HADİS KİTAPLARI > Miskatul Mesabih > 8

 

islam

Tercümesi:

280 - (83) Ebî Hureyre (R.A) den mervîdir, dedi : Resûlüllah (S.A.V) buyurdu: [283]

«Faydalanılmayan ilmin misâli, Allah yolunda infak edilmeyen hazinenin misâli gibidir.» [284]


İzahat


Hadîsi şerifdeki teşbih; infak edilib hayra ve insanlara hizmet aş¬kıyla harcanılmayan hazînenin, nasılki hiç bir faydası yok ise, ilmi oiubda talim, tebliğ ve neşir yoluyla insanlara faydalı olmayan ilimde, aynıdır. Manasız ve hiç bir değer taşımaz. Sahibi için bir yük ve vebal-dan başka bir şey olmaz.

Fakat hazmeden hayra harcanır ve insanlara infak edilirse, hazî¬nede maddî bir eksilme ve tükenme olabilir.

îlim ise tâlim, tebliğ, telif ve neşir yoluyla başkalarına faydalı oldukça, artar, çoğalır ve sahibini daha fazla bilgi sahibi yapar. Manen ve ruhen zenginlik hâsıl olur.

Yani, ilim; infakla ziyâdeleşir. Hazîne, intakla nok&anlaşır. İlim, sahibi ile bakî kalır. Hazînedeki mal ise, fena oîub yok olur. Ancak malın intakının halefini cenâbu hak tekrar verib artıracağını buyur-

Bir âyet meali şöyledir :

«Her hanki, bir şeyi hayır yoluna infak ederseniz, Allah, onun ha¬lefini verir»

muştur. (Sebe sûresi, 39)

Faydalı ilim, ilmi ile âmil olan âlim ve ilimle ilgili diğer bilgiler, yukardaki hadîsi şeriflerin îzâhat bölümünde geçmiştir.

ilimden bir mes'ele öğrenen her kişi, Allâha hamd ederse, ilmi ar¬tar ve böyle faydalı ilim sahibi, başkalarına ilmini öğreterek faydalı olmaya çalışır.

Hz.AU (R.A) demiştirki:

«Biz, cebbar olan Allah (c.c.) m kısmetinden kendimize ancak ilme ve düşmanlanmizada, mala razî olduk.

— Zira mal, yakın bir zamanda fena bulub yok olur. îlim ise, mu¬hakkak bakî kalır, yok olmaz (sahibi ile beraberdir).» [285]

İmam-ı Azam Ebû Hanîfe (R.A) de demiştir :

«îlme, ancak Elhamdülillah ve şükür ile nail oldum. Zira her ne zaman ilim dallarından bir şeyi anlayıb ve fıkıh ilmine ve hikmete vâkıf oldummu?

— Hemen elhamdülillah dedim. İşte böylece ilmim artdı.»

{Tâîimülmüteallim)

Dikkat : Buraya kadar îzâhına çalışdığımız ilimle ilgili mübarek hadîsi şeriflerin ihtiva ettikleri hükümleri dikkatla okuyub mucibi ile amel eden ehli ilimden, talebe-i ulumdan ve müminlerden olarak aşa¬ğıdaki şu hadîsi şerif mealinin beyan ettiği mutlu kişilerden olmayı mevlâmızdan dileriz :

«Âlim (öğretici) ol veya ögtenici ol veya ilmi işitici (dinleyici) ol veya (bunlardan birisini) sevici ol. Beşinci olma, şayet beşinci olursan, helak olursun.» [286]


Taharet Bahsi

Birinci Fasıl


281- (I) Ebî Mâlik el Eş'arî (R.A) den mervidir, dedi:

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu:

«Temizlik, îmanın yarısıdır. Elhamdülillah, mîzâm doldurur. Süb-hâneUah ve elhamdülillah, göklerle yerin arasını (ilâhi tecellî ve aza¬meti) doldururlar veya doldurur. Namaz, nurdur. Sadaka, burhandır.

Sabır, ziyadır. Kur'an senin, ya lehine veya aleyhine delildir. İnsanların hepsi, sabah kalkar kazanç yapar; Binâenaleyh insan, nefsini satıcıdır. Şu halde insan nefsini, ya cehennemden âzad edicidir veya helak edi-cidir.» [287]

Diğer bir rivayette; «Lâilâhe illallah ve Allâhü ekfeer, gökler ile arzın arasını doldururlar.»

(Musannif), bu rivayeti «Sahihayn» de bulamadım. Ve Humeydı-nin kitabında ve «Câmî» dede bulamadım. Ve fakat bu rivayetin yeri¬ne «Süphânellah ve elhamdülillah» cümlesini Dârimî zikretmiştir. [288]


İzahat


«Kitabuttahâreti = Taharet Bahsi» Kelimelerini açıkladıkdan son¬ra hadisin râvîsi ve açıklamasına geçelim.

Kitab : Lüğatda, toplamak, dikmek; cem etmek ve katmak mana¬larına gelir.

istilanda kitab : Mes'elelerden bir bölüm ve kısmının belli bir yere toplanmış olanlarına «kitab» denilmiştir.

«Bu kitab» lafzı ile söylenen başlık, bazen yukarısı ve aşağısı ile ilgili ve irtibatlı olur. «Kitabüttahareti» başlığının, ilmin neticesine bağlanması ve namazında tabâretsiz olmayacağına binâen, hem yuka¬rısında geçen «kitabül ilim» - İlimi Bahsi» ne irtibatlı ve hem aşağı¬sında «Kitabussalat = Namaz bahsi» ne bağlantılıdır.

«Kitab» kelimesi ile söylenen bahis, bâzende yukarısı ve aşağısı ile irtibatı olmadana müstekillen söylenir. «Kitabullukata - yitik bulma Bahsi», bu kabil başlıklardandır.

Ve bu «kitab» kelimesi başlıklar, bâzı kerre bir çok nevî, bab ve fasıllara ayrılır, «kitabultahâreti» ve «Kitabüssalati» bu kabil bahis¬lerdendir.

«Kitabullukata» ve «kitabüllekît» gibi başlıklarda, hiç bir nevi, fasıl ve bablara bölünmeden bir başlık altında hükümlerin tamâmını muhtevi olur.

Taharet : Luğatta, temizlik, paklık ve tenezzüh mânalarına gelir. Istihlahda taharet; manevî pislik olan hadesden ve hakîki pislik olan necasetten su veya toprak veya her ikisi ile beraber temizlenmek¬tir.

Hades : İki türlüdür. Biri, hadesi asğar (abdestsizlik), diğeride ha-desiekber (cünüblük hayız ve nifas) dir.

Hubus = Necaset ise : Necaseti galize ve hafifedir.

Hemen gelecek birinci fasılda, «hadesden taharet» hükümlerinin fazilet yönlerini îzâh eden hadîsi şerifler zikredilecektir.

Taharet, bütün ibâdetlerin şartından olduğu için, musannif mer¬hum «İlim bahsi» ni müteâkib «Taharet Bahsi» ni yazmıştır. Zira şart olan temizlik, meşrut olan namaz ve diğer ibâdetlerden evvel zikret¬mek gerekmektedir. îman, bütün ibâdetlerin şartı olduğundan, onu ki¬tabın başında zikretmiştir.

Taharet kelimesinin okunuşuna göre, ifâde ettiği mânalarıda sıra¬layalım.

Taharet : Temizlik, Paklık, nezâfet ve tenezzüh mânasmo.clır.

Tıhâret : Temizlik için olan şeylerdirki, su ve toprak gibi.

Tuhâret : Temizlik ve taharet yapdıkdan sonra, artana denir. Ab-dest ve gusülden artan su gibi.

Şimdi «Kitabuttahâreti» şeklinde ızâfetlenerek söylenen kelimenin her ikisini kısa yoldan açıkladıktan sonra bu bahsin birinci faslının birinci hadîsi şerifin râvisi ve hadîsin açıklamasını sıralayalım.

Râvi Ebî Mâlik el'Eşîarî (R.A), ismi kâb ];in Âsim el'Eş'rî (R.A) dir. Ashabı sakîfe veya ashabı sefinedendir. Ehli Şamdan sayılmıştır. Mısır¬da sakin olduğuda denilmiştir. «Seferde oruç tutmak iyilikden değil¬dir.» Hadsinin râvisidir.

Hz. Ebû Mâlik el'Eş'arî (R.A) dan, pek çok cemaat hadîs rivayet etmiştir. Vefatı, Hz. Ömer (R.A) in hilâfeti zamanında vuku bulmuştur. Allah ondan râzî olsun.

Hadîsi şerifde, «Temizlik, imanın yansıdır.» Cümlesinde şu husus¬lara işaret vardır :

«Denilmiştirki : «Temizlik, îmanın yarısıdır» m manası, abdest al¬madaki ecrü mükâfat, îmanın ecrinin yarısına erişir.

— Ve denildiki : Muhakkak îman, inanmazdan evvel işlenen ha¬taları yok eder. Keza abdestde, ancak îmanla sahib olunur. Böyle olunca abdestin sıhhatinin şartı, îmana bağlı olmakla, abdast alan kişininde küçük günahların yok olmasını sağladığından îmanın yarısıdır.

Taharet; Zahirî taharet ve bâtını taharet olmak üzere ikiye ayrıl¬mıştır.

Bâzî muhakkıklarda şöyle dediler :

«Temizlik, kötü akidelerden ve ahlâkı zemîmeden arınmaktır. îşte bada, îmânı kâmilin yarısıdır. Zira bu hal, kalbi kötülüklerden temiz-leyib, iyiliklerle süslemektir.» Hadîsi şerifde, «Elhamdülillah, mîzanı doldurur.» Cümlesindedp Rıyâmetde amellerin tartılacağı imzan terazisinin hayır tarafını doldu rup ağırlığı sağlıyacağını beyan buyurmaktadır.

«Süphânellah ve elhamdülillah, göklerle yerin arasını doldurur¬lar veya doldurur.» Cümlelerinde de, Cenâbu hakkı teşbih ve tehlii etmenin maddi ve manevî mükâfat ve huzura nail olunacağını gayet açık ifâdelerle beyan etmiştir. Zira bu cümlelerle, Allâhü teâlanm zâti ilâhî ve sıfatı ilâhileri dilde söyleyerek halikı zülcelâlı medhüsena yapmak vardır. Böyle amellerde, Allâhi huşnut kılarak rızâsını tahsil etmek olmaktadır.

Hadîsi şerifin devamındaki; namaz, sadaka ve sabır hakkında ge¬rekli malûmat, birinci cildin muhtelif yerlerinde geçmiştir.

Kur'anın ise, kişinin ley ve aleyhinde şâhid ve delil olacağı beyan Duyurulmuştur. Bu cümleler hakkındada gerekli malumat, «Kitab ve sünnete sarılma Bahsi» başlığının altında geçmiştir.

Tercümesi:

282 - (2) EbîHureyre (R.A) den mervîdir, Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :

«Size, AHâhüteâIanmr hatâları mahveden ve dereceleri yükselten şeye delâlet edeyimmi?»

— Ashabı kiram dediler : Evet yâ Resûlüllah!

— Resûlüllah (S.A.V) buyurdu:

«Meşekkatler ve sıkıntılar üzere iken, abdesti yerli yerince tamam¬lamak, adımlan mescidlere çok atmak, namazdan sonra (diğer) na¬mazı beklemektir. İşte bu sizin için r İha t dır.»

Tercümesi:

283 - (3) Mâlik bin enesin hadîsinde : «İşte bu sizin ribatımzıjır, iste bu sizin ribâtımzdir.» Şeklinde iki sefer tekrarlanmıştır. (Hadîsi, Müslim rivayet etmiştir. Tirmizînin rivayetinde üç sefer tekrarlanmıştır.} [289]







________________________________________


İzahat

İzahat

Taharetle İlgili İkinci Fasıl

İzahat

Taharetle İlgili Üçüncü Fasıl

İzahat

İzahat

Abdest Îcab Eden Şeyler Babı (1) Birinci Bab

İzahat

Îzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

Abdest İçab Edenle İlgili İkinci Fasıl

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

Abdest Îcab Edenlerle İlgili Üçüncü Fasıl

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

Helanın Edebleri Babı (2) Birinci Fasıl

İzahat

İzahat

İzahat

Îzahat

İzahat

İzahat

İzahat

Helanın Âdabı İle İlgili İkinci Fasıl

Îzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

Îzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

Helanın Âdabları İle İlgilî Üçüncü Fasıl

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

(4) Misvak Babı Birinci Fasıl

İzahat

İzahat

İzahat

Misvakla İlgili İkinci Fasıl

Üçüncü Fasıl

İzahat

İzahat

(5) Abdestin Sünnetleri Babı Birinci Fasıl

İzahat

İzahat

İzahat

Îzâhat

Îzâhat

İzahat

İzahat

Asbestin Sünnetleri Île İlgili İkinci Fasıl

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

Îzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

İzahat

Abdestin Sünnetleri Île İlgîlî Üçüncü Fasıl

İzahat

İzahat

İzahat

Îzahat

İzahat


İzahat


Hadîsi şerifde, hata ve günahları yok edib derecleri yükseltenleri sayan cümlelere, müminler, dikkat edib, ruhların kirini temizleyib gö¬nüllere huzur ve sükûn saçan bu amelleri aşk ve şevkle yapmalıdırlar.

Binâenaleyh pek çok sıkıntılı ve meşakkatli zamanlarlada olsa, tam tekmil abdesti alıb manevî silaha sâhib olmak, çok sevâte nâü olmak için mescid ve camiye kısa adımlarla gitmsk ve çok adımlarla namazı cemaatla kılmak için Cami ve mescide gelmek ve namazı kıldıkdan sonra diğer namaz vaktinde gönlü bağlı şekilde teklemekte çok güzel, hata ve günahların keffâretine ve cennetdeki derece ve mer¬tebelerin yükselmesine sebeb olduğu, beyan buyıırulmuştur.

V bu şekildeki amel ve gayeler, bir ribat, olduğu açıklanmıştır. Ribat : Luğatda nevbet yeri ve nevbet teklemektir. Istılahda, bir şeye kendini hapsedib bağlayıb beklemektir.

Tercümesi:

284 - (4) Osman (R.A) den mervîdir, dedi:

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu:

«Bir kimse, abdesü alır ve "atdesti güzel alırsa, cesedinden bütün hatalar çıkar, hatta tırnaklarının altındaki günah ve hatalar dahî çı¬kar.»

(Hadîsi, Buhârî ve Müslim ittifakla rivayet etmişlerdir.) (Not : Abdesti, mükemmel alan kimsfinin, tırnaklarının altındaki günah ve hatalarına varıncaya kadar vücudunun her tarafından çıkıb afv olunacağı Duyurulmuştur. Buradaki hata, küçük günahlar manası¬nadır. Büyük günahlar, tevbe ile afv olunur. Geniş îzahat, birinci cil-ûın, «Büyük günahlar ve nifak alâmetleri bahsi» baslığının altında zik¬redilmiştir.)

Tercümesi:

285 - (5) EbîHureyye (R.A) den mervîdir, dedi:

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu:

«Müslüman veya mümin kul, abdesti alıp yüzünü yıkadığı vakit, suyun son damlası ile beraber o su ile iki gözü ile bakmış olduğu bü¬tün hatalar, onun yüzünden çıkar, ellerini yıkadığı vakit, elleri i!e iş¬lediği günahların hepsi su ile beraber veya suyun en son damlası ile beraber iki elinden çıkar {afv olunur.}

— Ayaklarını yıkadığı vakit, ayaklan ile yürüyerek işlediği her hata (günah), abdest suyu ile veya suyun son damlası ile beraber çı¬kar. Hatta bütün abdest azaları günahlardan paklanmış olarak çıkar.» [1]

Tercümesi:

286- (6) Osman (R.A) den mervîdir, dedi:

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :

«Her hangi bir müslüman kişiye farz namaz vakti gelip hazır ol¬duğunda, abdestini güzel alır, (namazın bütün erkanlarını isteyerek) huşu ve rukûunuda güzel yaparsa, o kimse için o namaz büyük günâh işlemedikçe ancak ve ancak daha evvel işlenmiş bütün günahlarına keffâret olur. Bu şekildeki hal, senenin bütün günlerinde aynıdır.» [2]

(Net : Hadîsi şerifde beyan edilen günahların keffâreti meselesi hakkında birinci cildin, «Büyük günahlar ve Nifak alâmetleri bahsi»

baslığının izahında geçmiştir. Birde ileride üçüncü cildin, «Namaz bah¬si»'başlığının altında 564. hadîsin İzahında gelecektir.)

Tercümesi:

287 - (7) Yine önden (Osman R.A den) meıvîdir; «Şüphesizki Osman abdesti aldığında ellerine üç defa suyu döktü, sonra mazmaza ve istinşak etti, sonra yüzünü üç sefer yıkadı, sonra sağ elini dirseğine kajiar üç sefer yıkadı. Sonra sol elini dirseğine kadar üç defa yıkadı. Son ra başına mesnetti, sonra sağ ayağım üç sefer yıkadı, sonra sol ayağı¬nı üç sefer yıkadı. Sonra Osman (R.A) dedi: Resûlüllah (S.A.V) i bu be¬nim abdest alışım gibi abdest aldığını gördüm.

— Resûlüllah (S.A.V) abdesti aldıktan sonra şöyle buyurmuştur :

«Bir kimse, benim bu abdestini gibî abdest alır, sonra iki rekat na¬maz kılar ve namaz arasında dünyadan hiç bir şeyi nefsi (kendisi na¬mazda dünya kelâmı} söylemezse, o kimsenin geçmiş günahı bağış¬lanır.» [3]

Tercümesi: ;

288- (8)UkbebinÂmir (R.A) den mervîdir, dedi:

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu:

«Bir müslüman, abdest alır ve abdestini (farz ve sünnetlerini ta¬mamlayarak) güzel alır, sonra kalkar iki rek'at [4]namaza, kalb ve yüzü ile teveccüh edib huşu ile namaz kılarsa, ancak o kimsenin cennete girmesi vâcib olur.» [5]


İzahat


Râvî ukbe bin Âmir (R.A), Ashabı kiramdandir. Cühenî ka¬bilesine mensubdur. Muhtelif künyelerle künyelenmiştir. EM Hammad, Ebû Âmir, Ebû lebîd ve Ebû Âmir, Ebû Lebîd ve Ebû Âmir en meşhurla¬rıdır.

Resulü ekrem efendimizden elli beş (55) hadîsi şerif rivayet etmiş¬tir. Kendisinden pek çok sahabe ve tabiîn hadis rivayet etmiştir.

Şam-ın fethinde bulunmuştur ve Şam-m fethini, halîfe ve emîril müminin Hz. Ömer (R.A) a yedigün yolculuk yaparak medîne-i mü-nevvereye varıb müjdelemiştir. Medîne-i münevverede Resulü ekrem efendimizin kabri şerifini ziyaretinde dua ediyor ve yolculuğunda şefa¬atini Öüeyor. Bu duasının semeresi olarak, Şama iki buçuk günde geli¬yor, samda sakin oluyor ve hicretin 44. senesinde Hz. Muaviye mısıra vali tâyin ediyor. Hicretin elli sekiz (58) inde Mısırda vefat ediyor. İyi sesi olub güzel kur'an okurdu. Allah ondan razî olsun.

Bu zat hakkında daha geniş malumat, «Üsdül gâbe» ve «Tehzîbül Esmâ-i velluğatı» isimli eserlerde vardır.

Abdesti mükemmel şekilde alıb, abdestden sonra iki rekat namaz kılan kişiye, cennete girmesi vâcib ve lâzım olmasının hükmü, çok fev¬kalâde bir müjdedir.

Binâenaleyh abdesti tam tekmil olan her kişi, «şükrülvuzû» denilen iki rek'at namaz kılmalıki, bu ecre nail olsun. Abdestini alan kişi, vakit namazını ve kaza namazı gibi farz ve lâzım olan namazlarını kıldığı zaman, zâten bu ecre nail olacaktır. Elbetteki bu mükâfat, ilahı lütuf ve fazlı keremledir.

Tercümesi:

289 - (9) Ömer Bin el haltâb (R.A) den mervîdir, dedi:

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu:

«Sizden bir kimse, abdesti alır sonuna iblağ eder yahut abdesti tam ve mükemmel şekilde neticelendirir, sonrada

«Eşhedü enlâilâhe illallah ve ennemü hammeden Abdühü verasû-lüh» derse, diğer bir rivâyetde ;

«Eşhedü enlâilâhe illallahü vahdehü lâ şerikelehü ve eşhedü enne Muhammeden abdûhu ve Resulünü» derse, ancak o kimse için cenne¬tin sekiz kapısı açılır. O kimse cennetin sekiz kapısından istediğin¬den girer.»

Hadisi böylece Müslim «Sahihin» de rivayet etmiştir. Humeydî «Efradı müslim» adlı eserinde rivayet etmiştir. Keza İbni Esirde «cami-ul usûl» adlı eserinde rivayet etmiştir.

Şeyh Muhyiddîni Nevevi, rivayet ettiğimiz üzere Müslim hadisi¬nin sonunda zikretti. Tirmizîde : «Allahümmec'alnî Minettevvâhin vec'alnî minelmütedahhirin» Cümlesini ziyade etti. (yani, abdestin bi¬timinde şehâdetden sonra bu duayı ilâve etti.)

Muhyissünne olan İmamı Bağavinin «Sıhah» isimli eserinde riva¬yet ettiği hadis ise : «Bir kimse abdestî alır ve afedesti güzel alırsa» so¬nuna kadarını rivayet etmiştir. Tirmizî «Câmî» adlı eserinde aynısını rivayet etmiştir. Ancak «Erme Muhammeden» kelimesinden evvel «Es-hedü» kelimesini zikretmiştir.

Tercümesi:

290 - (10) EMHureyre (R.A) den mervîdir, dedi:

ResûlüIIah (S.A.V) buyurdu:

«Muhakkak ki ümmetin, kıyamet gününde abdestin eserlerinden yüzleri sakarli, ayaklarıda sekili oldukları halde geleceklerdir. Şu hal¬de sizden bir kimse sakarlilığını uzatabilirse, hemen onu İşlesin.» [6]

(Not : Yâni, kıyamet gününde abdest azaları parlayarak gelecek olan ümmetin, imkan ve kudreti nisbetinde abdest azalarını, farz mik-darı yerine tam şekilde oturtabilmek için yıkamada bir az daha suyu mahallinden aşırarak kullansın, demektir.)

Tercümesi:

291 - (it) yine ondan (Ebî Hureyre R.A den) mervîdir, dedi:

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu : [7]

«Müminin nûrû, abdest suyunun vasıl olduğu yeie kadar ulaşır.» [8]


Taharetle İlgili İkinci Fasıl


Tercümesi:

292 - (12) Sevban (R.A) den mervîdir, dedi:

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu:

«İstikâmet ediniz ve elbet siz hakkı ile istikâmete takatiniz kâfi gelmez. [9] Bilİnizki, sizin amellerinizin en hayırlım, namazdır. Abdest üzere devam etmeyi ancak Mümin yapar.» [10]


İzahat


Râvî sevban (R.A), Peygamber (SAV) efendimizin kölesidir. Re¬sûlüllah (S.A.V) bu zatı satın aldıkdan sonra azad etmiştir. Sefer ve ha¬zarda Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin yanından hiç ayrılmazdı. Ayrılığı biraz uzadımı üzüntüsünden sabsan olurdu. Bir gün bu hâlini gören Resûlüllah (S.A.V) bu hâlin nedir ya sevban? deyince,

Hz. Sevban (R.A), âhirette hâlimiz nice olur, size hasretmi kalaca¬ğız? demişti.

Resulü ekrem (S.A.V) efendimizde;

«Kişi, sevdiği İle beraberdir.» müjdesini buyurmuştu.

Peygamber efendimizin vefatından sonra Şama geldi, orada Ramle denilen mahalle indi. Sonra humusa nakli mekan yapdı ve hicretin kırk beş (45) veya elli dört (54) ünde yine Humusda vefat etmiştir. Resûlüllah (S.A.V) den yüz yirmiyedi (127) hadis rivayet etmiştir ve ken dişinden pek çok kimse, hadis öğrenmişlerdir. Allah ondan râzî olsun.

Hadîsi şerifde geçen istikametin tarif ve îzahı, birinci cîldde geç¬miştir. Abdest ve namaz mes'elesi ile beraber istikametten bahsetmek¬le, istikâmetin her yerde ve her şeyde olduğunu beyan etmektedir. Mümine yakışan devamiı abdestli bulunmaktır.

Çünkü devamlı abdestli bulunan kimse, manen silâhlı ve her ha¬yırlı işi işlemeye ve her iyi şeyle karşılaşmaya muvaffak olur.

'Devamlı abdestli bulunan kişilerde şu hayırlı hasletler bulunur :

a) Abdestlinin sohbetine, meleKler rağbet eder.

b) Abdestli kişinin hayır yazan kalemi hiç kurumaz, sevab yazar.

c) Abdestli kişinin azaları, Cenabu hakkı teşbih eder. .

d) Abdestli kişi, namazın iftitah tekbirini hiç kaçırmaz.

e) Abdestli kişi uyudumu, Allâhüteâla o kimseyi insanların ve cin-nîlerin şerrinden koruyucu melekler gönderir.

f) Abdestli kişiye, Allâhüteâla sekerâtı mevti kolaylaştırır.

g) Abdestli kişi, abdestine devam ettikçe Allâhti teâlanın emânın-da (hıfzı himayesinde) olur. (keza bak şir'atül islam, 82)

Tercümesi

293- (13) İbni Ömer (R.A) den mervîdir, dedi: Resûlüllah (S.A.V.) buyurdu:

«Bîr kimse, tehâret (abdest) üzerine abdest alırsa, o kimse için on yilik yazılır.» [11]

(NOT : Tehâret üzerine abdestden murad, abdestli kimse, evvelce Aldığı abdestin hakkını namaz kılarak ifâ ettikden sonra, bir abdest da¬ha alan kimsedir, ^i «Nurun alâ nur: Nur üzerine nur» olur. İşte böyle kinci sefer abdest alan kimse için, on iyilik olacağı Duyurulmuştur.) [12]


Taharetle İlgili Üçüncü Fasıl


Tercümesi:

294-14 Câbir (R.A.) den mervîdir, dedi:

Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :

«Cennetin anahtarı, namazdır. Namazın anahtarıda temizliktir.»

(Hadîsi, Ahmet rivayet etmiştir.)

Tercümesi:

295- (15) Şebîb Bin Ebî Ravh (R.A) den, oda Rsûlüllah (S.A.V.) in ashabından bir adamdan rivayet etmiştir.

Resûlüllah (S.A.V.) : Sabah namazını kıldı ve Rum sûresini kıraat etti, işte o anda kendine bir şüphe arız oldu. Vaktaki namazı kıldı, dediki:

«Cemaatın bâzılarının hâli ne acâib? bizimle beraber namaz kılar¬lar, o haldede temizliği güzel yapmazlar. [13]

Bizim üzerimize kıraatda meydana gelen şüphe işte onların bu hal¬de oluşundandır.» [14]


İzahat


Ravî Şebib bin Ebî Ravh (R.A), Humus ehlindendir. Samdaki saha¬belere ulaşıb görmüştür. Onlarla Samda hayat geçirib orada ikâmet et¬miş olmakla, kendisinin, Şamlı tâbiînîerden olduğu yazılmıştır.

Hz. Şebîb (R.A), ashabı kiramın pek çoklarına yetişmiş ve hadis ri¬vayet etmiştir. Sika olan hadis hafızlarındandır ve hadis hafızlarının üçüncü tabakasından olduğu yazılmıştır.

Künyesi, Ebû Ravh elhumusî'dift Yani, Humuslu Ebu Ravh'dır.

Hadisi Şerifde, Resulü Ekrem Sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz, kendi arkasına gelen sahabesinden bâzılarının temizliğe riâyet etme¬diklerinden, namazda şüphelere mâruz kaldıklarını beyan buyuruyor.

Bu halleri acâib olanları, izah buyurmasındaki tebliğ ve ikaz ne¬zaketine dikkat edelim. İşaret edilenlerden bâzıları şunlardır :

1) Temizliğe riâyet etmeyenlerin isimlerini ve kavmiyetlerini söylemeden, «Cemaatların, Cemaatin bâzılarının haH ne acâibdir?« di¬yerek arkasında namaz,kılanların içinde nasibi olanlara umûmüeşti-rerek beyan buyuruyor. Bizlere ve bütün tebliğcilere ibretler var.

2) Namazı kıldıkdan sonra buyurmasıylede, imamlık ve emsali din hizmetinde bulunanlara, cemaatın hata ve eksiklerini aynı şekilde ikaz etmeleri gerekliğine işaret vardır,

3) Camiye ve namaz kılmaya gelenlerin temiz gelmeleri ve te-hârete iyi riayet ederek gelmelerini tavsiye buyuruyor.

4) Tehârete iyi riâyet etmeyenlerin, hem imama ve hem cema¬ata huzursuzluk verib namazlarında bâzı yanılmalarına sebeb olabile¬ceklerine işaret vardır.

Tercümesi:

296 - (16) Benî Süleyman kabilesinden bir adamdan mervîdir, adam dedi:

Resûlüllah (S.A.V) kendi elindeki veya o adamın elindeki parmak¬ları tutup saydı ve buyurdu :

«Tesbîh (Süphânellah), Mizanın yansıdır. Elhamdülillah, Mizam doldurur. Tekbir (Alîâhü ekber) gök katlan ile yerin arasını doldurur. Oruç, sabrın yansıdır. Temizlik, îmanın yarısıdır.» [15]

Tercümesi:

297- (17) Abdullah essunâbıhî (R.A) den mervîdir, dedi: Resûlüllah (S.A.V) buyurdu:

«Mümin kul, abdesti alıp mazmaza yapdiği (ağzına suyu aldığı) yakıt, ağzı ile işlediği bütün günâhlar ağzından çıkar. İstinşak yaptığı (burnuna suyu aldığı) vakit, burnunun işlediği bütün günahlar çıkar. Yü zunu yıkadığı vakit, yüzünün işlediği bütün günahlar çıkar, hatta iki gozunun kapaklarının kirpiklerinin altındaki günahlar dahi çıkar.

Terini yıkadığı vakit, ellerinin işlediği günahlar çıkar. Hatta enerinin tırnaklarının altındaki günahları çıkar. Başına meshettiği va-"» kulaklarından çıkıncaya kadar başından bütün günâhlar çıkar.

— İki ayağını yıkadığı vakit, ayaklarının tırnaklarının altındaki günahlar çıkıncaya kadar ayaklan ile işlediği bütün günâhları çıkar. [16]

— Bundan sonra abdesti olan kulun yürüyüşü, mescide olur. Onun (Mümin kulun) namazı (Farz olsun nafile olsun), o kul için günahları¬nın keffâretine sebeb olan bir ziyâdeliktir.» [17]


İzahat


Râvî Abdullah Essunâbıhî (R.A), Peygamber sallailâhü aleyhi ve-sellem vefat etmezden evvel medîneye hicret edib yola çıkmıştır. Fakat kendisi medîne-i münevvere yakınlarında «cuhfe» denilen mahalle geldikleri vakit, Resulü ekrem efendimizin vefat haberi ulaşmıştır. Böy¬le olunca ashabdan olamıyor. Tabiînin ulularındandır. Künyesi, Ebû Abdillah olduğu yazılmıştır. îsmi ise, Abdurrahman bin Useyle (R.A) olarak beyan edilmektedir, şârih Aliyyulkân merhum ve «Üsdülğabe» böyle yazmışlardır.

Böyle olmakla beraber, Ebû Abdillah, yerine Abdullah (R.A) şek¬linde istimal oluna, gelmiştir. «Essunâbıhî» bağlı olduğu nesebinin is¬midir. Allah ondan razi olsun.

Hadîsi şerifde, belirtilib beyan edildiği üzere, abdest suyunun ulaş-dığı her azanın işlediği günahlar (Küçük günahlar), afv olunmaktadır. Yani, maddî temizlikle beraber, manevî kir ve veballarda temizlenerek bedenin ve ruhun kıdası verilmiş oluyor. Bu maddî ve manevî temiz¬liğe devam eden, çok mutlu ve mübarek kişidir.

Hadîsi şerifde, «başa meshedilince, kulaklardaki günahların çıka¬cağı» cümlesinden, Ebû Hanîfe (R.A), kulakları başdan sayıb, başın meshinden sonra aynı su ile kulağa meshediîebileceğini delil olarak beyan etmiştir.

Şâfi-î hazretleri ise, kulakları başdan saymıyarak, başın meshin¬den kalan su, ile meshetmeyib yeniden ele dökülen su ile kulakları meshetmeyi beyan etmiştir.

Bu mes'elelerin geniş îzahı, fıkıh kitablarmda yazılmıştır.


Tercümesi:

298- (18) EbîHureyre (R.A) denmervîdir.

Muhakkak ki, ResûlüUah (S.A.V) kabre (Cennetülbekîa) geldi ve dedi:

«Esselâmü aleyküm dâre kavmin müminine ve innâ inşâ Allâhü biküm lahıkûne, vedittü innâ kadraaynâ ihvânenâ, (Selâm sizin üzeri¬nize olsun ey mümin cemaatın diyarı! inşaallah bizde size kavuşacağız. Din kardeşlerimizi görmeyi çok arzu ederdim.)

— Ashabı kiram dediler : Biz senin kardeşin değilmiyiz ya Resû-IüUah?

— Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :

«Siz benim ashabımızsınız. kardeşlerimiz henüz gelmemişlerdir.»

— Hemen ashabı kiram dediler : Ya Resûlüllah! Ühunetinden he¬nüz gelmeyenleri nasıl bilirsin?

— Bunun üzerine Resûlüllah (Ş.A.V) buyurdu:

«Sen görüp bilmedinmiki, eğer bir adamm alnı sakarü ve ayağı sekili bir yağız atı, doru bir at sürüsü içinde olsa, o adam acaba atını tanımazını?»

— Ashabı Kiram dediler : Evet tanır ya Resûlüllah?

— Resûlüllah (SA.V) buyurdu :

«Öyle ise o ümmetlerimde abdestden hasıl olan sakarlı ve sekili olduktan halde gelirler, o anda ben onlardan evvel havuza varacağım.» (Hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.)

Tercümesi:

299 - (19) Ebidderdâ (R.A) denmervîdir, dedi:

Resûîüllah (S.A.V) buyurdu:

«Ben, kıyamet gününde secdeye ilk izin verilenim ve ben, kendine başını kaldırma izni verilenlerin evveliyim. İşte o anda önüme baka¬rını, hemen ümmetler arasmda kendi ümmetimi bilirim. Arkamda olan ümmetimide aynı şekilde, sağimdakileride aynı şekilde ve solum-dakileride aynı şekilde bilirim.»

— Bir adam dedi : Ya Resûîüllah! Nuh Aleyhisselâmdan ümmeti¬ne kadar geçen ümmetler arasında kendi ümmetini nasıl bileceksin?

— ResûlüUah (SJV.V) buyurdu :

«Onlar (benim ümmetlerim), abdesiin eserinden alınları sakarlı ve ayaklan sekili olurlar. Onlardan başka böyle [18]biç bir ferdde olmaz. Onların kitapları (amel defterleri), sağ taraflarından verilmelerinden bilirim ve onlann (ümmetimin) zürriyetleri kendi önlerinde koşmala¬rından bilirim.» [19]


Abdest Îcab Eden Şeyler Babı (1) Birinci Bab


Tercümesi:

300 — (1) Ebî Hureyre (R.A) den mervîdir, dedi:

Resûîüllah (S.A.V) buyurdu: [20]

«Abdestİ bozulan kimse, abdest almadıkça namazı kabul olunmaz.» [21]


İzahat


Hadîsi şerifde, abdesti olmayan kişinin abdesti almadıkça, namazı kabul olunmayacağı beyan buyurulmuştur.

Şârih Aliyyülkârl merhum burada şu hükümleri yazmaktadır :

«Mazhar isimli âlim dediki:

«Abdestsiz namaz katyıl olunmazın, mânası; abdestsiz olan kimse, su bulursa, su ile abdest alır, namazını kılar. Şayet su bulamazsa, abdest makamına kâim olan teyemmümle kılar. Eğer toprakda bulamaz¬sa, vakte hürmeten o vaktin farzım (abdestsiz ve teyemmüsüz) kılar.

Bundan sonra suyu ve toprağı bulmazdan evvel ölürse, günahkâr olmaz. Şayet ölmezden evvel suyu ve toprağı bulursa, o namazı kaza eder.

İşte bu görüş, şâü-î hazretlerinin, görüşü ve içtihadıdır.

Fakat biz hanelilerin indinde; ister vakit daralsın veya toprak bu-lunamasm, hanki şekilde olursa olsun, vakte hürmeten namazı (ab¬destsiz ve teyemmümsüz) kılamaz. Hadîsi şerifin zahirî hükmüde bu- yenlerine lanet etsin (Allah belâlarını versin).» [150]

Şimdi buraya kadar naklettiğimiz, hadîsi şerif ve ulemayı izam efendilerimizin beyan ettikleri kıymetli hükümleri, okuyan müslüman kardeş ve meslekdaşîarımızı, bir nebze insaf ve iz'âne davet etmek is¬teriz. Şayet sakal ve bıyıkları yok ve koyamamışlarsa, bir kusur işledik¬lerini itiraf edib hiç olmazsa, «Noksanım bilmek gibi kâmili irfan ola¬maz», cümlesinin ifâde ettiği muhteremlerden olmalıdırlar.

Sakal ve bıyık kazıma hakkında fakihlerin görüşleri:

a) Şâfi-î fakihlerine göre : Cuma günü dudağın ucunun kırmızısı görününceye kadar bıyığı kesmek, matlub ve iyi olan sünnetlerdendir.

B,unun mânası şöyledir : Bıyığı, küm altındaki deri görününceye kadar kesib kısaltmaktır. Tamamen kazıyıb yok etmek-Rerahat olduğu ' gibi, kazınmaya yakın bir şekilde kesmekte mekruhdur. Binâenaleyh bıyığın bâzısını {üst kısmım) kesib, diğer bazısını (dudağın ucunu) ka¬zımak caizdir.

Sakala gelince; Muhakkakki, sakalı, kazımak ve kazımaya yakın bir şekilde kesib kısaltmak, mekruhdur.

Hanefî fakihlerine göre : Erkek kimsenin, sakalım kazıması, haram¬dır, sakalını bir kabzadan fazla uzatmaması, sünnettir. Binâenaleyh bir kabzadan ziyadesini keser.

Sakalının etrafından almasında, koltuk altındaki kılın kazınmasın¬da ve beyazını yolmasında beis yoktur.

Bıyığı, üst dudağın kenarına müvazî oluncaya kadar kesil) kısalta¬rak tıraş etmek, sünnetir. Bâzı hanefî fakihleri, bıyığı kazımak, sünnet dir, demiştir ve bu hüküm, Eüû Hanîfe ile Ebû Yûsuf ve imamı muham-med (R.A) e nisbet edilmiştir.

Mâliki fakihlerine göre : sakalı kazımak, haramdır ve bıyığı kısalt¬mak (kesmek) sünnettir. Burada bıyığı kesmekden murad, bıyığın ta¬mâmını kesmek mânasına değildir.

Belki üst dudağın üstüne sarkarak dudağın kenarım örten kısmının kesilmesi, sünnettir. Binâenaleyh dudağın kenarı görünüceye kadar, bıyıkdan alınır. Dudağın kenarından yukarıya doğru hıyığm üstünden daha fazla almak veya bıyığı kesmeyib dudak kenarını örtecek şekilde bırakmak mekruhdur.

Hanbeli Fakihlerine göre : Sakalı kazımak, haramdır. Bir kabzasın¬dan fazlasını almakda beis yoktur.» [151]

İmam-i Birgivî merhum «Tarîkat-i Muhammediye» adh eserinin «elin afatları» başlığının altında şu satırları yazmıştır :

«Kadının başını ve erkeğin sakalını kazımak ve.sakaldan bir kabza¬dan azından kesmek, sahibinin izni Üede olsa, elin âfâtmdandir.» An¬cak zarurî hallerde, caiz ve günah olmaz. Zira zaruretler, haramları, mubah kılar.

Berîka-nm kenarında «Receto efendi» adlı eserde şu hüküm vardır : «Mes'ele : sakalı kazımak caiz olumuz?

— EL CEVAP... Caiz olmaz.» [152]

Sakalını kazıyan veya kazıdanm imamlığının kerâhatla caiz oldu-ğunuda kısa yoldan nakledelim.

Fıkıh kitablarmda sakalını kazıdan hakkında bizzat hüküm beyan edilmeyib, hiç sakalı bitmemiş deli kanlı taze gencin buluğ çağma er¬mek kaydiyle imamlığının kerâhatlığı zikredilmiştir. .

Emred : Henüz sakalı bitmemiş 15-18 yaş arasında yüzü nffrıak va¬ziyette olan bir ge'nçdir.

Binâenaleyh böyle olan bir erkek genç, her ne kada. buluğ çağma erişmiş isede, yüzünde henüz tüy (sakal, bıyık) bitecek kadar olmadı¬ğından, böyle kimsenin imamlığı kerâhattır. Sakalı, bıyığı bu yaşlarda iken bitmiş olanlarda, bu kerahatlık yoktur.

Ancak sakalı ve bıyığı bitecek kadar büyüse, lâkin sakal ve bıyık bitmeyen, 20-25 ve daha fazla yaşma vardığı halde bıyığı bitmeyen kim se, emred değil, Kösedir. Kösenin imamlığı ise kerâhat değildir. [153]

İbni Abidin merhumda şu satırları yazmıştır :

«Emred-in, arkasında namaz kılmak mekruhdur. Zahir olan bu ke¬râhat, kerâhatı tenzihiyedir. Yine zahir olan, Rahmeti merhumun dedi¬ği gibi buradaki emred den murad, yüzün tüysüz oM) gayet parlak olmasıdır. Böyle oluncada, fitne zuhur edebileceğinden imamlığı kerâ¬hattır...

— Zahir olan yüzünde kılı olubda henüz yüzünün parlaklığım gi-dermemiş ve şehveti uyandıracak durumda olan kimsede, emred gibi¬dir. Bu meseleyide iyi düşün!...

— Yaşı yirmiye varan şahsın sakalı bitmeyecek olursa, emredlik-den çıkarını? Bilhassa çenesinde bâzı kıllar bitib diğer yerlerinde tam devrimli sakal bitmeyen kimsenin durumu, mükemmel sağlam şekilde sakalları biten erkekler gibimidir? yoksa emrede gibi midir? -

Elcevah... Mükemmel sakalı biten kâmil adamlar gibidir. Binâen¬aleyh imamlığı kerâhatsiz, caizdir.» [154]

İlgili fetva

On sekiz yaşında olub imamlığı yapabilen zeyde, iktida edib uy¬mak caiz olurmu?

ELCEVAP... Olur. [155]

Yukarda naklettiğimiz hükümlere ve fetvaya göre, henüz sakalı bitmemiş ve bitme çağmada vasıl olmamış, fakat baliğ olmuş emred olan erkek delikanlının imamlığı caizdir. Fakat kerâhattır. Şayet yaşı 18 den yukarıya doğru varmış ve lâkin köseliğinden sakalı bitmemiş ise, bu takdirde hiç kerahat yoktur.

Eğer sakalı biten kimse, sakalım veya hem sakalını hem bıyığı m keserek imamlık vazifesini îfa ederse, bu kimsenin imamlığı, emre¬de teşbih cihan olmakla mekruh olur. Emrede teşbih ciheti olmasa da¬hi, sakalı tıraş etmek haram veya mekruh olmakla, fâsıklık yapmıştır. Fâsık kimsenin imamlığı ise yine mekruhdur. Bilhassa başına sarık gi¬yen imam efendiye sakalını koyması gerekir. Zira sarığa sakal, yakışır. Sarığı başına giyen adamın çenesinde sakalı olmayınca, hem abes olur ve nemde sarık ve sakalın heybetini gaybeder.

Hem sakalı ve hem bıyığı kazıyıb, beşeri hilkati tağyir ederek ken¬dini kadına benzeten kimsenin işlediği günah ise, haram veya kerâhat olan sakalı kazıma günahının yanında birde yukarda nakletmiş olduğumuz hadîsi şerif gereğince fıtrattan olan sünneti terk edib kendisini ka¬dına benzetme lanetine müstehak olmakla, diğerinden daha eşed ke-râhattır. Çünkü fasıklıkda eşetlik vardır.

Fakat fâsık kimsenin imamlığı J;er ne kadar kerâhat isede, arka¬sında namaz kılmak caizdir. Çünkü fâsık-m imamlığı, kerâhatla bera¬ber caizdir.

Aynı zamanda RasûJü Ekrem (S.A.V) efendimiz : «Her iyi ve kötü imamın arkasında namazı, kılınız.» buyurmuştur.

imam olan zâtın fâsıklığı küfre varmadıkça, büyük günahları, ha¬ram ve günah îtıkad ederek işlediği takdirde, arkasında namaz kılmak caizdir. Zira ehli sünnet alâmetidir. Şayet sakalı koymayan imam, sa¬kalı tahkir eder ise, küfre varmakla imamlığı caiz olmaz.

Bununla beraber yaşlı, başlı, saçlı sakallı ve ilmi ile âmli bir ima-» mm arkasında namaz kılmak, daha mükemmel ve daha makbuldür.

Bu hususda fıkıh kitablarmın «İmamet Babı» gibi bahislerinde ga¬yet geniş hükümler serd edilmiştir. Keza Tercüme ve izahım yapdığı-mız «Mtilteka Tercümesi» adlı eserimizin, birinci cildinin Sİ. sahifesin-de ve aynı cildin 122-129. sahifelerinde mezkûrdur.

Sakal hakkında naklettiğimiz hadîsi şerifler ve diğer hükümlere göre, sakal koymak, bir sünneti hüdâdıj. Çünkü sakal koymanın bir fazilet ve iyilik olduğu, sakalı kazıyıb tıraş etmeninde haram veya ke-rahat olduğu beyan edilmiştir. Usûlü fıkıh kitablarında, «Sünneti Hüdâ» mn tarif ve îzahıda, işlenmesinde sevab ve mükâfat ve terkindede itab ve köıülük olduğu veya olacağı şeklindedir.

Ulemâ-i kiram; sünnet alan sakalı, bir birinden eşed olan kerâhat maksat ve emellerle koyanları şöyle sıralamışlardır':

1) Cihad maksadı îalan olmadan, sakalı siyaha boyamak, kerân attır.

«Muhît» isimli eserde denümiştirki : Meşayihin umûmu, sakalı siyahla boyamanın mekruh olduğunu beyan etmişlerdir. Meşâyihi kıra¬nım bâzısida, sakalı siyahla boyamayı caiz görmüşlerdir.

Rasûlü ekrem (S.A.V) den menkul olduğuna göre, «sakalı siyahla boyayan ehli cehennemdir.»

Diğer bir rivayette ise;

«Sakalı; siyahla boyamak, kâfirlerin boyasidir.»

İfoni Abbas (R.Aj dan mervî hadîsi nebevide, Rasûlü ekrem (S.A.V) şöyle buyurmuştur :

«Ahir zamanda bir kavnı (cemâat) olurki; onlar göğertinin kur¬sakları gibi siyahla (saç ve sakalları) boyarlar. Bunlar, cennetin koku¬sunu duyamazlar.» [156]

Saç ve sakalı ilk defa siyahla boyayan kimsenin, «Fir'avn» olduğu nakledilmektedir.

Yukardaki naklettiğimiz hükümler meyanmda, bâzı rivayetlerde Rasûlü ekrem efendimizin meşru hallerde sakalım kına ile boyadığı beyan edilmiştir.

Şemaili Tirmizî de, Enes (R.A) dan mervîdir, Hz. Enes dediki :

«Ben, nebiyyi muhterem sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin, mübarek kılım (saç ve sakalım) kına île boyanmış gördüm.»

Cihadda düşmanın gözüne heybetli görünme gibi meşru bir maze¬ret olmadıkça, sakal ve saçları siyaha boyamak, dört mezheb imamı¬na göre kerâhattır. Kma, zağferan ve emsali şeylerle boyamak ise, Ha¬nefî fakihlerine göre müstehab, mâliki ve Şaf-î fakihlerine göre, caiz ve Hanbeli fakihlerine göre sünnettir.

2) Ulemânın kerih gördüğü ikinci husus; sünneti îfâ için fleğil,, sâlifılere benzemek maksadı ile sakalı sarı ve kırmızıya boyamaktır.

3) Riyaset ve tazim olunmak için, ihtiyarlığın acele gelmesi dile¬ğiyle sakalı kibrit veya başka bir şeylerle beyazlaştırmakdır. Sanki kar-şılaşdıklarına, ihtiyar vehmini telkin edecektir.

4) Sakalı yolmak veya ustura ile kazımaktırki, b>:.da"sakalsızlıkda * bir câziblik ve gözel görünme maksadına bağlı olur. Sakalın siyahları¬nın arasındaki beyazları yolmakda, aynı maksadlarla olabileceğinden kflrâhattır.

Zira sakalın beyazlarını yolmayı, Rasûlü ekrem efendimiz yasak-iamışdır. Çünki sakalın beyazları, müminin nurudur.

Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin sakalmdada, 17 veya yirmi kadar beyaz kıl var olduğu beyan edilmektedir.

5) Kadınlara güzel görünmek için, sakalı kıvrım kıvrım yaparak parça parça gibi şekiller vermektir.

6) Sakalda ziyâd^ük ve noksanlık yaparak bir değişiklik yap-makdır. ....

7) însanlara>EteğişikJ,bir şekilde görünmek için, sakalı darayarak . uzhtıp keiftü îıâline/iarakmakdır.

8) Âl$i£ ve Mhjdierddh görünerek, sanki kendine bakmada hiç ehentaatyet Vermeyin daima, zikir ve ibâdetle meşkul olduğu zannını verdirhjek için, sa& ve yakalını taramayıb keçeleşmiş vazıyette bırak-nıakdır.'

9) Sakalı, siyahlarına bakınca, gençlik gururu, beyazlarına bakın¬ca ihtiyarlık ve yaşlılık azameti ve gençlikle öğünmeyi yaparak genç haîde yaşama^lırsımn artması için bırakmaktır.

10) Sakalı, ayrı ayrı örerek ve sarartarak bırakmaktır. Simdi buraya kadar, Hadîsi şerifde beyan edilen on adet fıtratdart olan amelden ikisini izah etmeye çaîışdik.

3) «Misvak kullanmakda, Fitratdandir.» Misvak hakkında gerekli malumat, «Misvak babı» başlığının altında yazılmıştır.

Bu duruma göre, fıtratdan olan on (10) hasletden dördüncüsünü açıklamaya devam.edelim.

4) «Su ile istinşak (Jtmrnu temizlemek) de fıtratdandır.»

Hadîsi şerifin bu cümlesindeki hüküm, biz hanefîlere göre, abdest-de sünnet ve gusülde farzdır.

Şâfi-î Hz. lerine göre; istinşak, abdest ve gusülde sünnettir.

İmam-ı Ahmed ve mâlik (R.A) de, bir rivâyetde istinşak-m vâcib-liğini demiştir.

Bu hükümler, mazmazada da aynı olduğu beyan edilmiştir. Geniş malumat, ilerde ve üçüncü ciltde de gelecektir.

5) «Tırnakları kesmek de, fıtratdandır.» yani tırnakları kesmekde beşerin yaratılışı ile meşru kılınmıştır. Tırnak kesmek, hanli parmak-dan başlamlsa caizdir. Fakat evla olan, sağ elin şehâdet parmağından başîayıb ondan sonra orta parmağa geçerek devam etmek ve baş par-makdan sonra sol elin küçük parmağından devam etmektir.

Ayakların ise, sağ ayağın küçük parmağından başlayıb kesmek, keza sol ayağında küçük parmağın tırnağından başlayarak neticele-mek evladır.

Tırnaklar kesildikten sonra, en iyisi bir yere topluca gömmektir. Bir şey içine sanlırsâ, buda kifayet eder. Tıraş edilen saç kulanda aynı defnedilirse, iyi olur. Pislik çukuruna ve ğusul yapılan yere atmak ise mekruhdur. Zira büyükler; böyle yerlere atıldıklarında her hanki biı hastalık olaibleceğini beyan etmişlerdir.

Tırnaklar, haftanın her gününde kesilebilir. Ancak cuma ve per¬şembe günleri kesmek daha iyidir.

Tırnakların kesilmesi, cuma günü olursa, daha güzeldir. Zira Ra-sûlii ekrem (S.A.V) bir hadîsinde şöyle buyurmuştur :

«Bir kimse, tırnaklarını cuma günü keserse, parmak uçları sıkın¬tıya mübtelâ olmaz.»

Diğer bir hadîsi şerif meali:

«Bir kimse, tırnaklarını cuma günü keserse, Allâhü teâla, o kim¬seyi gelecek cumaya kadar ve hatta üç gimde fazla olarak bütün belâ¬lardan korur.» [157]

Tırnakları, perşembe günleri de kesmek, iyidir. Zira bir hadîsi ne¬bevide şöyle buyurulmuştur:

«Bir kimse, göz, fearas alalığı ve delilikden şikâyet etmekten emin olmak isterse, tırnağını perşembe günü ikindiden sonra kessin.» [158]

Tırnak kesimi ile ilgili bir nebze malumat, «Mülteka tercümesi» adlı eserimizin dördüncü cildinin 183. sahîfesinde zikredilmiştir.

6) «Mafsalları yıkamak da, fıtratdandır.»

Yani, parmak ve ayak mafsallarını yîkayıb temizlemekte yaradıhş-dan sünnettir. Keza kulak, burun ve göbek kıvrıntı ve çukurlarımda aynı şekilde yîkayıb temizlemek sünnettir. Bedenin diğer çıkıntı ve çu¬kur yerlerimde temizlemek lâzımdır.

7) «Koltuk altının kılını yolmakda, fıtratdandır.»

Yani, koltuk altı kıllarını yolmak, beşerin yaratılışından itibaren işlenen ve işlenilmesi gereken bir sünnettir,

tmam-ı Nevevî merhum demiştir : Efdal olan koltuk altı kıllarını yolmaktır. Fakat kazımaklada aynı hüküm (koltuk altı temizliği) hâsıl olur.

Koltuk altı temizliğinde müstehab olan, sağ koltukdan başlamaktır ve haftada veya on beş günde bir defa temizlemek en efdalıdır.

8) «Etek temizliğini kazıyarak yapmakda, fıtratdandır.»

Etek tıraşında afdal olan, kazımaktır. Fakat makas, gibi bir'şeyle kesib kısaltmak veya dibinden kesen bir makine ile tıraş etmek, etek kıllarını el ile ve alçı gibi şeylerle yolmakda caizdir.

Etek temizliğide, koltuk altı kıllarını yolmak ve tırnakları kesmek gibi, haftada bir yapmak en güzelidir. Her haftada olmazsa, onbeş (15) günde bir yapılmalıdır. Ve en son kırk günü geçmemelidir. Kırk günü geçerse, vaîdi ilâhiyeye (cezayı ilâhiyeye) müstehak olunur.

Tırnakların kesimi, koltuk altı kıllarının yolum veya tıraşı ve etek tıraşı gibi temizlikler, imkan dâhilinde cünüb halde iken yapılmamalı¬dır. Zira kerâhattır ve insanın, cünüb iken bedeninden ayrılan kıl ve sâirenin sahibinden davacı olacağı beyan edilmiştir.

Netekim bir hadîsi şerifde şöyle buyurulmuştur.

«Bir kimse, gusletmeden tıraş olub temizlendiği vakit, her kıl (kıya¬met gününde) dâvâcı olarak gelir ve der : Ya Rabbi! bu kişiden sor, ni¬çin beni gusletmeuen bedeninden ayırıb zayi etti?» (Hadîsi Erbein, Akkirmânî, 51)

Birde haftada veya. onbeş (15) günde koltuk altı ye etek temizliği yapmayan kimselerde, şehvet zevki zâifler ve zevk yerine nefret hasıl-olabilir. Ağaç, gül ve bağ gibi şeylerin dibleri bellenil) budanmadıkla-rı ve aralarındaki otları yolumıb temizlenerek îmar edilmedikleri va¬kit, zaiflerler, verimleri azalır. Hatta ataların; «Bakarsan bağ, Bakmaz¬san dağ olur.» dedikleri gibi harab olub yok olabilir.

İşte etek ve koltuk altı temizliğine riâyet etmeyenlerin, erkeklik ve dişilik kuvvetleri zaitler. Cinsel münâsebetlerde zevksizlikler ve tat¬sızlıklar görülebilir. Bilhassa erkeklerin, zekerlerfndeki şehvet kuvveti düşebilir. Kadınlarında, efendilerinin nefretine sebeb olabilir.

Tırnak kesmek, koltuk altını yolmak ve etek tıraşı hakkında fakih-lerin görüşleri:

«Hanefî fakihlerine göre : Erkek kimsenin etek kılını kazıyarak ve¬ya alçı ile gidermesi, müstehabdır. Koltuk altı kıllarım kazımakda ve sakalın beyazını yolmakda beis olmadığıda, denilmiştir.

Kadına ise, etek kılını yolarak gidermesi, sünnettir. Kadına, koltuk altı kılını kazımak ve yolmakla da gidermesi sünnettir. Yolmak ise evlâdır.

Sırt ve göğüs kıllarını kazımak ise, evlanın hilâfmadırki, kerâhat-îır.

Tırnakları ve bıyıklan kesmeyi ve koltuk altının kıllarını yolmayı keza etek temizliğinin tıraşını, kırk günden fazla terk etmek mekruhdur.

Tırnakları, ihramlı olunmazsa, dişlerden başka her şeyle kesmek müstehabdır. Dişlerle tırnakları kesmek ise, kerâhattır. Yâni kötüdür. Tırnakları kesmek için tâyin edilmiş bir gün yoktur.

Kesilen tırnakları, tıraş edilen kılları, hayız kanı ile hayız bezini bir yere gömerek defnetmek müstehabdır.

Yukardaki nakledilen hükümlerin hepsinin bir edeb ve nazâfetden ibaret olduğu bilinmelidir.

Mâliki fakihlerine göre; koltuk altı kıllarını yolmak, sünnettir. Bu yolmak, kazımakdan ve alçı gibi şeylerle gidermekden daha güzeldir. Koltuk altı temizliğinde, sağ koltukdan başlamak iyidir ve koltuk altı kıllarını yoldukdan sonra, elleri yıkamakda, sünnettir.

Etekdeki kılları, erkekler ve kadınlar için kazımak veya alçı gibi şeylerle gidermek, sünnettir. Erkeklere ve kadınlara etekdeki kılları yolmaları, mekruhdur.

Göğüs, eller ve kalçalardaki kıllar gibi bedenin her tarafındaki kıl¬ların hepsini kazımak mubahdır.. Buraya dübürün (mak'adm) etra¬fındaki kıllarda girer.

Kadına, güzelliğine mâni olan üütün kılları gidermesi, vâcibdir. Hatta efendisinin sevgisine engel olan sakal, bıyık ve emsali bedenin¬deki kılları yok etmeside, vâcibdir. Keza kadının güzelliğini sağlayan kıllanda kesmemesi vâcibdir. Binâenaleyh başının saçını kesmesi ve¬ya kazıması, haramdır.

Kadın ve erkeğe, tırnaklarını kesmek sünnettir. Ancak ihramîı za¬manlarında tırnaklarını kesmeleri yoktur.

Şâfl-Î fakihlerine göre; Cuma günü, koltuk altı kıllarını yolmak, etek kıllarını tıraş edib kazımak ve tırnakları kesmek, sünnettir. An¬cak kadınlara, eteklerinin kıllarını yolmaları sünnettir. Koltuk altının kıllarını yolmakdan elem ve acı duyan kimse için, kazıyarak temizle¬meleri, kerâhat olmaz.

Tırnakları, cuma, perşeme veya pazartesi günleri kesmek, iyidir. Tırnakları kesme, usul ve tâkib şekli yukarda geçmiştir.

Hanbelî fakihlerine göre : Etek kıllarını, kazımak veya kesmek ve¬ya kesmek veya alçı gibi şeylerle gidermek, sünnettir. Koltuk altı kıl¬larını yolmak, sünnetir. Şayet yolmak zor olursa, kazımak sünnettir.

Tırnakları ise, hanki hal ve zamanda olursa olsun, kesmek, sün¬nettir. Tırnakları kesmeyi ve etek tıraşının kazımasını, kırk günden fazla terk etmek ise, kerâhattır.» [159]

9) «Su ile etek temizliği yapmak, yani istinca etmek, fıtratdandır.»

İstinca hakkmdada, yukarda; «Helanın Âdabı babı» başlığının al¬tında" gerekli hükümler geçmiştir. Ancak «istinca, isticmar, istifam ve istinkâ» kelimelerinin mana ve ifâde ettikleri hükümleri arz edelim.

İstinca : Necaseti yerinden söküp atmakdırki, tuvâletde büyük ab-desti yapdıkdan sonra erkek ve kadına âid olan yıkamak ve temizlen¬mek manasınadır.

Bu târifdende anlaşıldığı üzere, büyük abdesti def ettikten sonra, yapılan tenıizlikdirki, arkadan çıkan yelden dolayı temizlik gerekmez. Çünkü Rasûlü ekrem efendimiz, yelden sonra istinca yapmamıştır. Öy¬le olunca, yellemeden sonra istinca yapmak, Bid'attır.

îsticmar : Küçük taşcıklarla, taharet yapmakdır.

îstibra : Zekerdeki idrarı giderib damla akmtsmı kesmekden ibâ-rettirki, erkeklere mahsus üir ameldir.

istikra ; insanların, yürüyerek yahut öksürmek, yahut sol tarafı¬na doğru yatmak, yahut depinmek veya- ayaklarım kaldırıb indirmek gibi çeşitli yollarla idrarın kesildiğine kanâat getirmeye çalışdıkları yol¬lardır. Binaenaleyh erkekler, idrarın kesildiğine kalblerinin kanaati ha¬sıl olmadıkça abdeste başlamaları, caiz olmaz. Zira abdestden sonra, idrar damlasının gelerek abdesti bozması hâli zuhur edebilir.

Şayet bu yollarla idrarın kesileceğine kanaati hâsıl olmayan ve ve-dî gibi idrardan sonra gelen sümüksü suyun gelmesinden Korkan kim¬seler, zekrlerine zarar vermez ise, zekerin deliğine pamuk tıkamak su¬retiyle istikrayı sağlamaları mümkündür. Ancak pamuk sıkiştırılıb sert-leştirildikten sonra zekerin ^deliğine sokmak, daha faydalı olur. Sıkıştı¬rılmadan sokulan Pamuk, zekerin deliğine yapışıb, tahribat yapabilir ve idrar akıdılacağmda, mutlaka evvela pamuk, el ile çıkarılır), ondan sonra idrar-akidılmalıdır. Böyle yapılmadığında, idrar pamuğu çıkarın-caya kadar, zekerin içini ya.kıb tahrib edebilir. îstibranın hasıl olması için, istincadan sonra kurulayıcı bezde kullanılabilir.

İstînkâ : İstincâda mübalağa edib, büyük abdestdan sonra bir pis¬lik eseri kalmayacak şekilde temizlenmektir.

«İhtiyar» adlı eserde, İstincanm beş vecih üzere olduğu şöyle sıra¬lanmıştır :

a) Cünüblükden, hayız ve nifasdan gusledecekler için ve eteklerin deki pisliklerin başka yerlere dağılmaması için, istinca vâcibdir.

b) İmam-ı Muhammede göre, tuvâletde defi hacette bulunan kim¬senin necaseti; necasetin çıkdığı merkezin etrafına dağılması hâlinde, istinca etmek vâcibcsr. Bu hüküm, dağılan necasetin azlığı veya çoklu¬ğu farkı olmadan olduğu zamandadır. Yani dirhem mikdan olmadığı zamandadır. Ahvad olanda budur.

Fakat necaset çıkdığı merkezin etrafına dağıldığında, dirhem mik-darını geçerse, imam-ı Azam ve imam-ı Ebû Yusuf İR.A) a göre, istinca yapmak vâcibdir. Dirhem mikdarım geçmez ise, bunlara göre, istinca sünnettir.

c) Necaset, çıkdığı merkezin etrafına tecâvüz etmezse, istinca ya¬pıl) yıkamak sünnettir.

d) Büyük abdest yapmayıb sâde idrarını akıdan kimseye, önünü (zekerini) yîkayıb istinca etmesi, müstehabdır.

e) Yelleme yapdıkdan sonra, istinca etmek ise, Bid'atdır. Yâni din¬de yeri olmayan ve sonradan dîne sokulan uydurmadır. [160]

îstinca ve istibraya iyi dikkat etmek gerekir. Zira istinca ve istib-.rânın mükemmelliği, abdest ve namazın mükemmeliğine sebeüdir.

10} «Mazmazâ yapmak da, fitratdandir.»

Beşerin yaratılışından sünnet olanın onuncusuda, ağıza dolu dolu su almak manasına olan «mazmaza» olduğu sevgili efendimiz tarafın¬dan buyurulmuştur.

Mazmaza, biz hanefilerce, abdestde sünnettir. Gusulde ise, farzdır. Şâfiîlerin görüşü bunun hilâfınadır. Bu hususda daha geniş malûmat, aşağıda ve b,u eserin üçüncü cildinde gelecektir. Ayrıca fıkıh kitah-larında uzun hükümler mezkûrdur. [161]

Tercümesi:.


Misvakla İlgili İkinci Fasıl


381- (6) Aişe (R.A) denmervîdir,dedi:

ResfilfiUah (S.A.V) buyurdu:

«Misvak, ağzı temizleyici ve cenabu hakkı hoşnut ve râzî edicidir.»

(Hadîsi, Şafiî, Ahmed, Dârimî ve Nesaî rivayet ermiştir, Buhârî, «Sahihinde» isnadsız rivayet etmiştir.)

Tercümesi:

382 - (7) EbâEyyub (R.A) den mervîdir, dedi: Resûlüllah (S.A.V) buyurdu:

«Dört şey, ResiîHerin (Peygamberlerin) sünnetindendir (onlarda şunlardır: )

1 - Haya = utanmak — sünnet olmak da rivayet olunmuştur.

2 - Kokulanmak = koku sürünmek,

3 - Misvak kullanmak,

4 - NiKahlamb evlenmektir.» [162]

Tercümesi:

383 - (8} Aişe (R.A) den mervîdir, dedi:

«Nebiyyi muhterem sallallâhü aleyhi vesellem, gece ve gündüz uyu duğu takdirde uyanınca, mutlaka abdestden evvel misvak kullanırdı.»(Hadîsi, Ahmed ve EM Dâvud rivayet etmiştir.)

Tercümesi

384 - (9) Yine ondan (Aişe RA den) mervîdir, dedi.

«Nebiyyi muhterem sallallâhü aleyhi ve sellem, misvak kullanırdı, hemen misvakı bana yıkamam için verirdi. Bende misvakla başlar ve misvak kullanırdım. Ondan sonra o misvakı yıkar ve kendisine verir¬dim.»

(Hadîsi, Ebû Dâvud rivayet ermiştir.)

(Not: Bu haberde beyan edildiği üzere, Hz. Âişenin misvak kullan¬dığına göre, kadınlarda misvak kullanabilir. Zira Hz. Aişenin misvak kullanmasını efendimizin men etmemesi, cevazına işarettir.) [163]


Tercümesi:


Üçüncü Fasıl


385 — (10) İbni Ömer (R.A) den mervîdir, Nebiyyi Muhterem sallallâhü aleyhi vesellem buyurdu :

«Uykumda bana gösterildik! bir misvakla misvakiamyordum, he¬men bana iki adam geldi, bunların birisi diğerinden büyük idi. Ben misvakı bunlardan küçüğüne uzattım, bana denildiki-yugune ver, hemen bende o misvak! onl^n(Haber-, Buharı ve müslim ittifakla rivayetnolu

Tercümesi:

386 - (11) Ebl Umâme (R.A) den mervîdir, muhakkak ki Nebiyyi muhterem sallallâhü aleyhi vesellem buyurdu.

«Cibril aleyhisselâm bana her gelişinde mutlaka misvakla emre¬derdi. O haldeki ben ağzımın diş etlerinin sıyrılıp dişlerimin kopmasın¬dan korkmuştum.»(Hadîsi. Ahmed rivayet etmiştir.)

Tercümesi:

387 - (12) Enes (R.A) den mervîdir, dedi:

Resûlüllah (SAV) buyurdu:

«Muhakkakki size, ben misvak hakkında pek çok söz söyledim.(Hadisi, Buhârî rivayet etmiştir.)

Tercümesi:

388 - (13) Aişe (R.A) den metvîdir, dedi:

«Resûlüllah (S.A.V) misvak kulanıyordu ve o halde iken biri diğe¬rinden büyük iki adam yanında idiler. İşte o anda Resûlüllaha misvakın fazileti hakkında «eğer büyükler isen, bunların büyüğüne, misvak-i ver» şeklinde vahyolundu.»(Hadîsi, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) [164]


İzahat


Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz, misvakini kul¬lanır iken, yanında bulunan iki kişiden büyüğüne verilmesi hususunda ki, «vahy» kelimesi, ya Hz. cibril gelib kendisine tercih yönünü beyan ederek «eğer büyükler isen, bunların büyüğüne, mîsvak-İ ver.» hükmü¬nü tâlim etmiştir.

Veya bu.hüküm Rasûlü ekrem (S.A.V) efendimize ilham olunmuş¬tur, oda Hz. Aişeye, bu emri buyurarak, iki kişiden büyüğünü tercih etmesini emretmiş ve bu emri nebî ile, yemede, içmede ve her hanki bir şeyin ikramında mutlaka büyükden başlamayı beyan buyurmuş¬tur.

Bu emri Rasûl ile, «El'eymene fel'eymene = sağdan başlayınız, sağı takdim ediniz.» Hadîsi nebevinin ifâde ettiği hükümde muğyeret ve zıdlıkmı var acaba?!..

Hayır, her iki hadîsi nebevi ve fili Rasul bir birine zıd değildir. Bil'-akis bir birinin hükümlerini açıklayıb îzah etmektedir.

Şöyİeki : «Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem efendimiz Hz. Enes bin mâlik (R.A) m evinde ashabından bâzıları ile oturuyorlar¬dı. Hz. Enes, evinde bulunan koyundan süt sağıb bir tas içinde getirib Rasûlü ekrem {S.A.V) e ikram ediyor.

— Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem, o sütten içiyor ve ağ¬zım südün kabından çekince, kendinin sağında bir Ârâbî (bedevi bir arab) ve solunda Hz. Ebû Bekir bulunuyor.

— Hemen Hz. Ömer, Rasûlü ekrem (S.A.V) in süt tasını Ârâbiye vermesinden korkarak demiştirki:

— Ya Rasûlellah! süt tasını yanında bulunan Ebû Bekâre ver.

— Bu davranışa rağmen Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem, hemen elindeki süt tasını, sağında bulunan ârâbiye verdi. Sonrada buyurdu :

«El'eymene, fel'eymen = sağdan başlayınız, sağı takdim ediniz.»

(Buharı, Müslim, Ahirıed ve mâlik = Fethulkebir, C. i, 511) Bu hadîsi şerifin açıklamalı îzahi, şerhlerde mezkûrdur. Bilhassa kırk hadîsi câmî, «Şerhi hadîsi Erbeîin cevamtnlkeîm» adlı eserin bi¬rinci hadîsi olarak yazılmış ve îzah edilmiştir.

Bir hadîsi şerifde de şöyle buyuruimuştur :

«Kebbir kebbir = Büyılkle, büyükle!» (Buhari, Müslim, Ahmed ve Ebû Dâvud, Fethulkebîr, C. 2, 315}

Şimdi buraya kadar naklettiğimiz hüküm ve tatbiklere bir nazar edelim.

Rasûlü ekrem efendimiz, kullandığı misvakını iki kişiden büyüğü¬ne vermeyi buyuryor. Aynı zamanda Hz. Enesin evinde bulunan Rasûlü ekrem ile beraber olan sahabenin içinde iken, getirilen süt, meclisin ve bütün beşerin sevgili efendisi ve önderi olan nebiyyi muhterem sallal-Jâhü aleyhi vesellem efendimize, ikram edilmiştir.

Hal böyle olunca, her hanki bir meclise süt ve çay gibi şeyler getiril diğinde, evvelâ ikram edilecek kişi, o meclisin en büyüğü ve en fazîlet-lisidir. Ondan sonra o meclisin .büyüğünün sağını tâkib etmek gerekir. ^Zira Rasûlü ekrem (S.A.V) efendimize, ikram edilen süt tası, bizzat efendimiz tarafından kendinin sağında bulunan bir bedevi araba ver¬mesi, hüküm ve amelin böyle yapılmasını gerektirir.

Hz. Ebû Bekir, Peygamberlerden sonra bu ümmetin en efdal kişisi olduğu halde, efendimizin sol tarafında bulunmasiyle,. ikram ve iltifat-da sağ tarafdan sonraya bırakılmıştır. v

Şimdi bu îzahatdan sonra günümüzde bâzı kimselerin, bir meclis veya toplantıya gelince, girdikleri oda, ev ve salon içindeki kimselere bir ikramda veya musafahada bulunmak istediklerinde, «sağdan başla¬yalım» diyerek girdiği odanın kendi girişine göre, kapının sağından başlayıb yukarıya doğru devam edenler, görülmektedir.

Bu şekilde hareket edenler, pek çok yönden edeb ve sünete aykırı hareket etmektedirlerki, bir kaçını açıklayalım.

a) Evvela sevgili efendimiz, bulunduğu meclisde, o meclisin en üstünü ve büyüğü olmakla, süt ikramı direk ona yapilmışdı. Ondan sonrada, sağındaki ârâbiye vermişlerdi.

Demek oluyorki, her meclisin büyük ve efendisi bilinen veya kabul edilen kişi, en evvel ikram ve iltifat edilecek kimsedir. Ona ikram ve il¬tifat yapıldıkdan sonra, o büyüğün sağındaki kimseye ikram edilerek devam edilecektir.

b) İkram ve iltifatda meclisin büyüğünden başlamayın kapının sağından aşağıdan başlayınca, o büyüğe saygısızlıkda bulunularak edeb dışı bir hareketde bulunulmuş olur.

c) Sünnete muhalefet etmekle, dinde yeri olmayan ve yanlış anla-yıb ters uygulamada bulunulduğundan, Bid'at ve tahrif edilmiş bir iş yapılmış olur.

Öyle ise her hanki bir meclise girib ikramda veya musafahalaşma gibi bir amelde -bulunmak isteyenler, hemen doğru o meclisin büyüğün¬den başlayıb, onun sağını takîb ederek devam etmelidirler. Sünnet ve edebe en uygun alanı, böyle yapmakdır.

d) Bir meclis ve toplantıya gelen kişi, kendinin sağından başlaya¬rak ikram ve musafahada bulunmakla, o meclis ve toplantıda bulunan¬ların büyüğünün sol tarafına rastlamakdadır. Çünkü o büyük, gelen kim şeye karşı oturmakdadır veya ayakda olsada yine aynı haldedir.

Binâen aleyh meclisin büyüğünden başlamamakla, sağdan başla¬mayı terk edib, soldan başlanmış oluyor.

Zira sevgili efendimiz; «El'eymene, fel'eymene = sağdan başlayı¬nız, sağı takdim ediniz.» emri nebevisini, Hz. Enes-in evinde iken ken¬disine getirilen süt tasını, sağındaki bedevi araba verdikden sonra bu¬yurmuşlardı.

Şu halde meclisin büyüğüne ikram ve iltifat yapılır*, ondan sonra¬da onun sağını takib ederek devam edilmesi, hem fîli nebiye ve nemde kavline en iyi muvafık olan bir ameldir. Sağdan başlamanın veya sağı tâkib etmenin en doğru yolu, böylece anlaşılmış ve aydmlanılmıştır.

Tercümesi:

389 - (14)Yine ondan (Aişe RA den) mervîdir, dedi: ResûlüIIah (S.A.V) buyurdu:

«Bîr namazki, o namaz için misvak kullanılırsa, işte o namaz mis¬vak kullanılmayan namaz üzerine, yetmiş derece faziletlidir.»(Hadîsi, Beyhakî «Şııabilîman» adlı eserinde rivayet etmiştir.)

390 - (15) Ebî Seleme (R.A) den, o da Zeyd bin hâlid el ctihenî (K.A) den rivayet etmiştir, dedi ki:

ResûlüIIah (S.A.V) den işittim, diyordu :

«Eğer ümmetim üzerin güc (zor) olmasaydı, her namaz zamanında misvakla emrederdim ve yatsı namazını gecenin üçte birine tehir et¬tirirdim.»

— Ebu seleme dedi : Zeyd bin hâlid, mescidde beş vakit namaza hazır olurdu, misvâkide; kâtibin kulağının kalem yeri olan kulağı üze¬rinde bulunurdu. Namaza kâim olacağında mutlaka misvak kullanır, sonra misvakı yerine (kulağına) kordu.»

(Hadîsi, Tirmizî rivayet etmiştir. Ebû Dâvud'da Hadîsin sonunda «yatsı namazını gecenin üçte birine tehir ettirirdim.» cümlesini zikret¬meden rivayet etmiştir.Tirmizî; Bu hadis, güzel ve sahilidir, dedi.) [165]


İzahat


Râvî Ebû Seleme (R.A), Abdurrahman bin avfin oğlu, Abdullah (R.A) dır. Tabiînin ulularından ve Medîne-i münevverenin yedi adet fa-kihlerinden, birisidir.

Pek çok hadîsi şerif bilen bir zatdır. Kendisi; Hz. îbni Abbas, Hz. îbni Ömer, Hz. Ebî Hureyre ve daha başka sahabelerden hadis rivayet etmiştir.

Ve kendisindende, imam-ı Zuhrî, yahya bin kesir ve şâbî gibi pek çok zevatı muhtermler, hadîsi şerif öğrenil) nakletmişlerdir.

Vefatı, hicretin doksan yedinci (97) senesinde yetmiş iki (72) ya-şmda vuku bulmuştur. Allah ondan razî olsun.

Diğer Râvî Zeyd bin cühenî (R.A) ise, küfede hayata devam fiden zevatı muhteremlerden bir sahabedir. Künyesi Ebû Abdırrahmandır. Medîne-i münevverede sakin ol&uğuda yazılmıştır. Hudeybiye muha¬rebesinde hazır bulunmuş ve Mekkenin fethi günü «cüheyne» kabilesi¬nin (kendi kabilesinin) sancağını taşımıştır.

Vefatı, Medîne-i münevverede, bir kavilde; küfede, diğer bir kavilde de; mısırda hicretin sekseninci senesinde seksen beş yaşında vuku bul¬muştur. Allah ondan razî olsun. [166]

Hadisi nebevîde, misvak kullanmanın lüzum ve ehemmiyetini be¬lirten hükümleri ve sahabeden olan Uz. Zeyd-in misvak kullanmakdaki titizliği, Râvî tarafından beyan edilmiştir.

Misvak hakkında, yukarıda «Misvak Babı» başlığının hemen altın¬da bir nebze malumat, beyan edilmiştir.

Misvak tutunmanın pek çok fazilet ve faydaları, gayet bariz iken, misvak-m çok bulunduğu diyar olan hicaza gidib, oradan hem kendine ve hem bâzı dostlarına hediye etmek üzere alib getirenler, azmlikda-dir. Hatta o mübarek diyara gidib gelenlerden, misvak tutünmayanpek çok gafil ve câhilleride gördüğümüz olmuştur.

Bunun yanında genç yaşda misvak sünnetini işleyerek, pek çok fazilet ve faydalan elde etmeye gayret edenleride sevinçle görmüşüz¬dür. Bu gençleri gördükçe, islâmm kıyamete kadar bakî kalacağındaki, itminanımız bir kat daha artıyor.

Mevlâmiz, bütün meslekdaş, müslüman kardeş ve okuyucu kimse¬lerimizle bizleri, bu değerli sünneti ve bu sünnet gibi diğer sünnetleri, bilhassa ümmetin fesad olduğu zaman olan zamanımızda, îfa edib bü¬yük ecrü mükafatlara nail olmayı nasiyb buyursun. Amin. [167]


(5) Abdestin Sünnetleri Babı Birinci Fasıl


391 - (1) EbîHureyie (R.A) deh menidir, dedi:

ResûlüIIah (S .A.V) buyurdu:

«Sizin biriniz, uykusundan uyandığı (uyanıpKalicdığı) vakit, elini yîkay ıncaya kadar elini bir su kabına batırmasın. Zira elinin nereye güf tiğini bilemez.» (Hadîsi, Buhârî ve Müslim ittifakla rivayet etmişlerdir.) [168]


İzahat


Yukarda, abdesti îcab ettiren amellerle abdestin sünnetlerinden misvak kullanmanın fazilet ve faydalan ile ilgili hadîsi nebeviler ve. İzahları geçmiştir. Ancak abdestin farzlarını beyan eden âyeti kerime mealini nakletmekte zühul olmuştur.

Bu sebebden sünnetin tarifi, nevileri ve abdestin sünnetlerine geç¬mezden evvel, abdestin farzlığmı nâtık olan âyeti kerîme mealini nak¬ledelim.

Abdestin farziyetini nâtık âyet meali:

«Ey îman sahibi müminler! Namaza kalkdığınız (kalkacağınız) va¬kit yüzünüzü ve ellerinizi (dirseklerinizle beraber) yıkayınız, başınıza (ıslak el ile) mesh ediniz ve ayaklarınızı (topuklarınızla beraber) yıka¬yınız...» (Mâide sûresi, 6)

Bu âyeti kerimenin hükmü, fıkıhda şöyle tarif edilmiştir :

«Abdestin farzı; Üç azayı (elleri, yüz ve ayaklan) birer defa yıka¬mak ve başa (başın dörde biri ı/± ne) meshetmektir.» [169]

«Abdestin sünnetleri» cümlesindeki, «sünnetleri» kelimesi, «sün¬net» kelimesinin çoğuludur. Bu çoğulun tek başına «sünnet» kelimesi¬nin tarifinden ve nev'Iîerini beyandan sonra abdestin sünnetlerine de¬vam edelim.

Sünnet : luğat da, yol ve âdet gibi mânalara gelir.

Şer'î istilanda sünnet : Rasûlü ekrem sallallânü aleyhi vesellem efendimizin hazan terk edib, çok zaman işlediği ve ümmetlerine, «işle¬yin» diyerek emir buyurduğu ve bir ameli işleyeni görünce, güzel gör¬düğü şeylere «sünnet» denirki, sünneti fîli, sünneti kavli ve sünneti tak-' rîrî isimlerini alırlar.

İşte böyle sünnetlere, «sünneti hüdâ» ve «sünneti müekked» denir. Yani sünneti müekked : Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin, çok zaman işleyib, bâzan terk ettikleri sünnettir.

Sabah, öğle ve akşarrt namazlarının sünnetleri, misvak kullanmak ve abdest alırken ağız ve buruna üç sefer su almak, bu kabil sünneti müekkedelerdendir. Bu sünneti müekkede ve sünneti hüdâ gibi sün¬netlerin işlenmesinde sevab, bilerek terk edilmesinde itab, vardır.

Sünneti gayrı müekkede : Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin, çok zaman terk edib, bâzanda işledikleri ibâdetlerdekı amellerdir.

Yatsı namazının ilk sünneti ve ikindi namazının sünneti, bu kabil sünnetlerdendir. Bu sünnetlerin işlenmesinde sevab vardır ve Peygam¬ber efendimizin şefaatına nâiliyyet umulur. Terkinde ise, levm etmeyi ve bir günahı gerektirmez.

Sünneti zevâid : Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem efen¬dimizin, yiyib içmeleri, geyinib kuşanmaları ve oturub kalkmaları gibi, amellerine; «sünneti zevâid = zâid olan sünnetler» demektirki, bunlara aynı zamanda «sünneti gayri müekkede» de denilmiştir.

Binaenaleyh bu sünnetinde, işlenmesi iyi ve sevabdır. Tahkir ve tezyif gibi köîüleyib alaya alma hâli olmadan işlemeyib terk eden kim¬seye, itab ve ceza yoktur. Terk eden kimse, kötülenemez. Çünkü zâid olan sünnettir.

Sünnetin tarif ve çeşitlerini beyandan sonra, şimdide ilerde uzun uzun beyan edilecek olan abdestin sünnetlerinin bâzısını, fıkıh kitab-lannın metinlerinden nakledelim:

«Abdestin sünnetleri : Evvelâ abdest alan kimsenin, ellerini bilek¬lerine kadar yıkaması, besmele okuması, misvak kullanması,, ağzı ve burnu sularla (üç defa) yıkaması, parmakların arasını ve sakalını altın¬dan yukarıya doğru hilâllamaşı, Abdest azalarını yıkamayı üç yapması, niyyet etmesi,, Kur'an âyetinin tertibine riâyet etmesi, meshi başa kab-lanıa yapması, Abdest alırken yıkanan azalar kurumadan yîkayıb bi¬tirmesi, başın meshinin suyu ile kulakları meshetmesi ve emgâli amel¬lere riayet etmesidir...» [170]

Sünnetlerin, özetlerini fıkıhdanda naklettikki, «Fıkıh kitablan, mes-nedsiz fasaryalarla doludur» diyen sapık ve zâlim görüşlülerin, iftira ve haK&izUJclan idrak edilir), bunların bâtıl ve indî görüşlerine aldanıb kananlar olmasın.

Bu hususun değer ölçüsünü ve ilmi fıkhın, keza iikui kitablan ile o bilgiye vâkıf olan âlimlerin, kıymet ve faziletlerini, imkan nisbetinde yukarda iki yüz (200) nolu hadîsi şerif ve izahatında yazdığımızı, ha¬tırlatırız. Tekrar okumayı, tavsiye ederiz.

Hadîsi şerif de, uykudan uyanıb kalkan bir kimsenin, ellerini yıka¬madan bir su kabına batırmamasmı dikkatla tavsiye buyurmakda ve sebebini de, «uykudaki kişi, elinin nereye gittiğini bilemez» cümlesiyle beyan etmektedir.

Bu mübarek hadîsi nebevide beyan edildiği üzere, uykuda iken, insan oğlu elinin nereye gittiğini bilemez. Belki elini avret yerlerine ' güîüfüLi oralara dokunabilir. Kesin bir temizlik ve tâhirlik şekli olma-. yıb, necis veya mülevves olma ihtimali olabileceğinden, uykudan uya¬nan kimse, her hanki bir su kabına elini sokmadan veya bir taama ve¬ya yenecek ve içilecek bir şeye elini dokundurmadan, yîkayıb ondan sonra temiz eliyle suya dokunması ve yeme içme işlerine el sürerek başlaması caizdir.

Sünnet ve edebe en uygun olan amel, böyle yapmakdır. Dînin esâ¬sı, temizlik üzerine bina olunduğunu bu kıymetli hadîsi şerifde beyan etmektedir.

Hal böyle ilçen, uykudan kalkan Jbir kimse, «ben uykuda iken elime ayağıma sahibim, öyle eden yerlerine elimi götürmem veya götürdü¬ğümden haberim olur, gibi...» ifâdelerle bilginlik taslayarak peygam¬ber (S.A.V) efendimizin, kıymetli sözünü tahkir eder davranışda bulu¬nursa, çok kötü bir davramşda bulunmuştur.

Netekim bir Hâdise şöyle nakledilmiştir :

«Bid'aî etili zındıklardan bâzıları, bu hadîsi serili işittiği vakit, maskaralık ve kötülemek üzere şöyle diyor

«Ben, yattığım zaman, uykuda iken elimin nereye gitdiğini bilirim.»

— Döşeğe yatıyor ve sabahladığında eli bileğinden yukarı koluna kadar dübüre giriyor.

— İşte peygamberin sözünü tahkir edenin hâli böyle olur. Böyle davranışdan Allâha sığınırız.» [171]

Sünneti tahkir ve tahfif etmenin fenalıkları, yukaida ilim bahsinde ve «mülteka tercümesi» adlı eserimizin ikinci cildinde zikredilmiştir.

Tercümesi :

392 - (2) yine ondan (Ebî Hureyre R.A den) mervîdir, dedi :

Resulüllah (S.A.V) buyurdu :

«Sizin biriniz, uykusundan uyamb kalkdığı vakit, Abdest almak is¬tediğinde üç sefer burnunu (yıkayîb temizlemek için} sümkürüp atsın. Çünkü şeytan uyuyan kişinin burnunun derinlerinde (genizinde) karar edib durur.» (Hadîsi, Buharı ye Müslim ittifakla rivayet etmişlerdir.) [172]


İzahat


Yani, şeytan hissiyatını gidermek için uyuyan kimseye, uykuda iken ves'vese verme imkanını bulamazsa, kötü rüyaları telkin ederek, iyi rüuyalara mâni olmak maksadiyle burnun en yüksek mevkiine yer¬leşerek dimağına pek çok kötülükleri üka etmeye çalışır. Zira iyi ve kötü rüyaları görme merkezi, dimağdır. İyi rüyaları ve sevinçli şeyleri, göstermeyib, üzücü ve kötü şeyleri ilka etmek ve göstermek maksadiy¬le şeytan, burnun en yüksek çukur ve derinliğine yerleşir.

İşte bu sebeblerden dolayı, Rasûlü ekrem (S.A.V) efendimiz, şeyta¬nın mülevveslikierini gidermek için, uykudan uyanıb abdest almaya veya el yüz yıkamaya başlayan kimsenin, burnunu en az üç sefer atıb su ile temizleyip yîkamasım tavsiye buyuruyor.

Türbeştî ve kadı merhumlar şu görüşleri serd etmektedirler =

«İnsan, uyuduğu vakit, ıslaklıklar, burunda toplanır, burundaki sümük kurur, burnun koku alma hissi ağırlaşır ve fikir anlayışında bir kesme keşük hasıl olur.

— Böyle oluncada insan, karışık rüyalar görür, fikri acâib hayal-larla dolar. Binâenaleyh bu burun pisliklerini, burnun çukurlarında ve genizde bırakan kimse, tenbelliğe, atâlet ve vurdum duymazlığa ka¬pılır. Doğru şeylere karşı, iyi ve sahih düşünce ve görüşler, güçleşir. Hüzû ve huşûa kavuşmak, zorlaşır ve namazın hakkını tam verib, dü¬rüst bir namaz kılamaz.»

Kadî Iyaz merhum da şöyle demiştir :

«Şeytanın, bumun en yüksek çukurunda karar edib durması, ha¬kikat olarakda olabilir. Zira, burun, kalbe penceresi (deliği) olan bir âzadır. Burnun ve kulaklım, kalbe kapaklık yapacak bir şeyi yoktur. Bunların delikleri, direk kalbe açıktır.»

Yani, şeytan burundaki en yüksek merkeze cisim ve cesedinde şe-> kil değişikliği yaparak durması, olabilir ve direk kalbi kirletebilir, de¬mektir.

Tercümesi:

393 - (3) Abdullah bin Zeyd (R.A) e denildi: Resûlüllah (S.A.V) nasıl abdest alırdı?

— Bunun üzerine Abdullah bin Zeyd, abdest alacak bir su kabı istedi, iki eline suyu döktü ve ellerini ikişer defa yıkadı, sonra üçer

defaımaaiua ve istinşak yapdı. Sonra üç defa yüzünü yıkadı. Sonra ellerim dırseklenne kadar, ikişer defa yıkadı. Sonra iki eli ile basma mesnetti ıkı ellerini önden arkaya ve arkadan öne çekti ve basimn yukarısından başladı. Sonra her iki elini başının arka tarafına götMü sonra başladığı yere gelinceye kadar gerisin geri başının yan taraftn-' dan meshederek döndürdü. Sonra ayaklarım yıkadı.»

(Hadîsi imamı mâlik ve Nesâî rivayet etmişlerdir. Ebû Davulunda aynısını rivayet ettiğini «Elcâmî» sahibi zikretmiştir.) [173]


İzahat


Râvî Abdullah bin Zeyd bin Âsim (R.A), Ensârı kiramın Hazrec ka¬bilesinden, sonra mâzinî kabilesine bağlanmış bir sahabedir. Künyesi, Ebû Muhammed dir.

İbni mende ve Ebû Nuaym (R-A), bu zâtın Bedir muharebesine iştirak edib hazır olduğunu demişlerdir. Fakat Ebû Ömer (R.A); Uhud muharebesine ve Bedirden başka diğer muharebelere iştirak ettiğini de¬miştir. Sahih olanda budur.

Râvî Abdullah (R.A), Allâhm kahru gazabına uğrayan yalancı pey¬gamber »Mülseylemetülkezzab» isimli kâfirin katilidir. Vahşî (R.A), bu yalanç-ı peygamber Müseylemetülkezzaba oku atıp yaralamış ve Râvî Abdullah bin Zeyd (R.A) de kılıcı ile öldürmüştür.

Bu zat, Ezanın meşrûiyyetine rüyasiyle sebeb olan Abdullah bin Zeyd-el Ensârî (R.A) den başka bir sahabedir.

Müseyle metül kezzab, Râvî Abdullah (R.A) m kardeşi Habîb bin Zeyd (R.A) ı parça parça yaparak öldürmüşdü. Allâhü teâla kardeşinin intikamını almayı lütfederek öldürtmüştür.

Ravî Abdullah bin Zeyd bin Asım (R.A), «yevmül harre» denilen günde yezid bin muâviye (R.A) in zamanında hicretin altmış üç veya yetmiş üç tarihinde öldürülmüştür. Allah ondan râzî olsun. [174]

Hadîsi şerifde, yani fîli Rasûlü tâlim ve telkin yoluyla beyan eden haberde, Resulü ekrem sallallâhü aJeyhi vesellem efendimizin «filî sün¬netini» beyan buyurmakdadır.

Beyan edilen haberde, Abdest alırken azaların ekserisini üçer defa yıkayib su döküyor. Bâzısında üç yerine iki ve en son cümlesindede «Sonra ayaklarını yıkadı.» ifadesi vardır.

'Hükümlerin değişik şekilde beyan edilmesindeki hikmet, Abdest azalan en mükemmel sünnetle yıkamak, üçer defa olacağına, şayet üçer defa su alınmaz veya dökülüb yıkanmaz ve ikişer veya birer defa da yıkanırsa, caiz olacağına işaret olsa gerektir. Ancak birer veya ikişer defa yîkayıb, bırakmakda, sünnetin kemâli bulunmadığı gibi, Abdest azalarında kuru yerin kalma ihtimalıda olabilir. Bu sebebden çok defa işlenen ve sünnetin en mükemmeli olan Abdest azalarını üçer defa yîkamakdır.

Üçer defa yîkamayıb, ikişer veya birer defa yıkayarak abdest alan¬lara, abdestleri olmadı, denilemez. Olur, caizdir. Ancak sünneti tam iş-lemeyib terk edilmekle, kerâhat olabilir. Yani, sevai» ve mükâfatda az¬lık olur ve peygambere ittibâda kemal olan terk edilmiş olur.

Aslında sünnetler; vâcib ve farzların ikmalini sağlayan amellerdir. Bu sebebden, abdest âzalarının birinci yıkanışında kuru kalan yer olur¬sa, ikinci üçüncü yıkamayla tamamlanabilir.

Tercümesi:

394 - (4) Buhârî ve Müslim üzerinde ittifak etmişlerdir ki;

— Abdullah bin zeyd bin Asım için denildi : «Bize, Resûlüllah (S.A.V) in abdesti ile bir abdest al.

— Bunun üzerine hemen bir su kabı istedi, o su kabını başı aşağı eğerek iki eline suyu döktü, ellerini üç defa yıkadı.

— Sonra elini su kabına sokdu, suyu alarak çıkardı, bir eli ile maz-maza ve istinşak yapdı ve bunu üç defa işledi. Sonra elini yine su kabı¬na sokdu, su ile elini çıkardı, yüzüıtıü üç defa yıkadı. Sonra elini şu ka¬bına sokdu, su ile elini çıkardı ve ellerini dirseklerine kadar ikişer defa yıkadı.

— Sonra elini su kabına sokdu, su İle çıkardı başına mesnetti ve başına mesbi elelrini önden arkaya ve arkadan öne doğru çekerek yapdı. Sonra ayaklarını topuklarına kadar yîkadı. Sonra dedi:

— Resûlüllah (S.A.V) in abdesti işte böyle idi.

— Diğer bir rivayette : Abdullah bin zeyd bin Asım, iki elini başı¬nın ön tarafından arkaya ve arka tarafından öne meshederek çekti ve meshe başının yukarısından başladı, sonra her iki elini kafasına (ba¬şının arkasına) doğru götürdü. Sonra başladığı yere gelinceye kadar gerisin geri meshederek çekti. Sonra ayaklarını yîkadı.

— Diğer bir rivayette : Mazmaza, istinşak ve bunun temizlenme¬sini, üç avuç su ile üçer defa yapdı.

— Buharînin diğer rivayetinde : Başına meshetdi ve iki elini başı¬nın Ön tarafından arkaya ve arkadan öne doğru meshetmeyi bir sefer yapdı. Sonra ayaklanın topuklarına kadar yîkadı.

— Buhaârînin diğer rivayetinde : Mazmaza ve istinşaki, bir avuç su ile üçer defa yapdı.»

Tercümesi:

395 - (5) Abdullah bin Abbas (R.A) den mervîdir, dedi: Resûlül¬lah (S.A.V) birer sefer olmak üzere âzâlannı yîkayıb abdest aldı ve bu¬nun üzerine hiç bir şey ilâve etmedi.»

(Haberi, Buhârî rivayet etmiştir.)

396 - (6) Abdullah bin Zeyd (R.A) den mervîdir;

«Nebiyyi muhterem sallallâhü aleyhi vesellem, âzâlan ikişer ikişer yîkâyarak abdest aldı.»

(Haberi, Buharî rivayet etmiştir.)

397 - (7) Osman (R.A) den mervîdir, Mekâıd denilen yerde (me-dîne-i münevverede bir yerin ismidir) abdest aldı, hemen dedi :

«Dikkat ediniz! Size Resûlüllah (S.A.V) in abdestini göstereyim mi?.

Bu söz üzerine Osman (R.A) abdest azalarını üçer üçer yıkaya¬rak abdest aldı.» (Haberi, Müslim rivayet etmiştir.) [175]


Îzâhat


Yukardaki haberler, îîli Rasûlü (S.A.V) beyan etmektedirki, bunlar¬dan birincisinde, Kasûlüllah sallallâhü aleyhi veselfem efendimizin, abdest azalarını birer sefer, ikincisinde; ikişer sefer ve üçüncüsünde, üçer sefer yıkadığı izah buyurulmaktadır.

Rasûlüllah (S.A.V) efendimizin, böyle işlemesi, ümmetine bu amel¬lerden her biri ile abdest almanın cevazını tâlim etmek içindir. Aynı zamanda bunlardan birinci amel ile ikinci ve üçüncü amellerin sevab ve fazilet farkının olduğunuda beyan içindirki, mükemmel olanın se¬vabı daha çoktur. Aynı zamanda kemal üzerine ziyâdeleştirmekde, nok¬sanlık, hata, zulüm ve kötülüktür.

Yani en mükemmel abdest alış, abdest azalarını üçer defa yîka-makdır. Üçer defadan fazla yıkamak ise, dinde bir ziyâde amel, hata, zulüm, kötülük, Bid'at ve israfdır. İsraf iser haramdır.

Tercümesi:

398 - (8) Abdullah bin Amr (R.A) den mervîdir, dedi

«Biz, Resûlüllah (S.A.V) ile beraber mekkeden medîneye döndük, Tâki yolda bir suyun yanma geldiğimiz vakit, ikindi namazı vaktinde kavm (cemaat) acele etti, hemen acele acele abdest aldılar. Nihayet biz onların yanına ulaşdığımızda onların ayak topuklarına (diklerine) san¬ki hiç su dokunub ıslanmamıştı.

— Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :

«Her türlü helak ve cehennem azabı, o topuklara ki (topukların sa-hiblerine Ki), abdestlerinde, abdest sularını mahallerine ulaşdırmakda müsamaha ve ihmal ederler. Binâenaleyh abdesti, tam bir şekilde alı¬nız.» (Hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.) [176]


Îzâhat


Bu hadîsi şerifder şu hususlar beyan edilmektedir :

a) Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz, ashabı ile mekke-i mükerremeden medîne-i münevvereye gitmek üzere yola çıkı¬yorlar.

b) Yolda giderken bir suya rastlayorlar. îkindi vaktide biraz daral¬mış imiş, îtikad ve amelde ihlaslı olan mübarek sahabeler, abdest alır¬ken acele yapıyorlar. «Acele işe, şeytan karışır.» kabilinden, abdest aza¬larından bilhassa ayaklarının topuklarının diblerinde kuru yerler, kalı¬yor,

c) Bu hâli gören sevgili efendimiz, hemen şöyle; «Bütün helak ve cehennem azabı, o topuklarki (topukların sahihlerine ki), abdestlerin¬de, ahdest sularını mahallerine ulaşdırmakda ihmal ederler.» buyur¬muştur.

d) Abdest alan kimselerin, acele ederek, abdest azalarında, bilhas¬sa topuklarının diblerinde, dirseklerinin uç ve arkalarında ve daha baş¬ka azaların çukur yerlerinde kuru yer koymamalıdırlar. Ve kuru yer¬lerin kalmaması için, hadîsi şerifin son cümlesi olan şu, «Abdesti, tam bir şekilde alınız.» cümledeki emri Rasûle riâyet ederek sükûnetle al mak gerekir. Yani, abdestin farzlarını, sünnet ve müstehablarmı ta¬mamlayarak alınızki, hem abdestiniz ve o abdest ile işlediğiniz amelle¬riniz, makbul olsun ve hemde âhiretde cehennem ateşinden korun¬muş olasınız.

Tercümesi:

399 - (9) Mugîre bin Şube (R.A) den mervîdir, dedi : «Muhakkak ki, Nebiyyî muhterem sallallâhü aleyhi vesellem ah¬dest aldı, alın saçının üstüne, sangı ve ayaklanndaki iki mesti üzerine mesnetti.» (Haberi, Müslim rivayet etmiştir.) [177]


İzahat


Râvî Muğîre bin Şube (R.A), sakîf kabîlesindendir. Handek muha¬rebesi yılıki, hicretin beşinci senesinde müslüman oldu. ilk iştirak ettiği muharebe, hicretin altıncı senesinde vuku bulan «Hudeybiye» muhare¬besidir.

Hz. Muûviye zamanında, onun küfe emîri idi ve küfede vefat et¬miştir. Allah ondan razı olsun.

Bu zat hakkında, biraz geniş malumat, bu cildin yukarısında «İlim Bahsi» başlığının altında geçmiştir.

Haberde, Abdestîn sünnetlerinden olan başa meshetmeyi ve iki mest üzerine meshetmenin cevazı beyan edilmektedir. Sarık üzerine mesh meselesini ise, Rasûlüllah (S.A.V) in başında meshettikden son¬ra sarığını tesviye edib düzeltmek mânasına olduğu veya başının alın kısmının üzerinde yara üzerine sarılmış sargı üzerine meshetmiştir, şeklinde îzah edilmiştir.

Ebû Hanîfe ve îmamı mâlik (R.A) a göre, her hanki sebeb ve şe¬kilde olursa olsun, başa giyilen sarık üzerine meshetmek caiz değil¬dir. Buradaki sarık üzerine meshetme keyfiyeti, yukardaki şekilde amel etmekten ibarettir.

İmam-ı Sevrî, Dâvudu Zahirî ve Ahmed bin hanbel (R.A) e göre ise, sarık üzerine meshetmeyi, hadîsin zahirine hamlederek caizdir, demiştir.

İmam-ı Şâfl-î (R.A) a göre ise, sarığın üzerine meshetmekle, farz sakıt olmaz. [178]

Tercümesi:

400- (10) Aişe (R.A) den mervîdir, dedi =

«Nebiyyi muhterem sallaliâhü aleyhi veseiîem, her hal ve işinde : imkân dahilinde temizliğinde, saç sakal daraması ve elek tıraşı gibilerin¬de ve ayakkabı (ve elbise) giyiminde sağdan başlamap severdi.»

(Haberi, Buhârî ve Müslim itifakla rivayet etmişlerdir.) [179]


İzahat


Haberde vârid olduğu üzere, Rasûlü ekrem sallaliâhü aleyhi vesel-lem efendimiz, meşru ve iyi olan her şeyinde sağdan başlayın davam etmiştir. Hz. Aişe validemizin beyan ettiği şu ntfsus ve amellerinde sağdan başladığı beyan edilmektedir :

a) Abdest ve guşul temizliğinde, ellerini ve ayaklarım keza diğer azalarını sağdan başlayarak yîkayıb temizlemiştir. Her âzâsmm evve¬la sağını, sonra solunu yîkamışdır. Keza misvakını, sağından başlayib sol tarafına doğru kullanmaya devam etmiştir.

b) Yemesinde, içmesinde, imısafahalaşmasındar bir şeyi alıb ver¬mede, mescide ve camiye girmesindeki amelleri gibi, iyi ve hayırlı iş¬lerinde hep sağdan başlardı.

c) saçını ve sakalım daramasmda, bıyığını kısaltmasında, başmı ve eteğini tıraş edib kazımasında, koltuk altının kıllarını yolmasında ve tırnaklarını kesmesi gibi amellerinde, hep sağından başlardı,

d) Ayak kablarmı, mestlerini, elbise ve gömlekleri gibi giyim eş¬yalarını, hep sağından başlayarak giyerdi.

Hadîsi şerifin mefhûmundan anlaşılnuştırki; Rasûlü ekrem sallal¬iâhü aleyhi vesellem efendimiz, iyi ve güzel olmayıb zarurî olan kerih işlerinde de, soldan başlamayı severdi.

Mesela : «Helaya, çarşı ve sokaklara, mâsiyet mahalline ve üun-lara benzeyen kerih yerlere, sol ayağı ve sol eliyle girer ve yapışırdı.

— Mescidden, sol ayağı ile çıkardı. BurnnunuF sol eliyle temizler¬di. Balgamlı tükrük gibi ağzından tükrüğünü, sol tarafına ve sol ayağı-* nın altına tükürürdü. Helada, istincayı, sol eliyle yapardı. Elbisesini ve ayak kabını çıkarırken, solundan başlayarak çıkarırdı. Keza bunla¬rın gibi, kerih olan amel ve yerlerde soldan başlardı.» [180]

Yukardaki saydığımız amellerin, sünnet ve müstehablığı hususun¬da, bir nebze malûmat, yukarda geçmiştir. Ancak hanefî fasihlerine göre, iyi olan her şeyde.ve abdest ile gusul işlerinde, sağdan başlamak, müstehabdır. [181]


Asbestin Sünnetleri Île İlgili İkinci Fasıl


Tercümesi:

401 - (11) EbûHüreyre(R.A) den mervîdir, dedi.

Resulü ekrem (S.A.V) buyurdu :

«Elbise giydiğiniz ve abdest aldığınız vakit, sağınızdan başlayınız. (Hadîsi, Ahmet ve Ebû Davud rivayet etmiştir.)

Tercümesi:

402 - (12) SaîdBinZeyd (R.A) den mervldİr,dedi :

Resûlüllafr (SA.V) buyurdu :

«Abdest alırken Allahı zikir etmiyenin (anmıyanın) abdesti yok¬tur.»

tHadîsi, Tirmizî ve İbni Mace rivayet etmiştir)

Tercümesi:

403 - (13) Bu hadisi, Ahmet ve Ebû Davud,,EJra Hûreyre (R.A) den rivayet etmişlerdir.

Tercümesi:

404 - (14) Darimî, Ebû Said el Hudrî (R.A) den, o da Babasın-dan rivayet edib, Hadîsin evveline şu cümleyi ziyade ettiler : «Abdesti olmayan kimsenin, namazı olmaz» [182]


İzahat


Râvî Saîd bin Zeyd (R.A), kureyş kabilesinin Adevî soyundandır. îlk müslümanlardan ve cennetle müjdelenen on sahabeden birisidir. Künyesi, Ertulâaverdir.'

Hz. Saîd, Hz. Ömer-in amca zadesi ve. eniştesidir. Siyer kitahlann-da uzun şekilde yazıldığı üzere, Hz. Ömerîn müslüman olmasına, kız kardeşi Fâtıma (R.A) ile eniştesi Hz. Saîd (R.A), sebeb olmuştu.

Hz. Saîd, Bedir muharebesinden başka bütün harblerde hazır bu¬lunmuştur. Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellemin ashabının; âbid, zâhid ve duası müstecab olanlarından idi. Aynı zamanda, cihada gidib dâima muharebeye iştirak edenlerdendir. Bedir muharebesine iştirak etmemesine sebeb, Şainı şerife bir vazifeyi îfa etmek için gönderilme¬sidir.

Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimizden, dört hadis rivayet ettiği beyan edilir.

Vefatı, Medîne-i münevverede «Akîk» denilen mahalde yetmiş ya¬şını mütecaviz olduğu halde, hicretin elli (50) veya elli bir (51) tari¬hinde vuku bulmuş ve cennetül Bakîa, defnedilmiştir. Allah ondan râzî olsun.

Hadîsi şerifde, Abdest alırken, «Allâhm adım (ismini) zikretmlye-nin abdesti, yoktur.» buyurulmuştur. Buradaki hüküm, abdest alacak kimse, abdeste başlarken besmeleyi çekerek abdesti almaz ise, sünnet terk edilmekle, (abdest tam ve kâmil) bir abdest olmaz, demektir.

Evet abdesf şahindir, fakat kemal ve fazileti olmadan, ynni âzalar-"daki manevî kir temizlenmeden, abdest alınmış olur.

Bu husus, Ümi Ömer ve tbni Mes'nd (R.A) in, Rasûlü ekrem sal¬lallâhü aleyhi vesellem efendimizden rivayet ettikleri bir hadîsi şerif¬de şöyle buyurulmuştur:

«Bir kimse, abdesti alır ve Allanın adını anarsa, bütün bedeni (ma¬nevî kirden) tertemiz olnr.

— Bir kimsede, Allâhm admı anmadan (besmele çekmeden) ab¬dest alırsa, sâdece abdest azalan tertemiz olur.» [183]

Buradaki taharet ve temizlik, bütün günahlardan (yani, küçük gü¬nahlardan) tertemiz olur, demektir.

Abdest ve gusul temizliği ile, bedenin işlediği küçük günahların bağışlanacağı yukarda «Taharet Bahsi» başlığının altında geçmiştir.

Besmelede sünnet1 olan, abdestin evvelinde olmasıdır. Abdestin evvelinde her hanki bir sebeble besmele terk edilirse, abdest anasında besmeleyi çekse dahi sünnet yerini bulmaz. Ancak abdestin besmele¬siz bitmemesi için, abdestin arasında aklına gelen kimsenin, hemen besmeleyi söylemesi iyidir.

Biz Hanefîlere göre, abdestin evvelinde besmele çekmek sünnettir. İmamı Ahmed bin hanbele ve imam-ı Mâlik (R.A) a göre, hadîsin za¬hiri ile hükmederek, abdestin evvelinde besmele çekmek, vâcibdir.

Şâfl-i merhuma göre, Abdestin evvelinde besmele çekmek, farzdır. 'Zâhidî merhum böylece zikretmiştir. [184]

Biz Hanefîlerin cevabı, buradaki hadîsi şerifdeki hüküm, abdestin evvelinde besmele çekilmezse, abdestin manevî fazilet ve sevabı yok olur.

Netekim bir hadîsi şerifde şöyle buyurulmuştur : «Mescidin (Caminin), komşusu için namaz kılmak olmaz, ancak mescidde (camide) olur.» [185]

Bu hadîsi şerifdeki hüküm, mescidin bitişiğinde veya yanında kom¬şu olan kimsenin, namazını mutlaka camide kılması lazımdır, şayet camide kılmaz ise, namazı olmaz, manasına olmayıb, belki caminin yanında komşu olan camiye çıkıl) namazını kılması gerekir. Şayet câ-miye çıkmadan evinde kılarsa, tam ve mükemmel bir namaz olmaz. Namazın kemal ve sevabında noksanlık olur.

Üçüncü hadîs olarak yazılan 404 nolu hadîsin hükmü ise; «Abdesti olmayan kimsenin, namazı olmaz» hiç abdesti olmayanın abdest alma¬sının farzıyetini beyan eden âyeti kerîmeyi, tefsir ve îzahdan ibarettir. Zîra abdest, namazın şartındandır. Binaenaleyh şart olan abdest olmaz¬sa, meşrut olan namazda, olmaz.

Tercümesi:

405 - (15) İekît bin sabra (R.A) den mervîdir, dedi:

Abdestden Haber ver yarasulallah! dedin

Rasûlüüah {SAM) de buyurdu:

«Abdeslini tam al, parmakların arasını ovala, burnuna su alırken İyi çek ancak oruçlu İsen mübalağa etme.»

(Hadîsi, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesâi Rivayet etmişlerdir.

îbni mace ve Darimî «Parmakların arasını ovala» kelimesine kadar rivayet etmişlerdir.) [186]


İzahat


Râvf İekît bin sabra (R.A), Tâifli bir sahâbe-i kiramdır. Ebû Rem veva Ehû Asım künyesi ile künyelenmiştir. Vefatı hakkında bir malu¬mat, bulunamamıştır. Allah ondan razî olsun.Hadîsi şerifde, Abdestin şu hüküm ve sünnetleri beyan edilmek¬tedir :

a) Bir defa abdestin başından sonuna kadar, acele etmeden farz ve sünnetleri, mükemmel bir şekilde tamamlanması için, abdest aza¬larının mükemmel yıkanması emir buyurulmuştur.

b) Ellerin ve ayakların parmaklarının aralan, hilallanarak ova¬lanması emir Duyurulmuştur. Buradaki emri ftasfil, sünnet ifâde etmek¬tedir.

İbni Hacer (R.A) demiştirki : «El parmaklarım bir birine geçirerek mescidde namaz beklemek mekruhtur.»

Biz Hanefîlere göre, elleri irir tiirine bağlayarak çalımlı bir şekil¬de durmak, her zaman,ve mekanda, kerihdir. Çünkü kibirlilik emaresi vardır. Kibirlenme ise, mümine hiç yakışmaz. Zira kibirlenmek, üç hal ve yerden başkasında haramdır. Hele bel ağrısı gibi bir mazereti 'olmadan, elleri kalçaların üzerlerine bağlayarak arkada tutup yürümek veya durmak çok kerih ve kibir alâmetidir.

Ellerin parmaklarının hilallanmasi; elleri, bir öiri üstüne koyarak parmakların bir bM araşma girmesini sagjayıb ovalamaktır.

Ayaklarm parmakları arasım hilallamak ise, sol elin küçük parma¬ğını sağ ayağın küçük parmağının arasına sokarak başlayıb sol ayağın küçük parmağına gelinceye kadar, parmakların aralarını ovalamaktır. Ve bu hususa riayet etmek, müstehabdır. Fakat hanki şekilde ve hanki parmakla olursa, yine hilallama sünnetinin aslı, hasıl olmuş ol^ur. Anoak küçük parmakla hilallamak, sünnete uygun olandır. Netekim ilerde 407. Haberde gelecektir.

c) Hadîsi şerifde, oruçlu olunmadığı takdirde, istinşak-m mubâla-ğa ile yapılması, buyurulmuştur. Buradaki mübalağa, üç sefer yapmak ve her seferinin, burunun derinliğine kadar varmasıdır.

d) Oruçlu iken bu şekilde istinşak edilirse, boğaza suyun, kaçarak mideye gidib orucun bozulabileceğinden, oruçlu iken iştinşak-m mü¬balağa ile yapılmaması, buyurulmuştur.

406 - (16) İbni Abbas (R.A) den mervîdir, dedi: Resûmilah (S.A.V) buyurdu:

«Abdest aldığın vakitlerde, elleriyin ve ayaklanyın parmaklan arasını ovala.»

(Hadîsi, Tirmizi ve ibni mâce rivayet etmiştir. Tirmizi: Bu Hadis, ğaribdir, dedi.)

Tercümesi:

407 - (17) Müstevrid Bin Şeddâd (R.A) den mervîdir, dedi : «Resulü ekrem (S.A.V) î gördüm, Abdest aldığı vakit, ayağının parmaklan aralarını elinin küçük parmağı ile ovalardı.» [187]


İzahat


Râvî müstevrid bin Şeddâd (R.A), Kureyş kabilesinin fihir soyun-dandır. Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimizden yedi (7) hadîsi şerif rivayet etmiştir. Yani, sahabenin muhâcirlerindendir.

Küfede sakin olmuştur, sonra Mısıra gidil) orada sakin olmuştur. Vefat târihine rastlanamamıştır. Allah ondan râzî olsun.

Haberde beyan edildiği üzere, Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi ve-sellem efendimizin, abdest alırken ayaklarının parmaklarının arasmı, elinin küçük parmağı ile hilallayarak ovaladığı, beyan edilmektedir.

Tercümesi:

408 - (18) Enes (R.A) den mervîdir, dedi:

«Resûlüllah (S.A.V) Abdest aldığı vakit, avcuna suyu alır. Çene¬sinin altına iletir, sakalını o su ile hilaJlardı ve Rabbim, bana böyle em¬retti, derdi.» (Haberi, Ebû Davud rivayet etmiştir.)

(Not : Bu haberde de, Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin kendisine, ya cebrâil aleyhisselam vasıtası ile veya vahyi hafî yoluyla sakalının altını hilallama ile emrolunduğunu beyan ede¬rek, abdestin sünnetlerinden birisini îzah etmiştir.)

Tercümesi:

409- (19) Osman (R:A) den mervîdir.

«Nebiyyİ muhterem (SA.V), sakalını hilallardı.» (Haberi, Timüzi- ve Darâmîy rivayet etmiştir.)

Tercümesi:

410 - (20) EbiHayye (R.A) den mervidir, dedi:

«Hazret! Aliyi abdest alırken gördüm, temizleninceye (kanâati ge¬linceye) kadar ellerini yıkadı. Sonra üç defa ağzına su verdi.

Üç defa burnuna su verdi, üç defa yüzünü yıkadı,

Üç defa kollarım yıkadı, bir defa başını mesnetti, sonra ayaklarını topuklara kadar yıkadı.

— Sonra kalktı, hemen abdest suyunun artanından ayakta olduğa halde içti.

— Sonra şöyle dedi:

«Resûlüllah (S.A.VI in, abdestlnin nasıl olduğunu size göstermek İstedim.» (Haberi, Tirmizi ve Nesâî rivayet etmiştir.) [188]


İzahat


Râvî Ebû Hayye (R.A), kaysulvâdîdirki, Küfenin Hemedan şehrin¬den büyük bir muhaddis ve tâbiîndendir. ÎSminin, Amr bin Nasr veya Âmir bin elhâris olduğu söylenir. İbni Hibıban, bu zatın sika (itimada layık) bir kişi oldjığuiıu zikretmiştir. Yâni, sikalardan birisidir. Vefatı hakkında malumat, bulunamamıştır. Allah ondan râzî olsun. [189]

Yukardaki haberde Hz. Ali (R.A)r şu hususları beyan etmiştir :

a) Rasûlü ekrem efendimizin abdest alışının en mükemmel şek¬li olan abdest azalarını üçer defa yıkamak ve başa bir sefer meshetmek keyfiyetini ümmete tâlim etmiştir.

b) Abdesti alıb bitirdikten sonra, abdestten artan suyu ayakda iç-meside, yine ibâdetden artan suyun içilmesinin ibir bereket olduğunu beyan etmektir.

c) Aynı zamanda, abdest suyundan kalan suyun ayakda içilme¬sinin cevazını, tâlim etmek içindir.

Tercümesi î

411 - (21) Abdi Hayır (RA) den mervidir, dedi: «Biz oturuyorduk ve AIİ (R A) İn abdest alışma bakıyorduk. Sağ elin! soya batırdı, ve ağzına soyu aldır mazmaza ve istinşak yaptı, ve sol eliyle stimkiirdü ve buna bütün azalarda üç sefer yapdı. sonra klmkî Resûlüllâhm abdest alışını görmek isteyor (ve seviyor) ise, Rasûlüllah-ın tahareti (abdest alışı) İşte böyle idi, dedi.» (Haberi; Darimî rivayet etmiştir,) [190]


İzahat


Râvî Abdi Hayr (R.A), Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz zamanına'yetişmiş ve fakat Rasûlü ©krem efendimize mülâki olub kavuşamadığından.aşlıabdan değil, tabiînin ulularından olmuştur.

Abdti hayr = Hayrın kain, demektirki, şerrin zıddıdir. kendisi küfe¬nin Hemedâmndandır. Küfede sakin olmuştur. Ebû Amâre ile künyelen-miştir. Yüz yirmi (120) sene yaşadığı yazılmaktadır. Allah ondan râzî olsun.

Tercümesi:

412 - (22)Abdullah Bin Zeyd (RJV) den mervîdir, dedi: «Ben Rasûlüllahı bir avuç su ile bir defa mazmaza, ve İstinşak tığını gördüm, aynı zamanda bunu üç defa işlerdi.» (Haberi, Ebû Dâvudye Tirmizî Rivayet etmiştir.) [191]


İzahat


Râvî Abdullah bin zeyd (RA)f Tîbî rrterhum dediki; bu zat. ezanı rüyasında gören Zeyd bin Abdullah (RA) dır. Akabe bîatmda hazır m* lunmuştur. Bedir muharebesinde ve ondan sonraki bütün muhâremer-de hazır bulunmuştur. Ensârı kiramdandır.

Künyesi, Ebû Muhammed dir. Ezanı Muhammediyeyi rüyasında görüşür hicretin birinci senesinde mescidi nebevinin yapılmasından son¬ra vuku bulmuştur.

Hu' Zâtın, babası ve anneside sahâbe-i kiramdan idiler. Mekkenin fethi günü, Haris bin hazrec kabilesini temsîlen bir sancak tutuyordu.

Vefatı, hicretin otuz ikinci (32) senesinde, altmış dört (64) yaşında medîne4 münevverede v^ıkû bulmuştur. Allah ondan râzî olsun.

Haberde, fili Rasûl ile sabit olan abdestin sünnetlerinden mazmaza ve istinşak-m üçer defa yapıldığı beyan edilmektedir.

Tercüme»

413- (23) tbnİAbbas (R.A) den mervidir, dedi: «Resulü Ekrem (S.A.V) Başmı ve kulaklarını meshetti; Kulakları¬nın İçini, şehadet parmaklan ile ve kulaklarının dışlarım baş parmak* lan İle meshetti.» (Haberi, Nesaî rivayet etmiştir.)

(Not; Bu haberdede, abdestin sürmelerinden, kulakların içinin ve dışının meshedilme keyfiyeti, hanki parmaklarla ve nasıl yapıldığı açıklanmıştır.)

Tercümesi:

414- (24) Rubeyyî Bİnti Mnavvlz (R.A) den mervîdir, dedi : «Resûlülîah (S.A.V) i abdest alırken gördüğünü dedlki :

— Resulü ekrem (SA.V), ön ve arka taraflarından başım, şakak¬larını ve kulaklarım bir sefer meshetti.

— Diğer bir rivayette, Resûlüllah (S.A.V) abdest aldı, parmaklarını kulak deliklerine soktu.»

(Haberi, EM Davud rivayet etmiştir. Tirrnizi7 birinci kavli rivayet etmiştir. Ahmet ve ibni mâce ise, ikinci kavli rivayet etmişlerdir.} [192]


İzahat


Râvî Rubeyyî binti muavviz (R.A), Bedir muharebesinde Ebû ceh¬lin öldürülmesini, kardeşi Muaz CRA) ile beraber sağlayan Muavviz (R.A) in kızıdır, ve tesettür âyeti ile hicab âyeti gelinceye kadar, bâzı muharebelere iştirak etmiş ve harbde yaralananların tedavilerine ba¬kar ve şehid olanları, Medîne-i Münevvereye nakledib götürürdü. Yani, bu muhtereme, bir kadın sahabedir.

Bîatürrızvanda bulunmuşt;ur, yani, ağacın altında bîat edenlerden¬dir. Medîne-i münevvere ve basra ehâlîsinin yanında naklettikleri hadî¬si şerif, öğrenilib amel edilmiştir.

Peygamber sallallâhü ialeyhi vesellem efendimizden bizzat rivayet ettiği hadîsi şerif, T/irmi (20) kadardır. Vefatı hakkında gerekli bilgiye rastlanamamıştır. Allah ondan râzî olsun.

Râvînin beyan ettiği haberde, Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi ve¬sellem efendimizin, basma yapdığı kablama meshi tarif edib açıklamak¬tadır ki, abdestin sünnetlerinden birisi, fîli Rasûlü beyan ederek tesbit-Ienmektedir ve her abdestte bir sefer yapmak, sünnettir.

Bu şekildeki kablama meshin beyanı gibi hadis ve haberlerin hük¬mü gereğince, tmam-ı Azam Ebû Hanîfe ile İmamı mâlik ve imamı Ah-med bin banbele (Allah hepsinden râzî olsun) göre, başa bîr sefer kab¬lama mesfo yapmak sünnettir. . .

ŞâlL-î merhuma göre ise, başa kablama ihesni, her Seferinde yeni su ile olmak kaydı ile, üç sefer meshetmek, sünnettir.

Haberde beyan edilen, «şakaklarla kulaklarına meshederdi» cüm¬lesinden anlaşılmaktadırki, başa meshedilen sudan şakaklara ve kulak¬lara möshedilmektedir. K,ulaklara meshetmek için yeniden su almaya gerek yoktur. Ebû Hanîfe (R.A) m mezhebide böyleoedir.

Bu hükmün tatbiki görüldüğü üzere, kablama meshdedir. Yani, her iki ele suyu altb ıslattıktan sonra başa meshedilib, ondan sonra kulakla¬rın meshetmek şeklindeki, ameldedir. Bir el ile başın dörîde Mrine mes-hedildiğinde, bu hüküm icra edilemez. Zira bir ele su almıyor. Diğer ele alınmayor. Böyle olunca kulaklara meshetmek için, ellere yeniden su almak gere^. Tedavülde aynısı, işlenmektedir.

Tercümesi:

415- (25) Abdullah bin Zeyd (R.A) den mervîdirki; «Resûlilillah (S.A.V) abdest aldığını ve ellerinde kalan sudan başka bir su ile meshettiğini gördü.» (Haberi, Tirmizi rivayet etmiştir. Ve Müslimde fazlasiyle beraber rivayet etmiştir.)

(Not: Bu haber, şâfi-î merhumun delilidir. Zira bu haberde, Rasû¬lü ekrem efendimizin abdest aldığı zaman başına meshetmek için ye¬niden başka bir su alıb meshetme keyfiyetinden, istidlal ederek, başa meshde diğer azalarda üçer defa olduğu gibi, başda yeniden su alarak meshetmenin sünnetliğini beyan etmektedir. Şâfi-î merhumda, bu mes-bın .-^ Qfifer olması keyfiyetine zahib olub hükmetmektedir.)

Tercümesi:

416- (26) Eni Ümâme (R.A) den mervtdir,

Ebt Ümâme Resulü ekrem (S.A.V) in abdestini zikretti ve deaı:

«Resûlüllâh (S.A.V) gözünün pınarlarını mesnetti ve «Kulaklar baş¬tandır» buyurdu.

(Hadîsi, îbni Mâce, Ebû Davud ve Tirmizî rivayet etmiştir. Ebû Davud ve TirinM zikrettilerki, hammad dedi:

«Kulaklar baştandır» sözü, Ebû Ümâmenın sözümü, yoksa Resûlül-lah (S*A.V) m kavlindenmidir? bilmiyorum.) [193]


Îzahat


Râvî Ebû Ümâme (R.A), Ensân kiramın hazrec kabîlesindendir. Tîbî merhum böyle demiştir.

Musannif hatibi Tebriz! merhum ise, bu zat; sâd bin Hanîf el ensârî-dir ve Evs kabilesine mensubdur, demektedir. Künyesiyle meşhurdur, (/ani, Ebû umâme ile meşhurdur.

Bu zat, Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz zama-unda, efendimizin vefatından iki sene evvel dünyaya gelmiştir. Kendisi, cüçülc olduğundan efendimizden hiç bir hadis işidememiştir.

Bu sebebden bâzı bilginler, sahabeden sonra gelen tabiînden demiş-terdir.

tbnl Abdul bir (R.A) ise, sahabeden olduğunu isbatlamış ve sonra demiştirki; Bu zat, Medîne4 Münevverede tabiînin ululanndan ve âlim lerin en kuvvetlilerinden birisi idi. Kendisinden, babası, Ebû said ve bunlardan başkaları, hadis işitib öğrenmişlerdir. Hadis nakli hususun¬da, sahabe ve tabiîn nazarında ittifakla makbul ve mûtemed bir kimse idi.

Vefatı, hicretin yüzüncü (100) senesinde, yetmiş iki yaşında vuku bulmuştur. Allah ondan razî olsun.

£bû Ümâme ik.A), denilince burada Ebû ûmâmctumanılî (R.A) olmak ihîimajıda vardır. Fakat Ebû ümâmetülbâhilî merhum, birinci cildin 139. sahîfesinde geçtiği üzere, sahâbe-i kiramdan olub pek çok ha¬dis nakledib öğreten ve: sahabenin en çok yaşayanlarından birisidir.

Hadîsi şerif hakkında gerekli malûmat, biraz yukarda geçmiştir.

Tercümesi:

417 - (27) Amiı: bin Şûayb, o babasından, oda dedesinden (Allah hepsinden razî olsun) rivayet edib dedlki:

«Nebiyyl muhterem (S.A.V) e, bir bedevi arab geldi ve abdestden sordu. ?

— Resulü ekrem (S.A.V) de :

— Her âzâyı üçer defa yıkayarak abdest almayı tarif edib gösterdi.

«Abdest böyle alınır, binâenaleyh kimkl bunun üzerine ziyade eder¬se, muhakkak o kimse, kötüilük İşlemiş olur, hududu aşmış olur ve zu¬lüm etmiş olur.» buyurdu.

(Hadîsi, Nesaî ve îbni Mâce rivayet etmiştir. Ebû Dâvud da, b,u mânâda rivayet etmiştir.) [194]


İzahat


Hadîsi şerifde, Rasûlü ekrem sallallâljü aleyhi vesellem efendimi¬zin abdesti alıb, her azayı üçer defa yîkadıkdan sonra, «Abdest böyle alınır» cümlesini buyuruyor ve mübarek sözlerinin sonunda, «klmki, bunun üzerine ziyâde .ederse, muhakkak o kimse, kötülük işlemiş olur, hududu aşmış olur ve zulüm etmiş olur.» cümlelerini beyan etmiştir.

Şimdi biz bu son cümlelerin üçünü kısa yoldan açıklamaya çalışa¬lım : .

a) «Abdestde ziyâde eden kimse, kötülük (günah) işlemiş olur.»

Yani, Peygamber sallallâhü aleyhi ves-ellem efendimizin abdest alı¬şındaki sünnetini, azırisıyarak abdest alırken, abdest azalarını üçden fazla yıkayan kimse, sünneti terk etmekle günah işlemiş olur.

b) «Abdest de ziyâde eden kimse, hududu aşmış olur.» Sünnete ilâve ederek abdest azalarını, üçden fazla yıkayanlar, el¬bette peygamber sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin çizmiş olduğu en son hududu aşmışlardır. Bu ise, çok kötü bir hal ve ameldir.

e) «Abdest de ziyâde eden kimse, zulüm etmiş olur.» buyurulmak-lada, peygamber efendimizin fili nebi ile kavline muhalefet etmekle, o şahıs kendi nefsine zulmetmiş olur. Zira hem efendimize muhalefet zulmü ve hem nefsine daha fazla, fâidesiz ve lüzumsuz bir yük yüklet¬mek suretiyle zulüm etmiştir.

İlmi melek merhum dedi: «Bu kötülük ve fenalıklarla ve sünnetin en son kemâlini aşma ile ilgili kelimeler; peygamberin sünnetine mu¬halefetin eşed şekilde fenalık ve men'ini izhar etmek içindir.»

Hafızuddîni Nesefî merhumda dediki:

«Bu abdest azalarını üçden fazla yıkamadaki davranış, o şahıs ken¬disince sünnet olan böyledir, diyerek îtikad edib kendi görüş ve itikadı ile amel ederse, bu günah olur. Yoksa, Abdestin tamamlanmasında ken¬disinde bir şek ve şüphe olursa, bu takdirde üçden fazla yîkadığmda, bir beis yoktur.» [195]

Tercümesi:

418 - (28) Abdullah bin Muğaffel (R.A) den mervidir, bu zat oğ¬lunun şu duayı söylediğini işitmiş î

«Allahım! ben senden cennetin sağ tarafından beyaz köşkler, iste¬rim.»

Bunun üzerine Abdullah (R.A} oğluna dedi:

«Ey oğlum! Allâhdan cennet iste ve Cehennemden ona sığın. Zira ben Resûlüllah (S.A.V) den işittimki:

«Yakında bu ümmetten bir kavm (cemaat) zuhur edecektir, dua ve temizllkde haddi tecâvüz edecekler.»

(Hadîsi, Ahmet, EM Dâvud ve İbni Mâce rivayet etmişlerdir.) [196]


İzahat


Râvî Abdullah bin muğaffel (R.A), hakkında gerekli malûmat, yu¬karda geçmiştir.

Hadîsi şerifin naklinde şu hususlar beyan edilmektedir :

a) Râvînin, Oğlunun şu duada bulunması:

«Allâhım! ben senden, cennetin sağ tarafından beyaz köşkler İste¬rim.»

b) Bu duanm tam yerinde olmayıb, hak teâlâdan dua edib yalvar¬manın usul ve âdabını, büyüğü olan babası, evlâdına tâlim sadedinde şöyle dâyor:

«Ey oğlum! Allâhdan cennet iste ve cehennemden ona sığın.»

Bu hal, babanın ciğeri evladına, din yolunda en güzel îkaz ve öğüt¬lerinden bir örnektir. Zira evlad, Allâhü teâladan sâde cennet ve nîmet isteyor. Cehennemden korkma ve ondan Allâha sığınmayı terk ediyor.

Halbuki mümin, «Beynel havfi verreca» denilen halde yaşayıb dua edecektirki; Hem Allâhdan korkacak ve nemde onun rahmetinden umu¬dunu kesmeyecektir.

Bir âyeti kerîme mealinde şöyle duyurulmuştur : «Allâh-a, hem (azabından) korkarak ve hem (rahmetini) umarak duâ ediniz.» (Araf sûresi, 56)

c) Hadîsi şerifin son cümlesi olan şu satırlar ise, şayanı dikkattir: «Yakında bu ümmetten bir kavm (bir cemâat) zuhur edecektir, on¬lar, dua ve temizlikde haddi tecâvüz edecekler.»

Hadîsi şerifin bu cümlesinin hükmü, hemen tabiîn devrinde gö¬rülüyor, dua ederken usul ve âdâbma riâyet edilmeyor. Hem cennet ve rahmeti umarak ve hem cehennem azabından korkarak hakka niyaz¬da bulunmak yerine, sâdece cennetin sağ tarafından beyaz köşkler is¬teniyor.

" îşte bu hâlin görünüşü, yakın zamanda böyle dua edenlerin olaca¬ğını ilâhî ekrandan seyredib gören sevgili efendimizin haber verdiği hâ¬lin zuhuru ile, bir mûcizei Rasul müşahede edilmiş oluyor.

Keza abdest ve gusul gibi taharetlerinde haddi tecâvüz edenleri gör¬düğümüzde, yine Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin, mûcesini müşahede etmiş oluruz.

Tercümesi:

419- (29) Übeyy bin Kaab (RA) den menidir, Neblyyİ muhterem (SA.V) den rivayet olunmuştur : Resûlüllah (SA.V) buyurdu:

«Abdestde, vesvese vermek için bir şeytan musallat oîurki, o şey¬tanın adına - veleham • denir. Bu şeytanın, suyun abdest azalarına eri-şib erişmediği hakkında telkin edeceği vesveseden kaçınınız.»

(Hadîsi, Tirmizî ve îbni Mâce rivayet etmişlerdir. TUrmizî dediki; Bu hadis garibdir.

Zira biz, bu hadîsin isnadını «Hârice» isimli kişiden başkasından bir senet bilmiyoruz. Bu adam ise, biz ehli hadis nazarında, sağlam bir kişi/ değildir.) [197]


İzahat


Ravî übeyy bin kaab (RA}, hakkında bir nebze malûmat, birinci cildin 246. sahif esinde geçmiştir.

Hadîsi şerifde, abdest esnasında «veleham» isimli bir şeytanın, ya¬ni «Şeytanulvuzû» un musallat olubf abdest alan kimseye, bir mi yıka¬dığını veya iki, üç yîkayıb pkamadığmı veya.suyun, azalarına ulaşıî) visladıb ıslatmadığını ve bunlara benzer acâib ves'veseîer verebileceğini sevgili efendimiz beyan buyurmuştur.

v'es'vesenin mâhiyet ve fenalıkları hakkında bir nebze malûmat, birinci cildin 189 - 204. sahâfelerinde ve bu cildin «Helanın edenleri Babı» başlığının altında geçmiştir.

Ves'veseyi, hem şeytan ve hem insanın,nefsi verebilir. Hadîsi şerif¬de, Abdest esnasında şeytanın ves'vese vereninin ismi beyan edilmiş-ür. -

Beşer hayatında şeytanın ilk ves'vese verdiği, Atamız Adem aley-hisselamdır.

Bu husus kur'am kerimde şöyle beyan buyurulmuştur :

«Ve nihâyej, şeytan, Adem (A.S) e ves'vese verdi ve şöyle dedi :

—Ey Ademi seni, (cennette kalmana sebeb olacak)^ebedîlik ağacı¬na, birde son bulmayacak devlete delâlet edeyimml?» (Tana sûresi, İ2Ö)

Tercümesi:

420 - (30) Müaz Bin Cebel (RA) den mervîdir, dedi:

Resûlüllah (SA.V) i gördümki:

«Abdest aldığı vakitlerde, yüzünü elbisesinin bir tarafı ile silerdi» (Hafaeri, "Tirmizî rivayet etmiştir.) [198]


İzahat


Râvî muâz bin Cebel (RA) hakkında, bir nebze malûmat, birinci ciltde geçmiştir.

Hz. Muaz-m beyan ettiği haberde, Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz, abdesti aldukdan sonra, elbisesinin bir tarafı ile yü¬zünü sildiği beyan Duyurulmaktadır.

İbnİ Hacer merhum dediki:

«Rasûlüllah (SA.V) in aıbdest hitamında böyle elbisesinin bir ta¬rafı île yüzünü sildiği sahih ve vâkî ise, bu takdirde bu şekildeki amel, mazerete binâendir. Veya öyle yapmanın cevazım beyan etmek için¬dir.

"— Zira Hz. Meymûne, Rasûlü ekrem (SA.V) e, abdesti aldıktan sonra bir mendil getirmiştir. Fakat Rasûlü ekrem bunu red etmiştir ve suyu eline dökmeye başlamıştır.

— İşte bu sebebden bizim ashabımız (Şâfi-î âlimlerimiz), demiş-tirki:

«Abdest alan ve gusul yapan kimseye, peygambere tabî olmak için kurulanmayı terk etmesi, sünnettir..» [199] .

Şârih Aliyyulkârî merhum devamla şu hükümleri naklediyor :

«Zeylaînin kenz şerhinde de şöyledir :

«Abdestden sonra mendil (havlu gibi şeyler) ile silinmekde beis yoktur.

— Bu hasusda böyle hüküm, Hz. Osman, Hz. Enes. Hz, Hasan bin AH ve Hz. Mesnık dan rivayet olunmuştur.»

Mîrâci dirâye de dedifci:

«Abdestden sonra &ilinîb kurulanmayı mübalağalı yapmamak gere¬kir. Sebebide, abdest azalarında, abdestin eseri kalmalıdır.

Münyetül musallî sâhibide,

«Abdestcten sonra silinib. kurulanmanın, müstehaüngim, tasrîh etmiştir.» [200]

Nûrul izah adlı eserde ise; Abdest aldıkdan sonra mübalağa ile kurulanmamamı, abdestin mendüblanndan saymıştır.

Demek olııyorki, Abdestden sonra kurulanmak, mendübdür. Fakat tamamen azaları kuru hâle getirecek şekilde olmamak kaydiyle silinip kurulanmakdır.

Netekim merâkılfelah haşiyesi tahtâvî de şu hükümler zikredilmiş¬tir : . .

«Abdestin eseri, azada kalmamak üzere silinib kuruianmakda mu-bâlağa etmemek, demekle, kurulanmaya ihtiyaç olunmadığında kun*-lanmayâ gerek yoktur, kaydı ile mukayyetidir.

— Kurulanmaya ihtiyaç olursa, Kurulanmanın kerâhatsız cevazı ve belkide kurulanma iktizasında kurulanmanın müstehab veya vacibli-ğinde ihtilafa düşmemek açıkdır.

— Sahih olan budurki, Rasûlüllah sailallâhü aleyhi vesellem efen¬dimiz, abdest aldıklarında, mendile silinirlerdi.»

Hemen aşağıda, Hz. Aişeden mervî haber, bu hükümleri teyid et¬mektedir.

Yukardan buraya kadar izahımızdan anlaşılmıştırki, Rasûlü ekrem efendimiz, abdesti aldıkdan sonra mendil gibi bir bez ile silinmiştir.

Hz. Muazın, haberinde ise, elbisesinin bir tarafı ile yüzünü sildiğini beyan buyurması, îbni hacer merhumun beyan ettiği üzere, efendimi¬zin öyle işlemesi, ya bir mâzeretden veya cevazını beyan etmek için işlemiştir. [201]

Tercümesi: .

421- (31) HazertiAişe(R.A) denmervîdir,dedi: «Resûlüllah (S.A.V) abdesti aldıktan sonra bir bez (havlu) ile abdest azalarım kurular idi»

(Haberi Tirmizî rivayet etmiştir ve Tirmizi dedi, bu hadisin isnadı kâim değildir ve râvî Ebu Muaz ehli hadis indinde zaifdir.) [202]


İzahat


Hz JUşe [RA] inr öu haberi ile ilgili bir nebze malumat, bir üst-deki haberin izahatında nakledilmiştir. Bu rivayetde de bsjirtüdiğl üzere, Rasûlü ©krem sallallâhü aleyhi vesellem ef-endiiraz, mendil, hav¬lu, peşkir ve el bezi denilenlere benzer ıbir bezle abdest azalarım silmiş¬tir.

Haberdeki, «yüneşşifü» kelimesi, mübalağa ile kurular idi,"mânası¬nı ifâde etmektedir. Zira kelimeyi, evvela tef'il babından olduğunu be¬yan etmişlerdir. «Yenşifü» ile Şerh. ederek kurutma derecesine varma-dan, silmek mânâsına geldiğinide beyan etmişlerdir.

Fakat ııleinâ-i karam efendilerîmizm pek çoklan, Rasûlü ekrsm sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz, aMest âzalarmda abdest suy^ nun nurl&rmdsn bulunması içm, fazla kurulanarak silinmeyi terk ettiği ni beyan etmişler ve fazla (kurulanmayı terk etmek müstehafedır, demiş-lerdir. Zira AMest sulan, kıyamet gününde bulunduklan yerde bir nur olacatdır. Azanın üzerinde su damlası bırafcmayıb kurudülunca, o nur Denilsmâştirki: «Elbette m, aMest azalarında devam ettikçe, îes-bin eâer.» [203]

Hulasa-i kelamf Uz hanefîlere göre aMeıst den sonra silinmek, caiz ve müstehabdır. Fakat kurudacak derecede silirtmeyii) aödest âza-larmda ıslaıklıüc koymak suretiyle silinsmek iyidir. [204]


Abdestin Sünnetleri Île İlgîlî Üçüncü Fasıl


Tercümesi:

422- (32) Sabit bin Ebî Safiyye (R.A) den mervîdir, dedi :

Ebû Câfere (câferi Sadıka) ben dedim (o Muhammed Balardır)

Câbir (R.A) sana Haber verdi:

«Nebİyyi muhterem (5.A.V) Abdestini alırken azalarını birer defa yıkadı, ve bir abdest daha aldı, ikişer defa yıkadı.

Ve yine bir abdest daha aldı üçer defa yıkadı, değilmi?

Ebi Caferde* evet, dedi.» (Haberi, Tirmizî ve ibni Mâce rivayet etmişlerdir.) [205]


İzahat


Râvî Sabit bin Ebî Safiyye (R-A), yemenlidir. Bu zat.Muhammed bin Ali el Bakırdan işitmiştir. Ondan vekî merhum ile ibni uyeyne mer¬hum rivayet etmişlerdir. Tîbî merhum böyle demiştir.

Mîrek merhumda bu zatı, kûfeli, rivayeti zâif ve Rafızî (Şîî) dir, de¬miştir.

Musannif Hatibi tebrizî merhum dediki; künyesi, Ebû Hamzadır. Tabiînden olduğu zikredilmiştir.

Vefatı, hicretin yüz kırk sekiz (148) senesinde vuku bulffljiışrur.

Haberde beyan edilen hükmün, abdestin fara ile amel edib ab¬dest azalarını birer defa yıkamakla abdestin sahih ve cevazını beyan etmek olub, ikişer ve üçer defa yücamasındaki hîkmetde abdest almayı tâlim ve beyan etmektir.

Bu hususun daha geniş îzahı, yukarda geçmiştir.

Dikkat : Yukarda kısa tercüme-i hâlini yazdığımız râvî zâtın, Rafızî (Şîî) olduğunu da beyan eden olmuştur.

Bir dela bu râvMn mes'eleyi naklettiği Caferi Sadık merhuma, Şü-lerin« bağlıyız» deyib bir çok yalan ve iftiralar uydurdukları muhakkak-dır. O mübarek fâzılın demediğini ve onun işlemediğini, ona isnad edib kendi ihtiras ve nefislerinin arzularına âlet etmişlerdir.

Bugün Şiilerin bulundukları bir diyarda, bir idare değişikliği olmuş ve islam kelimesi bayrak edinilmiştir. Keşke kitab ve sünnete uygun peygamber ve sahâbe-i kiram efendilerimizin ve onlara adım adım uyan ehli sünnet velcemaat yoluna tabî olunan bir esas ve hakîkata tabî olarak, islam dâvasında bulunulsa! Bütün islam âleminin ve müs-. lümanların arzu ve emelleridir.

Ve fakat hakikat öyle değildir, Şiilerin, tarih boyunca, akîde görüş¬leri, amel ve ibâdetleri, kitab ve sünnete muhalif olmuştur ve hâlada aynıdır.

Şiîler, Firakı dâlleden olub, 22 guruba ayrılmışlardır. Bunların îtikat ve ibâdetlerinde bâzı değişiklikler olub, bir kısmının zındık ve sa¬pıklık içinde küfre varmayan akîde görüşleri olmakla beraber, bâzıları¬nın akîde ve inanç görüşleri küfürdür.

Hal böyle iken, bâzı din kardeşlerimizin, bizzat geldb sual soran¬ları olmuştur.

Efendim falan hoca veya falan imam diyorki : «Şü mezhebide, îmamı Azam-m mezhebi gibi hak mezhebdir. îmam-ı Azam-m mezhebi geniş şekilde gelişmiş. Şîî mezhebide, belli bir muhitte gelişmiştir, gibi sözler...»

Bu sözleri söyleyib hükümler beyan edenler, Şiîliğin Hz. Osmanı kur'am kerimi okurken şehit etmelerinden bugüne kadar gelişen fasit ve belkide bâzılarının küfür olan akidelerini bilemeyib, câhil oldukla¬rından, cehline kurban olnib dîni Tnübîni îslâmı î'ahrîb eden muhteris¬lerdi]'.

Makama, mansıb ve maddeye, hatta şöhret ve şakşaka düşgün gözlerini gönüllerini dünya hırsı bürümüş, riyakar, dalkavuk, Bid'atcı, zındık ve sapık tipinden olan veya böylelerinden menfeatlanan zaval¬lıların hal ve hareketlerine acınır. Zira Cehillerine kurban oluyorlar. Eskiden beri devam ede gelen Şiîlik akîde ve görüşlerinin ittifak ettik¬leri, bütün ashab, halifeliği ilk defa Hz. Âliye vermediklerinden, günah kardırlar. Aynı görüş yeni çıkan Şîî kitabı «İslam Fıkhında devlet ida¬resi» adlı kitabın kırkıncı sahîf esinde mezkûrdur.

İmam-ı Azam Ebû Hanife (R.A), bütün sahabeyi hayr ile anmamız gerektiğini ve onların hiç birinân ateyih.itn.de konuşulmamasının lüzu¬munu beyan etmiştir. Halta yutarlarda ve «mfilteka tercümesi» adlı eserimizin todiünci cildinin «Mestler üzerine mesti babı» başlığının altın¬da geçtiği üzere, Hz. İmam; Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömeri, bu ümmetin en efdal kişileri saymak ve Hz. Osman ile Hz. Aliyi sevmek, ehli sün¬net velcemaat alâmeti olduğunu beyan etmiştir.

Şîüer ise, Hz. Ali ve o mubârek4n soyundan gelenlerin rivayet ettik¬leri hadîsi şerifleri kabul edib diğer sahabelerin rivayet ettikleri hadîsi şerifleri red ederler veya uydurma hadis olarak kabul ederler.

Râfizî (Şîî) lerin akîde görüşlerinden bâzılarını 1967 senesinde yazıb okuyuculara arzettiğimiz «İslama Sokulan Bİd'at ve Hurafeler.» adlı eserimizin birinci cildinde zikrettiğimizi hatırlatırız.

Binâenaleyh hak yolcusu müslüman kardeşlerimizi, ana cadde olan sıratı müştekimde devam etmeleri için, kitab ve sünnetin yolu, olan, ehil sünnet velcemaat topluluğuna tabî olub, her çeşit fırka ve zümrecilik yollarından kaçınmalarım tavsiye ederiz.

Kurtuluş kur'ana, sünnete ve ehli sünnet velcemaat toplumu olan efendimizin ashabının yoluna tabî olmazdadır. Tek kelime ile kurtuluş,' islamdadır.

Evet kurtuluş, islamı bilib, islamm dediği gibi inanıb amni atmek-tedir. îslamı ve bilhassa kur'anın dilini ve islam hukukunu biliö, bildiği ile amel etmek suretiyle kurtuluşa ve Allanın lutfuna mazhar olunaca¬ğı muhakkakdır. Yoksa Allâhü îeâla câhillerden dost edinmez ve yar¬dımı ile lutfu inayetini serd ermez.

Dünyalıkdan bâzı şeylere kavuşmak, direk lütuf sayılamaz. Fir'avn, nemrut ve. kârun gibilere, dünyalık verilmesi elbette lutfu ilâhîden de¬ğildi. Bütün bu cümlelerin bağım, meylâmız müslümanları sapıklıklar¬dan korusun duası ile bitirelim.

Tercümesi:

423.- (33) Abdullah Bin Zeyd (R.A) den mervîdir, dedi:

«Nebİyy* muhterem (SA.V) abdest aldı, azalarını, ikişer, İkişer yıkadı ve «Nur üzerine Nur» Buyurdu.»

Tercümesi:

424 - (34) Osman (R A) den mervîdir, dedi: Muhakkak Rasûlüllah (S.A.V) Abdest aldığında azalarını üçer defa yıkadı ve buyurdu : '

«Bu şekildeki abdest» Benim ve benden Önceki bütün Peygamber¬lerin abdestidir. Ve îbrahinî Peyğamberhı abdestidlr.» (Bu her iki Hadisi, Rezin rivayet ermiştir. Nevevi, Müslimin şer¬hinde ikinciyi zail gördü.)

Tercümesi:

425 - (35) Enes (RA) den mervîdir, dedi : «Resûlüllah (SA.V) her namaz için abdest alır idi.

Ve bizim her hangi birimizde, abdesti bozulmadıkca bir abdesUe iktifa ederdi.» (Haiberi, Darimî rivayet etmiştir.)

(Not : Bu haberin hükmü, hanefl fıkhında geniş şekilde yazılmış¬tır. Bir abdest ile bir kaç vakit namaz kılındığı gibi, efendimizin kıldığı üzere, bir aibdest ile beş vakit de, kılınaibilir.)

Tercümesi:

426 - (36) Muhammeö bin Yahya hm Hmbân (RJV) den mervî-dirfdedl:

«Ubey dullah bin Abdullah bin Ömer (RA) a dedim ki ı «Abdullah hin Ömer (RA) ı, tâbir (abdestli) olsun veya tâbir oı-masın her namaz için nasıl abdest aldığım gördünmü?

— Bunun üzerine ubeydullah (R.A) dedi:

«Onun abdest alışını, Hattab oğlu Zeydin kızı Esma (R.A) haber verdi, Ebû Âmiri (Fâsık) in oğlu, uhud muharebesinde şehid, olub meleklerin yıkadığı Hanzalenin oğlu Abdullah (R.A) e, Esma (R.A) de-mİştirkl;

— Elbette Resûlüllah (S.A.V), tâhir olsun veya tâhlı1 olmasın mut¬laka her namaz için abdest ile emrolunmuştu.

— Vaktaki Rasûlüllah (S.A.V) e, bu iş ağır geldi, bunun üzerine her namaz zamanında misvak kullanmakla emrolundu. Abdestin hük¬mü ondan nesholunub kaldırıldı, ancak abdeststz olduğunda abdest ile emrolunma hükmü kaldı.

— Ubeydullah (R.A) dedi:

«Abdullah bin Ömer (R.A), Rasûlüllah sallallâhü! aleyhi vesellem-in, neshedihnezden evvel işlemesini, bir kuvvet ve delil görerek, Ölün¬ceye kadar her namaz için abdest alma işini yapmıştır.» (Haberi, Ahmed rivayet etmiştir.) [206]


İzahat


Râvî Muhammed hin Yahya bin Hıbban (R.A), tabiînin ve medîne-i münevvere fakihlerinin îtimad edilen âlimlerinden öir zatdır. künyesi, Ebû Abdillahdır.

Vâkıdî merhum diyorki:

«Muhammed bin yahya bin hıbban (R.A), Medîne-i münevvere-nin mescidinde (mescidi nebevide), kendisi için bir halaka olurdu, dâ¬ima bu cemaata fetva verirdi. Fetvasına îtimad edilirdi ve çok hadis MMrdi.» [207]

Medine mescidinde tedrisat halafcasmda Mâlik bin enes (imam-ı mâlik) hazretleride bulunmuş, fcu zatdan ilmi fıkıh ve ilmi hadîs tâlim etmiştir. îmam-ı Mâlik hazretleri, bu zata sonsuz bir îâzim ve hürmet ederdi.

Vefatı, hicretin yüz yirmi bir (321) talihinde, yetmiş dört (74) yaşında mednîne-i münevverede vuku bulmuştur. Allalı ondan razı ol¬sun.

Haber arasında geçen «Ubeydullah (R.A).» Hz. Ömerin torunu ve Hz. Abdullah bin Örmerin oğlududur. Esma (R.A) isimli kadın efen¬di ise, Hz. Ömeün oğlan kardeşi Zeyd (R.A) m kızıdır. Abdullah bin Hanzala (RA) İse zifafa girib cünüb oldukdıan sonra uhud muharebe¬sine iştirak eden ve orada şehid olan Hz. Hanzelerrin oğludur.

Hz. Abdullah bin Hanzale, yedi yaşında iken Rasûlü ekrem sallal¬lâhü aleyhi vesellem vefat etmişlerdir. Bu yaşlarına gelinceye kadar efendimizi gördüğü, dolayslyle sahâbe-i kiramdan olduğu beyan edil¬miştir. Medîne-i Münevverede yezidin hal-ı (hilâfetden düşürülmesi) için bîat edenlerdendir. Bu sebebden «yevmtilharre» denilen savaşda öldürülmüştür. Allah ondan râzî olsun.

Babası Hanzala (RA) İse; Ubud muharebesine cürtüb olarak iş¬tirak etmek zorunda kalıyor ve muharebeye Öyle iştirak ediyor. Harb meydanında şehid oluyor. Mübarek cenazesini, meleklerin yîkadığım gören Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz, Hanımına; «Hanzalanm hâli nedir?» dikerek sual ediyor.

Hanım efendisi diyorki:

«Hanzale cünüb idi, bir tarafını yîkamışdı, duydukî, askerî heyet gidiyor. Hemen o haliyle harbe çıkdı ve öldürüldü (yani, uhud muha¬rebesinde şehid oldu).»

İşte o anda Rasûlü ekrem (S.A.V) buyurdu:

«Gördümki, Melekler onu yîkayordu.» [208]

Haiberin içinde geçen ve bu uhud muharebesinde şehid olan Hz. Hanzale-nin babası, Ebû Âmir ise, Medînenin evs kabilesinden olub, mü¬nafıkların reislerinden idi. Abdullah bin übey bin semi isimli münafık¬ların başı olan kişi, medîne-i münevverede kalmıştı. Fakat bu Ebû Ami¬ri Fâsık, efendimize karşı hased ve kini daha şiddetli olduğundan me-clihe-i münevverede kalamamıştır. Mekkenin fethi senesi diyarı Ruma gitmiş, oralarda efendimizin aleyhine cemaat toplamaya çalışmıştır.

Tebük seferi ânında medînedeki münafıklara, Mescidi kuba civa¬rında bir mescid yapdırmıştır. Kur'anı kerimin Tevbe sûresinde bu mescide, «Mescidi zirar = zararlı mescid» ismi verilmiştir.

Kısa hal tercümelerini nakletdiğimîz bu hayat hikâyelerinde, ibret alınacak çok mühim dersler vardır.

Tercümesi:

427- (37) Abdullah bin Amr bin el As (R.A) den menidir.

Nebîyyi muhterem (S.A.V), saade (Saad bin ebî Vakkasa) uğradı, oda o anda abdest alıyordu;

Hemen Peygamber (S.A.V) ona buyurduk!:

«Bu ne israf? ya Saad!»

Saad, «Abdestde, israf olurmu? Ya Resûlellah!» dedi :

Peygamber (S.A.V) «evet! velevki akıcı bir ırmak kenarında da olsan.» buyurdu. (Hadîsi, Ahmet ve İbra Mâce rivayet etmişlerdir.) [209]


İzahat


Hadîsi şerifde pek mühim ve hassas bir hüküm beyan edilmiştir, sebebide insanlar, ırmak, çay ve deniz gibi akıcı ve bol su kenarında abdest alırken ve gusul yaparken bu hususa ekseriya riâyet etmezler. Aynı zamanda bir sakınca ve günah yok telakkisi içinde olurlar.

\ Neteldm Hz. Saad-in abdest alırken fazla su sarfiyatta bulunuşu, :«abdest almak bir ibâdettir. Binâenaleyh ibadetde israf olmaz» düşün-? cesinitrneticesidir.

Bu düşünce ve fikre sâhib olan Hz. Saad-e, Peygamber (SA.V) efen-dimiz; «Bu ne israf? ya Saad!» diyor.

Hemen Hz. Sâd, bu suâlin cevâbında; «Abdestde, israf olurmu? ya Rasûlellah!» demiştir.

îşte abdest gübi ibâdetlerde israf .olmaz zanniyle sorulan suâle ^peygamber (S.A.V) -efendimiz; «Evet (abdestde israf olur), velevki sen akıcı bir ırmak kenarında olsanda.» buyurmuştur.

Hz. Saad [THA) in, «İsrafda hayır yokdur ve hayırda işrâf olmaz.»

şeklinde söylenen hükmün ikinci cümlesine zâhib olarak, tâat ve ibâdet¬lerde israf olmaz zannetmiştir. Anoak ibadetde de israf olduğunu ve olacağını efendimiz beyan buyurmuştur, sarihlerin beyanına göre Hz. Saad, islâma daha yeni girdikleri sırada bu hâdise ile karşılaşmıştır. Bu sebeble, henüz, islâmın hükümlerini gereği gibi bilmediğinden «ab¬destde israf olurmu?» diye 'sualde bulunmuştur.

Veya kendisi abdest alırken suyu fazla kullanmakla; vakitten, öm¬rü .boş yeie geçinnekden ve islâmın çizmiş olduğu haddi tecavüz ediî> islâinın hükmüne muhalefet hükümlerinin îsr&ftian olduğunu (bilmeyen lere tâlim edüb öğretmek maksadı ile sormuşdur :

Evet hayır ve ibâdet işlerindede israf olur. Ve buradaki israfda ay-îü şekilde, haramlara sarf edilen emek> mal, mülk ve emsali şeylerin haranılığı gibidir.

İbâdet ve Hayırda israfın olduğuna yukardaıki -hadîsi şerif yanın¬da bîr kaç hüküm daha nakledelim.

Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimize, bir çocuk' an¬nesi tarafından gönderiliyor. Çocuk diyorki:

«Annem, senden bir gömlek isteyor.»

Halbuki o anda Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimi¬zin yanında ancak kendi gömleği var idi, hemen çocuğa dediki : «Baş¬ka bir vakit gel.»

— Bunun üzerine çocuk annesinin yanına gitdi (Durumu anlatın¬ca) , annesi çocuğa dedi:

«Ona söyleki, elbetde annem senin sırtındaki gömleği isteyor, de.»

Çocuk Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimize geliyor ve durumu anlatıyor:

İşte o anda Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi veseliem efendimiz evine giriyor, sırtındaki gömleğini o çocuğa veriyor. Anadan üryan va¬ziyette oturuyor. .

. Hemen biraz sonra Hz. Bilal ezam okuyor. Bütün ashabı kiram, namaz içan hazır olub b&kleyorlar. Fakat Rasûlü ekrem (S.A.V) efen¬dimiz namaza çıkamıyor.

Bunun üzerine şu mealdeki âyeti kerîme nazil oluyor :

«Elini, boynuna bağlayıb açma (cimrilik yapma) ve tamamende açıp saçma (israf etme.) Sonra kınanmış, peşiman bir halde oturub kalırsın.» (isra sûresi,. 29)

Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem efendimize, sırtında ki gömleğini isteyen bir kadına vermesiyle, namaza çıkainayıb kalması hâlini, mevlâmız açıkça beyan buyurarak böyle yapmamasını tavsiye etmiştir.

Demek oîuyorki, kişinin kendi nefsine, aile etradına ye ödenmesi farz olan borçlarına sarf edeceği şeyi, hayra ve sadakaya vermeyib lüzum eden farz yerlere sarf etmesi, lâzımdır. Farz ve vâoibier, hatta sünnet olan yerlere infakdan sonra nafile olarak tasaddukda bulunmakf en iyi ve en doğru hayır yoludur.

Her ne ise şimdi biz abdestdeki israf dan dolayı, hayır işlerindede israfın olacağını, kısa yoldan misallamış olduk, îsraf ifoâdetde, yeme¬de, içmede, konuşmada, yatmada ve her şeyde olabilir.

Birde israf hakkında bir kap ayet meali naklederek mes'eleyi kapa¬talım.

Bir âyeti kertmede şöyle buyurulmuştur :

«Yiyiniz, içiniz ve fakat israf etmeyiniz. Zira Allâhü teâla israf ede¬rek har vunıb harman savuranları, kat'iyyen sevmez.» (Araf sûresi, 31}

Diğer bir âyet meâldde şöyledir:

«Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış kimseye, hakkını ver ve fakat (malını) tamamen saçıp savurma.

— Çünkü mallarını ve canlarını israfla harcayanlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise, Rabbislne karşı çok nankörlük etmiştir.» (îsrâ sûresi, 26-27)

Bu son âyeti kerîme mealine göre, israf edici kimse, şeytanın kardeşidir. Şeytanın kardeşi ise, şeytandır.

însan için, kendisine şeytan ismi verilen ıkötülükden daha eşed bir zemmetme olamaz.

Fir'avnm ve kavminin, keza lût aleyhisselâmm azğm kavminin kö¬tülüklerini, israf edici kavm oldukları muhtelif âyetlerde beyan edil¬miştir.

Şu halde mümine yakışan, ibâdet ve tâatmda, israfdan kaçınmak, haram ve günahlardan uzak dusarak hak teâlaya, adaletli ve dos¬doğru kulluk yapmakdır.

Tercümesi:

428 - (38) Ebû Hureyre, timi Mesud ve timi Ömer (R.A) den mcr* vîdir;

Peygamber (S.A.V) buyurdu:

«Bir kimse, abdest alır ve Allanın ismini anarsa, muhakkak o kim¬senin vücûdunun her tarafı temizlenir. Bir kimsede, abdest alır ve Allanın ismini anmaz İse, ancak abdest azaları temizlenir.» [210]


Îzahat


Hadisi şerifin ihtiva ettiği hükümlerin bâzı yönlerini- yukardakj hadîsi şeriflerin İzahatında yapmış idik. Besmele ve Allahü teâlamrî adını zikretmenin pek çok yönlerinden, hadis ilminde hüküm ve be¬yanlarından bir kaçını nakledelim.

ismi ilâhi ile her; şeye başlamanın, en iyi ve en doğru bir amel olduğu muhakkakdır. Böyle olduğu için, Halikı zülcelâl hazretleri, kur'-anı kerimde ilk indirdiği âyeti kerîmede bu hükmü beyan buyurmak¬tadır, .

Mevlâyı nıüteal şöyle buyurmuştur :

«(Habîbim! Besmele okuyarak) her şeyi yokdan var idib yaratan Rabbiyin adıyla (kur'anı) oku.» (Alak sûresi, t)

Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhivesellem efendimiz de şöyle buyurmuş¬tur :

«Her yeni başlanan bir işki, o işin evvelinde bismillâhirrahmânir-. rahim = Rahman ve Rahim olan Allanın adıyla taşlarım, ile başlan¬maz ise, İşte o iş, efcterdir (bereketi kesiktir).» [211]

Bâzı rivayetlerde, «Ektâ ve eczem = herekti kesik ve fnmâmpn so¬nucu bağlanmış ve kapanmıştır.» mânalarını ihtiva eden cümlelerle bitmektedir.

Rasûlüllah (S.A.V) den rivayet olunan diğer bâr hadîsi şerif de şöyje buyurulmuştur:

«Kalemin, ilk evvelâ yazdığı, BİsmİHâhirrahmanirrahîm, olmuştur.

— Binaenaleyh sizde bir şey yazdığınız vakit, İlk evvela o besme¬leyi yazınız. Zira o besmele, inzal olunan her kitabın açıcı anahtarı¬dır...» [212]

Ebî Hureyre (R.A) den mervî bir hadîsi şerifde, Rasûlü ekrem sal-laliâhü aleyhi veseüem efendimiz şöyle buyurmuştur :

« (Helal ve caiz olan) Her hanki fcir kelâm ve süzkl, AUâhın adı zik¬redilmeden başlanır ve benim üzerime (efendimizin üzerine) salavatı şerife getirilirse, işte o söz ve kelam, bütün bereket ve hayırdan mah¬rumdur.» (Besmele Risalesi, 76)

Yukardaki âyeti kerîme ile Hadîsi şeriflerin hükümleri meyanın-da, Halikı zülcelâlm ahlak ve âdeti, göndermiş olduğu Kur'anı Kerim sûrelerinin hepsinin evvelinde bir besmele yazdırmıştır.

Şimdi kısa cümlelerle naklettiğimiz hakîkatlarm hayat üzerinde tatbikatına bir nazar edelim.

Helâl ve caiz olan, yeme içme, yatma ve kalkma, okuma ve yaz¬ma, konuşma, alma, salma, geyim ve kuşam işleri gibi beşerin haya¬tında her şeyinde mutlaka besmele ile haşlayiî), hamdele ile bitirmesi, : o iş ve amelin, mutlak ve muhakkak, daha bereketli, daha verimli ve i daha faydalı bir halde neticelenmesini sağlar ve sağladığına dâir pek çok örnek misaliar vardır.

Meselâ : Bir müslüman, çocuğunu besmele ile okunan bir okul ve -; kursa veya öyle plan bir iş yerine gönderdiğinde, oradan yetişen ço¬cuk, Allahmı ve Peygamberini tanıyor, hocasını, usta ve kalfiasım saygı ile karşılayan, edebli ve terbiyeli, anasını ve babasını bilen, camiye cemaata giden, büyüklere saygı ve küçüklere sevgide bulunan, cemi¬yet ve millete faydalı bir kimse olarak yetişmektedir, Fâidesi, zararın¬dan katbe;kat fazla olarak görülmektedir.

f akaî okudukları kitablarm başında besmele olmayan, Besmele ile okutmayan, besmele ile ticâret, san'at ve iş göstermeyen müessese¬lerdeki yetişen müslümanlarm evladlan, çok ve çok bereketsiz ve ah¬laksız bir şekilde yetişmektedirler.

Hele bugün hu haîier, o kadar ayan ve beyan bir şekilde görulmek-tedirki,'adam sözde okuyor veya usta ve tüccar ölmüş/ne AHalıa kul¬luk yapıyor, ne peygambere saygı ve hürmeti vardır. Okuduğu hoca-' sına saygısızlık ediyor,

Henüz daha okuduğu hocasına karşı gelerek sözde talebeler, oku¬madan ve bir şeyler öğrenmeden (Ataların, küpe girmeden sirke olmak ister, "kabilinden) boyundan aşkın pe5c çok lüzumsuz işlere karışan, her hanki bir fırka ve kurutai içine girib beyinleri yıkanarak anaJbaba, hoca, büyük; âmir ve em&âîi kişileri dMemiyen zavallılar, hep besme¬le : ile başlayıb Allahm adını anarak okumamanın ve okutmamanın mahsûlüdürler. .=

ilim okuduğu kitab ve hocalarda, besmele ile başlama olmadığın¬dan, okudukları hocalarına karşı saygısızlık yapdıkları gibi, okuduğu kitap ve müesseselerde aynı saygısızlığı yapanlar, pek çoğalmıştır.

Talebe, ilim öğrendiği kitabını, mak'adının altına koyub oturuyor. Sınıfı veya okulu bitirir bitirmez, hemen satıyor, atıyor veya yakıyor.

Hatta kitab ve defterlerin içlerine veya üzerlerine çok «ayıb yazılar yazanlar ve Resimler çizenler oluyor ve daha acâib şeyleri işleyenler, maalesef görülmektedir.

Evet he6l olan her iş ve amelde, besmele çekerek Allahm adı ile başlamak, o işin hayırlı, bereketli ve yümünlü olmasını sağlar. Zira her, şeyi yaratan halik, kendi adiyle başlanan işlere, iyi âkibet ve müs-bet netice vereceğini vâd etmiş ve şimdiye kadarda vermiştir.

Besmele ile işe başlamanın, hem dünyevi ve hem uhrevi berekete sebeb olduğu ve olacağı muhakkakdır. Dünyevî iyilik ve bereketlerle ' ilgili bir kaç satın yazmış olduk. İnanç ve amel mahsûlü olarak konu¬şulan bir halk deyîminlde hatırlatalım.

Müslüman, kendi helâli olan hanımı ile münâsebetde bulunmak istediği zaman, her iki tarafın besmeleyi çekmesi, iyi ve güzel ameller dendir. Bilhassa erkek kimsenin, hanımı ile cinsi münâsebette bulun¬mak üzere harekete geçtiği zaman, besmeleyi çekmesi, hem cinsi mü¬nâsebetin zevkli ve bereketli olmasına ve nemde o münâsbetten sonra bir döl tutma olub çocuk dünyaya gelirse, o çocuğun, iyi ve sâlih ev-lâdlardan olmasına sebeb olur.

Şayet besmele çekilmeden cinsi mlinâsebetde bulunulur ve aka¬binde kadın hâmile kalırsa, işte o çocuk besmele .bereketinden mah¬rum olduğu için, iyi ve sâlih olmayabilir. Bu takdirde kusur, yine helal işlere besmele çekmemenin bereketsizliğinin neticesi, hâsıl olmuştur.

Halk arasında huysuz ve terbiyesiz olan çocuk ve şahıslara, «Bes¬melesiz çocuk, besmelesiz kimse ve bu adam, besmelesizin çocuğu...

gibi...» cümleler, hep bu îzâhma çalışdığımız hadîsi şeiiflerdeKi hüküm¬leri, beyan etmektir.

İbni Abbas (R.A) rivâyefiyle sabit olan bir hadisi serifde Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi veseîlem efendimiz şöyle buyurmuştur : -

«İnsanların ve yer yüzünde yürüyenlerin hayırlısı, muallimler (in¬sanlara ilim öğretenler) dir. Zira muallimler, her ne zaman din kazın¬dığı vakit, onlar yenileyip meydana getirirler (getirmeye sebeb olur¬lar).

— Binâenaleyh onların hakkını veriniz. Onlardan ücret îaleb et-meyiniz,

— Çünkü muallim, çocuğa, «bismillalıirrahmanirrahîm, de» dediği vakit, çocuk o besmeleyi söyleyince, Allâhü teâla cehennemden bir âzad beratı; çocuğa, bir âzad beratı muallime ve bir âzad beratıda çocu¬ğun annesi İle babasına, yazar,» [213]

Hadisi şerifde görüldüğü üzere, insanlara ilim tâlimi ile meşgul olan din ve ilim Öğreticileri, öğretmeye başlarken ilk evvela besmele okudarak Allanın adıyla başlayaoakdır ve böyle başlamak ve başlat¬makla, o tâlim ve tedrisatın mutlak ve muhakkak bereketli ve verimli olduğu ve olacağı gübi, bu değerli muallim, çocuğu besmeleyi okutmak¬la, hem çocuğu, hem kendini ve hem çocuğun annesi ile babasını ceheimem azabından kurtarıb cennetlik yapan bir berat, pasaport, cehen¬nemden âzad ve cennete girme belgesini alıyor ve aldırıyor. Böyle muallim ve öğreticiler, ne mutlu ve ne güzel kimselerdir. Aynı zaman¬da, böyle muallim ve öğreticilerden, ilim tahsil eden talebe ve gençler¬de, çok ve çok muttu ve kıymetli kişilerdir. Zira bu kişiler, Dinin, mil¬let ve memleketin istikbali için, fevkalâda bir bereket ve kıymettirler.

Hadis olmayıb mânâsı sahih olan, «Dünya, âhiretin tarlasıdır.» hük¬münün ihtiva ettiği en kıymetli iyilikler umulan değerlerdir.

Muhtelif eserlerde yazılmıştırki; Hz. İsa aleyhisselam bir yerden geçerken kabrin birinde yatan kişinin azablandığım görüyor. Aynı yer¬den diğer bir zaman giderken, kabir sahibinin azabının kalkıb rahata kavuşub nimet ve huzur içinde görünce, mevlayı mütealdan hikmeti¬ni soruyor. Halikı Zulcelâl, Hz. İsa aleyhisselâma, o kimsenin âsî ve günahkâr olduğunu, o sebebden azab olunduğunu ye- fakat kendisin¬den hamile kalan ailesinden bir çocuğu meydana gelib, yetişdiğini ve bir muallimin ona besmele öğretib okuttuğunu ve bu çocuğun besme¬lesi sebebiyle azabının kaldırıldığını vahyedib bildiriyor. [214]

Tercümesi:

429 - (39) Ebî Râfî (R.A) den mervîdir, dedi:

«Resûlullah (S.A.V) Namaz için abdest aldığı vakit, parmağındaki yüzüğünü hareket ettirirdi.»

(Her iki Haberi, Dâre Kutnî rivayet etmiştir ve ibni Mâce son ha¬beri rivayet etmiştir.) [215]


İzahat


Haberde, «Namaz için abdest aldığı vakit» vârid olan cümlede, ye-mekden evvel ve yemekden sonra veya-sâdece ellerin temizliği maksa-diyle elleri yî&ama ânında, yüzüğü kımıldatıp hareket ertirilmediğine işaret vardır.

Namaz için abdestini alırken, sevgili efendimizin parmağındaki yü¬züğünü hareket ettirmesi, yüzüğünün altında kuru yerin kalmayıb süh destin tam've mükemmel olmasını sağlama maksadına mâtuîdur.

Binâen aleyh yüzük birazcık boi olur ve altına suyun gitmesi zan¬nedilir ise,, abdest ve gusul ânında o yüzüğü hareket ettirib altına suyun gitmesini 'kesinimde sağlamak sünnettir. Fakat yüzük dar olur. Suyun, yüzüğün altına gitmesi 'kesinlikle umulmaz ise, bu takdirde abdest ve gusul ânında o yüzüğü hareket ettirib altına suyun vâsıl olmasını sağ¬lamak, vacSbve belkide farz olur.

Şemaili Tirmizîde, muhtelif rivayetlerin beyanına göre, Rasûlü ek-rem sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin yüzüğü gümüşden olub, çok zaman sağ elin ve Bâzanda sol elin parmağına takmıştır.

Câbir (R.A) den rivayet olunan bir haberde şöyledir : «Rasûlü ekrem sallallânü aleyhi vesellem, yüzüğünü sağ eline ta¬kardı.»

İmanı-i Buhâri merhum daf demiştirki; Rasûlü ekrem (S.A.V) in, yüzüğünü sağ eline takmasından murad, sağ elinin küçük parmağına takardı, demektir.

Muhammed Bakır (R.A) dan rivayet olunmuşrurki; «Hasan ve Hüseyin (Allah her ikisinden râzî olsun), yüzüklerini sol ellerinin sırça parmaklarına takarlardı.»

Munaddisler şöyle beyan etmişlerdir :

«Hz. Hasan ve Hz. Hüseyinin, yüzüklerini sol ellerine takmaları, delâlet ederki, Rasûlü ekrem efendimizin böyle yüzük takmalarını gör¬müş veya işitmiş olmalılarki, sol ellerinin parmaklarına takmışlardır.»

— Beyhakînin rivayetine göre; «Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi ve¬sellem hazretleri, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Hasan, Hüse¬yin (Allah hepsinden râzî olsun) sol ellerine yüzük takınmışlardır.

Eeyhakî-nin bu rivayeti delâlet ediyorki :

«Rasûlü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem hazretleri, yüzüğünü çok zaman sağ elinin ve bâzanda sol elinin parmağına takmışlardır.» [216]

Şemaili Tîrmjzîde ibni Ömer (R.A) den rivayet olunan bir haberde şöyle demiştir: .

«Rasûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem, altından bir yüzük aldı, o altından yapılmış yüzüğü sağ eline takardı.

— Bunun üzerine ashabı kiramda altından yüzük aldılar, Rasûlü ekreme ittibâ etmek için takındılar. O zaman- altından yüzük takınmak erkeklere haram değildi. Sonra vahy nâzıl olub, erkeklere altından ya¬pılmış f üzük takınmaları haram oldu.

— İşte o anda Rasûlü «krem (S.A.V), o altın yüzüğü parmağından çıkardı ve dedi:

«Artık ben bu altından yapılmış yüzüğü ebediyen takınmam.»

— Bundan
Daha geniş izahat, Siyer kitablarında ve Şemaili Tirmizî şerhlerin¬de mezkûrdur. Ayrıca «Mlüteka tercümesi» adlı eserimizin 4. cildinde aşağıdaki hükümler, mezkurdur.

İbnî Ömer (R.A) den mervidir, buyuruyorki: '•

«Resûlüllah (S.A.V) Gümüşdsn bir yüzük alnuşdı ve elinde idi. (Resûlüllah irtihaî ettikten} sonra Ebû Bekir'in (R.A) etinde idi,. On¬dan sonra Ömer'in (R.A) elinde idi. Ondan sonra Osman'ın (R.A) elin-de* tdi. Tâki sonra bîri eriş denilen kuyuya düştü, kaşı : Muhammedün Resûlüllah (idi),» [217]

Peygamber (S.A.V) efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuru¬yor :

«Akıkdan yüzük takınınız. Zira o (akik) mübarektir.» [218]

Şerhlerden Dürrü müntekâda şu hükümler mezkûrdur : «Yüzüğün kaşına" kendi ismini veya Allâhin ismini veya Peygam¬berin ismini nakşeder. Lakin helaya girib istincâ edeceği vakıtta cebine veya sağ avcının içine kor.

— Yüzüğün kaşına insan resmi, veya kuş veya hayvan resmi nakş-olunmaz. Ve Muhammedürrasûlüllah da nakış olunmaz. Zira Peygam¬ber (S.A.V) in yüzüğünün nakşıdır.

— Resûlüllah (S.A.V) yüzüğünün kaşı üç satır idi. Her kelimede bir satırdır .

Ebû Bekir (R.A) m yüzüğünün kaşı, «Nimel kâdirü Allah» idi.

— Ömer (R.A) m yüzüğünün kaşı, «kefâbilmevti vâızan= vaaz yönünde ölüm kâfidir.»

— Osman (R.A) in yüzüğünde «le tasbiran ev Ietendimenne=ya sabredenlerdensin veya nedamet edenlerden olursun.»

— Ali (RA) m yüzüğünün kaşında, «Elmülkü lillah=MüIk Allah içindir.» nakşedilmişti.

Ebu Hanife (R.A) m yüzüğünde «kulilhayre ve illa fesküt =' Hayır söyle aksi takdirde sus.» nakşolunmuş idi.

— Ebu Yusuf'un yüzüğünün kaşında «Men amile bireyihi fakat ne¬dime = bir kimse, kendi reyi ile amel ederse, şüphesiz nedamet eder.»

— İmamı Muhammedîn yüzüğünün kaşında «men sabara zafere = kim sabrederse, zafere ulaşır.» [219]

İbni Âbidinde de yüzük'takınma ile ilgili şu satırlar mezkûrdur : «Yüzüğün kasma altın çivilendiğinde erkekler, yüzüğün kaşını sol avcının içine çevirerek takar. Sağ elede aynı şekilde takar denildi. An¬cak sağ ele öyle yüzüğü takmak Râfîzîlerin şıârmdandır. Bu sebebden sağ ele öyle parlak altın kaşlı yüzüğü takmakdan kaçınmak lâzımdır.

— Kadınlar ise, erkeklerin hilâfinadır. Zira onlar hakkında öyle zinetlenmek vardır.

— Sol elin parmaklarına takılan yüzüğün küçük parmağa takıima-•sı lâzımdır. [220]

Ebülleysi Semerkandî (R.A) ise, sol elin ve sağ elin küçük par¬maklarına yüzük takmayı müsavi olan amellerden sayıyor :

îbni Âbidinde bir beytin şu mısralarıda calibi dikkattir :

«Sağ elin veya sol elin küçük parmağı hakkında telâşa düşme, ne şekilde dilersen yüzüğü takın.» [221]

Mültekâ Sârini Dâmadda şu hükümler vardır :

«İnsan, yüzüğünü sol eline takar, sağ eline takmaz, ve sol elin par¬maklarından küçük (sırça) parmaklan başkasına takmaz. Fakih Ebül-leys ise, sağ ve sol elin parmaklan arasında müsavi kılmıştır. Rivayet¬ler muhtelif olduğu için, hak olanda budur. [222]

Zeyd'in satın aldığı yüzükcte KuT'an (âyetleri) yazılmış olsa Zeyd o yüzüğü âdeti üzere takınıp kenife (helaya) girdiğinde parmağından çıkarınca mücerred (dışaida) takınmakla günahâr olur mu?

ELCEVAP... Olmaz [223]

Aynî fetva «Fetâyayı Abdurrahım» adlı eserin birinci oildinin sahile 130 da mezkûrdur.

Fetâvayı Hindiyede şu ibareler mezkûrdur:

«Gümüş yüzük, erkeklerin yüzüğü şeklinde olursa, caizdir. Fakat kadınların yüzüğü şeklinde iki veya üç kaşlı olursa, erkeklerin takın¬maları mekruhtur.

— Yüzflğü sol elin küçük parmağına takmak lâzımdır. Diğer par¬maklara değil ve sağ elin parmaklarına takmaik, Râfizî (Şîa) larm alâ¬metidir.

— Fakat, sağ ve,,, sol elin parmaklarına takmanın cevazı sabittir. Her ifci elin parmaklama takmanın cevazı hakkında eser (Cevaz hük¬mü) vârid olmuştur. [224]