başını veya yüzünü bütün bir gün örterse fidye vermesi îcab eder.

Bir günden az örterse sadaka verir.

İmam Mâlik 'den bir rivayete göre istifade için başını Örter yahut uzun zaman başı veya yüzü örtülmüş olarak devam ederse fidye vermesi gerekir.

5) Elbiseyi kokudan temizlemek için mübalağa göstermek icab eder.

6) îhramlı bir kimsenin üzerinde dikişli elbise bulunursa çıkarması îcab eder. Elbiseyi yarmak veya parçalamak lâzım değildir.

İbrahim Nehaî ile Şa'bi'ye göre başını örtmüş sayılmamak için elbiseyi başından çıkarmak caiz değildir. Bu kavil Hz. Ali (Radtyâllahüanh) ile Hasan-ı Basrî Ve Ebû Kılâbe'-den rivayet olunmuştur.

Ali (Radiyallahü anh) 'dan gömleğin parçalanarak çıkarılacağı da rivayet olunmuştur.

7) îhrâma girerken (yâni haçça niyet ederken) koku sürünerek onu ihramdan sonra dahi devam ettirmenin caiz olup olmayacağı ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bâzıları bunu mekruh görmüş ve menetmişlerdir.

îmam Mâlik ile Hanefîiler 'den Muhammed b. Hasen bunlardandır.

Ashâb.ı kiram 'dan Ömer, Osman, tbni Ömer ve Osman b. Ebi'l-Âs (Raâtyailahûaııhûm) ile Atâ' ve Zührî 'nin mezhepleri de budur.

Diğer birtakım ulemâ ihrama girerken koku sürünmeye cevaz vermişlerdir.

îmam A'zam'la İmam Şafiî 'nin mezhepleri de budur. Delilleri Hz. Âişe hadîsidir. Mezkûr hadîsde Âişe

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)"ı ihrama girdiği vakit haremi için, hillt çıktığı vakit hilli için beyti tavaf etmezden önce ellerimle kokuladım.» demiştir.

Onlara göre Hz. Ya'1â hadîsinde Peygamber (Sallaîîahü Aleyhi veSeîlem) 'in soran zâta üzerinde bulunan eşyayı yıkamasını emir buyurması safran süründüğü içindir. Erkeklere, safran sürünmek yasak edilmiştir.

Diğer bir cevaplan da şudur: Ya'1â (Radiyalîahü ank) kıssası Ct'r&ne'de geçmiştir. Bu vak'a bil'ittifâk hicretin 8. yılında geçmiştir. Hz. Aişe hadîsi ise Hicretin 10. yılında Haccetü'1-Vedâ'da şeref sâdır olmuştur.

Kaide İcabı en son vârid olan hadîsle amel olunur.



2- Hacc İle Ömrenin Mikaadları Babı


11- (1181) Bize Yahya b. Yahya ile Halef b. Hişâm, Ebu'r-Rabî' ve Kuteybe hep birden Hammad'dan rivayet ettiler. Yahya dedi ki:

— Bize Hammad b. Zeyd, Amr b. Dinar'dan, o da Tâvus'dan, o da İbni Abbâs (Radiyallayü a/ı&ümaj'dan naklen haber verdi. İbni Abbâs şöyle demiş:

«ResûKillah (Satlaltahü Aleyhi ve Settem) Medîneliler için Zü'1-Hulefie'-yi, Şam'lılar için Cuhfe'yi, Necidliler için Karnü'l-Memazili Yemenliler için Yelemlem'i m ika a d tayin etti ve:

— Bunlar, o yerler halkı İle oradan geçen ve hacc ile ömre yapmak isteyen başka yerler halkı için mikaaddırlar. Bu yerlerden daha yakın olanlar, bulundukları yerlerden ihrama girerler. Daha yakın olanların hükmü de böyledir. Hattâ Mekkeliler Mekke'den ihrama girerler, buyurdu.»



12- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Âdem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Tavus, babasından, o da İbni Abbâs (Radiyallahü anhüma) 'dan naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selİcm) Medîneliler için Zu'I-Huleyfe'yi, Şamlılar için Cuhfe'yi, Necidliler için Karhü'l-Menâzili, Yemenliler için de Yelemlem'i mikaat tayin etmiş ve:

— «Bu mikaadlar, o yerler halkı ile hacc ve örn rey i niyet edip, buralardan geçen bütün başka yerler halkı İçin mi itaattir. Bundan daha yakın, olanlar bulundukları yerden, hattâ Mekkeliler Mekkeden ihrama girerler.» buyurmuştur.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu'l-Hacc»ın bir-iki yerinde, Nesaî dahi «Kitâbü'l-Hacc»da muhtelif râvüerden tahrîc etmişlerdir.

Mevakit: Mikaat'ın cem'idir.

Mikaat: Muayyen vakit demektir. Fakat burada mekân için istiare edilmiştir. Binâenaleyh hacca niyet edilmek için durulan yer mânâsına gelir.

İhram: Hakikatta hörmete girmek, demektir. Burada ondan murad:

Husûsi hürmetleri iltizâm etmektir. Bu hürmetleri iltizâm haccın şartıdır. Ancak şartın sübûtu, niyetle sabit olduğundan hacca niyet ederek telbiye getirmeye ve dikişsiz elbise giymeye ihrama girmek, denilir.

ResûlflUah (SallaUahü Aleyhi ve Setten*) dünyanın dört taralından hacca gelenlerin nerede ihrama gireceklerini bu hadîs-i şerîfde tâyin buyurmuştur.

Medîneliler'in Mikaatı Zü'Huleyfe 'dir. Bu yer Mekke ile Medine arasında olup Medîne'ye dört mil, Mekke'ye ise ikiyüz mile yakın mesafededir. Vaktiyle burada bir ağaç varmış» Resûlüllah (Satfallahü Aleyhi ve Sellem) oraya iki mescid bina etmişdir.

Zü-'l-Huleyfe Medîneliler'in mikaatı olduğu gibi başka memleketlerden olup da oradan geçen hacıların dahi mikaatıdır.

Şam11ar'in mikaatı Cuhfe'dir. Cuhfe denize altı mil mesafede bir köy olup, Mısır1ı1arla Mağrip1i1er'in de mikadıdır. Mekke'ye üç konak, Medine.i Münevvereye sekiz konak mesafede bulunmaktadır.

Necid1er'in mikaatı Karnü'1-Men azil 'dir. Bu yer Mekke'ye iki konak mesafededir. Mikaatlar içinde Mekke'-ye en yakın bu olduğu söylenir.

Necid: İç Arap yarımadasının şimal ve garp taraflarını kaplayan geniş bir yerdir. Üç taraftan çölle sarılı, yalnız bir taraftan Hicaz ve Yemen'e açıktır.

Karnü'l-Menâzii'e bazı rivayetlerde yalnız «Kara» denilmiştir. Burada «Karnü'l-Menâzil» diye tasrîh edilmesi, aynı ismi taşıyan iki yer bulunduğu içindir. Bunlardan biri bir yokuşun aşağısında, diğeri yukarısında bulunmaktadır. Aşağıdakine Karn-ı Menâzi1 , yukardakine Karn-ı Seâ1im , derler.

Seftlib: Tilkiler, demektir. Mezkûr ismin bu yere verilmesi, orada çok tilki bulunduğu içindir, derler.

Hadîslerde umumiyetle Karn-ı Menâzil 'den bahsedilir.

Yemenliler'in mikaatı Yelemlem'dir. Yelemlem, Mekke'ye iki konak mesafede bir dağdır. Bu dağ Tihâme dağlarından maduttur.

Dünyanın neresinden olursa olsun hacca gelenler hangi mikaattan geçerse orada ihrama girerler.

Beyân edilen mikaatların içinde yani Mekke tarafından yaşayanlar, bulundukları yerden ihrama girerler. Mıkaatlara gitmeleri şart değildir. Fakat ihrama girmeden evlerinden çıkamazlar.

Mekkeliler'in ihram yeri Mekke-i Mükerreme ise de ömre yapmak isterlerse hille yani şer'an beyân edilen hududa çıkmaları îcab eder.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1) Ulema herkesin evinde mi yoksa mikaatda mı ihrama girmesinin efdal olduğunda ihtilâf etmişlerdir.

îmam Malik, îmam Ahmed ve İshak'a göre mikaatta ihrama girmek efdaldır. Delilleri bu hadîstir.

Sevr!, İmâm A'zam(îmam Şâfi) ve diğer birçok ulemâya göre mikaatlarda ihrama girmek bir ruhsattır. Herkesin evinde ihrama girmesi ef daldır. Delilleri: Ashâb-ı kira m'in fiilleridir.

Sahabeden tbni Abbâs.îbni Mes'ud, îbni Ömer (Radiyalîahü anh) hazerâtı ile başkaları mikaata varmadan ihrama girmişlerdir. Onlar sünneti elbet de herkesden iyi bilirler. Zahiri1er'in kaaidelerine göre ihramın ancak mikaatdan caiz olması îcab eder.

tbni Abdi1berr İmam Ma1ik'in mikaattan evvel ihrama girmeyi kerih gördüğünü söylemiştir. Zira Ashâb-ı ki râmdan Hz. Ömer (Radiyallahiianh) İmrân b. Husayn (Radiyalîahü adh) 'in Basra'dan ihrama girmesini, Osman b. Affân (Radiyalîahü anh) dahi Hz. Abdullah b. Âmir'in mikaatdan önce ihrama girmesini tasvib etmemişlerdir.

Buhâri'nin ta'likine göre Hz. Osman , Horasan 'dan, Kirman 'dan, -Hasan-ı,. Basrı ile Ata dahi uzak yerlerden ihrama girmeyi kerih görmüşlerdir.

Îbni Bezîza bu hususta ulemâdan üç kavil nakledildiğini söyler. Birinci kavle göre Mikaat dışında ihrama girmek mutlak surette her yerde caizdir.

îkinci kavle göre: Mikaat dışındaki her yerde mutlak surette mekruhtur.

üçüncü kavle göre, uzak yerlerde caiz, yakın yerlerde caiz değildir.

îmam A'zam ile îmam Şafiî: «İktidarı olan kimsenin bu mikaatlardah evvel ihrama girmesi efdaldır.» demişlerdir.

Hz. Ali, Îbni Mes'ûd; îmran b. Husayn îbni Abbâs ve îbni Ömer hazerâtının mikaatlara uzak yerlerde ihrama girdikleri sahîh rivayetlerle sabit olmuştur.

Hattâ Ümmü Selem etRadiyaltahüanhy^n rivayet olunduğuna göre kendisi:

«Ben, Resûlüllah (SalUtliahüAleyhi ve Sellem): Her kem Beyt-i Makdisden ömre için ihrama girerse günahları affolunur.» buyururken1 İşittim.» demiştir.

Bu babda başka hadîsler de vardır.

Zahirîler 'den İbni Hazm : «Hiç bir kimsenin hacc veya ömre için mikaattan evvel ihrama girmesi helâl değildir. Mikaat-tan evvel ihrama girip de mikaattan geçen kimsenin jıe ihramı vardır, ne de hacc ve ömresi. Meğer ki, mikaata vardığında ihramını yenilemeyi niyet etmiş ola. Bu caizdir, o zaman ihramı tam olur.> demiştir.

2) 1mam A'zam'a göre Mekke'ye girmeye niyet etsin etmesin, mikaatlardan birini ihramsiz olarak geçmek caiz değildir.

Kurtubî diyor ki: «Mekke'ye hacca niyet etmeksizin girmek isteyen bir kimse mikaattan geçerse, Mekke'ye de tekrar tek-rar gitmemişse . o kimseye kurban kesmelr lâzım gelir mi, gelmez mi mes'elesinde ulemâmız ihtilâf etmişlerdir. Hadîsin zahirine bakılırsa ihrama girmek yalnız hacc ve ömre için Mekke'ye gidenlere lâzımdır.

Zühri ile Ebû Mus'ab'ın mezhepleri de budur.»

îbni Kudâme de şunları söylemiştir:

«Hacca niyet etmeksizin mikaattan geçenler iki kısımdır. Bir kısmı Mekke'ye gitmek istemezler. Onların başka yerde işi vardır. Böy-lelerine ihrama girmek bil'ittifak lâzım değildir. îhrâmı terkettiklerin-den dolayı da kendilerine hiç bir şey lâzım gelmez. Zira Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Settem)iki defa Bedir'e gelmiş, fakat ne kendisi ne de ashabından birisi ihrama girmemişlerdir. Böyle bir kimse ne zaman ihrama girmek isterse bulunduğu yerde girer. Ve kendisine hiç birşey lâzım gelmez. Huraki *nin sözünden anlaşılan bu olduğu gibi İmam Malik, Sevrî, îmam Şafii ve Hanefîi1er'den İmam Ebû Yûsuf'la İmam Muhammed'in kavilleri de budur.

İbni Münzir'in rivayetine göre İmam Ahmed b. Hanbe1 hacca niyet etmeden mikaatı geçen fakat sonradan haccetmek isteyen bir kimsenin Zül-Hüleyfe'ye dönerek, orada ihrama girmesi lâzım geldiğini söylemiştir, İskâk'ın kavli de budur.

İkinci kısım ya Mekke'ye yahut başka yöre gitmek üzere Harem-i Şerife girmek isteyenlerdir. Bunlar da üç kısımdır. Yâ mubah olan bir harp için yahut korkudan dolayı veya tekerrür eden bir hacet sebebiyle oraya girerler. Böylelerine ihrama girmek lâzım değildir. Çünkü Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'yi fethettiği gün oraya ihrâmh olarak girmemiştir.

Ashabından dahi hiç birinin o gün ihrama girdiğini bilmiyoruz.

Mekke'ye tekrar tekrar girenlere ihram vâcib olsa bir adamın Ömrü boyunca ihramlı bulunması icab edebilir.

İmam Şafiî 'nin kavli de budur.



13- (1182) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : MâlifcV. Nâfı'den dinlediğim, onun da, İbni Ömer (Radiyallayü anhiima)'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum : Kesü\ü\\nh(SaIlatIahü Aleyhi ve Sellem);

«Medineliler Zü'1-Huleyfe'den Şamlılar Cuhfe'den, Necidliler Karnu'dan ihram girerler.» buyurmuşlar.

Abdullah demiş ki; Ben, Resûlüllah (SaV.aüahü Aleyhi ve Sellem) 'in: «Yemenlilerde Yelemlem'den ihrama girenler.» buyurduğunu dahî duydum.



17- (...) Bana Züheyr b. Harb ile İbnî Ebî Ömer rivayet ettiler. İbni Ebî Ömer dedi ki: Bize Süfyân, Zührî'den, o da Salim'den, o da babası (Rftdiyaltahiianlı)'dan naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallah'û Aleyhi ve Sellem);

«Medineliler Zü'1-Huleyfe'den Şamlılar Cuhfe'den, Necidliler Kant'-dan ihrama girerler.»

İbni Ömer (Radiyallahü anhünıa, demiş ki: Ben işitmedim ama ban» anlatıldığına göre Resûlüllah (Salhlhhü Aleyhi ve Sellem):

«Yemenliler de Yelemlem'den ihrama girerler.» buyurmuş.



14- (...) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, lbni Şihab'daıı. o da Salim b. Abdi11ah. Ömer b. Hattâb (Radiyallahü anh, Man, o da babasından naklen haber verdi. Babası şöyle demiş:

Ben, Resûlüllah f Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Med in el ilerin ihram yeri Zü'l-Huleyfe, Şamlıların ihram yeri Mahyca yani Cuhfe, Neddlİlerin ihram yeri de Karn'dur» buyururken işittim.

Abdullah b. Ömer (Radtyallayü anhüma) demiş ki: Resûlüllah (SaMlahü A leyhi ve Sellem) 'in :

«Yemenlilerin ihram yeri de Yelemlem'dir.» buyurduğunu söylüyorlar. Ama bunu ben kendisinden işitmedim.



15- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybetü'bnü Saîd ve Aliyyü'bnü Hucr rivayet ettiler. Yahya (Bize haber verdi.) tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize, İsmail b. Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan naklen rivayet etti. O da İbni Ömer (Radiyallahü anhüma) Jyı şunu söylerken işitmiş, dediler: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , Medîneİilere Zü'I-Huleyfe'den, Şamlılara Cuhfe'den, Necîdlilere Karn'dan ihrama girmelerini emir buyurdu.»

Abdullah b. Ömer (Radiyallayü anhüma) demiş ki: Haber aldığıma göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Yemenliler de Yelemlem'den ihrama girerler.» buyurmuş.

Bu hadîsi Buhâri -Hacc» bahsinde tahrîc etmiştir.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin Yemenlilerin mi-kaatı hakkındaki beyanatını Abdullah îbni Ömer (Radiyallahü anh) bizzat işitmemekle beraber bu cümle de hadîs olarak sahih ve sabittir. Nitekim bundan önceki lbni Abbâs (Radiyallahü anh) hadîsinde zikri geçtiği gibi Câbir, Âişe ve Haris b. Amr (Radiyallahü anh) hadîslerinde de beyân olunmuştur.

Câbir (Radiyallahü anh) hadîsi, bu hadîsden sonra görülecektir.

Hz. Âişe hadîsini Nesaî rivayet etmiştir. Mezkûr hadîsde: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) Medine I iler için Zu'l-Huleyfe'den, Şamlılarla Mısırlılar için Cuhfe'den, Iraklılar için Zat-ı Irak'dan, Yemenliler için de Yelemlem'den ihrama girmeyi mikaat tayin buyurdu.» denilmektedir.

Haris b. Amr (Radiyalîahü anh) hadîsini Ebû Dâvud rivayet etmiştir. Bu hadîsde Hz. Amr

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) Mîna'da yahut Arafar'da iken,, yanına geldim...» demektedir.

Aynı hadîsde : «Resû\üllah(Salİallahü Aleyhi ve Seliem) zâtı ırkı Iraklılar için mikaat tayin etti.» cümlesi de vardır.

Görülüyor ki, Ibni Ömer (Radiyalîahü anh) rivayetlerin birinde «Kulağıma geldi.» mânâsını ifade eden «Beleğani» fiilini kullanmıştır. Bu sözle rivayet olunan bîr hadîsin hüccet olarak kabul edilip edile-miyeceği ihtilaflı ise de hadîs ulemâsınca mezkûr kelimeyle yapılan rivayette beis yoktur. Çünkü zahire göre bununla hadîs rivayet, eden sa-habi, o hadîsi ancak başka bir sahâbiden nakleder.

Ashâb-ıkirâmın hepsi âdildirler. Gerçi bazıları: «Zât-ı ırkı Iraklılar için mikaat tayin eden Hz. Ömer 'dir. Çünkü Irak onun zamanında fetholunmuştur. KesûIüHah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) zamanında müslümanların elinde değildir.» demirlerse de Aynî bunlara cevap vermiş ve:

«Bu, bir şaşkınlıktan ibarettir. Iraklılara Zat-ı ırkı mikaat tayin eden bizzat Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)'dir. Nitekim Ebû Davud'un rivayetinde tasrih Duyurulmuştur. Şamlılar'la Mısırlılar için Cuhfe'yi mikaat tâyin eden dahî Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'dir. Halbuki onun zamanında bu ülkeler de fethedilmemişlerdi. Bu tayinlerin sebebi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) in ümmetine Allah Teâlâ Hazretlerinin Şam, Mısır , Irak vesair beldeleri fethedeceğini bilmesidir.

Bir Hadîs-i Şerîfde : «Irak dinarını ve dirhemini, Şamda kilesini vermediler.» buyurmuş olması da bunu te'yid eder.

Son hadîsten murâd: Iraklılar'la Şamlılar'in ilerde bunları vermeyeceklerini beyandır.

Zât-ı ırk: Bir dağ eteği yahut tepedir. Onunla Mekke arasında ikibuçuk günlük mesafe vardır.» demiştir.



16- (1183) Biie İshak b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ravh b. Ubâde haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Ciireyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi. O da Câbir b. Abdillah (Radiycülayü anhüma)'ya ihram yeri sorulurken işitmiş, Ebü'z-Zübeyr, «Câbir'den işittim.» demiş, sonra durarak «Yâni hadîsi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selfanpt ret ettiğini zannediyorum.» demiş.



18- (...) Bana Muhammed b. Hatim ile Abd b. Humeyd, ikisi birden Muhammed b. Bekir'den rivayet ettiler. Abd (Dedi ki): Bize, Muhammed haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi, (Dedi ki) : Bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi. O da Câbir b. Abdillah (Radiyallahü anhüma)yya ihram yeri sorulurken işitmiş. Ebu'z-Zübeyr:

«İşittim.» demiş, zannederim hadîsi Peygamber(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ref etti de:

«Medinelilerin ihram yeri Zü'l-Huleyfe'dir, öteki yol Cuhfe'dir; Irak-IHann ihram yeri Zot-ı ırk, Necid I ilerin ihram yeri Karn, Yemenlilerin ihram yeri de Yelemlem'den muteberdir.» demiştir.

Nevevî diyor ki:

«Mikaatlan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seİlem) tâyin etmiştir.» diyenlerin delili bu hadîstir. Ancak Câbir (Radiyallahü anh) hadîsi (Sallallahü Aleyhi veSellemY* fa.ti surette ref etmediği için sabit değildir. Darakutnî 'nin (Bu hadîs zayıftır. Çünkü Irak, Peygamber t Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında henüz fethedilmemişti.) demesine gelince, hadîsi zayıf addetmekte sözü haklıdır. Fakat onun zayıf olduğuna Irak'm fethedilmemesiyle istidlalde bulunması fasittir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ilerde fethedileceğini bilerek onu haber vermesi ve bunun ResûlüHah (Sallalkthü Aleyhi ve Selîem) 'in mucizelerinden biri olması imkânsız değildir...»

Nevevî bundan sonra ResûlüHah (Sallaltahü Aleyhi ve Selleni) 'in istikbâle ait birçok şeyleri haber verdiğini beyân etmiş, bu babda zikretmediği birçok hajdîsler bulunduğunu söylemiştir.

Mehyca: Cuhfe'nin eski adıdır.

Yine Nevevî'nin beyânına göre haccm mekân itibarı ile mi-kaatlan olduğu gibi, zaman itibariyle de mikaatları vardır. Zaman itibariyle mikaatiarı (yani haccın vakti) Şevval, Zi'1-Ka'de ve Zü'1-Hicce 'nin on günüdür.

Bu vakitler dışında hacc için ihramlanmak caiz değildir. Yalnız ömre yapılabilir.



3- Telbiye Sıfatı ve Vakti Babı


19- (1184) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmİ rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e Nâfi'den dinlediğim, onun da Abdullah b. Ömer (Radtyallayü anhüma)'dan naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum: ResûlüHah (Sallalİahü Aleyhi ve Seîlemyin telbiyesi şundan ibaretti:

«Tekrar tekrar icabet tona ya Rabbi, tekrar icabet sana., tekrar icabet sana... Senin şerikin yoktur. Tekrar icabet sana... Hiç şüphe yok ki hamd ve nimet sana mahsustur. Mülk de senindir, senin şerikin yoktur.

Nâfi* demiş ki: «Abdullah b. Ömer (Raâiyallahü anhüma) bu telbiye-ye şunları da ziyâde ederdi:

— Tekrar icabet sana, tekrar icabet sana. Tâatına tekrar tekrar müsaade, hayır senin yed-i kudrerindedir. Tekrar icabet sana, dilek sana ma'ruz, amel de sanadır.»



20- (...) Bize Muhammed b. Abbâd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hatim yani tbni İsmail, Musa b. Ukbe'den, o da Salim b. Abdillah b. Ömer ile Abdullah'ın azatlısı Nâfi'den ve Hamratü'bnü Abdillah'dan, onlar da Abdullah b. Ömer (Radiyallayü anhüma) 'dan naklen rivayet etti ki, Eesûlttllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)Ztfl-Hıûeyie mescidinin yanında hayvanı kendisini kaldırarak doğrulttuğu vakit telbiye yapar ve:

«Tekrar tekrar icabet sana yâ Rabbi, Tekrar icabet sana., tekrar icabet sana... Hiç şüphe yoktur ki hamd ve nimet sana mahsustur. Mülk de senindir. Senin şerikin yoktur, buyurunnuş.

Derler ki: Abdullah b. Ömer (Radiyallahüanhüma) : «Resûlüllah (Sallallahû Aleyhi ve Sellem) *in telbiyesi işte budur.» dermiş.

NâfV demiş ki: «Abdullah (Radtyallahü anh) bu telbiye ile birlikte şunu da ziyâde ederdi:

— Tekrar tekrar icabet sana, tekrar icabet sana, taatına tekrar müsaade. Hayır senin yed-i kudrerindedir. Tekrar İcabet tona, dilek sana ma1-ruz oıvmI de sanadır.»



(...) Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya yani tbni Saîd, Ubeydullah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nafi', tbni Ömer (Radiyallahü anhüma) 'dan naklen haber verdi. İbni Ömer:

«Ben, telbiyeyi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSel'.em)'in (mübarek) ağzından kaptım.» demiş ve râvi hadîsi yukarkilerin hadîsi gibi rivayet etmişdir.



21- (...) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Tunus, tbul Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki): Gerçekten bana Salim b. Abdillah b. Ömer, babası (Radiyallahüanh)'dan naklen haber verdi. Babası şöyle demiş: Bana, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)fi başını yapışkan maddeyle taramış olarak telbîye ederken dinledim, şöyle diyordu:

«Tekrar tekrar İcabet sana yâ Rabbİ, tekrar icabet sana, tekrar icabet sana, Senin şerikin yoktur. Tekrar icabet sana, Hiç şüphe yoktur ki, ha m d ve nimet sana mahsustur. Mülk de senindir, senin şerikin yoktur.»

Bu kelimelerden fazla bir şey söylemiyordu.

Abdullah b. Ömer (Radiyallayüanhüma) şöyle dermiş:

«Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) Zü'l-Huleyfe'de iki rak'at namaz kılar, sonra Huteyfe mescidinin yanında hayvanı kendisini kaldırarak doğrulttu mu bu kelimelerle telbiye yapardı.»

Yine Abdullah b. Ömer (Radfyallahü anhüma) şunu söylermiş: «öme-ru'bnül-Hattâb (Radiyaltahü anh), Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in şu kelimelerden ibaret olan telbiyesini yapar ve:

«Tekrar tekrar icabet sana yâ Rabbi, tekrar icabet sana, tekrar icabet sana. Tâahna tekrar müsaade, hayır senin, yed-i kudrerindedir. Tekrar icabet sana, dilek sana maTuz amel de sanadır, derdi.»

Bu hadîsi Buhâri, Ebû Dâvudve Nesaî «Hacc» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

Görülüyor ki, Resûlüllah (Scllallahü Aleyhi ve Sellem) 'in telbiyesi bu şekilde imiş:

Ulemâ telbiye lâfzı üzerinde ihtilâf etmişlerdir.

Sibeveyhye göre bu lâfız tesniyedir. Yalnız onunla çokluk ve sayıda tekrar kastedilir.

Zira tesniyenin hakikati ikiye şâmil olmaktır. Yûnus'a göre müfreddir.

Mânâsı hususunda dahî ihtilâf vardır. Bâzıları «tekrar tekrar icabet ederim. > mânâsına geldiğini söylemişlerdir.

Bir takımlarına göre «Sana tekrar tekrar itaat ederim.» daha başkalarına göre: «Teveccühüm sanadır.» mânâsına gelir.

«Muhabbetim sanadır.» mânâsına geldiğini söyleyenler de bulunduğu gibi, «Samimiyetim sanadır.», «Yakınlığım sanadır.» mânâlarında kul-lanıldığını iddia edenler de olmuştur. Bunların en meşhuru birinci mânâdır. Çünkü ihrama giren bir kimse Allah'ın dâvetine icabet etmiş demektir.

Kaadî lyâz'a göre bu icabet Hz. îbrâhim (Aicyhisselâm) dan kalmıştır.

İbni Abbâs (Radtyallahü anh) 'dan rivayet olunan bir hadîsde : «İbrahim (Aleyhisselâm), Kâbeyi bina edip tamamladıktan sonra kendisine : .

— Hacc İçin insanları davet et, emri verildi, İbrahim (Aleyhisselâm):

— Benim sesim onlara ulaşmaz, dedi. Teâlâ hazretleri:

— Sen davet et, Sesini duyurmak bana aittir, buyurdu. Bunun üzerine İbrahim (Aleyhisselâm):

— Ey insanlar, Beyt-i Arîki haccetmeniz size farz kılınmıştır, diye nida etti. Bu sözü yerle gök arasında bulunanların hepsi İşitti. Görmüyor musunuz ? İnsanlar en uzak yerlerden icabet edip geliyorlar.» denilmiştir.

Bu hadîsi îbni Ebî Hatim rivayet etmiştir. Hadîsin diğer bir rivayetinde: «Bu davete insanlar babalarının sulplerinde ve annelerinin rahimlerinde telbiye ile icabet ettiler.

ilk icabet edenler Yemenliler oldu. O günden kıyamete kadar haccedecek olanlar yalnız tbrâhim (Aleyhisselâm) 'in o günkü dâvetine icabet edenlerdir.» ifâdesi de vardır.

Hz. İbrahim, Cebel-i Ebî Kubeys'in üzerine çıkarak insanları davet etmişdir.

Zahirîler 'den îbni Hazm'e göre telbiye Allah'ın emrettiği bir şeriattır. Onun sebep ve illeti ancak kulları imtihandır.

Cümledeki «İnne» edatı «Enne» şeklinde de rivayet olunmuştur.

«tane» rivayeti söz başı olmasına nazarandır.

Lebbeyk- diyen hacı bu edatla başka bir cümleye başlamış gibi olur.

Muhammed b. Hasen ile Kisâi bu mânâyı ihtiyar etmişlerdir.

Edat «Enne» okunduğuna göre ta'lil murâd olunur. Ve: «Sana icabet ederim, çünkü hamd ve nimet sana mahsustur.» denilmiş gibi olur.

Cumhûr-u ulemâya göre mezkûr edatı «Inne» okumak daha güzeldir. Lugât ulemâsından Sa'1eb : «Çünkü (înne) okuyan bu sözü : Her hâl-ü kârda hamd sana mahsûstur, Enne okuyan ise Sana bu sebepten dolayı icabet ederim, mânâsına almış olur.» diyor.

Nîmet ve mülk kelimeleri meşhur kırâete göre mef'ui olmak üzere mansûb okunurlar.

Kaadi tyâz bunların mahzûf bir habere müptedâ olmak üzere merfû dahî okunabileceğini söylemiştir. Bu takdirde cümlenin mânâsı:

«Şüphesiz ki hamdnin için karar kılmıştır.» demek olur.

Telbiyenin hikmeti Allah Teâlft'nın kullarına olafcı ihramına tem-bihdir.

Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir : Telbiyede hamdle nimet beraber, mülk ayrıca zikredilmiştir. Bunun sebebi nedir?

Cevâp: Çünkü hamd, nimete müteallikdir. Bundan dolayıdır ki: «Bütün nimetleri için Allah'a hamd olsun.» denilir. Beraber zikredilmelerinin sebebi budur. Ve telbiye eden sanki: «Hamd ancak sana mahsûstur, çünkü nimet ancak senden gelir.» demiş gibi olur.

Mülkün mânâsı ise müstakildir. Bu kelime bütün nimetlerin Allah'a âit olduğunu tahkik için zikredilmiştir. Zira mülkün sahibi Allah'dır.

Telbiyenin hükmü hususunda dört kavil vardır.

1) îmam Şafiî ile Hasan b. Hayy'a göre telbiye sünnettir.

2) Ma1iki1er'e göre telbiye vâcibdir. Terk edilir» hayvan kesmek icab eder.

3) Telbiye ihramın şartlarındandır. Telbiyesiz ihram sahîh olamaz. Sevrî ile Ebû Hanîfe 'nin mezhepleri budur. Onlara göre namaz için tekbîr ne ise ihram için telbiye de odur.

Hz. Abdullah îbni Ömer'in telbiyesine gelince : İbni Abdilberr , ulemânın bu hususta ihtilâf ettiklerini söylüyor. tmara Mâlik:

«Ben, Resûlüllah (Sallallahü AleyhiveSellemj'in telbiyesinden fazla telbiye yapılmasını kerih görürüm.» demiştir.

Maamafih ziyade hakkında «Beis yoktur.» dediği de rivayet olunur. Seyrî, Evzai ve Muhammed b. Hasen'e göre telbiyeye istenildiği kadar sözler ziyade edilebilir.

îmam A'zam ile îmam Ahmed ve Ebû Sevr dahî ziyâde hususunda bir beis görmemişlerdir.

Tirmizî'nin rivayetine göre îmam Şafiî: «Telbiyeye Allah Teâlâ'yı ta'zim ifâde eden sözler ziyade etmekte inşaallah beis yoktur. Ama ben telbiyede Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'in sözleriyle iktifa olunmasını daha makbul sayarım.» demiştir.

Hanefiiler 'den îmam Ebû Yûsuf ile bir rivayete göre îmam Şafiî , Hestâvillah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in telbi-yesine bir şey katmayı tecviz etmemişlerdir.

Tahavî bu kavli tercih etmiştir.

Ashâb-ı kiram 'dan Hz. Ömer, oğlu Abdullah, îbni Mes'ud, Esved b. Yezîd (Radiyallahü anh) ve başkaları Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'in telbiyesinden fazla sözlerle telbiye yapmışlardır.

Ezrakî 'nin «Tavih-i Mekke» adlı eserinde bazı Peygamberlerin telbiyeleri rivayet olunmuştur. Ezcümle:

Hz. Yûnus (Aleyhisselâtri):

«Tekrar icabet sana ey belâları gideren Allah, tekrar icabet sana.,

Hz. Musa (Aleyhisselâm): «Tekrar icabet sana, Ben, emrine amade kulunum. Tekrar icabet sana.»

Hz. İsa (Aleyhisselâm): «Ben, senin kulun ve kulunun kızı cariyenin oğluyum. Tekrar icabet sana.» şeklinde telbiye yaparlarmış.

«Sadeykyin mânâsı: «Tâatın için tekrar müsaade.» demektir.

Hâsılı telbiye ihrama girilirken başlar. îhrâmdan murâd: Yukarda da işaret ettiğimiz vecihle hacca niyet etmek, dikişsiz elbise giyerek hacı olmayanlara mubah kılınan birçok şeylerin kendisine haram olduğunu iltizâm eylemektir. Telbiye şeâir-i islâmiyedendir.

Cumhura göre telfoiyeyi yüksek sesle yapmak müstehabdır. Bu hususta birçok hadîsler vârid olmuştur. Ezcümle:

Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesaî ve İbni Mace'nin tahric ettikleri Ha11âd b. Sâib'in babasından naklettiği bir hadîste Resûlüllah

«Bana, Cebrail (Aleyhisselâm) gelerek, ashabıma telbiye ve ihlâli yüksek sesle yapmalarını emretmemi tâlim buyurdu.» demiştir.

îbni Mâce'nin rivayet ettiği Zeyd b. Halid (Radiyallahü anh) hadîsinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bana Cibril geldi ve :

— Ya Muhammed, Ashabına telbiyeyi yüksek sesle yapmalarını emret. Çünkü telbiye haccın searîndendir, dedi.» buyurmuş.

İmam Ahmed dahî «Müsncd»inde Hz. Ebû Hüreyre'den bu mânâda bir hadîs rivayet etmiştir.

Yine tmam Ahmed, Hz. tbni Abbâs'dan, Saîd b. Mansûr, Câbir (Radiyaîiahüanh)'dan, Beyhakî, Hz. Aişe'den, Tirmizi, Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyailahü anh) 'dan, Hâkim, Seh1 b. Sa'd (Radiyailahü ctnh) 'dan bu mânâda hadîsler rivayet etmişlerdir.

Seh1 {Radiyailahü anh) hadîsinde:

«Hiç bir telbiye eden yoktur ki onunla birlikte sağındaki ve solundaki ağaçlar taçlar hatta sağındaki solundaki yerler de tel biye etmesin.» buyurulmuştur.

Hâkim: «Bu hadîs Buhâri ile Müs1im'in şartlarına göre sahihtir. Fakat onu tahric etmemişlerdir.» diyor.

Ashâb.ı kiram alabildiklerine yüksek sesle telbiyede bu-lunurlarmış. Abdullah b. Ömer (Radiyailahü anh)'nın:

«Telbiyeyi yüksek sesle yapın.» dediği rivayet olunur.

İbni Battal: «Telbiyeyi yüksek sesle yapmak müstehabdır.> demiştir. Ebû Hanîfe, Sevrî ve Şafiî 'nin kavilleri de budur.

Bu babda tmam Mâlik 'den muhtelif kaviller rivayet olmuştur. İbni Kaasim'in rivayetine göre İmam Mâlik «Yüksek sesle telbiye ancak Mescicl-i haram ile Mina mescidinde yapılır.» demiştir.

Ulemâ, kadının yalnız kendi işiteceği kadar telbiye getireceğine ittifak etmişlerdir. Zira İbni Ebî Şeybe İnin rivayetine göre Hz. İbni Abbâs: «Kadın yüksek sesle telbiye getiremez.» demiştir.

Bazıları Hz. Aişe İle Meymûne (Radiyaîiahü anh) 'nın yüksek sesle telbiye ettiklerini gösteren rivayetlerle istidlal ederek kadının da yüksek sesle telbiyede bulunabileceğini söylemişlerdir.

Hadîs-i Şerif, ihramdan önce yapışkan bir maddeyle saç taramanın müstehab olduğuna da delildir.



22- (1185) Bana Abbâs b. Abdilaziz El-Anberl rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Nadr b. Muhammed El-Yemâmi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İkrime yani İbni Ammar rivayet e iti. (Dedi ki) : Bize Ebû Zümeyl [2], tbni Abbâs (Radtyallayilanhüma)'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Müşrikler «Tekrar icabet sana. Senin şerikin yoktur.» derlerdi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seİlem) de :

«Yazık size, «Yeter yeter.» buyurur, bunun üzerine müşrikler: «Yalnız bir şerik müstesna, o senin şerikindir, sen, ona ve onun mâlik olduğu her şey'e mâliksin.» derlerdi. Onlar, bunu Kabe'yi tavaf ederken söylerlerdi.

Kaadî tyâz'ın beyânına göre «Sadd, kadd» kelimeleri «kadın, kadın» şeklinde de rivayet olunmuştur. Bunun mânâsı: «Bu söz size yeter. Fazla konuşmayın.» demektir.

ResûHillah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) 'in sözü de burada sona erer. Hadîsin geri kalan sözleri râvinin naklidir. Anlaşılıyor ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) müşriklerin sonunda şirk koşacaklarını bildiği için sözlerini oraya vardırmadan kesmek istemiştir. Yani: «Sadece, tekrar icabet sana. Senin şerikin yoktur.» sözüyle iktifa etmelerini emir buyurmakla kendilerini tevhide davet buyurmuştur.

Haller değiştikçe telbiyeyi tazelemek müstehabdır. Meselâ sabah ve akşam olurken, yokuş çıkarken, aşağı inerken, oturup kalkarken, va'sı-taya binip inerken, namaz sonlarında ve arkadaşlarla bir yere geldikte fazla telbiyede bulunmalıdır.

Telbiyeyi bir defada en az üç kere söylemek, araya insan sözü katmamak dahi müstehabdır.

Nevevî (631-676) diyor ki: «Telbiyeden sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) 'e salâvat getirmeli ve Allah'dan gerek kendisi gerekse dilediği müslümanlar için istekte bulunmalıdır. Dileğin efdalı ridvânı ve cenneti istemek, cehennemden Allah'a sığınmaktır. Hoşa giden bir şey görüldüğü zaman:

— Lebbeyk, hakîki hayat, âhiret hayâtıdır, demelidir...»



4- Medineliler'e Zü'l-Huleyfe Mescidi Yanında Îhrama Girmelerinin Emir Buyurulması Babı


23- (1186) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlike, Musa b. Ukbe'den dinlediğim, onun da Salim b. Abdiliah'dan, onun da babası (Radfyaîlahüanh) 'dan işitmek suretiyle naklettiği şu hadîsi okudun:

Babası (Abdullah) şöyle diyormuş: Sizin Beydanız, ResûlüUah (Saltallahü Aleyhi ve§ellem)' *e iftira ettiğiniz şu yerdir. Ama Resûlüllah (SalUtikıhü Aleyhi ve Sellem) ancak mescid yanmda yani Zü'1-Huleyfe'de ihrama girmiştir.



24- (...) Bize, bu hadîsi Kuteybetü'bnü Saîd dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hatim yani îbni İsmail, Musa b. Ukbe'den, o da Salim'd en naklen rivayet etti. Salim şöyle demiş: İbni Ömer (Radtyaîlahuanhiima) ya: «İhram denildiği vakit, Beyda:

«Resûlüllah (SallĞllahü Aleyhi ve Sellem)e iftira ettiğiniz yerdir. Ke-sû\üllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ancak ağacın yanmda hayvanı kendisini kaldırdığı vakit tel biye etmiştir.» derdi.

Bu hadîsi Buhâri, Ebû Dâvud , Tirmizî ve Nesaî «Hacc» bahsinde tahric etmişlerdir.

Tirmizî: «Bu bâbda İbni Ömer, Enes ve Misver b. Mahrame (Radiyallahü anh) 'dan da rivayetler vardır.» demiştir.

Aynî bunların yanında Sa'd b. Ebî Vakkas ile İbni Abbâs (Radiyallahü anh) hazeratmın isimlerini de zikretmiş ve ve hadîslerini şöyle sıralamıştır:

Enes hadîsini îbni Mâcf 'den maada bütün Kütübi Sil1e sahipleri tahric etmişlerdir. Mezkûr hadîste Hz. Enes : «Resûlüllah (Sailaîlahü Aleyhi ve Sellem) hayvanına binerek, hayvanı kendisini doğrulttuğu vakit telhiye getirdi.» demiştir.

Ayrıca İbni Mâce 'nin, Hz. Enes'den bir rivayetinde:

«Hayvanı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i kaldırarak doğrulttuğu vakit: hacc ile beraber ömre için lebbeyk, buyurdular.» denilmektedir.

Misver b. Mahrame hadîsini Buhâri ile Ebû Dâvud tahric etmişlerdir. Bu hadîste: «ResûlüUah (SallallahüAleyhi ve Sellem) , Zü'1-Hııleyfe'ye vardığı vakit hediyy kurbanını nişanladı ve orada ihrama girdi.» denilmiştir.

Sa'db. Ebî Vakkaas (RadiyatUthü anh) hadîsini Ebû Dâvud tahric etmiştir. Hz. Sa'd : «Nebiyyullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Fur' yolunu tutarsa hayvanı kendisim kaldırdığı vakit telbiye eder. Unut yolunu tutarsa Cebel-i Beydâ'ya tırmandığında telbiyede bulunurdu.» demiştir.

İbni Abbâs hadîsini Dârakutnr rivayet etmiştir. Bu hadîste Hz. İbni Abbâs: «Sonra Resûlü\\ah(Sallallahü A leyhi ve Sellem) hayvanı üzerine oturdu, hayvanı Beydâ'ya çıkıp düzledikten sonra hacca niyet ederek telbiye getirdi.» demektedir.

Beydâ: Sahra ve çöl demektir. Fakat burada ondan murâd: Zü'l-Hu1eyfe'nin Mekke tarafına düşen ve oraya yakın bulunan bir tepedir. Orada bina falan bulunmadığı için Beydâ nâmı verilmiştir.

Ulemâ, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in nerede ihrama girdiğinde ihtilâf etmişlerdir. Bâzılarına göre Zü'l.Huleyie mescidinde iken ihrama girmiş, birtakımları mescidden çıktıktan sonra Beydâ denilen tepede telbiye getirdiğini, söylemişlerdir.

Tahavî diyor ki: «Ulemâdan bir cemâat Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Beydâ 'da ihrama girdiği rivayetini kabul etmemişlerdir. Zîra İbni Ömer rivayetinde:

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ancak Zü'1-Huleyfe'de ihrama girmiştir, denilmektedir. Bu zevata göre Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , Zü'l-Hujeyfe mescidinin yanında hayvanına bindikten sonra telbiye getirmiştir...»

Tahavî'nin bir cemâatdan maksadı: Zührî ile Abdül-melik b. Cüreyc ve Abdullah b. Vehb 'dir.

Tahavî sözüne devamla: «Ulemâ bu hususta ihtilâf edince biz de ihtilâflarının nereden geldiğini göstermek istedik. Rivayet olunur ki, Sâîd b. Cübeyir şunları söylemiş:

— îbni Abbâs 'a dedim ki, bu zevat Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Selîem)ia ihrama girdiği yer hususunda nasıl ihtilâf ettiler de bir taife:

(Namazgahında), diğer taife: (Hayvanı kendisi kaldırdığı vakit), başka bir taife (Beydâ düzüne çıktığı vakit telbiye getirdi) dedi.» şeklinde izahatta bulunarak Hz. İbni Abbâs'ın:

«Ben, bu hususu herkesten iyi bilirim. Resulü);ah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) 'den sâdır olan hüccet birdir. Halk o hüccet hakkında ihtilâf etmişlerdir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hacca niyet ederek yola çıkmıştı, Zü'1-Huleyfe mescidinde iki rek'at namaz kıldığı vakit orada hacca niyet edtrek telbiye getirdi. Bâzıları bunu işiterek bellemişlerdir. Sonra hayvanına bindi, hayvanı yola çekilince yine telbiye getirdi. Birtakımları da bunu görmüşlerdir. Çünkü halk dağınık bir şekilde geliyorlardı.

Devesi yollandığı vakit telbiye getirdiğini işitenler:

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ancak hayvanı yola çekildiği vakit telbiye getirdi, demişlerdir. Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yoluna devam etti, Beydâ düzüne çıktığı vakit tekrar telbiye getirdi. Birtakımları da bunu görerek:

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ancak Beydâ düzüne çıktığında telbiye getirdi, demişlerdir.

Allah'a yemin ederim ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hacca, namazgahında iken niyetlenmiş ve hem hayvanına bindiği vakit, hem de Beydâ düzüne çıktığında telbiye getirmiştir.» sözlerini nakletmiş ve ihtilâfı Hz. tbni Abbâs'ın beyân ettiğini söylemiştir.

Bundan sonra Tahavî : «Biz de buna kaâiliz. Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf, Muhammed, Mâlik, Şafiî ve Ahmed ile bu mezheplerinin şâir ulemâsının kavilleri de budur.» demiştir.

Evzaî, Ata '. ve Katâde'ye göre Beydâ'da ihrama girmek müstehabdır.

tbni Ömer hazretlerinin buradaki ifritadan maksadı: Ashâb-ı kiram'in hatâ ettiklerini beyândır.

Kitabımızın başında da işaret olunduğu vecihle ehl-i sünnet ulemâsına göre yalan: Vakiin zıddım haber vermektir. Bunda hem kasıt hem de hatâ dâhildir.



Hadis-i Şerif’den Şu Hükümler Çıkarılmıştır:


1) Hatâya yalpn ve iftira, demekte beis yoktur.

2) Medîne1i1er'in mikaatı Zü'1-Huleyfe mescididir.

3) İhrama girecek kimsenin iki rek'at nafile namaz kılması müs-tehabdır.



5- Telbiyeye Hayvanın Kalktığı Yerden Başlamanın Lüzumu Babı


25- (1187) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Malik'e, Saîd b. Ebt Seîd El-Makbûri'den dinlediğim, onun da Ubeyd b. Cürey'den [3] naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Ubey Abdullah b. Ömer (Radiydttahû anhiirna) 'ya :

— «Ya Eba Abtfirrahman! Görüyorum ki, sen arkadaşlarının yapmadığı dört şeyi yapıyorsun.» demiş, tbni Ömer (Radtyallayü anhüma) :

— «Ne onlar ya İbni Cüreyc?» demiş. Übeyd:

— «Senin Kabe rükünlerinden yalnız iki rüknü yemâniye dokunduğunu gördüm ve gördüm ki, septiyye denilen ayakkabıları giyiyorsun. Ve yine gördüm ki, sarıya boyam yorsun. Bir de Mekke'ye vardığında başkaları hilâli gördükleri vakit telbiyede bulunurken senin terviye gününe kadar telbiye getirmediğini gördüm.» cevâbını vermiş. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer (Radiyallahü anh) şunları söylemiş:

«Rükünlere gelince; Ben, Resûlüllah (SalUtllahü Aleyhi ve Sellem)i iki rüknti yemâniden başkasına dokunurken görmedim,

Septiyye denilen ayakkabılarını giymemin sebebi: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i kılsız ayakkabı giyerken görmüş olmamdır. Onlarla ab dest alırdı. Binaenaleyh ben de öyle ayakkabı giymek isterim.

Sarı boyaya gelince: Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selimi)*! sarı boyalı elbise giyerken gördüm. Bu sebeple ben de sarı boyalı elbiseyi giymeyi severim.

Telbiye mes'elesinde dahi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hayvan, kendisini kaldırıp doğrultuncaya kadar telbiye ederken görmedim.»



26- (...) Bana Harun b. Saîd El-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Ebû Sahr [4], İbni Kuseyt'-den [5], o da Ubeyd b. Cüreyc'den naklen rivayet etti. Ubeyd şöyle demiş:

«Abdullah b. Ömer b. Hattâb (Radiyallahü anhüma) ile birlikte bâzısı hacc, bâzısı Ömre olmak üzere oniki defa haccettim. (Kendisine) dedim ki:

— Yâ Ebâ Abdirrahman! Gerçekten sende dört haslet müşâhade ettim...»

Râvi hadîsi bu mânâda rivayet etm^ş, yalnız telbiye rivayetinde Makbûri'ye muhalefette - bulunmuş ve telbiyeyi zikretmeksizin hadîsi yukarki hadîs mânâsında rivayet etmiştir.



27- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aliyyü'bnü Müshir, Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer (Radiyallayii arthüma) dan naklen rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş:

«Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) d yağını üzengiye koyup, hayvanı kendisini kaldırdığı,vakit Zü'1-Huleyfe'de telbiye getirirdi.»



28- (.--) Bana Hânın b. Abdülâh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hac-câc b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : İbni Cüreyc şunu söyledi: Bana Salih b. Keysân, Nâfi'den, o da İbni Ömer (Radtyaüahü anhiima) Man naklen haber verdi, tbni Ömer ona Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîîem) in hayvanı, kendisini kaldırarak doğrulttuğu vakit telbiye ed erdiğin i haber vermiş. ,



29- (...) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. Ona da Salim b. Abdillah, Salim'e de Abdullah b. Ömer (Rcutiyallayü anhiima) haber vermiş. Demiş ki:

«Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i Zü'1-Huleyfe'de hayvanına binerken gördüm. S«nr« hayvanı kendisini kaldırarak doğrulttuğu vakit telbiye getirdi.»

Bu Hadisi Buhâri «Kitâbul-Vudu'» ve « Kitâbu'1-Libas »da, Ebû Dâvud «Ki^bu'l-Hace»da, 'Tirmizî «Şemail» de, Nesaî «Kitâbul-Tahâra»da muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Rüknü Yemâni:Kabe'nin köşelerinden Hacer-i Esvea'in bulunduğu köşedir. Bu köşe Irak tarafına baktığı için ona «RÜkn-ü Irâki» dahi derler.

Bâzılarına göre Rüknü Yemânı, Hacer-i Esved'in bulunduğu köşeden evvelki köşedir. Yemen tarafına baktığı için ona «Rükn.ü Yemâni» denilmiştir. Bu iki köşeye Yemâmyyan» derler.

Geri kalan iki köşeye de «Şamiyyan» denilmiştir. Ulemânın beyanına göre «Yemâni» denilen köşeler Hz. îbrahim (Aleyhisselâm)\n attığı temel üzerinde kalmışlardır. Sami denilenlerin yeri değiştirilmiştir. Bundan dolayıdır ki, «Rükn-ü Şâmi» denilen iki köşeye- istilâm yapılmaz. İstilâm Yemâni denilen köşelere yapılır.

İstilâm: Hacer-i Esved'e elle dokunmak yahut öpmekdir.

Bunları yapamayanlar sopa gibi bir şeyle dokunarak, dokundukları şeyi öperler.

Septiyye denilen ayakkabılarından murâd: Tabanlanmış sığır derisinden yapılan ayakkabıdır.

Bâzılarına göre septiyye: Derisi üzerinde kıl bulunmayan ayakkabıdır. Arapların âdeti deriyi tabaklamadan kılları ile ayakkabı yapmakmış. Tabaklanmış deriler Tâif gibi yerlerde yapılır, bunlardan yapılan ayakkabıları zenginler giyermiş.

Hadîs-i Şerîf'deki sarıya boyanma tâbiri ile elbisenin boyanması ifâde olunmuştur.

Ayakkabılarıyla abdest almakdan murâd: Abdest aldıktan sonra onları yaş ayakla giymektir.

Terviye: Zi'I- Hicce'nin 8. günüdür. Bu güne ne için «Terviye» denildiği ihtilaflıdır. Bâzılarına göre Mina ile Araf at'da su bulunmadığından o gün insanlar zemzemden kana kana su içtikleri ve su tedarik ettikleri için bu isim verilmiştir.

İkinci bir kavle göre : Âdem fAleyhisselâm), Hz. Havva'yı o gün gördüğü için, başka bir kavle göre Cibril (Ateyhisselâm) hacc ibâdetlerinin nasıl yapılacağını Hz. İbrahim'eo gün gösterdiği için terbiye denilmiştir.

İbni Abbâs (Radiyallahüanh)'da.n rivayet olunan bir hadîse göre İbrahim (Aieyhisselâtn)'a oğlunu kesmesi iğin uyku Iıâlinde iken vahy gelmiş, ertesi gün bu rüyanın şeytânı mi, yoksa rahmanı mi olduğunu düşündüğü için o güne terviye denilmiştir.

Hz. İbrahim ertesi akşam rûyâyı tekrar görünce rahmânî olduğunu anlamış, bu sebeple ertesi güne de «Arafe» denilmiştir.

İbni Abbas (Radiyallahü anh) hadîsini Beyhakî «Fedai1-i Evkaat» bahsinde rivayet etmiştir.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1) Kabe'nin Rüknü Yemâni denilen iki köşesine dokunmak meşrudur.

Kaadî İyâz diyor ki: «Bugün Kabe 'nin Rüknü Şâmi denilen köşelerine istilâm yapılmayacağına ulemâ ittifak etmişlerdir. Bu hususta yalnız asr-ı saadette bazı Ashab ve bazı Tâbiin arasında ihtilâf vâki olmuştur. Sonra hilaf ortadan kalkmıştır.»

Yine Kaadî 1yâz'in beyânına göre Hacer-i Esved'in bulunduğu rükün iki şeyle yani istilâm ve öpmekle, diğer Kükn.ü Yemâni ise yalnız istilâm ile hususiyet kesbetmişlerdir;

Rükn-ü Şâmi'ler Öpülraediği gibi, onlara istilâm dahi yapılamaz. Sahabe ve Tabiîn 'den bâzıları onlara dokunmayı da müs-tehab sayarlarmış

İbni Abdilberr : «Câbir , Enes , îbni Zübeyr, Hasan ve Hüseyin (Radiyallahü ank) hazerâtınm bütün rükünlere istilâm yapardıkları rivayet olunmuştur.» diyor.

2) «Septiyye» denilen ayakkabılarını giymenin caiz olduğu hususunda İbni Abdilberr ulemânın müttefik olduklarım söylemiştir.

Bâzıları, bunların kabristanda giyilmesini mekruh addetmişlerdir.

3) Sarı boya mes'elesi elbiseye olduğu gibi, bedene de şâmildir. Maamafih mes'ele ulemâ arasında ihtilaflıdır.

Kaadî İyâz'a göre hadısdeki sarı boyadan murâd: Elbisenin boyanmasıdır. Fakat 1bni Ömer (Radiyallakü anh)'dan gelen rivayetlerden" anlaşıldığına göre kendisi sakalını safran ve alçehre ile sarıya boyar, ResfdtiUah (SaMUihü Aleyhi ve Sellem) 'in fi'li ile ihticâc edermiş. Zîra Ebû Davûd'un tahric ettiği bir rivayette Peygamber (SallallaJıü 'Aleyhi ve Sellem) 'in san boyayla elbisesini ve sarığını boyadığı bildirilmiştir.

Ashâbı Kiram 'in birçokları ile Tabiin hazeratmın sakallarını sarıya boyadıkları rivayet olunmuştur.

Ebû Hüreyre ile Hz. A1i (Radiyaltehü anh) bunlar meya-nındadır.

4) İhlâl yani yüksek sesle telbiye mes'elesi dahi ihtilaflıdır. Bâzılarına göre Zi'1. Hicce ayını karşılamak için telbiyede bulunmak efdaldır.

îmam Şafiî 'ye göre yola revan olmak üzere hayvan yerinden kalktığı zaman telbiye getirmek daha faziletlidir. İmam Malik ile İmâm Ahmed'in kavilleri de budur. İmam A'zam'a göre namazı kıldıktan sonra oturduğu yerde telbiye etmek efdaldır.



Zü'l-Huleyfe Mescidinde Kılınacak Namaz Babı


30- (1188) Bana Harmeletü'bnü Yahya ile Ahmed b. Isa rivayet ettiler. Ahmed: (Haddesenâ), Harmele: (Ahberanâ) tâbirlerini kullandılar. Harmele (Dedi ki) : Bize îbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus İbni Şihab'dan naklen haber verdi, ona da Ubeydullah b. Abdil-lah b. Ömer, Abdullah b. Ömer (Radiyallahü anhüma) 'dan naklen haber vermiş. Abdullah şöyle demiş: Hesû\ü\\ah(SaUallaIûi Aleyhi ve Setlem) Hac-cının iptidasında Zül-Huleyfe'de geceledi. Ve oranın mescidinde namaz kıldı.

Nevevî diyor ki: «Geceyi Zü'I-Huleyfe'de geçirmek haccın farzlarından veya sünnetlerinden değildir. Yalnız Kaadi îyâz bunu, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in fiiline uymak için yapmanın iyi olduğunu söylemiştir.»



7 - Muhrimin İhrama Girerken Koku Sürünmesi Babı


31- (1189) Bize Muhammed b. Abbâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize SÜfyân, Zührî'den, o da Urve'den, o da, Âişe (RadiyalUıhû anha) 'dan naklen haber verdi. Şöyle demiş:

«Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)*i ihrama gireceği vakit ihramı için, beyti tavaf etmezden önce dahi mili için kokulamışımdır.»



32- (...) Bize Abdullah b. Meslemete'bni Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eflâh b. Humeyd, Kaasim b. Muhammed'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)'in zevcesi Âişe (Radiyallahû anha)û&n naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: «Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Settem)V ihrama girerken ihramı için hille çıkarken beyii tavaf etmezden önce dahi hilli için ellerimle kokulamışımdır.»



33- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Malik'e, Abdurrahman b. Kaasim'den dinlediğim, onun da babasından, onun da Âişe (Radiyallahû anha) 'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Âişe (Radiyallahü anha) :

«Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i ihrama girmezden önce ihramı için, beyti tavaf etmezden önce dahi hılli için kokulardım.» demiş.



34- Bize îbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Ben, Kaasim'i Âişe (Radiyallahû anha)''dan naklen rivayet ederken dinledim. Âişe:

«Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i hem hılli için hem ihramı için kokuladim.» demiş.



35- (...) Bana Muhammed b. Hatim ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Abd: (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. İbni Hatim ise: Bize Muhammed b. Bekir rivayet etti, dedi. (Muhamnted demiş ki) : Bize İbni CÜreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Ömer b. Abdillah [6] b. Urve haber verdi. O da Urve ile Kaasim'i Aişe (Radiyallahû anha)'dstn naklen haber verirlerken dinlemiş. Aişe (RadfyaUahÛ anha):

«Ben, RestilWlah (SaîlaltahüAleyhiveSellem)'i Haccetti'.edada gerek hılli gerek ihrama için Zerîre denilen koku ile kendi elimle kokuladım.» demiş.



36- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb hep birden ibni Uyeyne'den rivayet ettiler. Züheyr (Dedi ki) : Bixe Süfyan rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Osman b. Urve [7], babasından naklen rivayet etti. Demiş ki: Aişe (Radiyallahûartha)'ya:

— «Resûlİİ\hxh(SaUallahü Aleyhi ve Sellem) 'i ihrama gireceği zaman ne ile kokuladın?» diye sordum. Aişe:

— «Kokunun «n güzeJtyle» cevabini: verdi



37- (...) Bize, bu hadisi Ebû Ktireyb dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Usâme Hişâm'dan, o da Osman b. Urve'den naklen rivayet etti.

(Demiş ki) : Ben, Urve'yİ Aişe (Radtyallahû anha)'dmn naklen rivây«t ederken dinledim. Aişe şöyle demi;:

«Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i ihrama girmezden evvel bulabildiğim en güzel koku ile kokulardım, sonra ihrama girerdi.»



38- (...) Bize Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni. Ebî Füdeyk rivayet-etti. (Dedi ki) : Bize Dahhak, EbuV-Ricâl'dan [8], o im annesinden, o da Aişe (RadtyaUahûanha)'Afm naklen haber verdi. Aişe jÖyle demİs: .

«Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i ihrama gireceği vakit ihramı için, tavâf-ı ifaza yi yapmazdan önce dahi hdli için bulabildiğim en güzel kokuyla kokulardım.

Bu hadisi Buhâri «Hacc» bahsinde tahric etmiştir.

Hadîs-i Şerîf Hz. Aişe (Radryaltahû artha) 'dan muhtelif tariklerle rivayet olunmuştur. Tahavî onü on sekiz tarikden rivayet etmiştir. Ebû Ömer îbni Abdilberr (368-463) :

«Aişe hadîsi sahîh ve sabittir, ulemâ onun sıhhat ve sübûtu hususunda ihtilâf etmemişlerdir.» diyor.

«Hurm» yahut «Hirm» hacc için ihrama girmektir. Yukarıda da işaret ettiğimiz yecihle hacca niyet eden bir kimse kadınla cima', dikişli elbise, kara avcılığı, koku sürünme, tırnak kesme ve şâire gibi şeyleri kendisine memnu*. olduğunu iltizâm ettiğinden niyete «İhram» denilmiştir.

thrâmm mânası: Harama girmektir.

«Hıll» ihramdan çıkmaktır. Hacc fiilleri sona erince, hacc esnasında memnu olan şeyler hacılara tekrar mubah kılınmıştır, zira mani' za'il olunca memnu' avdet eder. îşte ibâdet sebebiyle memnu* olan şeylerin hacılara tekrar mubah kılınmasına «Hıll» yani helâle çıkmak ta'bir olunmuştur. .

Beyti tavafdan murâd: Tavaf-ı ziyarettir. Buna «Tavâf-ı ifâza» denilir. Hadîsin bâzı rivayetlerinde Hz. Aişe 'nin: «Kokulardım» demiş olmasına bakarak yardımcı fiil «Kâne»nîn devam ve tekrar iktiza etmediğini söyleyenler olmuştur. Çünkü Hz. Aişe'nin ResûltiHah (Sallallahü AleyhiveSellem)'e koku sürmesi bir defaya mahsus olmak üzere veda' haccında vuku' bulmuştur. Nitekim Urve rivayetinde bu cihet tasrih olunmuştur. Bazıları buna î'tiraz etmiş ve: «İddia edilen şey ihram değil, koku sürmektir. Bir ihram için birkaç defa koku sürünmeye mani* yoktur» demişlerdir. İmam Fahruddin-i Razi (544-606) «Kâne» fi'linin tekrar ve devam iktiza etmediğini söylemiş, buna mukabil îbni Ha-cib tekrar iktizâ ettiğine katiyetle kaail olmuştur.

Ehl-i tahkik ulemadan bâzılarına göre «Kâne» tekrar iktizâ eder, lâkin bazan tekrar îcab etmediğine karine bulunur. Aynî de bu kavli tercih etmiştir.

Bâzıları Hz. Âişe'nin yalnız bu rivayette: «kokulardım» dediğini, sair rivayetlerde «kokuladım» ta'birini kullandığım iddia etmişse de bu iddia doğru değildir, çünkü hadîsin birçok rivayetlerinde «Kokulardım», «Kokulardım» ta'birleri kullanılmıştır. Nitekim babımız rivayetlerinin birkaçı da bu şekildedir.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1) İhrama girmezden evvel güzel kokular sürünmek müstehabdır. Kokunun ihram halinde devamı zarar etmez. Bu hususta az sonra tafsilat verilecektir.

İmam Mâ1ik'in bir kavline göre ihrama girerken koku sürünmek haramdır. İkinci kavline göre fidye vermek îcab eder.

Mâ1ikiyye ulemâsı bu husûsda muhtelif delillerle istidlal etmişlerdir. Şöyle ki:

a) Resullüllah(SatlaUatıü Aleyhi ve Sellem)'in koku süründükten sonra yıkandığını bildiren hadîsler vardır.

b) İhrama girerken koku sürünmek Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSeüem) 'e mahsustur.

c) Medîneliler ihrama girerken koku sürünmezlerdi. Fakat sair mezhepler uleması bu delillerin her birine mukaabil delil göstererek i'tirazda bulunmuşlardır.

2) îhrâm halinde haram kılınan koku sürünmek ve şâire, Ömrei Akabe 'de taşları atmakla helâl olur.



39- (1190) Bize Yahya b. Yahya ile Saîd b. Mansûr, Ebur-Rabî, Halef b. Hişâm ve Kuteybetü'bnü Saîd rivayet ettiler. Yahya «bize haber verdi» tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Hammâd b. Zeyd, Man sûr'dan, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Âişe (Radiyallahu anha) Man naklen rivayet etti, dediler. Âişe (Radiyaîîahü anha) şöyle demiş :

«Resul üllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) ihrâmlı iken başının saç ayırımındaki kokunun, pırıl pırıl yandığını hâlâ görür gibiyim.»

Halef «ihrâmlı iken» demedi. Lâkin «Onun ihramının kokusu bu idi,» dedi.



40- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ebû Küreyb rivayet ettiler. Yahya «ahberana» ta'birim kullandı. Ötekiler: Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Âişe (Radiyallahu anha) *dan naklen rivayet et*i, dediler. Âişe ;

«Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) tehlil getirirken saç ayrıntılarındaki kokunun pırıltısını hâlâ görür gibiyim,» demiş.



41- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Zttheyr b. Harb ve Ebû Saîd-i Eşecc rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Veki' rivayet etti. (Dedi ki): Bİie A'm«ş, Ebu'd-Duha'dan, [9] o da Mesruk'dan, o tfa Aişe (Radiyallahû ariha) 'dan naklen rivayet eyledi. Aişe:

«Ben Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi veSeîlem) tel biye getirirken saç ayrıntılarındaki kokunun pırıltısını halâ görür gibiyim.» demiş.



(...) Bize Ahmed b. Yunus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zübeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş, İbrahim'den, o da Esved'den, o da Müslim'den, o da Mesruk'dan, o da Âişe (Radiyallahû anha) 'dan naklen rivayet etti. Aişe:

«Görür gibiyim...» diyerek konuşmuş. Râvi, Veki' hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.



42- (...) Bize Muhammed b. El-Müsennâ Ue İbni Beşşâr rivayet ettütr, (Dediler ki) : Kse Muh«wmed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Hakem'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben İbrahim'i, Esved'den, o da Aişe (Radiyallahû anha)'dan naklen rivayet ederken dinledim. Alp:

Resulâllah (SalUûlahü Aleyhi ve Sellem) ihramlı ikin, ve ayrım kokunun |NrtilMiw hatâ fÖrür gibiyim» demiş,.



43- (...) Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik b. Miğvel, Abdurrahman b. Esved'den, o 4a babasından, o da Âişe(Radiyallahû anha)'âtm naklen rivayet eyledi. Aişe:

«Hakîkaten Resûliillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihrâmlı iken, saç ayrıntılarındaki kokunun parıltısını görürdüm,» demiş.



44- (...) Bana Mu ha mm od b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bana İshâk b. Man sûr yani es-Selûli rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim [10] b. Yusuf —ki İbni İshâk b. Ebî tshâk es-Sebii'dir— babasından, o da Ebû tshak'dan naklen rivayet etti. O da tbni Esved'i, babasından, o da Âişe (Radfyallahû anha) 'dan naklen rivayet ederken dinlemiş. Âişe şöyle demiş :

«Besûlüllah (Sallalİahü Aleyhi ve Sellem) ihrama girmek istediği vakit bulabildiği en güzel kokuyu sürünür; sonra yağın pırıltısını başında ve sakalında görürdüm.»



45- (...) Bize Kuteybetü'bnü Said rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdulvâhid, Hasen b. Ubeydillah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bize İbrahim, Esved'den naklen rivayet eyledi. (Demiş ki) : Âişe (Radtyaüahû anha):

R«ûlüllah (Sallalİahü Aleyhi ve Sellem) ihramlı iken, onun saç ayrımındaki misk pırıltısını hâlâ görür gibiyim.» dedi.



(...) Bize bu hadîsi İshak b. İbrahim de rivayet eti. (Dedi ki) : Bize Dahhâk b. Mahled Ebû Âsim haber verdi. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Hasen b. Ubeydillah'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet eyledi.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu'l-Gusl»ün bir-iki yerinde ve «Kitâbu'1-Hacc-da, Ebû Davûd, Tirmizî ve Ne.sai «Ki-tâbu'1-Hacc-da muhtelif râvilerden tahriç etmişlerdir.

Hadîs-i Şerîf yukarki hadîsin başka bir rivayetidir. Bir rivayeti de bundan sonra gelecektir.

Hz. Âişe'nin «Kokunun parıltısını hâlâ görür gibiyim.» sözü vakanın kuvvetle tahakkuk ettiğine delildir. Onu tamamiyle hatırladığını anlatmak için «Hâlâ görür gibiyim.» demiştir..

Vebis: Parlaklık, demektir. Maksat kokunun cirmi değil, eseridir.



Bu Rivayetten Çıkarılan Hükümler:


1) İmam A'zam ile îmam Ebû Yusuf ve İmam Züler'e göre ihrama girmezden önce misk v.s. ile kokulanmakta beis yoktur. .

Kokunun, ihrama girdikten sonra devam etmesi dahi hiç bir şey îcab etmez. îmam Şafiî ile diğer Şafiîyye ulemâsının ve îtnam Ahmed b. Han.bel 'in, Sevrî ile Evzaî 'nin kavilleri de budur.

Bu kavil, Ashâb-ı Kiram'dan Âişe (Radiyallahû anha) başta olmak üzere Sa'd b. Ebi Vak kaas , İbni A b -bâs, Abdullah b. Zübeyir, îbni Ca'fer ve Ebû Saîd-i Hudrî (Radiyallahû anh) hazerâtı ile Hicaz ve Irak‘da yaşayan birçok Tabiin 'den rivayet olunmuştur,

«El-MÜhezzeb» şerhinde ihrama girerken koku sürünmeyi Muâviye ve ÜmmüHabîbe (Radiyallahû anh) ile tbni Müıı-zir, İshak ve Ebû Sevri 'nin dahi müstehab addettikleri bildirilmektedir.

İbni Hazm, onun Berâ' b. Âzib, Enes b. Malik, Ebû Zerr, Hüseyin b. Ali (Radiyallahû anh) haze-ratıile İbni'l-Hanefiyye, Esved, Kaasim, Salim, Hişâm b. Urve Hâricetü'bnü Zeyd ve İbni Cüreyc'den de rivayet olunduğunu söylemiştir.

Atâ\ Zührî.Saîd b. Cübeyr, îbni Şîrîn, Hasan-ı Basrî ve diğer birtakım ulemâya göre ihramdan Önce kokusu devam edecek şeyler sürünmek caiz değildir.

İhrama giren kimsenin Kâbe'yi tavaf edinceye kadar koku sürünmesi haramdır. Hanefîiler'den îmam Muhammed b. Hasen'in mezhebi de budur.

Tahavî dahi bu kavli ihtiyar etmiştir.

Mezkûr kavil Hz. Ömer, Osman, îbni Ömer ve Osman b. Âs (Radiyallahü anh) hazeratmdan rivayet olunmuştur.

Tartaşi'ye göre misk, safran ve kafur gibi kadınlara mahsus olan kokuyu sürünmek mekruhtur. Bundan dolayı fidye lâzım gelir.

Kokulu bir şey yerse ateşte pişmiş olmak şartıyla bir şey lâzım gelmez. Pişmemişse caiz olup olmayacağı hususunda iki kavil vardır.

Kadınlara mahsus olmayan fesleğen, yasemin ve gül gibi kokular mekruh değildir. Bunlar için asla fidye lâzım gelmez.

«El-Mühezzeb» şerhinde fesleğen, nilüfer ve nergiz gibi çiçekleri koklamanın caiz olup olmayacağı hususunda iki kavil olduğu bildiriliyor.

Birinci kavle göre: Bu çiçekleri koklamak caizdir. Çünkü Hz. Osman'a ihrâmlı bir kimsenin bahçeye girip giremiyeceği sorulmuş, Osman (Radiyallahü anh) :

«Evet girer, çiçekleri de koklar.» cevâbım vermiştir.

İkinci kavle göre: Çiçek koklamak caiz değildir. Zîra gül ve safran gibi çiçekler kokuları için koklamr. Esah olan kavil bunları koklamanın haram olması ve fidye lâzım gelmesidir.

îbni Ömer, Cabir (Radiyallahü anh), Sevri, Malik, Ebû Hanîfe ve Ebû Sevr 'in kavilleri de budur. Yalnız Ebû Hanîfe ile Mâlik'e göre koklamak haram ise de fidye lâzım değildir.

İbni Münzir'in beyânına göre fidye lâzım gelip gelmiyeceği hususunda Ata ile îmam Ahmed'in kavilleri muhteliftir.

Ashâb-ı Kiram 'dan Hz. Osman ile İbni Abbâs (Radiyallahü anh) , Tabiinden Hasan-ı Basri, Mücahid ve İshak , çiçek koklamanın helâl olduğuna, bundan, dolayı fidye lâzım gelmiyeceğine kaaildirler.

Abderi : «Ekser-i ulemânın kavilleri de budur.» demiştir.

«Et-Tevdih» nâm eserde : «Bize göre kına, koku değildir. Bu hususta Ebû Hanîfe muhalefet etmiştir. Malik ile Ahmed'e göre ise kınalanmak, fidyeyi îcab eder.

Hz. Âişe , Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m kına kokusundan hoşlanmazdığını, fakat güzel kokuyu severdiğini söylemiştir. Kına güzel kokulardan madût olsa onu da severdi.» denilmektedir.

Fakat Ebû Ya'1â'nın «Mttsned»inde Enes (Radiyallahü anh) dan rivayet ettiği bir hadîs bu kavli reddetmektedir. Mezkûr hadîste Rebûi-i Ekrem (Saltallaftü Aleyhi ve SeUem) :

«Kınalanın. Çünkü kınanın kokusu güzeldir. Baş dönmesini teskin eder.» buyurmuştur.

İbni Abbâs, Sa'd b. Ebî Vakkaas, Abdullah b. Zübeyr ve Aişe (RadtyaHahâ anha) hazerâtı ile Saîd b. Cübeyir, İbrahim Nehaî ve Hâricetü'bnü Zeyd, Mîila'da şeytanı taşladıktan sonra koku sürünmeye ruhsat vermişlerdir. Küfe ulemâsı ile İmam Şafiî, İmam Ahmed, îshak'veEbû Sevr'in kavilleri de budur.

Salim ile İmam Mâlik'e göre bu mekruhtur. Yalnız Mâlikiler 'den İbni Kaasim fidye icab etmediğini söylemiştir.

2) Hadîs-i Şerif, ilk defa hiilo, Cemre-i Akabe'de şeytan taşlamakla çıkıldığına delildir.

Nevevî bu cihetin ittifaki olduğunu söylemektedir.



45- (1131) Bana Ahmed [11] b. Meni' ile Yâkub-u Devraki rivayet etti. Dediler ki: Bize Hüseyin rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mansûr, Ab-durrahman b. Kaasim'den, o da babasından, o da Âişe (Radiyallakû anha) 'dan naklen haber verdi, Âişe:

Ben, Peygamber (Saîîallakü Aleyhi ve Sellem)ıı İhrama girmezden, bir de kurban bayramı günü Kabe'yi tavaf etmezden önce içinde misk bulunan bir kokuyla kokulardım.» demiş.

Bu rivayet, hille Kurban Bayramı günü Kabe 'yi tavaf etmezden önce çıkıldığına delildir.

Yukarda da işaret olunduğu vecihle hille bayram günü Cerare.i Akabe'de taş atmakla çıkılır. İmam Mâlik'e göre taşlan attıktan sonra hacılara cima', av ve kokudan mâada her şey helâl olur. Ancak koku sürünmek yine mekruh ise de fidye lâzım gelmez. Ekseri ulemâya göre taşları atmakla av ve koku sürünmek mubah olur. Delilleri bu rivayettir.



47- (1192) Bize Saîd b. Mansûr ile Ebû Kâmil hep birden Ebû Avane'den rivayet ettiler. Saîd (Dedi ki) : Bize Ebû Avane, İbrahim b. Muhammed [12] b. Münteşir'den, o da babasından naklen rivayet etti. Babası şöyle demiş:

Abdullah b. Ömer (Radiyallahü anhümaj 'ya koku sürünmek, sonra ihrâmlı olarak sabahlayan bir kimsenin hükmünü sordum. Abdullah şu cevabı verdi:

«Ben ihrâmlı olarak sabahlayıp, da koku saçmamı sevmem. Katrana bulanmam, benim için bunu yapmamdan daha makbuldür.»

Bunun üzerine Aişe (Radiyallahü anha) 'nin yanına girerek İbni Ömer'in:

— «Ben ihrâmlı olarak sabahlayıp da koku saçmamı sevmem. Katrana bulanmam, benim için bunu yapmamdan daha makbuldür.» dediğini kendisine haber verdim. Aişe:

— «Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) 'i ihrama gererken ben koku lam isimdir. Sonra kadınları arasında dolaştı, sonra ihrâmlı olarak sabahladı, cevâbını verdi.



48- (...) Bize Yahya b. Habîb El-Hârisi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid yâni İbni'l-Hâris rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, İbrahim b. Muhammed b. Münteşir'den rivayet etti. (Demiş ki) : Babamı, Âişe (Radiyallahü anha) 'dan naklen rivayet ederken dinledim. Âişe:

«Ben, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) 'i kokulardım. Sonra kadınlarını dolaşır, sonra ihrâmlı olarak sabahlar, üzerinden güzel koku yayılırdı, demiş.



49- (...) Bize Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki*, Mis'ar ile Süfyân'dan, onlar da İbrahim b. Muhammed b. Münteşirden, o da babasından naklen rivayet etti. Babası şöyle demiş:

Ben, İbni Ömer (Radiyallahü anJıünm) 'yi:

«Katrana bulanmış olarak sabahlamam, benim için ihrâmlı sabahlayıp da koku saçmamdan daha makbuldür, derken işittim. Bunun üzerine Aişe (Radiyallahû anha)'mn yanına girerek İbni Ömer'in söylediklerini ona haber verdim. Âişe:

«Ben Ttesvûuİlah (Sattallahü Aleyhi ve Seîlem)i kokuladım da kadınlarını dolaştı, sonra ihrâmlı olarak sabahladı.» dedi.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbü'l-Gusül»ün bîr-iki yerinde, Nesai «Kitâbu't-Tahara»da tahric etmişlerdir.

Ulemâdan bâzıları : «Resûlüllah (Sallalkhü Aleyhive SeUem)'m kadınlarım dolaşması cima'dan kinayedir.» demişlerdir. Nitekim karine de bunu göster .nektedir. Çünkü bu babda rivayet edilen Hz. Enes hadîsinde :

«Peygamber (Sallalİdhü Aleyhi veSellem) bütün kadınlarını gecenin veya gündüzün bir saatinde dolaşırdı.» denilmiştir.

«Yandahu» gi'li bâzı rivayetlerde noktalı bâzılarında noktasız ha ile zaptedilmiştir.

Nadıh: Bulaştırmak ve sürmek mânâsına gelir. Noktasız rivayet dahi mânâ itibariyle buna yakındır. Zira «saçılmak» demektir. Kelime nasıl okunursa okunsun murad: Kokunun yayılmasıdır.



Bu Rivayetten Çıkarılan Hükümler:


1) îhrâma girmezden önce koku sürünmek müstehabdır. Kokunun ihram halinde devam etmesinde beis yoktur. Kokuyu ancak ihram halinde sürünmek haramdır.

Sevrî, İmam Şafiî, tmam E bû Yusuf, tmam Ahmed b. Hambel, Dâvûd-u Zahiri ve diğer birçok ulemânın kavilleri bu olduğu gibi, Sahabe ve Tabiinden bir cemâatin cümhûr-u muhaddisin ile fukahanın ekserisinin mezhepleri de budur.

Zührî, tmam Mâlik, İmam Muhammed ve diğer birtakım ulemâ bunun caiz olmadığını söylemişlerdir.

Sahabe ile Tabiîn 'den bir cemâat dahî ihrama girerken koku sürünmenin caiz olmadığına kaaildirler. Bu cihete yukarki rivayetlerde de temas etmiştik.

Bâzıları koku sürünmenin ihrama girmek için değil, kadınların yanma varmak için yapıldığını.iddia etmişlerdir. Onlara göre buradaki rivayette takdim ve te'hir vardır. Cümlenin takdiri şöyledir:

«Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)' üzerinden ' koku saçılarak kadınlarını dolaşır, sonra ihrama girerdi.»

Hadîsin bâzı rivayetlerinde:

«Yıkanmakla koku zait olur. buyuru1muş, bilhassa zevcelerinden her birinin yanında yıkanırdığı beyan olunmuştur

Zâten Buhâri 'nin rivayetinde Resulüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'in kullandığı bu kokunun «Zerîre» olduğu bildirilmiştir. Zerîre yıkamakla eseri kalmayan bir kokudur:

Birtakımları da ihrama "girerken koku sürünmenin Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'e mahsûs olduğunu söylemişlerdir.

2) İktidarı olanlar için çok cima' mekruh değildir.



8- İhramlıya Avcılığın Haram Kılınması Babı


50- (1103) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Malik'e, İbni Şihâb'dan dinlediğim, onun da Ubeydullah b. Abdillah'dan, onun da İbni Abbâs'dan, onun da Sa'b b. Cessâme [13] te'1-Leysi'den naklen rivâyet ettiği şu hadisi okudum : Sad, Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Seîlem) 'e Ebva'da yahut Veddan'da bulunduğu sırada bir yaban eşeği hediye etmiş de Resûlüllah (Satlallahit Aleyhi ve Sellem) onu geri çevirmiş:

Sa*b (Radiyallahü anh) demiş ki; «Hesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yüzümden gücendiğimi anlayınca:

— «Biz, bunu sana iade etmezdik. Şu kadar var ki ihramlıyız, buyurdular.»



51- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Rumh ve Kuteybe hep birden JLeys b. Sa'd'dan rivayet ettiler. H.

Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrazzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer haber verdi. H.

Bize Hasen-i Hülvâni dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yâkub rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam, Sâlih'den naklen rivayet eyledi. Bu râ-vilerin hepsi Zührî'den bu isnadla Malik'in dediği gibi:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir yaban eşeği hediye ettim.» şeklinde rivayet etmişlerdir.

Ley s ile Salih'in hadislerinde: «Ona da Sa'b b. Cessâme haber vermiş.» ibaresi vardır.



52- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Amru'n-Nâkıd rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den bu isnadla rivayet etti ve : «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *e yaban eşeği etinden hediye verdim.» dedi.



53- (1194) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Kiireyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Habib b. Ebî Sâbit'den, o da Said b. Cübeyir'den, o da İbni Abbâs (Radiycdlayü anhiima) dan naklen rivayet etti. İbni Abbâs şöyle demiş: Sa'b b. Cessame, Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'e ihrâmh iken bir yaban eşeği hediye etti de Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) onu geri çevirdi ve:

«Eğer ihramlı olmasaydık bunu senden kabul ederdik.» buyurdular.



54- (...) Bize, bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu'temir b. Süleyman haber verdi. (Dedi ki) : Ben, Mansûr'u Ha-kem'den naklen rivayet ederken dinledim. H.

Bize Mu ha mm e d b. EI-Müseıınâ ile İbni Beşşâr dahi rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize JVluhamıned b, Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Hakem'den rivayet etti. H.

Bize Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Habîb'den, o da Saîd b. Cübeyir'den, o da îbni Abbâs (Radiyallayü•anhüma)'dım rivayet etmişlerdir.

Mansûr'un Hakem'den rivayetinde: «Sa'b b. Cessame, Nebiyyullah

(Saltatlahü Aleyhi ve Sellem) 'e bir yaban eşeğf bacağı hediye etti.»

Şu'be'nin Hakem'den rivayetinde: «Ucundan kan damlayan bir yaban eşeği budu.»,

Şu'be'nin Habib'den rivayetinde: «Peygamber (SaHalhhü Aleyhi ve SeiîemYe bir yaban eşeğinin yansı hediye edildi de onu geri çevirdi.» denilmiştir.



55- (1195) Bana Zttheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Biıe Yahya b. Saîd, timi Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki): Bana Hasen b. Müslim, Tâvus'dan, o da İbni Abbâs (Radfyallayü anhüma)'dan naklen haber verdi. İbni Abbâs şöyle demiş: Zeydü'tmü Erkam geldi de Abdullah b. Abbâs ona hatırlatmak isteyerek:

«Sen, bana Eesûlüllah (Saİlallahü Aleyhi ve Sellem) ihrâmh iken kendisine bir av eti hediye edildiğini nasıl haber vermiştin?» dedi. Zeyd:

«ResûHUlah (Sedlailahü Aleyhi ve Sellem)e av etinden bir uzuv hediye edildi de onu seri çevirdi ve:

— Biz, bunu yemeyiz. Çünkü ihramlıyız. Buyurdular.» dedi.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu Cezâi's-Sayt» ile «Hibe» bahsinde, Tirmizî, Nesaî ve İbni Mâce «Kitâbü'I-Hacoda muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Ebvâ' ile Veddân: Mekke ile Medine arasında iki yerdir.

Resûlüllah (Sallallahü 4leyhi ve Sellem)'in annesinin Ebvâ'da vefat ettiği rivayet olunmuştur. Râvi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)f'm o gün Ebva'da mı yoksa Veddan’da mı olduğunu kestirememiştir.

Râvilerden bâzıları Veddan'da, bazıları da Ebvâ'da bulunduğunu seksiz olarak rivayet etmişlerdir.

Aynî: «Zahire bakılırsa buradaki şekk, İbni Abbas (Raâiyalİahü anh) 'dandır.» diyor.

Ebva ile Veddan arasında 8 mil mesafe olduğu söylenir.

Hz. Sa'b b. Cessâme, Veddanlıdır. Getirdiği hediye hususundaki rivayetler —kitabımızdakilerden de anlaşılacağı vecihle — muhteliftir.

Bunların bâzılarında hediyenin bir yaban eşeği, bâzılarında yaban eşeği eti, bir rivayette ucundan kan damlayan yaban eşeği budu, başka bir rivayette yaban eşeğinin yarısı, bir rivayette av etinden bir uzuv, olduğu bildirilmektedir.

Bundan dolayıdır ki, ulemâ hayvanın diri olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir.

Tahavî diyor ki: «îbni Abbâs'dan gelen bütün rivayetler Resulüllah (SaMlahü Aleyhi ve Sellem)'in Hz. Sa'b'a iade ettiği hediyede onun diri olmayan bir av eti olduğunda müttefiktir. Bu da ih-râmlıya av eti yemeyi kerih görenlere delildir...»

İbni Battal, Sa'b hadîsinin muhtelif rivayetlerine bakarak hâdisenin bir olmayıp, muhtelif zamanlarda cereyan etmiş ayrı ayrı vak'alar olduğunu söylemiştir. Ona göre Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e bir defa bütün bir yaban eşeği, başka bir defa yaban eşeğinin budu, bîr defa da bacağı hediye edilmiştir. Çünkü böyle bir hâdiseyi râ-vilerin unutması mümkün değildir.

Kurtubî, Buhâri 'nin bu mes'ele için bâb tahsis etmesinden hayvanın diri olduğu anlaşıldığını, başka rivayetlerin ise Ölü olduğuna delâlet ettiğini söyledikten sonra «Bu rivayetlerin arasını bulmanın çaresi şudur: Hz. Sa'b yaban eşeğini ölü olarak getirmiş ye Resûltillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanına koymuştur. Sonra hayvandan bir parça keserek ona hediye etmiştir. Bu suretle her iki rivayet de doğru olmuş olur. Yahut mecazen hayvanın bir uzvuna, bütününün ismi verilmiştir. Şöyle de diyebiliriz: Hz. Sa'b hayvanı diri olarak getirmiş, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabul etmeyince onu keserek bir uzvunu hediye etmiştir.» demiştir.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1) Şa'bi, Tavus, Mücahid, Câbir b. Zeyd, Leys b. Sa'd, Sevrî ve bir rivayette îmam Mâlik ile İshâ'k bu hadîsle istidlal ederek, ihrâmlı olmayan bir kimsenin kestiği avın ihrâmlılara helâl olmadığını söylemişlerdir. Çünkü Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) av hediyesini kabul etmemek için yalnız kendisinin ihrâmlı olduğunu bildirmekle iktifa etmiştir.

Bu da gösterir ki, kabul etmemenin yegâne sebebi ihrâmlı bulunmasıdır. Ashâb-ı Kiram 'dan Ali b. Ebî Tâlib, îbni Abbâs ve İbni Ömer (Radiyaltahüanh) hazerâtının kavilleri de budur.

Said b. Cübeyir, Ebû Hanife, Ebû Yusuf, Muhammed ve bir rivayette Ahmed b. Hanbel ile Atâ' , ihrâmlı olmayan bir kimsenin vurduğu avın ihrâmlıya haram olmadığını söylemişlerdir. Delilleri Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in bu şekilde vurulan av etinden yediğini gösteren hadîslerdir.

îmam Malik, Şafiî Ahmed b. Hanbel, îshak, Ebû Sevr ve bir rivayette Atâ ' «îhrâmlı için vurulan av ihrâmlıya haramdır. Fakat onun için vurulmayan avdan yemesi caizdir.» demişlerdir.

Bu kavil Hz. Osman (Radiyaîlahü anh) 'dan da rivayet olunur. Delilleri Ebû Dâvud 'un rivayet ettiği Hz. Cabir hadîsidir. Mezkûr hadîste Câbir (Rodiyallahüanh) : «Ben, ResûlüIIah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) :

— Kendiniz avlamadıkça yahut sizin için avlanmadıkça, kara avan-dan yemek size helâldir. Buyururken işittim.» demiştir.

2) Alâmetini görmekle bir şeye hükmetmek caizdir. Çünkü Resultülah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Sa'b'in gücendiğini yüzünden anlamıştır.

3) Bir sebepten dolayı hediyeyi reddetmek caizdir.

4) Hediyeyi reddederken, verenin gönlünü almak >m özür beyân etmelidir.

5) Hediye ancak kabul ile tamam olur.

6) îhrâmlı bir kimsenin elinde bulunan memnu av etini başkasına göndermesi icab eder.

7) Peygamber (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) 'in hediye kabul etmesi caizdir. Fakat sadaka kabul edemez.



56- (1196) Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Salih b. Keysan'dan rivayet etti. H.

Bize îbni Ebi Ömer de rivayet etti. Bu lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Süfyan rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Salih b. Keysân rivayet etti.

(Dedi ki) : Ben, Ebû Katade'nin azatlısı Ebû Muhammed'i şöyle derken işittim: Ben, Ebû Katade'yi şunu söylerken dinledim:

«Kesûlüllah (Salla!lahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte yola çıktık. Kaaha denilen yere vardığımızda kimimiz ihrâmlı kimimiz ihrâmsız idik. Bir ara baktım ki arkadaşlarım bir şey görmeye çalışıyorlar, ben de baktım. Bir de ne göreyim, bir yaban eşeği... Derhal atımı eğerliyerek mızrağımı aldım. Sonra hayvana bindim. Kırbacım düştü de ihrâmlı bulunan arkadaşlarıma :

— Şu kırbacı bana verin. Dedim. Onlar:

— Vallahi bu hususta sana hiç bir yardım yapamayız, dediler. Bunun üzerine hayvandan inerek kırbacı aldım. Sonra tekrar bindim ve yaban eşeği bir tepenin arkasındayken ardından yetişerek onu mızrağımla yaraladım ve öldürdüm. Müteakiben onu arkadaşlarıma getirdim. Arkadaşlarımdan bâzıları:

— Onu yeyin! Bâzıları da:

— Yemeyin, dediler. Peygamber (Scllallahü Aleyhi ve SeV.em) Önümüzde bulunuyordu. Hemen atımı sürerek ona yetiştim:

— O heâldır, yeyin buyurdular.



57- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Ben, Ma-lik'e okudum. H.

Bize Kuteybe, Malik'den, kendisine Ebu'n-Nadır'dan, ona da Ebû Katade'nin azatlısı Nâfi'den, ona da Ebû Kata d e (Radfyaîîahü anh)yâan naklen okunan şu hadîsi rivayet etti: Ebû Katâdc, Resûlüllah (Salkıllahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber bulunuyormuş. Mekke yolunun bir kısmını aldıkları vakit ihrâmlı arkadaşları geri kalmışlar. Kendisi ihrâmlı değilmiş. Derken bir yaban eşeği görerek hemen atının üzerine doğrulmuş, arkadaşlarından kırbacını vermelerini istemiş, onlar bundan imtina etmişler, mızrağını istemiş, onu da vermemişler de kendisi almış. Sonra yaban eşeğinin üzerine hücum ederek onu öldürmüş. Peygamber ( Aleyhi ve Seilem) in ashabından bâzıları bu hayvandan yemiş, bazıları inekten çekinmişler. Az sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ye tişerek bu mes'eleyi sormuşlar. Resûlüllah (SaUaUahu Aleyhi ve Sellem): — Bu ancak, Allah'ın size it'arr ettiği bîr rjzıktır. buyurmuşlar.



58- (...) Bize Kutaybe, Mâlik'dt-ıı, o da Zeyd b. Eslem'den, o da Ata* b. Yesâr'dan, o da Ebû Katâdc (Radiyallahüank)1 dan naklen yaban eşeği hakkında Ebu'n-Kadır hadîsi gibi rivayette bulundu. Yalnız Zeyd b. Eşlem hadîsinde: «Resûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem) ;

— Onun etinden yanınızda bir şey var mı? diye sordu.ifadesi de vardır.



59- (...) Bİıe Salih b. Mismar [14] Es-Sulemî rivayet etti. (Dedi ki) : Bice Muâz b. Hişam rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, Yahya b. EM KesSr'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Abdullah b. Ebi Katâde rivâyel etti. (Dedi ki) : Babam Hu dey biye senesi Resûlüllah (Salla{İahii Aleyhi ve Sellem) İle birlikte yola çıktı. Arkadaşlarından kimisi ihrama girmiş, kimisi girmemişler, Resûlüllah (Saltattahü Aleyhi ve Sellem)fe Gay-ka'da düşman bulunduğunu söylemişler, o da oraya gitmiş. Ebû Katâde demiş; Ben Resûlüllah [Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabı ile beraber bulunduğum bir sırada ashab birbirlerine gülerken bir de baktım bir yu-ban eşeğinin karşısındayım. Hemen üzerine hücum ettim ve hayvanı vurarak çökerttim. Derken arkadaşlardan yardım istedim. Onlar ten a yardım etmekten çekin Jiler. Müteakiben onun etinden yedik. Ve düşmanın önümüzü keseceğinden korktuk. Ben, Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellemyi aramaya gittim. Kimi atımı şahlandırıyor, kimi de yavaş gidi-yordum. Az sonra gece yarısı Benî Gıfâr'dan bir adama rastladım da:

— Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellemi'e nerede tesadüf ettin? diye sordum. O zât;

— Ben, onu Ta'hiıı'de bıraktım. Niyeti Sukya'da mola vermektir.» dedi. Kendisine yetiştim ve;

— «Yâ Resûlallah! Ashabın sana selâm ediyor ve Allah'ın rahmetini diliyorlar. Sen yokken düşman tarafından yatlarının kesilmesinden korktular. (Lütfen) onları bekle.» dedim. O da bekledi. Sonra;

— «Yâ Kesûlflllah! Ben bir av vurdum, ondan artan bir parça ya-nımdadır.> dedim. Bunun üzerine Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) (yanındaki) cemaata İhrâmlı oldukları halde:

—«Yeyin.» buyurdular.



60- (...) Bana, Ebû Kâmil-i Cahderî rivayet elti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Osman b. Abdillah [15] b. Mevhem'den, o da Abdullah b. Ebî Katâde'den, o da babası (Ebû Katâde) (Radiyaîîahü anh) 'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Resûlüllah (Sallcûlahü Aleyhi ve Selîem) Hacc niyetiyle yola çıktı. Onunla beraber biz de çıktık. Derken içlerinde Ebû Katâde dahi bulunan bâzı ashabını ayırarak:

— «Bana kavuşuncaya kadar deniz sahilini takip edin.» buyurdu. Ayrılanlar deniz sahilini tuttular, Resûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem) 'den ayrılınca hepsi ihrama girdiler. Yalnız Ebû Katâde girmedi. Yolda giderlerken ansızın birtakım yaban eşekleri gördüler. Ebû Katâde hemen üzerlerine hücum ederek onlardan bir dişi eşeği vurdu. Arkadaşları hayvanlarından inerek onun etinden yediler. Sonra:

— «(Eyvah)» ihrâmh İken et yedik» dediler. Eşek etinin kalan kısmını yanlarına aldılar. Resûlüllah (SallaUahüAleytvveSelİemye gelince:

— «Ya Resûlallah! Bizler ihrama girmişdik. Ebû Katâde ihrâmlan-mamıştı. Derken birtakım yaban eşekleri gördük. Ebû Katâde derhal bunlara hücum ederek içlerinden dişi bir yaban eşeğini vurdu. Biz de hay-vanlarımızdan inerek onun etinden yedik. Sonra da :

— (Eyvah) ihrâmh olduğumuz halde av eti yiyiyoruz, dedik. Etinin kalan kısmını da getirdik, dediler.

Bunun üzerine Resûlüllah (Scdlallahü Aleyhi ve Sellem) :

— «Sizden hiç biriniz Ebû Katâde'ya emretti, tâhut bir şeyle işarette bulundu mu ? diye sordu. Ashâb:

— «Hayjr!» dediler.

— «Öyle ise kalan etini yeytn.» buyurdular.



61- (...) Bize, bu hadîsi Muhammed b. El-MUsennâ da rivayet etti.

(Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. H.

Bana Kaasim b. Zekeriyyâ dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubey-dullah, Şeyban'dan rivayet etti. Her iki râvi Osman b. Abdillah b. Mev-heb'den bu Isnadla rivayette bulunmuşlardır.

Seyhan'ın rivayetinde: «Bunun üzerine Resûlüllah (SallatiahüAleyhi ve Sellem):

Sizden hiç biriniz ona, bu hayvanlara hücumda bulunmasını emir etti, yahut hayvanlara işaret eyledi mi? diye sordu.

Şu'be'nin rivayetinde ise: «İşaret ettiniz mi? yahut yardımda bulundunuz veya avladınız mı? dedi.» ifâdeleri vardır.

Şu'be: «Yardım ettiniz mi? dedi, yoksa: avladınız mı? buyurdu bilemiyorum.» demiş.



62- (...) Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Hassan haber Verdi. (Dedi ki) : Bize Muâviye yani İbni Sellâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Yahya haber verdi. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Ebî Katâde haber verdi. Ona da babası (Ebû Ka-tâde) (Radiyallahü anh) haber vermiş ki, kendisi Resûlüllah nwmiDS) Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Hudeybiye gazasına iştirak etmiş. Ebû Katâde şöyle demiş: Müteakiben benden gayrı arkadaşlar ömreye niyet ettiler. Ben, bir yaban eşeği avlayarak ihrâmlı oldukları halde arkadaşlarıma yedirdim. Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek, yanımızda bu hayvanın etinden artan bir parça bulunduğunu haber verdim. Bunun üzerine:

— «Siz onu yiyin' buyurdular.



63- (...) Bize Ahmed b. Abdete'd-Dabbî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Fudayl b. Süleyman En-Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hâzini, Abdullah b. Ebi Katâde'den, o da babası (Ebû Katâde) (Radiyallahû anha âan naklen rivayet eyledi ki, Ebû Katâde ve arkadaşları Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) ile beraber yola çıkmışlar. Arkadaşları ihramlı, Ebû Katâde ihrâmsiz imiş...

Bâvi hadîsi böylece rivayet etmiştir.

Bu hadîste : «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) :

— Ondan yanınızda bir şey varın ? diye sordu. Ashâb

— Bacağı yanımızdadır, dediler. Bunun üzerine (SallaUahü Aleyhi ve Seilem) onu alarak yedi.» ifâdesi de vardır.



64- (...) Bize, bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'l-Ahvâs rivayet etti. H.

Bize Kuteybe ile İshâk dahi Cerîr'den rivayet ettiler. Ebu'l-Ahvâs ile Cerîr'in ikisi de Abdülazîz b. Rufey'den, o da Abdullah b. Ebi Kata de'den naklen rivayet etmişlerdir. Abdullah:

«Ebû Katâde ihrâmlı bir cemaatın içinde bulunuyordu. Kendisi ihramlı değildi...» diyerek hadîsi rivayet etmiştir. Bu hadîsde: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) Ona sizden hiç bir insan işaret etti yahut Ebû Katâde'ye bir emir verdi mi? diye sordu. Ashâb:

— Hayır, yâ Resûlallah! dediler.

— öyle ise yeyın. buyurdu. » ifâdesi de vardır.

Bu hadîsi bütün Kütüb-i Si11e sahipleri «Hacc» bahsinde tahric ettikleri gibi Buhâri «Megâzi», «Cihad», «Zebâyıh», «Hibe» ve «Et'ime» bahislerinde muhtelif râvilerden rivayette bulunmuştur.

Tahavî onu beş tarîkden rivayet etmektedir.

Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşılıyor ki vak'a Hudeybiye musâlahasının yapıldığı yıl geçmiştir.

Kaaha: Sukya'ya1 mil mesafede bulunan bir vadidir- Medîne'den üç konak uzaktadır.

Kaadı îyaz bu kelimeyi bâzılarının İmam Buhâri'-den «Faha» şeklinde rivayet ettiklerini, fakat bunun bir vehim olduğunu söylemiş: «Doğrusu Kaaha'dır» demiştir.

İbni îshak «El-Meğazi» nam eserinde bu yerin «Face» olduğunu söylemişse de, İbni Hişâm bunu reddetmiştir.

Cevzâki'nin dahi «Kaaha» yerine «Sıfah» diye rivayet ettiği, fakat bunun bir tashifden ibaret olduğu söylenmiştir.

Sukyn: Mekke ile Medine arasında büyük bir köydür.

Gayka i Mekke ile Medîne arasında Benî Gıfâr kabilesine ait bir yerdir.

Kaadî îyâz: «Bunun Benî Sa'Iebe'ye âit bir kuyu olduğunu söyleyenler vardır.» demiştir.

Tahin: Sukya'ya üç mil mesafede bulunan bir kuyudur.

Esrem diyor ki: «Hadîs ulemâsının Ebû Katâde'ye 5aş-tıklarım ve:

— Nasıl olur da Ebû Katâde mikaatı ihrâmsız olarak geçebilir? dediklerini, buna bir türlü mânâ veremediklerini işitirdim. Nihayet bu mes'eleyi îyâz b. Abdillah 'in- Ebû Said-Î Hudrî'den rivayet ettiği hadîsde izah edilmiş şekilde gördüm.»

Ebû Saîd-i Hudrî (Raâvyaliahütmh) hadîsini Tahavî rivayet etmiştir. Lâfız şudur:

«Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Seîlem) Ensar'dan Ebû Katâde'yi sadaka me'muru olarak gönderdi. Kendisi de ashabı ile birlikte ihrama girerek yola çıktılar. Usfan'a inince bir yaban eşeği gördüler. Bu arada Ebû Katâde ihrâmsız olarak geldi. Ashab hayvana dikkatle bakmamış olmak için başlarını eydiler. Ebû Katâde bakmarak hayvanı gördü. Hemen atına binerek mızrağı aldı ama mızrak elinden düştü. Ashaba:

— Şunu bana verin, dediyse de onlar:

— Biz bu hususta sana hiç bir yardım yapamayız, cevabını verdiler. Derken Ebû Katâde hayvana hücum ederek vurdu. Ashab ondan et kızartmaya başladılar. Sonra:

— (Biz ne yapıyoruz?) Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Seîlem) aramızdadır, dediler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellem) ashabının önünde gidiyordu. Hemen kendisine yetişip sordular. Resûl-i Ekrem(SallallahÜ Aleyhi veSellem) bunda bir beis görmediler.

Bu hadîsi Bezzâi dahî tahrîc etmiştir.

Kuşeyri, Hz. Ebû Katâde 'nin hacca gitmek istemediği yahut ihrama girmemesinin mikaatlar tayin edilmezden önce olduğu ihtimâli üzerinde durmaktadır.

Münizıri'nin beyanına göre Medîneliler Hz. Ebû Katâde'yi bazı Arap kabilelerinin Medine'ye hücum etmek niyetinde olduklarını bildirmek için Peygamber (Salla llahü Aleyhi veSellem) 'e göndermişlerdi.

îbni Tîn'e göre ihtimâl Hz. Ebû Katâde Mekke'ye girmeyi niyet etmemiş ancak ordusu çok görünsün diye askerine katılmıştır.

İbni Abdilberr: «Resulüllah (SallaUahü Aleyhi veSellem) 'in Ebû Katâde'yi düşmanı terassud etmek için sahil yolundan gön- fc derdiği söylenir. Bundan dolayı ashabının yanına geldiği vakit ihrâmlı değildi.» diyor.

Aynî bu sözlerin içersinde en güzel cevap Hz. Ebû Saîd-i Hudrî hadîsi olduğunu kaydetmektedir.

Bazı rivayetlerde: «Birtakımları bana gülmeğe başladılar.» denilmiştir. Bu takdirde Ashâb-ı Kiram'in Hz. Ebû Katâde'ye güldükleri anlaşılırsa da Kaadî tyâz bu sözün bir hatâ ve tas-hifden ibaret olduğunu söylemiştir.

Nevevî bu rivayeti kabul etmiş, fakat Ashab'm Hz. Ebû Katâde'ye değil üzerlerine av çıkıp da ona bir şey yapmak ellerinden gelmediğine güldüklerini söylemiştir.

Nefs-i hadîste Ashab-ı Kiram'in gülmelerinin bir işaret veya delâlet olmadığını iktizâ eden cümle vardır. O da Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'in:

«İçinizden ona işaret eden bulundu mu ? suâline ashabın:

— Hayır, diye -cevap vermeleridir.»

Hadîsin bir rivayetinde: «Ashâb Hem hayvanın etinden yediler» hem de pişman oldular.» denilmiştir.

Ashâb.ı Kiram'in düşman yolumuzu keser diye korkmaları, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seltem)'den ayrılacakları içindir. Çünkü Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ordusunun önünde gidiyordu.

Hadîs-i Şerifi bizzat Ebû Katâde (Radiyallahü anh) rivayet ettiği halde rivayetlerin birinde «Ebû Katâde de içlerinde olduğu halde» demesi, tecrid kabilindendir. Sözün muktezası «Ben de içlerinde olduğum halde» demek idi. Bu sözü îbni Ebî Katâde 'nin zannetmek hatâdır. Çünkü hadîsin mürsel olmasını icab eder.

«Yalnız Ebû Katâde ihrâmlı değildi» sözü dahi tecriddir. Bundan murad: «Yalnız ben ihrâmlı değildim.» demektir.

Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Seîlem) 'in ashabına: «Onu yeyin.» buyurması, icab değil, ibaha ifâde eder. Zira bir menfaat icab eden emirler i baha, aleyhde olan emirler vücub ifâde ederler.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1) Avlamaya yardım etmemek şartıyla ihrâmhnın av eti yemesi muhabdır. Kuşeyri'nin beyânına göre bu hususta üç mezhep vardır:

a) îhrâmlı için avlansın avlanmasın mutlak surette av eti memnudur. Bu kavlin delili babımızın başında geçen Sa'd b. Cessâme hadîsidir.

b) îhrâmhnın izniyle olsun olmasın onun namına avlanan avdan yemesi memnudur. İmam Mâlik ile Şâfiî 'nin mezhepleri budur.

c) îhrâmlı bir kimse kendisi avlanır yahut başkası onun izni veya delaletiyle avlarsa, o avdan yemesi haramdır. Başka suretle avlanan avlardan giyebilir. İmam A'zam'm mezhebi de budur.

Îbnü'l-Arabî'ye göre ihrama girmezden önce avlanan avdan ihrâmlı yiebilir. Fakat ihrama girdikten sonra avlanandan yiyemez.

2) İslâm kumandanı harpte gözcülük etmek için ordusundan bazı neferleri ayrı ayrı yerlere gönderebilir.

3) Yaban eşeğini avlamak ve yemek caizdir.

4) Avı yaralamak, kesmek yerine kaaimdir.

5) Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) zamanında içtihad caizdir, îbnü1-Arabi'ye göre Peygamber (Sallalhhü Aleyhi ve Sellem)in huzurunda ictihad caiz değildir.

6) îçtihâd suretiyle elde edilen hüküm amel îcap eder.

7) Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Selîem) 'in kendisine takdim edilen av bacağından, yemesi, ashabının gönlünü almak ve kalplerinden şüpheyi gidermek içindir.

8) Gaibe selâm göndermek müstehabdır.



65- (1197) Bana Zübeyir b. Harb rivayet etti. (Dçdi ki) : Bize Yahya b. Said, İbni Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Muhammed b. Münkedir, Muâz b. Abdirrahman b. Osman Et-Teymî'den, o da babasından naklen haber verdi. Babası şöyle demiş: İhrâmlı olarak Talha-tü'bnü UbeydiiaHah'ın yanında bulunuyorduk. Kendisine bir, kuş hediye ettiler. Talha uyuyordu. Bâzımız bundan yedik, bâzımız yemekten çekindik. Talha uyamnca yiyenlerin hareketini doğru buldu ve:

«Biz, onu Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber yedik.» dedi.

Hadis-i Şerif hüküm îtibariyla yukarki rivayetler gibidir.. Bu hususta Zübeyr, Talhatü'bnü Abdillah, Câbir ve Âişe (Radiyallahü anlı) hazeratından. da hadîsler rivayet olunmuştur. Nitekim kendileri d» ihrâmlının kendisi avlamamak veya onun için avlanmış olmamak şartıyla av eti yemesine ruhsat verirlermiş. Tahavî, ihrâmlının av eti yiyemiyeceğine kaail olanların istidlal ettikleri birtakım hadîsler rivayet etmiştir.



9- Îhramlı İle İhramsızın Hillde [16] ve Haremde Öldürmesi Mendüb Olan Hayvanlar


66- (1198) Bize Hârûn b. Saîd el-Eylî ile Ahmed b. İsa rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni Vehb haber verdi (Dedi ki) : Bana Mahra-matü'bnü Btikeyr, babasından naklen haber verdi. (Demiş ki) : Ben Ubey-dullah b. Miksem'i şöyle derken işittim: Ben Kaasim b. Muhammed'i şunu söylerken işittim. Ben Peygamber (SaîlaİJahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Aişe'den dinledim. Şöyle diyordu: Ben Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Dört $ey vardır ki, bunların her biri fâsiktİr. Mîkaat dışında da Haremde de Öldürülürler: Çaylak karga, fare ve kuduz köpek» buyururken işittim.

Ubeydullah demiş ki: «Ben Kaasim'e: Yâ yılana ne buyurursun? diye sordum.

— Hakaaretinden dolayı öldürülür.» dedi.



67- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder, Şu'be'den rivayet etti. H.

Bize tbnü'l-Müsennâ ile İbnü Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Katâde'yi, Said b. el-Müseyyeb'den, o da Âışe(RadiyalIahû antta) dan, o da Peygamber (Salküjahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ederken dinledim. Resûlüllah (Sailalhhü Aleyhi ve Sellem) :

«Fâsik olan beş şey vardır ki, bunlar mîkaat dışında da Haremde de öldürülürler: Yılan, alaca karga,, fare, kuduz köpek ve çayla ak» buyurmuşlar.



68- (...) Bize Ebu'r-Rabî'ez-Zehrânî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd yâni tbni Zeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm b. Urve, babasından, o da Âişe (Rad'tyallahâ anha) 'dan naklen rivayet eyledi. Âişe şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sillem):

«Fâsik olan beş şey vardır ki, bunlar Haremde öldürülürler, atcreb, fare, çaylacık, karga ve kuduz köpek» buyurdular.



(...) Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbnü Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm bu isnadla rivayette bulundu.



69- (...) Bize UbeyduIIah b. Ömer el-Kavârîri rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey* rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Zübrf-den, o da Urve'den, o da Âişe (Radiyallahû anha)''dan naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Fâsik olan beş şey vardır ki, bunlar Haremde öldürülürler: fare, akreb, karga, çaylacık ve kuduz köpek.» buyurdular.



70- (...) Bize bu hadisi Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdiirrezzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Zührî'den bu is-nâdla haber verdi. Âişe (Radiyallahû anha) demiş ki:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fâsik olan beş şeyin hem mî-kaat dışında, hem Haremde Öldürülmesini emir buyurdu.» demiş. Bundan sonra râvî, Yezîd b. Zürey' hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.



71- (...) Bana Ebu't-Tâhir ile Harmele rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbnü Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da Urvetü'bnü Zübeyr'den, o da Âişe (Raâryallahû anha) 'dan naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş: Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Selîem):

«Beş nevî' hayvan vardır ki, bunların hepsi fâsikttr: Haremde öldörü-lebilirler: Karga, çaylak, kuduz köpek, akreb ve fare.» buyurdular.

Bu hadîsi Buharı ile Nesâi dahî «Hacc» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Bu babda Ebû Davûd, Tirmizî ve îbni M fice Hz. Ebû Saîd-i Hudrî 'den, İmam Ahmed b. Hanbel, îbni Abbâs (Radiyaüahü anh) 'dan, Buhârî ile Müslim, Hz. îbni Ömer 'den hadîsler rivayet etmişlerdir, Abdullah b. Ömer (Radiyallahü anh) rivayetleri az sonra kitabımızda görüleceklerdir.

Fîsk: Lügatte çıkmak mânâsına gelir. Bâzı kimselere fâsik denilmesi Allah'a itaattan çıktıkları içindir.

öldürülmesi mubah kılman hayvanlara neden fâsik denildiği ulemâ arasında ihtilaflıdır. Hanefiler'le İmâm Mâlik'e göre mezkûr hayvanlar eziyyet verdikleri için onlara fâsik denilmiştir. Zarar veren her mahlûk öldürülür. İmam Şâfiî'ye göre bu hayvanlara fâsik denilmesi, etleri yenilmediği ve başka hayvanların hükmünden çıkarak öldürülmeleri helâl kılındığı içindir; bu gibi hayvanları ihrâmh bir kimse dahî öldürebilir; onlardan dolayı fidye lâzım gelmez.

Ulemâ mezkûr hayvanların eziyyet ve zararlarını şöyle teşbît etmişlerdir: Karga ev hayvanlarının sırtlarını gagalar; gözlerini çıkarır; insanların yiyeceklerini kapar. Çaylak et ve piliçleri götürür. Akreb zehirli bir hayvandır; insanları sokar. Fare yiyeceklere musallat olur; elbise ve sâireyi kemirir; hattâ mumun fitilini alarak evleri yakabilir. Nitekim îbni Mâce 'nin tahrîc ettiği Ebû Saîd-i Hudri (Radiyallahü anh) hadîsinde : «Hz. Ebû Saîd'e Resûlüllah (SaîlaUahü Aleyhi ve Selİem)\n fareye niçin fâsik dediği soruldu da şu cevâbı verdi:

— Çünkü Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) bir akşam fare şamatasına uyandı. (Bir de baktı ki) tam fare fitili almış; evi yakacakmiş, denilmektedir.

Kuduz köpek de insanları ısırır. Kuduzdan muradın ne olduğu biraz aşağıda görülecektir.

Hadîs-i Şerîf muhtelif lâfızlarla rivayet olunmuştur. Bâzı rivayetlerde :

«Bu hayvanları öldürmekde günah yoktur» buyurulmuş; bir rivayette : «İhramlı öldürebilir» başka bir rivayette: «öldürmelerine izin verdi» denilmiştir. «Öldürmelerini emir buyurdu» rivayeti de vardır.

Bu rivayetlerin hepsi zikri geçen beş nevi' hayvanın Harem-i Şe-rîfde hacılar tarafından öldürülebileceğini göstermektedir. Hacıların öldürmesi caiz olunsa, hacı olmayanlara bu işin cevazı evleviyette kalır. Mamafih bu husûsda nefs-i hadîsde sarahat da vardır.

Harem'den murâd : Mekke-i Mükerreme -nin haremidir. Bâzıları bu kelimeyi «hurum» şeklinde tesbît etmişlerdir.

Hurutn: Haramın cem'i olup haram kılman yerler mânâsına gelir.

Bu hadîs hakkında daha fa.zla tafsilat, diğer rivayetleri görüldükten sonra verilecektir.



72- (1199) Bana Züheyr b. Harb ile İbni Ebî Ömer hep birden, tbni Uyeyne'den rivayet ettiler. Züheyr (Dedi ki): Bize Stifyân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Sâlim'den, o da babası (İbni Ömer) (Radtyallahü anh) 'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'âen naklen rivayet etti.

«Be? (nevi) hayvan vardır ki onları Harem'de ve ihramda iken Öldürene günah yoktur : (Bunlar) fare, akreb, karga, çaylak ve kuduz köpektir.» buyurmuşlar.

İbni Ebî Ömer kendi rivayetinde: «Hurumda ve ihramda» dedi.



73- (1200) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Salim b. Abdillâh haber verdi, ki Abdullah b. Ömer (Radiyalîayü anhüma) şöyle demiş: Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Seltemjin zevcesi Hafsa dedi ki: Resûlüllah (Salkdlahü Aleyhi ve Seltetn):

«Beş nevi' hayvan vardır ki, onların hepsi fasildir. Bunları öldürene günah yoktur: Akrep, karga, çaylak, fare ve kuduz köpek!» buyurdular.



74- (...) Bize Ahmed b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zeyd b. Cübeyr [17] rivayet eyledi ki, bir adam İbni Ömer'e:

— îhrâmh ne gibi hayvanları öldürebilir? diye sormuş, tbni Ömer:

— Bana Resûlüllah (Sallaîlahii Aleyhi ve Sellem) *in zevcelerinden birinin haber verdiğine göre kendisi: fare, akreb, çaylak, kuduz köpek ve karganın öldürülmesini emir buyurmuş; yahud bunları öldürmek ona emrölunmuş» demiş.



75- (...) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Zeyd b. Cübeyr'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bir adam İbni Ömer'e:

— İhrâmlı iken bir kimsenin ne gibi hayvanları Öldürebileceğini sordu, tbni Ömer:

— Bana Peygamber (SallaHahü Aleyhi ve Sellem) 'in kadınlarından birinin anlattığına göre kendisi: kuduz köpekle, fare, akreb, çaylacık, karga ve yılanın öldürülmesini emir buyururmuş.» dedi.

İbni Ömer: «Bunu namazda daht (emir buyururmuş)» demiş.



76- (1199) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da fbni Ömer (Radiyallahû anhüma) 'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum. Resûlüllah (Saliailahü Aleyhi ve Seîîem)

«Beş nevi* hayvan vardır ki, bunları öldürmekde İhrâmlıya günâh yoktur: Karga, çaylak, akreb, fare ve kuduz köpek.» buyurdular.



77- (...) Bize Hâtûn b. Abdillâh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mu-hammed b. Bekr rivayet eyledi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. Dedi ki:

— Nâfi'e: İbni Ömer'den, ihrâmh bir kimseye ne gibi hayvanları öldürmeyi helâl gördüğünü işittin? diye sordum. Nâfi' bana şu cevâbı verdi:

— Abdullah (Dedi ki): Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyiı

— Beş nevi* hayvan vardır kî, onları öldürene, öldürdüğünden dolayı bir günah yoktur. (Bunlar): Karga, çaylak, akreb, fare ve kuduz köpek (tir)» buyururken işittim.



(...) Bize bu hadisi Kuteybe ile İbni Rumh dahi Leys b. Sa'd'dan rivayet ettiler. H.

Bize Şeybân b. Ferrûh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr yâni tbni Hâzim rivayet etti. Bunların ikisi de Nâfi'den rivayet etmişler. H.

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aliy-yü'bnü Müshir rivayet eyledi. H,

Bize îbni Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. Bu râvîler toptan Ubeydullah'dan rivayet etmişlerdir. H.

Bana Ebû Kâmil dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Eyyûb rivayet etti. H.

Bize Îbnü'l-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Harun rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd haber verdi.

Bu râvilerin hepsi Nâfi'den, o da tbni Ömer (Radiyallahü anh)'dan, o da Peygamber (Sallaİlahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen Mâlik ile îbni Güreye'in hadîsleri gibi rivayette bulunmuş; ve hiç birisi Nâfiden, o da Îbni Ömer (Radiyallahü anhüma) dan naklen onun: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Jden işittim.» dediğini söylememişlerdir. Yalnız İbni Cüreyc tek başına istisna teşkil etmiştir. Bu husûsda îbni îshâk dahî îbni Cüreyc'e tâbi' olmuştur.



78- (...) Bana bu hadîsi Fadl b. Sehl dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Hârûn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. îshâk, Nâfi' ile Ubeydullan b. Abdillâh'dan [18], onlar da İbni Ömer (Radiyallahü anhüma 'dan naklen haber verdi. îbni Ömer:

— Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Beş nevi' hayvan vardır ki, onlardan Haremde öldürülenin katlinde günâh yoktur.» buyururken işittim, demiş; ve yukanki hadîsdekilerin mislini zikretmiştir..



79- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve İbni Hucr rivayet ettiler. Yahya (Bize haber verdi), diğerleri (Bize rivayet etti) tabirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize İsmail b. Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan naklen rivayet etti. O da Abdullah b. Ömer (Radiyallahû anhüma) 'yi şöyle derken işitmiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Beş nevi' hayvan vardır ki, bir kimse ihrâmlı olduğu halde bunları öldürürse kendisine onlardan dolayı hiç bir günah yoktur, (bu hayvanlar): akreb, fare, kuduz köpek, karga ve çaylacıktır.» buyurdular. Hadîsin lâfzı Yahya b. Yahya'ya âid'dir.

Hadîsin bâzı rivayetleri Hz. İbni Ömer (Radiyallahû anh) 'nın onu bizzat Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işitmediği zannını veriyorsa da diğer rivayetlerinde işittiği tasrîh olunmaktadır. Bu.suretle îbni Ömer (Radiyallahû anh) Hazretlerinin onu hem kız kardeşi Hafsa (Radiyallahû anh) 'dan, hem de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işittiği sübut. bulmuş oluyor.



Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler:


1- Mezkûr beş nevi' hayvanı ihram hâlinde Öldürmek caizdir. îh-râm hâlinde öldürmek caiz olunca ihrama girmeyenlerin Öldürebilmesi evleviyyette kalır. Öldürülecek hayvanların beş adediyle' takyîd edilmesi mefhûm i'tibârile, zikredilen beş nevi'den maadasının öldürülemiyeceğini gösterirse de mefhûmu aded ekser-i ulemâya göre hüccet değildir. Bilfarz hüccet kabul edilse bile Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in evvelâ beş hayvanın öldürülebileceğini, bilâhare aynı hükümde onlarla müşterek olan sair hayvanları bildirmiş olması muhtemeldir. Filhakika bir rivayette öldürülecek hayvanların dört, diğer rivayette altı olduğu beyân edilmiştir. Bâzı rivayetlerde ise, ötekilerinde zikredilmeyen hayvanlardan bahsolunmuştur. Bu suretle öldürülecek hayvan nevi'lerini dokuza çıkaranlar vardır. Bunlar meyânmda yılan, kurt ve kaplan da vardır.

Tahâvî diyor ki: «îşte Peygamber (Sallatyahü Aleyhi ve Sellemyin, ihram hâlinde muhrime, ihrâmlı olmayana dahî Harem-i Şerîfde Öldürmeyi mubah kıldığı hayvanlar bunlardır. Bunların beş nevi' olduklarını beyan etmiştir. Mezkûr beyân, bu bâbda vârid olacak bir işkâle bu hayvanların hükmü verilmesine münâfîdir. Meğer ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İn muradı olduğuna ittifak hâsıl ola.»

Tahâvî bu sözü ile şunu anlatmak istemiştir: Aded bildirerek öldürülecek hayvan nevi'lerinin beyân buyurulmasi benzerlerinin bu hükümde olmadığını gösterir. Zîra aynı hadîsde çaylak ile karganın öldürülebileceği ifâde buyurulmuştur. Halbuki bunların ikisi de yırtıcı kuşlardandır. Onların hükmü aletta'yin beyân edildiği için atmaca, şahin ve doğan gibi yırtıcı kuşlara aynı hüküm verilemez.

Bu cihet ittifakı ise de öldürmeyi eziyyetle ta'lîl edenler: «Eziyetin nev'ileri çoktur. Binâenaleyh Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) akrebi zikretmekle eziyette ona ortak olan yılan, an gibi şeylere; fare ile kemirmekte ona ortak olan gelincik gibi hayvanlara; karga ve çaylak ile, bir şeyi. kapmakta onlar gibi olan atmaca v.s. ye; kuduz köpekle saldırganlık ederek ısırmakta köpeğe benzeyen arslan ve pars gibi yırtıcılara işaret buyurmuş olacaktır.» derler.

Öldürmeye sebep bu hayvanların eti yenilmemesi olduğunu söyleyenlere göre ise Hadîs-i Şerîf'de beş hayvanın zikredilmesi, insanların arasında çok bulundukları içindir.

Tahâvî 'nin beyânından yılanın da öldürülemiyeceği hatıra gele-bilirse de Tahâvî «Meğer ki Peygamber (Sallaifahü Aleyhi ve Sellem) in muradı olduğuna ittifak hâsıl ola.» sözüyle Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yılanın öldürülmesini kasdettiğine işarette bulunmuştur.

Bu cihet îbni Mes'ûd (Radiyallahü anh) 'dan rivayet olunan bir hadîste tasrîh buyurulmuştur. Mezkûr hadîste:

Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) ashabına Mina'da bir yılanı öldürmelerini emir buyurdu.» denilmektedir.

Rivayetlerin birinde dahî yılan öldürülecek beş hayvan meyâmnda zikredilmiştir.

2- Kargadan bu hayvanın hangi nev'i murâd edildiği ulemâ arasında ihtilaflıdır. Hanefiîle'den -Hidâye- sahibine göre leş kargasıdır. Buna alaca yahut benekli karga da denilir. Bu kavil îmam Ebû Yûsuf'dan rivayet olunmuştur.

îmam Ebû Yûsuf'un delîlî Hz. Âişe rivayetlerinden birinde öldürülecek hayvanlar meyâmnda gurâb-ı ebka'ın zikredilmiş olmasıdır.

Gurâb-ı ebka': Sırtında ve karnında beyaz benekleri olan alaca karga demektir. Kurtubî: «Bu rivayet alaca kelimesi zikredilmeyen mutlak rivayetleri takyîd eder.» demiştir.

Ulemâdan bir cemâat îmam Ebû Yûsuf'un kavlim tercih etmiş, ihrâmlının karga nev'îlerinden yalnız alaca kargayı Öldürebileceğini söylemişlerdir.

Diğer birtakım ulemâya.göre ise bütün karga nev'îlerini öldürmek caizdir. Hadîsde alaca karganın zikredilmesi, çokluğundan dolayıdır. Fakat Aynî bu kavle îtirâz etmiş ve: «Karganın öldürülmesi eziyete tesaddî eden yalnız alaca kargadır. Ekin kargası ile saksağan doğrudan doğruya eziyet etmezler. Binâenaleyh hadîsin mutlak rivayetleri alaca karga mânâsına hamlolunur.» demiştir.

Kuzgun dahî alaca karga nev'îndendir.

Şâfiî1er'le Hanefiîler'in mezhebi budur. Zîrâ bunların ikisi de leş kargasıdır. Ekin kargası onlar gibi değildir.

Karga ile çaylak hakkında Mâ1ikîyye ulemâsının ihtilâf ettikleri, bâzılarına göre bu hayvanların saldırgan olanları ve büyükleri öldürülebileceği rivayet olunmuşsa da meşhur olan kavle göre bu hususta Mâlikîler dahî cumhûr-u ulemâ ile beraberdirler. Cumhura göre öldürülecek karga nev'îleri arasında böyle bir tas-nîf yoktur.

Saksağan dahî karga nev'îlerindendir. Araplar onunla teşe'üm ederlermiş.

Hanefiîyye ulemâsından Kaadı Hân *Fetava»smda : «Bir kimse sefere çıkar da saksağan sesi işitir ve onu uğursuz sayarak dönerse kâfir olur.» diyor.

Ulemâdan bâzıları saksağana alaca karga, bâzıları da ekin kargası hükmünü vermişlerdir.

İmam Ahmed b, Hanbel: «Saksağan leş yerse öldürülmesinde beis yoktur.» demiştir.

3- Hide'e: Çaylak demektir. Rivayetlerin bâzılarında bu kelimenin yerine hudeyyâ denilmiştir. Hudeyyâ: Hide'enin ism-i tasfîridir. Yâni çaylâcık, demektir. Çaylak eziyete tesaddî eden ve insanların elinden eti kapan bir kuş olduğu için onu ihrâmlı ihrâmsız herkesin öldürmesi helâldir. Yalnız îmam Mâlik 'den bir rivayete göre çaylak ile karga eziyete tesaddî etmedikçe ihrâmlı bir kimsenin onları Öldürmesi caiz değildir. Fakat bu rivayet zayıfdır, İmam Mâ1ik'in meşhur olan mezhebi cumhûru ulemâ 'nin mezhebi gibidir. Ona göre bu hayvanların etleri de yenilir.

4- Farenin öldürülmesi mutlak surette caizdir. İbni Münzir : «İhrâmlının fare öldürebileceği hususunda ulemâ arasında ihtilâf yoktur.

Yalnız İbrahim Nehaî'ye göre ihram hâlinde bulunan bir kimse fare öldüremez. Fakat bu kavil şâzzdir.» diyor.

, Kaadî îyâz dahî: «Sâcî'nin, Nehaî'den rivayetine göre ihrâmlı bir kimse fare öldüremez; öldürürse fidye verir. Fakat bu kavil nassa ve bütün ulemânın kavline aykırıdır.» demiştir.

Beyhakî 'nin sahîh bir isnâdla Hammâd b. Zeyd 'den rivayet ettiği bir haberde: «Nehaî'nin bu sözü Hammâd'a rivayet olunduğu vakit Hammâd:

— Küfe'de İbrahim Nehaî 'den başka eserleri çirkin bir şekilde reddeden bir kimse yoktu. Çünkü onları az işitmişti. Şa'bî'den başka da eserlere güzel bir şekilde tabî. olan bulunmazdı. Çünkü onları çok duymuştu; mukaabelesinde bulunmuş.» denilmektedir.

Farenin nev'îleri çoktur. Fakat gerek yenilmesinin haram gerekse öldürülmesinin caiz olması hususunda Bütün nev'îlerinin hükmü birdir.

5- Akrebin mutlak surette hattâ namazda bile öldürülmesi caizdir. Zîrâ zehirli bir hayvandır ve insanları sokar.

îbni Abdilberr'in rivayetine göre Hammâd b. Ebî Süleyman ile Hakem ihrâmlmın yılanla akrebi öldüremiye-ceğine kaailmişler. Delilleri bu hayvanların böcek nev'inden olmalarıdır.

Fakat Kaadî İyâz: «Yılanla akrebin ve keza ihramda bulunmayan bir kimsenin harem-i şerîfde kertenkele öldürmesinin caiz olduğunda ihtilâf yoktur.» dediği gibi Ebû Ömer İbni Abdilberr dahî: «Gerek harem dışında gerekse harem içinde yılanla akrebin öldürülebileceği hususunda ne İmam Mâlik 'den, ne de cumhûru ulemâdan bir hilaf nakledilmemiştir.» demektedir.

6- Kelk-i akûr: Kuduz köpek demektir. Süfyân b. Uyeyne'ye göre bundan murâd: Bütün yırtıcı hayvanlardır. Köpeğin dahî kudurmuş olması şart değildir. Saldırgan ve dalayıcı olması kâfidir. Süfyân b. Uyeyne «Bu kelimeyi bize Zeyd b. Eşlem tefir etti.» demiştir.

Hz. Ebû Hüreyre 'den bir rivayete göre kuduz köpekten murâd: Arslandır.

tmam Mâlik 'den bir rivayete göre: İnsanlara saldırarak yaralayan arılan, kaplan ve pars gibi yırtıcılardır. Sırtlan ve tilki gibi insana hücum etmeyen yırtıcılar bu hükümde dâhil değildir, binâenaleyh otları ihrteıfe bir kimse öldüremez; öldürürse fidye verir.

îmam Nevevî saldırgan köpeği ihrâmlı ve ihrâmsız herkesin harem dışında olsun, harem içinde olsun öldürebileceğine bütün ulemânın ittifak ettiklerini* söyler.

Yint Nevevî 'nin bey.ânına göre ulemâ kuduz köpekden mu-rftd ne olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir.

Bâzıları: «Bundan murâd: Malûm ve mâruf köpektir.» demişlerdir.

Kaad! İyâz bu kavli EbûHanîfe ile Evzâî ve Hasen b. Hayy 'den nakletmiştir. Bu zevata göre kurt dahî köpek hükmündedir.

Hanefiîlerden İmam Züfer köpeği kurt mânâsına almıştır.

tfflam Şafiî, İmam Ahmedve cumhûr-u ulemâ ya göre köpekten murâd: Ekseriyetle yırtıcılık yapan hayvanlardır.

İmam Mâlik «El-Muvatta'» nâm eserinde: «İnsanlara hücum ederek yaralayan ve korkutan arslan, kaplan, pars ve kurt gibi hayvanlar kuduz hükmündedir.» demiştir.

İmam A’zam'a göre buradaki kuduz köpekten murâd: Hassaten köpektir. Bu hükümde ona yalnız kurt iltihâk eder.

Zîrâ bâzı rivayetlerde köpek mutlak zikredilmiş, «Akûr» vasfı ile sıf atanmamıştır.

Bundan da anlaşılır ki kelb-i akûrdan nııirâd her saldırgan yırtıcı değil, iriâlûm olan köpektir.

Ulemâ insana saldınna^n köpekler hakkında ihtilâf etmişlerdir.

Kaadı Hüseyi n^î>e Mârûdîye göre edinilmesine cevaz verilmeyen köpekleri öldürmek haraindır.

îmam Şafiî «Elamın» nâm eserinde öldürmenin caiz olduğunu söylemiştir.

Nevevî «El-Mühezzeb- şerhinin ahş-veriş bahsinde: «Ulemâmız köpeğin muhterem bir hayvan olup, öldürülemiyeceği hususunda ulemâmız arasında hilaf yoktur.» demiş, teyemmüm Ue gasp bahislerinde köpeğin muhterem olmadığını söylemiş; hacç bahsinde ise köpek öldürmenin kerâhet-i tenzîhiye ile mekruh olduğunu bildirmiştir.

Şâfiîler'den Râfiî ile. ona tabî olanlar köpek öldürmenin sâdece mekruh olduğunu söyleyip geçmişlerdir.

Cumhur.u ulemâya göre öldürmenin caiz olması hususunda şâir zararlı hayvanlar da bu hadîsde zikredilenler hükmündedir.

Yalnız yukarda da işaret ettiğimiz vecihle bâzılarına göre zararlı hayvanların öldürülmesine sebep eziyet vermeleri; diğerlerine göre ise etleri yenilmemesidir. Şâfiî1er’in mezhebi budur.

İmam Şafiî ile şâir Şâfiîyye ulemâsı ihrâmlı bir kimseye nis-betle hayvanları üç kısma ayırmışlardır:

a) Hadîs-i Şerîf'de zikri geçenlerle o mânâda bulunan eziyet verici hay.anları öldürmek müstehabdır,

b) Sair eti yenmeyen hayvanlar gibi Öldürülmesi caiz olanlar iki kısımdır. Bir kısmının faydası, zararı, vardır. Bunları av menfaati için öldürmek mubahdır. İkinci kısmının faydası, zararı yoktur. Bunları öldürmek mekruh, fakat haram değildir.

c) Yenilmesi mubah kılınan yahut öldürülmesi yasak edilen hayvanları Öldürmek caiz değildir.

İhrâmlı bir kimse böyle bir hayvanı öldürürse ceza lâzım gelir.

Hanefiîler: «Öldürülmesi caiz olan hayvanlar yalnız hadîsde isimleri bildirilenlerdir.» demişlerse de bâzı haberlerde yılan zikredildiği için onu da öldürülecek hayvanlara ilhak ettikleri gibi, kurdu köpeğe ve doğrudan doğruya insana saldıran vahşîleri de aynı hükme idhâl etmişlerdir.

Fakat Aynî buna îtirâz etmiş, hadîs-i şerîf'de öldürülmesi caiz olan beş nev'î hayvanın beyân edildiğini, binâenaleyh başka hayvanların mezkûr beş nev'îde dâhil olmadığını aksi takdirde beş adediyle yapılan tahdidin bir faydası kalmayacağını söylemiştir.

Kaadî tyâz diyor ki:«Cumhûr-u ulemâ nın kavlinden anlaşıldığına göre hadîsden murâd: Zikri geçen hayvanların kendileridir, imam Mâlik'le EbûHanîfe 'nin zahir olan kavilleri de budur. Onun içindir ki îmam Mâlik ihrâmlı bir kimsenin kertenkele öldüremiyeceğini, öldürürse fidye lâzım geleceğini, lûgaten köpek ismi yerilmeyen domuz .ve maymun gibi hayvanları dahî öldüremiyeceğini söylemiştir. Bütün ulemânın kavilleri de budur. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sillem) ancak beş nev'î hayvanın Öldürülebileceğini söylemiştir. Bunları altıya veya yediye çıkarmak kimsenin elinde değildir.

Kurdun öldürülebileceği bâzı rivayetlerde nassan sabit olmuştur. Binâenaleyh onun hükmünü köpeğe ilhak etmeye lüzum yoktur.

Hasan-ı Basrî ile Atâ ' : «İhrâmlı bir kimse harem-i şerîfde kurt ile yılanı öldürebilir. Fakat ihrâmlıya bir hayvan saldırırsa hangi nev'îden olursa Qİsun öldürülür. Çünkü bu takdirde o hayvan saldırgan köpek hükmünde olur.» demişlerdir.



10- İhramlının Başından Elemi Bulunduğu Vakit Onu Traş Etmesinin Cevazı, Traş Ettiği İçin Fidyenin Vücübu ve Miktarını Beyan Babı


80- (1201) Bana Ubeydullafa b. Ömer El-Kavârîrî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd yâni İbni Zeyd, Eyyûb'dan rivayet etti. H.

Bana Ebû'r-Rabî' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb rivayet eti. (Dedi ki): Mücâhid'i, Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan, o da Kâ'b b. Ücra' (Radryalhhüanh)'ûan naklen rivayet ederken dinledim.' Kâ'b (Radiyaltahii anh) şöyle demiş: Resûlüllah (SaîlaVahü Aleyhi ve SeUtm) Hudeybiye zamanında yanıma geldi. Ben, çömleğimin altına ateş yakıyordum. —Kavârirî çömleğimin, Ebû'r-Rabî' ise bunumun altına; dediler.— Yüzümden bitler saçılıyordu. (Bunu görünce) Resûlüllah (Şallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— »Başının böcekleri sana eziyet veriyor mu?» diye sordu. Ben:

— «Evet» cevâbını yerdim.

— «öyle ise tras ol da üç gün oruç tüt! Yahut altı fakir doyur I Veya bir kurban kes!» buyurdular.

Eyyûb: -Resûlüllah (Sallattahü A&yhiveSeİlem) 'in bunların hangisinden başladığını bilemiyorum.» demi^,



(...) Bana Alîyyu'bnü Hucr Es-Sa'dî ile Züheyir b. Harb ve Yakûb b. tbrâhîm toptan İbni Uleyye'den, o da Eyyûb'dan bu isnâdda bu ha-dlsİn -mislini rivayet ettiler.



81- (...) Bize Mühammed b. ENMüsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Adiyy, tbnî Avn'dan, o da MÜcâhid'den, o da Abdurrahmân b. Ebl Leylâ'dan, o da Kâ'b b. Ücra (RadfyaJlahü anh) 'dan naklen rivayet eyledi. Kâ'b şöyle demiş: Şu âyet (yâni) :

«Sizden kim hasta olur yahut basından elemi bulunursa ona oruçtan yahut sadakadan veya kurbandan bir fidye lâzım gelir.» [19] kavl-i kerimi benim hakkımda nazil olmuştur. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) felçtim, bana:

— «Yaklaş!» dedi. Ben de yaklaştım. (Tekrar):

— «Yaklaş!» buyurdu. Ben yine yaklaştım. Bunun üzerine (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz:

— «Böceklerin sana eziyet veriyor mu?» buyurdular.

tbni Avn demiş ki: «Zannederim Kâ'b: «Evet!» cevâbını vermiş. Kâh (Radiyaliahü anh) : Besûlüllah (SalİaVahii Aleyhi ve Sellem), bana oruçtan yahut sadakadan yahut da kurbandan kolayına gelen bir fidye ver-'memi emir buyurdu; demiş.»



82- (...) Bize İbni NÜmeyir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) :,Bize Şeyi rivayet etti. (Dedi ki) : Mücâhidi şöyle derken işittim: Bana Abdurrahman b. Ebî Leylâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Kâ'b b. Ücra (Radiyaliahü anh) riyâyet etti ki, Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem} onun yanında durmuş. Başından bitler saçılıyormuş.

—«Böceklerin sona eziyet veriyor mu?» diye sormuş. (Kâ'b demiş ki): «Ben:

— Evet; cevâbını verdim;

— Oyte ise basını traş ettbuyurdular. Şu âyet (yâni) : (Sizden kim hasta olur yahut başından elemi bulunursa ona oruçtan yahut sadakadan veya kurbandan, bir fidye lâzım gelir.) kavl-i kerîmi benim hakkımda nazil oldu. Bunun üzerine Besûlüllah (Satlaİfahü Aleyhi ve Sellemjbana :

— Uç gün oruç tut! yahut bir farak zahireyi altı fakire tasadduk eti Veya mümkün olan bir hayvanı kes! buyurdular.



83- (...) Bize Muhammed b. Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki): Bize SUfyân, fbni Ebî Necîh [20] ile Eyyûb, Humeyd ve Abdülkerîm'den, onlar da Mücâhid'den, o da İbni Ebî Leylâ'dan, o da Kâ'b b. Ücra (Radtyallahü anh) Man naklen rivayet etti ki, Peygamber (SailaUahü Aleyhi ve Sellem} Mekke'ye girmezden önce Hudeybiye'de Kâ'b ihrama girmiş, çömleğin, altına ateş yakarken onun yanına uğramış. Kâ'b'ın yüzünden bitler sanılıyormuş. Resûlüllah (/Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— «Bu böceklerin sana eziyet veriyor mu? » diye sormuş. Kâ'b:

— «Evet!» cevâbını vermiş.

— «öyle ise başını traş et de bir farak zahireyi altı fakir arasında taksim eti Yahut üç gün oruç tut veya bir hayvan kes!» buyurmuşlar. Farak üç sâ' alan bir ölçektir.

İbni Ebî Necîh; «Yahut bir koyun kes!» diye rivayet etmişdir.



84- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Abdillâh, Hâli d'd en, o da Ebû Kılâbe'den, o da Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan, o da Kâ'b b. Ücra (Radiyallahü anh) dan naklen haber verdi ki, Hudeybiye zamanında Resûlüllah (SailaUahü Aleyhi ve Sellem) onun yanma uğrayarak:

«Başının böcekleri sana eziyet verdi mi?» diye sormuş. Kâb:

— «Evet!» cevâbını vermiş. Bunun üzeriae Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona :

— «Başını traş eti Sonra kurban olarak bir koyun kes yahut üç gün oruç tütl Veya üç sâ' hurmayı altı fakire ifâm eyle!» buyurmuşlar.



85- (...) Bize Muhamined b. El-MÜsenn& ile tbni Beşşâr rivayet ettiler, tbnti'l-Müsennâ (dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Abdurralunfin b. Esbahânî'den [21] , o da Abdullah b. Ma'kîTden naklen rivayet etti.» (Demiş ki): .Kâ'b (Radiyallahüonh) mescîdde iken yanma oturdum da şu' âyeti sözdüm:

«Oruçtan yahut sadakadan yahut kurbandan bir fu/ye lâzımdır.» Kfi*b (Radiyallahüanh):

— «O, tenim hakkımda' nazil olmuştur. Başımdan elemim vardı. Bu sebeple .bitler yüzüme saçılarak Resûltiüah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e götürüldüm, de:

— Meşakkatin bu gördüğüm dereceyi bulacağını zannetmezdim. Bir I oyun bulabilecek misin ? buyurdu. Ben:

- Hayır! cevâbmi verdim. Bunun üzerine şu: . «Oruçtan, yahut sadakadan yahut kurbandan bir fidye lâzım gelir.» Ayet-i kerîmesi nazil oldu. Üç gün oruç yahut her fakire yarım sâ' yiyecek vermek suretiyle altı fakir doyurmak hassaten benim hakkımda nazil olmuştur. Ama o, sizin umumunuza şâmildir.» dedi.



86- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şcybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Nümeyir, Zekeriyyâ b. Ebî Zâide'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Abdurrahman b. Esbchânî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Ma'kil rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Kâ'b b. Ücra (Radiyallahü anh) rivayet1 etti. Kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte ihrâmk olarak yola çıkmış da başı ve" sakalı bitlenmiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu haber alarak ona haber gfeaermiş.. Ve berberi çağırarak başını tıraş ettirmiş. Sonra ona:

— «Yanında kurban var mı?» diye sormuş. Kâ'b (RadiyaUahü ank) :

— «Ona kudretim yoktur.» cevabını vermiş.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de üç gün oruç tutmasını yahut her iki fakire bir sâ' yiyecek vermek suretiyle altı fakir doyurmasını emir buyurmuş. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celi) hassaten Kâ'b (Radiyalhhü anh) hakkında:

(Sizden kim hasta olur yahut başından elemi bulunursa... ilâh...) âyet-i kerîmesini indirmiş. Sonra bu âyet bütün müslümanlara şâmil olmuş.

Bu hadîsi Buhâri «Hacc» bahsinin birkaç yerinde «Meğazi», «Tıb» ve «Tefsir» bahislerinde, Ebû Dâvûd «Haec» bahsinde, Tirmizî ile İbni Mâce «Hacc» ve «Tefsir» bahislerinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i Şerîf muhtelif lâfızlarla rivayet olunmuştur. Bunların birinde Hz. Kâ'b'in: «Başıma bitler arız oldu. Bu sırada Besûlfillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte bulunuyordum. Hudeybiyye senesiydi. Gözlerimi kaybedeceğimden korktum.» dediği bildirilmektedir.

Taberî'nin rivayetinde : «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)par-mağı'ile başımı kaşıdı da ondan bitler saçıldı.»

îbni Mâce 'nin rivayetinde :

«Bitler bana eziyet verdiği vaktt Peygamber (Sallallahü Alâyhi ve Selkm) başımı tras etmemi ve üç gün oruç tutmamı emir buyvrdv» eVnilmiştir. Maamâfih bu muhtelif rivayetler mânâ itibariyle birdir.

Kurtubî diyor ki: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selkm) 'in başının böcekleri sana eziyet veriyor mu? diye sorması; hükmün illetini te-hakkuk ettirmek içindir. Hz. Kâ'b çektiği meşakkati haber verince o da traş olmasını emir buyurmuştur.»

Hevâm: Hâmme'nin cem'idir.

Hamme: Yılan gibi zehirli olan hayvan, demektir. Sinek ve böcek gibi şeylere de «hâmme» denilir. Burada ondan murâd: Bit'dir.

Traştan makmt: Bit saran saçları gidermektir: Nitekim hadîsin bir rivayetinde:

«Saçlarımı tepeden tırnağa bit sarmıştı...» denilmiştir.

Maksat saçları gidermek olduğu için traş tâbiri ustura^ makas, ilâç v.s. ile saçlan gidermeye şâmildir.

Kıdr ve burma: Çömlek, mânâsına gelirler. Bunlar esâs itibariyle Hicaz ve Yemen'de mâruf bir taştan yapılan çömleklerdir.

Ntisük: Kurbanlık olmaya yarayan koyun demektir.

Ferak: Yerinde de görüldüğü vecihle Medînelilerce mâ'rûf bir nev'î Ölçüdür. Üç sâ' zahire alır. Bir sâ' dahî örfi dirhemle 3.333 kg. ağırlığındaki Ölçüdür.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Hîn-i hacette ihrâmh bir kimse traş olabilir. Fakat âyet-i kerîme ile babımız hadîslerinde beyân buyurulan keffâreti vermesi îcâb eder. Bu hususta bütün ulemâ müttefiktir.

2- Bu rivayetlerde vücûdun sair yerlerindeki kılların giderilmesinden bahsedilmemiştir. U1emâi kiram bunlardan dolayı da fidye îcâb ettiğini söylemişlerdir. Çünkü onları gidermek de başı traş etmek mânâsına gelir. Bu hususta yalnız Dâ.vûd-u Zahirî muhalefet etmiş, fidyenin ancak başı traş etmekle lâzım geleceğini söylemiştir. Böyle bir kavil İmam Mâlik 'den de rivayet olunmuştur.

3- Yine bu rivayetlerde yalnız ihrâmlmin traş olmasından bahsedilmiştir. Binâenaleyh ihrâmh bir kimse ihrâmsızm başını traş etse İmam Mâlikle İmam Şafiî'ye ve İmam Ahmed b. Hanbe1'e göre ikisine de fidye lâzım gelmez.

İmam A'zam'ın: «îhrâmh, ihrâmazin başını traş edemez. Ederse sadaka vermesi lâzım gelir.» dediği rivayet olunur.

4- îhrâmh bir kimse zaruret yokken kasden başını traş eden yahut koku sürünürse îbni Abdilberr'in rivayetine göre Hanefiîlerle Şâfiîler'e hayvan kesmesi îcâb eder.

Ebû Sevr'in mezhebi de budur.

Zaruret olmadıkça diğer fidyeler arasında muhayyer bırakılamaz, îmam Mâlik: «Böylesi pek çirkin bir iş yapmış olur, kendisine fidye lâzımdır. Fakat fidye hususunda muhayyerdir.» demiştir.

Bu hususta Aynî şunları söylemektedir : «Üstadımız Zeynüddîn demiştir ki: îbni Abdilberr'in Şâfiîler'-den naklettiği rivayet doğru değildir. Şâfiîler'in mâruf olan mezhebine göre bu mes'elede fidye vâcibdir. Nitekim Şâfiîyye ulemâsından Râfiî dahî cezmen buna fcaail olmuştur...»

5- Hadîs-i Şerîf de Hz. Kâ'b'a traş emri mutlak olarak emredilmişse de hakîkatta kendisine zaruretten dolayı ruhsat verilmiştir. Zaruret yokken ihrâmlının traş olması caiz değildir.

îhrâmlı bir kimse zaruret .yokken ister kasden isterse unutarak ve keza bilerek yahut bilmeyerek traş olursa fidye vermesi îcab eder.

Ulemâdan 1shâk ile Dâvûd-ü Zâhirî'ye göre unutarak traş olana bir şey lâzım gelmez.

6- Hadîs-i- Şerîf'de traş olmak, oruçla yiyecekten önce, âyette ise oruç evvel zikredilmiştir; Acaba bu fidyeler arasında tercîbe riâyet vâcib midir yoksa âyette orucun evvel zikredilmesi efdaliyet mi bll< irir? Bu suâlin cevâbı şudur: Hadîsin lâfızları muhtelif rivayetlerde tak-dîmli te'hîrli şekillerde zikredilmiştir. Rivayetlerin birinde traş, diğerinde oruç evvel zikredilmiştir. Hattâ babımızın bir rivayetinde râvî Eyyûb : «Bunların hangisinden başladığını bilemiyorum.» demiştir. Binâenaleyh bu hadîsden fidye nev'üerinden hangisinin efdal olduğunu anlamak mümkün değilse de tertîbli keffâretlerde koyunun efdal olmasıyla tertipsizlerde de koyun kesmenin efdal olacağına istidlal edilebilir. 7- Bu hadîsde Hz. Ka'b oruç tutmak veya fakir doyurmak yahut hayvan kesmekte muhayyer bırakıldığı gibi âyeti kerîmeden dahî bu mânâ anlaşılır. Ebû Ömer, îbni Abdilberr bütün şehirler ulemâsının bu şekilde amel ettiklerini söylemiştir. İmam A'zam, İmam Şafiî ve Ebû Sevr muhayyerliğin zaruret zamanına mahsûs olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre zaruret yokken kendi ihtiyarına göre hareket eden kimseye hayvan kesmek îcab eder. Hadîsin Abdullah b. Mugaffel rivayeti muhayyerliğin ancak hayvan kesmeğe kudreti olmayana bahsedildiği anlaşılmaktadır. Böylesi fakir doyurmakla oruç tutmak arasında muhayyerdir. Hadîsin lâfzı şöyledir: «Reaûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellemi Ka'b'a lir koyun bulabifecftk mitin ? diye sordu. Kat»: — Hayır! cevâbını verdi. — üyle ise ya oruç tut ya fakir doyur! buyurdular.» Bundan dolayıdır ki Ebû Avâne: «Bu hadîs hayvan, kesmeye kudreti olanın oruç tutamıyacağına ve fakir doyuramiyacağına delildir. Lâkin ulemâdan buna kaail olan bilmiyorum,. Yalnız Taberânî ile başkalarının rivayetine göre Saîd b. Cübeyr: Nüsük: Koyun kesmektir. Koyun bulunamadığı takdirde kıymeti dirhem olarak, dirhem de yiyeceğe çevrilerek kıymet biçilir ve tesadduk edilir. Yahut her yarım sâ' için bir gün oruç tutulur; demiştir.» diyor. Taberânî bu rivayeti A'meş tarikiyle tahrîc etmişdîr. A'meş : «Ben, bunu İbrahim'e söyledim; o da bunun mislini Al'kame 'den işittiğini anlattı.» demiştir. Bu takdirde iki rivayetin arasını bulmak î«âb eder. Ulemâ bunların arasım muhtelif şekillerde cem etmişlerdir. Şöyle ki: a) îbni Abdi1berr'e göre hadîsde tertibin vâcib olduğuna değil, tercihine işaret vardır. b) Nevevi'ye göre maksat oruç veya fakir doyurmanın yalnız kurban bulamayana mahsus olduğunu anlatmak değil, hayvan kesmeye iktidarı olanın kesmekle oruç tutmak veya fakir doyurmak arasında muhayyer olduğunu bildirmektir. Hayvan bulamayan ise yalnız oruçla fakir doyurmak arasında muhayyerdir. c) Bâzılarına göre ihtimâl ki Peygamber (Sctllaİlahü Aleyhi ve Seîlem) Hz. Ka'b'a başım traş etmesi için izin verince ictihâd yoluyla yahut vahiy suretiyle keffâret olarak hayvan kesmesini emretmiş, Kâ'b (Radiyallahüanh) hayvan bulamadığını söyleyince, âyet-i kerîme inerek bu gibilerin hayvan kesmek, fakir doyurmak ve oruç tutmak arasında muhayyer olduğunu bildirmiş, HesûMllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) de Hz, Kâ'b'in hayvan kesemiyeceğini bildiği için kendisini oruçla fakir doyurmak arasında muhayyer bırakmıştır. Kâ'b (RadiyaHahü anh) yiyecek dahî bulamadığı için oruç tutmuştur. Nitekim babımızın Abdullah b. Mâ'kîl rivayeti de bu te'vîli te'yîd, etmektedir. 8- Fidye için üç gün oruç tutulur. Hasan.ı Basrî ile tkrime ve Nâfi' on gün oruç tutulacağım söylemişlerse de İbni Abdilberr: «Ulemâdan hiç biri bu hususta onlara tabî olmamıştır.» demiştir. 9- Fidye için altı fakir duyurulacaktır. Daha azı kâfî değildir. Cum-hûr-u ulemânın kavilleri budur. İmam A'zam'a göre fidyeyi her gün aynı fakire vermek caizdir. Ona göre fidye buğdaydan yarım sâ', arpa veya kuru hurmadan 1sâ verilir. Sevrî 'nin mezhebi de budur. îmam Mâlik, 1mam Şâfiî, îshâk, Ebû Sevr ve Dâvûd-u Zahiri'ye göre keffâret buğday, arpa ve kuru hurma gibi şeylerin hepsinden yarım sâ' olarak verilir. îbni Abdilberr bir kavle göre Hanefiî1er'in de diğer üç mezheb imamı ile beraber olduklarını söylemiştir. 10- İmam Mâlik babımız rivayetlerinin umûmuyla istidlal ederek fidyenin nerede olsa verilebileceğine kaail olmuştur. Bu hususta oruç tutmakla fakir doyurmak ve keffâret vermek arasında fark yoktur. Zîrâ hadîs-i şerîf de( hayvan kesmek yahut fakir doyurmak için muayyen bir yer gösterilmemiştir. Bunlar için muayyen yer lâzım olsa Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Settem) mutlaka beyân ederdi. Çünkü beyânın hacet zamanından te'hîri caiz değildir. Ulemâ orucun nerede olsa tutulabileceğine ittifak etmişlerdir. Hayvan kesmekle fakir doyurmaya gelince: Bunları İmam Mâlik nerede olursa olsun tecviz etmiş; İma m Şafiî yalnız Mekke'de yahut Harem-i şerif de caiz olacaklarını söylemiştir. İmam A'zam'dan bu bâbda muhtelif kaviller rivayet olunmuştur. Bir rivayete göre hayvan kesmenin yalnız Mekke'de caiz olacağı, fakir doyurmanın Mekke'ye mahsûs olmadığını söylemiş; başka bir rivayete göre her ikisinin Mekke'ye mahsûs olduğunu bildirmiştir. Rivayete nazaran Tâvûs: «Hayvan kesmek ve fakir doyurmak Mekke'ye mahsûstur. Oruç ise istenilen yerde tutulabilir.» dermiş. Bu kavil Atâ', Mücâçid ve Hasanı Basrî'de de rivayet olunmuştur. 11- Hz. Kâ'b'a verilen «traş ol!» emrinin nedib ve ibâha mânâsına gelmesi muhtemeldir, tbni Tîn diyor ki: «Bu da başdan bit atmanın memnu' olduğunu gösterir. Başdan veya vücûdun başka bir yerinden bit atmak İmam Mâlik'e göre fidye icâbeder. İmam Şafiî, vücûddan bit almanın mubah, fakat baştan bit atmanın fidye îcâbettiğini söylemiştir. Fidye bitten dolayı değil refaha kavuştuğu içindir. LSkin -et-Tevdîh» sahibi bu rivayetin garîb olduğunu söylemiş: «Zîrâ Şâfiîye göre bir bit öldüren müstehab olmak üzere bir lokma tesadduk edecektir.» demiştir. [22] 12- Buradaki nüsükden murâd kurban olabilecek koyundur. Daha fazlasını teberru' etmek caizdir. 13- Teşrik günlerinde üç gün oruç tutmak caiz değildir. Bir rivayete göre Atâ'm kavli bu olduğu gibi Saîd b. Cübeyr, Tâvûs, İbrahim Nehaî, Sevrî , Leys b. Sa'd , Ebû Hanîfe. Ebû Yûsuf. îmam Muhammed ve bir rivayette imamAhmed b. Hanbe1'in mezhebleri de budur. Mezkûr kavil Hz. Ömer ile Ibni Abbâs (Radiyallahü anh) 'dan rivayet olunmuştur. Ebû Bekr Cessâs «Ahkâmü'l-Kur'ân- adlı eserinde şunları söylemiştir: «Hedy-kurbânı bulamayıp Kurban Bayramından evvel üç gün oruç dahî tutamayan hakkında selef ihtilâf etmişlerdir. Ömer ve Ibni Abbâs (Radiyallahü anh) ile Saîd b. Cübeyr , îbrâhîm Nehaî ve Tâvûs, hedy kurbanından başka bir şeyin kâfi gelmeyeceğine kaail olmuşlardır. Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf ve Muhammed'in mezhebleri de budur. Ibni Ömer ile Aişe (Radiyallahûanha) Mina (yâni teşrik) günlerinde oruç tutar» demişlerdir. îmâm Malik'in kavli de budur. Hz. Aliyyü'bnü Ebt Tâlib'e göre böyle bir kimse teş-rîk günlerinden sonra oruç tutar. îmam Şafiî dahî buna kaail-dir.» 14- Kitâbullâhın mücmel olan yerlerini sünnet beyân eder. 15- Büyük bir zâtın arkadaşlarına lütfü nezâketle muamelede bulunması, hailenle alâkadar olarak soruşturması, birine bir zarar gelirse ondan kurtulmanın çâresini söylemesi gerekir. 11- Kan Aldırmanın İhramlıya Caiz Oluşu Babı 87- (1202) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Zttheyr b. Harb ve İs-bâk b. İbrahim rivayet ettiler. İshale (bize haber verdi), ötekiler (Bize rivayet etti) ta'bîrlerini kullandılar. (Dediler kî) : Bize Süfyân b. Uyey-ne, Amr'dau, o da Tâvûs ile Atâ'dan, onlar da tbni Abbâs (Radiyallahü mhüma) 'dan naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallaİlahü Aleyhi ve Sellem) ihrâmlı iken kan aldırmışlardır. 88- (1203) Bize Ebû Bekr b. Ebt Şeybe rivayet etti; (Dedi ki) : Bize Muallâ b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Bilâl, Al-kametü'bnü Ebî Alkame'den [23], o da Abdurrahmân-ı A'rec'den, o da İbni Buhayne'den naklen rivayet eyledi ki, Peygamber (Saltaltahü Aleyhi ve Sellem), Mekke yolunda ihrâmh iken başının ortasından kan aldırmış. Bu rivayetleri Buharı «Kitâbu cezâ-i's-Sayt» ile «Kitâbu't-Tıb» da; Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâce «Kitâbü'l-Hacoda muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Bu bâbda Enes, Câbir veîbni Ömer (Radiyallahü anh) hazerâtından da hadîsler rivayet edilmiştir. Enes (Radiyallahü anh) hadîsini Ebû Dâvûd; Câbir (Radiyallahüanh) hadîsini Nesâî ile îbni Mâce; îbni Ömer (Radiyallahü anh) hadîsini îbni Adiyy tahrîc etmişlerdir. Bu hadîslerin hepsi Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ihrâmlı iken kan aldırdığını bildirmektedirler. Hattâ İbni Ömer (Radiyallahü anh) hadîsinde Resûlüllah (Salla^ahii Aleyhi vs Sellem) 'in oruçlu bulunduğu ve haccâmm ücretini verdiği kaydedilmiştir. Babımızın İbni Buhayne rivayetinde Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve SeHem)'in Mekke yolunda kan aldırdığı bildirilmektedir. Buhârî'nin rivayetinde vak'anın Lâhy-i Cemel denilen yerde geçtiği kaydedilmiştir. Bu yer Mekke ile Medine arasında olup, Medîne'ye daha yakındır. Daha başka yerde geçtiğine dâir de rivayetler vardır. Hadîsin buradaki rivayetinde başının ortasından; «El-Mu vatta »da ki rivayetinde ise başının üzerinden kan aldırdığı ve bir rivayette bunun uyuklamaya, baş ve diş ağrılarına şifâ olduğunu söylediği bildirilmektedir. Yine bu hadîsin bir rivayetinde Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) in ihrâmlı iken Hayberli bir kadının zehirlediği koyun etinden yiyerek zehirlendiği bildirilmiştir. Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler: 1- İhrâmlı bir kimsenin kan aldırması mutlak surette caizdir. Atâ', Mesrûk, îbrâhîm Nehaî, Tâvûs, Şa'bî, Sevrî, Ebû Hanîfe, Şafiî Âhmed b. Hanbel ve İshâk'in kavilleri budur. Onlara göre saç kesmemek şartıyla ihrâmlının kaıı aldırması' caizdir. Bâzıları bunu ancak zaruret zamanında tecvîz etmişlerdir. İmam Mâ1ik'in kavli de budur. Mezkûr kavil İbni Ömer (Radtyaîkhü anh) 'dan rivayet olunmuştur. Delilleri hadîsin bâzı rivayetlerinde: «Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Setiem) rahatsızlığından dolayı kan aldırdı.» denilmiş olmasıdır. Filhakika Hişâm b. Hassân'in îk-rime vasıtasıyla İbni Abbâs {Radiyallahüanh)}daiı naklettiği bir rivayette: «Eesûlüllah (SallaUahüAleyhiveSellem) ihram halindeyken rahatsızlığından dolayı başından kan aldırdı.» denilmiştir. Ulemâ ihrâmlı bir kimsenin zaruret yokken başından bir yeri. traş ettiremeyeceği meselesinde müttefiktirler. Zaruretten dolayı traş ettirirse fidye lâzım gelir. Bu fidye Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Kâ'b b. Ücra Hazretlerine emir buyurduğu fidyedir. Saç kesmeden kan almakta beis yoktur. Zîrâ kesilmiş damar veya patlamış çıban mesabesindedir. Yalnız Hasan-ı Basrî'ye göre kan aldıran kimse saçını kestirmeğe de yine fidye vermesi îcâb eder. îbni Tîn kan aldırmanın iki nev'î olduğunu söylemiştir. Bunların birincisi başta olur ve saçları kesmek îcâb eder. Bu hadîse istinaden saç kesilerek kan alınır ve fidye lâzım gelir. İkinci nev'î vücûdun başka bir yerinden, saç keserek kan almakla olur. Bu takdirde yine fidye lâzımdır. «El-Mepsût»da başla vücûdun şâir yerlerinin saçları hükmen müsavidir.» deniliypr. îmam A'zam'la İmam Şafiî'nin kavilleri de budur. Zahirîler'e göre fidye yalnız başı traş etmekle lâzım gelir. Kan: Saç. kesmek îcâb etmeyen bir yerden alınırsa, zarurete binâen alındığı taktirde fidye lâzım değildir. Zaruret yokken alınırsa İmam Mâ1ik'e göre caiz değil, Sühnûn'a göre caizdir. Sühnûn'un kavli Atâ'dan da rivayet olunmuştur. 2- Damar kesmek, diş çıkarmak v.s. gibi tedâvî çârelerine baş vurmak ihram hâlinde de caizdir. Yâlnız bunları yaparken ihrâmlıya memnu olan koku sürünmek, saç kesmek gibi şeylerden sakınmak şarttır. 3- Nevevî diyor ki: «Bu hadîs ihram meselelerine aid bir kaideyi beyan ediyor. Kaide şudur: Zarurete binâen traş olmak, elbise giymek ve av vurmak gibi şeyler ihrâmlıya mubah olur, fakat fidye vermesi icâb eder.» 12- İhramlının, Gözlerini Tedavi Ettirebilmesi Babı 89- (1204) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve Zii-heyir b. Harb hep birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler. Ebû Bekir (Dedi ki) : Bize Süfyan b. Uyeyne rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Eyyûb b. Mû-sâ, Nübeyh b. Vehb'den [24] rivayet etti. (Demiş ki) : Ebân b. Osman ile birlikte yola çıktık. Melel denilen yere vardığımız vakit Ömer b. Ubey-dillâh gözlerinden rahatsızlandı. Ravhâ'ya varınca rahatsızlığı şiddetlendi. Bunun üzerine Ebân b. Osman'a sormak için adam gönderdi. Ebân da ona gözlerine sabır çekmesi için haber gönderdi. Zîrâ Osman (Radiyallahü anh)t Resûlüllah (SallaVahiiAleyhi veSellem)"m ihrâmlı iken gözleri ağıran bir kimsenin gözlerine sabır çektirdiğini rivayet etti; dedi. 90- (...) Bize, bu hadisi tshik b. İbrâbim EI-Haaialî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdü'f-Samet b. Abdülvâris rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb b. Mûsâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Nübeyh b. Vehb rivayet eyledi ki, Ömer b. UbeydiUâh b. Ma'mer göz ağrısına tutulmuş da gözlerine sürme çekmek istemiş, Ebân b. Osman, onu bundan nehiy ile sabır çekinmesini emretmiş. Ve Osman b. Affân'dan, o da Peygamber(SallallahüAieyhi'veSellemj'Aen naklen Resûlül-lah (SallaUaiıii Aleyhi ve Selİem) 'in bunu yaptığım rivayet etmiş. Melel; Medîne'ye 28 mil mesafede bulunan bir yerdir. Bâzıları 22 mil mesafede olduğunu söylerler. Sabır: Acı bir ilâçtır. Nevevî diyor ki.' «Ulemâ gözleri ve sair âzâyı, sabır gibi koku sayılmayan bir ilâçla tedâvî etmenin câîz olduğunda müttefiktirler. Bundan dolayı fidye dahî lâzım gelmez. Fakat koku sürünmek îcâb ederse, sürünür ve fidye verir. Ulemâ ihrâmlı bir kimsenin kokusuz olmak şartıyla sürme çekinebileceğine dahî ittifak etmişlerdir. Bundan dolayı da fidye lâzım değildir. Ancak zîynet için sürme çekinmek İmam Şafiî ile diğer bir takım ulemâya göre mekruhtur. Ulemâdan bâzıları bunun memnu olduğunu söylemişlerdir. îmamAhmed ile îshâk bunlar meyânındadır,. İmam Mâlik 'den iki mezhebe uyan iki kavil rivayet olunmuştur. Fidye lâzım gelip gelmîyeceği. Mâlikîyye ulemâsı arasında ihtilaflıdır.» 13- Îhramlının Başı Île Bedenini Yıkamanının Cevazı Babı 91- (1205) Bize Ebû Bekir b. EM Şey be ile Amru'n-Nâkıd, Ztiheyr b. Harb ve Kuteybetü'bnü Saîd rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyan b. Uyeyne, Zeyd b. Eslem'den rivayet etti. H. Bize Kuteybetü'bnü Saîd dahî rivayet etti. Bu hadis onun, Mâlik b. Enes'den, ona da Zeyd b. Eşlem tarafından okunmak suretiyle İbrahim b. Abdillâh b. Humeyn'den, ona da babasından, ona da Abdullah b. Ab-bâs ile Misver "b. Mahrame'den naklen rivayet olunan hadîsidir. Abdullah b. Abbâs ile Misver, Ebvâ denilen yerde ihtilâf etmişler. Abdullah b. Abbâs: —: «İhrâmlı bir kimse başını yıkayabilir.» demiş. Misver : — «İhrâmlı başını yıkayamaz.» mukaa beleşinde bulunmuş. (Râvî Abdullah demiş ki) : «Bunun üzerine İbni Abbâs bu mes'eleyi sormak üzere beni Ebû Eyyûb El-Ensârî'ye gönderdi. Kendisini, kuyunun iki direği arasında yıkanırken buldum. Bir elbise ile örtünüyordu. Ona selâm verdim; — «Sen kimsin?» dedi. — Ben, Abdullah b. Huneyn'im! Beni, sana Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ihram halindeyken başını nasıl yıkadığını sormak için Abdullah b. Abbâs gönderdi; dedim Ebû Eyyûb (Radtyallahü anh) elini elbisenin üzerine koyarak onu biraz indirdi. Hattâ başı göründü. Sonra kendisine su döken kimseye: — DÖk! dedi; o da başına su döktü. Sonra başını elleriyle ovarak, ellerini öne ve arkaya götürdü ve z — Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ye SelUm)'in işte böyle yaptığını gördüm, dedi.» 92- (...) Bize, bu hadîsi tshâk b. İbrahim ile Aliyyü'bnü Haşrem dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Isa b. Yûnus haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Zeyd b. Eşlem bu is-nâdla haber verdi. Ve şunu söyledi: «Ebû Eyyûb ellerini bütün başı üzerinden geçirdi, başının her tarafını kapladı. Onları ileri ye geri çekti. Bunun üzerine Misver, İbni Ab-bâs'a: — Ben (bundan sonra) seninle ebediyen münâkaşa etmem! dedi.» Bu hadîsi Buhârî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve îbni Mâce «Hacc» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Ebvâ': Mekke'ye yakın bir yerdir. Hadîsin bir rivayetinde Abdullah b. Huneyn'in: «Ben, Abdullah b. Huneyn'inı. Beni Abdullah b. Abbâs gönderdi. Ve dedi ki: Ona kardeşin oğlu Abdullah b. Abbâs sana selâm ediyor! Ye şunu soruyor; diyeceksin emrini verdi.» şeklinde ifâdede bulunduğu kaydedilmiştir. Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler : 1- Ashâb-ı Kiram ahkâm hususunda münazarada bulunmuş ve delillere müracaat etmişlerdir. 2- Tabiîn 'den bile olsa bir kişinin haberi makbuldür. İbni Abdilberr diyor ki: «Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)'in (Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidâyeti bulursunuz) hadîsindeki uymak tâbirinden fetva mânâsı kastedilmiş olsa İbni Abbâs dâvasını isbât için hüccet getirmeye muhtâc olmaz. Misver'e: — Ben de yıldızım, sen de! Bizden sonrakiler hangimize uysa kâfidir; derdi. Lâkin ashâb hadîsinin mânâsı Müzeni ile sair ehl-i tetkik ulemânın dedikleri gibi ashâb-ı kiram'm nakil hususunda yıldızlar gibi olmalarıdır. Çünkü hepsi âdildirler.» 3- Hadîs-i Şerîf, faziletli bir zâtın ilm-u irfanını îtîrâf ile sahabe- kirâm'm birbirlerine karşı gösterdikleri insafı tezammun etmektedir. 4- Ashâb bir mes'ele hakkında ihtilâf ederlerse hiç birinin kav-liyle amel etmez, kitap veya sünnetten delil ararlardı. Nitekim Hz. Ebû Eyyûb sünnetten delîl getirmiştir. 5- Gusül eden bir kimsenin yıkanırken elbise v.s. ile örtünmesi gerekir. 6- Yıkanırken başkasından yardım görmek caizdir. 7- Yıkanan kimseye bakmamak şartıyla selâm vermek ve onunla konuşmak caizdir. 8- Dînî mesâil hususunda münazara yapmak ve âlimlerin hakemliğine baş vurmak caizdir. 9- İhrâmlı bir kimsenin suyu etrafına saçmamak şartıyla vücûdunu ve saçlarını ovuşturarak yıkaması caizdir. Kurtubî, yıkanırken ovunmanın vâcib olduğuna bu hadîsle istidlal etmiş ye: «Ovuşturmadan gusül tamam olsa ihrâmlının bunu ter-ketmesi daha yerinde olurdu.» demiştir. Maamâfih Kurtubî'nin istidlali söz götürür. Ulemâ ihrâmlının başını yıkayıp yıkayamıyacağı hususunda ihtilâf etmişlerdir. îmam A'zam ile Sevrî, Evzâî, Şafiî, Ahmed b. Hanbel ve îshâk'a göre ihrâmlının başını yıkamasında beis yoktur. Buna ruhsat verildiği Ömerü'bnü'l-H.attâb, İbni Abbâs ve Câbir (Radiyailahü anh) hazerâtından rivayet olunmuştur. Cumhur.u ulemâ 'nın kavli de budur. Delilleri babımızın hadîsidir. . îmam Mâlik bunu mekruh görür; Abdullah b. Ömer (Radiyailahü anh)'m ihtilâmdan başka bir sebeple başını yıkamazdığım söy-le.rmiş. 14- İhramlı Bir Kimse Öldüğü Vakit Yapılacak Muamele Babı 93- (1206) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyan b. Uyeyne, Amr'dan, o da Saîd b. Cübeyirden, o da İbni Abbâs (Radiyailahü anhüma) 'dan, o da Peygamber (SaUaUahü Aleyhi ı> da Aişe (Radiyallahû an/m)'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş :

«Hacca telbiye getirdik; Serîf'e vardığımız vakit ben, hayzımı gördüm. Az sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanıma girdi. Ben ağlıyordum...»

Râvi, hadîsi Mâcişûn hadîsi gibi rivayet etmiştir.

Yalnız Hammâd'ın hadîsinde:

«Peygamber (Sallaîjahü Aleyhi ve Sellem) i ile Ebû Bekir, Dmer ve zenginlerin yanında hedy kurbanı vardı. Sonra (ömreden hılle çıkanlar) Mi-naya gittikleri vakit hacca niyet ettiler.» cümlesiyle;

«Ben, genç yaşta kadındım, uyuklardım da yüzüm semerin ağacına çarpardı.» ifâdesi yoktur.



122- (...) Bize İsmâîl b. Ebî Üveys [28] rivayet etti. (Dedi ki) : Bana, dayım Mâlik b. Eres rivayet etti. H.

Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e Abdurrah-mân b. Kaasim'den dinlediğim, onun da babasından, onun da Âişe (RüdiyaÜahû anha) 'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Resûlül-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yalnız hacc-ı îfrâd yapmış.



123- (...) Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İshâk b. Süleyman, Eflâh b. Humeyd'den, o da Kaasim'-den, o da Âişe (Radiyallahû anha)'dan naklen rivayet eyledi. Şöyle demiş:

«Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile hacc aylarında, hacc yerlerinde ve hacc gecelerinde hacca niyet ederek yola çıktık. Serîf denilen yere indiğimizde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashabının yanma Çıkarak:

— Sizden hanginizin yanında hedy kurbanı yok da haccını ömre yapmak isterse yapsın! Beraberinde hedyi olanlar bunu yapmasın! buyurdu.

Bunun üzerine beraberinde hedyi olmayanlardan bâzıları ömreye niyet etti, bâzıları da onu terk ettiler. Resul üllah (Sallallahü Aleyhi ve Sillem) in yanında hedyi vardı. Ashabından vakti hâli yerinde olan bâzı kimselerin de hedyleri vardı. Müteakiben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim yanıma girdi. Ben ağlıyordum.

— Neye ağlıyorsun? diye sordu. Ben:

— Ashabına söylediklerini işittim, umreyi de duydum. (Hâlbuki ben, ömreden mahrumum) dedim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

—Nen var? diye sordu.

— Namaz kılamıyorum! dedim.

— O' sana zarar etmez. Sen, haccında dâim ol! Umulur ki Allah onu sana nasîb edecektir. Sen, benât-i Âdem'den birisin. Allah onlara neyi takdir buyurduysa, sana da onu takdir etmiştir; buyurdu.

Bunun üzerine haccıma devamla yola çıktım. Mina'ya indiğimiz vakit temizlendim. Sonra beyti tavaf ettik. Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem), El-Muhassab denilen yere indi. Ve Abdurrahman b. Ebî Bekr'i çağırarak:

— Kız kardeşini haremden çıkar da ömreye niyet etsin, sonra beyti tavaf eylesin! Ben, sizi burada bekleyeceğim; Dedi.

Biz de (Ten'îm'e) çıktık, (orada ömreye) niyetlendim. Sonra beyti ve Safa ile Merve'yi tavaf ettim. Müteakiben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanına geldik gece yarısı, konakladığı yerde duruyordu. Bana :

— Bitirdin mi? diye sordu.

— Evet; cevâbını verdim.

Bunun üzerine ashabına hareket emrini verdi. Yola çıktı, (Mekke'ye varınca) evvelâ beyt-i şerife uğrayarak sabah namazından önce onu tavaf etti. Bil'âhara Medine'ye (müteveccihen) yola çıktı.»



124- (...) Bana Yahya b. Eyyûb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-bâd b. Abbâd El-Mühellebî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Ömer, Kaasim b. Muhammed'den, o da Ümmü'l-Müminîn Aişe (Radiyallahû anha) 'dan naklen ,rivayet etti. Âişe (Radryaîlahû anha) ;

«Kimimiz yalnız hacca niyet ettik, bâzılarımız kıran, bâzılarımız da temettü' yaptı.» demiş.



(...) Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bekr haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Ubeydullah b. Ömer, Kaasim b. Muhammed'den naklen haber verdi. Kaasim:

«Âişe hacca niyet etmiş olarak geldi.» demiş.

125- (--) Bize Ubeydullah b. Meslete'bni Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman yâni İbni Bilâl, Tahyâ yâni İbni Saîd'den, o da Amra'dan naklen rivayet eyledi. Amra şöyle demiş: Ben, Âişe 'yi şunu söylerken işittim:

«Resûlülfah (SallaŞahü Aleyhi ve Sellem) ile Zî'l-Kaadenin yirrtıibeşinde yoto çıktık Yalnız hacc yapılacak sanıyorduk. Mekke'ye yaklaştığımız vakit Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSettem) yanlarında hedy olmayanlara beyti tavaf edip Safa ile Merve arasında sa'yi îfâ ettikten sonra ihramdan çıkmalarını emir buyurdu.»

Âişe iRadiyaltahû anha) (sözüne devamla) (Dedi ki) : «Bayram günü bize sığır eti getirdiler. Ben :

— Bu nedir? dedim.

— Resûlüllah (SaUaİUıhüAleyh'veSellem)zevceleri nâmına kurban kesti; dediler.»

Râvî Yahya demiş ki: «Ben, bu hadîsi Kaasim b. Muhammed'e andım da :

— Vallahi Âişe, hadîsi sana olduğu gibi söylemiş; dedi.»



(...) Bize Muhammedü'bnu'l-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdüivahhâb rivayet etti. (Dedi ki) : Yahya b. Saîd'i şöyle derken işittim : Bana, Amra haber verdi, o da Âişe (Radiyaltahîı ünftaj'dan işitmiş. H.

Bize, bu hadîsi İbni EM Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süf-)ân, Yahya'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet eyledi.



126- (...) Bize Ebû Bekir b. Em Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Uleyye, İbni Avn'dau, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Üm-mü'1-Mü'münîn'den naklen rivayet etti. H.

Bir de Kaasim'den, o da Ümmü'l-Mifminîn'den naklen rivayet etti ki, Ümmü'l-Mü'minîn (Âîşe) şunları söylemiş

«Dedim ki : Yâ Resûlallah! Âlem memleketlerine iki ibâdetle dönüyor, bense bir ibâdetle dönüyorum. Resûliillah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— Bekle de temizlendiğin vakit Ten'îme çık, oradan ihrama gir! Sonra bizi filân yerde bul! —Râvî: Zannederim yârın; buyurmuş, dedi.—

Lâkin bu ömre, senin katlanacağın meşakkate göredir. —Yahut: Senin nafakana göredir.— buyurdu.»



127- (...) Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Adiyy, İbni Avn'dan, o da Kaasim ile İbrahim'den naklen rivayet etti ve: «Bunların hadîslerini birbirinden ayıramıyorum.» dedi. Ümmü'l-Mü'mînîn (Âişe) (Radiyallahü anha) :

«Yâ Resûlallah! Âlem iki ibâdetle memleketlerine dönüyor...» demiş.

Havı, hadîsi bu şekilde rivayet etmiş.



128- (...) Bize Züheyr b. Harb ile İshâk b. İbrâhîm rivayet ettiler. Züheyr (Bize rivayet etti.), İshâk ise (Bize haber verdi) tâbirlerini kullandılar. İshâk dedi ki: Bize Cerîr, Mansûr'dan, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Âişe (Radiyallahâ anha) 'dan naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş; «Resûlüllah (Sallallalıü Aleyhi ve Sellem) He yola çıktık. Yalaız hacc yapılacak sanıyorduk. Mekke'ye vardığımızda beyti tavaf ettik. Müteakiben Eesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ;

— Hedy kurbanı getirmeyenlerin ihramdan çıkmasını emir buyurdu. Bunun üzerine hedy getirmeyenler ihramdan çıktılar. Resûlüllah (Sallaİ,lahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevceleri de hedy getirmemişlerdi. Onlar da ihramdan çıktılar.»

Âişe (Radiyallahû anha)(sözüne devamla) demiş ki: «Ben, hayız gördüm de beyti tavaf edemedim. Hasbe gecesi olunca:

— Yâ Resûlallah! Âlem ömre ve hacc ile dönüyor; bense yalnız hacc ile dönüyorum; dedim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— Sen, Mekkee'ye geldiğimiz gecelerde tavaf etmedin miydi? diye sordu. Ben:

— Hayır! cevâbını verdim.

— Dyle ise kardeşinle Tenime git de örn reye niyetlen! Sonra buluşacağımız yer filân yerdir; buyurdular.»

Safiyye : «Zannederim sizi ancak ben alıkoyacağım.» dedi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

— «Allah hayırım versin! Sen bayram günü tavaf etmedin iniydi?» diye sordu. Safiyye (Radiyaîlahü anh) :

— «Hay hay ettimdi.» cevâbını verdi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— «Zararı yok, dön!» buyurdular.

Âişe (Radiyallahû anha) demiş ki: «Müteakiben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye girerken, ben de oradan çıkarken —yahut ben Mekke'ye girerken; o da oradan çıkarken— bana rastladı.»

Râvi tshâk: ve şeklinde rivayet etti.



129- (...) Bize bu hadîsi Süveyd b. Saîd dahî Aliyyü'bnü Mtishir'-den, o da A'meş'den, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Âişe (Hadiyalkıhüanha))'dan naklen rivayet eyledi. Âişe:

«Telbiye getirerek Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile yola çıktık: hacc ve ömre hatırımıza gelmiyordu...» demiş.

Râvî bu hadîsi Maıısûr hadîsi mânâsında rivayet etmiştir.



130- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. el-Müsen-nâ ve İbni Beşşâr hep birden Gunder'den rivayet ettiler. İbnirl-Müsennâ (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Hakem'den, o da AHyyü'bnü Hüseynden, o da Âişenin âzâdlısı Zekvân'-dan, o da Âişe (Radtyallahûanhaydan naklen rivayet eyledi. Âişe şöyle demiş:

Resûlüllah (Saltaftahü Aleyhi ve Sellem)Zühicce'nin dördünde veya beşinde öfkeli bir halde gelerek yanıma girdi.

— Seni kim kızdırdı yâ Resulâİlah! Allah onu cehenneme atsın! dedim.

— Duymadın mı? Bu adamlarj bir emir verdim; bir de bakhm tered-düd ediyorlar!.. —burada Hakemi zannederim (galiba tereddüd ediyorlar) buyurmuş; Demiş

— Geride bıraktığım şu vak'a tekrar karşıma çıksa, yanımda hedy getirmez; onu satın alırdım. Sonra bunların çıktığı gibi ihramdan çıkardım.» buyurdular.



131- (...) Bize bu hadisi Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Hakem'den rivayet etti. (O da) Aliyyü'bnü Hüseyre'i Zekv ândım, o da Mşe(Radiyallahû anha) dan naklen rivayet ederken dinlemiş. Âişe :

«Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Seilem) zilhiccenin dördünde veya beşinde geldi...» âemiş. Kavi, Gunder hadîsi gibi rivayette bulunmuş; yalnız Hakem'in «tereddüt ediyorlar» cümlesindeki şekkini anmamıştır.



132- (...) Bana Muhammed b. Hâtiııı rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bchz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Tâvûs, babasından, o da Âişe (Radiyallahû anini) "dan naklen rivayet eyledi, ki Âişe ömreye niyet ederek (Mekke'ye) gelmiş; fakat henüz Beyti tavaf etmeden hayz görmüş; müteakiben hacca niyet ederek (tavaftan ma'adâ) bütün hacc fiillerini ifâ etmiş. Nefr günü Peygamber (Sallallahü A ieyhi ve Sellem) kendisine :

«Bu tavafın hem haccına hem de ömrene kâfidir.» buyurmuş. Âişe bunu kabul etmemiş. Peygamber (SaUalîakü Aleyhi veSellem) de kendisini Abdurrahmân ile Tcn'îm'e göndermiş; ve —hacedan sonra— orada ömreye niyet etmiş.



133- (...) Bana Hasen b. Aliy el-Hulvânî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zeydü'bnü Hubâb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana İbrahim b, Nâfî' rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. EM Necîh, Mücâhid'den, o da Âişe (Radiyalîahû anha)'dan naklen rivayet etti. Âişe Şerif de hayz görmüş; ve Arafât'da temizlenmiş. Bunun üzerine Resûltillah (Sallallahü A îeyhi ve Sellem) ona:

«Safa île Merve arasında tevâf yapman, sana hem haccın hem ömren İçin kâfidir.» buyurmuşlar.



134- (...) Bize Yahya b. Habib El-Hârisi rivayet etti. . Şakîk şunları söyledi: Hz. Osman müt'ayı yasak eder, Alî ise yapılmasına, emir verirdi. Bunun üzerine Osman, Alî'ye bir söz söyledi. Sonra Alî:

. — «Vallahi bilirsin ki, biz Resûlüllah (SaUaîlahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte hacc-ı temettü' yapmışızdır.» dedi. Osman :

— «Evet ama biz korkuyorduk.» mukaabelesinde bulundu.



(...) Bana, bu hadîsi Yahya h. Habîh JEl-Hârisi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tikV.,1 yâni İbnİ Haris rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be bu İsnâdla bu hadîsin mislini haber verdi.



159- (...) Bize Muhammedü'bnul-Müsennâ ile Muhammed b. Beş-,şâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize. Muhammed b. Cafer rivayet etti. (Drdi kî) r Bize Şu«>o, Amr b. Mürra'dan, o da Saîd b. Müsoyyeb'deıı nak-Icit rivayet etti. Şöyle demiş: Alî ile Osman (RadiynUtıhü (inhiima) Usfân-ri:i biı yere geldiler, Osman müt'adnn yahut umreden nehyedîyordu. Alî:

— Peygamber (Sattallahü Aleyhi ve Sellemyin yaptığı bir işe karşı ne demek istiyorsun? Onu neden yasak ediyorsun? dedi. Osman :

— Bunu, bize sormaktan vazgeç, dedi. AH:

— Ben, seni bırakamam! mukaabelestnde bulundu. AH hunu caiz gördüğü için mtit'a ile Ömrenin ikisine birden niyetlendi.

Nevevî diyor ki: «Muhtar olan k^vle göre Hz. Osman "in yasak ettiği müt'a haceda mâruf olan temettu'dur. Hz. Ömer ile Osman. (Radiyallaküanhym ikisi de bundan tenzîhen nehyetmişlerdir.

Çünkü onlarca hacc-ı ifrâd daha faziletlidir.»

Hz. Osman'm «lâkin biz korkuyorduk.» sözünden muradı: Mekke 'nin fethinden Önce hicretin 7. yılında yapılan ömreye ait olacaktır. .

Hadîs-i Şerif, ilmin yayılması lâzım geldiğine, bu hususta Ülü'1-Emir ve saire ile münazara yapılabileceğine ve müslünıana nasihat gerektiğine delildir.

Hacc-ı kıranı efdal görenler Hz. Alî 'nin bu fiili ile istidlal ederler.



160- (1224) Bize Said b. Mansûr, Ebû Bekir b. Ebî Şey be ve Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize, Ebû Muâviye, A'meş'den, o da İbrâhîm-i Teynî'den, o da babasından, o da Ebû Zerr (Radiyallahii anh)'dan naklen rivayet etti. Ebû Zerr:

«Haceda müt'a yapmak Muhainmed 'SallaUahii Aleyhi veSeltem)'in ashabına mahsûstu.» demiş.



161- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân b. Mehdi, Süfyân'dan, c da Ayyâş-ı Âmirî'den [37], o da İbrâhim-i ayınî'den, o da babasından, o da Ebû Zerr f Raâiyattahü anİı) dan naklen rivayet etti. Ebû Zerr haceda mttt'ayı kastederek:

«O, bize bir nıhsatdi.» demiş.



162- (...) Bîm, ^Kuteybetü^bim Said rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr» Fndayl'dan, o da Zübeyd'den, o da 1br«hîm-i Teyroî'den, « da babasından naklen -rivayet etti. -Şöyle demişi

«Ebû Zerr (RadiyaHahü anh) kadınlar mutası ile taaec Tniit'asraı kas-dederek :

— İki intifa vardır ki, bunlar yalnız bize mahsûs «İmek iraere ^caizdir, dedi.»



163- (...) Brae Kuteybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Beyândan, o da Abdurrabmân b. Bbu7ş-Şa'sâ'dan naiden rivayet etti. (Demiş ki) İbrahim Nehaî ile İbrâhrm-i Teymi'ye giftCTöic:

— Ben, bu sene ömre ile haceı bir arada yapmak istiyon&nı; Sedraı. Banım üzerine İbrahim Nebaî:

— Lâkin babam böyle niyet «tmeıdi, dedi.

Kuteybp dedi ki: -Bize Cerrr, Beyân'dan, o da tbrâbhn-i Teymi-den, o da babasından naklen rivayet etti ki babası, Ebû -Eerr CRadhdllahü anh) Rabeze'deyken unun yanma uğramış da bu mes'eteyi anlataış.

Ehû Zerr:

— Bu iş, yalnız bize mahsostu; «ize değil! cevâbını vermiş.» Ulemânın beyânına göre bu rivayetlerin mânâsı, haccı bozarak ömre yapmaktır.

Fakat bu'mes'ele yalnız o seneye mahsûs olmak üzere Ashab-ı kiram 'a caizdi. As hâb-i kiranı, Resâfüllsh (SaliaUahü Aleyhi veSellem) ile birlikte veda haccına gidiyorlardı. O seneden sonra böyle bir şey caiz değildir.

Hz. Ebû Zerr 'in muradı: Müt'ayı tamâmiyle iptal değil, hac-cın feshedildiğini anlatmaktır. Bunun hikmeti evvelce de beyân olunduğu vecîhle câhiliyM devrinden kalma bir âdeti yıkmaktır.

Câhiliyette Araplar, hacc aylarında ömre yapmanın caiz olmadığına inanırlardı.

Hz. Ebû Zerr'in: «İki müt'a vardır ki bunlar yalnız bize mahsûs olmak üzere caizdir.» sözünden muradı: «Yalnız o zaman eâizdi, sonra haram kılındılar.» demektir.



164- (1225) Size, Saîd h. Mansûr ile İbni mî -Ömer bep birden Fe-zârî'den rivayet ettiler. Saîd (Dedi ki) : Biae Mervân h. Muâviye rivayet etti. (Dedi ki) : Bire Süleymân-i Teymî, Gnaeym b. Kays'dan [38] naklen baber verdi. Guneym şöyle demiş:

«Sa'dü'bnü Ebî Vahkaııs (Radtyalİahü anh) 'a müt'ayı sordum da:

— Biz, ona ysptık; dedi. Ve "Mekke'nin evlerini kastederek :

— Bu, o gün Urnş'ta fcaİîr olarak bulunuyordu! dedi.»



(...) Biae, bu hadîsi Ebu Bekir b. Ebî Şeyhe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Tabya b. «aîd, Süleymân-ı Teymî'den btı isnâdla rivayette bulundu.

O, rivayetinde «^âni Muâviye .» demişiir.



(...) Sana Amru'n-Nâkid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Anmed Ez-Zttbeytft rivayet etti. (Dedi ki) : *Bfaee Süfyân rivayet.

Bana Mubammed b. Ebî Halef de rivayet etti. (Dedi ki) : Brac Ravh b. Ubâde rivayet «tti. (Dedi ki) : Bİze Şu'be rivayet eyledi. Bu râvîler hep birden SiöeyBiân-ı Teymî'den bu isnârfla yukaıkilerin hadîsi gibi rivayette bultmmuşlardrr.

Süfyân'ın hadisinde: «Haccda müt'a...» kaydı da vardır.

Mekke- 'nin evlerine «Uruş» denilmesi: Dikili ağaçlardan yapıldığı ve iğlerinde gölgelenildiği İçindir. Bu kelime *Urûş» Şeklinde de rivayet edilmiştir.

Mânâ itibariyle ikisi de bir olmakla beraber «Uruş»un müfredi «Arış»; «Urûş»un müfredi ise «Arş» gelir.

Hz. Sa'd'in «Bu, o gün kâfirdi.» diye işaret ettiği zât: Muâviyetü'bnu Ebî Süfyan (RadiyaUahilanh)'dır.

Ulemâ buradaki küfürü iki vecihle îzâh etmişlerdir.

Mâzirî ile diğer bâzılarına göre küfürden inurâd: Sakin olmaktır.

Sa'leb, bunun köyde yaşamak, mânâsına geldiğim söylemiştir.

Bu taktirde cümlenin mânâsı: Hz. Muâviye o zaman Mekke'de yaşardı.» demek olur.

İkinci veçhe göre: Küfürden murâd : Kelimenin zahirî mânâsı yâni Allah'a inanmamaktır.

Hz. Sa'd, bu cümle ile: «Biz, Hacc-ı müt'a yaptık, hâlbuki Muâviye henüz müslüman olmamış Mekke'de yaşayan bir kâfirdi.» demek istemiştir.

Kaadıİyâz ile diğer hadîs ulemâsının ihtiyar ettikleri vecih budur. Nevevî : «Sahîh ve muhtar olan da budur.» diyor.

Buradaki müt'adan murâd: Hicretin 7. senesinde îfâ edilen ömre-i kazadır. Filhakika Hz. Muâviye o zaman henüz müslüman olmamıştı. Onun aynı sene ömreden sonra müslümanlığı kabul ettiği söylenirse de sahîh olan kavle göre bir sene sonra yâni hicretin 8. yılında müslüman ^olmuştur.

Muâviye (Radryallahü anh) Resûlüllah (Saliallahit Aleyhi ve Sellem) in îfâ buyurduğu diğer ömrelerin hiç birinde kâfir olarak bulunmadığı gibi Mekke'de değil, dâima Peygamber (Salla^ahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber bulunmuştur.

Kaadı 1yâz'in beyânına göre ulemâdan bâzıları bu hadisdeki «Kâfir» sözünü «Allah'ın arş-ı âlâsına inanmazdı.» mânâsına almışlarsa da bu söz, bir hatâ ve tashîften ibarettir.

Hadîs-i Şerif, haccda müt'anın caiz olduğuna delildir.



165- (1226) Bsze Züheyir b, Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cüreyrî, Ebû'I-AIâ'dan, o da Mutarrifden naklen rivayet etti. Mutarrif şöyle demiş: Bana, Inırâ-nu-bnü Husayn şunları söyledi:

«Sana, bugün öyle bir hadîs rivayet edeceğim ki Allah, seni, onunla bundan sonra faydalandıracak. Bilmiş ol ki Resûlüllatı (SallaUahü Aleyhi yeSelîem) yakınlarından bir taifeye Zi'1-Hicce'nin bu günü zarfında ömre yapmayı mubah kılmış; bunu nesneden bir âyet de inmemiştir. Kendisi de vefatına kadar bundan nehy etmem iştir. Ondan sonra herkes istediği kadar kendi re'yi üe söz söyledi.



166- (...) Bize, bu hadîsi İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Hatim hep birden Vekî'den rivayet ettiler, (Dediler ki) : Bize Süfyân, Cüreyrî'den bu isnâdda rivayet etti.

İbni Hatim, kendi rivayetinde Hz. Ömer'i kastederek: «Bir adam, kendi re'yi ile dilediği kadar söz söyledi.» dedi.



167- (...) Bana Ubeydııllah b,. Muâz rivayet etti; (Dedi ki),: Bize babam rivayet etli. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Humeyd b. Hüâl'den, o da Mufurrifden naklen rivayet eyledi. (Demiş ki) : Bana, îmrânu'bnü Husayn şunu söyledi:

«Sana, Öyle bir hadîs rivayet edeceğim ki Allah'ın, onunla seni faydolandırması ümid oltmur. Resûinllah (SatlaÜakü Aleyhi ve Sellem) haecla ömrenin arasım cem etmiştir. Sonra vefatta» kadar bundan nehy buynr-mamış, bunu haram kdan bir Kurbân «yeli ^dabî inraeraiştir. (Bir zamanlar) bana selimi verenler olurdu. Nihayet ben dağlan (mak suretiyle tedaviye kalkış) mca selâm kesildi. Sonra dağlanmayı bıraktım, ge&m verme işi yine avdet etti.»



(...) Bire, bu hadîsi Mufaammedo'bnin-M&seıına İle İfani Beşşâr rivtyct etiller. (Dediler ki) : Bize Mabammed b. Cafer rivayet etti, (Dedi ki) : Biae ŞnTre, Hunaeya b. HnâTden rivayet etti. Bcmiş ki: Ben, Mu-tarrîfi: *Bana, İmramrfbıra Bosayn anialtı...» derken işittim.

Sâvi, fan badî^- Muâi hadîsi tamuda rivayet etmiştir.



168- (...) Boe Mahammedü'lmâl-IIIöfteiınâ ile İteli Beşşâr rivayet ettiler. tbni'HIIÖMfraâ (Dedi ki) : Bize Mahammed b. Ca'fer, Şu*be'den, o da Kotade1», o da MntaıriTden naklen riviyet eüi. (Demiş ki) : İm-rânu'laui Husayn vefatına annrerr »lan na»talığnda bana haber RÖn-derdi de (Dedi ki) : «Sana bir takım hadîsler «öyleyere|rim! UımAur ki benden -sonra Allah sem miat dan mösteüd 4afat! Şayet yaşarsaan bunları benim namıma gizli tut. ÖJorsem dilediğin takdirde (başkalarına) anlat!

Bana gerçekten selâm veriMi. Bir de bîhzûş u\ ü, (Sidlalkûtü Aleyhi ye Selhm) b*cc öe onrreyi «em* etmiştir. Stmra İra babta ne Kitâbaîlab indi, ne de NebtyyBttafa (SaUatiahü Aleyhi ve Settem) netti buyurdu. (Yalnız) bir adanı bu bosûsia kendi re'yi İle dilediğini söyledi.



169- (...) m« fehâk b. İferâfaîîn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsa b. Yûnus rivayet etli. (Dedi ki) : fifre Said b. Ebî Arûbe, Katâde'den, o da Mütarrif b, AMiüak bu Şilihîr den* o da İmrân b. Hasayn (Radiyüllahü anh)'thuı naklen rivayet eyledi. Şöyle demiş:

«BUmiş ol ki, RfesâJS!laa< (Saüalİahü Aleyhi veSellem) hacc Ue ömmyi cemetmiştir. Sama bu bofeda ıra kitfib indi, ne cb RwûluWah (SalîaUahü AieyhiveSdtem) bandan mhî buyurdu. (Yalna) bu busûxia bir adam Imn- m'yi te düecbğid 170- (...) Bne MuhammedüT>nü'l-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bboa Abdüssamed ri»âyet etti,. (Dedi ki) : Bize Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki) : ffiae Ka*We MtOarrifdenv o da İmrân b. Husayn (Radiyaliahü atth)'Aan naklen rivayet eyledi. Şfiyle demiş:

«Siz Ruulvlkth (Satkdlahü^AkyteveSeüem) H« birJiktk temettü' hk. Bu bâbAh Kuran nâcil oimacb. (Yalnız) bir adam kendi m'yi ile digini söyi*di»



171- (...) Bana bu hadîsi Haccâc b. Şah- de rivayet etti. (Dedi ki) :

Bize UbeydulUh b. Ahdilraecid rivayet etti. . (Dedi ki) : Bize İsmail b.

Müslim rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Muhammed b. Vâsi7, Mutarrif b. Abdülâh b. Şihhîr'den, o da Imrân b. Husayn (Radiyaliahü anh)''dan bu hadisi rivayet eyledi. (Yalnız bu rivayette):

«Nebiyyullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) temettü' yaptı; onunla birlik-de biz de temettü' yaptık.» demiş.



172- (...) Bize Hâmid b. Ömer el-Bekrâvî ile Muhammed b. EM Bekr el-Mukaddemî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Bişr b. Mufaddal rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Imrân b. Müslim, Ebû Recâ'dan naklen rivayet eyledi. (Demiş ki) : Imrân b. Husayn şunu söyledi:

«Kıta bulla hda kî m üt'a (yanı hacc mutası) âyeti nazil oldu. Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dahi onu bize emir buyurdu. Sonra hacc müt'asını nesheden bir âyet inmediği gibi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj de vefatına kadar ondan nehî buyurmadı. (Yalnız) bir adam ondan sonra kendi reyi ile dilediğini söyledi.»



173- (...) Bana bu hadîsi Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Sâîd, Imrân-ı Kasîr'den rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Recâ1 Imrân b. Husaynîdan bu hadîsin mislini rivayet eyledi. Şu kadar var ki, O: «Biz bunu Resûlüllah (Şallaltahü Aleyhi ve Selletn) ile birlikde yapmışızdır.» dedi; «Onu bize emir buyurdu» demedi.

Bu hadîsi Buhâri ile Nesaî «Kitabü't-Tefsîr»de tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin metninde, biri sahâbî olmak üzere üç İmrân'in bir araya gelmesi garîb tesadüflerdendir.

Hz. Imrân: «Peygamber (Sallaiiaiüi Aleyhi ve Sellem) hacc ile öm-reyi cem'etti» sözünden «bu husûsda emir verdi» mânâsını kasdetmiştir. «Bana selâm verenler olurdu.,.» cümlesinden murâd: meleklerin selâmıdır. Hz. Imrân bâsûr illetine mübtelâ imiş. Onun verdiği elem ve ıstıraba sabreder; melekler kendisine selâm verirlermiş. Bilâhare bâsûru dağlamak sureti ile tedâvîye tevessül edince melekler selâmı kesmişler. Tedaviden vaz geçince tekrar selâm vermeye başlamışlar. Bu husûsda bizim söz söylemeye hakkımız yoktur. Cenabı Hak dilediği kulunu dilediği şekilde imtihan ettiği gibi, kulun sabrına da dilediği şekilde mükâfat verebilir. Hz. Irhiân'ı da dünyâda meleklerine selâm verdirmek sûretîle taltîf buyurmuştur.

Hz. Imrân'ın gizli tutulmasını istediği cihet meleklerin selâmıdır. Fitneye sebeb olur endîşesi ile sağlığında bunu kimsenin duymamasını istemiştir.

«Bir adam»daıı muradı: Ulemâdan bâzılarına göre Hz. Osman, diğer bâzılarına göre ömer. (Radiyalkdıü anh)'dır. 'Çünkü bunların ikisi de temettu'a razı değildiler. Maksadlarının bunu haram i'tikad etmek değil, halkı hacc ile ömreye teşvik olduğunu yukarıda görmüştük.

«Mut'a âyeti»nden murâd : Bakare süresindeki: «Mahsur kalmaktan emin olduğunuz vakit, kim hacc zamanına kadar ömreden istifâde etmek isterse kolayına gelen hedy kurbanını kesmesi îcâbeder.» âyet-i kerîmesidir. Ömreden istifâde, hacc zamanına kadar ömre yapmak sûretîle ibâdette bulunmakla olur. Bu da ya hacc-ı kıran veya hacc-ı temettu'da mütesavverdir. Ve her iki takdirde de iki ibâdet ni'metini birden nasîb eden Allah'a şükür için kurbân kesmek îcâbeder.

îmrân (Radtyallahü anh)\n: «Sana bir takım hadîsler söyleyeceğim» sözünden en az üç hadîs söyleyeceği anlaşılırsa da o bunlardan yalnız birini yânı hacc ile ömrenin beraberce yapılabileceğini bildiren hadîsi rivayet etmiş: Ötekilerini söylememiştir^ Meleklerin selâmı hacjîs değildir.



24- Temettü’ Yapan- Kimseye Kurban Vacib Olması, Bulamayana Üç Gün Haccda, Yadi Gün de Âilesi Nezdine Döndüğü Vakit Oruç Tutmak Lazım Geleceği Babı


174- (1227) Bize Abdülmelik b. Şuayb b. Leys rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ukayl b. Hâlid, İbni Şihâb'dan, o da Salim b. AbdiIİâh'dan naklen rivayet etti ki, Abdullah b. Ömer şöyle demiş:

ResûlüHah (Sallaltahü Aleyhi ve Seilem) Veda' haecuıda ömre ile hacca temettü1 yaptı ve hedy kurbanı kestik Hedyi Zülhuleyfe'den beraberinde götürdü. İşe Umreden başlayarak (evvelâ) ömreye, sonra da hacca tel-biye getirdi. Halk da Resûlüllah (SallaHahü Aleyhi ve Sellem) ile biriikde ömre ile hacca temettü' yaptılar. Halkdan banları hedy kurbanı almış; ve göndermiş; bâzdan da almamıştı. Resûlüllnh (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye varınca halka (hitaben) :

«Sizden her kim hedy kurbanı getirdi ise o kimse hocam edâ edinceye kadar kendisine haram olan hiç bir şeyden hılle çıkamaz. Sizden kim hedy getirmedi ise hemen Beyti ve Safa He Merve'yi tavaf etsin? ve saçını ktsalSarak ihramdan çıksın! Bilâhare» hacca telbiye getirerek kurban kessin! Hedy kurbanı bulamayan^ hacc esnasında öç, ailesi nezdin© döndüğü zaman da yedi gön oruç tutsun» buyurdu .

Resulüllah (SallaUahü\ Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye vardığında tavaf yaptı; ve ilk işi rüknü istilam oldu. Sonra yedi tavafın üçünde ramel ile, dördünü ise (âdi yürüyüşle) yürüdü. Badehu Beyti tavafını bitirince Makaam-ı İbrahim (Aleyhisselâm) 'in yanında iki rek'at namaz kıldı. Sonra selâm vererek namazdan çıktı ve Safâ'ya giderek Sofa ile Merve arasmda yedi tavaf yaptı. Sonra kendisine haram olan hiç bir şeyden hac-cıni bitirinceye kadar hılle çıkmadı. Bayram günü hedyini boğazladı; ve i fânisini yaptı. Beyti iavâf etti. Ondan sonra, kendisine haram olan her şeyden hılle çıktı. Halkdan hedy götürenler de ResölüUah (Sallallahii Aleyhi ve SeHem)'in yaptığı gibi yaptılar.»

Bu hadisi Buhâri, Ebû Davut ve Nesâî hacc bahsinde tahric etmişlerdir el Muhellebin beyanına göre Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)'m temettuundan murâd onu emir buyurmasıdır. Ömre-den başlaması dahî aynî mânâyadır. Yani ashabına evvelâ ömre yapmalarını sonra hacca niyetletmelerini emir buyurmuştur. El Mühel1e b bu te'vü'in lâbud olduğunu söylemiştir. Bâzıları mezkûr te'vili pek uzak görmüşlerdir. Kaadı îyâz temettü kelimesinin lügat mânâsına hamledildiğini söylemişdir. Bu takdirde temettuğ netice itibarı ile kıran olur yani Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) evvelâ hacc-ı ifrada niyet etmiş, sonra ömre için ihrama girerek hacc-ı kıran yapmıştır. Kıran ile temettuğ lügat itibarı ile aynı mânâya gelirler. Fakat Ayni bu te'villeri beğenmemiş, en güzel te'vili Nevevi'nin yaptığını söylemişdir. Onun te'viline göre Resûlüllab (Saİlallahü Aleyhi ve Sellem) m temettuunun mânâsı evvelâ hacc-ı ifrada niyet edip, sonra Ömre için ihrama girmesinden ibarettir.

İhlalden murâd ihrama girerken telbiye getirmektir. Bunu evvelâ ömre, sonra da hacc için ayrı ayrı ihrama girdi mânâsına almamalıdır. Zira sair rivayetlere muhalif düşer.

«Halk da Peygamber (Salla^îahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte temettü' yaptılar.^ cümlesi bu te'vîli te'yîd eder. Çünkü Ashâb-ı kiram evvelâ hacc-ı ifrada niyet etmişlerdi. Sonra bu haccı, Ömreye tebdil ettiler. Ve bu suretle temettü' yapmış oldular.

Gerçi Beyhakî, bu hadîsi «Sünen-i Kübrâ»smda tahric etmiş, sonra : «Bize Âişe ile îbni Ömer (Radiyallahü anh) 'dan buna muânc bir hadîs rivayet olundu. O hadîsde hacc-ı ifrâd yapıldığı bildiriliyor. Bu da "tesûlüllah {Sallallahii Aleyhi ve Sellem)'in temettü' yapmadığını gösterir.» demişse de bu söz Küfe fukahâsının kavlini reddedemez. Çünkü onlara göre temettü' yapan bir kimse kurban götürürse haccını bitirmedikçe ihramdan çıkamaz.

Sadedinde bulunduğumuz hadîs dahî Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'in hacc-ı ifrâd yapmadığını göstermektedir. Çünkü kurban götürmek, hacc-ı ifrâd yapanın İhramdan çıkmasına mâni değildir.

Binâenaleyh hadîs, Beyhakî 'nin aleyhine hüccettir.

Nevevî diyor ki: «Bizce Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi w Sellem) 'in kıran temettu'undan başka suretle haccetmiş olması doğru değildir. Zîrâ Peygamber (SallaNahü Aleyhi ve Selleml'm umresinden, hille çıkmayıp; kurbanı sebebiyle ihramda kaldığı hususunda ulemâ arasında hilaf yoktur.

Hacc-ı kıran yapanın hükmü de budur.»

Ebû'l-Hasen El-îşbîlî «Muvatta*» şerhinde şunları söyleniniştir :

«Bence Resûlülîah (Sailallahü Aleyhi ve Seliemj'in temettu'u, Temettu'-u kırandan başka bir şey olamaz. Çünkü ömresinden, hılle çıkmadığında hilaf yoktur.

Hattâ ashabına hille çıkmalarım ve hacclarmı, Ömreye tebdil etmelerini emir buyurmuştur.

Haccı feshedip ömre yapmak ashâb-ı ResûİüIlah'a mahsûstur. Sahâbe ile diğer ulemânın ekserisine göre bugün bu caiz değildir. Çünkü Teâlâ Hazretleri hacca niyet edenlerin, onu tamamlamalarını emir buyurmuştur. Sahâbe'den İbni Abbâs 'dan başka buna cevaz veren bilmiyorum.»

İmam Ahmed ile Dâvûd-u Zahirî bu bâbda İşbî1î'ye tabî olmuşlardır.

Resûlülîah (SallaUahu Aleyhi ve Sellemi 'in üç gün oruçtan muradı Zi'1-Hicce'nin 7., 8. ve 9. günleridir. Bu orucu tutanlar memleketlerine döndükleri vakit yedi gün oruç daha tutarak on günü tamamlayacaklardır.

İmam Şafiî, hadîsin zahirî ile amel ederek, orucun hakikaten memlekete döndükten sonra tutulacağına kaail olmuştur. Hane-fiî1er'e göre dönmekten murâd : Hacc fiillerini bitirmektir. Zîrâ onları bitirmek memlekete dönmeye sebeptir.

Cümlede müsebbibi zikir, sebebi irâde kabilinden mecaz vardır. Binâenaleyh yedi gün orucu Mekke'de tutmak dahî caizdir. İmam Şâfiî'ye göre Mekke'de ikaamete niyet etmedikçe, bu caiz değildir. Üç gün orucu bayram gününe kadar tutmayanların mutlaka kurban kesmeleri îcâb eder, zîrâ bayramdan sonra bu orucu tutamazlar.

İmam Şafiî 'ye göre bayrama kadar üç gün orucu tutamayanlar onu teşrîk günlerinden sonra tutarlar. İmam Mâlik teşrîk günlerinde tutulabileceğine kaail olmuştur.

Bu hususta başka kaviller de vardır.

Rüknü istilâmdan murâd: Hacer-i Esved'ı öpmek veya ona^ dokunarak, dokunduğu şeyi öpmektir.



175- (1228) Bana, bu hadîsi Abdülmekik b. Şuayb da rivayet etii. (Dedi ki) : Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ukayl, İfcni Şihâb'dan, o da Urvetü'bnü Züfceyir'den naklen rivayet etti. Urve'ye de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Âişe, Resûfüllah (Saîlaİtahü Aleyhi ve Seilem) 'den naklen, onun hacc üe ömreye temettü yaptığını, onunla birlikte halkm da temettü' yaptıklarını bana Salim b. Ab-dillâh'ın, Abdullah (Radiyallahü anh) 'dan, onun da Resûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdiği şekilde ihbarda bulunmuş.

Bu hadîsi Buhâri «Hacc» bahsinde tahrîc etmiştir. - «Bana, Salim b. Abdi İlâh'in... haber verdiği şekilde ihbarda bulunmuş.» sözü İbni Şihâb 'indir.

Bu rivayette Urve'nin Hz. Âişe'den nakli fahiş bir hatâ sayıl-'mıştır. Hatânın, hadîsi yazan nâsıh tarafından yapıldığı anlaşılıyor.

Ebû Nuaym dahî «El-Müstahrec»inde bu şekilde rivayet etmiştir.



25-Hacc-i Kıran Yapan Bir Kimsenin-İhramdan, Ancak Hacc-ı İfrad Yapanın Çıktığı Vakit Çıkabileceğini Beyan Babı


176- (1229) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e Nâfi'den dinlediğim, onun da Abdullah b". Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Peygamber (Sallatyahü Aleyhi ve Seilem) 'in zevcesi Haf-sa' (Radİyallahü anha) :

«Yâ Resûlalîah! Bu insanlara ne oluyor ki, sen ömrenden hille çıkmadığın hâlde ihramdan çıktılar?» demiş. Resûlüllah (Sallaltahii Aleyhi ve Sellem):

«Ben, başımı keçelerim, kurbanıma nişan da taktım. Binâenaleyh kurban kesmeden hiüe çıkamam.» buyurmuşlar.



(...) Biıe, bu hadîsi İbni Nümeyp- de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ilâlid b. Mahled, Mâlik'den, o da Nâfİ'den, da İhM Ömer'den, o da Hafsa (RadiyallahUanh)'âaii naklen rivayet eti. Şöyle demiş:

«Yâ Resûlallah! Sen, neden hille çatmıyorsun? dedim.» ve yukarki hadîs gibi rivayette bulunmuş.



177- (...) Bize Muhammedü'bnu'I-Müseiinâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîdt Ubeydullah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nâ-ti', İbni Ömer'den, o da Hafsa (Radiyallahiı anh)'dan naklen ha her verdi. J?oyle demiş:

«Peygamber fSalkıllafıii Aleyhi ve SeUem)'e :

— Bu insanlara ne oluyor ki, sen ömreden hille çıkmadığın hâlde İhram den çıktılar?

dedim. RjsûlÜllah ıSaUallahü Aleyhi veSeiîem) :

— Çünkü ben kurbanımı nişanladım, başımı da keçeledim. Binâenaleyh hacedan hille çıkıncaya kuuar ihramdan çıkamam, buyurdular.»



178- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâmo rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Hafsa (RadiyaUahiianha):

«Yâ Resûlallah!..» demiş.

Râvî, hadîsi, Mâlik hadîsinde olduğu gibi: «Kurban kesmedikçe ihramdan çıkamam.* şeklinde rivayet etmiştir.



179- (...) Bize; İbni Ehî Ömer rivayet etti. (Dodî ki) : Bize Hisâm b. Süleyman Ei-Mahzûrn [39] ile Abdiilme?îd, İbni Cüreyc'den, o da Nâ-fi'ftcü o da İbni Ömer'den naîden rivayet ettMer. İbni Ömer şöyle demiş: Bana, Hatan (Radiyuliahü anh) rivayet etti ki: Peygamber (baltaVahii Aleyhi veSelkm) , Veda hacet yılında zevcelerine ihramdan çıkmalarını emir buyurmuş.

Hafsa de :1i ki : «Ben :

— Senin iîuâmıîan çıkmana mâni itedir? diye sordum; Resûlüllah {Sdllaüahü AUyhi ve Sillem) :

— Çünkü ben başımı keçelodinı, kurbanımı da nişanladım. Binâenaleyh kurbarvmı kesmedikçe ihramdan çıkamam, buyurdular.»

Bu hadisi Buhâri «Hacc» bahsinin birkaç yerinde «KHâbü'l-Libâs» ve «Kitâbiİ'l-Meğazî»de; Ebû Dâvûd, Nesâi ve İbni Mâce «Hacc» bahsinde muhtelif râviJerden tahrîc otmişlerdir.

Ebû Ömer İbni Abdilberr diyor ki: «Ulemâdan bâzıları Nâfi'den rivayet edilen bu hadîsde Mâlik'den başka hiç bir kimsenin ömreden bahsetmediğini söylemişlerdir. Fakat bu sözü Nâfi'den bîr cemaat rivayet etmiştir. Ubeydu11ah b. Ömer ile Eyyûb b. Ebi Temime de bunlar meyârunriadır. Bu iki zâtla îmam Mâlik. Nâfı’n râvilpri olnn hafızlardır.

Bu bâbda birbirini muarız olarak rivayet edilen est-rlerle hiç bir âlimin amel etmesine imkân olmadığı, bunlardan birim tercîhder: başka da çâre bulunmadığı .için her âıim kendince sahih olan rivayeti, içtihadı derecesinde tercih etmiştir.

Sofâ. kısi. Uz.Hadis .)an (Bu insanlara ne oluyor ki, sen ömrend".;:;. hilîe çıkmadığın hfürie onlar ihramdan çıktılar?) sözü iıak-kmda . ihtimâl, bundan haccı kaydetmiştir. Çünkü ömre ile haccın mânâları birbirine yakındır..- demiş, bi: takımları P'eygamber(SailaHahü Aleyhi veSeltem) 'in Şerif de haccı f esnedi iv k ömre yapmayı emredince Hz. Hafsa'mn hacc tamamıyla feshciıİdiği zannettiğini, bâzıları da Resûlüllah ıSallailahü Aleyhi ve Sellem) "n-. «mreye niyetlendiği kanaatinde olduğunu söylemelerdir.

Kuıtubi’ye göre gerek Hz. Hafsa gerekse İbni Abbâs (Radiyaîlahü anh) (ömreye ihram) tâbirinden hacc-i kıranı kasdet-mişlerdir.»

«Başı keçelemek» tâbirinden nıurâd : Saçları dağılmamak ve bitlenmemek için başa yapışkan bir madde sürmektir.

Kurbanı nişanlamak : hayvanın boynuna bir şey asmakla olur.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Hedy kurbanı götüren hacılar, hacc ibâdetleri bitmedikçe ihramdan çıkamazlar.

2- İmam A'zam ile İmamAhmed b. Hambe1'e göre kurban kesmedikçe ihramdan çaplamaz.

3- Başı yapışkan bir maddeyle taramak ve kurbanın boynuna nişan takmak müstehab'dır.

4- Hadîs-i Şerîf, Eesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) 'in hacc-ı kirân yaptığına delildir.



26- Muhasara Sebebiyle İhramdan Çıkmanın ve Hacc-ı Kıranın Cevazını Beyan Babı


180- (1230) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) Mâlike Nâfi'den dinlediğim şu hadîsi okudum: Abdullah b. Ömer (Radiyaîlahü anhüma) fitne (senesin) de Ömreye niyet ederek yola çıkmış. Ve (içinden) şöyle demiş : «Eğer beyti tavâfdan menediürsem, ben de Resûlül-Iah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber olduğumuz zaman yaptığımız gibi yaparım.»

Böylece yola çıkmış ve ömreye telbiye getirerek yürümüş. Beydâ düzüne çıktığı vakit arkadaşlarına bakmış da «Bunların ikisinin hükmü ile bîrdir. Sizi şahit kılarım ki ben hacca, ömre ile birlikte niyet çitim,>• demiş.

Ve yoluna revân olmuş. Beyt-i şerife varınca onu yedi defa tavaf etmiş, Safa ile Merve arasında daM yedi defa sa'y yapmış, yediden fazlaya uzanmamış. Bunun, kendisine kâfi geleceğine kaanî olmuş ve kur-

sevketmiş.



181- (...) Bize Muhammedü'bnü'l-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya yâni El-Kattân, Ubeydullah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nâfi' rivayet etti ki, Abdullah b. Abdillâh ile Salim b. Abdillâh, Haccâc tbni Zübeyir île harbe geldiği vakit Abdullah (İbni Ömer) ile konuşmuşlar. Kendisine :

— Bu sene haccetmemen, sana zarar vermez. Çünkü halk arasında Çarpışma olup da seninle beyt-i şerif arasına girileceğinden korkarız! demişler. Abdullah :

— «Eğer benimle beyt-i şerîf araşma girilirse ben de beraberinde olduğum hâlde Kureyş kâfirleri Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) ile beyt-i şerifin arasına girdikleri vakit, o ne yaptıysa ben dahî onu yaparım. Sizi şahit kılarım ki ben ömreye niyet etmişimdir.» demiş ve yoluna devam etmiş. Zü'1-Huleyfe'ye varınca Ömre için telbiye getirmiş. Sonra şunu söylemiş:

«Bana yol verilirse ömremi ifâ ederim. Mâni olunursa beraberimde bulunduğum zaman ResûlüUaU (Salfoİlahii Aleyhi ve Seîlem)ne yaptıysa ben de onu yapanın.»

Sonra şu âyet-i kerime'yi okumuş:

(Muhakkak i'i sizin için ResûlüİlcJı'da güzel bir örnek vardır. [40] Sonra yolun» devam etmiş. Beydâ düzüne varınca : «Bunların ikisinin hükmü de birdir. Ömreme mâni olunursa, baççıma da manî olunur. Sizi şahit kılarım ki ben, bir haccla bîr Ömreye niyet ettim» demiş,

Ve; yine yoluna devam etmiş Kudeyd denilen yerde bir kurban Katın almış, sonra haccia Ömre İçin beyt-i şerîfde ve Safa ile Merve arasında biı- defa tavaf yapmış.

Bilâhara hîllc çıkmamış, taa her iki ibâdeti haccla' tamamladıktan sonra bayram günü ihramdan çıkmış.



(...) Bize, bu hadîsi İbni Nümeyir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Nâfi'der rivayet etti. NâfT: «İbni Ömer, Haccâc ibni Zübeyr'in ürerine hÜcuın ettiği zaman haccetmek istedi.» diyerek, hadîsi yi; kar ki kıssada olduğu gibi hikâye etmiş., sonunda da : şunu söylemiş:

«İbni Ömer: Haccla Ömreyi beraber yapana bir tavaf kâfidir, hille çıkmaz, sonunda her ikisi için birlikte ihramdan çıkar; derdi.»



182- (...) Bize Muhammed b. Rıtnıh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ley s haber verdi. H.

Bize Kuteybc de rivayet etti. Bu lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Leys. Nâfrden rivayet ett5 ki tbni Ömer, Haccâc'ın İbni Zübeyir üzerine h£cûm ettiği sene haccetmek istemiş. Kendisine:

— «Halk arasında çarpışma var. Seni menetmelerinden korkarız.» demişler. İbni Ömer :

«Muhakkak ki sizin için Resûfüİlah'da güzel bir örnek vardır.» âyetini okuyarak:

— «Ben de Kesûlüllah (Sallallahü Aieyhi ve Sellemj'in yaptığı gibi yaparım. Sizi şâhİt kılarım ki, ben ömreye niyet ettim.» demiş.

Sonra yola çıkmış. Beydâ sırtına vardığında :

«Hacri;ı öınrcnm hükümleri birdir. Şahit olun — İbni Rumh: Şahit kılarım! dedi.— ki ben ömremle birlikte hacca niyet ettim.» demiş.

Ve Kudeyd'den satın aldığı bir kurbanlığı Harem-i Şerife göndermiş. Sonra her iki ibâdet içi» telbiye getirerek yola revân olmuş. Mekke'ye varınca Beyt-i şerifi ve Safa ile Merve'yi tavaf etmiş. Bundan fazla bîr şey yapmamış. Kurban kesmemiş, traş olmamış, saçını kısaltmamış, kendisine haram olan hiç bir şeyden hilîs çıkmamış. Nihayet bayram günü gelince kurbanını kesmiş ve traş olmuş. Böylece yaptığı ilk tavaf ile hem haccınm hem de umresinin tavafını ifâ ettiğine kaanî olmuş,

İbni Ömer: «Resulü İlah (Sallallahü Aleyhi veSetlem) böyle yaptı.» demiş.



183- (...) Bize Ebû'r-Rabi' Ez-Zehrânî ile Ebû Kâmil rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammâd rivayet etti. H.

Bize Züheyf b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bana İsmail rivayet etti. Hammâd ile İsmail hep birden Eyyûb'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen bu kıssayı rivayet etmişlerdir. (îbni Ömer) Peygamber (Sailaliahü Aleyhi ve Sellemyi yalnız hadîsin başında kendisine (Seni Beyt-i şerîf den menederler.) denildiği zaman zikretmiş :

— O hâlde, ben de Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Seîiemyin yaptığı gibi yaparım, demiş, hadîsin sonunda Leys'in zikrettiği gibi Resûlüllah (tSallallahü Aleyhi ve Sellem) işte böyle yaptı, dememiştir.

Bu hadîsi Buhâri «Hacc» bahsinin müteaddiı yerlerinde tah-rîc etmiştir.

Rivayetlerin mecmuundan anlaşılıyor ki vak'a, Haccâc-ı Zâlim'in Mekke üzerine yürüyerek Abdullah b. Zübeyir ile harp ettiği senede geçmiştir.

Haccâc.ı Zâlim: Irâkeyn vâlisiydi.

Bu harbin sebebi: Hz, Abdullah b. Zübeyir'in Abdülraelik b. Mervân'a bey'at etmemesidir. Abdülme1ik halife olmuş; Hz. Abdullah 'ı kendisine taey'ata davet etmişti. Abdullah (Radiyaîlahü anh) bunu kabul etmeyinde Ab-dülmelik, Haccâc'ı ordusuyla Mekke'ye gönderdi. Bu vak'a, târihte meşhurdur. Ve hicretin 72. yılında vukûbulmuştur.

Abdullah b. Ömer (Radiyaîîahü anh) tam bu sırada haccetmek istemiş; oğullan Abdullah ile Salim, bu işi tehlikeli görerek kendisini o sene hacedan vazgeçirmeye çalışmışlardır. İbni Ömer (Radiyaîlahü anh) ise Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hudeybiye vak'asmdaki hâlini nazar-ı itibâra alarak niyetinden dönmemiştir. Hudeybiye vafc'ası Hicretin 6. senesinde olmuştur. Müşrikler, Resûltollah (SalUiUahü Aleyhi ye Sellem)''in hacema manî olmuş, o da ihramdan çıkarak kurban kesmiş ve tra$ olmuştu.

Bu da Ömreye niyet eden bir kimsenin muhasara zamanında hacc-ı ifrâd yapanlar gibi ihramdan çıkabileceğini gösterir.

Hz. îbni Ömer'in niyetle iktifa etraiyerek şahit davet etmesi, kendisine uymak isteyenlere keyfiyeti bildirmek içindir.

Beydâ: Mekke ile Medine arasında Zü'1-Huleyfe'ye yakın bir yerdir. Esasen bir çölden ibarettir.

Kudeyd dahî: Mekke ile Medine arasında bir yerdir.

Bu isim aslen orada bulunan bir suya verilmiş olup. sonradan bu mevkiye teşmil edilmiştir.

Hadîs-i şerîf, hacc-ı kıran için bir tavafla bir sa'y kâfidir diyenlerin deliüerindendir.

İmam Şafiî 'nin mezhebi de budur.

Hanefiîler'e göre hacc-ı kıran için mutlaka iki tavaf ve iki sa'y lâzımdır. Delilleri Hz. A1î hadîsidir. Mezkûr hadîse göre A1i (Radiyallahü anh) hacc ile örmeyi beraber yaparak, her ikisi için ayrı ayrı tavaf ve ayrı ayrı sa'y yapmış; sonra: «Ben, Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Selîem)'i böyle yaparken gördüm.» demiştir.

Bu hususta ulemânın sözleri çok ve uzundur.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Düşmanın muhasarasına mâruz kalan bir kimse ihramdan çıkabilir. Bu husûsda hacca yahut ömreye niyet etmiş olması hüküm itibariyle birdir. Kurbanım keser, traş olur yahut saçını kısaltır.

2- Ömre üzerine hacc idhâl edilebilir. Ancak cumhûr-u ulemâya göre ömrenin tavafına başlamadan niyet değiştirmesi şarttır. Hanefiîler'e göre ömre için tavafın dört turunu yapmadan Önce hacca niye.t sahihtir. '

Mâlikîler'e göre ise : Hacca niyet, ömrenin tavafı tamâm olduktan sonra yapılır.

3- Hacc-ı kıran yapan kimse hedy kurbanı keser. İbni Hazm'e göre kıran yapana hedy lâzım değildir.

4- Âkibetinden korkulan yola ibâdet niyetiyle çıkilabilir. Yalnız neticede selâmet ümîdi bulunmalıdır.



27- Hacc-ı İfrad ile Hacc-ı Ömreyi Beraber Eda Babı


184- (1231) Bize Yahya b. Eyyûb ile Abdullah b. Avn El-Hilâlî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abbâd b. Abbâd EI-MüheUebî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Ömer, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. — Yahya'nın rivayetinde — İbni Ömer: «Biz Resûlüllah (SalUiiıahü A iv m ti ve Sellem} ile yalnız hacca niyet ettik» İbni Avıı rivayetinde : «Resûlüllah iSaHut'.chıi Ale\hi w SeUcm) yalnız hacca niyet etti.» demiştir.



185- (1232) Bize Süreye b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Humeyd, Bekir'den, o da Enes (RadiyaUahü anh) 'dan naklen rivayet eyledi. Enes (Radiyaüahü anh\ şöyle demiş:

«Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) 'i hacc ile umrenin her ikisi için telbiye getirirken işittim."

Bekir demiş ki: «Ben, bunu İbni Ömer'e anlattım da :

— Resûlüllah (SallaHahü Ateyhi ve Sellem) yalnız hacc için telbiye getirdi, dedi. Müteakiben Enes'e rasti;; firak, İbni Ömer'in sözünü ona anlattım, Enes:

— Siz, bizi gâlibâ çocuk sayıyorsunuz? Ben, Resûlüllah (Sallalltüıü Aleyhi ve Sellem) 'i:

(Ömre ve hacc için Lebbeyk!) buyururken işittim; dedi.»



186- (...) Baıvı Ümeyyetu'bnu Bistâm EI-Ayşî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd yâni İbni Zürey' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Habİb h. Şchîd, Bekir b. Abdillâh'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bize, E*ı«s (RadiyaUahü anh) rivayet etti ki, kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Se-ilem) 'i bunların yâni hacc ile ömreninaralarını cem' ederken görmüş.

Bekir demiş ki: «Sonra bu mes'eleyi İbni Ömer'e sordum, İbni Ömer:

— Biz, hacca telbiye getirdik; cevâbını verdi.

Dönerek İbni Ömer'in söylediğini Enes'e haber verdim, Enes:

— Gâlîbâ biz, çocuk olduk! dedi.»

Bu hadîsi Buhâri «Hacc» ve «Meğazî» bahislerinde tahrîc etmiştir.

Kaadı İyâz diyor ki : «Hz. İbni Ömer'in bu rivayeti yukarda Âişe, Câbir ve İbni Abbâs hadîslerine muvafık ulup, başka rivayetlerden hâsıl olan işkâli beyân etmektedir.

İbni Ömer (Radiyallahü atıht'm buna muhalif olan rivayeti te'-vil edilmiştir.»

Hz. Enes ise Ee.sûlüHah (Satlaîiahİi Aleyhi ve Selleın/m hacc İle öm-reye birlikte telbiye getirdiğini bildirmiş, kendisine Hz. İbni ömer'in söyledikleri nakledilince ; «Siz, bizi gâlibâ çocuk sayıyorsunuz!» diyerek, ResûlüMah (Salialiahii Aleyhi veSellem) 'den bu şekilde işittiğini bir daha te'kid eylemiştir.

Resû\ü\\ah(SallaHahii Aleyhi ve Sellem)'in o haccda kıran yaptığını ve hacc-ı kıranın efdal olduğunu söyleyenler Enes (RadiyaUahu Ltıh) hadî-siyle istidlal etmişlerdir.

Yukarda da gördüğümüz vecihle sahih ve muhtar olan kavle göre mezkûr haccında. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), ihrama girerken evvelâ hacc-ı ifrâda niyet etmiş, sonra ömreyi ona ilâve ederek kıran yapmıştır.

Binâenaleyh İbni Ömer Hazretlerinin bu hadîsi Resûlüilah hacc-ı kıranın efdal olduğunu söyleyenler Enes (RadiyaUahii anh) hadî-(Sallaİlaİıii Aleyhi ve Sel'em) 'in ilk ihrama girdiği zamana. Enes hadîsi ise sonuna yahut ihram esnasına hamledilmiştir

Her hâlde Enes (Radiyallahüanh>, Peygamber (SallaHahii Aleyhi ve 'in hacc-ı ifrâda niyet ettiğini işitmemiş olacaktır.

Nevevî : «Hz. Enes rivayetinin ekseri rivayetlere uyması için bu te'vîl mutlaka lâzımdır.» diyor.



28- Hacc İçin İhrama Girerek, Mekke'ye Gelen Kimseye Lazım Olan Tavaf ve Sa'y Babı


187- (1233) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-ser, İsmail b. Ebî Hâlid'den, o da Vebera'dan [41] naklen haber verdi. Vebera şöyle demiş :

«İbni Ömer'in yanında oturuyordum. Derken bir adam gelerek:

— Ben, vakfe yerine gelmeden beyti tavaf etsem olur mu? diye sordu. İbni Ömer:

— (Evet olur; cevâbını verdi. Adam: Ama İbni Abbâs: Vakfe yerine gelmeden beyti tavaf etme! derdi) mukâabelesinde bulundu. Bunun üzerine İbni Ömer şunları söyledi:

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) haccetti de vakfe yerine gitmeden önce beyti tavaf eyledi. Binâenaleyh eğer samimi isen Resûlüllah (Sallallahü A le'yhi ve Sellem) 'in sözüyle amel etmen mi, yoksa İbni Abbâs'ın kavlini alman mı daha doğrudur?»



188- (...) Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Beyân'dan, o da Vebera'dan naklen rivayet etti. Şb'yle demîş : «Bir adam, İbni Ömer (Radiyallahû anhütna) 'ya :

— Ben, hacc için ihrama girdiğim hâlde beyti tavaf edebilir miyim? diye sordu. İbni Ömer:

— Sana manî olan -nedir? dedi. Adam:

— Ben, filânın bunu mekruh addettiğini gördüm. Ama sen, bize ondan daha makbulsün. Çünkü onu dünyânın fitneye giriftar ettiğini gördük; dedi. Bunun üzerine İbni Ömer (Radiyallahû anh):

— Dünyâ hangimizi — yahut hanginizi — fitneye giriftar etmemiştir; dedi. Sonra şunu söyledi:

— Biz, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hacc için ihrama girip de, beyti tavaf ettiğini ve Safa ile Merve arasında sa'y yaptığım gördük. Binâenaleyh eğer samîmi isen Allah'ın sünnetiyle, Resulü (Sallallahü

Aleyhi ve Sellem) 'in sünnetine tabî olman, filânın sünnetinden daha iyidir.»



189- (1234) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Siif-yân b. Uyeyne, Amr b. Dinar'dan rivayet etti. Amr şöyle demiş : İbni Ömer'e, b'mreye niyet ederek gelip de beyti tavaf eden, fakat Safa ile Merve arasında sa'y yapmayan bir adamın karısına yakınlık edip edemi yeceğini sorduk. İbni Ömer şöyle dedi:

«Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (hacca) geldi de, beyti yedi defa tavaf etti, Makaam-i İbrahim'in arkasında iki rek'at namaz kıldı, Sa£â ile Merve arasında da yedi defa sa'yde bulundu. Muhakkak ki, sizin için Resûlüllah'da güzel bir örnek vardır.»



(...) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû'r-Rabî'Ez-Zehrânî, Hammâd b. Zeyd'den rivayet ettiler. H.

Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bekir haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Hammâd ile İbni Cüreyc) hep birden Amr b. Dinar'dan, o da İbni Ömer (Radiyaltahiİ anhüma)'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen İbni Uyeyne hadisi gibi rivayette bulunmuşlardır.

Bu hadîsin Amr .b. Dînâr rivayetini Buh âri «Namaz» ve «Hacc» bahislerinde; Nesâî ile İbni Mâce «Haco bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Vakfe yerinden murâd: Arafat'tır.

îbni Ömer hadîsi tavâf-ı kudûmu isbât etmektedir. Bu tavaf, Arafat'ta vakfe yapmadan îfâ edilebilir.

İbni Abbâs (Radiyallahü anh) 'dan mâada bütün ulemânın kavilleri budur.

Tavâf-i Kudüm: Mekke'ye varır varmaz yapılan tavaftır. Uzaktan gelenler İçin, bunu yapmak sünnettir.

Şâfii1er'den bâzıları vâcib olduğunu, yapılmadığı taktirde kurban kesmek îcâb ettiğini söylemişlerde de Şâfit1er'in meşhur kavline göre de sünnettir.

Tavâf-i Kudüm: Mekke'de yaşıyanîara sünnet değildir. Buna Tavâf-i Tahiyye dahî derler,

Hz. 1bni Ömer'in : «Eğer samîmi isen» sözünden muradı: Müslümanlığındare Resûlüllah (Saîlaîlalüi Aleyhi veSellem)'e tâbi oluşunda samimi isen, onun yolunu bırakıp da tbnİ Abbâs ve başkalarının sözüyle amel etme! demektir.

Dünyâ fitnesinden murâd ; İbni Abbâs (Radiyaüahü anh) 'in Basra valiliğidir. Vâlîlikde bulunmak dinen tehlikelidir; fitneye sebep olabilir.

İbni Ömer (RaıtiyaUahii anh) ise hiç bir valilikle bulunmamıştı. Bununla beraber :

«Dünyâ hangimizi fitneye giriftar etmemiştir?» demesi, tevâzu'unun. insaf ve takvasının ifadesidir.

Hadîsin bâzı nüshalarında Hz. İbni Ömer 'in sözü «Hangimizi» şeklinde tesbit edilmiştir. Her iki rivayet de doğrudur.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- ömrede sa'y, vâcibdir. Bütün ulemânın mezhebi budur. Yalnız Hz. İbni Abbâs 'in, tavâfdan sonra sa'y yapmadan ihramdan çıkmayı tecviz ettiği rivayet olunursa da, bu rivayet zayıf ve sünnete muhaliftir.

2- Tavaf için mutlaka Kabe 'nin etrafında yedi defa dolaşmak lâzımdır.

3- Tavaftan sonra Makaam-ı İbrahim'in arkasında iki rek'at namaz kılmak meşrudur.

Bu namaz, ulemâdan bâzılarına göre sünnet; bâzılarına göre vâcibdir. Tavafa tâbi olduğunu söyleyenler de vardır.

Bu taktirde, yapılan tavaf sünnet ise namaz da sünnet; vâcib ise tavaf namazı da vâcibdir.



29- Beyti Tavaf Edip, Sa'y Yapana İhramda Kalmak ve Hille Çıkmamak Lazım Galdiği Babı


190- (1235) Bana Hârûn b. Saîd El-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr yâni tbni Haris, Muhanımed b. Abdirrahmân'dan naklen haber verdi ki Iraklı bir adam ona şöyle demiş:

«Benim için Ürvetü'bnü Zübeyir'e sor (bakalım) : Bir adam hacc için telbiye getirir de beyti tavaf ederse ihramdan çıkar mı, çıkmaz mı? Şayet: Çıkamaz! derse, sen de ona:

— Ama bir adam bunun caiz olduğunu söylüyor! de.»

Muhammed demiş ki: «Bunun üzerine ben, mes'eleyi Urve'ye sordum; Urve:

— Hacc için telbiye getiren, ancak hacc (x bitirmek) ile ihramdan çıkar; cevâbını verdi. Ben:

— Ama bir adam bunun caiz olduğunu söylüyormuş (!) dedim. Urve:

— Ne çirkin söylemiş! dedi.

Müteakiben o adam bana rastlıyarak, sordu; ben de (aldığım cevâbı) kendisine anlattım. (Adam tekrar) :

— Sen, ona söyle ki bir adam Resûlüllah (Saîlcâîahü A leyhi ve Sellem) in bunu yaptığını haber verirdi. Bunu yapmış bulunan Esma ile Zübe-yir'in hâlleri ne olacak? (de!)

Bunun üzerine ben (tekrar) Urve'ye gelerek bunları kendisine söyledim. Urve:

— O adam kimdir? diye sordu.

— Bilmiyorum! dedim.

— Ona ne oluyor da bana gelip bizzat sormuyor? Zannederim bu adam Iraklı olacak! dedi. Ben (yine) :

— Bilmiycrum! cevâbını verdim. Urve:

— Bu adam bata etmiş. Evet! Resûlüllah (Saltaltahü Aleyhi ve Sellem) haccetmiştir. Bana, Âişe (Radiyallahii anha) haber verdi ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Mekke'ye vardığı vakit yaptığı ilk iş abdest alarak beyti tavaf etmek olmuş. Sonra Ebû Bekir de haccetmiş, onun da ilk işi beyti tavaf etmek olmuştur. Bundan sonra bir şey yapmamıştır. Ebû Bekir'den sonra gelen Ömer de böyle yapmıştır. Bilâhara Osman haccetti, onu (gözümle) gördüm; ilk işi beyti tavaf etmek oldu. Sonra başka bir şey yapmadı. (Osman'dan) sonra Muâviye ile Abdullah b. Ömer (de aynı şekilde haccettiler.) Daha sonra ben, babam Zübeyir b. Avvâm ile birlikte haccettim, onun da ilk işi Beyti tavaf etmek oldu. Ondan sonra başka bir şey yapmadı. Sonraları muhacirlerle Ensârın da böyle yaptıklarını gördüm. Başka bir şey yapmadılar. Bunu yaparken gördüğüm en son zât tbni Ömer'dir. Haccjm, omreye bozmadı. İşte İbni Ömer yanlarındadır. Ona sorsalar ya!

Geçenlerden hiç biri Mekke'ye ayak bastıkları vakit beyti tavaftan önce bir şeyden başlamazlar; tavaftan sonra ihramdan da çıkmazlardı. Annem ile teyzemi de görmüşümdür. Mekke'ye geldikleri vakit Beyti tavaftan önce hiç bir şeyden işe başlamazlar, sonra ihramdan çıkmazlardı.

Ama bana, annemin haber verdiğine göre kendisi, kız kardeşi Âişe, Zübeyir, filân ve filân sırf Umreye niyet ederek Mekke'ye gelmişler, rüknü istilâm edince hillc çıkmışlar.

O zât, bu hususta sana söylediklerinde hatâ etmiş; dedi.

Bu h;ıdisi Buharı «Hacc» bahsinin bir-iki yerinde muhtasar ve mufassal olmak üzere tahrîc etmiştir.

Kaadı İyâz cümlesinin bütün nüshalarda bu

şekilde rivayet edildiğini, fakat bunun bir tashîf ve hatâ olduğunu söylemiş :

«Doğrusu (Sonro bu hacc, ömre olmadı.) şeklindedir. Urve'ye soran zât haccuı ömreye tebdilini tervîc edenlerin mezhebine göre bu mes'eleyi sormuş ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in veda haccında bunu yaptığını delîl göstermiştir. Urvede Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve-Sellemj'in bunu bizzat kendisi yapmadığı gibi ondan sonra gelenlerin de yapmadığını bildirmiştir.» demişse de Nevevî bu mütâlâayı beğenmemiş ve: «Mes'ele Kaadı 'nın dediği gibi değildir. Bilâkis bu cümle hem rivâyeten hem de manen sahih-dir. Çünkü (ilk işi beyti tavaf etmek oldu, başka bir şey yapmadı.) sözü ömreye ve şâir hacc fiillerine şâmildir. Bu cümle: (Sonra haccı değiştirip de onu ömreye veya kırana nakletmedi) takdirindedir.» demiştir.

Hadîsin sonundaki: «Rüknü istilâm edince hille çıkmışlar.» cümlesinden murâd: Hz. Âişe'den başkalarıdır. Çünkü Âişe (Radiyallahu onAaJvedâ haccında kırana niyet etmiş; Arafat'ta vakfeden önce rüknü istilâmda bulunmamıştı. Hayzı sebebiyle bayram gününden Önce tavaf da yapamamıştı.

Hz. Urve 'nin annesi Esma binti Ebî Bekir *dir.

«Rüknü istilâm edince hille çıkmışlar.» cümlesinden hazf vardır. Maksat tavaf ve sa'yı yapıp saçlarını kısalttıktan sonra ihramdan çıkmış olmalarıdır.

Hazfe sebep, bu husûsatın malûm olmasıdır.

Dâvüdi'nin beyânına göre Hz. Osman'a ait olan söz Ur-v e 'nin, ondan öncekilere âit olan ise Hz. Âişe'nindir,

Ebû Abdi1me1ik: «Hz. Âişe 'nin sözü (Sonra başka bir şey yapmadı.) cümlesinde biter.

Ebü Bekir 'in haccından itibaren Urve'nin sözü başlar.» demiştir.

Şu hâlde Dâvûdî *nin kavline göre hadis, muttasıl; Ebû Abdi1me1ik'in kavline göre bâzı yerleri munkatı' demektir.

Çünkü Urve, Hz. Ebû Bekir ile Ömer 'e yetişmemiştir.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Tavaf için, namazda olduğu gibi taharetin vâcib olduğunu söyleyenler bu hadîsle istidlal ederler.

Maamâfih hadîsde buna delâlet yoktur. Çünkü Resûlülİah (Sailallahü Ateyhi ve Sellem)in abdest alması, taharetin kat'î surette vâcib olduğuna delâlet edemez.

Müstehab olduğu için abdest alması muhtemeldir.

2- Hacc-ı ifâdın efdal olduğunu söyleyenler dahî bu hadîsle istidlal etmişlerse de hadisde onlara da bir delü yoktur. Çünkü Resûlülİah (Sailallahü Aleyhive Seîlem) 'in hacc-ı kıran yaptığını gösteren birçok rivayetler vardır.

3- İmam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ahmed ve diğer birçok ulemâya göre tavaf sahîh olabilmek için abdest şarttır.

İmam A'zam'a göre ise şart değil müstehabdır.

4- îhrâmh bir kimse Mekke'ye varır varmaz her şeyden evvel Tavâf-ı kudûmu yapmalıdır.



191- (1236) Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. Bekr haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi. H.

Bana Züheyir b. Harb da rivayet etti. Bu lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubâde rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mansûr b. Abdirrahmân, annesi Safiye binti Şeybe'den, o da Esma binti Eiî Bekir (Radiyallahû atthüma) 'dan naklen rivayet eyledi. Esma şöyle demiş.:

«İhrama girerek yola çıktık. Müteakiben Resûlüllah (Sallaülahü Aleyhi ve Seikm):

— Kimin yanında hedy varsa ihramı üzere kalsın! Yanında hedyi olmayan hille çıksın! buyurdular.

Benim yanımda hedy yoktu. Onun için ihramdan çıktım. Zübeyir'in beraberinde hedy vardı. O sebeple o, hille çıkmadı. Ben, elbisemi giydim, sonra dışarı çıkarak Zübeyir'in yanma oturdum. Zübeyir:

— Yanımdan kalk! dedi. Ben :

— Üzerine çullanacağım diye mi korkuyorsun? mukaabelesinde bulundum.



192- (...) Bana Abbâs b. Abdilazîm El-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hişâm Muğîratü'bnü Selemete'l-Mahzûmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mansûr b. Abdirrah-mân, annesinden, o da Esma binti Ebî Bekir (Radiyailahü anhüma) 'dan naklen rivayet eyledi. Şöyle demiş: «Resûlüllah (Sallatkıhü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte hacca telbiye getirerek Mekke'ye geldik...»

Râvi bundan sonrasını İbni Güreye hadîsi gibi rivayet etmiş; yalnız şunu da söylemiştir:

«Zübeyir:

— Benden uzaklaş! Benden uzaklaş! dedi. Ben de :

— Üzerine çullanacağımdan mı korkuyorsun? mukaabelesinde bulundum.»



193- (1237) Bana Harun b. Suîd El-Eyli ile Ahmed b. İsa rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) ; Bana Amr, Ebû'l-Esved'den naklen haber verdi. Ona da Esma bînti Ebî Bekir i Raâiyallahü anhütna 'nın azatlısı Abdullah rivayet etmiş ki, kendisi Es-mâ'nın Hacûn'dan her geçtikçe :

— «Allah, Resulüne salât-ü selâm eylesin! Onunla birlikte buraya inmiştik. O RÜn, hizim heybelerimiz hafif, binek hayvanlarımız az, yiyeceklerimiz de azdı. Ben, kız kardeşim Âişe, Zübeyir, filân ve filân ömre yapmıştık. Beyti istilâm ettiğimiz vakit hille çıkmış, sonra geceleyin hac-ra Mbiye etmiştik.» derdiğini işi t irmiş.

Harun, kendi rivayetinde: «Esmâ'mn azatlısı.» dedi.

»Abdullah» ismini söylemedi.

Bu hadisi Buharı «Hacc» bahsinde tahric etmiştir.

Hz. Esma'mn : - Elbisemi giydim.* sözünden muradı: Zînetli es-vâb) olacakta. Aksi taktirde ihram hâlinde kadınların dikişli elbise giymesi memnu olmadığı için ihramdan çıkarken mütâd elbise giymelerine hacet yoktur

Hz Esma giyinerek kocası Zübeyır’in yanına oturunca, zübeyır iRadiyoüahu unlu yanından kalknv>mı emretmişti

Hükmü yti A'bi . Selnvtle dokunmak gibi bir §cy vukûbulacağmdan. çekinmesidir.

Hacûn : Mekke’nm yukarısında Harem-ı şerif dâhilinde kalan bir dağdır. Bâzıları bunun Hz. Ebû Mûsil Eş'ari'ye ait evin karşısındaki mezarlık olduğunu söylerler.

Hu yer, Mekke’ye birbuçuk mil mesafededir.

Vâkıdi'nm rivayetine göte bu yere evvelâ Kusayy b. KıIab defnedilmiş, ondan sonra kabristan hâline gelmiştir.

Babımızın Saiiyyv binli Şeybe rivayeti ile Hz. Esmâ'nın azatlısı Abdu1lah’ın rivayetleri birbirine muhalif görünmektedir. Çünkü Safiye rivayetinde Hz. Zübeyir'in yanında hody bulunduğu için ihramdan çıkmadığı: Abdullah rivayetinde ise Beyti tavaf ettikten sonra ihramdan çıktığı bildiriliyor.

Nevevi bu hususta şunları söylemiştir: «Hz. Zübeyir 'in umre için ihrama girmesi ve ihramdan çıkması Veda hacemda değildi.»

Bâzıları Nevevi'tun sözünü ihtimâlden uzak görmüş; Buhâri'ye göre Abdullah rivayetinin müraccah olduğunu, bu sebeple Safiye rivayetini kitabına almadığını söylemişlerse de Aynî:

«İşte Müslim!.. Birbirine muhalif olmakla beraber her iki rivayeti tahrîc etmiştir. Binâenaleyh iki rivayetin arasını bulmak için Nevevî'nin sözünü kabul etmekten başka çâre yoktur.» diyerek Nevevî'nin te'vîlini müdâfaa etmiştir.

Son rivayette Ömre yaptıkları bildirilen zevâtdan Hz. Âişe'yi istisna etmek gerekir. Çünkü yukarki hadîsde de işaret olunduğu vecîhle Âişe (Radiyallahü anha) o anda beyti tavaf edenler meyâmnda değildi.

Kaadı tyâz'a göre Hz. Esma 'mn kız kardeşi Âişe'yi de beraber zikretmesi, Âişe (Radiyallahü anha) 'nin haccdan sonra kardeşi Abdurrahmân ilte birlikte Ten'îm'den ihrama girdiği ömreye işaret etmiş olabilir.

Safiyye rivayetinde Hz. Zübeyir 'in ihramdan çıkmadığı tasrîh edildiğine göre son rivayette ihramdan çıktıkları bildirilen zevattan Hz. Âişe ile birlikte onu da istisna etmek gerekir. Yahut Hz. Zübeyir'in ömre için ihrama girip, sonra ihramdan çıkması, Veda haccından başka bir seferde vukûbulmuştur.

Evvelce de işaret olunduğu vecîhle Beyti istilâmdan murâd: Haceri Esved'i öpmek veya ona dokunmaktır.

Mücerred Hacer-i Esved'i öpmekle ihramdan çıkmak bütün ulemâya göre caiz değildir. Binâenaleyh Beyti istilâm ederek ihramdan çıkmakdan murâd: Kâbe'yi yedi defa tavaf ettikten sonra Safa ile Merve arasındaki sa'yi tamamlamak ve traş olmaktır.



30 — Haccın Mütası Hakkında Bir Bab


194- (1238) Bize Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubâde rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Müslim-i Kurrî'den rivayet etti. Şöyle demiş:

İbni Abbâs (Radiyallahü anhüma) 'ya haccın müt'asım sordum da onun hakkında ruhsat verdi. Halbuki, İbni Zübeyir bundan nehyederdi. Th_ Abbâs (RadiycUlahü anh) şunları söyledi:

«İste İbni Zübeyrin annesi!.. ResûİüMah (SaHatlahÜ Aleyhı ve Sellem) 'in buna ruhsat verdiğini söyleyip duruyor! Yanına girin de ona sorun!»

Bunun üzerine onun yanma pildik. Bir de baktık ki. şişman bîr kadın!.. (Meseleyi sorunca).

— Resûlüilah (SaHatlahÜ Aleyhi ve Sellemj buna ruhsat verdi.» dedi.



I95- (...) Bize, bu hadîsi İbnü'l-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân rivâye* etti. H.

Bisc, hunu îbni Beşşâr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed yâpi İbni Ca'fer rivayet etti.

Bu rûvîlerin ikisi birden bu isnâdla Şu'be'den rivayet etmişlerdir. Abdurrahmân rivayetinde «müt'a» lâfzı vardır. Fakat «Haccın müt'ası» dememiştir.

İbni Ca'fer ise şöyle demiştir:

«Şu'be dedi ki:

— Müslim: Haccın müt'ası mı, dedi yoksa kadınların m üt'a sı mı? bilemiyorum; dedi.»



196- (1239) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Biee Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Müslim-i Kurrî rivayet etti. O da İbni Abbâs (Radiyallahü anhüma) 'yi şöyle derken işitmiş:

«Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem) ömreye, ashabı da hacca tel-biye getirdiler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile ashabından hedy kurbanı gönderenler ihramdan çıkmadılar; geri kalanları çıktı.

Tâlhatü'bnü Ubeydillâh kurban gönderenler arasındaydı. Bu sebeple o da ihramdan çıkmadı.»



197- (...) Bize, bu hadîsi Muhammedü'bnü Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed yâni tbni Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be bu i sn adla rivayette bulundu.

Yalnız o: «Beraberinde hedy kurbanı ohn a yanlardan biri de Tâ İha -tü'bnü Ubeydillâh ile başka bur adam idi. Bu sebeple onlar ihramdan çıktılar.» dedi.

Übbî diyor ki : «Hadîs sarihleri, bu hadîs üzerinde bir şey söylememişlerdir. Hâlbuki Hadîs-i Şerif, Resûlüllah (Sallailcûıü Aleyhi ve Sellem) 'in müt'aya niyet ettiği hususunda kuvvetli bir delildir. Bu taktirde ihramdan çıkmamasının mânâsı: Niyetini feshetmemekten ibarettir. Çün-, kü niyetini ancak, hacca niyet eden feshedebilir.

Bu hadîsle, Resûlüllah (Saîlaüahü Aleyhi ve Sellem) 'in hacc-ı ifrâd için ihrama girdiğini bildiren sahih hadîslerin aralan bulunmak istenirse Enes hadîsinde olduğu gibi teVîle gidilir...»



31- Hacc Aylarında Ömrenin Cevazı Babı


198- (1240) Bana Muhanuned b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Tavus, babasından, 6 da İbni Abbâs (Radiyallahû anhüma) 'dan naklen rivayet eyledi. Şöyle demiş:

«Câhiliyet devrinde Araplar hacc aykırında ömre yapmayı yeryüzünde en büyük günahlardan sayarlardı. Muharremi Safere tebdil eder ve:

— Bere iyileşip eser kalmadığı ve Safer geçtiği vakit ömre yapmak isteyene ömre helâl olur! derlerdi. Peygamber (Saîlaüahü Aleyhi ve Sellem) ashabı ite birlikte dördüncü gecenin sabahında hacca telbiye getirerek (Mekke'ye) geldiler de ashabına bu haccı, om reye tebdil etmelerini emir buyurdu. Bu iş, ashaba girân geldi ve :

— Yâ Resûlallah! Hangi bili? diye sordular. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— Helâl olan her şey; buyurdular.



199- (...) Bize Nasru'bnu Aliy El-Cehdamî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu"be, EyyûVdan, o da Ebû'l-Âliyete'l-Berrâ'dan [42] naklen rivayet eyledi. O da tbni Abbâs (Radiyallahu anh) 'yi şöyle derken işitmiş :

«Resûlüllah (Sallallahü A \eyhi ve Sellem) hacca telbiye getirerek Zi'l-Hicce'nin dördünde (Mekke'ye) geldi. Ve sabah namazım kıldı. Namazı kıldıktan «onra:

— Bu haccı, ömre yapmak isteyen ö m rey e tebdil ed iversin ! buyurdular.



200- (...) Bize, bu hadîsi İbrahim b. Dîn ar 4a rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh rivayet etti. H.

Bize Ebû Dâvûd-u Mübârekî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kbû Şihâb rivayet etti. H.

Bize Muhammedü'bnü'l-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bfete Yahya b. Kesir rivayet eyledi. Bu râvîlerin fcepsİ Şu'fee'de» bu i sn adla rivayette bulunmuşlardır.

Ravh ile Yahya b. Kesîr, Nasr'ın dediği gibi: «Resûlüllah (Sallallohü Aleyhi ve Seltem) hacca telbiye getirdi.» demişlerdir.

Ebû Şihâb'a gelince: Onun rivayetinde :

Resûlüllah (SüUaihıhü Aleyhi ve Seltem i ile birlikte hacca telbiye getirerek yola çıktık.» ifâdesi vardır.

Hepsinin rivayetlerinde: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sabah namazını Bathâ'da kıldı.» cümlesi vardır. Yalnız Cehdamî, bunu söylememiştir.



201- (...) Bîze Hârûn b. AbdİUâh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. Fadl [43] Es-Sedûsî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Ebû'l-Âliyete'I-Berrâ'dan, o da İbni Abbâs (RadiyaltahiİanhiimayAan naklen haber verdi. Şöyle demiş:

«Peygamber (SalUühhü Aleyhi ve Sellem) ashabı ile birlikte, on günlerin dördünde hacca telbiye ederek geldiler de ashabına bu haca, om-reye tebdil etmelerini emir buyurdu.»



202- (...) Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrazzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Eyyûb'dan, o da Ebû'l-Aliye'den, o da tbni Abbâs (Radiyallahûi gördüğümü sannedi-yorura, dedim. İbni Abbâs:

— O halde onu bana tavsif et, dedi.

— Onu Merve'de dişi bir deve üzerinde gördüm. Etrafına birçok insanları toplanmışlardı dedim. Bunun üzerine İbni Abbâs:

— İşte Resûlüllah (Salktllahü Aleyhi ve Sellem) odur. Halk onun huzurundan kovulmaz ve zorlanmazlardı, dedi.



240- (1266) Bana Ebu'r-Rebî-Ez-Zehrânî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd yâni İbni Zeyd, Eyyûb'dan, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashâbıyla Mekke'ye geldi. Kendilerini Yesrib'in sıtması zayıflatmıştı. Müşrikler: Yarın size öyle bir kavim gelecek ki sıtma kendilerini bitirmiş. Ondan çok elem çekmişler dediler. Ve hicrin arkasına oturdular. Peygambet(Salîallahü Aleyhi ve Sellem) de müşrikler müslümanların celâdetini görsünler diye ashâbma tavafın üç turunda ramel yapmalarını, iki köşe arasında da adî yürüyüşle yürümelerini emir buyurdu. Bunun üzerine müşrikler:

— Sıtmanın kendilerini bitirdiğini söylediğiniz adamlar bunlar mı? Bunlar filân ve filândan daha sağlammışlar, dediler. İbni Abbâs (sözüne devamla) :

«Resûlüllah (Salkllahü Aleyhi ve Sellem) 'i ashabına bütün turlarda ramel yapmalarını emir buyurmaktan men edtn say ancak anlara acıması olmuştur.» demiş.



241- (...) Bana Amru'n-Nâkıd ile İbni Ebî Ömer ve Ahmed b. Abde hep birden tbni Uyeyne'den rivayet .ettiler. İbni Abde (dedi ki) :

Bize Süfyân, Amr'dan, o da Atâ'dan, o da îbni Abt&s tan naklen rivayet etti. İbni Abbâs:

«Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Beyti ancak müşriklere kuvvetini göstermek İçin ramel ve hızla tavaf etmiştir.» demiş.

Bu hadîsi Buhâri hacc bahsinin bir-iki yerinde ve «Kitâbü'I-Megâzî»de; Ebû Dâvûd ile Nesâî hacc bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Nevevî diyor ki: «îbni Abbâs'm bu hadîsi bundan önceki rivayetlerle nesh edilmiştir. Çünkü îbni Abbâs hadîsi Hicretin yedinci yılında Mekke fethedilmezden önce îfâ olunan kaza Ömresine aittir. O zaman müslümanlar bedenen zayıf idiler. Tavaf esnasında ramel yapmaları kuvvetli görünmek içindi. Buna iki rüknü Yemânî'den gayrı yerlerde muhtaçtılar. Çünkü müşrikler Hicr denilen yerde oturuyor, rükn-ü yemânî denilen iki köşe arasında müslü-manları görmüyor, diğer köşeler arasında tavaf ederken görüyorlardı. Peygamber (Sallallahu Âieyhi ve Selîem) Hicretin onuncu yılında Veda haccını îfâ ettiği vakit Hacer-i Esved 'ten başhyarak yine Haceri Esved 'e kadar ramel yapmışdır. Binâenaleyh bu son fi'liyle amel etmek vâcib olur.»

Nevevî'nin bahsettiği nesh bir tur tavafın yarısında ramel yapıp yarısında yapmamaya aittir. Çünkü îbni Abbâs (Radiyaîlahü anh) hadîsinde iki rüknü yemânî arasında ramel yapılmaıyacağı bildirilmektedir. Bu mes'ele îmam Nevevî 'nin dediği gibi nesh edilmiştir. Bugün tavafın ilk üç turunda Hacer-i Esved 'den başlayarak yine onda bitmek suretiyle ramel yapılır.

Hicr: Hatîm denilen yerin içidir. Hatîm Kâbe.i Muazzama'nin altın oluk tarafındaki yarım duvarla çevrilmiş yerdir. Vaktiyle bu yer Kabe'den ma'dûd idi. Hükmen yine Kabe'nin içinden sayıldığı cihetle tavaf Hatîmin arkasından yapılır

îbni Abbâs (Radiyallahu anh): «Hem doğru söylemişler, hem yanlış» sözü ile Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in fi'li olduğunu doğru söylemişler, fakat bunun bir sünnet-i müekkede olduğu iddiasında hatâ etmişler demek istemiştir. Çünkü ona göre ramel meselesi senelerce tekrarı matlûb olan bir iş değil, küffâra kuvvetli görünmek için yalnız o seneye mahsustur. Hz. îbni Abbâs 'in mezhebi bu ise de sahabe ve tabiîn ile onlardan sonra gelen bütün ulemâ bu hususta ona muhalefet ederek tavafın ilk üç turunda ramelin sünnet olduğunu söylemişlerdir. Bu sünneti terkeden faziletten mahrum kalır. Bununla beraber tavafı yine de sahihtir. Kurban lâzım gelmez.

Abdullah b. Zübeyr'e göre ramel tavafın yedi turunda da sünnetdir.

Hasan-ı Basrî, Sevrî ve M âli kiler'den Abdülmelik b. Mâcişûn'a göre tavaf esnasında rameli terk edene kurban kesmek lâzım gelir. Vaktiyle İmam Mâlik'in dahî buna kail olduğu, fakat sonra rücû ettiği söylenir.

Cumhur-u ulemâ 'nin delili ResûlüMah (Salialtahü Aleyhi ve Sellem)in veda haccında tavafın ilk üç turunu ramel ile yapıp geri kalan dört turunda alelade yürümesi ve sonra :

«Hac fiillerini nasıl yapacağınızı benden alın» buyurmuş olmasıdır.

İbni Abbâs (Radiyailahü anlı) kendisine Safa ile Merve arasında vâsıtaya binerek sa'y yapmanın hükmü sorulduğu ve «Kavmin bunun sünnet olduğunu söylüyorlar» denildiği vakit yine : «Hem doğru söylemişler, hem yanlış» diye cevap vermiştir. Gerçi ibarede «Ke-zebû» lâfzı kullanılmıştır. Bunun asıl mânâsı «yalan söylemişler» demek ise de bu gibi yerlerde mezkûr kelimenin hatâ mânâsında kullanıldığını kitabımızın baş taraflarında görmüştük. Hz. İbni Abbâs bu sözüyle : «ResûlüllahfSallalîahü Aleyhi ve Sellem)'in hayvan üzerinde sa'y yaptığını doğru söylemişler, fakat bunun yürümekten efdal olduğunu söylemekte hatâ etmişler. Çünkü yürümek daha faziletlidir.» demek istemiş ve Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) 'in özürden dolayı hayvana bindiğine işaret etmiştir. Ulemâ bu kavlinde İbni Abbâs (Radiyailahüanh)ile beraberdir. Yâni Safa ile Merve arasında vâsıtaya binerek sa'y yapmak caiz ise de sa'yi yürüyerek yapmak efdaldir. kelimesi bâzı nüshalarda şeklinde rivâye4

olunmuştur. Mânâsı «kendilerine surat aşılmazdı» demektir. Kaadı İyâz bu rivayetin daha doğru olduğunu söylemiştir.

Yesrib: Medîne-i Münevvere'nin câhiliyyet devrindeki ismidir. Hadîs-i şerifin muhtelif rivayetleri vardır. İsmâîlî'nin rivayetinde : «Müşrikler : Size çıplak bir kavim gelecek demişler. Onların bu sözünü Allah Peygamberine bildirmiş, o da ashabına hem ramel yapmalarım, hem de âdi yürüyüşle yürümelerini emir buyurmuşdu» denilmiş: İbni Mâce'nin rivayetinde: «Resûlüllah (SallalîahüAleyhi ve Sellem) Hudeybiye 'den sonraki Ömresi için Mekke'ye girmek istediği vakit ashabına : Yarın kavminiz sizi görecektir. Ama sizi zinde görmelidirler buyurmuş, Mescid-i Haram'a girdikleri vakit as-hâbıyla beraber Hacer-i Esved'i istilâm ederek ramelle tavaf etmişlerdir.» buyrulrnuş; Taberânî'nin rivayetinde :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ömreye niyet edince Mekkeli-lerin ashabı hakkında zayıflamışlar diye söz ettiklerini duymuş ve Mekke'ye vardık&ı ashabına : Haydi bakalım kollarınızı, paçalarınızı sıvayın da ramelle yünü yün! Tâ ki kavminiz kuvvetli olduğunuza kaani olsun, buyurmuşdur.» denilmektedir. Bir rivayette ashabın ramel yaptığını gören Küre y g kâfirlerinin: «Bunlar ceylânlar gibi adamlarmış» dedikleri bildirilmiştir.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Tavaf esnasında ramel yâni omuzları sallayarak hızla yürümek meşru'dur. Ulemâ bunun sünnet olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir. Hz. Ömer, oğlu Abdullah ve İbni Mes'ûd (Radiyallahü anh) hazerâtma £öre sünnettir. İmam-ı Âzam, İmam Mâlik', İmam Sâfiî ve İmam Ahmed'in mezhepleri de budur. İbni Abbâs (Radiyallahü anh) ile Tabiîn 'den Tâvûs , Atâ ' , 'Hasan-ı Basrî, Kaasim ve Salim'e göre ramel sünnet değil mübahdır. Onu isteyen yapar, isteyen yapmaz.

2- Tavafın bir turuna şavt denilebilir. İmam Şafiî'nin bunu kerîh gördüğü onun yerine devr denileceğini söylediği rivayet olunur.

3- Küffâra karşı kuvvetli ve silâhlı görünerek onları korkutmak caizdir. Bu şekildeki hareket riya sayılmaz.

4- Kavlen olduğu gibi fi'len gösteride bulunmak caiz hattâ bazen evlâdır.



40- Tavafda İki Rükn-ü Yemaniyi İstilam Etmenin Müstehab Oluşu, Diğer İki Rüknün İstilamı Gerekmediği Babı


242- (1267) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys haber verdi. H.

Bize Kuteybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, İbni Şihâb'dan, o da Salim b. Abdillâh'dan, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etti ki, Abdullah:

«Ben, Resûlüllah (Satlaliahü Aleyhi ve Sellemi'm beyî'ten İkİ rükn-ü Yemân'dan başka bir meshederken görmedim.» demiş.



243- (...) Bana Ebû't-Tâhir ile Harmele rivayet ettiler. Ebû't-Tâhîr dedi ki : Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana -Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da Sâlim'den, o da babasından naklen haber verdi. Babası (Abdullah) :

«Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem), beytin rükünlerinden rükn-ü Esved ile ondan sonra gelen Cumahlıların evleri tarafındaki rükünden başka* bir yeri istilâm etmezdi.» demiş.



244- (...) Bize Muhammedü'bnu'I-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Haris, Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da Abdullah'daıı naklen rivayet etti. Abdullah, Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve SeUem)'in Ha-cer4 Esved ile Rükn-ü Yemânî'den başka hiç bir yeri istilâm etmezdi-ğini söylemiş.



245- (1268) Bize Muhammedü'bnü'lı-.Müsennâ ile Züheyir b. Harb ve Ubeydullah b. Saîd hep birden Yahyfl-Kattân'dan rivayet, ettiler. İbnü'I-Müsennâ dedi ki: Bize Yahya, ITBfeydullalvdan rivayet etli. (Demiş ki) : Bana Nâfi îbni Ömer'den rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş :

«Bu iki rüknü (yâni) Rükn-ü Yem ani ile Hac er-i Esved i, Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Seltetn) 'in istilâm buyurduğunu*-gördüm göreli ine şiddette ne de serbest zamanda istilâmı terketmedim.»



246- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İbni Nümeyir hep birden Ebû Hâlid'den rivayet ettiler. Ebû Bekir dedi ki: Bize Ebû Hâlid-i Ahmar, Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den naklen rivayet etti. Nâfi' şöyte demiş:

«İbnt Ömer'in eliyle Hacer-i Esved'i istilâmda bulunduğunu gördüm. Sonra elini öptü ve:

— Ben, bunu Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)1™ yaptığını gördüm göreli terk etmedim! dedi.»

Bu hadîsi Buhâri ile Nesâî «Haco bahsinde tahrîc etmişlerdir.

İki Rükn-ü Yemânî'den murâd : Hacer.i Esved'in bulunduğu köşe ile ondan sonra gelen köşedir.

Hacer-i Esved: Kâbe-i Muazzama'nın şarkında ve kapısının yanındaki köşededir. Asıl rükn-ü Yemânî , ondan sonraki köşenin ismidir.

Ancak Araplar, tağlîb tarikiyle anne ile babaya ebeveyn; güneşle aya : Kamereyn, dedikleri gibi, bu iki rükne de «Yemâniyeyn» adını vermişlerdir.

Diğer iki rüknüne de Şâmiyyeyn adı verilmiştir.

Hacer-i Esved'in bulunduğu rükne : Rükn-ü Esved de derler.

Evvelce de beyân olunduğu vecîhle Rükn-ü Esved'in iki fazilet ve meziyeti vardır. Bunlardan biri mezkûr köşenin Hz. İbrâhim (Aleyhİsselam)'m kurduğu temel üzerinde bulunması, diğeri de Haceri'1 Esved'in kurduğu temel üzerinde bulunması, diğeri de Hacerü'1- Esved'in bu köşede olmasıdır.

Rükn-ü Yemânî 'nin bir fazileti vardır. O da İbrahim (Radiyalîahü ank) 'in kurduğu temel üzerinde bulunmasıdır.

Diğer rükünlerde bu meziyetler yoktur.

Bu sebepledir ki Hacer-i Esved istilâm ve öpülmfek hu-sûsiyetleriyle temayüz etmişdir. Rükn-ü Yemânî'de bir fazilet olduğu için, o yalnız istilâm olunur.

Diğer iki rükünde husûsî fazilet bulunmadığı sebeple, onlar ne istilâm olunur, ne de öpülürler.

Nevevî diyor ki: «İki Rükn-ü Yemânî'yi istilâm etmenin müstehab olduğunda ümmetin bütün ulemâsı müttefiktir. Öteki rükünlere istilâm yapılamıyacağma da cumhûr-u ulemâ ittifak etmişlerdir.

Yalnız selefden bâzıları, onlara istilâmı da müstehab saymışlardır.

Hz. Hasan ve Hüseyin ile Abdullah b. Zübe-yir, Câbir b. Abdi.İlâh, Enes b. Mâlik, Urvetü'bnü'z-Zübeyir ve Ebû'ş-Şa'sâ Câbir b. Zeyd (Radiyattahüanhr hazerâtı bunlar meyânindadır.

Kaadı Ebû Tayyib'in beyânına göre şehirler imamlarıyla fukahâ, geri kalan iki rüknün istilâm edilmiyeceğine bilittifâk kaail olmuşlardır.

Bu bâbda sahabe ile Tabiîn arasında bir gûnâ hilaf vâkî olmuşsa da onlardan sonra hilaf kalmamış ve bütün ulemâ mezkûr iki rüknün istilâm edilmiyeceğine ittifak eylemişlerdir.»

Rüknü meshetmekten murâd: İstilâmdır.

«Ne şiddetde ne de serbest zamanda istilâmı terketmedim.» cümlesinden mtfrâd: «Tavaf esnasında kalabalık olsun obuasın istilâmı terketemedim.» demektir.



247- (1269) Bana Ebû't-Tâhir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bize Amr b. Haris haber verdi. Ona da Katâdetü'bnü Diâme, ona da Ebû't-Tufeyl-i Bekri rivayet etmiş ki kendisi (Ebû't-Tufeyl), İbni Abbâs'i:

«Ben, Resûlüllah (SallalUthü Aleyhi veSellem) 'i, iki rükn-ü yem anîden başkasını istilâm ederken görmedim.» derken işitmiş.

İbni Abbâs hadîsini Buhârî, Ebû'ş-Şa'sâ 'dan şu lâfızlarla tahrîc etmiştir :

«Ebû'ş-Şa'sâ: Bu beytin bir yerine istilâmdan kim çekinir? Muâviye (Radiyallahü anh) da bütün rükünleri istilâm ederdi! demiş İbni Abbâs (Radiyallahü anh) :

— Bu iki rükün istilâm olunmazlar... mukaa İtelesin de bulunmuş. Bunun üzerine Ebû'ş-Şa'sâ:

— Beyt-i şerifin hiç bir yeri terkedilemez. İbni Zübeyir (Radiyallahü anh) bütün rükünleri istilâm ederdi! demiş.

İmam Ahmed b. Hanbel'in «Müsned»inde Hz. Ebû't -Tufeyi1'den rivayet edilen bir hadîsde Ebû't-Tufeyil (Radiyallahü anh) şöyle demektedir : «İbni Abbâs ve Muâviye ile beraberdim. Muâviye hiç bir rüknü istilâm etmeden geçmezdi. İbni Abbâs ona:

— Bu iki rükün istilâm olunmaz!» dedi.»

Aynı hadîsi Tirmizî ile Hâkim dahî rivayet etmişlerdir.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- îbni Abbâs. ve Ömerü'bnü'l-Hattâb (Radiyallahü anh) 'm mezheplerine göre Kabe'nin yalnız Rükn-ü Esved'iile Rükn-ü Yemânî'si istilâm olunur.

Hanefiîler'in mezhebi de budur.

2- Muâviye, Abdullah b. Zübeyir, Câbir b. Zeyd, Urvetü'bnü Zübeyir, Süved b. Gafe1e hazerâtma göre Kâbei Muazzama'mn bütün rükünleri istilâm olunur. îbni Münzir'in beyânına göre Câbir b, Abdi11âh , Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Enes b. Mâlik (Radiyallahü anh) hazerâtının mezhebleri de budur.



41- Tavafda Hacer-i Esved'i Öpmenin Müstehab Oluşu Babı


248- (1270) Bana Harmeletü'bnii Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus ile Amr haber verdiler. H.

Bana Hârûn b. Saîd El-Eylî dahî rivayet etti.- (Dedi ki) : Bana İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr, İbni Şihâb'dan, o da Sâlim'den naklen haber verdi. Sâlim'e de babası rivayet etmiş. Demiş ki: Ömerü'-bııü'l-Hattâb, Hacer (-i Esved)'i öptü, sonra şunu söyledi:

«Vallahi pekâlâ bilirim kî sen, bir taşsın! Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSellem)'ın, seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim.»

Hârûn kendi rivayetinde şunu da ziyâde etmiş:

Amr dedi ki: Bana, bunun mislini Zeydü'bnu Eşlem, babası Es-lem'den rivayet etti.»



249- (...) Bize Muhammed b. EM Bekir El-Mukaddemi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Ömer Hacer-i Esved'i öperek:

«Ben, seni öpüyorum ve senin bir taş olduğunu pekâlâ biliyorum. Amma Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)'l seni öperken gördüm.» demiş.



250- (...) Bize Halef b. Hişâm ile El-Mukaddemî, Ebû Kâmil ve Kuteybetü'bnu Saîd hep birden Hammâd'dan rivayet ettiler. Halef dedi ki: Bize Hammâd b. Zeyd, Âsım-ı Ahvel'den, o da Abdullah b. Sercis'den naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Dazlağı yâni Ömerü'bnu'l-Hattâb'ı Hacer-i Esved'i öperken gördüm. Hem şunları söylüyordu:

«Vallahi seni Öpüyorum, senin bîr taş olduğunu, zarar ve fayda vermediğini de pekâlâ biliyorum. Eğer Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in seni öptüğünü görmüş olmasaydım, seni ben de öpmezdim.»

El-Mukaddemî ile Ebû Kâmil'in rivayetinde:

De»;lakçağızı gördüm.» ifâdesi vardır.



251- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Zü-lıeyir b. Harb ve tbnî Nümeyir hep birden Ebû Muâviye'den rivayet ettiler. Yahya dedi ki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da İbrahim'den, o da Abis b. Kabı a'dan [45] naklen haber verdi. Abis şöyle demiş :

«Ömer'i Hacer-i Esved'i Öperken gördüm; şöyle diyordu: — «Ben, seni öpüyorum, ama bir taş olduğunu da biliyorum! Eğer Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSeüem) seni öperken görmüş olmasaydım, ben de Öpmezdim.»



252- (1271) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe üe Züheyir b. Harb, hep birden Veki'den rivayet ettiler. Ebû Bekir dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'-dan, o da İbrahim b. Abdila'lâ'dan» o da Süveyd b. Gafele'den naklen rivayet etti. Süveyd şöyle demiş : Ömer'i, Hacer-i Esved'i öpüp kucaklarken gördüm. Hem :

— Resûlüllah (Sallallahü A ley hi ve Selle m) % sana îtinâ ederken gördüm! dedi.



(...) Bana, bu hadisi Muhammedü'bnu'l-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân, Siîfyân'dan bu i sn adla rivayette bulundu. O:

«Lâkin ben, Ehû'\-Kaasim.(SaUaîIahü Aleyhi ve Sellem)'i sana îtina ederken gördüm,..» dedi;

«Onu kucakladı.» demedi.

Bu hadîsi Buhâri, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî «Hacc» bahsinde tahric etmişlerdir.

Hadîs sarihleri Hz, Ömer'in «Bilirim, sen zarar ve fayda vermeyen bir taşsın.» sözünden neyi kasdettiğini tâyîn hususunda hayli söz etmişlerdir.

îbni Cerîri Taberî'ye göre Ömer (B.adtyaUahü anh) 'm bunu söylemesine sebep: Müslümanların putperestlik devrinden yeni kurtulmuş olmalarıdır. Ömer (Radiyallahü atıh) şayet Hacer-i Esved'i öperse câhillerin bu işin eski hâl üzere d'»vâm ettiği zannına kapılmalarından korkmuş ve istilâmdan maksadının yalnız Allah'ı ta'zîm ve Peygamberi (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)'in emrine itaat olduğunu, bunun Allah'ın ta'zîminî emrettiği hacc şeâirinden mâdût bulunduğunu, kendi istüâmımn cahiliyet devrindeki putperestli.k olmadığını anlatmak istemiştir. Çünkü c hiliyet devrinde Araplar putJ.ann, insanı Allah'a yaklaştırdığına inanırldi.

Ömer (Radi allahüanh) bu îtikaada muhalif hareket etmek gerektiğine, ibâdetin fay ası, zararı olmayan şeylevi yaratan Allah-u Azîmü'ş-Şân'a yapılacağına embîhde bulunmuştur.

Muhibb-i Taberîde şunları söylemiştir : «Hz. Ömer'-in bu sözü, âsârı tetîk ve mânâlarını araştırmak istemektir. Hacer-i Esved'in öpüld i günü, ancak bunun 'hissen veya aklen zahir olan bir sebebi bilinmediğin görünce, bu husus tt. y ve kıyâsı bırakmış, ramel-de olduğu gibi sırf sünnete tabî olmuştur.»

Hattâbî diyor ki: Ömer'in sözünde fıkıh itibârı ile şu hükümler vardır:

1- Mâkûl sebep ve illetleri bilinmese bile Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeHem)'m sünnetine tâb?. olmak vâcibdir.



2- ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Selîemyin hadîsini duyan bir kimse, o hadîsin mânâlarını anlanvasa bile; hadîs hüccettir. Malûmdur ki taşı öpmek, onun hakkında bir ikram ve ta'zîmdir. Allah, bâzı taşlan, diğer bâzılarından faziletli yaratmıştır. Nitekim bâzı yerleri, diğerlerinden, bâzı gecelerle günleri sairlerinden faziletli kılmıştır.»

Nevevî'ye göre Haceri Esvedin bulunduğu rüknü öperek istilâmda bulunmadın hikmeti : Bu rüknün Hz. îbrâhîm'in temelleri üzerine kurulmuş olması ve bir de Hacer-i Esved'in orada bulunmasıdır.

«Zarar ve fayda vermezsin!» sözünden murâd: «Allah'ın izni olmazsa, zarar ve fayda vermezsin.» demektir.

Hâkim'in Hz. Ebî Saîd'den rivayet, ettiği bir hadîsde şöyle denilmektedir: «Hz. Ömer ile beraber haccettik, tavafa girince Hacer-i Esved'i karşısına aldı ve :

«Bilirim ki sen, zarar ve fayda vermeyen bir taşsın! Eğer ResûluUah el gelince biz, bunu Peygamber (Sallallahiı Aleyhi ve Scllrm) sorduk. Bunun üzerine Allah \.izze ve (elle)-,

(Şüphesiz ki Safa ile Merve, Allah'ın şeâirindendir. İmdi her kim Beyti hacceder yahut ömre yaparsa, bunların arasında sa'y yapmasından bok yoktur.) âyet-i kerîmesini indirdi.

Eğe dediğin gibi olsaydı, âyet-i kerîme:

(O kim sa'y yamamakta bir beî$ yoktur.) şeklinde inerdi; dedi.»

Ztfhrl 4#jnif ki: «Ben, bunu Ebtit Bekir b. Abdirrahman b. Haris b. Hişam'a ıtyltdtm de onun hoşuna gitti ve şöyle dedi:

— İşte iRm budur! Vallahi ben, ulemâda» bir takım kimseleri şunu söylerken İşittim: Araplardan Safa ile Merve arasında »a'y yapmayanlar:

(Bizim, İta iki tag arasındaki sa'yimiz câbiliyet devrinden kalma kir âdettir.) derlerdi. En sar dan diğer bir takım Araplar :

(BH attCftk beyti tavaf etmeye memur olduk. Safa ile Mevve arasında sa'y yapmakla me'mûr değiliz!) diyorlardı.

Bunun tilerine Allah (Azze ve Ceîle):

(Şüphesiz kî Safa ile Merve, Allah'ın şeâirindendir.) âyet-i kerîmesini indirdi.»

Ebû Bekir b. Abdirrahmân : «Zannederim bu âyet her iki fırka hakkında n&zil olmuşdur.» dedi.



262- (...) Bana Muhammed b. Râfî rivayet etti. {Dedi ki) : Bize Huceyn b. Müseımâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ley s, U kay T den, o da tbni Şihâb'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Urvetü'bnu*z Zübeyir haber verdi;

«Aişe'ye sordum...» diyerek hadisi, yukarki hadîs tarzında rivayet etmiş, şunları da söylemiştir:

«Onlar, bunu Re&ûlüU&h (SalUtltahü Aleyhi ve Sellem)'e sorarak:

— Yâ Resûlallah! Biz Safa ile Merve arasında sa'y yapmaktan çekiniyoruz! dedikleri vakit. Allah (Azze ve Celle) de:

(ŞüphMİz ki Safa ile Merve, Allah'ın şeâirindendir. İmdi her kim Beyti hacceder yahut ömre yaparsa bunların arasında sa'y yapmasından beis yoktur) âyet-i kerimesini indirdi, Âişe:

— Gerçekten (SaUalIahü Aleyhi ve Seilem) , Sa£â ile Merve arasındaki s&'yî» sünnet (olarak meşru) kılmıştır. Binâenaleyh onların arasındaki sa'yi terketmek kimsenin hakkı değildir! dedi.»



263- (...) Bize Harmeletu'imu Yahya rivayet etti. (Dedi i) : Bize tbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihab'dan, o da Urvetü'bnu'z-Zübeyİr'den naklen haber verdi. Urveye de Aişe haber vermiş ki: Müslüman olmazdan evvel Ensâr ile Gassân Menât için telbiye getirirler, Safa ile Merve arasında sa'y yapmaktan çekinirlermiş. Bu, onların babalarından kalma bir âdetiymiş. Menât için ihrama giren, Safa île Merve arasında sa'y yapmazmış. İsîâmiyeti kabul ettikleri vakit bunu (Azze ve Celle)(SalIal!ahüAîeyhiveSeîlem)'e sormuşlar da Allah Resûlüllah bu bâbda:

(Şüphesiz ki Safa ile Merve, Allah'ın sea irindendir. İmdi her kim Beyti hacceder yahut ömre yaparsa, onların arasında sa'y yapmasında bir beis yoktur. Kim kendiliğinden bir hayır işlerse bilmeli ki, Allah şükrü kabul •den ve bileridir.) âyeti kerîmesini indirmiş.

Bu hadîsi Buhâri «Hacc» bahsinin bir-iki yerinde; Nesâi «Hacc» Îİe «Tefsir» bahislerinde tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin birinci rivayetinde deniz boyunda İsaf ve Naile adlarında iki put bulunduğu bildirilmekteyse de Kaadı tyâz bunun hatâ olduğunu söylemiş, deniz tarafındaki putun şâir rivayetlerde de bildirildiği vecihle Menât olduğunu bildirmiştir.

Menât: Amr b. Lühey tarafından Müşellelin deniz tarafına dikilmiş bir puttur.

Câhiliyet devrinde Ezd ve Gassân kabileleri hacc için bu puta telbiye getirirlermiş.

Miişellel; Kudeyd yakınında bulunan bir tepedir. Deniz kenarında İsaf ile Naile isimlerinde put yoktur.

Şeâîr : Şaîre'nin cem'idir.

Şaîre: Nişane, alâmet, demektir.

Safa ile Merve 'nin şeâirden sayılmaları ibâdet edilecek yerler oldukları içindir.

Anlaşılıyor ki Hz. Urve âyctı kerimeden Safa ile Mervi- arasındaki stı'yin vâcib olmadığını anlamıştır. Ona göre âyetten mun'ıd : Sa'yi Urketmekten dolayı bir şey lâzım gelmemesidir.

Fakat Hz. Âişe bu mânâyı kabul etmemiş, âyetten muradın sa'yi terk değil, sa'yi yapmak olduğunu bildirmiş ve şayet sa'yin terki murâd edilse âyet-i kerîmede: «Tavaf etmemekte beis yoktur,» buyurulması îcâb ettiğini söylemiştir.

Hz. Urvenin te'vili «Cünah» tâbiri yoktur. Ekseriyetle mubah olan şeylerde kullanıldığına nazarandır.

Âişe (Radiyallahüanha) , kendisine âyette vücûba veya adem-i vü-cûba âit bir şey-bulunmadığını, mezkûr kelimenin vacibin sukutu hakkında nass olmadığını anlatmak istemiştir.

Bu sebeple âyet-i kerîmenin Ensâr hakkında nazil olduğunu da bildirmiştir.

Gerçi şâzz bir kıraata göre âyet-i kerîme Hz. Âişe'nin . dediği

gibi «Onların arasında tavaf etmemekte bir beis yoktur.»

şeklinde de okunmuşsa da Taberî buradaki «Lâ» kelimesinin ziyâde olduğunu binâenaleyh bu kırâata göre de mânânın «Onların arasında sa'y etmekte beis yoktur.» demek olduğunu söylemiştir.

Tahâvi , şâz kırâatların. meşhur olan kırâata muhalif mânâlarının hüccet olmadığını nakletmiştir. Ona göre âyette sa'yi müstehab görenlere de delil yoktur. Çünkü âyetteki tetavvu'dan murâd sa'y değil; hacc ve ömrenin aslıdır.

Vahidi 'nin İbni Abbâs (Rtidiyallahii aııJı) 'dan rivayetine göre vaktiyle Safa üzerinde erkek suretinde bir put varmış; buna İsaf denilirmiş. Merve üzerinde de kadın suretinde bir put olup Naile adını taşırmış.

Ehl-i Kitabın züûmlarınca güyû bunlar vaktiyle ınsanmışlar. Kâbe'de zina ettikleri için Allah, onları taşa kalbetmiş de, ibret için Safâ ve Merve üzerine çıkarılmışlar. Aradan uzun müddet geçince câhilıyet devri halkı bunlara tapmaya başlamışlar, onlara tavaf ederken elleriyle dokunurlarmış.

İslâmiyet gelince bu putlar kırılmıştır. Müslümanlar bunlar sebebiyu- Safa ile Merve arasında sa'y yapmaktan çekinmiş. Nihayet ayet inerek sâ'ym meşru olduğunu beyân buyurmuştur.

Hz. Âişe'nin «Binâenaleyh bu bir sünnet olmuştur. murâd: Meşru kılınmıştır, demektir.

Kirmâni bu sözü «Haccın rüknü, olmuştur.» mânâsına almış, bâzıları da : «Buradaki sünnetten murâd farzdır.» demişlerse de Ayni , buna itiraz etmiş ve sünnet lâfzından rükün mânâsı çıknnlamıya-cağım, aksi taktirde sünnetle rükün arasında bir fark kalmayacağını söylemiştir. Çünkü rükün: Bir şeyin mâhiyetinde dâhil olan malzemedir.

Safa ile Merve arasındaki sa'yin ise haccın mâhiyetinde dâhil olduğuna kaail olan yoktur.

Hz. Aişe'nin sözü nihayet sa'yin vâcib kuvvetinde bir sünnet-i müek-kede olduğunu göstermektedir ki, Haneiiî1er'm kavli do budur.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


Hadîsti şerif «Safa ile Merve arasında sa'y yapmak, haccın vâciblerindendir.» diyen Hanefiîler'in delilleri ndendir.

Bu kavil Hasan.ı Basri, Katâde ve Sevrî 'nin de mezhebidir. Onlara göre sa'yi terkedene kurban lâzım gelir.

Ata 'dan bir rivayete göre sa'y, sünnettir.

îmam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ahmcd, îshâk, Ebû Sevr ve Dâvûd-u Zahiri, sa'yin farz olduğuna kaaildirler. Onlara göre hacc, ancak sa'y ile tamam olur.

Mervezî, îmam Ahmed 'den sa'ym müstehab olduğunu nakletmiştir.

Hâsılı bu hususta üç kavil vardır :

Birinci kavle göre : Safa ile Merve arasında say yapmak haccın rüknüdür. Ashâb-ı kiram 'dan Abdullah b. Ömer. Aişe ve Câbir f RtutiyatUıhii anh) hazerâtının kavilleri budur.

İkinci kavle &öre : Sa'y vncibdir. Yapılmadığı taktirde; kurban kesmekle hacc tamnm olur,

Üci'ıncit kiivk> göre: Sa'y sünnettir. Bu kavil İbni Abbâs (Radimtiunu unhi ile İbnî Şirin, Atâ' ve Mücâhid 'den rivayet olunmuştur. İmam Ahmed 'in bir kavli de budur.



264- (1278) Bize Ebû Bekir b. EM Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye, Asımdan, o da Enes'den naklen rivayet etti. Enes (Radiyaîlahu anh) şöyle demiş:

«Ensâr Safa ile Merve arasında sa'y yapmaktan çekinirdi. Nihayet: (Şüphesiz ki Safa il* Merve, Allah'ın şeârindendir. İmdi her kim beyti hacceder yahut ömre yaparsa, onların arasında sa'y yapmasında bir beis yoktur.) âyet-i kerîmesi nazil oldu.»

Bu hadisi Buhâri «Hacc» ve «tefsir» bahislerinde; Tirmizî «Tefsir» bahsinde; Nesâî de «Haco bahsinde muhtelif râvi-lerden tahrîc etmişlerdir.

Buhâri'nin rivayetinde hadîs "şöyledir: Asım demiş ki: «Enes b. Mâlik (Radiyaîlahu anha)& : «Siz Safa ile Merve arasında sa'y yapmayı eyi görmez mi idiniz? diye sordum.

— Evet! Çünkü o câhiliyyet devrinin şeârindendi. Nihayet Allah: (Şüphesiz ki Safa ile Merve Allah'ın şeârindendir. İmdi her kim beyti hacc eder veya ömre yaparsa onların arasında sa'y yapmasında bir beis yoktur.) âyet-i kerimesini indirdi.»



44- Sa'yin Tekerrür Etmediğini Beyan Babı


265- (1279) Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi &) : Bize Yahya b. Saîd, îbni Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebû'z-Zübeyir haber verdi. O da Câbir b. Abdillâh/ı:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) ile ashabı Safa ile Merve arasında bir sa'yden başka sa'y yapmadılar.» derken işitmiş.



(...) Bize Abd b. Hum ey d rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed tf; Bekr haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc bu isnâdla bu hadîsin mislini haber verdi. Ve:

«Yalnız bîr tavaf, birinci tavafını yaptı...» Dedi.

Bu hadîs, hacc ile ömrede sa'ym tekrar edümiyeceğine delildir.

Ulemânın bu husustaki kavillerini geçen rivayetlerde görmüştük. Bâzıları TeygamheT(Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)in hacc-ı kıran yaptığına bununla istidlal etmişler; ve Kıranda bir tavaf ile bir sa'yin kâfi geleceğini söylemişlerdir. Hanefîler'e göre kıranda iki tavif ve iki sa'y lâzımdır.



45- Telbiyeyi Bayram Günü Cemre-i Akabe'de Taş Atmağa Başlayıncaya Kadar Devam Ettirmenin Müstehab Oluşu Babı


266- (1280) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybetü'bnu Saîd ve İbni Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail rivayet etti. H.

Biıe Yahya b. Yahya da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Ca'fer, Muhammed b. Ebî Harmele'den, o da İbni Abbâs'ın azatlısı Küreybden, o da Üsâmetü'bnü Zeyd'den naklen haber verdi. Üsâme şöyle demiş :

-Arafâttan (çekilirken) RcsûliiHah(Sallallahü Aleyhi ve Seilem) 'in terkisine bindim. He&û\ü\\ah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)Müzde\iie yakınındaki sola giden dağ yoluna varınca devesini çökertti de küçük abdest bozdu. Sonra geldi. Ben, kendisine abdest suyu döktüm. Hafif bir abdest aldı. Sonra :

— (Haydi) namaza yâ Resûlallah! dedim. O:

— Namaz ilerde kılınacaktır! buyurdu.

Müteakiben Resûlüllah (Sallallahiİ Aleyhi ve Sellem) hayvanına binerek Müzdelife'ye geldi ve namazı (orada) kıldı. Sonra Müzdelife sabahı Re-sûlüllah (Sallallahiİ Aleyhi ve&//em)'in terkisine Fadl bindi.»

Bu hadîsi Buhari «Hacc» ve «Abdest- bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî «Hacc» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

Şi'b: Dağ yolu, demektir.

Burada ondan murâd: Hacıların geldiği malûm yoldur.

ResCdîHlah (Sallallahü Aleyhi ve Setlem)m aldığı hafif abdestten murâd ne olduğu ulemâ arasında ihtilaflıdır.

Bâzılarına göre âdetinden az su kullanmıştır.

Bir takımları bundan, abdestin lügat mânâsını anlamış ve «bâ/ı âzâ-smı yıkamıştır.» Demişlerse de bu kavil ihtimâlden uzaktır.

Hz. Üsâme'nin su dökmesi ve akabinde:

Hafif abdesti taharetlenmek mânâsına alanlar da olmuştur.

Bittabi bu daha garîbdir.

«Haydi namaza yâ Resûlallah!» demesi, onun abdest aldığına delildir. Zîrâ abdest almamış olsa Üsâme 'nin onu namaza davet etmesine imkân yoktur.

Bâzıları Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hafif abdest almasını Müzdelife'ye hareket için acele ettiğine hamleylemişlerdir.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :' «Namaz il«rdt kılınacaktır.» sözüyle, namaz yerinin Müzdelife olduğuna işaret buyurmuştur.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Hadîs-i şerif beş vakit namaz için tâyin edilen vakitleri tahsis etmektedir.

Hacılar Arafat 'tan Müzdelife 'ye döndükleri vakit akşam namazıyla yatsıyı, yatsı zamanında birlikte kılarlar.

îmam A'zam 'la, İmam Muhammed'e göre akşam namazını yolda kılmak caiz değildir.

Onu yatsıyla beraber kılmak vâcibdir. Hattâ yolda kılanın iadesi lâzım gelir. İmam Züferile Küfe ulemâsından bir cemâatin kavilleri de budur.

İmam Mâlik'e göre akşam namazını bir Özürden dolayı yolda kılmak caizdir.

Ş'fifiller'e göre akşam namazının vaktinde Aralât'ta yahut yolda yatsıyla aklımı bı-ıaii'i kılman caiz olduğu gibi her iki namazı kendi vakitlerinde kılmak da caizdir.

Yalnız ofdiil olan bunları Müzde1ife'de yatsı zamanında be-raburco kılmaktır.

Sahabe-ve Tabiîn 'den bir cemaatla Evzâî, Esheb ve Hanefiîler'den .İmam Ebû Yûsuf ile hadîs ulemâsının kavilleri budur.

2- Cem-i tehir denilen bu iki namazın arasını ayırmakta beis yoktur. Zîrâ Ashâb-i kîrâm iki namaz arasında develeriyle bir parça meşgul olmuşlardır.

3- Bir kimse kendinden faziletli bir zâtın unuttuğunu tahmin ettiği bir şey hususunda ona tembîhde bulunabilir.

Hz. Üsâme'nin tembihi, buna delildir.

4- Arafat 'tan Müzde1ife'ye vâsıta üzerinde dönmek meşrudur.

5- Akşamla yatsıyı ve keza öğle ile ikindiyi beraber kılmak hacca mahsûstur.

6- Hayvan üzerinde bir kimseyi terkisine almak caizdir.

7- Abdest alırken başkasından yardım görmek caizdir.



1281- Küreyb dedi ki: Bana da Abdullah b. Abbâs, Fadl'dan naklen haber verdi ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cemreye varıncaya kadar tel biye getirmeye devam etmiş.



267- (...) Bize İshâk h. İbrahim ile AHyyu'bnu Hasrem ikisi birden tsâ b. Yûnus'dan rivayet ettiler. İbni Hasrem dedi ki: Bi/c îsâ, İbııi Ctireyc'den naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Atâ' haber verdi. (Dedi ki): Bana İbni Abbâs haber verdi ki Peygamber (SulUılltihii Aleyhi \e Sellem) Müzdelife'den Fadl'ı terkisine almış.

Atâ' şunu da söylemiş: Bana tbni Abbâs haber verdi. Ona da Fadi haber vermiş ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cemre-i Akabe'de tasları atıncaya kadar telbiyeye devam etmiş.



268- (1282) Bize Kuteybe'tü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize İbni Runıh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Leys, Ebû'z-Zübeyir den, o da İbni Abbâs'ın azatlısı Ebû Mâbed'den, o da tbnî Abbâs'dan, o da Fadl b. Abbâs'dan naklen haber verdi. Fadl, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in terkîsindeymiş. Arafe gecesi ve Müzdelife sabahı halk yola çekildikleri vakit Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''in:

— Sükûneti muhafaza «din! buyurduğunu söylemiş.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devesinin yularım kasıyormuş. Mina'dan mâdût olan Muhassir'e girince:

— Cemrede atılacak ufak taşları toplayın! buyurmuşlar.

Fadl: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cemre-i Akabe'de taşlarını atmcaya kadar telbiyeye devam buyurdu.» demiş.

(...) Bana, bu hadîsi Züheyir b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b, Saîd, İbni Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebû'z-Zübeyir bu isnâdla haber verdi. Yalnız o, hadîsde :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cemre-i Akabe taşlarını atıncaya kadar telbiyeye devam etti.» cümlesini söylememiş; kendi rivayetinde :

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), insanın ufak taş atması gibi eliyle işaret bu yürüyordu.» ifâdesini ziyâde etmiştir.

Bu hadîs, telbiyenin bayram günü cemre-i Akabe'de teş atıncaya kadar devam ettiğine delildir.

İmam A'zam ile İmam Şafiî, Sevrî, .Ebû Sevr ve Sahabe ile Tabiin 'den birçok ulemânın kavilleri budur.

Hasan-ı Basri'ye göre Arafe günü sabah namazında telbiye kesilir.

Hz. Alî, İbni Ömer ve Âişe (Raif bulmuşlardır. Şafiîyye ulemâsı:

«Tra| olmak, hacc ibâdetlerinden mâdût değildir.» demektedir.

Ne,vevî: «İmam A'zam ile îmam Mâ1ik'in kavilleri de budur.» diyor.

Saîd b. Cübeyir,'Hasan-ı Bsri, îbrâhim Nehıî ve Katâde 'den rivayet olunduğuna göre zikri geçen fiilleri tertîb üzere yapmayana kurban lâzım gelir. Bu kavil şâzz bir rivayet olmak üzere Hz. İbni Abbâs 'dan rivayet olunmuştur.

Mâ.iirî, İmam Mâli k"in kavli hakkında tafsilât vermiş:

«İmam Ma1ik'e före bu fiilleri birbirinden Önce yapmak, fidye kâh etmezse de taç atmazdan önce traş olmak müstesnadır; böyle bir kimseye tenistir.

Kaadî, tavÜ-ı ilzayı ta; almadan önce yapmanın da aynı hükümde «idufunu söylemiştir.

Taf atmadan kurban kesene bir şey lâzım gelmiyeceği hususunda ve keza İMyenin vaeife olup olmaması için kasitle unutma arasında bir far> buiunnMrtbfı huadtunda ulemâ ittifak etmişlerdir. İhtilâf yalnız bu işde günah olup olmama mes'elesindedir.

İmam A'zam'a göre kurbah kesmeden traş olan kimseye kurban lâzım gelir. Hattâ hacc-ı kırana niyet etmişse iki tane kurban fkese-ee.'ttîr,

îmam Züfer'e göre böylesi üç kurban keser. Bunların biri kıran için, ikisi de kurban kesmeden traş olmanın cezasıdır.

îbrâhîm Nehai'ye göre kurban kesmeden traş olana bir kurban lâzım gelir.

Ebû Ömer îbni Abdilberr diyor ki : «Taş atmadan kurban kesene bir şey lâzım gelmeyeceği hususunda ihtilâf bilmiyorum. Ulemâ taş attıktan sonra traş olmadan tavâf-ı ifâzayı yapanlar hakkında ihtilâf etmişlerdir.

1bni Ömer böyle bir kimsenin Mina'ya dönerek traş olmasına, sonra tekrar Mekke'ye giderek tavâf-ı ifâzayı yapması lüzumuna kaailmiş.

Atâ ', Mâlik, Şafiî ve şâir fukahâya göre tavâf-ı ifâ'ayı yaparak traş olmak yahut saç kısaltmak kâfidir. Bundan dolayı bir şey lâzım gelmez.»

Hanefiîler'in delili 1bni Abbâs (Rıuiiyalhhü anh) hadîsidir. Bu hadîsde :

«Bir kimse haccına ait bir amelî vaktinden evvel veya sonra yaparsa, bundan dolayı kan akıtsın.» buyurulmuştur.

Hanefiî1er , Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin «Zararı yok!» sözünü: «Yaptığınızdan dolayı size bir günah yoktur. Çünkü siz, bunu kasten değil; bilmeyerek yapmışsınızdır.» mânâsına te'vîl etmişlerdir. Nitekim Resûlüllah (Saiîaîîahii AleyhiveSellem)'e soran zâtın «Bilmiyordum.» demesi de bu te'vîli te'yîd eder.

Hz. Alî (Radtyallohü anh) 'dan rivayet edilen bir hadis-i şerif, bu dheti daha da tasrîh etmektedir.

Tahâvî'nin sahih bir isnâdla tahrîc ettiği bu hadisde şöyle denilmektedir: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Se!tem)'i haca esnasında bir adam kendisine suâl sorarak:

— Ben şeytan taşladım ve tavâf-ı ifâzamı yaptım, fakat unuttum da traş olmadım! dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— Traş oluver, zararı yok! luyurdu. Sonra bir adam daha gelere'c:

— Ben şeytan taşladım, traş oldum ama kurban kesmeye unuttum! dedi. Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) :

— Kurbanını kes, zararı yok! buyurdular.»

. Bu rivayet gösteriyor ki, Allah TeâU'nın bu zevattan affettiği günah unutmaları ile bilmemelerinden ileri geliyormuş. Çünkü soranlar Bedevîdiler. Hac ibâdetlerini bilmiyorlardı. He^ûlülfah (SalMlahü Aleyhi ve Sellem) onlara unutmaları ve cehaletleri sebebiyle yaptıklarından dolayı günah olmadığını anlatmak istemiştir. Yoksa muradı: Bundan zzn-ra da bu şekilde hareket etmeniz mubahtır, mânâsına gelmez.

Hanef iiler 'in kavlini te'yîd eden başka rivayetler de vardır.



334- (1307) B»n» Muhanınıed h. Hâtinı rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Beliz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Tavus, İmhasından, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti ki, Peygamber (Satİallahii Aleyhi ve SellemYe kurban kesmek, traş olmak, taş atmak (ve bunlarda) takdim te'hîr yapmak hususunda suâller sorulmuş da :

«Zararı yoktur!» cevâbını vermiş.

Bu hadîsi Buhâri ve Nesâî hacc bahsinde tahrîc etmişlerdir. Takdim te'hirden murâd kurban kesmekle traş olmak ve şeytan taşlamak fiillerinde tertibe riâyet etmemektir. Re&ûlüUah (Sallallahü Aleyhi veSellem) bunda beis olmadığını beyan buyurmuştur. Tahâvî'ye göre bu sözde iki ihtimal vardır. Peygamber (Saltallahu Aleyhi ve Sellem) bunu ya kolaylık olmak üzere mubah kYİmıştir; binâenaleyh hacılar mezkûr üç fiilden dilediklerini evvel, dilediklerini sonra yapabilirler. Yahut o gün yaptıklarından dolayı kendilerine bir günah olmadığını anlatmak istemiştir. Çünkü ashâb bunu kasden değil bilmeyerek yapmışlardı. Yapılan iş sünnete muhâlifdi. Hüküm bu ikinci ihtimâle göre verilmiştir. Yâni bilmeyerek hacc fiillerinde takdîm ve te'hîr yapanlar mazur sayılmışlardır. Bu kavli te'yîd eden rivayetler de vardır. îmam Züfer'e göre böylesi üç kurban keser. Bunların biri kıran için, ikisi de kurban kesmeden traş olmanın cezasıdır.

îbrâhîm Nehai'ye göre kurban kesmeden traş olana bir kurban lâzım gelir.

Ebû Ömer îbni Abdilberr diyor ki : «Taş atmadan kurban kesene bir şey lâzım gelmeyeceği hususunda ihtilâf bilmiyorum. Ulemâ taş attıktan sonra traş olmadan tavâf-ı ifâzayı yapanlar hakkında ihtilâf etmişlerdir.

1bni Ömer böyle bir kimsenin Mina'ya dönerek traş olmasına, sonra tekrar Mekke'ye giderek tavâf-ı ifâzayı yapması lüzumuna kaailmiş.

Atâ ', Mâlik, Şafiî ve şâir fukahâya göre tavâf-ı ifâ'ayı yaparak traş olmak yahut saç kısaltmak kâfidir. Bundan dolayı bir şey lâzım gelmez.»

Hanefiîler'in delili 1bni Abbâs (Rıuiiyalhhü anh) hadîsidir. Bu hadîsde :

«Bir kimse haccına ait bir amelî vaktinden evvel veya sonra yaparsa, bundan dolayı kan akıtsın.» buyurulmuştur.

Hanefiî1er , Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin «Zararı yok!» sözünü: «Yaptığınızdan dolayı size bir günah yoktur. Çünkü siz, bunu kasten değil; bilmeyerek yapmışsınızdır.» mânâsına te'vîl etmişlerdir. Nitekim Resûlüllah (Saiîaîîahii AleyhiveSellem)'e soran zâtın «Bilmiyordum.» demesi de bu te'vîli te'yîd eder.

Hz. A1î (Radtyallohü anh) 'dan rivayet edilen bir hadis-i şerif, bu dheti daha da tasrîh etmektedir.

Tahavî'nin sahih bir isnâdla tahrîc ettiği bu hadisde şöyle denilmektedir: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Se!tem)'i haca esnasında bir adam kendisine suâl sorarak:

— Ben şeytan taşladım ve tavâf-ı ifâzamı yaptım, fakat unuttum da traş olmadım! dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— Traş oluver, zararı yok! luyurdu. Sonra bir adam daha gelere'c:

— Ben şeytan taşladım, traş oldum ama kurban kesmeye unuttum! dedi. Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) :

— Kurbanını kes, zararı yok! buyurdular.»

Bu rivayet gösteriyor ki, Allah TeâU'nın bu zevattan affettiği günah unutmaları ile bilmemelerinden ileri geliyormuş. Çünkü soranlar Bedevîdiler. Hac ibâdetlerini bilmiyorlardı. He^ûlülfah (SalMlahü Aleyhi ve Sellem) onlara unutmaları ve cehaletleri sebebiyle yaptıklarından dolayı günah olmadığını anlatmak istemiştir. Yoksa muradı: Bundan zzn-ra da bu şekilde hareket etmeniz mubahtır, mânâsına gelmez.

Hanef iiler 'in kavlini te'yîd eden başka rivayetler de vardır.



334- (1307) B»n» Muhanınıed h. Hâtinı rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Beliz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Tavus, İmhasından, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti ki, Peygamber (Satİallahii Aleyhi ve SellemYe kurban kesmek, traş olmak, taş atmak (ve bunlarda) takdim te'hîr yapmak hususunda suâller sorulmuş da :

«Zararı yoktur!» cevâbını vermiş.

Bu hadîsi Buhâri ve Nesâî hacc bahsinde tahrîc etmişlerdir. Takdim te'hirden murâd kurban kesmekle traş olmak ve şeytan taşlamak fiillerinde tertibe riâyet etmemektir. Re&ûlüUah (Sallallahü Aleyhi veSellem) bunda beis olmadığını beyan buyurmuştur. Tahâvî'ye göre bu sözde iki ihtimal vardır. Peygamber (Saltallahu Aleyhi ve Sellem) bunu ya kolaylık olmak üzere mubah kYİmıştir; binâenaleyh hacılar mezkûr üç fiilden dilediklerini evvel, dilediklerini sonra yapabilirler. Yahut o gün yaptıklarından dolayı kendilerine bir günah olmadığını anlatmak istemiştir. Çünkü ashâb bunu kasden değil bilmeyerek yapmışlardı. Yapılan iş sünnete muhâlifdi. Hüküm bu ikinci ihtimâle göre verilmiştir. Yâni bilmeyerek hacc fiillerinde takdîm ve te'hîr yapanlar mazur sayılmışlardır. Bu kavli te'yîd eden rivayetler de vardır.






--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sürevi.

[2] Sünâk b. VeKd El-Hanefî.

[3] Azatlılardandır. Medînelidir. Sahîbeyn râviierindendir,

[4] Humeyd b. Hilâl.

[5] Yezîd b. Abdfflah

[6] Hz, Zübeyr b. Avvâm'ın tonıolanudandır. Medînelİdir. Sahîheyn râvilerindeadir

[7] Bu da Hz. Zübeyir'in tonmudrj*. Sahöıeyndc yalnız bu hadîsi vardır.

[8] Muhammed b. Abdirrahman b. Abdiilafa

[9] Müslim h Subeyh

[10] Kulfelidİr. (198) târihinde vefat etmiştir. Sahîheyn râvilerindendir

[11] Ebû Cafer Ahmed b. Meri' b. Abdirmhmgn El-Bejavi (? — 244) Bagdafda yaşamıştır. Sahîheyn râvil erindendir. BuhSri'de yalnız bir hadîsi vardır

[12] Muhammed b. Münteşir b. Ecda' EI-Hemdâni: Kûfelidir. Mesrûk'un kardeşi oğludur. Sahtheyn râvilerindendir

[13] Medintli ensar-ı kirarudandır. Hz. Ebu Bekirin hilâfeti zamanında veaft .etmiştir.

[14] Künyesi Ebu'l-Fadldir. MÜslimin râvilerindendir

[15] Hz. Talha'nm âzatlısıdır. Aslen Medîne'Ii olup Irak'da yaşamıştır. Sahîhevn râvilerindcndir

[16] Harem dışı mânâsına gelir.

[17] Zeyd b. Cübeyr b. Harmele, Kûfe'Hdir Şahîheyn ravîlerindendîr

[18] Ebû Bekr Ubeydullah b. Abdiliâh b. Ömer, Hz. Ömer'in torunudur. Medîne'lidİr. Sahîheyn ravîlerindendir

[19] Sûre-i Bakara âyet 19

[20] EbÛYesâr Abdullah b. Yesâr ( — 131) Mekke'l Ahnes b. Şureyk'in azadlmdır Kaderiyye mezhebinde İmiş. Sahîheyn ravîlerindendir.

[21] Abdurrahman b. Abdillâh el-Esbahânî: Kûfe'li azâdlılardandır. Sahîhayn ravî-lerîndendir.

[22] Bu hadîsleri dayan bazı Avrupa müsteşrikleri islâma hüsran ederde «Müslüman larca bit, mukaddes hayvandır.» velvelesini koparmışlardır. Şapla şekeri ayıracak kadar aklı olanlar bu İdiâ ile îhrâmhnın bit öldürmemesi arasındaki farkı da anlarlar zaneaderim

[23] Alkametu bnü Ebî Alkame: Sahîhcyn ravîlerindendir. EbÛ Ca'fer'in hilâfetinin ilk zamanlarda vefat etmiştir

[24] Nübeyh b. Vehb el-Kâ'bî: HİcâzIıdır.- Müslim'in ravîlerindendir.

[25] Ebû Bişr Ca'fer b. Ebî Vabşiyye (70-120)'Basra'lıdır. Vâstt'U diyenler de vardır. Sahîhyan ravîlerindertdir,

[26] Müslim'in ravîsi Amr b. Hürmüz'den hacc hakkında hadîs rivayet etmiştir.

[27] Müslim'in ravîlerindendir. Hacc hakkında Saîd b. Cübeyr İle İkrime'den hadîs rivayet etmiştir

[28] EbÛ Abdillâh Ismâîl b. Abdillâh: (—-226) Medîne'lidir. tmanı Mâlik'in ki? kardeşi oğludur. Sahîhayn ravîlerindend

[29] Amr b. Dinar

[30] Ebû Şihâb Mûsâ b. Nâfi' cl-Hüzelî: Hadîs i'tibarîle Küfe'Ii saydı. Sahîhayn ravîlerindendir

[31] Sûre-i Bakara âyet 125

[32] Sûre-i Bakara âyet 158

[33] Ebû Hafs Ömer b. Hafs b. Ğıyâs: ( — 222) Kûfe*lidir

[34] Sûre-i Bakara âyet 199

[35] Sûre-î Bakara âyet 196

[36] İbrahim b. MÛsâ Abdillâh b. Kays el-E$-arî: Kûfeli sayılır, ismini Peygamber (S.A,V.) koymuş ve kendisine bereket duasında bulunmuştur. Fakat ondan hadîs, rivayet etmemiştir.

[37] Ayyaş b. Arar el-Amiri et-'I emîmî: Kûfelidir, Müslim'in lâviierîndendit

[38] Ebu'l-Anbcr Guneym b. Kays: Mısırcıdır. Basra'lı oldoğu da söylenir. Müslim'İn r.vîlerindendir

[39] Mckkel'ıiıi Müslim'in râ^ı

[40] Sıire-i Ahzâb 5>u 21

[41] Ebû Huzeyme yahud Ebu'l-Abbâs Veberatü'bnü Abdirrahmân el-Hârisî: Kû-fe'ülerden sayılır. Sahîhayn ravîlerindendir

[42] Ziyâd b. Feyrûz

[43] Ebu'n-Nu'mân Muhanımed b. -Scdûsî: (? — 24) Bu zâta Ârim derler, Sahîbayn râvîierindendir.

[44] Sûre-i Hacc âyet 33

[45] Abis b. Rabîate'n-Nehaî: Hz. Öner iie Hz. Âişe'den hadîs rivayet etmiştir. Sahîhayn râvîlerindendir

[46] Ma'rûf b. Harrebûz el-Mekkî: Kureyş'in âzâdlısıdır. Müslim'in râvîlerindendir.

[47] Süre-i Bakara âyet 158

[48] Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî: (164 — 214) Dört büyük mezhcb İmamından biridir. Aslen Mervez'Üdir. Sahîhayn râvîlerindendir

[49] Ebü Kudârne Ömer b. Hüseyn: Aişe hinti Kudâme'nin âzâdlısıdır. Bazıîaı: bunun Ömer b. Hüseyn değil, Ömer b. Aliy b. Hüseyn olduğunu söylemişlerdir.

[50] Abdullah b. Recâ' b. el-Mtisennâ ( — 219 Basra'İi âzâdhlardandır. Sahîhayn râvîlerindendir

[51] İbrâhîm b. Ukbete'bni Ebî Ayyaş: Hz. Zübeyr b. Avvâm oğullarının fızâdiısıdır Mcdİne'H sayılır. Müslim'in râvîlerİndendİr

[52] Mûsâ b. Ukbe'iıin kardeçidii. Bağdat'lt olup Al-ı Zübeyr b. Avvim'ın âzâdltsıdir

[53] Kûfe'lidir. Peygamber (S.A.V.) zamanında küçük idi. İbni Züboyr zamanında Küfe valiliği yapmış; ve onun zamanında vefat etmiştir. Sanîhayn râvîlerindendir

[54] Salim b. Şevvâlr Mefcke'lidir. Müslim'in râvîlerindendir

[55] Yahya b. Yahya et-Tetnîmî: Kûfe'Udİr. Müslim'in râvîlerindendir.

[56] Yahya b. Husayn el-ecelî: Müslim'in râvîlerindendir



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/