HADİS KİTAPLARI > MU’CEMU’S-SAĞİR TERCÜME VE ŞERHİ > 4

 

islam

Allah'ın Adaleti


586. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah Âdem'e evlatlarını Cehenneme atması hakkında üç haklı gerekçe bildirecek ve buyuracak ki:

"Ey Âdem, eğer Ben yalancılara lanet etmeseydim, yalana ve sözden dönmeye buğzetmeseydim ve bunu yapanlara azap vermeseydim, şüphesiz bugün bütün evlatlarına merhamette bulunarak onları kendileri için hazırladığım şiddetli azaptan koruyacaktım. Ne var ki, şu sözüm kesinlik kazanmıştır,

'Elçilerim yalanlanır ve emrim çiğnenirse, Cehennemi cin ve insanlarla dolduracağım."

Yine aziz ve celil olan Allah buyurur:

"Ey Âdem, bil ki, Ben ezelî ilmimle bildiğim, zürriyetinden dünyaya gönderdiğimde de şimdiki halinden daha kötü bir durumla dönecek, kötülükten vaz geçmeyecek ve kendini kınamayacak olandan başka hiç kimseyi Cehenneme sokmam."

Yine Allah buyurur:

"Ey Âdem, seni Kendimle zürriyetin arasında hakem kıldım. Mizanın başında bekle. Ve sana sunulacak amellerine bak. Kimin hayrı şerrine bir zerre miktarı ağır gelirse o cennetlik olsun! Tâ iyice bilesin ki, ben onlardan zâlim olandan başkasını Cehenneme sokmam."[568]



Peygamberimizden Çeşitli Tavsiyeler


587. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) Medine'ye hicret ettiğinde ben sekiz yaşında bir çocuktum. Annem beni ona götürdü. Annem, "Ya Resûlullah, Ensarın erkek ve kadınlarından benden başka size hediye vermeyen kalmadı. Ben ise bu oğlumdan başka size hediye edecek bir şey bulamadım. Benden bunu kabul et, hizmetinde bulunsun" dedi. On sene Resûlullaha (s.a.v.) hizmet ettim. Asla beni dövmedi, asla bana sövmedi. Yüzünü ekşitmedi. Onun bana ilk tavsiyesi şu oldu:

"Ey oğlum, sırrımı koru ki, kâmil mü'min olasın."

(Enes diyor ki): Onun sırrını annem dâhil hiç kimseye söylemedim. Resûlullahın (s.a.v.) hanımları onun sırrını sorduklarında onlara sırrını söylemedim. Resûlullahın (s.a.v.) sırrını ebedî olarak hiç kimseye söylemeyeceğim.

Sonra şöyle buyurdu:

"Ey evladım, abdesti tam al, ömrün artsın ve iki hafaza meleğin seni sevsin.

"Ey oğlum, eğer abdestli olarak gecelemeye gücün yeterse, bunu yap. Kim abdestli iken ölürse, şehid olur.

"Ey evladım, durmadan namaz kılmaya gücün yeterse bunu yap. Şüphesiz melekler namazda olduğun müddetçe sana duâ ederler.

"Ey oğlum, namazda sağa sola dönmekten sakın. Namazda sağa sola dönmek helâkettir. Eğer mutlaka sağa sola döneceksen, bunu farzlarda değil, nafilelerde yap.

"Ey evladım, rüküye eğildiğinde ellerini dizlerinin üzerine koy. Parmaklarının arasını aç. Dirseklerini yanlarına yapıştırma. Başını rükudan kaldırdığında her azan sabit hale gelsin. Şüphesiz ki, Allah kıyamet gününde rükû ve secdede belini tam olarak düz tutmayan kimselerin namazlarına bakmaz.

"Ey evladım, secde yaptığın zaman horuzun yem yemesi gibi çabuk çabuk yapma. Köpeğin düşmesi gibi düşme. Kollarını hayvanların yayışı gibi yere yayma. Ayağının arkasını iyice yere koy. Uyluğunu topuklarının üzerine koy. Bunu yaparsan kıyamet gününde hesabın kolay olur.

"Ey oğlum, gusülde mübalağa yap ki, üzerinde hiçbir günah ve hata kalmaksızın banyodan çıkasın.

Enes diyor ki: "Annem ve babam sana feda olsun. Gusülde mübalağa yapmak ne demektir diye sordum."

"Kıl diplerini iyice ıslatırsın, derini tertemiz yaparsın" cevabını verdi.

"Namazından bir miktarını evine ayırabil irsen, ayır. Çünkü bu evinin hayrını artırır.

"Ey oğlum, eve girdiğinde ailene selâm ver. Böyle yapman senin ve ailen üzerine berekete sebeptir.

"Ey evladım, evinden çıktığında gördüğün her Müslümana mutlaka selam ver ki, sevapların artmış olarak dönesin.

"Ey evladım, hiç kimseye karşı kalbinde kötülük düşüncesi olmadan yaşamaya gücün yeterse bunu yap.

"Ey evladım, evinden çıktığında gördüğün her Müslümanın mutlaka senden üstün olduğunu düşün.

"Ey oğlum, eğer nasihatimi dinlersen, hiçbir şey sana ölümden daha sevimli olmaz.

"Ey evladım, bunlar benim sünnetimdendir. Kim sünnetimi yaşatırsa, muhakkak beni sevmiş olur. Kim beni severse Cennette benimle beraberdir."[569]



İzah



Hadis, kadın olsun, erkek olsun Sahabîlerin Peygamberimize duydukları sevgiyi nazara vermektedir.

Ayrıca Resûlullahın ahlakını ders vermekte, onun hizmetine verilmiş küçük çocuk da olsa, kimseye vurmadığını, kötü söz söylemediğini, yüzünü ekşitmediğini bildirmektedir.

Hadis aynı zamanda Resûlullahın küçük büyük ayırt etmeden herkese faydalı nasihatlarda bulunduğunu, onları muhatab alıp öğütler verdiğini ifâde etmektedir.

Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) Enes'in (r.a.) şahsında çok önemli hususları ümmetine ders vermiştir. Bunlardan birisi sır saklamaktır. Enes, Resûlullahın bu tavsiyesine harfiyen uymuş, onun sırrını annesi de dahil hiç kimseye söylememiştir. Enes (r.a.) bununla ilgili olarak şöyle bir hatırasını anlatır:

"Çocuklarla oynuyordum. Resulullah (s.a.v.) oraya geldi. Selâm verdi. Sonra beni bir işe gönderdi. Kendisi de bir duvarın gölgesine oturup bekledi. Ben gelip neticeyi bildirdim. Sonra dönüp eve gittim. Annem bana niçin geciktiğimi sordu. Resûlullahın beni bir işe gönderdiğini söyledim. O işin ne olduğunu sordu. Ben bunun sır olduğunu, söyleyemeyeceğimi ifâde ettim. Annem benim bu hareketimden çok memnun olarak şöyle dedi:

"Oğlum, Resûlullahın (s.a.v.) sırlarını saklamaya devam et."[570]



Allah'ın Yakub'a Bir Vahyi


588. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Hz. Yakub'un samimî bir arkadaşı vardı. Bir gün Yakub'a (a.s.), "Ey Yakup, gözünün kör olmasına, belinin bükülmesine sebep olan şey nedir?" diye sordu.

Yakup (a.s.), "Gözümün kör olmasının sebebi Yusuf'a ağlamamdır. Belimin bükülmesine sebep ise oğlum Bünyamin'e üzülmemdir" cevabını verdi.

Bu arada Cebrail (a.s.) indi, "Allah sana selam söylüyor ve 'Beni başkasına şikâyet etmekten haya etmiyor mu?' diyor" dedi.

Yakub (a.s.) "Ben derdimi de, üzüntümü de ancak Allah'a şikâyet ederim" dedi.

Cebrail (a.s.), "Bunu Allah senden daha iyi bilir, ey Yakub" dedi. Ve oradan gitti.

Sonra Yakub (a.s.) Allah'a şöyle niyazda bulundu:

"Ya Rabbi, yaşlı ihtiyara merhamet etmez misin? Gözümü görmez ettin, belimi büktün. Reyhanım Yusuf'u bana geri ver, onu ölmeden önce bir defa koklayayım. Sonra bana dilediğini yap ey Rabbim."

Bu niyazın arkasından Cebrail (a.s.) tekrar geldi ve "Ey Yakub Allah sana selâm ediyor ve sana diyor ki:

"Müjdeler olsun. İzzet ve Celâlime yemin olsu; onlar ölü bile olsalardı, kalbini ferahlandırmak için onları diriltirdim.

"Fakirler için bir yemek hazırla. Ben yarattıklarım arasında fakirleri sevdiğim kadar hiç kimseyi sevmedim.

"Biliyor musun gözünü niçin görmez ettim, belini niçin büktüm? Yusuf'a kardeşleri niçin o işi reva gördüler?

"Siz bir koyun kesmiştiniz. Size falan fakir gelmişti. Oruçlu idi. Ona ondan vermediniz."

Bundan sonra her akşam yemeği yenileceğinde Yakub (a.s.) adına bir kişi "Dikkat! Fakirlerden kim yemek istiyorsa Yakub'un yemeğine buyursun" diye bağırdı.

Yakub (a.s.) oruçlu olduğunda da dellala şöyle demesini emretti:

"Dikkat! Fakirlerden kim oruçlu ise Yakub ile beraber iftar etsin."[571]



İzah



Yakub (a.s.) bir peygamberdi. On iki oğlu vardı. Bunlar arasında en çok Yusuf'u (a.s.) seviyordu. Diğer kardeşleri bunu çekemediler, Hz. Yusuf'u bir gezinti esnasında kuyuya attılar ve babalarına da "Onu kurt yedi" dediler.

Bu hal Yakub'u (a.s.) çok üzdü. Ağlaya ağlaya sonunda gözleri görmez oldu.

Yusuf'u (a.s.) kervancılar kuyuda bularak çıkarmışlar ve onu köle diye satmışlardı. Sonunda Hz. Yusuf çeşitli hadiselerden sonra zindana atıldı. Bir müddet sonra zindandan çıktı, Mısır'a aziz oldu. Bu arada ülkede büyük bir kıtlık yaşandı. Fakat Hz. Yusuf'un tedbiri sayesinde onun halkı kıtlıktan etkilenmedi. Ayrıca etraftan pekçok beldeye yardımda bulundu. Kardeşleri de ondan yardım talebi için geldiler. Yusuf'u tanımadılar. Fakat o onları tanıdı. Küçük kardeşi Bünyamin'i de bir hile ile yanında alıkoydu. Yakub'un (a.s.) oğulları durumu babalarına bildirdiler. Yakub (a.s.), Yusuf'tan (a.s.) sonra en çok sevdiği küçük oğlu Bünyamin'i de kaybedince üzüntüsü daha da arttı. Beli büküldü, yaşlandı. İhtiyarlık yaşına gelmeden ihtiyarladı, iyice çöktü.

İşte hadiste onun bu ani ihtiyarlamasının sebebi açıklanmaktadır. Ayrıca ona ve onun şahsında bütün Müslümanlara dertlerini sadece Allah'a arz etme, Allah'ı başkasına şikâyet etmeme hususu ikaz edilmektedir. Bunun üzerine yaptığı hatâyı anlayan Hz. Yakub hemen tevbe etmiş, Rabbine yönelmiş ve Ondan oğullarını bir kerecik de olsa göstermesini niyaz etmiştir. Yüce Allah onun bu niyazını kabul ederek oğullarını ona kavuşturmuş, böylece Hz. Yakub'un gözü de açılmış, oğullarını dünya gözü ile yeniden görebilmiştir.

Hadis ayrıca fakirlere yemek yedirmenin, onlara iftar ettirmenin Allah indindeki faziletini de ders vermektedir.[572]


Peygamberimizi Görerek İman Etmek


589. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Beni görerek iman edene ne mutlu! Beni göreni görene ne mutlu!"[573]



İzah



Peygamberimiz (s.a.v.) bu hadislerinde kendisini görerek iman edenlere, yani Sahabîlere, Sahabîleri görenlere, yani Tabiîne "Ne mutlu" diyerek onları övüyor. Gerek Sahabîler, gerekse onlardan sonraki nesil olan Tâbiîn gerçekten övülmeye layık kimselerdir. Sahabîler Allah ve Resulü uğrunda canlarını, mallarını, vatanlarını feda etmekten geri durmamışlardır. Ayrıca Peygamberimizin ilim mirasını kendilerinden sonraki nesle aktarmışlardır. Tabiîn de, onlardan aldıkları ilim emânetini kendilerinden sonraki nesle ulaştırmışlardır.

Acaba Peygamberimizi görmeden iman edenler için bir müjde söz konusu değil mi? Aslında onlar için Peygamberimizin daha büyük bir müjdesi vardır. O da şudur:

"Beni görüp de bana iman edene bir defa; beni görmeden iman edene de yedi defa müjdeler olsun!"[574]

Bu hadis, sonraki neslin Sahabîlerden daha faziletli olduğu mânâsına gelmez. Çünkü sonraki neslin hasenatlarından "es sebebü ke'l-fâil," yani "Sebep olan işleyen gibidir" kaidesi sırrınca Sahabîlerin hasenat defterine de kaydedilmektedir. Bu hadis, sadece bir hususta onlardan üstün olduklarını ifâde eder. O da Peygamberimizi görmeden, onun sohbetinde bulunmadan, mucizelerine şahit olmadan inanmaktır. Peygamberimizi görerek inanmaya nispetle daha zordur. Dolayısıyla böyleleri için müjde de daha fazladır.[575]



Allah'tan Dünya Ve Âhiret İçin Afiyet İstenmeli


590. Abdullah bin Büreyde (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) musibete uğramış birini gördü. Ona,

"Zannedersem sen Rabbinden sana verilecek cezanın hemen [dünyada] verilmesin istedin" dedi.

O kimse, "Evet" cevabını verdi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Niçin Rabbinden afiyet istemedin ve 'Rabbimiz! Bize dünyada da, âhirette de iyilik ver. Ve bizi Cehennem azabından koru' demedin?" buyurdu.[576]



İzah



Tirmizi'de de, Enes'in (r.a.) şöyle bir rivayeti vardır:

Peygamber (s.a.v.) zayıflayarak kuş yavrusu kadar kalmış hasta birini ziyaret etti. Ona,

"Sen dua etmez miydin? Rabbinden afiyet istemez miydin?" diye sordu.

O kimse, "Ben, 'Allah'ım, âhirette bana vereceğin bir ceza varsa, bunu bana dünyada ver' derdim" cevabını verdi.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Sübhanallah! Sen buna güç yetiremezsin. 'Allah'ım, Bize dünyada da, âhirette de iyilik ver. Ve bizi Cehennem azabından koru' diyemez miydin?"[577]



Allah'a En Sevimli Olan İnsan Ve En Sevimli Amel


591. Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

Bir adam Resûlullaha (s.a.v.) geldi ve "Yâ Resûlallah, insanlardan Allah'a en sevimli olan kimdir? Ve Allah'a en sevimli olan amel nedir?" diye sordu.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allah'a en sevimli olan, insanlara en faydalı olandır. Allah'a en sevimli olan amel, bir sıkıntısını gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmak suretiyle mü'mini sevindirmendir.

"Bir ihtiyacı için din kardeşimle beraber yürümem, bana şu Medine mescidinde bir ay i'tîkafa girmemden daha sevimlidir.

"Kim öfkesini yutarsa, Allah onun kusurlarını örter.

"Kim intikam almaya gücü yettiği halde öfkesini yenerek intikam almaktan vaz geçerse, Allah kıyamet gününde onun kalbini ümitle doldurur.

"Kim ihtiyacı görülünceye kadar kardeşiyle beraber yürürse, ayakların kaydığı günde Allah onun ayaklarını sâbıt kılar."[578]



Hisseli Kurban


592. Abdullah bin Mes'ud (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Deve ve sığır kurban olarak yedi kişi için kesilebilir."[579]



İzah



Koyun ve keçi yalnız bir kişi tarafından kesilir. Sığır ve deveyi ise bir kişi kesebileceği gibi, hadiste de ifâde edildiği üzere yedi kişi de kesebilir. Bir insanın yalnız kendisi için aldığı bir sığıra kurban niyetiyle olmak şartıyla sonradan altı kişi daha ortak olabilir. Böyle bir kesimde eti terazi ile taksim etmek uygun olur.[580]



Akıllı Kimdir?


593. Şeddad bin Evs (r.a.) rivayet ediyor:

"Akıllı, nefsine boyun eğdiren ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz ise, nefsini kötü arzularında alabildiğince serbest bırakan ve Allah'a kuru ümitler besleyendir."[581]



İhlâs Sûresinin Fazileti


594. Ukbe bin Âmir (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.),

"Biriniz bir gecede Kur'ân'ın üçte birini okumaktan âciz midir?" buyurdu.

Oradakiler, "Ey Allah'ın Resulü, bir gecede Kur'ân'ın üçte birini okumaya kimin gücü yeter?" dediler.

Resûlullah,

"Siz İhlas Sûresini okumaktan âciz misiniz?" buyurdu.[582]



Peygamberimizin Bir Duası


595. Nâfi rivayet ediyor:

Abdullah bin Ömer (r.a.) bir mecliste oturunca mutlaka birkaç kelimelik bir duâ okurdu. Bunun sebebi kendisine sorulduğunda şöyle dedi:

Resûlullah (s.a.v.) bunlarla duâ edendi. Bunlar şöyledir:

"Allah'ım, işleyip önde gönderdiğim, henüz işlemeyip geride bıraktığım, gizli veya açıktan yaptığım Senin benden daha iyi bildiğin kusurlarımı bağışla.

"Allah'ım, beni Sana isyana engel olacak kadar Sana kulluk etmekle rızıklandır. Beni dünya musibetlerini kolay atlatabileceğim kadar kuvvetli imanla rızıklandır.

"Allah'ım, beni rahmetine ulaştıracak kadar bana Senden korkmayı nasip et.

"Gözümü, kulağımı benim için mübarek kıl ve beni ölünceye kadar onlardan istifâde ettir.

"Bana zulmedenlerden intikamımı al. Düşmanlarıma karşı yardımcı ol. Bana dinime zarar verici musibetler verme. İlmimi, çaba ve gayretlerimi sadece dünya için kılma."[583]



Hz. Ömer'in Allah'ın İrâdesine Uygun Düşen Görüşleri


596. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Ömer bin Hattab (r.a.) şöyle dedi:

"Üç şeyde Rabbim ile tevâfuk ettim. 'Ya Resûlallah, şu Makâm-ı İbrahimi namazgah edinsek dedim.' Allah Teâla şu âyeti indirdi:

'Müminlere, İbrahimin makamını namazgah edinin dedik.'[584]

"Resûlullaha, 'Yâ Resûlallah, hanımlarınız örtünseler. Çünkü sizin yanınıza iyiler de, kötüler de geliyorlar' dedim. Bunun üzerine Allah hicab âyetini indirdi:

'Peygamberin hanımlarından birşeyler istediğinizde perde arkasından isteyin. Hem sizin kalbiniz, hem de onların kalbi için bu daha temiz bir harekettir."[585]

"Resûlullaha (s.a.v.) Bedir Savaşında alınan esirlerin boynunun vurulmasını söyledim. O, Ashabıyla istişare etti. Onlar fidye karşılığında serbest bırakılmalarım istediler. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi:

'Hiçbir peygambere yeryüzünde iyice kuvvetlenmedikçe esir alıp fidye karşılığında onları serbest bırakarak düşmanın kuvvetlenmesine sebep olması uygun düşmez."[586]



Ahirzaman İnsanları


597. Abdullah bin Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

"Ahirzamanda yüzleri insana benzeyen, fakat kalpleri şeytan kalbi olan bir topluluk gelir. Bunlar kurtlara benzerler. Gönüllerinde rahmetin kırıntısı yoktur. Kan dökücüdürler. Hiçbir kötülükten sakınmazlar. Kendileri ile sözleşsen seni aldatırlar. Yanlarından ayrıldığında arkadan çekiştirirler. Sana konuştuklarında yalan söylerler. Kendilerine güvendiğinde sana hıyanet ederler. Çocukları şımarık ve hayasızdır, gençleri sinsidir. Yaşlıları hiçbir iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmazlar. Onlara bel bağlamak zillettir, ellerindekini arzu etmek yoksulluktur. Aralarındaki ağır başlı, onların gözünde şaşkındır. İçlerinde iyiliği tavsiye eden itham altındadır.[587] Aralarında mü'min horlanır, fâsık onurludur, el üstünde tutulur. (Peygamber yolu) gariptir. Bid'a sünnetin yerini almıştır. İşte bu sırada Allah kötülerini başlarına musallat eder de iyileri duâ eder, fakat kabul edilmez."[588]



Resûlullahın Çocuklara İlgisi


598. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) çocuklara karşı insanların en şakacılarındandı.[589]



İzah



Resûlullah (s.a.v.) çocuklarla çok yakından ilgilenir, onlara selam verir ve sohbet ederdi. Bu hadiste de onun çocuklarla şakalaştığını öğreniyoruz. Ancak 537 numaralı hadiste de açıkladığımız gibi, Resûlullah (s.a.v.) insanlarla şaka yaparken de gerçeği söylerdi.[590]



Su Dağıtma Adabı


599. Ebû Katâde (r.a.) rivayet ediyor:

"Bir topluluğa su veren en son içer."[591]



İzah



Dinimiz, hayatın her sahası için prensipler koymuştur. Bu hadis de su dağıtan kimsenin kendisinin en son içeceği ifâde edilmektedir. Peygamberimiz başka hadislerinde de su dağıtma usulünü bildirmiştir. Meselâ bir hadislerinde sağdan başlamayı emretmiş, [592]bir defasında da sağda küçükler olduğu için, sağdakilerden izin alarak bardağı soldakine vermiştir.[593] İzahını yaptığımız hadis sadece su için değildir. Buna kıyasla meyve ve benzeri gibi herhangi birşeyi dağıtan kimselerin de en sona almaları sünnettir.[594]



Şüphe Götürmeyen Üç Şey


600. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

"Üç şey gerçektir, şüphe götürmez:

1. Allah, İslâmdan nasibini alıp yararlı işler yapanı, İslâmdan nasibini almayan gafiller gibi kılmaz.

2. Allah, kendisine itaat ederek yaklaşan kulunu başkasına kul etmez.

3. Kişi âhirette mutlaka sevdiği kimselerle haşrolunur. [595]



İmanın Ehemmiyeti


601. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah şöyle buyurur:

"Kalbinde arpa ağırlığınca iman bulunan kimseyi Cehennemden çıkarın.''

Sonra şöyle buyurur:

"Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca iman bulunan kimseyi Cehennemden çıkarın."

Ardından da şöyle buyurur:

"İzzet ve celâlime yemin ederim ki, Bana gecenin veya gündüzün bir anında olsun iman edenleri Bana iman etmeyenlerle bir tutmayacağım."[596]



Bir Kıyamet Alâmeti


602. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Kıyamet alâmetlerinden birisi de hilallerin şişkin olmasıdır; bir gecelik hilalin görülüp, "Bu iki geceliktir" denilmesidir."[597]



İzah



Hadis, kıyametten önce hilalin yanıltıcı olacağına, bir gecelik olanın iki gecelik zannedileceğine dikkat çekmektedir. Atmosferdeki bir değişiklik, hava kirliliği, ozon tabakasındaki delinme ve bilmediğimiz bir başka bir şey, hilâlin farklı görünmesine sebep olabilir.[598]



Yasaklanıp, Sonra Serbest Bırakılan Üç Şey


603. Amr bin Şuayb babası Amr'dan, o da dedesinden rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) kesilen kurban etlerini üç günden fazla yemeyi, küpteki nebizi içmeyi ve kabir ziyaretini yasakladı. Bir müddet sonra da şöyle buyurdu:

"Ben kurban etlerini üç günden fazla yemenizi yasaklamıştım, dilediğiniz zamana kadar yiyebilirsiniz. Küpteki nebizi içmenizi yasaklamıştım. Artık içebilirsiniz. Sarhoş edici herşey haramdır. Kabirleri ziyaret etmenizi yasaklamıştım. Kabirleri ziyaret edebilirsiniz. Ancak orada Allah'ın rızasına uygun düşmeyecek şeyleri söylemeyiniz."[599]



İzah



Hadis, başlangıçta yasaklanan, sonra serbest bırakılan üç hususu nazara vermektedir. Bunlardan birisi kurban etlerinin üç günden fazla saklanmasının yasaklanmasıdır. Bunun hikmeti de kurban kesemeyenlerin de et yemelerini temindir. Nitekim şu hadis bu gerçeği ifâde eder:

"Ben kurban etini bekletmeyi ancak zayıf bedevilerden dolayı yasak ettim. Artık yiyin, biriktirin ve tasadduk edin."[600]

Başka bir hadislerinde de Peygamberimiz kurban etini yasakladığı sene için,

"O öyle bir sene idi ki, insanlar o yıl sıkıntı içindeydi. Ben de onların arasında dağıtılmasını istemiştim"[601] buyurmuştur.

Hz. Aişe de Peygamberimizin kurban etinin üç günden fazla yenilemeyeceğini açıkladığı zaman, kurban kesenlerin sayısının az olduğunu, eti saklamak yerine dağıtılması için böyle buyurduğunu bildirdi. Bu emirle kurban kesmeyenlerin de et yemelerini temin etmeyi düşündüğünü söyledi. Zamanla kurban kesenler çoğaldığında, bu yasağı kaldırdığını ifâde etti. Kurban kesen kimsenin arzu ederse etin üçte birini saklayabileceğini söyledi.[602]

Hadiste önce yasaklanıp sonra serbest bırakıldığına dikkat çekilen ikinci şey küpten nebiz içmektir. Nebiz, hurma veya üzümü ıslatmak suretiyle elde edilen şıranın, şerbetin adıdır. Küpteki nebizin yasaklanmasının sebebi, beklediği için sarhoşluk verici bir hal alabilmesi, yani alkol olabilmesi sebebiyledir. Nebiz, kabarıp sarhoşluk verecek bir hal almadıkça, içilebilir. Sarhoşluk verici hal aldığında ise haramdır. İzahını yaptığımız hadiste,

"Sarhoş edici herşey haramdır" buyurularak bu husus nazara verilmiştir.

Hadiste yasaklanıp sonra serbest bırakıldığı ifâde edilen üçüncü husus kabir ziyaretidir. Kabir ziyaretinin önceleri yasaklanmasının sebebi, Cahiliyye Devrinde kabir ziyaret edenlerin oralardan medet beklemesi, isyan edici bir tarzda konuşmaları, kabirde yatan kimseyi aşın derecede övmeleri idi.

Sonraları tevhid dini Müslümanların kalbine iyice yerleşti Müslümanlar Allah'tan başkasından gerçek mânâda medet ummayacak bir şuura erişti. Bundan sonradır ki, Sevgili Peygamberimiz kabir ziyareti yasağını kaldırdı, ziyaret için izin verdi. Konu ile ilgili ziyarete izin verilmesinin sebebinin de açıklandığı bir hadis şu mealdedir:

"Ben sizlere kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım. Bundan sonra kabirleri ziyaret edebilirsiniz. Çünkü, kabir ziyareti dünyayı küçümsetir, âhireti hatırlatır."[603]

Hadislerde geçen serbest bırakma ifâdesi umumîdir. Dolayısıyla kadınların da İslâmî ciddiyete uygun olarak kabir ziyaret etmelerinde bir mahzur bulunmamaktadır.

İzahını yaptığımız hadiste kabir ziyaretine izin verilirken bir şart konduğunu görüyoruz. O da,

"Ancak orada Allah'ın rızasına uygun düşmeyecek şeyleri söylemeyiniz" emridir.

Bir sonraki hadis de yine bu konuyla ilgilidir.

Kabir ve türbe ziyareti için Ölüm Cenaze Kabir isimli eserimizin 265-273. sayfalarına bakılabilir.[604]



Kabir Ziyaretinde İslâm'a Uymayan Söz Söylememek


604. Zeyd bin Sabit (r.a.) rivayet ediyor:

"Kabirleri ziyaret edin. Fakat orada İslama uymayan sözler söylemeyin."[605]



Mürüvvet Sahiplerini Affetmek


605. Zeyd bin Sabit (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah'ın tayin ettiği cezaların dışında onur sahiplerini cezalandırmaktan uzak durun."[606]



İzah



Mürüvvet, kişinin şahsiyetini düşürücü davranışlardan sakınması ve izzetini korumasıdır. Diğer bir ifâde ile ahlâk ve örf kurallarına uymasıdır.

Peygamberimiz, yukarıdaki hadislerinde bir an için nefislerine uyarak işledikleri suçlar sebebiyle böylelerini affetmeyi, onları cezalandırmamayı tavsiye etmektedir. Ancak kısas, el kesme, evli oldukları halde zina etmeleri durumunda taşlanarak öldürme gibi, Allah'ın tayin ettiği cezalan bunun dışında tutmuştur. Çünkü Allah'ın tayin ettiği bir cezayı hak edene bu cezayı vermek bir hadiste bildirildiğine göre, bir beldeye kırk gün yağmur yağmasından daha hayırlıdır.[607]

Allah'ın tayin ettiği cezayı tatbik etmeyi emreden bir hadis de şu maeâldedir:

"Yakınınız olsun, olmasın Allah'ın takdir ettiği cezalan yerine getiriniz. Bunu yaparken kınayanların kınaması sizi etkilemesin."[608]



Lüzumsuz Şeyleri Terk Etmek


606. Zeyd bin Sabit (r.a.) rivayet ediyor:

"Kişinin lüzumsuz şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir."[609]



İzah



Hadiste "lüzumsuz şeyleri" diye tercüme ettiğimiz kelime, metinde "mâlâyanî" diye geçer. Mâlâyanî, dünya ve âhiret hayatı için zarurî olmayan şey demektir. Bu, hem fiil, hem söz olabilir. Hatta bakışta, düşünülen ve hayal edilen şeylerde dahi mâlâyaniden söz edilebilir. Dolayısıyla kişi, dünyası ve âhireti için faydası olmayan bir şeyi söylüyorsa, yapıyorsa, düşünüyorsa, böyle bir şeye bakıyorsa mâlâyanî ile meşgul oluyor demektir.

Hadiste, kişinin mâlâyaniyi terk etmesinin Müslümanlığının güzelliğinden olduğuna dikkat çekilmektedir. Kişinin dünya ve âhireti için lüzumsuz olan şeyleri bırakmasının kendisini yüksek makamlara çıkaracağı kesindir. Nitekim, Lokman'a (a.s.) "Gördüğümüz bu fazilete seni ulaştıran nedir?" diye sorulduğunda o şu cevabı vermiştir:

"Doğru konuşmak, emâneti yerine getirmek, mâlâyaniyi terk etmek."[610]

Kişinin mâlâyaniyi bırakması Müslümanlığının güzelliği iken, onu yüksek faziletlere ulaştırırken, tersi de kendisini büyük nimetlerden, hattâ Cennetten dahi uzaklaştırabilir. Nitekim bir Sahabînin bir ölü hakkında "Şöyle şöyle idi. Cennet mübarek olsun" demesi üzerine onu şöyle ikaz etmiştir:

"Nereden biliyorsun. Belki de mâlâyani konuşmuştur."[611]

Evet, dil, kulak, göz, el, ayak hepsi mahşer gününde hesaba çekileceğine göre, bir Müslümanın bu azalarını mâlâyani ile meşgul etmemesi gerekir. İnsanlık icabı mâlâyani ile meşgul olan bir toplulukta oturduğunda ise Peygamberimizin (s.a.v.) böyleleri için tavsiye ettiği ve okuduğunda oradan kazandığı günahtan temizleneceğini bildirdiği şu duayı sık sık yapmalıdır:

"Allah'ım, Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim. Senden bağışlanma diliyorum. Sana tevbe ediyorum."[612]



Resûlullahın Hasım Olacağı Kimseler


607. Ebû Hüreyre (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Üç grup insan vardır ki, kıyamet günü ben onların hasmıyım. Ben kimin hasmı olursam onunla dâvâlaşırım. Bunlar: (1) Bana Allah adına söz verip de sözünden dönen, (2) hür bir kişiyi satarak parasını yiyen, (3) bir işçi tutup hakkıyla çalıştırdığı halele ücretini tam vermeyen.[613]



Tuvalete Girerken Yapılacak Dua


608. Enes bin Mâlik (r.a.), tuvalete girdiğinde Resûlullahın (s.a.v.) şöyle dediğini rivayet ediyor:

"Allah'ım, cinlerden ve kötü şeylerden Sana sığınırım." [614]



İzah



Zikrettiğimiz kaynaklarda yer alan hadis şöyledir:

"Tuvaletler cin ve şeytanların bulunacağı yerlerdir. Bunun için biriniz tuvalete gireceği zaman, 'Cinlerden ve kötü şeylerden Allah'a sığınırım' şeklinde duâ etsin."

Evet, duâ, mü'minin hayatının hemen bütün safhalarında yer alan mühim bir ibâdettir. Bu cümleden olarak tuvalete girmeden önce duâ etmek de sünnettir.

Tuvalete girerken duâ etmek gibi, çıkarken "Benden sıkıntıyı gideren ve bana afiyet veren Allah'a hamd olsun" demek de yine sünnettir.[615]



Kişi İçin En Faydalı Olan Üç Şey


609. Sevban (r.a.) rivayet ediyor:

"Altın ve gümüşü biriktirip de onu Allah yolunda harcamayanları, acı bir azapla müjdele"[616]

âyeti nazil olduğunda Resûlullah (s.a.v.),

"Kahrolsun altın ve gümüş" buyurdu.

Dinleyenler, "Ya Resûlullah hangi malı biriktirelim?" diye sordular. Şöyle buyurdu:

"Zikreden bir dil, şükreden bir kalb ve dindar ve ahlâklı bir hanım."[617]



İzah



Pekçok âyet-i kerimede ve hadis-i şerifde, mü'minler Allah yolunda mallarını harcamaya teşvik edilirler. Allah yolunda harcamanın asgarî haddi ve temel unsuru ise, zekâttır. Zekât, dinin temel esâsıdır. Bu sebeple, yerine getirilip getirilmemesi, kişi de imanın kuvvetliliğiyle doğrudan alâkalı bir esas olarak görülmüştür.

Zekât sadece biz Müslümanlara değil, önceki ümmetlere de farz kılınmış bir ibâdetti.[618]

Ancak, Yahudi ve Hıristiyanlar emrolundukları zekâtı terkettiler, altın ve gümüşü toplamaya başladılar. Bunların bâzıları biriktirdikleri altınları sandıklarda, hazinelerde saklarken bazıları da gömerlerdi. Altın ve gümüşü piyasaya sürerek insanlığın istifadesine sunmaları, onlardan bir kısmını fakir fukaraya tasadduk etmeleri gerekirken bunu yapmadılar. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak mallarını Allah yolunda harcamaktan kaçınan bu gibi kimseleri şiddetle tehdit ederek, hadisin başında yer alan âyet-i kerimeyi indirdi. Bu âyetin tamamı şu mealdedir:

"Altın ve gümüşü yığıp biriktiren ve onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu? İşte onlara pek acıklı bir azabı müjdele. O gün bunlar, üzerlerindeki yakılacak olan Cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da o kimselerin alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve onlara şöyle denilecek: 'İşte, bu, nefisleriniz için toplayıp sakladıklarınız! Artık saklayıp istif ettiğiniz bu nesnelerin acısını haydi tadın."[619]

Ayet-i kerimenin hükmü, sadece Yahudi ve Hıristiyanlara mahsus değildir. Müslümanlar da bu hükmün şümulüne girer.

Bu âyeti tefsir eden müfessirler, altın ve gümüş biriktirmeleri sebebiyle azapla tehdit edilen kimselerin, zekâtlarını vermeyen kimseler olduğunu ifâde ederler. Zekâtını vermek şartıyla altın veya para biriktirmenin caiz olduğunu söylerler. Hz. Ömer (r.a.), Abdullah bin Ömer (r.a.) ve Abdullah bin Abbas (r.a.) gibi âlim Sahabîler de bu kanaattadır. Abdullah bin Ömer (r.a.) bu mesele ile ilgili olarak şöyle der:

"Zekâtı ödenen şey yedi kat yerin altında da olsa yığıp biriktirme sayılmaz. Zekâtı ödenmeyen şey de yerin üzerinde de olsa yığma ve biriktirmedir."[620]

Abdullah bin Abbas da (r.a.), âyette geçen "Allah yolunda infak etmezler" cümlesini, "Mallarının zekâtlarını vermek istemezler" şeklinde tefsir etmiştir. Nitekim Peygamberimiz de (a.s.m.) bununla ilgili olarak şöyle buyurur:

"Birşey zekâtı verilecek miktara ulaşır da zekâtı verilirse kenz sayılmaz."[621]

Hadiste yer alan âyetle altın ve gümüş biriktirenler şiddetle tehdit edilince Sahabîler ne edinmeleri gerektiğini sormuşlar, peygamberimiz de,

"Zikreden bir dil, şükreden bir kaib ve mü'mine bir hanım" buyurarak onları âhiret için yatırım yapmaya teşvik etmiştir.

İbni Mace'de yer alan rivayette hadisin son kısmı "âhiretle ilgili hususlarda size yardımcı olacak mü'mine bir kadın" şeklinde gelmiştir.[622]



Sünnet Yaşı


610. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) Hasan ve Hüseyin yedi günlükken akika kurbanlarını kesti ve sünnet ettirdi.[623]



İzah



Akika kurbanı ile ilgili olarak 157 numaralı hadiste açıklama yapmıştık. Burada sünnet ve sünnet olma yaşı üzerinde duracağız.

İlk sünnet olan Hz. İbrahim'dir (a.s.). Bizim dinimizde de "sünnet olmak" sünnettir. Çocuğun sünnet olma yaşı ile ilgili olarak kesin bir emir bulunmamaktadır. Yukarıdaki hadis farziyet ifâde etmez. Bu hususta değişik görüşler vardır. Çocuğun yedi günlükken veya bir iki yaşlarında sünnet ettirilmesi, heyecan ve acıyı fazla hissetmeyeceği için güzel görülmüştür.[624]



Riya


611. Muaz bin Cebel (r.a.) Resûlullahtan (s.a.v) işitmiş olduğu şöyle bir hadis rivayet ediyor:

"Riyanın en azı dahi şirktir. Allah, kendisine itaat eden, kendisinden korkan ve gösteriş yapmadan gizli gizli Allah'a ibâdete devam edenleri sever. Onlar bir yere ayrıldıklarında ayrıldıklarını kimse farketmez, bir yerde bulunduklarında kimse onların varlığını fark etmez. Onların kalpleri hidâyet kandilleri gibidir. Onlar, karanlık siyahlara benzer fitnelerden selâmetle çıkarlar."[625]



İzah



İbni Mâce'deki rivayette hadis,

"Riyanın en azı dahi şirktir. Allah'ın dostlarına düşmanlık eden kimse şüphesiz Allah'a savaş ilân etmiş olur...." şeklindedir.

Dinimizde ibâdetler sadece ve sadece Allah rızası için yapılır. Başka maksatlar gözetilmez. Amellerin Allah rızası için yapılmasına ihlâs denir. İhlasın zıttı riyadır. Riya, bir ibâdeti, güzel sayılan bir işi Allah rızası için değil de başkalarına gösteriş için, bir menfaat uğrunda, insanların kalbinde yer etmek düşüncesi ile yapmaktır. Hadislerde olduğu gibi Kur'ân'da da gösteriş için amel işlemek şiddetle yasaklanmıştır. Meselâ Maun Sûresinde şöyle buyurulur:

"Yazıklar olsun o namaz kılan münafıklara! Onlar ki namazlarından gafildirler. Onlar ki Allah rızâsını aramak yerine insanlara gösteriş yaparlar."[626]

Gazâlî, riyayı derecelere ayırır. Onun bu derecelendirmesi şöyledir:

Birinci derece: En ağır olanıdır. Riya ile yaptığı ibâdette hiç sevap niyeti yoktur. İnsanların yanında icabında abdestsiz de namaz kıldığı halde, yalnız kaldığında hiç kılmayan gibi.

İkinci derece: Kişinin yaptığı ibadette gösterişle beraber Allah rızasını gözetmek de vardır. Fakat bu niyet zayıftır, böyle biri yalnız kaldığında o ibâdeti yapmazdı. Hattâ sevabı düşünmese bile, insanların yanında o ibâdeti yine yapacaktı. Böyle biri günahtan kurtulamaz.

Üçüncü derece: Sevap ve gösteriş tarafları eşit olan. Böyle biri şayet gösterişin yanında sevap veya sevabın yanında gösteriş olmasa idi bu ameli yapmazdı. Bu amelinde fayda görmese de zarar da görmez. Belki baş başa kurtarır.

Dördüncü derece: Kişi, insanların duyması sebebiyle daha da şevke gelip ibâdetini artırır. Böyle kimse duymasa da ibâdetini yapacaktı. Böyle biri sırf riya maksadıyla yapmadığı için ibâdetinden fayda görebilir.[627]

İzahını yaptığımız hadiste riyanın en azının dahi Allah'a şirk koşmak olacağı nazara verilmektedir. Konu ile ilgili pekçok hadis vardır. Bunlardan birisi şöyledir:

"Gösteriş yaparak oruç tutan, gösteriş yaparak namaz kılan ve gösteriş yaparak sadaka veren kimse Allah'a şirk koşmuştur."[628]

Resûlullah (s.a.v.) bir hadislerinde de başkalarının yanında onlar görsün diye namazı güzel kılmayı gizli şirk olarak ifâde etmiş ve bunun Mesih Deccaldan daha büyük olduğunu bildirmiştir.[629]

Bir hadiste de Allah'ın Cenneti gösteriş yapanlara haram kıldığı bildirilmiştir.[630]

Gösteriş için yapılan amellerin kişiye âhirette hiçbir faydasının olmayacağı, bu amellerin silineceği bir tarafa,[631] zararı da dokunur. Çünkü hadiste de ifâde edildiği gibi riya, şirktir. Şirk ise büyük günahlardandır. Riyakarların âhiretteki durumları ile ilgili tafsilatı Ölümden Sonra Diriliş isimli eserimizin 231-234. sayfalarına havale ederek, burada bir kaç hadis nakletmek istiyoruz:

"Allah kıyamet gününde bütün kullarının huzurunda, dünyada gösteriş ve şöhret için amel işleyenleri ilân eder."[632]

"Allah Teâla insanlara yapmış oldukları amellerin mükâfaatını verdiği zaman riyakarlara da 'Ey riyakarlar! Sizler dünyada gösteriş yaptığınız kimselere gidin! Bakın onların yanında size verecekleri bir mükâfat bulabilir misiniz buyurur."[633]

Bir hadiste de Allah'ın kıyamet günü böylelerine şöyle sesleneceği bildirilir:

"İnsanlar için ibâdet edenler nerede? Kalkınız ücretlerinizi kendileri için amel ettiğiniz kimselerden alınız. Çünkü Ben dünya ve insanlar için yapılan amelleri kabul etmem."[634]

Açıkladığımız hadiste dikkat çekilen bir diğer husus, ibâdetin gizli yapılmasının istenmesi ve şöhretin riyaya sebep olduğunun açıklanmasıdır. Gerçekten de meşhur insanlar şöhretlerinin devam etmesi uğrunda, Allah rızasından daha çok insanların rızasını ararlar. Bunun için de onların hoşlarına gidecek şeyler yaparlar. Bu sebepledir ki, Peygamberimiz Allah'ın bir yere ayrıldıklarında veya bir yerde bulunduklarında kimse onların yokluğunu veya varlığını fark etmediği kimseleri sevdiğini bildirmiştir.[635]



Peygamberimizin Ümmetinin Fazileti


612. Abdullah bin Yezid Hatemî rivayet ediyor:

"Ümmetimin azabı dünyada iken verilir."

3 numaralı hadisin izahına bakınız.[636]



Çocukların Anne Ve Babaya Faydası


613. Ebû Zer (r.a.) rivayet ediyor:

"Buluğ çağına ermeden üç çocukları ölen hiçbir mü'min anne baba yoktur ki, Allah çocuklara olan rahmetinin bereketiyle onları fazlıyla Cennete koymasın."[637]



İzah



Peygamberimiz bir defasında kadınlara hitaben üç çocuğu ölen bir kadına o çocukların Cehenneme karşı siper olacaklarını bildirmişti. Bir kadın, "İkiye de, ikiye de!" dedi.

Resûlullah (s.a.v.),

"İkiye de, ikiye de!" buyurdu.[638]

Peygamberimiz bir hadislerinde de çocuğu ölen bir Sahabiyi şöyle teselli etmiştir:

"Cennetin kapılarından birine geldiğinde, çocuğunu sana kapıyı açmak için koşarken görmen seni sevindirmez mi?"[639]

Çocuğu ölen kimselerin bu müjdelere mazhar olabilmek buna "güzel bir sabırla" sabretmeleri şartına bağılıdır.[640]



Resûlullahın Yatarken Yaptığı Dua


614. Âişe (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah yatağına girdiğinde şöyle duâ ederdi:

"Allah'ım, bağımlılık derecesinde günah işlemekten ve yatak arkadaşı olan açlıktan Sana sığınırım."[641]



İzah



İbni Mâce'de bu rivayet şöyledir:

"Allah'ım, ben açlıktan Sana sığınırım. Çünkü açlık fena bir yatak arkadaşıdır. Hıyanetten de Sana sığınırım. Şüphesiz hıyanet fena bir duygudur."

Peygamberimiz (s.a.v.) açlıktan Allah'a sığınmıştır, çünkü açlık insanı din ve dünya ile ilgili vazifelerinden alıkoyar. Aklını karıştırır, bâtıl ve bozuk fikirlere sürükler, kumar, rüşvet, hırsızlık ve fuhuş gibi kötü yollara düşürür.[642]



Allah Katında Mü'minin Değeri


615. Abdullah bin Amr (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah katında mü'minden daha değerli hiçbir şey yoktur."[643]



İzah



Nasıl bir sanat eseri sanatkarına nispet edildiğinde bir değer ve mânâ kazanıyorsa, insan da yaratıcıya nispetle bir değer kazanır. Sanat eserinin sanakarından nispeti kesildiğinde nasıl kıymeti hiç hükmüne düşerse, Yaratıcı ile irtibatı kesilen insan da böyledir.

Mü'min Allah'a inanan demektir. Dolayısıyla Yaratıcısına nispet edilmektedir. Böyle olunca da Yaratıcı katında son derece kıymetlidir. Hadisin ifadesiyle Yaratıcı nezdinde ondan daha değerli hiçbir şey yoktur. Nasıl kıymetli olmasın ki, mü'min kimse Yaratıcısını tanıyor, Ona kul oluyor, emirlerini dinliyor, yasaklarından sakınıyor.

Bunun içindir ki, Abdullah ibni Abbas (r.a.) Kabe'ye yönelerek şöyle demiştir:

"Ey Kabe! Allah seni saygıdeğer ve şerefli kıldı. İnanmış bir insanın Allah katındaki şeref ve değeri ise senden daha büyüktür."

Hz. Ebû Bekir de hiçbir mü'minin küçümsenmemesi gerektiğini ifâde etmiş, "Çünkü Müslümanın küçüğü de, büyüğü de Allah katında büyüktür" demiştir.

Evet, Allah yanında kıymetli olan mü'mine, mü'minler de kıymet vermeli, ona Yaratıcısına nisbet ederek bakmalı, Allah, din, peygamber, kitap, kıble gibi küreleri birbirine bağlayacak bağların yerine bunlara nispetle örümcek ağı mesabesindeki siyaset, cemaat, mezhep, tarikat, ırk birliklerini koymamalıdır. Bizzat Allah'ın değer verdiği bir varlığı küçümser bir havaya girmemelidirler. Mü'min de kendini böyle görmeli, değerini düşürecek şeylerden sakınmalıdır.[644]



Kadınların Şefkati


616. Ebû Umâme el-Bâhilî (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullahın (s.a.v.) yanına beraberinde iki çocuğu olan bir kadın geldi ve ondan yemek için bir şey istedi. Resûlullahın onlara verecek bir şeyi yoktu. Sadece üç hurma verdi. Kadın hurmanın birini bir çocuğuna, diğerini de diğer çocuğuna verdi. Birini de yanında tuttu. Çocuklardan birisi hurmasını yedikten sonra ağladı. Kadın bıraktığı hurmayı ikiye böldü, yarısını ağlayan çocuğuna, yarısını da diğerine verdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kadınlar çocuklarını karınlarında taşır, dünyaya getirirler, emzirirler, onlara karşı çok da merhametlidirler. Eğer kocalarına eziyet etmeyip namazlarını da kılsalar Cennete girerler."[645]



İzah



Hadisde kadınlardaki şefkat nazara verilmekte, onların yemeyip çocuklarına yedirdikleri, bununla çok büyük sevap kazandıkları bildirilmektedir. Çocukları binbir zahmetle karınlarında taşımakla, sancılarla dünyaya getirmekle, emzirmekle büyük mükâfat elde ettikleri, bunun yanı sıra kocalarına eziyet etmeyip beş vakit namazı da kıldıklarında Cennete girecekleri müjdelenmektedir.[646]



Resûlullaha Salavât Getirmek


617. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim bana bir defa salavât getirirse, Allah on defa rahmet eder. Kim on defa salavât getirirse, Allah ona yüz defa rahmet eder. Kim bana yüz defa salavât getirirse, Allah onun alnına münafıklıktan ve ateşten kurtuluş beratı yazar. Ve kıyamet gününde onu şehidlerle beraber bulundurur."[647]



İzah



Yüce Allah bir âyet-i kerimede,

"Peygambere Allah rahmet eder, melekler de dua eder. Ey iman edenler, siz de ona teslimiyetle salat ve selam getirin"[648]

buyurarak Resûlullaha salavat getirmeyi emretmiştir.

Resûlullah (s.a.v.) âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, âhir zaman peygamberidir. İnkar karanlıkları onun getirdiği nur ile dağılmış, bütün varlıklar onun nuruyla manasızlıktan kurtularak üzerlerinde tecelli eden İlâhî isimleri şuur sahiplerine okutmaya başlamıştır. Bu sebeple bütün kâinat onunla alakadardır ve ona rahmet duası eder. O, ümmetinin saadetiyle de yakından alakadardır; dünyaya geldiği anda ağzından "Ümmetim" sözü işitildiği gibi, kıyamette herkes kendi nefsinin derdine düştüğünde, o yine "Ümmetim" diyerek onların saadetini düşünecektir. İşte öyle bir zat, elbetteki ümmetinin her bir ferdinden her zaman İlâhî dergaha yükselecek rahmet duasına lâyıktır. Biz, salât ve selâm getirmekle, hem bütün kâinatın nâmına, hem de ümmeti sıfatıyla, ona rahmet duası etmiş, ona bağlılığımızı yenilemiş ve kıyamet günü onun şefaatine hak kazanmış oluruz.

Peygamberimiz pek çok hadislerinde ümmetinden kendisine salavât getirmelerini istemiştir. Yukarıdaki hadislerinde de kendisine salavât getirene Allah'ın on misli rahmet ile karşılık vereceğini, onu ateşten ve münafıklıktan koruyucağını ve o kimseyi şehidlerle beraber bulunduracağını bildirmiştir.

Peygamberimizin bu derece salavât getirilmesini istemesi, yine ümmeti içindir. Bediüzzaman bu konuda meâlen şöyle der: O zât (a.s.m.), bütün ümmetinin saadeti ile alakadar ve ümmetinin bütün fertlerinin her nevi saadetlerinden hissedardır. Onların her çeşit musîbetleriyle de endişedardır. İşte kendisinin saadet ve kemalat mertebeleri sonsuz olmakla beraber; sayısız ümmet fertlerinin, sayısız bir zamanda, hadsiz derecede çeşitli saadetlerini hararetle arzu eden ve hadsiz sıkıntılarından müteessir olan bir zât, elbette hadsiz salavat, duâ ve rahmete layıktır, muhtaçtır.[649]

160 numaralı hadise de bakınız.[650]



Evvâbîn Namazı


618. Ammar bin Yâsir (r.a.) rivayet ediyor:

Dostum Resûlullahın (s.a.v.) akşam namazından sonra altı rekat namaz kıldığını gördüm. Şöyle buyurdu:

"Kim akşam namazından sonra altı rekat namaz kılarsa, deniz köpüğü kadar da olsa günahları bağışlanır."[651]



İzah



Evvâbin, tevbe ve istiğfar ederek Allah Teâlaya çokça yönelen kişi demektir. Hadiste de ifâde edildiği gibi, evvâbîn namazı altı rekattır ve akşam namazından sonra kılınır. Bu namazı bir, iki veya üç selamla kılmak mümkündür. Peygamberimiz bu namazı bazan kılmış, bazan terk etmiştir. Yani bu namaz müekked olmayan sünnettir.[652]



Resûlullahın Bir Duası


619. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah şöyle dua ediyordu:

"Allah'ım, âhiretimin garantisi olan dinimi kuvvetleştir. Yaşadığım yer olan dünyada beni huzur içerisinde yaşat. Ebedî yaşama yerim olan âhiret hayatımda beni mutlu kıl. Yaşadığım müddetçe hayrımı artır. Ölümü de bana bütün şerlerden kurtulup rahatlama kıl."[653]



Kadere Rıza Göstermek


620. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim Allah'ın kazasına razı olmaz ve Allah'ın kaderi takdir ettiğine inanmazsa kendisine Allah'tan başka ilâh arasın."[654]



İzah



Allah'a inanan bir mü'min, tedbirini alır, bununla beraber Allah bir musibet vermeyi dilerse o tedbirin kendisine hiçbir faydası olmayacağına inanır. Tedbirine rağmen başına bir musibet geldiğinde de, onu rıza ile karşılamasını bilir.

Evet, "Allah'a inandım" demek, Ondan gelen herşeye de rızâ göstermey" gerektirir. Kişi hem "Allah'a, kadere inandım" der, hem de kaderin takdirine rıza göstermezse, bu onun imanında samimî olmadığını gösterir. Bir kudsî hadiste böyleleri şiddetle ikaz edilir ve şöyle buyurulur:

"Benim hükmüme razı olmayan ve Benim verdiğim musibete sabretmeyen kişi Benden başka rab arasın."[655]

Aslında aklı başında bir insan başına gelen musibete sabretmekten başka çare bulunmadığını, dövünmenin, çırpınmanın, kaderi tenkit etmenin zerre kadar faydası olmadığını çok iyi bilir. Öyle ise yapılacak şey elden hiçbir şey gelmeyen bir konuda dövünüp, çırpınmak değil, onu kabullenmektir. Çünkü huzur ve saadet bundadır. İtiraz ise eleme bin elem daha katar. Nitekim Peygamberimiz bir hadislerinde bu gerçeği şöyle ifâde buyurmuştur:

"Allah, hikmet ve büyüklüğü ile huzur ve ferahı kadere rızâ ve kuvvetli imana; kaygı ve üzüntüyü de şüpheye ve kadere itiraz etmeye yerleştirmiştir."[656]

"Madem ki, herşeyin Allah'tan olduğunu bilirsin ve ona imanın vardır; zararlı, menfaatli herşeyi tahsin ve hüsn-ü rızâ [güzel bir şekilde ve güzel bir rızâ ile] kabul etmek lâzımdır"[657] diyen Bediüzzaman, başka bir yerde de bununla ilgili olarak şöyle der:

"Madem Onun Rubûbiyetine razıyız, o Rubûbiyeti noktasında verdiği şeye de rızâ lâzım. Kaza ve kaderine itirazı işmam eder bir tarzda 'Ah,' 'Of edip şekva etmek, bir nevî kaderi tenkittir, Rahîmiyetini ittihamdır. Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır. Kırılmış el ile intikam almak için o eli istimal etmek [kullanmak], nasıl kırılmasını tezyid ediyor [artırıyor]; öyle de, musibete giriftar olan adam, itirazkârâne şekva ve merakla onu karşılamak, musîbeti ikileştiriyor."[658]

Konunun tafsilatı için Kadere İman isimli eserimizin 131-140. sayfalarına bakınız.[659]



Rüya Herkese Anlatılmamalı


621. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Rüya bir âlimden veya hayır tavsiye edenden başkasına anlatılmaz."[660]



İzah



Genel olarak her insan günde bir veya birkaç defa rüya görür. Bu rüyalar sevindirici olduğu gibi, üzücü de olabilir. Hemen herkes rüyasını başkalarına anlatır. İşte Peygamberimiz, bu hadislerinde rüyanın öyle herkese anlatılmayıp bir âlime veya kendisinin iyiliğini isteyen birisine anlatması gerektiğine dikkat çekmektedir. Çünkü Peygamber Efendimiz başka bir hadislerinde tâbir edilmedikçe rüyanın askıda olduğunu, tâbir edildiği şekil üzere çıkacağını bildirmiştir. Ehil olmayanlara anlatıldığında, o kimsenin rüyayı görüldüğü hal üzere anlatacağı açıktır. Oysa rüyanın görüldüğü gibi yorumlanması doğru değildir. Zira çoğu zaman rüyada görülen kötü şeyler, güzel bir şekilde çıkmaktadır. Ki, Peygamberimiz kendisine anlatılan zahirde çok kötü rüyaları iyi bir şekilde yorumlamıştır.[661]



Ufak Da Olsa Günahlar Küçük Görülmemeli


622. Sehl bin Sa'd (r.a.) rivayet ediyor:

"Küçük görülen günahlardan sakının! Çünkü bu günahların durumu şuna benzer: Bir topluluk bir vadide konaklamışlar. Ekmeklerini pişirmek için her biri birer çalı çırpı getirmiş, böylece yeterli odunu toplamışlar. İşte küçük gibi görülen günahlar da böyledir. Birike birike sahibini helake götürür."[662]



Hazırsa Önce Yemek, Sonra Namaz


623. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Akşam namazı vaktinde yemek hazırlanmışsa önce yemeğe başlayın."[663]



İzah



İnsanın zihnini meşgul eden bir şey varken namaza durması mekruhtur. Çünkü bu namazda bulunması gereken huşuya zarar verir. Bunun için kişi önce zihnini meşgul eden şeyi halletmeli, namaza sonra başlamalıdır. Hadiste akşam yemeği hazırken önce yemeği yiyip sonra namaza durulması istenmiştir. Bu, akşam yemeği için böyle olduğu gibi, öğle yemeği için de böyledir. Bâzı kaynaklarda "Yemeğinizi aceleye de getirmeyin" buyurulmuştur.

Ancak namaz vakti tehlikeye girmişse önce namaz kılınmalıdır 36 ve 571 numaralı hadislere de bakınız.[664]



Mü'min, Mü'min Olarak Haram İşlemez


624. Ali (r.a.) Resûlullahın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim:

"İnsan mü'min olduğu halde asla zina edemez. Bir insan mü'min olduğu halde asla hırsızlık yapamaz. İnsanların gözü olduğu bir ganimet malını mü'min olarak zimmetine geçirmez. Bir insan mü'min olduğu halde içki içmez."[665]



İzah



Hadis, dört büyük kötülüğe dikkat çekmektedir. Ehl-i Sünnet anlayışına göre bu haramları işleyen kimseler kâfir olmazlar. Bunun için bu hadisi âlimler, "Kâmil mü'min olduğu halde..." şeklinde açıklamışlardır. Hadiste, mü'mine imânı tehlike endişesini hatırlatmak için böyle bir üslup kullanılmıştır. Zaten başka hadislerde bu haramları işleyenlerin mü'min oldukları açık bir şekilde ifâde edilmiştir.

Diğer taraftan, Hz. Ali bu hadisi Küfe minberinde rivayet ettiğinde, bir zât "Bu haramları işleyenler kâfir olur mu ey Mü'minlerin Emiri?" diye sormuş. Hz. Ali, böylelerinin işlediği bu haramların helâl olduğuna inanmadıkça mü'min olduklarını bildirmiştir.[666]



Allah Ve Resulü İçin Nasihat


625. Huzeyfe bin Yeman (r.a.) rivayet ediyor:

"Bir kimse Müslümanların işlerine ehemmiyet vermezse, onlardan değildir. Bir kimse Allah için, Resulü için, kitabı için, Müslümanların idarecisi için ve bütün Müslümanlar için sabah akşam hayır dilemezse yine onlardan değildir."[667]



İzah



Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî, buna benzer şöyle bir hadis rivayet ederler:

Temim ed-Dârî (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah (s.a.v.),

"Din nasihattir" buyurdu.

Biz, "Ey Allah'ın Resulü, kim için nasihattir?" diye sorduk. Şöyle buyurdu:

"Allah için, Allah'ın kitabı için, Resulü için, Müslümanların idarecileri ve bütün Müslümanlar için."[668]

İzahını yaptığımız hadisin birinci bölümünde, Müslümanların işine ehemmiyet vermeyenlerin onlardan olmadığı ifâde edilmektedir. İkinci kısımda ise nasihat üzerinde durulmaktadır. Evet yukarıda da ifâde ettiğimiz gibi nasihatin, diğer ifâde ile hayırhahlığın, yani hayrı ve iyiliği duyurup hatırlatmaktır. Hadiste bir Müslümanın Allah için, Resulü için, Allah'ın kitabı için, Müslümanların idarecileri için ve bütün Müslümanlar için sabah akşam nasihat etmesi istenmektedir.

Allah için nasihat, Allah'ın birliği ve sıfatları hususunda sağlam bir inanca sahip olmak, Ona ihlasla kulluk etmek, ameline riya karıştırmamak ve haramlardan sakınmaktır.

Resulü için nasihat, ona halisane iman etmek, emir ve yasaklarına tâbi olmak, sünnetini yaşamak ve yaşatmaya çalışmak, Ehl-i Beytine ve Sahabîlerine sevgi beslemektir.

Kur'ân için nasihat, ona halisane iman ve hükümleri ile amel etmek, korunmasına, hükümlerinin yayılmasına ve anlaşılmasına çalışmaktır.

Müslümanların idarecileri için nasihat, Allah'a isyan olmayan hususlarda onlara itaat etmek, gerektiği zaman ikazda bulunmaktır.

Bütün Müslümanlar için nasihat, onlara iyiliği tavsiye etmek, kötülükten sakındırmak, yaşlılarına hürmet, göstermek, küçüklerini sevmek, kendi nefsi için istediğini onlar için de istemektir.[669]



Herşey İnsandan Çok İbâdet Ediyor


626. Süleyman bin Büreyde babasından rivayet ediyor:

"Hiçbir şey yoktur ki Âdemoğlundan daha çok Allah'a itaat etmesin."[670]



İzah



Deniz ve göllerdeki balıklardan, uzay boşluğunda birer balık gibi yüzen koca kürelere kadar nice yaratığın son derece hassas bir tarzda vazifelerini yapmakta olduğunu görüyoruz. Herbir yaratık vazifesini hiç aksatmadan canla başla yerine getiriyor. Bitki ve hayvanlar ürünlerini vermemezlik, toprak tohumları bitirmemezlik, yağmur yağmamazlık, güneş doğmamazlık, ısı ve ışık vermemezlik yapmıyor. Bütün bunlar muntazaman vazifelerini yapıyorlar. Bu onların aynı zamanda ibâdetleridir, tesbihleridir. Yüce Allah,

"Hiçbir şey yoktur ki, Allah'ı teşbih etmesin"[671] buyurarak bu gerçeği nazara vermiştir

Allah insandan başka bütün yaratıklara serbest ve başıboş hareket etme gücü vermemiştir. Bunun için onlar yaratılış vazifelerinin dışına çıkmazlar. İnsan imtihanın gereği olarak itaat ve isyanda serbest bırakıldığı için Allah'a isyan edebilmektedir. Oysa insana düşen Allah'a kulluk noktasında, diğer yaratıklardan geri kalmamak olmalıdır.[672]



Müslümanı Sevindirmek


621. Âişe (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Kim Müslüman bir ev halkını sevindirirse, Allah bunun sevabı olarak o kulunu Cennete koymaktan başkasına razı olmaz."[673]



Cehennemliklerin Yiyeceği: Zakkum


628. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.),

"Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekiyorsa öylece korkun. Ve son nefesinize kadar hakda sebat edin de, Müslümanlar olarak ölün" âyetini okudu ve şöyle buyurdu:

"Şayet zakkumdan bir damla dünyanın denizlerine damlatılsa, canlıların yaşantısını bozardı. Böyle olunca yiyecekleri zakkum olan Cehennem ehlinin hali nasıl olur, düşünün?"[674]



İzah



Peygamberimiz bu hadisleri ile ümmetini Cehenneme karşı ikaz etmiş, son nefeslerine kadar imanlarını korumaya ve Müslüman olarak ölmeye teşvik etmiştir.

Hadiste geçen zakkum, tadı ve kokusu fena, acı bir ağaç olan Cehennem ehlinin yiyeceğidir. Cennet ehli Cennette birbirinden güzel ve lezzetli Cennet yiyecekleri ile lezzetlenirken, Cehennem güzel ve lezzetli Cennet yiyecekleri ile lezzetlenirken, Cehennem ehli ise zakkum ve benzeri yiyeceklerle azap çekeceklerdir. Kur'ân'da Cehennemliklerin bu azabına şöyle dikkat çekilir:

"Ey Allah'ın âyetlerini yalanlayan sapıklar! O zakkum ağacından muhakkak yiyeceksiniz. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız. Üstüne de kaynar su içeceksiniz. Susamış devenin içişi gibi içeceksiniz. İşte hesap gününde onların ziyafeti budur."[675]

Başka âyetlerde de zakkum hakkında şu tafsilat verilir:

"Bu mu daha hayırlı bir ziyafettir, yoksa zakkum ağacı mı? Muhakkak ki Biz onu zâlimler için bir belâ kıldık. O bir ağaçtır ki, Cehennemin dibinde biter. Meyvesi şeytanların başına benzer. Ondan, muhakkak yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır."[676]

Peygamberimiz hadisin son cümlesine bir mukayese yapıyor ve yiyecekleri zakkum olan Cehennem ehlinin çekeceği azabı hayallerimize havale ediyor.[677]



İftar Duası


629. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) orucunu açarken şöyle duâ ederdi:

"Allah'ın adıyla. Senin rızan için oruç tuttum, Senin rızkınla iftar ediyorum."[678]



İzah



Dinimizde faziletli olan bâzı aylar, günler ve vakitler vardır. İşte oruçlu için iftar vakti de böyle vakitlerdendir. Peygamberimiz bir hadislerinde,

"Oruçlunun iftar vaktinde geri çevrilmeyen bir duâ hakkı vardır"[679] buyurarak buna dikkat çekmiştir.

Yukarıdaki hadislerinde de oruç açarken yapılacak duayı nazara vermiştir. Başka rivayetlerde Resûlullahın iftar vaktinde şöyle duâ ettiği bildirilir:

"Allah'ım, Senin için oruç tuttum. Sana inandım, Sana tevekkül ettim. Senin verdiğin rızık ile orucumu açtım. Yarının orucuna da niyet ettim. Benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla. Beni, annemi, babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde affet."[680]



Her Aydan Üç Gün Oruç Tutmak


630. Cerir bin Abdullah el-Becelî (r.a.) rivayet ediyor:

"Her aydan üç gün oruç tutmak bütün seneyi oruçlu geçirmek gibidir. Eyyâmü'1-bîd, ayın on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günleridir."[681]



İzah



Pazartesi ve Perşembe günleri gibi oruç tutulması sünnet olan bâzı günler vardır. İşte oruç tutmanın sünnet olduğu bu günlerden bâzıları da her aydan üç gün oruç tutmaktır. Bu üç gün, ayın on üç, on dört ve on beşinci günleridir. Her ayın bu günlerini oruçlu geçirmek bütün seneyi oruçlu geçirmek gibidir. Böyle olması, amellerin en az on katı ile mükafatlandırılması sebebiyledir.[682]



Küs Durmak


631. Abdullah bin Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:

"Bir Müslümanın bir Müslümanla üç günden fazla küs durması helâl değildir."[683]



İzah



Yüce Yaratıcımız bizi yokluktan varlık âlemine çıkarmış, hayatiyetimizi devam ettirebilmemiz için sayılamayacak kadar çok nimeti önümüze sermiş, Cennet gibi bir mükâfatı sevgili kulları için hazırlamış; bütün bunlara bir şükür olarak da biz kullarından Kendisine itaat etmemizi, emirlerini tutup, yasaklarından da kaçınmamızı istemiştir.

İşte dinimizde Allah'ın yasakladığı haramlardan birisi de mü'minlerin birbirleriyle küs durmaları, birbirleriyle selâmlaşmamaları, konuşmayı terketmeleridir. Yüce Rabbimiz bir âyet-i kerimede mü'minlerin vazifelerinden birisinin de dargınların arasını bulmak olduğunu bildirir ve şöyle buyurur:

"Mü'minler kardeştirler; siz de kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki, rahmete erişesiniz."[684]

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz de pekçok hadislerinde dargın durmanın helâl olmadığını bildirmiştir. İşte izahını yaptığımız hadis bunlardan birisidir.

Evet, bir kimsenin mü'min kardeşiyle küs durması, ona düşmanlık beslemesi, kin tutması çok büyük bir haksızlıktır, zulümdür. Bediüzzaman mü'mine kin duymanın, ona düşmanlık beslemenin, onunla konuşmamanın ne derece büyük bir zulüm olduğunu Uhuvvet Risalesi isimli eserinde meâlen şöyle ifâde eder:

"Mü'min kardeşine kin ve düşmanlık beslemek ne kadar zulümdür. Çünkü, nasıl ki, sen âdi, küçük taşları Kabe'den daha ehemmiyetli ve Uhud Dağı'ından daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de, Kabe hürmetinde olan iman ve Uhud Dağı büyüklüğünde olan İslâmiyet gibi çok İslâmî sıfatlar, sevgiyi ve ittifakı istediği halde, mü'mine karşı düşmanlığa sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bâzı kusurları, iman ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu aklın varsa anlarsın."[685]

Denilebilir ki, "Küs durduğum, kin duyduğum kimse bana hakaret etti, bana ağır laflar konuştu."

Aslında kaba ve çirkin konuşmak da mü'mine yakışmayan sıfatlardandır. İnsan bir şey söylerken neticesini düşünmeli; bir gün barışıldığında mahcup olmamak için açık kapı bırakmalıdır. Fakat diyelim ki, karşı taraf hiç bir açık kapı bırakmadı. Bu takdirde onunla ebedî olarak küs mü kalınacaktır?

Elbette ki hayır. Çünkü dinimiz kaba ve çirkin konuşmayı, mü'minlerin birbirleriyle küs durmalarını yasaklarken; isteyerek veya istenmeyerek bir kusur işlendiğinde de affı emretmektedir. Yüce Rabbimizin binbir isminden birisi de Afüvdür. Afüv olan Rabbimiz, insanlık icabı günah ve kusur işleyen kullarını affetmeyi sever ve kullarından da afla muamele etmelerini ister. Yüce Allah bir âyet-i kerimede affetmeyi takva sahiplerinin vasıflarından sayar ve şöyle buyurur:

"O takva sahipleri, bollukta ve darlıkta bağışta bulunanlar, öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenlerdir."[686]

Dargınlar ilk adımı illa da karşı tarafın atmasını beklememelidirler. Çünkü barışmada ilk adımı atmak çok sevaplıdır. Karşı taraf cevap vermezse, konuşmaya ilk başlayan sevap kazanırken; diğeri günahkâr olur. Peygamberimiz izahını yaptığımız hadisin Ebû Dâvud'daki rivayetinde bununla ilgili olarak şöyle buyurur:

"Bir mü'minin diğer mü'minle üç günden fazla küskün durması helâl değildir. Üç günden sonra dargın olduğu kimseye rastlarsa selâm versin. Eğer selâm verilen kimse, selâma karşılık verirse, sevaba ortak olur. Yoksa o günah işlemiş olur. Selâm veren de dargınlıktan çıkmış olur."

Peygamberimizin konu ile ilgili bir hadisi de şu mealdedir:

"Bir Müslümanın diğer bir Müslüman kardeşine dargın kalması helâl değildir. Onlar birbirleri ile karşılaştıkları zaman, biri yüzünü bir tarafa, diğeri de öbür tarafa çevirir. Bunlardan en hayırlısı, ilk önce selâm verip barışandır."[687]



Namaz Günahlara Keffârettir


632. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah ile beraber mescidde namaz vaktinin girmesini bekliyorduk: Adamın biri kalktı ve "Ben bir günah işledim" dedi. Resûlullah ondan yüz çevirdi. Cemaatla beraber namazını kıldı. Namazdan sonra aynı adam kalktı ve "Ben bir günah işledim" diyerek sözünü tekrarladı. Resûlullah,

"Sen temizliğini güzelce yaparak bizimle şu namazı kıldın değil mi?" diye sordu.

Adam, "Evet, kıldım" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kıldığın bu namaz senin işlediğin günahın keffâretidir." [688]



Allah Kulları İle Konuşacak


633. Adiy bin Hatem et-Tâî rivayet ediyor:

"Allah hepinizle aranızda bir tercüman olmadan konuşur. O kimse sağına bakar, [varsa] dünyada iken gönderdiği hayırları görür, soluna bakar işlediği günahları görür. Önüne bakar Cehennemi görür. Binâenaleyh yarım hurma sadaka vermekle de olsa kendinizi Cehennemden koruyunuz."[689]



Müslümanların İşini Üstlenmenin Mes'uliyeti


634. Abdullah bin Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

"Ümmetimden bir kimse Müslümanların işlerinden birini üzerine alır da kendisini ve ailesini gözetip koruduğu gibi onları gözetip korumazsa, Cennetin kokusunu duyamaz."

İzah



Hadis, Müslümanların işini üstlenmenin mes'uliyetini ifâde etmekte, üzerine aldığı işin hakkını vermeyenlerin Cennetin kokusunu işitemeyeceklerini bildirmektedir. Oysa hadislerde bildirildiğine göre Cennetin kokusu 500 ve 1000 yıllık mesafelerden duyulacaktır. Bir kimse buna rağmen bu kokuyu duymayacaksa, onun ne büyük bir ziyan içerisinde olduğu daha iyi anlaşılır.[690]



Baş Örtüsü


635. Ebû Katâde (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Bir kadın zînetini kapatıncaya kadar Allah onun namazını kabul etmez. Buluğ çağına eren bir kız da başını kapatmadıkça, Allah onun namazını kabul etmez."[691]



İzah



Hadiste dinimizin farz emirlerinden birisi olan tesettürün ehemmiyetine dikkat çekilmekte, kadınların Allah'ın avret yerlerini; buluğ çağına eren kızların da başını kapatıncaya kadar namazının kabul etmeyeceği bildirilerek, kadınlar ve kızlar ikaz edilmektedir. Bu hadise namaz kıldığı halde açık saçık gezen kadınlar için bir tehdit nazarı ile bakılmalıdır. Yoksa bir kadın namaz kılarken başını kapatıyor da, diğer zamanlarda açıyorsa, bunun namazına bir zarar vereceği söylenemez. Çünkü namaz ayrıdır, namazın dışındaki örtünme ayrıdır, namaz esnasında başını örten bir kadın, namaz borcunu yerine getirmiş, ama Allah'ın örtünme emrine uymamış olur. Kıldığı namazdan dolayı sevap kazanırken, açık saçık gezdiği için de günaha girmiş olur. Hülasatü 'l-Ecvibe isimli eserde konu ile ilgili olarak şöyle bir fetvaya yer verilir:

"Günah işleyen kimselerin namaz ve ibadetleri sahih olup sevabına nail olur."[692]

"Namazı dosdoğru kıl, şüphesiz ki namaz insanı fuhuş ve kötü şeylerden ahkoyar"[693]

âyeti gereğince, böyle bir kadının namazın bir kerameti olarak diğer zamanlarda da başını örtmesi mümkündür.[694]



Peygamberimizin Günahtan Korunması


636. Ammar bin Yâsir (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullaha (s.a.v.), "Ya Resûlallah, siz Cahiliye Devrinde Cahiliye ehlinin işlediği günahlardan birini işlediniz mi?" diye sordum.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Hayır. İki yere gidecek oldum. Birincisinde uyku bastı. İkincisinde ise insanların geceleyin yaptıkları sohbet beni oyaladı, gidemedim."[695]



İzah



Cenâb-ı Hak, daha ezelden, ondaki liyakat sebebiyle Sevgili Habibini son peygamber olarak takdir etmişti. Bu sebeple küçüklüğünden beri onu bu büyük vazifeye hazırladı, devamlı olarak murakebe altında tuttu. Çocukluk devresinden itibaren onu Cahiliye Devrinin her türlü çirkinlikleri ve kötülüklerinden korudu.

İzahını yaptığımız hadiste, Ammar bin Yasir'in (r.a.) suâli üzerine Peygamberimiz henüz risaletle vazifelendirilmeden önce Cahiliye Devrinin eğlencelerinin sergilendiği iki yere gitmek istediği halde gidemediğini bildirmektedir. İki defa tekrarlan bu hadise şöyle olmuştu:

Kureyş'ten biri ile kendilerine ait koyunları otlatırken arkadaşına, "Eğer benim koyunlarıma da bakarsan Mekke'ye gidip gece sohbetlerine katılmak istiyorum" dedi.

Arkadaşı, "Olur bakarım" deyince de Mekke'ye geldi. Girişte def, düdük ve ıslık sesleri işitti. "Bu nedir?" diye sordu. "Filan erkek filan kadınla evleniyor" dediler. Peygamberimiz oraya gitti, tam oturmuştu ki, aniden kulakları tıkandı, gözleri kapandı. Sabahleyin güneşin sıcaklığı ile uyanabildi. Hemen arkadaşının yanına gitti. Arkadaşı, "Ne yaptın?" diye sordu. Peygamberimiz başından geçenleri ona anlattı. Resûlullah (s.a.v.) buna benzer bir hadise daha yaşadı.[696]



Doğum Kontrolü Ve Kader


637. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullahın (s.a.v.) yanında azlden konuşuldu. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Azl yapmanızda bir günah yoktur. Muhakkak o da kaderdendir."[697]



İzah



Hadiste ifâde edilen azl, "cinsî münâsebet esnasında erkeğin menisini dışarı akıtması" demektir. Bir çeşit doğum kontrolüdür. Hadiste, doğmu kontrolünün de kaderden olduğu nazara verilmektedir.

Cenâb-ı Hak, Hakîm isminin gereği olarak kâinatta meydana gelen hadiseleri bazı sebeplere bağlamıştır. Meselâ, buğday elde etmek için tarlaya tohum ekmek; meyve yetiştirmek için ağaç dikmek gerekir. Bütün bunlar bir sebeptir.

Bunun gibi, bir çocuğun anne karnında teşekkül edebilmesi için de, erkekte bulunan sperm ile kadında bulunan yumurtanın buluşması gerekir. Bu buluşma herhangi bir yolla engellenirse, çocuğun teşekkül etmemesi normal sayılabilir. Her ne şekilde olursa olsun doğum kontrolünü Cenâb-ı Hakkın yaratmak istediğine engel olmak mânâsında anlamamak gerekir. Çünkü, burada canlının teşekkül etmemesi, Yüce Allah'ın yaratmak istememesi sebebiyledir. Bu durumda tedbir almak bir sebepten öteye geçmemektedir. Cenâb-ı Hak mahlukâtın sayısını takdir ederken kulunun böyle bir tedbire teşebbüs edip etmeyeceğini biliyordu. Bunun için de insanların sayısını bu ilmi içinde tayin ve takdir etti. Hadisin "Muhakkak o da kaderdendir" cümlesi bunu ifâde etmektedir.

Şu hususu da hatırdan çıkarmamak gerekir: Cenâb-ı Hak şayet yaratmayı takdir etmişse, tedbirin hiçbir tesiri olmaz. Ne kadar tedbire müracaat edilirse edilsin, şayet doğması ezelde takdir edilmişse, o çocuk mutlaka doğar. Nitekim hadisin zikrettiğimiz kaynaklarda yer alan ve yine Ebû Sâid el-Hudrî (r.a.) kanalıyla gelen bir rivayeti şöyledir:

"Azl yapmanızda bir günah yoktur. Fakat, Cenâb-ı Hakkın kıyamete kadar doğmasını takdir buyurduğu her canlı mutlaka doğar."[698]



Peygamberimiz Adına Yalan Uydurmak


638. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim bilerek benim adıma yalan uydurursa, Cehennemdeki yerine hazırlansın."[699]



İzah



Yalan söylemek dinimizin haram kıldığı hususlardandır. Peygamberimiz üzerine yalan uydurmak ise kat kat cezayı gerektirir.

Çünkü onun üzerine uydurulan yalan, başkaları adına uydurulan yalanla kıyas edilmez. Zira onun sözleri dinin kaynaklarıdır. Onun adına yalan uydurmak aynı zamanda Allah adına yalan uydurmak demektir. Çünkü Peygamberimiz dinî hükümleri bildirirken kendiliğinden konuşmamış, Allah'ın vahyini tebliğ etmiştir. Dolayısıyla bir kimse söylemediği bir sözü Resûlullaha isnad etmekle, "Allah Resulüne böyle vahyetti" demiş olmaktadır. Bunun içindir ki, Resûlullah (s.a.v.) böylelerini şiddetle tehdit etmiştir.[700]



İnsana "İnsan" Denilmesinin Sebebi


639. İbni Abbas (r.a.):

"İnsanın "insan" diye isimlendirilmesinin sebebi, onun verdiği sözü unutmasıdır." [701]



İzah



Yukarıdaki söz, Peygamberimize (s.a.v.) nispet edilmemiş, İbni Abbas'ın bir sözü olarak kaydedilmiştir.

İnsan, kelime olarak "unutmak" mânâsına gelen "nisyan" kökünden alınmıştır. Peygamberimiz hadislerinde insana bu ismin verilmesinin sebebinin verdiği sözü unutmasından kaynaklandığını bildirmiştir. Bu söz, ruhlar âleminde Allah'ın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" suâline "Evet, Rabbimizsin" şeklinde verilen sözdür. İnsan, Rabbine verdiği bu sözü unutmuştur.

Bediüzzaman da insan ve nisyanla ilgili olarak şöyle der: "İnsan, nisyandan alındığı için, nisyana müpteladır. Nisyanın en kötüsü de, nefsin unutulmasıdır. Fakat, hizmet, sa'y, tefekkür zamanlarında, nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi, dalâlettir. Hizmetler görüldükten sonra, neticede, mükâfat zamanlarında nefsin unutulması kemâldir."[702]



Salih Rüyalar


640. Abdullah bin Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:

"Salih kulların gördüğü sâdık rüyalar peygamberliğin yetmiş parçasından bir parçadır." [703]



Kimler Şefaat Edecek?


641. Ebû Bekre (r.a.) rivayet ediliyor:

"İnsanlar sırat üzerine sürülürler. Tıpkı gece kelebeklerinin ateşe döküldükleri gibi, sıratın kıyılarından dökülürler. Allah rahmetiyle dilediklerini ateşten kurtarır. Sonra meleklere, peygamberlere, şehitlere şefaat etmeleri için izin verilir. Onlar da kalbinde zerre miktarınca iman bulunanların ateşten çıkarılması için şefaat ederler de ederler."[704]



Ölüm Ânında Herkes Gideceği Yeri Görür


642. Abdullah bin Ömer (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet ediyor:

"Biriniz vefat ettiğinde ona sabah akşam kalacağı yer arzedilir. Eğer Cennet ehli ise cennetteki yeri, Cehennem ehli ise Cehennemdeki yeri kendisine gösterilir. Ve kendisine şöyle denilir:

"Burası, kıyamette Allah'ın seni göndereceği yerindir." [705]



Cemaatle Namaz


643. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Öyle istiyorum ki, insanlara namaz kılmalarını emredeyim, ardından namaza kalkayım, sonra da bakayım, mescide namaza gelmeyenlerin evlerini yakayım."[706]



Anarşi Ve Fitne Zamanında İslâmı Yaşamak


644. Ma'kıl bin Yesar (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Anarşi ve fitne zamanında İslâmı yaşamak, bana hicret etmek gibidir."[707]



İzah



Mekke'de, ağır şartlar altında İslâmı yaşamak zor olduğundan Yüce Allah'ın emri ile Müslümanlar Medine'ye hicret ettiler. Ardından İslâmı yaşamakta zorlanan pekçok kimse, Peygamberimizin yanına hicret etti. Bu hicret onlara çok büyük sevaplar kazandırdı.

Hadiste bu sevabı kazanma yolunun sadece tarihin bîr devrine mahsus olmadığı, hicretin devam ettiği bildirilmektedir. Anarşi ve fitne zamanlarında İslâmı yaşamak zor olduğu için, Peygamberimiz böyle zamanlarda İslâmı yaşamayı İslâmın ilk devirlerindeki zorluğa benzetmiş ve böylelerinin Medine'de kendisine hicret eden Sahabîlerin hicret karşılığında aldıkları sevap kadar sevap kazanacaklarına dikkat çekmiştir.[708]



Peygamberimizin Cehennemden Allah'a Sığınması


645. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullaha (s.a.v.) bir kap yemek getirildi. Çok sıcaktı. Birden elini ondan çekti. Ve,

"Allah'ım, bize Cehennem ateşinden yedirme" buyurdu.[709]



Zekât Vermemenin Cezası


646. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Zekât vermeyen kıyâmet gününde ateştedir."[710]



Peygamberimiz Sünnetli Olarak Doğdu


647. Enes (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Rabbimin bana olan bir ikramı da sünnetli olarak doğmanı ve avretimi kimsenin görmemesidir."[711]



İzah



Peygamberimizin hususiyetlerinden birisi de sünnetli olarak doğmasıdır. Hadiste birinci olarak buna dikkat çekilmekte, yine buna bağlı olarak avretini kimsenin görmediği bildirilmektedir. Buna hanımları da dahildir. Nitekim Hz. Aişe validemiz, Peygamberimizin (s.a.v.) cinsel organını hiçbir zaman görmediğini bildirmiştir.[712]

Peygamberimiz, bir hadislerinde, kendisinin edep yerini görenin gözünün nuru söneceğini bildirmiş, bunun için de vefatında kendisini damadı Hz. Ali'nin yıkamasını vasiyet etmiştir.[713]



Hz. Bilâl'in Fazileti


648. Ebû Umâme (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Cennete girdim, bir hışırtı işittim. "Ey Cebrail, bu hışırtı nedir?" dedim. "Bilal. Önünde yürüyor" dedi."

194,405, 439 numaralı hadisin izahına bakınız.[714]



Peygamberimizin Parmaklarından Su Akması


649. Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah ile beraber bir yolculukta idik. Su azaldı. Resûlullah (s.a.v.) bir kab istedi ve elini kabın içine koydu. Resûlullahın parmakları arasından su aktığını gördüm.[715]



İzah



Diğer peygamberlerden farklı olarak Peygamberimizin (s.a.v.) mucizeleri çok çeşitlidir. Bu cümleden olarak onun en büyük mucizesi Kur'ân'dır. Miraca yükselmesi, ayın ikiye bölünmesi, taşların, ağaçların, hayvanların kendisi ile konuşması, gaybdan haberler vermesi, yemeğin bereketlenmesi, suyun bereketlenmesi onun mucizelerinden sadece bir kaçıdır. İşte Resûlullahın mucizelerinin bir çeşidi de parmaklarından suyun akmasıdır. Yukarıdaki hadis buna işaret eder. Başta Buhari ve Müslim olmak üzere hadis kitaplarında Peygamberimizin parmaklarından suyun aktığı, ondan zaman zaman iki yüz, üç yüz, bin beş yüz kişinin ihtiyaçlarını karşıladığı bildirilir.

Mu'cizât-ı Ahmediye Risâlesi'nde Peygamberimizin bu çeşit mucizelerine de bir kaç misal veren Bediüzzaman, sonra bunu Hz. Musa'nın (a.s.) mucizesi ile karşılaştırır ve meâlen şöyle der:

Hz. Musa'nın (a.s.) taştan on iki yerde su akıtması, Resûl-i Ekremin (a.s.m.) on parmağından on musluk suyun akmasının derecesine çıkamaz. Çünkü, taştan su akması mümkündür, bir benzeri bulunur[716] fakat et ve kemikten, Ab-ı Kevser gibi, suyun çoklukla akmasının benzeri âdiyat arasında yoktur.[717]

330 numaralı hadise de bakınız.[718]



Kimler Allah Yolundadır?


650. Ka'b bin Ucre (r.a.) rivayet ediyor:

Bir adam Resûlullaha (s.a.v.) uğradı. Resûlullahın Ashabı bu adamın kuvvet ve kaabiliyetlerini görünce, "Ya Resûlallah, bu adam Allah yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu" dediler. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Bu adam küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktı ise Allah yolundadır. Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmışsa, Allah yolundadır. Çalışıp nefsini dilencilikten korumak için çıkmışsa, Allah yolundadır. Ailesinin geçimini temin, etmek için çıkmışsa, Allah yolundadır. Gurur ve çokluğuyla övünmek için çıkmışsa, tağutun [şeytanın] yolundadır."

Hadisin bir başka rivayetinde Sahabîlerin temennisi üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) sözüne,

"Allah yolunda olmak sadece ölmekle mi olur sanıyorsunuz?" buyurarak başlamıştır.[719]



Mal Ve Makam Hırsının Dine Verdiği Zarar


651. Üsâme bin Zeyd (r.a.) rivayet ediyor:

"İçinde sürü bulunan bir çiftlikte geceleyen, onları parçalayıp yiyen iki kurt, mü'minin mal ve makama olan hırsının dinine verdiği zarardan daha hızlı zarar vermez."[720]



İzah



Zikrettiğimiz kaynaklarda hadis şöyledir:

"Bir koyun sürüsüne salıverilen iki aç kurt, kişinin mal ve makama olan hırsının dinine verdiği zarardan daha çok zarar vermez."

Hadiste mal ve makam hırsının dine verdiği zararın dehşeti bir misalle nazara sunulmaktadır. Gerçekten de mal, makam veya her ikisinin hırsıyla hareket eden insanlar bu yolda faiz, kumar, hile, aldatma, yalan, riyakarlık, dalkavukluk, zulüm zillet gibi her ahlaksızlığa teşebbüs ederler. Oysa bütün bunlar dinin haram kıldığı şeylerdir. Böyle olunca, dinlerine hadisin ifadesiyle iki aç kurdun koyun sürüsüne salıverilmesinden daha çok zarar verirler.

Bediüzzaman, hırsın sebep olduğu üç mühim zarar üzerinde durur. Bunlardan birincisi, kanaatsizliği netice verdiği, çalışma şevkini kırdığı, şükür yerine şikâyete ve tembelliğe attığıdır. Böyle olunca da, "Meşru, helal az malı terk edip gayr-ı meşru, külfetsiz bir malı arar ve o yolda izzetini, belki haysiyetini feda eder."

Hırs ikinci olarak kayıp ve zararlara sebep olur. Hırslı adam kavuşmak istediği şeyi kaçırmak, soğuk muameleye maruz kalmak, kolaylık ve yardımlardan mahrum kalmak gibi zararlara uğrar.

Hırsın üçüncü zararı ihlası kırmasıdır. Çünkü hırslı insan insanların teveccühünü ister, onlara yaranmak ister. Hırs hem insanın izzetini kırar, dilencilik yolunu gösterir.[721]

Öyle ise yapılacak şey mala ve makama duyulan arzunun yönünü çevirmek, hırs duygusunu müsbete yönlenmektir. Bediüzzaman bununla ilgili olarak da meâlen şöyle der:

İnsan mala ve makama karşı şiddetli bir hırs gösterir. Bakar ki mal da, makam da geçici olarak kendisinin nezaretine verilmiş. O fâni mal, âfetli şöhret ve tehlikeli riyaya sebep olan makam sevgisi hırsa değmiyor. Ondan hakikî makam olan manevî makamlara, Allah'a manen yaklaşmaya, âhiret azığına, hakikî mal olan sâlih amellere yönelir. Böylece fena bir haslet olan mecazî hırs, yüce bir haslet olan hakikî hırsa dönüşür.[722]



Baba Çocuğunun Malını Alabilir Mi?


652. Câbir bin Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:

Bir adam Resûlullaha gelerek "Yâ Resûlallah, babam malımı aldı" dedi.

Resûlullah,

"Git, babanı getir" buyurdu.

O sırada Cebrail (a.s.) indi ve şöyle dedi:

"Allah sana selâm söylüyor ve şöyle diyor: 'Yaşlı adam sana geldiğinde içinden geçirip de dili ile ifâde etmediği şeyi sor.'

Yaşlı adam Resûlullaha (s.a.v.) geldiğinde ona,

"Oğlun senden niçin şikâyet ediyor, onun malını mı almak istiyorsun?" diye sordu.

Adam, "Ona sor ey Allah'ın Resulü, ben onun malını halalarından, teyzelerinden veya kendimden başkaları için mi harcadım" dedi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Tamam, bu neyse de sen içinden geçirip de dile getiremediğin şeyi söyle" buyurdu.

Adam şöyle dedi:

"Allah'a yemin ederim ki ey Allah'ın Resulü, Allah seninle dâima imanımızı artırıyor. Gerçekten de içimden dile getirmediğim birşey geçirdim."

Resûlullah (s.a.v.),

"Söyle, dinliyorum" buyurdu.

Yaşlı zât şöyle dedi:

"Sen küçükken ben seni besledim,

"Buluğdan önce delikanlılığında sana iyilikte bulundum.

"Bir gece sen hastalanınca ben o geceyi uykusuz geçirdim.

"Hastalığından dolayı sabaha kadar yatağın içinde dönüp durdum.

"Sanki hastalık sana değil bana isabet etmiş gibi, ağlayıp durdum.

"Ruhum, ölüm vaktinin değişmediğini bildiğim halde başına kötü bir şey gelmesinden korktu.

"Sen artık beslediğim ümit ve emellerimin gerçekleşeceği yaş ve döneme gelince bana mükâfat olarak kabalık ve katılığı uygun gördün.

"Sanki bana o güne kadar iyilik ve ihsanda bulunan senmişsin gibi.

"Haydi babalık hakkını gözetmiyorsun, keşke komşunun komşuya yaptığını yapsan."

Adam bunları söyledikten sonra Resûlullah (s.a.v.) ihtiyarın oğlunun yakasından tuttu ve,

"Sen de, malın da babanınsınız" buyurdu.[723]



İzah



Hadis İbni Mâce ve Müsned'de şöyle gelmiştir:

Sahabîlerden birisi Peygamberimize gelerek, "Ey Allah'ın Resulü, babam malımın hepsini yiyip bitirdi" diye şikâyette bulundu. Peygamberimiz ona,

"Sen babanın kazancısın, senin malın da ona helaldir" buyurdu.

Sonra da sözlerine şöyle devam etti:

"Şüphe yok ki, evlâdınız sizin en helal kazancınızdır. Bunun için onların kazancından yiyiniz."[724]

Şevkâni'ye göre bu hadis, babanın çocuğun malına ortak olduğuna işaret eder. Böyle olunca bir baba evladının malını ondan izin almadan da yiyebilir. Kendi malından tasarruf ettiği gibi, ondan da tasarruf edebilir. Fakat israf edemez ve gayr-i meşru yollara harcayamaz.

Alimlerin ekseriyetine göre, zengin olan çocuğun fakir olan anne ve babasına bakması farzdır.

İmam Şâfii'ye göre ise, baba fakir ve çalışamaz durumda olursa, geçimi oğlu üzerine farz olur. Şayet babanın malı varsa veya çalışabilecek kadar sihhatliyse, geçimi oğlunun üzerine farz değildir.

İbnü'l-Hümam da, "Evladınız sizin kazancınızdır" ifâdesini izah ederken bunun "Çocuğun malı babasının malıdır" şeklinde anlaşılmaması gerektiğine dikkat çeker. Delil olarak da, kişi öldüğünde eğer çocukları varsa, malının altıda birisinin babasına miras olarak geçtiğini, eğer çocuğun malının mülkiyet hakkı babanın olsaydı, kişi vefat ettiğinde malının tamanının babasına verilmesinin gerekeceğine dikkat çekmiştir.

Bu hadisle ilgili olarak Hattâbi'nin görüşleri ise şöyledir:

"Adamın maksadı şu olabilir: 'Benim malım az, çocuğum da var. Böyle iken babam benden nafaka istiyor. Eğer babamın istediği nafakayı verirsem, malım tükenir.'

"Resûlullah onun mazeretini kabul etmeyerek,

'Sen babanın kazancısın, malın da ona helâldir' buyurmuştur.

Resûlullahın bu sözünün mânâsı şudur: 'Baban kendi malı gibi senin malından da ihtiyacı nispetinde alır. Senin malın olmadığında çalışarak mal kazanabilirsen, çalışıp babanın nafakasını ödemen vaciptir.

"Bu hadiste babanın bir ihtiyacı yok iken ve nafakadan ayrı olarak evladının malını elinden alıp, dilediği gibi, kullanma mânâsı kast edilmemiştir. Bu hadisten, evlâdının malını nafakadan başka şeylere harcayıp tüketme ve yok etme mânâsını çıkarıp, bu şekilde hüküm vermiş bir ilim adamını da bilmiyorum."

Buna göre evlâdın işi ve evi her ne kadar ayrı olsa da, ihtiyaç durumunda annesinin ve babasının geçimini temin etmekle vazifelidir. Anne ve baba, zengin olan evladının malından geçimini temin edecek kadar alabilir. Fakat evladın malının mülkiyeti kendisine aittir. Babası onu israf edemez, sefahette de kullanamaz.

Burada şu hususu da belirtelim: Eğer baba ile oğul aynı işte çalışıyorsa, aralarında bir ortaklık da yoksa, kazanılan servet babanındır. Çünkü örfe göre oğul, babasının yardımcısı durumundadır. Evladın küçük veya büyük olması hükmü değiştirmez. Şayet evli veya çoluk çocuk sahibi ise, baba onun ve çocuklarının geçimini temin edebilecek miktarda bir ücret vermelidir.

Baba ile oğul şayet bir ortaklık akdi çerçevesinde çalıyorlarsa, kazancı bu akde göre aralarında paylaşırlar.[725]



Peygamberimizin Tebliğdeki Hassasiyeti


653. Ömer bin Hattab (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah Ashabıyla bir toplantı halindeydi. Benî Süleym kabilesinden bir bedevi geldi. Bir keler [kertenkele] avlamıştı. Onu pişirip yemek için eşyalarının yanına gidiyordu. Topluluğu görünce,

"Bu kalabalık kimin başına toplanmış?" diye sordu.

Oradakiler, "Peygamber olduğunu söyleyen zâtın etrafında" dediler. O bedevi adamları yardı, Resûlullahın karşısına geçti ve ona şöyle dedi:

"Ya Muhammed, Lat ve Uzza'ya yemin olsun ki, senden daha yalancısını ve senden daha çok kendisinden nefret ettiğim birisini anneler karınlarında taşımadı. Eğer kavmim beni aceleci olarak isimlendirecek olmasaydı, seni öldürür ve bununla bütün insanları sevindirirdim."

Ömer (r.a.), "Ya Resûlallah, bırak şunu öldüreyim." dedi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Bilmez misin? Yumuşak huylu adam, nerede ise peygamber olacaktı? [Yumuşak huyluluk kişiyi nerede ise peygamber yapacak bir vasıftır]?" buyurdu.

Sonra adam Resûlullaha, "Lat ve Uzza'ya yemin olsun ki sana iman etmeyeceğim" dedi.

Resûlullah (s.a.v.) adama,

"Bu sözleri söylemeye, gerçek olmayan şeyler söylemeye, meclisimde bana saygı göstermemeye seni iten sebep nedir?" buyurdu.

Bedevi, Resûlullahı küçümsemek için, "Hala benimle konuşuyor musun sen? Lat ve Uzza'ya yemin olsun ki, şu keler, sana iman etmedikçe ben sana iman etmeyeceğim" dedi. Sonra da koynundan keleri çıkarıp Resûlullahın önüne koydu.

Resûlullah,

"Ey keler!" diye seslendi.

Keler oradaki herkesin anlayacağı fasih bir Arapça ile "Buyur, emrine amadeyim, ey Alemlerin Rabbinin Resulü" dedi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Sen kime ibâdet ediyorsun?" diye sordu.

Keler, "Semâda Arşı, yerde saltanatı, denizde yolu, Cennette rahmeti, Cehennemde azabı olana ibâdet ederim" cevabını verdi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Ey keler, ben kimim?" diye sordu.

Keler, "Sen Âlemlerin Rabbinin elçisi ve peygamberlerin sonuncususun. Seni tasdik eden kurtuluşa erer, seni yalanlayan da hüsrana uğrar" dedi.

Bunu işiten Bedevi şöyle dedi:

"Ben şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Sen de Allah'ın Resulüsün. Allah'a yemin ederim ki, sana geldiğimde yeryüzünde kendisine senden daha çok kızdığım kimse yoktu. Allah'a yemin ederim ki, şu anda sen bana canımdan ve babamdan daha sevimlisin. Ben sana kılımla, derimle, bütün benliğimle iman ettim"

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Seni herşeyden daha yüce olan bu dine hidâyet eden Allah'a hamdolsun. Allah bu dini ancak namazla kabul eder. Namazı da ancak Kur'ân'la kabul eder."

Resûlullah daha sonra ona Fatiha ve İhlas sûrelerini öğretti.

Bedevi, "Ey Allah'ın Resulü, Allah'a yemin ederim ki, nesir olarak da, şiir olarak da bundan daha güzel sözler işitmedim" dedi.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Bu, Âlemlerin Rabbinin kelâmıdır, şiir değildir. İhlas Sûresini (Kul huvallahü ehad) bir kez okursan Kur'ân'ın üçte birini okumuş kadar; iki kez okursan üçte ikisini okumuş kadar, üç defa okursan da tamamını okumuş kadar sevap kazanırsın."

Bedevi, "Bizim İlâhımız ne güzel İlah! Az şeyi kabul ediyor, bol sevap veriyor" dedi.

Resûlullah,

"Buna birşeyler verin" diye emretti.[726] Onlar da bedevîyi çokça mal verip onu nimete boğdular. Abdurrahman bin Avf da kalkıp şöyle dedi:

"Ya Resûlallah, benim yanımda Horasan devesinden düşük, başıboş develerden daha yüksek kıymete sahip on aylık gebe bir deve var. Allah'a yakınlaşmak için bunu vermek istiyorum."

Resûlullah (s.a.v.) Abdurrahman bin Avf'a,

"Sen ona vereceğin devenin vasfını açıkladın. Ben de Allah'ın Cennette sana karşılık olarak vereceği devenin evsafını açıklayayım mı?" buyurdu.

Abdurrahman bin Avf, "Evet, açıkla" karşılığını verince de şöyle buyurdu:

"Kıyamet gününde sana içi oyulmuş inciden yapılmış bir deve verilecektir. Ayakları yeşil zebercetten, boynu sarı zebercettendir. Üzerinde bir mahfil vardır. Mahfilin üzerinde ipek ve ibrişimler vardır. Bu deve seni sırat üzerinden şimşek gibi geçirecektir."

Biraz sonra bedevi Resûlullahın yanından ayrıldı. Yolda Beni Süleym kabilesinden eli kılıçlı ve kargılı 1000 süvari ile karşılaştı. Onlara "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu.

Onlar, "Peygamber olduğu yalanını söyleyen adamı öldürmeye gidiyoruz" dediler.

Bedevi, "Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın Resulüdür" dedi.

Onlar "Sen Sabiî mi oldun [din mi değiştirdin]?" dediler.

O, "Hayır, Sabiî olmadım" dedi. Sonra da onlara Resûlullah ile aralarında geçen hadiseyi anlattı. Onlar, "Biz hepimiz 'Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın Resulüdür' diyoruz" dediler. Hemen Resûlullaha gittiler. Resûlullah onları karşıladı. Onlar hayvanlarından inerek Resûlullahın rast gelen yerini öpmeye başladılar. Bir yandan da "Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın Resulüdür' diyorlardı. Ve "Ya Resûlullah, bize ne emredeceksen emret" diyorlardı.

Resûlullah (s.a.v.),

"Hâlid bin Velid'in sancağı altında olun" buyurdu.

Araplardan bunlar gibi topluca Müslüman olan başka bin kişilik bir grup görülmedi.[727]



İzah



Hadis, Allah'a davet yolunda Peygamberimizin eziyetlere sabrını gösteriyor ve bu yolda olanlara yol gösteriyor.

Diğer taraftan daha önce yer verdiğimiz çeşitli mucizelerden hayvanların konuşması ile ilgili bir mucizeye yer veriliyor. Deve, kurt ve daha birçok hayvan bir mucize olarak Peygamberimizle konuşmuş, onun Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmişlerdir.[728]



Peygamberimizin Ümmetine Nasihati


654. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

Bir adam Resûlullaha (s.a.v.) gelerek, "Bana nasihatta bulun" dedi. Resûllulah şöyle buyurdu':

"Takvaya sarıl. Çünkü takva bütün hayırları içine alır. Cihada sarıl. Çünkü o Müslümanların ruhbanlığıdır. Allah'ı zikre ve Kur'ân'ı okumaya devam et. Çünkü o yeryüzünde senin için nur, gök yüzünde ise hatırlamştır. Dilini de hayırdan başka şeyden koru. Çünkü böyle yapmakla şeytana galip gelirsin."[729]



Kaderin Yazılı Olması Ve Hürriyet


655. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) bir gün elindeki çubukla yeri eşeledi. Sonra başını kaldırdı ve,

"Sizden hiçbir kimse yoktur ki, Allah onun Cennetteki ve Cehennemdeki yerini yazmamış olsun. Herkesin bedbaht veya bahtiyar olduğu muhakkak yazılmıştır" buyurdu.

Oradakilerden biri, "Amel işlemeyi bırakalım mı, yâ Resul allah?" diye sordu.

Resûlullah (s.a.v.),

"Hayır, sizler amel işleyin. Herkese ameli kolaylaştırılmıştır. Saadet ehline saadet işlemenin yolu, kötülük ehline de kötülük işlemenin yolu kolaylaştırılmıştır" buyurdu.

Sonra da şu âyeti okudu:

"Kim bağışta bulunur, günahtan kaçınır ve dinin en güzelini tasdik ederse, Biz de ona hayır ve kolaylık yolunu kolaylaştırırız.

"Kim cimrilik eder, kendisini âhiret nimetlerine muhtaç hissetmez ve dinin en güzelini yalanlarsa, Biz de ona kötülüğün ve Cehennem gibi zorlu bir âkibetin yolunu kolaylaştırırız."[730]



İzah



Hadis, Cennetliklerin de, Cehennemliklerin de Allah tarafından yazılmış olduğunu nazara veriyor. Ancak bu yazılı olmanın insanı fiillerinde zorlamadığı, insanın fiilinde tercih hakkının bulunduğu ve tercih ettiği yolun kendisine kolaylaştırılacağı bildiriliyor.

Evet, Yüce Allah'ın insanın kaderini bilmesi ve onu yazması, hiçbir zaman insanı hareketlerinde zorlamaz. Yani insan, kaderinde yazılı olduğu için günah işlemediği gibi; kaderi onu günah işlemeye de zorlamaz.

Çünkü, "Kader ilim nevilidendir. İlim malûma tâbidir. Yani nasıl olacak, öyle taalluk ediyor. Yoksa malûm ilme tâbi değil. Yani, ilim desâtiri [düsturları], malumu haricî vücut noktasından idare etmek için esas değirdir.[731]

Bu kaide, kader meselesinin iyi anlaşılabilmesi için çok ehemmiyetlidir. Bu sebeple kaideyi bir misâlle açıklayalım.

Tecrübeli bir hâkim yanından geçen bir genç için, "Bu genç suç işleyecek" dese ve bunu bir yere kaydetse; gerçekten de o genç biraz sonra suç işlese, hâkimin "Suç işleyecek" demesinin ve bunu bir kenara yazmasının tesiri olduğunu söyleyebilir miyiz? Gencin bu sebeple suç işlediğini; hâkim bilmeseydi ve yazmasaydı suç işlemeyeceğini iddia edebilir miyiz?

Bu misali yukarıdaki kaideye şöylece tatbik edebiliriz.

Hâkimin, gencin suç işleyeceğini önceden bilmesi "ilim"dir. Gencin suç işlemesi ise "mâlûm"dur. İlim malûma tâbi olduğuna göre, hâkim, "Bu genç suç işleyecek" dediği için genç suç işlememiş; gencin suç işleyeceğini hâkim yılların verdiği tecrübe ile önceden bilmiştir. Hâkimin önceden bilmesinin ve yazmasının, gencin suç işlemesine zorlayıcı mânâda hiçbir tesiri olmadığı ise ortadadır.

İşte bu misâlde olduğu gibi, Cenab-ı Hakkın ilmi zamanla kayıtlı olmadığından, meydana gelecek bütün hadiseleri önceden bilir. Bir hikmete binaen bu bilgisini Levh-i Mahfuza yazmıştır, Allah'ın bilmesi ve yazması "ilim," yazılan hâdiselerin zamanı gelince kaza edilmesi, yani yaratılması ise "mâlûm"dur. İlim malûma tâbi olduğundan, "Allah bildiği ve yazdığı için kul günah işliyor" diyemeyiz. Allah kullarından kimin itaat edip kimin isyan edeceğini bildiği için bunu, daha onları yaratmadan önce yazmıştır. Bu bilme ve yazmanın ise zorlayıcı hiçbir tesiri yoktur.

Diğer taraftan Levh-i Mahfuzda kulların hareketleriyle ilgili olan yazı "hüküm" değil; "vasf' şeklindedir. İmâm-ı Âzam bu yazıyı şöyle tarif eder:

"Dünya ve âhirette Allah'ın dilemesi, kaderi, kazası, bilgisi, Levh-i Mahfuzda yazısı olmaksızın hiçbir şey vücuda gelmez. Ancak, Allah'ın yazması o şeyi vasfetme şeklindedir. Yani, Cenab-ı Hak birşey hakkında, 'Böyle böyle olacak' diye yazmıştır. Yoksa, 'Şöyle şöyle olsun' diye yazmamıştır."[732]



Kadının Emân Vermesi


656. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

Mekke'nin fethi gününde Resûlullah (s.a.v.) (amcasının kızı) Ümmü Hâni binti Ebî Tâlib'in evine girdi. Karnı açtı.

Ümmü Hâni Resûlullaha şöyle dedi:

"Ya Resûlallah, eşim tarafından akrabam olan bâzı kimseler bana sığındılar. Ali bin Ebî Tâlib ise "Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasına kulak asmaz. Ali'nin bunların yerini öğrenip onları öldürmesinden korkuyorum. Ümmü Hâni'nin evine sığınanlara, Allah'ın kelâmım dinleyip Resulüne iman edinceye kadar eman verdiğini açıklasan."

Resûlullah (s.a.v.),

"Ümmü Hâni'nin eman verdiğine biz de eman verdik" buyurdu.

Sonra da,

"Yanında yiyebileceğimiz birşey var mı?" diye sordu.

Ümmü Hâni: "Kuru kırıntılardan başka birşey yok! Onu da size takdim etmeye utanırım" dedi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Onları getir" dedi.

Onları suyun içine ufaladı. Tuz da getirdi. Sonra da,

"Ekmeğin yanı sıra biraz katık var mı?" dedi.

Ümmü Hâni, "Sirkeden başka birşey yok" dedi.

Resûlullah,

"Getir onu" buyurdu.

Sirkeyi kuru ekmeğin üzerine döküp yedikten sonra Allah'a hamd etti ve,

"Ey Ümmü Hâni, sirke ne güzel katıktır! İçinde sirke bulunan ev yoksul sayılmaz" buyurdu.[733]



Resûlullahın Yatarken Okuduğu İki Sûre


657. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (a.s.m.) Secde ve Tebareke Sûresini okumadan uyumazdı.[734]



Oturarak Namaz Kılmak


658. Abdullah bin Amr (r.a.) rivayet ediyor:

"Oturarak namaz kılmanın sevabı, ayakta namaz kılmanın sevabının yarısıdır."[735]



İzah



Zikrettiğimiz kaynaklarda hadis şöyle geçer:

"Bir kimsenin ayakta kıldığı namaz daha faziletlidir. Oturarak kıldığı namazın sevabı, ayakta kıldığı namazın yarısı, uzanarak kıldığı namazın sevabı da, oturarak kıldığının yarısı kadardır."

Hasta oturarak, buna gücü yetmezse yatarak namaz kıldığında, sevabından bir şey eksilmez. Hasta olduğu için oturarak namaz kılan kimse ayakta namaz kılanların sevabını, hattâ o halde dahi namazını bırakmadığı için daha fazlasını kazanabilir. Ancak ayakta kılmaya gücü yeten birisi oturarak namaz kıldığında ayakta namaz kılanın aldığı sevabın yarısını alır. Çünkü oturarak kılınan namazda kıyam ve rükû terk edilmiş olmaktadır. Yatarak namaz kılanın sevabı da oturarak namaz kılanın sevabının yarısıdır.[736]



Kişinin Anne Ve Babasının Kabrini Ziyaret Etmesi


659. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim her Cuma gününde anne ve babasının veya onlardan birisinin kabrini ziyaret ederse, affedilir ve kendisine bir iyilik sevabı yazılır."[737]



İzah



Daha önce de izah ettiğimiz gibi, dinimizde kabir ziyareti caiz kılınmıştır. Peygamberimiz bu hadislerinde de kişiyi anne ve babasının kabrini ziyarete teşvik etmektedir. Konu ile ilgili başka bir hadis şu mealdedir:

"Kim Cuma günü anne ve babasının veya onlardan birisinin kabrini ziyaret eder ve orada Yâsîn Sûresini okursa günahları bağışlanır."[738]



Hz. Ali'nin İlmi


660. Abdullah bin Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

Biz kendi aramızda şöyle konuşurduk:

"Resûlullah (s.a.v.), Ali'ye başka hiç kimseye söylemediği yetmiş konuda bilgi vermiştir."[739]



Rüzgar Allah'ın Me'murudur


661. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullahın (s.a.v.) yanında adamın birisi rüzgara lanet okudu. Resûlullah ona,

"Rüzgara lanet okuma. Şüphesiz o Allah'ın bir memurudur. Muhakkak bir kimse lâyık olmadığı halde bir şeye lanet ederse, o lanet tekrar sahibine döner."[740]



İzah



Toprak, yağmur, güneş, hava, su, bulut gibi Cenâb-ı Hakkın birçok memuru vardır. Ancak Allah bunlara muhtaç olduğundan değil, hikmeti gereği bu memurları çeşitli vazifelerde kullanmaktadır. İşte Allah'ın memurlarından birisi de, rüzgardır. Rüzgar da Allah'ın diğer memurları gibi emir dâiresinde hareket eder, emirle eser, emirle sakinleşir. Dolayısıyla rüzgara söven biri, Allah'ın iradesine itiraz etmektedir. İşte Peygamberimiz yukarıdaki hadislerinde bu gerçeği hatırlatmakta, lâyık olmayan bîrine yapılan lanetin geri lânetçiye döneceğini ikaz etmektedir. Allah'ın emri ile hareket eden rüzgar ise kesinlikle lanete müstehak değildir.[741]



Meleklerin Çokluğu


662. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Muhakkak gök yüzünde yetmiş bin meleğe başkanlık eden İsmail isminde bir melek vardır. Her bir melek de yetmiş bin meleğe başkanlık eder."[742]



Hasan Ve Hz. Hüseyin'in Fazileti


663. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) Hasan ve ve Hüseyin'in elinden tuttu ve şöyle buyurdu:

"Ben bu ikisini, bunların babasını ve annesini seviyorum. Bunlar kıyamet gününde benim derecemde olacaklar."[743]



İzah



"Derecemde olacaklar" ifâdesi kinayedir. "Benim yakınımda olacaklar" mânâsındadır.[744]



Arefe Gününde Ve Muharrem Ayında Oruç Tutmak


664. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim Arefe günü oruç tutarsa iki senelik günahına keffâret olur. Kim de Muharrem ayında bir gün oruç tutarsa, her bir günü için otuz gün sevabı yazılır."[745]



İzah



Hadiste geçen Arefe günü, Kurbân bayramından bir gün öncedir.

Muharrem ayı, içinde aşure gününün bulunduğu Hicrî aylardan biridir. Aşure gününde bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile oruç tutmak sünnettir. Arefe ve Aşure gününde oruç tutmakla ilgili tafsilat için Hanefî Ve Şâfiilere Göre Oruç Zekat isimli eserimize bakılabilir.

Aşure gününde oruç tutmak sünnet olduğu gibi, Muharrem ayında oruç tutmak da sünnettir. Hadis bunu ifâde eder. Muharrem ayı orucu ile ilgili bir başka hadis ise şöyledir:

"Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiştir. O günde başka bir kavmi de affedebilir."[746]

Muharrem ayı orucu için gün belirtilmediğinden, Aşure günü tutulan oruçla da bu sünnet yerine getirilmiş olur.[747]



Dile Sahip Olmak


665. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Kul dilinin söyleyebileceği bâzı şeyleri tutmadıkça, imanın hakikatine ulaşmış olmaz."[748]



Peygamberimizden Beş Öğüt


666. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah kime bir nimet giydirirse, Allah'a hamd etmeyi çoğaltsın. Kimin günahları çoğalırsa Allah'tan bağışlanma dilesin. Kimin rızkı gecikirse "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah=Güç ve kuvvet ancak Allah'tandır" demeyi çoğaltsın.

Kim bir topluluğa misafir olursa, onların izni olmadan nafile oruç tutmasın. Kim bir topluluğa uğrarsa, onların gösterdiği yere otursun. Çünkü onlar evlerinin mahrem yerlerini daha iyi bilirler."[749]



İzah



Hadisin,

"Kim bir topluluğa misafir olursa, onların izni olmadan nafile oruç tutmasın"

kısmı Tirmizî'de de yer alır.[750]

Nafile oruç, farz veya vacip olmayan, Allah'ın rızâsını kazanmak için tutulan oruçlardır. Dinimizde bu orucu tutmak tavsiye edilirken, bâzı kayıtlar da getirilmiştir. Bu kayıtlardan birisi de hadiste ifâde edilen misafirin ev sahibinin iznini almadan nafile oruç tutmamasıdır.

Hadiste "Tutmasın" buyurulması "haramdır" demek değildir. Misafir birisinin izin almadan oruç tutması, helâle yakın mekruhtur. Bu, kişinin ev sahibine zahmet vereceği içindir. Çünkü misafirliğin adabı ev sahibine uymaktır. Kişi oruç tuttuğunda ev sahibini kendisine uymaya zorlamış olur. Zira oruç, sahur yemeği hazırlamayı, iftar için vaktinde hazırlık yapmayı gerektirir.

Hadisin son kısmı da mühim bir adabı ders vermekte, misafirin mahremiyetin korunması açısından, ev sahibinin gösterdiği yere oturması istenmektedir.[751]



Allah'ın Koyduğu Cezaları Uygulamak


667. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Bir yerde, suçları kesinleşmiş kimselere Allah'ın koyduğu bir cezayı vermek kırk sabah yağmur yağmasından daha hayırlıdır."[752]



İzah



Hadis, hırsızın elinin kesilmesi, katilin kısas edilmesi gibi Allah'ın tayin ettiği cezaların uygulanmasının önemini ifâde eder. Resûlullah (s.a.v.) bir başka hadislerinde de Allah'ın tayin ettiği bu cezaları, akraba olsun yabancı olsun, güçlü olsun güçsüz olsun herkese uygulamayı emretmiş ve bu yolda kınayanın kınamasından korkulmamasi gerektiğini bildirmiştir.[753]

İzahını yaptığımız hadiste, Allah'ın tayin ettiği cezaların uygulanmasının kırk günlük yağmurdan daha hayırlı olduğu bildirilmektedir. Çünkü yağmur, insanın dünya hayatı için faydalıdır. Hadlerin uygulanması ise âhiret hayatına bakar, insanları günah işlemekten alıkoyar. Diğer taraftan günah işlenmemesi ise semâ kapılarının açılmasına, bol bol yağmur yağmasına sebep olur. İlâhî cezaların uygulanmaması veya bunda gevşeklik gösterilmesi ise, mes'uliyet sebebi olmasının yanı sıra, günahların, suçların çoğalmasına sebep olur. Bu da kıtlık, kuraklık gibi âfetlere yol açar.[754]



Sahabîler Ümmet İçin Teminat İdi


668. Muhammed bin Münkedir babası Münkedir'den (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) bir gece yatsı namazını son vakte kadar geciktirdi. Yanımıza geldiğinde,

"Neyi bekliyorsunuz?" buyurdu.

"Namazı" dediler.

Resûlullah (s.a.v.),

"Dikkat edin! Siz, namazı beklediğiniz süre içerisinde namazdaymış gibisiniz" buyurdu.

Sonra gözünü semaya kaldırdı ve şöyle buyurdu:

"Yıldızlar semâ ehli için teminattır. Yıldızlar gittiğinde semâ ehli için vaad edilen şey gelir. Ben de Ashabım için teminatım. Ben gittiğimde de Ashabım için vaad edilen şey gelir. Ashabım da ümmetim için teminattır. Ashabım gittiği zaman da ümmetim için vaad edilen şey gelir. Ey Bilal! Kalk kamet getir."[755]



İzah



Müslim'de, bu hadis Ebû Bürde (r.a.) tarafından rivayet edilmiştir. Hadisin baş tarafı şöyledir:

"Resûlullah ile birlikte akşam namazını kıldık, sonra kendi aramızda "Beklesek de onunla beraber yatsı namazını da kılsak ya!' dedik ve oturduk. Derken yanımıza çıktı ve,

"Siz halâ burada mısınız?" buyurdu.

Biz, "Ya Resûlallah, seninle beraber akşam namazını kıldık, sonra oturup yatsıyı da kılalım diye düşündük" dedik.

"İsâbet ettiniz" buyurdu.

Hadisin birinci kısmı, Sahabîlerin Resûlullah (s.a.v.) ile namaz kılmaya verdikleri ehemmiyeti gösterir. İkinci kısmın mânâsı ise şöyledir:

"Yıldızlar kaldıkça semâ da kalacaktır. Kıyamet başlayıp yıldızlar saçılınca, semâ da bozulup yarılacak ve yok olacaktır. Ben Ashabım için bir emniyetim. Ben gittikten sonra Ashabıma vaad olunan fitneler, savaşlar ve ihtilaflar gibi önceden haber verilen şeyler gelecek. Ashab gittikten sonra da ümmete vaad edilen bid'atlar, fitneler, kıyamet alâmetleri zuhur edecektir."

Hadis aynı zamanda Peygamberimizin (s.a.v.) mûcizelerindendir.[756]



Müşrikler Ahitlerini Bozdular


669. Mü'minlerin annesi Meymûne bint-i Haris (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) Meymûne'nin yanında gecelemişti. Geceleyin kalkıp namaz için abdest aldı. Abdest alırken onun,

"Lebbeyk, lebbeyk=buyur buyur" dediğini işittim.

Bunu üç defa söyledi. Ayrıca,

"Sana yardım edildi, yardım edildi" dedi.

Bunu da üç defa söyledi. Abdesti bitirdiğinde "Ya Resûlallah, abdest alırken senin üç defa "Buyur, buyur sana yardım edildi, yardım edildi" dediğini işittim. Sanki birisi ile konuşuyordun. Yanında biri mi vardı?" dedim.

Resûlullah,

"Şu Ka'boğullarının recez [şiir] okuyucusu feryad ederek bana sesleniyor ve imdatlarına yetişmemi istiyor. Kendilerine karşı Kureyşlilerin Bekiroğullarına yardım ettiklerini söylüyor" buyurdu.

Sonra Resûlullah (s.a.v.) çıktı ve Aişe'ye hazırlık yapmasını ve bunu hiç kimseye söylememesini tembihledi. Bir zaman sonra Ebû Bekir Âişe'nin yanına girdi. Onun hazırlık yaptığını görünce, "Kızım, bu hazırlığı niçin yapıyorsun?" dedi. Âişe, "Vallahi bilmiyorum" dedi.

Ebû Bekir, "Allah'a yemin olsun, şu Benî Asfar (Rumlar) ile savaş zamanı değildir. Resûlullah nereye gitmek istiyor olabilir?" diye sordu.

Âişe "Vallahi ben bilmiyorum" dedi.

Aradan üç gün geçti. Resûlullah halka sabah namazını kıldırmıştı. Birinin ona şiir okuduğunu işittim:

Allah'ım, ben Muhammed'den bizim babamızın ve onun kadim babasının antlaşmasını istiyorum ve onu hatırlıyorum.

Sen çocuk biz ise doğuranlar olmuştuk.[757]

Biz sana teslim olduk, yardımımızı da esirgemedik.

Eğer Kureyş seninle anlaştıkları va'de muhalefet eder, ahdi bozarsa,

Eğer senin tekidli misâkmı bozarlarsa,

Ve kimseyi yardıma çağırmayacağını zannederlerse,

Allah seni hazır bir yardıma kavuştursun.

Allah'ın kullarını çağır ki yardıma gelsinler.

Aralarında Allah'ın Resulü var.

Ayın on dördü gibi parlak ve yüksek.

Resûlullah (s.a.v.) ona üç defa,

"Buyur, buyur, sana yardım edildi, sana yardım edildi" dedi.

Sonra Resûlullah (s.a.v.) çıktı. Kendisine Ravha'da bir bulut görününce,

"Şu bulut Ka'boğullarına yardımı müjdeliyor" buyurdu.

Ka'b kabilesinin kardeşi olan Adiy kabilesinden bir adam kalktı ve "Ey Allah'ın Resulü ve Adiy kabilesinin yardımcısı" dedi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Boynun toprağa bulansın. Adiy Ka'b'dan, Ka'b da Adiy'den başkası mıdır?" buyurdu.

O adam o gazvede şehid edildi.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allah'ım, onların gözlerini bizim haberimize karşı bağla. Onları aniden yakalayalım."

Sonra [ordu hazırlandı ve Resûlullah Mekke üzerine sefere çıktı]. Merru'z-Zehran'da konakladı. O gecelerde Ebû Süfyan bir Harb, Hakim bin Hizam ve Budeyl bin Verkâ haber araştırmak üzere Merru'z-Zehran'in ileri gelenlerinin yanına çıkmışlardı. Ebû Süfyan bir ateş gördü ve "Ey Büdeyl, bu ateş akrabaların Ka'boğullarının ateşidir" dedi. Büdeyl, "Belki de sertinle savaşmak için toplanmışlardır" cevabını verdi. O gece Müzeyneli süvariler onları yakaladı. Onlar kendilerinin Abbas bin Abdulmüttalib'e [Peygamberimizin amcasına] götürülmelerini istediler. Onlar da kendilerini Abbas bin Abdulmüttalib'e götürdüler. Ebû Süfyan Abbas'dan kendileri için Resûlullahdan eman almasını istedi. Sonra Abbas çıkıp Resûlullahın (s.a.v.) yanına girdi, kendisinin eman verdiği kimseye eman vermesini diledi. Resûlullah (s.a.v.),

"Ebû Süfyan dışında, eman verdiğin herkese ben de eman verdim" buyurdu.

Abbas, "Ey Allah'ın Resulü, bana sınır koyma" dedi. Resûlullah (s.a.v.),

"Senin eman verdiğin herkes emindir" buyurdu.

Abbas onları Resûlullahın yanına götürdü. Resûlullah onları Müslüman olmaya davet etti. Hakim bin Hizam ile Büdeyl bin Verka hemen Müslüman oldular. Ebû Süfyan ise, "Yâ Resûlallah, beni himayene al" dedi. Resûlullah (s.a.v.),

"Sen eman verilenlerdensin" buyurdu.

Abbas (r.a.) onlarla beraber çıktı. [Geceyi beraber geçirdiler. Resûlullah sabah tekrar getirmesini istediği için] Abbas Ebû Süfyan ile Resûlullahın yanına gitti. [İçeride Resûlullah Ebû Süfyan'ı tekrar Müslüman olmaya çağırdı. Ebû Süfyan Hz. Abbas'ın da telkiniyle nihayet Müslüman oldu.] Beraberce çıktılar. Ebû Süfyan, "Biz gitmek istiyoruz" dedi. Abbas, "Günün ağarmasını bekleyin" dedi. [Gün ağardığında] Resûlullah abdest aldı. Müslümanlar Peygamberimizin abdest suyunu yüzlerine sürmek için uçuştular. Ebû Süfyan Hz. Abbas'a, "Ey Fadl'ın babası, kardeşinin oğlu kadar saltanatı büyük olanı görmedim" dedi.

Hz. Abbas, "Bu saltanat değil, peygamberliktir. Bunun için onun üzerine titriyorlar" cevabını verdi.[758]



İzah



Peygamberimizin müşriklerle yaptığı Hudeybiye sulhu ile kabilelerden bir kısmı Kureyşlilerin, bir kısmı da Müslümanların himayesine girmişlerdi. Bu cümleden olarak Bekiroğulları müşriklerin, Ka'boğulları da Müslümanların safında yer almıştı. Zaman içerisinde bu iki kabile arasında anlaşmazlık çıktı. Kureyşliler Bekiroğullarına yardım ettiler. Bekiroğulları da Müslümanların himayesinde olan Ka'boğullarından birçok kimseyi öldürdüler. İşte hadis bu zulme karşı Ka'boğullarının Peygamberimiziden yardım istemelerini, Resûlullahın da (s.a.v.) onlara yardımcı olduğunu ifâde etmektedir.

Hadisin birinci kısmı, aynı zamanda Resûlullahın bir mucizesini nazara vermektedir. Peygamberimiz, hadise daha kendisine intikal etmeden, şâirin yardım isteyen şiirini duymuştur.

Sabahleyin Hz. Aişe'ye hadiseyi haber verdi. Aişe Validemiz, "Kılıç onları yok etmişken, Kureyşliler seninle aralarındaki antlaşmayı bozmaya mı kalkıştılar?" diye sordu.

Resûlullah (s.a.v.),

"Onlar Allah'ın olmasını dilediği iş için (Mekke'nin fethedilmesi) için antlaşmayı bozdular" buyurdu.[759]

Onların içinde Resûlullah gazaplanır.

Eğer ondan boyun eğme istenirse yüzü siyaha değişir.

Çok askerler içindeki köpüklü bir şekilde deniz gibi akar.

Eğer Kureyş seninle anlaştıkları va'de muhalefet eder, ahdi bozarsa,

Eğer senin tekidli misâkını bozarlarsa,

Keda'da[760] benim için gözetleyiciler koyarlarsa,

.Benim hiç kimseyi yardıma çağırmadığımı zannederlerse,

Onlar daha zelil ve sayıca daha azdırlar.

Ve onlar bizi uyurken Vetir'de[761] gece bastılar ve

Bizi rükû ve secdede iken katlettiler. (Müslüman olduğumuz halde öldürüldük.)

Müşrikler Bekiroğullarına yardım edince, Hudeybiye sulhunu tek taraflı olarak bozmuş oldular. Bunun üzerine de hadiste de açıklandığı gibi, Peygamberimiz kalabalık bir ordu ile anlaşmayı bozan müşrikleri cezalandırmak üzere Mekke üzerine yürüdü ve Mekke'yi fethetti.[762]



Haricîleri Öldürenlere Vaad Edilenler


670. Hz. Ali (r.a.) diyor ki:

"Eğer şımarmayacağınızı bilse idim, Allah'ın Resulünün lisanıyla Haricîleri öldürenlere neler vaad ettiğini size haber verirdim."

497, 670, 691, 720 numaralı hadislere ve izahlarına bakınız. [763]



Bir Yerden Kalktıktan Sonra Söylenilecek Söz


671. Zübeyr bin Avvam (r. a.) rivayet ediyor:

"Ya Resülallah, sizin yanınızdan çıktıktan sonra dışarıda Câhiliyeye âit sözlere dalıyoruz" dedim.

Resûlullah şöyle buyurdu:

"Günahkar olacağınızdan korktuğunuz o gibi yerlerde bulunduğunuzda oradan kalktığınızda şöyle derseniz, bu söz o meclisde size isabet eden günahlara keffâret olur:

"Allah'ım, Seni noksan sıfatlardan, Sana layık olmayan şeylerden tenzih ve hamd ü sena ile takdis ederiz. Senden başka ilâh olmadığına şahitlik ederiz. Senden bağışlanma dileriz. Ve Sana tevbe ederiz."[764]



Resûlullahın Bereket Duası Yaptığı Üç Şey


672. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) üç şey için bereket duası yaptı. Bunlar: Sahurda yenilen yemek, tirid yemeği ve bir şeyi ölçmek, (tartmak veya saymak) tır.[765]



Bâzı Suçların Cezaları


673. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Şarkıcı ve çalgıcı kadınlar çalıştıranlar, içki içenler ve ipek elbise giyenler yüzünden bu ümmette yere batma, hayvan şekline dönüşme ve gökten taş yağma hadiseleri olacaktır."[766]

"Hayvan şekline dönüşme" ile ilgili olarak 113 numaralı hadisin izahına bakınız.[767]



Allah'ı Çok Zikretmek


674. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah'ı çok çok zikreden, münafıklıktan kurtulmuştur."[768]



Hz. Ebû Bekir Ve Ömer'in Fazileti


675. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Ebû Bekir ve Ömer [dünyadaki] Cennetlik yaşlıların efendisidir."[769]



Peygamberimizin Hz. Ali'ye Tavsiyesi


676. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah,

"Fitneler çıkacak ve sen kavminle karşılıklı deliller getirerek cedelleşeceksin" buyurdu.

"Ya Resûlallah, o zaman bana ne tavsiye edersiniz?" dedim.

"Allah'ın kitabıyla hükmet" buyurdu.[770]



İzah



Peygamberimizin Allah'ın bildirmesiyle istikbalde olacak hadiselerle ilgili daha önce bir kaç hadis geçmişti. Bu da Resûlullahın gaybî haberlerinden birisidir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Ali'ye fitneler çıkacağını bildirmiş, kavmi ile cedelleşeceğini bildirmiş, ondan Allah'ın kitabı ile hükmetmesini istemiştir. Gerçekten de Hz. Ali devrinde zaman zaman yer verdiğimiz gibi fitneler çıkmış, Hz. Ali Hz. Aişe, Muâviye ve yamndakilerle, ayrıca Haricîlerle tartışmış, onlara haklılığı noktasında deliller getirmiştir. Bütün bu safhalarda her zaman ve her şartta Allah'ın kitabı ile hükmetmiş, dünyevî saltanat uğruna Allah'ın kitabıyla hükmetmekten geri durmamıştır.[771]



İstihare, İstişare Ve İktisat


677. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"İstihare yapan mahrum kalmaz, istişare eden pişman olmaz, iktisad eden geçim sıkıntısı çekmez."[772]



İzah



Hadisin "İktisad eden geçim sıkıntısı çekmez" kısmı Müsned'de, de rivayet edilmiştir.[773]

Hadis, üç önemli esası nazara veriyor. Bunlar istihare, istişare ve iktisad. İstihare hakkında 369 numaralı hadisin izahında bilgi vermiştik. Burada istişare ve iktisad üzerinde duracağız.

Yüce Rabbimiz bir âyet-i kerimede,

"Onların aralarındaki işleri istişare iledir"[774]

buyurarak istişareyi mü'minlerin vasıfları olarak saymış, başka bir âyet-i kerimede ise,

"İşlerde onlarla istişare et"[775]

buyurarak Peygamberimizden Ashabı ile istişare etmesi istenmiştir. Peygamberimiz de bu emirler gereği, hakkında vahiy olmayan konularda Ashabıyla istişare etmiş, çoğunluğun kararına göre hareket etmiştir.

İşte Peygamberimiz bu hadislerinde kendisi de istişarenin ehemmiyetine dikkat çekmiş, yapmak istediği bir hususta işin ehli ile istişare yapan kimsenin pişman olmayacağını ifâde etmiştir.

Hadiste tavsiye edilen bir diğer mühim husus da iktisattır. İnsan şükür için yaratılmıştır. Cenâb-ı Hak insanlara verdiği nimetlerin karşılığında şükür ister. Bu şükrün yolu da kaabiliyetlerin yerli yerince kullanılmasından, Allah'ın verdiği her türlü nimetlerin gerçek ihtiyaçlara yetecek kadar, hayatın her safhasında iktisat etmekten geçer. Çünkü, iktisat nimete karşı hürmettir. İsraf ise şükre zıttır, nimeti hafife almaktır.

İktisat bir şükürdür. Şükür ise, nimetin bereketlenmesine, daha da artmasına sebep olur.

İktisat, bir yandan kulluk olmakla birlikte, aynı zamanda insana dünya hayatında arzu ettiği saadeti kazandıracak bir denge ölçüsüdür. İktisad herşeyden önce ferdin hayatını düzene sokar. Gereksiz arzularına mâni olur. Masraflarını gerçek ihtiyaçlarına göre ayarlamasını temin ederek, bütçesini düzene sokar.

İktisat eden insan yeme ve içmede israfa kaçmayacağından sıhhatini de korumuş olur. Çünkü yeme ve içmede israfa kaçmayan insanın sıhhatli olduğu bugün bilinen bir gerçektir. Nitekim İbni Sina gibi büyük bir tıb âlimi bu gerçeği şöyle ifade eder:

"Tıbbı iki satırda topluyorum. Çünkü sözün güzelliği sözün kısalığındadır. Yediğin zaman az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar yeme. Şifâ hazımdadır. Yani kolayca hazmedeceğin miktarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemek üzerine yemektir."

Diğer taraftan, bilhassa günümüzde, aile hayatındaki huzursuzluğun en mühim sebeplerinden birisi de iktisadî zorluklardır. Bu sebeple, iktisat, aile hayatının Cennetten bir köşe olmasına da yardımcı olacak mühim bir husustur. İşte Peygamberimiz yukarıdaki hadislerinin son kısmında bu gerçeği ifâde etmiştir.

İktisat etmek, israftan sakınmak, hem erkek, hem de kadın için geçerli olmakla beraber, kadına daha mühim vazifeler yükler. Evin hanımı beyinin aldığı sebze, meyve, ekmek ve sair şeyleri yerli yerinde kullanır, lüzumsuz israftan sakınırsa, hem aile bütçesine katkıda bulunmuş olur, hem de Cenab-ı Hakkın,

"İsraf etmeyin. Muhakkak ki, Allah müsrifleri sevmez"[776] ve,

"Yiyin, için, fakat israf etmeyin"[777]

emrini yerine getirmiş olur. Böylece hem aile saadetine vesîle olunmuş, hem de Cenâb-ı Hakkın emri yerine getirildiğinden sevap kazanılmış olur.[778]



Kendisi Yaşamayanın İyiliği Tavsiye Etmesi


678. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Yâ Resûlullah, onunla bütünüyle kendimiz amel edinceye kadar iyiliği emretmeyelim mi? Yine kendimiz ondan bütünüyle sakınıncaya kadar insanları kötülükten alıkoymayalım mı?" dedik. Şöyle buyurdu:

"Aksine. Sizler onunla amel etmeseniz de iyiliği tavsiye ediniz. Ondan tamamen kaçmamasanız da kötülükten de insanları sakındırınız."[779]



İzah



Dinimizin mühim emirlerinden birisi de insanlara iyiliği tavsiye edip, onları kötülükten alıkoymaktır. Bu husus Kur'ân-ı Kerimde Müslümanlardan istenmiştir. Meselâ bu âyetlerden birisi şu mâeldedir:

"İçinizden öyle bir topluluk bulunsun ki, onlar insanları hayra çağırsın, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırsın. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir."[780]

Başka bir âyet ise şu mealdedir:

"Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği tavsiye eder, kötülükten sakındırırsınız ve Allah'a hakkıyla iman edersiniz."[781]

İnsanlara iyiliği tavsiye edip, kötülükten sakındırmak kendisi de söylediğini yapmaması şartıyla kişi için çok faziletli ve sevaplı bir görev olmakla birlikte, bu vazifeyi yapanların kendilerini unutmalan da çirkin karşılanmıştır.

Ancak bir insanın tavsiye ettiğini kendisinin yapmaması veya yapmamayı tavsiye ettiği şeyi kendisinin yapması, onun bu vazifesine engel değildir. Yani bir kimse kendisi yapmasa da başkalarına hayrı, güzeli tavsiye edebilir. Kendisi işlese başkalarını çirkinliklerden uzaklaşmaya çağırabilir. Hadis açıkça bunu ifâde etmektedir. Ola ki kendisine hitap edilenler güzeli yapar, çirkinden de sakınabilirler.

Bununla beraber, boylelerinin tavsiyelerinin fazla tesirli olacağı da söylenemez. Çünkü muhatabı sözden ziyade fiil etkiler.[782]



Ashabın Fazileti


679. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Ashabımı geçemezsiniz. Sizler Uhud dağı kadar altın tasadduk etseniz, onlardan birinin bir batman sadakasına veya onun yansına yetişemezsiniz."[783]



İzah



Tirmizî ve Müslim'de de hadisin baş tarafı, "Ashabıma sövmeyin" şeklindedir.

Peygamberimiz (s.a.v.) sonraki nesillerin Ashabına dil uzatacağını Allah'ın bildirmesiyle bilmiş ve ümmetini bu konuda ikaz etmiştir. Kendilerinin ne kadar gayret gösterirlerse göstersinler, onlara yetişemeyeceklerini bildirmiştir.

Gerçekten de Sahabîlerden sonraki nesil ne kadar faziletli olursa olsun, Allah yolunda ne kadar çalışırsa çalışsın, Sahabîlere yetişemezler.

"Sohbet-i Nebeviye öyle bir iksirdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zat, senelerle seyr-i sülûka mukabil hakikatin envarına mazhar olur" diyerek[784] Sahabîlere yetişilememesinin bir yönüne dikkat çeken Bediüzzaman, bunun bir sebebini de meâlen şöyle izah eder:

Sahabîler madem İslâmiyetin kuruluşunda ve Kur'ân nurlarının neşrinde ilk saffı teşkil ediyorlar; "Bir şeye sebep olan o şeyi işleyen gibidir" kaidesi sırrınca, bütün ümmetin sevaplarından onlara hisse çıkar. Ümmetin; "Allâhümme salli alâ seyyidine Muhammedin ve alâ alihî ve ashabihi=Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e, onun âl ve Ashabına rahmet eyle" demesi, Sahabîlerin bütün ümmetin hasenatından hissedar olduklarım gösteriyor.[785]



Uyumak İçin Okunacak Dua


680. Halid bin Velid'in (r.a.) rivayet ettiğine göre, kendisine uyumama hastalığı isabet etmişti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Sana onları okuduğunda uyuyacağın bir kaç kelime öğreteyim mi? Allah'ım, yedi göğün ve onların gölgelediği şeylerin Rabbi. Yeryüzünün ve onun üzerinde bulunanların Rabbi. Şeytanların ve onların saptırdıklarının Rabbi. Bütün yaratıklarının şerrinden, onlardan birinin bana karşı aşırı gitmesinden veya tecâvüzlerinden beni koru! Senin koruyuculuğun kıymetlidir. Senden başka hiçbir ilah yoktur."[786]



Peygamberimizin Bir Mucizesi


681. Abdullah bin Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.),

"Benden sonra geri plana itilişiniz kakılışınız ve hoşlanmayacağınız bâzı şeyler olacaktır" buyurdu.

"O zamanda bizim nasıl davranmamızı istersin yâ Resûlallah?" diye sorduk.

"Üzerinizdeki hakları verin, kendi haklarınızı da Allah'tan isteyin" buyurdu.[787]



İzah



Zaman zaman yer verdiğimiz gibi, Resûlullah (s.a.v.) istikbalde olacak pekçok şeyi teker teker haber vermiştir. Bu hadiste haber verilen şey de bunlardandır. Gerçekten de Peygamberimizden sonra Sahabîler horlanmışlar, eziyet görmüşler, tekfir edilmişler, hattâ şehid edilmişlerdir. Yine sonraki Müslümanlardan hoşlarına gitmeyen pekçok, bid'atlar, fitneler görmüşlerdir.[788]



Guslederken Kıl Yerinin Kuru Kalması


682. Hz. Ali rivayet ediyor:

"Kim cünüplükten guslederken bir kıl yeri kadar kısmı kuru bırakırsa, ona Cehennemde şöyle şöyle yapılır."

Ali (r.a.) dedi ki: "İşte bu sebeple saçıma düşman kesildim." Hz. Ali saçını keserdi.[789]



İzah



Ebû Hüreyre de (r.a.) bu konuda şöyle bir hadis rivayet eder:

''Muhakkak her kılın altında cünüplük vardır. Bütün kılları yıkayınız."[790]

Hadis, cünüplük sebebiyle vücudun tamamının yıkanmasının farz olduğunu ifâde eder. Bununla beraber, güsulde kuru kalan yer, vücud kuruduktan sonra yıkansa, güsul sahih olur.

Su saçların dibine ulaşırsa, kadınların örgülü olan saçlarını çözmeleri de gerekmez.

Hadis, Hz. Ali'nin dinin hükmüne ne derece hasasiyetle bağlı olduğunu da göstermektedir.[791]



Namazda Safları Düzgün Tutmak


683. Bilal (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah namazda omuzlarımızı düzeltirdi.[792]



Peygamberimizin Allah İndindeki Kıymeti


684. Ömer bin Hattab (r.a.) rivayet ediyor:

Hz. Adem (a.s.) kendisine yasaklanan ağaçtan yediğinde başını semâya kaldırdı ve "Allah'ım, Muhammed hakkı için beni affetmeni istiyorum" diye duâ etti.

Allah kendisine, "Muhammed kim?" diye vahyetti. Hz. Âdem şöyle dedi:

"Şanın yüce olsun. Beni yarattığında başımı Arşına kaldırdığım zaman orada 'Lâilâhe illallah Muhammedün Resûlullah' yazılmıştı. O zaman anladım ki hiç kimsenin kıymeti Senin yanında onunkine denk değildir. O Muhammed ki ismini isminle beraber kıldın."

Allah ona şunu vahyetti:

"Ey Âdem! O, senin zürriyetinden peygamberlerin sonuncusudur. Onun ümmeti de ümmetlerin sonuncusudur. Eğer o olmasaydı ey Adem, seni yaratmazdım."[793]



Ümmet İçerisinde Çıkacak Olan Deccaller


685. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Bu ümmet, içlerinden her biri peygamber olduğunu iddia eden otuz tane yalancı ve deccal çıkmadıkça yok olmaz."[794]



İzah



Tirmizi'de hadisin bir de Sevban (r.a.) tarikiyle gelen şekli kayıtlıdır. O hadis de şöyledir:

"Ümmetimden bâzı aşiretler müşriklere tâbi olup putlara tapmadıkça kıyamet kopmaz. Aynı zamanda ümmetimden otuz yalancı çıkacak ve her biri peygamber olduğunu iddia edecektir. Oysa ben peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra peygamber yoktur."[795]



Şiirle Allah Yolunda Hizmet Etmek


686. Berâ bin Âzib (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah Hassan bin Sâbit'e "Müşrikleri hicvet. Şüphesiz Allah seni Ruhu'1-Kudüsle (Cebrail) destekliyor" buyurdu.

80 numaralı hadise ve izahına bakınız.[796]



Şerrinden Korkulana Karşı Yapılacak Dua


687. Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah bir topluluğun şerrinden korktuğunda şöyle duâ ederdi:

"Allah'ım, onların şerlerinden Sana sığınıyoruz. Ve onların haklarından gelmeni istiyoruz."[797]



Peygamberimizin Yatağa Girerken Okuduğu Duâ


688. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah yatağına girdiğinde şöyle duâ ederdi:

"Allah'ım, alnı Senin kudret elinde olan herşeyin şerrinden Senin Zât-i kerîmine ve mükemmel kelimelerine sığınırım.

"Allah'ım, zararı ve günahı kaldıran Sensin.

"Allah'ım, Senin ordun hezimete uğramaz, Sen va'dinden dönmezsin, Senin kudret büyüklüğünden başka hiçbir kudret büyüklük sahibi fayda vermez. Seni hamdinle beraber noksan sıfatlardan tenzih ederim."[798]



Ne Kadar Gülmek Namazı Bozar?


689. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:

"Tebessüm namazı bozmaz, kahkaha ile gülmek ise namazı bozar."[799]



Peygamberimizin Ümmeti İçin Korktuğu Üç Şey


690. Muaz bin Cebel (r.a.) rivayet ediyor:

"Sizin için üç şeyden korkuyorum. Onlar mutlaka olacaktır.

1. Alimin hatâsı,

2. Münafığın Kur'ân'ı âlet ederek mücâdeleye kalkışması,

3. Dünya nimetlerinin size açılması."[800]



Haricîler


691. Ubeyde es-Selmânî rivayet ediyor:

Nehrevan Savaşında Haricîler öldürüldüğünde, Ali (r.a.) "Mücda'ı arayın" diye emretti. Aradılar, bulamadılar. Tekrar aradılar, onu buldular. Bundan sonra Ali (r.a.) şöyle dedi:

"Eğer şımarmayacağınızı bilseydim, Allah'ın Peygamberinin (s.a.v.) lisanında bunları, yani Haricîleri öldürenlere neler vaad ettiğini size haber verirdim."[801]



İzah



Mücda, yaratılışı eksik olan adam demektir. Açıklama için 495, 670, 691, 720 numaralı hadislere ve izahına bakınız.[802]



Ruh Hakkında İnsanlara Fazla Bilgi Verilmedi


692. İbni Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) ile beraberdim. Bir Yahudi geldi ve "Ey Ebu'l-Kâsım, ruh nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Allah Teâlâ,

"Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Bilgi olarak da size pek az şey verilmiştir"[803] âyetini indirdi.[804]



Yolculuktan Dönme Adabı


693. Ka'b bin Mâlik babasından rivayet ediyor:

Resûlullah seferden döndüğünde önce mescide uğrar, iki rekât namaz kılar, evine sonra girerdi.[805]



En Akıllı İnsan Kimdir?


694. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor: Ben, onun onuncusu olarak Resûlullaha geldim. Ensardan bir zât Resûlullaha (s.a.v.), "Ey Allah'ın peygamberi, insanların en akıllısı ve ihtiyatlısı kimdir?" diye sordu.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Ölümü ençok düşünendir. Ölüm gelmeden önce onun için hazırlık yapandır. İşte bunlar insanların en akıllı, en tedbirli olanlarıdır. Bunlar dünyanın şerefine, âhiretin ikramına sahiptirler."[806]



Yasîn Sûresinin Fazileti


695. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim her gece Yâsîn Sûresini okumaya devam ederse, öldüğünde şehaid olarak ölmüş olur."[807]



Hz. Ali'nin Fazileti


696. Abdullah bin Akim el Cüheni rivayet ediyor:

"Miraca çıkarıldığımda Allah azze ve celle Ali hakkında bana şu üç şeyi vahyetti:

1. O, mü'minlerin efendisidir.

2. Muttakîlerin rehberidir.

3. Mahşer yerine alnı, el ve ayaklan parlayarak gelen mü'minlerin önderidir."[808]



Mü'minler Kardeştir


697. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Alıcısı olmadığınız bir malı övmeyiniz, birbirinize kin beslemeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz, ey Allah'ın kulları! Allah'ın emrettiği gibi kardeş olunuz."[809]



İzah



Müslim'de,

"Birbirinizle alâkayı kesmeyin," "Zandan sakının. Çünkü zan sözün en yalanıdır. Başkalarının konuştuğunu dinlemeyin. Dünyalık için birbirinizle yarışa girmeyin" ilâveleri vardır.

Hadisin birinci kısmı, ticâretle ilgili bir hususu nazara vermektedir. O da kişinin alıcısı olmadığı malı fiyat kızıştırmak için övmesidir. Bunda alıcının zararı ve aldatılması söz konusu olduğundan, Peygamberimiz bunu yasaklamıştır.

Hadisin diğer kısmı, mü'minleri kardeşliğe çağırmakta, birbirlerine kin beslememelerini, sırt çevirmemelerini istemektedir.[810]



Hz. Ali Münafıkları Kevser Havzının Başından Kovacak


698. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Ey Ali, kıyamet gününde elinde Cennet asalarından bir asa olacak ve onunla münafıkları Havuzumun başından kovacaksın."[811]



İtikaf


699. Mü'minlerin Annesi Âişe (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah îtikafta iken mescidden başını eve uzatır, ben de tarardım. Eve ancak tabî ihtiyaçlarını gidermek için girerdi.[812]



İzah



İtikâf, beklemek ve bir şeye devam etmek mânâlarına gelir. Hususî mânâda ise, Ramazan'ın son on gününü camide veya bir ibâdet mahallinde kalbi ve ruhu geçici olarak dünya meşguliyetlerinden uzaklaştırmak ve ibâdetle geçirmek demektir.

İtikaf ibâdetine Kur'ân'da da yer verilmekte ve şöyle buyurulmaktadır:

"Mescidlerde îtikâfa çekildiğiniz zaman kadınlarınıza yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın çizdiği sınırlardır; sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte Allah âyetlerini insanlara böylece açıklar ki, sakınıp korunsunlar."[813]

Başta Hz. Aişe Validemiz olmak üzere birçok Sahabî, Peygamberimizin Ramazan'ın son on gününü mescidde îtikâfla geçirdiğini rivayet eder. Bu müddet içerisinde Resûlullah (a.s.m.) ibâdetle, Kur'ân okumakla ve duâ ile vaktini geçirirdi. Bu hadislerden biri şu mealdedir:

"Ramazan'ın son on günü girince, Resûlullah (a.s.m.) geceleri ibâdetle geçirirdi. Ailesini de ibâdet etmeleri için uyandırırdı. İbâdet için diğer zamanlardan daha fazla gayret gösterirdi."[814]

İhlâs ile yapılan bir îtikâf kişiyi manevî yönden tekâmül ettirir. Çünkü îtikâfa giren kimse Allah'ın misafiri olarak Allah'ın evinde dünya meşgalesinden uzak olarak devamlı ibâdetle meşgul olur. Orada kaldığı müddetçe bütün düşüncesi âhirettir. Dünyevî bir iş yapmaz. Böylece manevî bakımdan terakki eder. Kalbi nurlanır, sunasında kulluk nişanlan parlar. İtikâfa giren kimseler Kur'ân-ı Kerimde vasıfları şu şekilde zikredilen melekler gibidir:

"Eğer onlar Allah'a ibâdet etmeyi büyüklüklerine yediremezlerse, Rabbinin katında olanlar gece gündüz usanmaksızın Onu tesbih eder dururlar."[815]

İtikâfla ilgili tafsilatlı bilgi için Büyük İslâm İlmihali ve Oruç Zekât isimli eserlerimize bakınız.[816]



Peygamberimizin Gece Yaptığı Bir Duâ


700. Ebu Hureyre (r.a.) rivayet ediyor:

Bir adam Resûlullaha (s.a.v.) şöyle dedi:

"Yâ Resûlullah, senin gece yaptığın duayı işittim. Bu duadan bana ulaşan şu sözleriniz oldu:

"Allah'ım, günahlarımı bağışla. Evimi benim için geniş kıl ve bana verdiğin rızkı mübarek kıl."

Resûlullah (s.a.v.) o adama, "Bunlardan sonra istenmedik bir şey kaldı mı?" buyurdu.[817]



Kişinin Aşiretini Müdafaa Etmesi


701. Şürekâ bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

"Sizin en hayırlınız, günaha girmemek şartıyla aşiretini müdafaa edendir."[818]



İzah



Hadiste kişinin günaha girmemek şartıyla aşiretini müdafaa etmesi teşvik edilmektedir. Başka bir hadiste ise Peygamberimiz (s.a.v.) kişinin zulüm ve haksızlıkta milletine yardımcı olmasını ırkçılık olarak vasıflandırmıştır.[819] Bilindiği gibi ırkçılık dinimizce haram kılınmıştır. Bu konuda geniş bilgiyi İslâm ve Milliyetçilik isimli eserimizde bulabilirsiniz.[820]



Kişi Öfkelendiğinde Ne Demeli?


702. İbni Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:

"Biriniz öfkelendiğinde, "Eûzü billahi mine'ş-şeytâni'r-racîm derse, öfkesi gider."[821]



İzah



Öfke dinimizin çirkin gördüğü huylardan birisidir. Yüce Allah bir âyet-i kerimede takva sahiplerinin vasıflarından birisinin de öfkelerini yutmak olduğu bildirilmiştir.[822]

Öfkelenmenin şeytandan olduğunu bildiren[823] Peygamberimiz de pekçok hadislerinde öfkeyi yutmanın sevabını ve faziletini bildirmiştir. Meselâ bu hadislerden birisinde öfkelenmemenin karşılığı Cennet olduğu müjdelenmiştir.[824]

Öfkelendirecek bir durumla karşılaşıldığında, kişinin öfkesine hâkim olması elbette kolay değildir. Peygamberimiz bunun da yollarını göstermiştir. Meselâ öfkelenen kimse imkanı varsa abdest almalıdır.[825] Ayakta ise oturmalı, öfkesi yine geçmezse, müsait yer varsa uzanmalıdır.[826] İki rekat namaz kılmalıdır.[827] İşte yukarıdaki hadislerinde de Sevgili Peygamberimiz öfkelenen kimsenin Allah'a sığınmasını istemektedir.[828]


Kime Dört Şey Verilmişse, Dört Şey Daha Verilmiştir


703. İbni Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.),

"Kime dört şey verilmişse, ona dört şey daha verilmiş demektir" buyurdu.

Sonra da bu sözünü Kur'ân'dan âyetlerle açıkladı. Şöyle buyurdu:

"Kime Allah'ı zikretme nasib edilmişse, Allah da onu anar. Çünkü Allah Kur'ân'da, 'Beni zikredin ki, Ben de sizi rahmetimle anayım''[829] buyuruyor.

"Kime dua yapmak nasib edilmişse, kendisine cevap verilecektir. Çünkü Allah Kur'ân'da, 'Bana dua edin, size cevap vereyim"[830] buyuruyor.

"Kime verilen nimetlere şükretme nasib edilmişse, fazlası verilecek demektir. Çünkü Allah Kur'ân'da, 'Şükrederseniz daha çok veririm"[831] buyuruyor.

"Kime istiğfar etmek nasib edilmişse, o bağışlanacak demektir. Çünkü Allah Kur'ân'da, 'Rabbinizden af dileyin, çünkü O çok bağışlayıcıdır"[832] buyuruyor.[833]



Duaya Üç Halden Biri İle Cevap Verilir


704. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah'a duâ etsin de, Allah duâsına şu üç halden biri ile cevap vermesin: Kişi duâ ettiğinde Allah onun karşılığını ya dünyada acilen verir veya âhirete erteler ya da yaptığı duâ kadar o kuldan bir musibeti giderir."[834]



İzah



Müsned'de hadisin baş kısmında "duası bir günah veya akrabalık bağlarım kesmek için olmadığı takdirde" kaydı vardı.

Yine aynı rivayette Peygamberimiz müjdeyi verdiğinde Sahabîlerin, "Öyle ise çok duâ ederiz" dedikleri, Resûlullahın da (s.a.v.),

"Allah'ın kabul etmesi sizin duanızdan daha çoktur" buyurduğu bildirilir.

703 numara ile tercüme ettiğimiz hadiste,

"Kime duâ yapmak nasib edilmişse, kendisine cevap verilecektir" buyuruluyordu.

Allah eğer vermek istemeseydi, istemeyi de vermezdi. İstemeyi verdiğine göre, isteğin karşılığını vermeyi de istiyor demektir.

Evet, duâ bir ibâdettir. Hattâ ibâdetin ruhu ve özüdür. Namaz kılarak, oruç tutarak Yüce Rabbimize ibâdet ettiğimiz gibi, duâ ile de Ona kulluk ederiz. Duâ bir ibâdet olduğu içindir ki, karşılığında hiçbir menfaat beklemeyiz. Çünkü diğer ibâdetlerde olduğu gibi, duanın da neticesi, meyvesi uhrevîdir, âhirette verilir. Zaten duanın kabul edilmesinin şartlarından birisi de, onun sadece ibâdet maksadıyla yapılması değil midir?

Ayet-i kerimede,

"Duâ edin, size karşılık vereyim"

buyurulması, "Her duâ kabul edilir" mânâsında ani aşılmamalıdır. Evet, mümkün mertebe şartları yerine getirilerek, ihlâsla yapılan duaların kabul edileceği Cenâb-ı Hakkın rahmetinden ümit edilir. Fakat her duâ kabul edilmez. Bu durum, mütehassıs bir doktorun, hastanın her istediği ilacı ona vermemesine benzer. Hasta kendisi için hangi ilacın faydalı olduğunu bilmediği için devamlı ister: "Şunu da ver, bunu da ver" der. Fakat doktor hastanın durumuna göre ilaç yazar. İstediği ilaç faydalı ise aynını veya ondan daha iyisini verir, zararlıysa reçeteye hiç yazmaz.

İşte Cenâb-ı Hak da kulunun her istediğini aynen vermez. Çünkü insan istediği şeyin kendisi için hayırlı olup olmadığını bilmez. Kullarına karşı son derece merhametli olan Rabbimiz, bunu bildiği için hadiste de ifâde edildiği gibi, kullarının istediğini bazan verir, bazan vermez, kulunun duasını ebedî hayat için kabul eder. Veya yaptığı duâ kadar kuldan bir musibeti giderir.

O halde şayet duada istediğimiz şey aynı ile verilmezse, "İstiyorum ama verilmiyor" denilmemelidir. "Belki daha iyi bir şekilde kabul edilmiştir" diyerek, rahmet hazinesinin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin kaynağı olan duaya daha sıkı sarılmalı, hiçbir şekilde onu elden bırakmamalı, ihlâsla Dergâh-ı İlâhiyeye yönelmelidir.

Burada dualarının karşılığını dünyada alanların âhirette pişman olacaklarını da ifâde edelim. Peygamberimizin bildirdiğine göre, Allah kıyamet gününde kuluna yaptığı bütün duâlan açıklayacak, bunlardan bâzılarını kendisinin dünyası için kabul ettiğini, bazısını ise sevabını âhirette vermek için koruduğunu bildirecektir. Bunun üzerine kul pişmanlığını şöyle ifâde edecektir:

"Keşke duamın dünya için kabulünde acele etmeseydim."[835]



Peygamberimiz Ümmeti Hakkında En Çok Kimlerden Korkuyor?


705. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

"Ümmetime mü'min ve müşrikten zarar gelmesinden endişe etmiyorum. Çünkü mü'minin imanı kötülük yapmasına engel olur. Müşriğin de küfrü açık olduğu için zararı dokunmaz. Fakat size güzel konuşan münafıktan zarar gelmesinden korkarım. O, dili ile sizin inandığınızı söyler, fakat inkar ettiğiniz şeyleri yapar." Engel olur. Müşriğin de küfrü açık olduğu için zararı dokunmaz. Fakat size güzel konuşan münafıktan zarar gelmesinden korkarım. O, dili ile sizin inandığınızı söyler, fakat inkar ettiğiniz şeyleri yapar.[836]



Günahlara Keffâret Olan Şey


706. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

Bir adam Resûlullaha (s.a.v.) şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Resulü, benim yapmadığım, etmediğim günah kalmadı. Nefsimin istediği her şeyi yaptım."

Resûlullah (s.a.v.),

"Sen, 'Allah'tan başka ilah yoktur; Muhammed Onun Resulüdür' demiyor musun?" buyurdu.

O zât, "Evet, söylüyorum" cevabını verdi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Bu bütün onları yok eder" buyurdu.[837]



Resûlullah Havuz Başında Ümmetini Bekleyecek


707. Enes bin Mâlik (r.â.) Resûlullahın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Benim havzım var, ben onun başına sizden önce acele ile varacağım."[838]



İzah



Hadiste Peygamberimizin ilk olarak varacağını söylediği havuz, Kevser Havuzudur. Kevser Sûresinde "Şüphesiz ki sana Kevseri verdik"[839]

buyrulan Kevser, Allah'ın Cennette Peygamberimize verdiği bir nehirdir. Peygamberimiz bir hadislerinde bu su ile ilgili olarak şöyle buyurur:

"Cennete girdim, kıyılarında inciden çadırlar bulunan bir nehir gördüm. İçinde akan suya elimi daldırdım. Halis misk olduğunu gördüm. 'Bu nedir ey Cebrail?' diye sordum. 'Bu, Allah'ın sana vermiş olduğu Kevser'dir' dedi."[840]

Kevser ırmağının suyu, yatağı olmadığı halde yer üzerinde etrafına taşmadan akar.[841]

Âlimlerin bildirdiğine göre Peygamberimize Cennette verilen Kevser ırmağından kıyamet gününde iki havuz açılacaktır. Bunlardan birisi mahşer yerinde olacak, diğeri ise sıratı geçen mü'minlerin Cehennem sıcakalığı sebebiyle maruz kaldıkları harareti gidermek için kurulacaktır.[842] Mü'min kullar bu Havuz'un suyundan içecekler mahşer meydanının hararetini onunla gidereceklerdir. Peygamberimiz bununla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

"Muhammed'in hayatı kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Havuz'un kapları, gökteki sabit ve seyyar yıldızların sayısından daha çoktur. Dikkat edin, karanlık bir gecedeki yıldızlar kadar Cennetten kapları, bardakları vardır. O Havuz'un suyundan içen, sonsuza kadar asla susuzluk hissetmez." Cennetten iki musluk daima ona akar ve doldurur. Genişliği ve uzunluğu aynıdır. Mesafesi ise Eymen ile Amman arasındaki mesafe kadardır. Suyu sütten ak baldan tatlıdır."[843]

Kevser havzından bir bardak içenin insanlar arasındaki hüküm verilinceye kadar susuzluk ve hüzün cekmeyeceği,[844] ondan içmeyenin ebediyyen susuzluktan kurtulamayacağı da rivayetler arasındadır.[845] Tafsilat için Ölümden Sonra Diriliş eserimizin 179-180. sayfalarına bakılabilir.[846]



Oruç Ne İle Açılmalıdır?


708. Enes (r.a) rivayet ediyor:

"Kim hurma bulursa onunla iftar etsin. Hurma bulamayan su ile açsın. Çünkü su temizleyicidir."[847]



Erkeğin Avreti


709. Abdullah bin Cafer (r.a) Resulullahın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Göbekle diz kapagı arası avrettir."[848]



İzah



Avret yabancılara karşı örtülmesi gereken yer demektir. Erkeğin avreti, hadiste ifade edildiği gibi, göbekle diz kapağı arasıdır. Alimlerin çoğunluğu erkeklerin göbekle diz kapağı arasını hanımı dışında kadın olsun erkek olsun yabancılara göstermesi haramdır. [849]



Gizli Verilen Sadaka


710. Abdullah bin Cafer (r.a) Resulullahın şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet ediyor:

"Gizli verilen sadaka Allah'ın gazabını söndürür."[850]



İzah



Tirmizi'deki hadis şöyledir:

"Sadaka Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümü berteraf eder."

Dinimizde sadaka teşvik edilmiştir. Ancak bunun gizli yapılması daha da makbuldür. Bununla ilgili bir çok hadis vardır. Mesela bunlardan birisi Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), sağ elinin verdiğini sol elinden gizleyecek kadar sadakayı gizli veren kişiyi Allah'ın sevdiğini bildirmiştir. [851]Peygamberimiz bir hadislerinde de gizli verilen bir sadakanın açıktan verilen yetmiş sadakadan faziletli olduğunu haber vermiştir. [852]Başka bir hadiste ise fakire gizlice verilen sadakanın en üstün sadaka olduğu nazara

verilmiştir.[853] İzahını yaptığımız hadiste ise gizli verilen sadakanın Allah'ın gazabını söndüreceği haber verilmiştir.

Evet, gizli verilen sadakanın böylesine teşvik edilmesi, riya girmediği ve karşı taraf rencide edilmediği içindir.

Bununla beraber bâzı anlar olur ki, sadakanın açıktan verilmesi daha güzel olabilir. Meselâ bir yerde verilen bir sadaka başkalarının da himmetini harekete geçirecekse, böyle yerlerde açıktan sadaka vermek daha isabetli olur.[854]



Resûlullahın Sevdiklerini Sevmek


711. Abdullah bin Cafer (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet ediyor: "Biriniz, ben sevdiğimden dolayı sizi sevmedikçe iman etmiş olmaz." [855]



İzah



Peygamberimiz, Ehl-i Beytini, Ashabını sevmiş, birçok hadislerinde bunları bizim de sevmemizi istemiştir. Bu hadis de bunlardan birisidir. Hadiste geçen "iman etmiş olmazsınız" ifâdesi, "kâmil mânâda iman etmiş olmazsınız" demektir.[856]



İsm-i A'zam İle Dua Etmek


712. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.), Benî Züreyk'ten birisi olan Ebû Aişe Zeyd bin Sâmit'e uğradı. O oturmuş şöyle duâ ediyordu:

"Allah'ım, hamd Senin içindir. Senden başka ilah yoktur. Ya Mennan! Ey gökleri ve yeri hiç yoktan, modelsiz ve benzersiz bir surette yaratan! Ey sonsuz büyüklük büyüklük, azamet ve yücelik sahibi!"

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) beraberinde olanlara hitaben,

"Adamın ne ile duâ ettiğini biliyor musunuz?" buyurdu.

Onlar, "Allah ve Resulü bilir" dediler.

Şöyle buyurdu:

"Şüphesiz o kimse, Allah'a o isimle duâ edildiğinde icabet ettiği, o vesile edilerek isteyene isteği verilen İsm-i A'zam'la [en büyük ismi ile] dua etti."[857]



Ressamlık


713. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

"Ressamlar kıyamet gününde diriltilir ve onlara "Haydi yarattığınız [yaptığınız] şeylere can verin" denilir."[858]



İzah



Dinimizin, bir Allah'a inanmayı ve yalnız Ona ibâdeti emreder. Allah'a ortak koşmaya işaret eden ve buna sebep olan şeyleri ise şiddetle yasaklar. Bunun içindir ki, Peygamberimiz (a.s.m.) tevhid inancına zarar verir düşüncesiyle kendi kabrine bile ibâdet eder derecede hürmet edilmesini istememiştir.

İşte Resûlullahın aynı sebeple yasakladığı şeylerden biri de resim yapmaktır. Çünkü Mekke'nin fethinden önce Kabe'nin içinde ve etrafında 360 adet put vardt. Müşrikler, taştan, tahtadan, demirden, tunçtan hattâ helva gibi yiyeceklerden yaptıkları putlara tazim ve hürmet gösterirlerdi. Onları bir ilah olarak görür ve taparlardı. Birşeyin yapılmasını onlardan ister, korktukları birşeyin şerrinden onlara sığınırlardı.

İşte bu şartlarda Peygamber Efendimiz, tevhid inancının yerleşmesi için, ister hakaret, isterse ibâdet için yapılsın bütün resim, heykel ve tasvire karşı şiddetli tehditlerle yasaklama getirdi. İzahını yaptığımız hadis bu tehditlerden birisidir.

Konu ile ilgili bir başka rivayet şöyledir:

"Kıyamet gününde insanların ençok azap görecek olanı, Allah'ın yarattıklarını taklid edenlerdir."[859]

Buhârî, izahını yaptığımız hadisi "Tevhid" kitabında da zikretmiştir. Bu da gösteriyor ki, resmin haram kılınmasının sebebi şirk tehlikesidir, Allah'ın birliği inancına zarar verme endişesidir.

Nitekim resmin haram olduğunu söyleyenler buna sebep olarak Allah'ın yaratmasına benzetmeyi veya resme tapınmayı gösterirler. Meselâ İbni Âbidîn bu hususta şöyle der:

"Resim yapmak haramdır. Çünkü bunda Allah'ın yaratmasına benzetmek vardır."[860] "Cansız eşya resimleri mekruh değildir. Çünkü buna tapılmaz."[861]

Tecrid Tercümesi'nde resmin yasaklanmasının tek sebebinin bu olduğuna dikkat çekilir ve şöyle denilir:

"Tersim ve tasvir bahsinde yegâne sebeb-i nehiy [tek yasak sebebi], resimlere, suretlere taabbüd [kulluk] endişesidir. İslâm dini tevhid dini ve zâtında, sıfatında bir Allah'a ibâdet, arz-ı ubudiyet dini olduğundan ve bir kelime ile tevhid, İslâmî umdelerin ve İslâm nur ve ziyasının nokta-i mihrakı bulunduğundan her ne suretle olursa az, çok şirk ile şâibedâr olmaması Resûl-i Ekremin büyük bir kıskançlıkla ihtimam buyurduğu bir mesele idi. Tevhidin muhafazası nâmına kendi kabrine bile ibâdet edercesine İzhar-ı hürmet edilmesini istemiyordu."

"Bu sebeple, İslâmiyetin ilk günlerinde Resul-i Ekrem ister ta'zim, ister tahkir ifâde eder surette kullanılsın, ister ibâdet, ister ihanet mânâsı arzetsin. resimli eşya isti'malini [kullanılmasını] mutlak surette nehyetmişti. Çünkü Resûl-i Ekrem İslâmın ilk günlerinde şirkle mücâdele halinde idi. Beşeriyeti asnama [putlara], temâsile, tesâvire [resimlere] ibadetten mene çalışıyordu."[862]

Fakat, İslâm şirke galip geldikten, Mekke fethedilerek Kabe'nin içindeki putlar birer birer manasızlık karanlığına gömüldükten, Kabe'de tevhid sadası gürledikten sonra, artık resim hakkındaki şiddet kalktı, resimli şeylerin ta'zim ve hürmet ifâde etmeyecek tarzda kullanılmasına müsaade edildi.

Resim hakkındaki hadisleri değerlendiren âlimler, resim yapmanın hükmü hakkında tamamen ittifak edebilmiş değillerdir. İki noktada ittifak etmelerine rağmen, bir konuda farklı görüşler vardır. Bunlardan ittifak ettikleri iki konu şunlardır:

1. Ağaç, dağ, taş gibi eşya ve manzara resimleri çizmek kesin olarak helâldir.

2. Yarım olan insan ve canlı resimlerinin yapılması ve kullanılması caizdir.

Resmin üzerinde fikir birliği olmayan şekli ise tam olan canlılara âit resimlerdir. Bâzı âlimler böyle resimleri haram, bâzıları ise mekruh olarak görmektedirler.

Canlı da olsa resim yapmanın haram olmayacağını söyleyen âlimlerin başında Buhârî'yi ilk şerhedenlerden Hattâbî Ebû Süleyman gelir. Bu zât canlı resim yapmayı mekruh olarak görür. Buna sebep olarak da kalbin boş şeylerle meşgul olmasını göstermiştir.

Şafiî mezhebinden İzzüddîn bin Abdüsselâm, Hanbelî mezhebinden İbnü'I-Kayyim el-Cevzî, Mâlikî mezhebinden Ebû İshak eş-Şâtibî gibi İslâm hukukunda usûl âlimleri şu kâide üzerinde ittifak etmişlerdir:

"Dinî hükümlerin emrediliş ve yasaklanışı sebep ve maksatlara dayanır. Bunların hepsi de dünyalarında ve âhiretlerinde kulların maddî, manevî menfaatlerine râcidir."

Bundan çıkan netice şudur: "Bir sebebe [illete]bağlı bulunan şer'i hüküm varlık ve yokluğunda bu illete tâbidir" şeklinde ifâde edilen kaide gereğince şer'i nassa istinad edenler de dahil olmak üzere bütün hükümler, temeli ve tatbikinin şartı olan sebep, yani illet ortadan kalkınca, tatbik edilmezler. Âlimler, "Zamanlar, mekânlar ve durumların değişmesi sebebiyle hükümlerin de değişebileceği inkar edilemez" umumî kaidesini buna bina etmişlerdir.[863]

Nitekim Peygamberimizin tatbikatında bunu görüyoruz. Meselâ Peygamberimiz başlangıçta kabir ziyaretini yasaklamış, belirli bir zaman geçtikten sonra buna izin vermişti.[864] Yine başlangıçta fakirlerin et yeme ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak kurban etlerinin üç günden fazla saklanmasını yasaklamıştı, fakat zaman geçti, çoğunluğun maddî durumu düzeldi, mahzur ortadan kalkınca kurban etinin bir bölümünü saklamaya izin vermişti.[865]

Peygamberimizin vefatından sonra da buna benzer tatbikatların yapıldığını görüyoruz. Bunlardan birisi, Hz. Ömer'in müellefe-i kulübün zekâttan hisse almasına son vermesidir. Oysa Peygamberimiz, "Zekât ancak fakirlere, yoksullara, zekât toplayan memurlar, kalbleri İslama ısındırılacak kimselere [müellefe-i kulûba]...."[866]

âyetine uyarak imanı zayıf olan bâzı kimseleri İslama ısındırmak, kötülüklerini önlemek veya kabileleri içinde üstün yerleri olduğu için zekâttan hisse vermişti. Hz. Ömer, müellefe-i kulûba zekâttan hisse vermeyi kesti. Çünkü artık İslâmın imânı zayıf olanların yardımına ihtiyacı yoktu, ayrıca onlar zarar verebilecek durumda da değillerdi. Yani hükmün sebebi ortadan kalkmıştı. Bunun başka misâlleri de vardır. Bir de sonraki devirlerden bir misâl verelim.

İmâm-ı Âzam'ın talebesi ve Bağdat Başkadısı İmam Ebû Yusuf, kendi zamanındaki âdete bakarak arpa ile buğdayı satış ve muamelesi tartı ile olan eşyadan kabul etmiştir. Bu durum Peygamberimizin örf ve âdete göre arpa ve buğdayı satışı ölçü ile yapılan eşyadan kabul ettiği hadise aykırıdır.

Bu ve benzeri örneklerde, şer'i bir hükmün üzerine kurulduğu sebep veya âdetin değişmesine tâbi olarak değiştiği görülmektedir. Zaten donmayı ve atâleti kabul etmeyen, her devirde kendi ölçüleri içerisinde değişmeye kaabiliyetli olan İslâm Hukukunun da ruhu budur. Fakat zamanla bu ruh unutulmuş, Müslümanlar hükümleri sabit ve donmuş olarak ele almışlardır. Âdetler, ihtiyaçlar, zamanlar, durumlar değişmiş, milletler, ilimler, sanatlar ve hayat gelişip ilerlemiş fakat bâzı konularda maalesef geçmişe takılıp kalınmıştır. İşte bu konulardan birisi de resim yapmaktır. Bu konuda devamlı Peygamberimizin Mekke Devrindeki hadisleri esas alınmış, zamanın değiştiği nazara alınmamıştır. Çizilen bütün canlı resimler haram katagorisine dâhil edilmiştir. Oysa günümüzde buna yeni bir hüküm getirmek zarurîdir. Çünkü günümüzde resim meselesi bir hayli şekil değiştirmiştir. Küfrün âdeta silahı durumuna gelmiştir. Buna karşı resim ve çizgi âdeta bir silah, bir bomba hüviyetindedir. Düşmanın silahı ile silahlanmak gerektiğine göre biz Müslümanların gerek gazetemizde, gerekse dergilerimizde ve kitaplarımızda resmi bir cihad vasıtası olarak kullanmamızda bir mahzur bulunmamaktadır. Fakat bu "Her resim caizdir" demek değildir. Resimleri yapılması caiz olan ve olmayanlar diye tasnif etmek gerekmektedir. Buna göre, bir ressamın Allah'ın yarattığına benzetmek niyeti taşımayan, zulüm ifâde etmeyen, müstehcen olmayan ve gösterişe sebep olmayan, kahramanlık duygularını harekete geçiren resimleri caiz; Allah'ın yarattığına benzetmek niyeti taşıyan, zulüm ifâde eden, nefse hitap eden ve gösterişe sebep olan resimleri ise haramdır.

Bediüzzaman'ın meâlen alacağımız şu ifâdesi ile meselemizi bitirelim:

Puta tapmayı Kur'ân men ettiği gibi, sanemperestliğin bir nevi taklidi olan suretperestliği de men eder. Medeniyet ise, suretleri kendi güzelliklerinden sayıp Kur'ân'a karşı gelmek istemiş. Halbuki, gölgeli, gölgesiz suretler, ya taşlaşmış bir zulüm maddeleşmiş, ceset giymiş bir gösteriş, riya veya cisim haline gelmiş bir şehvet unsurudur ki, insanlığı zulme ve riyaya ve nevaya, hevesi kamçılayıp teşvik eder.[867]

Burada yukarıda üzerinde durduğumuz Hattabî'nin resmi haram görmeyip, lüzumsuz meşgale olduğu için mekruh saydığını, günümüzde ise sınırlarını çizdiğimiz resimleri yapmanın lüzumsuz bir meşgale olmadığını da ifâde edelim. İslâm da Helaller Haramlar isimli eserimize de bakınız.[868]



Duâ Bir İbâdettir


714. Nu'man bin Beşîr (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.),

"Duâ ibâdettir" buyurdu. Sonra,

"Rabbiniz buyurdu ki: Bana duâ edin, size cevap vereyim. Bana ibâdet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, hor ve hakîr olarak Cehenneme girecekler"[869] âyetini okudu ve,

"Yani duâ etmeyi kibirlerine yediremeyenler" buyurdu.[870]



İzah



Hadiste de ifâde edildiği gibi, dua bir ibâdettir. Hattâ ibâdetin ruhu ve özüdür. Namaz kılarak, oruç tutarak Yüce Rabbimize ibâdet ettiğimiz gibi, duâ ile de Ona kulluk ederiz. Duâ bir ibâdet olduğu içindir ki, karşılığında hiçbir menfaat beklemeyiz. Çünkü diğer ibâdetlerde olduğu gibi, duanın da neticesi, meyvesi uhrevîdir, âhirette verilir.

Allah'a ibâdeti, yani Ona boyun eğip al açmayı, Ondan istekte bulunmayı gururlarına yediremeyenler Cehenneme gireceklerdir.[871]



Misvak Kullanmak


715. Huzeyfe bin Yeman (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah gece kalktığında dişlerini misvakla ovardı.[872]



Kur'ân'a Sımsıkı Sarılmak


716. Cübeyr bin Mut'im, babası Mut'im'den (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) ile beraberdik. Cuhfe'de Resûlullah (s.a.v.) yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu:

"Siz Allah'tan başka ilah olmadığına, Onun tek olduğuna ve ortağı bulunmadığına, benim Allah'ın Resulü olduğuma, Kur'ân'ın Allah tarafından geldiğine şahitlik etmiyor musunuz?"

Biz, "Evet, ediyoruz" dedik. Sonra şöyle buyurdu:

"Muhakkak bu Kur'ân'ın bir tarafı Allah'ın kudret elinde, diğer tarafı da sizin elinizdedir. Ona sımsıkı sarılın. Böyle yaparsanız ondan sonra hiçbir zaman helak olmaz ve dalâlete düşmezsiniz."[873]



Hayırlı Kul, Borcunu Güzel Şekilde Ödeyendir


717. Ebû Hümeyd es-Sadî (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah selem yoluyla bir çeşit hurma çeşidi aldı. Ödenme vakti geldiğinde adam borcunu istemişti. Resûlullah ona,

"Bu gün ödeme imkanımız yoktur. Dilersen bize biraz zaman tanı. Bir şey geldiğinde onu sana ödeyelim" buyurdu.

Adam "Vay! Sözde durmayışa bakın!" dedi. Bunun üzerine Ömer öfkelendi. Resûlullah ona,

"Bırak bizi ey Ömer! Şüphesiz hak sahibinin konuşmaya hakkı vardır" buyurdu.

Sonra Havle binti Hakîm'e,

"Yanında hurma varsa bize borç olarak ver" diye haber gönderdi.

Havle, gelenlere, "Allah'a yemin ederim ki yanımda ihtiyaç için sakladığımdan başka yoktur" dedi. Bunu Resûlullaha haber verdiler.

Resûlullah alacaklısına,

"Hakkını tam aldın mı?" diye sordu.

O kimse, "Evet, tam verdin ve gönlümü de aldın" cevabını verdi. Sonra Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allah'ın kullarından Allah'ın yanında en hayırlısı, borcunu güzel bir şekilde ödeyen ve alacaklının gönlünü alandır."[874]



İzah



Hadisin başka bir rivayetinde şu ilâveler vardır:

Bir bedevi Resûlullahtan alacağını talep etmek üzere geldi ve ona karşı sert davrandı. "Alacağımı vermezsen seni sıkıştırırım" dedi.

Resûlullahın yanındakiler, "Yazıklar olsun sana! Kiminle konuştuğunu biliyor musun?" dediler.

Adam, "Ben hakkımı istiyorum" cevabını verdi.

Resûlullah yanındakilere,

"Ben sizin hak sahibi ile beraber olmanızı isterim" buyurdu.

Borcunu ödedikten sonra da şöyle buyurdu:

"Şüphesiz ki, içinde alacaklısını rahatsız etmeksizin zayıfın hakkını alamayan bir topluluğu Allah yüceltmez."[875]



Ayrılırken Selâm Vermek


718. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Biriniz oturan bir topluluğa geldiğinde selâm versin. Bir işi olup da çıkmak istediğinde yine selam versin. Bu selâmlardan birincisi diğerinden daha üstün değildir."[876]



İzah



Ayrılırken selâm vermekle ilgili bir başka hadis şöyledir:

"Bir meclisten ayrılırken oradakilere selâm vermesi, kişinin üzerinde bir haktır."[877]



Resûlullahın Valilere Nasihati


719. Ebû Mûsâ ve Muâz bin Cebel (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) bizi Yemen'e gönderdiğinde şöyle buyurdu:

"Gidiniz. Birbirinize itaat ediniz. Birbininize karşı gelmeyiniz. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz."[878]



İzah



Peygamberimiz (s.a.v.) Hicretin 10. yılında İslâmiyetin yayıldığı yerlere valiler gönderdi. Bu cümeleden olarak Hz. Muâz'ı da Yemen'in üç bölgesinden biri olan Cened için görevlendirdi. Hz. Muaz burada hâkimlik yapacak, halka İslâmiyeti anlatacak, Kur'ân'ı öğretecek, tahsil edilen zekât ve sadakaları teslim alacaktı.

Yemen'in başka bir bölgesi için görevlendirilenlerden birisi de Ebû Mûsâ el Eş'ârî idi (r.a.).

Resûlullah (s.a.v.) bu iki valiyi uğurlarken bilhassa Hz. Muâz'a bir müddet yanında yürüyerek nasihatlarda bulundu. Sonra da her iki Sahabîye yukarıdaki tavsiyelerde bulundu.[879]



Haricîler


720. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

"Ahirzamanda yaşları genç ve hülyaları bozuk bir grup çıkacak. Kâinatın Efendisinin sözünü [hadis] söyleyecekler. Onların imanları boğazlarından aşağıya geçmeyecek. Onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar. Onlara ulaştığınızda onları öldürün. Eğer onları öldürürseniz sevap kazanırsınız."

670, 691 numaralı hadislere ve izahlarına bakınız.[880]



Resûlullahın Vefatından Sonra Dinden Dönenler Oldu


721. Âişe (r.a.) şöyle diyor:

Resûlullah (s.a.v.) vefat etti, Araplar dinden döndü, nifak tırmandı. Eğer babamın üzerine çöken şey yüksek dağların üzerine çokseydi, şüphesiz dağı paramparça ederdi.[881]



İzah



Başka bir rivayette Hz. Aişe şöyle demiştir:

"Resûlallahın vefatı üzerine, Arap kabilelerinden birçoğu dinden döndü. Yahudiler, Hıristiyanlar ve münafıklar hareket geçti. Müslümanlar, kış gecesinde yağmura tutulup dağılan koyuna döndüler."

Evet, iman kalplerinde henüz tam manasıyla kökleşmemiş olan bir grup insan, Peygamberimizin vefatından sonra dinden döndüler. Dinden dönen bu insanların kalplerinde imanın henüz yerleşmediği, Resûlullahın sağlığında, daha onlar müslüman olduklarında bir âyet-i kerimede şöyle bildirilmişti:

"Bedevilerden bâzıları 'İman ettik' dediler. Onlara de ki: Hayır, iman etmediniz. 'Siz Müslüman olduk' deyin; çünkü iman henüz kalbinize girmiş değildir."[882]

İşte Peygamberimizin vefatından sonra dinden dönenler, iman henüz kalplerine yerleşmemiş olan bu bedevilerdi. Yoksa diğer müslümanlarda en küçük bir tereddüt, bir sarsılma olmadı.

Dinden dönenler iki grupta toplanıyordu:

1. Zekât ödemek istemeyenler,

2. Müseylimetü'l-Kezzap, Esvedü'1-Ansî gibi yalancı peygamberlerin peşine takılanlar.

Hz. Ebû Bekir, her iki grupla da savaştı, Allah'ın yardımı sayesinde onları yola getirdi. Tafsilat için Dört Halife Devri ve Sıddîk-ı Ekber Hz. Ebû Bekir isimli kitaplarımıza bakılabilir.[883]



Borçtan Allah'a Sığınmak


722. İbni Abbas (r.a.) Resûlullahm (s.a.v.) şöyle duâ ettiğini bildirir:

"Allah'ım, borç altında ezilmekten Sana sığınırım."

585 numaralı hadise bakınız.[884]



Bâzı Musibetler Günahların Neticesidir


723. Berâ bin Âzib (r.a.) rivayet ediyor:

"Bir damarın veya gözün uğradığı her ıztırap bir günah karşılığıdır. Allah'ın günah karşılığında kişiye çektirmediği ıztırap ise daha fazladır."[885]



Toprak Parçasını Gasbetmek


724. Ya'la bin Mürre (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet ediyor:

"Kim haksız olarak bir karış veya daha az bir yeri gasbederse, kıyamet günü yedi kat yerin altına kadar o yeri taşıyarak gelir."[886]



İzah



Ya'la bin Mürre'den (r.a.) rivayet edilen bir hadis de şöyledir:

"Herhangi bir kimse zulüm yaparak bir karış yer alırsa, Allah onu yedi kat yere ulaşıncaya kadar orasını kazmakla mükellef tutar. Sonra da kıyamet günü insanlar arasında hüküm verinceye kadar onu boynuna yükler."

183 numaralı hadisin izahına da bakınız. [887]



İnsanlarla Sürtüşmenin Zararı


725. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

"İnsanlarla sürtüşmekten sakın! Çünkü bu iyi hasletleri örter, çirkinleri ise su yüzüne çıkarır." [888]



İzah



Peygamberimiz bu hadislerinde insanlarla sürtüşmekten sakınmayı tavsiye ediyor ve sebep olarak da böyle yapmanın iyi hasletleri örtmesini, çirkin hasletleri ise su yüzüne çıkarmasını gösteriyor. Gerçekten de biri ile sürtüşmeye girildiğinde, göze tutulan parmağın koca dağı örtmesi gibi, kendisi ile sürtüşülen kimse de karşısındaki şahsın bütün iyiliklerini, iyi hasletlerini hemen unutuveriyor. Hadiste de ifâde edildiği gibi, sürtüştüğü şahsın ne kadar kötü hasleti varsa hepsini su yüzüne çıkarıyor. İşte hadiste bundan kurtulmanın en mühim yollarından birisi gösteriliyor.[889]



Hibeden Dönmek


726. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:

"Hibe ettiği bir şeyden dönen, kusmuğunu geri yiyen kimse gibidir."[890]



İzah



Zikrettiğimiz kaynaklarda hadîs,

"Hibesinden dönen, kusmuğuna dönen köpek gibidir" ve "Kusmuğuna dönen köpek gibi, hibesinden dönen kimsenin kötü örneği bize yakışmaz"

şeklinde kayıtlıdır."

İmam-ı A'zam'a ve bir kısım âlimlere göre hibeden dönmek mekruhtur.[891]



Peygamberimizin Bâzı Mühim Tavsiyeleri


727. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Ey Ebû Hüreyre! Allah'ın sana takdir ettiği rızka razı ol, zengin olursun. Şüpheli şeyleri terk et, Allah'a gerçek kul olursun. Kendin için sevdiğim insanlar için de sev, mü'min olursun. Komşularına iyilik et, gerçek Müslüman olursun. Çok gülmekten sakın. Çünkü çok gülmek kalbi öldürür. Kahkaha şeytandan, tebessüm ise Allah'tandır."[892]



Ümmetler Ne Zaman Helak Olur?


728. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

"Bir ümmet Allah'a ortak koşuncaya kadar asla helak olmaz. Allah'a şirk koşan bir ümmetin bu şirki de, kaderi inkar etmeyle başlar."[893]



İzah



Hadiste dikkat çekilen kaderin inkar edilmesi,

"Kul fiilinin yaratıcısıdır. Kaderin bunda hiçbir tesiri yoktur" denilmesidir. "Kul fiilinin yaratıcısıdır" demek, Allah'a şirk koşmaktır. Kaderi inkar etmeyi Müslümanlar içerisinde ilk başlatanlar Ma'bed el-Cühenî (Ö.80/699) ve Gaylan ed-Dımeşkî idi.

Peygamberimiz bir başka hadislerinde kaderi inkar edenleri "ümmetin mecusîleri" olarak vasıflandırmıştır.[894]

Konunun tafsilatı için Kadere İman isimli eserimizin 40-43. sayfalarına bakılabilir.

Ayrıca 75, 305, 432 numaralı hadislere de bakınız. [895]



Rükû Ve Secdeleri Tam Yapmak


729. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) kişinin namazda rükû ve secdeleri tam yapmamasını yasakladı.[896]



Allah Her Şeyde Güzelliği Emretmiştir


730. Şeddad bin Evs (r.a.) rivayet ediyor:

"Muhakkak Allah herşeyde güzelliği emretmiştir. Öyle ise öldürdüğünüzde güzel bir şekilde öldürün. Hayvan kestiğinizde kesimi güzel yapınız. Hayvan kesecek olan bıçağını iyice keskinleştirsin ve keseceği hayvana eziyet vermesin."[897]



İzah



Peygamberimiz bu hadislerinde Allah'ın herşeyde güzelliği, vazifeyi en güzel şekilde yapmayı emrettiğine dikkat çekiyor. Hadisin bu kısmını tamamlayan bîr başka hadis de,

"Allah güzeldir, güzelliği sever"[898] şeklindedir.

Peygamberimiz bâzı çirkinliklere bu prensibi hatırlatarak müdahele etmiştir.

"Emretmiştir" şeklinde tercüme ettiğimiz kelime metinde "yazdı" şeklinde kayıtlıdır. Yazdı kelimesi, emretti, takdir etti mânâlarına gelir.

Peygamberimiz Allah'ın herşeyde güzelliği emrettiğini bildirdikten sonra, öldürme ve kesmelerde bile buna riâyet edilmesi gerektiğini nazara veriyor. "Öldürme"den kasıt, savaşta düşmanı öldürmek, katili kısas olarak öldürmek, zina eden evlileri recmetmek ve hayvanları öldürmek veya kesmektir. Bütün bu öldürmeler yapılırken işkence etmemek, recmederken yüze taş atmamak, ateşte yakarak öldürmemek emredilmiştir.

Hayvan kesimini güzel yapmak, bir hayvanı kesmeden önce bıçağı iyice bilemek, hayvana eziyet vermemektir. Hayvana eziyet vermemenin bir yönü başka hadislerde bıçağı gözü önünde bilememek şeklinde açıklanmıştır. Nitekim bir defasında Resûlullah kesmek üzere yatırdığı hayvanın karşısında bıçak bileyen birini görmüş, ona şöyle müdahalede bulunmuştu:

"Sen onu iki defa mı öldürmek istiyorsun? Hayvanı yatırmadan önce bıçağını niçin bilemedin?"

Yine hayvanlardan birini diğeri gözü önünde kesmemek, kesim yerine sürükleyerek götürmemek, acı çektirmemek, bıçağı boynuna süratlice çalmak, soğumadan derisini yüzmemek de, kesilecek hayvana eziyet vermemenin başka unsurlarıdır.[899]



Kendine Verilmeyenle Tok Görünmek


731. Aişe (r.a.) rivayet ediyor:

"Kendisine verilmeyenle tok gürülen iki sahte elbise giyen gibidir."[900]



İzah



Peygamberimizin bu sözü söylemesine sebep bir kadının "Ey Allah'ın Resulü! Benim bir kumam var. Ona karşı kocamın vermediği şeyle tok gürünsem bir mahzuru var mı?" suâlidir.

Hadis, elinde avucunda birşey olmadığı halde kendini zenginmiş gibi gösteren, aç olduğu halde kibirinden dolayı tok görünen, faziletli olmadığı halde kendini öyle gösteren kimsenin başkasının elbisesi ile caka satan yalancı kimse gibi olduğunu nazara vermektedir.[901]



Peygamberliğin Yirmi Dört Parçasından Biri


732. Abdullah bin Serces (r.a.) rivayet ediyor:

"İstikâmet üzere olmak, güzel haslet, düşünerek, sabırla hareket etmek ve her hususta orta yolu tutmak, peygamberliğin yirmi dört parçasından bir parçadır."[902]



Dinde Aşırı Gitmemek


733. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Dininizin en hayırlısı kolay olanıdır."[903]



İzah



Peygamberimiz yukarıdaki hadislerinde çoğu zaman ihmal edilen mühim bir hususa dikkat çekiyor. O da dinde hayırlının kolay olanı olduğudur. Dinin tebliğcisi böyle derken, dinin koyucusu, şeriatın sahibi olan Yüce Allah da oruç hususunda yolculara ve hastalara ruhsat tanıdıktan sonra,

"Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez"[904]

buyurarak, dinin zorlaşan imasını hoş karşılamadığını nazara vermiştir.

Üzülerek ifâde edelim ki, daha Peygamberimiz zamanında insanlar "iyi niyetle" de olsa, kolay olan dini zorlaştırma çabasına girmişlerdir. Peygamberimiz de dini zorlaştırma gayreti içerisinde olan Sahabîleri her seferinde ikaz etmiş, dinin kolay olduğunu bildirmiştir. Bunun pekçok misâlinden birkaçı şöyledir:

Sahabîlerden bir grup Resûlullahın hanımlarına gelerek Peygamberimizin farzların dışında yaptığı ibâdetlerden sordular. Suallerinin cevabını alınca, sanki bunu az bularak şöyle dediler:

"Resûlullah kim, biz kimiz? Allah onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını atfetmiştir. Böyle olunca ona az ibâdet yeter."

İçlerinden biri, "Ben artık hayatım boyunca her gün namaz kılacağım" dedi.

İkincisi, "Ben de hayatım boyunca hep oruç tutacağım, hiç ara vermeyeceğim" vaadinde bulundu.

Bir diğeri ise, "Hanımımla ebediyyen cinsî noktada beraber olmayacağım" sözünü verdi.

Onların bu durumlarından haberdar olan Peygamberimiz (s.a.v.) kendilerini şöyle ikaz etti:

"Sizler şöyle şöyle söylemişsiniz. Allah'a yemin olsun ki, sizin Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından ençok kaçınanınız benim. Böyle iken bazan oruç tutar, bazan yerim; bazan namaz kılar, bazan uyurum. Kadınlarla da beraber olurum. Benim sünnetim budur. Kim sünnetimi beğenmezse benden değildir."[905]

Peygamberimiz, yukarıdaki sözleri ile "mağfirete uğrasam bile Allah'tan en çok korkanızı benim" buyurarak az ibâdet yapmasının bağışlanmış olmasından kaynaklanmadığını, dinin ağır yükün altına girmek demek olmadığını nazara vermiştir.

Hadisin başka bir rivayetinde Peygamberimizin umuma hitaben şöyle bir konuşma yaptığı bildirilir:

"Allah için söyleyin! Bazıları benim yaptığım şeyi beğenmeyip kaçınıyorlarmış, doğru mu? Allah'a yeminle söylüyorum, ben Allah'ı onlardan çok daha iyi biliyorum. Allah'tan duyduğum korku da onların duyduklarından çok daha fazladır."[906]

Bu hadislerin çeşitli rivayetlerinde Resûlullahın böyle düşünenlere çok kızdığı bildirilir.

Sahabîlerden Osman bin Ma'zun (r.a.) gece namaz kılmak, gündüzleri hep oruç tutmak ve evlenmemek üzere yemin etmişti. Peygamberimiz onu yanına çağırttı ve,

"Sen sünnetimi beğenmiyor musun?" buyurdu.

Osman (r.a.) "Hayır ey Allah'ın Resulü, yemin ederim ki hayır! Aksine ben senin sünnetini arıyorum" dedi.

Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu:

"Bil ki ben hem uyurum, hem namaz kılarım; bazan (nafile) oruç tutarım, bazan tutmam. Kadınlarla evlenirim de. Ey Osman, Allah'tan kork. Çünkü ailenin senin üzerinde hakkı var, misafirin senin üzerinde hakkı var, nefsinin senin üzerinde hakkı var. Öyle ise bazan oruç tut, bazan tutma, namaz da kıl, uykunu da al."[907]

Dinde aşırıya kaçtığı için ikaz edilen Sahabîlerden birisi de Abdullah bin Amr bin As'dır (r.a.). Bu zat, "Hayatta kaldığım müddetçe gündüzleri oruç tutacağım, geceleri de namaz kılacağım" diye kendi kendine söz verdi. Bunu haber alan Resûlullah onu çağırttı ve,

"Sen böyle böyle söylemişsin doğru mu?" buyurdu.

Hz. Abdullah, "Annem babam sana feda olsun, evet böyle söyledim ey Allah'ın Resulü" buyurdu. Bunun üzerine Peygamberimiz kendisine şu ikazı yaptı:

"İyi ama sen buna güç yetiremezsin. Bazan oruç tut, bazan tutma, gece hem kalk, hem de uyu. Ayda üç gün oruç tut. Çünkü hayırlı işleri Allah on misliyle mükafatlandırıyor. Bu üç gün bir yıl oruç tutma sevabı kazandırır."

Bunun üzerine Hz. Abdullah, "Söylediğinden daha fazlasına güç yetiririm" dedi.

Resûlullah,

"Öyle ise bir gün oruç tut, iki gün ye" buyurdu.

Abdullah, "Bundan fazlasına da güç yetiririm" dedi.

Resûlullah,

"Bir gün tut, bir gün ye. Bu Davud'un (a.s.) orucudur" buyurdu.

Abdullah, "Bundan daha fazlasına da güç yetiririm" dedi. Resûlullah,

"Bundan efdali yoktur" buyurdu.[908]

Bununla ilgili bir başka rivayet şöyledir:

Peygamberimiz Hz. Abdullaha,

"Duyduğuma göre sen hiç ara vermeden oruç tutuyor, bir gecede Kur'ân'ı hatmediyormuşsun, doğru mu?" buyurdu.

Abdullah, "Evet, ey Allah'ın Resulü, doğrudur. Ancak maksadım sadece hayırdır" cevabını verdi. Sonra da aralarında şu konuşma geçti:

"Kur'ân'ı ayda bir kere hatmedecek şekilde oku!"

"Daha fazlasına güç yetirebilirim."

"Öyle ise her on günde bir kere hatmet."

"Fazlasına güç yetirebilirim."

"Öyle ise haftada bir kere hatmet. Bilemezsin. Belki uzun ömürlü olursun, yaşlandığında ahdini yerine getiremezsin."

Hz. Abdullah gerçekten uzun ömürlü oldu. Nefsini ahdettiği ibâdetlere zorladıkça, nefsi de ona şiddetle karşı çıktı. Nihayet, "İhtiyarladığım zaman Resûlullahın (s.a.v.) tanıdığı ruhsatı kabul etmiş olmayı temenni ettim" diyerek omuzuna ağır yük yüklemiş olmanın pişmanlığını ifâde etti.

Bir defasında Resûlullah (s.a.v.) mescide girmişti. İki direk arasına gerilmiş bir ip gördü.

"Bu nedir?" diye sordu.

"Bu Zeyneb'in (r.a.) ipidir. Namaz kılarken uykusu gelince buna tutunuyor, ip onun düşmesini önlüyor" dediler. Resûlullah tepki gösterdi, şöyle buyurdu:

"Hayır, çözün ipi. Şevkiniz varken namaz kılın, uykunuz gelince de yatın."[909]

Resûlullah (s.a.v.) Hz. Aişe'nin yanında tanımadığı bir kadın gördü.

"Bu kimdir?" buyurdu.

Hz. Aişe, "Filancadır. Geceleri hiç uyumaz, ibâdet eder" cevabını verdi.

Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu:

"Sus yeter. Size güç yetirebileceğiniz ameli yapmak yaraşır. Çünkü siz ibâdet etmekten usanmadıkça, Allah da sevap yazmaktan usanmaz. Allah'a en hoş gelen amel az da olsa, devamlı olandır."[910]

Peygamberimizin dini zorlaştırmaya çalışanlara yaptığı bu ikazların yanı sıra dinin kolay olduğunu ve kolaylaştırılması gerektiğini haber veren pekçok hadisi vardır. Bunlardan bir kaçının meali şöyledir: "İnsanlara namaz kıldıran hafif kıldırsın, uzatmasın."

"Bu din kolaylıktır. Kimse aşırı gayretle dini geçmeye çalışmasın. Bununla başa çıkamaz. Galibiyet dinde kalır."[911]

"Kolaylaştırın, zorlaştırmayın."[912]

Bir kimse şayet fazla ibâdet yapmak istiyorsa, sünnette olan ibâdetlerden yapsın. Böylece sünnette olmadığı halde ibâdet diye yaptığı şeylerden binler misli daha fazla sevap kazanır. Zaten akıl da az gayretle çok kazanç elde etmeyi gerektirir. İşte sünnete ittiba eden az gayretle çok sevap kazanır.

Dinin tatbikatında usanç verici ve bıktırıcı zorluğa, ağıryüke yer verilmemelidir. Allah ve Resulü neyi emretti ise onunla yetinmek, onu yeterli bulmak, aşırıya gitmemek dinin selâmeti için çok önemlidir. Dinde aşırı gidenlerin, Allah'ın rızasını kazanmak için sırtlarına Allah ve Resulünün emretmediği, sünnette olmayan yükler yüklemenin kişiyi helakete götüreceği unutulmamalıdır.

Peygamberimizin bildirdiğine göre geçmişte bir kavim bir kısım zahmetli işlere azmederek kendilerini zora atmışlar, fakat işin sonunu getirememişlerdir. Yüce Allah Kur'ân'da bunları şöyle nazara verir:

"Ruhbanlığa gelince, onu Biz emretmediğimiz halde kendileri Allah'ın rızasını aramak için icad ettiler; sonra ona da hakkıyla riâyet etmediler"[913]

Bu arada her ne kadar iyi niyetten kaynaklansa da çeşitli isimlerle sünnette olmayan namazlar ve başka ibâdet şekilleri çıkarmanın da dini zorlaştırmak, Allah korusun Resûlullahın sünnetini yeterli bulmamak mânâsına geldiğini, bunu dinin vaz geçilmez bir ibâdet tarzı olarak görmenin bid'at olduğunu da ifâde edelim.[914]



Merhamet


734. Üsâme bin Zeyd (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."[915]



440 numaralı hadise bakınız. [916]



İzah



Peygamberimizin bu sözü söylemesinin sebebi şu hadisedir: .

Resûlullah torunu Hz. Hasan'ı öpmüştü. O sırada orada bulunan Akra' bin Habis bunu tuhaf karşılayarak, "Benim on tane çocuğum var. Fakat onlardan hiçbirini öpmedim" dedi. Bunun üzerine Resûlullah yukarıdaki sözü söyledi.

Resûlullahın Akra'ya,

"Allah kalbinden merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim?" dediği de rivayet edilir.

Yüce Allah bir âyette,

"İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?" buyurmuştur.[917]

İyiliğin karşılığı iyilik olduğu gibi, merhametin karşılığı da merhamettir. Kim dünyada insanlara, çocuklara, hayvanlara merhamet etmezse, âhirette de kendisine rahmetle muamele edilmez. Allah böylelerine merhametle bakmaz.

Buna göre kişinin başkalarına göstereceği merhamet,

"İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz"[918]

âyetine de uygun olarak geri kendisine dönecektir.

Konu ile ilgili daha birçok hadis vardır. Bunlardan birisi,

"Allah insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz" şeklindedir. [919]

Bir başka hadis ise şu mealdedir:

"Allah merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyle ise sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, göktekiler de size rahmet etsinler."[920]

Hadiste geçen "göktekler"den maksat meleklerdir. Meleklerin insanlara rahmeti, onlar için Allah'tan bağışlanma talep etmeleridir.

Başka bir hadiste merhametin ancak ebedî hüsrana uğrayan kimselerin kalbinden çıkarıldığı bildirilmiştir.[921]



Peygamberimize Rüzgarla Yardım Edildi


735. Enes (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Bana saba rüzgarı ile yardım edildi. Âd kavmi ise debur (karayel) ile helak edildi." [922]



İzah



Müşrikler 10.000 kişi gibi, kalabalık bir ordu ile Medine üzerine yürümüşlerdi. Medine'de bulunan Yahudiler ve münafıklar da müşriklere yardımcı olmuşlardı. Uzun süren kuşatma neticesinde Müslümanlar çok büyük sıkıntılar geçirdiler, kendileri şehir dışında düşmana karşı dururlarken, Medine'deki aileleri için endişe dolu anlar yaşadılar. Nihayet Allah'ın yardımı, yetişti. Bu, hadiste de ifâde edilen "saba" rüzgarı idi. Şiddetle esen rüzgar, müşriklerin karargahını yerle bir etti. Müşrikler telaşla sağa sola kaçtılar ve kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldılar. Bu yardım Kur'ân-ı Kerim'de şöyle haber verilir:

"Ey iman edenler! Hatırlayın Allah'ın size olan nimetini ki, düşman orduları size saldırdığında, Biz onların üzerine bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik."[923]

Hadiste, Allah'ın Âd kavmini de karayel ile helak ettiği bildirilmektedir. Âd kavmi, Hz. Hûd'un (a.s.) kavmidir. Hz. Hûd onları doğru yola çağırmış, fakat onlar kendisini dinlememişti. Yüce Allah da peygamberlerini dinlemeyen bu kavme şiddetli bir rüzgar göndererek onları helak etti.

18 numaralı hadise ve izahına da bakınız.[924]



Peygamberimizin Bir Duası


736. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah'ım, kulağımdan ve gözümden ölünceye kadar beni istifade ettir. Dinimde[925] bana afiyet ver. Beni yaşattığın hal üzere haşret. Hakkımı alıncaya kadar zulmedene karşt bana yardım et.

Allah'ım, dinimi[926] Sana teslim ettim. Yüzümü sadece Sana çevirdim. İşimi Sana havale ettim. Sırtımı Sana dayadım. Senin azabından kurtuluş ve korunma yalnızca Senin merhametine sığınmakla olur. Ben Senin gönderdiğin peygambere ve indirdiğin kitaba iman ettim.[927]



Dünyada Nefsin Her İstediğini Yapmak


737. Berâ bin Âzib (r.a.) rivayet ediyor:

"Dünyada her istediğini yapıp nefsini tatmin eden kimse, âhirette istediği nimetlere kavuşmaktan mahrum bırakılır. Gözünü zenginlerin lüks yaşayışına dikip, onlar gibi yaşamak isteyen kimse, gökteki meleklerin katında hakîr olur. Sıkıntıda olan kimse, şikâyet etmeden güzelce sabrederse, Allah onu Firdevs Cennetinde istediği yere koyar."[928]



İzah



Cenâb-ı Hak âhiret nimetlerini nefsinin gayr-i meşru isteklerini yerine getirmeyen kulları için hazırlamıştır. Dünyada nefsinin esiri olan, onun her istediğini yapan kimselerin haliyle âhiret nimetlerinden istifade etmeye hakları yoktur. Nitekim Peygamberimiz bir hadislerinde dünyada içki içenlerin âhirette Cennet şarabı içemeyeceklerini bildirmiş, bir başka hadislerinde ise, dünyada ipek giyenlerin âhirette bundan mahrum kalacaklarını haber vermiştir. Dünyada şehvet duygusunu haramla giderenler, âhirette Cennet kadınlarından mahrum kalırlar. Haram meyveler yiyenler Cennet meyvelerinden mahrum kalırlar. Diğer nimetler de buna kıyas edilebilir.[929]



Rablerinin Rızâsını Dileyerek Ona Yalvaranlar


131. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

Abdullah bin Revaha arkadaşlarıyla Allah'ı anarken Resûlullah (s.a.v.) onları ziyaret etti. Onlara,

"Siz o kimselersiniz ki, yanınızda oturmaya sabretmemi Allah bana emir buyurdu" dedi.

Sonra da şu âyeti okudu:

"Sabah akşam Rablerinin rızâsını dileyerek Ona yalvaranlarla oturmaya sabret. Dünya hayatının zînetini arzulayıp da gözlerini onlardan çevirme. Kalbini Bizi anmaktan gafil kıldığımız, hevâ ve hevesine uyan ve işinde aşırılığa kaçan kimseye de boyun eğme."[930]

Resûlullah (s.a.v.) sözlerine şöyle devam etti:

"Şunu bilin ki, siz burada kaç kişi iseniz, sizin sayınız kadar melekler de sizinle beraber oturuyorlar. Siz Allah'ı tesbih ve tenzih ettiğinizde, onlar da size katılır, siz Allah'a hamd ettiğinizde onlar da hamd eder, siz tekbir getirdiğinizde onlar da tekbir getirirler. Sonra da Allah'ın huzuruna yükselirler. Allah sizin şu halinizi onlardan daha iyi bildiği halde Ona bunu şöyle ulaştırırlar:

"Ey Rabbimiz, Senin kulların 'Sübhanallah' dediler; biz de söyledik. 'Allâhü ekber' dediler; biz de söyledik, 'Elhamdülillah' dediler; biz de söyledik."

Rabbimiz de onlara, "Ey meleklerim! Şâhid olun ki, Ben onları bağışladım" der.

Onlar, "Onların arasında günah işleyen filan ve filan kulların da var" derler. Allah şöyle buyurur:

"Onlar öyle bir cemaattır ki, içlerinde bulunan hiç kimse eli boş dönmez."[931]



Dört Kısım Kalp


739. Ebû Sâid el-Hudrî (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Kalpler dört kısımdır. Bunlar:

1. Fıtrat üzere olan, içi imanla dopdolu olan kalp. Bunun misâli, etrafa aydınlık saçan lambaya benzer. Bu, mü'minin kalbidir. O kandili de nurludur.

2. Kılıflara konmuş ve ağzı mühürlenmiş kalb. Bu, kâfirin kalbidir.

3. Tersyüz edilmiş kalptir. Bu, münafığın kalbidir. Önce iman etmiş, sonra inkar etmiştir.

4. Terkedilmiş kalp. Bu kalpte iman da, nifak da vardır. İman bu kalbde, tertemiz sulardan beslenen bir ağacı andırırken; nifak da kan ve irin akıtan bir yaraya benzer. Artık hangisi bastırırsa, bu kalb onun hükmü altına girer."[932]



Akabe Biati


740. Câbir bin Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:

Dayım Ced bin Kays, Akabe biati için Ensardan Resûlullaha giden yetmiş süvari arasında beni de götürdü. Resûlullah (s.a.v.) yanımıza geldi. Amcası Abbas da yanında idi. Ona,

"Ey Amca! Dayılarından söz al" buyurdu.

Yetmiş kişi, "Ya Muhammed, Rabbin için bizden ne istiyorsan iste! Kendin için de dilediğini iste" dediler.

Resûlullah (s.a.v.),

"Rabbim için istediğim, hiçbir şeyi ortak koşmaksızın sadece Ona ibâdet etmenizdir. Kendim için istediğim de kendinizi koruduğunuz şeylerden beni de korumanızdır" buyurdu.

Oradakiler, "Bunları yaparsak bizim için ne var?" diye sordular.

Resûlullah (s.a.v.),

"Cennet" buyurdu.[933]



İzah



Müşriklerin bütün engellerine rağmen, Peygamberimiz Mekke'de her fırsatı değerlendirerek insanları İslama davet ediyordu. Panayırları dolaşıyor, gelen yabancıları Allah'a imana çağırıyordu. Peygamberliğinin 11. yılı idi. Bu daveti sırasında Medineli altı kişi Akabe'de Müslüman olmakla şereflendiler. Ve gelecek yıl tekrar gelmek üzere sözleştiler. Bir yıl sonra bu altı kişinin de içlerinde bulunduğu on iki kişi Peygamberimizle gizlice buluştular. Ve kendisine itaat edeceklerine dâir bîat ettiler. Buna 1. Akabe Biâtı denildi. Bundan sonra Peygamberimiz Mus'ab bin Ümeyr'i (r.a.) Kur'ân hocası olarak Medine'ye gönderdi. Kısa zamanda Medineli Müslümanların sayısı arttı. Peygamberliğin 13. yılında 73'ü erkek, Medineli 75 kişilik Müslüman heyeti gizlice yine Akabe'de Resûlullah ile buluştular. Amcası Abbas da yanında idi. Medineliler Peygamberimizin dayısı sayılıyorlardı. Peygamberimiz amcasının kendisi için Medinelilerden söz almasını istedi. Akabe Bîatına katılanlar Resûllahın her isteğini kabul ettiler. Onu ve Ashabını Medine'ye davet ettiler. Kendilerini her türlü tehlikeden korumaya söz verdiler. Müşriklerin toplantıyı haber almaları üzerine de hemen oradan dağıldılar.

Bu bîat, İslâmiyet için yeni bir dönemin başlangıcı idi. Peygamberimiz ve Sahabîler Allah'ın izni ile Medine'ye hicret ettiler. Onlara Muhacir denildi. Medineli Müslümanlara da herşeylerini Muhacir kardeşleri ile paylaştıkları için "yardımcılar" mânâsında "Ensar" denildi. Allah hepsinden razı olsun.[934]



Kadını Örten İki Şey


741. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.),

"Kadını iki şey örter" buyurdu.

"Onlar nedir?" denildi.

Resûlullah,

"Beyi ve kabir" buyurdu.

"Hangisi daha iyi örter?" denildi.

Resûlullah,

"Kabir" buyurdu.[935]



Saçı Kısaltmak


742. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) saçı dağınık bir adam gördü.

"Biriniz kendini niçin çirkinleştiriyor?" buyurdu ve eliyle saçını kısaltmasını işaret etti.

287 numaralı hadise bakınız.[936]



Resûlullahın Vefatında Hz. Fâtıma'nın Sözleri


743. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah vefat ettiğinde Hz. Fâtıma,

"Ey Rabbine kendisinden daha yakın olan bulunmayan babam!

"Ey makamı Firdevs Cenneti olan babam! "Ey vefatını Cebrail'e haber verdiğimiz babam!" dedi. [937]



İzah



Zikrettiğimiz kaynaklarda, "Ey kendini çağıran Rabbine icabet eden babam!" ilâvesi vardır.[938]



Yeminin Neticesi


744. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

"Yemin, ya günahı veya pişmanlığı netice verir."[939]



İzah



Yemin, bir işi yapmak veya yapmamak hususunda iddiaya kuvvet vermek; bir haberi, bir iddiayı kuvvetlendirmek için Allah'ın adını anmak demektir. "Vallahi şu işi yaptım," veya "Vallahi yapmadım," "Vallahi doğru söylüyorum" ifâdeleri birer yemindir. Yemin ayrıca bir şarta bağlı olarak da yapılabilir. Meselâ, "Filan işi yaparsam, Allah rızası için şu kadar oruç tutayım" ifâdesi bir yemindir.

Gerektiğinde yemin etmenin dinimizce bir mahzuru olmamakla beraber, bir Müslümanın aşırı yeminden sakınması gerekir. Nitekim izahını yaptığımız hadis de, yeminin netice itibarıyla ya günahı, ya da pişmanlığı netice vereceğini nazara vererek, insanları yemin etmekten vaz geçmeye teşvik etmektedir.

Bir kimse bir şeyi yapmaya veya yapmamaya yemin eder de, yemine rağmen yemin ettiği şeyi yerine getirmez, yani yeminini bozar, yemin bozma karşılığında ödemesi gereken keffâreti de ödemezse, günahkâr olur.

Yine yemin eden birisi, yeminin altında ezilir. Yapmamak için yemin ettiği şeyi yapmak ister, fakat yemini sebebiyle yapamaz, "Niçin yemin ettim" diye pişman olur. Ya da yemini bozar keffâret öder "Keşke yemin etmeseydim de keffâret ödeme durumunda kalmasaydım" diyerek yine pişman olur.

Şartlarına uygun olarak yapılan yemini bozmanın keffâreti, sabah akşam on fakiri doyurmak veya on fakire orta halli elbise almaktır. Buna imkan bulamayan kimse, Hanefî mezhebine göre peş peşe üç gün oruç tutar. Şâfıîlere göre bu orucu peş peşe tutmak şart değildir. Yemin hakkında tafsilatlı bilgi için Hanefi ve Şâfıîlere Göre Büyük İslâm İlmihali isimli eserimizin 670-674. sayfalarına bakılabilir.[940]



İnsanlar Üç Grup Olarak Haşredilecek


745. Ebû Zer (r.a.) rivayet ediyor:

Doğru sözlü ve doğruluğu tasdik edilmiş olan Muhammed (s.a.v.), bana şunu haber verdi:

"Şüphesiz insanlar üç grup olarak haşredilecektir. Bunlardan bir grubu yiyip içerek ve giyinik; diğeri yürüyerek ve koşarak; üçüncü grup ise melekler onları sürükleyerek, ateş de arkadan onlan toplayarak."[941]



İzah



İnsanlar kabirlerinden kalktıktan sonra grup grup haşir meydaınna sevk olunurlar. Çeşitli âyetlerde bu durum açıklanmıştır. Meselâ konu ile ilgili bir âyette şöyle buyurulur:

"Ve sûra üfürülür. Vaad olunan gün işte budur. "Herkes yanında bir sevk eden, bir de şahitlik eden melekle beraber gelir."[942]

Peygamberimiz de bir hadislerinde kıyamet gününde insanların yayalar, binekliler ve yüz üstü sürünenler olmak üzere üç sınıf olarak haşredileceklerini bildirmiştir. Sahabîlerin "Ey Allah'ın Resulü, yüzleri üzerine nasıl yürüyecekler?" diye sormaları üzerine de şöyle buyurmuştur:

"Onları ayakları üzerine yürüten celâl sahibi Zâtın yüzleri üzerine yürütmeye de gücü yeter. Ancak şunu bilesiniz: Bu yüzleri üzerine yürüyenler, önlerine çıkan her engele, her dikene karşı kendilerini yüzleriyle korumaya çalışırlar."[943]

Peygamberimiz,

"Onları ayakları üzerine yürüten celâl sahibi Zâtın yüzleri üzerine yürütmeye de gücü yeter" ifâdesi, "Biz onları kıyamet günü körler, dilsizler, sağırlar olarak yüzü koyun haşredeceğiz"[944] âyetini hatırlatmaktadır.[945]



Resûlullah Bedir Savaşında Kimin Nerede Öldürüleceğini Haber Verdi


746. Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

Bedir Savaşı akşamında Resûlullah bize,

"Şurası yarın inşaallah filan müşrikin vurulup düşeceği yerdir, şurası falanın düşeceği yerdir" buyurdu. Onu hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, sayılanlardan hiçbirisi onun haber verdiği yerden başka bir yerde ölmemişti. Müşrik ölüleri birbiri üzerine bir kuyuya atıldılar. Resûlullah (s.a.v.) onların atıldığı kuyunun başına geldi ve,

"Ey filan oğlu filan, ey filan oğlu filan Allah ve Resulünün size vaad ettiği azabı buldunuz mu? Şüphesiz ben Allah'ın bana vaad ettiği zaferi buldum" buyurdu.

Ömer "Ya Resûlallah, içerisinde ruh olmayan cesetlerle nasıl konuşuyorsun?" diye sordu.

Resûlullah (s.a.v.),

"Siz benim söylediğimi onlardan daha iyi işitmezsiniz. Ancak onlar bana cevap vermeye güç yetiremezler" buyurdu.[946]



İzah



Hadis, Peygamberimizin bir mucizesini gösteriyor. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) Bedir Savaşında Ümeyye bin Halef, Ebû Cehil, Utbe bin Rebîa, Şeybe bin Rebîa gibi müşriklerin ileri gelenlerinin birer birer öldürüleceklerini haber vermiş, harp meydanını gezerek kimin nerede öldürüleceğini de bildirmiştir. Gerçekten de savaş bitip harp meydanı dolaşıldığında Resûlullahın "Filan şurada düşecek" dediği kimse tam orada düşmüştür.

Aslında bu mucizenin evveli de vardı. Resûlullah (s.a.v.) bugün Mekke'de, Kabe'nin yanında namaz kılarken ismi sayılan bu müşrikler bir deve işkembesini getirerek onun mübarek omuzuna koydular. Rabbine ibâdet esnasında böyle bir muameleye maruz kalması Resûlullahı hiddete getirdi ve onlara şöyle beddua etti:

"Allah'ım, Ebû Cehil'i Sana havale ediyorum, Utbe bin Rebia'yı Sana havale ediyorum, Şeybe bin Rebia'yi, Velid bin Utbe'yi, Ümeyye bin Halefi, Ukbe bin Ebî Muayt'i Sana havale ediyorum."

Hadisi rivayet eden Abdullah bin Mes'ud (r.a.) "Nefsimi kudreti elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Resûlullahın bu saydıklarının çoğunu Kalib'de, yani Bedir çukurunda serilmiş gördüm" der.[947]

Daha sonra Resûlullahın emri üzerine müşriklerin ileri gelenleri ayaklarından tutulup çekilerek Bedir'de bulunan Kuleyb isimli bir kuyuya atıldılar. Sonra Resûlullah (s.a.v.) onlara,

"Ey Utbe bin Rebîa, ey Şeybe bin Rebîa, ey Ümeyye bin Halef, ey Ebû Cehil, Allah ve Resulünün size vaad ettiği azabı buldunuz mu? Şüphesiz ben Allah'ın bana vaad ettiği zaferi buldum" dedi.[948]



Aşure Orucu


747. Alkame rivayet ediyor:

Aşure gününde Abdullah bin Mes'ud'un yanına girdim. Tirid ve urak[949] yiyordu. "Ey Ebû Abdurrahman, bugün Aşûre günü değil mi?" dedim. Şu cevabı verdi:

"Evet, bugün Aşure. Biz Resûlullah ile beraber, Ramazan orucu farz olmadan önce Aşure gününde oruç tutardık. Ramazan orucu farz kılındığında bu hüküm kaldırıldı. Otur! Sen de ye."

Oturdum, ben de yedim.

664 numaralı hadise bakınız.[950]



Bir Kıyamet Alâmeti


748. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"İnsanlar mescidleri ile birbirlerine karşı övünmedikçe kıyamet kopmaz."[951]



Öşür


749. Abdullah bin Ömer (r.a.) Resûllahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Yağmur suyu ile sulanan arazilerde öşür; deve ile sulananda ise yarım öşür vardır."[952]



İzah



Zikrettiğimiz kaynaklarda bu hadis biraz daha geniş olarak şöyle rivayet edilir:

"Yağmur, nehirler ve pınarların suladığında veya sulanmayıp damarları ile yer altından su emenlerde öşür, kovalarla veya deve ile sulanan arazilerde yarım öşür vardır."

Altının, gümüşün, ticâret mallarının, hayvanın zekâtı olduğu gibi, tarım ürünlerinin de zekâtı vardır. Buna öşür (onda bir) denir. Tarım ürünlerinin de bir mal olduğu ve bu bakımdan zekâta tâbi bulunduğu Kitap, sünnet ve icma ile de sabittir. Meselâ şu iki âyette mahsûllerden zekât verileceğine dikkat çekilmektedir:

"Ey iman edenler! Kazandıklarınızın helâl ve iyi olanlarından ve sizin için yerden rızık olarak çıkardığımız şeylerden bağışta bulunun."[953]

"Yerden yükselmiş ağaçlar ve yerde yayılmış bitkilerle dolu bağları; şekli, rengi, tadı, kokusu farklı hurma ve ekinleri; birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve nar ağaçlarım yaratan da O dur. Onlardan herbiri meyve verdiğinde meyvesinden yiyin, hasat zamanında fakirin hakkını verin. İsraf etmeyin. Muhakkak ki Allah israf edenleri sevmez."[954]

Müfessirler bu âyetlerde zikredilen bağışta bulunma ve fakirin hakkının zekât olduğuna dikkat çekerler.[955] Es-Süddîgibi bâzı müfessirler de bu âyetlerin hükmünün zekât âyetiyle neshedildiğini, yani hükmünün kaldırıldığını söylerler. Fakat buna katılmak mümkün değildir. Çünkü bu âyetlerin neshedildiğinî söylemeyi gerektirecek hiçbir delil yoktur.

İzahını yaptığımız hadis de, öşre sünnetten delildir.

Kitap ve sünnetle sabit olan öşür, icma, yani âlimlerin ittifakıyla da sabittir. İslâm âlimleri, yerin mahsulünde sulanma durumuna göre onda bir veya yirmide bîr zekât verileceği hususunda ittifak etmişlerdir. Hadiste "kovalarla veya deve ile sulanan" ifâdesi her türlü sulamalar için geçerlidir. Konunun tafsilatı için Hanefî ve Şâfiilere Göre Büyük İslâm İlmihali ve Oruç Zekât isimli eserlerimize bakılabilir.[956]



Resûlullahın Hacılar İçin Duası


750. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle duâ etti:

"Allah'ım, hacıyı ve onun bağışlanma dilediği kimseyi bağışla."[957]



Haya İmandandır


751. İmran bin Husayn (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Haya imandandır, iman da Cennettedir. Hayâsızlık kabalıktandır. O da Cehenneme götürür."[958]

7, 66, 514 numaralı hadislerin izahına bakınız.[959]



Hastaya Sıhhat Zamanında Yaptığı İbâdetlerin Sevabı Yazılır


752. Ebû Musa (r.a.) rivayet ediyor:

"Şüphesiz Allah hasta tuttuğu sürece hastaya sağdığında yapmaya devam ettiği amellerin sevabını daha fazla olarak yazar. Yolcuya da evinde iken işlediği amelinin karşılığından daha güzelini verir."[960]



İzah



İbni Battal, hadisin nafile ibâdetler için geçerli olduğunu, farzlara şümulü olmadığını, farzların hastalık ve yolculuk gibi sebeplerle kulun üzerinden farziyeti düşmeyeceğini ifâde eder.[961]

Buna göre bir kul sıhhatli iken farzların yanı sıra Allah rızası için namaz kılar, oruç tutarsa, hastalandığında bunları yapamasa bile Allah kendisi için yapmış olmaktan daha fazla sevap yazar. Çünkü Yüce Allah biliyor ki, o kulu hasta veya yolcu olmasaydı, o anda yapamadığı ibâdetleri eksiksiz olarak yapabilirdi. Onu fazladan olarak yaptığı ibâdetleri yapamaz hale getiren Kendisi olduğu için, sevabını vermeyi ihmal etmez. Nitekim bir başka hadiste kul hastalandığında Allah'ın sevapları yazan meleğe sıhhatli iken yaptığı ameller için yazdığı sevaptan daha çok sevap yazmasını emrettiği ve,

"Ben onu sizden daha iyi tanırım. Onu amel işlemekten alıkoyan da Benim" buyurduğu bildirilir.[962]

Yolculukta farzların dışındaki ibâdetlerin yapılamaması karşılığında sevap verilmesi, yolculukta meşakkat olduğu içindir.[963]



Buluğ Çağına Ermeden Üç Çocuğu Ölen Kimse


753. Amr bin Abese (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet ediyor:

"Allah Teâla şöyle buyurdu: "Benim rızam için sadaka verenlere sevgim hak olmuştur. Benim rızam için yardımlaşanlara sevgim hak olmuştur. Hiçbir mü'min erkek ve mü'min kadın yoktur ki, buluğ çağına ermeden üç çocuğu vefat etsin de Allah çocuklara olan rahmetiyle o kişiyi Cennete sokmasın."[964]



İzah



Hadisin başka rivayetlerinde iki çocuğu ölenin, hatta bir çocuğu ölenin de sabretmek şartıyla bu rahmete mazhar olacağı bildirilmiştir.[965]



Haricîler


754. Ebû Ümâme (r.a.) rivayet ediyor:

"Haricîler ateşin köpekleridir."

497, 670, 691 ve 720 numaralı hadislere ve izahlarına bakınız.[966]



Peygamberimizin Ümmetine Düşkünlüğü


755. Ebû Katâde (r.a.) rivayet ediyor:

Muaz bin Cebel Resûlullahı (s.a.v.) aramak için çıktı. Ancak onu bulamadı. Evinde aradı bulamadı. Sokak sokak onu aradı. Onun Sevap Dağında olduğu kendisine söylendi. Oraya çıktı. İnsanların Fetih Mescidine çıkmak için yol edindikleri mağarada onu gördü. Baktı ki Resûlullah (s.a.v.) secdede. Ben [Muaz] dağın tepesinden indim; o hala secdede idi. Ruhunumu teslim etti diye aklıma kötü şeyler geldi. Başını kaldırınca, "Ya Resûlullah, aklıma kötü şeyler geldi. Ruhunu teslim ettiğini sandım" dedim.

Resûlullah şöyle buyurdu:

"İşte burada bana Cebrail (a.s.) geldi ve 'Allah sana selam söylüyor ve ümmetine ne yapmamı istiyorsun?' diye soruyor" dedi. Ben, "Allah daha iyi bilir" dedim. Cebrail gitti, sonra tekrar geldi ve "Allah, 'Ümmetin hakkında seni üzmeyeceğim' buyuruyor" dedi. Bunun üzerine secdeye kapandım. Allah'a yaklaşmanın en iyi vesilesi secdedir."[967]



İzah



Her peygamber ümmetine düşkündü. Ama peygamberler içerisinde ümmetine ençok düşkün olan hiç şüphesiz Resûlullah idi. O, doğarken "Ümmetim" demiş, Miraca çıkıp Allah ile selamlaştığında ümmetini de bu selama dâhil etmiştir. Bâzı ibâdetleri farz olur da ümmetim güç yetiremez endişesiyle bırakmıştır. Her peygambere verilen kesin olarak kabul edilecek duâ hakkını âhirette ümmetine şefaat için ertelemiştir. Kabrinden diriltildiğinde ümmetini soracak, haşir meydanında, mîzan başında, sırat üzerinde ümmeti ile ilgilenecektir.

İşte bu hadis de onun ümmetine olan düşkünlüğünü göstermektedir. Allah'ın "Ümmetin hakkında seni üzmeyeceğim" müjdesine "Acaba ruhunu mu teslim etti?" dedirtecek kadar uzun bir şükür secdesi ile karşılık vermiştir.

Hadiste dikkat çekilen bir diğer husus da Allah'a yakınlaşmanın en iyi vesilesi olarak secdenin gösterilmesidir. Evet, bir insanın sadece Allah'a secde etmesi, Onu Yaratıcıya yakınlaştıran mühim bir vesiledir.[968]



Nikahta Kadının İzni


756. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) babalarının kendilerini zorla evlendirdiği bir bakire ve dulun nikahını iptal etti.[969]



İzah



Bîr cemiyetin sağlam ve sıhhatli bir yapıya sahip olması, onu meydana getiren ailelerin sağlamlığına bağlıdır. Çünkü aile cemiyetin temel taşıdır. Aile yuvasının sağlam olması ise, gerek evlilik öncesi, gerek evlilik sonrası bâzı esaslara uymakla temin edilebilir. Dinimiz bu esasları en güzel şekilde açıklamıştır. İşte bu esaslardan birisi de, kızın hiçbir tesir altında kalmadan, kendisini isteyen erkekle evlenmeye razı olmasıdır. Kız razı olmadığı halde anne ve babasının zorlamasıyla gerçekleştirilen bir evlilik, uzun müddet devam edemez. Etse de böyle bir evlilik çoğu zaman sıkıntıdan öteye geçemez. Hayat âdeta bir zindan olur.

Bunun içindir ki, Sevgili Peygamberimiz (a.s.m) bir hadislerinde evlilikte kadının rızâsının alınmasını tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur:

"Dul bir kadın kendisinin açıkça rızâsı olmadıkça, bakire bir kız da kendisinden izin alınmadıkça nikâh olunmaz."

Bunun üzerine orada bulunanlar, "Yâ Resulallah, bakire kızın rızâsı nasıl olur?" diye sordular. Peygamberimiz,

"Onun izni susmasıdır" buyurdu.[970]

Rızâsı alınmadan, zorla evlendirilen bir kız istediği takdirde nikâhtan vaz geçebilir. İşte yukarıdaki hadis bunu hükme bağlamaktadır. Konu ile ilgili bir başka hadîs de şöyledir:

Genç bir kız Peygamberimizin (a.s.m.) yanına geldi ve şöyle bir şikâyette bulundu: "Babam alt takabadan oluşunu benimle giderip mevkiini yükseltmek için beni erkek kardeşinin oğlu ile evlendirdi."

Bunun üzerine Resulullah (a.s.m.) kızı yapılan nikâhı kabul veya red etme hususunda serbest bıraktı. Böyle bir hakkı olduğunu öğrenen kız şöyle dedi:

"Yâ Resulallah, ben babamın yaptığı evliliği kabul ediyorum. Fakat babaların böyle bir evliliği yapmaya hakları olmadığının kadınlar tarafından bilinmesini istedim."[971]

Görüldüğü gibi, dinimize göre nikâhta dul olsun, bekâr olsun kadının rızâsı, izni alınmadan onu evlendirmek doğru değildir.[972]



Abdest Günahları Döker


758. Ebû Ümâme (r.a.) rivayet ediyor:

"Bir Müslüman abdest alırken elini yıkaması eli ile işlediği günahlarına keffâret olur, yüzünü yıkaması gözü ile işlediği günahlarına keffâret olur. Başını meshetmesi kulakları ile işlediği günahlarına keffâret olur. Ayaklarını yıkaması ayağı ile işlediği günahlarına keffâret olur. Sonra namaz kılarsa onun sevabı kendisine fazladan kalır."[973]



İzah



Abdest maddî kirlerden temizlenmeye sebep olduğu gibi, manevî kirlerden temizlenmeye de vesîledir. Mü'min, abdestle kalb ve ruhunu paslandıran manevî kirlerden de temizlenmiş olur. Yukarıdaki hadiste abdest alırken yıkanan uzuvlardan günahların nasıl döküldüğü ifâde edilir. Zikrettiğimiz kaynaklarda hadis biraz daha uzun olarak şöyle rivayet edilmiştir:

"Bir Müslüman abdest alırken ağzına ve burnuna su verdiğinde ağzıyla ve burnu ile işlemiş olduğu hatâları dökülür gider. Yüzünü yıkadığında yüzünden, hattâ iki göz kapaklan arasından günahları dökülür. Başını meshettiğinde hatâları başından; hattâ kulaklarından dökülür. Ayaklarını yıkadığı zaman ayakları ile işlediği hatâları ayaklarından; hattâ tırnaklarının arasından çıkar. Böylece o kul küçük günah ve hatâlarından temizlenmiş olur."[974]



Resûlullahın Hususiyetleri


758. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullaha on yıl hizmet ettim. Olan herşeyi Allah'tan bilip razı olduğu için yaptığım şeyi uygun bulup bulmadığını anlayamadım. Şayet hanımlarından bâzıları, "Eğer şöyle şöyle yapsaydın." "Niçin şöyle şöyle yapmadın" derlerse,

"Bırakın onu. Şayet o şeyi Allah dileseydi mutlaka olurdu" buyururdu.

"Resûlullahın kendi nefsi için hiçbir zaman intikam aldığını görmedim. Ancak Allah'ın bir yasağı çiğnendiği zaman yine Allah için insanların en çok öfkeleneni olurdu.

"Kendisine iki iş arzedilse, kolayında Allah'a isyan olmadığı takdirde en kolay olanını tercih ederdi. Kolay da olsa o şey Allah'a isyan ise o şeye karşı insanların en uzağı olurdu.[975]



İzah



Hadis Resûlullahın bâzı özelliklerini haber vermektedir. Bunlardan birisi kendisine hizmet eden Enes'e (r.a.) hiç bir zaman hoşnutsuzluk ifâdesi belirtmemesidir. Bununla ilgili yine Enes'in (r.a.) rivayet ettiği bir başka hadis şöyledir:

"Resûlullaha (s.a.v,) on yıl hizmet ettim. Bir kere olsun bana canı sıkılıp da "Öf demedi, "Niçin böyle yaptın?" da demedi, "Böyle yapsaydın" da demedi.[976]

Resûlullahın (s.a.v.) yapamadığı işler için Enes'i kınamamasının sebebi, hadiste de ifâde edildiği gibi, kadere olan teslimiyeti, Allah dilese idi o şeyin olacağına olan inancı idi.

Hadiste dikkat çekilen Resûlullahın (s.a.v.) bir diğer özelliği, kendi nefsi için intikam almayıp sadece Allah için intikam almasıdır.

Bir diğer hususiyeti ise Allah'a isyan olmadığı müddetçe karşılaştığı işlerin en kolayını yapmasıdır. Resûlullahın bütün bu hususiyetleri bizler için de örnek olmalıdır.[977]



Hacc-ı Ekber


759. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) hacda, Kurban bayramı gününde iki cemre arasında durdu ve,

"Bu gün hacc-ı ekberdir" buyurdu.[978]



İzah



Hadiste geçen hacc-i ekber hakkında çeşitli görüşler vardır. Bir görüşe göre hacc-ı ekber, ihrama girerken hem hac, hem de umre için niyet edilen ifrad hacadır.

Farz olan hacca, hacc-ı ekber, umreye de hacc-ı asgar diyenler olduğu gibi, Arefe günü Cuma'ya rastlayan farz bir hacca da hacc-ı ekber diyenler vardır. Böyle bir hac daha faziletlidir. Peygamberimiz bununla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

"Haccın Arefe günü Cuma gününe denk gelirse, en şerefli gündür."[979]



Kulak Çınladığında Salavat Getirmek


760. Ebû Râfî (r.a.) rivayet ediyor:

"Kulağınız çınladığında beni hatırlayıp bana salavât getirin."[980]



İzah



Bu hadisin başka rivayetinde "Allah'ım, beni hayırla ananı Sen de an" deyin ilâvesi vardır.[981]



Cami Yapmanın Fazileti


761. Ebû Zer (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Kim Allah için "katat" kuşunun yuvası kadar bir cami yapsa, Allah onun için Cennette bir köşk bina eder."[982]



Resûlullahın Medinelilere Bereket Duası


762. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) Medine için,

"Allah'ım, ölçülen ve tartılan şeyleri onlar için bereketlendir" diye duâ etti.[983]


Nimetçe Aşağıda Olanlara Bakmak


763. Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:

"Nimetçe kendinizden aşağıda olanlara bakınız, yukarıda olanlara değil. Çünkü kendinizden aşağıda olanlara bakmanız, Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini küçümsememeniz açısıdan daha uygundur."[984]



Kan Dökmek Helak Olma Sebebidir


764. Ebu'd-Derdâ (r.a.) rivayet ediyor:

"Mü'min, haram kılınan kanı dökmedikçe ibadetiyle yaşayışında huzurlu ve salih bir insan olmaya devam eder. Haram kan döktüğünde helâk olur."[985]



Yatsı Namazını Kılmadan Uyumak


765. Ebû Berze (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) yatsı namazını kılmadan önce uyumayı ve kıldıktan sonra konuşmayı nehyetti.[986]



İzah



Buradaki yasak vücup ifâde etmez, yani haram kılmaz. Bir insan yatsı namazını kılmadan önce uyursa veya yatsı namazını kıldıktan sonra konuşursa bir haram işlemiş olmaz. Buradaki birinci yasağın sebebi, kişi namazını kılmadan uyursa, kalkamayacağı endişesindendir. Gerçekten de uyuduktan sonra namaz için tekrar kalkmak insana zor gelir. Bu sebeple eğer yatılacaksa yatsı namazını kıldıktan sonra, rahat bir şekilde uyumahdır.

İkinci yasağın, yani namazdan sonra konuşmama yasağının sebebi de, kişinin gününü namazla mühürlemesi, dünya kelamı konuşmaması içindir. Ancak dinî meselelerin konuşulmasında, dinî sohbetler yapılmasında hiçbir mahzur bulunmamaktadır. Nitekim Peygamberimizin kendisi de yatsı namazından sonra ümmetin meselelerini gecenin geç vakitlerine kadar konuşmuştur.[987]



Resûlullahın Evi İle Minberi Arasının Fazileti


766. Ebû Hüreyre (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Evimle minberim arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim de Cennetin yüksek bahçelerinden biridir."[988]



Ruhsatları Kabul Etmek


767. Ebû'd-Derdâ (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim:

"Allah bazı şeyleri farz kılmıştır, onları kaçırmayın. Bazı sınırlar çizmiştir, onları çiğnemeyin. Bir çok şeyde de unutmadan münezzeh olduğu halde sükut etmiştir. Onlara kendinizi zorlamayın. Allah'tan bir rahmet olarak o ruhsatları kabul edin."[989]



İzah



Dinimize göre bir şey yasaklanmamışsa, hakkında hüküm bildirilmemişse, "Eşyada asıl olan ibâhedir" hükmü gereği helâldir.

Hadisin son kısmında unutmadan münezzeh olan Allah'ın açılmadağı hususlar, Allah'ın bir rahmeti olarak ifâde edilmiş ve bu ruhsatların kabul edilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir.[990]



Gücü Yetenin Öfkesini Yutması


768. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

"Gereğini yapmaya gücü yettiği halde öfkesini yutan kimseyi Allah kıyamet gününde hurilerden seçmesi için serbest bırakır. Kim bir köleyi (kulu) evlendirirse Allah kıyamet gününde onun başına saltanat tacı koyar."[991]



İzah



Ebû Hüreyre'nin (r.a.) rivayet ettiği bir hadiste de böyle kimsenin kalbini Allah'ın güven ve imanla dolduracağı bildirilmiştir.[992]



Şüpheli Şeylerden Sakınmak


769. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

"İbâdetin en üstünü dinî konularda ince anlayıştır. En üs tün dindarlık da şüpheli şeylerden sakınmaktır."[993]



İzah



Dinî konularda ince anlayış, ibâdetin en üstünü olarak vasıflandırılıyor. Çünkü dinî konularda ince anlayış sahibi ibâdetini bilerek yapar, şeytanın vesvesesine aldanmaz.

Hadiste şüpheli şeylerden sakınmanın da en üstün dindarlık olduğu nazara veriliyor. Şüpheli şeylerden sakınmaya "verâ" denir. Konu ile ilgili daha başka hadisler de vardır. Bunlardan bir kaçı şu mealdedir:

"Herşeyin bir temeli vardır. İmanın temeli, haram ve şüpheli şeylerden titizlikle kaçınmaktadır."[994]

''Helal de bellidir, haram da bellidir. Öyle ise seni şüphelendiren şeyi bırak, şüphelendirmeyen şeye bak."[995]

"Şüpheli şeylerden sakınan şerefini ve dinini korumuş olur. Şüpheli şeylere giren harama da düşer. Böylelerin durumu, tıpkı koruluğun etrafında koyunlarını otlatan çoban gibidir. Her an o koruya dalabilir."[996]



Mahşer Günü Hesaba Çekilmeyecek Olanlar


770. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

"Üç grup insan vardır ki, kıyametin dehşetli korkusu onları etkilemez. Onlar hesaba da çekilmezler. Yaratıkların hesabı bitinceye kadar onlar miskten tepeler üzerindedirler. Bu üç grup:

1. Allah rızâsı için imam olan ve cemaatin kendisinden memnun kaldığı imam.

2. Allah rızası için insanları namaza çağıran müezzin.

3. Kendisiyle Rabbi ve efendisi arasındaki haklara dikkat eden köle."[997]



İzah



Allah Peygamberimize (s.a.v.) ümmetinden bir grubu hesapsız olarak Cennete sokacağı vaadinde bulunmuştur. Hadiste hesapsız olarak Cennete girecek olan üç grup insana dikkat çekilmektedir. Başka hadislerde de şehitlerin ve geceleyin ibâdetle meşgul olan kulların hesaba çekilmeyecekleri bildirilmiştir.[998]



Ayıp Örtmek


771. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) Resûlullahtan (s.a.v.) şunu işittiğini rivayet ediyor: "Kim bir din kardeşinin bir ayıbını görür de onu örterse, Cennete girer."[999]



İzah



Konu ile ilgili bir başka hadis şu mealdedir:

"Kim mü'min kardeşinin ayıbı örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter. Kim Müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa, Allah da onun ayıbını açığa vurur. Hatta o ayıbı evinde yapsa dahi, kendisini rezil eder."[1000]



Ölmek Üzere Olanlara İman Telkini


772. Ebû Hureyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Ölmek üzere olanlarınıza "Lâilâhe illallah (Allah'tan başka ilâh yoktur)" cümlesini telkin ediniz. Ve "İmanında sebat et, sebat et! Kuvvet ancak Allah'tandır" deyiniz.[1001]



İzah



İbni Mâce'de bu hadis şöyledir:

Resûlullah (s.a.v.),

"Ölmek üzere olanlarınıza 'Lâilâhe illalla-hü'1-Halîmü'l-Kerîm. Sübhanallahi Rabbi'l arşi'1-azîm. Elhamdülillahi Rabbil âlemin' demesini telkin edin" buyurdu.

Yanınındakiler, "Ey Allah'ın Resulü, bunu sağ olanlara telkin nasıldır?" diye sordular.

Resûlullah,

"Daha güzeldir, daha güzeldir" buyurdu.

İnsan için en mühim mesele, kabre imanla gitmektir. İmanda son âna itibar edildiği ve son anda şeytanın çeşitli vesveselerle mü'minin imanını kapmaya çalıştığı içindir ki, Peygamberimiz ölüm halindeki bir mü'mine iman telkininde bulunmayı tavsiye etmiştir. En tehlikeli ânını yaşayan mü'mine şeytanla olan mücâdelesinde yardımcı olmayı istemiştir.

Böyle bir telkin yapılacağı zaman, önce hastanın yanında ve ona işittirecek bir sesle ya kelime-i şehadet veya kelime-i tevhid getirilerek hatırlatılır ve tekrar edilir. Hastanın kelime-i tevhidi bir defa söylemesi kâfidir, tekrar etmesine lüzum yoktur. Şayet hasta bir defa kelime-i tevhidi söyleyebilirse, son sözünün bu mübarek söz olması için, yanında bulunanlar onu artık konuşturmamalıdırlar.

Ancak hastaya "Haydi sen de söyle" gibi birşey denilmez. Söylemesi için ısrar da edilmez. Çünkü insan bu halde iken büyük bir sıkıntı, acı ve iztırap içinde bulunmaktadır. Belki farkında olmadan veya tam düşünmeden tekrar edilenleri reddedebilir, "Söylemiyorum" diyebilir.

Ayrıca bu telkini, hatırlatmayı hastanın sevdiği birisinin yapmasında fayda vardır. Çünkü insan, sevdiği ve sesine ünsiyet duyduğu bir yakınının teklifini reddetmez, onun dediklerini tekrar etmekten çekinmez.

Diğer bir husus, ölmek üzere olan bir hastadan kelime-i tevhid söylemesi istenildiğinde "Hayır" diyorsa, bu sözünün kelime-i tevhid için olduğu kesin değildir. O anda imanını almak için gelen şeytana da "Hayır" diyor olabilir. Nitekim hadis âlimlerinden ve mezheb imamlarından İmam Ahmed bin Hanbel ve İmam Ebû Cafer-i Kurtubî ile ilgili şu iki hatıra bunu göstermektedir:

İmam Ahmed'in oğlu Abdullah anlatıyor: "Babam İmam Ahmed vefatı yaklaştığında bayılıyordu. Benim elimde de çenesini bağlamak için bir bez vardı. Ayılınca, 'Hayır, defol, defol' diye bağırdı. Ben, 'Babacığım, bunu kim için söylüyorsun?' diye sordum. Şu cevabı verdi:

'"Şeytan karşıma dikilmiş parmak uçlarını ısırıyor, 'Ey Ahmed' diye bana fitne veriyordu. Ben de 'Hayır, defol' diyerek onu kovdum."

İmam Ca'fer-i Kurtubî'ye, ölmek üzere iken "Lâilâhe illallah de" diyerek telkinde bulundular. Baygın bir halde bulunan İmam Cafer-i Kurtubî, biraz kendisine geldiğinde bu hareketinin sebebini sordular, şu cevabı verdi:

"Sağ ve solumdan yanıma iki şeytan geldi, birisi Yahudiliğin en hayırlı din olduğunu söyleyerek benim de Yahudi olarak ölmemi istedi. Diğeri de Hıristiyanlığın en hayırlı din olduğunu benim de bu o din üzere ölmemi söyledi. Ben de onlara, 'Hayır, hayır. Bunu siz söylüyorsunuz. Doğrusu Öyle değil' dedim."[1002]

Hattâ ölmek üzere olan bir insandan küfrü gerektiren bir söz sadır olsa bile, onun imansızlığına hükmedilemeyeceği hususunda kurtarıcı bir fetva da vardır.[1003] Çünkü, böyle bir insan her ne kadar diliyle böyle bir sözü söylemiş olsa da, kalbi durumunu sadece Allah bilir. Bize düşen, o insanın Müslüman olarak öldüğüne inanmak, şehâdet etmek ve cenazesine Müslüman muamelesi yapmaktır. Ayrıca bu böyle birinin ağzından şayet çirkin ve normalde söylendiğinde küfrünü gerektirecek sözler çıkmışsa, bu sözü duyanlar, yaymamalı, gizlemelidirler. Zira o anda kişinin aklı başından gitmiştir. Söylediği sözlerden dolayı bizler onun inkârına hükmedemeyiz. Doğrusunu Allah bilir.[1004]



Kur'ân Okumanın Ve Ona Uymanın Faydası


773. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim gece gündüz Kur'ân okur, helâlini helâl, haramını haram bilirse Allah onun etini ve kanını Cehenneme haram kılar. Kıyamet günü olunca da o Kur'ân kendisi için bir kurtuluş vesikası olur."[1005]



Bedir Savaşına Katılanların Fazileti


774. Ebû Seleme bin Abdurrahman babasından rivayet ediyor:

Talha bin Übeydullah Âmir bin Füheyre hakkında ileri geri konuştu. Resûlullah (s.a.v.) onu şöyle ikaz etti:

"Yavaş ol ey Ebû Talha! Çünkü senin gibi o da Bedir Savaşında bulundu. En hayırlınız azâdlı kölelerine daha iyi davranandır."[1006]



İzah



Talha bin Übeydullah (r.a.), bir hadiste Cennetle müjdelenen on Sahabîden birisi idi. Âmir bin Füheyre (r.a.) ise azadlı bir köle idi. Peygamberimiz Talha'nın (r.a.) Âmir bin Füheyre (r.a.) hakkında ileri geri konuşmasını hoş karşılamadı.

Hadiste, Amir bin Füheyre'nin de (r.a.) Talha (r.a.) gibi Bedir Savaşına katıldığına dikkat çekilmektedir.

Müşriklerle yapılan ilk savaş olan ve İslâm ordusunun kesin bir zaferi iîe sonuçlanan Bedir Savaşı, Müslümanların var veya yok olma savaşı idi. Bu yönü ile İslâm tarihinde çok önemli bir yeri ve bu savaşa katılan Sahabîlerin Allah indinde büyük bir derecesi vardı. Bir defasında Cebrail (a.s.) Peygamberimize gelmiş ve "Bedir Savaşına katılanların aranızdaki derecesi nasıldır?" diye sormuştu. Resûlullah (s.a.v.),

"Biz onları Müslümanların en üstünlerinden ve en hayırlılarından sayarız" buyurmuştu.

Cebrail (a.s.), "Bizde de böyledir. Biz de meleklerden Bedir'e katılanları meleklerin üstünü ve hayırlısı sayarız" dedi.[1007]

Bedir Savaşına katılanların faziletini bildiren bir hadis de şöyledir:

"Ola ki, Allah Bedir gazilerinin hallerine vakıf olmuş da 'Dilediğinizi yapın. Sizi affettim' buyurmuştur."[1008]



Mahşerden Bir Sahne


775. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Kıyamet günü peygamberler mahşer yerine gelmek üzere hayvanların sırtında diriltilirler. Salih (a.s.) devesinin sırtında mahşer yerine sevk edilir. Çocuklarım Hasan ve Hüseyin Adva isimli devemin sırtında sevkedilir. Ben Burak üzerinde sevkedilirim. O, adımlarını gözümün görebildiği en uzak noktaya atar.

Bilal Cennet develerinden bir devenin üzerinde sevk edilir. Net bir sesle, şehadetlerin hakkını vere vere ezan okur. "Eşhedü enne Muhammedün Resûlullah=Ben şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın Resulüdür" dediğinde gelmiş geçmiş bütün mü'minler de aynı şehadeti getirirler. Bu, dünyada iken kendilerinden kabul edilenlerden kabul, reddedilenlerden ise reddedilir."[1009]



İzah



İnsanlar kabirlerinden kalktıktan sonra, kimi yaya, kimi binekli, kimi de sürünerek olmak üzere toplanma yeri olan mahşer meydanına sevk edileceklerdir. Hadis, bu sevk esnasındaki bir sahneyi haber vermektedir. O da peygamberlerin hayvanların sırtında diriltileceğidir. Hadiste açıkça haber verilmese de bu hayvanlar Cennetten getirilecektir. Salih (a.s.) bir mucize olarak kayadan çıkardığı devesinin üzerinde olacak, Hasan ve Hüseyin (r.a.) Resûlullahın Advâ isimli devesinin üzerinde, Resûlullah da diğer peygamberlerden farklı olarak Burak ile mahşer yerine gidecektir. Burak, Cennetten getirilen bir hayvandır. Peygamberimiz miraca yükseldiğinde Mekke'den Mescid-i Aksa'ya Burak ile gitmiştir. Hadiste, Burak'ın çok hızlı bir binek olduğuna dikkat çekilmektedir.

Hadiste Resûlullahın müezzini Hz. Bilal'in de Cennet develerinin birisinin üzerinde olacağı ve ezan okuyacağı, bütün Müslümanların onun "Eşhedü enne Muhammedün Resûlullah" sözünü tasdik edeceği, ancak bunun dünyada ezana lakayt kalanlardan kabul edilmeyeceği bildirilmektedir.[1010]



Kölenin Efendisi Üzerindeki Hakları


776. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

"Kölenin efendisi üzerinde şu üç hakkı vardır:

1. Namazında acele ettirmemek.

2. Yemek yerken kaldırmamak.

3. Ve karnını iyice doyurmak."[1011]



İkindi Namazının Sünneti


777. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) ikindi namazından önce dört rekat namaz kılardı.[1012]



İzah



Namazlardan önce ve sonra kılınan sünnetler bir yerde farz namazların tamamlayıcısı hükmündedir. Bu tamamlama iki şekilde düşünülebilir. Birincisi fazlarda yapılan eksiklerin, kusurların affedilmesine vesile olur. İkincisi, kıyamet gününde farz namazları eksik gelen kimsenin namaz borcu kıldığı nafile namazlardan tamamlanır. Nitekim Peygamberimiz bir hadislerinde bu gerçeği şöyle ifâde etmişlerdir:

"Kıyamet günü kulun amelinden ilk hesaba çekileceği şey namazdır. Eğer namazının hesabını tam verirse kurtulmuştur. Eğer tam vermezse iflas etmiştir. Eğer farz namazlarından bir eksiği varsa Allah Teâla [kendisi çok iyi bildiği halde], 'Kulumun nafile namazları olup olmadığına bakın' buyurur. Eğer nafile namazları varsa, farz namazlarındaki eksikliği, bu nafilelerle tamamlanır."[1013]

Nafile namaz kılmak ayrıca Peygamberimizin şefaatine vesîledir ve kılınmasında pekçok sevap vardır. Bu namazların faziletiyle ilgili olarak bir çok hadîs mevcuttur. Bunlardan birisinin meali şöyledir:

"Kim gece ve gündüz on iki rekât namaz kılmaya devam ederse, Cenâb-ı Hak ona Cenneti nasip eder. Bunlar: Öğlenin farzından önce dört rekât, Öğlenin farzından sonra iki rekât, akşamın farzından sonra iki rekât, yatsının farzından sonra iki rekât, sabahın farzından önce iki rekâttır."[1014]

Peygamberimiz bir hadislerinde de yukarıda saydığımız on iki rekât sünnet namazları kılanlar için Cennette bir ev yapılacağını müjdelemiştir.[1015]

Çeşitli hadislerinde ümmetini sabah ve öğle namazının sünnetini kılmaya ayrıca teşvik eden Peygamberimiz (a.s.m.), yukarıdaki hadislerinde de ikindi namazının sünnetini kılmaya ümmetini teşvik etmiştir. Konu ile ilgili başka hadislerde vardır. Bunlardan ikisi şu mealdedir:

"İkindi namazının farzından önce dört rekât namaz kılan kimseye Allah rahmetini bol kılsın."

"Kim ikindi namazının farzından önce dört rekât kılarsa, ona Cehennem ateşi dokunmaz."[1016]



Giyinmiş, Fakat Çıplak Kadınlar


778. Abdullah bin Ömer (r.a.) Resûlullahın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Ümmetimin son zamanlarında görünüşte giyinik, fakat aslında çıplak kadınlar olacaktır. Bunların başları, deve hörgücü gibidir. Onlara lanet edin. Şüphesiz bu kadınlar lanetlenmişlerdir."[1017]



İzah



Müslim'deki rivayet şöyledir:

"Cehennem ehlinden iki sınıf insan vardır ki, bunları dünyada henüz görmedim. Birisi, ellerinde sığır kuyruğu gibi sopalarla insanları döverler. İkinci grup da bâzı kadınlardır ki, görünüşte giyinik, fakat aslında çıplaktırlar. Salınarak yürürler.[1018] Bunların başları, saçlarını üst tarafa bağladıklarından deve hörgücü gibidir.

Bunlar Cennete giremeyecekleri gibi, kokusunu dahi duyamayacaklardır. Oysa Cennetin kokusu çok uzak mesafeden alınır."

Başka hadislerde bildirildiğine göre Cennet kokusu beşyüz yıllık veya bin yıllık mesafeden duyulur.[1019]

Dinimizin emirlerinden birisi de tesettürdür. Tesettür, farklı ölçülerde de olsa buluğ çağına gelen kadın erkek her Müslümanın örtünmesi farzdır. Bu konuda Kur'ân'da şöyle buyurulur:

"Mü'min kadınlara söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar. Zînetlerini ise görünmesi zarurî olan kısımlar müstesna, açığa vurmasınlar. Baş örtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler...."[1020]

"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar."[1021]

Kur'ân'da tesettür emredilmekle beraber, giyilecek elbisenin vasıfları açıklanmamıştır. Bunu hadislerden öğreniyoruz. Konunun tafsilatını Hanımlara Fetvalar isimli eserimize havale ederek burada izahını yaptığımız hadis üzerinde duracağız.

Tesettürde giyilecek elbisede dikkat edilmesi gereken özelliklerden birisi de altını gösterecek kadar ince olmamasıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) ince bir elbise ile huzuruna gelen baldızı Hz. Esmâ'dan yüzünü çevirmiş ve ona örtünmesini emretmiştir.[1022] Çünkü giyimekten maksat vücudu örtmektir. Oysa böyle elbiseler kadını daha cazip göstererek karşı tarafı tahrik edeceğinden fitneye sebep olur.

Tesettürde ince elbise giyilmesini yasaklayan Peygamberimiz (s.a.v.) gayb âleminin gizli perdesinin arkasından zamanımıza bakarak vücudunun tenini gösterecek kadar ince elbise giyinen kadınları "giyinmiş fakat çıplak" olarak vasıflandırmış ve "Cennetin kokusunu dahi duyamayacaklarını" bildirmiştir.

Kadının kalça, bel ve göğüslerini büyüklük ve şekil itibarıyla belli edecek şekilde dar olan elbise giyen kadınlar da "giyinmiş, fakat çıplak" kadınlar grubuna dahildir.[1023]



Müslümanları Rahatsız Etmekten Sakınmak


779. Câbir bin Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:

"Soğan ve sarımsak yiyen bizden ve camilerimizden uzaklaşsın ve evinde otursun."

26. hadisin izahını bakınız.[1024]



Bâzı Kıyamet Alâmetleri


780. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) başını hilâle çevirdi ve şöyle buyurdu:

"Kıyametin yaklaştığının bir alâmeti de da hilalin erken görülmesidir. Öyle ki, 'Bu hilal iki geceliktir' denilir. Mescidler yol edinilir ve âni ölümler görülür."[1025]



İzah



Peygamberimiz (s.a.v.) bu hadislerinde üç kıyamet alâmetine dikkat çekmektedir. Bunlardan birisi, hilâl'in erken görülmesi, buna rağmen görenlerin onu iki günlük zannetmesidir. Atmosferde meydana gelen bâzı değişiklikler buna sebep olabilir.

Kıyamet alâmetlerinden ikincisi, mescidlerin yol edilmesi, üçüncüsü de ani ölümlerin çoğalmasıdır. Günümüzde, deprem, terör, trafik kazası, uçak düşmesi, kalp kirizi gibi sebeplerle âni ölümler bir hayli çoğalmıştır.[1026]



İhlâs Sûresini Çok Okumak


781. Câbir bin (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim her gün elli defa İhlas Sûresini okursa kıyamet gününde kabrinden şöyle çağrılır:

"Kalk! Ey Allah'ı öven zat, Cennete gir!"[1027]



İzah



İnancımıza göre Allah'ın takdir ettiği bir zamanda kıyamet kopacak, bütün canlılar vefat edecek, yine Allah'ın takdir ettiği bir zaman toprak altında bekledikten sonra, yeniden diriliş gerçekleşecektir. Bu diriliş esnasında herkes niyetine göre ve öldüğü hal üzere diriltilecektir Yine herkes durumuna göre çağrılacak, kâfir ve isyankar sesler korkunç seslerle ve azap tehdidiyle çağrılırlarken, Allah'ın sevgili kulları hoş bir sesle ve Cennet müjdesi ile çağrılacaklardır. Hadiste, İhlâs Sûresini çok okuyanların kabirlerinden, "Kalk! Ey Allah'ı öven zat, Cennete gir" diye müjde ile çağırılacakları bildirilmektedir. Mahşerde kimin nasıl dirileceği hususunda Ölümden Sonra Diriliş İsimli eserimize bulabilirsiniz.[1028]



Namaz Ateşi Söndürür


782. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah'ın her namaz vaktinde şöyle seslenen bir meleği vardır: "Ey Ademoğulları! Kendi elinizle tutuşturduğunuz sizi yakacak olan ateşi namazla söndürmek için kalkınız."[1029]



Sabah Namazından Sonra Allah'ı Zikretmek


783. Hz. Hasan (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar Allah'ı zikrederse, bu kendisi için mutlaka Cehenneme karşı bir örtü olur."

811 numaralı hadise bakınız.[1030]



Resûlullahın Sidretü'l-Münteha'da Gördüğü Dört Nehir


784. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Sidretü'l-Münteha'ya yükseltildiğimde dört nehirle karşılaştım. İkisi zahir, ikisi bâtındı. Zahir olanlar Nil ve Fırat idi. Bâtın olanlar da Cennetin iki nehriydi.

Sonra bana üç bardak verildi. Birinin içinde süt, birinin içinde bal, diğerinin içinde de şarap vardı. Ben hemen içinde süt olan bardağı aldım ve içtim. Bana, "Sen ve ümmetin doğrusunu yaptınız" denildi."[1031]



İzah



Müslim'de Mâlik bin Sa'sa'dan (r.a.) bu hadis uzun bir şekilde rivayet edilir. Buradaki hadis o rivayette şöyle geçer:

"Nebiyyullah (s.a.v.) dört nehir gördüğünü, bunların asıllarından iki zahir, iki de bâtın nehir çıktığını anlattı. Ve buyurdu ki:

"Ey Cebrail, bu nehirler nedir?" dedim.

Cebrail (a.s.) şöyle dedi:

"Bu bâtını nehirler Cennette bulunan iki nehirdir. Dıştaki nehirler ise Nil ve Fırat'tır."[1032]

Hadisin ikinci kısmı da Ebû Hüreyre'nin (r.a.) rivayet ettiği hadisin bir kısmında şöyle geçer:

"Bana iki kab getirdiler. Birinde süt, diğerinde şarap vardı. Bunların hangisini istersen onu al" dediler. Ben sütü alıp içtim. Bardakları getiren zât bana, 'Fıtrata uygun olanı tercih ettin. Şayet şarabı alsaydın ümmetin azardı' dedi."

Peygamberimize süt ve şarabın takdim edilmesi ve birini seçmesini istemesi, o zaman şarap henüz haram kılınmadığı içindir. Şarap haram olmadığı halde Resûlullah fıtrata uygun olanı, yani sütü seçmiştir.[1033]



Kur'ân'ın Sahabe Üzerindeki Tesiri


785. Cübeyr bin Mut'im (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullaha (s.a.v.) geldim. O Ashabına sabah namazını kıldırıyordu. Onun,

"Ona mâni olacak yoktur" dediğini işittim.

"Rabbinin azabı muhakkak gelecektir. Ona mâni olacak yoktur"[1034]

âyetlerini okuyordu. Sesi dışarı çıkıyordu. Bu kalbimi çarptı sandım.[1035]



Resûlullahın Hz. İmran'a Öğrettiği Dua


786. İmran bin Hüsayn (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) bana,

"Ey İmrân!" buyurdu.

"Buyur" dedim.

"Şöyle de" buyurdu:

"Allah'ım, işimi yoluna koymam için Senden hidâyet diliyorum. Ve nefsimin şerrinden Sana sığınıyorum."[1036]



Köleyi Hürriyetine Kavuşturmak


787. Sehl bin Sa'd (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim Müslüman bir köleyi hürriyetine kavuşturursa, Onun her azasına karşılık Allah o kimsenin bir azasını Cehennemden kurtarır."[1037]



İzah



Köleliği başlatan bir din olmayan İslâmiyet, onu vahşi ve gaddar bir suretten medenî bir şekle sokmuştur. Her fırsatta da köleleri hürriyetine kavuşturmayı teşvik etmiştir. Bu hadis de köle azadına teşvik eden hadislerden birisidir. Konu hakkında tafsilatlı bilgi için Hanımlara Fetvalar isimli eserimizin 52-62. sayfalarına bakılabilir.[1038]



Borçlu Olarak Ölmek


788. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Ölen bir mü'minin ruhu, borcu olduğu sürece tutukludur."[1039]



İzah



İbni Mâce'de hadis şöyledir:

"Ölen mü'minin ruhu, üzerindeki borç ödeninceye kadar borcundan dolayı tutukludur."

Borçlu ölerek vefat eden bir kul eğer Cennetlikse, borcu ödeninceye kadar ruhu Cennete gitmez. Ancak borcu ödendikten sonra Cennete gider. Bu hüküm borcuna lakayt olanlar veya ödeme düşüncesi taşımayanlar içindir. Kişi borcunu ödeme niyetinde olduğu halde imkan bulamadığı için ödeyemeden vefat ederse, şayet kul Cennetlik biri ise ruhu tutuklu olmaz, Cennete gider. Mahşer gününde de Allah hak sahibini memnun ederek böyle kulunu sıkıntıdan kurtarır.

Hadîs, mirasçıları ölenin borcunu ödemeye teşvik etmektedir.

Borçlanma ve tehlikeleri ile ilgili geniş bilgi için Faiz Ticâret isimli eserimize bakılabilir.[1040]



Devlet Malına Hıyanet Edenlerin Mahşer Yerindeki Durumu


789. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) devlet ve millet malına hiyanetten söz etti. Şöyle buyurdu:

"Biriniz Kıyamet gününde omuzunda bağıran bir deve ile gelmekten sakındırırım."[1041]



İzah



Müslim'de hadis çok uzun olarak yer alır. Şöyledir:

"Resûlullah (a.s.m.) bir gün aramızda iken ayağa kalkıp, devlet ve millet malına hıyanetten söz etti. Bu işi yapanı ve bunun varacağı âkibetin dehşetini çok büyüttü. Daha sonra şöyle buyurdu:

"Sakın ola ki, içinizden birini kıyamet gününde omuzunda bağırmakta olan bir deve ile gelirken görmeyeyim. Bu kimse o gün bana, 'Yâ Resûlallah, bana yardım et' der. Ben de ona, 'Hayır! Senin için hiçbir şey yapamam. Çünkü ben sana dünyada iken başına geleceği bildirmiştim' derim.

"Sakın ola ki, içinizden birini kıyamet gününde omuzunda kişneyip bağıran bir at ile gelirken görmeyeyim. Bu at hırsızı olan kimse o gün bana, 'Yâ Resûlallah, bana yardım et' der. Ben de ona, 'Hayır! Senin için hiçbir şey yapamam. Çünkü ben bunu sana daha önce bildirmiştim' derim.

"Sakın ola ki, içinizden birini kıyamet gününde omuzunda feryat eden bir insanla geldiğini görmeyeyim. Bu kimse o gün bana, 'Yâ Resûlallah, bana yardım et' der. Ben de ona, 'Hayır! Senin için hiçbir şey yapamam. Çünkü ben sana dünyada iken başına geleceği bildirmiştim' derim.

"Sakın ola ki, birinizi kıyamet gününde omuzunda sallanan bir elbise ve kumaşla gelirken görmeyeyim. Bu kimse o gün bana, 'Yâ Resûlallah, bana yardım et' der. Ben de ona, 'Hayır! Senin için hiçbir şey yapamam. Çünkü ben sana dünyada iken başına geleceği bildirmiştim' derim.

"Sakın ola ki, içinizden birini kıyamet gününde omuzunda altın ve gümüşle gelirken görmeyeyim. Bu kimse o gün bana, 'Yâ Resûlallah, bana yardım et' der. Ben de ona, 'Hayır! Senin için hiçbir şey yapamam. Çünkü ben sana dünyada iken başına geleceği bildirmiştim' derim."[1042]



Kararda Aceleci Olmamak


790. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

Bir adam yeni evlenmişti. Resûlullah (s.a.v.) bir orduyu sefere gönderdi. O kişiyi de onlarla birlikte gönderdi. Sefer dönüşünde o adam acele ile ailesinin yanına geldi.Hanımım kapıda ayakta bekler buldu. İçine kıskançlık doğdu. Hanımını vurmak için mızrağını hazırladı.

Hanımı ona, "Acele etme! Eve bir bak" dedi.

Adam içeri girdi, yatağın üzerine uzanmış iri bir yılan gördü. Onu öldürdü, kendi de öldü.

Bu haber Resûlullaha ulaştığında,

"Bu evlerin cinlerden sakinleri vardır." dedi, ve cinleri [bu yılanları] öldürmeyi nehyetti.[1043]



İzah



Muvatta'da bu hadis Ebû Said el-Hudrî'nin (r.a.) rivayet ettiği şekliyle şöyledir:

Yeni gerdeğe girmiş bir genç vardı. Bu genç Resûlullah ile beraber Hendek savaşına katıldı. Resûlullah (s.a.v.) Hendekte iken bu genç Resûlullaha geldi ve şöyle dedi:

"Ya Resûlallah! Ben yeni evliyim, bana izin ver." Resûlullah ona izin verdi ve kendisine şu tembihte bulundu:

"Silahını yanına al. Çünkü Benî Kurayza Yahudilerinin sana birşey yapmalarından korkuyorum."

Genç evine gittiğinde, hanımını iki kapı arasında ayakta dururken gördü. Onu kıskandı, vurmak için elini mızrağa uzattı.

Hanımı ona, "Evine girip içeridekini görmeden acele etme" dedi.

Genç eve girdi, yatağın üzerinde kıvrılmış bir yılan gördü. Ona mızrağını sapladı. Sonra dışarı çıkarıp mızrağını eve dikti. Yılan mızrağın ucunda titredi, genç de hemen öluverdi. Genç mi, yoksa yılan mı daha önce öldü bilinmiyor. Bu durum Resûlullaha anlatıldığında şöyle buyurdu:

"Medine'de Müslüman olmuş cinler vardır. Onlardan birini görürseniz üç gün zaman tanıyın. Sonra [hâlâ gitmezse] isterseniz öldürün. Çünkü o şeytandır."[1044]



Yatmadan Önce Yapılacak İşler


791. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:

"Yatarken kaplarınızın ağzını kapatın, su kaplarınızın ağzını bağlayın, kapılarınızı kapayın, yanan ateşi söndürün. Çünkü şeytan kapalı kapıyı açamaz, su kabının bağını sökemez, kapların örtülerini kaldıramaz. Küçük yaramaz da [fare] insanların evlerini çok çabuk ateşle doldurabilir."[1045]



İzah



Bu hadisin başka rivayetlerinde son cümle,

"Bunları yaparsanız size zararları dokunmasına Allah tarafından izin verilmez" şeklindedir.[1046]



Dinimizin Atıcılığa Verdiği Önem


792. Behz bin Hakîm babasından, o da dedesinden rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) ok atan ve "Vallahi vuramadın, vallahi vurdum" diyen bir topluluğa uğradı. Onlar Resûlullahı görünce durdular. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Atın. Ok atanların yeminleri geçersizdir. Onda yemini bozma vebali ve keffaret söz konusu değildir."[1047]



İzah



Zaman zaman dikkat çektiğimiz gibi, dinimiz atıcılığa çok büyük değer vermektedir. Bunu da bir oyun eğlence olduğu için değil, savaşta çok tesirli bir vasıta olduğu için yapmaktadır. Bu ve benzeri hadisler o gün ok atmayı teşvik ediyordu. Günümüzde ise en gelişmiş silahları kullanmayı, onlarla atış talimi yapmayı teşvik etmektedir.

Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) atış talimi yapanların "Vallahi vurdum, vallahi vuramadın" şeklindeki sözlerinin yemin sayılmayacağı, bundan dolayı keffaret gerekmeyeceği bildirilmektedir. Bu, lağv yeminidir. Kasdî olarak yapılmadığı için keffaret gerekmez. Bununla ilgili bir âyet meali şöyledir:

"Allah sizi yanlışlıkla veya yanılarak ettiğiniz yeminlerden dolayı mes'ul tutmaz; fakat kalbinizle kazandıklarınızdan, yalan yere ettiğiniz yeminle ve yeminlerinizi yerine getirmemekle kazandığınız günahtan mes'ul tutar."[1048]



Kabe'nin Putlardan Temizlenmesi


793. Abdullah bin Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah fetih gününde Mekke'ye girdiğinde Kabe'nin üzerinde 360 adet put vardı. İblis kendileri için ayaklarını kurşunla sâbitleştirmişti. Resûlullah beraberinde asa vardı. Onunla dokunduğu her put yüz üstü düşüyordu. Resûlullah o esnada,

"Hak geldi, bâtıl yok oldu. Muhakkak ki bâtıl yok olup gidicidir"[1049]

Bütün putların üzerinden böyle geçti.[1050]



İzah



Başka rivayetlerde putların Kabe'nin üzerinde değil, çevresinde olduğu bildirilmiştir.[1051] Asası ile dokunmasını Peygamberimize Cebrail bildirmişti.[1052]



Namaz Günahları Döker


794. Selmân-ı Fârisî (r.a.) rivayet ediyor:

"Müslüman, günahları başı üzerine konmuş olarak namaz kılar. Her secde ettiğinde başından dökülür. Namazını bitirince artık bütün günahları dökülmüş olur."[1053]



Cuma Günü Gusletmek


795. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Ergenlik çağına gelen erkek ve kadın herkesin Cuma günü gusletmesi vaciptir."[1054]



İzah



Zikrettiğimiz bâzı kaynaklarda "Misvak kullanmak ve bulabilirse güzel koku sürünmek" de ilâve edilmiştir.

Cuma günü gusletmenin vacip olması, dînî vacip değil, ahlâkî vaciptir. Yani ahlaken gereklidir. Bir hadiste bildirildiğine göre Cuma günü yıkanması Müslümanların kişi üzerindeki haklarındandır.[1055]

Konu ile ilgili başka hadisler de vardır. Bâzıları şöyledir:

"Her Müslüman kişinin günde bir defa yıkanması gerekir. O da Cuma günüdür."[1056]

"Cuma günü gusledenin üç gün fazlasıyla iki Cuma arasında işlediği günahları [10 günlük] affedilir."

"Cuma namazına gelen gusletsin."

Evet, kirli insanlar başkalarını rahatsız ederler. Oysa Müslümanın başkalarını rahatsız etmesi doğru değildir ve kimse kimseyi rahatsız etme hakkına sahip değildir.[1057]



Bildiğinin Onda Birini Yapmakla Kurtulacak Olanlar


796. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki, emredilenin onda birini terk eden helak olur. Fakat öyle bir zaman gelecek ki, emredilenin onda birini yapan kurtulur."[1058]



İzah



Bu hadis, âhirzamanla ilgili gaybî bir ihbardır. Peygamberimiz İslâmiyeti yaşamanın kolay olduğu zamanlarda kişinin bildiğinin hepsini yaşaması gerektiğine, onda birini dahi terk edecek olsa helak olabileceğine dikkat çekmiştir. Fakat âhir zamanda dini yaşamak çok zorlaşacağından, hattâ bir hadiste bildirildiğine göre avuç içerisinde kor tutmak gibi olacağından, bu zamanda bildiklerinin onda birini yaşayan mü'minlerin kurtulacaklarını haber vermiştir. Yapılması istenen onda bir de farzları yapmak, büyük günahlardan sakınmaktır. Âhirzamanda bir kimse farzları yapar, büyük günahlardan sakınırsa kurtulur. Daha fazlasını yaparsa, derecesi yükselir.

Bu hadis, âhirzamanda gelenlerin Sahabîlerden daha faziletli oldukları şeklinde anlaşılmamalıdır. Burada kişilerin fazileti değil, âhirzaman fitnesinin dehşeti nazara verilmektedir. Böyle bir fitne zamanında az amelin çok hükmünde olduğuna dikkat çekilmiş, âhirzamanda yaşayacak olan mü'minlere ümit verilmiştir.[1059]



Resûlullahın Gece İbâdeti


797. Said bin Hişam rivayet ediyor:

Âişe'den (r.a.) Resûlullahın gece ibâdetini sordum. O şöyle dedi:

"Ey elbisesine bürünen!

"Az bir kısım müstesna geceleyin ibâdet için kalk.

"Gecenin yarısında veya biraz daha geç kalk.

"Yahut biraz daha erken kalk ve Kur'ân'ı açık açık, tane tane oku.

"Biz sana pek büyük bir söz vahyedeceğiz.

"Gece vakti kalkmak nefse daha çok tesir eder; Kur'ân ve zikir için de daha elverişlidir.

"Çünkü senin için gündüz vakti uzunca bir meşguliyet vardır."[1060]

âyeti, Resûlullaha gece kalkmasını farz kılmıştı. İlk farz olan bu emirden sonra Resûlullah (s.a.v.) ve Ashabı geceleyin kalkıyor ve ayakları şişinceye kadar kıyamda duruyorlardı. Allah Teâlâ sûrenin son kısmını onlara bir sene göndermedi. Sonra şunu indirdi:

"Şüphesiz Allah biliyor ki sen ve seninle beraber olanlardan bir topluluk, gecenin üçte ikisine yakın veya yarısı kadar, yahut üçte biri kadar bir zaman ibâdete kalkıyorsunuz. Geceyi ve gündüzü takdir eden Allah'tır. Gece ibâdetine güç yetiremeyeceğinizi bildiği için, Allah gece namazını size farz kılmadı. Artık Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyun."[1061]

Bu âyetten sonra gece namazı nafile oldu.[1062]



Kur'ân'a Abdesetli Olarak Dokunmak


798. Ömer (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Kur'ân'a temiz olandan başkası dokunamaz."[1063]



İzah



Bir âyette,

"Kur'ân'a temizlenmiş olanlardan başkası el süremez" buyurulmuştur.[1064]

Dört mezhebe göre de "Abdestsiz kimsenin Kur'ân'a dokunması caiz değildir." Ancak Kur'ân'a dokunmadan onu okumakda bir mahzur bulunmamaktadır.

Kur'ân öğrenen çocuklar abdestsiz olarak onu ellerine alabilirlerse de, onların da abdestli olmaya teşvik edilmeleri güzeldir.

Kur'ân miktarı meal ve tefsirden az ise tefsir kitapları abdestsiz olarak ele alınabilir. Miktar itibarıyla Kur'an'a fazla veya eşitse abdestsiz olarak ele alınmaz. Buna göre bir ciltlik meallerin abdestsiz olarak ele alınması caiz değildir. Tefsirler ise ele alınabilir.

Ayette geçen "el süremez" ifâdesinin emir değil de haber verme olduğu, bundan Levh-i Mahfuz'un kast edildiği de söylenmiştir.[1065]



Borçluya Kolaylık Göstermek


"Kıyamet gününde bir adam getirilir ve Allah'ın huzurunda durdurulur. Allah onu, "Arkanda ne bıraktın? (Ne ile geldin?)" diye sorar.

O kul, "Ben insanlarla alışveriş yapıyordum. Sattığım zaman eli dar olanlara indirim yapar, eli geniş olanlara zaman tanırdım" der..

Allah, "Ben kulumu affetmeye daha layıkım" buyurur ve o kulunu bağışlar."[1066]


Rükû Ve Secdeye Eğilirken Ellerin Durumu


800. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) namaza başlarken ellerini omuzları hizasına kadar kaldırırdı. Rükûya eğilirken ve rükûdan doğrulurken de böyle yapıyordu. İki secde arasında ise kaldırmazdı.[1067]



İzah



Yukarıdaki hadisin aynısına yer verilen İbni Mâce, Ebû Dâvud, Tirmizî gibi hadis kitaplarında, Ebû Hüreyre (r.a.), Enes, (r.a.), Abdullah bin Ömer (r.a.), İmran bin Husayn (r.a.) ve Abdullah bin Abbas'dan (r.a.) Mâlik bin Hüveyris'ten ve Ebû Mâlik el-Eş'arî'den bu konudı başka hadisler de rivayet edilmiştir.

Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre, gerek rükûya giderken, gerekse rükûdan doğrulurken elleri omuz hizasına kaldırmak sünnettir. Bu mezhep âlimleri, izahını yaptığımız hadisi delil gösterirler.

Hanefî mezhebine göre ise eller sadece iftitah tekbirinde kaldırılır. Onun dışında ne rükûya giderken, ne de rükûdan doğralurken elleri kaldırmak doğru değildir. Bu mezhep âlimleri Abdullah bin Mes'ud'un (r.a.) rivayet ettiği bir hadisi görüşlerine delil olarak zikrederler. Bu hadis şöyledir:

Abdullah bin Mes'ud (r.a.) bir defasında "Size Peygamberin kıldırdığı namaz gibi namaz kıldırayım mı?" demiş; sonra da namaz kılmış ve ellerini sadece iftitah tekbirinde yukarı kaldırmıştır. [1068]

Bu mânâda Berâ bin Âzib de (r.a.) bir hadis rivayet eder.[1069]

Hanefîlerin delillerinden birisi de namaz içerisinde hareketsiz durmanın farziyetini ifâde eden hadistir. Bu hadis şu mealdedir:

"Acaba sizleri niçin ellerinizi hırçın atların kuyruktan gibi kaldırmış görüyorum? Namazda sakin olun."[1070]

Bu hadise göre iftitah tekbirinin dışında el kaldırmak asla caiz değildir. Çünkü iftitah tekbirinde el kaldırmak namazın dışında olan bir harekettir, bunun dışında el kaldırmak ise namazın içindedir ve huşûuna zarar verir.

Hanefîlere göre Peygamberimizin rükûya giderken ve rükûdan doğrulurken ellerini kaldırması, İslâmiyetin ilk yıllarıyla ilgiliydi. Peygamberimiz bunu sonradan terk etmiştir. Hanefîler buna delil olarak da, Abdullah bin Zübeyr'in (r.a.) rükûya giderken ve rükûdan doğrulurken ellerini kaldıran bir adam gördüğünü ve ona, "Böyle yapma. Çünkü bu, Resûlullahın başlangıçta yaptığı, fakat sonradan terk ettiği bir davranıştır" dediğini bildirirler. Yine Mücâhid'in, "Abdullah bin Ömer'in arkasında namaz kıldım, iftitah tekbirinden başka namazın hiçbir yerinde ellerini kaldırmadı" sözünü de delil gösterirler. Tahavî bu hadisi rivayet ettikten sonra şöyle der: "İşte İbni Ömer, Peygamberin (a.s.m.) vaktiyle ellerini kaldırdığını görmüş, sonra bundan vazgeçmiştir. O bunu ancak kendisince bunun nesh edildiği (hükmünün kaldırıldığı) sabit olunca yapmıştır."[1071]



Ezanda Parmakları Kulakların İçine Sokmak


801. Sa'd el-Karaz (r.a.) rivayet edilmiştir:

Resûlullah (s.a.v.) Bilal'e, ezan okuduğunda ellerini kulağına dayamasını emretti. Ve,

"Muhakkak bu senin sesini daha da gür çıkarır" buyurdu.[1072]



Bayram Namazı Dönüşünde Başka Yoldan Gelmek


802. Sa'd el-Karaz (r.a.) rivayet edilmiştir:

Resûlullah (s.a.v.) iki bayram namazına giderken de bir yoldan gider, geri dönüşte başka bir yoldan dönerdi.[1073]



İzah



Hadiste de ifâde edildiği gibi, bayram namazına farklı yollardan gidip gelmek sünnettir. Bunun hikmeti, değişik yollardaki insanlar ve cinlerin, yolun kişi lehinde şahitlik etmesi, İslâm şeâirinin ilân edilmesidir.[1074]



Bayram Namazı Nasıl Kılınır?


803. Sa'd el-Karaz (r.a.) rivayet edilmiştir:

Resûlullah (s.a.v.) bayram namazını hutbeden önce kılardı. Birinci rekâtta, namaz için Kur'ân okumadan önce yedi tekbir alırdı. İkinci rekâtta kıraattan önce beş tekbir alırdı. Bayram namazına yürüyerek gelirdi. Namazdan sonra da yürüyerek dönerdi. Hutbe arasında tekbir getirirdi. Bayramlarda çok tekbir getirirdi.[1075]



İzah



Cuma namazında hutbe namazdan önce okunurken, bayram namazlarında namazdan sonra okunur. Bununla ilgili daha başka hadisler de vardır.[1076] Ayrıca bayram namazında imam hutbeye çıkarken ezan okunmaz, hutbeden inerken de kaamet getirilmez. Çünkü namaz zaten kılınmış olmaktadır.

Hadiste Peygamberimizin namaz kılış şekli anlatılmaktadır. Birinci rekatta kıraattan önce yedi; ikinci rekâtta kıraattan önce beş ziyade tekbiri aldığı bildirilmektedir. Bununla ilgili başka rivayetler de vardır.[1077]

Bayram namazında alınan tekbirlerin sayısı ile ilgili olarak mezhepler arasında farklı görüşler vardır. Şâfiîlere göre birinci rekatta namaza başlama tekbirinden başka yedi, ikinci rekatta da kıyam tekbirinden başka beş tekbir alınır.

Hanefîlere göre ise birinci rekatta beş, ikinci rekatta dört tekbir alınır.

İzahını yaptığımız hadisten Peygamberimizin bayram namazı için yürüyerek gelip, yürüyerek döndüğünü de öğreniyoruz.[1078]



Peygamberimizin Bir Çocuğa Duası


804. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) bir gün Ensardan bir çocuğa,

"Ayakkabımı verir misin?" buyurdu.

Çocuk, "Annem babam sana feda olsun ey Allah'ın Resulü. Müsaade et, onu ayağına ben giydireyim" dedi.

Resûlullah da şöyle dua etti:

"Allah'ım, bu kulun Senin rızanı istiyor. Ondan razı ol." [1079]



Vâil Bin Hücr'ün (r.a.) Fazileti


805. Vâil bin Hücr (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullahın (s.a.v.) zuhuru bize ulaşınca kavmimin elçisi olarak ona gelmek üzere yola çıktım. Medine'ye geldiğimde Resûlullah ile buluşmadan önce Ashabı ile karşılaştım. Onlar bana, "Sen yanımıza gelmeden üç gün önce, Resûlullah (s.a.v.) seni bize müjdeledi. 'Vâil bin Hücr size geliyor' buyurdu" dediler. Sonra Resûlullah ile karşılaştım. Bana,

"Hoş geldin" dedi.

Beni kendine yakın oturttu, abasını oturmam için yere serdi. Sonra insanların toplanmasını emretti. Halk toplandığında minbere çıktı, ben biraz aşağısında bulunuyordum. Sonra Allah'a hamd etti ve şöyle buyurdu:

"Ey insanlar! Bu, Vâil bin Hücr'dür. Uzak beldelerden, Hadramevt'ten size geldi. Kendisini bir zorlayan olmadan, itaat ederek geldi. Kendisi kral oğullarının kalanlarındandı.

"Ey İbni Hücr! Allah seni ve oğullarını mübarek kılsın."

Sonra minberden indi, beni de indirdi. Medine'nin uzakça bir yerinde misafir edilmemi Muâviye bin Ebî Süfyan'a emretti.

Ben çıktım, o da benimle beraber çıktı. Biz beraberce yolda giderken Muâviye bana, "Ey Vâil, kızgın yol üzerinde yalın ayak yürümek ayağımı yakıp kavurdu. Ayakkabını bana ver. Güneşin sıcağından onunla korunayım" dedi.

Ben "Sen kralların giydiklerini giyebilecek kişilerden değilsin! Onu sana emaneten de olsa vermekten hoşlanmam" dedim.

Muâviye, "Ey Vâil, kızgın yol üzerinde yalın ayak yürümek ayağımı yakıp kavurdu. Beni terkine alsan iyi olur" dedi.

Vâil, "Deveme acıdığımdan seni terkime almak istemiyor değilim. Fakat sen hükümdarların soyundan olmadığın için seni terkime almayı kendime yakıştıramam" dedi.

Muâviye, "Öyle ise ayakkabım bana ver, güneşin sıcağından onunla korunayım" dedi

Vâil, "Sen kralların giydiklerini giyebilecek kişilerden değilsin! Onu sana emaneten de olsa vermekten hoşlanmam."

Kavmimin yanına dönmek istediğimde Resûlullah (s.a.v.) benim için üç mektup yazılmasını emretti. Bunlardan biri bana özeldi. Birini benim ve ailem için, diğerini de benim ve kavmim için yazdı.

Benim için olana şunlar yazılıydı:

"Bismillâhirrahmânirrahim. Allah'ın Resulü Muhammed'den, Muhacir bin Ebî Ümeyye'ye.

"Vâil Hadramevt'in neresinde olursa olsun, bütün krallar üzerine âmir ve reis olacaktır."

Benim ve ailem hakkında yazdığı mektubta da şu vardı:

"Bismillâhirrahmânirrahim. Allah'ın Resulü Muhammed'den, Vâil bin Hücr ve Hadramevt'teki bütün krallara.

Onlar namazı kılacaklar ve zekâtı vereceklerdir.

Değiş tokuş yoluyla, mehirsiz olarak evlendirme yoktur.

Onlar Müslümanların askerî birliklerine yardım etmek ve her on kişi için bir dağarcık hurma vermekle mükelleftirler.

Ekini yetişmeden satan kişi faiz yemiş olur.

"Her sarhoş edici şey haramdır."

Muâviye İslâm devletinin halifesi olduğunda Kureyş'ten Büsr bin Ebî Ertat isimli birini komutan tayin ederek, ona şu emri verdi:

"Şam sınırını geçtikten sonra Medine'ye varıncaya kadar bana bîat etmeyen kime rastlarsan öldür. Medine'ye varınca da bana bîat etmeyenleri sağ bırakma. Sonra Hadramevt'e yönel. Bana bîat etmeyeni öldür. Eğer orada Vâil bin Hücr'ü sağ olarak yakalarsan, onu bana getir."

[Komutan kendisine emredileni yaptı] Vâil bin Hücr'ü de Muâviye'ye götürdü.

Muâviye adamlarını beni karşılamaya çıkardı. Yanına girdiğimde beni kendi tahtı üzerine oturtarak, "Benim bu tahtım mı daha üstündür, yoksa senin devenin sırtı mı?" dedi.

Ben ona şöyle dedim:

"Ey Mü'minlerin emiri! Ben o zaman daha yeni Müslüman olmuştum.Câhiliyet ve küfürden daha yeni kurtulmuştum. Benim yaptığım hareket, bir câhiliyye hareketi idi. Senin yaptığın ise İslama uygun harekettir."

Muâviye:

"Peki. Bu tamam. Osman (r.a.) seni sırdaş edindiği ve senin yakının olan bir kadınla evlendiği halde sen bize niçin yardım etmiyorsun?"

"Çünkü sen, Osman'a senden daha yakın olan biri ile savaştın" dedim.

O, "Senin dediğin Osman'a nasıl benden daha yakın olur. Ben neseben Osman'a ondan daha yakınım" dedi.

Ben, "Hz. Peygamber (s.a.v.) Ali ile Osman arasında kardeşlik kurmuştu. Kardeş amca oğlundan daha yakındır. Kaldı ki, din uğruna vatanını bırakıp hicret eden biri ile savaşmam" dedim.

O, "Biz de hicret etmedik mi?" dedi.

Ben, "Biz de her ikinize karşı tarafsız kalmadık mı? Ayrıca benim tarafsız kalmamın bir sebebi daha var. Bir gün Peygamber Efendimizin huzurunda bulunuyorduk. Cemaat alabildiğine çoktu. Hz. Peygamber (s.a.v.) başını doğu tarafına çevirdikten sonra, önüne eğdi ve şöyle buyurdu:

"Size karanlık gecelerin parçaları gibi bir takım karışıklıklar gelmektedir."

Resûlullah (s.a.v.) bu fitnelerin hemen geleceğinden, şiddetinden ve çirkinliğinden bahsetti.

Ben, "Yâ Resûlallah, o fitneler nedir?" diye sordum.

Resûlullah,

"Ey Vâil, İslâmiyette iki kılıç karşılaştığında sen ikisinden de uzak dur" buyurdu.

Muâviye, "Sen Şiîleşmişsin"[1080] dedi.

Ben,

"Aksine. Ben Şiîleşmedim. Fakat Müslümanlar ve Müslümanlık için iyilik isteyen biriyim" dedim.

Muâviye, "Eğer ben bunu daha önce işitmiş olsaydım seni getirtmezdim" dedi.

"Osman şehid edildiğinde Muhammed bin Mesleme'nin Kılıcını taşa vurup kırdığını işitmedin mi?" dedim.

Muâviye, "Onlar bize karşı gelenlerdi" dedi. Peki Resûlullahın şu sözüne ne dersin:

"Kim Ensarı severse beni sevdiği için onları sevmiştir ve kim Ensara düşmanlık ederse, bana düşmanlık ettiği için düşmanlık etmiştir."

Muâviye, "Oturmak için kendine bir yer seç. Sen artık Hadramevt'e dönemezsin" dedi.

"Benim kabilem Şam'da, ailem de Kûfe'dedir" dedim.

Muâviye, "Ailenden bir adam, kabilenden on ferde bedeldir" dedi.

"Ben Hadremevt'i sevdiğim için dönmedim. Aslında bir kimse bir yerden hicret ettikten sonra, oraya tekrar dönmesi için bir sebep bulunmazsa, bir daha oraya dönmez" dedim.

Muâviye, "Bir daha oraya dönmen için sebep nedir?" dedi.

"Hz. Peygamberin (s.a.v.) fitneler hakkındaki sözüdür. Çünkü siz ihtilaf halinde iken sizden ayrı duracağız. Birleştiğiniz zaman sizinle beraber oluruz. İşte sebep budur" dedim.

Muâviye, "Söni Küfe valiliğine atadım. Hemen oraya git" dedi.

"Ben Allah'ın Peygamberinden sonra hiç kimseden vazife almam. Sen bilmiyor musun ki, Ebû Bekir de bana vazife teklif etti, kabul etmedim. Ömer teklif etti, kabul etmedim.

Osman teklif etti, kabul etmedim. Bununla beraber, ben hepsine bîat ettim. Bizim taraftaki halk dinden döndükleri zaman, Ebû Bekir'den bana mektup geldi, üzerimde resmî bir vazife bulunmadığı halde, Cenâb-ı Allah onları tekrar İslâmiyete döndürünceye kadar çalıştım" dedim.

Muâviye, Abdurrahman bin Hakem'i çağırdı ve ona, "Seni Küfe valiliğine atadım. Hemen vazifenin başına git. Vâil'i de beraberinde götür. Orada lazım gelen yardım ve himmeti ondan esirgeme" dedi.

Abdurrahman, "Ey Mü'minlerin emiri, sen benim hakkımda kötü zanda bulundun. Bana Resûlullahın, Ebû Bekir'in, Ömer'in, Osman'ın ve senin kendisine hürmet ettiğinizi gördüğüm bir kimseye yardım ve hizmet etmemi emretmenize gerek var mı?" dedi.

Muâviye onun bu sözünden hoşlandı. Bundan sonra Abdurrahman ile Kûfe'ye gittim ve çok geçmeden Abdurrahman, Kûfe'de vefat etti.[1081]



İzah



Vâil bin Hucr'un (r.a.) babası Yemen krallarındandı. Müslüman olmadan önce taptığı, secde ettiği bir putu vardı. Bir gün onun yanında yatıp uyurken nereden geldiğini bilmediği korkunç bir ses işitti. Bu ses ona insana hiçbir zararı veya yararı dokunmayan bir taş parçasına tapınmayı bırakmasını, hemen Medine'ye giderek, oruç tutanların, namaz kılanların dinine, peygamberlerin hayırlısı olan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dinine girmesini ikaz etti.

Vâil kalkıp puta secde etti. Put yüzü üzerine düştü. Vâil de onu kırdı. Sonra da Medine'nin yolunu tuttu.[1082] Hadisenin sonrası yukarıdaki hadiste anlatılmaktadır.

Peygamberimizin Hz. Vâil için yazdığı mektupta değiş tokuş yoluyla mehirsiz olarak evlendirmenin (sigar nikahı) olmadığı bildirilmektedir. Bu evlilikle ilgili açıklamayı 306 numaralı hadiste yaptığımızdan oraya havale ediyoruz.

Yine aynı mektupta "Ekini yetişmeden satan kişi faiz yemiş olur" şeklinde bir hüküm geçmektedir. Çünkü satılan ekin yetişmeden hasattan önce bir âfete maruz kalabilir. Bu durumda alınan para helal olmaz. Bununla ilgili bir hadis de şöyledir:

Resülullah (s.a.v.) ağaç üzerindeki meyveyi kemal buluncaya kadar satmayı yasaklamıştı. Orada bulunanlar, "Kemâl bulmak nedir, yâ Resülullah?" diye sordular. Peygamberimiz şöyle buyurdu:

"Kızarması ve sararmasıdır. Allah meyveyi vermezse din kardeşinin parasını kendine ne ile helâl kılacaksın?"[1083]

Hadiste üç mektuptan söz ediliyor, fakat bunlardan ikisi yer alıyor. Üçüncü mektup Vâil'in (r.a.) "Yâ Resûlallah! Müslüman olmadan önce sahip bulunduğum Hımyer ve Hadremevt krallarının da şahit olduğu arazim hakkında da benim için bir yazı yaz!" isteği üzerine yazılmıştır ve şöyledir:

"Bu, Muhammed Peygamberin Hadramevt kralı Vâil'e yazısıdır. İşte sen Müslüman oldun. Sahip bulunduğun araziyi ve hisarları yine senin mülküne verdim. Senden mahsûlün onda biri vergi olarak alınacaktır. Bu işe adaletli bir iki kişi bakacaktır. Din durdukça bu hususta haksızlık yapılmayacağını sana temin ederim. Peygamber ve mü'minler bu işte yardımcıdırlar."[1084]

Muâviye Vâil bin Hücr'ü kendi tahtı üzerine oturtarak, "Benim bu tahtım mı daha üstündür, yoksa senin devenin sırtı mı?" sözü ile seneler önce aralarında geçen hadiseyi hatırlatmak istemiştir.

Muhammed bin Mesleme'nin (r.a.) kılıcını taşa vurup kırması ile ilgili olarak 280; Hz. Ebû Bekir döneminde bâzılarının dinden dönmesi ile ilgili olarak da 721 numaralı hadislere bakınız.[1085]



Cennet Hazinelerinden Bir Hazine


806. Ebu Mûsâ el-Eş'arî (r.a.) rivayet ediyor:

Resülullah (s.a.v.) bana,

"Ey Ebû Mûsâ, sana Cennet hazinelerinden bir hazine söyleyeyim mi?" buyurdu.

Ben, "Söyle yâ Resûlallah" dedim.

"Şöyle de: "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah=Güç ve kuvvet ancak Allah'ın kudreti iledir."[1086]



İzah



Tirmizi'de bu hadis şöyledir:

"Peygamber ile birlikte bir gazada idik. Döndüğümüz vakit Medine'yi gördüğümüzde Müslümanlar seslerini yükselterek bir tekbir getirdiler. Bunun üzerine Resülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Sizin Rabbiniz sağır değil, hazır olmayan da değildir."

Hadisin devamı yukarıdaki gibidir. Bu hadis, mü'minlere duâ adabını öğretmektedir.[1087]



Müslümanı Sevindirmek


807. Enes (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Her kim Müslüman kardeşini sevindirmek için onu sevdiği bir şeyle karşılarsa, Allah da onu kıyamet günü sevindirir."[1088]



Ahirette Köle Efendisinden Daha İyi Bir Makamda Olabilir.


808. Abdullah bin Abbas (r.a.) Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Bir köle Allah'a ve efendilerine itaat ederse, Allah onu efendilerinden önce Cennete kor.

Efendisi, "Ya Rabbi, bu dünyada iken benim kölemdi" der.

Allah, "Onu kendi ameline göre, seni de kendi ameline göre mükâfatlandırdım" buyurur."[1089]



İyilik Yapana Dua Etmek


809. Üsâme bin Zeyd (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim kendisine yapılan bir iyiliğe karşı, "Cezâkellâhü hayran=Allah seni dünya ve ahirette hayırla mükâfatlandırsın" derse, iyilik yapana karşı övgünün en güzelini yapmış olur."[1090]



İzah



Tirmizî'de bu hadisten başka bir rivayetinde de Peygamberimiz (s.a.v.), kendisine yapılan iyiliğe verecek maddî karşılık bulunamayan kimsenin ona karşılık iyilik yapana duâ etmesini istemiştir. Bunu yapanın iyiliğe karşı teşekkür etmiş; yapmayanın ise yapılan iyiliğe küfrân-ı nimet (saygısızlık) etmiş olacağını bildirmiştir.[1091]



Yapmak İstenen İşi Gizli Tutmak


810. Muâz bin Cebel (r.a.) rivayet ediyor:

"İhtiyaç duyduğunuz bir şeyi gerçekleştirirken onu gizli tutmakla yardım isteyiniz. Çünkü her nimet sahibine hased edilir."[1092]



İzah



Gıpta duygusunun kötüye kullanılması demek olan hased, dinimizce istenilmeyen bir duygudur. Bununla beraber, çoğu insanda bu duygu maalesef vardır. Bunun içindir ki, sevgili Peygamberimiz, yukarıdaki hadislerinde mühim bir işe teşebbüs eden kimsenin bunu herkese yaymamasını tavsiye etmekte, böyle yapmanın o işte muvaffakiyete yardımcı olacağına dikkat çekmektedir. Meselâ bir kimse yapmayı düşündüğü faydalı bir işi olur olmaz yerde yaysa, onun başarılı olmasını istemeyen hasetçiler buna engel olmak için harekete geçerler.

Evet, hadiste de dikkat çekildiği gibi, her nimet sahibine hased edileceğinden, bir planı olan kimse onu güvendiği veya istişare etmeyi faydalı bulduğu kimselerden başkasına açmamalıdır. Böyle yapması, o işin gerçekleşmesi için kendisine büyük ölçüde yardımcı olacaktır.[1093]



Yağmur Duasında Bir Sünnet


811. Abdullah bin Zeyd (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) yağmur duası yaparken elbisesini ters çevirirdi.[1094]



Sabah Namazından Sonra Güneş Doğuncaya Kadar Allah'ı Zikretmek


812. Câbir bin Semûre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar Allah'ı zikrederdi.

782 numaralı hadise bakınız.[1095]



Allah'tan Resûlullahın İstediklerini İstemek


813. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah, insanların daha önce benzerini hiç duymadıkları şekilde duâ etti. Yine insanların daha önce hiç duymadığı şekilde bâzı şeylerden Allah'a sığındı. Oradakilerden bâzıları, "Ey Allah'ın Resulü, biz senin daha önce hiç duymadığımız şekilde duâ ettiğini işittik?" dediler.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Şöyle deyin: 'Allah'ım, kulun ve resulün Muhammed Senden ne istedi ise biz de Senden onu istiyoruz. Kulun ve resulün Muhammed nelerin şerrinden Sana sığınıyorsa, biz de onların şerrinden Sana sığınıyoruz."[1096]



Resûlullahın Ebû Katâde'ye Duâ Ve İltifatı


814. Ebû Katâde (r.a.) rivayet ediyor:

Bedir Savaşı gecesinde Resûlullahı bekledim. Resûlullah (s.a.v.)

"Allah'ım, bu gece o Senin peygamberini nasıl korudu ise, Sen de Ebû Katâde'yi koru" diye duâ etti.[1097]



İzah



Müsned'de bu duanın Bedir Savaşında değil, bir sefer esnasında yapıldığı bildirilmektedir.

Bu hadiste ve 814, 815. hadislerde bahsi geçen Ebû Katâde (r.a.), "Resûlullahın süvarisi" unvanıyla anılıyordu. Bir sonraki hadisin izahında anlatacağımız, Gabe Zü Gared gazasında çok büyük kahramanlık göstererek, Peygamberimizin iltifatını kazandı. Yukarıdaki hadiste de onun Bedir Savaşı esnasında kendisine koruyuculuk yaptığı için Resûlullahın duasına mazhar olduğunu görüyoruz. Hadise şöyle olmuştu:

Bir sefer esnasında Resûlullah (s.a.v.) Sahabîlere,

"Yarın su bulamazsınız, susuzluk çekersiniz"

buyurarak, onlara tedbir almalarını hatırlatmıştı. Bunun üzerine Sahabîler su aramaya çıktılar. Ebû Katâde ise Resûlullahın (s.a.v.) yanından ayrılmadı

Gece idi. Bir ara Peygamber Efendimiz devesinin üzerinde uyudu, düşecek gibi'oldu. Ebû Katâde (r.a.) Resûllullahın yanına geldi ve onu doğrulttu. Sonra da gözünü ondan hiç ayırmadan başında nöbet tuttu. Peygamberimiz yine sendeledi. Ebû Katâde (r.a.) hemen yetişti, tuttu. Bu arada Resûlullah (s.a.v.) uyanmıştı.

"Kimsiniz?" diye sordu.

Ebû Katâde kendisini tanıtınca da şöyle duâ etti:

"Sen Resûlullahı koruduğun gibi, Allah da seni korusun."[1098]



815. Ebû Katâde (r.a.) rivayet ediyor:

Müşrikler Resûlullahın develerini ele geçirdiklerinde atıma bindim, onlara yetiştim ve Mes'ade'yi öldürdüm. Resûlullah beni gördüğünde yüzü seviçliydi. Üç defa,

"Allah'ım onu bağışla" buyurdu ve Mes'ade'nin atını ve silahını bana hediye etti.[1099]



İzah



Peygamberimizin sağılır durumda yirmi devesi vardı. Bunlar Gabe'de otlatılmakta iken Gatafan ve Fezârîlerden kırk atlı baskın yaparak çobanı şehit ettiler, develeri de alıp götürdüler. Bunu haber alan Peygamberimiz ve Sahabîler derhal harekete geçtiler. Bunlardan biri de Ebû Katâde (r.a.) idi. Atına bindiği gibi, müşrikleri takibe koyuldu. Onlara yetişti ve hadiste de ifâde edildiği gibi, reisleri Mes'ade'yi öldürdü. Sonra da diğerlerine saldırdı. Bir kaçını yaraladı ve onları bozguna uğrattı. Bu arada diğer Sahabîler de yetiştiler. Neticede develerden on tanesi kurtarıldı.

Peygamberimiz Ebû Katâde'ye (r.a.) bu kahramanlığı sebebiyle "Allah'ım, onu bağışla" diye duâ etti. Ayrıca,

"Allah'ım, onun saçına ve derisine bereket ver. Onu zinde yaşat ve muradına erdir" buyurdu.

Sonra da yüzünde bir yara izi gördü, mübarek ağız suyunu sürdüğünde yara iyileşti. Resûlullah (s.a.v.) onun öldürdüğü Mes'ade'nin eşyalarını kendisine verdi. Mücâhitler Medine'ye dönerlerken Resûlullah (s.a.v.) ona bir iltifatta daha bulundu. Şöyle buyurdu:[1100]



816. Ebû Katâde (r.a.) rivayet ediyor:

"Bu gün süvarilerimizin hayırlısı Ebû Katâde, yayalarımızın hayırlısı da, Seleme bin Ekvâ olmuştur."



İzah



Ebû Katâde (r.a.), Hicretin 54. yılında, Medine'de vefat etti. Peygamberimizin (s.a.v.),

"Allah'ım, onun saçına ve derisine bereket ver. Onu zinde yaşat ve muradına erdir"

duasının bereketiyle on beş yaşında gibi zinde ve dinç idi. Saçı da ağarmamıştı.

Yukarıdaki hadiste "piyadelerin hayırlısı" diye iltifat edilen Seleme bin Ekvâ da (r.a.) yine meşhur bir Sahabîdir. Aynı hadisede o da çok büyük kahramanlıklar göstermişti. Hz. Seleme, her sabah develerden Resûlullaha süt götürürdü. Yine bu maksatla develerin otlatıldığı yere geldiğinde durumu öğrendi ve Seniyetü'l-Vedâ tepesine çıkarak etrafa bir baktı. Müşriklerden bâzıları hala görünüyordu. Medine'ye doğru yöneldi ve "Baskına uğradık! Yetişin, baskın var, savaş var!" diye bağırdı. Sonra da baskıncıları takip etmeye başladı. Yaya olduğu halde onlara yetişti ve üzerlerine ok yağdırmaya başladı. Bir yandan da, "Ben Ekvâ'nın oğluyum! Bugün alçakların öleceği gündür" diye haykırıyordu.

Onlardan birkaçını öldürdü. Öyleki bâzıları develeri bırakarak kaçmak zorunda kaldı.[1101]



Cihad Ve Cuma Namazı Kadınlara Farz Değildir


817. Ebû Katâde (r.a.) rivayet ediyor:

"Cihad, Cuma namazı ve cenazenin peşinden gitmek kadınlar için değildir."[1102]



İzah



Hadis, kadınlara cihadın farz olmadığını ifâde etmektedir. Bununla beraber, ihtiyaç olduğunda kadınlar yaralılara bakmak ve geri hizmetinde bulunmak üzere cihada katılabilirler. Nitekim Asr-ı saadette pekçok kadın bu gaye ile cihada katılmışlardır. 224 nolu hadise ve izahına da bakınız.

Hadiste, kadınlara farz olmadığına dikkat çekilen ikinci husus, Cuma namazıdır. Bâzı kimseler, Cuma namazını emreden,

"Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğunda alış verişi bırakın ve Allah'ın zikrine koşun. Eğer bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır"[1103]

âyetinin umumu olduğunu söyleyerek, Cuma namazının kadınlara da farz olduğunu söyleyebiliyorlar. Ancak Kur'ân'ın en büyük müfessiri olan Peygamberimiz, gerek yukarıdaki hadiste, gerekse başka hadislerinde kadınlara Cuma namazının farz olmadığını bildirmiştir. Meselâ bu hadislerden birisi şu mealdedir:

"Köle, kadın, çocuk ve hastanın dışında, bütün Müslümanların cemaatla Cuma namazı kılmaları farzdır."[1104]

Evet, Ehl-i Sünnetin dört mezhebine göre de kadınların Cuma namazı kılmaları farz değildir. Bununla beraber, şayet Cuma namazını kılarlarsa, o günün öğle namazını kılmaları gerekmez. Cuma namazı o günün öğle namazı yerine geçer.[1105]

Kadına farz olmayan üçüncü husus, cenaze peşinde gitmektir. Bu durum erkekler için sevap vesilesi olurken, kadınlar için günah sebebidir.[1106]








--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/19.

[2] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/19.

[3] Tirmizî, Birr: 55; Darimi Rikak: 47. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/19-20.

[4] Hûd: 11/114.

[5] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/20-21.

[6] Bakara: 2/284.

[7] Bakara: 2/284.

[8] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/22.

[9] Bakara Sûresinin 284. ayeti nâzil olduğunda Resûlullahın huzuruna çıkanlar arasında Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer gibi büyük Sahabîler de vardı.

[10] Müslim. İman; 199- 200.

[11] Bakara: 2/285.

[12] Bakara: 2/286.

[13] Taberânî, el-Mü'cemü'l-Evsat, 10:141, 142 (9300.)

[14] Buhâri, Eyman: 15, Itk: 6, Talak: 11: Müslim, İman: 201; Ebû Dâvud: I5; Nesâî, Talak: 22 Tirmizî, Talak: 8: İbni Mâce, Talak: 14.

[15] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/22-25.

[16] Tirmizî, Hudûd: 9; Müslim, Hudûd: 24. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/25-26.

[17] Müslim, Hudûd: 23.

[18] Müslim, Hudûd: 16-17, 22.

[19] İbni Mâce, Hudud: 5; Ebû Dâvud, Salat: 114.

[20] İbni Mâce, Hudud: 3.

[21] Müslim, Hudud: 41.

[22] Tirmizî, Hudud: 12. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/26-29.

[23] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/29-30.

[24] Fetih: 48/10.

[25] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/30-31.

[26] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/31-33.

[27] El-Bidâye, 4:71.

[28] El-Bidâye, 4:73.

[29] Tabakât, 3:514; Müstedrek, 2:121 (2525); Üsdü'l-Gâbe, 1:395. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/33-34.

[30] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/34.

[31] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/35.

[32] Buhâri, Cihad: 56; Müslim, Cihad: 120, 121; Muvatta, Cihad: 48. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/35.

[33] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/35.

[34] Mu'cemü'l-Evsai, 6:98 (4182.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/36.

[35] Müslim, İman: 259.

[36] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/36-37.

[37] Mümtehine: 60/12.

[38] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/37.

[39] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/37-39.

[40] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/39.

[41] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/39.

[42] Nesâî, Hayl: 8; Müslim, İmâre: 169.

[43] Müslim. İmâre: 167. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/40.

[44] Buhari, Salat: 52, Ezan: 81; Müslim, Müşâfirîn: 26; Nesâî, Kıyâmü'l-Leyl; İbni Mâce, İkâme: 150. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/40-41.

[45] Ebû Dâvud, Salât: 198; Buhari, Salât: 5; Müslim, Müsâfîrin: 208.

[46] Ebu Dâvud, Salât; 199.

[47] Müslim, Musâfirîn:105; Tirmizî, Salât: 158; Ebû Dâvud, Tatavvu: 1.

[48] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/41-42.

[49] İbni Mâce, Zühd: 3; Tirmizi Zühd: 15. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/42.

[50] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/43.

[51] Ebû Dûvud, Salat: 16; Tirmizi Sevâbü'l-Kur'ân: 19. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/43.

[52] Zîlzal: 99/7.

[53] Zilzal: 99/8. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/43-44.

[54] Buharî, Fezâil-i Kur'ân: 23; Müslim, Müsâfirîn: 228; Nesâî, İftitah: 37.

[55] Tirmizi Birr: 62; Ebû Dâvud, Edeb: 8.

[56] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/44-45.

[57] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/45-46.

[58] Buhari, Vudu: 11; Müslim, Tahare: 59; Ebû Dâvud, Tahâre: 4. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/46.

[59] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/46-47.

[60] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/47-48.

[61] Buhari, Fiten: 60; Müsned, 428 (8280.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/48.

[62] Mektubat, s. 112.

[63] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/48-49.

[64] Ebû Dâvud, Zekât: 5. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/49.

[65] Ebu Dâvud, Zekât: 5; Neseî, Zekât: 12.

[66] Ebu Dâvud, Zekât: 5; Müsned, 5:142.

[67] Ebû Dâvud, Zekât: 18; İbni Mâce, Zekât: 19

[68] Bakara: 2/267.

[69] Buhari, İmân: 14, Edeb: 42; Müslim, İman: 67, 68; Tirmizî, İman: 10; Nesâî, İman: 3; İbni Mâce, Fiten: 23.

[70] Câmiü's-Sagîr; 3:557. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/50-52.

[71] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/52-53.

[72] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/53-54.

[73] Mu'cemü'l-Evsat, 7:196 (6376.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/54-55.

[74] Hacc: 22/78.

[75] Müslim, Selâm: 69.

[76] Tirmizî, Tıb: 21.

[77] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/55-57.

[78] En'âm: 4/159.

[79] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/58. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/59.

[80] Suyutî, Câmiü'l-Kebîr, 9:193 (27978.)

[81] İbni Mâce, Mukaddime: 7.

[82] Câmiü's-Sagir, 2:200.

[83] İbni Mâce, Mukaddime: 7.

[84] Camiü's-Sagir, 1:439. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/58-59.

[85] Buhari, Edeb: 50; Müslim, İman: 169; Ebu Dâvud, Edeb: 33; Tirmizi, Birr. 79. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/59.

[86] Kalem: 68/10-12.

[87] Tirmizî Menakıb: (3893) Ebu Dâvud, Edeb: 33.

[88] Dakaiku'l-Ahbar fi zikri'I-Cenneti ve'n-nâr, s. 25.

[89] Hucurât: 49/6.

[90] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/59-61.

[91] Nesâî, Cuma: 41, Mevâkit: 30; Müslim, Mesacid: 161; Tirmizî, Cuma: 25; Ebû Dâvud, Salât: 233. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/61.

[92] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/61-62.

[93] el-Mu'cemü'l-Evsat, 5:107 (4202.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/62.

[94] Tirmizî, Diyat: 8.

[95] Mâide: 5/32.

[96] Beyhakî, Sünen, 9:42.

[97] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/63.

[98] İbni Mâce, Eşribe: 2; el-Mu'cemü'l-evsat, 5:108 (4203.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/63-64.

[99] İbni Mâce, Eşribe: 3.

[100] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/64.

[101] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/64-65.

[102] Tirmizî, Menakıb, (3764)

[103] Nesâî, Kasâme: 21.

[104] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/65-66.

[105] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/66-67.

[106] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/67.

[107] Bakara: 2/203.

[108] Müslim, Hacc: 43; İbni Mâce, Menasik: 56

[109] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/67-68.

[110] Buhâri, Mezâlim: 4; Müslim, Birr ve's-Sıla: 62; Tirmizî, Fiten: 68. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/68.

[111] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/68-69.

[112] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/69.

[113] Buharı, İlim: 4, Edeb: 79; Müslim, Sıfatü'I-Münâfıkın: 64. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/69.

[114] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/69-71.

[115] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/71.

[116] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/71-73.

[117] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/73.

[118] Müslim, Münâfikîn: 16; Nesaî, İman: 31; Müsned, 2:44 (4873.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/73.

[119] Bakara: 2/8-9-14.

[120] Nisa: 4/145. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/74.

[121] İbni Mâce, Libas: 6; Tirmizî, Libas: 9; Nesâî, Zînet: 106; Ebû Dâvud, Libas: 40. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/74.

[122] Lokman: 31/18.

[123] Heysemî, Mecmaü'z-Zevâid: 10;334.

[124] Buhari, Libas: 5, Fezâilü Ashab: 5, Edeb: 55; Müslim, Libas: 45; Ebû Dâvud, Libas: 28; Nesâî, Zînet: 102, 105.

[125] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/75-76.

[126] Kehf: 18/39. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/76.

[127] İbni Mâce, Tıb: 32.

[128] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/76-77.

[129] Buhari, Selem: 1, 2, 7; İbni Mâce, Ticâret: 59; Ebû Dâvud, Büyü: .57; Tirmizî, Büyü; 68; Müslim, Musakât: 127, 128; Nesâî, Büyü: 6. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/77-78.

[130] Buhârî, Selem: 1; İbni Mâce, Ticâret: 61.

[131] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/78.

[132] Tirmizî, Birri: 51. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/78-79.

[133] Buhârî, Cenâiz: 97; Ebû Dâvud, Edeb: 50 Nesâî, Cenâiz: 51

[134] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/79.

[135] Mu'cemü'l-Evsat, 5:145(4276.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/79.

[136] Câmiü's-Sagir, 13:462.

[137] Mecmaü'z-Zevaid, 1:126.

[138] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/80.

[139] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/81.

[140] el-Mu'cemü'l-Evsat, 5:186 (4361.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/81.

[141] Buhâri, Edeb: 114; Müslim, Adâb: 20; el-Mu'cemü'l-evsat, 5:186. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/81.

[142] Müslim, Adâb: 21.

[143] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/82.

[144] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/82.

[145] Camius-Sagir, 1:115.

[146] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/82-83.

[147] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/83.

[148] Câmiü's-Sagir, 4:69.

[149] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/83.

[150] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/84-85.

[151] Kehf: 18/77-82. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/85-86.

[152] Al-i İmran: 3/102.

[153] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/86-87.

[154] İbni Hişam, Sire, 2:204, 205.

[155] Al-i İmran: 3/100-103.

[156] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/87-90.

[157] Tirmizî, Salat: 163; Ebû Dâvud, Salat: 56; Dârimî, Salat: 97; Nesâî, İmame: 54; Müsned, 4:219 (17442.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/90-92.

[158] Dârekutnî, Sünen, 1:321 (1526); Ebû Dâvud, Salat: 56.

[159] Ebû Dâvud, Salat: 56.

[160] Muvatta, Salâtü'I-Cema'a: 9.

[161] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/92-93.

[162] Müslim, Mesâcid: 238-240; Ebû Dâvud, Salât: 10; İbni Mâce, İkamet: 150; Müsned, 5:217 (21467); Dârimî, Salat: 25; Tirmizî, Mevakît: 17; Nesâî, İmâme: 55. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/93-94.

[163] Cin: 72/26-27.

[164] Müslim, Mesâcid: 233.

[165] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/94-95.

[166] el-Mu'cemü'l-evsat, 5:213 (4419.)

[167] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/95.

[168] Ebû Dâvud, Salât: 55; Tirmizî, Mevâkît: 58; Dârekutnî, 1:223 (1069); Müsned, 3:57 (11394.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/95-96.

[169] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/96.

[170] Mu'cemü'l-Evsat, 5:217 (4431.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/96-97.

[171] Mu'cemü's-Sagîr, 1:221.

[172] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/97-98.

[173] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/98.

[174] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/98-99.

[175] el-Mu'cemu'l-evsat, 223 (4441) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/99.

[176] Camiü's-Sagîr, 2:340.

[177] Cuma: 62/8.

[178] Ankebut: 29/60.

[179] İbni Mâce, Ticâret: 2.

[180] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/99-101.

[181] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/101.

[182] Buhârî, Hacc: 170; Müslim, İmâre: 179. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/101-102.

[183] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/102.

[184] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/102.

[185] Ebû Dâvud, Sünnet: 17.

[186] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/102-103.

[187] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/103.

[188] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/103-104.

[189] Fetih: 48/29.

[190] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/104.

[191] Buhârî, Vudu: 3; Müslim, Tahare: 34; Tirmizî, Cum'a: 74; İbni Mâce: Tahare: 6. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/104.

[192] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/105.

[193] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/105.

[194] Müslim, Siyam: 21; Buhari, Savm: 14; İbni Mâce, Siyam: 5; Ebû Dâvud, Siyam: 7.

[195] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/106.

[196] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/107.

[197] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/107.

[198] Hadîd: 57/27.

[199] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/108-110.

[200] Müslim, Birr: 37; Tirmizi, Zühd: 53.

[201] Ebû Dâvud, Büyü: 40.

[202] Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 155.

[203] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/110-114.

[204] Tirmizi Fiten: 72 (Hadisin birinci kısmı için) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/114-115.

[205] Müslim, Birr ve's-Sıla: 1; İbni Mâce, Edeb: 1. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/115-116.

[206] İsrâ: 17/23-24.

[207] Mektûhat, s. 266, 267.

[208] İbni Mâce, Edeb: 1.

[209] Müslim, Birr: 9.

[210] Lokman: 31/14.

[211] Ankebut: 29/8.

[212] Mektûbat, s. 268. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/116-119.

[213] Buhari, Şehadât: 19, 23; Müslim, îman: 220; Ebû Dâvud, İman: 1. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/119.

[214] Müslim, Nikâh: 35; Tirmizi, Nikâh: 30; İbni Mâce, Nikâh:3I. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/119-120.

[215] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/120-121.

[216] İbni Mâce, Cenâiz: 55; Müslim, Cenâiz: 7. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/121-122.

[217] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/122.

[218] Buhari, Edeb: 60; Müslim, Zühd: 52. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/122-123.

[219] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/123.

[220] İsrâ: 17/44.

[221] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/123-124.

[222] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/124.

[223] Buhari, Ezan: 18; Müslim, Misâfirîn: 22; Ebü Dâvud, Salât: 26. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/124.

[224] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/124-125.

[225] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/125.

[226] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/125-126.

[227] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/126.

[228] Buhari, Ezan: 145; Ebû Dâvud, Salat: 176, 180.

[229] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/126-127.

[230] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/127.

[231] Tûr: 52/21.

[232] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/127-128.

[233] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/128-129.

[234] İmam Mâlik, Muvatta, Oruç: 22.

[235] Tirmizî, Savm: 41; Nesaî, Siyam: 70.

[236] Buhari, Savm: 63; Müslim, Siyam: 147; Ebû Dâvud, Siyam: 51.

[237] Buhâri, Savm: 63; Ebû Dâvud, Siyam; 53.

[238] Sünen-i Ebû Dâvud Terceme ve Şerhi, 9:316.

[239] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/129-130.

[240] el-Mu'cemü'l-evsat, 5:258 (4508.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/131.

[241] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/131.

[242] Buhari, İstikraz: 12, Havâlât: 1, 2; Müslim, Musakât: 33; İbni Mâce, Sadaka: 8; Muvatta, Büyü: 84; Ebû Dâvud, Büyü: 10; Tirmizî, Büyü: 10; Nesâî, Büyü: 101. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/131.

[243] Bakara: 2/280.

[244] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/132.

[245] el-Mu'cemül-evsat, 2:497 (1858.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/132.

[246] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/133.

[247] Müslim, Hayız: 74; Ebû Dâvud, Hamam: 3; Tirmizi Edeb: 39. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/133.

[248] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/133-134.

[249] İbni Mâce, Fiten: 12; Tirmizi Zühd: Türk 2422. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/134.

[250] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/134-135.

[251] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/135-136.

[252] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/136-137.

[253] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/137.

[254] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/137-138.

[255] Müsned, 2:208 (6442.)

[256] Tirmizî, Ahkâm: 40; Câmiü's-Sagîr, 2:411. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/138.

[257] Müslim, Siyam:204; Ebû Dâvud, Siyam:58; İbni Mâce, Sıyam:33. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/138.

[258] Ebû Davud, Siyam:57; Tirmizî, Savm: 43-44

[259] Câmiü's-Sagîr, 4:23.

[260] Muvatta, Oruç: 22.

[261] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/138-141.

[262] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/141-142.

[263] Tefsirü'l-Kur'âni'l-Azim, 2:225.

[264] A'raf: 7/46-49.

[265] Tefsirü'l-Kur'âni'l-Azîm, 2:226. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/142-143.

[266] Ebû Dâvud, Salat: 36; Müslim, Salât: 2; Tirmizî, Menâkıb: 1; Beyhaki, Sünen, 1:603 (1933.). İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/143-144.

[267] Ebû Dâvud, Salat: 36; Müslim, Salât: 2; Tirmizî, Menâkıb: 1.

[268] İsrâ: 17/79.

[269] Şualar, s. 81.

[270] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/144-145.

[271] Buhari, Büyü: 16; Tirmizi, Büyü: 75. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/146.

[272] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/146.

[273] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/146.

[274] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/147.

[275] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/147.

[276] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/147-148.

[277] Buhari, Savm: 57; Müslim, Siyam: 104; Ebû Dâvud, Siyam: 42; İbni Mâce, Siyam; 74. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/148-149.

[278] Buhari, Savm: 30; Müslim, Siyam: 13.

[279] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/149-150.

[280] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/150.

[281] Buhari, Şirb: 2, Hiyel: 12; Müslim, İman; 173; Ebû Dâvud, Büyü: 62; Nesai, Büyü: 6.

[282] İbni Mâce, Edeb: 8.

[283] Ebu Dâvud, Zekât: 41. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/150-151.

[284] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/151.

[285] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/151-152.

[286] Müslim, Akdiye: 3; Müsned, 1:401 (2968.). İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/152.

[287] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/152.

[288] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/153.

[289] Tirmizî, Cenâiz: 59; Ebû Dâvud, Cenâiz: 83.

[290] Buhari, Menakıb: 25, Humus: 8, Eymân: 3; Müslim, Fiten: 77. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/153-154.

[291] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/154.

[292] Zâriyât: 51/19. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/154-155.

[293] Âl-i İmran: 3/180.

[294] Buhari, Zekât: 3; İbni Mâce, Zekât: 3.

[295] İbni Mâce, Zekât: 2; Nesâî, Zekât: 11.

[296] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/155-156.

[297] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/156-157.

[298] Bu cümle, "Ümmetim Ramazan'da gece ibâdetine kalktığı müddetçe zillete düşmeyecektir" şeklinde de tercüme edilir.

[299] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/157-158.

[300] Ebû Dâvud, Talâk: 1 (ikinci kısım için) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/158.

[301] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/159.

[302] Buhârî, İman: 6; Müslim, İman: 71; Tirmizî, Sifatü'l-Kıyâme: 60; İbni Mace, Mukaddime: 9 (66); Nesâî, İman: 9. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/159-160.

[303] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/160.

[304] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/160-161.

[305] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/161.

[306] Buhârî, Ezan: 48; Müslim, Salât: 56, 60; Ebû Dâvud, Salât: 177. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/161-162.

[307] Müslim, Salât: 60; Tirmizî, Salât: 100; İbni Mâce, İkâme: 24.

[308] Şualar, s. 77-79.

[309] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/162-165.

[310] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/165.

[311] Al-i İmran: 3/185.

[312] Yunus: 10/4.

[313] Enbiya: 21/34.

[314] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/166.

[315] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/167-168.

[316] Tirmizî, Birr: 66; Müslim, İman: 25; İbni Mâce, Zühd: 18.

[317] Suyutî, Câmiti'l-Kebîr, 4:292 (11676.)

[318] Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, 7:149 (6269); Kenzü'l-Ummal, 3:129 (5809.)

[319] Suyutî, Câmiü'l-Kebîr, 1:32 (75.)

[320] Furkan: 25/63.

[321] Hilimle ilgili olarak sonraki hadisin izahına da bakınız.

[322] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/168-169.

[323] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/169.

[324] Suyutî, Câmiü'l Kebîr, 1:468 (3243.)

[325] Kenzü'l-Ummal, 2:185 (3663.)

[326] Taberânî, Mucemü'l-Evsat, 3:320 (2684.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/170.

[327] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/170.

[328] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/171.

[329] Tirmizî, Mevakit: 81; Ebû Dâvud, Salat: 143.

[330] Buharı, İman: 15, İsti'zân: 18; Müslim, Salât: 45; Ebû Dâvud, Satat: 143; İbni Mâce, İkâme: 72.

[331] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/171-172.

[332] Buhari, Hayız: 30; Müslim, Mesâcid: 270; Ebû Dâvud, Salat; 90. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/173.

[333] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/173.

[334] Tirmizi, Savm: 73; Müsned, 4:451 (18912.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/173.

[335] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/173-174.

[336] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/174.

[337] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/174.

[338] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/175.

[339] el-Mu'cemü'l-evsat, 5:455 (4877.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/175.

[340] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/176.

[341] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/177.

[342] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/177.

[343] Ebû Dâvud, Sünnet: 1, 4 Tirmizî, İman: 18; İbni Mâce, Fiten: 17. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/177.

[344] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/178.

[345] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/178.

[346] Hac: 22/1-2.

[347] Zuhruf: 43/61.

[348] Müslim, Kitabü'l-Fiten: 39.

[349] A.g.e., Kitabü'1-İman: 242.

[350] Buhari, Kitâbü'l-Enbiya bâbu nüzûl-ü İsa

[351] Müsned, 2:576 (9612.)

[352] El-Fıkhu'l-Ekber Aliyyü'l-Kâri Şerhi Ter. s. 284.

[353] Müslim, Fiten: 34.

[354] Muhtasar-u Tezkiretü'l-Kurtubî Tere. s. 500.

[355] El-Fıkhu'l-Ekber Aliyyü'l-Kâri Şerhi Ter. s. 284.

[356] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/179-181.

[357] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/181-182.

[358] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/182.

[359] Buhari, İman: 9, 34, İkrah: 1; Müslim, İman: 67, 68; Tirmizî, İman: 10; İbni Mâce, Fiten: 23; Nesâî, İman: 3. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/182-183.

[360] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/183-184.

[361] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/185.

[362] Buhârî, Ahkâm: 12; Tirmizî, Ahkâm: 7; Ebû Dâvud, Akdiye: 16; Nesai, Kudat: 18. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/185.

[363] Nahl: 16/90.

[364] Nisa: 4/58.

[365] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/185-186.

[366] İbni Mâce, Mesâcid; 47; Ebû Dâvud, Salât: 46; Müslim, Mesacid: 255; Nesâî, îmame: 50.

[367] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/186.

[368] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/187.

[369] el-Mu'cemü'l-evsat, 5:479 (4914) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/187-188.

[370] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/188.

[371] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/188-189.

[372] Tirmizî, Fezâil ü Cihad:20; İbni Mâce, Itk: 3; Neseî, Nikâh: 5.

[373] Nisa: 4/92.

[374] Mâide: 5/89.

[375] Nur: 24/33.

[376] Tevbe: 9/60.

[377] Bakara: 2/177.

[378] Müslim, Itk: 21; Buhari, Itk: 1.

[379] Nur: 24/12.

[380] Câmiü's-Sagîr; 2:157.

[381] Tirmizî, Ahkam: 38; Buhari, Hars: 15; Muvatta, Akdiye: 26; Ebû Dâvud, Haraç: 37.

[382] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/189-192.

[383] Müslim, İman: 164; Timizi, Büyü: 72; Ebû Dâvud, İcâre: 50; İbni Mâce, Ticâre: 36; Dârimî, Büyü: 10; Müsned, 2:318 (7287) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/192-193.

[384] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/193-194.

[385] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/194.

[386] Hac: 22/31.

[387] Ebû Dâvud, Akdiye: 15; İbni Mâce, Ahkâm: 32.

[388] Bakara: 2/42.

[389] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/194-195.

[390] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/196.

[391] Kütüb-i Sitte Muhtasarı Terceme ve Şerhi, 11:396, 397. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/196.

[392] Müslim, İman: 59; Nesât, İman; 27. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/197.

[393] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/197.

[394] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/197.

[395] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/198.

[396] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/198-199.

[397] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/199-200.

[398] Kâfirun: 105.

[399] Zümer: 39/64-66. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/200-202.

[400] Ebû Dâvud, Eşribe: 2; Tirmizi, Büyü; 58. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/202.

[401] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/202.

[402] Tirmizî, Zühd: 61; Buhârî, Rikak: 23. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/202.

[403] Kenzü'l-Ummal, 3:553 (7872); Câmiü's-Sagîr, 6:237.

[404] Fethü'r-Rabbânî, 19:75 (3) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/203.

[405] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/203-204.

[406] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/204.

[407] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/204-205.

[408] Tirmizî, Kıyâme: 1. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/205-206.

[409] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/206.

[410] Mu'cemü'l-Evsat, 2:346 (1599.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/206-207.

[411] Suyutî, Câmiü'l-Kebîr, 1:144(862); Câmiü's-Sagîr, 1:243 (346.)

[412] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/207.

[413] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/208.

[414] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/208.

[415] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/208-209.

[416] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/209.

[417] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/209-210.

[418] İbni Mâce, Talâk: 16. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/210.

[419] İbni Mâce, Talâk: 16.

[420] Ebû Dâvud, Salât: 11

[421] İbni Kesir, 2:588.

[422] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/211-213.

[423] Buhârî, Sulh: 9; Tirmizî, Menâkıb: 31; Müstedrek, 3:192. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/214.

[424] Müstedrek, 3:191.

[425] Müstedrek, 3:193; Hayâtü's-Sahabe, 3:350.

[426] Müstedrek, 3:192. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/214-216.

[427] Tirmizî, Menâkıb: 61. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/216.

[428] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/216-217.

[429] Tirmizî, Siyer: 48; Müslim, Salât: 9; Ebû Dâvud, Cihad: 100; Buhari, Ezan: 6; Muvatta, Cihad: 48; Dârimî, Siyer: 9. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/217-218.

[430] Tirmizî, Siyer: 2. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/218.

[431] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/218-219.

[432] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/219.

[433] Buhârî, Savm: 42; Müslim, Savm: 156; Ebû Dâvud, Eyman: 25; Tirmizî, Savm: 22. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/219-220.

[434] Tac, 2:78.

[435] Buhârî, Savm: 42; Müslim, Siyam: 153.

[436] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/220-221.

[437] Buhârî, Cihad: 134; Müsned, 4:552 (19624.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/221.

[438] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/221.

[439] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/221.

[440] Mu'cemü's-Sagîr, 2:16.

[441] Tabakat, 8:224.

[442] Hayatü's-Sahabe Tercümesi, 3:178.

[443] Mu'cemü'l-Evsat 3:136. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/222-223.

[444] İbni Mâce, Ticâret: 27. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/223-224.

[445] Dârimî, Büyü: 30.

[446] Müslim, İman: 71.

[447] İbni Mâce, Ticâret: 1.

[448] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/224-225.

[449] Buhârî, İlim: 3, Vudû: 27; İbni Mâce, Taharet: 53; Müslim, Tahare: 25; Ebû Dâvud, Tahare: 46; Nesâî, Taharet: 88; Dârimî, Taharet: 35; Müsned, 2:255 (6806.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/225.

[450] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/225.

[451] Tirmizî, İman: 3; Müslim, İman: 21; Buhari, İman: 1. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/226.

[452] Tirmizî, Sıfatü'l-Kiyâme; 13 (ilk kısım için).

[453] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/226-227.

[454] Tirmizî, Edeb: 59. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/227.

[455] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/227-228.

[456] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/228.

[457] Buhârî, Nikâh: 120, Cihad: 196; Müslim, İmâre: 181, 183, 184, Rada: 58; Ebû Dâvud, Cihad: 163; Tirmizî, Rada: 17; İsti'zan: 19; Dârimî, Nikâh: 32; Müsned, 3:378 (14177.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/228.

[458] Buhârî, Nikâh: 120; Müslim, İmare: 182, 183; Tirmizî, İsti'zan: 19.

[459] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/229.

[460] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/229-231.

[461] Buhâri, Cihad: 112, 156, Temenni: 8; Müslim, Cihad: 19, 20; Dârimî, Siyer: 6; Müsned, 2:527 (9169.)

[462] Vakidî, Megazi, 2:653.

[463] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/231-232.

[464] Tirmizî, Daavât: 54. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/233.

[465] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/233.

[466] Tirmizî, Birr: 66; Müslim, İman: 25; Ebû Dâvud, Edeb: 11. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/233.

[467] Tirmizî, Birr ve's-Sıla: 66.

[468] Tirmizî, Birr ve's-Sıla: 75.

[469] Ebu Davud, Edeb: 10.

[470] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/234-235.

[471] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/235-236.

[472] Müslim, Fezâilü's-Sahabe: 48. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/236.

[473] Hilyetü'l-Evliya, 1:89.

[474] Tirmizî, Menakib: 25.

[475] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/236-237.

[476] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/237.

[477] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/237-238.

[478] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/238.

[479] Müslim, Mesâcid: 142. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/238-239.

[480] Müslim, Mesâcid: 146.

[481] Sözler, s. 44, 45.

[482] Tirmizî, Daavât: 25. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/239-241.

[483] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/241-242.

[484] Buhârî, Libas: 64, 65; Müslim, Taharet: 53; Ebu Dâvud, Tereccül: 16; Tirmizî, Edeb:. 18; Nesâî, Taharet: 15; Muvaita, Şa'ar: 1.

[485] Müslim, Taharet: 56; Ebû Dâvud, Taharet: 29; Tirmizî, Edeb: 14; Nesâî, Zînet; 1.

[486] Tirmizî, Edeb: 16; Nesâi, Taharet: 13.

[487] Tirmizî, Edeb: 16.

[488] Tirmizî, Edeb: 17.

[489] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/242-243.

[490] Müsned, 2:388(7915.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/243-244.

[491] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/243-244.

[492] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/244.

[493] Müslim, Vasaya: 1; İbni Mâce, Vasâya: 2.

[494] İbni Mâce, Vasâya: 5.

[495] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/244-246.

[496] Buhârî, İlim: 13, frisam: 10; Müslim, İmaret: 98, Zekât: 98, Tirmizî, İlim: 1. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/246.

[497] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/246.

[498] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/247.

[499] Ebû Dâvud, Tahare: 14; Müslim, Tahare: 20.

[500] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/247.

[501] Buhari, Hac: 1; Nesâi, Hacc: 9; Müslim, Hacc: 407. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/247-248.

[502] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/248.

[503] Müslim, Fezâil: 79. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/249.

[504] Câmiü's-Sagîr, 1:534.

[505] Buhari, Nikâh: 93; İbni Mâce, Nikâh: 51.

[506] Ebu Dâvud, Nikâh: 41; İbni Mâce, Nikâh: 51.

[507] İbni Mâce, Nikâh: 51.

[508] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/249-251.

[509] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/251-252.

[510] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/252-254.

[511] Tirmizi, Taam: Tr1921. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/254.

[512] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/254.

[513] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/255.

[514] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/255.

[515] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/255-256.

[516] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/256.

[517] Tirmizî, Daavât: 99. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/256-257.

[518] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/257.

[519] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/257.

[520] Mu'cemü's-Sagîr, 2:53.

[521] Heysemî, Mecmaü'z-'Zevâid, 10:346.

[522] Al-i İmran: 3/77.

[523] Buhâri Şehadet: 22, Ahkâm: 48; Müslim, Eyman: 171, 173; İbni Mâce, Cihad: 42, Ticâret: 30.

[524] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/257-258.

[525] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/259.

[526] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/259.

[527] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/259-260.

[528] Müslim, Fezâilü's-Sahabe: 30; İbni Mâce, Mukaddime: 115; Tirmizî, Menâkıb: 20. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/260.

[529] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/260-261.

[530] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/261.

[531] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/261.

[532] İbni Mâce, Tahare: 28; Ebû Dâvud, Tahare: 23. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/261-262.

[533] Tevbe: 9/108.

[534] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/262.

[535] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/262.

[536] Timizî, Taharet: 127; Ebû Dâvud, Salat: 9.

[537] Ebû Dâvud, Salat: 9; İbni Mâce, İkame: 194.

[538] Tirmizî, Taharet; 127.

[539] Mesnevî-i Nuriye, s. 66.

[540] Necmeddin Şahiner, Son Şahitler, 1:417:418

[541] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/263-264.

[542] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/265.

[543] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/265.

[544] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/265.

[545] Müslim, İmâre: 135. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/266.

[546] Müslim, İmâre: 26; Buhari, Zekât: 3. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/266-267.

[547] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/267-268.

[548] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/268.

[549] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/268-269.

[550] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/269.

[551] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/269-270.

[552] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/270.

[553] Abdullah İbnü'l-Mübârek, Kitabü'z-Zühd ve Rekaik, Hadis No: 1349. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/270-271.

[554] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/272.

[555] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/272-273.

[556] Suyutî, Câmiü's-Sagîr, 4:528.

[557] Suyutî, Câmiü'l-Kebîr, Hadis no: 18455.

[558] Taberânî, Mu'cemü's-Sagîr, 1:241.

[559] Tirmizî, Kıyâme: 25; İbni Mâce, Zühd: 31.

[560] Suyutî, Câmiü's-Sagîr, 4:526.

[561] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/273-274.

[562] Tirmizî, Birr: 46. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/274.

[563] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/274.

[564] Müslim, Zikir: 49.

[565] Müslim, Mesâcid: 25.

[566] Câmiü's-Sagîr, 3:557. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/275.

[567] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/275.

[568] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/275-277.

[569] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/277-281.

[570] Müslim, Fezâilü's-Sahabe: 145. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/281-282.

[571] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/283-285.

[572] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/285-286.

[573] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/286.

[574] Suymî,Câmiül-Kebir, 5:141, (13948)

[575] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/286-287.

[576] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/287-288.

[577] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/288.

[578] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/288-289.

[579] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/289-290.

[580] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/290.

[581] İbni Mâce, Zühd: 313. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/290.

[582] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/290-291.

[583] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/291-292.

[584] Bakara: 2/125.

[585] Ahzab: 33/55.

[586] Enfal: 8/67. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/292-293.

[587] "Bir menfaati mı var ki böyle yapıyor?" diye düşünülür.

[588] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/293-294.

[589] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/295.

[590] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/295.

[591] Ebû Davud, Eşribe: 19; Tirmizî, Eşribe: 20. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/295.

[592] Buhari, Hibe: 4, Eşribe:14, 18; Müslim, Eşribe: 124; Muvatta, Sıfatu'n-Nebi: 17; Tirmizî, Eşribe: 19; Ebû Davud, Eşribe: 19.

[593] Buhari, Eşribe: 19; Müslim, Eşribe: 127.

[594] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/295-296.

[595] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/296.

[596] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/296-297.

[597] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/297.

[598] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/297.

[599] Müslim, Edâhi: 37; Müsned, 3:80 (11593.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/298.

[600] Müslim, Edâhî: 28.

[601] Müslim, Edâhî: 34.

[602] Tirmizi, Edâhî: 14.

[603] İbni Mâce, Cenâiz: 47; Müslim, Cenâiz: 105; Ebû Dâvud, Cenaiz:75; Tirmizî, Cenâiz: 60.

[604] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/298-300.

[605] Nesaî, Cenâiz: 100. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/300.

[606] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/301.

[607] İbni Mâce, Hudud:

[608] Buhâri, Ahkâm: 43; Müslim, İmâre: 41; Nesâî, Büyü: 44; İbni Mâce, Cihad: 41. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/301.

[609] Tirmizî, Zühd: 11; İbni Mâce, Fiten:12; Muvatta; Hüsn-ü Hulk: 3. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/302.

[610] Muvatta, Kelâm: 17.

[611] Tirmizî, Zühd: 11.

[612] Tirmizî, Daavât: 39. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/302-303.

[613] Buhari, Büyü: 6, İcâre: 10; İbni Mâce, Rühûn: 4. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/303-304.

[614] Ebû Dâvud, Tahâre: 3; İbni Mâce, Tahâre: 9. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/304.

[615] İbni Mâce, Tahâre: 10. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/304.

[616] Tevbe: 9/34.

[617] İbni Mâce, Nikâh: 5. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/304-305.

[618] Bakara: 2/83; Enbiya: 21/73; Meryem: 19/13, 55.

[619] Tevbe: 9/34-35.

[620] Tefsîr-i Kebir, 16:44.

[621] Ebû Dâvud, Zekât: 4.

[622] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/305-307.

[623] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/307.

[624] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/307.

[625] İbni Mâce, Fiten: 16. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/307-308.

[626] Maun: 107/4-6.

[627] İhya-i Ulûmiddin Tercümesi, 3:654.

[628] Et-Tergib vet-Terhîb, 1:80 (43.)

[629] İbni Mâce, Zühd: 21.

[630] Câmiü's-Sagîr, 2:226.

[631] Mecmaü'z-Zevaid, 10:350.

[632] Et-Tergîb ve't-Terhîb, 1:77 (34.)

[633] Müsned, 5:531 (23625.)

[634] Suyutî, Câmiü'l-Kebîr, (2476.)

[635] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/308-311.

[636] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/311.

[637] Müslim, Birr ve's-Sıla: 150. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/311.

[638] Müslim, Birr ve's-Sıla: 152.

[639] İbni Mâce, Cenâîz: 59.

[640] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/311-312.

[641] İbni Mâce, Etime: 53. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/312.

[642] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/312.

[643] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/313.

[644] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/313-314.

[645] İbni Mâce, Nikâh: 62. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/314-315.

[646] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/315.

[647] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/315.

[648] Ahzab: 33/56.

[649] Mektubat, s. 291.

[650] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/315-316.

[651] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/317.

[652] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/317.

[653] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/317-318.

[654] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/318.

[655] Câmiü's-Sagîr, 4:469.

[656] Câmiü's-Sagîr, 2:539.

[657] Mesnevî-i Nuriye, s. 199.

[658] Lem'alar, s. 18.

[659] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/318-319.

[660] Tirmizi Rüya: 7; Dârimî, Rüya; 10. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/320.

[661] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/320.

[662] Müsned, 1:503(3817.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/320-321.

[663] Buhari, Et'ime: 58, Ezan: 42; Müslim, Mesâcid: 64; Tirmizî, Salât: 262; Nesâî, İmamet: 57. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/321.

[664] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/321-322.

[665] Buhâri, Mezâlim: 30, Eşribe: 1; Hudud: 1,20; Müslim, İman: 100; Ebû Dâvud, Sünnet: 16; Tirmizî, İman: 11; Nesâî, Sarık: 1. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/322.

[666] Mu'cemü's-Sagîr, 2:50. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/322-323.

[667] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/323.

[668] Müslim, İmân: 95; Ebû Dâvud, Edeb: 67; Nesâî, Beyat: 31.

[669] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/323-324.

[670] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/324.

[671] Isrâ: 17/44.

[672] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/325.

[673] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/325.

[674] İbni Mâce Zühd: 38; Tirmizî, Cehennem: 4. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/326.

[675] Vakıa: 56/51-56.

[676] Saffat: 37/62-66.

[677] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/326-327.

[678] Ebâ Dâvud, Siyam: 22. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/327.

[679] İbni Mâce, Siyam: 48.

[680] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/328.

[681] Ebû Dâvud, Siyam: 68; Nesâî, Sayd: 25; İbni Mâce, Siyam: 29.

[682] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/328-329.

[683] Ebû Dâvud, Edeb: 47; Müslim, Birr ve's-Sıla: 25. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/329.

[684] Hucurât: 49/10.

[685] Mektûbat, s. 243.

[686] Âl-i İmran: 3/134.

[687] Buhârî, Edeb: 57; Müslim, Birr: 25; Tirmizi Birr; 21. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/329-331.

[688] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/331-332.

[689] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/332.

[690] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/333-334.

[691] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/333.

[692] Hülâsatü'l-Ecvibe, s.

[693] Ankebut: 29/45.

[694] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/334.

[695] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/334-335.

[696] Taberî, 2:196; el-Bidâye, 2:287; İnsânü'l-Uyûn, 1:200. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/335-336.

[697] Buhari, Megâzî; 32; İbni Mâce, Nikâh: 30. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/336.

[698] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/336-337.

[699] Buharı, İlim: 38, Enbiya: 50; İbni Mâce, Mukaddime: 4 (36); Müslim, Mukaddime: 2 (1), Zühd: 72; Tirmizi Fiten: 70. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/337.

[700] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/337-338.

[701] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/338.

[702] Mesnevî-i Nuriye, s. 201. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/338-339.

[703] Tirmizi, Rüya: 6. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/339.

[704] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/339-340.

[705] Buhâri, Cenâiz: 90; Müslim, Cennet: 65, 66; Tirmizî, Cenâiz: 70. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/340.

[706] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/340.

[707] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/341.

[708] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/341.

[709] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/341-342.

[710] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/342.

[711] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/342.

[712] 94 numaralı hadise bakınız.

[713] Tabakât, 2:280; İnsânü'l-Uyûn, 3:476. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/342-343.

[714] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/343.

[715] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/343-344.

[716] Nitekim kuru bir çubukla olmasa da sondaj aleti ile yerden su çıkarılmıştır.

[717] Mektûb'at, s. 122.

[718] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/344.

[719] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/345.

[720] Tirmizî, Zühd: 43; Dârimi, Rikak: 21; Müsned, 3:595 (15765.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/346.

[721] Lem'alar, s. 149.

[722] Mektûbat, s. 37. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/346-347.

[723] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/347-350.

[724] İbni Mâce, Ticâret: 65; Müsned, 2:2238 (6675.)

[725] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/350-352.

[726] Resûlullah bedeviye malı olup olmadığını sormuş, onun, "Kabilem içerisinde benden daha fakir biri yoktur" deyince yukarıdaki emri vermiştir.

[727] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/352-358.

[728] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/359.

[729] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/359.

[730] Müslim, Tirmizî, Kader: 3. Leyl: 92/5-10. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/359-361.

[731] Bediüzzaman, Sözler, s. 430; Fahreddin Râzî, Kitabü'l-Erbâîn fi Usuli'd-Dîn, s. 142.

[732] Fıkh-ı Ekber Şerh-i Aliyyü'l-Kârî, s. 114. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/361-362.

[733] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/362-364.

[734] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/364.

[735] Ebû Dâvud, Salât: 174; Tirmizî, Salât: 157; İbni Mâce, İkame: 141; Müslim, Misafirin: 16. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/364.

[736] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/365.

[737] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/365.

[738] Suyûtî, Câmiü's-Sagîr, 6:141. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/365-366.

[739] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/366.

[740] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/366.

[741] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/366-367.

[742] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/367.

[743] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/367-368.

[744] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/368.

[745] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/368.

[746] Câmiü's-Sagîr, 6:141

[747] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/368-369.

[748] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/369.

[749] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/369-370.

[750] Tirmizi, Savm: 40.

[751] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/370.

[752] İbni Mâce, Hudud: 3. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/370-371.

[753] İbni Mâce, Hudûd: 3.

[754] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/371.

[755] Müslim, Fezâilü's-Sahabe: 207. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/371-372.

[756] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/372-373.

[757] Peygamberimizin anne tarafının kendi kabilelerinden olduğunu hatırlatıyor.

[758] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/373-379.

[759] Halebî, İnsanü'l-Uyûn: 3:5.

[760] Mekke'nin üst tarafında bir yer ismi.

[761] Mekke'nin alt tarafında Huzaa'ya âit bir su kaynağının ismi.

[762] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/379-380.

[763] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/380.

[764] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/380-381.

[765] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/381.

[766] Tirmizi Fiten: 21, 38; İbni Mâce, Fiten: 29. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/382.

[767] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/382.

[768] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/382.

[769] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/382-383.

[770] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/383.

[771] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/383.

[772] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/384.

[773] Müsned, 3:559 (4270.)

[774] Şûra: 42/38.

[775] Al-i İmran: 3/159.

[776] En'am: 6/141.

[777] A'râf: 7/31.

[778] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/384-386.

[779] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/386.

[780] Al-i İmran: 3/104.

[781] Al-i İmran: 3/110.

[782] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/386-387.

[783] Tirmizi, Menâkıb: 58; Müslim, Fezâilü's-Sahebe, 221 İbni Mâce, Mukaddime: 11. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/387-388.

[784] Sözler, s. 451.

[785] Sözler, s. 455. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/388.

[786] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/389.

[787] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/389-390.

[788] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/390.

[789] Ebû Dâvud, Tahare: 98; İbni Mâce, Tahare: 106; Dârimî, Tahare: 69; Müsned, 1:114(727.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/390.

[790] Tirmizi, Tahare: 78; Ebû Dâvud, Tahare: 97; İbni Mâce, Tahare: 106.

[791] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/391.

[792] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/391.

[793] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/391-392.

[794] Tirmizi Fitne: 43. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/392-393.

[795] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/393.

[796] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/393.

[797] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/394.

[798] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/394-395.

[799] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/395.

[800] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/395.

[801] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/396.

[802] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/396.

[803] İsrâ: 17/85.

[804] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/396-397.

[805] Müsned, 3:594 (15753.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/397.

[806] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/397-398.

[807] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/398.

[808] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/398.

[809] Buhari, Nikâh: 45; Müslim, Birr: 23, 24, 28, 29, 30; Ebû Dâvud, Edeb: 47; Tirmizî, Birr: 24; İbni Mâce, Ticâret: 14. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/399.

[810] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/399.

[811] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/399-400.

[812] Müslim, Hayız; 6; Ebû Dâvud, Siyam: 79; Tirmizî, Savm: 79. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/400.

[813] Bakara: 2/187.

[814] Buhârî, İtikaf: 1, 6; Müslim, İtikaf: 2, 1.

[815] Fussilet: 41/38.

[816] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/400-401.

[817] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/401-402.

[818] Ebû Dâvud, Edeb: 113. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/402.

[819] Ebû Dâvud, Edeb: 113.

[820] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/402-403.

[821] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/403.

[822] Al-i İmran: 3/133.

[823] Ebû Dâvud, Edeb: 3.

[824] Câmiü's-Sagîr, 6:414.

[825] Ebû Dâvud, Edeb: 3.

[826] Câmiü's-Sagîr, 1:407.

[827] Câmiü's-Sagîr, 3:266.

[828] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/403.

[829] Bakara: 2/152.

[830] Mü'min: 40/60.

[831] İbrahim: 14/7.

[832] Nuh: 71/10.

[833] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/404-405.

[834] Müsned, 3:23 (11117.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/405.

[835] Hâkim, Müstedreki 671 (1819.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/405-407.

[836] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/407-408.

[837] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/408.

[838] Müslim, Fezâil: 26. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/408-409.

[839] Kevser:108.

[840] Buhârî, Rikak: 53; Tefsîr-i Sûre: 108; Ebû Dâvud, Sünnet: 23; İbni Mâce, Zühd: 39.

[841] Tergîb ve Terhîb Tercümesi, 7:155.

[842] Muhtasar-ı Tezkireti'l-Kurtubî, (Ölüm-Kıyâmet-Âhiret) s. 198.

[843] Müslim, Fezail: 36; Tirmizi, Kıyame: 15.

[844] Mecmaü’z-Zevaid, 10: 337.

[845] Tergib ve Terhib Tercümesi, 7: 149.

[846] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/409-410.

[847] İbni Mace, Siyam: 25; Ebu Davud, 21; Nesai, Siyam: 28. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/410.

[848] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/410.

[849] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/411.

[850] Tirmizi, Zekat: 28. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/411.

[851] Ebu Davud, Cihad: 36; Tirmizi, Cennet: 25.

[852] Camiü’s-Sagir, 4: 36.

[853] Câmiü's-Sagîr, 2:40.

[854] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/411-412.

[855] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/412.

[856] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/412.

[857] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/412-413.

[858] Buhari, Tevhid:56, Libas:89, Müslim, Libas: 103; Nesâî, Zînet: 114. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/413-414.

[859] Buhari, Libas: 91, 95, Müslim, Libas: 87; Nesâî, Zînet: 112, 11; Muvaüa, îsti'zan: 8; İbni Mâce, Libas: 45.

[860] İbni Âbidîn Tercümesi, 2: 586.

[861] A.g.e., 2:588.

[862] Tecrid-i Sarih Tercümesi, 6:418.

[863] İslâm Üzerinde Düşünceler, s. 155, 156.

[864] Müslim, Cenâiz: 106; Ebû Dâvud, Cenâiz: 77; Tirmizi, Cenâiz: 60.

[865] Tirmizî, Edâhî; 14.

[866] Tevbe: 9/60.

[867] Sözler, s. 381.

[868] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/414-419.

[869] Mü'min: 40/60.

[870] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/419.

[871] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/419.

[872] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/420.

[873] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/420-421.

[874] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/421-422.

[875] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/422.

[876] Ebû Dâvud, Edeb: 139. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/422-423.

[877] Camiüs-Sagîr, 3:395. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/423.

[878] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/423.

[879] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/424.

[880] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/424.

[881] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/425.

[882] Hucurât: 49/14.

[883] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/425-426.

[884] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/426.

[885] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/426.

[886] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/426-427.

[887] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/427.

[888] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/427.

[889] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/427-428.

[890] Ebû Dâvud, Büyü: 83; Buhari, Hibe: 14, 30; Hiyel: 14; Müslim, Hibât: 5; Tirmizî, Büyü: 52; Afeşâf, Hibe: 2; İbni Mace, Hibe: 2. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/428.

[891] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/428.

[892] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/428-429.

[893] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/429.

[894] Ebû Dâvud, Sünnet: 17.

[895] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/429-430.

[896] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/430.

[897] Müslim. Sayd: 57; Tirmizi Diyal: 14; Ebû Dâvud, Edâhî, 12; Nesai, Dahaya 22; İbni Mâce, Zebâih: 3; Dârimî, Edâhî: 10; Müsned, 4:173(17109). İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/430-431.

[898] el-Mu'cemü'1-evsat, 7:460 (6902.)

[899] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/431-432.

[900] Buhari, Nikâh; 106; Müslim, Libas: 126, 127; Ebû Dâvud, Edeb: 191. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/432.

[901] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/432.

[902] Tirmizî, Birr: 66. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/432-433.

[903] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/433.

[904] Bakara: 2/185.

[905] Buhari, Nikah: 1; Müslim, Nikah: 5; Nesâi, Nikah: 4.

[906] Buhâri, İ'tisam: 5. Edeb: 72; Müslim, Fezail: 127.

[907] Ebû Dâvud, salat: 317.

[908] Buhârî, Savm: 54-59, Enbiya: 37, Fezâilü'l-Kur'ân; 34, Nikah: 89, Edeb: 84, İsti'zan: 38; Müslim, Siyam; 181-194; Ebû Dâvud, Siyam: 53; Nesâî, Siyam: 76; Tirmizî, Savm: 57.

[909] Buhârî, Teheccüt: 18; Müslim, Müsâfirîn: 219; Ebû Dâvud Salar 308; Nesâî, Kıyâmü'I-Leyl: 37.

[910] Buhârî, Teheccüt:. 18, İman: 16, 32, Ezan: 81, Rikak: 18; Müslim Salat: 283; Muvatta, Salâki'l-Leyl: 4: Ebû Dâvud, Salat: 317.

[911] Buhârî, İman: 29.

[912] Buhârî, İlim: 12; Müslim, Cihad: 6.

[913] Hadid: 57/27.

[914] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/433-438.

[915] Buhari, Edeb: 18; Müslim, Fezâli: 64, 65; Tirmizi Birr: 12; Ebû Dâvud, Edeb: 156. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/438.

[916] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/438.

[917] Rahman: 55/60.

[918] İsrâ: 17/7.

[919] Buhari, Tevhid: 2, Edeb: 27; Müslim, Fezâil: 66; Tirmizî, Birr: 16.

[920] Tirmizî, Birr: 16; Ebû Dâvud, Edeb: 66.

[921] Tirmizî, Birr: 16; Ebû Dâvud, Edeb: 66. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/439.

[922] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/440.

[923] Ahzâb: 33/9.

[924] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/440.

[925] Başka bir hadisde "ve cesedimde" ilâvesi vardır.

[926] Başka bir rivayette "nefsimi" şeklindedir.

[927] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/441.

[928] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/441-442.

[929] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/442.

[930] Kehf: 18/28

[931] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/442-444.

[932] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/444-445.

[933] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/445-446.

[934] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/446-447.

[935] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/447.

[936] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/447-448.

[937] Buhârî, Megâzî, : 83; İbni Mâce, Cenâiz: 65; Nesâî, Cenâiz: 13; Müsned, 3:248 (13015); Dârimî, Mukaddime: 14 (88.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/448.

[938] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/448.

[939] İbni Mâce, Keffâret: 5. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/449.

[940] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/449-450.

[941] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/450.

[942] Kehf: 18/20-21.

[943] Tirmizi Tefsir; İsrâ Sûresi. Müsned, 2:478, (8729.)

[944] İsrâ: 17/97.

[945] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/450-451.

[946] Müslim, Cihad: 83; Ebû Dâvud, Cihad: 125; Nesâî, Cenâiz: 117. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/451-452.

[947] Buhârî,Vüdu:10.

[948] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/452-453.

[949] Üzerinde bir parça et bulunan kemik.

[950] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/453-454.

[951] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/454.

[952] Ebû Dâvud, Zekât: 12; Buhari, Zekât: 55; İbni Mâce, Zekât: 17; Tirmizi Zekât: 14; Müslim, Zekât: 7. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/454-455.

[953] Bakara: 2/267.

[954] En'am: 6/141.

[955] el-Cessâs, Alıkâmü'l-Kur'ân, 1:543; Tefsirü't-Taberî, 5:555, 12:161.

[956] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/455-456.

[957] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/456.

[958] Buhari, İman: 16, Edeb: 77; Müslim, İman: 57, 59; Ebû Dâvud, Sünnet; 14; Tirmizi Birr: 56, 80; Nesâî, İman: 16. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/456-457.

[959] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/457.

[960] Buhari, Cihad: 134; Müsned, 4:4:552(19624.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/457.

[961] Tecrid-i Sarih Tercümesi, 8:369.

[962] Câmiü's-Sagîr, 1:445.

[963] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/457-458.

[964] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/458.

[965] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/459.

[966] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/459.

[967] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/459-460.

[968] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/460-461.

[969] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/461.

[970] Müslim, Nikâh: 64; Buhari, Nikâh: 41.

[971] İbni Mâce, Nikâh: 12.

[972] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/461-462.

[973] İbni Mâce, Taharet: 6; Müslim, Taharet: 32. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/462-463.

[974] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/463.

[975] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/464-465.

[976] Buhârî, Edeb: 39.

[977] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/465.

[978] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/465.

[979] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/466.

[980] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/466.

[981] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/466.

[982] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/466-467.

[983] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/467.

[984] Müslim, Zühd: 9; Tirmizî, Kiyâme: 58; İbni Mâce, Zühd: 9. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/467.

[985] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/467-468.

[986] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/468.

[987] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/468.

[988] Buhari, Salât-i Fi Mescid-i Mekke: 5; Müslim, Hac: 502. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/469.

[989] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/469.

[990] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/469-470.

[991] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/470.

[992] Câmiü's-Sağır, 6:217. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/470.

[993] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/470.

[994] Câmiü's-Sagîr, 5:284.

[995] Câmiü's-Sagîr, 3:424.

[996] Buhârî, İman: 39; Müslim, Müsakât: 107; İbni Mâce, Fiten: 14. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/471.

[997] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/471-472.

[998] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/472.

[999] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/472.

[1000] İbni Mâce. Hudud: 5. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/472-473.

[1001] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/473.

[1002] Şa'rânî, a.g.e., s. 46.

[1003] Fetavâ-yı Hindiyye, 1:157.

[1004] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/473-475.

[1005] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/475-476.

[1006] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/476.

[1007] İbni Mâce, Mukaddime: 160.

[1008] Müslim, Fezâilü's-Sahabe: 161. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/476-477.

[1009] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/477-478.

[1010] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/478-479.

[1011] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/479.

[1012] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/479.

[1013] Tirmizî, Salât; 305.

[1014] Tirmizî, Salât: 206; timi Mâce, İkâme: 100.

[1015] Müslim, Müsafirîn: 101; Ebû Dâvud, Tatavvu: i; Tirmizî, Salât: 189

[1016] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/479-481.

[1017] Müslim, Libas ve'z-Zine: 125; Cennet: 52. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/481.

[1018] "Salınarak yürürler" şekiinde tercüme ettiğimiz ifâde, "Başka kadınları da kendileri gibi olmaya teşvik ederler" şeklinde de tercüme edilebilir.

[1019] Câmiü'l-Kebîr, Hadis No:9486; 10298.

[1020] Nur: 24/31.

[1021] Ahzab: 33/59.

[1022] Ebû Dâvud, Libas: 32.

[1023] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/481-483.

[1024] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/483.

[1025] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/483.

[1026] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/484.

[1027] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/484.

[1028] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/484-485.

[1029] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/485.

[1030] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/485.

[1031] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/486.

[1032] Müslim, İman: 264, 272.

[1033] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/486-487.

[1034] Tûr: 52/7-8.

[1035] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/487.

[1036] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/488.

[1037] Buhari, Itk: 1; Müslim, Itk: 24; Tirmizî, Nüzur: 19. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/488.

[1038] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/488-489.

[1039] İbni Mâce, Sadaka: 12. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/489.

[1040] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/489.

[1041] Müslim, İmâre: 24. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/490.

[1042] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/490-491.

[1043] Müslim, Selâm: 139; Tirmizî, Ahkâm: 2; Ebû Dâvud, Edeb: 174; Muvatta, İsti'zan: 33. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/491-492.

[1044] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/492-493.

[1045] Tirmizî, Et'ime: 15; Muvatta, Sıfatı'n-Nebiyyi: 21; Müslim, Eşribe: 36. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/493.

[1046] Ebû Dâvud, Edeb: 161; Muvatta, Sıfatı'n-Nebiyyi: 21. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/493.

[1047] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/493-494.

[1048] Bakara: 2/225. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/494.

[1049] İsrâ: 17/81

[1050] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/495.

[1051] Sîre, 4:59.

[1052] Kastalânî, Mevahibü'l-Ledünniye, 1:204. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/495.

[1053] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/495-496.

[1054] Buhârî, Ezan: 161, Cuma: 2, 3, 12; Müslim, Cuma: 4; Ebû Dâvud, Tahare: 127; İbni Mâce, İkâme: 80; Nesâî, Cuma: 6, 11; Dârimî, Salât: 190; Muvatta, Cuma: 2, 4; Müsned, 3:8 (11010.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/496.

[1055] Camiü's-Sagîr 3:302.

[1056] Nesâî, Cuma: 8.

[1057] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/496-497.

[1058] Tirmizî, Fiten: 64. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/497.

[1059] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/497-498.

[1060] Müzemmil: 73/1-7.

[1061] Müzemmil: 73/20.

[1062] Ebû Dâvud, Tatavvu: 26; Müslim, Müsâfirîn: 139; Nesâî, Kıyâmü'l-Leyl: 2, 18; İbni Mâce, ikame: 123; Tirmizi Salat: 328; Müsned, 6:64 (24261.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/498-499.

[1063] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/499-500.

[1064] Vakıa:56/ 79., ayet.

[1065] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/500.

[1066] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/500-501.

[1067] Buhârî, Ezan: 83; Ebâ Dâvud, Salât: 114; İbni Mâce, İkâme: 15; Müslim, Salât: 21, 25, 26; Tirmizi Salât: 76, 110; Nesâî, İftitah: 113; Muvatta, Salat: 16; Dârimî, Salat: 41; Müsned, 2:25 (4675). İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/501.

[1068] Ebû Dâvud, Salât: 116; Tirmizi, Salat. 190.

[1069] Ebû Dâvud, Salât: 116.

[1070] Müslim, Salât, 119; Müsned, 5:93. 101.

[1071] Sünen-i Ebû Dâvud Terceme ve Şerhi, 3:106. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/501-503.

[1072] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/503.

[1073] Ebû Dâvud, Salat: 254; İbni Mâce, İkâmeti's-Salat: 162. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/503-504.

[1074] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/504.

[1075] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/504.

[1076] Buhârî, lydeyn: 7, 8; Müslim, Ideyn: 8; Tirmizî, Salat: 383; Nesât, İydeyn: 9.

[1077] Ebû Dâvud, salat: 252; Tirmizî, Salat: 386.

[1078] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/504-505.

[1079] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/505-506.

[1080] Hz. Ali taraftarlarına verilen isim.

[1081] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/506-515.

[1082] Ahmed Zihni Dahlan, Sîre, 2:183, 184.

[1083] Müslim, Müsakât: 15.

[1084] Tabakat, 1:287, 349.

[1085] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/515-517.

[1086] Buhârî, Daavât; 15; Tirmizi Daavât. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/517.

[1087] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/517.

[1088] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/518.

[1089] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/518.

[1090] Tirmizi, Birr: 87. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/519.

[1091] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/519.

[1092] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/519.

[1093] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/520.

[1094] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/520.

[1095] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/520-521.

[1096] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/521.

[1097] Müsned, 5:375 (22542.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/522.

[1098] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/522-523.

[1099] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/523.

[1100] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/523-524.

[1101] İbni Hişam, Sîre, 3:293-294; İbni Sa'd, Tabakât, 2:81. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/524-525.

[1102] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/524-525.

[1103] Cuma: 62/9.

[1104] Ebû Dâvud, Saiât: 208; Beyhakî, Simeni'l-Kübrâ, 3:246 (5578).

[1105] Mezâhibü'l-Erbaâ, 1:384.

[1106] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/525.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam