HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > FERÂÎZ BAHSİ

 

islam

help 2.23.25 miras previous next



1- «Miras Hisselerini Ehillerine Verin! Kalanı En Yakın Erkeğindir» Hadisi Babı

2- Kelalenin Mirası Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

3- Son Olarak Îndirilen Âyetin Kelale Âyeti Olduğu Babı

4- Her Kim Bir Mal Bırakırsa O Mal Mirasçılarınındır.» Hadisi Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler;

23- FERÂÎZ BAHSİ


Ferâiz: Ferizamn cem'idir. Ferîza lügatte: Takdir, katı' ve beyân mânâlarına gelir. «««Jt^iuJ^y» derler ki, hâkim nafakayı takdir etti

mânâsına gelir. Teâlâ Hazretleri buyurmuştur. Mânâsı :

«Bu bizim indirdiğimiz ve beyân ettiğimiz bir sûredir.» demektir.

Şerîatte farz: Kitab, mütevâtir sünnet ve icmâ' gibi kat'î bir delille sabit olan hükümdür. Fıkıh ilminin mîrâsa ait olan kısmına ferâiz denilmesi, miras hisseleri kat'î delille sabit oldukları içindir.



1- (1614) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Is-hâk b. İbrâhîra rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. Yahya (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler : Bize tbni Uyeyne, Zührî'den, o da AHy b. Hüseyn'den, o da Amr b. Osman'dan, o da Üsâme b. Zeyd'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (SaUatlahü Aleyhi ve Sellem):

«Müslüman kâfire; kâfir de müslümana mirasçı olamaz.» buyurmuş, dediler.

El-Müberred'in beyânına göre irs ve mîrâs : Asıl itibariyle akıbet demektir. Bunun mânâsı bir kimseden diğerine intikaldir.

Kâfirin müslümana mirasçı olamayacağı hususunda bütün İslâm uleması itt,ifâk halindedir. Nevevi diyor ki: «Sahabe, tabiîn ve on-Jardan sonra gelen ulemanın cumhuruna göre müslüman da kâfire mî-rasç: olamaz. Bir taife müslümanı kâfire mirasçı yapmaya kail olmuşlardır. Bu kavil Muâz b. Cebel, Muâviye (Radiyallahu anh) ile Saîd b. El-Müseyyeb, Mesrûk ve başkalarının mezhebidir. Aynı kavil Ebu'd-Derdâ', Şa'bî, Zührî ve İbrahim Nehaî 'den de —aralarında bu hususta hilaf olmak üzere— rivayet olunmuşsa da doğrusu bu zevatın kavilleri de cumhurun kavli gibidir. Muhalifler «İslâm yücedir; onun üstüne geçilmez.» hadîsiyle istidlal etmişlerdir. Cumhurun delili ise sadedinde bulunduğumuz sahîh ve sarih hadîstir. İslâm hadîsinde onlara hüccet yoktur. Zîra ondan murâd İslâm'ın başka dînlere olan üstünlüğüdür. Onda mirastan söz yoktur. Şu halde onunla amel ederek «Müslüman kâfire mirasçı olamaz...» hadîsinin nassi nasıl terk edilebilir? Her halde o taife bu hadîsi duymamış olacak!..

Mürted (yâni müslümanlığı bırakıp başka bir dîne dönen kimse) bilicmâ' müslümana mirasçı olamaz. İmam Şafiî, Mâlik, Rabîa, îbni Ebî Leylâ ve başkalarına göre müslüman da mürtedde mirasçı olamaz; mürtedin malı müslümanlar arasında ganimet olur.

Ebû Hanif e ile Küfe ulemâsı ve îshak müslüman olan veresesinin mürtedde mirasçı olacaklarına kaildirler. Bu kavil Hz. Ali ile Îbni Mes'ud (Radiyallahu anh) 'dan ve seleften bir cemaattan rivayet olunmuştur. Lâkin Sevrî ile Ebû Hanîfe: Mürtedin riddet hâlinde kazandığı şeyler müslümanîann malıdır, demişlerdir, ötekilerine göre bütün malı müslüman olan veresesinin olur.

Kâfirlerin birbirlerinden mirasçı olmalarına gelince : 1mam Âzam'la İmam Şafiî ve diğer bir takım ulema yahudînin hı-ristiyana, hıristiyanın yahudîye, bunların mecûsîye ve mecûsînin bu iki millete mirasçı olabileceğine kaildirler. İmam Mâlik bunu caiz görmemiştir. İmam Şafiî: «Lâkin harbî zimmîye; zimmî harbîye mirasçı olamaz» demiştir. Ayrı ayrı memleketlerde bulunan iki harbî dahî birbirlerine mîrasçı olamazlar. Hanefîler'in kavli de budur.



1- «Miras Hisselerini Ehillerine Verin! Kalanı En Yakın Erkeğindir» Hadisi Babı


2- (1615) Bize Abdülâ'lâ b. Hammâd —ki Nevsî'dir— rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb, İbni Tâvûs'dan, o da babasından, o da İbni Ab-bâs'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş :

Resûlüllah (Salhllahü Aleyhi ve Sellem):

«Mîrâs hisselerini ehillerine verin! Kalanı en yaktn erkeğindir.»buyurdular.



3- (...) Bize Ümeyye b. Bistâm el-Ayşî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Kaasim, Abdullah b. Tâvûs'dan, o da babasından, o da İbni Abbâs'dan, o da Resûlüllah (Sallalialıü Aleyhi ve Selleri) 'den naklen rivayette bulundu:

«Mîrâs hisselerini ehillerine verin, bu hisselerden artan erkek kişinindir.» buyurmuşlar.



4- (...) Bize tshâk b. İbrahim ile Muhamnıed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Lâfız İbni Râfi'uıdir. İshâk: Bize rivayet etti tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dediler. (Demiş ki) : Bize Ma'mer, İbni Tâvûs'dan, o da babasından, o da tbni Abbâs'dan naklen haber verdi. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Malı ferâız ehli arasında Allah'ın kitabına göre taksim edin; miras hisselerinden artanı en yalcın erkek kişinindir.» buyurdular.



(...) Bana bu hadîsi Muhammed b. Ala' Ebû Küreyb El-Hemdâni de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zeyd b. Hubâb, Yahya b. Eyyûb'dan, o da tbni Tâvûs'dan bu isnâdla Vüheyb ve Ravh b. Kaasim'in hadîsleri gibi rivayette bulundu.

Bu hadîsi Buhâri, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî «Ferâiz» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Ferâiz adı ile anılan mîras hisseleri Kur'ân'ı Kerîm'de: Yarı, çeyrek, sekizde bir, üçte iki, üçte bir ve altıda bir olmak üzere altı nevi'dir. Bu hisselerin kimlere verileceği dahî nass-ı Kur'ânüa beyân edilmiştir. Tafsilâtı fıkıh kitapîarındadır.

Hadîs-i şerifte geçen «evlâ» tâbiri daha lâyık mânâsına değil, daha yakın manasınadır. Bu kelime yakınlık mânâsına gelen «veyl»den alınmıştır. Nevevî şunları söylüyor: «Çünkü bu kelime burada (daha lâyık) mânâsına alınsa hiç bir faydası kalmaz; zira kimin daha lâyık olduğunu biz bilemeyiz.»

Kaadî Iyâz'ın beyânına göre bu hadîsin İbni Hâmân rivayetinde «evlâ» yerine «ednâ» denilmiştir ki, bu da evlâ tâbirinin en yakın mânâsına kullanıldığını gösterir; çünkü ednâ: en yakın demektir.

Ulemâ bir de bu hadîsteki «zeker» kelimesi üzerinde durmuşlardır. Zeker: erkek demektir. Bu kelimeden önce zikredilen «racûl» dahî erkek kişi mânâsına gelir. Şu halde mânâ: «Mîras hisselerinden artanı erkek olan erkeğindir.» demek olur. Onun için İbnü'l-Cevzî ile Münzirî bu kelimenin mahfuz olmadığını söylemişler; Ibni Salâh: «Rivayet şöyle dursun bu kelime sahîh bile değildir.» demiştir. Ulemâdan bâzılarına göre burada erkeğin erkeklikle tavsif buyurulması mîras istihkakının sebebine tenbîh içindir. Bu sebep onun erkek oluşudur. Bir takımları te'kîd için getirildiğini iddia etmiş; daha başkaları, ra-cül kelimesinden şahıs mânâsı anlaşılmasın diye zikredildiğini söylemişlerdir. Hünsâdan ihtiraz için getirildiğini iddia edenler bile olmuştur. Fakat bu sözler i'tirazdan hali değildir.



2- Kelalenin Mirası Babı


5- (1616) Bize Amr b. Muhammed b. Bükeyr En-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Muhammed b. Münkedir'den naklen rivayette bulundu. O da Câbir b. Abdillâh'ı şunları söylerken işitmiş: Hastalandım da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setîem) Ebû Bekir'le birlik-te yaya olarak beni dolaşmaya geldiler. Derken bayıldım. Bunun üzerine abdest aldı; sonra abdest suyundan üzerime döktü; ben de ayılarak: Yâ Resûlâllah, malım hususunda nasıl hüküm vereyim? dedim» fakat lana bir cevap vermedi. Nihayet mîrâs âyeti (olan) :

(Senden fetva istiyorlar. .De ki: Kftşk» hakkında size Allah feîvâ veriyor.) [1] nazm-ı celîli indi.



6- (...) Bana Muhammed b. Hatim b. Meymun rivayet etti. (Dedi ki) * Bize Haccâc b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cü-reyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana İbni Münkedir, Câbir b. Abdillâh'dan naklen haber verdi. Câbir söyle demiş:

Ben! Seleme (kabilesin) de (rahatsız bulunduğumda) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir'le birlikte yaya olarak beni dolaşmaya geldiler. Beni aklımı kaybetmiş halde buldu. Bunun Üzerine sn isteyerek abdest aldı. Sonra o sudan üzerime serpti. Ben de ayi İdim ve: Malım hususunda ne yapayım yâ Resûlâllah? dedim. Bunun üzerine:

«Allah size çocuklarınız hakkında erkeğe iki kadın hissesi tavsiye ediyor.» âyet-i kerîmesi indi.



7- (...) Bize Ubeydullah b, Ömer El-Kavârîri rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman yâni İbni Mehdi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. (Dedi ki) : Muhammed b. Münkedir'i şunları söylerken işittim : Ben Câbir b. Abdillâh'ı şöyle derken işittim :

Ben basta iken Resûlüllah (Sallollahü A leyhi ve Selle m) beni dolaşmaya geldi. Beraberinde Ebû Bekir vardı; ikisi de yürüyerek geldiler. Beni baygın halde tuldü. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) abdest aldı. Sonra abdest suyundan benim üzerime döktü; ben de ayıl-dım. Bir de baktım karşımda Resûlüllah (Satkllahu Aleyhi ve Sellem) Hemen : Yâ Resûlâllah! Malım hususunda ne yapayım? dedim. Bana hiç bir cevap vermedi. Nihayet miras âyeti indi.



8- (...) Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Muhammed b. Münkedir haber verdi. (Dedi ki) : Câbir b. Abdillâh'ı şunları söylerken işittim :

Ben aklım başımdan gitmiş hasta bir halde iken yanıma Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) girdi; ve abdest aldı. Müteakiben üzerime onun abdest suyundan döktüler de, aklım başıma geldi ve: Yâ Resûiâllah bana ancak kelâle mirasçı oluyor, dedim. Bunun üzerine mîrâs âyeti indi.

(Râvi diyor ki:) Muhammed b. Münkedir'e:

«Senden fetva istiyorlar. De ki, size Kelâle hakkında Allah fetva veriyor.» âyeti değil mi? dedim. (Evet), böyle indirildi, cevabını verdi.



(...) Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki :) Bize Nadr b. Şü-meyl ile Ebû Âmir El-Akadî hale er verdiler. H.

Bize Muhammed b. El-Müsenna dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vehb b. Cerîr rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Şu'be'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır. Vehb b. Cerîr hadîsinde : «Bunun merine feraiz âyeti indi.» ibaresi; Nadr ile Akadî hadîsinde; «Bunun üzerine farz âyeti indi.» cümlesi vardır. Ama bunlardan hiç birinin rivayetinde Şu'be'nin İbni Münkedir'e söylediği söz yoktur.

Bu hadîsi Buhâri «Taharet», «Tefsir», «Ferâiz» ve «Merdâ» bahislerinde; Nesâî «Taharet», «Tefsir». «Ferâiz» ve «Tıbb»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Vadû': Abdest suyu demektir. Burada ondan murâd, ya Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in abdest aldığı su, yahut bu suyun artığıdır.

Hz. Câbir (Radİyallahu anh): «Malım hususunda ne yapayım?> sualiyle mirasının kime kalacağını anlamak istemiştir. Nitekim Buhâri'nin rivayetinde bunu tasrîh etmiştir. Rivayetlerin birinde Câbir (Radiyatlahu anh) : «Bana ancak yedi kız kardeşim mirasçı oluyor.» demiştir.

Ulemânın beyanlarına göre kelâle : Hem mirasçıya, hem de mîras bırakılan şeye verilen bir isimdir. Mirasçı mânâsında kullanılırsa bu kelimeden murâd: Baba ile evlâddan başka kimselerdir. Miras bırakılan mânâsına alınırsa, öldüğünde kendisine anne ve babasından ve evlâdından hiç biri mirasçı olamayan kimsedir. Nevevi diyor ki: «Ulemâ kelâle sözünün hangi kelimeden müştak olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Ekseriyet (tekellül) den iştikak ettiğine kaildir. Tekellül: Kenara kalmak, yan düşmek demektir. Meselâ; amca oğluna kelâle denilir; çünkü nesebin doğru inen amudu üzerinde değil, yanda kalır. Bazıları ihata mânâsına gelen (kelle) den alındığını söylerler; iklîl tâbiri bundan alınmıştır, îklîl: Cevherle süslenmiş sargıya benzeyen (baş tacı gibi) bir şeydir... Kelâlenin uzaklık ve inkıta1 mânâsına gelen (kelle) fiilinden müştak olduğunu söyleyenler de vardır.» Bazıları kelâlenin anne bir kardeşler demek olduğunu iddia etmiş; bir takımları amca oğullarıdır, demiş, hattâ bütün asabelere kelâle denildiğini söyleyenler olmuştur.

Zemahşeri'ye Süre kelâle üç mânâda yâni: Geride evlâd ve baba bırakmayan, kalanlardan evlâd ve baba olmayanları ve baba yahut evîâd tarafından olmayan akraba mânâlarında kullanılır.

Kelâleye verilen muhtelif mânâlar arasında Aynî 'nin beyânına göre en sahihi baba ile evlâttan başka akraba mânâsıdır.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Hadîs-i şerif sülehânın eserleriyle teberrük olunabileceğine, onların yediği ve içtiği şeylerin ve keza onlarla birlikte yiyip içmenin faziletine delildir.

2- Yine bu hadîs Peygamber (Salîalîahü Aleyhi ye Sellem) Efendimizin bereketi eserinin görüldüğüne delildir. Şâfiî1er'le diğer bîr vakım ulemâ kullanılmış suyun temizliğine bu hadisle istidlal etmişlerse c!e yine Şâfiîye ulemasından Nevevî bu istidlali doğru bulmamaktadır Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel'em)in abdest aldıktan sonra ibrikte kalan sudan dökmüş olması ihtimâli vardır.

3- Hastanın bâzı hallerde aklı başından gitse bile, aklı başında ilken yaptığı vasıyyeti muteberdir.

4- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)1 e ahkâm hususunda ictifeâ-âı caiz görmeyenler bu hadîsle istidlal etmişlerdir. Cumhura göre böyle bîr ictihâd caizdir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Üelîemyin Hz. Câbir'e cevap vermemesi ictihâd etmediğinden değil, ictihâdla bir hükme varamadığındandır.

5- Hadîs-i şerif hasta ve zayıflan dolaşmanın, keza büyüklerin küçükleri ziyaretinin faziletine delildir.



9- (1617) Bize Muhammed b. Ebî Bekr El-Mukaddemî ile Muham-med b. El-Müsennâ rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Katâde, Salim b. Ebî'l-Ca'd'dan, o da Ma'dân b. Ebî Tal-ha'dan naklen rivayette bulundu ki, Ömer b. El-Hattâb bir cuma günü hutbe okuyarak Peygamber (Sallaîîahü Aleyhi ve Sellem)i ve Ebû Bekri anmış; sonra şunları söylemiş:

«Ben arkamda kendimce kelâleden daha mühim bir şey.bırakmıyorum. Resûlüllah (Sallalfahü Aleyhi ve Settem)'e kelâle hakkında müracaat ettiğim kadar hiç bir şey hakkında müracaat etmemişimdir. O da bana kelâle hakkında yaptığı kadar hiç bir şey hakkında ağır söz söylememiştir. Hattâ parmağı ile göğsüme dokunmuş ve:

«Yâ Ömer! Sana Nisa sûresinin sonundaki yaz âyeti yetmiyor mu?» demiştir.

Ben sağ olursam bu mesele hakkında öyle bir hüküm vereceğim ki (artık) Kur'ân'ı okuyan da, okumayan da onunla hükmetsin!



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Uleyye, Saîd b. Ebî Arûbe'den rivayet etti. H.

Bize Züheyr b. Harb ile İshâk b. İbrahim ve İbni Râfi' dahî Şebâbe b. Sevvâr'dan, o da Şu'be'den, her iki râvi Katâde'den bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etti.

Yaz âyetinden murâd Sûre.i -Nisa 'nın son âyetidir. Bundan önceki rivayetlerde zikri geçen mîrâs veya kelâle âyeti budur. Yazın indirildiği için ona yaz âyeti de denilmiştir.

«Ben sağ olursam ilâh...» cümlesi Hz. Ömer'in sözüdür. Bu mesele hakkında o anda hüküm vermeyip sonraya bırakması içtihadı tamam olup iyice kalbi yatışmadığındandır.

Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellem)'in kelâle hakkında Ömer (Radiyalhhu anh/'a. ağır lâf söylemesi hadîsin ibaresine bel bağlayıp da delillerden hüküm çıkarmayı terk etmek âdet olur endîşesindendir. Halbuki Teâlâ Hazretleri:

«Eğer o meseleyi Peygambere ve kendilerinden olan ülülemre arzet-selerdi, içlerinden onu delilinden çıkaranlar pek âlâ bilirlerdi.» [2] buyurmuştur. Demek oluyor ki, bir hükmü delilinden anlayıp çıkarmaya dikkat etmek en mühim vâcibâttan biridir. Zîra nass olan deliller pek az meselelere yetecek mahiyettedirler. Delilden hüküm çıkarma meselesi ihmâl edilirse başa gelen hâdiselerin ekserisi veya bir kısmı hakkında istinbât (yâni hüküm çıkarma) işi suya düşecektir.

Ulemâ yaz âyetindeki kelâleden ne murâd edildiği hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bir kavle göre bundan murâd : Ölen kimsenin evlâdı ve babası bulunmamak şartiyle mirasıdır. Şu hâlde âyetteki (kelâle) sözü takdirinde mansûb olmuştur. İkinci bir kavle göre

kelâle : Geride evlâd ve baba bırakmadan Ölen kimsedir. Bunun erkek veya kadın olması hükmen hep birdir. Bu kavle göre âyet-i kerîme : takdirindedir. Mezkûr kavil Ebû Bekir, Ömer, Alî, İbni Mesûd, İbni Abbâs ve Zeyd b. Sabi (Radiyallahû anhâm) hazerâtından rivayet olunmuştur.

Bâzıları kelâlenin, içlerinde evlâd ve baba olmayan mirasçılar mânâsına geldiğini söylemişlerdir. Bunların delili Hz. Cabir'in : «Bana ancak kelâle mirasçı oluyor...» sözüdür; çünkü Câbir 'Radiyallahu anh)'m evlâdı ve babası yoktu. Bir takım ulemâ : «Kelâle miras kalan maldır.» demişlerdir.

ŞafiîIer'e göre kelâle : Geride evlâd bırakmadan ölen kimsedir. Babası veya dedesi olması onu kelâle olmaktan çıkarmaz. Şu halde kız kardeşler baba ile birlikte mirasçı olurlar. Kaadî Iyâz bu kavlin İbni Abbâs (Radiyallahu anh) hazretlerinden rivayet edildiğini, fakat aslı olmayan bâtıl bir uydurma olduğunu, İbni Abbâs Hazretlerinin bu meselede cumhurla beraber bulunduğunu söylemektedir. Yine Kaadî 'nin beyânına göre ulemâdan bâzıları kelâlenin çocuğu ve babası olmayan mânâsına geldiğine dair icmâ' bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.

Mirasçılar arasında dede bulunursa bu mirasçılar kelâle sayılırlar mı, sayılmazlar mı? meselesi ihtilaflıdır. Dedeyi baba hükmünde saymayanlara göre kelâledirler. Dedeyi baba hükmünde tutanlara göre kelâle sayılmazlar.

Mirasçılar arasında kız varsa cumhûr-u ulemâya göre bu mirasçılar kelâle sayılırlar. Çünkü kardeşler, kız kardeşler ve diğer asabeler kızla birlikte mirasçı olurlar. İbni Abbâs (Radiyallahu anh) : «Kız kardeş, kızla birlikte mirasçı olamaz; zira Teâlâ Hazretleri:

(Çocuğu yok da kız kardeşi varsa)buyuruyor.» demiştir. Dâvûd-u Zahirî 'nin mezhebi de budur.

ŞiîIere göre mirasçılar arasında kız bulunması onların kelâle olmasına mânidir; zîra onlar kızla birlikte kardeşe ve kız kardeşe miras vermezler; bütün malı kıza tahsis ederler. Delilleri :

«Bir kimse ölür de çocuğu bulunmaz, kız kardeşi bulunursa, bıraktığı mirasın yarısı kız kardeşinin olur.» [3] âyet-i kerîmesidir.

Cumhurun mezhebine göre bu âyetin mânâsı şudur: Kız kardeşe mukadder olan yarı hisseyi vermek ancak ölenin çicuğu olmaması şartına bağlıdır. Şu halde çocuk bulunmaması onun mirasçı olması için değil, mukadder olan yarı hiseyi vermek ancak ölenin çocuğu olmaması şartına bulunmaması zikredildiği halde baba bulunmamasının zikredilmemesi temel ferâiz kaidesinden malûm olduğu içindir. Yoksa baba ile birlikte kardeş ve kız kardeş mirasçı olamazlar.

Bu kaideye göre bir kimse bir şahıs vâsıtasiyle mirasçı olursa o şahıs mevcutken mîras alamaz. Bundan yalnız anne bir kardeşler müstesnadır. Onlar anneleriyle birlikte mirasçı olurlar.

Ulemâ Sûre-i Nisa 'mn son âyetindeki kardeşlerle kız kardeşlerden murâd: Anne, baba bir yahut böyleler! yoksa baba bir kardeşler olduğuna ittifak etmişlerdir. Aynı sûrenin baş taraflarındaki:

«Bir adama veya kadına Kelâle suretiyle mirasçı olunur da kardeşi veya kız kardeşi bulunursa...» [4] âyetindeki kardeşlerle kız kardeşlerse bilittifak anne bir kardeşlerdir. Bunlara hususî tabiriyle evlâd-ı ümm derler.



3- Son Olarak Îndirilen Âyetin Kelale Âyeti Olduğu Babı


10- (1618) Bize Aliy b. Haşrem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekt, İbni Ebî Hâlid'den, o da Ebû İshâk'dan, o da Berâ'dan naklen haber verdi. Berâ':

«Kur'ân'dan indirilen son âyet: Senden fetva istiyorlar. De ki : Kelâle hakkında sîze Allah fetva verecektir.» kavli

kerîmidir, demiş.



11- (...) Bize Muhammed b. EI-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Şuthe, Ebû İshâk'dan rivayet etti. Şöyle demiş: Ben Berâ' b. Âzib'i;

•İndirilen son âyet Kelâle ayeti, son sûre de Berâe süresidir.» derken işittim.



12- (...) Bize İshâk b. İbrahim El-Hanzalî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsâ —ki İbni Yûnus'tur— haber verdi. (Dedi ki) : Bize Zekeriyyâ, Ebû İshak'tan, o da Berâ'dan naklen rivayette bulundu ki, tam olarak indirilen son sûre Tevbe sûresi, son olarak indirilen âyet de Kelâle âyeti imi;.



(...) Bize Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya yânı İbni Adem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aırnnâr —ki İbni Züreyk'tir—, Ebû İshak'tan, o da Berâ'dan bu hadîsin mislini rivayet etti. Şu kadar var ki o: «Kâmil olarak indirilen son sûre...» dedi.



13- (...) Bize Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Ah-med Ez-Zübeyrî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mâlik b. Miğvel* EbuV Sefer'den, o da Berâ'dan naklen rivayet etti. Berâ':

«İndirilen son âyet: Senden fetva istiyorlar... âyetidir.» demiş.

Bu hadîsi Buhâri «Tefsir» bahsinde; Ebû Dâvûd «Fe-râk»âe; Nesâî «Tefsir» ve «Ferâiz»de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i şerif Kur'ân.ı Kerîm'in son âyetini ve tam olarak indirilen son sûresini bildirmektedir. Bu hadîse göre son âyet Nisa sûresinin sonundaki Kelâle âyetidir. Gerçi bir rivayette son âyetin Bakara süresindeki (Ribâ) âyeti olduğu bildirilmişse de buna cevap verilmiş ve: «Burada râvi Berâ' b. Âzib 'dir; oradaki hadîs ise îbni Abbâs'm kendi sözüdür.» denilmiştir. Fakat Aynî bu cevâbı mukni' bulmamıştır. Ona göre cevapta: O rivayette bahis mevzuu olan son âyet ribânın hükümleri hakkındadır.» denilirse güzel bir tevcih yapılmış olur.



4- Her Kim Bir Mal Bırakırsa O Mal Mirasçılarınındır.» Hadisi Babı


14- (1619) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Saivân EI-Emevî, Yûnus El-Eyli'den rivayet etti. H.

Bana Harmele b. Yahya da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihab'-dan, o da. Ebû Seleme b. Abdİrrahmân'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi ki, Resûlüllah fSallallahü Aleyhi veSetlem)ye, üzerinde borcu olan bir cenaze getirildi mi:

«Borcunu Ödeyecek bir şey bıraktı mı?» diye sorarmış. Şayet borcuna yetecek bir şey bıraktığı söylenirse namazını kılar, aksi takdirde :

«Cenazenizin namazını kılın!»dermiş. Vaktâ ki, Allah kendisine fütuhat nasîb etmiş; (o zaman artık) :

«Ben mü'm inlere kendi nefislerinden ileriyim. Binâenaleyh kim borçlu olarak ölürse, o borcun ödenmesi bana aittir; fakat kim mal bırakırsa o mal mîrasçılarınındır.» demeğe başlamış.



(...) Bize Abdülmelik b. Şuayb b. Leys rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ukayl rivayet etti. H.

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'kûb b. ,ibrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Şihâb'ın kardeşi oğlu rivayet etti. H.

Bize İbni Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zi'b rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi bu hadîsi Zührî'den bu isnâdla irvâyet etmişlerdir.



15- (...) Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şebâbe rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Verkaa', Ebu'z-Zinâd'dan, o da A'rec'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayette bulundu:

«Muhammed'in nefsi kabza-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim ki, yeryüzünde ne kadar mü'min varsa, ben onlara bütün insanlardan ileriyim. İmdi hanginiz bir borç veya yoksulluk bırakırsa onun velîsi benim. Hanginiz mal bırakırsa kim olursa olsun asabesinindir.» buyurmuşlar.



16- Bize Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-razzak rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den naklen haber verdi. Hemmâm: Bize Ebû Hüreyre'nin Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Seller»)'den rivayet ettiği budur, diyerek bir takım hadîsler zikretmiş; ezcümle : Resûlüllah (Sallaliahü A leyhi ve Sellem):

«Ben Allah (Azze ve Celi)'m kitabında mü'minlere insanların en ileri geleniyim. Binâenaleyh hanginiz bir borç veya yoksulluk bırakırsa beni çağırın! Onun velîsi benim. Hanginiz bir mal bırakırsa malına kim olursa olsun asabesini tercih etsin!» buyurdular, demiş.



17- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rjvâyet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Adiy'den naklen rivayette bulundu. O da £bû Hâzim'i, Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem)1 den naklen rivayet ederken işitmiş. Efendimiz:

«Her kim mal bırakırsa mirasçılarının olur. Kim yük bırakırsa bizedir.» buyurmuşlar.



(...) Bana bu hadisi Ebû Bekr b. Nâfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder rivayet etti, H.

Bana Züheyr b. Harb dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân yâni tbni Mehdi rivayet etti.

Her iki râvi: Bize Şu'be bu isnadla rivayette bulundu, demişlerdir. Ancak Gunder'in hadîsinde: «Her kim yük bırakırsa ona ben veli olurum.» ibaresi vardır.

Bu hadîsi Buhârî «Kefalet» ve «Nafakaat» bahislerinde; Tirmizî «Cenâiz»de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i şerifte geçen (daya') ve (day'a) tâbirleri: Yoksulluk mânâsına gelen masdarlardır. Burada ölen kimsenin mirasçıları masdarla sı-fatlanmıjlardır. Maksad: Fakru zaruret sahibi, muhtaç ve mahvolmuş çoluk çocuk bırakırsa demektir.

KeH: Asıl İtibariyle ağırlık demekse de burada ondan da murâd: Çoluk-çocuktur. Fütuhattan murâd: Alman ganimetlerdir.

tik zamanlarda Peygamber (SalalIahü Aleyhi ve Sellem) 'in borçlu kimselerin cenaze namazlarını kılmaması, sağlıklarında borçlarını ödemeye teşvik içindi. Fütuhattan sonra böylelerin namazlarını kılmağa başladı.

Ulemânın beyanına göre hadîs-i şerifin:

«Kim borçlu olarak Ölürse, o borcun ödemesi bana aittir...» cümlesi, borçlu Ölenlerin namazlarım kılmadığını bildiren hadîsleri neshetmiş-tir. Bu bâbta îbni Abbâs (Radiyalîahu arttı) 'dan rivayet olunan bir hadîste şöyle deniliyor: «Peygamber (SallallahüA îeyhi ve Sellem) borçlu olarak ölen kimsenin namazını kılmıyordu. Derken Ensârdan bir zât vefat etti. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bunun borcu var mı?» diye sordu. Evet, dediler.

«Dyfe ise cenazenizin namazını kılın! buyurdu.

Bunun üzerine Cebrail (Aleyhisselâm) inerek şunları söyledi:

«Allah (Azze ve Celi) buyuruyor ki : Benim indimde zâlim ancak zulüm, israf ve isyan hususunda borçlanandır; çoluk çocuk sahibi namuslu kimseye gelince : Onun namına ben ödeyeceğime kefilim.»

Bunu işitince Peygamber (Salîaüahii Aleyhi ve Sellem) hemen o zâtın cenaze namazını kıldı ve bundan sonra :

«Her kim yoksulluk veya borç bırakırsa bana yahut benim üzerime kalır; kim mîras bırakırsa ailesi efradına kalır.» buyurdu. Bir daha böy-lelerinin namazlarım kıldı.»

Kurtubî diyor ki : «Peygamber (Salİallahü A leyhi ve Sellem) 'in Ölen bir kimsenin borcunu üzerine alması ihtimâl yüksek ahlâkı iktizası bir teberru' olup vâcib değildi.»

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)'in bu borcu nereden ödediği ihtilaflıdır. Kendi malından ödediğini söyleyenler olduğu gibi, müslüman-lar yararına gelen mallardan ödediğini ileri sürenler de vardır. Keza bu ödemenin ona vâcib olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi teberru' suretiyle verdiğine kail olanlar da vardır.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler;


1- Hadîs-i şerif bir kimsenin sağlığında borçlarını ödemesi gerektiğine delildir. Dîn emri şiddetli olmasa Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) borçlunun cenaze namazını terk etmezdi. Borçlunun namazını kılmak ona haramdı diyenler olduğu gibi, caiz olduğunu söyleyenler de vardır.

2- Ulemâdan bâzılarına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin bu fiiline uyarak fakirlerin borçlarını beytülmâlden ödemesi İslâm hükümdarına vâcibtir; zîrâ Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Ödemesi bana aittir.» buyurarak bunun vâcib olduğunu tasrîh etmiştir Bir de ölen kimsenin dünyevî maslahatına bu derece riâyet edilirse uhrevî maslahatı evlevjyette kahr. Hükümdar ölen fakirin borcunu beytülmâlden ödemezse dünyada günahkâr olur; âhirette ise ölenin bey-tülmaldeki hakkı nisbetinde kısas olunur.

3- ölen kimseye keıll olmak caizdir. İbni Ebî Leylâ, tmam Şafiî ve Hanefî ler 'den İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed buna kaildirler. Bu zevata göre kefîl mutetavvidir; yâni verdiğini teberru' etmiş sayılır. Binâenaleyh hiç bir suretle ölenin terikesinden hak isteyemez. Fakat; «Ben bu borcu sonra meyyitin malından olmak şartiyle Ödüyorum» demişse İmam Mâ1ik'e göre isteyebilir, ölenin malı olmadığını bilerek ödemişse Mâ1ik'e göre de bir şey isteyemez; zîra yaptığı iş hediyye mânâsına gelir.

İmam Âzam: «Şayet ölen kimse hiç bir mal bırakmamışsa kefalet caiz değildir; mal bırakmışsa o mal miktarı kefalet caiz olur.» demiştir.

4- Hadîs-i şerifte cenaze namazı emrolunmuştur. Bu namaz müs-]umanlara farz-ı kifâyedir.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] NisI sûresi, tyct: 176.

[2] Âyel-i kerîme

[3] Nisa sûresi.

[4] Nisa sûresi, âyet: 12.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam