HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > EMİRLİK BAHSİ

 

islam

help 2.23.26.11 036 previous next



1- İnsanların Kureyş'e Tabi' Olması ve Hilafetin Kuretş'de Olması Babı

2- Yerine Halife Bırakıp Barakmamak Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

3- Emir Olmayı İstemenin ve Buna Hırs Göstermenin Yasak Edilmesi Babı

Hadisten Çıkarılan Hükümler:

4- Zaruret Yokken Emir Olmanın Keraheti Babı

5- Âdil Hükümdarın Fazileti, Zalim Olanın Cezası; Teb'aya Karşı Yumuşak Davranmaya Teşvik ve Onlara Meşakkat Vermekten Nehi Babı

6- Hıyanetin Ağır Şekilde Haram Kılınması Babı

Hadisten Çıkarılan Hükümler:

7- Me'murlara Hediyyelerin Haram Kılınması Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

8- Hükümdarlara Ma'siyetten Başka Hususta İtaatin Vacib, Ma'siyet Hususunda İtaatin Haram Kılınması Babı

9- «Kumandan Bir Kalkandır. Arkasında Harb Edilir; ve Onunla Korunulur.» Hadisi Babı

10- Halifelerin Bey'atına Sıralarına Göre Riayetin Vacib Olması Babı

11- Valilerin Zulmü ve Kayırması Anında Sabır Emredilmesi Babı

12- Başkalarının Haklarını Vermeseler de Âmirlere İtaat Gerektiğine Dair Bir Bab

13- Fitneler Zuhür Ettiğinde ve Her Halde Müslümanların Cemaatine Devamın Vücubu İle İtaate Karşı Çıkmanın ve Cemaatten Ayrılmanın Haram Kılınması Babı

14- Müslümanların İşi Der Top İken Onu Dağıtan Kimsenin Hükmü Babı

15- İki Halifeye Bey'at Edilmesi Babı

16- Şeriata Aykırı Hususatta Hükümdarlara İ'tiraz Etmenin, Namaz Kıldıkları ve Benzeri İbadetleri Yaptıkları Müddetçe Onlarla Harpten Vaz Geçmenin Vücubu Babı

37- Hükümdarların İyileri ve Kötüleri Babı

18- Harbetmek İstediği Vakit Kumandanın Orduları Bey'at Olmasının Müstehab Oluşu ve Ağacın Altında (Yapılan) Bey'at-ı Ridvanın Beyanı Babı

19- Muhacirin Vatan Edinmek İçin Yurduna Dönmesinin Haram Kılınması Babı

20- Mekke'nin Fethinden Sonra İslam, Cihad ve Hayır Üzerine Bey'at Edilmesini ve: «Fetihden Sonra Hicret Yoktur!» Hadisinin Manasını Beyan Babı

21- Kadınların Nasıl Bey'at Edecekleri Babı

Hadis-i Şerifden Çıkarılan Hükümler:

22- Gücünün Yettiği Hususta Dini Eyip Îtaat Şartı Île Bey'at Babı

23- Bülüğ Yaşını Beyan Babı

Hadis-i Şerifden Bundan Maada Şu Hükümler de Çıkarılmıştır :

24- Ellerine Geçeceğinden Korkulduğu Zaman Mushafla Küffar Diyarına Gitmekten Nehi Babı

25- Atlar Arasında Koşu ve Onları İdmana Çekme Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

26- «Kıyamet Gününe Kadar Hayır Atların Alınlarındadır.» Hadisi Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

27- Atın Sıfatlarından Hoşa Gitmeyeni Babı

28- Cihadın ve Allah Yolunda (Gazaya) Çıkmanın' Fazileti Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler :

29- Allah Tealanın Yolunda Şehid Olmanın Fazileti Babı

30- Allah Yolunda Sabah ve Akşam Seferlerinin Fazileti Babı

31- Allah Tealanın Cennette Mücahid İçin Hazırladığı Derecelerin Beyanı Babı

32- Allah Yolunda Öldürülen Kimsenin —Borç Haric-Bütün Günahlarının Affedilmesi Babı

33- Şehid Ruhlarının Cennette Olduğunu ve Şehidlerin Rableri Katında Diri Olup Rızıklandıklarını Beyan Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

34- Cihad ve Serhad Bekçiliğinin Fazileti Babı

35- Birbirlerini Öldüren İki Adamın Cennete Gireceklerini Beyan Babı

36- Bir Kafir Öldürüp Sonra Doğru Yolu Tutan Kimse Babı

37- Allah Yolunda Sadakanın Fazileti ve Katlandırılması Babı

38- Allah Yolunda Gaza Edene Binecek ve Saire Île Yardımda Bulunmanın ve Ailesi Hakkında Hayırla Onun Yerini Tutmanın Fazileti Babı

39- Mücahidlerin Kadınlarının Hörmeti ve Kadınları Hakkında Onlara Hıtanet Edenlerin Günahı Babı

40- Özürlülerden Cihad Farzının Sakıt Olması Babı

Hadis-i Şerifden Şu Hükümler Çıkarılmıştır :

41- Cennetin Şehide Sabit Olması Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

Hadis-i Şeriften Çıkarılan Hükümler:

42- «Her Kim Kelimetullah Yüce Olsun Diye Harb Ederse O Kimse Allah Yolundadır. Hadisi Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

43- Riya ve Şöhret İçin Çarpışan Kimsenin Cehennemi Hak Edeceği Babı

44- Gaza Edip Ganimet Alan ve Almayan Kimsenin Sevab Mikdarını Beyan Babı

45- Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in «Innemel'a'malü Binniye» Hadisinin Hükmüne, Gaza ve Diğer Amellerin de Girdiğine Dair Bab

Hadisi Şeriften Çıkarılan Hükümler:

46- Allah Tealanın Yolunda Şehitlik İstemenin Müstehab Oluşu Babı

47- Gaza Etmeden ve Kendi Kendine Gazada Bahsetmeden Ölen Kimseyi Zem Babı

48- Gazadan Kendisini Hastalık veya Başka Bir Özür Men Eden Kimsenin Sevabı Babı

49- Denizde Gaza Etmenin Fazileti Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

50- Allah Azze ve Cellenin Yolunda Serhad Bekçiliğinin Fazileti Babı

51- Şehitleri Beyan Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

52- Atıcılığın Fazileti ve Ona Teşvik, Atıcılığı Öğrenip de Sonradan Unutanı Zem Babı

53- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in «Ümmetimden Bir Taife Kakka Yardım Etmekte Devam Edecektir. Onlara Muhalefet Edenler Zarar Verecek Değildir» Hadisi Babı

54- Yürürken Hayvanların Menfaatına Riayet ve Yol Üzerinde Mola Vermekten Nehiy Babı

55- Seferin Azabdan Bir Parça Oluşu ve Yolcunun İşini Bitirdikten Sonra Acele Evine Dönmesinin Müstehab Olması Babı

56- Yoldan Gelen Kimsenin Turükunun —ki Bu Kelime Geceleyin Girmek Demektir— Mekruh Oluşu Babı

33- EMİRLİK BAHSİ


1- İnsanların Kureyş'e Tabi' Olması ve Hilafetin Kuretş'de Olması Babı


1- (1818) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb ile Kuteybr h. Said rivayet eltiler. (Dediler ki): Bİze Mugîra rivâyet etti. H.

Bize Züheyr b. Harb ile Amru'n-Nâkıd da rivayet ettiler. (Dediler ki) ; Bize Süfyân b. Uycyne rivayet etti. Her iki râvi Ebii'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da E':û Hüreyre'den naklen rivayet etmişlerdir. c.bû Hü-reyre şöyle demiş: Kesûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellemi;

(Züheyr'in hadîsinde : «Onu Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellcm) 'e vardırarak» ifcâresİ vardır. Arar ise «rivayet itibarı ile» dedi.) [1]

«İnsanlar bu işde Kureyş'e tâbi'd ir. Müslümam müslümamna, kâfiri de kâfirine!» buyurdular.



2- (...) Bize Muhammed b. Râfi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Biae Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den rivayet etti. Hemmâm: Bize Ebû Hüreyre'nin Resûlüljah (Çallallâkû Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiği budur... diyerek bir takım hadisler zikretti. Ezcümle: Gesûlüllah {Sallaîlahii Aleyhive Sellem) :

«İnsanlar bu işde Kureyş'e tâbi'dir. Müslümanları onların muslumanlanna, kâfirleri de onların kâfirlerine tâbidir.» buyurdular. Dedi.



3- (1819) Bana Yahya b. Habîb El-Hârisî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bavh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû'z-Zübeyr rivayet etti ki, kendisi Câbir b. Abdillâh'ı şöyle derken işitmiş:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«insanlar hayırda ve serde Kureyş'e tûbi'dirEcr.» buyurdu.

Ebû Hüreyre rivayetini Buhari «Menâkıb» bahsinde tahrîc etmiştir. Mezkûr rivayetteki «bu iş»'den murâd: Hilâfet ve emirliktir. Ulemâdan bazıları bu hadîsin emir mânâsına gelen bir ihbar olduğunu söylemişlerdir. Kureyş kabilesi sair Arap kabilelerinden her cihetle üstün olduğu için hilâfet onlara tahsis buyurulmuş; sair insanla rın onlara tâbi' olmaları emrolunmuştur.

«Müslümanları müslümanlanna tabi'dir.» Yâni onlara karşı gelmek caiz değildir. «Kâfirleri de onların kâfirlerine tabi'dir.» cümlesini Kirmânı şöyle îzâh etmiştir: «Eu cümle onların geçmişteki hâllerini haber vermektedir. Yâni onlar küfür devrinde de metbû' ve reis idiler. Kureyş kabilesi Harem-i şerif dahilinde yaşadıkları için Araplar onları sever ve sayarlardı. Resûlüllah {Sallallahü. Aleyhi ve Sellem) Peygamber gönderilerek hak dîne davete başlayınca Arapların ekserisi birdenbire ona tâbi' olmayıp Kureyş'in ne yapacağım beklediler. Mekke fethedilip Kureyş kabilesi müslüman olunca sair Araplar da onlara tâbi' olarak takım takım Allah'ın dînine girdiler. Peygamber'in hilâfeti Kureyş'de devam etti. Bu suretle (kâfiri kâfirlerine tâbi' idi) sözü doğru çıktı. Müslümanları da onların müslümanlarma tâbi' oldular.»

Hadîsin ikinci rivâyetindeki »hayır ve şer»'den murâd da İslâmiyet ve cahiliyyet devirleridir. Yâni: İnsanlar câhiliyyet devrinde nasıl Küreyş'e tâbi' idi iseler, İslâmiyette de yine onlara tâbi'dirler; demektir. Resulü 'Ekrem (Sailallahii Aleyhi ve Sellem) bu hükmün dünya durdukça böyle devam edeceğini haber vermiştir. Aşağıdaki rivayet dahî aynı mânâdadır.



4- (1820) Bize Ahmed fa. Abdillâh b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Âsim b. Muhammed b. Zeyd, babasından rivayet etti. (Demiş ki): Abdullah şunu söyledi: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seİlem):

«İnsanlardan iki kişi kaldığı müddetçe bu iş Kureyş'de devam edecektir.» buyurdular.

Bu hadîsi Buhâri «Menâkıb» bahsinde tahrîc etmiştir.

Buradaki işten murâd da hilâfettir. Onu daima Kureyş kabilesi hak edecek demektir. Nevevî diyor ki : «Bu hadîste, hilâfetin Kureyş'e mahsus olduğuna delil vardır. Onu Kureyş'ten başkalarına vermek caiz değildir. Bunun üzerine sahabe ve onlardan sonra gelenler zamanında icmâ' mün'akıd olmuştur. Bid'atçılardan buna muhalefet eden kimse sahabenin icmâı karşısında mağlûptur. Gerçekten Peygamber (Saltallahü Aleyhi veSe/temjinsanlar içinde iki kişi kaldığı müddetçe bu hükmün âhir zamana kadar devam edeceğini bildirmiş; söyledikleri onun zamanından bugüne kadar zuhur etmiştir. Gerçi Kureyş'ten olmayan mütegallibe beldelere hâkim olmuş ve kulları kahretmişler-se de yine hilâfetin Kureyş'de olduğunu i'tiraf etmişlerdir. Binâenaleyh hilâfet ismi onlara bakîdir. Hadîsten murâd da müstakillen hükmetmek değil, sadece hilâfet ismidir.»

Kaadî Iyâz: «Halîfenin Kureyş'ten olmasının şart kılınması bütün ulemânın mezhebidir..,» demiştir.



5- (1821) Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Husayn'dan, o da Câbir b. Semûra'dan naklen rivayet etti. Ben Peygamber (Saltaüahü Aleyhi ve Sellem) 'i buyururken işittim, demiş. H.

Bize Kifâa b. Heysem El-Vâsıtî de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Hâlid (yâni İbni Abdillâh Et-Tahhân) Husayn'dan, o da Câbir b. Semûra'dan naklen rivayet etti. Câbir söyle demiş :

Babamla birlikte Peygamber (SallaHahii Aleyhi ve Sellem) "m yanına girdim. Ve onu:

«Gerçekten bu iş onların aralarında on iki halîfe geçinceye kadar bitmeyecektir!» buyururken işittim. Sonra bana gizli kalan bir s'6ı konutu. Hemen babama :

— Ne söyledi? diye sordum.

— «Hepsi Kureyş'ten» (buyurdu) dedi.



6- (...) Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize iSüfyân, Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Câbir b. Semûra'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) i :

«İnsanların (hilâfet) işi, kendilerine on iki zat hükmofr'iği müddetçe yürümekte devam edecektir.» buyurdu. Soma Peygamber (SaUallahü Aleyhi veSellem) bana gizli kalan bir söz konuştu. Hemen babiıma :

— Resûlüllah (Sallallahü Alevhi ve Sellem) m; söyledi? diye sordum.

— «Hepsi Kureyş'ten» (buyurdu) dHi.



(...) Bize Kuteybetü'bnü Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Simâk b. Câbir b. Semûra'dan, o da Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Sellem) den naklen bu hadîsi rivayet etti. Ama :

«İnsanların işi yürümekte devam edecektir» cümlesini anmadı.



7- (...) Bize Heddâb b. Hâlid El-Ezdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Seleme, Simâk b. Harb'dan rivayet etti. Şöyle demiş : Câbir b. Semura'yi şunu söylerken işittim: Ben Resûlüllah (Sailailahü Aleyhi ve

Seltem)'i:

«İslâm on iki halîfeye kadar azîz olmakta devam edecektir!» buyururken işittim. Sonra bir kelime söyledi ki, onu anlamadım. Ve babama :

— Ne söyledi? diye sordum.

— «Hepsi Kureyş'fen» (buyurdu) dedi.



8- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye, Dâvûd'dan, o da Şa'bî'den, o da Câhir b. Semûra'dan naklen rivayet etti. Câhir şöyle demiş: Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Selîem) :

«Bu iş (hilâfet) on iki halîfeye kadar azîz olarak devam edecektir!» buyurdu. Sonra bir şey konuştu ki, onu anlamadım. Ve babama :

— Ne söyledi? diye sordum.

— «Hepsi Kureyş'ten» (buyurdu) dedi.



9- (...) Bize Nasr b. Alî El-Cehdamî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Avn rivayet etti, H.

Bize Ahmed b. Osman En-Nevelî de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Ezher rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Avn, Şa'bî'den, o da Câbir b. Semûra'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş :

Beraberimde babam olduğu halde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e gittim. Ve onu:

«Bu dîn on ilci halîfeye kadar azız, muhkem devam edecektir!» buyu* rurken işittim. Arka çığından bir kelime söyledi ki, halk onu işitmeme mâni' oldu. Bunun üzerine bat ama:

— Ne söyledi? diye sordum.

— «Hepsi Kureyş'ten» (buyurdu) dedi.



10- (1822) Bize Kuteybetü'bnü Saîd ile Ebû Bekir b. Ebî Şcybe rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hatim —ki İ' ni İsmail'dir— Muhacir b. Mismâr'dan, o da Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkaas'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Kölem Nâfi* ile birlikte Câbir b. Semûra'ya : Resûlüllah (SaUollahü Aleyhi ve Sellem) den işittiğim bir şeyi bana haber ver! diye yazdım. O da bana şunu yazdı:

Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seüem)"ı cuma günü, Eslemî'nin recmolunduğunun akşamı:

«Bu dîn kıyamet kopuncaya yahut sizin üzerinize, hepsi Kureyş'ten olmak üzere on iki halîfe gelinceye kadar durmakta devam edecektir!» buyururken işittim. Onu:

«Müslümanlardan bir çetecik Beyaz evi, Kisrâ'nın evini yahut Âl-i Kis-râ'nın evini fethedecekler!» buyururken de işittim. Onu:

«Şüphesiz ki kıyametten Önce yalancılar çıkacaktır; onlardan korunu-verin!» buyururken de işittim. Onu:

«Allah birinize bir hayır verir (ise) kendinden ve ailesi efradından başlasın!» buyururken de işittim. Onu:

«Havzın başına ilk varacak benin!» buyururken de işittim.



(...) Bize Muhammed b. Kâfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Efcî Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni EM Zi'b, Muhacir b. Mismâr'-dan, o da Amir b. Sa'd'dan naklen rivayet etti ki, Âmir Semuratü'l-Adevi'nin [2] oğluna: Bize Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işittiğini rivayet et! diye mektup göndermiş. O da :

— Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim... demiş. Ve râvi, Hatim'in hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.

Bu hadîsi Buhâri «Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir: Muhtelif tarîklerinden birini Ebû Dâvûd da tahrîc etmiştir.

Mânâsı hususunda kat'î bir şey söyleyen olmamıştır. El-Mühel1eb diyor ki: «Bu hadîste kat'î bir mânâ üzerine duran bir kimseye rastlamadım. Bâzıları: Malûm hilâfetten sonra on iki makbul emîr gelecek diyor. Bir takımları bunların emirliklerinin peşi peşine geleceğini söylüyor. Kimisi hepsinin bir zamanda gelip emirlik iddia edeceklerini ve hepsinin Kureyş'ten olacaklarını bildiriyor. En akla yatan şudur ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu hadîsle kendinden sonra zuhur edecek fitnelerin acâib ve garaibini haber vermiştir. Hattâ bir za-nuuıda insanlar on iki emîrin hükümetine dağılacaklardır...»

Kaadî Iyâz'ın beyanına göre burada iki suâl ortaya yıkar. Birincisi şudur:

Bir hadîste : «Benden sonra hilâfet otuz sene sürecek; sonra kıralhk olacaktır.» buyurulmuştur. Bu hadîs on iki halîfe hadîsine muhaliftir. Çünkü otuz senede ancak hulefâ-i râşidîn denilen dört halîfe ile Hz. Hasan'in dört aylık hilâfeti vardır. Bunun cevabı: Hilafetin otuz sene süreceğini bildiren hadîsten murâd, peygamberlik hilâfetidir. Nitekim rivayetlerin birinde :

«Benden sonra peygamberlik hilâfeti otuz senedir; sonra kıratlık olacaktır.» buyurularak bu cihet tefsir olunmuştur. On iki halîfe hadîsinde ise böyle bir şart yoktur.

İkinci suâl: On ikden fazla halîfe gelip geçmiş olmasıdır. Kaadi Iyâz :

«Bu i'tiraz bâtıldır; zîra Peygamber(Sallallehü Aleyhi veÜellem) on ikiden başka halîfe gelmiyecektir dememiş; on iki halîfe geleceğini söylemiştir. Bu kadar halîfe de gelmiştir. Onlardan sonra başkalarının da gelmesinin zararı yoktur.

Mamafih on iki sözünden gelişi güzel her vâlî değil, hilâfete lâyık âdil halîfeler de kasdedilmiş olabilir. Böylelerinden malûm birkaç zât geçmiştir. Kıyamete kadar bu sayı mutlaka tamamlanacaktır.» diyor.

Bâzı ulemâya göre on iki halîfeden murâd, âhir zamanda çıkacak olan Mehdi'den sonra gelecek halîfelerdir.

Hadîsin son rivâyetindeki :

«Bir çetecik Kİsrâ'nın evini fethedecektir.» cümlesi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m mu'cizelerindendir. Filhakika acem Kisrâsi-mn sarayı Hz. Ömer zamanında müslümanlar tarafından fethedilmiştir.



2- Yerine Halife Bırakıp Barakmamak Babı


11- (1823) Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Alâ' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme, Hişâm b. Urve'den, o da babasından, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

Babam yaralandığı zaman yanına vardım. Ashâb kendisini sena ederek:

— Allah seni hayırla mükâfatlandırsın! Dediler. O da :

— Uman ve korkan! dedi. Cemâat:

— Kendine halîfe bırak! dediler. Bunun üzerine şunları söyledi:

— Sizin işinizi diri iken de ölü iken de üzerime mi alayım? Hilâfetten nasibimin; lehime, aleyhime değil, (sadece) yetecek kadar olmasını dilerim! Halîfe bırakmış olsam, benden daha hayırlısı (yâni Ebû Bekir) kendine halîfe bırakmıştır. Sizi (halifesiz) bıraksam, benden daha hayırlı olan ResüiüUah (SaUaüahü Aleyhi ve Sellem) sîzi (halifesiz) bıraktı!

Abdullah şöyle demiş: Babam, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} 1 anınca anladım ki kendine halîfe bırakmayacak!



12- (...) Bize İshâk b. İbrahim ile İbni Ebî Ömer, Muhammed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Lâfızları birbirlerine yakındır. (İshak ile Abd'ahheranâ tâbirini kullandılar. Ötekiler: Bize Abdürrazzâk rivayet etti, dediler.) (Demiş ki) : Bize Ma'mer, Zührî'den naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Salim, tbni Ömer'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş) :

— Hafsa'nın yanına girdim de :

— Biliyor musun baban halîfe bırakmıyor, dedi.

— O bunu yapacak değildir, dedim.

— Muhakkak yapar! Dedi. Bunun üzerine onunla bu hususta konuşmaya yemîn ettim; ve sustum. Hattâ sabahleyin eve gittim; ama onunla konuşmadım. Sağ elimle bir dağ taşıyor gibi idim. Nihayet dönerek yanma girdim. Bana insanların hâlini sordu. Ben de kendisine haber verdim. Sonra ona:

— Ben halkın bir söz söylediklerini işittim de onu sana söylemeye yemîn ettim! Diyorlar ki, sen kendine halîfe bırakmayacakimşsın. Gerçekten senin bir deve çobanın veya koyun çobanın olsa da onları bırakarak sana gelse, çobanın kaybetiğine kail olurdun. İnsanlara riâyet ise daha Çetindir. Dedim. Benim sözüm ona muvafık geldi. Ve bir müddet başını indirdi. Sonra onu bana kaldırarak şunları söyledi:

— Muhakkak Allah (Azze ve Celle) dînini koruyacaktır. Ben kendime halîfe bırakmamış olsam, Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)de halîfe bırakmamıştır. Halîfe bırakmış olsam, Ebû Bekir halîfe bırakmıştır, tbni Ömer demiş ki:

— Vallahi, babam, Resûlüllah (Sallcdlahü A eyhi ve Sellem) 'Ie Ebû Bekr'i anmaktan başka bir şey yapmadı. Ve anladım ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir kimse ile değişecek değil ve kendine halîfe bırakacak değildir.

Bu hadîsi Buhâri «Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir.

Ömer (RadiyalMıu anh)'m : «Uman ve korkan!» sözünden murâd bir ihtimale göre insanlar iki sınıftır; biri umar, diğeri korkar demektir. Yâni bir kısmı benden bir şeyler koparmayı umar; bir kısmı da benden korkar demek istemiştir. Diğer bir ihtimale göre: Ben Allah'ın rahmetini umar, azabından korkarım demektir. Bâzıları : «Bu sözden murâd hilâfettir. Yâni hilâfet meselesinde insanlar iki kısımdır. Bir kısmı ona rağbet gösterir. Bir kısmı da ondan hoşlanmaz. Ben hoşlananları sevmem; hoşlanmayanların da aczinden korkarım, demektir.» mütâleasmda bulunmuşlardır. Kaadî Iyâz'a göre Hz. Ömer'in bu sözleri kendinin iki vasfıdır. Yâni Ömer; (Radiyallahii anfı) Allah'ın rahmetini ummakta, azabından korkmaktadır. Onun için de cemaatin övgülerine bakmayarak kendine halîfe bırakmamıştır.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Halîfenin kendi yerine birini halîfe bırakması caiz olduğu gibi, bırakmaması da caizdir. Bırakmazsa bu hususta Peygamcer (Sallallahü A leyhi ve Sellem) e iktida etmiş; bırakırsa Hz. Ebû Bekr'e uymuş olur.

2- Yerine halîfe bırakmak sureti ile hilâfet caiz olduğu gibi, müs-lümanlarm ileri gelenlerinin seçmesi ile de olur.

3- Halîfe kendinden sonra hilâfet vazifesini birkaç kişi arasında şûra olarak da bırakabilir. Nitekim Hz. Ömer öyle yapmıştır.

4- Müslümanların halîfe ta'ym etmesi şer'an vaciptir. Bu hususlarda ulemânın ittifakı vardır.

5- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj'm kimseyi nassan halife bırakmadığına dahî icmâ-ı ümmet vardır. Gerçi bu hususâta bazı i'tirâz edenler olmuşsa da bunlar icmâın karşısında dikiş tutturamamışlardır.



3- Emir Olmayı İstemenin ve Buna Hırs Göstermenin Yasak Edilmesi Babı


13- (1652) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr b. Hâzim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasen rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân b. Semûra rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:

«Ya Abdurrahman! Emirliği isterrte! Çünkü isteyerek sana verilirse onunla baş başa bırakılırsın! İstemeden sana verilirse onun uğrunda yardım görürsün.»



(...) Bİze Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid h. Abdillâh Yûnus'dan rivayet etti. H.

Bana Alî b. Hucr Es-Sadî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin Yûnus'la Mansûr'dan ve Humeyd'den rivayet etti. H.

Bize Ebû Kâmil El-Cahderî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Zeyd, Siraâk b. Atiyye ile Yûnus b. Ubeyd'den ve Hişâm b. Hassandan naklen rivayet eyledi.

Bu râvüerİn hepsi Hasen'den, o da Abdurrahmân b. Semura'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen Cerîr'in hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbü'I-Eymân ve'n-Nüzûr» ile «Ahkâm» ve «Keffârât» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Harâo'da; Tirmizî «Eymân»'da; Nesâî «Kaza» ve «Siyer» bahislerinde muhtelif râvi-' lerden tahrîc etmişlerdir.

İmaret: Emirlik, hâkimlik demektir. Hadîste geçen «ükilte» kelimesi birçok nüshalarda bu şekilde rivayet edilmişse de Kaadî Iyâz bunun yanlış olduğunu söylemiştir. Doğrusu «vükilte»'dir. Vükilte : Terk edilirsin mânâsına gelir. Hadîsten murâd şudur : Valilik, kaymakamlık gibi bir hükümet işi isteme! Çünkü güç bir iştir. Onu herkes yapamaz. Eğer nefsim arzu ediyor diye istersen o işde yalnız başına bırakılır; Allah'ın yardımını görmezsin, ama istemeden sana verilirse kabul et; bu takdirde Allah sana yardım eder.

Hadîs-i şerif hükümete ait bir vazife İstemenin mekruh olduğuna delildir. Burada allâme Aynî: «Mücerred istemek mekruh ise rüşvet vererek iş başına geçmeye çalışanın hali nice olur?» demiş; ve rüşveti verene de, alana da Allah'ın lanet edeceğini bildiren hadisi hatırlatmıştır.



14- (1733) Bize Ebû Bekir b. EM Şeybe ile Muhammed b. El-Alâ' rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Üsâme, Büreyd b. Abdillâh'dan, o da Ebû Bürde'den [3], o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

Ben ve amcam oğullarından iki zât. Peygamber (Sailallahii Aleyhi ve in yanına girdik. O iki zâtın biri:

— Yâ Resûlâllah! Bizi Allah (Azze ve Ceıle)'nİn seni hâkim kıldığı yerlerden bazısına hâkim yap! Dedi. Öteki de Lunun gibi bir şey söyledi. Bunun üzerine Efendimiz:

«Vallahi biz bu işe ne onu isteyen bîrini tayîn ederiz; ne de ona hırs gösteren birini!» buyurdular.



15- (...) Bize Ubeydullah b. Saîd ile Muhaınmed b. Hatim rivayet ettiler. Lâfız İbni Hâtim'indir. (Dediler ki) : Bize Yahya b. Saîd El-Kat-tân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kurre b. Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Humeyd b. Hilâl rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Eîıû Bürde rivayet etti. (Dedi ki) : Ebû Mûsâ şunu söyledi:

— Yanımda Eş/arîlerden iki zât olduğu halde Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellemYe geldim. Biri sağımda diğeri solumda idi. Bunların ikisi de vazife istediler. Peygamber (Sailallahii A leyhi ve Selle/n) misvaklanıyordu. Bunun üzerine :

«Ne diyorsun yâ Ebâ Mûsâ?» yûhut «Yâ Abdallah b. Kays!» dedi. lîen de :

— Seni hak (dîn) ile gönderen Allah'a yemîn ederim ki, bunlar kalplerinde olanı bana söylemediler. Ben bunların vazife İsteyeceklerini bilemedim, dedim. Ama dudağının altında misvakînin yükseldiğini (hâlâ) görür gibiyim. Ya «Ien» edatı ile yahut «lâ» ile (konuşarak) :

«Biz işimize, isteyeni tâyin etmeyiz! Lâkin sen git yâ Ebâ Mûsâ!» yahut «Yâ Abdallah b. Kays!» dedi. Ve onu Yemen'e gönderdi. Sonra onun peşinden Muâz b. Cebel'i yolladı. Muâz onun yanına varınca :

— (Ebû Mûsâ ona) Buyur etti; ve ona bir yastık serdi. Bir de baktı ki, Ebû Musa'nın yanında bağlı bir adam var!

— Bu kim? diye sordu. Ebû Mûsâ:

— Bu bir yahudi idi; müslüman oldu. Sonra tekrar kendi dînine, kötülük dînine döndü ve yahudî oldu, dedi. Muâz:

— Bu adam öldürülünceye kadar oturmam! Allah'ın ve Resulünün hükmü budur, dedi. Ebû Mûsâ :

— Otur! Evet! Dedi. Muâz :

— O öldürülünceye kadar oturmam! Allah'ın ve Resulünün hükmü budur! Dedi. Bu üç defa tekerrür etti. Nihayet onun öldürülmesini emretti; ve öldürüldü. Sonra (Muâz'la Ebû Mûsâ) geceleyin namaz kılmayı müzâkere ettiler, de biri (yâni Muâz) :

— Bana gelince : Ben hem uyurum hem namaza kalkarım. Uykum esnasında da namazımda umduğumu umarım! Dedi.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu istitâbeti'l-Mürteddîn» ile «İcâre» ve «Ahkâm» bahislerinde tahrîc etmiştir.

Hz. Ebû Mûsâ El-Eş'arî 'nin ismi Abdullah b. Kays'dır. Râvi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)i Efendimizin:

«Yâ Ebâ Mûsâ» mı yoksa «Yâ Abdullah b. Kays» mı dediğinde şekk ettiği gibi «Ien» edatı ile mi yoksa «lâ» ile mi söz ettiğinde de şekk etmiştir.

Feyg&mber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Ebû Mûsâ ile Muâz b. Cebe1'in ikisini de Yemen'e ayrı ayrı vilâyetlere vali göndermiştir. Muhtelif rivayetlerden anlaşılıyor ki, orada birbirlerini zaman zaman ziyaret ederlermiş. Ebû Mûsâ (Aleyhisseiâmj'ın Hz. Muâz'in altına yastık koyması ona ikram içindir. Araplar fazla ikram etmek istedikleri müsafirlerini yastık üzerine oturturlardı. Taberâ-n î 'nin rivayetine göre Hz. Muâz Yahudi 'nin bağlı olduğunu görünce Ebû Mûsâ 'ya : «Be kardeşim, sen insanlara işkence için mî gönderildin? Biz ancak onlara dinlerini öğretmek, faydalı şeyleri emretmek için gönderildik!» demiş. Fakat yahudi 'nin irtidâd ettiğini anlayınca : «Muhammed'i hak (dîn) ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, onu ateşle yakmadıkça yerimden ayrılmam!» demiştir. Bunun üzerine odun getirilerek ateş yakılmış; ve yahudî ateşe atılmış. Kitabımızın rivayeti ile bu rivayetin arası şöyle bulunur: Yahudî evvelâ boynu kılıçla kesilerek öldürülmüş; sonra cesedi ateşte yakılmıştır. Bundan anlaşılır ki, Hz. Ebû Mûsâ ile Muâz (Radiyallahû. anh)'nw mezheb-lerine göre ibret için ateşle ta'zîb caizdir. Hz. A1î'nin zındıkları yaktığı rivayet olunmuştur. Dâvûdî diyor ki: «Hz. A1î'nin zındıkları yakması hatâ değildir. Çünkü Peygamber SSallallahü Aleyhi ve Sellem) bir cemâate:

«Eğer filân ve filâna rastlarsanız onları ateşle yakın!» buyurmuştu; sonradan :

«Onlara rastlarsanız öldürün! Zîra Allah'ın azabı ile ceza vermek doğru değildir.» buyurdular. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) rizâ halinde olsun, gadab halinde olsun ancak hakkı söyler. Teâlâ Hazretleri:

(O nevadan söz söylemez. ) buyurmuştur.

«Bu üç defa tekerrür etti.» cümlesi Hz. Muaz'm sözünün tetim-mesidir. Yâni «Bu adam öldürülmedikçe oturmam!..» sözünü üç defa tekrarlamıştır. Ebû Dâvûd 'un bir rivayetinde Muâz'la Ebû Mûsâ 'nin ikisi de sözlerini üçer defa tekrarladıkları bildirilmiştir. Bu takdirde bu söz râvinin olur.



Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Mürtedi öldürmek vaciptir. Ulemâ bu hususta ittifak halinde iseler de tevbe etmesini istemek vacip mi yoksa müstehab mı olduğu, tev-benin müddeti ve kabulü, keza bu hususta kadının da erkek gibi olup olmadığı ihtilaflıdır. Cumhûr-u ulemâya göre tevbe etmesi istenir. Mâ1ikî1er'den İbnü'l.Kassâr bu hususta sahabenin icmâı olduğunu nakletmiştir. Tavus, Hasen, Hanefîler 'den Ebû Yûsuf, Mâlikîler 'den Mâcişûn ve Zahirîler mür-tedden tevbe istenmiyeceğine kail olmuşlardır. Tevbe ederse Allah indinde faydası olsa bile katli sakıt olmaz; çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve $ellem) Efendimiz:

«Bîr kimse dînini değiştirirse onu Öldürün!» buyurmuştur. Atâ'a göre mürted müslüman olarak doğdu ise kendisinden tevbe istenmez. Kâfir olarak doğdu da müslüman oldu ve tekrar irtidâd etti ise tevbesi istenir.

Bu tevbe istemenin vâcib mi müstehab mı olduğu İhtilaflıdır. İmam Âzam 'la, îmam Mâ1ik'e, Ahmed ve İshâk'a, bir kavlinde Şâfiî'ye göre tevbe müddeti üç gündür. Hz. Alî'den bir ay olduğu rivayet edilmiştir. Cumhura göre tevbe etmeyen mürted kadın da erkek gibidir; o da öldürülür. İmam Âzam'la bir cemaat öldürülmeyeceğine kail olmuşlardır. Hasen ile Katâde'ye göre kadın câriye olur. Bu kavil Hz. A1î'den de rivayet olunmuştur.

2- Şehirlerin valileri ölüm ve diğer serî cezaları tatbik ederler. İmam Âzam'la İmam Mâlik, Şafii ve diğer bütün ulemanın mezhepleri budur. Yalnız Küfe ulemâsına göre «hudûd-i şer'iyye» denilen şer'i cezaları ancak şehirlerin fukahası tatbik ederler. Kaymakam ve muhtar gibi köy işleri ile meşgul olan memurlar bu işi yapamazlar.

Vazifeleri mutlak olup bir nevi' hükme mahsus olmayan hâkimlerin hudûd-i şer'iyyeyi tatbik edip edemeyecekleri ihtilaflıdır.



4- Zaruret Yokken Emir Olmanın Keraheti Babı


16- (1825) Bize Abdülmclik b. Şuayb b. Leys_ rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam Şuayb b. Leys rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Leys b. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Yezîd b. Ebî Habîb, Bekir b. Amr'dan, o da Haris b. Yezîd El-Hadramfden, o da İbni Huceyrate'l-Ekbcrdeıı, o da Ebû Ztrr'den naklen rivayet etti. Ehû Zerr şöyle demiş ;

— Yâ Resûlâllah! Beni vâlî yapmıyor musun? Dedim. Bunun üzerine eli ile omuzuma vurdu. Sonra :

«Yâ Ebâ Zerr! Sen zayıfsın. Bu vâiîlik bir emânettir. Gerçekten ktyâ-met gününde o kepazelik ve pişmanlıktır. Yalnız onu hakkı İle alarak o hususta üzerine düşeni yapan müstesna!» buyurdular.



17- (1826) Bize Züheyr b. Harb ile İshâk b. İbrahim, ikisi birden El-MukrîJden [4] rivayet ettiler. Züheyr (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Yc-zîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Ebî Eyyûb, Ubeydullah b. Ebî Ca'fer El-Kuraşî'den, o da Salim b. Ebî Salim [5] El-Ceyşânî'den, o da babasından, o da Ebû Zerr'den naklen rivayet etti ki, ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Setlem):

«Yâ Ebâ Zerr! Gerçekten ben sonİ zayıf görüyorum. Ben senin için kendime sevdiğim şeyi severim. Sakın İki kisî üzerine hâkim olma! Ve sakın yetîm malına velî olma!» buyurmuşlar.

Bu hadîs-i şerif devlet vazifesi istemekten kaçınmak hususunda büyük bir kaidedir. Bilhassa böyle bir vazifeyi görmekten âciz olanlar için pek mühim bir tenbîhtir.

Hadîste zikri geçen kepazelik ve pişmanlık, vazifeye ehil olmayanlar, yahut ehil olup da âdilâne iş görmeyenler hakkındadır. Böyleleri kıyamet gününde rezil edilecek ve yaptıklarına pişman olacklardır. Vazifeye ehil olup da dürüstlükle iş görenlere ise büyük fazilet vardır. Eu babta birçok sahîh hadîsler ve icmâ-ı ümmet vardır. Ancak pek mühim ve tehlikeli olduğu için Peygamber (Saltallnhii Aleyhi ve Sellem) Efendimiz ondan sakınmayı tavsiye buyurmuş; seleften birçok ulema da tazyiklere ma'rûz kaldıkları halde eziyyete katlanmayı vazife kabulüne tercih etmişlerdir. İmam Âzam'm kadılığı kabul etmediği için hapsedilerek her gün bir sopa ilâvesi ile dövüldüğü ve hapishanede dayaktan öldüğü meşhurdur.



5- Âdil Hükümdarın Fazileti, Zalim Olanın Cezası; Teb'aya Karşı Yumuşak Davranmaya Teşvik ve Onlara Meşakkat Vermekten Nehi Babı


18- (1827) Bİze Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ve İb-nü Nümeyr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Amr'-dan (yâni İbni Dinar'dan), o da Amr h. Evs'den, o da Abdullah b. Arar'-dan naklen rivayet etti. İbnü Nümeyr ile Ebû Bekir: (Onu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e ref ederek) dediler. Züheyr'in hadîsinde ise şu ibare vardır: (Demiş ki) : Resûlüllah {SdlaliahÜ ALejh'ı ve Sellem):

«Şüphesiz ki, adaletle iş görenler, Allah katında nurdan minberler üzerinde Rahman (Azze ve Celle) 'nin yemininde olacaklardır. Onun her İki yedi sağdır. Bunlar, hükümlerinde ve aileleri ile mütevellisi oldukları kimseler hakkında adalet gösterenlerdir.» buyurdular.

Muksit: Adaletle iş gören demektir. Kaasit ise : Zulmedendir. Yâni bu kelime «if'âl» babından kullanılırsa adalet, «sülâsî mücerred» olarak kullanılırsa zulüm mânâsına gelir.

Âdil hâkimlerin kıyamet gününde nurdan minberler üzerinde bulunmaları Kaadî Iyâz'a göre hakikat da olabilir; yüksek mevkilerden kinaye de Nevevî ise bu sözün hakikat mânâsında kullanılmış olmasını daha zahir görmekte ve : «Onlar hakîkaten minberler üzerinde olacaklardır. Onların menzilleri de yüksektir.» demektedir.

Âdil hâkimlerin bir de Allah Teâlâ'nın yemininde olacakları bildiriliyor.

Yemîn : Sağ taraf, sağ el gibi mânâlara geldiği gibi, yine bu hadîste zikredilen «yed» de el demektir. Binâenaleyh tercemede:

«Allah'ın sağ tarafında olacaklardır.» «Onun her iki eli sağdır.» demek icâb ederdi. Fakat hadîs-i şerîf sıfat hadîslerinden olduğu için buradaki «yemin» ve «yed* kelimeleri müteşâbih (yâni bu dünyâda mânâsını anlamaya imkân ve ümîd bulunmayan) kelimelerdendir. Müteşâbih-ler hakkında ulemânın ihtilâf ettiklerini evvelce görmüştük. Burada da bir nebze işaret edelim:

Ulemâdan bâzıları: «Biz bu gibi kelimelere inanır; te'vîli hakkıhda söz etmeyiz; mânâlarını bilmeyiz. Yalnız zahirî mânâlarının murâd olmadığına i'tikad ederiz. Onların Allah'a lâyık mânâları vardır. Ama o mânâları yalnız Allah bilir.» demişlerdir. Selef ulemânın ve bâzı kelâm âlimlerinin mezhepleri budur.

Bir takım ulemâ ise müteşâbihlerin yerine göre te'vfl edileceğine kaildirler. Ekseri kelâm ulemâsının sözleri budur. Bu takdirde Kaadî Iyâz «yemîn»'den iyi hâl ve yüksek mertebe kasdedilmiş olacağını söylemiştir. îbni Arafe 'nin beyanına göre Araplar iyi ve makbul işi sağa, zıddını da sola nisbet ederlermiş. Yemin yümn yâni uğur ve bereketten alınmıştır.

Onun her iki yedi sağdır.» cümlesi, buradaki «yemîn» kelimesinden uzuv mânâsı kasdedilmediğne tenbîhtir. Zira el, sağ gibi şeyler Allah Teâlâ hakkında imkânsızdır.

«Bunlar hükümlerinde ve aileleri ile mütevellisi oldukları kimseler hakkında adalet gösterenlerdir.» cümlesinin mânâsı : Bu fazilet, üzerine aldığı hilâfet, valilik, hâkimlik yahut yetîm malında, vakıf ve emsalinde müvellîlik gibi hukukta adalete riâyet edenlere mahsustur, .demektir.



19- (1828) Bana Hârûn b. Saîd El-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) :

Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Harmele, Abdurrahmân b. Şümâse'den rivayet etti. (Şöyle demiş) :

Âişe'ye bir şey sormaya geldim.

— Sen kimlerdensin? Diye sordu. Ben de:

— Mısırlılardan bir adamım! Dedim. Müteakiben Âişe:

— Bu gazanızda sizinkinin size karşı muamelesi nasıldı? Diye sormuş. O da:

— Kendisinden bir fenalık görmedik. Bizden birimizin devesi ölse hemen ona deve verir; kölesi ölse köle verir; yiyeceğe mufatâc olsa yiyecek verirdi. Demiş. Bunun üzerine Âişe şunu söylemiş:

— Beri bak! Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işittiğim bir şeyi sana haber vermekten, onun kardeşim Muhammed b. Ebî Bekr'e yaptıkları beni men'edemez! Şu evimde:

«Allahım! Bir kimse ümmetimin umurundan bir vazîfe alır da onlara zorluk gösterirse sen de ona zorluk göster! Bir kimse ümmetimin umurundan bir vazife alır da onlara hoş muamele ederse, sen de ona hoş muamele eyle!» buyurdular. "



(...) Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Mehdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr b. Hâzim, Harmeletü'l-Mısrî'den, o da Abdurrahmân b. Şümâse'den, o da Âişe'den, o da Peygamber (Saitaltahü Aleyhi ve Settem)'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.

Hz. Âişe 'nin ismini vermeden muamelesini sorduğu kumandan Amr b. Âs (Radiyallahu anh) dır. Kardeşi Muhammed b. Ebî Bekr'i onun öldürdüğüne işaret ederek : «Kardeşim Muhammed b. Ebî Bekr'e yaptıkları...» demiştir.

Vak'a şudur : Hz. A1î (Radiyallahu anh) Muhammed b. Ebî Bekr'i Mısır'a vâlî ta'yîn etmişti. Muâviye (Radiyallahu anh) tarafından üzerine Amr b. Âs gönderildi. 38. Hicrî tarihinde aralarında vuku' bulan muharebede Muhammed b. Ebî Bekir yenildi. Ve hasmının eline esîr düşerek gaddârâne şehîd edildi. Bu katlin nasıl yapıldığı ihtilaflıdır. Bâzıları harbde vurulduğunu söylemiş; bir takımları esîr edilerek öldürüldüğünü bildirmişlerdir. Harpten sonra na'şımn bir eşek İaşesi içinde bir harabede bulunarak yakıldığını iddia edenler de vardır. Hz. Âişe 'nin bu vak'aya pek üzüldüğü: «O benim kardeşim ve âhiret oğlum idi.» diyerek bir daha ölünceye kadar pişmiş et yemediği, rivayet olunur.

Hadîs-i şerif, fazilet sahibi bir kimsenin faziletinin anılması gerektiğine, buna düşmanlık, güceniklik gibi şeylerin mâni' olmamasına ve keza insanlara hoş muamele edilmesi lâzım geldiğine delildir. Bu mânâda hadîsler çoktur.



20- (1829) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H,

Bize Muhammed b. Rumh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Nâ-fi'den, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Saliailahü Aleyhi ve Sellem)*den naklen rivayet etti ki, şöyle buyurmuşlar:

«Hepiniz çobansınız; ve hepiniz sürüsünden mes'üldür. İnsanlara hükmeden emîr bir çobandır; o sürüsünden mes'üldür. Kişi ailesi fertlerine çobandır. O da onlardan mes'üldür. Kadın kocasının evine ve çocuklarına çobandır; o da onlardan mes'üldür. Köle, sahibinin malına çobandır; o da ondan mes'üldür. Dikkat!.. İmdi hepiniz çobansınız; ve hepiniz sürüsünden mes'üldür.»



(...) Btze Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bişr rivayet etti. H.

Bize İbni Numeyr dani rivayet etti, (Dedi ki) ; Bize babam rivayet etti. H.

Bize İbnü'l-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid (yâni İbni'i-Hâris) rivayet etti. H.

Bize Ubeyduilah b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya (yâni El-Kat tan) rivayet etti. Bunların hepsi Ubeyduilah b. Ömer'den rivayet etmişlerdir. H.

Bize Ebu r-Kabî' ile Ebû Kâmil dahi rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti. H.

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail rivayet etti, bunların hepsi Eyyûb'dan rivayet etmişlerdir. H.

bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebi Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dahhâk (yâni İbni Osman) haber verdi. H.

Bize Harun b. Saîd El-Eylî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Üsâme rivayet eyledi.

Bu râvilerin hepsi Nafi1 den, o da İbnü Ömer'den naklen, Leys'in Nâfi'den rivayeti gibi rivayette bulunmuşlardır.



(...) Ebû İshâk dedi ki: Bize de Hasen b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Nümeyr, Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da İbnü Ömer'den bu hadîsi, Leys'in Nâfi'den rivayeti gibi rivayet etti.



(...) Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe b. Saîd ve İbnü Hucr, hep birden İsmail b. Ca'fer'den, o da Abdullah b. Dinar'dan, o da İbni Ömer'den naklen rivayet ettiler. (Şöyle demiş): Resûlüllab (SallaÜahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki... H.

Bana Harmeletü'bnü Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îbnÜ Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da Salim b. Abdillâh'dan, o da babasından naklen haber verdi. Babası şöyle demiş:

Ben ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim...

Râvi hadisi, Nâfi'in tbni Ömer'den rivayet ettiği hadîs mânâsında rivayet etmiştir.

Zühli'nin hadîsinde : Zannederim :

«Kişi babasının malında çobandır; ve sürüsünden mes'üldür.» buyurdu; dedi, ibaresini ziyade etmiştir.



(...) Bana Ahmed b. Abdirrahman b. Vehb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bana amcam Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana bir adam (adım söyledi) ve Amr b. Haris, Bükeyr'den, o da Büsr b. Saîd'-. den naklen haber verdiler; ona da Abdullah b. Ömer, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den bu mânâ ile rivayet etmiş.

Bu hadîsi Buhâri «İstikraz», «Cumua» ve «Itk» bahislerinde tahrîc etmiştir. «Râî» çoban demektir. Burada ondan murâd: Koruyucu, emniyetli ve elinin altında olanların iyi halde olmasına dikkat eden kimsedir.

Hadîsi-i şerif bir kimsenin idaresi altında bulunanlara karşı adaletli olması gerektiğine delildir. Adaletle muamele ederse pek mükâfata nail olur. Aksi takdirde idaresi altında bulunanların her biri ondan hakkım isteyecektir.



21- (142) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'l-Eşheb, HasenMen rivayet etti. (Demiş ki) : Ubeydullah b. Ziyâd, Ma'kıl b. Yesâr El-Müzenî'yi ölüm döşeğinde iken dolaştı da Ma'kıl şunu söyledi:

Ben sana Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden işittiğim bir hadîsi söyleyeceğim. Benim için (daha) hayât olduğunu bilsem (onu) sana söylemezdim. Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)yi:

«Allah'ın bîr sürüye çoban yaptığı hiç bîr kul yoktur ki, öldüğü gün sürüsüne hıyanet etmiş olarak ölsün de Allah ona cenneti haram kılmasın!» buyururken işittim.



(...) Bize bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey', Yûnus'dan, o da Hasan'dan [6] naklen haber verdi. Şöyle demiş: Ma'kıl b. Yesâr hasta iken tbni Ziyâd onun yanına girdi...

Râvi, Ebû'l-Eşbeb'in hadîsi gibi rivayette bulunmuş; şunu da ziyâde eylemiştir: «Bunu bana bu günden evvel söylemeli değil mi idin? Dedi.

— Sana söylemedim (işte) yahut) : Sana söyleyecek değildim! cevâbını verdi.»



22- (...) Bize Ebû Gassân El-Mismai ile İshâk b. tbrâhîm ve Muhammed b. El-Müsennâ da rivayet ettiler. (İshâk: Bize haber verdi, tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Muâz b. Hişâm rivayet etti; dediler.) (Demiş ki) : Bana babam, Katâde'den, o da Ebû'l-Melîh'den naklen rivayet etti ki, hastalığında Ma'kıl b. Yesâr'ın yanına Ubeydullah b. Ziyâd [7] girmiş. Ma'kıl ona:

— Ben sana bîr hadis söyliyeceğim! ölüm hâlinde olmasam onu sana söylemezdim. Ben Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi vcSellem)'i:

«Eğer bir âmir müslümanların işini üzerine alır; sonra onlar için çalışıp samimiyet göstermezse onlarla birlikte cennete giremez!» buyururken işittim, demiş.



(...) Bize Ukbe b. Mükrem El-Ammî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yâkûb b. İshâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Sevâde b. Ebî'l-Esved haber verdi. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti, ki Ma'kıl b. Yesar hastalanmış da, Ubeydullah b. Ziyâd onu dolaşmaya gelmiş...

Râvi, Hasen'in Ma'kıl'den rivayet ettiği hadîs gibi rivayette bulundu.

Bu hadîsi Buhâri «Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir.

Hadîsin şerh ve îzâhi «îman» bahsinde geçmişti. Hulâsası şudur: Hıyaneti helâl i'tikad eden kâfir olur; ve ebediyyen cennete giremez. Fakat helâl itikad etmezse dînden çıkmaz; ancak cennete ilk giren bahtiyarlarla beraber olamaz. Bu gecikme ona bir cezadır. Cezası ya cehennemde yanmakla, ya hesab anında yahut başka yerde verilir.

Hz. Ma'kı1'in : «Benim için (daha) hayât olduğunu bilsem (onu) sana söylemezdim» sözü o ana kadar bu hadîsi söylemekten çekindiğini gösteriyor. Buna sebep kendisine bir fenalık yapılacağından korkması olabilir. Öleceğini anlayınca bildiği bir şeyi müslümanlardan gizlemiş olmamak için söylemiştir. Çünkü ilmin başkalarına teblîği emrolunmuştur.



23- (1830) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr b. Hâzim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasan rivayet etti ki: Âiz b. Amr Resûlüllah(Sallallahü Aleyhi ve Seltem)'in ashâbındandı— Ubeydullah b. Ziyâd'ın yanına girerek şunları söylemi;:

— Ey oğulcuğum! Ben Resû\ü\\âh (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem)'i: «Şüphesiz çobanların en kötüsü insafsız deve bakıcılarıdır. Sakın onlardan olma!»buyururken işittim. Bunun üzerine (Ubeydulıah) ona:

— Otur! Sen ancak Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashabının kepeğindensin! Demiş. O da:

— Onların kepeği var mı idi ki? Kepek ancak onlardan sonra hem de onlardan başkalarında oldu! cevabını vermiş.

Görülüyor ki vâlî Ubeydullah Hz. Aiz'in nasihatinden alınarak kendisini küçümsemiş, fakat Âiz (Radtyaltahp anh) 'dan akar sulan durduracak kadar fasîh ve yerinde bir cevâp almıştır. Filhakika sahâbe-i kiramın hepsi bu ümmetin büyükleri, seçkinleri ve kendilerinden sonra gelenlerin efdalleridir. Onların hepsi âdil olup içlerinde kepeğe ayrılacak tek kimse yoktur. Hadîsi karıştırarak rivayet eden râviler onlardan sonra zuhur etmiştir. Binâenaleyh kepeğe çıkarılacak râvileri ashâb zamanında değil, onlardan sonraki devirlerde aramak îcâb eder.

Hadîs-i şerifteki kepek sözü, un kepeğinden istiare edilmiş olup mertebesi düşük, aşağı dereceli kimse mânâsında kullanılmıştır.



6- Hıyanetin Ağır Şekilde Haram Kılınması Babı


24- (1831) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Is-mâîl b. İbrahim, Ebû Ha yy ân'dan, o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hürey-re'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

Bir gün Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) aramızda ayağa kalkarak hıyaneti andı. Onu büyüttü; onun hâlini de büyüttü. Sonra şöyle buyurdu:

«Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda böğürmesi olan bir deve olduğu halde gelerek : Yâ Resûlâllaht Beni kurtar! Derken, kendimi de: Senin için bir şeye mâlik değilim; ben sana tebliğ ettim; diye cevap verirken bulmayayım! Sakın sizden birinizi kıyamet günü boynunda kişneyişi olan bîr at olduğu halde gelerek : Yâ Resûlâllah! Beni kurtar' Derken, kendimi de : Senin için hiç bîr şeye mâlik değilim; ben sana tebliğ ettim; diye cevap verirken bulmayayım] Sakın sizden birinizi kıyamet günü boynunda meleyişi olan bir koyun olduğu halde gelerek : Yâ Resûlâllah! Beni kurtar! Derken, kendimi de : Senin için hiç bir şeye mâlik değilim; ben sana tebliğ ettim; diye cevap verirken bulmayayım! Sakın sizden birinizi kıyamet günü boynunda çığlığı olan bir kimse olduğu hâlde gelerek : Yâ Resûlâllah 1 Beni kurtar! Derken, kendimi de : Senin için hiç bir şeye mâlik değilim; ben sana tebliğ ettim! diye cevap verirken bulmayayım! Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda dalgalanan giysiler olduğu halde gelerek : Yâ Resûlâllah! Beni kurtar! Derken, kendimi de : Senin için hiç bir şeye mâlik değilim; ben sana tebliğ ettim! Diye cevap verirken bulmayayım! ÇcVmi sHden birinizi kıyamet günü, boynunda alt:nt gümüş olduğu halde gelerek : Yâ Resûlâllah! Benİ kurtar! Derken, kendimi de: Senin için hiç bir şeye mâlik değilim; ben sana tebliğ ettim. Diye cevap verirken bulmayayım!»



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrahîm b. Süleyman, Ebû Hayyân'dan rivayet etti. H.

Bana Züheyr b. Harb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Ebû T^-yyan' ile Umara b. Ka'kaa'dan, bunların hepsi Ebû Zür'a'dan, o da Ebû .yre'den naklen İsmail'in Ebû Hayyân'dan rivayet ettiği hadîs gibi »yette bulundu.



25- (...) Bana Ahmed b. Saîd b. Sahr Ed-Dârimî de rivayet ettiJ, (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Harb rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ham-mâd (yâni İbni Zeyd) Eyyûb'dan, o da Yahya b. Saîd'den, o da Ebû Zür'a b, Amr b. Cerîr'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) hıyaneti anarak onu büyüttü.

Ve râvi hadîsi kıssa eylemiştir. Hammâd: «Bilâhare Yahya'yı bu hadîsi rivayet ederken işittim. Bize Eyyub'un kendisinden rivayet ettiği gibi rivayette bulundu.



(...) Bana Ahmed b. Hasan b. Hırâş da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Ma'mer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvâris rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Yahya b. Saîd b. Hayyân'dan, o da Ebû ZürVdan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber {Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen yukarıkilerin hadîsi gibi rivayette bulundu.

Bu hadîsi Buhâri «Zekât» ve «Cihâd» bahislerinde tahrîc etmiştir.

Hadîs-i şerif gdfeûl yâni hıyanetin şiddetle haram olduğuna delildir. Gulûlün aslı hıyanet demekse de sonradan ganimete hıyanet mânâsında kullanılmıştır. Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) bu hadîste: «Sakın ganimet malını hıyanetle yeyip de kıyamette benden yardım istemeyin! Zira size bu hususta hiç bir yardım yapamam! Demek istemiştir. Anlaşılıyor ki, ganimet malından aşırılan her şey kıyamet gününde aşıranın boynunda asılı olarak gelecektir. Bundan murâd: «Kimseyi bütün mahşer halkı huzurunda rezîlü rüsvay etmektir. Hadîs-i şerif:

«Her kim ganimeti aşırırsa, kıyamet gününde aşırdığı şeyle gelecektir.» [8] âyet-i kerîmesinin tefsir ve izahıdır.

Kaadi Iyâz'ın beyanına göre bu şiddet ve gadabı Peygamber (SailaUahü A leyhi ve Sellem) Efendimiz evvel emirde gösterecektir; çünkü emirlerine muhalefet edilmiştir. Sonra bütün günahkârlara şefaat edecektir.



Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Ulemâ ganimete hıyanetin şiddetle haram ve büyük günahlardan olduğuna ittifak etmişlerdir.

2- Hıyanet eden kimsenin aşırdığı malı ordu dağılmadan kumandana iade etmesi gerekir. Ulemâ bu hususta da ittifak halindedirler. Yalnız ordu dağılır da hak sahibi olan gazilere haklarını ulaştıramazsa ne yapacağında ihtilâf etmişlerdir. Bâzılarına göre aşırdığı şeyin beşte birini devlet reisine teslim eder, geri kalanını sadaka verir. Hasan-ı Basrî ile İmam Mâlik, Evzâî, Leys , Zühri, Sevrî ve İmam Ahmed'in mezhepleri bu olduğu gibi aynı kavil İbni Mes'ûd, İbni Abbâs ve Muâviye (Radiyallahü anhûm) hazerâtından da rivayet olunmuştur.

İmam Şafiî ile bir cemaat malın devlet reisine yahut hâkime teslimi gerektiğini söylemişlerdir. Onlara göre aşırılan ganimetin şâir kayıp mallardan bir farkı yoktur. Bir insan başkasının malını sadaka olarak veremez. Yalnız İbni Mes'ûd (Radiyallahu anh) 'dan bir rivayete göre sahibini bilmediği bir malı tesadduk edebilir.

3- Ganimeti aşıran kimseye ne ceza verileceği de ihtilaflıdır. Cumhura göre hükümdar suçlunun hâline bakarak münasib gördüğü ta'zîr cezasını verir, fakat onun eşyasını yakmaz. İmam Âzam 'la, Şafiî, Mâlik ve sahabe ile tabiînden birçok zevatın mezhepleri budur.

Hasan-ı Basrî, İmam Ahmed, îshâk, Mekhû1 ve Evzâî'ye göre bütün eşyası yakılır. Evzâî bundan silâhı ile üzerindeki elbiseyi istisna etmiş; Hasan-ı Basrî dahî hayvanı ile mushafının yakılmayacağına kail olmuştur.



7- Me'murlara Hediyyelerin Haram Kılınması Babı


26- (1832) Bize Ebü Bekir b. EM Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve İbnü Ebî Ömer rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekir'indir. (Dediler ki) : Bize Süf-yân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Urve'den, o da Ebû Humeyd Es-Saıdî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

Resûlüllah (SallaUahU Aleyhi ve Seltem) Esd (kabilesin)'den İbnü'1-Lütbiyye [9] denilen bir adamı me'mur yaptı. (Amır'la İbnü Ehî Ömer: Sadaka üzerine me'mur dediler.) (Bu zât vazifeden) geldiği zaman:

— Bu sizin; bu da benim; bana hediyye edildi, dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (SallaÜahü Aleyhi ve Sellem) minber üzerinde ayağa kalkarak Allah'a hamdü sena etti. Ve şunları söyledi :

«Benim gönderdiğim bir me'mûra ne oluyor ki: Bu sizin; bu da bana hediyye edildi; diyor! Babasının yahut anasının evinde otursa da kendisine hediyye edilecek mi, edilmiyecek mi baksa idi ya! Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizden biriniz o sadakadan bir şey ele geçirirse kıyamet gününde onu boynunda taşıyarak getirecektir. Böğürmesi olan bir deve, yahut öğürmesi olan bîr inek veya mele-yen bir koyun!..

Sonra ellerini kaldırdı. Hattâ koltuklarının beyazmı gördük. Sonra iki defa:

«Allahım! Tebliğ ettim mi?» buyurdu.



(...) Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (.Dedı-ler ki) : Bize Abdürrazzâk baber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Zühri'-den, o da TJrve'den, o da Ebû Humeyd Es-Sâıdî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

Peygamber (Sallattahü Aleyhi ve Sellem) Ezd (kabilesin)'den bir adam olan İbnü'l-Lütbiyye'yi sadaka üzerine me'mur tâyin etti. Sonra İbnü'l-Ltitbiyye (zekât) malı (nı) getirerek Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemye verdi. Ve:

— Bu sizin malınız; şu da bana verilen bir hediyyedir, dedi. Peygamber tSallallahü Aleyhi ve Sellem) de ona:

«Babanın ve ananın evinde otursan da sana hediyye edilecek mi, edil-miyecek mi baksa idin yâ!» buyurdular. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hutbe okumak için ayağa kalktı...

Bundan sonra râvİ, Stifyan'ın hadisi gibi rivayette1 bulunmuştur.



27- (...) Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm, babasından, o da Ebû Humeyd Es-Sâîdî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

Resûlüllah (SaUaSlahü A leyhi ve Sellem) Ezd (kabilesin)'den İfenü'I-Ütbiyye denilen bir adamı Benî Süleym'in sadakalarına rae'mur tâyin etti. Geldiği zaman onu hesaba çekti. Adam:

— Şu sizin malınız; bu da hediyyedir, dedi.

Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «Babanın ve ananın evinde otursaydın ya doğrucu isen hediyyen sana gelsin!» buyurdu. Sonra bize hutbe okudu. Ve Allah'a hamdü sena etti. Sonra şunları söyledi:

«Bundan sonra (malûm ola ki)! Ben sizden bir adamı Allah'ın benim idareme verdiği yerlerden bir vazifeye ta'yîn ediyorum da, gelerek : Şu sizin malınız; bu da bana verilen bir hediyyedir; diyor. Babasının ve anasının evinde otursaydı ya doğrucu İse hediyyesi kendisine gelsin! Vallahi eğer sizden biriniz hakkı olmaksızın ondan bir şey alırsa kıyamet gününde Allah Teâlâ'ya, onu taşır hâlde kavuşur. Sizden birinizin böğüren bir deve yahut böğürmesi olan bir inek veya meleyen bîr koyun taşıyarak Allah'a kavuştuğunu ben mutlaka bileceğim!»

Sonra ellerini kaldırdı. Hattâ koltuklarının beyazı göründü. Ve : «Allahım! Tebliğ etlim mî?» dedi. (Bunu) gözüm gördü; kulağım işitti.



28- (...) Bize Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde ile İbnü Nümeyr ve Ebû Muâviye rivayet ettiler. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrahîm b. Süleyman rivayet etti. H.

Bize İbnü Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. Bunların hepsi Hişâm'dan bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır.

Abde ile İbnü Nümeyr'in hadîslerinde Ebû Üsâme'nin dediği gibi: «Geldiği zaman onu hesaba çekti.» cümlesi vardır.

tbnü Nümeyr hadîsinde ise: «Vallahi iyi bilin! Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim ki, sizden biriniz o sadakadan bir şey alırsa...» ibaresi vardır. Süİyan'in hadîsinde : «Dedi ki: Gözüm gördü, kulağım işitti. Zeyd b. Sâbit'e de sorun! Çünkü benimle beraber orada idi.» ibaresini ziyade etmiştir.



29- (...) Bize bu hadîsi İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Şeybânî'den, o da Abdullah b. Zekvân'dan —ki bu zât Ebû'z-Zinâd'dır— o da Urve b. Zübeyr'den naklen haber verdi ki. Resûlüllah (Salkllahü Aleyhi ve Seİİem) sudaka üzerine bir adamı me'mûr tâyîn etmiş. O da birçok şeyler getirmiş. Ve: Şu sizin! Bu da bana hediyye edildi... demeye başlamış... Râvi yukarıki hadîs gibi rivayet etmiştir. Urve demiş ki:

«Ebû Humeydes-Sâıdî'ye : Bunu Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den mi işittin? diye sordum.

— Ağzından kulağıma! Dedi.»

Bu hadîs Buhar i «Zekât», «Hibe», «Ahkâm», «Nüzûr» ve «Ter-kü'1-Hıyel» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Kitâbü'l-Cirâh»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîste geçen sadakadan murâd zekâttır. Yâni zekât toplamak için. tâyîn olunan me'mura verilen hediyye ona haramdır. Bu bir nevi' gulül-dür. Me'mur onu kabul etmekle vazifesinde hıyanet ve sû-i isti'mal yapmış olur. Onun için de cezası ganimet aşıran kimsenin cezası gibi olacak, me'mur hediyye olarak aldığı şeyi yüklenerek mahşer yerine getirmek sureti ile kepaze edilecektir.

Hadîs-İ şerifte verilen bu hediyyenin haram kılınmasının sebebi me1-mûriyet olduğu bildiriliyor. Yâni me'mûra verildiği için ona haramdır. Memurdan başkasına verilen hediyye ise haram değil, bilâkis müstehaptır.

Hadîsin üçüncü rivâyetindeki : «Meleyen bir koyunu taşıyarak Allah'a kavuştuğunu ben mutlaka bileceğim!» cümlesi bâzı nüshalarda: «Sakın... meleyen bir koyun taşıyarak Allah'a kavuştuğunu görmeyeyim!»

şeklinde rivayet olunmuştur. Nitekim bundan önceki bâbtaki rivayetler de buna benzer şekilde idi. Kaadî Iyâz: «Bu rivayet daha meşhurdur; ama evvelkisi «Sahîh-i Müslim»in ekseri râvilerinin rivayetidir.» demiştir.

Hâvinin: «Bunu gözüm gördü; kulağım işitti.» demekten maksadı: Ben bunu yüzde yüz biliyorum; bildiğimde kat'iyyen şüphem yoktur, demektir.

Sevâd: Karaltı mânâsına gelir. Burada ondan maksat: Bariz şahıslar, birçok eşya ve hayvanlardır.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:


1- Me'murlann hükümet nâmına yaptıkları muamelelerde gelir ve giderleri bilinmek için hesab vermeleri îcâb eder.

2- Allah'ın iki veya daha fazla ismini anarak yemini te'kîd etmek caizdir.

3- Hâvinin veya herhangi bir sözü nakleden kimsenin —daha te'sîrli olur ümîdi ile— o sözü dinlerken beraber bulunduğu bir şahsı şâhid getirmesi caizdir.



30- (1833) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekf b. Cerrah rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Ebî Hâlid, Kay s b. Ebî Hâzim'den, o da Adiy b. Amirate'l-Kindî'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Kesûlüllah (Salİallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyu-, rurken işittim:

«Sîzden herhangi bir kimseyi biz me'mur ta'yîr» eder de bir iğneyi veya fazlasını bizden gizlerse bu hıyanet olur; kıyamet gününde onu getirir!»

Bunun üzerine Ensârdun siyah bir zât kalkarak onun yanına gitti. Onu hâlâ görür gibiyim. Ve :

— Yâ Resûlâllah! Vazifeni benden kabul eyle! Dedi. Efendimiz: «Sana ne oldu?» diye sordu.

— Seni şöyle şöyle derken işittim! Dedi. Resûlüllnh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ;

«Halbuki ben onu şimdi söylüyorum : Sizden kimi bir zekât işine memur tayın edersek onun azını çoğunu getirsin! Ondan kendisine ne verilirse alır; ne yasak edilirse vaz geçer!» buyurdular.



(...) Bu hadîsi bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babamla Muhammed b. Bişr rivayet ettiler. H.

Bana Muhammed b. Râfi' dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. Bu râvilerin hepsi: Bize İsmail bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etti; demişlerdir.



(...) Bu hadîsi bize İshâk b. İbrahim El-Hanialî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Fadl b. Mûsâ haber verdi. (Dedi ki) : Bize İsmâî! b. Ebî Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kays b. Ebî Hâzini haber verdi. (Dedi ki) : Ben Adiy b. Amîrate'l-Kindî'yi şunu söylerken işittim : Ben Resûlüllah 'i şöyle buyururken işittim...

Râvi, yukarıkilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.

Bu hadîs dahî hüküm itibârı ile yukarıki rivayetler gibidir. Râvile-rinden Adiy b. Amîra hakkında Kaadî I y âz: «Hadîs ricalinden kendisine Umeyra denilen bir kimse bilmiyoruz; bilâkis hepsi Amîra 'dır.» demiştir. Buna mukabil Nesâî'nin rivayetinde hem Umeyra hem de Amîra vardır.



8- Hükümdarlara Ma'siyetten Başka Hususta İtaatin Vacib, Ma'siyet Hususunda İtaatin Haram Kılınması Babı


31- (1834) Bana Züheyr b. Harb ile Hârûn b. Abdillâh rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Haccâc b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : İbnü Cüreyc şunu söyledi:

(Ey îmân edenler! Allah'a itaat edin! Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin!) [10] âyeti Abdullah b. Huzâîe b. Kays b. Adiy Es-Sehmî hakkında inmiş. Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) onu bir seriyyede göndermiş. Bana bunu Ya'lâ b. Müslim, Saîd b. Cübeyr'den, o da İbnî Abbâs'dan naklen haber verdi.

Bu hadîsi Buhâri «Tefsir» bahsinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizî «Cihâd»'da; Nesâî «Bey'at», «Siyer» ve «Tefsîr»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Âyet-i kerîme'de zikredilen ülül-emir onbir şekilde tefsir ve îzâh olunmuştur:

1- Bundan murâd âmirlerdir. İbni Abbâs, Ebû Hüreyre, îbni Zeyd ve Süddî 'nin kavilleri budur.

2- İkrime'ye göre ülülemir Hz. Ebû Bekir'le Ömer (Radiyallahu anh) 'dır.

3- Bundan murâd bütün ashâbdir. Mücâhid'in kavli budur.

4- Hulefâ-i râşidîn denilen dört halîfedir. Sa'1ebî'nin rivayetine göre Ebû Bekir El-Verrâk buna kail olmuştur.

5- Atâ' «Bütün Ensâr ve Muhacirlerdir.» demiştir.

6- Sahabe ve tâbiîndir.

7- îbni Keysân'a göre halkı idare eden akıllı kimselerdir.

8- Ulemâ ve fukahâdır, Câbir b. Abdillâh 'Radiyallahu anh) ile Hasan-ı Basrî ve Ebû'l-Âliye 'nin kavilleri budur.

9- Ülülemirden murâd seriyye kumandanlarıdır. Meymûn b. Mihrân, Mukaatil ve Kelbî 'nin kavilleri budur.

10- Mücâhid'in bir kavline göre ehl-i ilim ve ehl-i Kur'ân'dır. İmam Mâlik bu kavli tercih etmiştir.

11- Bu söz bütün iş başında olanlara âm ve şâmildir; sahih olan da budur.

Abdullah b. Huzâfe (Radiyallahu anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz bir seriyyeye kumandan tâyîn etmiş; askerlere ona itaat etmelerini emir buyurmuş. Abdullah (Radiyallahu anh) askerlerine kızarak:

— Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tana itaat etmenizi emir bu-yurmadı mı? Demiş. Askerler:

— Evet! Emir buyurdu! cevâbını vermişler.

— Öyle ise bana odun toplayın! Emrini vermiş. Onlar da odun toplamışlar.

— Ateş yakın! Demiş. Yakmışlar:

— Bu ateşe girin! Demiş. Hemen girmek İstemişler. Fakat bazıları arkadaşlarını tutarak:

— Biz Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemi'e ancak ateşten kaçtık! Demişler. Ve ateş sönünceye kadar bu minval üzere durmuşlar. Hz. Abdullah'ın da öfkesi geçmiş.

Bu hâdise Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kulağına eriştiğinde :

«Ona girseler kıyamet gününe kadar çıkamazlardı! İtaat ancak meşru olan bir şey hakkındadır!» buyurmuşlar. Bunun üzerine itaat âyeti inmiş.

Fakat Dâvûdî, îbni Abbâs Hazretlerinden rivayet edilen bu kavle i'tirâz etmiş; bunun İbni Abbâs 'dan başkası tarafından bir vehim olduğun bildirdikten sonra şunları söylemiştir: «Çünkü bu kavilde bir şeyi o şeyin zıddı mânâya hamletmek vardır. Bu hadiste bahsedilen husus, Peygamber fSallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in orada söylediğinin aksinedir. Orada : İtaat ancak meşru' olan bir şey hususundadır! buyurmuştu. Abdullah ordu kumandanı olarak gazaya çıkmıştı. Derken kızdı. Ateş yaktılar. Ve : Bu ateşe girin! diye emir verdi. Askerin bazıları bundan çekindi; bir takımları girmek istediler...

Eğer âyet önceden indi ise nasıl oluyor da başkalarını bırakıp tâat hususunda Abdullah b. Huzâfe'ye mahsus oluyor! Şayet bu hâdiseden sonra indi ise unutmamalı ki, Abdu11ah'm askerlerine sâdece itaat ancak meşru' olan şey hususundadır denilmiş; ona niçin itaat etmediniz? denilmemiştir...»

Dâvûdîye şöyle cevâp verilmiştir : «Abdullah b. Huzâfe kıssasından murâd :

«Eğer bir şeyde münakaşa ederseniz onu Allah'a ve Resule arzediverin!» [11] âyetidir. Hz. Abdu11ah'in seriyyesine gereken de bu idi. Kendimizi ateşe atalım mı atmayalım mı diye münaza'a ederken meseleyi Allah ve Resulüne irca' edeceklerdi. Onlar bunu yapmadılar; âyet onun için inmiştir.»



32- (1835) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muğîra b. Abdirrahman El-Hızânıî, Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'ruc'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdi.

«Kim bana itaat ederse Allah'a itaat etmiş; ve her kim bana İsyan ederse Allah'a isyan etmiş olur. Bir de kim âmire itaat ederse bana itaat etmiş; kim âmire isyan ederse bana isyan etmiş olur!» buyurmuşlar.



(...) Bu hadîsi bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Uyeyne, Ebû'z-Zinâd'dan bu isnâd ile rivayet etti. Ama «kim âmire isyan ederse bana isyan etmiş olur!» cümlesini anmadı.



33- (...) Bana Harmele b. Yahya dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, kendisine haber veren İbni Şİhâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bize Ebû Seleme b. Ab-dirrahmân, Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) den naklen rivayet etti kî:

«Kİm bana İtaat ederse Allah'a itaat etmiş; her kim bana isyan ederse Allah'a isyan etmiş olur; ve kim benim e mîrîme itaat ederse bana itaat etmiş; her kim benim emîrime İsyan ederse bana isyan etmiş olur!» buyurmuşlar.



(...) Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mek-kî b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Cüreyc, Ziyâd'dan, o da İbni Şİhâb'dan, naklen rivayet etti ki, ona da Ebû Seleme b. Abdir-rahmân haber vermiş ki, kendisi Ebû Hüreyre'yİ Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular... diyerek tamamiyle yukarıki hadisin mislini rivayet ederken dinlemiş.



(...) Bana Ebû Kâmil El-Cahderî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Yâlâ b. Atâ'dan, o da Ebû Alkame'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebû Hüreyre ağzından ağzıma rivayet etti. (Dedi ki) : Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'den dinledim. H.

Bana Ubeydullah b. Muâz dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. Her iki râvi demişler kî: Bize Şu'be, Ya'lâ b. Atâ'dan rivayet etti. Ö da Ebû Alkame'den, o da Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'Acn nakleden Ebû Hüreyre'den yukarıkilerin hadîsi gibi dinlemiş.



(...) Bize Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-razzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebhih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamfcer (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen yukarıkilerirı hadîsi gibi rivayette bulundu.



34- (...) Bana Ebû't-Tahir dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize lbnü Vehb, Hayve'den, naklen haber verdi ki, ona da Ebû Hüreyre'nin âzâd-hsi Ebû Yûnus rivayet etmiş. (Demiş ki) : Ebû Hüreyre'yi, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den naklen bunu rivayet ederken işittim. Ama: «Kim emîre itaat ederse» dedi. «Benim emîrime» demedi.

Hem mâ m'in Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği hadîsinde de böyledir.

Bu hadîsi Buhâri «Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir. Hadîs-i Şerif:

«Kİm Peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur!» [12] âyet-i kerîmesinden alınmıştır. Çünkü Cenâb-ı Hak Peygamberine itaat olunmasını emir buyurmuştur. Binâenaleyh ona itaat eden Allah'a da itaat etmiş olur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'de âmire itaati emretmiştir,

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin âmirlere itaate son derece ehemmiyet vererek bunu kendine yapılan itaat mertebesine yükseltmesine sebep olarak Hattâbî şunları söylemiştir: «Gerek Kurys, gerekse onların peşinden gelen Araplar emirlik nedir bilmezler; kendi kabileleri reislerinden başka kimseyi tanımazlardı. İslâmiyet gelerek kendilerine emirler tâyin edilince bunu hazmedemediler. Hattâ bâzısı itaatten çekindi. Bunun üzerrhe Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) âmirlere itaat etmenin kendisine yapılan itaate, isyanın da kendisine yapılan isyana bağlı olduğunu bildirerek onları âmirlerine itaate teşvik buyurmuş; bu suretle tefrikanın önüne geçmiştir.»



35- (1836) Bize Saîd b. Mansûr ile Kuteybe b. Saîd ikisi birden Ya'kûb'dan rivayet ettiler. Saîd (Dedi ki) : Bize Ya'kûb b. Abdirrahmân, Ebû Hâzim'den, o da Ebû Salih Es-Semmân'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet eyledi. (Şöyle demiş): Resûlüllah (Sallallah'û Aleyhi ve Seliem):

«Darlığında, varlığında; neşatlı zamanında, kederli zamanında ve dünya işlerinin sana tercih edildiğinde dinleyip itaat etmelisin!» buyurdular.

Menşât ve mekrah kelimeleri mimli masdar yahut ismi zaman veya ismi mekândırlar. Biz bunları ismi zaman olarak terceme ettik.

Esera yahut üsra veya isra: Dünya işlerinde yalnız kendini düşünüp tercih etmektir. Hadîsin mânâsı: «Âmirler, kendilerinde olan haklarınızı vermeyip benimseseler bile siz yine onları dinleyip itaat edin!» demektir.

Bu babın bütün hadîsleri âmire itaat hakkındadır. Sebebi de müslü-manların birliğini korumaktır. Çünkü tefrika dîn ve dünyalarının fesadına bâdı olur. [13]



36- (1837) Bize Ebû Bekir b. EM Şeybe ile Abdullah b. Berrâd El-Eş'arî ve Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni İdris, Şu'be'den, o da Ebû İmrân'dan, o da Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebû Zerr'-den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

— Dostum bana dinleyip itaat etmemi vasiyyet etti. Velevki (âmir) kolları, bacakları kesilmiş bir köle olsun!



(...) Bize Muhamnıed b. Bcşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-lıa inme d b. Ca'fer rivayet etti. H.

Bize İshâk dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Nadr b. Şümcyl haber verdi. Bu râvİter hep birden Şu'be'den, o da Ebû İmrân'dan bu isnâdla rivayette bulunmuşlar: Ve ikisi de hadîste: «Velev kolları, bacakları kesilmiş Ha beşli bir köle olsun!» demişlerdir.



(...) Bize bu hadîsi Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ebû İmrân'dan bu isnâdla İbni İdrîs'in dediği gibi «Velev kolları, bacakları kesilmiş bir köle olsun!» şeklinde rivayet etti.



37- (1838) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Yahya b. Husayn'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Nenemden rivayet ederken işittim. O da Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve SeUem)'i veda' haccında hutbe okurken dinlemiş:

«Üzerlerinize, sizi Allah'ın kitabı ile yöneten bîr köle bile vali tâyîn edilse onu dinleyin ve itaat edin!» buyuruyormuş.



(...) Bu hadîsi bize İbni Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer ile Abdurrahmân b. Mehdî, Şu'be'den bu isnâdla rivayet ettiler. O «Habeşli bir köle olsa da!» demiş.



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' b. Cerrah, Şubeden bu isnâdla rivayet etti. O: «Kolları, bacakları kesilmiş Habeşli bir köle bile olsa!» demiş.



(...) Bize Abdurrahmân b. Bişr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bchz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be bu isnâdla rivayette bulundu. Ama «Kolları, bacakları kesilmiş Habeşli» ibaresini anmadı da, onun Resûlüliah (Sailallahü Aleyhi ve Sellempi Mina'da veya Arafât'da dinlediğini ziyade etti.



(...) Bana Seleme b. Şebîb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasen b. A'yen rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'kıl, Zeyd b. Ebî Üneyse'den, o da Yahya b. Husayn'dan, o da nenesi Ümmü'l-Husayn'daıı naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Onu şunları söylerken işittim :

Veda1 bacanda Resûlüliah (Sailallahü Aleyhi ve SeUem)*\e beraber hacc ettim. Resûlüliah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) çok sözler söyledi. Sonra onu:

«Üzerinize, sizi Allah'ın kitabı ile yönetecek kolları bacakları kesilmiş —zannederim siyah dedi— bir köle vâlî tâyin edilse, onu dinleyin ve itaat buyururken işittim.



38- (1839) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ley s, Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)''den naklen rivayet etti ki:

«Müslüman bir kimseye sevdiği, sevmediği (her) hususta (âmirini) dinleyip itaat etmek gerekir. Meğer ki, kendisine ma'sıyet emredile! Eğer ma1-sıyet emredilirse ne dinlemek vardır, ne de itaat!» buyurmuşlar.



(...) Bu hadisi bize Ziiheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Yahya —ki El-Kattân'dır— rivayet etti. H.

Bize İbnü Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet dtı. Her iki râvi Ubeydullah'dan bu Un adla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

Bu son hadîsi yâni îbni Ömer (Radiyallahuynh) rivayetini Buhâri -Cihâd» ve «Ahkâm* bahislerinde; Ebû Dâvûd «Cihâd»'da tahrîc etmişlerdir.

Halîl: Dost demektir. Hz. Ebû Zerr'in bu sözden muradı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemydir. Yâni Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona vasiyyette bulunmuş ve âmiri kollan, bacakları kesilmiş bir köle bile olsa ona itaat etmesini söylemiştir.

Kolları, bacakları kesik köleden murâd: Onun beş para etmeyen en kıymetsiz bir köle olduğunu anlatmaktır. Yâni âmirin soyu, sülâlesi alçak da olsa kendisine itaat etmek vaciptir. Şu kadar var ki itaat olunmak için günah olan bir şeyi emretmemesi şarttır. Dînen yasak olan bir şeyi emrederse kendisine itaat edilmeyeceği yine bu hadîslerde beyan Duyurulmuştur.

Nevevî diyor ki: «Kölenin amirliği kendisini hükümdarlardan biri tâyîn ettiği yahut memleket idaresini kuvveti ve tâbi'leri ile ele geçirdiği zaman tasavvur olunur. Yoksa onu seçerek doğrudan doğruya âmir tâyîn etmek caiz değildir. Emirliğin şartı hür olmaktır.»



39- (1840) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşfâr rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Zübeyd'den, o da Sa'd b. Ubeyde'den, o da Ebû Abdirrahmân'dan, o da Alî'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) bîr ordu göndermiş ve üzerlerine bir zâtı kumandan tâyin etmiş. Bunlar bir ateş yakmışlar. Kumandan :

— Bu ateşe girin! Demiş. Bunun üzerine bir takım kimseler ateşe girmek istemiş; diğerleri:

— Biı bundan kaçtık! Demişler. Bu iş Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellemfe söylenince, ateşe girmek isteyenlere:

«Ona girseydİniz kıyamet gününe kadar onun içinde kalırdınız!» buyurmuş, ötekilere de güzel sözler söylemiş. Ve :

«Allah'a isyan hususunda itaat yoktur. İtaat ancak meşru* (olan bir şey hususun) dadır.» buyurmuşlar.



40- (...) Bize Muhammed b. Afcdillâh b. Nümeyr ile Züheyr b. Harb ve Ebû Saîd El-Eşecc de rivayet ettiler. Lâfızda birbirlerine yakındırlar. (Dediler ki) : Bize Vekî' rivayet e.tti. (Dedi ki) : Bize A'meş, Sa'd b. Ubeyde'den, o da Ebû Abdirrahmân'dan, o da Alî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Resûlüllah (SallaUahü A leyhi ve Sellem) bir seriyye gönderdi. Üzerlerine de Ensâr'dan bir zâtı kumandan tâyîn etti. Ve onlara bu zâtı dinleyip kendisine itaat etmelerini emir buyurdu. Derken bu zâtı kızdırdılar. O da :

— Bana odun toplayın! Dedi. Hemen topladılar. Spnra :

— Bir ateş yakın! Dedi. Yaktılar. Sonra:

— Size Resûlüllah t Sal lalİahii Aleyhi ve Selleın) beni dinleyip itaat etmenizi emir buyurmadı mı? Dedi.

— Evet, buyurdu! cevâbını verdiler,

— Öyle ise bu ateşe girin! Dedi. Bunun üzerine askerler birbirlerine bakıştılar. Ve:

— Biz Resûlüllah ıSallallahü Aleyhi ve SeUem)%e ancak ateşten kaçtık! Dediler. Hakîkaten öyle yapmışlardı. Kumandanın Öfkesi de yatıştı; ve ateş söndürüldü. Döndükleri vakit buıu Peygamber (SallaUahii Aleyhi ve Sellemye söylediler de:

«Ona girseler {bir daha) çıkamazlardı. Tâat ancak meşru' (olan bir şey) hususundadır!» buyurdular.



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şey be de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' ile Ebû Muâviyc, A'meş'den bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etti.

Bu hadîsi Buhâ ri «Megâzî» ve «Ahkâm» bahislerinde; Ebû Dâvûd Cihâd»'da; Nesâî «Bey'at ve «Siyer»'de tahrîc etmişlerdir.

Kumandanın askerlerini yakmak istemesi bâzı ulemâya göre şakadır. Bir takımları onları denemek istediğini söylemişlerdir. Nitekim gülerek : «Ben sizi denemek istedim!» dediği rivayet olunmuştur. Bu zâtın Abdullah b. Huzâfe olduğunu iddia edenler olmuşsa da Neve-v î bunu zayıf bulmuştur. Zîra hadîsin ikinci rivayetinde kumandanın Ensâr'dan bir zât olduğu bildirilmiştir ki, bu da onun başka biri olduğunu gösterir.

«Ona girseler (bir daha) çıkamazlardı.» cümlesi hakkında Dâvû-d î şunları söylemiştir: «Bundan murâd: Dünya ateşidir. Çünkü onun yakması ile hepsi ölür; kimse sağ kalmazdı. Maksat cehennem ateşi ve onda ebedî kalmaları değildir.»

Hadîs-i şerîf, ma'siyet hususunda âmire itaat edilmeyeceğine, itaatin sâdece meşru hususatta lâzım geleceğine delildir.



41- (1709) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet elti. (Dedi ki) : Abdullah b. İdrîs, Yahya b. Saîd ile Ubeydulluh b. Ömer'den, onlar da Ubâde b. Velîd b. Ubâde'den. o da babasından, o da dedesinden naklen rivayet etti. Şöyle demiş :

Biz Resûlülialı (Sallailahii Aleyhi ve SellenD'o darlıkta, varlıkta, ncşatlı ve kederli zamanlarımızda, bize tercih yapıldığında dinleyip itaat etmeye, emirlik hususunda ehil olanlu kavga etmemeye ve nerede olsak hakkı söyleyeceğimize, Allah hakkında hiç bir kınayıcının zemininden korkmayacağımıza bey'at ettik.



(...) Bu hadîsi bize İbnti Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah (yâni İbni İdrîs) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Aclâıı ile Ubeydullah b. Ömer ve Yahya b. Saîd, Ubâde b. Velîd'den bu isnâdda hu hadîsin mislini rivayet ettiler.



(...) Bize İbııü Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülâzîz (yâni Derâverdî) Yezîd'den —ki İbnül'-Hâd'dır—, o da Ubâde b. Velîd b. Ubâde b. Sâmiı'den, o da babasından naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki) : Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)*c bey'at ettik... Râvi, İbni İdrîs'in hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.



42- (...) Bize Ahmed b. Abdirrahmân b. Vehb b. Müslim rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Amcam Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Amr b. Haris rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Bükeyr, Büsr b. Saîd'-den, o da Cünâde b. EM Ümeyye'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş :

Ubâde b. Sami t hasta iken yanına girdik. Ve : Allah iyiliğini versin! Bize Resûlüllah (SallaHahü Aleyhi ve Sellem)'den işittiğin bir hadîs rivayet et ki, Allah onunla fayda versin! Dedik. Bunun üzerine şunu söyledi:

— Resûlüllah (Salla lahü Aleyhi ve Sellem) bizi davet etti. Biz de kendisine bey'at ettik. Bizden aldığı sözler arasında : Neşatlı zamanımızda, kederli zamanımızda, darlığımızda, varlığımızda, üzerimize tercih yapıldığında dinleyip itaat etmeye ve emirlik hususunda ehil olanla kavga etmeyeceğimize dâir aldığı bey'at da vardı. Ubâde :

— Ancak hakkında elinizde Allah'tan bir hüccet bulunan aşikâr bir küfür görürseniz o başka!» dedi.

Bu hadîsi Buhâri «Fften» bahsinde tahrîc etmiştir.

Hadîsin mânâsı şudur: îş başında bulunan âmirlerle onların vazifeleri hakkında kavga ve kemlilerine i'tirâz etmeyin! Meğer ki onların, İslâm kaidelerine göre muhakkak münker sayıldığını bildiğiniz bir kötülüğünü göresiniz! Böyle bir şey görürseniz bunu reddedin! Ve her yerde hakkı söyleyin! Ümerâ fâsik ve zâlim bile olsalar onlara karşı çıkarak kendileri ile harp etmek bütün ulemânın ittifakı ile haramdır. Bu bâbda birçok hadîsler vardır. Ehl-i sünnet ulemâsına göre hükümdar fâsıklığın-dan dolayı ma'zul olmaz. Zîra netîce kan dökmeye ve çeşitli fitnelere müncer olacağı için azlindeki mefsedet, yerinde kalmasındaki zarardan daha çok olur.

Kaadî Iyâz'in beyânına göre ulemâ kâfirden müslümanlara hükümdar olamayacağına hattâ evvelce müslümanken sonradan kâfir olsa azledilmiş sayılacağına ittifak etmişlerdir. Namaz kılmayanın hükmü de budur.

Hadis-i Şerif emir bilma’ruf’unfarz olduğuna da delildir. Nevevi diyor ki: “Ulema onun farz-ı kifaye olduğuna ittifak etmişlerdir. Bir kimse bu hususta canından, malından veya başkasının canından olacağından korkarsa eli ile ve dili ile bu vazifeyi yapmak ondan sakıt olur. Ona sadece kalbi ile kerih görmek vacib olur. Bizim mezhebimizle cumhurun mezhebi budur.



9- «Kumandan Bir Kalkandır. Arkasında Harb Edilir; ve Onunla Korunulur.» Hadisi Babı


43- (1041) Bize îbrâhîm Müslim'den rivayet etti. (Demiş ki): Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şebâbe rivayet etti. (Dedi ki): Bana Verkaa EbuJz-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti.

«Kumandan ancak bir kalkandır. Arkasında harb edîür; ve onunla ko-runulur. Eğer Allah azze ve celleden korunmayı emreder ve adalet gösterirse bununla kendisine ecîr verilir; bundan başka bir şey emrederse ondan gelen aleyhine olur.» buyurmuşlar.

Bu hadisi İbrahim b. Süfyân, Müslim 'den işitmemiş; onun kendisinden icazet yolu ile rivayet etmiştir, «an Müslim» demesi bundandır. Mukaddimede bu hususta söz geçmişti.

Kumandanın kalkan gibi olması düşmana karşı durup müslümanlan kırdırmadığı ve İnsanlar onun satvetinden korkarak kendisinden çekindikleri ciheti iledir.

Arkasında harb edilmekten murâd : Onunla beraber olup düşmanla harb etmektir.



10- Halifelerin Bey'atına Sıralarına Göre Riayetin Vacib Olması Babı


44- (1842) Bize Muhammed b, Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Furât EI-Kazzâz'-dan, o da Ebû Hâzim'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Ebû Hüreyre ile beş sene düşüp kalktım. Ve onu Peygamber (Sallalldhü Aleyhi ve Sel-lera) 'den hadîs rivayet ederken dinledim. Şöyle buyurmuşlar :

«Beni İsrail'i Peygamberler İdare ederdi. Bir peygamber vefat etti mi yerine (başka) bîr peygamber geçerdi. Şu muhakkaktır ki, benden sonra peygamber yoktur. Ama halîfeler gelecek hem de çok olacaklardır. Ashab:

— O halde bize ne emredersin? demişler.

«Birinciye ve ondan sonra gelene (sıra İle) yaptığınız bey'atı tutun! Onlara haklarını verin! Çünkü Allah raiyye yaptığı kimselerden dolayı onlara suâl soracaktır!» buyurmuş.



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Abdullah b. Berrâd El-Eş'ârî rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Abdullah b. İdrîs, Hasen b. Furât'dan, o da babasından bu hadîsin mislini rivayet etti.

Bu hadîsi Buharı «Kitâbü'l-Enbiyâ» da; îbnî Mâce «Ci-hâd» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Hadîs-i şerif istikbâle âid vukuatı haber veren bir mu'cizedir. Mânası şudur:

Bir halîfeye bey'at edildikten sonra ikinci bir halîfeye de bey'at olunursa, birinciye yapılan bey'at sahihtir. Ona verilen sözde durmak icab eder. İkinciye yapılan bey'at bâtıldır. Ona verilen sözü tutmak haram olduğu gibi o şahsın, hilâfeti istemesi de haramdır. Bu hususta ikinci halîfeye rey verenlerin birincinin halîfe seçildiğini bilip bilmemeleri İle seçilen halîfelerin ikisine de bir şehirden veya ayrı ayrı yerlerden olmaları hükmü değiştirmez. Nevevî : «Bizim ulemamızla cumhuru ulemanın mezhepleri budur; doğrusu da budur!» diyor. .-, Bâzılar : «Eski halîfenin hemşehrisi olan zât halîfe olur.» demiş; bir takımları da halifelik isteyen iki zâtın kur'a çekileceğim söylemîşlerse de Nevevî bu iki kavlin fâsid olduğunu bildirdikten sonra şunları söylemiştir: «İslâm diyarı genişlesin genişlemesin bir asırda iki halîfeye bey'at caiz olmayacağına ulemâ ittifak etmişlerdir...»

Hadîs-i şerif ölen bir kimse için «helak oldu» demenin caiz olduğuna da delâlet etmektedir. Bu hususta Kur'ân ve sünnette bir çok misâller vardır.



45- (1843) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'I-Ahvas ile Vekî' rivayet ettiler. H.

Bana Ebû Saîd El-Eşecc de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî' rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb ile tbnü Nümeyr dahî rivayet ettiler. (Dediler ki). Bize Ebû Muâviye rivayet etti. H.

Bize İshak b. İbrahim ile Aliy b. Haşrem de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Cerîr, A'meş'den,.o da Zeyd b. Vehb'den, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. Söylememiş: Resulüllah (Salîüîlahü Aleyhi ev Sellem):

«Mesele şu ki : benden sonra kayırma ve kabul edemeyeceğiniz işler olacaktır.» buyurdu. Ashâb :

«— Yâ Resulâllah! Bizden buna yetişene ne emredersin? Dediler :

«Borcunuz olan hakkı edâ edersiniz; lehinize olanı da Allah'dan İstersiniz.» buyurdular,

Bu hadîsi Buharı «Menâkıb» ve «Fiten» bahislerinde; Tirmizî'de «Kitâbül-Fiten» de tahrîc etmişlerdir.

Eseranm mânâsını ve okunuş şekillerim az yukarıda görmüştük. Burada ondan murâd : âmirlerin Beytülmâle aid mallan benimseyip kayırmalarıdır.

Bu hadîs dahî Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimizin mucizelerinden biridir.

Nevevî : «Bu ihbar tekrar tekrar vuku bulmuştur.» diyor.

Hadîs-i şerîf âmirleri dinleyip itaat etmeye, onlar zâlim bile olsalar haklan olan itaati kendilerine göstermeye teşvik etmektedir.

«Lehinize olanı da Allah'dan istersiniz!» cümlesinden murâd : Zâlim âmirlerin ıslâhı ve serlerinin defi için Allah'a niyazda bulunursunuz demektir.



46- (1844) Bize Zühcyr b. Harb ile İshâk b. tbrahîm rivayet ettiler. (İshâk: Bize haber verdi tâbirini kullandı.) Züheyr: Bize Cerîr, A'meş'den, o da Zeyd b. Vehb'den, o da Abdurı'ahmân b. Abdi Rabbil-kâbe'den naklen rivayet etti dedi. Abdurrahnıân şöyle demiş:

Mescid» girdim. Bir de baktım Abdullah b. Amr b. As Kâtenin gölgesinde oturuyor! İnsanlar başına toplanmışlar: Ben de yanlarına gelerek onu dinlemeye oturdum. Şunları söyledi :

— Bir seferde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîîem) ile beraberdik. Bir menzile indik. Kimimiz çadırını düzeltiyor; Kimimiz ok atma yarışı yapıyor; bâzılarımız da mer'adaki hayvanlarının başında bulunuyordu. Derken Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in münâdîsi: Namaza toplan! Diye seslendi. Biz de Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanma toplandık. Şunları söyledi :

«Gerçekten benden önce hiç bîr peygamber geçmemiştir ki. bildiklerinin hayırlısını ümmeMne göstermesi ve bildiklerinin kötüsünden onları sakındırması boynuna borç olmasın! Şüphesiz sîzin şu ümmetinizin afiyeti evveline verilmiştir. Ahirine belâ ve yadırgadıkları bir takım şeyler İsabet edecektir. Bir fitne gelecek ki bazısı bazısını hafifletecek! Öyle fitne gelecek, mü'mîn: Bu benim helâkimdir diyecek! Sonra açılacak. Fİtne gelecek, mü'-mîn: Bu budur diyecek! İmdi kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulmak İsterse ecel! Allah'a ve âhiret gününe îmân etfîği hâlde gelsin. Ve insanlara kendine yapılmasını dilediği şeyi yapsın! Bîr kimse bîr hükümdara bey'at eder de ona saklayan elini ve kalbinin semeresini verirse elinden geldiği fakdîrde hemen ona itaat etsin! Başka bîri gelir de onunla çekişirse o gelenin boynunu vuruverîn!»

Ben Abduîlaha yaklaşarak: Allah aşkına! Bunu Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den sen mi işittin? Dedim. Bunun üzerine iki eli île kulaklarına ve kalbine uzandı. Ve: onu iki kulağım işitti; kalbim de belledi. Dedi. Ben kendisine:

— İşte amcan oğlu Muâviye! Bize mallarımızı aramızda bâtılla yememizi ve kendimizi Öldürmemizi emrediyor; halbuki Allah :

Ey îmân edenler! Kendi aranızda mallarınızı bâtıla yemeyin! Meğer ki, sizin rızanızla bir ticaret ola! Kendinizi de öldürmeyin! Şüphesiz kî Allah size acıyıcıdır. [14] buyuruyor. Dedim. Biraz sustu. Sonra:

— Sen ona Allah'a itaat hususunda itaat; Allah'a isyan hususunda da isyan et! Dedi.



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İbnü Nümeyr ve Ebû Saîd El-Eşecc de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Vekî, rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye rivayet etti. Her iki râvî A'meş'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.



47- (...) Bana Muhammed b. Râ£i' dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'l-Münzir İsmail b. Ömer rivayet etti. (Dedi ki); Bize Yûnus b. Ebî İshâk El-Hemdânî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Ebî's-Sefer, Amir.den, o da Abdurrahman b. Abdi Kabbilkâ'beti's-SâidiJden [15] naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Ben kâ^benin yanında bir cemâat gördüm... Ve râvî hadîsi A'meş'in hadîsi gibi rivayet etmiştir.

Kaadî Iyaz ekseriyetle râvîlerden onu «yürakkıku» şeklinde rivayet etmiştir, ki :

«Birbirini inceltecek yânı hafifletecek; çünkü sonraki evvelkinden daha büyük olacaktır.» manasınadır. Mâmâfîh bu kelimenin «birbirine benzer» ve «birbirine karışır da gidip gelir» mânâlarına geldiğini söyleyenler olduğu gibi «bir birini iter» demek olduğunu iddia edenler de olmuştur.

«Feyerfuku» fayda verir; yardım eder demektir. «Feyedfikıo ise iter ve döker mânâlarına gelir.

«Ve insanlara kendine yapılmasını dilediği şeyi yapsın!» cümlesi ce-vâmiulkelimdendir. (Yânî sözü az, mânâsı çok olan cümlelerdendir.)

Bunlar Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) efendimize mahsustur. Bu cümle mühim bir kaidedir. Müslüman buna dikkat etmeli ve kendisine ne yapılmasını isterse başkalarına da onu yapmalıdır.

«İşte amcan oğlu Muâviye! Bize mallarımızı aramızda bâtılla yememizi ve kendimizi öldürmemizi emrediyor...» ifadesinden maksad şudur; Bu zât Abdullah b. Am'r'm sözlerini dinleyip birinci halîfeye itaatin lüzumunu, onunla çekişen ikincinin Öldürülmesi îcâbettiğini anlayınca bu vasfın Hz. Muâviye'de de -bulunduğunu düşünmüştür. Çünkü evvelâ Hz. A1î'ye bey'at edilmiş; Muâviye sonradan ona muarız çıkmıştır. O halde Muâviye 'nin Hz. Ali île yaptığı muharebede askerlerine sarf ettiği para ve erzak, malı bâtılla yemektir. Muâviye 'nin Alî (Radiyallahu anh) ile harbetmesi de haksız yere insan öldürmektir... Hz. Abdullah buna bir müddet susarak düşündükten sonra cevâp vermiş; ve Muâviye (Radiyallahu anh) m Allah'a itaat hususundaki emirlerine itaat etmesini; Allah'a ısyân için emir verirse İtaat değil kendisine isyan etmesini tavsiye etmiştir. Bu gösterir ki, tâyin ve bey'at olmaksızın zorla hükümdar olan bir kimseye itaat da vâcibtir.



11- Valilerin Zulmü ve Kayırması Anında Sabır Emredilmesi Babı


48- (1845) Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize ŞuTje rivayet etti. (Dedi ki): Katâde'yi, Enes b. Mâlik'den, o da Üseyd b. Hudayr'dan naklen rivayet ederken dinledim, ki Ensâr'dan bir zât Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) Jle baş başa kalarak:

— Filânı vâlî tâyin ettiğin gibi beni de tayin etmez raisin? Demiş. Bunun üzerine :

«Gerçekten sîz benden sonra bîr kayırmaya rastlayacaksınız. Ama Havz üzerinde bana kavuşuncaya kadar sabredin!» buyurmuşlar.



(...) Bana Yahya b. Habîb El-Hârisî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid (yânı İbniTHâris) rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be b. Haccâc, Katâde'den rivayet etti. (Demiş ki): Ben Enes'i, Üseyd b. Hudayr'dan naklen rivayet ederken dinledim kî, Ensâr'dan bir zât Resûlüllah (Sal-îallahü Aleyhi ve Sellem) 'le baş başa kalmış...

Râvî yukarıki lıadîs gibi rivayette bulunmuştur.



(...) Bu hadîsi bana Ubeydullah b. Muâz dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be bu isnadla rivayet etti. Ama :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'Ie baş başa kaldı.» demedi.

Bu hadîsi Buharî «Fiten» ve «Menâkıbu'l-Ensâr» bahislerinde; Tirmizi «Fiten» de; Nesâi «Menâkıb» bahsinde muhtelif râvîtlerden tahric etmişlerdir. Ensârînin «filânı vâlî tâyîn ettiğin gibi...» diyerek örnek gösterdiği zâtın Amr b. Âs (Radiyallahu anh) olduğu söylenir.

Resûlüllah (Sallallahü. Aleyhi ve Sellem) bu hadîsde dahî gâibten haber vermek sureti ile mu'cize göstermiş; netice onun haber verdiği gibi çıkmıştır. Buradaki kayırmadan'.murâd vâlî ve âmirlerin kenidlerine devletten mal kayırıp başkalarına vermemeleridir. Havzdan murâd: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'İn âhiretteki Havz-ı Kevseridir.



12- Başkalarının Haklarını Vermeseler de Âmirlere İtaat Gerektiğine Dair Bir Bab


49- (1846) Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet etliler (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize ŞırTıe, Sinıâk h. Harb'dan, o da Alkame b. Vâil EI-Hadramî'den, o da babasından naklen rivayet etti. Şöyle demiş ;

Seleme b. Yezîd el-Cu'fî Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e suâl sorarak :

— Yâ Nebiyyallah! Lütfen söyle! Başımıza kendi haklarını bizden isteyen fakat bizim hakkımızı bize vermeyen âmirler gelirse bize ne emir buyurursun? Dedi.

O kendisinden yüzünü çevirdi. Sonra tekrar sordu. Yine ondan yüzünü çevirdi. Sonra ikincide veya üçüncüde ona tekrar sordu, da Eş'as b. Kays onu çekti. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de :

«Dinleyin ve itat edin! Onlara ancak yüklendikleri, size de yüklendikleriniz vardır.»



50- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şebabe rivyâet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Simâk'den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etti. Ve şöyle dedi: «Onu hemen Eş'as b. Kays çekti. Resûlüllah (Saîlaüahü Aleyhi ve Seîlem) de ;

Dinleyin ve itaat edin! Onlara ancak yüklendikleri, size de yüklendiğiniz vardır! Buyurdu.»

«Onlara ancak yüklendikleri; size de yüklendikleriniz vardır.» cümlesi «Dinleyin ve itaat edin!» emrinin ta'lîlidir. Yânı onlara vâcib olan şey adalet göstermek ve ahâlînin haklarını vermektir. Onlar bununla mükelleftirler. Yapamazlarsa vebali onlaradır. Size gelince: sizin mükellef olduğumuz husus dinleyip itaat etmek ve başkalarının haklarını vermektir. Üzerinize düşeni yaparsanız Allah sevabınızı verir; demektir.

Bu hadis dahî yukankiler gibi âmirlerin zulmüne sabr ve tehammül gerektiğine delildir. Zulümleri sebebi ile onlara îtâat sakıt olmaz.



13- Fitneler Zuhür Ettiğinde ve Her Halde Müslümanların Cemaatine Devamın Vücubu İle İtaate Karşı Çıkmanın ve Cemaatten Ayrılmanın Haram Kılınması Babı


51- (1847) Bana Mııhammed b. Müsennâ rivâvet etti. (Dedi ki); Bize Velîd b. Müslim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân b. Ye-zîd b. Câbir rivayet etti. (Dedi ki): Bana Büst b. Ubeydullab. El-Hadramî rivayet etti ki, kendisi Ebû tdrîs EI-Havlânî'yi şunu Söylerken işitmiş: Ben Huzeyfe b. Yemân'ı şöyle derken dinledim :

İnsanlar Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) 'e .Bayrı soruyor; ben de başıma gelir korkusu ile ona şerri soruyordum. Ve :

— Yâ Resulâllah! Biz câhiliyyet ve kötülük içinde idik. Sonra iAllah bize bu hayrı getirdi. Acaba bu hayırdan sonra şerr var mı? Dedim.

«Evet!» cevâbını verdi.

— Ya bu şerrden sonra bir hayır olacak mı? Dedim. «Evet! Ama onda duman olacaktır!» buyurdu. Ben :

— Onun dumanı nedir? Dedim.

«Benim sünnetimden başka yo! tutan; benim yolumdan başka yolda giden bir kavım! Onların kimini tanıyacak; kimini yadırgayacaksın!» buyurdu. Ben :

— Bu hayırdan sonra bir şerr olacak mı? Diye sordum.

«Evet! Cehennemin kapılarında bir takım dellâllar!.. Cehenneme gitmek üzere bunlara kim İcabet ederse onu oraya atarlar.» buyurdu. Ben :

— Yâ Resulâllah! Onlan bize tavsif eyle! Dedim.

«Evet! Bizim aşiretimizden bir kavim! Btzİm dilimizle de konuşurlar!» buyurdu.

— Yâ Resulâllah! Bu başıma gelirse ne buyurursun? Dedim,

«Müslümanların cemaati ile imamından ayrılmazsın!» buyurdu. (Ben tekrar) :"

— Şayet cemaatleri ve imanları yoksa? Dedim.

«Bu fırkaların hepsinden uzaklaş! Velev bir ağacın kütüğünü ısırıp bu halde iken ecel sana yetişsin!» buyurdular.



52- (...) Bana Muhammed b. Sehl b. Asker Et-Temimî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Hassan rivayet etti. H.

Bize Abdullah b. Abdirrahmân Ed-Dârimî dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya —ki İbni Hassândır— haber verdi. (Dedi ki): Bize Muâvi-ye (yâni İbni Sellâm) rivayet etti. (Dedi ki): Bize Zeyd b. Sellâm, Ebû SeUâm'dan rivayet etti. (Demiş ki): Huzeyfe b. Yemân şunları söyledi:

— Yâ Resûlallah! Biz fenalıkta idik. Allah hayır .getirdi. Şimdi biz onun içindeyiz. Acaba bu hayrın ardında bir şerr var mıdır? Dedim.

«Evet!» cevâbını verdi.

— Bu şerrin arkasında bir hayır var mıdır? Dedim. «Evet!» buyurdular.

— Yâ bu hayrın arkasında bir şerr var mıdır? Dedim. «Evet!» cevâbını verdi.

— Nasıl? Dedim.

«Benden sonra benim doğru yolumdan gitmeyen ve benîm sünnetimle amel etmeyen hükümdarlar olacak. İçlerinde bîr takım adamlar rÜreyecek kî, kalpler! insan cisminde şeytan kalbi olacak!» buyurdu.

— Ben buna yetişirsem ne yapayım yâ Resûlallah! Dedim.

«Dînler ve emîre itaat edersin. Sırtın dövülse ve malın alınsa bile yine dinle ve itaat eyle!» buyurdular.

Bu hadîsi Buharı «Fiten» ve «Menâkıb» bahislerinde; ibni Mace «Fite»» de muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Dehan : Duman demektir. Bâzılarına göre bu kelimenin aslı, hayvanın rengindeki siyaha çalar bulanıklıktır. Burada ondan murâd: Kalplerin birbirlerine karşı safiyeti kalmaması; habasetlerinin devam etmesidir.

Kaadi Iyâz : «Şerrdeıı sonra gelecek hayır halife Ömer b. Abdillâzîz'in zamanıdır. Kimini tanıyıp kimini yadırgayacakları, ondan sonra gelecek âmirlerdir.» diyor. Cehennem kapılarındaki dellâlîardan murâd : Haricîlerle Karmatîler gibi bid'at dalâlet propagandası yapan âmirlerdir.

Hadisin ikinci rivayeti için Dârekutnî: «Bence bu hadîs mürseldir. Çünkü Ebû Sellâm. Huzeyfe 'den işitmemiştir.» demektedir. Bu iddia doğrudur. Ancak hadisin birinci rivâyetindeki metni sahihtir. Bu ikinciyi Müslim mütâbeat için getirmiştir. Maksadı, birinci rivayeti onunla takviye etmiştir. Kitabımızın başında görmüştük ki, mürsel bir hadîs, başka bir yoldan muttasıl olarak rivayet edilirse o mürselin sahîh olduğu anlaşılır ve artık onunla ihticâc olunur. Bir meselede iki tane sahîh hadîs bulunmuş olur.

Hadîs-i şerif yukarıda görülenler gibi müslümanların cemaatine devamın ve âmirlerine —fâsik ve zâlim bile olsalar— ma'sıyeti emretmemek şartı ile itaatin.vücûbuna delildir. Bu hadis de mu'cizedîr. Bütün haber verdiği şeyler zuhur etmiştir.



53- (1848) Bize Şeyfaân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr (yânî İbni HâdmJ rivayet etfi. (Dedi ki}: Bize Gaylân h. Cerîr, Ebû. Kays b. Riyah'dan, [16] o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki:

«Her kim tâattan çıkar ve cemaattan ayrılırsa câhİliyyeî ölümü İle ölür. Her kim körü körüne (çekilmiş) bîr sancağın altında harbeder bir asabe namına kızar yahud bîr asabeye davet eder veya bîr asabeye yardımda bulunur da öldürülürse bu da bir câhiliyyef Ötümüdür. Ve her kim benim ümmetime karşı çıkar, iyisini kötüsünü vurur; mü'mİnînden çekinmez; ahid sahibine verdiği sözü de yerine berİrmezse o benden değildir; ben de ondan değilim!» buyurmuşlar.



(...) Bana Ubeydullah b. Ömer EI-Kavariri de rivayet cttİ. (Dedi ki): Bize Hamnıâd b. Zeyd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Eyyûb, Gaylân b, Ce-rîr'den, o da Ziyâd b. Riyâh El-KaysiJden, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti.

Demiş ki: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular...

Kavı, Cerîr'in hadîsi gibi rivayette bulunmuş ve : demiştir.



54- (...) Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurralımân b. Mehdi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mehdi b. Meymûn, Gaylân b. Cerîr'deıı, o da Ziyâd b. Riyâhî'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim tâattan çıkar; cemaattan ayrılır da sonra Ölürse, cahilîyyet ölümü ile ölür. Her kim körü körüne (çekilmiş) bir sancağın altında ölür; asabe namtna kızar ve asabe İçin çarpışırsa benim ümmetimden değildir. Ve benim ümmetimden her kfm ümmetime karşı çıkar; iyisini kötüsünü vurur; mü'mİninden korunmaz; ahid sahibi olanına da verdiği sözü yerine getirmezse benden değildir.» buyurdular.



(...) Bize Muhamnıed b. Müsennâ ile İbnü Beşşar da ribâyet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Gaylân b. Cerîr'den bu isnâdla rivayet etti.

Ama îbnü'I - Müsennâ bu hadîsde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i anmadı, tbnü Beşşar'a gelince: O kendi rivayetinde yukariki-lerin hadîsinde olduğu gibi «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu.» dedi.

Câhillîyet ölümünden murâd : Dinsiz gider demek değildir. Cahilliy-yet devri arapları keşmekeş içinde olup hükümdar falan tanımaz; kimseye itaat etmezlerdi. Amirine itaat etmeyip cemâatten ayrılan bir müslü-man da onlara benzeyeceği için âsi olmuş ilur.

Asabe : Baba tarafından olan akrabadır. Sinirlerin bütün vücudu kaplaması gibi bir kimsenin asabesi de onu her taraftan kuşattıkları için kendilerine bu isim verilmiştir. Asabe nâmına harbetmek, kızmak ve propaganda yapmak Hakka ve dîne yardım değil, bilâkis hevâ ve hevese göre harekettir. Bu da câhiliyyet devri âdetlerinden biridir. Binaenaleyh böyle bir harpte öldürülen de şehîd değil âsi olur.

«Mü'minınden çekinmez.» sözünden murâd: mü'mini öldürdüğüne aldırış etmez; vebalından korkmaz demektir.



55- (1849) Bize Hasen b. Rabî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, Ca'd'dan, o da Ebû OsmanJdan, o da Ebû Recâ'dan, o da îbnı Abbas'dan rivayet etti. Şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bîr kimse emîrİnden hoşlanmadığı bîr şey görürse sabretsin! Zira her kim cemaatleri bir karış ayrılır da ölürse, bu bir cahİlİyyet ölümüdür.» buyurdular.



56- (...) Bize Şeybân b. Ferrûh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvâris rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ca'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bİze Ebû Recâ El-Utâridî, İbni Abbâs'dan, o da Resûlüİlah (SallaUahit Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti.

«Bİr kimse emîrinİn bir şeyinden hoşlanmazsa buna sabretsin! Zira insanlardan hiç bir kimse yoktur kî, sultana bîr karış karşı çıksın ve bu halde ölsün de câhiliyyer ölümü ile ölmüş olmasın!» buyurmuşlar.



57- (1850) Bize Hüreynı b. Abdilâ'lâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mu'temir rivayet etti. (Dedi ki): Babamı, Ebû Miclez'den, o da Cündeb b. AbdiIIâh El-Becelîden naklen rivayet ederken işittim. Şöyle demiş: Re-sûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Her kim körü körüne (dikilmiş) bir sancağın altında, asabiyyete davet veya bir asabiyyete yardım ederken öldürülürse, bu bir câhîlİyyet ölümüdür!» buyurdular.

İbni Abbâs (Radiyallahu anh) rivayetini Buhar i «Ahkâm» ve «Fiten» bahislerinde tahrîc etmiştir.

«Bir kimse emîrinİn bir şeyinden hoşlanmazsa...» cümlesinden murâd; dîni hususunda yaramaz bir hareketini görürse demektir. Sultana bir karış karşı çıkmak ona en ufak bir şeyle dahî olsa isyan etmekten kinayedir.

Hadîs-i Şerif hükümdarın zulüm ve fâsiklıkla ma'zûî sayılmayacağına delildir. Bâzıları cemaatten bir karış ayrılmayı hükümdara yapılan bey'atı velev ednâ bir şeyle olsun bozmaya gayrettir diye tefsir etmişlerdir. Çünkü böyle bîr1 hareket, haksız yere kan dökülmesine müncerr olur.



58- (1851) Bize Ubcydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi k*ı): Bize Âsim —ki İbni Mıılıammed b. Zeyd'dir— Zeyd b. Muhammed'deıı; o da NâfiMen naklen rivayet etti. Şöyle demiş :

Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Muâviye zamanında Harra ak'ası olup bittikten sonra Abdullah b. Muti'a geldi. (îbni Muti) :

— Ebû Abdirrahman'a [17] bîr yastık atın! Dedi. (İbni Ömer)

— Ben sana oturmak için gelmedim. Sana bir hadîs söylemeye geldim. Ben ResûîüIIâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i :

«Her kim bîr eli taattan çıkarırsa kıyamet gününde Allah'a hiç bîr hücceti oimadığı halde kavuşur. Ve her kim boynunda bir bey'at olmadığı halde Ölürse, câhiliyyet ölümü gibi (bir ölümle) ölür.» buyururken işittim. Dedi.



(...) Bize İbnü Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Ab-dillâh b. Bükeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys, UbeyduJIah b. Ebî Ca'ferden, o da Bükeyr b. Abdillâh b. Eşecc'den, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki. kendisi İbni Mutî'a gelmiş...

Ve İbni Ömer Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den yukariki hadîs gibî rivayette bulunmuştur.



(...) Bize Amr b. Alî rivayet etti. (Dedi kî): Bize İbni Mehdi rivayet etti. II.

Bİze Muhammed b. Amr b. Cebele de rivayet etti. (Dedi ki): Bİze Biçr b. Ömer rivayet etti. Bunlar toptan Hişâm b. Sa'd'dan, o da Zeyd b. Eşlem'd en, o da babasından, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen Nafi'in, İbni Ömer'den naklettiği hadîs mânasında rivayette bulunmuşlardır.

Harra : Medine nin siyah taşlarla kaplı olan yeridir. Burada Yezîd b. Muâviye zamanında 63 tarihinde Şâm askerleri ile Medine 'İtler arasında şiddetli bir çarpışma olmuş; neticede Şam'lar galip gelmişlerdi. Bu çarpışmanın sebebi Yezîd'in içki kullanıp namazı bırakacak kadar yolunu şaşırmış olması idi. Medine 'lileri Yezid'e ısındırmak için Vâlî Osman b. Muhammed Şam'a bir hey'et göndermişti ki hadisimizde bahsi geçen Abdullah b. Mutî'de o hey'ette idi. Bunlar Yezîd 'den fevkalâde ikram gördükler! haide onun İçki içtiğini, namazı bıraktığını müşahede edip döndükleri vakit: «Biz öyle bir adamın yanından geliyoruz ki, dîni yok, şarap içiyor; hatta sarhoş olup namazı terk ediyor; tanbur çalıyor; önünde köçekler oynuyor! Allah'a şehâdet ederiz ki biz onu hal' ettik!» dediler.

Bunun üzerine Medine 'liler Yezîd'i hal' ederek Abdullah b. Hanza1e'ye bey'at ettiler. Yezîd de üzerlerine Şam'dan bir ordu gönderdi. Harb ettiler. Ensar'ın Kumandanı Abdullah b. Hanza1e Muhacirlerin Kumandanı da Abdullah b. Mutî'idi. Şam ordusu İse Müslim b. Ukbe'nin Kumandasında îdi. Abdullah harbi kaybedince Mekke'ye giderek orada Abdullah b. Zübeyr'in maiyyetine girmiştir.

Bu hadîs dahî fisku fücurdan dolayı hükümdarın mün'azil olmayacağına delildir.



14- Müslümanların İşi Der Top İken Onu Dağıtan Kimsenin Hükmü Babı


59- (1852) Bana Ebû Bekir b. Nâfi' ile Muhamnıed b. Beşşâr rivayet ettiler. (İbni Nâfi\- Bize Gunder rivayet etti dedi. İbni Beşşâr ise; Bİze Muhamnıed b. Ca'fer [18] rivayet etti; dedi.) (Demiş ki): Bize Şu'be, Ziyâd b. IlâknMan rivayet etti. (Demiş ki): Ben Ari'ece'den dinledim. (Dedi ki): B^n Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) 'İ şöyle buyururken işittim :

«Hiç şüphesiz bir şeyler olacaktır! İmdi her kim bu ümmet derli toplu iken onun işini dağıtmak isterse, kim olursa olsun hemen kılıçla onu (n boynunu) vurun!»



(...) Bize Ahmed b. Hırâş da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Habbân rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Avâne rivayet etti. H.

Bana Kaasîm b. Zekeriyyâ dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubey-dulJah b. Musa, Seyhan'dan rivayet etli. II.

Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mus'ab b. Mik-clâm EMÎas'amî haber verdi. (Dedi ki): Bİze İsrail rivayet etti. H.

Bana Haccâc dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Arim h. FadI rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hanımâd b. Zeyd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Muhtar ile bir adam (adını vermiştir) rivayet etti.

Bu râvîlerin hepsi Zeyd b. Ilâka'dan, o da Arfece'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den .naklen bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Şu kadar var ki hepsinin hadîsinde : «Onu hemen öldürün!"

denilmiştir.



60- (...) Bana Osman b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yûnus b, Ebî Ya'fûr, babasından, o da Arfece'den naklen rivayet etti. Söyle demiş : Ben ResûIÜllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ji :

«İşiniz bîr adam üzerinde toplu İken kim sizin sopanızı yarmak veya cemaatınızı dağıtmak İsterse onu hemen öldürün!» buyururken işittim.

Heııât : Henenin cenı'idir. Hene şey demektir. Burada ondan mır râd: Fitneler ve yeni zuhur edecek hâdiselerdir.

«Sopanızı yarmak» tâbiri cemaatı dağıtmaktan kinayedir. Yâni sizin elmaatmızı yarılmış sopanın dağıldığı gibi bir birinden ayırmak isterse onu vurun demektir. Cemâatin birbirinden ayrılıp dağılması, anlaşama-mak ve bir birlerini sevmemekle olur.

Hadis-i Şerif, hükümdar aleyhine ayaklanan veya müsİümanların birliğini bozmak isteyen bir kimsenin öldürülmesini emretmektedir. Böylesi evvelâ nasîhatla yola getirilmeye çalışılır. Vazgeçmezse kendisi ile çarpışılır, öldürmeden şerrinden kurtuîunmazsa Öldürülür.



15- İki Halifeye Bey'at Edilmesi Babı


61- (1853) Bana Vchb b. Bakıyyetel-Vâsıtî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid 1). Abdillâh, Cüreyriden, o da Ebû Nadra'dan o da Ebû Said-i Hudrî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş; Resûlüllab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«İkİ halîfeye (birden) bey'at edilirse onlardan ikinciyi Öldü rü verin!» buyurmuşlar.

Bu hadis nasihat filân dinltnityip öldürmekten başka çare kalmadığı "zaman öldürüleceğine hamle dil mistir.

İki kişinin aynı zamanda halife seçilemeyeceğine ulemanın ittifak ettiklerini az önceki bâblarda görmüştük. Hadîs-i Şerif aynı hükmü bil-dirivor.



16- Şeriata Aykırı Hususatta Hükümdarlara İ'tiraz Etmenin, Namaz Kıldıkları ve Benzeri İbadetleri Yaptıkları Müddetçe Onlarla Harpten Vaz Geçmenin Vücubu Babı


62- (1854) Bize Heddâb b. Hâlid El-Ezdî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hemmâm b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Katâde, Hasan'dan, o da Dabbe b. Mihsan'dan, o da Ümmii Seleme"den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (SallallahüAleyhi ve Sellentj şöyle buyurmuş :

«Bir takım emirler gefecc-k! Siz: bilip i'tîrâz edeceksiniz. İmdi kim bilirse beıâet eder; kim İ'tirazda bulunursa kurtulur. Lâkin kim rİza gösterir de tâbi' olursa!..,» Ashâb :

— Onlarla harb etmeyelim mi? Demişler.

«Hayır! Namaz kıldıkları müddetçe!» buyurmuş.



63- (...) Bana Ebû Gassân El-Mismaî ile Mubammed b. Beşşâr da hep birden Muâz'dan rivayet ettiler. Lâfız Ebû Gassâıı'mdır. (Dedi ki): Bize Muâz —ki İbni Hişâm Ed-Dcstavâi'dir— rivayet etti. (Dedi ki): Bana babanı, Katâbe'den rivayet etti. (Demiş ki): Bize Hasan, Dabbe b. Mihsaıı eI-Anezi'den; o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Ümmii Seleme'deıi, o d;* Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki :

«Sizin üzerinize bîr takım emirler tayin edilecektir. Sîz onları bilip itiraz edeceksiniz, İmdi her kim kerih görürse berâet etti; her kim itirazda bulunursa kurtuldu demektir. Lakin kim rizâ gösterir de tâbi' olursa!...

buyurmuştur. Ashab: Yâ Resûlul'ah onlarla harpetmeyeüm mi? demişler.

«Hayır! Namaz kıldıkları müddetçe!» buyurmuş. (Yânı her kim kalbi ile kerih görür ve kalbi ile reddederse demektir.)



64- (...) Bana EbuV-Rabi' El-Alekî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd (yâni İbni Zeyd) rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muallâ b. Ziyâd ile Hj.şâm, Hasan'dan, ada Dabbe b. Mihsan'dan, o da Ümmü Selcme'den naklen rivayet ettiler. Ümmü Seleme: ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu...» demiş.

Râvî yukarki hadîs gribi rivayette bulunmuş; yalnız: «Her kim reddederse muhakkak beri olur; ve her kim kerîh görürse muhakkak kurtulur.» demiştir.



(...) Bize bu hadîsi Hasan b. Rabî' Ei-Beceli de rivayet etli. (Dedi ki): Bize İbnÜ'l-Mübârek, Hişânı'dan, o da Hasan'dan, o da Dabbe b. Mih-san'dan, o da Ümmü Seleme^den naklen rivayet etti. Şöyle demiş :

Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular...

Râvî yukarıki "hadîsin mislini söylemiş; yalnız «Lâkin rizâ gösterip lâbi' olan..» cümlesi müstesna! Onu anmamıştır.

«İmdi her kim bilirse beraat eder.» cümlesinden murâd: Kim kötülüğü bilir de bunda şüphesiz kalmazsa, günahından berâet etmeye kendisine bir yol açıldı demektir. Bu surette o kötülüğü imkânına göre eli ile veya dili ile değiştirir. Bunlardan âciz kalırsa kalbi ile o işi kerîh görür,

«Her kim kerîh görürse berâet etti demektir.» cümlesi de: bu kötülüğü kim kerîh görürse onun günah ve cezasından kurtulur; manasınadır. Bu türlü hareket, kötülüğü eli ve dili ile reddedemeyen hakkındadır.

«Lâkin kim rizâ gösterir de tâbi, olursa'..» ifâdesi bir şart cümlesidir. Cevâbı mahzuf olup «günaha girer ve ceza görür.» takdirindedir.

Hadîs-i Şerif gelecekten haber veren bir rmı'cizedir. Verilen haber olduğu gibi zuhur etmiştir.

Bir kötülüğü defetmekten âciz kalan insanın mücerred susmakla günaha girmeyeceği, günaha ancak ona kalben râzî olduğu zaman gireceği ve keza halife Islâmın esaslarından bir şey değiştirmedikçe sırf zulmünden ve fistondan dolayı aleyhine ayaklanmama caiz olmadığı bu hadîsin delâlet ettiği hükümlerdendir.



37- Hükümdarların İyileri ve Kötüleri Babı


65- (1855) Bize İshâk b. İbrahim EI-Hanzalî rivayet etti. (Dedi ki): Bize îsâ b. Yûnus haber verdi. (Dedi ki): Bize Evzâî, Yezid b. Yezîd b. Câbir'den, o da Ruzeyk b. Hayyân'dan, o da Müslim b. Karaza'dan, o da Avf b. Mâlik'ten o da Resûlüllah (Sallcıllahü Aleyhi ve Seîlem) 'den naklen rivayet etti :

«Hükümdarlarınızın en hayırlısı Dır birlerinizi sevdikleriniz ve bİrbirferİ-nîze duâ eftiklerİnizdir. Hükümdarlarınızın en kötüleri de birbirinize buğru lanet etttklerİnizdir.n buyurmuşlar.

— Yâ Resuîâllah! Onlarla kılıçla çatışmayahm ftıt? denilmiş.

«Hayır! Aranızda namazı ikame etfikleri müddetçe!.. Şayet valilerimizden hoşlanmadığınız bir şey görürseniz onun yapılmasını kerîh görür ve bîr eii itâafrfan çıkarmayın!» buyurmuşlar.



66- (...) Bize Dâvûd b. Ruşeyd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Velîd (yânî İbni Müslim) rivayet etti. (Dedi ki); Bize Abdurrahmân b. Yezîd b. Câbir rivayet etti. (Dedi ki): Bana Beni Fezârc'nm âzâdhsi —ki bu Zât Ruzeyk b. Hayyân'dır— haber verdi ki. kendisi Avf b. Aîâük El-Eş-("îî'nin amcası oyla Müslim b. KarazaVı söyle derken işitmiş: Ben Resûlül-lah (SaUallahü Aleyhi ve SeUem)'i :

«Hükümdarlarınızın en hayırlısı bir birlerinizi sevdikleriniz ve bir birlerinize dua eitİklerİnizdİP. Hükümdarlarınızın en kötüleri de bir birinize buğz-u lâ'net ettiklerinizdir.» buyururken işi tüm. Ashâb dediler ki

— Biz, yâ Resûlâllah! O anda onlarla atışmayalım mı? Dedik.

«Hayır! Aranızda namazı ikâme ettikleri müddetçe! Hayır; Aranızda namazı İkâme ettikleri müddetçe!..

Dikkat! Bir kimseye bîri vâlî olur da onu Allah'a ma'sıyeî olan bîr şey yaparken görürse, yaptığı ma'sıyetten ikrah etsin! Ama bir eli itâattan çıkarmasın !» buyurdular.

İbni Câbir demiş ki : «Bana bu hadîsi rivayet ettiği zaman dedim ki: (yâni Ruzcyk'a demiş) Allah aşkına söylermisin yâ Ebc'I-Mikdânı, bunu sana rivayet mi etti; yoksa Müslim b. Karaza'yi: Ben Avfi: Resûlüilah ' Sallallahü Aleyhi ve Selle m)'den işitttîm derken dinledim; diyordu.



(...) Bize İshâk b- Mûsâ El-Ensârî de rivayet etti. (Dedi ki): Bizr Velid b. Muslini rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbııi Câbir bu-isnâdla rivayet etti. Ve: Beni Fezâre'ııİn âzâdlisi Ruzeyk dedi.

Müslim b. Karaza'dan, o da Avf b. Mâlik'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.

Bu hadisin râvilerinden Ruzeyk b. Hayyân birçok nüshalarda burada olduğu gibi rivayet edilmişse de Ebû Zürate'r -Râzi ve Dimaski gibi bazı ulema onu Züreyk şeklinde tesbit etmişlerdir.

«Cesâ» kelimesi dahî bâz- nüshalarda «ceza» şeklinde rivayet olunmuştur. Mamafih her ikisinin mânâsı sahihdir. Cesa: çöktü; ceza: parmaklan ucuna oturdu demektir. Ebû Ömer bu iki kelimenin ayni manaya geldiğini söylemiştir. Hadis-i Şerif mânâ itibârı ile yukarıkiler gibidir.



18- Harbetmek İstediği Vakit Kumandanın Orduları Bey'at Olmasının Müstehab Oluşu ve Ağacın Altında (Yapılan) Bey'at-ı Ridvanın Beyanı Babı


67- (1856) Bize Kuteyfoe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ley s Sa'd rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Rumh da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys. Ebu' Zübeyr'den, o da CâbirMen naklen haber verdi. Şöyle demiş ;

Biz Hudeybiye günü bin dörtyüz kişi idik. Ve Ömer elinden lu m t olduğu halde ağacun altında ona bey'st ettik. Hu ağaç bir büyük tike ağacı idi. Câbir ;

«Ona biz, kaçmayacağımıza dair bey'at eifik; ölüm üzerine bey'; etmedik.» demiş.



68- (...)Bize Ebıi Bekir b. Ebî Şeyhe de rivayet etti. (Dedi ki) Bikc İbni Uj-eyne rivayet eyledi. H.

Bize İbnü N'umeyr dahi rivayet etli. (Dedi ki): Bize Süfyân. Ebıı'i Zübeyr'den, o da Câbir'deıı naklen rivayet etti :

— lîiz Resûlüîîah (Sallallahü Aleyhi vt Scllem) 'e ölüm üzerine bey'a etmedik Biz ona ancak "kaçmayacağımıza bey'at ettik! Demiş.



69- (...) Bize Muhammed b. Hatim dahî rivayet etli. (Dedi ki) Bize Haccâc, İbnü Cüreyc'den rivayet etti (Demiş ki): Bana Ebu'z-Zü beyr haber verdi. Câbir'e: Hudeybiye günü kaç kişi oldukları soı-ulurker işitmiş. Câbir şöyle demiş :

— Bin dört yüz kişi idik. Ona, Ömer ağacın alımda —ki bu ağa< büyük bir tiken ağacı idi— elinden tutmuş olduğu halde bey'at ettik İbnü Kays El-Ensarî'nin dedesinden maada hepimiz ona bey'at ettik. 0 devesinin karnı altına gizlendi. 70- (...) Bana İbrahün b. Dînâr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman b. Mücâlid'iiı âzâdhsı Haccâc b. Mulıammed EI-A'ver rivayet etti. (Dedi kî): İbni Cüreyc şunu söyledi: Bana da Ebu'z-Zübeyr haber verdi, ki kendisi Câbire: Zülhulcyfe'dc Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hudeybiye kuyusuna dııâ [19] etti... derken işitmiş. 71- (...) Bize Saîd b. Arar EhEş'asî ile Süveyd b. Saîd, İshâk. îbrahîm ve Ahmed b. Abde rivayet ettiler. Lâfız Saîd'indir. (Saîd îie tshâk: Bize haber verdi tâbirini kullandılar.) Ötekiler: Bize Süfyân, Anır'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti; dediler. Câbir şöyle demiş : Biz Hudeybiye günü bin dört yüz kişi idik. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize : «Bugün siz yer yüzü halkının en hayırhsısınız!» buyurdular. Câbir şunu da söylemiş: Gözüm görse size o ağacın yerini gösterdim. [20] 72- (...) Bize Muhammed b. Eî-Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Amr b. Miirra'dan, o da Salim b. Ebrl-Ca'd'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Câbir b. Abdillâh'a ağaç ashabını sordum da: Yüz bin kişi olsak yine bize yeterdi. Biz bin beş yüz kişi idik; cevâbım verdi. 73- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile îbnü Nümeyr dahi rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Abdullah b. İdrîs rivayet etti. H. Bize Kifâ'a b. Heysem de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid (yâni Tahhân) rivayet etti. Her iki râvî Husayn'dan, o da Salim b. Ebi'l - Ca'd'-dan, o da Câbir'den naklen demişlerdir. Câbir : — Yüz bin kişi olsaydık yine bize yeterdi. Biz bin beş yüz kişi idik! Demiş. 74- (...) Bize Osman b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbrahim de rivayet ettiler. (İshâk: Bize haber verdi, tâbirini kullandı. Osman ise: Bize Cerîr, A'meş'den rivayet etti; dedi.) (Demiş ki): Bana Sâürn b. Ebi'1-Ca'd rivayet etti. (Dedi ki): Câbire : — O gün kaç kişi idiniz? Diye sordum. — Bin dört yüz! Cevâbını verdi. 75- (1857) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etfi. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bİze Şu'bc, Amr'dan (yâni İbni Mürra'-dan) rivayet etti. (Demiş ki): Bana Abdullah b. Ebî Evfâ rivayet etti. (Dedi ki): Şecere esbabı [21] bin iiçyüz kişi idi. Eşlem Kabilesi, muhacirlerin sekizde biri idi. (...) Bize Îbnü'l-Müsennâ da rivayet etti (Dedi kî): Bize Ebû Dâvûd rivayet etti. H. Bize bu hadîsi tshâk b. İbrahim dahî rivayet etti. (Dedi kİ): Bize Nadr b. Şümeyl haber verdi. Bunlar hep bir den ŞuTje'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. 76- (1858) Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Zürey' Hâlid'den, o da Hakem b. Abdillâh b. Arac'dan, o da Ma'kıl h. Yesâr'dan naklen haber verdi. Şöyle demiş : Gerçekten kendimi ağaç gününde görmüşümdür. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) insanlardan bey'at alıyor; ben de ağacın dallarından bir dalı başından kaldırıyordum. Biz bin dört yüz kişi idik. Ona ölüm ürerine bey'at etmedik. Lâkin kaçmayacağımıza dair bey'ai ettik. (...) Bize bu hadîsi yine Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid b. Abdillah, Yûnus'dan bu isnâdla haber verdi. 77- (1859) Bize bu hadîsi Ilânıid b. Ömer'de rivayet etti. (Dedi kî): Bize Ebû Avâne, Tarık'dan, o da Saîd b. El-Müseyyeb'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Babam Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e ağaç yanında bey'-at edenlerdendi. Ertesi sene hacca gittik. Ama ağacın yeri bize gizli kaldı. Şayet sizin için belli ise sîz daha iyi bilirsiniz! 78- (...) Bana bu hadisi Muhammed b. Râfi' dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Ahmed rivayet etti. İbni Râfi': Ben onu Ebû AhmedJden naklen Nasr b. Alî'ye de okudum dedi. (Ebû Ahmed demiş ki,): Bize Süf-yân, Târik b. Abdirrahmân'dan, o da Saîd b. El-Müseyyeb'den, o da babasından naklen rivayet etti, İti kendileri ağaç yılında Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanında İmişler. Ama gelecek yıl o ağacı unutmuşlar. 79- (...) Bana Haccâc b. Şâir ile Muhammed b. Râfi' de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Şebâbe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Katâde'den, o da Saîd b. EI-Müseyyeb'dcn. o da babasından naklen rivayet etli. Şöyle demiş: Gerçekten o ağacı gördüm. Sonra ona geldim; ama onu bilemedim. 80- (1860) Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hatim (yânî İbni İsmail) Seleme b. Ekva'ın âzâdlısı Yezîd b. Ebî Ubeyd'-den naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Seîeme'yc: Hudeybiye günü Resûliillah (Sallallahii Aleyhi vt Sellem)'e hangi şey üzerine bey'at ettiniz? Dİyc sordum. — Ölüm üzerine! Dedi. (...) Bu hadîsi bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Mes'ade rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd, Seleme'den bu hadîsin mislini rivayet etti. 81- (1861) Bize yine İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mahzunu haber verdi. (Dedi ki): Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Amr b. Yahya, Abbâd b. Temîm'den, o da Abdullah b. Zeyd'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Ona biri gelerek: İşte bu İbni Hanzale'dir; insanlardan bey'at alıyor! Demiş. O da: Ne üzerine? Diye sormuş. — ölüm üzerine! cevâbım vermiş. — Hayır! Ben bunun üzerine ResûlüUah (SallaUahü Aleyhi ve Seî-lem) 'den sonra hiçbir kimseye bey'at etmem! Demiş. Bu hadîsin Hz. Câbir , Müseyyeb ve Seleme rivayetlerini Buharı «Kitâbü'I-Megâzb de; Abdullah b. Zeyd rivayetini «Kitâbül-Cihâd» da; Câbir rivayetini Nesâî ile Buharî «Kitâbü'I-Tefsîr» de muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Bey'ati'r - Ridvân demlen Hudeybiye bey'atında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem.) 'in yanındaki sahabenin sayısını bildiren rivayetler muhteliftir. Bunların bazısında 1400, bâzısında 1500, bir rivayette 1300 kişi olduğu bildirilmektedir. Beyhakî ekseri rivayetlerin 1400 olduğunu söylemiştir. Rivayetlerin arası şöyle bulunur: Bu bey'atta bulunan ashâb bin dört yüz küsurdur. Ancak hadisi 1400 kişi idiler, diye rivayet edenler, küsuru dikkate almamış; 1500 olduğunu söyleyenler onu da he&ıba katmışlardır. 1300 kişi olduğunu söyleyenler ise kaç olduklarım iyi bilmedikleri için bir kısmını söylememişlerdir. O gün ashabın Peygamber (Saîlallahii Aleyhi ve Sellem) efendimize ne üzerine föz verip bey'at ettikleri de muhtelif şekillerde rivayet olunmuştur. Hz. Câbir rivayetinde ölüm için değil harbten kaçmayacaklarına, Seleme rivayetinde ölüm üzerine bey'at ettikleri bildiriliyor. Mamafih bu İki rivayet arasında zıddiyet yoktur. Çünkü ölüm üzerine yapılan bey'attan murâd: ölseler bile harbten kaçmayacaklarına söz vermektir. Bir rivayette ashab burada hicret ve cihâd için; başka bir rivayete göre dinleyip itaat için; Hz. Abdullah b. Ömer'in bir rivâyetinde ise sabır için bey'at etmişlerdir. Ulema sabır rivayetinin bütün mânâları bir araya toplayıp maksadı tam olarak ifade ettiğini söylemişlerdir. Şöyle ki : Kaçmayacaklarına dair yaptıkları bey'aün mânâsı ya zafer kazanmcaya yahut ölünceye kadar sabretmektir, ölüm ve cihâd üzerine yapılan bey'aün mânâları da sabırdır. Islâmiyetin ilk devirlerinde on müslümamn yüz kâfir karşısında sabredip kaçmamaları vâcib idi. Yüz müslüman bin kâfire karşı durmakla mükellef idiler. Sonraları bu hüküm lafteshedilerek iki misli düşmana karşı sabıretmek vâclb olmuştur. Malikîlerle Şâfiîlerin ve cumhurun mezhebi budur. Bu kavil Ibni Abbâs (Radiyallahu anh) 'nın da mezhebidir. İmâm A'zam'la diğer bir kısım ulemaya göre âyet neshedil-memiştir. Hz. Câbir'in : «Yüz bin kişi olsak yine bize yeterdi.,.» sözü, Hudeybiye kuyusu hakkındaki sahih hadîsin kısaltılmış şeklidir. O şunu demek İstemiştir: Ashâb Hudeybiye denilen yere varınca orada bir kuyu buldular. Suyu çok azdı. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) o kuyuya tükürerek bereketlenmesi için duâ etti. Arkacığından kuyu coştu. Bütün ashab abdest aldılar; hayvanlarını suladılar. Gerçi ashab 1500 kişi idiler; fakat 100.000 kişi -olsalar kuyunun suyu yine hepsine yeterdi. Bu hâdise Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mu'cizelerinden biridir. Öyle anlaşılıyor ki Hz. Câbir'e suâl soran zât, hadîsin asimi ve mu'cize olduğunu biliyor; sadece ashabın sayısını bilmiyormuş. Ulemânın beyanına göre altında Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sel-lem)'e bey'at yapılan ağacın yeri bulunmaması Allah'ın bir rahmetidir. Çünkü ağaç olduğu gibi kalsa câhil halkın ona tapmalarından korkulurdu. Bu ağacın altında bey'at gibi büyük bir hayır vaki' oldu; oraya ridvân ve sekînet İnmiştir., diyerek nice kimseler fitneye düşebilirlerdi. Câbir (Radiyallahu anh) hadîsinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in : «Bu gün siz yer yüzü halkının en hayırlısısınız!» buyurması ile istidlal eden bâzı şüler Hz, A1î'yi Osman (Radiyallahu anh) üzerine tercih ve tafdil ederler. Çünkü o gün A1i (Radiyallahu anh) mevcud fakat Hz. Osman orada yoktu. Şîanın iddiası doğru değildir. Zîra Osman (Radiyallahu anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimizin emri ile Mekke 'de kalmış; onun namına bey'atım bizzat Resulü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yapmıştır. Binaenaleyh hükümde Hz. Osman da dâhildir. Zâten hadîsde sahabenin bir birlerine üstünlükleri kasdedllmemiştir. Yine bu hadîsle bâzıları Hızır (Hadır) (Aleyhisselâm) 'm peygamber olmadığına istidlal etmiş ve: «Peygamber olarak sağ bulunsa idi, ashabın bir peygamberden üstün olmaları lâzım gelirdi; bu gösterir ki o zaman Hızır (Aleyhisselâm) sağ değildi.» demişlerse de sağ ve peygamber olduğunu söyleyenler buna cevap vermiş; onun peygamberliğine delâlet eden âyetleri hatırlattıktan sonra o gün ashabla birlikte Hızır (Aleyhisselâm) 'mda arada bulunduğunu söylemişlerdir : Yine bu hadîsle bazıları Hızır (Hadır) (Aleyhisselâm) 'm peygamber olmadığına istidlal etmiş ve : «Peygamber olarak sağ bulunsa idi, ashâbm bir peygamberden üstün olmaları lâzım gelirdi; bu gösterir ki o zaman Hızır (Aleyhisselâm) sağ değildi.» demişlerse de sağ ve peygamber olduğunu söyleyenler buna cevap vermiş; onun peygamberliğine delâlet eden âyetleri hatırlattıktan sonra o gün ashabla birlikte Hızır (Aleyhissefâm) 'n da orada bulunduğunu söylemişlerdir. 19- Muhacirin Vatan Edinmek İçin Yurduna Dönmesinin Haram Kılınması Babı 82- (1862) Bize Kuteyfae b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hatim (yâni İbnİ İsmail) Yezîd b. Ebî Ubeyd'den, o da Seleme h. Ekva'dan naklen rivayet etti, kendisi Haccâc'ın yanına girmiş de (Haccâc) : — Ey EkvaJ oğlu! Gerisin geriye döndün mü? Bedevîleştin mi? diye — Hayır! Ve lâkin Resûlüllah (Sallallakü Aleyhi ve Seüem) bana çöle gitmeye izin verdi. Demiş. Bu hadisi B uhâri «Kitâb'l-Fiten» de; Nesâî «Bey'at» da lahrîc etmişlerdir. Konuşma Haccâc b. Yûsuf Es-Sekafî'-nin Hicaz valisi bulunduğu sıralarda 74 târihinde olmuştur. Haccâc «gerisin geriye döndün mü » suâli ile Nesâî'nin tahrîc ettiği İbni Mes'ûd hadîsine işaret etmiş olacaktır, Mezkûr hadisde ri-bâyı yiyene ve müvekkiline lanet okunduktan sonra: «Hicretinden sonra gerisi geriye donene de Allah iânet eylesin!» denilmektedir. Kaadî Iyâz diyor ki : «Muhacirin hicretim terk ederek tekrar vatanına dönmesinin haram kılındığına ve muhacirin çöl hayatına dönmesinin büyük günahlardan olduğuna ümmet icmâ' etmiştir. İşte Haccâc — Seleme kendisinin çöîe Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in izni ile çıktığını bildirinceye kadar— buna işaret etmiştir. Ama ihtimâl Seleme vatanından başka bir yere gitmiştir. Yahut hicretten maksad, muhacirin vardığı yerde kalmasıdır. Bunun farz kılınması Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e yardım etmek veya onunla beraber olmak için, onun zamanına mahsustur. Yahut bu mesele Mekke 'nin fethinden önce olmuştur. Mekke fethedilip Allah isîâmı bütün dinlerden üstün, küfrü zelil ve müslümanları aziz kılınca artık hicretin farziyeti sakıt olmuş; Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) : «Fefihden sonra hicret yoktur! Buyurmuştur...» Yine Kaadî'nin beyânına göre Mekke'nin fethinden önce hicretin Mekke 'liîere farz olduğuna ulema ittifak etmişlerdir. Başkaları hakkında ihtilâf edilmiş; bîr takımları onlara vâcib değil mendûb olduğunu söylemişlerdir. Bazlarına göre hicret, bütün halkı müslüman-Iığı kabul etmeyen yerler müslümanlarma farzdı. Bunun sebebi, müslü-manı küffann hükmünden kurtarmaktı. Buhâri'nin bir rivayetinde : «Hz. Osman şehld edildikten sonra Seleme b. Ekva' Rabeze'ye çekildi. Ve orada bir kadınla evlendi. Bu kadın ona birkaç çocuk doğurdu. Seleme ölümünün birkaç gün öncesine kadar orada kaldı. Nihayet Medîne'ye indi.» deniliyor. Rabeze Medîne'ye ^ konak mesafede bir yerdir. Hz. Seleme 74 târihinde Medine'de vefat etmiştir. 20- Mekke'nin Fethinden Sonra İslam, Cihad ve Hayır Üzerine Bey'at Edilmesini ve: «Fetihden Sonra Hicret Yoktur!» Hadisinin Manasını Beyan Babı 83- (1863) Bize Ebû Ca'fer Muhammed b. Sabbâh rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmâîl b. Zekeriyyâ, Âsim El-Ahvel'den, o da Ebû Osman En-Nehdî'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bana Mücâşi' b. Mes'ûd Es-Sülemî rivayet etti (Dedi ki) : Hicret üzeri-e bey'at etmek için Feygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldim de: «Hicret, ehli için geçmiştir. Ve lâkin islâm, cihâd ve hayır üzerine (bey'at bakîdir) buyurdu. 84- (...) Bana Süveyd b. Saîd de rivayet etti. (Dedi.ki): Bize Alî b. Müshir, Asım'dan, o da Ebû Osman'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bana Mücâşi' b. Mes'ûd Es-Sülemî haber verdi. (Dedi ki): Kardeşim Ebıı Ma'bed'le Resûlüllab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldim. Ve : — Yâ Resûlâilah! Bundan hicret üzerine bey'at al! D^dim. «Hicret, ehli için geçmiştir!» buyurdu. «İslâm, cihâd ve hayır üzerine!» buyurdular. Ebû Osman demiş ki: Az sonra Ebû Ma'bed'e rastladım. Ve kendisine Mücâşi'in sözünü haber verdim. — Doğru söylemiş! Dedi. (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. Fudayl, Asım'dan bu isnâdla rivayet etti. (Dedi ki) : Bunun üzerine kardeşine rastladım: Mücâşi' doğru söylemiş dedi. Ama Ebû Ma'-bed'i anmadı. 85- (1353) Bize Yahya b. Yahya ile İshâk b. İbrâhîm rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Cerir, Mansûr'dan, o da Mücâhid'den, o da Tâvûs'-dan, o da İbni Abbâs'dan naklen.haber verdi. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Fetih (yânî) Mekke'nin fethi günü : «Hicret yok! Ve lâkin crhâd ve niyet (var!) Sefere çağırıldığınız zaman hemen gıdın!» buyurdular. (...) Bize Ebû Bekir b. EM Şeybe ile Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Vekî', SüfyânJdan rivayet etti. H. Bize İshâk b. Mansur ile İbni Râfi' dahi Yahya b. Âdem'den rivayet ettiler. (Demiş kî): Bize Mufaddal (yânı îbni Müheihil) rivayet etti. H. Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubeyduilah b. Mûsâ, İsrail'den naklen haber verdi. Bu râvîlerin hepsi Mansûr'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. 86- (1864) Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Habîb b. Ebî Sabit, Abdullah b. Abdirrahmân b. Ebî Hüseyn'den, o da Atâ'dan, o da Âîşe'den, naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e hicret (in hükmü) soruldu, da : «Fetihden sonra hicret yoktur. Ve lâkin cihâd ve niyet (vardır). Sefere çağırıldığınız zaman hemen gidin!» buyurdular. Bu hadîsin Mücâşi' rivayetini Buhârî «Cihâd» ve «Me-gâzî» bahislerinde; İbni Abbâs rivayetini «Hacc» ve «Cihâd» da tahrîc etmiştir. «Hicret, ehli İçin geçmiştir.» cümlesinden murâd: sahiplerine meziy-yet kazandıran faziletli hicret Mekke 'nin fethiden önce idi. O kimlere nasîb oldu ise oldu ve zaman geçti; demektir. «Ve lâkin islâm, cihâd ve hayır üzerine (bey'at bakîdir.)» yâni siz hayrı, islâmiyet, cihad, ve iyi niyet gibi şeylerde arayın! Hicret sebebi île hayır kazanmak Mekke 'nin fethi ile sona ermiştir; ama bunlarla onu pek âlâ tahsil edebilirsiniz; demektir. Hadisin bir rivayetinde : «Hicret yok» diğerinde «fetihden sonra hicret yoktur!» buyuruluyor. Ulema bunu iki suretle te'vîl etmişlerdir. Birinci te'vîle göre mânâ şudur : Mekke fethedildikten sonra artık oradan hicret yoktur. Çünkü orası isîâm beldesi olmuştur; ondan hicret tasavvur edilemez. îkinvi te'vîl: Sahiplerine meziyyet kazandıran faziletli hicret yoktur. O Mekke 'nin fethinden Önce Medine'ye göç edenlere mahsustur. Ve geçmiştir; zîra islâmiyet artık kuvvet bulmuştur. Bu te'vîl daha sahihtir. Ulemâ hicreti beş kısma ayırmışlardır : 1- Habeşistan'a hicret. 2- Mekke'den Medîne'ye hicret. 3- Kabilelerin Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'e hicreti. 4- Müslüman olan Mekke'lilerin hicreti. 5- Allah'ın yasak ettiği şeyden hicret. Aîlâme Aynî bu beş nev'e ikinci Habeşistan hicreti ile küfür diyarında dînîni meydana çıkaramayan müslümanlann hicretini ve âhir zamanda fitneler çıkınca Şam'a yapılacak hicreti de ilâve ediyor. Filhakika îmâm Ahmed'in rivayet ettiği bir hadîsde bu Şam hicretinden bahsedilmektedir. Hicret hakkında birçok hadisler vardır. Ayni, Sahîh-î Buhârî şerhinde bunları sıralamıştır. Bunların hemen hepsi buradaki hadîs mâ-nâsmdadırlar. Ulemâ küfür diyarından hicretin kıyamete kadar devam edeceğini söylemişlerdir, «Sefere çağrıldığınız zaman hemen gidin!» ifadesinin mânâsı : Şayet hükümdar sizi cihâda davet ederse hemen icabet ederek gidin! Demektir. Bu cümle cihâdın farz-ı kifâye olduğuna delildir. Ümmetin bâzı ferdleri-nin ifâsı ile diğerlerinden de borç sakıt olur. Ancak memleketi kâfirler îstîlâ ederlerse cihâd farz-ı ayın da olur. Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) zamanında cihadın hükmü ne olduğu ihtilaflıdır. Esah kavle göre farz-ı kifâye idi. Mamafih farz-ı ayn olduğunu söyleyenler de vardır. 87- (1865) Bize Ebû Bekir b. Hallâd El-Bâhilî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Velîd b. Müslim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân b. Anar El-Evzâî rivayet etti. (Dedi ki): Bana İbni Şihâb E-Zührî rivayet etti. (Dedi ki): Bana Atâ' b. Yezîd El-Leysî rivayet etti, ki kendilerine rivayette bulunmuş. (Demiş ki): Bana Ebû Saîd El-Hudrî rivayet etti ki, bedevinin biri Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e hicreti (in hükmünü) sormuş da : «Vah sana! Hicretin hâli pek şiddetlidir! Senin develerin var mı?» buyurmuş. Bedevi : — Evet! Demiş. «Onların zekâtını veriyor musun?» diye sormuş. Bedevi (yine) — Evet! Cevâbını vermiş. «O hâlde köylerin ötesinden iş gor! Şüphesiz Allah senin amelinden hiç bir şeyi eksiltecek değildir!» buyurmuşlar. (...) Bize bu hadîsi Abdullah b. Abdirrahmân Ed-Dârimî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Yûsuf, Evzâî'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti. Şu kadar ki o: «Şüphesiz Allah senin amelinden hiç bir şeyi eksiltecek değildir.» dedi; ve hadîsde: «Suya geldikleri gün onları sağıyor musun? Diye sordu. Bedevi: — Evet! Dedi.» ibaresini ziyâde eyledi. Bu hadîsi Buhârî: «Zekât, Hicret, Edeb» ve «Hibe» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Cihâd» da; Nesâî oBeyat» ve «Siyer» bahislerinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. A'râbî ve Bedevi '. Çölde yaşayan demektir. Bedevi'nin Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Seîlem) 'e sual sorması El-Mühelleb'e göre Mekke 'nin fethinden sonradır. Zira önce olsa ona cevaben : «Fetihden sonra hicret yoktur!» buyururdu. Nitekim başkalarına böyle cevap vermişti. Mamafih Bedevi'lerin sabırsız insanlar olduğunu, bu zâtın da Medine 'nin o gün için ağır sayılan havasına sabrı tahammül gösteremiyeceğini bildiği için hicretine izin vermemiş olması da mümkündür. Kurtubi : << İhtimal bu cevap o Bedeviye mahsustur. Çünkü onun hâlini ve Medine 'de kalmaya tehammül edemiyeceğini anlamıştır.» diyor. Bâzıları Mekke 'lilerden başkalarına bu hicretin farz değil müstehab olduğunu söylemişlerdir. Rcsûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellevı) Bedeviye hicret için bey'ata İzin vermemiş; ona develeri olup olmadığını; onların zekâtını verip vermediğini sormuştur. Diğer mallarının zekâtını sormamıştır. Çünkü o zâî deve sahibi idi. Develerinin zekâtı bahis mevzuu olunca sair maUarmın zekâtı da buna kıyasla anlaşılır. Bihâr : Denizler demektir. Fakat burada ondan murâd: Köylerdir. Araplar köylere bihâr, köye de buhayre derler. «O halde köylerin Ötesinde iş gör!» cümlesinin mânâsı: Üzerine farz olan zekâtı verdin mi nerede bulunursan bulun aldırma! Evin köylerin ötesinde bile olsa ondan otur; hicret etme! Demektir. 21- Kadınların Nasıl Bey'at Edecekleri Babı 88- (1866) Bana Ebu't-Tâhir Ahmed b. Anır b. Şerh rivayet etti. (Dedi kİ): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus b. Yezîd haber verdi. (Dedi ki): İbni Şihâb şunu söyledi: Bana Urve b. Zübeyr haber verdi ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Âişe şunları söylemiş : Müzmin kadınlar Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e hicret ettikleri vakit Allah (Azze ve Celle) 'nin : Ey Peygamber! Sana mü'min kadınlar Allah'a hiç bir şeyi şerîk koşmayacaklarına, çalmayacaklarına ve zina etmeyeceklerine dâir bey'at etmeye gelirlerse [22]... Kavli ile —âyetin sonuna kadar— imtihan olunurlardı. Âişe (sözüne devamla) şöyle demiş: Mü'min kadınlardan bu şartı kim ikrar «derse mihneti ikrar etmiş, olurdu. Kadınlar bunu sözle ikrar ettikleri vakit Resûlülah (Sallallchü Aleyhi ve Sellem) onlara : «Haydi gidin! Sizin bey'aîınızı kabul ettim!» derdi. Hayır! Vallahi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in eli hiç bir kadının eline dokun-mamıştır. O kadınlardan yalnız sözle b«y'at alırdı. Âişe demiş ki : Vallahi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadınlardan, Allah Teâlâ'nın emrettiğinden başka hiç bir şey almamış; ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Jin avucu asla bir kadının avucuna d okunmamıştır. Onlardan bey'at aldığı zaman kendilerine sözle: «Bey'atrnızı kabuj ettim!» derdi. 89- (...) Bana Hârûn b. Saîd El-Eylî Ebu't-Tâhir de rivayet ettiler. (Ebu't-Tâhir: Bize haber verdi tâbirini kullandı. Hâi-ûn ise: Bize İbni Vehb rivayet etti. Dedi.) (Demiş ki): Bana Mâlik, İbni Şihâb'dan, o da Urve'den naklen rivayet etti ki. ona da Âişe. kadınların bey'atını haber vermiş; ve : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellevı) eli ile hiç bir kadına dokun-mamıştir. Lâkin kadından bey'atı sözle alırdı. Onu sözle aldı da kadın da söz verdi mi «Git! Senin bey'atını aldım!» derdi. Bu hadîsi Buhar i «Şurût» ve «Talâk» bahislerinde tahrîc etmiştir. Hadîsdeki «İmtihan olunurlardı.» sözünden'fnurâd: Kendilerinden bey'-at ve söz alınırdı demektir. Nitekim: «Bu şartı kim ikrar ederse mihneti ikrar etmiş olurdu.» cümlesi de: «Âyetteki: şirk koşmamak, çalmamak ve zina etmemek şartını ikrar eden şer'î bey'atı yapmış olur» manasınadır. Hadis-i Şerifden Çıkarılan Hükümler: 1- Kadınların bey'atı el vermek sureti ile değil, yalmz sözledir. Erkeklerin ise hem söz hem de el ele tutuşmak sureti ile olur. 2- îhtiyâç ânında ecnebi bir kadının sözünü dinlemek, sesini işitmek mubahdır. 3- Ecnebi bir kadının cildine dokunmak caiz değildir. Meğer ki, hekimlik, kan aldırmak, diş çıkartmak gibi bîr zaruret ola! Bu takdirde caiz olur; çünkü zaruretler memnu' olan şeyleri mubah kılar. 22- Gücünün Yettiği Hususta Dini Eyip Îtaat Şartı Île Bey'at Babı 90- (1867) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuieybe ve İbni Hucr rivayet ettiler. Lâfız İbni Eyyûb'undur. (Dediler ki): Bize İsmâîl —bu zât İbni Ca'ferMir— rivayet etti. (Dedi ki): Bana Abdulah b. Dînâr haber verdi, ki kendisi; Abdullah b. Ömer'i: Biz Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e dinleyip itaat şartı ile bey'at ediyorduk. Bize : «Gücünün yettiği hususta» buyururdu; derken işitmiş. Bu hadîsi Buhâri «Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir. «Gücünün yettiği hususta» mânâsına gelen kelimesi yalnız Müstemlî ile Serahsî1 nin rivayetlerinde burada Jİduğu gibi müfred zikredilmiştir. Başkalarının rivayetlerinde «Gücünüzün yettiği hususta» şeklinde cemi' olarak nakledilmiştir. Nevevî bu kelimeyi müfred mütekellim yânî «gücümün yettiği hususta» mânâsına almış ve şöyle demiştir: «Bu, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ümmetine olan sonsuz şefekat ve merhametin dendir. Ümmetinden biri takat getiremiyeceği bir bey'atın umûmuna girmesin diye onlara (gücümün yettiği hususta) demeyi öğrenmiştir. Hadîs-i Şerîf, gücünün yetmeyeceği bir işe özenen kimseye: yapamayacağın işe özenme! demenin caiz olduğuna delildir. Ve mânâ itibarı ile «gücünüzün yeteceği işleri iltizâm edin!» hadîsi gibidir. 23- Bülüğ Yaşını Beyan Babı 91- (1868) Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubeydullah, Nâii'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş: Uhud harbi günü Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni harb-te teftiş etti. (O zaman) on dört yaşında idim. Bana müsaade etmedi. Beni Hendek günü de teftiş etti. (O zaman) onbeş yaşında idim. Ve bana müsâade etti. Nâfi' demiş ki: Bunun üzerine Ömer b. AbdilâzîzJin yanına gittim. O gün halîfe idi. Ve kendine bu hadîsi söyledim. Ömer: — Gerçekten bu, küçüklükle büyüklük arasında bir sınırdır. Dedi; ve me'murlarma: onbeş yaşında olan kimseye asker aylığı bağlamalarını yazdı. Bu yaştan aşağı olanı çocuklara katın! Dedi. (...) Bize bu hadîsi Ebü Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. İdrîs ile Abdurrahîm b. Süleyman rivayet ettiler. H. Bize Muhammed b. Müsennâ dalıi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülvehlıâb (yâni Sekafi) rivayet etti. Bunlar hep birden Ubeydullah'dan bu İsnâdla rivayette bulunmuşlardır. Yalnız onların hadîsinde : «Ben on dört yaşında idim, de beni küçük gördü.» ifadesi vardı. Bu hadîsi Buhâri «Kitâbifş - Şehâdât» da; îbni Mâce «Hudûd» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Bulûğ yaşından murâd : Harbde ve diğer iğlerde sahibine erkek hükmü verilen yaştır. Erkeklerin ihtilâm olmakla, kadınların hays görmekle bulûğa erdiğinde ulemâ müttefiktir. îhtilâmı geciken erkeklerle hayz görmesi geciken kadınlar hakkında ihtilâf edilmiştir. Bâzıları erkeklerin onyedi veya onsekiz yaşında baliğ sayılacağını, kadınlarda ise gebe kalmak gibi şeylerin, bulûğa alâmet olacağını söylemişlerdir. imâm Şafiî, imâm Ahmed , Evzaî, Ibni Vehb ve Hanefîler'den îmâm Ebû Yûsuf 'la îmâm Muhammed bulûğ yaşını onbeş sene olmakla sınırlandırmış; ve: «Erkek, kadın onbeş yaşını tamamlayınca mükellef olurlar. Artık ihtilâm olmasalar bile ibâdetlerin farz olması ve saire gibi hükümler onlar hakkında da câridir. Bu yaşta bir oğlana ganimetten erkek hissesi verilir. Küffardan onbeş yaşında olanları öldürmek caiz olur.» demişlerdir. îmâm A'zam bulûğ yaşının kadınlarda onyedi, erkeklerde on dokuz, bir rivayette onsekiz olduğunu söylemiştir, ki Sevrî'nin kavli de budur. Hadis-i Şerifden Bundan Maada Şu Hükümler de Çıkarılmıştır : 1- Ordu kumandanı harbden evvel askerini teftiş eder. Ve harbe elverişli olmayan askerleri geri çevirir. Ancak Hanefîler'le Mâlikîler'e göre bulûğa yaklaşmış (murâhik) çocuklar harbedebilecek kadar güçlü kuvvetli olurlarsa orduya alınabilirler, 2- Bu hadîs Hendek harbinin dördüncü hicrî yılda olduğuna delildir. Sahih olan da budur. Bâzı târih ve siyer uleması hicretin beşinci yılında olduğunu söyiemişlerse de hadis-i şerif bu kavli reddetmektedir. Çünkü ulemâ Uhud harbinin hicretten üç sene sonra vuku' bulduğunda müttefiktirler. Bu hadîsde ise Hendek harbinin ondan bir sene sonra olduğu bildiriliyor. 24- Ellerine Geçeceğinden Korkulduğu Zaman Mushafla Küffar Diyarına Gitmekten Nehi Babı 92- (1869) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e, Nâü'den dinlediğim, onun da Abdullah b. Ömer'den naklettiği şu hadîsi okudum: Abdullah şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Kur'ânla düşman toprağına gid ibnesini yasak etti. 93- (...) Bize Kuteybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys rivayet etti. H. Bize İbnl Rumh dahî rivayet etli. (Dedi ki): Bize Leys, Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdi ki, düşmanın eline geçer endîşesi ile düşman toprağına Kur'ân-ı Kerimle gidilmesini yasak edermiş. 94- Bize Ebu'r-Rabî' El-Atekî ile Ebû Kâmil de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Hammâd, Eyyûb'dan o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Kur'anla sefer etmeyin! Çünkü ben onun düşman eline geçmeyeceğinden emin değilim.» buyurdular. Eyyûb : «Gerçekten düşman onu ele geçirdi; ve onunla size münâzea ettiler.» demiş. (...) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail (yâni tbni Uleyye) rivayet etti. H. Bize İbni EM Ömer de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân ile Se-kafî rivayet ettiler. Bunların hepsi Eyyûb'dan rivayet etmişlerdir. 0. Bize İbni Râfî' dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Dahhâk (yâni İbni Osman) haber verdi. Bu râvîlerin hepsi Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Selîem)'den naklen rivayette bulunmuşlardır. İbni Uleyye ile SakafTnin hadîsinde : «Çünkü ben korkarım.» cümlesi, SüfyânJIa Dahhâk b. Osman'ın hadîslerinde ise : «Düşmanın elîne geçer korkusu ile..» ifâdesi vardır. Bu hadîsi Buhâri, Ebû Dâvûd ve lbni Mâce «Ci-hâd» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Görülüyor ki, Küffâr memleketine mushafla gitmek, onun ellerine geçirirler de hürmetini ayaklar altına alırlar korkusundan yasak edilmiştir. Şayet İslâm ordusu muzaffer olarak küfür diyarına girer de Kur'ânı Kerim'i tahkir korkusu olmazsa mushafı oraya götürmekte kerahet kalmaz. İmâm A'zam, Buharı ve diğer bazı ulemânın kavilleri budur. Nevevi : «sahih olan da budur.» diyor. İmâm Mâlik'le Şâfiâler 'den bir cemaata göre küfür diyarına mushaf götürmek mutlak surette memnû'dur. Hadîs-i Şerîf'de beyan edilen illet (yâni düşmanın tahkir etmesi korkusu) Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) 'e efendimizin sözüdür. Mâ1ikî1er'den bazısı onu İmâm Mâ1ik'in sözü zannederek hataya düşmüştür. Kâfirlere, içinde âyet bulunan mektup yazmak bilittifâk caizdir. B bâbta delil, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hirakl'e yazdıj nâmedir. Kaadî lyâz'm beyanına göre İmâm Mâlik'le d ğer bâzı ulemâ, üzerinde besmele yazılı veya Allah Teâlâ zikredilen altı ve gümüş paralan küffara vermek suretile ile muamelede bulunmayı kf rih görmüşlerdir. 25- Atlar Arasında Koşu ve Onları İdmana Çekme Babı 95- (1870) Eize Yahya b. Yahya Et-Temimî rivayet etti. (Dedi ki) Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi vs Sellem) idmanlı atlarla HafyâMaı koşu yaptı. Müsabakanın sonu seniyyetü'I-Vedâ' idi. İdman görmeyen ailar arasında da Seniyye'dcn Benî Züreyk mescidine kadar koşu yaptı. İbn Ömer, burada müsabaka yapanlar arasında idi. (...) Bize yine Yahya b. Yahya ile Mııhanımed h. Rumh ve Kuteybe b. Saîd, Leys b. Sa'dMan rivayet ettiler. H. Bize Halef b. Hİşâm ile Ebu'r-Rabî' ve Ebû Kâmil de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Hammâd —bu zât tbni Zeyd'dir— Eyyûb'dan rivayet etti. H. Bize Züheyr b. Harb da rivayet elti. (Dedi ki): Bize İsmail, Eyyûb'-dan [23] rivayet etti. H. Bize tbni Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. H- Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe de rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Müsennâ ile Ubeydullah b. Saîd dahî rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Yahya —ki El-Kattân'dır— rivayet etti. Bunların hepsi Ubeydullah'dan rivayet etmişlerdir. H. Bana Alî b, Hucr ile Ahmed b. Abde ve tbni Ebî Ömer de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Süfyân, t&mâîl b. Ümeyye'den rivayet etti. H. Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki): Bize AbdÜrrazzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize tbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki): Bana Mûsâ b. Ukbe haber verdi. H. Bize Hârûn b. Saîd El-Eylî dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize tbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Üsâme (yânı İbni Zeyd) haber verdi. Bu râvileriıı hepsi Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, naklen Mâlik'in Nâfi'den rivayet ettiği hadîs mânâsında rivayette bulunmuşlardır. Eyyûb'un, Hammad'la İbni Uleyye tarafından rivayet olunan hadîsinde şuna ziyade etmiştir: «Abdullah dedi ki: Ben geçmiş olarak geldim. At beni m esc i d den atlattı.» Bu hadîsi Buhâ'rî «Kitabü's-Salât» ile uKitâbü'l-Megâzî» de; Ebû Dâvûd Cihâd» da; Nesâî «HayI» de muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu müsabakaya «Sekb» nâ-mmdaki atı ile iştirak etmiştir. Sekb: Yürük yânî hızlı koşan mânâsına gelir. Bu hayvanın alnı sakar, üç bacağı sekirdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu B e -nî Fezâre kabilesine mensûb bir bedeviden satın almıştı. Üzerinde ilk gaza ettiği at budur. îlk koşuya da bununla iştirak etmiş ve herkezi geçerek müslümanları sevindirmiştir. Atın idmanı, evvelâ semizleyinceye kadar beslemek, sonra çeşitli vesilelerle onu terleterek yağını eritmek ve zayıflatmakla olur. Böylece hayvan hafifler; et ve sinirleri kuvvetlenir. Hafyâ' yâhud Hayfâ' : Seniyyetü'1-Vedâ' denilen yere 5-6 veya 7 mü uzaklıkta bir mevki'dir. Seniyyctü'Jı-Vcdâ': Veda yolu demektir. Bu yer Medine 'hin ke-hanndadır. Medine 'den çıkan yolcular buraya kadar uğurlandıklan için ona bu İsim verilmiştir. Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler: 1- At yarışı yapmak ve yarış için atı idmana çekerek gerektiğinde harbte faydalanmak için hazırlamak biîittifâk caizdir. Hattâ Şafiî1erıden bir rivayete göre sünnettir; mubah olduğunu söyleyenler de olmuştur. Câhiliyyet devrinde araplar bunu yaparlardı. İslâmiyet dahî meşru' kılmıştır. Müsabaka atlara mahsus da değildir. Hadîs-i Şerîf Ödül-süz müsabakaya hamledilmiştir. Fukaha bu hususta bir takım şartlar beyân etmişlerdir. Meselâ taraflardan birinin ortaya Ödül koyması caizdir; fakat iki tarafın da ödül koyması kumar olur ki caiz değildir. Meğer ki aralarında Üçüncü bir muhallil ola! Tafsilat fıkıh kitaplarmdadir. îbni Tin'in beyânına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) atlar arasında yanş tertib etmiş; ve birinciye üç yemen kumaşı, ikinciye İki, üçüncüye bir kumaş, diğerlerine de derecelerine göre altın ve gümüş hediyyeler vermiş; hepsine hayır duada bulunmuştur. 2- Hayvanı ıslah için aç tutmak caiz; fakat işkence için aç tutmak yasaktır. 3- Koşuda mesafe tayini caizdir. 4- Mescide, yaptıran şahsa izafetle: filânın mescidi demek caizdir. Diğer sâlih ameller de sahiplerine izafe edilebilirler. 26- «Kıyamet Gününe Kadar Hayır Atların Alınlarındadır.» Hadisi Babı 96- (1871) Bize Yahya b. Yahya rivayet etli. (Dedi ki): Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da İbni Ömer'den rivayet ettiği şu hadîsi okudum : Resûlüllah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) : «Kıyamet gününe kadar hayır atların ahnlarındadrr.» buyurdular. (...) Bize Kuteybe ile Rumh da Leys b. Sa'd'dan rivayet ettiler. H. Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ahy b. Müshirle Abdullah b. Numeyr rivayet ettiler. H. Bize îbni Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. H. Bize Ubeydullah b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya rivayet etti. Bu râvîlerin hepsi Ubeydullah'dan rivayet etmişlerdir. H. Bize Hârûn b. Saîd El-Eylî dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Üsâme rivayet etti. Bunların hepsi Nâfi'den, o da îbni Ömer'den, o da Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen Mâlikin Nâfiden rivayet ettiği hadîs gibi rivayette bulunmuşlardır. , 97- (1872) Bize Nasr b. Aliy El-Cehdamî ile Salih b. Hatim b. Ver-dân hepsi birden Yezîd'den rivayet ettiler. Cehdamî dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yûnus b. Ubeyd, Amr b. Saîd'den, o da Ebû Zür'a b. Amr b. Cerîr'den, o da Cerîr b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i parmağı ile bir atın alnını örüyor ve : «Atların alınlarına kıyamet gününe kadar hayır düğümlenmiştir. Ecir ve ganîmet!» buyuruyorken işittim. (...) Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmâîl b. İbrahim rivayet etti. H. Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî', Süfyân'dan rivayet etti. Her iki râvî Yûnus'dan bu isnâdfa bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. 98- (1873) Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Zekeriyyâ, Âmir'den, o da Urvetü'l-Bârikî'den [24] naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Resulü İlah (Salîaliahü Aleyhi ve Sellem) : «Atların alınlarına kıyamet gününe hayır düğümlenmiştir. Ecir vey ganimeti» buyurdular. 99- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Fudyl ile İbnİ İdrîs, Husayn'dan, o da Şa'bîMen, o da Urvetü'l-Bârıkî'den naklen rivayet ettiler. Şöyle demiş : Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) : «Hayır atların alınlarına düğümlenmiştir.» buyurdu. Kendilerine*' — Yâ Resûlallah! Bu ne iledir? Denildi. «Kıyamet gününe kadar ecir ve ganimet!» buyurdular., (...) Bize bu hadisi Ishâk b. İbralıîm de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr Husayn'dan bu isnâdla haber verdi . Şu kadar var ki O : «Urve b. Ca'd» dedi. (...) Bize Yahya b. Yahya ile Halef b. Hişam ve Ebû Bekir b. Ebi Şeybe toptan EbuJl-Ahvas'dan rivayet ettiler. H. Bize İshâk b, İbrahim ile İbni Ebî Ömer, ikisi birden Süfyân'dan rivayet ettiler. Bunların hepsi Şebîb b. Garkade'den, o da Urvetü'I-Bânkî'den, o da Peygamber (SallaÜahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etmişlerdir. Ama «Ecir ve ganimet!» cümlesini anmamıştır. Süfyân'm hadîsinde: «Urvetü'l - Bârıkîden işitmiş; o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işitmiş..» cümlesi vardır. (...) Bize Ubeydullalı b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. H. Bize İbnİ'l - Müsennâ Üe tbııi Beşşâr dahi rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. Her iki râvî Şu'be'den, o da Ebû İshâk'dan, o da Ayzâr b. Hureys'den, o da Urvetü'bnül - Ca'd'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu isnâdla rivayet etti. Ama: «Ecri ve ganimeti!» ifâdesini anmadı. 100- (1874) Bize yine Ubeydullah b. Muâz rivayet et i. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. Her iki râvî Ştrbe'den, o da Ebu'l-Tcyyâh'dan, o da Enes b. Mâlik'den-naklen rivayet etmişlerdir. Enes şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Bereket atların alınlarındadır.» buyurdular. (...) Bize Yahya b. Habîb de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid (yâni İbni'l-Harîs) rivayet etti. H. Bana Muhammed b. Velîd de rivayet elti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. CaJfer rivayet etti. Her iki râvî demişler ki: Bize Şu'be, Ebu't-Teyyâh'dan rivayet etti. O da Enes'i Peygamber (Saîîallahü Aleyhi ve Seî-îem) 'den bu hadîsin mislini rivayet ederken dinlemiş. Bu hadîsin İbni Ömer ve Urve rivayetlerini Buharı" «Cihâd» bahsinde; Urve rivayetini Tirmi zi ile îbni Mâce «Cihâd» da; Nesâî «Hayl» bahsinde; Enes rivayetini Buharı «Kitâbü'I-Cihâd» ile «Alâmâtü'n-Nüb Üvve» de; Nesâî «Hayl» de tahric etmişlerdir. Atın alnından murad: Alnına sarkan yelesidir. Hattâbî ve diğer bâzı âlimler alın kelimesinin atın bütününden kinaye olduğunu söylemişlerdir. «Hayır düğümlenmiştir.» cümlesinden murâd: hayır onlardan, düğümlenmiş gibi ayrılmaz demektir. Burada bir istiâre-i mek-niyye vardır. Çünkü hayır mahsûs şeylerden değildir kî, alının üzerine düğümlensin. Lâkin burada aklî olan şey, hissinin cinsine katılmış ve mubâlega yolu ile hissiye verilen hüküm ona da verilmiştir. Alını zikretmek istiareyi tecrîd içindir. Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler: 1- Gaza için at beslemek müstehabtır. 2- Böyle bir atın hayır ve fazileti kıyamete kadar bakîdir. Gerçi bir hadisde uğursuzluğun atda da olabileceği bildirilmişse de ondan murad gaza için beslenmeyen atdır. Yahud hayırla uğursuzluğun ikisi de bir atda bulunur manasınadır. Zira hadîs-i şerîfde hayır, ecir ve ganimet diye tefsir edilmiştir. Bununla beraber o atla teşe'üm de edilebilir. 3- Cihâd kıyamete kadar bakidir. 4- Bir kimsenin cihâd için hazırladığı atma hizmet etmesi müstehabtır. 27- Atın Sıfatlarından Hoşa Gitmeyeni Babı 101- (1875) Bize Yahya b. Yalıya i/e Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Züheyr b. Harb ve Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Yahya: bize haber verdi tâbirini kullandı, ötekiler: Bize Vekî' rivayet etti dediler.) (Demiş ki); Bize Süfyân, Selm b. Abdİrrahmân'dan, o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) atların üç ayağı sekir olanını sevmezdi. Demiş. 102- (...)Bize Muhammcd b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H. Bana Abdurrahmân b. Bişr dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdur-razzâk rivayet etti. Bunlar hep birden Süfyân'dan bu îsnâdla bu hadîsin mi&Iini rivayet etmişlerdir. Abdürrazzâk'm hadîsinde: «Sekirlik, atın sağ arka ayağında ve sol Ön ayağında yahud sağ ön ayağında ve sol oijka ayağında beyazlık olmaktır.» ifâdesini ziyâde etti. (...) Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muham-med (yânî İbni Ca'fer) rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bana Vehb b. Cerîr rivayet etti. Bunlar toptan Şu'be'den, o da Abdullah b. Yezîd En-Nehaî'den, o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen Vekî'in hadisi gibi rivayette bulunmuşlardır. Vehb'in rivayetinde: «Abdullah b. Yezîd'den..» ifâdesi vardır. NehaîJyi anmamıştır. Şıkâl, burada sağ ard ayağı İle sol Ön ayağında yahud sağ ön ayağı ile sol arka ayağında beyazlık olan attır diye ta'rif olunmuştur, ki bu bir kavildir. Ebû Ubeyd ile lügat ulemasının cumhuruna göre şikâl: üç ayağı sekir, bir ayağı sâde renkle olan attır. Bu isim atın bir ayağını kasarak üç ayağının üzerinde durmasından alınmıştır. Ebû Ubeyd üç ayağı sâde, bir ayağı sekir olan ata da şikâl denildiğini söylemiştir. îbni Düreyd: «şikâl: atın bir yandaki ayaklarının sekir olmasıdır; eğer sekirlik çapraz ayaklarda olursa ona muhalif şikâl denir.» demiştir. Şikâli: atın ön ayaklarının sekriliği diye ta'rif edenler olduğu gibi, arka ayaklarının sekirliğidir diye ta'rif edenler hattâ ön ayakları ile bir arka ayağının sekirliğidir; arka ayakları île bir ön aya-' ğının sekirliğidir di3'enler de olmuştur. Peygamber (SaUaîîahü Aleyhi ve Seîlem) 'in bu şekil atı sevmemesi bâzı âlimlere göre at köstekli İmiş gibi durduğundandır. Bir takımları : «îhtimâl Resûlüllah (SaUaîlahü Aleyhi ve Sellem) bu cinsi denemiş de onda aradığı necâbeti bulamamıştır.» demişlerdir. Mamafih yine ulemâdan bazılarına göre at sekir olmakla beraber alnı da sakar olursa sevimsizliği gider. Çünkü bu suretle köstekli imiş gibi gösteren hâli kalmaz. 28- Cihadın ve Allah Yolunda (Gazaya) Çıkmanın' Fazileti Babı 103- (1876) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr Umâre'den (ki bu zât İbnü'l-Ka'kaa'dır.) o da Ebû ZürVdan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) : «Allah kendi yolunda (gazaya) çıkan kimseye kefil olmuştur: (Buyurur ki): Onu (çıkaran) ancak benim yolumda cihâd etmek, bana inanmak ve Peygamberlerimi tasdîk eylemek için çıkarmıştır. Şu halde o, kendisini cennete koymamı yahud alabildiği kadar ecir veya ganimet olarak içinden çıktığı evine döndürmemi benim üzerime garantilemiştir. Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim ki, şayet bir yara Allah yolunda acıtırsa kıyamet gününde açıldığı zamanki kılığında gelecek, rengi kan rengi, kokusu misk olacaktır. Muhammed'in nefsi yed-î kudretinde olan Allah'a yemîn olsun ki eğer müslümanlara zor gelmese, Allah yolunda gaza eden bir seriyyenİn ardından ebediyyen oturmazdım! Lâkin varlık bulamıyorum ki, onları (hayvan üzerinde) taşıyayım! Onlar da varlık bulamıyorlar. Kendilerine benden geri kalmak zor geliyor! Muhammed'in nefsi yed-İ kudretinde olan Allah'a yemin ederim kî, ben Allah yolunda gaza ederek Öldürülmeyi, sonra yine gaza ederek Öldürülmeyi, sonra yine gaza ederek öldürülmeyi pek arzu ederim!» buyurdular. (...) Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebi Şeybe ile Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize İbni Fudayl, Umâre'den bu isnâdla rivayette bulundu. 104- (...) Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muğîrc b. Abdirrahmân EI-Hizâmî, Ebu'z- Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdi: «Allah, kendî yolunda cihâd eden, evinden kendisini onun yolunda cihâdla onun kelimesini tasdıkde başka hiç bir şey çıkaramayan, kimseyi cennete koyacağına yahud İçinden çıktığı evine, kazandığı ecir veya ganimetle beraber döndüreceğine kefîl olmuştur!» buyurmuşlar. 105- (...) Bize Amru'n - Nâkid ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Süfyâıı b. Uyeyne, Ebu'z - Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti : «Eğer bir kimse Allah yolunda yaralanırsa —ki Allah kendi yolunda yaralananı pekâlâ bilir— kıyamet gününde yarası fışkırarak gelir. Honk kan rengi, koku da misk kokusu!..» buyurmuşlar. 106- (...) Bize Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Mimeb-bih'den naklen rivayet etti. Hemmâm: Bize Ebû Hüreyre'nin Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet ettikleri şudur: diyerek bir takım hadîsler zikretmiştir ki, onlardan biri de şudur: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Müslümanın aldığı her yara Allah yolundadır. Sonra Kıyamet gününda bu yara, vurulduğu günkü kılığında olacak, kan fışkıracaktır. Renk kan rengi, koku misk kokusu!» buyurdu. Ve Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) (sözüne devamla) : «Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim ki, mü'minlere meşakkat vermiş olmasam Allah yolunda gaza eden hiç bir se-riyyenîn ardında oturmazdım! Ve lâkin varlık bulamıyorum kî, onları (hayvan üzerinde) taşıyayım! Onlar da varlık bulamıyorlar ki, benim arkamdan gelebilsinler. Benîm ardımdan olurup kalmaya da gönülleri razı olmuyor.» buyurdular. (...) Bize İbni Ebî Ömer de rivayet elti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Ebu'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Ben Resûlülîah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)'i : «Mü'minlere meşakkat vermiş olmasam hiç bîr seriyyenİn arkasında oturmazdım!...» buyururken işittim. Râvî hadîsi yukarıkilerin hadîsi gibi ve bu isnâdîa: «Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim kî Allah yolunda öldürülüp sonra diriltümeyi pek arzu ederdim...» şeklinde Ebû ZürVnm, Ebû Hüreyre'den naklettiği hadîs gibi rivayette bulunmuştur. (...) Bize Muhammed b. Müscnnâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ab-dülvehhâb (yânı Sekafî) rivayet etti. H. Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye rivayet etti. H. Bize îbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mervân b. Muâ-viye rivayet etti. Bu râvîlerin hepsi Yahya h. Saîd'den, o da Ebû Sâlih'-den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) : «Ümmetime meşakkat vermiş olmasam hiçbir seriyyeden geri kalmamak isterdim...» buyurdular. Râvî yukarıkilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuştur. 107- ( ..) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr, Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Allah kendi yolunda (gazaya) çıkan kimseye kefîl olmuştur...» buyurdu. Râvî hadîsi «Allah feâlâ yolunda gaza eden hiç bir seriyyeden geri kalmazdım!» ifâdesine kadar rivayet etmiştir. Bu hadîsin muhtelif rivayetlerini Buhârî: «İmân», «Vudû'» ve «Fardu'l-Humüs» bahislerinde tahrîc etmiştir. Hak yolunda gazaya çıkan kimseye Allah'ın kefil olması: lütf-u kereminden ona cennetini nasib etmesidir. Bu kefalet, Teâlâ hazretlerinin: «Şüphesiz ki Allah mü'minlerden cennet karşılığında canlarım ve mallarını satın almıştır.» [25] âyeH kerîmesine uygundur. İkinci rivayetteki «Onun kelimesini tasdik» den murâd: Kelime-i şe-hâdettir. Bâzıları: «Bundan murâd: mücahide va'dedüen büyük sevabı haber veren Allah kelâmını tasdik etmektir.» demişlerdir. Allah yolunda can veren mücâhidin cennete konması hususunda Kaadi Iyâz şunları söylemiştir «İhtimâl Allah o kimseyi öldüğü anda cennetine koyar. Nitekim Teâlâ Hazretleri şehîdler hakkında: Onlar diridirler; Rableri katında onlar rızık verilir. Buyurmuştur. Hadisde de: şehîdlerîn ruhları cennettedir. denilmiştir. Bir ihtimâl de cennete hesabsiz, azâbsız, soruşuz sualsiz giren ilk bahtiyarlar ve mukarrebîn gurubu ile birlikte girmesidir. Ve sahih hadîsde de açıklandığı vecihle şehîdlik günahlarına keffâret olur.» «Yâhud alabildiği kadar ecir veya ganimet alarak evine döndürmemi...» cümlesinin mânâsı şudur: Henüz ganimet alınmamışsa mücâhid sadece kazandığı sevabı alarak evine döner. Düşmandan ganimet alınmışsa ecirle beraber ganimetten hissesini de alır. Bu cümledeki «ev» edatı «yahud>> mânâsına değil mecazen «ve» mânâsında kullanılmıştır. Nitekim hadîsin bâzı rivayetlerinde buradaki «ev» yerinde «vav» edatı bulunmaktadır. Hadîsden murâd: cihâda çıkan bir kimseye Allah Teâlâ her hâl-ü kârda hayır vereceğini tekeffül etmiştir. Bu hayır ya şehîd olarak cennete girmekle, ya ecir kazanarak evine dönmekle, yahud hem ecir hem de ganimet alarak dönmekle tahakkuk edecektir; demektir.

Kaadî lyâz: «Bu hadîsde geçen yed gelimesi kudret ve mülk manasınadır.» diyor. Yerinde de görüldüğü vecihle yed: el demektir. Ancak Allah Teâlâ'ya nisbet edildi mi bu keilme müteşabihâttan olur. (Mânâsını Allah bilir. Ümmet bu dünyada bilemez. Selefin ulemâsı bu gibi kelime ve cümlelere mânâ vermeye kalkışmamış. Hak olduğuna inanır; mânâsını Allah'a havale eyleriz; demişlerdir. Onlardan sonra gelen bâzı âlimler müteşâbihleri yerine göre te'vîl etmişlerdir. İşte yed kelimesini kudret ve mülk diye te'vîl etmişlerdir. îşte yed kelimesini kudret ve mülk diye te'vîl bu kabildendir.)

Bu hadîsin üçüncü rivâyetindeki :

«Allah kendi yolunda yaralananı pekâlâ bilir!» cümlesi harb ve gazada ihlâs ve samimiyet gerektiğine tenbihtir. Gazada verilecek sevâb bu ihlâs ve samimiyete göre olacaktır. Şu halde Allah için, dîni için harbedenler ölseler de kalsalar da kazanacak, ganimet veya şan kazanmak yahud düşman milletten öc almak gibi maksadlarla gazaya çıkanlar sevabtan mahrum kalacaklardır. Bu cihet Mecelle'de «Bir işten maksad ne ise hüküm ona göredir.» kaidesi ile hulâsa edilmiştir.

Hadîsin zahiri, bu hükmün kâfirlerle yapılan harblere mahsus olduğunu gösteriyorsa da âsî ve bâgîler, yol kesenler ve benzerleri ile yapılan çarpışmalar da ayni hükümde dahildir.

Şehidin kıyamet gününde yarasından kan fışkırarak gelmesinin hikmeti, faziletine ve canını feda ettiğine şahidi bulunmaktır.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler :


1- Hadîs-i Şerif cihadın ve Allah yolunda şehîd olmanın faziletine delildir.

2- Şehîd olmayı ve keza kudreti hâricinde bir hayrı temenni etmek caizdir.

3- îki maslahat çatıştığı zaman daha mühim olanı tercih edilir.

4- Cihâd farz-ı kifâyedir.

5- Müslümanlardan kötülüğün ve meşakkatin giderilmesine çalışılır.

6- Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a., diye yemin etmen caizdir.

7- Hadîs-i Şerif Peygamber (Sailalîahü Aleyhi ve Seîlem) 'in ümmetine karşı beslediği şefekat ve merhamete delildir.



29- Allah Tealanın Yolunda Şehid Olmanın Fazileti Babı


108- (1877) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi kî): Bize Ebû Hâlid EI-Ahmar, Şu'be'den, o da Katâde ile Humeyd'den, onlar da Enes b. Mâlik'den, o da Peygamber (Sailalîahü Aleyhi ve Seîlem) 'den naklen rivayet etti :

«ö/en hiç bîr nefis yoktur ki, Allah indînde bir hayrı olsun da dünyaya dönmeyi ve dünya İle onun içinde bulunan büfün varlıkların kendisinin olmasını arzu etsin. Yafnız şehîd müstesna! Çünkü o, şehîdliğin faziletini gördüğü için dönmeyi ve dünyâda tekrar Öldürülmeyi temenni eder. buyurmuşlar,



109- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ île İbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Katâde'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Ben Enes b. Mâ-lik'i Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) 'den rivayet ederken dinledim.

«Şehîdden başka cennete giren hiç bîr kimse yoktur ki, dünyaya dönmeyi ve yer yüzündeki her şeyin kendinin olmasını dilesin. Şehîd ise gördüğü ikramdan dolayı dönmeyi ve on defa Öldürülmeyi temenni eder.» buyurmuş.

Bu hadîsi Buhârî ile Tİrmizî «Cihâd» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

îsnâdı hakkında Ebû Alî El-Gassânî şunları söylemiştin «Bu isnadın zahirine göre Şu'be bu hadîsi Katâde ile Humeyd'in ikisinden, onlar da Enes 'den rivayet etmiştir. Doğrusu Ebû Hâ1id onu Humeyd'den, o da Enes'den naklen rivayette bulunmuştur. Bunu Abdülgani b. Said de böyle söylemiştir.»

Kaadî Iyâz: «Şu halde Humeyd, Katâde üzerine değil, Şu'be üzerine atfolunmuştur...» diyor.

Hadîs-i Şerif şehîdliğin faziletini gösteren en açık delillerden biridir. İbni Battal: «Bu hadîs, şehîdliğin fazileti hakkında vârid olan delillerin en büyüğüdür.» demiştir.

Şehide niçin şehîd denildiği ihtilaflıdır. Nadr b. Şümeyl'e göre şehîd diri olduğu için ona bu isim verilmiştir. Çünkü şehîdlerin ruhları islâm darına (cennete) varır ve görürler. Başkalarının ruhları ise onu ancak kıyamette görür. İbni Enbârî'ye göre ise şehidin cennete gireceğine Allah ve Melekleri şâhid oldukları için bu isim verilmiştir. Ulemâdan bazıları şehîd ruhunu teslim ederken kendisine verîlecek sevâb ve kerameti gördüğü için ona bu ismin verildiğini söylemiş; bir takımları ruhunu rahmet melekleri aldığı ve imanına şâhid oldukları için şehîd denildiğine kail olmuşlardır. Hattâ : «Şehidin §ehîd olduğuna şahidi vardır, ki o da kanıdır!» diyenler olmuştur.

Şehidin misk gibi güzel kokusu onun fazilet ve şerefini mahşer halkına duyurmak için yayılacaktır. Kanının ve cenazesinin yıkanmaması da bundandır.



110- (1878) Bize Saîd b. Mansûr rivayet etti. (Dedi kî): Bize Hâ-lid b. AbdilJâh El-Vasitî, Süheyl b. Ebî Sâüh'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e : Allah azze ve cellenin yolunda cîhâd etmeye ne muâdil olabilir? Dediler.

«Sizin ona gücünüz yetmez!» buyurdu. Bu sözü kendisine ikî veya üç defa tekrarladılar. Hepsinde : «Sizin ona gücünüz yetmez!» buyurdu. Üçüncüde:

«Allah yolunda mücâhede eden kimsenin misâli, oruç tutan, namaz kılan, Aflah'ın âyetlerine muti' bir kişi gibidir ki tâ Allah Teâlâ'nın yolundaki mücâhid donünceye kadar ne oruçtan gevşer ne namazdan! buyurdular:



(...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Avâne rivayet etti. H.

Bana Züheyr b. Harb da rivâvet etti, (Dedi ki): Bize rivayet etti. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu Muâviye rivayet etti. Bunların hepsi Süheyl'den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

Bu hadîsi Buhârî ile Nesâî «CjiMd» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Hadîs-i Şerif Hz. Ebû Hüreyre 'den ayni mânâda muhtelif lâfızlarla rivayet olunmuştur.

Bu dahî cihâdın pek büyük fazileti olduğuna delildir. Zira namaz, oruç ve Allah'ın âyetlerine itaat en faziletli amellerdir. Mücâhid , bu amellerden bir lâhza gevşeklik göstermeyen kimse ile bîr tutulmuştur. Halbuki bu amelleri bir an gevşeklik göstermeden yapacak kimse yoktur. Onun içindir ki cihada denk bir amelin ne olacağı sorulunca Peygamber (Saîlaîldhü Aleyhi ve Selîem) :

«Sizin ona gücünüz yetmez!» buyurmuştur.

Mücâhid her hususta dâimi oruç tutan, namaz küan bir kimseye benzer. Meselâ: bu ibâdetlere devam eden kimse yiyip içmeden ve sair lezzetlerden kendini nasıl tutarsa mücahid de nefsini düşmanla çarpışmak için tahsis eder. O nasıl bir ân bıkmadan ibâdetine devam ederse, bu da bir ân ecir kazanmaktan hâli kalmaz. Sahih bir hadîsde mücahidin şahlanan atı için bile sevaplar yazılacağı bildirilmiştir.



111- (1879) Bana Hasan b. Aliy El-Hulvânî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Tevbe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muâviye b. Sellâm, Zeyd b. Sellâm'dan naklen rivayet etti ki, kendisi Ebû Sellâm'ı şöyle derken işitmiş: Bana NuJmân b. Beşîr rivayet etti. Dedi ki :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in minberinin yanında idim Bir adam: Ben müslüman olduktan sonra hiç bir amel işlememiş olmama aldırış etmem. Yalnız hacıları sulamam müstesna! Dedi. Bir başkası :

— Ben müslüman olduktan sonra hiç bir amel işlememiş olmama aldırış etmem. Yalnız Mecid-i Haramı ta'mîr etmem müstesna! Dedi.

Başka biri :

— Allah yolunda cîhâd etmek sizin söylediğinizden efdaldiı; dedi. Bunun Üzerine Ömer kendilerini menefti. Ve

— Bu gün cuma günüdür. Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)'in minberinin yanında seslerinizi yükseltmeyin! Lâkin ben cumayı kıldığını zaman içeriye girer; sizin ihtilâf ettiğiniz hususu ona sorarım! Dedi. Arkacığmdan Allah (azze ve celle) :

Siz hacıları sulamakla Mescİd-i Haramı tâmîr etmeyi Allah'a ve son güne îmân edip Allah yolunda cihâd eden kimse ile bir mi tutuyorsunuz? [26]' âyetini sonuna kadar indirdi.



(...) Bu hadîsi bana Abdullah b. Abdirrahmân Ed-Dârimî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Hassan rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muâvi-ye rivayet etti. (Dedi ki): Bana Zeyd haber verdi ki, kendisi Ebû SeUâm'i şeyle derken işitmiş: Bana Nu'mân b. Beşîr rivayet etti. (Dedi ki): Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "m minberi yanında idim...

Râvî bu hadîsi, Ebû Tevbe'nin hadîsi gibi rivayet etmiştir.

Görülüyor ki ashabdan bâzıları islâmda en makbul amelin ne olduğunda ihtilâf etmişler, içlerinden birisi bunun hacılara su vermek olduğunu, diğeri Kâ'be'yi ta'mîr etmenin daha makbul sayılacağını söylemiş; üçüncü biri cihâdın ikisinden de hayırlı olduğunu ileri sürmüştür. İnen âyet-i kerîme üçüncü zâtın haklı olduğunu meydana çıkarmıştır.

Hadîs-i Şerîf. cumada ve diğer günlerde mescidlerde yüksek sesle konuşmanın mekruh olduğuna, keza insanların toplu bulunduğu yerlerde bilir bilmez, bağırıp çağırmanın doğru olmadığına delildir. Bunun sebebi, gürültünün namaz kılanlarla zikredenleri yamltmasıdır.



30- Allah Yolunda Sabah ve Akşam Seferlerinin Fazileti Babı


112- (1880) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'ııeb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Seleme, Sâbit'deıı, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Allah yolunda bir sabah veya akşam seferi dünyâdan ve bütün dünya vakhklarmdan daha hayırlıdır.» buyurdular.



113- (1881) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ab-dülâziz b. Ebî Hâzim, babasından, o da Sehl b. Sa'd Es-Sâıdî'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdi!

«Kulun Allah yolunda yürüdüğü sabah yürüyüşü dünyâdan ve bütün dünya varlıklarından daha hayırlıdır.» buyurmuşlar.



114- (...) Bize Ebû Bekir b. EM Şeybe ile Züheyr b. Harb da rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Vefcf, Süfyân'dan, o da Ebû Hâzim'den, o da Sehl b. Sa'd Es-Sâidî'den, o da Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti.

«Allah yolunda bîr sabah veya akşam yürüyüşü dünyadan ve bütün dünya varlıklarından daha hayırlıdır.» buyurmuşlar.



114- (1882) Bize îbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mer-vân b. Muâviye, Yahya b. Said'den, o da Zekvân b. Ebî Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den, naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Saîîaila-hü Aleyhi ve Seîlem) :

«Ümmetimden bir takım adamlar olmasa...» buyurdular. Ve râvî hadîsi rivayet etmiştir. Bu hadîsde şu cümle de vardır:

«Allah yolunda bir akşam veya sabah yürüyüşü dünyadan ve bütün dünya varlıklarından daha hayırlıdır.»



115- (1883) Bize Ebû Bekir b. Efeî Şeybe ile İshâk b. İbrahim ve Züheyr b. Harb da rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekir'le İshâk'ın'dır, (İshak: Bize haber verdi tâbirini kullandı. Ötekileri: Bize EI-Mukri' Abdullah b. Yezîd rivayet etti; dediler.) O Saîd b. Ebî EyyûVdan naklen rivayet etmiş: (Demiş ki): Bana Şurahbîl b. Şerîk El-Maâfirî, Ebû Abdirrahmân El-Hubulî'den rivayet etti. Şöyle demiş: Ben Ebû Eyyûb'u şöyle derken işittim; Resûlüllah (Saîlaîîahü Aleyhi ve Sellem) :

«Allah yolunda bir sabah veya akşam yürüyüşü, üzerine güneş doğmuş batmış her şeyden daha hayırlıdır.» buyurdular.



(...) Bana Muhammed b. Abdilfâh b. Kuhzâz ri\âyet etti. (Dedi ki): Bize Aliy b. Hasan, Abdullah b. Mübârek'den rivayet etti. (Demiş ki): Bize Saîd b. Ebî Eyyûb ile Hayve b. Şureyh haber verdiler. Bunlardan her biri dedi ki: Bana Şurahbîl b. Şerîk, Ebû Abdirrahnıân El-Hubulrden naklen rivayet etti ki, kendisi Ebû Eyyûb EI-Ensârî'yi: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu...» derken işitmiş. Hadîs yukarıki-nin tamamîle mislidir.

Bu rivayetleri Bu har î «Cihâd» bahsinde tahric ettiği gibi bâzılarını Nesâî ve îbni Mace de tahrîc etmişlerdir. Tirmizî bu mânâda Hz. îbni Abbâs 'dan rivayet olunan bir hadîsi nakletmiş ve: «Bu hadis hasen garîbtir.» demiştir.

Gadve : Gündüzün evvelinden zeval vaktine kadar, ravha da zevalden geceye kadar yürüyüş demektir. Bu isim verilmek için yürüyüşün mutlaka yürüyenin köyünden veya kasabasından baş'aması şart değildir. Gaza yolunda bulunan kimsenin akşamda sabanda yaptığı her yürüyüş ve gezinti gadve ve ravhadır.

Hadîsin mânâsı şudur : Allah yolunda yapılan sabah ve akşam yürüyüşlerinin fazilet ve sevabı bütün dünya nimetlerinden daha hayırlıdır. Yâni bütün dünya nimetleri bir kişinin olsa Allah yolunda yapılan bir tek sabah veya akşam yürüyüşüne denk olamaz. Çünkü dünya nimetleri geçici âhiret nimetleri ise ebedîdir.

Kaadî Iyâz şöyle demiştir: «Bu hadîs ile o mânâda âhiret işlerini ve sevabını dünya işleri ile temsil eden diğer hadîsler için şöyle denilmiştir: Bir insan bütün dünya varlıklarına sahib olsa da onları âhiret umuruna sarf etse yine âhiret işlerinin sevabı dünya varlıklarından hayırlıdır. Yoksa bu hadîs mutlak surette fânîyi bakîye kıyas değildir.»

El-Mühelleb'e göre hadîsden murâd: «Cennette bir sabah yürüyüşü kadar az bir zamanın sevabı bütün dünya zamanlarından daha hayırlıdır.» demektir. Yânı âhîretin kısa zamanı dünyanın uzun zamanından daha hayırlıdır. Hâsılı maksad, cihâdın büyüklüğünü anlatarak ona teşvîkde bulunmaktır. Binaenaleyh bir insan dünyalara mâlik olan zengine değil, Allah yolunda sabah veya akşam yürüyüş yapan gaziye im-renmelidir.



31- Allah Tealanın Cennette Mücahid İçin Hazırladığı Derecelerin Beyanı Babı


116- (1884) Bize Saîd b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Ebû Hânî El-Havlânî, Ebû Abdirrahmân EI-Hubulî'den, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti ki, ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Yâ Ebâ Saîd! Her kim Rabb olarak Allah'a, dîn olarak İslama, Peygamber olarak da Muhammed'e razı olursa o kimseye cennet vâcibtİr.» buyurmuş. Ebû Saîd buna şaşmış ve :

— Bunları bana tekrarla yâ Resûlâllah! Demiş. O da tekrarlamış. Sonra :

«Başka bir şey var kif onunla cennete bir kul yüz derece yükseltilir. Her iki derecenin arası yerle gök arası gibidir.» buyurmuş. Ebû Saîd :

— Nedir o yâ Resûlâllah? Diye sormuş.

«Allah yolunda cihâddır; Allah yolunda cihâddir!» buyurmuşlar.

Bu hadîs hakkında Kaadi Iyâz şunları söylemiştir; «Bundan zahirî mânâsı kasdedilmîş olması muhtemeldir. Bu takdirde buradaki derecelerden murâd, görünürde bir birinden yüksek olan menzillerdir Bu da cennet menzillerinin sıfatıdır. Nitekim cennet köşklerinin sahihleri hakkında: onlar birbirlerine parlak yıldız gibi görünürler, buyurul-muştur.

Hadîsden manevî yükseklik kasdedilmiş olması da muhtemeldir, ki bu yükseklik insanın hâtır-u hayâline gelmeyen ve mahlûk sıfatında olmayan büyük ihsanlar ve bol nimetlerdir. Allah'ın cennet ehline lütul buyurduğu nimet ve kerametlerin nevî'leri bir birinden çok farklıdır. Fa-zîlet hususunda bunların bir bîrinden uzaklığı yerle gök arası gibi olur. Ama birinci ihtimâl daha açıktır.» Nevevî, Kaadînin sözlerini tasdik etmiştir.



32- Allah Yolunda Öldürülen Kimsenin —Borç Haric-Bütün Günahlarının Affedilmesi Babı


117- (1885) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bizt Leys, Saîd b, Saîd'den, o da Abdullah b. Ebî Katâde'den, o da Ebû Kata-de'den, naklen rivayet etti ki, Abdullah, Ebû Katâde'yi Resûlüllah (Sal-lallahü Aleyhi ve Seîlem) 'den rivayet ederken dinlemiş. Peygamber (Sal lallahü Aleyhi ve Sellem) aralarında ayağa kalkarak onlara :

Allah yolunda cihâdla îmânın amellerin en faziletlisi olduğunu söylemiş Bunun üzerine bir adam kalkarak :

— Yâ Besûlâllahî Ne buyurursun, ben Allah yolunda öldürülsenı günahlarım affolunur mu? Demiş. ResûiüIIah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) de ona :

«Evet, ihlâsla sabrettiğin halde ileri gidip gerî dönmeyerek Allah yolunda Öldürülürsen!» buyurmuş. Sonra Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Naşı/ dedin?» diye sormuş. Adam:

— Ne buyurursun, ben Allah yolunda öldürülürsem günahlarım affolunur mu? demiş. Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Evet İhlâsla sabrettiğin halde, ileri gidip geri dönmeyerek Allah yolunda öîdürülürsen!.. Yalnız borç müstesna! Gerçekten bunu bana Cibril aleyhİsselâm söyledi.» buyurmuşlar.



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. EI-Mösennâ rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Yezîd b. Hârûn rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya (yânî İbni Saîd), Saîd b. Ebî Saîd El-MakburîJden, o da Abdullah b. Ebî Katâde'den, o da babasından naklen haber verdi. Şöyle demiş :

Bir adam Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek : Ne buyurursun, ben Allah yolunda ödlürülürsem... dedi.

Râvî, Leys'in hadîsi mânâsında rivayette bulunmuştur.



118- (...) Bize Saîd b. Man sûr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süf-yân, Amr b. Dinar'dan, o da Muhammed b. Kays'dan naklen rivayet etti. H.

Süfyan demiş ki: Bize Muhammed b. Aclân da, Muharamed b. Kays'-dan, o da Abdullah b. Ebî Katâde'den, o da babasından, o da Peygamber

(Sallaİlahü Aleyhi ve Seîlem) 'den naklen —biri diğerinden fazla ederek— rivayette bulundu ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) minberde iken bir adam gelerek :

— Ne buyurursun, ben kılıcımla vurursam..,» demiş. Râvî hadîsi, Makburî'nin hadîsi gibi rivayet etmiştir.



119- (1886) Bize Zekeriyyâ b. Yahya b. Salih Eİ-Misrî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mufaddal (yânî İbni Fadâle) Ayyaş'dan —Bu zât İhni Abbâs El-Kıtbânî'dir— o da Abdullah b. Yezîd Ebû Abdirrahmân EI-Hu-bulî'den, o da Abdullah b. Arar b. Âs'dan naklen rivayet etti ki, Resû-IüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şehidin her günahı affolunur. Yalnız borç müstesna! buyurmuşlar.



120- (...) Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Yezîd EI-Mukrî' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Saîd b. Ebî Eyyûb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Ayyaş b. Abbâs El-Kıtbânî, Ebû Abdirrahmân El-Hubulî'den, o da Abdullah b. Amr b. Âs'dan naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Allah yolunda ölüm her şeye keffâret olur; yalnız borç müstesna!» buyurmuşlar.

Bu rivayetler dahî cihâdın faziletine delildirler Görülüyor ki, cihâd kul hakkından maada bütün günahlara keffârettir. Ancak keffâret olması hadîsde beyân buyurulan şartlara riâyetledir. Bu şartlar, harbde sırf Allah rizâsı için sebat etmek, ilerlemek, geri dönmemektir. ilerleyip geri dönmemek kaydı, bir gazada ilerleyip başka gazada gerilemekten ihtiraz için olsa gerektir.

«Yalnız borç müstesna!» ifâdesi insan haklarına tenbîh içindir. Cihâd ve sair hayırlı ameller yalnız Allah hakları için keffaret olurlar. Kul haklarına keffaret olamazlar.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in «Evet» cevâbını verdikten sonra «Yalnız borç müstesna!» demesi, o anda bunu vahiy yolu ile anladığına hamledilmiştir.

Nitekim «bunu bana Cibril ('Aleyhisselâm) söyledi.» ifadesi de bunu gösterir.



33- Şehid Ruhlarının Cennette Olduğunu ve Şehidlerin Rableri Katında Diri Olup Rızıklandıklarını Beyan Babı


121- (1887) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ikisi birden Ebû Muâviye'deıı rivayet ettiler. H.

Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr ile İsâ b. Yûnus hep birden A'meş'den naklen haber verdiler. H.

Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Esbât ile Ebû Muâviye rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize A'meş, Abdullah b. Mürra'dan, o da Mesrûk'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Abdullah'a —ki İbni Mes'ûd'dur— şu âyeti(n hükmünü) sorduk:

Allah yolunda öldürülenleri asla ölü sanma! Bilâkis onlar Rabbleri katında diri olup rızıklanmaktadırlar. [27]

Abdullah şu cevabı verdi: Bakın buraya! Biz bunu (vakti ile Peygamber efendimize sorduk da :

«Onların ruhları yeşil bir takım kuşların karnmdadır. Onların Arş'a asılı kandilleri vardır. Cennette istedikleri yerde dolaşır; sonra bu kandillere inerler. Rabbleri onlardan öyle bir haberdâr olur ki!.. Ve kendilerine : Bir şey arzu eder misiniz? diye sorar. (Onlar) :

— (Daha) ne isteyelim, işte cennette dilediğimiz yerde dolaşıyoruz! Derler. Bunu kendilerine üç defa tekrarlar. Sorulmaktan âzâde bırakılmayacaklarını görünce :

—Yâ Rabb! Ruhlarımızı bedenlerimize iade buyurmanı dileriz! Tâ ki senin yolunda bîr defa daha Öldürülelim! Derler. Ve bir hacetleri olmadığını görünce bırakılırlar.» buyurdular.

Hadîs-i Şerif muhtelif lâfızlarla rivayet olunmuştur. Bâzı rivayetlerde «onların ruhları kuşların kursaklarındadır.» denilmiş; imâm Mâlik «El-Muvatta'» adlı eserinde «Mü'mİnin ruhu bir kuştur.» şeklinde rivayet etmiş; Kata'de 'den nakledilen bir rviâyette «beyaz kuş suretin-dedir» denilmiştir. Kelâm ulemâsından bâzıları ((Kuştur» veya «kuş su-retindedir.» rivayetlerini daha doğru bulmuştur. Zâten ekserî rivayetler de bu şekildedir.

Kaadî Iyâz diyor ki: «Bunu bâzıları baîd görmüş; bir takımları ise red ve inkâr etmemişlerdir. Zâten burada inkâr edilecek bir şey yoktur. İki şey arasında fark da yoktur. Belki «Kuştur» yahud ((Kuşun karnmdadır.» rivayeti mânâ itibarı ile daha sahihtir. Burada kıyas ve akılların hüküm salâhiyeti yoktur. Bunların hepsi caiz görülen şeylerdendir. Allah bu ruhu mü'minden yahut şehîdden çıktıktan sonra kandillere veya kuşların karınlarına yahud dilediği her hangi bir yere koymak isterse bu olur; koyar; baîd de görülmez; hele de ruhların cisim olduğu kabul edilirse!..

Demliyor ki: îkrâm veya azâb gören ruhlar, bedenin bîr cüz'üdur. Onda rûh kalır. Elem ve azabı yahut lezzet ve nimeti duyan odur. Yâ Rabbî beni dünyaya döndür diyecek de odur. Cennet ağaçları arasında dolaşacak dahî odur. O halde bu parçanın kuş şekline sokulması yahud kuş karnına konulması; Arş altında kandillere asılması ve sair Allah'ın dilediği şeyler imkânsız değildir.

Ulemâ ruhla nefsin aynı mânâya gelip gelmediğinde de ihtilâf etlerdir. Birçok meânî ulemâsı ile bâtın ilmi ve kelâm uleması: Ruhun hakikati bilinmez; onu tavsif etmek de doğru değildir; o kulların bilmediği şeylerdendir; demişler: (De kî: Rûh Rabbİmin işidir..,) âyeti ile istidlal etmişlerdir.

Feylesoflar taşkınlık ederek ruhun yokluğuna kail olmuşlardır. Doktorların ekseriyeti ruhun bedene dağılan latif bir buhar olduğunu söylerler Üstadlarımızdan birçoğu: rûh hayattır, demişlerdir. Diğerleri: Rûh latîf bir takım cisimler olup cismi sarmıştır. Cisim onunla yaşar; onun ayrıldığı an cismi öldürmek Allah Teâiâ'nm âdetidir; demişlerdir...»

Kaadî îyaz'in sözü burada sona erdi. Nevevî : «Bizim ulemâmıza göre rûh, bedene girmiş lâtif bir takım cisimlerdir; bu cisimler bedenden ayrıldı mı insan ölür.» diyor.

Ulemâ ruhla nefsin aynı mânâya gelip gelmediğinde de ihtilâf etmişlerdir. Bâzılarına göre ikisi bir mânâyadır. Bîr takımları nefis kandır demiş; bâzıları da nefsin hayât demek olduğunu söylemişlerdir.

Kaadî İyâz'm beyanına göre tenasüh yani ruhların bir bedenden başka bir bedene geçebileceğine, güzel suretlere girerlerse nîmet ve ikram, çirkin suretlere girerlerse azâb göreceklerine kaail olan bazı mülhidîer, bu ve benzeri hadîslerle istidlal etmiş ve: «sevap, ikab bundan ibarettir.» demişlerse de bu kavil açık bir dalâlet ve şeriatın isbât ettiği haşır, neşir, cennet ve cehennem gibi hakikatleri inkârdır.

Allah Teâiâ'nm cennete girenlere :

«Bîr şey arzu eder misiniz?» diye sorması onlara yapılan ikram ve ihsanda mubâlega içindir. Yoksa kendilerine bir insanın hatırından bile geçmeyen nimetler ihsan etmiştir. Bundan sonra daha ziyadesini istemeye teşvik buyuracak fakat onlar bu verilenden daha fazlasını bulamayarak ruhlarını bedenlerine döndürmesini zîrâ Allah yolunda can vererek bundan lezzet almak istediklerini söyleyeceklerdir.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1- Cennet yaratılmış ve hâlen mevcuddur. Ehl-i Sünnetin mezhebi budur. Mu'tezile ile diğer bid'at fırkalarından bazılarına göre hâlen cennet mevcud değildir. Cennet Kıyamette yaratılacaktır.

Bunlar : «Hz. Adem'in içinden çıkarıldığı cennet bu değildir.» derler. Halbuki gerek Kur'an-ı Kerîm 'in gerekse sünnetin zahirleri Ehl-i Sünnet ve hakkın lehine delâlet etmektedir.

2- Ölüler kıyametten önce sevab ve azâb görürler.

3- Ruhlar bakîdir; ölmezler. Bazı bid'at taifeleri buna da muhalefet etmişlerse de EhH Sünnetin mezhebi budur. Kur'an ve Sünnetten bütün deliller bunu isbât etmektedir.

4- Bu hadîsde bahsi geçen mü'minler şehîdlerdir. Sair mü'minlere ise akşam sabah yerleri gösterilecektir. Nitekim İbni Ömer hadîsinde beyan edilmiştir. Mamafih bâzı ulemaya göre bu hadîsden murad, azâbsiz cennete girecek olan bütün mü'minlerdîr. Böyleler! şimdiden cennete girebilirler. «Mü'minlerİn ruhları kabirlerinin avlusunda olacaktır.» diyenler de vardır.



34- Cihad ve Serhad Bekçiliğinin Fazileti Babı


122- (1888) Bize MansÛr b. Ebî Müzâhim rivayet etti. (Dedi ki-: Bize Yahya b. Hamza, Muhammed b. Velîd Ez-Ziibeydî'den, o da Zührîden, o da Atâ' b. Yezîd El-Leysî'den, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti ki, bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) 'e gelerek :

— İnsanların hangisi efdaldir? diye sormuş da :

«Allah yolunda mah ile canı ile mücâhede eden kimsedir.» buyurmuş.

— Ondan sonra kim? demiş.

«Kuytulardan bir kuytuda Rabbi olan Allah'a ibâdet eden ve insanları kendi şerrinden âzâde bırakan mü'mindir.» buyurmuşlar.



123- (...) Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ab-dürrazzâk haber verdi. (Dedi ki): Bize Na'mer, Ziihrî'den, o da Atâ' b. Yezîd EI-Leysî'den, o da Ebû Saîd'den naklen haber verdi. Şöyle demiş :

Bir adam : İnsanların en faziletlisi kimdir yâ Resûlâllah? Dedi.

«Allah yolunda malı ile canı ile mücâhade eden mü'mindir.» buyurdu. — Ondan sonra kim? Diye sordu.

«Sonra kuytulardan bîr kuytuya çekilmiş; Rabbine ibâdet eden ve insanları kendi şerrinden âzâde bırakan adamdır.» buyurdular.



124- (...) Bize Abdulah b. Abdirrahmân Ed-Dârimî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Yûsuf, Evzâî'den, o da İbni Şihâb'dan bu isnadla haber verdi. O : «Bir kuytuda bîr adam..» demiş; «sonra bir adam..» dememiştir.

Bu hadîsi Buhârî, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Ne-sâî «Cihâd» bahsinde; îbnl Mâce uKitâbüJl-Fiten» de muhtelif râvüerden taiırîc etmişlerdir.

Hadîs-i Şerif âmm-ı mahsustur. Ve : «Allah yolunda malr İle canı ile mücâhede eden kimse insanların en iyilerindendir » manasınadır. Yoksa ulema ve sıddîklar daha faziletlidirler. Nitekim bu hususta hadisler vârid olmuştur. Nesâî'nin bir rivayetinde :

«İnsanların en hayırlılarından bir adam...» denilmiştir.

Şi'b : İki dağ arasındaki aralıktır. Ancak burada hassaten bu mânâ kasdedilmemiştir. Murâd tenha ve insanlardan uzak yerdir. Vadiler ekseriyetle insandan hâli olduğu için (şi'b) kelimesi misâl olarak zikredilmiştir.

Bu hadîs tenhada yalnız yaşamayı insanlar arasına karışmaktan evlâ görenlere delildir. Mesele ihtilaflıdır. Ekseri ulemâya göre fitneden emin olmak şartı ile insanlarla ihtilâl etmek efdaîdir. Bâzı taifeler uzletin yâni tenhada ayrı yaşamanın daha faziletli olduğuna kaildirler. Cumhur bunlara cevap vermiş: «Bu hadîs fitne ve harb zamanlarına hamlediîmiştir. Yahut'insanlarla iyi geçinemeyen kimse hakkındadır.» demişlerdir. Tirraizi'nin «Zühd» babında rivayet ettiği bir hadîs de cumhura delildir. Mezkûr hadîsde :

«İnsanlarla İhtilât edip eziyetlerine katlanan mü'minin ecri, insanlarla ihfilât etmeyen ve eziyetleri-.e sabır göstermeyen mü'minin ecrinden daha büyüktür.» buyuru!maktadır.

Ayni hadîsi İbni Mâce dahî rivayet etmiştir.

Gelmiş geçmiş bütün peygamberler, sahabe, tabiîn, ulemâ ve sulehâ hep insanlarla ihtuat etmiş; bundan cuma ve cenazelere iştirak, hastaları dolaşmak ilim ve zikir meclisleri gibi faydalar istihsal etmişlerdir.



125- (1889) Bize Yahya fa. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülâzîz b. Ebî Hâzim, babasından, o da Ba'ce'den, o da Ebû Hiireyre'den, o da Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Seîîem)'den onun şöyle buyurduğunu rivayet etti:

«İnsanların en hayırlı yaşayanlarından biri: Allah yolunda atının dİzgi-nîn tutup onun sırtında uçan, düşman sesi veya düşmana hücum feryadı İşittikçe o at üzerinde uçan, Öldürmeyi ve Ölümü, ümîd edilen yerlerinde arayan adamdır. Yahud şu tepelerden bir tepenin üstünde veya şu vadilerden bir vâdînin içinde bir koyun sürücüğünün İçinde bulunup namazını kılan, zekatını veren ve eceli gelinceye kadar Rabbına ibâdet eden, insanlara hayırdan başka bîr şey yapmayan kimsedir.»



126- (...) Bize bu hadisi Kuteybe b. Saîd de, Abdülâzîz b, Ebî Hâ-zim ile Ya'kûb (yânî İbni Abdirrahmân El-Kaarî) den naklen rivayet etti. Her ikisi Ebû HâzimJden bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. O Yahya'nın rivayeti hilâfına: «Ba'ce b. AbdiIIâh b. Bedr'den» bir de : «Şu vadilerden bir vâdîde..» demiştir.



127- (...) Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ziiheyr b. Harb ve Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Vekî' Üsâme b. ZeydMen, o da Ba'ce b. AbdiIIâh ElCühenî'den, o da Ebû Hüreyre'-den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen Ebû Hâ-zim'in Ba'ce'den rivayet ettiği hadîs mânâsında rivayette bulunmuş ve : «Vadilerden bir vâdîde..» demiştir.

«Atının dizginini tutup onun sırtında uçan..» ifadesinin mânâsı: cihâd için hazır vaziyette bulunup gerektiğinde atının sırtında uçar gibi sür'atle harbe koşan kimsedir..'demektir. İbarede teşbîh-i belîg vardır.

Hey'a : Düşman geldiği zaman yükselen ses; fezea ise*, düşmana hücum için davranmakta.

«Ölümü, ümîd edilen yerlerinde arayan adamdır.» cümlesinden: şe-hid olmayı son derece arzu ettiği için ölerek şehîd olacağı yeri adetâ arayan adamdır, .manası kasdedilmiştir.

Hadîs-i Şerif cihâd ile serhad bekçiliğinin ve şehîd olmaya hırs göstermenin faziletine delildir.



35- Birbirlerini Öldüren İki Adamın Cennete Gireceklerini Beyan Babı


128- (1890) Bize 'Muhammed b, Ebî Ömer Eh Vekkî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân, Ebu'z-Zinâd'dan, o da A'racJdan, o da Ebû Hü-reyre'den naklen rivayet etti ki, ResûlüIInh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Alfah ki kimseye güler (muamelesi yapar.) Biri diğerini Öldürür; ikisi de cennete girer.» buyurmuş. Ashâb :

— Nasıl yâ Resûlallah? Demişler.

«Biri, Allah azze ve cellenin yolunda çarpışarak şehîd edilir; sonra Al-îah kaatilin tevbesini kabul eder de müslüman olur. Ve Allah azze ve cellenin yolunda çarpışarak şehîd düşer.» buyurmuşlar.



(...) Bize Ebû Bekir b, Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ve Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Vekî', Süfyân'dan, o da Ebu'z-Zinâd'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etti.



129- (...) Bize Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Müneb-bih'den naklen haber verdi. Hemmâm: Bize Ebû Hiireyre'nin Resûlüllah i Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet ettikleri budur: diyerek bir ta-iiim hadisler zikretmiştir. Onlardan biri de şudur: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Allah İki kimseye güler (muamelesi yapar.) Bîri diğerini Öldürür; ikisi de cennete girer!» buyurdu. Ashâb :

— Nasıl yâ Resûlâîlah: Dediler.

«Bîri öldürülür de cennete girer; sonra Alfah Ötekinin tevbesinî kabul ederek onu İslama hidâyet eyler. Sonra (o da) Allah yolunda mücâhede ederek şehîd düşer!» buyurdular.

Bu hadîsi Buharı ile Nesâî «Cihâd» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

«Yedhakü» güler demektir. Gülmek, ağlamak gibi şeyler Allah Teâlâ hakkında caiz değildir. Binaenaleyh bunlardan biri zikredüdiği zaman onun lâzımî mânâsı kasdedilir. Gülmenin lâzımı rızâdır,

Kaadî Iyâz şöyle diyor: «Burada gülmek Allah Teâlâ hakkında istiaredir. Çünkü bizim hakkımızda ma'rûf olan gülmek ona caiz değildir. Gülmek cisimlere .ve halleri değişebilen şeylere mahsustur. Allah Teâlâ ise bundan münezzehdir. Gülmekten murad: bu iki kimsenin fiillerine râzî olmak yaptıklarına sevap yazmak, onu Öğmek ve sevmek, Allah'ın meleklerinin de bunu böyle telâkki etmeleridir. Zîra bizden birimizin gülmesi ancak râzî olduğu şeye rastladığı ve rastladığına sevindiği zaman olur. Ama buradaki gülmekten murâd: Allah Teâlâ'nm o kimsenin canını almak ve kendisini cennete koymak İçin gönderdiği meleklerinin gülmesi de olabilir. Nitekim sultan birinin öldürülmesini emrettiği zaman sultan filânı öldürdü., derler.»



36- Bir Kafir Öldürüp Sonra Doğru Yolu Tutan Kimse Babı


130- (1891) Bize Yahya b. Eyyub ile Kuteybe ve Alî b. Hucr rivayet ettiler. (Dediler kî): Bize İsmail Cyânî İbni Ca'fer) Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sal-

îalldhü Aleyhi ve Sellem) :

«Bir kâfirle onun kaatili ebedîyyen cehennemde bir araya gelmez!» buyurmuşlar.



131- (...) Bize Abdullah b. Avn El-Hilâlî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû İshâk El-Fezâri ibrahim b. Muhammed, Süheyl b. Ebî Sâlih'-den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Cehennemde ikisi bir bîrine zarar verecek şekilde bir araya gelmezler.» buyurdu.

— Kim onlar yâ Resulâliah? Denildi.

«Bir kâfiri öldürüp sonra doğru yolu tutan mü'mini» cevâbım verdi.

Hadîs-i Şerifin birinci rivayeti hakkında Kaadî İyâz şunları söylemiştir:

«ihtimâl bu hal, cihâdda bir kâfir Öldüren kimseye mahsustur. Ve kâfiri öldürmesi günahlarına keffâret olur; hattâ onlardan dolayı hiç azâb görmez. Yahud hususî bir niyete veya hususî bir hâle göredir. Bir de o kimsenin A'râf da (cennetin dışında) evvelâ habsedilmek gibi ateş-den başka bir şeyle cezalandırılması, fakat cehenneme girmemesi dahî ihtimâl dahilindedir. Yahud ateşle cezalendınlır da kâfirlerin olmadığı bir yerde cezalandırıldığı için ikisi bir yere gelmez.»

ikinci rivâyetindeki «ikisi bir birine zarar verecek şekilde bir araya gelmezler.» ifadesini Kaadi lyâz mânâ i'tibârı ile müşkil görmek-de ve: «Bu hususta en güsel açıklama işaret ettiğimiz gibi şayet cezayı hak etti ise ikisinin ayni zamanda bir araya gelmemeleridir. Çünkü kâfirle beraber cehenneme girmek onun için ayıptır. îmânı ve o kâfiri Öldürmesi kendisine bir fayda vermemiş demektir...» mutâleasını İleri sürmektedir. Kaadi'ye göre bu rivayet mânâ itibarı île yukarıdaki «Allah iki kimseye güler «muamelesi yapar.» hadîsi gibidir. Yâni kâfir müslümanı öldürür; müslüman cennetlik olur. Sonra kâfir de müslüman olup harbde şehîd düşer. Böylece ikisi de cennete giderler.

Bazıları bu rivayetin bir hangi râvî tarafından değiştirilmiş olduğuna kaaildirler. Onlara göre hadîsin doğru rivayeti «Bir mü'minİ kâfir öldürür de sonra o kâfir doğru yolu tutarsa..» şeklindedir.

Bu takdirde: «Cehennemde İkisi bir birine zarar verecek şekilde bir araya gelmezler.» cümlesi: azâb için cehenneme girmezler., mânâsına gelir...



37- Allah Yolunda Sadakanın Fazileti ve Katlandırılması Babı


132- (1892) Bize İshâk b. İbrahim El-Hanzalî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, A'meş'den, o da Ebû Amr Eş-Şeybânî'den, o da Ebû Mes'-ûd El-Ensârî'den naklen haber verdi. Şöyle demiş:

Bir adam yularh bir dişi deve ile gelerek: Bu deve Allah yolunda (sadaka) dır., dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Onun sebebi İle kıyamet gününde, hepsi yularlı yedi yüz deve verilecek!» buyurdu.



(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dadi ki): Bize Ebû Üsâme, Zâide'den rivayet etti. H.

Bana Bişr b Hâlid de rivayet etti. (Dedi ki):) Bize Muhammed (yânı İbni Ca'fer) rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti.

Her iki râvî A'meş'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır.

Ulemâdan bâzılarına göze bu hadîsden murâd: yedi yüz deve sevabıdır. Mâmâfîh zahirî mânâsı kasdedilmiş de olabilir. Bu takdirde o zâta cennette, her biri yularlı yedi yüz deve verilecek, onlar binerek istediği yerde gezecektir. Nitekim cennet atları hakkında da bu mânâda hadîs vardır. Nevevî bu ihtimâli daha kuvvetli görmektedir.



38- Allah Yolunda Gaza Edene Binecek ve Saire Île Yardımda Bulunmanın ve Ailesi Hakkında Hayırla Onun Yerini Tutmanın Fazileti Babı


133- (1893) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb ve İbnİ Ebî Ömer rivayet ettiler. Lâfız Ebû Küreyb'indir. (Dediler ki): Bize Ebû Muâviye, A'meşJden, o da Ebû Amr Eş-Şeybânî'den, o da Ebû Mes'ûd El-Ensârî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek: Benim hayvanım helak oldu; bana bir binek hayvanı ver! Dedi. Efendimiz:

«Bende yok!» buyurdu. Bunun üzerine bir adam :

— Yâ Resûlâllah! Ben ona binek hayvanı verecek kimseyi gösteririm! Dedi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)

«Her kim bir hayra delâlet ederse ona da hayrı yapanın ecri kadar ecir verilir.» buyurdular.



(...) Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize,İsa b. Yûnus haber verdi. H.

Bana Bişr b. Hâlid dahî rivayet etti, (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer, Şu'be'den naklen haber verdi. H.

Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürraz-zâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân haber verdi.

Bu râvîlerin hepsi A'meş'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır.

Bu hadîsi Ebû Dâvûd'la başkaları da burada olduğu gibi şeklinde rivayet etmişlerdir. Bâeı müshalarda bunun yerine: denilmiştir. Doğrusu «Übdia bb dir. Mânâsı: «bindiğim

hayvan helak oldu» demektir. Hadîs-i Şerîf hayra delâlet etmenin ve hayır yapana yardımda bulunmanın, ilim öğretmenin faziletine delildir.

«Ona da hayrı yapanın ecri gibi ecîr verilir.» cümlesinden murâd : hayrı yapana nasıl ecir verilirse o hayrın yolunu gösterene de ecir verilir demektir. Bundan mikdârca her ikisinin sevaplarının müsâvî olması lâzım gelmez.



134- (1894) Bize EbÛ Bekir fa. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) Bize Affân rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Seleme rivayet etti (Dedi ki): Bize Sabit, Enes b. Mâlik'den rivayet etti. H.

Bana Ebû Bekir b. Nâfi' de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) Bize Beliz rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Seleme rivayet etti (Dedi ki): Bize Sabit, Enes b. Mâlik'den rivayet etti ki, Eşlem (Kabile sin) den bir genç :

— Yâ Resülâllah! Ben gaza etmek istiyorum ama yanımda hazırlıl tutacak bîr şeyim yok Demiş. (Efendimiz) :

«Filâna gît! Çünkü o hazırlık tutmuş da hastalanmıştı.» buyurmuş. C da giderek: Resûlüllab (Sallallafıü Aleyhi ve Sellem) sana selâm ediyor; ve yaptığın hazırlığı bana vermeni söylüyor! Demiş.

O zât:

—Ey filân hanım! Benim yaptığım hazırlığı buna ver! Ondan hiç bir şey saklama! Allah aşkına ondan bir şey saklama ki, sana onun hakkında bereket verilsin! Demiş.

Bu hadîs dahî hayıra delâlet etmenin faziletine delildir. Ayrıca bir insan hayır cihetlerinden birine mal sarfetmek ister de imkân bulamazsa o malı başka bir hayır cihetine sarfetmesinin mütehab olduğuna delâlet ediyor. Nezir etmedikçe mutlaka o niyet ettiği hayıra sarf etmesi îâzım gelmez.



135- (1895) Bize Saîd b. Mansûr ile Ebu't-Tâhir rivayet ettiler. (Ebu't-Tâhir: Bize tbni Vehb haber verdi., dedi. SaSd ise: Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti., dedi.) (Demiş ki): Bana Amr b. Haris, Bükeyr h. Eşecc'den, o da Biisr b. Saîd"den; o da Zeyd b. Hâlid El-CühenîJden, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdi ki:

«Her kim Allah yolunda bir gâzîye hazırlık verirse o da gaza etti demektir. Ve her kîm gâzînin ailesi hakkında hayırla onun yerini tutarsa mu hakkak gaza etti demektir!» buyurmuşlar.



136- (...) Bize Ebu'r-Rabî' Ez-Zehrânî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd (yânî İbni Zürey') rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüseyn El-Muallim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Ebî Kesîr, Ebû Seleme b. Abdir-rahman'dan, o da Büsr b. Saîd'den, o da Zeyd b. HâBd El-Cühenî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Nebiyyulîah (SaîlallahÜ Aleyhi ve Sellem) :

«Her kim bir gâzîye hazırlık verirse o da gaza etti demektir; ve her kim bîr gâzînin ailesi hakkında onun yerini tufarsa muhakkak gaza efti demektir!» buyurdular.

Bu hadîsi Buhârî, Ebû Dâvûd,Tirmizî ve Nesâi «Cihâd» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Bu mânâda Hz. Ömer b. Hattâb, Muâz b. Cebel, Ebû Hüreyre, Zeyd b. Sabit, Sehl b. Ebî Hu-neyf, Cebele b. Harise ve Ebû Ümâme (Radiyal* îahû anhûm) hazerâtmdan da hadîsler rivayet olunmuştur.

Hz. Ömer hadîsini İbni Mâce; Muâz ile Ebû Hüreyre ve Zeyd b. Sabit hadislerini Taberanî «El-Evsat» mda; Sehl hadîsini İmâm Ahmed 'de; Nesâî «Cihad» bahsinde tah-rîc etmişlerdir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e sual soran zatın Umeyr b. Humân olduğu söylenir.

«Et-Tevdîh» adlı eserde: «Bu zât Umeyr b. Humâm b. Cemûh el-Ensârî ıdir. Saîıâbe arasında ondan başka Umeyr b. Humâm yoktur.» denilmektedir.

Bu hadîsde suâlin Uhud harbinde sorulduğu bildiriliyor. Babımızın Hz. Enes rivayetinde ise vak'anın Bedir gazasındatiği görülüyor. Aynî: «Zahire göre bunlar iki zatın başına gelmiş iki hâdisedir; doğrusu da budur.» diyor.

Hadîs-i şerif: şehidin cennetlik olduğuna; hayıra koşmanın lüzumuna delildir.



144- (1900) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bİze Ebû Üsâme, Zekeriyyâ'dan, o da Ebû İshâk'dan, o da Berâ'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

Benî Nebît (kabilesin)'den bir zât Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldi. H.

Bize Ahmed b. Cenâb el-Missîsî de rivayet etti. (Dedi ki): Bİze îsâ (yâni Ibnİ Yûnus) Zekeriyyâ'dan, o da Ebû İshâk'dan, o da Berâ'dan naklen rivayet etti. Berâ' şöyle demiş :

Ensar'm bir kabilesi olan Benî Nebit'den bîr adam gelerek : Ben Allah'dan başka ilâh olmadığına; senin Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şehâdet ederim., dedi. Sonra ilerledi; ve öldürülünceye kadar harb-etti. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bu adam, az amel işledi ama çok ecir kazandı!» buyurdular.

Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu hadisi şehidin yüce mertebesine ve yüksek makamına bir şehâdettir. Bâzı amellerde bu imtiyaz vardır. Meselâ: Kelime-i tevhîd böyledir. Ona hiç bir şey denk olamaz.



145- (1901) Bize Ebû Bekir b. Nadr b. Ebi'n-Nadr ile Harun b. kbdillâh, Muhammed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Lâfız-arı birbirine yakındır. (Dediler ki): Bize' Hâşim b. Kaasinı rivayet etti. ('Dedi kî): Bize Süleyman —ki, Ibni'l-Muğira'dır— Sâbit'den, o da Enes ). Mâlik'den naklen rivayet etti. (ŞÖyle demiş) :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Büseyse'yi [30], Ebû Süfyân'-m kervanı ne yaptığını görmek için casus olarak gönderdi. Büseyse evde ben ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den başka kimse yokken geldi. (Râvî: Kadınlarından, birini istisna edip etmediğini bilmiyorum demiş.) Ve kendisine gördüğünü anlattı. Az sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (dışarı) çıkarak konuştu ve şunian söyledi :

«Bizim bîr isteğimiz var! Kİmİn hazır hayvanı varsa hemen bizimle birlikte binsin!..» «Bunun üzerine bazı kimseler Medine'nin yukarısında bulunan binek hayvanlarım almak için ondan izin istemeye başladılar. Fakat o: «Hayır! Yalnız hayvanı hazır oian (binecek)!» buyurdu.

Sonra Resûlüllah (Salîaüahü Aleyhi ve Seîlem) 'Ie ashabı yoîa revan oldular. Ve müşriklerden önce Bedr'e vardılar. Müşrikler de geldi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve S ellem) :

«Ben başında olmadıkça sakın sizden hiç bir kimse bir şeye ilerlemesin!» buyurdu. Derken müşrikler yaklaştı. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de :

«Kalkın! Genişliği göklerle yer kadar olan cennete!..»"buyurdu. Umeyr b. Hunıâm El-Ensârî :

— Yâ Resûîâllah! Genişiği göklerle yer kadar olan cennet ha? Dedi. «Evet!» buyurdular. Umeryr :

— Hele hele!.. Dedi. Resûlüliah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem): «Seni hele hele demeye sevkeden nedir?» diye sordu. Umeyr:

— Hayır vallahi yâ Resûîâllah! Cennet ehlinden olmamı ümîd etmekten başka bir şey yok! dedi.

«Öyle ise sen onun ehlindensin!» buyurdular. Bunun üzerine Umeyr torbasından birkaç hurma çıkararak onlardan yemeye başladı. Sonra şunları söyledi :

—Eğer ben bu hurmalarımı yiyinceye kadar yaşarsam bu gerçekten uzun bir hayâttır!.. Hemen elindeki hurmaları attı. Sonra öldürülün-ceye kadar müşriklerle harbetti.

«Bah bah» kelimesi hayır hususunda bir işi büyültmeye delâlet eder. Bu kelime «bahin bahin» şeklinde de okunur.

Ulemâdan bazılarına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîîem/in; «Senİ hele hele demeye sevk eden nedir?» diye sormasından Hz. Umeyr biraz telâşlanmış; kendi sözünü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimizin düşünmeden söylenmiş şaka gibi bir şey telakki ettiğini sanmıştır. Cevabına yeminle başlaması bundandır.

«Bu gerçekten uzun bir hayattır.» cümlesinden murâd: acele şehid olmak istediğini bildirmektir. Netekim bunu söyler söylemez hurmaları atmış; ve savaşa atılarak şehîd düşmüştür.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1- Harbler.de düşmanın halini anlamak için casus kullanmak caizdir.

2- Harbde kumandanın niyetini gizli tutup nereye hücum edeceğini bildirmemesi müstehabtir. Zira hücum edeceği yeri ve zamanı bildirirse düşman bunu duyarak tedbîr alabilir.

3- Harbde küf farın içine dalarak kendini şehîd olmaya ma'ruz bırakmak cumhuru ulemaya göre kerahetsîz caizdir.



146- (1902) Bİze Yahya b .Yahya Et-Temîmî ile Kuteybe b. Saîd rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. (Kuteybe: Haddesena tâbirini kullandı.) Yahya: Bize Ca'fer b. Süleyman, Ebû Imrân El-Cevnî'den, o da Ebû Bekir b. Abdillâh b. Kays'dan, o da babasından naklen haber verdi., dedi. Babası şöyie demiş: Ben babamı düşman karşısında iken şunu söylerken ıdinledim: Resûiüllah (Sollallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Muhakkak cennet kapıları kılıçların gölgeleri altındadır.» buyurdu. Bunun üzerine pejmürde kılıklı bir adam ayağa kalkarak:

— Yâ Ebâ Mûsâ! Bunu Resûiüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) söylerken sen mi işittin? Dedi. Ebû Mûsâ :

— Evet! Cevabını verdi. Derken arkadaşlarına dönerek :

— Sizlere selâm eylerim! Dedi. Sonra kılıcının kınım kırarak attı. Sonra kılıcı ile düşmana yürüyerek öldürülünceye kadar onunla vurdu.

Ebû Mûsâ, râvi Abdullah b. Kays'm künyesidir. Nevevî'nin.beyânına göre ulemâ: «Bu hadîsin mânâsı: cihâd ve harbe iştirak cennete girmenin yolu ve sebebidir.» demişlerdir. Yahud kılıçlar, harbde düşmana yaklaşmaktan kinayedir. Burada hassaten kılıçların zikredilmesi araplarm ekseri silâhları kılıç olduğundandır. Yahud hadisden maksad: cihadın neticesi cennettir, demektir. Bu takdirde hadîs bir teşbîh-i beliğ olur.



147- (677) Bize Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Affân rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Sabit, Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi. Enes şöyle demiş :

Bir takım insanlar Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Bize* Kur'ân ve sünneti öğretecek adamlar gönder! Dediler. O da kendilerine Ensardan Kurrâ' ednilen ve içlerinde dayım Haram da bulunan yetmiş kişi gönderdi. Bunlar .Kur'ân okuyor; geceleri ders alıp öğreniyor, gündüzleri de su getirip mescide koyuyor; odun top'nyıp salıyor; onunla Sofa halkına ve fakirlere yiyecek satın alıyorlardı. İşte bu zevatı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara gönderdi. Ama daha yerlerine varmadan önlerine çıkarak onları Öldürdüler. Onlar da :

— Allahım! Bizden Peygamberimize ilet ki, biz sana kavuştuk. Ve senden razı olduk; sen de bizden razı oldun! Dediler.

Bir adam da Enes'üı dayısı Harâm'a arkasından gelerek onu okla yaraladı: hattâ oku geçirdi. Bunun üzerine Haram :

— Kâ'be'nin Rabbine yemin ederim ki muvaffak oldum! Dedİ. Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de ashabına :

«Şüphesiz ki dîn kardeşleriniz öldürüldüler. Hem de şunu söylediler : Allahım! Bizden Peygamberimize ilet ki, biz sana kavuştuk: ve senden razı olduk. Sen de bizden razı oldun!» buyurdular.

Bu hadîsi Buharı «Cihâd» ve «Megâzî» bahislerinde tahric etmiştir.

Bahis mevzuu vak'a tarihlerde «Bi'ri Maune» vak'ası nâmı ile anılır. Bu vak'a hicretin dördüncü yılında olmuştur. Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelen hey'et Benî Sü1eym kabilesine mensûb idiler. Burada gelenlerin Kur'an ve hadis öğretecek kimseler istedikleri bildiriliyor. Buhârî'nin «Megâzî» bahsindeki rivayetinde, Benî Sü1eym‘m Ri'1- Zekvân, Usayye ve Beni Lahya kollarının Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellevı)'den düşmanlarına karşı imdad istedikleri görülüyorsa da şüphesiz hâdise birdir. İhtimal gelen hey'et hem Kur'an ve hadîs öğretecek hern de icabında düşmana karşı yardım edecek kimseler istemişlerdir.

Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) bunlara yetmiş kişilik güzide bîr irfan ordusu göndermişti, içlerinde Hz. Enes b. Mâlik 'in dayısı Haram b. Mİlhân da vardı. Hey'et «Bi'r-i Maûne» denilen bir kuyunun yanma varınca içlerinden Hz. Haram'ı Müşriklerin reisi olan Âmir b. Tufey1'e gönderdiler. Peygamber (SaV.allahü Aleyhi ve Sellem) efendimiz bu adamdan emin değildi. Onun için gelen hey'ete hemen icabet edivermemiş; endişesini bildirmişti. Fakat gelenler j^üzde yüz te'mînatta bulununca muvafakat göstermişti. Netice Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'in endişesinde haklı olduğunu gösterdi. Âmir, Hz. Harâm'ı şehid etti. Haram (Radiyallahû anhûma/m: «muvaffak olduin!» diyerek ettiği yemin < Resûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) 'den işittiğim bir soz olmasaydı ben buna katlanmazdım. Cevabını vermiş. Haris diyor ki; Bunun özerine ben İbnü Şumase'ye :

— Ne p? diye sordum.

— Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem): «Her kîm atıcılığı öğrenir de sonra terkederse bizden değildir. Yahu» muhakkak isyan etmiştir,» buyurdu dedi.

Görülüyor ki Hadîsi Şerif atıcılığı Öğrendikten sonra ihmal ederek unutmanın şiddetle mekruh olduğuna delalet ediyor. Bundan yalnız özürlüler müstesnadır. Yani bedenî bir ânza veya hastalık gibi özürden dolayı vaktiyle öğrendiği atış ve saire talimleri unutan kimse muaheze olunmaz. Özürsüz terk edenlerse «Bizden değildir» denilmek suretiyle muahezeye şayan görülmüşlerdir. Hadislerde geçen «Bizden değildir» cümlesinin oBİzîm yolumuzda değildir; faizim emrimizle amel etmiş sayılmaz» manalarına geldiğini kitabımızın baş taraflarında görmüştük.

Hadisdeki edatı tera'hı yani gecikme bildirirse de buradaki.

gecikme zaman itibariyle değil sadece rütbededir. Yani atışı Öğrenen bir kimse aradan zaman geçmeden onu unutur veya bırakırsa yine sünneti terk etmiş olur.



53- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in «Ümmetimden Bir Taife Kakka Yardım Etmekte Devam Edecektir. Onlara Muhalefet Edenler Zarar Verecek Değildir» Hadisi Babı


170- (1920) Bize Saîd b. Mensur ile' Ebû'r Rabi' El-Atekî ve Ku-teyhe b. Saîd rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Hammad —tbni Zeyd'-dir.— Eyyub'dan, o da Ebû Kılâbe'den, o da Ebû Esmâ'dan, o da Sev bân'dan naklen rivayet etti. Sevban şöyle demiş: Resûlüllah (Saîlallâhü Aleyhi ve Seîlem):

«Ümmetimden bir taife hakka yardımcı olmakta devam edecektir. Onlara muhalefette bulunanlar zarar veremiyecek. Nihayet Allah'ın emri onlar bu haldeyken gelecektir.» buyurdular.

Kuteybe'nin hadisinde «Onlar bu haldeyken» kaydı yoktur.



171- (1921) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' rivayet etti. H.

Bize îbnü Nümeyr de rivayet etti. (Dedî ki): Bize Veki' ile Abde ikisi birden İsmail b. EM Halid'den rivayet ettiler. H.

Bize İbni Ebî Ömer dahi rivayet etti. Lafz onundur onundur. (Dedi ki): Bize Mervan (yani El-Fezârî) İsmail'den, o da Kays'den, o da Mugıre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Ben Resûİüllah (Sallalİahü Aleyhi ve Sellem)

«Ümmetimden bîr kavim insanlara yardımcı olmakta devam edecektir. Nihayet onlar yardımcı iken kendilerine Allah'rn emrî gelecektir.»



(...) Bana bu hadisi Muhamrued b. Rafi* dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Üsame rivayet etti. (Dedi ki): Bana İsmail, Kays'dan rivayet etti. (Demiş ki): Muğire b. ŞuJbeJyi şunu söylerken dinledim: Ben Re-İsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim...

Ravi tamamİyle Mervan hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.



172- (3922) Bize Muhammed b. Müsemıa ile Muhammed b. Beşşâr rivayet .ettiler. (Dediler kî): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi kİ): Bize Şu'be, Simâk b. Hark'den, o da Câbir b. Semura'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki:

«Bu din kaim olmakfa mutlaka devam edecektir. Onun namına fa krya-met kopuncaya kadar müslümanlardan bir cemaat çarpışacaktır.» buyur' muşlar.



173- (1923) Bana Hârûn b. Abdillah ile Haccâc b. Şâir rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Haccâc b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki): İbnü Cüreyc şunu söyledi: Bana Ebû'z-Zûbeyr haber verdi ki kendisi Câbir b. Abdillah, şunu söylerken işitmiş. Ben Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)':

«Ümmetimden bîr taife hak uğruna çarpışmakta kıyamet gününe kadar yardımcı olmakta devam edecektir.» buyururken işittim.



174- (1037) Bize Mensur b. Ebi Müzâhim rivayet etü. (Dedi ki): Bize Yahya b. Hamza, Abdurrahman b. Yezid b, Câbİr'den naklen rivayet etti. Ona da Umeyrb. Hani'rivayet etmiş. (Demiş ki): Ben Muaviye'yi minber üzerinde şunu söylerken dinledim: Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Ümmetimden bir taife Allah'ın emrini tutmakta devam edecektir. Onları aşağılayan veya muhalefet edenler kendilerine zarar veremeyecek. Nihâyet Allah'ın emri, onfar İnsanlara yardım ederken gelecektir.» buyururken işittim.



175- (...) Bana İshak b. Mansur da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Kesir b. Hişâm haber verdi. (Dedi ki): Bize Ca'fer —Bu zât îbnü Bur-kân'dır— rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezid b. Esamm rivayet etti. (Dedi ki) Ben Muaviye b. Ebi Süfyan'i dinledim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet ettiği bir hadis söyledi ki; ben kendisini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in minberi üzerinde ondan bu Ha-dîsden başka hadis rivayet ettiğini işitmedim. (Dedi ki): Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Allah bîr kimseye hayr (vermek) murad ederse onu dinde fakîh kılar. Müslümanlardan bir cemaat kendilerine düşmanlık edenlere karşı çıka" cak tâ kıyamet gününe kadar Hakk uğruna çarpışmakta devam edecektir.» buyurdular.



176- (1924) Bana Ahmed b. Abdîrrahman b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki); Bize amcam Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Amr b. Haris rivayet etti. (Dedi ki): Bana Yezid b. Ebî Habib rivayet etti. (Decfi ki): Bana Abdurrahman b. Şumaset'l-Mehri rivayet etti. (Dedi' ki): Mesleme b. Muhalled'in yanındaydım. Abdullah b. Amr b, As da onun yanında idi. Abdullah şunu söyledi :

— Kıyamet ancak halkın kötüleri üzerine kopacaktır. Onlar cahilİy* yet halkından daha kötiidürlr. Allah'dan bir şey isterlerse onu üzerlerine reddeder.

Onlar bu haldeyken Ukbe b. Âmir geldi. Mesleme ona :

— Ya Ukbe! Dinle Abdullah ne diyor. Dedi. Ukbe de :

— O daha iyi bilir. Amma ben Resûlüllah (Sallctilahü Aleyhi ve Sellem)ı:

«Ümmetimden bîr cemaat düşmanlarını kahr ederek Allah'ın emri uğrunda çarpışmakta devam edeceklerdir. Onlara muhalefet edenler kendilerine bîr zarar veremiyecek. Nİhayef onfar bu halde iken kıyamet kendilerine gelecektir» buyururken işittim, cevabını verdi. Bunun üzerine Abdullah şunu söyledi

— Evet, sonra Allah misk kokusu gibi bir koku gönderecek, teması ipeğin teması gibi olacak, ama kalbinde tane ağırlığı iman olan hiç bir kimseyi bırakmayıp öldürecek, Sonra insanların kötüleri kalacak, kıyamet onların üzerine kopacaktır.



177- (1925) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hü seyn, Davud b. Ebî Hind'den, o da Elbû Osman'dan, o da Sa'd b. Ebî Vak kâs'dan naklen haber verdi. Sa'd şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Garb ehli kıyamet kopuncaya kadar Hakk üzere yardımcı omlakta de vam edeceklerdir» buyurdular.

Bu rivayetlerin bazılarını Buharı uMenakıb» bahsinde tahri etmişir.

Hadisi Şerifin izahı Kitabu-1-tman'ın sonlarında geçmişti. Buradak kokudan murad kıyamete yakın Yemen taraflarından çıkarak kadın ekkek her müminin ruhunu kabzedecek olan rüzgârdır. Bahsedilen taife veys cemaata gelince: Buhârî bunlardan murad ulemâ olduğunu söylemiş; imam Ahmed b. Hanbel ise: -«Bunlar ehli Hadîs değil-seler kimler olacağını bende bilemiyorum» demiştir. Kadı Iyâz imamı Ahmed İn bu sözüyle Ehl-i Sünnet vel-Cemaati, hadîs ulemasının mezhebinde olanları kasdettiğini söylemektedir. Nevevî diyor ki: «İhtimalki bu taife muhtelif müminler arasına dağılmıştır. Bazıları cengâver yiğitler, bir takımları fukaha ve hadîs uleması kimisi zâh'ıd kimisi Emri bil ma'rufu yapan zevattır. Hepsinin bir yerde toplu bulunmaları lâzım gelmez. Bilâkis muhtelif yerlerde bulunurlar.» Hadisin son rivayetinde zikri geçen «Garb ehlî»'nden murad Ali b. Medînî'ye göre araplardır. Garb : Büyük kova manasına gelir. Bunu ekseriyetle arablar kullandıkları için onlara «Garb Ehli» denilmiştir. Diğer ulemaya göre Gabdan murad batıdır. Muaz bunların Şamlılar olduğunu söylemiştir. Kudüslüler olduğunu bildiren hadisde vardır. Bazıları «Garb Ehlİa nden murad: Hiddet ve şiddet sahibi insanlardır.

Hasılı yer yüzü kıyamete kadar cihaddan hâli kalmayacaktır. Bir yerde harb ve cidal bitse başka yerde yenisi patlayacak kıyamet yaklaşıncaya kadar bu böyle gidecek ve Hak yolunda mücahede eden halis müslüman-lar bulunacaktır.

Hadîsin bir rivayeti Allah'ın çok hayır vermek istediği kulunu fakın yaptığı bildirilmektedir.Yani o kimseye Şeriat sahibinin emirleriyle nehiy-leriniri sırrını ilâhi bir nûr ile anlatır. Bu rvâyet ilmin ve ulemanın faziletine, din âlimi olmanın imanı kurtarmaya bir alâmet sayıldığına delildir. Hadisi Şerifin bütün rivayetleri bir mucizeyi ispat etmektedir. Bu mucize Peygamber (Sallallahü Aleyhi ne Sellem)'in haber verdiği cemaatlerin bugüne kadar her devirde zuhur edip hak din uğuruna mücadele etmeleridir Hadisi Şerif ayrıca icmam hüccet olduğuna da delildir. Nevevî : ««Bu hadîs kendileriyle istidlal edilen en sahih hadislerdendir.» diyor.



54- Yürürken Hayvanların Menfaatına Riayet ve Yol Üzerinde Mola Vermekten Nehiy Babı


178- (1026) Bana Züheyr fa. Harb rivayet etti. (Dedi kî): Bîze Ce-rir, Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti (Şöyle demiş): Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Verimli yerde sefer ettiğiniz zaman develere o yerde nasiblerinİ verin! Çorak yerde sefer ederseniz orada yürüyüşü süratlendirin! Geceleyin mola verirseniz yoldan sakının. Çünkü yol geceleyin böceklerin sığmağıdır» bu: yurdular.



(...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdulaziz (Yani İbnû Muhammed) Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Verimli yerde sefer ettiğiniz zaman develere o yerden nasiblerinİ verin!

Çorak yerde sefer ederseniz onları ilikleri çıkmadan acele yürütünüz. Mola verdiğiniz zamanda yoldan kaçınınız. Çünkü o hayvanların yollan ve gece" leyin böceklerin sığınağıdır.» buyurmuşlar.

Bu hadis hayvanlara karşı müşfik davranmak gerektiğini bildirmektedir. Mer'ası bol yerlerde sefer edilirse zaman zaman hayvanlar otlatılarak doyurulacak, icabında sulanacak; mer'asiz yerlerden geçilirse me:v zil-i maksuda biran evvel varmak için hızlı gidilecektir. Çünkü bu gibi yerlerde de mûtad yürüyüşle gidilirse yiyeceksîzlikten hayvanlar zayıflar; çok defa hastalanarak yolda kalır. Telef olur. Bir yerde konaklamak icabederse yol üstüne değil tenha bir yere çekilerek mola verilecektir. Yolculuğun âdabı budur. Çünkü geceleyin dolaşan sinek ve böcek gibi haşerat ile zehirli yılanlar ve yırtıcılar yollarda yürürler. Bu onlara hem bîr kolayhkdır. Hem de geçen yolculardan düşen yiyecek kırıntılarıyla karınlarını doyururlar. Bu sebeple hem o hayvanlara mâni olmamak hem de onlardan gelecek zarara maruz kalmamak için yoldan uzak bir yere inmek emir buyurulmuştur.



55- Seferin Azabdan Bir Parça Oluşu ve Yolcunun İşini Bitirdikten Sonra Acele Evine Dönmesinin Müstehab Olması Babı


179- (1927) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'ııeb ile hmâîl b. Ebi Üveys, Ebu MusJab Ez-Zührî, Mansur b. Ebû Müzahim ve Kuteybe b. Saîd rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Mâlik rivayet etti. H.

Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî dahi rivayet etti lafız onundur. (Dedi ki): Mâlik'e, Sana Sümeyy, Ebû Salih'ken, o da Ebû Hüreyre'den naklen (ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)' in :

«Sefer azabdan bir parçadır. Sizden birinize uykusunu ve yemesini fç-mesfnî men eder. Biriniz hacetini olduğu gibi gordümü hemen evine acele dönsün» buyurduğunu rivayet etti mi? Dedim.

— Evet. Cevabım verdi.

Bu hadisi Buhârî «Hac» ve «Cihad» bahislerinde; Nes'a’î «Siyers'de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Seferin azabdan bîr parça olması meşakkatin verdiği elem dolayısiy-ledir. Seferin yolcuya uykusunu ve yiyeceğini ve içeceğini men etmesinden murad bunları vaktinde ve yeteri kadar alamamasıdır. Yoksa bunların hakikatlerim men etmesi mevzu bahis değildir.

Hadisi Şerif; seferde bulunan bir kimsenin işini bitirdikten sonra lüzumsuz yere gecîkmeyip acele evine 'dönmesinin müstehab olduğuna delildir. .



56- Yoldan Gelen Kimsenin Turükunun —ki Bu Kelime Geceleyin Girmek Demektir— Mekruh Oluşu Babı


180- (1928) Bana Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezid b. Hânın, Hemmâm'dan, o da îshak b, Abdillah b. Ebî Talha'-dan, o da Enes b, Malik'den naklen rivayet etti ki ResûlüIIah (SalUülahü Aleyhi ve Sellem) ailesi nezdüıe geceleyin gelmezdi. Onlara ya sabah ya-hud akşamleyin gelirdi.



(...) Bana bu hadisi Züiıeyr b. Harb de rivayet etti. (Dedi ki); Bize Abdüssemed b. Abdîlvâris rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hemmam rivayet etti. (Dedi ki): Bize İshak b. Abdillah b. Ebî Talha Enes b. Malik'den o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadisin mislini rivayet etti. Şu kadar var ki o «geceleyin girmezdi» dedi.



181- (715) Bana îsmâîl b. Salim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hü-şeynı rivayet etti. (Dedi ki): Bize Seyyar haber verdi. H.

Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti lafz onundur. (Dedi ki): Bize Hüseyni, Seyyâr'dan o da^Şa'bî'den o da Câbir b. Abdillah'dan naklen rivayet etti. Cabir şöyle demiş: Bir gazada Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'Ie birlikte bulunuyorduk. Medine'ye geildiğimizde girmeye kalkıştık. Bunun üzerine:

«Ağır olun da (oraya) geceleyin (yani yatsı zamanı) girelim. Tâki dağınık saçlı kadın taransın, kocası gurbette olan da usturasını kullansın!» buyurdular.



182- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bana Abdissamed rivayet etti. (Dedi kî): Bize Şu'be, .Seyyâr'dan o da, Âmir'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Biriniz geceleyin (seferden) geldiği vakit hemen ailesi yanına daiı-vermesin, Tâki kocası gurbette olan usturasını kullansın, dağınık saçlı da taransın» buyurdular.



(...) Bu hadisi Yahya b. Habib de rivayet etti. (Dedi-ki): Bize Bavh b. Ubade rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Seyyar bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti.



183- (...) Bize Muhammet! b. Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed (Yani İbni Ca'fer) rivayet etti. (Dedi ki); Bize Şu'be Âsım'dan, o da Şa'bî'den, o da Cabir b. Abdülah'dan naklen rivayet etti. Cabir şöyle demiş: ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) erkeğin gur-beti uzadığı zaman ailesinin yanına geceleyin gelmesini yasak etti.



(...) Bu hadisi bana Yahya b. Habib dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be bu isnadla rivayette bulundu.



184- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebû Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî', Süfyan'dan, o da Muharîb'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Cabir şöyle demiş: ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : Erkeğin seferden geceleyin gelerek ailesinin yanına dalmasını onların hıyanetini anlamak istemesini yahut kusurlarını araştırmasını yasak etti.



(...) Bu hadîsi bana Muhammed b. Müsenna da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahman rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyan bu isnadla rivayette bulundu. Abdurrahman şöyle demiş :

«Süfyan (onların hıyanetlerini anlamak istemesini yahut kusurlarını arattırmasını) cümlesini kasdederek burası hadisde var mıdır yok mudu; bilmiyorum dedi.»



185- (...) Bize yine Muhammed b. Müşenna rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. H.

Bize Ubeydullah b. Muaz da rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Her İki râvi demişler kî) bize Şu'be, Muharib'den, o da Cabir'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen yoldan geceleyin gelmenin mekruh olduğunu rivayet etti. Ama «Onlaeın hıyanetlerini anlamak yahut kusurlarını araştırmak» kaydını zikretmedi.

Bu hadisin Enes rivayetini Buharı Ömre bahsinde; Nesâî «Işretû'n-Nisa»'da, Cabir rivayetini Buharî «Nikah, Büyü', İstikraz, Cihad» ve «Şurut» bahislerinde kimi uzun kimi muhtasar olmak üzere tahric etmiştir. Hz. Cabir'in beraber bulunduğu sefer Tebük gazasıdır.

Turuk: Geceleyin gelmek manasınadır.

Kadının ustura kullanmasından murad kasık ve koltuklardaki kılları yok etmesidir. Bütün bu rivayetlerden anlaşılıyor ki; uzun zaman ailesinden uzak yaşayan kimsenin dönüşte geceleyin ansızın evine gelmesi mekruhtur. Fakat yakın bir yere gitmişde karısı gelmesini bekliyorsa evine gece dönmesinde beis yoktur. Keza askerde veya benzeri kalabalık bir cemaat içinde seferde bulunurda dönmeke oldukları ve şimdi şehre girecekleri haber verilirse, istediği zaman evine girmesinde beis yoktur. Çünkü ansızın geceleyin girmek evdekiler hazır olsun, telâşa düşmesinler diye yasak edilmiştir. Burada böyle bir telâş yoktur.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bu sözlerden murâd : Hadîsin merfû" olduğunu anJatîiıiıt;

[2] Doğrusu Adevf değil, AmiıTdir.

[3] İsmi Âmir yahut Hâris'dİr.

[4] İsmi Abdullah b. YezîıTdir.

[5] Ebû Sûiim'İn hm Süfyân b. Hânî'dir

[6] Hasan-i Basrî.

[7] Ubeydullah b. Ziyâd b. Ebî Süfyân, Muâviye zamanında Basra valisi idi.

[8] Sûre-i Âl-i Imrân, âyet: 161.

[9] ismi Abdullah'tır.

[10] Sûre-i Nisa', âyet: 59.

[11] Sûre-i Nisa", âyet : 59.

[12] Sûre-i Nisa', âyet: 80.

[13] Günümüz müslümanlannın kulakları çınlasın.

[14] Nisa Sûresi âyet: 29

[15] Bâzıları bu kelimeyi Âizî-şeklinde rivayet etmişlerdir. Sâid; Hemdan kabilesinin bir koludur

[16] Ebû Kays Ziya d b. Riyali el-Kaysî : tabiinden mevsuk bir zâttır.

[17] Abdullah b. Ömer'in künyesi Ebû Abdirrahmân'dır

[18] Gunder Mulvanımed b. Ca'fcriıı lakabıdır. Râvinin biri unu lakabı, diğeri ismi ile zikretmiştir

[19] Bereket duası.

[20] Hz. Câbir son ömründe görmez olmuştu.

[21] Ağaç altında Peygamber (S.A.V.)'e bey'at edenler.

[22] Sûre-i Müntehine âyet: 12

[23] Bazıları Eyyûb'tan sonra İbni Nâfi'i de zikretmişlerdir. Müslim dâhil olmak üzere bir cemaat onu anmamışlardır.

[24] Bu zâta Urvetü'bnü'1-Ca'd, Urvetü'bnü Ebi'I-Ca'd ve Urvetü'bnülyâz b. Ebİ'1-Ca'd da denir. Bank Yemen'de bir dağdır. Esd Kabilesi bu dağa nisbet olunmuşlardır

[25] Sûre-i Tevbe âyet : 112

[26] Sûre-i Tevbe âyet : 18

[27] Sûre-i Âl-i İmrân, âyet: 169

[28] Mehri'nin adı Ebû Abdi11âh Salim b. AbdiIIâh En-Nasrî, geddâd b, Hadi 'nin âzâdüsıdın Buna: Mâlik b. Evs b. Hadsâd'm âzâdlası, Devs 'in âzâdlısı, Salimi Sebelât, Salim Ebû Abdillâh El-Medînî, Nasriyyîn'in âzfidlisı Salim, Mâlik b. E-vs'in âzâdlısı Sa1im dahî denilir. Böyle çok isim ve sıfatlı bâzı kimseler görülmüştür.

[29] Sûre-i Nisa'.âyet 95

[30] Siyer kitaplarında bu zâtın ismi Besbes b. Amr diye geçer. Kendisice İbni 'Bisr de denilir. Ensardandır. Nevevî: «bunlardan biri ismi, diğeri de lakabı olabilir.» diyor.

[31] Amcasının adı Enes b. Nadr' dır.

[32] Sûre-i Ahzâb âyet: 23

[33] Nâtil b. Kays el-Hizâim: Tabiînden olup Felestin'Iidir; ve kabilesinin büyüğüdür. Babası sahâbîdir



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam