HADİS KİTAPLARI > MÜSLİM > ALIŞ VERİŞLER BAHSİ

 

islam

help 2.23.10 alim-satim previous next



1- Mülamese ve Münabeze Satışının İptali Babı

2- Taş Atımı Satışı İle İçinde Aldatma Olan Satışın Butları Babı

3- Gebe Devenin Yavrusunun Gebeliğine Kadar (Va'de İle Yapılan) Satışın Haram Kılınması Babı

4- Bir Kimsenin Din Kardeşinin Satışı Üzerine Satış, Onun Pazarlığı Üzerine Pazarlık Yapmasının, Müşteri Kızıştırmanın ve Memede Süt Birikmenin Haram Kılınması Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

5- Celeb Malları Karşılamanın Haram Kılınması Babı

6- Şehirlinin Bedevi Namına Satış Yapmasının Haram Kılınması Babı

7- Memesinde Süt Biriktirilen Hayvanı Satmanın Hükmü Babı

8- Satılık Malın Teslim Almadan Satılmasının Batıl Oluşu Babı

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

9- Mikdarı Meçhul Olan Hurma Yığınını Hurma İle Satmanın Haram Kılınması Babı

10- Alış Veriş Yapanlara Hıyar-ı Meclisin Sübütü Babı

11- Alış Verişte ve Beyanda Doğruluk Babı

12- Alış Verişte Aldanan Kimse Babı

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler

13- Meyveleri Olgunlaştıkları Görünmeden Önce Koparmayı Şart Koşmaksızın Satmaktan Nehi Babı

14- Arıyyeler Müstesna Olmak Üzere Kuru Hurma Mukabilinde Yaş Hurma Satmanın Haram Kılınması Babı

15- Üzerinde Meyvesi Olan Hurmayı Satan Babı

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

16- Muhakale, Müzabene ve Muhabereden, Meyveyi Olgunlaşmadan Satmaktan ve Birkaç Yıllığına Satış Demek Olen Muavemeden Nehi Babı

17- Yeri Kiraya Verme Babı

18- Yeri Zahire Mukabilinde Kiraya Verme Babı

19- Abziyi Altın ve Gümüşle Îcar Babı

20- Müzaefa ve Müacere Hakkında Bir Bab

21- Meniha Olarak Verilen Yer Babı

21- ALIŞ VERİŞLER BAHSİ


Büyü': Bey'in cem'idir. Bey' lügaten : Mutlak surette değişmek mânâsına gelir. Bu mânâda (şirâ) kelimesi dahî kullanılır.

Şerîatte : İki tarafın rızâsı ile malı malla değişmektir. Bey'in rüknü, şartı, mahalli, hükmü ve hikmetleri vardır.

Rüknü: îcâb ve kabul yâni «sattım, aldım» gibi alış verişe delâlet eden mâzî sîgali veya o mânâda sözlerdir. Bu sözler hükmün teâllûk ettiği rızâyı gösterirler. '

Şartı: Satış yapanların bu işe ehil olmalarıdır. Ehil olmayan bir kimsenin yaptığı alış veriş mu'teber değildir.

Mahalli: Maldır; yâni bu değişme üzerinde yapılır.

Hükmü: Tam alış verişte müşteri için malda, satıcı için de malın kıymetinde milkiyetin derhâl; mevkuf alışta ise riza tehakkuk ettiği zaman sabit olmasıdır.

Bey'in hikmetleri çoktur. Bunlardan bâzıları: Geçim ve yaşamanın kolaylaşması, kavga, yağma, hırsızlık, dolandırıcılık, hıyâmet ve hîle gibi kötülüklerin önüne geçilmesi, geçim nizamının devam ve bekası; bu suretle cihanın pâydâr olmasıdır. Zîrâ muhtaç bir insan, başkasının elindeki mala meyleder. Bu hususta bir muamele ve nizâm olmasa iş kavga, gürültü hattâ ölüme varır; neticede hayat felce uğrar; nizâm bozulur.

Bey' kitâb, sünnet, icmâ-ı ümmet ve kıyâs yollariyle meşru' olmuş

bir akiddir. Kitâbdan delili:

«Halbuki Allah bey'i helâl, ribâyı haram kılmıştır» [1] âyet-i kerîmesi; sünnetten delili: Peygamber (Sattallahü Aleyhi ve Şellemj'EfendiYnizm alış verişi takrir buyurmasıdır. Bey'in meşru' olduğuna ümmetin bütün uleması ittifak etmişlerdir. Bu babda aklî delili ihtiyaç meselesidir. İnsanlar gerek yiyecek içecek gerekse sair hususâtta birbirleriyle mübadelede bulunmağa muhtaçtırlar. Bunun yegâne çâresi ise alış veriştir. Çünkü tabiatı iktizası mala son derece düşkün olan insan, başka suretle malının elinden çıkmasına rizâ gösteremez.

Bey'in : Mutlak, mukaayeza, selem, sarf, murabaha, tevliye, vadîa, lâzım, gayri lâzım, sahih, bâtıl, fâsid ve mekruh olmak üzere birçok nevileri vardjr. Bunların tafsilâtı fıkıh kitaplarmdadır.



1- Mülamese ve Münabeze Satışının İptali Babı


1- (1511) Bize Yahya b. Yahya et-Temîmî rivayet etti. {Dedi ki) : Mâlik'e, Muhammed b, Yahya b. Habbân'dan dinlediğim, onun da A'rac'-dan, onun da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum :

«Resûlüflah (SalîaÜahü Aleyhi ve Seîiem) mülâmese ile münâbezeden ne-hî buyurdular.»



(...) Bize Ebû Küreyb ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Vekî', Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den,

o da Peygamber(SallallahÜ Aleyhi ve Selîem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.



(...) Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Nümeyr ile Ebû Üsâme rivayet ettiler. H.

Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dülvehhâb rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Ubeydullah b. Ömer'den, o da Hubeyb b. Abdir-rahmân'dan, o da Hafs b. Âsım'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.



(...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yâkûb yâni İbni Abdirrahmân, Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Scdlallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.



2- (...) Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrezzak rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Amr b. Dînâr, Ata' b. Mînâ'dan naklen haber verdi. Amr Atâ'yı Ebû Hüreyre'den naklen rivayet ederken dinlemiş. Ebû Hüreyre şunları söylemiş :

«İki nevi' satış yasak edildi: Müjâseme ile münâbeze. Mülâmese : Alanla satandan her birinin hiç düşünmeden diğerinin elbisesine dokunması (ile); münâbeze ise her birinin elbisesini diğerine atması ve hiç birinin arkadaşının elbisesine bakmaması (suretiyle yapılan satış) dır.»



3- (1512) Bana Ebû't-Tâhir ile Harmele b. Yâhyâ rivayet ettiler. Lâfız Harmele'nindir. (Dediler ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkas haber verdi ki, Ebû Saîd-i Hudrî şunları söylemiş:

Resûliillah (Saliaüahu Aleyhi ve Selle m) hizi iki (nev'i) satış ve iki (nev'i) giyinişten nehyetti. Satışta mülâmese ile müııâbezeden nehî buyurdu. Mülâmese: Bir kimsenin geceleyin yahut gündüzün eliyle başkasının elbisesine dokunması ve onu ancak bu suretle kabul etmesidir. Münâbeze ise : İki kimsenin elbiselerini elleriyle birbirlerine atması; ve bakmadan, rizâ göstermeden bunun satış sayılma sidir.



(...) Bana bu hadîsi Amru'n-Nâkıd da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kakûb b. İbrâhîm b. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam, Sâlih'-den, o da İbni Şihâb'dan naklen bu isnâdla rivayette bulundu.

Ebû Hüreyre rivayetini Buhârî «Setri avret, namaz, oruç» ve «Büyü'» bahislerinde; Tirmizî ile Nesâî «Büyû'»da; İbni Mâce «Namaz, Ticâret» ve «Libâs»da muhtelif râvilerden muhtelif lâfızlarla tahrîc ettikleri gibi:

Ebû Said rivayetini Buhârî «Büyûf, libâs» ve «İstî'zân» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî «Büyû'»da; İbni Mâce «Ticâret» ve «Libâs»da rivayet etmişlerdir.

Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh) rivâyetindeki mülâmese ve münâbeze tefsiri, Buhârî Jnin rivayetlerinde yoktur. Bu tefsir yalnız Müslim ile Nesâî 'nin rivayetlerinde mevcuttur. Zahire bakılırsa Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in sözü gibi görünüyorsa da Nesâî 'nin rivayetinde onun başkasına âit olduğuna işaret edilmiştir. Bu hususta en akla yakın ihtimâl sahâbînin sözü olmasıdır.

Hz. Ebû Saîd rivayetini Buhârî dahî tefsîrli rivayet etmiştir. Ancak Aynî buradaki tefsîrin de râvi Zührî tarafından yapılan bir idrâc olması ihtimâli üzerinde durmaktadır.

Babımız rivayetleri mülâmese ve münâbeze adı verilen iki nevi' satışın müslümanlara yasak edildiğini bildirmektedir,

Mülâmese müşareket babından bir kelimedir; münâbeze de öyledir. Binâenaleyh bir işin iki kişi tarafından ortaklaşa yapıldığını gösterirler. Lems : Dokunmak; nebz de : Atmak mânâlarına geldiğine göre mülâmese suretiyle yapılan satışta iki taraf satılık mala dokunacak; münâbezede de iki taraf malı birine atacak demektir.

Ulemâ bu hususta birbirine yakın tefsirlerde bulunmuşlardır. İmam Âzam 'dan bir rivayete göre mülâmese satıcının müşteriye : «Şu malı sana şu kadara satıyorum; sana dokundum mu satış tamam olmuştur.> Yahut müşterinin satıcıya : «Şu malı senden şu kadara alıyorum; sana dokundum mu satış tamamdır.» demesi ile olur. Bazıları mülâmeseyi: «Ben senin elbisene dokundum; sen de benim elbiseme dokundun mu satış tamam olacak; demek suretiyle yapılan satıştır.» şeklinde izah etmiş; bir takımları da : «Müîâmese : Bir elbiseye dürülü olarak dokunmak ve onu gördüğünde muhayyerlik hakkı kalmamak şartiyîe satın almaktır. Yahut: Elbiseye dokundum mu satış tamamdır; diyerek yapılan be-yi'dir.» demişlerdir.

Zührî'den rivayet olunduğuna göre mülâmese : Bir kimsenin gece veya gündüz birinin elbisesine dokunmasiyle bitmiş sayılan satıştır.

Nevevî bu. hususta Şâfiî1er'den üç vecih rivayet ediyor :

a) Mülâmese : Müşterinin bir elbiseye dürülü iken yahut karanlıkta dokunması; satıcının da : Bu malı sana dokunman görmek yerini tutmak ve gördüğün zaman muhayyerliğin kalmamak şartiyîe sattım; demesi suretiyle yapılan satıştır.

b) Mülâmese : Mala dokunmayı satış saymakla yapılır.

c) Mülâmese : Müşteri mala ne zaman dokunursa o mecliste muhayyerlik hakkı kalmamak şartiyîe yapılan satıştır.

Münâbezeye gelince : Bu hususta dahî üç vecih vardır:

a) Münâbeze : Malı atmanın satış sayılması şartiyîe yapılan bey'dir. İmam Şafiî 'nin te'vîli budur.

b) «Bu malı sana sattım; onu sâna attığımda muhayyerliğin kalmayacak; satış tamam olacak!» diyerek yapılan satıştır.

c) Münâbezeden murâd: Taş atmak suretiyle yapılan satıştır. Bunun şekli az sonra görülecektir.

Mülâmese ile münâbeze câhiliyyet devri muâmelâtındandırlar. Aldatma ve kumar mânâlarını tezammun ettikleri için İslâmiyet bunları men' etmiştir. Binâenaleyh ikisi de bâtıldır. Çünkü satışta şart olan iki tarafın rızası, malın iyice görülüp malûm olması, îcâb ve kabul gibi şeyler bunlarda yoktur.

Satış meclisinde olmayan bir şeyi sıfatiyle satmak da bu kabildendir. Eğer o mal tavsif edildiği gibi çıkarsa müşteriye muhayyerlik yoktur; malı kabul etmesi lâzım gelir; tavsif edildiği gibi çıkmazsa muhayyerlik hakkı sabit olur. İmam Ahmed ile İshâk'm mezhepleri budur. Mezkûr kavil İbni Şîrîn, Eyyûb, Haris, Hakem ve Hammâd 'dan rivayet olunmuştur.

Hanefiyye imamlarına göre gâib bir malı sıfatlı ve sıfatsız satmak caizdir. Müşteriye de malı gördüğü zaman muhayyerlik vardır. Bu kavil İbni Abbâs (Radiyaîhhu anh) ile İbrâhîm Nehâî, Şa'bî', Hasan.ı Basrî, Mekhûl, Evzâî ve Süfyân'dan rivayet olunmuştur. Bâzıları Hanefî1er'in bu hususta çürük bir hadîsle istidlalde bulunduklarına işaret etmişlerse de Aynî, hadîs ilminde en büyük söz sahiplerinden biri olan Tahâvî'nin sahih bir rivayetini göstererek bunlara cevap vermiştir. Tahavî'nin rivayetine göre : Hz. Talha, Osman b. Affa n(Radiyailahu anh) dan bir mal satın almış. Osman'a : Sen aldandın! demişler. O da: Bana muhayyerlik hakkı vardır; çünkü görmediğim bir malı sattım; demiş. Talha dahî bana muhayyerlik vardır; çünkü görmediğim bir malı satın aldım; demiş. Bunun üzerine Cübeyr b. -Mut'im'i aralarına hakem ta'yîn etmişler. Cübeyr, Talhâ'ya muhayyerlik olduğuna; Osman'm bu hakka sahip olmadığına hükmetmiş.



2- Taş Atımı Satışı İle İçinde Aldatma Olan Satışın Butları Babı


4- (1513) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. İdrîs ile Yahya b. Saîd ve Ebû Üsâme, Ubeydullah'dan rivayet ettiler. H.

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, Ubeydullah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebu'z-Zinâd, A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şunu söylemiş:

«Resûlüllah (SaliaUahu Aleyhi ve Selİem) taş atımı satışı ile aldatma satışım yasak etti.»

Bu hadîsin şerhinde Nevevî şunları söylemiştir : Taş atımı satısı hakkında üç te'vîl vardır. Birinci te'vîle göre bu satış : Şu attığım taş hangi elbiseye isabet ederse sana onu sattun; yahut: Şu arazîden, attığını taşın vardığı yere kadarım sana sattım, diyerek yapılır.

îkinci te'vîle göre.: Şu malı sana elimdeki taşı atıncaya kadar muhayyer kalman şartiyle sattım; diyerek yapılır. Üçüncü te'vîle göre : Taş atmayı satış saymakla olur. Bu takdirde satıcı: Şu elbiseye taş attın mı, sana şu kadara satılmış sayılacak; der. "

Aldatma satışının yasak edilmesine gelince: Bu hadîâ alış veriş bahsinin kaidelerinden büyük bir kaidedir. Bundan dolayıdır ki, İmam Müslim orlu Ön plânda zikretmiştir. Kaçak köle ile ma'dûm, mechûl, teslimi imkânsız, henüz tamamen satıcının milkine, geçmemiş malların, büyük sudaki balıkların, hayvan memesindeki sütün, ana1 karnındaki yavrunun, bir yığın zahirenin mübhem bir kısmının, ta'yîrı etmeksizin, herhangi elbisenin veya sürüden bir koyunun ve benzerlerinin satışı gibi birçok meseleler bu hadîste dâhildir. Bu satışları hepsi bâtıldır. Çünkü hacet olmadığı halde müşteriyi aldatmayı tezammun ederler. İhtiyâç mess ettiği zaman biraz zarara tahammül olunur. Binanın temelini bilmemek, gebe veya memesinde süt bulunan hayvanı satmak bu kabildendir; çünkü binanın temeli dış kısımlara tâbi'dir; bu satışı meşru' kabul etmeye ihtiyaç- vardır; zira temeli görmek mümkün değildir. Hayvan hakkında da aynı şeyler söylenebilir.

İslâm ulemâsı biraz aldanmayı tezammun eden satışların-caiz olduğuna ittifak etmişlerdir. Meselâ: İçindeki pamuğu görmeden pamuklu bir cübbeyi satın almak caizdir; halbuki yalnız içindeki pamuğu satmak caiz değildir. Bir haneyi ve*ya hayvanı yahut elbiseyi bir aylığırfa kiraya vermek bilittifak caizdir; halbuki ay bâzan otuz, bâzan yirmi dokuz çeker. Hamamda para üe yıkanmak dahî ittifâkan caizdir. Halbuki gerek su harcamakta gerekse hamamda durmak hususunda herkes bir değildir. Sakadan para ile su içmek de böyledir; çünkü içilen suyun miktarı belli değildir. Bunun aksini alırsak, ulema ana karnındaki yavrunun ve havadaki kuşun satılamayacağına da ittifak etmişlerdir. Onlar aldatmah satışın caiz olup olmayacağı hususunda arzettiğimiz esasa bakılacağını yâni zarar az olur, kaçınılmasına kolaylıkla imkân bulunmaz; satışı da ihtiyaç görülürse bey'in caiz olacağını, aksi takdirde satışa cevaz verilemeyeceğini söylemişlerdir.

Meydanda olmayan bir malın satılması gibi, ihtilaflı meseleler hep bu kaideye iptinâ ederler. Bu gibi meselelerde ulemadan bazıları aldanmayı zararsız görerek yok hükmünde tutmuş; ve satışın sahîh olduğunu söylemiş; diğerleri aldanmayı fazla görerek satışın butlanına kail olmuşlardır.

Mülâmese, münâbeze ve taş atımı gibi haklarında hususî deliller vârid olan satışların hepsi aldatma satışında dahildirler. Bunların ayrı ayrı ele alınması câhiliyyet devrinin meşhur satış şekilleri olmalarındandır.



3- Gebe Devenin Yavrusunun Gebeliğine Kadar (Va'de İle Yapılan) Satışın Haram Kılınması Babı


5- (1514) Bize Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Rumh rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Leys haber verdi. H.

Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Nâfi'den, o da Abdullah'dan, o da Resûiüllah (Sallatlahu\ Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki, gebe devenin yavrusunun gebeliğine kadar şartiyle yapılan satıştan nehî buyurmuş.



6- (...) Bana Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dediler ki) : Bize Yahya yâni el-Kattân, Ubeydullah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nâfi', İbni Ömer'den naklen rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş:

«Câhiliyet devri insanları deve etlerini birbirlerine gebe devenin yavrusu gebe kalıncaya kadar (va'de ile) satarlardı. Gebe devenin yavrusunun gebeliği (nden murâd :) devenin doğurması, sonra doğurduğu yavrunun da gebe kalmasıdır. Resûlüllah [Satlallahü Aleyhi ve Seltem) müs-'umanları bundan nehî buyurdu.»

Bu hadîsi Buhârî, Ebû Dâvûd ve Nesâî dahî «Buyu'» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Ebû Dâvûd 'un rivayetinde satışın tefsiri yoktur.

İbni Esîr'in beyânına göre (habel) kelimesi masdardır. Burada mahmule yâni hayvanın karnındaki yavruya habel denilmiştir; buna (hami) dahî denilir. Kelimenin sonundaki (ta) müennes alâmetidir, mübalağa için getirildiğini söyleyenler de vardır. Terkîbdeki birinci habel-den murâd: Devenin karnındaki yavru, ikincisinden murâd da yavrunun yavrusudur.

Lisân ulemâsı habel kelimesinin yalnız insanlar hakkında kullanıldığında ittifak etmişlerdir. Onlara göre hayvanlar hakkında (hami) denilir. Ebû Ubeyd, hayvanlar hakkında bu hadîsten maada hiç bir yerde habel denilmediğini söylemiştir.

Cezûr : Erkek veya dişi bir deve demektir. Burada devenin zikredilmesi başka hayvanların bu hükümde dâhil olmadığım anlatmak için değil, misâl kabîlindendir; yoksa şâir hayvanlar da hüküm i'tibâriyle deve gibidir.

Ulemâ memnu' olan bu satıştan ne kasdedildiğini ta'ynı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bir cemaate göre maksat: Gebe olan deve doğurup onun yavrusu da doğuruncaya kadar beklemek şartiyle yapılan satıştır. Nitekim hadîste de bu suretle tefsir olunmuştur. İmam Mâlik ile Şafiî 'nin ve onlara tâbi' olanların mezhepleri budur. Bir takım ulemâ : «Bu satıştan murâd: Hâmile olan devenin yavrusunu hemen o anda satmaktır.» demişlerdir. Ebû Ubeyde Muammer b. Müsenna ile arkadaşı Ebû Ubeyd el-Kaasim'inve diğer lügat ulemâsının kavilleri de budur. İmam Ahmed ile İshâk b. Râhuye dahî buna kail olmuşlardır. Mezkûr kavi lügate daha muvafık görülmüşse de râvi İbni Ömer (RadiyaUahu anh) hadîsi birinci kavle uygun olarak tefsir etmiştir. Usûl-i fıkıh ulemasının muhakkıklarına göre zahire muhalif olmamak şartiyle râvinin tefsiri ter-cîh olunur. Maamafih hadîsdeki: «Câhiliyyet devri insanları ilâh...> şeklindeki tefsir cümlesinin müdrec olduğunu, bu sözü Hz. İbni Ömer değil, râvi Nâfi'nin söylediğini iddia edenler de vardır.

Hâsılı hayvanın karnındaki yavru büyüyüp doğuruncaya kadar beklemek şartiyle satış yapmak her iki tefsire göre bâtıldır. Çünkü birinci tefsire göre meçhul vadelidir; binâenaleyh sahîh değildir. İkinciye göre ma'dûm, meçhul ve henüz mâlik olmadığı, teslimden de âciz bulunduğu bir şeyi satmaktır; bu da caiz değildir.



4- Bir Kimsenin Din Kardeşinin Satışı Üzerine Satış, Onun Pazarlığı Üzerine Pazarlık Yapmasının, Müşteri Kızıştırmanın ve Memede Süt Birikmenin Haram Kılınması Babı


7- (1412) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nafi'den dinlediğim, onun da İbni Ömer'den naklettiği şu hadîsi okudum: ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

«Bâzınrız bâzınızın satışı üzerine satış yapmasın!» buyurdular.



8- (...) Bİze Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dediler ki) : Bize Yahya, Ubeydullah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nârı', İbni Ömer'den, o da Peygamber (Salfottahü Aleyhi ve Şellem) 'den naklen haber verdi:

«Bir kimse dîn kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın,- onun dünürlüğü üzerine dünür göndermesin! Dîn kardeşi kendisine izin verirse o başka!» buyurmuşlar.

Bu hadîsi Buhârî, Ebû Dâvûd ve Nesâî «Büyü'» bahsinde; İbni Mâce «Ticâret»de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Rivayetlerin bâzıları: «Satmaz; dünür göndermez» şeklinde haber sî-gasiyle vârid olmuştur; maksat yine nehîdir; hattâ bu hususta haber sî-gası daha beliğdir. Başkasının satışı üzerine satış, müşteriye muhayyerlik müddeti içinde: «Bu satışı boz; ben sana bu malın mislini daha ucuza satacağım.» Yahut: «Aynı fiyatla ben sana daha iyisini vereceğime gibi sözler söylemekle olur. Bu haram olduğu gibi, müşterinin aynı şekilde teklifte bulunarak : «Bu satışı boz, ben bu malı senden daha pahalıya satın alacağım.» demesi de haramdır.

Hadîs-i şerîf'te:«Dîn kardeşinin satışı üzerine satiş yapmasn...» bu-yurulduğuna bakılırsa gayr-i müslimin satışı üzerine satışta beis olmayacağı anlaşılır. Nitekim Evzâî ile Şâfiîler 'den Ebû Abd b. Cüveyriye buna kail olmuşlardır. Fakat cumhuru ulemâya göre bu hususta müslim ile gayr-i müslim arasında fark yoktur. Hadîsteki (kardeş) kaydı, ihtirâzî değil vukûîdir; binâenaleyh mefhumu muhalifi mu'teber değildir. Zimmînin zimmî üzerine satış yapması da bilic-mâ' mekruhtur.

Nevevî diyor ki: «Ulemâ dîn kardeşinin satış ve alışı üzerine alış veriş ve pazarlık yapmanın memnu' olduğuna ittifak etmişlerdir. Buna muhalefet ederek akid yapan âsî olur; ama beyi' yine de mün'akid olur. îmam Şafiî, Ebû Hanîfe ve diğer ulemânın mezhepleri budur. Bâvûd-u Zahirî bu satış mün'akid olmadığına kaildir. İmam Mâlik 'den her iki mezhebe uyan iki kavil rivayet olunmuştur. Mâlikîler 'den cumhuruna göre fiyat arttıran hakkında bu satış mubahtır. Şafiî, seleften bâzılarının bunu kerih gördüklerini söylemiştir.»



9- (1515) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve İbni Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail yâni İbni Ca'fer, Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem):

«Müslüman bir kimse dîn kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın!» buyurmuşlar.



10- (...) Bana bu hadîsi Ahmed b. İbrahim ed-Devrakî de rivayet etti. (Dedi ki : Bana Abdüssamed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ala' ile Süheyl'den, onlar da babalarından, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (SallaUahü A leyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti. H.

Bize bu hadisi Muhamnıed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdüssamed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, A'meş'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber(Sailallahü Aleyhi ve Sellemj'den naklen rivayette bulundu. H.

Bize Ubeydullah b. Muâz dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Adiy yâni' İbni Sâbit'ten, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem): Bir kimsenin dîn kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasını yasak etmiş.

Devrakî'nin rivayetinde «Dîn kardeşinin sîmesi üzerine...» denilmiştir.



11- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlike': Ebü'z-Zinâd'dan dinlediğim, onun da A'rac'dan, onun da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum : Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi

ve Sellem) :

«Binek gelenler satış için karşılanmaz! Birbirimizin satışı üzerine satış yapmayınız, müşteri kızıştırmayın! Şehirli köylü nâmına satış yapmasın! Develerle koyunların sütlerini memelerinde biriktirmeyin! Böyle yaptıktan sonra o hayvanları satın alan, onları sağdıktan sonra iki re'yden birinde muhayyerdir. Razı olursa kabul eder; olmazsa hayvanı bir Ölçek hurma ile birlikte İade eyler.» buyurmuşlar.



12- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Adîy yâni İbni Sâbit'ten, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, Re-sûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) binek gelenleri karşılamayı, şehirlinin köylü nâmına satış yapmasını, kadının kız kardeşinin boşanmasını istemesini, müşteri kızıştırmayı, hayvan sütünü memede biriktirmeyi ve bir kimsenin dîn kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlıkta bulunmasını nehî buyurmuşlar.



(...) Bu hadîsi bana Ebû Bekr b. Nâfi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder rivayet etti. H.

Bize bunu Muhammed b. Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vehb b. Cerîr rivayet etti. H.

Bize Abdülvâris b. Abdissamed de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. Bu râvilerin hepsi: Bize Şu'be bu isnâdla rivayette bulundu, demişlerdir.

Gunder ile Vehb'in rivayetlerinde: «Nehyedildi» denilmiş; Abdüssa-med rivayetinde ise: «ResûlüHah (SallaîkıhüAleyhiveSetlem) nehî buyurdu.» ifâdesi kullanılmış; hadîs, Muâz'ın Şu'be'den naklettiği tarzda rivayet olunmuştur.



13- (1516) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e ; Nâfi'den dinlediğim, onun da îbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi ve SeV.em) müşteri kızıştırmaktan nehî buyurmuşlar.

Hz. Ebû Hüreyre rivayetini biraz lâfız farkiyle Buhârî «Buyu» ve «Şurût» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizî bir kısmını «Buyu'» bir kısmını «Nikâh»da; Nesâi «Nikâh»da; îbni Mâce bir kısmını «Nikâh»da, bakîsini «Ticâret»de muhtelif râvilerden tahrîc ettikleri gibi, İbni Ömer (Radiyallahü anh) rivayetini dahî Buhârî : «Büyü'» ve «Terkü'l-Hıyel» bahislerinde; Nesaî «Büyû'»da; İbni Mâce TicâreUde rivayet etmişlerdir.

Müslim'in Ahmed b. İbrahim 'den tahrîc ettiği rivayetin senedinde A1â' ile Sühey1'in babalarından nakilleri hak-

kında: tâbirinin kullanılması müşkül sayılmıştır. Çünkü bu tâbir iki râvinin kardeş olduklarını ve bir babadan rivayette bulunduklarını gösteriyor; halbuki râviler kardeş değillerdir. A1â 'nın babası Abdurrahmân, Süheyl'in ise Ebû Salih 'tir. Binâen-allyh her râvinin kendi babasından rivayet ettiği anlaşılıyorsa da tâbir

buna müsaid değildir; onun yerine: demek îcâbederdi. Fakat rivayet ekseri nüshalarda buradaki gibi zaptolunmuştur. Onun için ulemâdan bâzıları bu kelimenin « l^l ty-» şeklinde okunmasını tavsiye

etmişlerdir. Bu takdirde (eb) kelimesi (ebâni) şeklinde tesniye yapılmış olur, ki buna kail olanlar da vardır.

Sevm veya Sîme: Pazarlık demektir. Dîn kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık etmekten murâd : Satıcı ile alıcı malın fiyatı üzerinde anlaştıktan sonra henüz satış yapmadan başka birinin araya girmesi ve satıcıya : «Ben bu malı daha fazlaya satın alırım.» Yahut müşteriye : «Ben sana bu maldan daha âlâsını, bundan ucuza veririm.» demesidir.

Fiyat üzerinde anlaştıktan sonra bu şekilde araya girmek haramdır. Fakat fazla fiyat verenler arasında satılan bir malda pazarlığa girişmek haram değildir; zîra fiyat üzerinde henüz kimse ile anlaşma olmamıştır. Bundan evvelki bâbda da görüldüğü vecihle dîn kardeşinin satışı üzerine satış ve pazarlığı üzerine pazarlık yapmak haram olmakla beraber imam Azam'la îmam Şafiî'ye ve diğer birçok ulemâya göre yapılan satış yine de muteberdir; yalnız araya giren âsî olur.

Binek gelenleri karşılamaktan maksat: Şehirlinin, pazara hayvanla mal getiren köylüyü kasaba dışında karşılaması ve elindeki malı ucuza almak için o malın geçimi olmadığını söyleyerek aldatmasıdır.

Necş yahut Neceş: Lügatte bir şeyi methetmek, ballandıra ballandıra Öğmektir. Bâzılarına göre insanlan bir şeyden nefret ettirerek rağbetlerini başka şeye yöneltmektir. Bir takım ulema bunun esâs itibariyle hîle ve aldatma mânâsına geldiğini, daha başkaları heyecanlandırmak, kızıştırmak demek olduğunu söylemişlerdir. Burada ondan maksat müşteri kızıştırmak yâni malı almağa niyeti olmadığı halde fiyatı arttırmaktır.

Şehirlinin köylü namına satış yapması: Geçer fiyatla malını satmak için şehire gelen köylüye : «Bu malı benim yanımda bırak da ben onu senin nâmına daha yüksek fiyatla tedricen satayım.» diyerek malını almasıdır. Bu da haramdır; ancak satış sahihtir. Çünkü buradaki nehî akde râci' değildir. Bazıları: «Şehirlinin köylü nâmına satış yapmasından murâd simsarlıktır.» demişlerdir. Bu takdirde nehî bütün alış verişlere âmin ve şâmil olur.

Hayvanı sütünü memesinde biriktirmeye Araplar tasriye derler. Sütü biriktirilen hayvana da musarrât adı verilir. Hayvanı satarken müşteriyi aldatmak için sütünü memesinde biriktirmek müteaddit rivayetlerle yasak edilmiştir. Tahâvî bu bâbtaki hadîsi sekiz tarîkten tahrîc etmiştir. Hadîsin zahirine bakılırsa müşteri ancak hayvanı sağdıktan sonra muhayyer olacak gibi görünüyorsa da cumhûr-u ulemâya göre hileyi anladığı zaman sağmamış bile olsa kendisine muhayyerlik sabit olur. Onlar hadîsteki sağmak kaydının ihtirâzî olmadığına kaildirler.

Kadının kız kardeşinin boşanmasını istemesi, onun yerine kendisi varmak içindir. Kız kardeş tâbiri hakikî kardeşe ve dîn kardeşine hattâ gayr-i müslimeye şâmildir. Bâzılarına göre bunun sureti : Bir kadınla evlenmek isteyen adama o kadının: «Nikâhın altındaki kadını boşamak şar-tiyle seninle evlenirim.» demesidir.



Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:


1- Şehirlinin köylü namına satış yapması haramdır. Hadîsin zahirine göre bu bâbda teklif hangisinden gelirse gelsin hüküm birdir. Köy-'üden murâd çadırlarda yaşayan bedevilerdir. Köylerde yaşayanların bu hükümde dahil olup olmadıkları ihtilaflıdır. Ashâb ve tabiîn ulemâsının ekserisi ile tmam Mâlik, Leys İmam Şafiî, İmam Ahmed ve İshâk tahrîme kaildirler.

Mücâhid bu satışın caiz olduğunu rivayet etmiştir; ki İmam Âzam'la diğer ulemânın mezhepleri de budur. Onlara göre bu nehî mensûhtur. Nehyin nesh edilmediğini söyleyenler bunun satışta fesâd iktiza edip etmeyeceğinde ihtilâfa düşmüşlerdir. İmam Mâlik ile Ahmed b. Hanbel'e göre şehirlinin bedevi nâmına satış yapması sahîh değildir. İmam Şafiî ile cumhur ise satış haram olmakla beraber bey'in sahîh olduğuna kaildirler.

2- Müşteri kızıştırmak suretiyle yapılan satışta muhayyerlik yoktur. İmam Mâlik ile îbni Habîb muhayyerliğe kail olmuşlardır. İmam Mâlik 'den bir rivayete göre muhayyerlik müşteri kızıştırması yapıldığını Öğrendiği vakit sabit olur; zîra bu da sütü biriktirilmiş hayvanda olduğu gibi, bir nevi kusurdur. Bir rivayette îbni Habîb kızıştırmak meselesinde satıcı ile anlaşma yoksa muhayyerlik sabit olmayacağını söylemiştir. Zahirîler'e göre bu satış bâtıl ve merdûddur.

3- Satış üzerine satış caiz değildir. Bunun ne şekilde yapıldığını az yukarıda gördük. Fiyat arttıranlar arasında yâni müzayede ile yapılan satışta birinin diğerinden fazla vermesinde beis yoktur. Bu bâbda Tirmizî Hz. Enes'den bir hadîs rivayet etmiştir. İmam Şafiî, Mâlik ve cumhuru ulemâ buna kaildirler. Ulemâdan bâzıları burada dahî dîn kardeşinin üzerine arttırma yapmayı kerih görmüşlerdir. Onlar Tirmizî hadîsinin sahîh olmadığım iddia etmişlerdir.

4- Bir kadın evlenmek için ortağının boşanmasını isteyemez. Bunu dahî az yukarıda gördük.

5- Müşteriyi aldatmak için hayvanın sütünü memesinde biriktirmek caiz değildir. İbni Ebî Leylâ, îmanı Mâlik, Leys, İmam Şafiî, îmam Ahmed, îshâk, Ebû Sevr, Ebû Ubeyd, Ebû Süleyman, Hanefî1er'den îmam Züfer ve bâzı rivayetlere göre îmam Ebû Yûsuf bu hadîsle istidlal ederek: «Bir kimse sütü memesinde biriktirilmiş bir hayvan satın alır da sağdıktan sonra onu beğenmezse dilediği takdirde hayvanı sahibine iade eder; onunla birlikte bir ölçek de kuru hurma verir.» demişlerdir. Yalnız İmam Mâlik 'e göre hurma şart değildir; o beldede umumiyetle yenilen zahireden bir ölçek verir. İbni Ebî Leylâ: «Bir Ölçek hurmanın kıymetini verir.» demiştir. İmam Ebû Yûsuf 'un kavli de bu ise de onun meşhur kavli başkadır. îmam Züfer hayvan iade edilirken onunla birlikte ya bir ölçek kuru hurma veya bir Ölçek arpa yahut yarım ölçek kuru hurma verileceğini söylemiştir. İmam Mâlik 'ten bir rivayete göre sağılan süt kadar kuru hurma veya onun kıymeti verilir.

Şafiîye ulemâsının ekserisi bu hususta kuru hurmadan başka bir şey verilemeyeceğini söylemişlerdir. Müşteri kuru hurma bulamazsa onun yerine başka bir şey verip veremeyeceği hususunda iki vecih rivayet olunmuştur. Birinci veçhe göre hurmanın Medine 'deki kıymeti; ikinciye göre o beldeye en yakın bulunan hurma diyarındaki kıymeti verilir.

İmam Âzam 'la İmam Muhammed ve meşhur kavline göre İmam Ebû Yûsuf, bir rivayette İmam Mâlik, Mâlikîler 'den Eşheb , bir rivayette 1bni Ebî Leylâ ve Irak ulemâsından bir cemâat: «Müşteri sütü biriktirilmiş hayvanı hıyâr-ı ayb denilen kusur muhayyerliği ile sahibine iade edemez; ancak noksanlığını ödetir; çünkü burada iadeye mâni' olan ayrı ziyâde vardır.» demişlerdir. Hattâ noksanlığı Ödetme hususunda îmam Âzam 'dan iki kavil rivayet olunmuştur. Birinci rivayete göre satıcıya hayvanın parasını noksan Öder. İkinciye göre satıcıdan bir şey isteyemez; çünkü sütün memede toplanması bir kusur değildir.

Hanefî1er musarrât hadîsine birkaç vecihîe cevap vermişlerdir:

a) Muhammed b. Şücâ'ın beyânına göre bu hadis : «Alış veriş yapanlar birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerdirler.» hadisiyle neshedilmiştir. Bu hadîs gösteriyor ki, birbirlerinden ayrıldıktan sonra artık muhayyerlik yoktur.

b) îsâ b. Ebân: «Bu hüküm İslâm'ın ilk devirlerinde, borçlar hakkında ceza tatbik edildiği zamanlar câri idi; sonra Allah Teâlâ ri-bâyı neshederek alınan şeyleri misilleri ile Ödemeyi emir buyurdu.» demiştir.

c) Musarrât hadîsi muztaribdir; bir yerde «Kuru hurmadan bir ölçek» denilmiş; başka yerde «Bir ölçek zahîre» verileceği bildirilmiş; bâ-zan da «Sütünün bir veya iki misli» ifadesi kullanılmıştır.

d) Bir hadîs âdil râviler tarafından rivayet edilse bile muteber sa-yılabilmesi için şâzz ve ma'lûl olmaması îcâbeder; halbuki musarrât hadîsi . ma'lûldur; çünkü kitâb ve sünnet-İ meşhurenin umumuna muhaliftir. Binâenaleyh onun zahiri ile amel edilemez. Kitabın umumundan murâd:

«Siz de ona size yaptığı tecâvüzün misli ile karşılık verin!» [2]

Ve : «Şayet ceza verirseniz, size verilen cezanın mislini verin!»[3] âyetleridir.

Sünneti meşhûre, Tirmizi'nin rivayet ettiği ve sahîh olduğunu söylediği İbni Abbâs (Raâiyallahü anh) hadîsidir. Bu hadîste :

«Harâc kefalete tâbidir.» Bir rivayette «Gelir kefalete tâbidir.» buyu-rulmuştur. Harâcdan murâd : Satın alman gelirinden elde edilen miktardır. Meselâ: Bir kimse bir mal satın alır da birkaç zaman kullandıktan sonra satıcının dahî bilmediği eski bir kusuruna muttali' olursa o malı sahibine iade ederek parasını alabilir. Bu arada o maldan elde ettiği gelir müşterinin olur. Çünkü mal müşterinin elinde telef olsaydı zararı o çekecek, satandan bir şey alamayacaktı.

Memesinde süt biriktirilen hayvan sahibine iade edilirken bir ölçek de zahire verileceğine kail olanlara göre bir kimse bir koyun satın alır da sonra o hayvanın süt eksikliğinden başka bir kusurunu bulursa hayvanı sahibine iade eder, fakat sağdığı süt kendinin olur. Keza bir câriye satın alır da câriye doğurduktan sonra bir kusurundan dolayı on-ıı- sahibine iade ederse, çocuk kendine kalır. Onlar bunu Peygamber (SalhıHahii Aleyhi ve SeRem)'in kefalet icâbı müşteriye tahsis buyurduğu haraçtan sayarlar. Hâl böyle olunca memesinde süt biriktirilen hayvanı iade ederken verileceğini söyledikleri bir ölçek zahire ya bütün sütün yâni satış zamanında hayvanın memesinde bulunan sütle akidden sonra hâsıl olan miktarın toptan bedelidir; yahut yalnız satış anındaki sütün bedeli olur. Birinci vechi kasdederlerse kendi kaidelerini kendileri bozmuş olurlar; çünkü yukarıda arzolunan iki surette sütle çocuğun müşteriye ait olduğunu söylemiş; bunları harâcdan saymışlardı. İkinci vechi murâd ederlerse bir ölçek zahireyi borca bedel borç saymış olurlar ki, bu ne kendilerinin, ne de başkalarının mezhebine göre caizdir. Hasılı iki şıktan hangisini tercih etseler kendi kaidelerini bozmuş olurlar. Aynî diyor ki: «Musarrât hükmünün neshedildiğine asıl onlar kail olmalı idi; zîra süte harâc hükmü veren onlardır; başkalan ona harâc hükmü vermemişlerdir. Bundan anlaşılıyor ki, onların kavil ve mezhebi fâsittir.>



5- Celeb Malları Karşılamanın Haram Kılınması Babı


14- (1517) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Biae İbni Ebî Zaide rivayet etti. H.

Bize tbni Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya yâni İbni Saîd rivayet etti. H.

Bize tbni Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da tbni Ömer' den naklen rivayet etmişlerdir ki, Resûlüllah (Sallalhhü Aleyhi ve Sellem) pazara gelmeden malların karşılanmasını nehî buyurmuştur.

Hadîsin lâfzı tbni Nümeyr'indir. Öteki râviler : «Peygamber (Sallalhhü Aleyhi ve Sellem) karşılamadan nehî buyurdu.» demişlerdir.



(...) Bana Muhammed b. Hatim ile İshâk b. Man sûr hep birden tbni Mehdî'den, o da Mâlik'den, o da Nâfi'den, o da îbni Ömer'den, o da Peygamber 'Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen, İbni Nümeyr'in Ubeydul-lah'dan rivayet ettiği hadîs gibi rivayette bulundular.



15- (1518) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Mübarek, Teymî'den, o da Ebû Osman'dan, o da Abdullah (b. Mes'ûd) dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki, satılık malları karşılamaktan nehî buyurmuşlar.



16- (1519) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hü-şeym, Hişâm'dan, o da İbni Sîrîn'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Şöyle demiş:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) celeb malları karşılamaktan nehî buyurdu.»



17- (...) Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm b. Süleyman, İbni Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Hişâm el-Kurdûsi, İbni Şîrîn'den naklen haber verdi. Demiş ki: Ben Ebû Hürey-re'yi şunu söylerken işittim: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Celeb malı karşılamayın; kim karşılar da ondan bir şey satın alırsa, sahibi pazara geldiği vakit muhayyer olur.» buyurdular.

Bu hadîsin İbni Mes'ûd' rivayetini Buharı ile Tirmizî «Büyü'» bahsinde; îbni Mâce «Ticâret-de tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i şerîf muhtelif lâfızlarla rivayet olunmuştur. Bâzı rivayetlerde:

«Binek gelenleri karalamayın!»

Diğerlerinde :

«Celeb malı karşılamayın!»

Daha başkalarında:

«Satılık mallan karşılamaktan nehî buyurdu.»

Bir rivayette : «Pazarı karşılamayın!» denilmiştir, fakat mânâ birdir.

Celeb: Satmak için celbedilen maldır. Bu rivayetler hâriçten pazara celbedilen malları pazar yerine gelmeden karşılayıp satın almanın haram kılındığına delildirler. Nitekim İmam Mâlik ile İmam Şâfiinin ve cumhurun mezhepleri de budur. Yalnız İmam Şafiî'-ye göre bu alış veriş haram olmak için karşılayıcının hükmü bilmesi şarttır. Bir kimse karşılamak niyetiyle değil de tesadüfen şehir hâricinde celeb mallan görse de satın alsa haram işlemiş olup olmayacağı hususunda Mâlikîlerl'e Şâfiîler 'den ikişer kavil rivayet olunmuştur.

İmam Âzam'la Evzâî, şehir halkına zarar vermemek şartiyle celeb malı karşılayıp satın almakta beis görmemişlerdir. Zarar verdiği takdirde karşılama onlara göre mekruh olur, Zahirîler'-den İbni Hazm'e göre ne suretle olursa olsun celeb karşılamak caiz değildir.

Ulemâ: «Buradaki nehyin hikmeti, mal celbedenlerin aldanmaktan korunmasıdır.» demişlerdir.

Mâzirî (453-536) diyor ki: «Şehirlinin bedevi nâmına satış yapması şehirlilere merhameten yasak edilmiştir. Burada bedevi zarar çekmektedir. Halbuki celeb karşılaması bedevinin aldatılmaması için nehî buyurulmuştur. Bundan dolayıdır ki, Peygamber (Saîlailahü Aleyhi ve Sellem) .

— Mal sahibi pazara geldiği vakit muhayyer olur; buyurmuştur? denilirse cevap şudur:

Bu gibi meselelerde şeriat insanların maslahatım gözetir. Maslahat bir kişiyi cemâate değil, bilâkis cemâati bir kişiye tercihi iktizâ eder. Be-devî malını kendi sattığı takdirde o malı bütün pazar halkı ucuz alacağı ve bu suretle bütün belde halkı faydalanacağı için şeriat belde halkının maslahatını bedevinin istifâdesinden üstün tutmuş; celeb karşılama meselesinde ise yalnız karşılayan istifâde edeceği, bu da bir kişinin malından bir kişinin istifâdesi demek olacağı için celeb karşılamanın mubah kılınmasında bir maslahat görülmemiştir Bahusus buna ikinci bir sebep daha munzam olmaktadır ki, o da malı yalnız karşılayan alacağı için pazar halkının eline geçmemesi ve ucuzlamaması; bu suretle zarar görmeleridir. Halbuki pazar halkı sayı itibariyle mal karşılayanlardan da çokturlar. Bu sebeple şeriat burada da cemâatin maslahatını ferde tercih etmiş oluyor; binâenaleyh iki mesele arasında tenakuz yoktur. Hikmet ve maslahat hususunda ikisi de birdir.»

«Sâhibİ pazara geldiği vakit muhayyer olur.»cümlesi hakkında Nevevî şunları söylemiştir : «Ulemâmız pazara gelip fiyatı öğrenmeden satıcıya muhayyerlik olmadığına kaildirler. Pazara geldiği vakit karşılayıcıya sattığı malın o beldede geçen fiyattan ucuza gittiğini görürse kendisine muhayyerlik sabit olur. Bu hususta karşılayıcının yalan veya doğru söylemiş olmasının farkı yoktur. Malının o yerde geçen fiyatla veya daha pahalıya satıldığını anlarsa iki vecih vardır. Esah olan veçhe göre aldanma olmadığı için muhayyerlik yoktur. İkinci veçhe göre muhayyerlik sabittir, zira hadîs mutlaktır.»



6- Şehirlinin Bedevi Namına Satış Yapmasının Haram Kılınması Babı


18- (1520) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve Zü-heyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân, Zührî'den, o da Saîd b. Müseyyeb'den, o da Peygamber (Saîlailahü Aleyhi ve Sellem)*t ref eden Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Resulüllah (Saüaîiahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şehirli bedevî nâmına satış yapmasın!» buyurmuşlar.

Züheyr: «FeygamberfSallallahü Aleyhi ve Sellem) }den rivayet olundu ki: Şehirlinin bedevî nâmına satış yapmasını nehî buyurmuşlar.» dedi.



19- (1521) Bize tshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'-mer, İbni Tâvûs'dan, o da babasından, o da İbni Abbâs'dan naklen haber verdi, tbni Abbâs şöyle demiş:

«Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) pazara binek gelenleri karşılamaktan ve şehirlinin bedevi nâmına satış yapmasından nehî buyurdu.»

Râvî (Tâvûs) demiş ki: «İbni Abbâs'a : Şehirlinin bedevi namına sözünün mânâsı nedir? dedim.

— Ona simsar olmasın (demektir), cevâbını verdi.



20- (1522) Bize Yahya b. Yahya et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hay seme, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti. H.

Bize Ahmed b. Yûnus da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'z-Zübeyr, Câbir'den rivayet etti, Câbir göyle demiş: Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şehirli bedevi nâmına satış yapmasın! Bırakın insanları Aİlah birbirlerinden rizıklandırsın!» buyurdular.

Ancak Yahya'nın rivayetinde : «Rızıklandırılsın» denilmiştir.



(...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkid rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Ebu'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den, o da Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.



21- (1523) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hü-şeym, Yûnus'dan, o da İfcni Sîrîn'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi. Enes şöyle demiş :

«Şehirlinin kardeşi veya babası da olsa bedevî namına satış yapması bize yasak edildi.»



22- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îbni Ebî Adiy, İbni Avn'dan, o da Muhammed'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. H.

Bize İbni Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâz rivayet îtti. (Dedi ki) : Bize İbni Avn, Muhammed'den rivayet etti. (Demiş ki) : Enes b. Mâlik şunu söyledi:

«Şehirlinin bedevî nâmına satış yapması bize yasak edildi.»

Bu hadîsin İbni Abbâs (Radiyallahu anh) rivayetini Buhârî «Büyü'» ve «İcâre» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî cümlesinin mânâsı: Birinin diğerine: «Satışın geçerli olduğunu ihtiyar et!» demesidr. Şayet ihtiyar ederse akid tamamdır. Bir şey söylemeden susarsa muhayyerlik hakkı devam eder. Satışı sözle ihtiyar edenin muhayyerliğinin sona erip ermeyeceği hususunda Şafiî1er'den iki kavil rivayet olunmuştur. Bunların esah olanına göre muhayyerliği sona erer; hadîsin zahiri buna delildir.

Hattâbî (319-388) diyor ki : «Bu hadîs hıyar-ı meclisin sübûtu hakkında en açık delildir; ve hadîslerin zahirine muhalif olan her te'vîli iptal etmektedir. Hadîsin sonundaki (satışı yaptıktan sonra ayrılırlar-sa...) cümlesi de böyledir. Bu sözde muhayyerliği kesen ayrılığın bedeni olduğuna açık beyân vardır; zîra ayrılık sözle olur mânâsına gelse hadisin bir faydası kalmaz.»

Aynî, Hattâbî 'nin bu sözlerine cevap vermiş; hadîsin taraflardan biri İcâbı yaptıktan sonra ötekinin muhayyer kalması, akdi isterse kabul, dilerse reddetmesi hususundaki hıyar-ı meclis hakkında en açık bir delil olduğunu, yoksa iki taraf icâb ve kabulü yaptıktan sonra akid tamam olduğu için muhayyerlik kalmayacağını, ancak ortada kusur sebebiyle muhayyerlik gibi bir şart varsa ona riâyet edileceğini bildirmiş; buna delîl olarak da Nesâî'nin tahrîc ettiği Hz. Semûra hadîsini göstermiştir. Mezkûr hadîste:

«Alış veriş yapanlar birbirlerinden ayrılmadıkça ve her biri satıştan dilediğini almadıkça muhayyerdirler.» buyurulmuştur.

Tahâvî (238-321) : «Bu hadîsteki {Her biri satıştan dilediğini

almadıkça) ifâdesi alış veriş yapanların muhayyerliği akidden Önce olduğuna delildir. Alanla satan arasında akid, müşterinin razı olacağı hususta yapılacak; onun rızâ göstermediği başka bir şeye aid olmayacaktır. Çünkü bu hadîsteki ayrılmayı bedenen ayrılmak mânâsına alanlar arasında müşterinin satılan maldan istediği miktarı alıp kalanını bırakamayacağı, malı ya tamamen alması yahut tamamen terk etmesi gerektiği hususunda hiç bir hilaf yoktur. diyor, ki bu da alış veriş yapanların birbirlerinden ayrılmalarından murâd, bedenen değil kavlen olduğunu gösterir.

Hattâbî'nin : «Her te'vîli iptal etmektedir.» sözü Hanefî1er'ce müsellem değildir. Çünkü bir nass hakkında iki te'vîl birbirine zıd düşerse o nassla amel edilmeyip kıyasa baş vurulur; ve bey' icâre gibi akidler nikâh akdine kıyâs olunurlar; zîra hepsi îcâb ve kabulle tamam olurlar. Nikâhta akidden sonra bedenen ayrılmak şart değildir, binâenaleyh burada da öyledir.

îmam Mâlik: «Alış veriş yapanların birbirlerinden ayrılmaları hususunda malûm bir had ve muayyen bir vakit yoktur. Bu, üzerine satış akdi tevakkuf eden bir meçhuliyettir ki, mülâmese ve münâ-beze satışları ile meçhul bir müddete kadar muhayyer kalmak şartiyle yapılan satışa benzer; böyle bir satış kat'î surette fâsiddir.» demiştir.



11- Alış Verişte ve Beyanda Doğruluk Babı


47- (1532) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, Şu'be'den rivayet etti. H.

Bize Amr b. Alî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd ile Ab-durrahmân b. Mehdî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Şu'be, Katâde'-den, o da Ebu'l-Halîrden, o da Abdullah b. Hâris'den, o da Hakîm b. Hi-zâm'dan, o da Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve SeUemj'den naklen rivayet etti:

«Alış veriş yapanlar birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerdirler. Eğer doğru söyler ve (her şeyi) beyân ederlerse satışlarında kendilerine bereket verilir; yalan söyler ve (hakikati) gizlerlerse satışlarının bereketi gider.» buyurmuşlar.



(...) Bize Amr b. Alî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân b. Mehdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hemmâm, Ebu't-Teyyâh'dan rivayet etti. Demiş ki : Abdullah b. Hâris'i, Hakîm b. Hizâm'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)fden naklen bu hadîsin mislini rivayet ederken dinledim.

Müslim b. Haccâc der ki: «Hakîm b. Hizam Kâ'be'nin İçinde doğmuş ve yüz yirmi sene yaşamıştır.»

Bu hadîsi Buhârî «Büyü'» bahsinin bir iki yerinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizî «Büyû'»da; Nesâî «Büyü'» ve «Şurût» bahislerinde .muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Beyandan murâd : Malın veya ona bedel verilen şeyin kusurunu ve şâir îzâha muhtaç yerlerini bildirmektir. Alış verişi yapanlar buna riâyet ederlerse yaptıkları alış verişin bereketini görürler; gerek satılan malın gerekse ona mukabil verilen semenin hayır ve menfaati çoğalır; riâyet etmedikleri takdirde o işten bir hayır ve bereket görmezler. Biri riâyet eder; diğeri etmezse, riâyet etmeyen hayır görmez. Hadîsin zahiri bunu İktizâ ederse de doğru söyleyenin yine de ötekinin şerrine uğramasından korkulur.

Hadîs-i şerîf hüküm itibariyle bundan önceki babın rivayetleri gibidir. Yâni bu rivayetlerle istidlal eden cumhuru ulemâ : «Ahş verişte muhayyerlik, iki tarafın bedenen birbirlerinden ayrılmasına kadar devam eder.» demiş; Hanefî1er'le diğer bir takım ulemâ ise bunu kabul etmeyerek, akdin icâb ve kabul ile tamam olduğunu, akdi yapanlardan birine hıyar-ı meclis denilen meclis muhayyerliği tanımanın öteki tarafın hakkını iptal edeceğini, bu ise Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m : «İslâm'da zarar ve mukabele bizzarar yoktur.» hadîsiyle nehî buyurulmuş olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre bu hadîsler hıyâr-ı kabule hamledilirler. Filvaki' taraflardan biri diğerine satılan malın kabulü hususunda muhayyerliği şart koşarsa, satış meclisinde bulundukları müddetçe her birine muhayyerlik hakkı sabit olur. _ Meclisten murâd akdi yaparken bulundukları vaziyettir. Meselâ akdi otururken yaparlarsa bu hâl bir meclis, ayakta yapmaları dahî bir meclis sayılır. Vaziyeti değiştirmek meclisin sona ermesi mânâsına gelir. Şu halde oturanın kalkması, ayakta olanın yürümesi veya satıştan başka bir işle meşgul olması meclisi bozar. Hanefîler bu hususta bâzı âyetlerle de istidlal

etmiş; ezcümle : «Akidlerİ îfâ edin!» [4] âyet-i kerîmesi

üzerinde durmuş; ve : «Satış da ifâsı gereken bir akiddir; muhayyerlik isbâtı buna münâfîdir.» demişlerdir. Fakat Şâfiî1er'den Nevevî bunu kabul etmeyerek: «Bu sahîh hadîsler onların kavlini. reddetmektedir; bunlara verecek sahîh cevaplan da yoktur.» diyor.

Bu hadîs müslümana dürüstlüğün vâcib olduğuna da delildir. Bu bâbta asıl olan dürüstlüktür. Cerîr (RadiyaHahu anh) :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi've Sellem)'e- söz dinleyip itaat edeceğime dâir bey'atte bulundum. Bana her müslümana karşı dürüst hareket etmemi şart koştu.» demiştir. Bu hususta başka "hadîsler de vardır.



12- Alış Verişte Aldanan Kimse Babı


48- (1533) Bize Tahyâ b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve tbni Hucr rivayet ettiler. Yahya b. Yahya (Bize haber verdi) tâbirini kullandı, ötekiler: Bize İsmail b. Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan naklen rivayet etti, dediler, tbni Dinar, tbni Ömer'i şunu söylerken işitmiş :

Bir adam alış verişte aldanırdığuıı Resuliillah (Sallaliâhü Aleyhi ve Sellem)'e andı da Resûlüllah {Sallaliâhü Aleyhi ve Sellem) :

«Kiminle alış veriş yaparsan : Aldatmaca yok! de.» buyurdular. Attık o zât alış veriş yaparken : Aldatmaca yok! derdi.



(...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti.

Bu râvilerin ikisi de Abdullah b. Dinar'dan bu i sn adla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Onların hadîsinde: «Artık o zât alış veriş yaparken : Aldatmaca yok! derdi.» ibaresi yoktur.

Bu hadîsi Buhârî «Büyü'» ve «Terkü'I-Hıyel» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî «Büyû'»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Resûlüllah (Sallaliâhü Aleyhi ve Sellem) 'e hâlini arzeden zât Habbân b. Münkız el-Ensârî (Raâryallahu anh) 'dır. Uhud ve ondan sonraki harblere iştirak etmiş; Hz. Osman zamanında yüz otuz yaşında vefat etmiştir. Peygamber (Sallaliâhü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte bulunduğu bir gazada kaleden atılan bir taşla başı yarılmış; bu sebeple aklı ve dili bozulmuşsa da tamamen şuurunu kaybetmemişti. Yalnız dili peltek kaldığı için (JLâ hılâbe) sözünü (Lâ hıyâbe), bir rivayete göre de (Lâ hizâbe) şeklinde söylermiş. Dârekutnî gözlerinin de görmediğini rivayet etmiştir.

«La hılâbe» aldatmak yok! mânâsına gelir. Bundan maksad: Beni aldatman sana helâl değildir, yahud beni aldatman hükümsüzdür, demektir. Bâzıları bu sözü «lâ hıyâne» şeklinde rivayet etmişlerse de Kaadî Iyâz bunun tashîf olduğunu söylemiştir.

Nevevî'nin beyânına göre bir rivayette Peygamber (Sallaliâhü Aleyhi ve Sellem) bu zâta satın aldığı her malda üç gün de muhayyerlik vermiştir. Fakat bu rivayet sabit olmamıştır.



Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler


1- Hanefîler'le Şâfiîler'eve cumhura göre alış verişte az veya çok aldanan kimseye muhayyerlik yoktur. îmam Mâlik 'den rivayet edilen iki kavlin esah olanı da budur. Bağdad Mâlikiyye ulemâsı ise: «Alış verişte aldanana muhayyerlik vardır; yalnız bunun için malın üçte biri kıymetinde aldanmış olmak şarttır. Daha az aldanma için muhayyerlik yoktur.> demişlerdir. Hanbelîler 'den Ebû Bekr ile Ebû Musa dahî aldanma miktarını bu suretle tahdîd etmişlerdir. Bazıları aldanmayı malın altıda bir kıymetiyle sınırlandırmışlardır.

Dâvûd-u Zahirî 'den bir rivayete göre böyle bir akid bâtıldır. İmam Mâlik 'den bir rivayete göre ise alış verişi yapan iki taraf satış esnasında malı ve geçer kıymetini bilirlerse aldanma az olsun çok olsun satış bozulmaz. Biri bilmezse satış feshedilir; ancak müşteri razı olursa satış yine bozulmaz. İmam Mâlik aldanma muhayyerliği için müddet ta'yîn etmemiştir. Bağdatlılar 'in delili bu hadîstir.

Cumhuru ulemâ bu hadîsin muayyen bir vak'a ve hâli hikâye ettiğini, hükmünün de ona mahsus olduğunu söylemişlerdir.

İbni'l-Arâbî (468-543) diyor ki: «Bu hüküm tamamiyle sahibine mahsustur; başkasına geçmez, demek îcâbeder. Bu zât alış verişlerde aldanıyormuşsa bu ya maldaki kusura yahut bizzat mala veya yalan söylemeye yahut fiyatta aldanmaya aittir. Umumî bir kaziyye değildir ki, umum mânâsına hamledilsin. O ancak muayyen bir vak'aya mahsus olup hâli hikâyeden ibarettir; binâenaleyh hiç bir kimsenin mezhebine göre onda umum idida etmek doğru değildir.»

Gerçi Dârekutnî 'nin rivayet ettiği bir hadîsten Hz. Ömer (Radiyallahu anh)\n bu hükmü Hz. Habban'a mahsus kabul etmediği anlaşılıyorsa da yine İbni'l-Arâbî 'nin beyanına göre bu hadîs zaîftir.

Cumhurun aklî delilleri de şudur: Alış verişte aldanmak muhayyerlik isbât etseydi Resul Mİ ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'm Hz. Habbana üç gün muhayyerlik tanımasına ve (aldatma yok) demesini tav-Fİye buyurmasına hacet kalmazdı. Filhakika Beyhakî ile Dârekutnî 'nin rivayet ettikleri bazı tarîklerde : «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Üç gtin muhayyerliği şart koştu.» denilmektedir.

2- İmam Şafiî, İmam Ahmed ve İshâk bu hadîsle istidlal ederek, tesarrufâtı beceremeyen sefihin hacr edileceğine kail olmuşlardır. Çünkü Habbân (Radiyallahu anh) 'in ailesi Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve SeUemfe müracaat ederek onun alış verişten men'edil-mesini istemiş, o da Habbân'ı çağırarak kendisini bu işten men'et-miştir. Bu ise aynen hacrdir; zira hacr men'etmek demektir.

Hanefîler'e göre Hz. Habbân'm hacri de ona mahsustur; çünkü aklı zayıflamıştı. Bu hüküm âkil baliğ olan bir kimseye teşmil edilemez; edilirse insanlığı heder olur.

3- İmam Âzam'a göre aklı zayıf bir kimse tasarruftan hacr edilmez. Çünkü Hz. Habbân alış veriş yapmadan duramadığını söyleyince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisine o hâlîle alış veriş yapmağa müsaade buyurmuştur. Bu da hacredilemeyeceğine delildir.

4- Zahirîler 'den İbni Hazm bu istidlal ederek : «Muhayyerlik icâb edecek lâfız yalnız (la hılâbe) dir. Bundan başka hiç bir söz muhayyerlik îcâb edemez; meğer ki dilinde sakatlık olup da bunu söyleyemeye! O takdirde Hz. Habbân'm yaptığı gibi, bu sözü bece-rebildiği kadar söylemeye çalışır. Arapça bilmeyen bir kimsenin bildiği dille söylemesi de bunun gibidir; ona da muhayyerlik sabittir.» demiştir.

5- Bâzıları yine bu hadîsle istidlal ederek hıyar-ı şartın ziyadesiz üç gün olacağını söylemişlerdir. Çünkü bu hüküm aslın hilâfına vârid olmuştur. Binâenaleyh bu bâbta bildirilen en uzun müddete münhasır kalır, ki o da üç gündür. Memesinde süt biriktirilen hayvan meselesinde muhayyerlik üç gün itibâr edilmiştir. Bundan maada birçok meselelerde üç gün nazar-ı itibara alınmıştır. Mamafih bu meselede fukahâ ihtilâf etmişlerdir.

Bir taifeye göre muhayyerlik şartiyle yapılan satış caiz; şart koşulan müddete riâyet lâzımdır. îbni Ebî Leylâ ile Hasan b. Salih, Ebû Yûsuf, îmam Muhammed, İmam Ahmed b. Hanbel, îshâk, Ebû Sevr, Dâvûd-u Zahirî ve îbni Münzir buna kaildirler.

Leys , muhayyerliğin üç gün ve daha az olabileceğini söylemiştir. Ubeydullah b. Hasan ise: «Uzun muhayyerlik şartı hoşuma gitmez; ancak satıcı razı olduğu müddetçe müşteriye muhayyerlik vardır.» demiştir.

İbni Şubrume ile Sevrî satıcıya yahut alanla satanın ikisine de muhayyerlik şart koşulursa satışın caiz olmayacağını söylemişlerdir. Süfyân dahî bu şartla yapılan satışın fâsid olduğunu söylemiş; fakat müşteri için on gün veya daha fazla muhayyerlik şartı konulabileceğine kâiî olmuştur.

İmam Mâlik'e göre elbisede bir iki gün, cariyede beş gün veya bir hafta, hanede bir ay muhayyerlik şartı koymak caizdir. Şartın satıcı veya alıcı nâmına konması hükmen müsavidir. Evzâî , bir ay veya daha fazla şart koşmanın caiz olduğunu söylemiştir.

îmam Azam, İmam Züfer ve İmam Şafiî:. «Satışta üç gün muhayyerlik vardır, fazlası caiz değildir; fazla muhayyerlik şartı konulduğu takdirde satış fâsid olur.» demişlerdir. Bu kavil îbni Şubrume 'den de rivayet olunmuştur. «El-Mühezzeb» şerhinde : «İçlerinde ribâ olmayan satışlarda üç gün muhayyerlik caizdir; fakat sarf ve zahireyi zahire ile satmak gibi içinde ribâ bulunan satışlarda muhayyerlik şartı caiz değildir...» denilmektedir.



13- Meyveleri Olgunlaştıkları Görünmeden Önce Koparmayı Şart Koşmaksızın Satmaktan Nehi Babı


49- (1534) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da İbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum:

Resûlüllah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) meyveyi olgunlaştığı anlaşılmca-ya kadar satmayı yasak etti. Bundan satanı da alanı da nehî buyurdu.



(...) Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Nâfi'den; o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.



50- (1535) Bana Alî b. Hucr Es-Sa'dî ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail, Eyyûb'dan, o da N&fi'den, o da tbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aİeyhi ve Seliem) meyvesi olgunlasın caya kadar hurmayı, dânesi beyazlaşıp afetten emin oluncaya kadar başağı satmaktan men' etti. (Bundan) satıcıya ia, müşteriyi de nehî buyurdular.



51- (1534) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki : Bîre Cerîr, Tahyâ b. Saîd'den, o da Nâfi'den, o da tbni Ömer'den naklen rivayet etti. tbni Ömer şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem):

«Meyveyi olgunluğu zuhur edip âfetten kurtuluncaya kadar satmayın!» buyurdular.

tbni Ömer: «Olgunluğu zuhur etmek; Meyvenin kızarması ve sarar-masıdır.» demiş.



(...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdülvehhab, Yahya'dan bu isnâdla : «Olgunluğu zuhur edinceye kadar.» diye rivayet etti; ondan sonrasını zikretmedi.



(...) Bize tbni Râfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dahhâk, Nâfi'den, o da tbni Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)''den naklen Abdülvehhab hadisinin mislini haber verdi.



(...) Bize Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs b. Mey-sera rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mûsâ b. Ukbe, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (SaUalîahü A leyhi ve Seîîem) 'den naklen Mâlik ile Ubeydullah hadîsi gibi rivayette bulundu.



52- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb ve Kuteybe b. Hucr rivayet ettiler. Yahya b. Yahya (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize İsmâîl yâni İbni Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan rivayet etti; o da İbni Ömer'i şunu söylerken işitmiş, dediler : Resûlüllah (SaUalîahü A leyhi ve Sellem) •

«Olgunlaştığı meydana çıkıncaya kadar meyveyi satmayın!» buyurdular.



(...) Bana bu hadîsi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân, Süfyân'dan rivayet etti. H.

Bize İbni Müsennâ dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. Her iki râvi Abdullah b. Dinar'dan bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır. Şu'be hadîsinde şunu ziyâde etmiştir : «İbni Ömer'e : Onun olgunlaşması nedir? diye soruldu. İbni Ömer: Âfeti gider; dedi.»



53- (1536) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayseme Ebu'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen haber verdi. H.

Bize Ahmed b. Yûnus dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheys' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'z-Zübeyr, Câbir'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (SaUalîahü Aleyhi ve Sellem) olgunlasın caya kadar meyveyi satmaktan nehî buyurdu; yahut bizi nehî buyurdu.



54- (...) Bize Ahmed b. Osman En-Nevfelî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Âsim rivayet etti. H.

Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Ravh rivayet etti. Ebü Âsim ile Kavh demişler ki: Bize Zekeriyyâ b. İshâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Amr b. Dînâr rivayet etti. O da Câbir b. Abdülâh'ı şunu söylerken işitmiş :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) olgunluğu meydana çıkıncaya kadar meyveyi satmaktan neni buyurdu.»



55- (1537) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Amr b. Mürra'dan, o da Ebu'l-Bahterî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: İbni Abbâs'a hurma satışını sordum da: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahibi yiyinceye yahut yenilinceye ve tartıhn-caya kadar hurmayı satmaktan nehî buyurdu; dedi. Bunun üzerine ben: Tartılacak ne demek? diye sordum. İbni Abbâs'ın yanında bulunan bir adam: Göz kararı ile ölçülünceye kadar; dedi.»



56- (1538) Bana Ebû Küreyb Muhammed b. Alâ' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Fudayl, babasından, o da İbni Ebî Nu'm'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş :

Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem):

«Meyveleri olgunlukları zuhur edinceye kadar sat n almayın!» buyurdular.



57- (1534) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süf-yân b. Uyeyne, Zührî'den naklen haber verdi. H.

Bize İbni Nümeyr ile Züheyr b. Harb da rivayet ettiler. Lâfız onlarındır. (Dediler ki) : Bize Süfyân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zührî, Sâlim'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), olgunluğu anlaşılıncaya kadar meyve satışından ve yaş hurmayı kuru hurma mukabilinde satmaktan nehî buyurmuşlar,



(1539) İbni Ömer şöyle demiş: Bize Zeyd b. Sabit de anlattı ki, Re-sûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ariyy^e (denilen) hurmaların satışına ruhsat vermiş.

îbni Nümeyr kendi rivayetinde : «Satılmasını» tâbirini ziyâde etti.



58- (1538) Bana Ebu't-Tâhir ile Harmele rivayet ettiler. Lâfız Har-mele'nindir. (Dediler ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Saîd b. Müseyyeb ile Ebû Seleme b. Abdirrahmân rivayet ettiler ki, Ebû Hürey-re şunları söylemiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ofgunluğu zahir oluncaya kadar meyveyi satın almayın! Kuru hurma mukabilinde yaş hurmayı da satın oImayın I» buyurdular.

İbni Şihâb: «Bana Salim b. Abdillâh b. Ömer dahî babasından, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin tamamiyle mislini rivayet etti.» demiş.

Bu babın hadîslerinden Abdullah b. Ömer ile Câbir (Radiyaliahuanh) rivayetlerini Buhârî ile Ebû Dâvûd «Ki-tâbü'I~Büyû'»da; ayrıca Câbir (Radiyaliahu anh) rivayetini îbni Mâce «Ticâret»de; İbni Abbâs (Radiyalîahu anh) rivayetini Buhârî «Büyû'»da tahrîc etmişlerdir. Bu hususta başka ashâb-ı kiramdan da rivayetler vardır.

Rivayetlerin hepsi meyveyi kemâle gelmeden satmanın memnu' olduğunu göstermektedir. Kemâle gelmekten murâd: Sarı renkli meyvelerin sararması, kırmızı olanların kızarması, hububat ve sebzelerin de faydalanılır hâle gelmesidir. Bununla beraber mesele selef ulemâ arasında ihtilaflıdır. îmam Leys ile Mâlikîler'e göre kemâle gelmekten maksat: Meyvelerin cinsidir. Şu halde bir beldenin bahçelerinden birinde meselâ; kirazlar kızarsa, o beldenin bütün meyve cinslerini —henüz kemâle gelmemiş olsalar bile— satmak caizdir. Yalnız Mâli kîler meyvelerin birbiri ardından olgunlaşmasını şart koşmuşlardır.

İmam Ahmed b. Hanbel meyvelerin ayrı ayrı her bahçede hattâ bir rivayete göre her ağaçta müstakillen kemâle gelmesi lâzım geldiğini söylemiştir.

Şâfiîler'ce her cins meyve ayn ayrı nazar-ı i'tibâra alınır. Hanef iler bu tafsilâta lüzum görmemişlerdir.

Olgunlaşmamış meyvelerin satışı hususunda Şâfiî1er'den tmam Nevevî şunları söylüyor : «Bir kimse meyveyi, derhal toplamak şartiyle henüz kemâle gelmeden satsa, satış bilittifak sahihtir. Ulemâmız diyorlar ki: Meyveyi toplamayı şart koşsa da sonra toplamasa satış sahihtir. Satıcı müşteriye o meyveyi toplatır. Alanla satanın meyveyi ağaçta bırakmak hususunda anlaşmaları da caizdir. Meyveyi ağaçta bırakmak şartiyle satmak icmâan bâtıldır. Zira çok zaman meyve kemâle gelmeden telef olur. Bu takdirde satıcı, dîn kardeşinin malını haksız yere yemiş olur. Lâkin meyveyi derhal toplamayı şart koşarsa bu zarar ortadan kalkar. Toplamayı şart koşmayıp mutlak olarak satarsa bizim mezhebimizle cumhura göre satış bâtıldır. îmam Mâlik'in kavli de budur. Ebû Hanîfe meyveyi toplama şartının vâcib olduğunu söylemiştir.»

Fakat Aynî îmam Nevevî 'nin icmâ* iddiasını kabul etmemiş; bu meselede ulema arasında kuvvetli ihtilâf olduğunu kaydettikten sonra şunları söylemiştir : «îbni Ebî Leylâ ile Sev-r î meyveyi olgunlaşmadan satmanın mutlak surette caiz olamayacağına kaildirler; bu babta ictnâ' nakleden zât vehme kapılmıştır. Yezîd b. Ebî Habîb ise bu satışın mutlak surette hatta meyveyi ağaçta bırakmak şartiyle dahî caiz olduğunu söylemiştir; bu hususta icmâ' nakleden de vehmetmiştir.»

Bu bâbtaki tafsilât şöyledir : Sevrî. İbni Ebî Leylâ, tmam Şafiî, İmam Mâlik, İmam Ahmed ve İshâk : Kızarmadıkça yahut sararmadıkça ağaç üzerindeki meyveyi satmak caiz değildir; demişlerdir.

Evzâî, İmam Âzam, İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre ise ağaçta meyve zuhur ettikten sonra olgunlaşmadan satmak caizdir. İmam Mâlik ile İmam Ahmed 'in birer kavilleri de budur. Hanefîler'inbu bâbtaki delili Buhârî 'nin Hz. Abdullah b. Ömer 'den rivayet ettiği bir hadîstir. Mezkûr hadîste Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim tohumladığı bir hurmayı satarsa, o hurmanın meyvesi satana a iddir; meğer ki müşteri şart koşmuş ota.» buyurmuşlardır.

Aynı ,hadîsin Tirmizî rivayetinde şu ziyâde de vardır : «Ve her kim bir köle satar; kölenin de malı bulunursa onun malı salana aiddir; meğer ki, müşteri şart koşmuş ola!»

Tirmizî: «Bu hadîs hasen sahihtir.» demiştir.

İstidlalin vechine gelince : Hadîs-i şerîf olgunlaşmadan meyve satmanın mubah olduğunu gösteriyor. Çünkü satışa şart koşulmaksızın dahil olmayan birşeyin şart koşulursa satılabileceğine delâlet ediyor. Burada şart koşulmadan satışa dâhil olmayan şey olgunlaşmamış meyvedir.

Hanefîler'ce babımız hadîslerinden murâd: Ağacın meyvesini henüz meyve haline gelmeden satmaktır. Bu takdirde satıcı elinde mevcut olmayan bir şeyi satmış olur ki, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) buna men' etmiştir.

Tahâvî 'nin beyanına göre ulemâdan bir cemaat bu hadîslerdeki nehyin tahrîm için değil, bir meşveret ve nasihat kabilinden olduğunu söylemişlerdir. Ashab-ı kiramdan bazıları hurmalarım kemâle gelmeden satar; sonra bir âfet doîayısiyle hurma olmayınca Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellem) in huzurunda birbirlerinden hak dâva ederlerdi. Bu hususta Buhârî, Nesâî ve Beyhakî Hz. Zeyd b. Satait'den bir hadîs rivayet etmişlerdir. Mezkûr hadîste Zeyd (Radtyallahü anh)şöyle demiştir:

«Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) devrinde halk kemâle gelmeden meyve satarlardı. Meyveler devşirilip hesaplaşma zamanı gelince müşteri: Yemişlere çürüme, küf ve balsıra arız oldu derdi. Yâni bir (akim afetler sayarak bunlarla ihticâc ederlerdi. Bu hususta huzuru Kisâ-letpen ahilerin de dâvalar çoğalınca Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) meşveret kabilinden : Meyvenin olgunluğu anlaşılmadan satış yapmayın! buyurdular.»

Hz. İbni Ömer'in bir rivayetinde (arâyâ) satışına ruhsat verildiğinden bahsedilmektedir. Arâyâ : Ariyyenin cem'idir.

Ariyye: Satışı haram kılınanlardan hâriç kalan hurma demektir. Bunu şöyle îzâh ederler: Müzâbene yâni ağaç üzerindeki hurmayı kuru hurma mukabilinde satmak yasak edilince bu meyanda ariyyeye müsaade buyurulmuştur. Ariyye, hurma ağacı ve parası olmayan ihtiyaç sahibi bir kimsenin çoluğuna çocuğuna taze hurma tattırmak maksadiyle elindeki kuru hurmayı verip göz kararı ile ağaçtaki taze hurmadan o miktar hurma satın almaktır.

İbni Esîr «En-Nihâye» adlı eserinde beş vesk (kile) den az olmak şartiyle buna ruhsat verildiğini söyler. "Nitekim bundan sonraki bâbda ariyye meselesi delilleriyle görülecektir.

Hz. İbni Ömer'in bir rivayetinde zikri geçen başak satışı hakkında Nevevî şunları söylüyor : «Bu hadîste İmam Mâlik ile Kûfe1i1er'e ve ekser-i ulemâya delil vardır. Onlara göre da-neleri katılaşan başağı satmak caizdir. Bizim mezhebe gelince : Bu hususta mezhebimizde tafsilât vardır. Başak arpa ve mısır gibi daneleri görünen hububattan ise satılması caizdir. Buğday gibi daneleri kavuzlu olup döğülmek suretiyle temizlenenlerden ise bu hususta Şafiî 'nin iki kavli vardır. Yeni mezhebine göre caiz değildir, ki esah olan da budur. Eski mezhebine göre caizdir.

Daneleri katılaşmadan hububatı satmak caiz değildir; meğer ki derhal biçmek şartiyle satıla.

Ekini danesi katılaşmadan tarla İle birlikte şartsız olarak satmak —tarlaya tebean— caizdir. Olgunlaşmadan meyveyi ağacına tebean şartsız satmak da caizdir. Sebzelerin hükmü de böyledir. Onları da tarladan ayrı olarak satmak ancak kaldırmak suretiyle caiz olur. Olgunlaşmadan karpuz ve emsali şeyleri satmak dahî aynı hükme tâbidir. Bu meselenin feri'leri çoktur.»



14- Arıyyeler Müstesna Olmak Üzere Kuru Hurma Mukabilinde Yaş Hurma Satmanın Haram Kılınması Babı


59- (1539) Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki : Bize Huceyn b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Ukayl'den, o da İbni Şihâb'dan, o da Saîd b. Müseyyeb'den naklen rivayet etti ki, Re-sûMillah (SallaHahü Aleyhi ve Sellem) miizâhene ve münâkale satışından nehî buyurmuş. Müzâbene : Hurmanın yemişinin kuru hurma mukabilinde satılması; muhâkale de : Ekinin buğday mukabilinde satılması ve yerin buğday mukabilinde kiralanmasıdır.

Saîd şöyle demiş : Bana Salim b. Abdillâh, Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve kellemj den naklen haber verdi ki: «Olgunlaştığı zahir olmadıkça meyveyi satın almayın; kuru hurma mukabilinde taze hurmayı da satın almayın!» buyurmuşlar. Salim şunu söyledi:

Bana Abdullah, Zeyd b. Sâbit'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den naklen haber verdi ki, Resûlüllah (Sailailahü Aleyhi ve Seilem) bundan sonra ariyyenin taze veya kuru hurma mukabilinde satılmasına ruhsat vermiş, bundan başkasına ruhsat vermemiş.

60- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâük'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da İbni Ömer'den, onun da Zeyd b. Sabi t'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum:

ResûJüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) ariyye sahibine onu göz kararı ile kuru hurma mukabilinde satmak için ruhsat verdi.



61- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Bilâl, Yahya b. Saîd'den naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Nafi' haber verdi ki, Abdullah b. Ömer'i, Zeyd b. Sâbit'den naklen rivayet ederken dinlemiş, Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bir ailenin göz karariyle kuru hurma mukabilinde alarak taze tâze yiyecekleri ariyye hakkında ruhsat vermiş.»



(...) Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvehhâb rivayet etti. (Dedi ki) : Yahya b. Saîd'i: Bu is-11 adla bu hadîsin mislini bana Nâfi' haber verdi; derken işittim.



62- (...) Bize bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüşeym, Yahya b. Saîd'den naklen bu isnadla haber verdi. Yalnız o: «Ariyye, bir kavme tahsis olunan hurmalıktır. Onlar da onu göz karariyle kuru hurma mukabilinde satarlar.» dedi.



63- (...) Bize Muhammed b. Rumh b. Muhacir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yahya fc. Saîd'den, o da Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etti. (Abdullah şöyle demiş:) Bana Zcyd b. Sabit rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), mukabilinde göz ka-rariyle kuru hurma vermek suretiyle (yapılan) ariyye satışına ruhsat vermiş.

Yahya şöyle demiş: «Ariyye, bir kimsenin çotuğuna çocuğuna taze hurma yedirmek için birkaç hurma ağacının yemişini göz kararı ile kuru hurma vererek satın almasıdır.»



64- (...) Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Nâfi', îbni Ömer'den, o da Zeyd b. Sâbit'den naklen rivayette bulundu ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ariyyeler hakkında göz karariyle ölçerek satışa ruhsat vermiş.



65- (...) Bize bu hadîsi tbni Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, UbeyduIIah'dan bu isnâdla rivayette bulundu; ve: «Göz karariyle alınmasına» dedi.



66- (...) Bize Ebu'r-Babî' ile Ebû Kâmil rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammâd rivayet etti. H.

Bana bu hadisi Mîb. Hucr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail rivayet etti. Her iki râvi Eyyûb'dan, o da Nâfi'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) göz kararı ile ariyyelerin satılması hakkında ruhsat vermiştir.

Bu hadîsi Buhârî «Büyü'» bahsinin bir iki yerinde, Tirmizî «Büyû'»da; Nesâî «Büyü'» ve «Şurût» bahislerinde; İbni Mâce «TicâreUde muhtelif râvilerden tahrîe etmişlerdir.

Hadîsin ilk rivayetinde müzâbene ve muhakale nâmı verilen satışların memnu' olduğu bildirilmekte ve bunların ta'rîfi yapılmaktadır. Bu husustaki tafsilât babımızın îbni Ömer (Radiyallafıû enli) hadîsinde görülecektir. Bir burada «Ariyye-den bahsedeceğiz; zira Hz. Zeyd rivayetlerinin sıklet merkezi odur.

Ariyye: Yemişi başkasına bağışlanmış hurma ağacı demektir. Kelimenin aslı «Arâ-ya'rû) dur; yâni nâkıs-ı vâvîdir. Bu takdirde ariyye : faîle vezninde olup mef'ul mânâsında kullanılmıştır; maksûd hurma demek olur. Mamafih nâkıs-ı yâî yâni (Ariye-ya'râ) aslından gelmiş olması da muhtemeldir. Ve bu sefer fail mânâsında kullanılmış olur. (Ariye) elbisesini çıkardı demektir. Ariyye hurması haram kılınan satışlardan hâriç kaldığı için ona bu isim verilmiştir. Bâzıları bu kelimenin yemişi bağışlanan hurma ağacına verlen bir ism-i hâs olduğunu söylemişlerdir. Şu halde ariyye satış değil, bağıştır.

Ulemâ (Ariyye) nin şer'an tefsirinde de ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik, Evzâî, İmam Ahmed ve İshâk'a göre bu hadîste zikri geçen ariyyeden murâd : Bir kimsenin bahçesinden bir veya iki hurma ağacını bir seneliğine başkasına vermesidir. Bir takım ulemâ:

«Ariyye: Bir kimsenin iki-üç hurma ağacını başkalarına vermesi, onların da bu hurmaların yemişini göz karariyle kuru hurma karşılığında satmalarıdır.» demişlerdir. Yahya b. Saîd el-Ensârî ile Muhammed b. İshâk'm mezhepleri budur. Mezkûr kavil Hz. Zeyd b. Sabit 'ten rivayet olunmuştur. Süfyân b. Hüseyn ile Süfyân b. Uyeyne 'nin kavilleri de bu ise de onlara göre bu bağış yalnız fakirlere yapılır. Bu hurmaların yemişini satmak ihtiyaçlarından dolayı onlara mubah kılınmıştır.

İmam Şafiî ile Ebû Sevr ariyyeyi şöyle ta'rîf etmişlerdir : «Taze hurma zamanı gelince bazı fakirler para bulup onu alamazlar. Bu gibilerin ellerinde senelik yiyeceklerinden artma kuru hurma bulunur, işte ariyye, beş vesktan [5] az olmak şartiyle bunların göz karariyîe kuru hurma vererek tazesini satın almalarıdır.» Onlara göre hurma ile üzümden başka meyvelerde ariyye yoktur.

Buradaki göz kararından maksad : Taze hurma kuruduğu zaman ne kadar kalacağını tahmin etmektir. Yâni taze hurma kuruduğu zaman ne kadar kalacaksa alıcı o kadar kuru hurma verecek, bu suretle verdiği pldığma denk olacaktır.

Tahâvî'nin beyanına göre İmam Âzam ariyyeyi şöyle ta'rîf edermiş: «Bizce bunun mânâsı : Bir kimsenin hurma ağaçlarından birini başkasına tahsis etmesi, fakat teslîm edemeyeceğini aklı keserek va'dinde durmuş olmak için onun yerine göz karariyle kuru hurma vermesidir.»

Bazılarına göre ariyye: Hurmadan verilen atiyye ve teberru'dur. Araplar kıtlık senelerinde hurması olmayanlara bir miktar hurma verir ve bununla iftihar ederlerdi.

Nevevî diyor ki: «Ariyye, bir tahmincinin birkaç hurma ağacı üzerinde tahminde bulunarak: Bu ağaçlardaki hurma kuruduğu vakit meselâ; üç yük kalır, demesi; hurma sahibinin de ağaçlardaki taze hurmayı birine üç yük kuru hurma mukabilinde vermesi ve o mecliste hesaplaşarak alıcının kuru hurmayı, satıcının da tahliye suretiyle taze hurmayı teslim ve tesellüm etmeleridir. Beş veskten azda bu caiz; fazlasında caiz değildir. Tam beş veskte caiz olup olmadığı hususunda İmam Şafiî 'den iki kavi rivayet olunur ki, bunların esah olanına göre caiz değildir. Zira esas itibariyle kuru hurma mukabilinde taze hurma satmak haramdır. Ariyyelere ruhsat verilmiştir. Bu ruhsatın beş veskta mı yoksa daha azda mı olduğunda râvi şekk etmiştir. Binâenaleyh yakînen malûm olanla amel icâb eder ki, o da beş veskten az olmasıdır. Beş vesk ise haram olarak kalır.

Esah kavle göre ariyye zengin fakir herkese caizdir. Meyvelerde burma ile üzümden başkasında ariyye caiz değildir. Zaif bir kavle göre ariyye fakirlere mahsustur ve yalnız hurma ile üzüme münhasır değildir. İşte ariyye hakkında Şafiî mezhebinin tafsilâtı budur. İmam Ahmed'le diğer bazı ulemânın mezhepleri de budur. İmam Mâlik ile Ebû Hanîfe ariyyeyi başka şekilde te'vîl etmişlerdir. Ama hadîslerin zahirleri onların te'villerini reddetmektedir.»

Ebû Ömer İbni Abdilberr (368-463) : İmam Mâ1ik'in mezhebini şöyle hülâsa etmiştir: «Ariyye : Bir kimsenin beş vesklik veya daha az olan bahçesini başkasına hibe etmesi, sonra meyve kemâle gelince hibe ettiği şahıstan onu satın almak istemesidir. Bedelini göz kararı ile kuru hurmadan vermek şartiyle meyve toplanırken bu satış mubah kılınmıştır. Peşinen caiz olmadığı gibi, hibe edilen şahıstan başkasına da caiz değildir. Çünkü ruhsat yalnız ona verilmiştir. Ama hurmayı başkasına para ile satabilir...»

Hz. Zeyd hadîsinin ilk rivâyetindeki: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bundan sonra ariyyenin taze veya kuru hurma mukabilinde satılmasına ruhsat vermiş; bundan başkasına ruhsat vermemiş.» ifadesiyle istidlal eden bazı ulemâ Hanefîler'in ariyyeyi satış değil bağış saymalarına şöyle mukabele etmiştir : «Bu hadîs Hanefîler'den. kuru hurma karşılığında taze hurma satmanın yasak edilmesini umum mânâsına hamledip ariyye satışının bu umumdan müstesna olduğunu kabule yanaşmayanlara red cevâbı hususunda vârid olan en açık delillerdendir. Onlar hurma mukabilinde hurma satışı ile ariyyeyi bir

siyakta vârid olmuş iki hüküm saymışlardır. İbni Münzir'in hikâye ettiği vecihle bâzı Hanefî1er'in ariyye meselesinin kuru hurma mukabilinde taze hurmayı satmayı yasak eden hadîsle neshedildiğini iddia etmeleri de böyledir. Çünkü nâsih olmadan mensûh bulunmaz.»

Bu söze Hanefîl.er 'den Aynî cevap vermiştir. Hülâsası şudur: Nehyi umumu üzere bırakmak, onun bir kısmını iptal etmekten evlâdır. Kuru hurma karşılığında taze hurma satmaktan nehî ile ariyye-leri satmanın bir -siyakta vârid iki hüküm olmalarına hiç bir mâni' yoktur. Bunların bir arada zikredilmesi hükümlerinin de bir olmasını, birinin sonra hükümden çıkarılmasını istilzam etmez. Zîra her iki cümle müstakildir. Usûl-i fıkıh ulemâsının muhakkıklarına göre nazımda kıran hükümde de kıranı îcâb etmez. (Yâni iki meselenin bir delilde yan yana zikredilmesi onların aynı hükümde olmalarını îcâb etmez; meğer ki ikinci cümle nakıs ola. O zaman ikisi de aynı hükümde olur. Meselâ : «Ah-med geldi, Mehmed de» ifadesinde «Mehmed de» cümlesi nakıs olduğu için hüküm itibariyle evvelki cümleye bağlıdır; ve Mehmed de geldi, demektir.)

Hz. Zeyd'in ariyye hakkındaki sözü tam bir cümle olup mânâ hususunda evvelki cümleye muhtâc değildir.

Hadîste ariyyeye (satış) denilmesi hakikaten satış hükmünde olduğu için değil, satış şeklinde tasavvur edildiğin dendir. Ariyye yemisin hibe edilmesidir. Satış olsaydı bir müddete kadar kuru hurma karşılığında yaş hurmayı satmak mânâsına gelirdi ki, bunun caiz olmadığında hilaf yoktur,

îbni Münzir'in bâzı Hanefî1er'den naklettiği söz doğru değildir. Kaldı ki, bir râvinin hem hurmaya mukabil hurma satmanın yasak edildi&ni hem de ariyyeye ruhsat verildiğini rivayet etmesi nesha mâni1 değildir.

Tahfivî ile Taberânî 'nin rivayet ettikleri îbni Ömer (Rad'rvaUahÛ anh) hadîsi ve emsali hadîsler Hanefîler'in kavlini te'yîd etmektedirler. îbni Ömer {Radiyallahu anh) hadîsinde :

«Zeyd b. Sabit dedi ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir-iki ağaç hurmanın ariyyesine ruhsat verdi. Bunlar bir kimseye hibe edilir; o da onları göz kararı ile kuru hurma karşılığında satar.» denilmektedir. Tahâvî: «İşte Zeyd >. Sabit!.. Kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ariyye hakkında ruhsat verdiğini rivâ$pt edenlerden biridir ki, onun hibe olduğunu söylemiştir.» diyor.



67- (1540) Bize Abdullah b. Meslemete'l-Ka'nebî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman yâni İbni Bilâl, Yahya'dan —ki İbni Saîd'dir—, o da Büşeyr b. Yesâr'dan, o da biri Sa'd b. Ebî Hasme olmak üzere hemşehrileri bâzı ashâb-ı Resulullâh (Scülallahii Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) taze hurmayı kuru hurma karşılığında satmaktan nehyetmiş ve : «Bu ribâdir; bu müzâbene-dir.» buyurmuş. Yalnız ariyyenin, bir-iki ağaç hurmanın yemişini satmağa ruhsat vermiş. Onu bir hâne halkı kuru hurma ile takdir ederek alır; taze taze yerlermiş.



68- (...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize tbni Rumh dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yahya b. Saîd'den, o da Büşeyr b. Yesâr'dan, o da Resûlüllab (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)'in bâzı ashâbmdan naklen haber verdi: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kuru hurma ile takdir etmek suretiyle ariyyeyi satmağa ruhsat verdi.» demişler.



69- (...) Bize Mulhammed b. Müsennâ ile tshâk b. İbrahim ve tbni Ebî Ömer hep birden Sekafî'den rivayet ettiler. Demiş ki: Ben Yahya b. Saîd'i şöyle derken işittim: Bana Büşeyr b. Yesâr hemşehrileri bâzı ashab-ı Resûlüllâh (SaîtaUahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi ki, ResûlüIIah 'Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nehîy buyurmuş...

Râvi Sekafî, Süleyman b. Bilâl'in Yahya'dan rivayet ettiği hadîs gibi rivayette bulunmuş; yalnız îshâk ile İbni Müsennâ (ribâ) yerine (zebn) kelimesini koymuşlar; İfcni Ebî Ömer ise (ribâ) demiştir.



(...) Bize bu hadîsi Amru'n-Nâkıd ile İbni Nümeyr de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Yahya b. Saîd'den, o da Büşeyr b. Yesar'dan, o da Sehl b. Ebî Hasme'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''den naklen yukarıkilerin hadîsleri gibi rivayette bulundu.



70- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe üe Hasen-i Hulvâni rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Üsâme, Velîd b. Kesîr'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Benî Hârise'nin âzâdlısı Büşeyr b. Yesâr rivayet etti. Ona da Eâfi' b. Hadîc ile Sehl b. EH Hasme rivayet etmişler ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) müzâbene (yâni) taze hurmayı kuru hurma karşılığında satmaktan nehî buyurmuş; yalnız ariyye sahipleri müstesna! Çünkü onlara izin vermiş.

Bu hadîsi Buhârî «Büyü'», «Müsâkaat» ve «Şirb» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizi «Büyû'»da; Nesâî de Büyü'» ve «Şurût» bahislerinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Senedindeki râvilerin hep Medine1i olması «Sahîh-i Müs-lim>»de nadiren tesadüf edilen ahvalden olduğu gibi, Medîneli üç Ensarînin yâni Yahya b. Saîd, Büşeyr b. Yesâr ve Sehl b. Ebî Hasme hazerâtının birbirlerinden rivayetleri de pek nâdir rastlanan letâiftendir.

Râvi Büşeyr b. Yesâr el-Ensârî Benî Harise kabîlesindendir. Hemşehrileri ashâb ı kiramdan murâd: Benî Harise 'nin yaşadığı mahallede oturanlardır.

Râvi îshâk ile îbni Müsennâ 'nın (ribâ) yerine (zebn) kelimesini koymalarından murâd: Hadîsi: şeklinde rivayet

etmeleridir.

Zebn : Defetmek demektir. Kuru hurma mukabilinde taze hurma satışına bu kelimeden alarak (büzâbene) denilmesi çok dâvaya ve itişip kaışmaya sebep olduğu içindir.

Hadîs-i şerîf hüküm itibariyle yukanki rivayetler gibidir.



71- (1541) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik rivayet etti. H.

Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Mâ-lik'e: Sana Dâvûd b. Husayn, İbni Ebi Ahmed'in azâdlısı Ebû Süfyân'-dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, ResûlüIIah (Sallalkthii Aleyhi ve Sellcm) beş veskten daha az yahut beş vesklik (beş mi yoksa beşten az mı dediğinde râvi Dâvûd sekketmiştir) ariyyelerin göz kararı ile satışına ruhsat vermiş (değil mi?) dedim. Mâlik:

— Evet; cevâbını verdi.

Bu hadîsi Buharı ile Nesâî «Büyü'» ve «Şurût» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizî «Büyû'»da muhtelif râvi-lerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i şerîf râvi tarafından üstadına okunmak suretiyle rivayet olunmuştur. Buna ilm-i hadîs ıstılahında «arz-ı semâ'» denir. İmam Mâlik bu şekil rivayeti başkalarına tercih edermiş. Yalnız hadîsin okunması bittikten sonra üstâd «evet» demez susarsa, bunun ikrar sayılıp sayılmayacağında ihtilâf olunmuştur. Sahîh olan kavle göre üstâd hadîsi bilir; ve susması bir mâni sebebiyle olmazsa ikrar mesabesindedir. Mamafih nizaa mahal bırakmamak için «evet» demesi evlâdır.

Bu hadîs buraya kadar geçen mutlak rivayetleri takyîd etmekte ve ariyye muamelesinin beş vesk (yük) de yahut daha azda caiz olacağını göstermektedir. Binâenaleyh mutlak rivayetlerde de bu kayd mu'teberdir. Ariyyeye kail olanların bu husustaki kavillerini Zeyd b. Sabit tRadîyaUohü cnh) rivayetinin şerhinde gördük. Şunu da ilâve edelim ki,

Kaadî Iyâz ariyyenin yalnız hurma ile üzüme mahsus olmayıp bütün meyvelerde yapılabileceğini söylemiş; İmam Mâlik ile Evzâî'nin mezhepleri de bu olduğunu bildirmiştir.



72- (1542) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e: Nâfi'deıı dinlediğim, onun da tbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum :

«Resûlülİah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) müzâbeneyi yasak ettiler. Mü-zâbene taze hurmayı kuru hurma mukabilinde Ölçekle satmak ve taze üzümü kuru üzüm mukabilinde ölçekle satmaktır.»



73- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Nâfi'den rivayet etti. Ona da Abdullah haber vermiş ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) müzâbene-den (yâni) hurmanın yemişini kuru hurma mukabilinde ölçekle satmaktan; taze üzümü Ölçekle kuru üzüm mukabilinde satmaktan ve ekini buğday mukabilinde ölçekle satmaktan nehî buyurmuş.



(...) Bize bu hadîsi yine Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zaide, Ubeydullah'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet eyledi.



74- (...) Bana Yahya b. Maîn ile Harun b. Abdillâh ve Hüseyn b. îsâ rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da tbni Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi've Sellemj müzâbeneden nehî buyurdu. Müzâbene : Hurmanın yemişini kuru hurma mukabilinde ölçekle satmak ve kuru üzümü taze üzüm mukabilinde ölçekle satmaktır. Göz karariyle her meyveyi satmaktan da nehî buyurdular.



75- (...) Bana Alî b. Hucr es-Sa'dî ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail yâni îbni İbrahim, Eyyûb'dan, o da Nâfi'den, o da îbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Saîlaîlahü Aleyhi ve Sellem) müzâbeneden nehî buyurmuş. Müzâbene: Hurmaların üzerindeki yemişi belli Ölçekle satarak; artarsa benim, yetmezse ben tamamlayacağım demekmiş.



(...) Bize bu hadisi Ebu'r-Rabî' ile Ebû Kâmil de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb bu is-nâdla bu hadîsin benzerini rivayet etti.



76- (...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bana Muhammed b. Rumh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Nâfi'den, o da Abdullah'dan naklen haber verdi. Abdullah şöyle demiş :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) müzâbeneyi (yâni) bahçesinin yemişini hurma ise hurma mukabilinde ölçekle; bağ ise üzümünü kuru Üzüm mukabilinde ölçekle; ekin ise kile ile zahire mukabilinde satmayı yasak etti. Bunların hepsinden nehî buyurdu. Kuteybe'nin rivayetinde : «veya ekin ise» denilmiştir.



(...) Bana bu hadîsi Ebu't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus rivayet etti. H.

Bize bu hadîsi İbni Kafi1 dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Dahhâk haber verdi. H.

Bana bu hadîsi Süveyd b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs b. Meysera rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mûsâ b. Ukbe rivayet etti. Bu râvüerin hepsi Nâfi'den bu isnâdla yukarıkilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır.

Bu hadîsi Buhârî ile Nesâî «Büyü'» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

Müzâbenenin lügat mânâsı itişip kakışmaktır. Burada tahmin suretiyle kuru yemiş karşılığında taze yemiş satın almaya müzâbene denilmesi bu alış verişte kavga gürültü fazla olduğu ve alanla satandan her biri hakkını müdafaa ettiği içindir. Kazzâz'm «El-Câmi'» adlı eserinde müzâbene şöyle ta'rîf edilmiştir : «Müzâbene : Aldatmayı tezam-mun eden her alış veriştir. Göz karariyle satılıp kilesi, ölçüsü ve sayısı bilinmeyen şeylerin satışı bu kabildendir.» İmam Şâfiî'ye göre müzâbene : Meçhulü meçhulle yahut meçhulü nakdi ribâ cinsinden olan malûmla satmaktır. İmam Mâ1ik'in kavli de bu ise de onun tarifinde ribâ kaydı mu'teber değildir.

Ebû Ömer İbni Abdiiberr: «Bu hadiste müzâbenenin tefsiri ya İbni Ömer yahut Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından yapıldığında ulemâ arasında hilaf yoktur. En azından İbni Ömer tarafından yapılmıştır ki, hadîsi rivayet eden de odur; binâenaleyh makbuldür. Kaldı ki, bu hususta muhalefet eden de yoktur.» diyor.

Başaktaki buğdayı peşin buğdayla satmaya münâkale derler. Bâzıları münâkaleyi : «Yerden çıkan mahsulün üçte biri yahut dörtte biri gibi muayyen bir miktarını vermek suretiyle yapılan müzâreadır.» [6] diye ta'rif etmişlerdir. Bu takdirde muhâkale muhabere [7] mânâsında kullanılmış olur. Muhâkaleyi: «Ekini kemâle gelmeden satmaktır.» diye ta'rif edenler olduğu gibi: «Yeri buğday karşılığında kiralamaktır.» diyenler de vardır.

Ebû Ömer îbni Abdilberr'in beyânına göre ulemâ kuru üzüm karşılığında taze üzüm safî buğday mukabilinde başakta buğday satmanın haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Cumhura göre taze üzümle taze hurmanın devşirilmiş veya ağaç üzerinde olması hüküm itibariyle hep birdir. Yalnız İmam Âzam devşirilmiş üzüm, buğday ve hurmanın kendi misli kuru üzüm, buğday ve kuru hurma karşılığında satılabileceğini söylemiştir. Fazlalıkla satmaya cevaz vermemiştir. İbni Münzir: «Zannederim Ebû Sevr de İmam Âzam'a muvafakat etmiştir.» diyor.

İbni Battal; «Ulemâ hurma ağacının üzerindeki hurmayı kuru hurma karşılığında satmanın caiz olamayacağına ittifak etmişlerdir; zira bu satış müzâbenedir; Peygamber (SaUalhhü\ Aleyhi ve Seîîemj onu yasak etmiştir. Devşirilmiş taze hurmayı o miktar kuru hurma ile satmaya gelince : Cumhura göre hurmayı cinsi cinsine satmak ne misli misline, ne de fazlalıkla caiz değildir. Hanef îler 'den İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed'in mezhepleri de budur...» demiştir.



15- Üzerinde Meyvesi Olan Hurmayı Satan Babı


77- (1543) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da İbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim aşılanmış bir hurmalık satarsa onun meyvesi satana a İddir; meğer ki, müşteri (meyveyi) şart koşmuş ola!» buyurdular.



78- (...) Bize Muhamsned b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. H.

Bize İbni Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. Her iki râvi de Ubeydullah'dan rivayet etmişlerdir. H.

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) ; Bize Muhammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeyduliah Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Herhangi bir hurmalığın ağaçları aşılanmış olarak satın alınırsa o hurmalığın meyvesi aşılayana aiddir; meğer ki, safın alan kimse (meyveyi) şart koşmuş ola!» buyurmuşlar.



79- (...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize İbni Rumh dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Nâfi'den, o da ibni Ömer'den naklen haber verdi ki. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Herhangi bir kimse bir hurmalığı aşılar da sonra ağaçlarını satarsa, hurmalığın meyvesi aşılayana aittir; meğer ki müşteri şart koşmuş ola!» buyurmuşlar.



(...) Bize bu hadîsi Ebu'r-Rabî' ile Ebû Kâmü de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammâd rivayet etti. H.

Bu hadîsi bana Züheyr b. Harb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsmâîl rivayet etti. Her iki râvi Eyyûb'dan, o da Nâfi'den bu isnâdla bu hadisin benzerini rivayet etti.



80- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Kumh rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Leys haber verdi. H.

Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, İbni Şi-bâb'dan, o da Salim b. Abdillâh b. Ömer'den, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Ben ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'i şöyle buyururken işittim :

«Her kim bir hurmalığı aşılandıktan sonra satın alırsa, o hurmalığın meyvesi satana aid olur; meğer ki, müşteri şart koşmuş ola! Ve her kim bir köle satın alırsa, o kölenin malı satana aiddir; meğer ki, müşteri şart koşmuş ola!»



(...) Bize bu hadîsi Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Züheyr b. Harb da rivayet ettiler. Yahya (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler : Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etti, dediler.



(...) Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Salim b. Abdillâh b. Ömer rivayet etti ki, babası: Ben Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'i bu hadîsin mislini îrâd buyururken işittim.» demiş.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbü'1-Büyû'» ile «Şurût» bahsinde; Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî «ŞurûUda; İbni

Mace «Ticâret»de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Buhârî'nin bir rivayetinde hadîs muhavere yâni müzâkere kabilinden zikredilmiş ve Hz. İbni Ömer'in âzâdhsı Nâfi'e mevkuf bırakılmıştır. Mezkûr rivayette : «Herhangi bir hurmalık aşılanmış olduğu halde meyvesinden bahsedilmeksizin satılırsa meyvesi aşılayana aittir. Köle ile ekin de böyledir.» denilmektedir.

İbni Abdilberr'in beyânına göre babımız hadîsinin râvile-rinden Nâfi' ile Salim hurma meselesini ittifakla merfû' olarak rivayet etmişlerse de köle meselesinde ihtilâf etmişlerdir. Salim onu da merfû' olarak rivayet etmiş; Nâfi' ise İbni Ömer (Radiyallahü anhja mevkuf bırakmıştır. Ekin meselesinin merfu' rivayeti olmadığı söylenir. Hattâ bâzıları İbni Ömer hadîsinde mevsûî olarak yalnız hurma meselesini rivayet etmişlerdir.

İmam Mâlik, Leys, Eyyûb, Ubeydullah b. Ömer ve diğer bir takım hadîs ulemâsı hurma meselesini İbni Ömer (Radiyallahü anh)'dan; köle meselesini de îbni Ömer va-sıtasiyle Hz. Ömer 'den mevkuf olarak rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd da İmam Mâlik 'den hadîsi bu iki isnâdla tahrîc etmiştir.

Hurmanın aşılanması: Dişi hurmanın çiçeğini yararak içine erkek hurma çiçeğinden bir miktar koymakla olur. Buna Arapçada (te'bîr) yahut (ebr) denir. Her meyvenin aşısı nev'ine ve âdete göre yapılır. Bâzan ağacın çiçeğini atıp meyve göstermesine ve ağacı budayıp ıslâh etmeye de (te'bîr) denir. Ağacın kendiliğinden aşılanması satış hususunda insan tarafından aşılanmış hükmündedir.

Hadîste hassaten hurmanın zikredilmesi ihtirâzî bir kayid değil, ya bahis mevzuu hurma olduğu yahut Arabistan'da meyve bahçelerini ekseriyetle hurmalıklar teşkil ettiği içindir. Yoksa üzüm, elma ve armut gibi meyve ağaçları da bu hükümde dahildir. Yâni bu gibi meyve ağaçları satıldığı zaman da şart yoksa yemişi satana aittir.

Şarttan maksad : Akdi yaparken müşterinin : «Meyve benim olacak!» demesi; satıcının da kabul etmesidir. Bu takdirde satılan ağacın o seneki meyvesi de müşterinin olur. Şart satıcı tarafından da olabilir; ve bittabi muktezasmca hareket edilir.



Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:


1- Eimme-i selâse denilen Mâlik, Şafiî ve A hmed b. Hanbel ile Leys ve îshâk bu hadîsle istidlal ederek :

«Bir kimse aşılanmış bir hurmalık satar da meyvesi müşteri için şart ko-şulmazsa hurmalığın meyvesi satana âit olur ve kemâle gelinceye kadar ağaçta bırakılır. Sulama ücretini satan verir. Müşterinin sulamak için izin ve yetecek kadar su vermesi îcâbeder; hurmalığın yalnız yemişini sattığı zaman dahî ağaçları sulamak satanın vazifesidir. Aşılanmadan satılan hurmalığın meyvesi müşterinindir.» demişlerdir.

İmam Âzam'a göre hurmalık aşıh olsun olmasın meyvesi satana aittir. Müşteri meyvenin derhal toplanmasını isteyebilir; kemâle gelinceye kadar beklemesi îcâb etmez. Satıcı akid esnasında meyvenin kemâle gelinceye kadar ağaçta kalmasını şart koşarsa satış fâsid olur. Hadîs-i şerifte hükmün aşılanmaya bağlanması ya aşılanmayan hurmalığa tenbîh için yahut başka bir sebepledir; bununla hükmün bu meşeleden başkasına verilemiyeceği kastedilmemiştir.

Bu ihtilâfın menşei kısaca şudur : İmam Âzam hadîsi lâfzan ve aklen ele almış; İmam Mâlik ile Şafiî ise lâfzan ve delîl olarak kullanmışlardır. Ancak İmam Şafiî delâletini tahsis etmemiş; İmam Mâlik tahsis etmiştir. Şöyle ki: İmam Azam şart bulunsun bulunmasın meyvenin satana âit olduğuna kaildir. Anlaşılan ona göre hadîste aşının zikredilmesi, aşılanmazdan önceki hale tenbîh içndir; buna usûl-i fıkıh ilminde «Ma'kul-i hıtâb» denilir.

İmam Mâlik ile Şafiî ise aşılanan hurmanın hükmünü hadîsin mantıkından (sözünden) aşılanmayanm hükmünü de mefhumu muhalifinden almışlardır ki, usûl-i fıkıh ulemâsı buna «delîl-i hıtâb» derler. İmam Âzam 'a göre delîl-i hitâbla istidlal sahîh değildir. Bu meselede Sevrî, Zahirîler ve hadîs ulemâsının- fakîh olanları İmam Şafiî ile; Evzâî de İmam Âz.am'la beraberdir.

İbni Ebî Leylâ 'ya göre hurmalık aşılı olsun olmasın, şart bulunsun -bulunmasın meyvesi müşterinin olur. Nevevî bu sözün bâtıl olduğunu söylemiş ve : «İhtimâl o bu hadîsi duymamıştır.» demiştir.

2- Mâlikîler'ce aşılı bir hurmalık satılır da şart koşulmazsa meyvesi satana âit olur. Şart koşulursa şarta riâyet edilir. Hurmalık aşılanmadan satılırsa yemişi müşterinindir İmam Mâlik burada aşılamanın zikredilmesinden hükmün aşılanmayan ağaçlarda başka olacağına istidlal etmiş olsa gerektir.

3- İmam Mâlik 'in meşhur kavline göre müşteri hurmalığı satın alırken yemişin kendine âit olacağını şart koşmasa, sonradan yemişini de ,satm alabilir. Diğer bir kavline göre yemiş kemâle gelmedikçe münferiden satılamaz. İmam Şafiî 'nin mezhebi de budur.

4- Mâ1ikîler'den Eşheb bu hadîsle istidlal ederek : «Aşılanmış bir hurmalığı satın alan kimse meyvesinin yarısını veya bir kısmını kendisi için şart koşabilir. Bu şart kölenin malında da caizdir. Çünkü bütününü şart koşmak caiz olan bir şeyin bir kısmını şart koşmak da caizdir. Tamamında ribâya girmeyen bir şey cüz'ünde evleviyetle ribâya girmez.» demiştir. İbni Kâsim'e göre ise aşılanmış hurmalık satın alan bir müşteri meyvesinin bir kısmını kendisi için şart koşamaz; ya meyvenin hepsini şart koşar yahut hiç bir şart dermeyan etmez.

5- Hanefîler satılan kölenin malı varsa malın satana ait olacağına ancak müşteri malının da kendine verilmesini şart koştuğu takdirde müşteriye verileceğine bu hadîsle istidlal etmişlerdir.

6- Aşılanan ağaçla aklanmayanın hükmü bir olmadığına bu hadîsle istidlal edilmiştir. Şâfiî1er'e göre bir kimse bir kısmı aşılanmış bir kısmı aşılanmamış bir hurma ağacı satsa yemişinin hepsi satanın olur. Bir pazarlıkla satılmış olmak şartiyle iki ağacın hükmü de böyledir. Her ağaç için ayrı pazarlık yapılmışsa hükümleri ayrı ayrı verilir. Ağaçlar ayrı ayrı bahçelerde bulundukları takdirde dahî hükümleri değişir.

İmam Ahmed: «Aşılanan satana, aşılanmayan müşteriye aittir.» demiş; Mâiikî1er ise hükmü ekseriyete göre vermişlerdir.

7- Satılan bir hurmanın meyveleri üzerinde kalır da ağaç tekrar çiçek açarsa hükmünün ne olacağı Şâfii1er arasında ihtilaflıdır, İbni Ebî Hüreyre yeni meyvenin müşteriye âit olacağını söylemiştir. Zîra satıcının hakkı yalnız âkid zamanında mevcut olan mey-vadadır. Cumhura göre ise meyve aşılanan ağaçtan husule geldiği için satana aittir.

8- Kölenin malı olur diyenlere göre hadîs-i şerîf satılan kölenin malı efendisinin olacağına delildir. Şafiî 'nin eski mezhebi ve Mâli k 'in kavli budur. İmam Âzam ile yeni mezhebinde İmam Şafiî kölenin asla malı olamayacağına kaildirler. Onlara göre kölenin malından murâd onun elinde bulunan sahibinin malıdır.

9- Hurmalık veya köle ayrıca satılır da sonradan bir şey ilâve edilirse satılan meyvaya veya kölenin parasına katılır. İbni Kaasim bunun satıcı huzurunda ve onun takdiriyle caiz olacağını böyle olmazsa cevaz verilemeyeceğini söylemiş; Eşheb ise meyvada caiz görmüş; kölenin malında cevaz vermemiştir.

10- Tahâvî bu hadisle ağaç üzerindeki hurmanın kemâle gelmeden satılabileceğine istidlal etmiştir. Çünkü Peygamber (Saliatlahü Aleyhi ve Sellem) müşteri şart koşmadığı takdirde bu hurmanın yemişini satana vermiştir. Müşteri yemişin kendine verilmesini şart koşarsa, yemiş onun olacaktır; şu halde müşteri yemişi de satın- almış demektir.

Beyhakî, Tahâvî'ye itiraz etmiş ve : «Bu zât bir delille o delilin varid olmadığı hususa istidlal ediyor; bir şey hakkında bir delil vârid oldu mu ona karşı da başka delil gösteriyor. Olgunlaşmayan mey-vanın satılabileceğine aşılama hadîsiyle istidlal ediyor da aşılama hadî-siyle amel etmiyor.» demişse de Aynî bu itiraza cevap vermiş; ve şunları söylemiştir: «Beyhakî nassın dört delâletinden zühul etmiştir. Bu deliller: Nassın ibaresi, işareti, delâleti ve iktizasıdır ki, nas-larla istidlal bunlarla olur. Tahâvî hadîsle ameli terk etmemiştir. Şu kadar var ki, mezhebine nassın işareti ile, hasmı ise ibaresi ile istidlal etmiştir. İbare ile işaret hüküm icâbı hususunda müsavidirler. Tahâvi nassın ibaresiyle amel hususunda hasmına muvafakat etmemiştir, çünkü nassın ibaresi aşılanmayan hurmalara tenbîh için yahut başka bir sebeple hükmü aşılamaya taliktir. İyi anla! Zîrâ bu meselede büyük bir incelik vardır; onu ancak naslarla istidlal yollarını bilenler anlar!»



16- Muhakale, Müzabene ve Muhabereden, Meyveyi Olgunlaşmadan Satmaktan ve Birkaç Yıllığına Satış Demek Olen Muavemeden Nehi Babı


81- (1536) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Abdil-Jâh b. Ntimeyr ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Hep birden dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, İbni Cüreyc'den, o da Atâ'dan, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) muhâkale, müzâbene ve muhabereden, olgunlaşincaya kadar meyveyi satmaktan nehî buyurdu. Ariy-yeler müstesna, altınla gümüşten başka bir şeyle satış yapılmaz.»



(...) Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Âsim haber verdi, (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc, Ata ile Ebu'z-Zübeyr'den naklen haber verdi. Onlar da Câbir b. Abdillâh'ı: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selkm)nehî buyurdu... derken îşitmiştir. Râvi yukarıki hadîs gibi rivayette bulundu.



82- (...) Bize İshâk b. İbrâhîm el-Hanzalî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mabled b. Yezîd el-Cezerî haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Atâ\ Câbir b. Abdillâh'dan naklen haber verdi ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem,muhabere, muhâkale ve mü-zâbeneden, bir de olgunlaşıncaya kadar meyveyi satmaktan nehî buyurmuşlar. Ariyyeler müstesna gümüşle altından başka bir şeyle satış yapıl-mazmış.

Atâ', demiş ki: Câbir bize tefsirde tulunarak şunları söyledi: Muhabere, boş tarlayı sahibinin birine vermesi, alanın da ona sarfiyatta bulunması, sonra sahibinin meyveden (bir miktar) almasıdır.

Câbir müzâbenenin, hurmalıktaki taze hurmayı kurr %~ bilinde ölçekle satmak olduğunu söyledi. Ekinde yapılan bunun gibi bir şeydir; sahibi başağındaki ekini Ölçekle sat.



83- (...) Bize İshâk b. İbrâbîm ile Mubammed b. Ahmed b. Ebî Halef ikisi birden Zekeriyya'dan rivayet ettiler. İbni Ebî Halef dedi ki : Bize Zekeriyya b. Adiy rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Zeyd b. Ebî Uneyse'den naklen naber verdi. (Demiş ki) : Bize Ebu'1-Velîd-i Mekkî, kendisi Atâ' b. Ebî Rabâh'in yanında otururken Câbir b. Abdil-Jâh'dan naklen rivayet etti ki, ResûlüIIah (SaHallahü Aleyhi ve Sellem) mü-zâbene ile muharebeden ve işkâah hâline gelinceye kadar hurma satın almaktan nehî buyurmuş. İşkâah : Hurmanın kızarması veya sararması yahut bazı tanelerinin yenilmeye başlanmasıdır. Münâkale, ekinliğin mâ-Jûm bir zahire mukabilinde ölçekle satılmasıdır. Müzâbene, hurmalığın (meyvesi) birkaç yük kuru hurma karşılığında satılmasıdır. Muhabere ise: Üçte bir, dörtte bir ve buna benzer şeylerdir.

(Râvi) Zeyd demiş ki: Atâ' b. Ebî Rabâh'a : Sen Câbir b. Abdillah'ı bu hadîsi ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklederken işittin mi? diye sordum. Ata':

— Evet; cevâbını verdi.



84- (...) Bize Abdullah b. Hâşim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Selîm b. Hayyân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Mînâ', Câbir b. Abdillâh'dan rivayet etti. Câbir şöyle demiş:

«Resûlüllah 'SaUallahii Aleyhi ve Sellem) müzabene, muhâkale ve muhabereden, bir de işkâh haline gelinceye kadar meyveyi satmaktan nehî buyurdular.

Selîm demiş ki: Saîd'e işkâh haline gelir ne demek? diye sordum.

— Kızarır, sararır ve yenmeye başlar (demektir) cevâbım verdi.



85- (...) Bize UbeyduUah b. Ömer EI-Kavârîrî ile Muhammed b. Ubeyd el-Guberî rivayet ettiler. Lâfız Ubeydullah'ındir. (Dediler ki) : Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Ebu'z-Zübeyr ile Saîd b. Mînâ'dan, onlar da Câbir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş :

Resûlüllah (SaliaUahü Aleyhi ve Sellem) muhâkale, müzâbene, muâveme ve muhabereden nehî buyurdu. (Ebu'z-Zübeyr ile Saîd'den biri: Birkaç yıllığına satış yapmak... işte muâvene budur, demiş.) tstisnâh satışı da yasak etti. Yalnız ariyyelere ruhsat verdi.



(...) Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe üe Alî b. Hucr dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize tsmâîl yâni İbni Uleyye, Eyyub'dan, o da Ebu'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den, o da Peygamber (SaliaUahü A leyhi ve Sellem) den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti. Yalnız o «Birkaç yıllığına satış yapmak... işte muâveme budur.» cümlesini zikretmedi.



86- (...) Bana îshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubey-dullah b. Abdilmecîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Rabâh b. Ebî Ma'rûf rivayet etti, (Dedi ki) : Atâ'yı Câbîr b. Abdillâh'dan rivayet ederken dinledim. Câbir şöyle demiş:

Resulü]İah (SaîlaUahüAleyhi ve Sellem) yeri kiralamaktan, onu birkaç yıllığına satmaktan ve olgunlaşıncaya kadar meyveyi satmaktan nehî buyurdu.

Bu hadîsi Buharî «Büyü'» ve «Musâkaat» bahislerinde tahrîc etmiştir. Ancak *Büyû'»daki rivayetinde muhabere, muhâkale ve müzâ-bene zikredilmemiştir. Aynı rivayeti Ebû Dâvûd *Büyû'»da; İbni Mâce «Ticâret»de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Muhâkale, müzâbene ve meyvenin olgunlaşmadan satılması meselelerini bundan önceki bâblarda görmüştük.

Muhabereye gelince : Hanefîler muhabere ile müzâreanın aynı manâya geldiğini söylemişlerdir. Gerçi mânâ itibariyle birbirlerine pek yakın ve ikisi de toprağı, çıkan mahsulün üçte biri, dörtte biri gibi mâlüm bir cüz'ü karşılığında kiraya vermekten ibaret ise de bazıları mü-zâreada ekilecek tohumun toprak sahibine, muhaberede ise kiracıya âit olduğunu söyleyerek aralarında fark görmüşlerdir.

Lügat ulemâsının cumhuruna göre muhabere : Çiftçi mânâsına gelen *habîr>den alınmıştır. Bâzıları yumuşak yer mânâsına gelen «habâr»dan; bir takımları da «Hubra»dan alındığını söylemişlerdir. Hubra : Nasîb demektir. Îbni'l-A'râbî muhaberenin «Hayber>den alındığını ileri sürmüştür. Çünkü bu muamele ilk defa Hayber'de yapılmıştı.

Muhabere ve müzareanm caiz olup olmadığı ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bu husus müteâkıb bâbda görülecektir.

Muâveme yâni bir meyve ağacının iki, üç veya daha fazla yıllığına satmak bilittifak bâtıldır. İbni Münzir ile diğer bâzı ulemâ bu hususta icmâ' nakletmişlerdir. İcmâm delili bu rivayetlerdir. Bir de bu muamele elde olmayan meçhul ve teslim imkânı bulunmayan bir malı satmaktır ki, caiz, değildir.

Hadîs-i şerifte altınla gümüşün zikredilmesi ihtirazı bir kayıt değil, o zaman muamele ekseriyetle onlar üzerinden yapıldığı içindir. Alış veriş başka şeylerle de yapılabilir.

îstisnâlı satıştan murâd: Akid esnasında satılık malın meçhul bir miktarmı pazarlıktan hâriç bırakıp satmamaktır ki: «Sana şu yığını sattım ama bir kısmı müstesna.» «Şu ağaçlan sattım; bâzısı müstesna.» gibi sözlerle olur. İstisna edilen miktar belli olmadığı için bu satış sahih değildir. Fakat satıcı istisna ettiği miktarı tâyin ederek : «Sana bu ağaçları sattım; yalnız şu ağaç müstesna» yahut «bu sürüyü sattım; yalnız şu koyun müstesna» derse satış bilittifak sahîh olur. Nevevî diyor ki:

Bir kimse bir yığın zahireyi satar da bir ölçeğini istisna ederse bu satış İmam Şafiî ile Ebû Hanıfe'ye göre bâtıldır, îmam Mâlik üçte birinden fazla olmamak şartiyle bu istisnayı sahîh kabul etmiştir.

Babımız hadîsi; ağaçtaki meyvenin olgunlaşmadan satılamayacağına kail olan İmanı Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbe1 ile diğer bâzı ulemânın delülerindendir.



17- Yeri Kiraya Verme Babı


87- (...) Bana Ebû Kâmil Cahderî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hamroâd yâni İbni Zeyd, Matar-i Verrâk'dan, o da Atâ'dan, o da Câbir b. Abdilİâh'dan naklen rivayet etti ki, Resûlüllah yeT için ücret veya pay alınmasını yasak etti.



91- (...) Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülmelik, Atâ'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: ResûlüUah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem,:

«Her kimin yeri varsa onu eksin; ekmeye gücü yetmeyip bundan âciz kalıyorsa müslüman kardeşine bahşetsin; ama yeri ona îcâHa vermesin!» buyurdular.



92- (...) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hem-mâm rivayet etti. (Dedi ki) : Süleyman b. Mûsâ Atâ'ya sordu: Sana Câbir b. Abdillâh Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'in :

«Her kimin yeri varsa onu ya eksin yahud dîn kardeşine ektirsin; ama kiraya vermesin!» buyurduğunu rivayet etti mi? dedi. Atâ': — Evet, cevâbını verdi.



93- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Amr'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem)muhabereden nehî buyurmuş.



94- (...) Bana Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubey-dullah b. Abdilmecîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Selim b. Hayyân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Mînâ' rivayet etti. (Dedi ki) : Câbir b. Abdillâh'ı şunu söylerken işittim: Gerçekten Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ı :

«Her kimin fazla yeri varsa onu eksin yahud dîn kardeşine ektirsin. Bu yerleri satmayın!» buyurdular.

(Râvi Selim demiş ki): Bunun üzerine Saîd'e : «Bu yerleri satmayın! sözü ne demektir; kirayı mi kasdediyor?» dedim. — Evet, cevâbmı verdi.



95- (...) Bize Ahmed b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'z-Zübeyr, Câbir'den rivayet etti. Ştfyle demiş: Biz Resûlüllah 'Sallallahü Aleyhive Sellem) zamanında muhabere yapar da kesmifcten [8] ve şundan bundan alırdık. Bunun üzerine Resûlüliah (Saüallahü A leyhi ve Sellem):

«Her kimin yeri varsa onu ya eksin yahud dîn kardeşine ektirsin; aks! îakdirde o yeri (hâline) bıraksın!» buyurdular.



96- (...) Bana Ebu't-Tâhir ile Ahmed b. îsâ hep birden İbni Vehb'-den rivayet ettiler. İbni îsâ dedi ki: Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Hişâm b. Sa'd rivayet etti. Ona da Ebu'z-Zübeyr Mekkî rivayet etmiş. (Demiş ki) : Câbir b. Abdillâh'ı şunu söylerken işittim: Biz Resûlüliah (Sallaliahü A leyhi ve Sellem) zamanında su kenarlarını sahibine vermek şartiyle arazîyi üçte birine yahut dörtte birine alırdık. Derken Resûlüliah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem Jbu mesele için ayağa kalkarak:

«Kimin yen varsa onu eksin; ekmezse dîn kardeşine bahsetsin. Dîn kardeşine bahşetmezse ona sahib olsun!» buyurdular.



97- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. {Dedi ki) : JBize Yahya b. Hammâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Süleyman'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Ebû Süfyân, Câbir'den rivayet etti. Câbir Şöyle demiş: Ben Peygamber (ScıUaHahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Kimin yeri varsa onu ya hibe etsin; yahud emaneten versin!» buyururken işittim.



98- (...) Bana bu hadîsi Haccâc b. Şâir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'l-Cevvâb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ammâr b. Ruzeyk, A'meş'-den bu isnâdla rivayette bulundu. Yalnız o: «Onu eksin yahut bir kimseye ektirsin.» şeklinde söyledi.



99- (...) Bana Hârûn b. Saîd el-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr yâni İbnî Haris haber verdi. Ona da Bükeyr, ona da Abdullah b. Ebî Seleme Nu'man b. Ebî Ay-yâş'dan, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen rivayet etmiş ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yeri kiraya vermekten nehî buyurmuşlar.

Bükeyr demiş ki: Bana Nâft de rivayet etti ki, İbni Ömer'i şunu söylerken işitmiş: «Biz vaktiyle arazîmizi kiraya verirdik; sonra Kâfi' b. Hadîc hadîsini duyunca bundan vaz geçtik.»



100- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayseme, Ebu'z-Zübeyr'den, o da Câfcir'den naklen haber verdi. Şöyle demiş:

«Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) boş arazîyi iki veya üç seneliğine salmaktan nehî buyurdu.»



101- (...) Bize Saîd b. Mansûr ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe, Amru'n-Nâkıd ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Humeyd-i A'rac'dan, o da Süleyman b. Atîk'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

«Peygamber (Sallalİahü A leyhı ve Sellem) birkaç yıllığına (yapılan) satışı yasak etti.»

tbni Ebî Şeybe'nin rivayetinde: «Meyveyi birkaç yıllığına satmayı...» denilmiştir.



102- (1544) Bize Hasan b. Alî EI-Hulvânî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Tevbe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâviye, Yahya b. Ebî.Ke-sîr'den, o da Ebû Seleme b. Abdirrahmân'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Kimin yeri varsa onu eksin yahud dîn kardeşine bahşetsin; bunu /a p m azsa yerine sahib olsun!» buyurdular.



103- (1536) Bize Hasan-ı Hulvânî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Tevbe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâviye, Yahya b. Ebî Kesîr'den rivayet etti. Ona da Yezîd b. Nuaym, ona da Câbir b. Abdil1âh haber vermiş ki, Câbir, Resûlüllah (Sailaliahü Aleyhi ve Sellem) 'i müzâbene ile hukulden nehî buyururken işitmiş. Câbir b. Abdillâh demiş ki : «Müzâbene, hurmanın taze yemişini kuru hurma karşılığında satmak; hukul ise yeri kiraya vermektir.»



104- (1545) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yâkub yâni İbni Abdirrahmân El-Kaari, Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti:

Resûlü\lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) muhâkale ile müzâbeneden nebi buyurdular.» demiş.



105- (1546) Bana Ebu't-Tâhir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Mâlik b. Enes, Dâvûd b. Husayn'dan naklen haber verdi. Ona da İbni Ebî Ahmed'in âzâdlısı Ebû Süfyân haber vermiş ki, kendisi Ebû Saîd-i Hudrî'yi şunu söylerken işitmiş:

«Resûlüüah 'Sallallahü Aleyhi ve Sellem) müzahene iîe münâkaleyi yasak etti. Müzâbene hurmanın üzerindeki meyveyi satın almak; muhâkale de yeri kiraya vermektir.»



106- (1547) Bize Yahya b. Yahya iîe Ebu'r-Rabî' el-Atekî rivayet ettiler. Ebu'r-Rabî' (Bize rivayet etti) tâbirini kullandı. Yahya ise : Bize Hammâd b. Zeyd, Amr'dan naklen haber verdi, dedi. Amr demiş ki: Ben İbni Ömer'i şunu söylerken işittim:

«Biz vaktiyle muhaberede bir beis görmezdik. Nihayet geçen sene Râfi', Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in onu yasak ettiğini söyledi.»



107- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. H.

Bana Alî b. Hucr ile îbrâhîm b. Dînâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bûe tsmâîl yâni tbni Uleyye, Eyyûb'dan rivayet etti. H.

Bize İshâk b. îbrâhîm dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Amr b. Dinar'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. İbni Uyeyne hadîsinde: «Bundan dolayı biz onu terk ettik» cümlesini ziyade etmiştir.



108- (...) Bana Alî b. Hucr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsmâîl, Eyyûb'dan, o da Ebu'l-Halü'den, o da Mücâhid'den naklen rivayet etti. Demiş ki î

«İbni Ömer: Vallahi Nâfi' bizi arazîmizin faydasından menetti, dedi.»



109- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey*, Eyyûb'dan, o da Nâfi'den naklen haber verdi. (Nâfî' şöyle demiş) : İbni Ömer tarlalarını ResûlüUah (Saîhllahü Aleyhi ve Sellem) devrinde, Ebû Bekr, Ömer ve Osman'ın Emirlikleri ile Muâviye'nin hilâfetinin ilk zamanlarında kiraya verirdi. Nihayet Muâviye'nin hilâfetinin sonunda duydu ki, Râfi' b. Hadîc bu hususta Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemfin yasak ettiğine dâir hadîs rivayet ediyormuş! Ben de yanında olduğum halde hemen onun yanına girerek sordu. Râfi':

— ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} ekinliklerin kiraya verilmesini yasak ediyordu; dedi. Bunun üzerine tbnİ Ömer artık bu işten vaz geçti. Bir daha kendisine bu mesele sorulursa: Râfi' b. Hadîc Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem;'in bunu yasak ettiğini söyledi; derdi.



(.,.) Bize Ebu'r-Kabî' ile Ebû Kâmil rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammâd rivayet etti. H.

Bana Alî b. Hucr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail rivayet etti. Her iki râvi Eyyûb'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir., tbni Uleyye hadîsinde: «Artık bundan sonra îbni Ömer bu işi terk etti; tarlalarını kiraya vermiyordu!» cümlesini ziyâde etmiştir.



110- (...) Bize îbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeyduüah, Nâfi'den rivayet etti. Şöyle demiş:

«îbni Ömer'le birlikte Kâfi' b. Hadîc'e gittim. Rafi' Balat'da [9] İbni Ömer'in yanına gelerek ona Resûîüllah (Sallaiiahü Aleyhi veSellem)'w ekinlikleri kiraya vermekten nehî buyurduğunu haber verdi.»



(...) Bana tbni Ebî Halef ile Haccâc b. Şâir rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Zekeriyyâ b. Adiy rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Amr, Zeyd'den; o da Hakem'den, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen haber verdi, ki îbni Ömer Râfi'e gelmiş. O da bu hadîsi Peygamber

(Salîallahü Aleyhi ve Sellem)fâen rivayet etmiş.



111- (...) Bize M uh amme d b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyn yâni İbni Hasan b. Yesâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îbni Avn, Nâfi'den naklen rivayet etti ki, îbni Ömer toprağı kiraya veriyormuş. Nâfi' demiş ki: Sonra Râft b. Hadic'in bir hadîs rivayet ettiğini duydu. Hemen beni alarak onun yanma gitti. O da amcalarının bazısından rivayette bulundu. Bu hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den naklen onun yeri kiraya vermekten nehî buyurduğunu söyledi. Bunun üzerine İbni Ömer bu işi bıraktı; ve tarlayı kiraya vermez oldu.



(...) Bu hadîsi bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezid b. Hârûn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Avn bu isnâdla rivayette bulundu; ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen amcalarının bâzılarından ona hadîs rivayet etti, dedi.



112- (...) Bana Abdülmeük b, Şuayb b. Leys b. Sa'd rivayet etti.

(Dedi ki) : Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ukayl b. Hâîid, İbni Şibâb'dan rivayet etti ki, şöyle demiş: Bana Salim b. Ab-dillâh haber verdi ki, Abdullah b. Ömer arazîsini kiraya verirmiş. Nihayet Kâfi1 b. Hadîc-i Ensârî'nin yeri kiralamaktan nehî ederdiğini duymuş. Abdullah onunla buluşarak:

— Ey tbni Hadic! Sen yerin kiraya verilmesi hususunda Rcsülüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem i den ne gibi hadîs rivayet ediyorsun? demiş. Râ-fi' b. Hadic:

— İki tane amcamdan —ki ikisi de Bedir gazasına iştirak etmişlerdir— bu belde halkına rivayet ederlerken işittim. Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) yeri kiraya vermekten nehî buyurmuş; cevabını vermiş.

Abdullah:

— Vallahi ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) devrinde yerin kiraya verilirdiğini biliyorum; demiş. Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in bu hususta kendinin bilmediği bir hüküm ihdas etmiş olmasından korkarak yeri kiraya vermekten vaz geçmiş.

Câbir (Radiyallahu anh) hadîsini Buhârî «Müzârea» ve «Hibe» bahislerinde; Nesâî «Müzârea»da; İbni Mâce «Ahkâm»da; Ebû Hüreyre rivayetini Buhârî «Müzârea»da; İbni Mâce «Ahkâm»da; Ebû Said (Radiyallahu anh) hadîsini Buhârî «BüyûJ» bahsinde; İbni Mâce «Ahkâm-da; Râfi' b. Hadîc hadîsini Buhârî «Müzârea»da muhtelif râvilerden tah-rîc etmişlerdir.

Bu rivayetlerin mecmuundan anlaşılan mânâ şudur: Ashab-ı kiram tarlalarım ekiciye verirlerdi. Tohum ekiciye ait olur; su altı yahut tarlanın münbit yerlerinden bir parçası sahibine, geri kalan yerleri ekiciye bırakılırdı. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) bunu menetti. Çünkü taraflardan biri için zararlı olması melhuzdur. Birine ayrılan yerin mahsul getirmemesi veya mahsulünün telef olması mümkündür.

Hadîs-i şerifte zikri geçen : «Onu dîn kardeşine ektirsin.» «Dîn kardeşine bahşetsin.» ifadelerinden murâd: Tarlayı bir müslümana emaneten vermek, karşılığında bir şey almamaktır. Buna Araplar «menîha» derler ki, birkaç bâb sonra buna dair hadîsler ayrıca görülecektir.

«Mâziniyyât» yahut «Mâzeniyy&t» dere boylan demektir. Bazıları: Dere boylarında yetişen mahsuldür; demiş, bir takımları da: Ark kenarında yetişen mahsul olduğunu söylemişlerdir. Kelime Arapça değildir.

Nevevî diyor ki: «Ulemâ arazînin kiraya verilmesi hususunda ihtilâf etmişlerdir.

Tâvûs ile Hasan-ı Basrî arazîyi ister zahire mukabilinde, ister altın veya gümüşle yahut çıkan mahsulün bir kısmı karşılığında olsun hiç bir suretle kiraya vermenin caiz olmayacağına kaildirler. Çünkü yeri kiraya vermekten nehî eden hadîs mutlaktır.

îmam Şafiî, Ebû Hanîfe ve diğer birçok ulemâ yerin altın, gümüş, zahîre, elbise ve diğer eşya karşılığında kiraya verile-Dileceğini söylemişlerdir. îcâr bedelinin ekin cinsinden olup olmaması hükmen müsavidir. Ancak çıkan mahsulün üçte biri veya dörtte biri gibi bir cüz'ü mukabilinde îcân caiz değildir; bu muhabere olur. Muayyen bir parçanın tarla sahibi için ekilmesini şart koşmak da caiz değildir.

Rabîa yer icarının yalnız altın ve gümüşle caiz olduğunu söylemiş; îmam .Mâlik: «Altın, gümüş ve saire ile caiz, ancak zahire mukabilinde îcâr caiz değildir.» demiştir.

tmani Ahmed ile Hanefîler 'den Ebû Yûsuf, Muhamftıed b. Hasen, Mâlikîler 'den bir cemaat ve diğer bir takım ulemâya göre yeri altm, gümüş mukabilinde kiraya vermek ve mahsulün üçte biri, dörtte biri gibi bir cüz'ü karşılığında müzârea yapmak caizdir. Muhakkik ulemâmızdan İbni Şüreyh, îbni Huzeyme, Hattâbî ve başkalarının kavilleri bu olduğu gibi, muhtar ve müreccah olan da budur...»

îmam Âzam'la Şafiî 'nin delilleri, altın, gümüş ve emsali şeylerle tarla icarının caiz olduğunu bildiren Râfi ' b. Hadîc ve Sabit b. Dahhâk hadîsleridir. Onlar babımız rivayetlerini iki şekilde te'vîl etmişlerdir. Birinci te'vîle göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *in nehyi su boylarının veya tarlanın münbit yerinden bir parçasının mal sahibine tahsis edilmesine yahut mahsulün üçte biri, dörtte biri gibi, bir cüz'ü mukabilindeki îcâra hamledilir. Nitekim râviler de bu şekilde tefsirde bulunmuşlardır.

îkinri te'vîle göre ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)'in nehyi ke-râhet-i tenzîhîyye ve tarlanın emaneten verilmesi lüzumuna irşâd mânâsına hamlolunur. Nevevî : «Hadislerin arasını bulmak için bu te'vîller yahut bunlardan biri mutlaka lâzımdır.» diyor.

Mahsulün bir kısmı mukabilinde yerin kiralanması meselesinde Tabiînden Atâ\ Mücâhid, Mesrûk, Şa'bî, Tâvûs, Hasan-ı Basrî, îbni Şîrîn, Kaasim b. Muham-med ve Hanefîler 'den îmam Züfer'in mezhepleri de îmam Azam 'la Şafiî 'nin kavilleri gibidir.

İbni Hazm’in beyânına göre ashâb-ı kiramdan Ebû Bekr , Ömer, Osman, Alî b. Ebî Tâlib, Abdullah b. Ömer, Sa'd, Abdullah b. Mes'ûd, Habbâb, Huzeyfe ve Muâz b. Cebel (Radtyalkthû anh) hezerâtı ile tabiînden Abdurrahmân b. Yezîd, İbni Leylâ, Süfyan-ı Sevrî ve Evzâî çıkan mahsulün bir kısmı mukabilinde tarlayı kiraya vermeyi caiz görmüşlerdir.

îmam Ahmed'le îshâk tohumun tarla sahibine, hayvan ve ziraat âletlerinin kiracıya âit olduğunu söylemişler; hadîs ulemasından bazıları ise tohum kimden olursa olsun cevaz vermişlerdir. Hanefî1er'in fıkhında bu hususta tafsilât vardır.

lâfi' b. Hadîc fRadtyallakû anh) rivayetinde Hz. Abdullah , b. Ömer'in Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Muâviye (RadiyailahÛ anh) zamanlarında tarlalarını kiraya verdiği bildirilmekte, bu meyanda Hz. A1i'den bahsedilmemesi dikkati çekmektedir. Bazıları buna «îbni Ömer'in onu zikretmemesi, ona bey'at etmediği içindir.» diye cevap vermişlerse de Aynî: «İhtimal onun zamanında kira ile ziraat yapılmamıştır. > şeklinde cevap vermenin daha yerinde olduğunu söylemiştir.



18- Yeri Zahire Mukabilinde Kiraya Verme Babı


113- (1548) Bana Alî b. Hucr Es-Sa'dî iie Yâkûb b. îhrahîm rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmâîî yâni İbnî Uleyye, Eyyûb'dan, o da Ya'Iâ b. Hakîm'den, o da Süleyman b. Yesârdan, o da Kâfi' b. Hadîc'den naklen rivayet etti. Kâfi' şöyle demiş :

«Biz Kesûlüllah (Salîalîahü Aleyhi ve SeHem) zamanında arazîye mühâkale yapar; onu üçte birle, dertte birle ve muayyen miktar zâhîre ile kiraya verirdik; Derken bir gün bize amcalarımdan bit zât gelerek: Bize faydalı olan bir işten Resûlüllah (Süliallahü Aleyhi ve Sellem) bizi neh! buyurdu; ama Allah ve Resulüne itaat bizim için daha faydalıdır: Arazîye muhâkale yaparak üçte birle, dörtte birle ve muayyen miktar zahire ile kiraya vermeyi bize yasak etti. Ve arazî sahibine yerini ya ekmesini yahut ektirmesini emir buyurdu; kiraya vermeyi ve bundan başkasını kabul etmedi, dedi.



(...) Bize bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hamnıâd b. Zeyd, Eyyûb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Ya'lâ b. Bakîm yazdı. (Dedi ki) : Süleyman b. Yesar'ı, Kâfi' b. Hadîc'den naklen rivayet ederken dinledim. Râfi' şöyle demiş :

«Vaktiyle bir arazîye muhâkaîe yapar; onu üçte bîrle, dörtte birle kiraya verirdik...» Bundan sonra râvi, tbni Uîeyye hadisi gibi rivayette bulunmuştur.



(...) Bize Yahya b. Habîb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Haris rivayet etti. H.

Bize Amr b. Alî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülâlâ rivayet etti. H.

Bize İshâk b. îbrâhîm dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde haber verdi.

Bu râvilerin hepsi tbni Ebî Arübe'den, o da Yala b. HaMm'den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.



(...) Bana bu hadîsi Ebu't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Cerîr b. Hâzhn, Ya'lâ b. Hakîm'den bu isn adla, o da Râfi' b. Hadîc'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)den naklen haber verdi. Ama: «Amcalarından birinden» demedi.



114- (...) Bana tshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Müshir haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yahya b. Hamza rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Amr Evzâî, Râfi' b. Hadîc'in âzâdlısı Ebu'n-Necâşî'den, o da Râfi'den, o da amcası Zuhayr'dan naklen rivayet etti. Râfi' şöyle demiş :

«Zuhayr bana gelerek: Vallahi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize faydalı olan bir şeyi bize yasak etti; dedi. Ben:

— Ne o? Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in söylediği şey haktır; dedim.

— Bana : Ekinliklerinizi ne yapıyorsunuz? diye sordu. Ben de : Biz onları kimi dere boyları bizim olmak üzere, kimi de birkaç yük kuru hurma veya arpa mukabilinde îcâra veriyoruz yâ Resûlâllah! dedim.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bunu yapmayın! Onları ya kendiniz ekin; yahud ektirin; veyahud (kimseye vermeyip) sahib olun!» buyurdular, dedi.



(...) Bize Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdur-rahmân b. Mehdi, İkrime b. Ammâr'dan, o da Ebu'n-Necâşî'den, o da Râfi'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu isnadla rivayette bulundu. Yalnız «Amcası Zuhayr'den» ifâdesini zikretmedi.

Bu hadîsi Buhârî ile Nesâî «Muzarea» bahsinde; İbni Mâce*Ahkâm»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin bir rivayetinde kira bedeli olarak «rubuf» yâni dörtte bir, diğer rivayetinde bunun yerine «rabî'» yâni dere, ırmak sözleri kullanılmıştır. Bunların ikisi de sahihtir. Çünkü kira bedeli ya mahsulün üçte biri, dörtte biri olur yahut su boyları veya tarlanın münbit yerleri sahibine tahsis edilirdi.'

Hadîs-i şerif mahsulün bir kısmı mukabilinde tarlayı îcâra vermeyi tecvîz etmeyenlerin delîllerindendir. Ulemânm bu husustaki kavilleri az yukarıda görülmüştü.



19- Abziyi Altın ve Gümüşle Îcar Babı


115- (1547) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e: Rabîa b. Ebî Abdirrahmân'dan dinlediğim, onun da Hanzale b. Kays'dan rivayet ettiği şu hadîsi okudum:

Hanzale Râfi' b. Hadîc'e arazînin îcân meselesini sormuş da Râfi':

— Resûlüüah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) arazîyi îcâra vermeyi yasak etti; cevabını vermiş. Hanzale demiş ki:

— Bunun üzerine ben: Altın ve gümüşle mi (verilecek)? diye sordum. Râfi':

— Altın ve gümüşe gelince: Onlarda bir beis yoktur; dedi.



116- (...) Bize İshâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsâ b. Yûnus haber verdi, (Dedi ki) : Bize Evzâî, Rabîa b. Ebî Abdirrahmân'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Hanzale b. Kays el-Ensârî rivayet etti. (Dedi ki) :

Kâfi' b. Hadic'e arazîyi altın ve gümüşle kâr meselesini sordum da : Onda bir beis yoktur; halk Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında su boyları, ark başları tarla sahiplerine tahsis edilmek veya ekinden bîr şeyler vermek şartiyle îcâr yaparlar; kimi birine aid olan yer telef oîınr, ötekinin hissesi selâmette kalır; kimi ötekinin hissesi kurtulur, berikinin-ki telef olurdu. Halk için bundan başka îcâr şekli yoktu îşte bu sebepten dolayı ondan nehî buyuruldu. Ama malûm ve garantili bir şey olursa onda beis yoktur, dedi.



117- (...) Biie Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyfin b, Uyeyne, Yahya b. Saîd'den, o da Hanzale-i Zürakı'den naklen rivayet etti ki, Hanzale. Bâfi' b. Hadîc'i şunu söylerken işitmiş:

«Biz Ensârm en çok tarla sahibi olanların dandik. Yeri, şurası bizim, şurası kiracıların olmak şartiyle îcâr ederdik. Çok defa da birinin yeri mahsul getirir; Ötekininki getirmezdi. Bundan dolayı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi bundan nehî buyurdu; ama gümüşle icardan neh-yetinedi.



(...) Bize Ebu'r-RaM* rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hamnıâd rivayet etti. H.

Bize îbni Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Bârûn rivayet etti.

Bu raviîcr Kep birden Yahya b. Saîd'den bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir.

Bu hârî bu hadîsi biraz lâfız farkiyle «Müzârea» bahsinde tahrîc etmiştir. Hadîs-i şerîf, tarlanın altın veya gümüş mukabilinde îcâr edilebileceğine kâü olan cumhuru ulemânın delüîerindendir. Bâzılarının buna da cevaz vermeyip : «Arazî mutlak surette icar edilemez» dediklerini az yukarıda görmüştük.

Uz. Râfi'in bu mesele hakkındaki cevabı ya kendi içtihadıdır; yahut Peygamber (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işittiğini nassan rivayet etmiştir. Mahsul mukabilinde îcân meneden hadîste altınla gümüşün dâhil olmadığını bildiği için bu cevâbı vermiş olması da muhtemeldir.

îbni Battal ( -444) : «Arazîyi altın ve gümüşle îcârın caiz olduğu Râfi'den merfu' hadîsle sübût bulmuştur.» demiştir. Saîd b. Zeyd'den rivayet olunan bir hadîste :

«Bize Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve 5Wte/«) arazîyi altın ve gümüşle kiraya vermemizi emir buyurdu.» denilmektedir. îbni Abbâs (RfidiyallahÛ anh)'nm dahî: «Sizin yapacağınız en güzel iş, boş arazîyi altın veya gümüşle kîrâlamanızdir.» dediğini Vekî' «Musannef»inde mevsûl olarak rivayet etmiştir. îbni Münzir ashâb-ı kiramın bunun cevazına ittifak ettiklerini söyler.

Gerçi Tirmizî'nin Hennâm tarikiyle rivayet ettiği Râfi' b. Hadîc hadîsinde «Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) bise faydalı olan bir işten (yâni) birimizin arazîsi olursa onu getirdiği mahsulün bir kısmı mukabilinde yahut gümüşle kiraya vermekten bizi neh-yetti ve : Bir hanginizin yeri varsa onu ya dîn kardeşine bahşetsin, yahut eksin!., buyurdu.» deniliyorsa da bu hadîs zaiftir. Râvilerinden Ebû Bekr b. Ayyaş hakkında söz edilmiştir. Nesâî mezkûr hadîsin mürsel olduğunu söylemiştir.



20- Müzaefa ve Müacere Hakkında Bir Bab


118- (1549) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dülvâhid b. Ziyâd haber verdi. H.

Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Alî b. Müshir rivayet etti. Her iki râvi, Şeybânî'den, o da Abdullah b. Sâib'-den naklen rivayette bulunmuşlardır. Abdullah b. Sâib şöyle demiş:

Abdullah b. Ma'kıl'e müzâreayi sordum da şunu söyledi: Bana Sabit b. Dahhâk haber verdi ki, ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)müzâ-readan nehî buyurmuştur.

Îbni Ebî Şeybe'nin rivayetinde : «Ondan nehî buyurdu» denilmiştir, îbni Sâib : «Beri îbni Ma'kıl'e sordum.» demiş; Abdullah'ın ismini söyle^ memiştir.



119- (...) Bize İshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Hammad haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Süleyman-ı Şeybâ-nî'den, o da Abdullah b. Sâib'den naklen haber verdi. Abdullah şöyle demiş:

Abdullah b. Ma'kil'in yanma girerek ona müzâreayı sorduk. (Dedi ki) : Sâbifin söylediğine göre Resulüliah (SallaUaJıü Aleyhi ve SeUem) müzâ-readan nehî, mfiâcereyi ise emir buyurmuş ve : «Onda bir beis yoktur.» demiş.

Müzârea: Çiftçilik mânâsına gelen zirâattan alınmıştır. Buna Hanefîler muhabere ve münâkale de derler. Kelimenin müşareket bildiren (mufâale) babından kullanılması, şeriat ıstılahında: tarla sahibi İle kiracı arasında mahsulün bir kısmını sahibine vermek şartiyle yapılan bir akid olduğu içindir.

Müâcere: Tarlalarını birbirlerine para ile îcâr etmektir.

İmam Âzam'la İmam Züfer'e göre müzârea bâtıldır; hiç bir suretle caiz değildir. Bu hüküm mahsulün bir kısmı mukabilinde arazîyi kiralamaktan nehî eden hadîsle neshedilmiştir. îmam Ebû Yûsuf la Muhammed b. Hasan 'a göre müzârea caizdir; ancak onlara göre de sahîh olmak için birçok şartlan vardır. Bunlar için fıkıh kitaplarına müracaat etmelidir. Fetva imâmeynin (Ebû Yûsuf'la Muhammed) kavline göredir. Müzârea hususunda ulemânın ihtilâfını az yukarıda görmüştük. «Müsâkaat* bahsinde bu meseleye biraz daha temas edeceğiz.



21- Meniha Olarak Verilen Yer Babı


120- (1550) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Zeyd, Amr'dan rivayet etti ki, Mücâhid Tâvûs'a; Haydi seninle Kâfi' b. Hadîc'in oğluna gidelim de babasının Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)''den ona naklettiği hadîsi kendisinden dinle! [10] demiş. Tavus onu (bundan) menetmiş. (Demiş ki) : Vallahi ben Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve belieın)in muhabereden nehî buyurduğunu bilsem onu yapmazdım. Lâkin bana bunu onlardan daha iyi bilen biri (yâni İbni Abbas) rivayet etti ki, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sillem) :

«Bir adamın yerini dîn kardeşine menîha olarak vermesi, onun karşılığında malûm bir ücret almasından daha hayırlıdır.» buyurmuşlar.



121- (...) Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Amr'dan; İbni Tâvûs da Tâvûs'dan naklen rivayet etti ki. Tâvûs muhabere yapıyormuş.. Amr demiş ki: Ona : Yâ Ebâ Abdirrahmân! Şu muhabereyi bıraksan iyi edersin; çünkü ashâb Peygamber (SallaIlaiıü Aleyhi ve Sellem)in muhabereden nehî buyurduğunu söylüyorlar; dedim. Bunun üzerine Tâvûs:

— Ey Amr! Bana bunu onların en iyi bileni (yâni İbni Abbâs) haber verdi kî, Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) muhabereyi yasak etmemiş; ancak:

«Birinizin (yerini) dîn kardeşine menîha olarak vermesi, onun karşılığında malûm bir ücret almasından daha hayırlıdır.» buyurmuşlar, dedi.



(...) Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sekafi. Eyyûb'dan naklen rivayet etti. H.

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbrahim de rivayet ettiler. Bunların hepsi Vekî'rîan, o da Süfyân'dan naklen rivayet etmiş. H.

Bize Muhammed b. Rumh ciahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ley s, Ibnî Cüreyc'den naklen haber verdi. H.

Bana Alî b. Hucr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Fadl b. Mûsâ, Şerîk'den, o da Şu'be'den rivayet etti.

Bu râviierin hepsi Amr b. Dinar'dan, o da Tâvûs'dan, o da İfani Ab~ bâs'datt, o da ¥eygamher (Salkülakü Aleyhi ve Sellem)'den naklen yukarıki-lerin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır.



122- (...) Bana Abd b. Humeyd ile Muhammed b. Râfi' rivayet ettiler. Abd (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. İbni Râfi' İse: Bize Abdürrezzâk rivayet etti, dedi. Abdürrezzâk: Bize Ma'mer, İbni Tâvûs'dan, o da babasından, o da İbni Ab bas "dan naklen haber verdi ki, Peygamber (Salkttlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bîrinizin yerini dîn kardeşine menîha olarak vermesi, o yere karşılık şwn ve şunu (malûm bir şeye işaret ederek) almasından kendisi için daha hayırlıdır.» buyurmuşlar.

Râvi demiş ki: «îbni Abbâs: O hakidir; o En sarın diliyle münâkaledir.» dedi.



123- (...) Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî rivayet etti.

(Dedi ki) : Bize Abdullah b. Ca'fer er-Rakkî haber verdi. (Dedi ki) : Bize

UbeyduIIah b. Amr, Zeyd b. Ebî Üneyse'den, o da Abdülmelik b. Zeyd'den, o da Tâvûs'dan, o da İbni Abbâs'dan, o da Feygamber(Sallallahü Aleyhi ve Selleml'&tn naklen rivayet etti ki:

«Bİr kimsenin arazîsi olursa, şüphesiz onu dîn kardeşine m em ha olarak vermesi daha hayırlıdır.» buyurmuşlar.

Bu hadîsi Buhârî ile Nesâî «Müzârea» bahsinde; Ebû Dâvûd «Büyû'»da; Tirmizî ile îbni Mâce «Ahkâm »da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Menîha : Bir müddet sütünden ve yününden istifade ederek sonra tekrar sahibine iade şartiyle bir kimseye verilen koyun veya devedir. Kazzâz'in nakline göre menîha yalnız koyunla deveden olur. Ebû Ubeyd Araplar arasında menîhanm iki suretle yapıldığını söyler. Birinci surete göre menîha : Bir malı birine bağışlamaktır. İkinci surete göre ise bir deve veya koyunu bir müddet istifade için birine verip sonra tekrar geri almaktır. Bu kelimenin asıl mânâsı bağıştır. Burada da yeri başkasına muvakkaten bağışlamak; ücretsiz vermek mânâsına kullanılmıştır.

Hadîs-i şerifte muhabere kelimesi müzârea mânâsında kullanılmıştır. Nitekim Tirmizî 'nin rivayetinde muhabere yerine müzârea denilmiştir. Zâten bunların Hanefîler'ce aynı mânâya geldiklerini yukarıda görmüştük.

İlk rivayette Tâvûs'un (onlar) diye işaret ettiği ashâbtan mu-râd: Râfi' b. Hadîc, amcaları ve Sabit b. Dahhâk, Câbir b. Abdillâh ile onlardan rivayet edenlerdir.

Görülüyor ki, ashâb-ı kiramdan bâzıları Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) in muhabereyi yasak ettiğini rivayet etmişler; buna mukabil İbni Abbâs (Radiyallahü anh) yasak etmediğini söylemiştir. Zahiren bu iki rivayet birbirine zıd ise de hakikatte aralarında zıddiyet yoktur. Çünkü yasak edilen muhabere fâsid şartlarla yapılandır. Fâsid şartlarla yapılmayan muhabere yasak değildir. îbni Abbâs (Radiyallahü anh) am anlatmak istediği de budur. Bâzılarına göre «muhabereyi yasak etti» rivâyetiyle kerâhet-i tenzîhiyye, «yasak etmedi» rivâyetiyle de bu işin haram olmadığı kastedilmiştir.

Hasılı bu rivâyetlerdeki nehî, muhabere haram olduğu için değil, müslümanlar araşma fitne fesad girmesini önlemek içindir. Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi'veSellem) tarlaların ücretsiz olarak emaneten verilmesini bunun için emir buyurmuştur. Zira ashâb arasında tarla ücreti yüzünden anlaşmazlıklar çıkardı. Hattâ kavga edip döğüşenler olmuştu. Tahâvî'nin Hz. Zeyd b. Sabit 'ten rivayet ettiği bir hadîste şöyle deniliyor :

«Zeyd demiş ki; Allah Râfi' b. Hadîc'i affetsin! Vallahi ben hadîsi onlardan dahi iyi biliyordum. Mesele şundan ibaretti : Ensârdan iki zât Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellcm) 'e geldiler. Bunlar döğüşmüşlerdi.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) de:

«Madem ki hâliniz budur; öyleyse ekinlikleri kiraya vermeyin {»buyurdular. Râfi' (yalnız) «Ekinlikleri kiraya vermeyin» dediğini işitmiş.*

Bu hadîs hakkında Tahâvî şunları söylemiştir: «işte Zeyd b. Sabit!.. Haber veriyor ki, Râfi'in işittiği (ekinlikleri kiraya vermeyin) hadîsindeki nehî bu işn haram olduğunu beyân için değil, ashabın aralarına şer girmesinden çekindiği içinmiş.» Zeyd b. Safait (Radivallahü anh) hadîsini Ebû Dâvûd, Nesâi ve îbni Mâce de tahrîc etmişlerdir.






--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bakara sûresi, âyet: 275.

[2] Bakara sûresi, âyet: 194

[3] Nahl sûresi, âyet: 126.

[4] Ayet-i Kerime

[5] Bir vest: Altmış sâ' yâni takriben bir deve yüküdür.

[6] Müzârea : Yerden çıkan mahsulün bir kısmını vermek üzere yapılan ;
[7] Muhabere :. Çıkanın 1/3 veya 1/4 nü vermek üzere yazılan akiddir.

[8] Harman dögüldükten sonra başakta kalan dane,

[9] Medine'de Mescid-i Nebevî'ye yakın bir yerdir.

[10] «Ben dinleyeyim» şeklinde rivayeti de vardır.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/