HADİS KİTAPLARI > Miskatul Mesabih > 4

 

islam

help 2.20.4 4 previous next

HADİS KİTAPLARI > Miskatul Mesabih > 4






Tercümesi :


13 - (12) Enes (R.A) den mervidir, demiştir:

Resûlüllah (S.A.V) buyurduki :

«Bir kimse, bizim namazımızı kılar, kıblemize İstikbâl eder ve kesdiği-mizi yerse. İşte bu müsiüman, Allanın ve Rasûlünün zimmetinde (sigorta¬sında) dır. Binâenaleyh Aflâhüteâlânın zimmetinde (olan müslümana dil uzatarak) hainlik etmeyiniz.» [83][83]


İzahat


Râvî Hz. Enes (R.A.) hakkında gerekli bilgi 7. hadisi şerifin altında zik¬redilmiştir.

Bu hadîsi şerifde de gayet açık ve seçik bir şekilde beyan edilmiştir-kt, kıbleye dönüp namazını kılan, kurbanda kurbanını kesen ve kesilme şartlarına riâyet ederek hayvanı kesen ve müslümanfann kesdiklerinr yiyen kimseler^ Ailâhın hâlis kulu peygamber efendimizin sâdık ümmetlerinden dirier.

Binâenalehy böyle müminlere dil uzatıp, iftira ve isnadlarla küfür kelimesini veya kâfir damgasını söyleyip vurmanın asla doğru olmadığını ve olamıyaoağını açıkça ifâde etmektedir. Zira o müminler. Allanın ve Re¬sulünün sigortasjndadırlar.

Akâid kitaplarında uzun uzun İzahlar ve misallar yazılmış ve beyan ediimiştirki, ehli kıbleden her hanki bir müstümana asla kâfir denilemez. Günah işleyenlerine âsî ve mücrim denir. Yani mümindirler, fakat günah¬kar ve âsî mümindirler.

Esasen akıllı mümin, bu hükümlere mümasil bilgileri kendisinde top¬lar, hiç bir mümine «kâfir» diyemez. Zira başkasına kâfir diyenler, kendi¬leri kâfir olurlar.

Daha geniş malûmat, «İslama Sokulan Bid'at ve Hurâferler» adlı ese¬rimizin birinci cildinde beyan edilmiştir[84][84]


Tercümesi :


14 - (13) Ebû Hüreyre (R.A) den mervidir, demiştirki :

Bir Ârâbî (bedevi bir arab) Nebiyyi Ekrem (S.A.V) efendimize geldi ve dedi :

«Bana bir amel delâlet et (öğret) ki, ben o ameli işlediğim de Cenne¬te gireyim.»

Resûlüllah (S.A.V) de buyurdu :

«Âllaha (C.C) ibâdet edersin ve ona (Allaha) hiç bir şeyi şerik koş¬mazsın, farz namazları kılarsın, farz olan zekâtı edâ edersin ve Ramazan orucunu tutarsın.»

Bunun üzerine Ârâbı dediki :

«Nefsim yedi kudretinde olan Allâha yemin ederimki, bunun üzerine hiç bir şeyi ben ziyâde edemem (yâni, bundan fazlasını işleyemem) ve bundan da noksanlaştırmam.»

Vaktaki o Ârâbî döndü gidiyor idi, Nebiyyi muhterem (S.A.V) efendi¬miz : [85][85]

«Bir kimse, Cennet ehlinden bir kişiye bakmakla sürurlanmak isterse, işte bu adama baksın, buyurdu.» [86][86]


İzahat


Râvî Hz. Ebî Hureyre hakkında üçüncü hadisi şerifde gerekli bilgi zik¬redilmiştir.

Hadîsi şerifde beyan edilen Allâha ibâdet ve kullukdaki ihlas ve ona hic bir şeyi şerik koşmamak, îman ve ibâdetin en üstünü ve bütün ha¬yırların ekmelidir. Zira îman ve ibâdetin ihlasa bağlı olup şirkin her çeşi¬dinden kaçınmak kulluğun en yüksek mertebelerindendir.

Bir âyeti kerîmede meâlen şöyle buyuruSmuştur;

«Her hangi bir kimse, Rabbisine kavuşmayı arzu ederse, sâlih bir amel işlesin ve Rabbisine yapdığı ibâdete hiç kimseyi ortak koşmasın» Kehf sûresi, 110

Şu halde Allâha kul :olan bir kişi. Şirkin eşed ve büyüğü olan puta, ateşe, leşe, resim ve heykele tapmayı yapmadığı gibi şirki hafi olan riya¬karlığı (gösterişi) de yapmaz.

Arâbînin sayılan ibâdetlerden fazla eksik yapamıyacağını beyan et¬mesi ise, ya daha fazlasını yapmaya takati olmadığındandır veya o ibâdet¬lerden fazia veya noksan yapacak olursa, Resulü ekrem efendimize saygı¬sızlık yaparak isyan etmiş olacağındandır.

Resûüflâha sorduğu ve taleb ettiği hüküm karşısında hulus ve sadâ-kaîla tesiimiyyetini gören peygamber, o zatı gösteriyor ve «Bir kimse cen¬net ehlinden bir kişiye bakmakla sururlanmak isterse, işte bu adama bak¬sın» buyruyor.

Bu cümleleri okuyup iyi düşünen her mümin, Allâha ve Resulüne inan¬madaki sadâkatini ve ilâhî emirlere itaatinin ne derece olduğunu düşünür. Düşünür ve araştırırda kendinin ihlaslı ve rızayı bâriye uygun ameli olup, olmadığını, dolaysiyle cennet ve cemâli ilâhiyye nimetine nâiliyyetini umar. [87][87]


Tercümesi :


15 - (14) Abdullah Essekafînin oğîu Süfyan (R.A) den rivayet olun¬muştur, demiştirki :

«Ben dedim; Yâ Resülellah! Bana islamdan bir söz söyleki, senden son¬ra hiç bir kimseden sormayayım. Bir rivayette senden başkasından (sorma¬yayım).

Resûlüllah (SAV) buyurdu :[88][88]

«Allâha îman ettim, de. Sonrada Müştekim (dosdoğru) ot.» [89][89]


İzahat


Râvî kimdir?

Süfyan bir Abdullah Es sakafî (R.A), taifli müslüman sahabelerdendir, Resulü Ekrem efendimizle bir çok sohbette bulunmuşlar, rivayet ettiği hadisi şeriflerin en meşhuru yukarda mealini arz ettiğimiz hadisi şerifdir.

Hz. Süfyan (R.A) emirül müminin Hz. Ömer (R.A) in hilâfeti zamanında tâıf valisi olmuştur.

Râvi Hz. Süfyanın saf ve idraklı bir kişi olması hasebiyle resulü ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimize islam hakkında cok fevkalade bir sual soruyor. Öyle bir sual ki, kendisine ve ümmete garenti ve aydınlık getiren bir sual.

Resulü Ekrem efendimizde ona cevab vererek ümmetine nur saçan kıy¬metli yolu şöyle tarif ediyor.

«AlEahü teâlaya îman ettim, de. sonrada istikâmet et.»

İman hakkında yukarda cibril hadisi olan ikinci hadisi şerifde gerekli malumat verilmiştir.

İstikâmet : İlahi emirlere imtisal edip nehiylerinden kaçınmaktır.

Bu tarifin içine, kalblerin ve bedenlerin amellerinden oian îman, islam, ihsan ve emsali iyilikler girer. Zira istikamet, bütün eğrilik ve kötülükleri terk edip iyi ve hayır olanlara inanıp amel etmekle olur.

Şayet kötü ve fena olan şeylerden bir şeyin bulunması olursa, bu takdir¬de istikamet yok olur. Fenalık ve dalâlet ortada cereyan eder.

İstikamet halinde yaşamak çok güç ve zordur. Zira beşer hak yolda devam edip dünkü gün ve amellerinden bu günkü amelleri daha iyi ve riaha güzel, İslama ve hakkın rızasına uygun olacaktır.

Bu sebebden dolayı Resulü Ekrem efendimiz şöyle buyurmuştur:

«Beni, hûd sûresi kocaltdı.»

Sûre-i Hûdun kocaltmasından maksad, o sûredeki şu maldaki istika¬met emri idi :

«Habibim emrolunduğun gibi istikâmet et.»

Resulü Ekrem efendimiz hâşa eğri yolda değildi. Doğru yolda idi. Bura¬daki emir her ne kadar Resûlüllahın kendisine isede, «Kızım sana söylüyo¬rum, gelinim sana» kabilinden, bu emri ilahi doğrudan doğruya ümmetlerine-dir.

Ama bununla beraber, ilahi emre muhatap olup teklifi ilâhinin en güzel şekilde ifasının güçlüğü elbette Allahın Resulünü düşündürüyordu.

Fahrüddini Razî Hz. diyor ki : «İstikamet, çok güç ve zor bir iştir. Zira İtikat ve inançda cenabu hakkı bir şeye teşbih etmekden, muattal nisbotin-den, suret ve siretlere kıyas etmekden kaçınarak ilâhi emirleri tağyir ve teb¬dil etmeden olduğu gibi işleyip'ahlakî görüş ve yaşantılarda ifrad ve tef-riddan uzak olmak üzere gereken çok ciddi bir iştir.»

İmcimi gazali Hz. de diyor ki : Dünyada doğru yol üzere istikamet et¬mek cehennem sıratından geçmek gibi güçtür. Bunların her ikiside kıldan ince kılıçdan keskindir.

Nitekim bir hadisi şerifde Resûlüilah (S.A.V) efendimiz şöyle buyur¬muştur :

«İstikamet ediniz, gayret ediniz. Zira hakkı ile istikamet etmeğe kadir olamazsınız. Fakat hakkı ile itaata yetişip ulaşılamıyanın hepsi, tamamen terk edilmez.» [90][90]

Ehli takva mutasavvıflarda şöyle demişler :

«Bir istikâmet, bin kerametten hayırlıdır.»

Evet Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimiz istikametle emro-lunmuştur. ^erâmet izharı ile emrolunmamıştır. Aslında istikamet sahibi olan her kişide keramet zuhur eder. .Fakat keramet iddiasında bulunan her in¬sanın durumuna bakılır. Eğer îtikat ve ameli şeriata uyuyor ve istikamet üze¬re devam ediyor ise, keramet olur. Şayet îtikat ve ameli istikametde olma¬yıp kötü yolda ise, onun iddiası batıldır ve kendisindeki görülen fevkalade haller, kâfir ve zalimlerde görülen ve «istidrac» ismi verilen zuhuratlar¬dır.

Esasen Peygamberlerde Mucize, Velilerde keramet, kâfir ve zalimlerde, istidrac gibi haller her zaman ve devirlerde görülmüştür. Böyle harikalar hakkında gerekli malumat «Islâmda Evliya meselesi ve Hârikalar» adlı ese¬rimizde beyan edilmiştir.

İstikamet : Kalbde ve amelde olmak üzere ikiye ayrılır.

a) Kalbdeki istikâmet : doğru ve iyi olan şeyler üzerine kalbin karar ve sebat etme hâlidir.

b) Amelde istikamet : Amellerin, islâmın beyan ettiği doğru yol üzerine olup ihlas ve hulusla yapılma halidirki, riya, süm'a dünyevi bir garaz ve ta¬lep olmadan sırf rızayı bari için yapılmasıdır.

Kalblerin istikametli olması, amellerin istikametli olmasını sağlar. Şayet kalbler istikamet üzere olmazsa, amellerde istikametli olmayıp bâtıl ve atıl olur.

Bu hususu Resulü Ekrem efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle beyan buyurmuşlardır :

«Kulun (Kalbindeki) îmanı, istikametli olmaz. Tâki kalbi istikametli ola. Kalbide istikametli olmaz, tâki dili istikametde ola.»

Hadisi şerifde açıkça izah edildiği üzere, bir kişinin îmanının istikamet¬ti olması, kalbinin temiz ve stikarhetli olmasına bağlıdır.

Yine bir kimseninde kalbinin istikametli ve düzgün olabilmesi, dilinin is¬tikametli olmasına bağlıdır.

Binaenaleyh bir kimse, dili ile yalan, dolan, iftira, tezvir ve küfür keli¬melerini söyler bir tarafdanda «Benim dilime bakmayın, benim kalbim te¬miz» derse yalan ve aldatıcı bir ifâdede bulunmuştur. Zira insanın dili, kalbi¬nin tercümanıdır.

Şu halde bir kişi, dili ve fîli ile kötülük işleyor veya kötülüğü işleyenleri tasvip ediyorsa, işte o kimsenin kalbi ve niyyetide aynı kötülük içindedir.

Hülasa dünya ve ahiret seâdetini temin etmek için, sağlam bir îmandan sonra istikâmet ve doğruluk üzere olmak kurtuluşun tek yoludur. [91][91]


Tercümesi :


16 - (15) Talha bin Ubeyduliah (R.A) den mervidir, demiştir : Necit halkından sacı darma dağınık (fakir) bir kimse, Resûlüllah '(S.AV) efendimize geldi. Uzaktan sesini karma karışık duyuyor, fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet (Resûlullaha) yaklaştı. Meğer islâmın ne olduğunu- soruyormuş. (Bu suâline karşı) Resûullah (S.A.V) : «Bir gün bir gecede beş (vakit) namaz» buyurdu.

— (Adamcağız) : «Üzerimde bu namazlardan başka (Namaz da) ola-cakmı?» diye sordu.

— Resûlüllah (S.A.V) :

«Hayır, meğerki nafile olarak kılarsan (yani, kendin fazladan kılarsan başka) cevabını verdi.

— Ondan sonra Resûlüllah (S.A.V) : «Birde senede (biray) Ramazan Orucu» buyurdu.

— (Adamcağız yine) : «Üzerimde bundan başkasıda olacakmı?» diye sordu.

— Ö da (yani, Resûlüllah da) : «Hayır, ancak nafile olarak edâ eder tu¬taçsın» cevabını verdi.

— Talha (R.A) derki «Resûlüllah (S.A.V) Zekâtıda ona söyledi.

— (O adam yine) : «üzerimde bundan başkasıda olacakmı?» diye sor¬du.

— Yine Resûlüllah (S.A.V) : «Hayır, ancak nafile (sadaka) olarak ve¬rebilirsin.» Cevabını verdi.

— Bunun üzerine (Necitli fakir) : «Vallahi bundan ne fazla, ne de ek¬sik bir şey yapacak değilim.» diyerek ve arkasını dönerek gitti.

— Resûlüllah (S.A.V) o adamın sözünü duyunca) :[92][92]

«Eğer doğru söylüyorsa, feîah buldu gitti» buyurdu : [93][93]


İzahat


Râvî kimdir?

Hz. Taiha (R.A) aşere-i mübeşşereden birisidir. İlk müslümaniardandır. Bedir savaşından başka bütün savaşlarda hazır bulunmuştur. Bedir Mu¬harebesinde bulunmadığı halde peygamberimiz önada ganimetten nasîbmi vermişti.

Uhud Muharebesinde Hz. Taiha Peygamber sallallâhü aleyhi veseileme atılan bir kılıcı kolu ile müdâfaa ettiği için çolak kalmıştı.

Hz. Tatha, otuz sekiz (38) hadîsi şerif rivayet etmiştir. Yedisi Buftârî ve müslimde, ikisi Buhâri ve biriside müslümde mezkûrdur.

Hz. Taiha (R.A) Hz. Ali (R.A) nin hilâfeti zamanında vuku bulan ve «Cemel vak'ası» diye isimlenen vak'ada altmış yaşlarında oldukları halde Mervanın oku ile şehid olduîar. Allah ondan rözi olsun.

Yukardaki hadîsi şeîfi sormaya gelen müslümanın hâli, çok dikkat ge¬reken ve düşünülmesi lâzım olan haldir. Adamcağız Tâ Necid çöllerinden kalkıyor, gece gündüz günlerce yol yürüyüb geliyor. Ve kendisinin seâdetini temin edecek îman ve amei meselelerini teker teker soruyor. Aldığı cevap¬lara itiraz etmediği gibi tam bir inkıyadla, hiç eksiltme ve fazlalaştırmada bulunmadan buyuruiduğu şekilde yapacağını teahhüd ediyor ve gidiyor.

İşte bu hal ve hareket ilim tâlim edenler ve edeceklere, ilim sahibi ulema ve bilginlere sual soracaklara ve sorup öğrendikten sonra ne şekilde hare¬ket edilmesi gerektiğini bilmeyenlere, en güzel ve en doğru bir örnektir.

Ataların bir sözü vardır : «Anlayana sivri sinek saz, Anlamiyana davul zurna azdır»

Hadîsi şerifin ihtiva ettiği hükümler hakkında gerekli malumat, baş ta-rafdaki hadîsi şeriflerin îzah bölümünde beyan edilmiştir. [94][94]


Tercümesi :


17 - (16) İbni Abbas (R.A) den mervidir, demiştir : Abdul kays kavmi (Bahreyn taraflarında) Nebiyyi Muhterem (S.A.V) efendimizin huzuruna geldikleri zaman :

— Resûlüllah (S.A.V) : «Siz, kimlerdensiniz?» yahut «Nerenin cemaatı¬sınız?» diye sordu.

— Resûlüllah (S.A.V) : «Hoş geldiniz. (Allah sizi) utandırmasın, Peşîman ettirmesin.» buyurdu.

— Bunun üzerine (Müsafir olan cemâat) : «Ya ResÛlelleh, biz sana yalnız haram aylarda gelebiliriz. ,BUirsinki) aramızda kâfir olan Mudar (ka¬bilelerin) den şu cemâat vardır. O halden bize kesin bir şey emir buyurda, geride kalanlarımıza haber verelim, o sebeblede Cennete girelim.» dediler.

— (Nebiyyi Muhterem A.S.V) e, İçkileri (yahut içki kaplarını) da sordu-

— (Resûlüllah; (S.A.V), onlara dört şey emretti ve dört şeydende neh-yetti. Onlara yalnız Allâha İman ile emrettikten sonra;

«Bilirmisiniz her şeyde tek Allâha îman etmek ne demektir?» diye sordu.

— (Onîarda), «Allah ve Resulü bilir.» dediler.

— (Resûlüllah S.A.V) : «AElâhdan başka Hah olmadığına ve Muhamme-din Resûiüllah olduğuna şahadet etmek. Namaz kılmak, Zekat vermek, Ra¬mazan orucunu tutmak ve ganimetin beşte birini (1/5 ni) vermektir.» buyur¬du.

— Keza onları {dört şeyden yâni) içi sırlı ağzı yanından yapılmış kır¬mızı veya yeşil toprakdan yapılmış testi, Testi makamında kullanılan boş kuru kabak, şıra koymak, için içi oyulmuş ağaç parçası, Ziftle {kara sakızla) sıvanmış testi {denilen kaplara, hurma, yahut üzüm şırası : Şarab koymak) dan nehyetti.

— İbni Abbas (R.A) in Müzeffet yerine mukayyer (zift manasına olan kâr veya kîr ile sıvanmış testi) dediğide mervidir.

— Resûlüllah (S.A.V) :

«Bunları hıfzedin ve sizin yanınızda olmayan kimselere haber verin.» buyurdu. [95][95]

Bu hadîsi şerifin lafzı Buhârinindir. [96][96]


İzahat


Râvî kimdir?

İbni Abbas (R.A) Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimizin am¬casının oğlu Abdullah (R.A) dır. Hicretten üç sene veya beş sene evvel dün¬yaya gelmiştir. Peygamberimizin öhirete irtihalı sırasında on üç (13) veya on beş (15) yaşlarında idi.

Hz. Abdullah (R.A) bu ümmetin en âlim ve fazıllarındandı. Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimiz bunun ilim ve hikmet sahibi ve fıkıh İfmine âlim olmasına dua etmişti. Tefsir ve tevîlide iyi bilirdi. Peygamberimi¬zin yanında çok bulunurdu. Bu sebeble vahyi ilâhiyi getiren cebrâil Afeyhis-selâmı iki sefer 'görmüştü.

Hz. Ömer, halifeliği zamanın da büyük ve dev sahabelerin yanında genç yaşda olan bu zatı yanına olurdur ve kendisi iie istişare ederdi.

Beyaz tenli, uzun boylu, yüzü nurlu ve dili fasih bir zad idi. Ömürlerinin sonunda gözlerine âma arız olduğundan görmezlerdi.

Hz. Abdullah (R.A) bin altiyüz altmış (1660) hadisi şerif rivayet etmiş¬lerdir.

Cuma günü hutbede hulefa-i reşidin ve sultanlara dua etmek, sahabe arasında Abdullah bin Abbas tarafından yapılmıştır. Basra valisi iken Haz-reti Ali hakkında dua etmiştir. Bundan evvelde Hz. Ömerin (R.A) hilafeti za-nanında aynı yerde Ebû Musa ef Eş'arî yapmıştı. Bu günkü hutbenin so¬nunda veya içinde yapılan emsali dualar, bu zamana ve bu şahısların yap¬akları dualara iltihak ve istinad etmektedir.

Hz. Abdullah (R.A) yetmiş yaşlarında oldukları halde atmış sekiz (68) sene-i hicrîde Taifde vefat etmiştir. Allahüteâla ondan razı olsun.

Hadisi şerifin baş tarafında geçen cümlelere dikkat etmek lâzımdır. Zira Resulü ekrem efendimiz, huzuruna gelen misafirlerine kimler oldukla¬rını soruyor.«ve merhaba hoş geldiniz. Allah sizi utandırmasın, peşiman et¬tirmesin» diyerek iltifat ediyor ve haklarında hayırlı duada bulunuyor.

Bir müslümanın huzuruna veya ev ve dükanına bir müsafir geldimi, böyle iltifat edip iyi mukabelede bulunarak hal ve hatırlarını sorup dilek ve temennilerine takati nisbetinde cevab vermek gerekir.

Rasûiüllahm huzuruna glen misafirler her zaman gelemediklerini an¬cak tâ eski devirlerden beri devam ede gelen ve insanında ilk zamanların¬da muharebe etmenin haram olduğu malum olan zil'kâde, zilhicce, muhar¬rem ve receb aylarında ancak gelebildiklerini beyan etmeleri, şâyani dik-katdır. Zira diğer aylarda geilrlerse, kâfirlerden mudâr kabilesinin tecavu-zuna uğrama tehlikesi olduğu anlaşılıyor.

Burada muharebe etmenin haram olduğu aylar hakkında bir kaç satır izahatta bulunalım.

Kur'anı keıimde şöyle buyurulmuştu :

«Muhakkak gökleri ve yeri yarattığı günden beri kesin hükmünde ay¬ların sayısı, Allah katında on iki (12) aydır. Onlardan dördü (zilkade, zil¬hicce, muharrem ve receb) haram olanlardır. Bu ayların {içinde muharebe¬nin) haram kılınışı (İbrahimden gelen) doğru dinin bir hükmüdür. Bu se-bebden bilhassa bu aylarda nefislerinize (bir birlerinize) zulmetmeyiniz. Bununla beraber, müşrikler sizinle top yekûn harp ettikleri gibi, sizde on-farfa topunuz harp ediniz. Ve bif.inizki Allah (cc.) fenalıklardan sakınan¬larla beraberdir.» Tevbe Sûresi, 36

Cahil, kâfir ve müşriklerin beytullahı ziyarete gelenlere ezâ ve cefc vermelerinden dolayı cenabı hak harp etmenin, ezâ ve cefada bulunmanın yasak ve haram olduğu ayları tayin ederek beytullahı ziyarete gelecekleri korumuştur. Bu hüküm islam'ın mekke devrinde ve Medine-i münevverenin ilk günlerinde aynı devam ediyordu.

Sonra hükmün değişmesi ve haram ayların kaldırılması halinde müş-. riklerin öldürülmesi gerektiği beyan edilmiştir. Bu hükmü beyan eden âyet¬ler şunlardır :

«Eğer (o müşrikler) tevhid ve hicretten yüz çevirirlerse, onları buldu¬ğunuz yerde yakalayın, tutun ve öldürün. Onlardan ne bir dost nede bir yar¬dımcı edinmeyin.» Nisa sûresi, 89

Diğer âyeti kerime meali :

«(Dkunulması) haram olan o aylar {zilkade, zilhicce, muharrem ve re¬ceb) çıktını zaman artık müşrikleri, onları nerede bulursanız öldürünüz.»Tevbe sûresi, 5

Evet islamın ilk zamanlarındaki haram aylara tazim etme hükmü, son zamanlarında kaldırılmış ve neshedilmiştir. Kaldıran âyeti kerime de bu son âyetdeki, «artık o müşrikleri, onları nerede bulursanız, öldürünüz.» Hükmü ilâhi olduğu beyan edilmiştir.[97][97]

Hadisi şerifdeki birinci dört emri beyan sadedinde Rasûlüllahın, «bilir-misiniz, her şeyde tek olan Allaha iman ne demekdir?» Sualine kendileri iman edip huzuru Resule geldikleri halde «Allah ve Rasûlü bilir» demeleride edep ve hürmetlerinden idi. Bir büyüğün huzurunda işte böyle hareket edi¬lir. Nasibi olanlar bu edepli hareketden hisselerini alırlar.

Yoksa b;'en fâzıl kişilerin huzurlarında onlardan küçük ve mertebece aşağı olanların, bilgiçlik taslamaları veya onlara saygı hududunu aşarak ko¬nuşmaları, uzak yerlerden gelen bu kemallı insanların halinden çok ve çok aşağı ve bir edepsizlikdir.

Şu dünyada aradım kıldım taleb,

Her hüner makbuldür ama illa edep, illâ edep.

Peygamberimiz bu edepli cemaatına dört emri beyan ettikden sonra, nefsin arzu ve emelinden ve şeytanın amelinden olan şarabınyapımı, mu¬hafaza edilişi ve taşınışı, yani alınışı, satışı, içimi ve emsali kötü amel ve fiillerden nehyetmişti.

Şarap ve emsali sarhoş eden şeylerden RasûlüNah (S.A.V) efendimiz yasaklıyor «ve hükümleri iyi muhafaza edin, gidiniz orada kalan müslü-manlara haber verin» diyerek islamın tebliğ vnzifesinide bırakmamalarını ehemmiyetle tavsiye ediyor.

Evet şarabın ve emsali Sarhoş eden şeylerin iv^i haramdır. Şarob kadiyetle necisdir. Alınması, satılması, hamallığı ve vesair ameller haram¬dır.

Fakat şarabdan başka sarhoş edenlerin içimi haram oimak-n beraber başka yerlerde istimalları ve satışları, ihtilaflıdır. Daha geniş malumat, fikıh kitablarında mezkûrdur. Bizim «Mültekâ tercümesi» adlı eserimizin dördün¬cü cildinin «İçkiler Bahsinde» de beyan edilmiştir.

Allah ve Resulüne îman etme keyfiyyetini buyuran Resulü okrem efen¬dimiz, Kur'an âyetlerine işaret etmektedir.

«Artık (Ey Resulüm!) şunu bflki, Allahdan başka ilâh yoktur.» Muhammed sûresi, 13

Resulü ekrem efendimizin AMâhın Resûlu olduğunu beyan eden ilah' âyet meali :

«MHAMMED (A.S) Allâhm Resulüdür.» Fetih sûresi, 29[98][98]


Tercümesi :


18 - (17) Ubâde ibni Essamit (R.A) den mervidir, demiştir : Resûlüllah (S.A.V) etrafında ashabından bir takım kişilere buyurduki : «(Ey cemâat!) hiçbir şeyi Aliâha şenik koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, evladınızı öldürmemek, kendinizden uydurduğunuz şey-lerEe hiç kimseye iftira etmemek ve meşru olan bir şeye karşı isyan etme¬mek üzere bana bîat ediniz.

— Binâenaleyh eğer sizlerden bir kimse, bu saydıklarımı yerine geti¬rirse, onun ecir ve ssvâbı AÜâhü teâiânm üzerinedir. Ve bir kimse, bu say-tiikianmdan birini (haramı) işlerse, dünyada o işlediği şeyin cezasını görür. Dünyada ikab olunursa, işte o (ikab) onun günâhına keffârettir.

— Ve eğer içinizden birinin işlediği bir suçu cenâbu hak örterde dün¬yada cezasını görmezse, onun işi (Cezası veya afvi) Aliâha aittir, Cenâbu hak onu dilerse afveder, dilerse azâb eder.[99][99]

— Ashabı kiramda : Bizde bu şartlar üzerine bîat ettik (dediler).» [100][100]


İzahat


Râvi kimdir?

Hz. Ubâde (R.A), medine-i Münevvereli ashabı kiramdan, Mekke-i mü-kerremeye iman edip bîata gelenlerdendir. Birinci, ikinci ve üçüncü akabe bîadlarında bulunmuştur,

Bedir ve diğer muharebelerin hepsinde hazır bulunan çok temiz bir sa-hâbî idi.

Hz. Ömer (R.A), hilâfeti zamanında bu zatı şama hakim ve muallim ta-Yin etmişti. Humusda ikâmet etti. Sonra füistine nakli mekan ettiler ve ora-

da ramle veya beyti makdis de yetmiş iki (72) yaşında iken otuz dörî (34) hicri senesi vefat etmiştir. Allah ondan razı oisun. Pek çok sahabe ve tabi¬in bu zattan hadis rivayet etmişlerdir.

Hadisi şerifde, Resulü Ekrem efendimiz sahabesinden bir gurubuna sözlü muahedede bulunarak «Alfana hiç bıîr şeyi şerik koşmamalarını, hırsız-hkda bulunmamalarını, zina yapmamalarını, evtad'cnnı (çeşidili nedenler-ie) öldürmemelerini, kendileri tarafından uyudurulan İftiraiarEa bühtanda bu¬lunmamalarını ve maruf (iyi, hayır) olan şeylerde Allaha isyan etmemeleri¬ni» beyan buyurmuştur.

a) Allaha şirk, celî ve hafî olmak üzere ikiye ayrılır.

Şirki celî : Puta, ateşe, ölüye, diriye, heykele, resim ve cisimlere tapın¬ma şeklidir. Bu tapışda bulunan müşrikleri Allahü teâla asla afv etmez. Cehennemde ebedidirler.

Kur'anı kerimde şöyle buyurulmuştur :

«Muhakkaktı Allah, kendine şerik (ortak koşanları,) bağışlamaz.»

Ve şirkin en büyük çirk ve zulüm olduğu şu âyetlerde beyan edilmiş¬tir :

«Bir vakit lukman, oğluna öğüt vererek şöyle demiştir :

— Ey oğulcağızim! Allaha ortak koşma, Çünkü Allaha ortak koşmak (şirk) çok büyük bir zulümdür» Lukman sûresi, 13

Bu hükümlerde okuduğumuz üzere hakiki kul, hic bir şeyi Allaha or¬tak koşmaz ve-koşmaya çalışmaz. Aynı zamanda Allaha ortak koşmayı em¬reden, âmir ve baba anada olsa itaat etmez ve öyle kişilerin sözlerine ku¬lak vermez.

Bir âyeti kerime meali şöyledir :

«Şayet ana ve baban bilmediğin (hiç kıymet vermediğin put ve emsalin¬den ve şirkden ibaret olan) bir şeyi bana ortak koşman ,için seni zorlarlar-sa, bu takdirde onlara itaat etme.» Lukman sûresi, 14

Evet Akıllı insan, hiç bir faide ve zarar sağlamıyan ve sağlamıyacak olan putlara, heykel ve resimlere kiymet vermez ve tapmaz. Onların hu¬zurunda saygıda durup onlardan bir şeyler beklemez. Esasen o put bir kişi ise, ölümden kendini kurtaramıyan zavallı ve aciz bir yaratık olduğunu bilir. Asla tapmaz.

Şirk ve putpereslik hakkında Kur'anı kerimde pek çok hâdise ve jbret alınacak kıssalar vardır. En başda gelen ve gayet açık olanı, İbrahim Aleyhis selamın putları kırıp en büyüğünün boynuna kırdığı aleti koyup sonra müş¬riklere «Mademki bu sizin AIEahınızdır. Bunlara yapılanı size anlatsın.» Gibi ifadelerle müşrikleri rezil ve mahcup etmesi hâli, cok ve çok acaibdir.

Bu kıssayı okumak isteyen kardeşlerimize Enbiya sûresinin, 57-70. Ayeti kerimelerini ve ya meal ve izahlarını okumalarını tavsiye ederiz.

Şirki hafi: Açıkdan şirk olmayıb, gizli şekilde olan şirktirki, bu amel küf¬re varmamakla beraber ahirette, işlenen iyiliklerin mükâfatı, sahibine veril¬meyeceği', kim ve ne maksadla yapıldı ise onlardan ecirlerin İstenmesi hu susunda halikı zülcelâl, kime beğendirmeye çalışıldı ise, onlara göndere¬ceği şer'î hükümlerde beyan edilmiştir. İşte bu amelin adına, «Riya^> denir.

RİYA : Ahiret ameli ile {dünya menfeatını arzu etmektir. Yani, ahiret ameli olan ibâdet, hayır hasenat, iyilikler ve her çeşit ahiret amelini işleyen kişi, gösteriş ve başkalarına beğendirme veya başkalarının yanında öğün-me maksadına matuf işlenen amellerdir ki, görünüşde ahiret ameli iken, bir dünyalığa kavuşmak maksadına bağlı olması hasebi ile dünya amelidir.

Namaz, niyaz, teşbih, tehlil, evrad, ezkar, hayru hasenat ve her çeşit ahiret amellerini sırf «iyi adam» desinler, insanların yanında iyi görünmek maksadı ile gösteriş olarak yaparlarsa, işte bu adamların yapdıkları amel¬ler, katıksız «Riya» dır ki, bu şekildeki ameller, Münafık huylu insanlarda da¬ha çok görülür.

Riya ile amel edenlerin halleri, hiçde iyi değildir. Kur'anı kerimde ve hadîsi şerifler de bu zavallıların perişan halleri açık açık beyan edilmiştir.

Bir ayeti keriymede şöyle buyurulmuştur :

«Şiddetli azab (nifak maksadı İle) o namaz kıîanlaraki, Onlar, namaz¬larından gaHEcLİrter. Onlar, (namazları ile insanlara) gösteriş yaparlar.» Maun sûresi, 4-6

Diğer ayeti kerîme meali :

«Bu sekebEe her kim Rabbisine kavuşmayı arzu ederse, sâiih bir antet iştesin ve Rabbssjne yapdığı ibâdete (Riya ile) hiç bir şeyi ortak koşmasın.» Kehf sûresi, 110

Bir hadîsi nebevîde de şöyle buyurulmuştur: «S[zin fiçin en çok korktuğum şey, şirki asğar : Küçük şirktir.

— Ashabı kiram dediier ki ; Ya Resûfellah! O şirki asğar : Küçük şirk nedir?

— ResûEüHah (S.A.V) : Riyadır ki, Hak tealâ insanları amellerine karşt-Uk cezalandıracağı zaman (Ahirette) riyakarlara : Dünyada gösteriş yapdı-ğmız kimselere gidin, onların yanında bjir mükâfat butabilecekmisiniz? bu-Vuracakttr, dedi.» [101][101]

Riya hakkında geniş malûmat, ilerdeki ciltlerde bahsî mahsûsunda ge¬rçektir. Ayrıca kısada olsa, yukarda birinci ve ikinci hadîsi şeriflerin İzah kısmında bir nebze bahsedilmiştir.

b) Hırsızlık yapmakda, islamda en kötü amel ve hareketlerdendir. Hırsızlık: Başka bir kimsenin malını gizlice alıp kaçmaktır. Böyle hır¬sızlığı yapanların cezaî müeyyidelerle cezalandırılması lazımdır.

«Erkek hırsızla kadın hırsızın, yaptıkları hırsızlığa karşıhk, ASlahoan bir azab /olmak üzere (sağ) Eslerini kesin.» Mâide sûresi, 38

c) İslamın haram kıldığı ve Adem Aleyhisselâmdan Muhammed Aley-hisselama kadar bütün dinlerde yasaklanan zina, Şer'i nikah bulunmayan ve nikahlanma izni Şer'isi olmayan kadın ile erkeğin cinsi münasebetde hulunulan gayri meşru fiildir.

Zinanın haramlığını nâtık ilâhi hüküm meali :

«Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o (zina),, pek çirkin ve kötü bir yoldur.»İsrâ sûresi, 32

Diğer âyeti kerime meâü :

«(Bekar olupda) zina eden kadınla zina eden erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Alîaha ve âhireî gününe inanıyorsanız, bunlara AKahın dini hususunda (emri ilâhiyi yerine getirmekde) merhametiniz tutmasın. Mümin¬lerden bir toplulukda bunların ceza tatbikinde şâhid (hazır) olsun.» Nur sûresi, 2

Bu âyeti kerimede izah edildiği üzere zina eden erkek ve kadınlardan hiç birine, merhamet edip afv edilemiyeceğini gayet acık bir ifade ile beyan etmektedir. Hükmü ilahi böyle iken hem islamdan bahsedip, nemde hırsız¬ları, katil ve canileri afv edenleri ve bu afv edenleri tasvip edenler, en azından büyük cürüm işleyen ve papazların yolunu-takip eden zalimlerdir. Kendilerini Allahın üstünde gören ve görmeye, göstermeye çalışan hainler¬dir.

Allanın «Afv etmeyin» diyerek kötülüğü işleyenlerin cezalarının tatbik ve infazını emir buyurması, açık ve seçiktir. Kesinlikle anlaşılan böyle hü-kümieri infaz etmek, gerçek mümin ve amirlerin vazifesidir. Aksini icra edenler veya bu fenalıkları himaye edenler zulmü alkışlayan, zâlimi seven, dîne söven alçaklardır.

Hırsız ve zânilerin cezalan ile ilgili geniş malumat, fıkıh kitaplarında mezkurdur. Bilhassa bizim tercüme ve izahını yaptığımız, «Mültekâ tercü¬mesi» adlı eserimizin ikinci cildinde uzun uzun beyan edilmiştir.

d) Evlatları öldürmekde, cehalet devrinde çeşidli Dedenlerle yapılmak¬ta idi.

Meselâ; Bir kısmı kız çocuklarını kendileri için zül kabul ederlerdi. Bu sebeble yeni doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi. Diğer bir kısım eahiilerde rızık korkusundan dolayı çocuklarını öldürürlerdi.

İşte buna benzer sebeblerle çocuklarını öldürmemeleri için Resulü Ek¬rem efendimiz müslüman cemaatdan sözlü ahd alıyor ve kendilerine ev¬latlarını öldürmemelerini tavsiye ediyor.

Bu husus Kur'anı kerimde şöyle zikredilmiştir :

«Fakirlik korkusu ile (cahiiiyyet devrinde olduğu gibi) çocuklarınızı öl¬dürmeyin. Onlarada sizede rızkı biz (Azimüşşan) veririz. Muhakkak ki onları öldürmek, çok büyük bıîr günahdır.» İsrâ sûresi, 31

Çocukları öldürme keyfiyeti, şimdi birde ana rahminde henüz doğma¬mış çocukları ilaç vesaire ile düşürerek öldürenlerde zuhur etmiştir. Bu hu¬susun haram ve caiz olmayan yönleri ile cevaz cihetlerini «Mültekâ tercü¬mesi» adlı eserimizin birinci cildinin «köleyi nikahlama babı» adı altında genişçe zikrettiğimizi hatırlatırız,

e) Çeşidli yalan ve uydurmalarla iftira ve bühtanda buiunmakda en şeni kötülüklerden olduğu için Resûlüllah (S.A.V) efendimiz ahd ve biat ederek yapmamalarını beyan ediyor.

Bu iftira ve bühtan, bir kadının kötülüğünü görmeden zan ile töhmette bırakılması, keza bir erkek hakkında da çeşidli yön ve şüphelerle iftiraya gitmek gibi hallerde kötü hareketlerdir.

Cahiiiyyet devrinde bir kadın, her hangi bir yitik çocuğu veya çaldığı çocuğu getirir kocasına «işte bu çocuk benim» diyerek iddia ve isnadlarla kocasını kandırmaya çalışırdı.

İşte bu ve emsali mantık dışı uydurma ve yalanlarla bühtanda bulun/ mak adam öldürmekten daha kötü bir fenalıktır.

f) Mâruf ve iyi olan şeylerde isyan etmek ise, ilâhi emirleri yapmayıp ihmal etmek, doğru işleri terk etmek, güzel ahlak yolunu bırakıp kötü ah¬lakı rehber edinmektir.

Yukarda madde madde sayılan ahd nameye uyanların ecrü mükafa¬tının Allaha ait bir hak ve lütuf olacağı, şayet bu fenalıkları işleyerek ahd-nâme biati bozanlar olursa, o kimselerinde dünyada bir ıkap ve cözâya carpmayıp azabı ilâhi görülmeyip Settarûluyup olan Allahü teâla o a/yıplan setrederse, böyle kişilerin hükmüde Allaha aittir. Dilerse âhirette af// eder dilerse ıkap eder.

Şirk hakkındaki kesin hüküm ise, yukarda beyan edildiği üzâre ilahi afv yoktur. Ebedi azaba müstehaklık vardır.

Bu hadîsi şerifde şu mealdaki âyeti kerimeye işaret vardır :

«Ey peygamber! Mümin kadınlar, Allâha hiç bir şeyi ortak koşmama¬ları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, evladlarını (kız çocuklarını) öldürmemeleri, elleri ve ayakları arasında (yani zina yoluyla bil? çocuk do-ğurub kocalarına nisbet ederek) iftira düzüp getirmemeleri, (emredeceğini her h'angi bir iyilik hususunda sana asi olmamaları sortiyle; sana biat et¬meğe gelddiklerinde, bîatlarını kabul et. Onlar için Allahdan jrnagfiret iste-Viver. Zira Allah çok yarılğayıcı ve çok esirgeyicidir.» Mümieftıne sûresi, 12

Bu âyeti kerîme, mekke-i mükerremenin fethinde nazil olmuştur. Re¬sulü Ekrem efendimiz erkeklerle bîatı, el sıkmak suretiyle ydpmışdır. Ka¬dınlarla ise, söz almak ve sözleşme suretiyle bîat etmiştir.

Yani kadınlarla, el tutma ve vücutlarına dokunma olmadan âyeti kerime de beyan edilen hükümleri tebliğ edip söz ile bîat etmiştir. Bu şekildeki hük¬mün tebliği, yabancı kadınla erkeğin ellerini tutmalarının haram oluşun dandır. [102][102]


Tercümesi :


19 - (18) Ebû saîd-i el Hudrî (R.A) den rivayet edilmiştir, demiştir. «Bir kurban veya Ramazan bayramında Resûlüllah (S.A.V) efendimiz yakımıza namazgaha çıktı. Kadınların yanından geçti ve (onlara) :

«Ey kadınlar! Sadaka veriniz. Zira bana Cehennem halkı gösteril¬di, ^gördüğümün) çoğu sizler (siz kadınlar) idiniz.» buyurdu :

(Kadınlarda) : «Yâ Resûlüllah (S.A.V) Neden?» diyerek sordular. (Resûlüllah S.A.V. de) :

— «Çünkü siz (ona buna) çokça lanet eder ve kocalarınıza karşı küf-rânı n\îmet gösterirsiniz.

Lcâib şeydirki, kendini zabdeden akıllı ve dîninde) mazbut kimsenin aklını sizin (aklınız) kadar eksik akıllı ve eksik dinli hiç kimsenin gelebildiği¬ni görmedim.» buyurdu.

— (Kadınlar) ; «Aklımızın ve dînimizin eksikliği nedir? Yâ Resûlellâh» dediler.

osûlüllah S.A.V) : «Kadının şehâdeti, erkeğin şehâdetinin yarısı değilmidir'i;» diye sordu.

— (Kadınlar) : «Evet» dediler.

— (Resûlüllah A.S.A de) :

— «İşte bu akim noksanlığından, ve (Kadın), hayız zamanında namaz ve oruç tutmaz değiEmi?» buyurdular.

— (Kadınlarda) : «Evet» dediler.[103][103]

— (Resûlüllah S.A.V) :

— «Eşte buda (Kadının) dîninin noksanlığındandır.» buyurdu. [104][104]


İzahat


Ravi kimdir?

Hz. Ebi Said el hudrî (R.A) in, isimleri saad bin maiikdir. Ensari kiram¬dan ve ashabı güzîninin alim ve fazıllarındandır. Hz. Peygamberimiz ile be¬raber bütün muharebelerde hazır bulunmuştur. Kur'anı kerime hafız idiler. Kendisinden pek çok sahabe ve tabiin hadisi şerif rivayet etmiştir.

Vefatları, kendisi seksen dört yaşlarında iken hicretin atmış dört veya yetmiş dört tarihinde Medine-i münevverede vuku bulmuştur. Kabri şerifi, «Cennetül baki» dedir.

Hz. Ebi said el hudrî, bin yüz eytmiş (1170) hadisi şerif rivayet etmiş¬tir. Sahihayn «Buhari ve müslümde» de yüzon biri (111), tek başına buha-ri şerifde, on altısı ve tek başına müslimdede, yetmiş ikisi mezkûrdur. Yu-kardaki hadisi şerifde, görüldüğü üzere buhari ve müsümin ittifakı ile riva¬yet ettikleri hadisi şeriflerdendir.

Hadisi şerifde, «Ey kadınlar! sadaka veriniz. Zira bana cehennem halkı gösterildi. (Cehennemde gördüğüm) çoğu sizler (siz kadınlar) idiniz.» Bu-yurulan cümlelerle kadınların cehennemlik olanlarının sadaka ve hayır ve¬rerek kurtula bileceklerini veya sadaka-i cariyeyi veren kadınların direk ce¬hennemden kurtulup cennete nail olacaklarını beyandır.

Zira az sadaka, dünyada belayı def eder. Ahiretdede cehennemle sa¬hibi arasına perde olur ve kıyamefde insanlar, vermiş olduğu sadakanın gölgesinde gölgelenecektir.

Nitekim bir hadisi şerifde buyurulmuştur :

«VeEevki bir hurma danesi olsun, sadaka vererek kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz.»

Birde sadakayı Allah yolunda verenler, erkek olsun kadın olsun dünya muhabettini üzerlerinden atarak dünyanın faniliğini anlayıp ebedî seadet yuvası olan ahireti kazanma gayreti görülür.

Aslında kadınlar; Dünyaya çok meyilli, mal ve mülk sevdasına, dünya¬nın süs ve zinetlerine' ekseriya çok düşkün olurlar. Çok sevdikleri malla¬rından sadaka vermekle mal mülk sevgisi ve mala mülke tapınır halin yok

olması, aynen dünya muhabbetinden neş'et eden puhulluk «cimrilik» has-talığıda ..uKsanlanmış veya tamamen gitmiş olur. Pahil ve cimrilik yapan¬lar, i,ö kadarda âbid olsalar, varacakları yer yine cehennemdir.

Kdınlar sadaka ve hayı verirlerse, işte bu cimrilikden kurtulup sahi ve cömert kişiler dahil oiunor. Cömert kimselerin varacakları yer, cennettir.

Bu husus,; Peygamberiniz şöyle beyan buyurmuşlar :

«Sahî ve cömert kişi, AEîaha yakın, insanlara yakın ve cennete yakın¬dır ve cehenneme uzai:j?r.

— Pah il-cimri kimse ise, AiCaha uzok, insanlara uzak, cennete uzak ve cehenneme yakındır.» [105][105]

Başka bir hadisi şerifde, «ve.en el, alan efden hayırlıdır.» buyurmuş¬tur.

Hadisi şerifde, kadınların ekserisinin niçin cehenneme gireceklerini beyan saadedindede şu cümleler buyurulmuştur :

«Çünkü siz (ona buna) laneti çok eder ve kocalarınıza karşı küfranı nîmeîde tutunursunuz.»

Bu mübarek cümieierdede iki husus belirtilmiş oluyor.

a} Birisi, kadınların dili lanet etmeye pek çok kayar ve olur olmaz lü¬zumsuz şeylerden dolayı efendisine, çocuklarına, komşularına ve hem cinsi olan kadınlara ve hatta hayvanlara ve eşyalara dahi lanet edenler oluyor.

Kadın olsun erkek olsun, lanete dilini alıştırmaması ve lânetde bulun¬maması lazımdır.

Hakikat böyle olması gerekirken kendi çocuğuna kâfir dölü, piç, kâfir sıpası, kâfirin dölü, kâfir herifin piçi, e'şşek sıpası V.s.» Kendi malınada «kâfir malı, domuz malı, domuzun malı, gibi...» Kelimeleri en çok kadınlaı söylerler.

İşte böyie lanetleri söyleyenler, kendilerini cehennem ateşine attıkları için ve böyle kötü kelimeleride daha çok kadınların söylemesindn doiayı Allanın Rasûlü, cehennemde olan kişilerin ekserisini kadınlar olduğunu ve oluş sebeblerinide böyle beyan ediyordu.

Esasen insan dilini böyle lanet kelimelerinden sakındırması lazımdır.

Hatta hayatında kâfir olarak yaşayanlara, öldükten sonra lanet etmek bile uygun görülmemiştir. Ancak Ebû cehil ve Ebû lehep gibi kişilere dair haklarında âyeti kerimeler gelen veya bizzat ölürken başında bulunupda Alfana küfrede küfrede öldüğüne şahid olan kimseler, şahid oldukları kim¬selere lanet okuya bilirler ve lanet okuna bilir. Kesin bilgileri olmayan kim¬seler ise, mücerret ondan bundan duydukları ile lanet ederlerse, bu davra¬nış ve İfadeleri şer'a uygun değildir.

Hâdise ve vakıaların vukuu muhakkak olan ve fakat bu hadiselere se-beb oian kimselerin son nefesleri, tam bir kesinlik ifade etmediğinden, ye¬zide, Hz. Ali (R.A) nin şehâdetine sebeb olan kişiye ve haccac gibilerine lanet etmeyi muhakkik ve müdekkık olan ulemâ uygun görmemişlerdir. Uygun görmeyenler, Hz. Ali (R.A), İmamı Gazali, Aliyyül kâri ve emsali zevatı kiramlardır.

Bu hususun daha geniş İzahı, «Bid'at ve hurafeler» le «İslamda evliya meselesi ve harikalar» eserimizde ayrıca «Mütlekâ tercümesi» isimli ese¬rimizin «Mürted babı» altında zikredilmiştir.

b) Kadınların, kocalarına karşı küfrânı nimette bulunmaları ise, bu gün daha ayan ve beyandır. Kocası karısına bütün gün ihtiyacını karşıla¬mak için gayret sarf eder. Yüzlerce talep ve isteğini yerine getirir. Şayet bu isteklerin birisini günlerden birgün getirmez veya getiremezse, hemen kı¬yameti koparır ve artık «zaten sen benim dediğimi hesaba almazsın, şim¬diye kadar hiç dediklerimi yapmadın, sen adam değilsin, filan kişi şöyle almış böyle satmış, herif değilsinde bir baş belasısm gibi...» Cümlelerle bütün hayırları ve hizmetleri yıkar ve inkar eder.

Küfrani nimetde bulunmadan kocasına itaat eden, iffet i/e namu¬sunu koruyan saliha kadınlar ise, dünya mal ve servetinin en kıymetli ve hayırlısıdır. Böyle kadınlar, çok mutlu kadınlardır. Ve böyle kadınlara sa¬hip olan erkeklerde, çok mutlu erkeklerdir.

Bir hadisi şerifde Resûlüllah (S.A.V) şöyle buyurmuştur ;

«Dünya, geçici bir meta (servet ve saman) dır. Bu dünya metâının (ser¬vet ve kazancının) en hayırlısı, sâliha (namuslu itaatkar) kadındır.

— (O sâliha kadın) sen (yâni kocası) ona baktığında sana surur ve neşe verir. Sen ondan ayrılıp gittiğindede (işine, çarşıya gittiğinde) seni koruyan (senin evini, çocuklarını ve namusunu senin için muhafaza eden) kadındır.»[106][106]

Kadınların Din ve akıllarının eksikliği ile ilgili izahat, «İsiamda tesettür ve haya» adlı eserimizde zikredilmiştir. [107][107]


Tercümesi ;


20 - (19) Ebû Hüreyre (R.A.) den mervidir, demiştir : Resûlullah (S.A.V) buyurdu :

«Allâhü teâla buyurdu : Âdem oğlu bana yalan isnâd etti. Halbuki ona yalan isnâd etmek muvafık değildir. Ve âdem oğlu bana noksanlığı tavsif etti. Halbuki ona o şekilde (cenâbu hakka noksanlık ve evlad isbâtı) isnadı lâyık değildir.

— Şimdi âdem oğlunun bana yalan isnad etmesine gelince şu sözü : «Allah (C.C.), benii yoktan yarattığı gibi, elbet tekrar beni iade edemez.

(Yani, tekrar diriltmesi hâli yokturdedi.). Halbuki bana göre (yani, ben âzî-müşşâna göre) âdem oğlunun, tekrar iade edilmesinden ilk defa yaratıl¬ması daha ehven değildir.

— Bana (ben âzîmüşşâna) şetmi (noksanlık isnadı) ise, âdem oğlunun şu sözüdür :

«Allah (C.C.) kendisine evEâd ittihaz etti (çocuk edindi). Halbuki ben fâzîmüşşan) herşeyden müsteğni, benden hiç bir şey doğmadı ve ben hiç bir şeyden doğrulmadım ve benim için hiç bir şey denk değildir.»

21 - (20) İbni Abbasdan (R.A) mervî olanda ise şöyledir :

«Ben (âzîmüşşâna) söğmeğe - noksan isnad etmeğe gelince, âdem oğlunun :[108][108]

«Benıim (yanı Allah) için çocuk vardır.» demesidir. Halbuki ben âzîmüş-şan bir arkadaş veya evlâd edinmekten münezzehimdir.» [109][109]


İzahat


Râvi Hz. Ebî Hüreyre (R.A) hakkında kısa malumat, üçüncü hadisi şerifde izah edilmiştir.

Hadisi kudside beyan edilen âdem oğlunun Allaha yalan isnadı Ve noksanlıkla vasıflanmasındaki ilâhi hükümlerde cereyan şekilleri ve ceva¬bı ilahileri hulâsa olarak arz edelim :

a) Öldükten sonra tekrar dirilmenin daha doğrusu Allanın (c.c) tekrar dirilterek yaratması, çürüyüp yok hâle gelen cisim ve cesedlerin olamıya-cağını câhil ve beyinsiz kâfirlerden birisi çürümüş kemiği göstererek bunun tekrar dirilmesi olamaz, diyerek cenabı hakkın tekrar dirilteceğine dâir hükmü ilâhisini yalanlayordu.

İşte bu hükmün cereyanı ve cenabı hakkın cevabı, ilâhi âyetlerde şöy¬le zikrediliyor :

«O (inkarcı) insan görmedimiki; Biz onu bir nutfeden (bir damla meni¬den) yarattık, şimdide aşikara bir mücadeleci kesiliverdi.

— (Nutfeden) yaratılışını unutarak bize birde (şöyle) misal getirdi : Bu kemikler çürüyüp dağılmışken bunları kim diriltir? dedi.

— (Ey habibim!) deki : Onlan ilk defa yokdan vâr eden diriltir. Ve o, yaratılanı tamamı ile bilir.» Yasin sûresi, 77-79

Evet kuru topraklara saçılan tohumları bitirip, yeşerten, kuru ağaç ve otlan yeniden yeşertip yaprak ve meyvalar yaratan hâhk zülcelâl, ölüleri tekrar diriltecek, hesap, kitap, sual, mîzan hükümlerini icra ederek haklıyı haksızı ayırd edecek, haksızlardan hak sahibinin hakkını alıvere-cektir. Hatta buynuzlu koyun ve keçi gibi hayvanların buynuzsuzlara te câvüzü var ise, onlarıda haklaşdıracaktır. Binâenaleyh aklı îman ile nur-lanan her mümin, örnek ve misali görülmeden bu âlemi ve içindekileri na¬sıl yarattığını düşünür ve tekrar dirilme ve yaratılmanın güç olmayacağını idrak eder ve inanır.

b) Cenabu hakka noksanlık vasıfları ise, yahûdilerin «Uzeyr Allanın oğludur», Hıristiyanların «Isa, Allâhı noğKldur.» ve bâzı arablarında «Me¬lekler, Allâhın kızlarıdır.» gibi kötü isnad ve vasıflarda bulunmuş olmala¬rıdır.

Yahûdî ve Hıristiyanların böyle diyenleri müşrik menzilinde birer putcu mesâbesindedirler. Binâenaleyh böyle kitabîlerin kesdikleri yenmez. Ancak bu akidede olmadan Allâhı Rab, Musa ve îsa (A.S) ı peygamber tanıyıp en son peygamber Muhammed Aleyhisselâmı peygamber tanımazlarsa, bun¬lar kâfirlerdir. Fakat bir kitaba ve peygambere inanıp şirkde de bulunmadık¬larından kesdikleri yenir.

Bu hükümlerin daha geniş şekli, fıkıh kitaplarında mezkûrdur. Bilhas¬sa «Müiteka tercümesi» adlı eserimizin «Hayvanları kesme Bahsi» adı al¬tında uzun izahat verilmiştir.

Cenâbu hakka çocuk isnadı ise, pek çok âyeti kerimelerle red edilip açıklanmıştır. Cümleden bir tanesi ihlas sûresinde şöyle beyan edilmiştir :

«(Habîbim!) deki : O, Allah birdir (eşi ve ortağı yoktur.) AHah sameddir (her yarattığı şeyin muhtaç olduğu eksiksiz bir varlıkdır.)

— O doğurmadı ve doğru'modı da. Hiç bir şeyde ona denk ve eş ol¬mamıştır.» [110][110]


Tercümesi :


22 - (21) Ebû Hüreyre (R.A) den mervidir, demiştirki :

Resûlullah (S.A.V) buyurdu ;

«Allâhü teâfâ dediki : Âdem oğlu dehre (zamana) söğmekle bana ezi¬yet ediyor. Halbuki ben azimüşşân dehrim (yâni, ben azimüşşân yaratanım). İşler benim yedi kudretimdedir, gece ve gündüzü deveran ettirir çeviririm.»[111][111]


İzahat


RâvİHz. Ebî Hureyrenin hal tercümesi üçüncü hadisi şerifde geçmiştir.

Bu hadîsi kudsîde de, cenâbu hak âdem oğlunun (insanların) zamana sövüp lanet etmeleriyle Allâha eziyet ettiklerini beyan etmektedir.

İnsanlar, zaman zaman «bu zaman şöyle zamandır. Zaman olmaz ol¬sun, zaman îcabı, zaman kötü zaman gibi.» cümlelerle zamanı kötülerler ve zamana söverler. Halbuki zaman; gece ve gündüzün deveran ve cereyan etme şeklidirki, dünya yaratıldığı günden beri, gece ve gündüz, mevsimler, iklim şartları ve zamanın cereyan ettiği mekanlar aynıdır.

Ancak bu zamanın cereyan ettiği gece ve gündüzlerde ve mekanlarda yaşayan insanların, inanç, akide ve amelleri değişik şekilde devam etmek tedir. Kimisi Allâha ve hükümlerine hulusla îman edip ibâdet ve iyi ameU lerle yaşamış, güzel ahlak sahibi insanlar topluluğu halindedirler.

Bir kısmıda şirk ve küfre dalmış âsî ve mücrimler güruhu hâlinde ya¬şamışlar ve hâlada aynı şekil üzere devam edenler çoğunlukdadtr. Aüâhâ inanmayan veya inanıpda isyan eden kâfir, zâîim ve fâsık insanlar, çok zaman kendi işledikleri küfür ve isyanları başkalarına yükletmek »° ken¬dilerini haklı edasına sokmak için hemen «zaman îcabı, olmaz olsun zaman yapdırıyor. Ne yapalım bu zaman böyle zamandır vs.» diyerek işin içinden çıkarlar.

Halbuki gece ve gündüzün deveranından ibaret olan zaman, oynı za¬mandır. Değişen ve kötüleşen var. ise, kendileridir. Öyle,ya geçmiş zaman¬da anası, babası ve büyükleri îmanlı, ihlâslı, hak hukuk bilir, namaz kılar, orueunu tutar, zekatını verir, hac farîzasını îfa eder, her türlü hayır ve ha-sanatta bulunurlar, küfürden, ucub, riya, sum'a, kibir ve gururdan, yalan ve İftiradan, zina, içki, kumar, hırsızlık, adam öldürmek, dans ve balo gibi namus yıkıcı deyyus ve pezevenkiikd-^n, bî namazlıkdan, anaya babaya is¬yandan, hulâsa Allâhın haram ve yasak ettiği her şeyden kaçınır ve kaçın-dırırlardı.

Zamanı kötüleyip şovenler ise, ekseriya haramlara dalan ve yüzen in¬sanlardır. Bir fenalığı işlerler, «alnımızın yazısı, zamanın yapdırdığı» diyerek sıyrılırlar. Zaman sizin elinizden tutupda, «haydi içki masasına, zinaya, ka¬rınızı geydirin kuşatın dans salonuna götürün yabancı erkeğe teslim edin mi? diyor, falan yerde kumar oynanıyor haydi sizde oynayınmı? diyor, ca¬miyi cemaatı bırakın, kumarhaneye, müstehcen filim seyretmeye gidinmi? diyor. Hak ve hukuk tanımayın, her türiü fenalık ve kötülüğü işleyin mi? di¬yor.»

Bu şekilde anlayıp nefislerinin ve şeytanın ığvası ile kendilerini kö¬tülüklere iten ve atanlara yazıklar olsun. Be hey budalalar! zaman başka şey sizin işledikleriniz başka şeydir, zamanı Allah yaratır. O kötülükleri o yaratılan zamanın içinde siz işliyor ve siz kazanıyorsunuz. Zamanı kötü-ienekle kendinizi temize çekip o zamanı yaratan Allâhü teâlâyı kötülüyor-sunuz. Böyle görüş ve düşüncelere lanet olsun, Allâhü teâla sizleride ıslah edip doğruyu gören, bilen ve anlayanlardan kılsın. Amin.

Bu izahatı okuduktan sonra yukardaki hadîsi kudsîyi tekrar bir daha okuyunuz. [112][112]


Tercümesi :


23 - (22) Ebû Musa el Eş'arî (R.A) den mervîdir, demiştir :

Resûlullah (S.A.V) buyurduki :

«Ezâ verici (küfür sözleri) işiden Alfandan başka hiç bir ferd, Allâhü teâ:â kadar sabırlı olamaz. Zira (kâfirler ve kötü söz söyleyenler,) Altâhii teâ'ava çocuk isnâd ederler. Ondan sonrada Allâhü teâla onlara afiyet verir ve onları (O küfür sözlerine rağmen) rızıklandırır.» [113][113]


İzahat


Râvî Ebû Musa el Eş'arînin hal tercümesi, on birinci hadîsi şerifde geç¬miştir.

Hadîsi şerifde beyan edilen hüküm, şâyânı dikkattir. Zira cenâbu hak¬ka eza verecek şekilde isyan eden, kötü söz ve isnadlarda bulunarak şerik koşan, evlad isnad eden, çeşitli iftira ve tezvirlerde bulunanlara kar¬şı, çok sabırlı ve çok tahammüllü, onun gibi bir daha sabırlı varlık olamaz. Öyle ya hem isyan edip şirk koşuyorlar, iftîra ve tezvirde bulunuyorlar, hem-de o yüce Allâhın rızkına ve çeşitli nimetlerine kavuşuyorlar.

Cenâbu hakka yapılan kötülüklerin en azı insan oğluna yapılsa, hemen o âsilere gereken muameleyi yaparlar, vazifeden atılacaksa, vazifeden atar¬lar, kovulacaksa kovarlar, eziyet edilecekse, eziyet ederler, aç bırakılma yolunuda düşünürler ve hatta hemen öldürenlerde olur.

Halbuki cenâbu hak kendine en ağır itham ve isnadlarda bulunanları uzun müddet bırakıyor, yiyeceklerini, giyeceklerini, içeceklerini ve her türlü ihtiyaçlarını vererek yaşatıyor. Günlerden bir gün aklını erdirir îmana gelir, ıslâhı nefis yapar, tertemiz kullardan olur, dünya ve âhiret seâdetini elde eder kul olur diye, bu imkanı veriyor.

İşte Alfâhın ahlakı budur. Allâha ve âhiret gününe inanan her mümin, bu ahlak ile ahlaklanmah, âsi ve günahkarların ıslâhı yolunu beklemeli. Böyle musibetlere göğüs gerip çok ve çok sabır etmelidir.

Evet ilim tahsili, kur'antn hıfzı, namazın edası, iyiyi emredip kötülük-den nehyetmenin ifâsı, haccın edası ve sair dînî vazifelerin icrası anında uğranılan çeşitli itham, sıkıntı ve eziyetlere katlanarak yılmadan bu vazife¬leri yapanlar, en sağlam ve metin îman sahibi müminlerdir Allanın ahfakı ile zînetlenen kimselerdir. [114][114]


Tercümesi :


24- (23) Hz. Muaz (R.A) dan mervidîr, demiştir :

Resûlullah {S.A.V) eşeğin üzerinde iken oendw terkinde idim. Onunla (ResûlulIahJa) benim aramda palan ipinden {hayvanın narindeki palan, eğer ve emsali şeylerin bağ ipinden) başka bir şey yoktu, Resûlullah (S.A.V) buyurduki :

«Ya Muâzî Kulların üzerinde Allah m hakkı ve Allanın üzerinde kulların hakkı nedir, bilirmisin?

— (Muâz R.A) :

«Allah ve resulü bilir.» dedim.

— Bunun üzerine Resûiullah (S.A.V) buyurdu :

«Elbette kulun üzerinde Allâhın hakkı. Kulun Allâha ibâdet edip ona hiç bir şeyi şerik koşmamastdır.

— Allâhın üzerinde kulun hakkı ise, (Allâha C.C.) hiç bjr şeyi şerik koşmayan kimseyi azab etmemesidir.»

— Bunun üzerine (Muâz R.A) dedimki :

«Yâ Resûlellah! bunu insanlara sevinmeleri için tebşir edeyim mi?[115][115]

— Resûlullah {S.A.V) :

«Onlara {{insanlara) tebşir etme. Zira çalışma ve cihâdı terk ederler» buyurdu. [116][116]


İzahat


Râvi Hz. Muaz (R.A) kimdir?

Hz. Muaz bin ce$)el (R.A) Ensârı kiramdan (Medine-i münevvereli) haz-rec kabilesine mensup Resulüllaha akâbede bîat edenlerden kıymetli bir sa¬habedir. Bedir ve diğer muharebelerde hazır bulunmuştur. Resûlullah (S, A.V) onu yemene vali ve muallim olarak göndermişti.

Hz. Muazdan, Hz. Ömer, Ibni Abbas gibi pek çok sahâbe-i kiram efen¬dilerimiz hadisi şerif rivayet etmişlerdir.

Reslûüllah (S.A.V) efendimiz şöyle buyurmuştur :

«Ümmetime, ümmetimin en merhametlisi, Ebû Bekirdir. Ve ümmetimin helal ve haramı en iyi bileni, Muaz ibni cebeldir.» [117][117]

Hz. Muaz, Dini mübini islâmın hükümlerini en iyi bilenlerden olması hasebiyle Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimiz zamanında fetva ve¬ren sahabelerdendir ve hatta kitap ve sünnete kıyasederek veya kitap ve sünnetden hüküm çıkararak ietihadda bulunan ve İetihad yapmasına İlk izin verilen sahabelerdendir .

Hz. Muaz (R.A) Samda taun hastalığına tutuldu. Aynı hastalıkdan iki hanımı bir oğlu vefat ettikden sonra buda hioretin on sekizinci yılında otuz sekiz yaşında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Allahü teâla ondan razı olsun.

Hadisi şerifin baş tarafında nakledilen ifadeler şâyânı dikkatin Zira Resulü Ekrem efendimiz Hz. Muazı kendi bindiği hayvana (arkasına) bindi¬riyor, ondan sonra Allâhın ve kulun hakkını soruyor.

Kendinin bindiği merkebe beraberce bindirmesi o, mübarek efendimizin tavazucnu ve misafir perverîiğini göstermekle beraber sevişen kişilerin yar¬dımlaşmada ve bir birlerine yapacakları ülfet ve mahabbet bağlarının kuvvetlenmesinde, bu gibi hal ve hareketlerin gerekliliğine işarettir.

Hadisi şerifde geçen «Kulların üzerinde, Allâhın hakkı ve Allâhın üze¬rinde kulların hakkı» Cümlelerini kısaca açıklamaya çalışalım.

Kulların üzerinde Allanın hakkı : Kulların üzerinde Allâhın hakkı de¬mek, Allahüteâlanın kullara emir buyurub Farz, vaaib kılıp yapılması lazım olanı yapmalarıdır ki, insan oğlunu yokdan var etti ve bütün varlıkları on¬ların emrine musahhar kılıp faydalanmalarını sağladı. Sonrada kendisinin varlığını tanıtıp bildirerek akıl ve idrakin anlayacağı hüküm ve hikmetler beyan etti ve bu hikmetleri tanıtıp bildiren elçiler gönderdi.

İşte bu hikmetleri anlayıp hak ve hakikata vasıl olan insanlar, yaratanı tanıyıp bilerek inanacak ve onun emirlerini hakkı ile yerine getirerek her şe¬yin halikı ve mabudu olan Allâhın hakkını ödemiş olacaklar.

Neîekim bir âyeti kerimede meölen şöyle buyurulmuştur : «Ben (azimüşşan), insanları ve cinnîleri ancak bana (inanıp) ibadet etsinler diye yarattım.» Zâriyat sûresi, 56

Allanın üzerinde kulların hakkı : Bu cümlenin antamıda gayet açık ola¬rak anlatılmıştır. Ancak şu hususu belirtelim; kulluk vazifesini hakkı ile yapanlara cenabı hak cennet nimetini ihsan edip cehennem azabından âzad edeceği bir vadi ilâhi ile lutf edecektir. Yoksa bazı mutezile kafalı kişilerin veya gurubların iddiaları gibi, Allahüteâla kendisine kulluk yapanları cen¬netine katıp cehennemden azad etmek mecburiyetinde değildir. Zira eğer bu şekilde mecburiyet olursa, bu takdirde Allanın üstünde bir varlığın ol¬ması, dolaysiyle onun emrinin yerine getirilmesi gibi doğru olmayan hü¬kümler ortaya çıkar.

Kur'anı kerimde pek çok âyeti kerimelerde beyan edilmiştir. Cenâbu hak şirkten başka günahları dilerse, afv eder, dilerse afv etmez. Keza îman edip iyi amelde bulunanlarıda dilerse, cennetine'katar, dilerse cehennemi¬ne atar. Fakat îman edip iyi amelde bulunanlara ayrıca vâd etmiştir. O vadinin îcab ve iktizası, lutfu keremi ile cennetine katacaktır.

Cümleden bir âyeti celile meali :

«{Resulüm) altından ırmaklar akar (her çeşid meyvelerle süslenmiş) cennetler vardır.» Bakara sûresi, 25

Diğer âyeti kerime meali :

«İşte iyi amellerde bulunanlara yapılan bu ihsan (cennet ve nîmeti), Allahdandır (Al la hin bir lutfudur).» Nisa sûresi, 70

Resulü Ekrem efendimizde, kendisini cenâbu hakkın rahmeti ilâhi mer¬kezi olan cennet ve nimetine, onun fazlu keremi ile girebileceğini beyan buyurmuştur.

Evet hiç bir kul, Allaha ibâdet ve tâatta bulunduğundan dolayı, onu cennetine katması Allaha vacib değildir. Vacib ve mecbur olmaz. Çünkü Ailahın fevkında emir verici bir varhk yoktur.

Akâid manzumesinde şöyle nazm edilmiştir :

Ana (Allaha) vacfb olur bir şey diyen kim?

İlahın varmıdır fevkında (üstünde) hakim?

Biiâ îcab durur (vacib değildir) her işde fîfî

Buna var şahidim aklî ve nakli.

Ne muhtacu ne âciz bir ganîdir.

Cihan ferbani üzere mübtenîdir. [118][118]


Tercümesi :


25 - (24) Enes (R.A) dan mervidir, demiştir :

Peygamber (S.A.V) Ve Muaz deve üstünde binitin terkisinde beraber idi. Peygamber (S.A.V) buyurduki : «Yâ Muaz!» «Buyur ya Resûlailah! Şeâdetler dilerim.» dedi.

— Resûlüllah (S.A.V) buyurdu : «Yâ Muaz!»

— Muaz (R.A) :

«Emrin baş üstüne yâ Resûlellah; Şeâdetler dilerim.» dedi.

— Rasûlüllah (S.A.V) tekrar buyurdu : «Ya Muaz!»

— Muaz (R.A) :

«Emrin baş üstüne yâ Resûlellah! Şeâdetler dilerim.» dedi ve bu nida hâli yukarda görüldüğü üzere üc sefer vâki oldu.

— Enes (R.A) dediki : Resûlullah (S.A.V) buyurdu :

«Bir kimse, lâilahe illah, Muhammedür Resûlüllahı kalbinden gelen sıdkıla derse, O kimseyi Allâhü teâla Cehenneme haram kılar.»

— Bunun üzerine Muaz dediki :

— Ya Resûlellah! Bunu insanlara sevinmeleri için haber vereyim mi?

— Rasûlüllah (S.A.V) :

«Bu taktirde (bu şehâdet ve tevhide) istinat edib amel ve cihâdı terk-ederler.» buyurdu.[119][119]

Fakat Muaz (R.A) öleceği zaman ilmi ketmetmenin günahından kaçın¬mak için insanlara haber verdi.» [120][120]


İzahat


Râvî Hz. Enes hakkında gerekli malumat, baş tarafda geçmiştir.

Hadisi Şerifde beyan edilen hüküm hakkında bir kaç kelime arz edelim.

Keiîme-i tevhidi söyleyip inanan kimselerin, Allâha ve Resulüne inan¬maları hasabiyle o inançlarının îeabını yaparlar, demektir. Böyle oiuneada cehennemden kendilerini korumuş olurlar.

Veya burada sâde «lâilâhe illallah-Muhammedürrasûlüllah» kelime-i tevhidi sıdkı sadâkatla söyleyip inanan kimsenin, cehennemden âzad olup cennete gireceğinin beyanı, ferâizi ilâhiler, emir ve nehiyler nazil olmaz¬dan evvel söylenmiştir. Bu husus, saîd bin müseyyeb gibi bâzı selef tara¬fından beyan edilmiştir.

Veya bu kelime-i tevhidi, uyuma, tevbe ve ölümü ânında sıdkı sadâkct-la söyler ondan sonrada ölürse, o kimseyi, cenabu hak cehennemine at¬maz.

Veya bu kelime-i tevhîdi sıdkı sadâkatla söyleyen kimse, o îmanı ile ölürse, cehennemde e*bedî kalmaz. Mutlaka cennete dâhil olur.

Hadîsi şerifin son cümleside şâyâni dikkattir. Zira Resûlüllah sallallâ-hü aleyhi veseliem efendimize Hz. Muaz (R.A) soruyor, «Ya Resûlellah! Bu¬nu insanlara sevinmeleri için haber vereyim mi?» diyor.

Kelime-i tevhîdi sıdkı sadakatia söyleyen kimselerin kulluk vazifelerini ihmal edip terk edebileceklerini veya terk ederler düşüncesi ile Resulü Ek¬rem efendimiz, Hz. Muaza haber vermemesini tavsiye eder mahiyette bu-yuruyorki :

«Bu takdirde (Bu şehâdet ve tevhide) ist.inad edip amel ve cihâdi terk ederler.»

Bu hükmü insanların avamı böyle anlayıp terk edebileceklerinden böy¬le buyurulmuştur. Yoksa insanların kullukda zirveye ulaşıp havas olanları, müjdeyi duyunca sevinç ve neşelerinden nâşî ibâdetlerini dahada artırır¬lar. Aşere-i' mübeşşere ve diğer sahabelerde bu hal vâki olmuştur.

Netekim Resulü Ekrem efendimiz ayak topukları şişinceye kadat gece ibâdete kâirn olduğu zaman; ya Resûlellah! geçmiş ve gelecek günahların mağfiret olunduğu halde niçin ibâdete kâim oluyorsun, diyene şu cevabını veriyordu :

«Allaha şükreden kullardan olmayayım mı?»

Hz. Muazda sulahadan olması ve ilmi yaymayıp saklamanın cezasından korkduğundan, ölümünden evvel söyleyor. [121][121]


Tercümesi :


26 - (25) Ebu zer (R.A) den mervîdir, demiştirki : Peygamber (S.A.VJ e geldim, üzerinde elbise (bir örtü) olduğu halde uyuyordu :

«Kuldan bir kiri, Lâifâhe illellah: Allahtan başka İlah yoktur, der sonra¬da bu kelime-i tevhid üzere ölürse, o kimse ancak cennete girer.»

— Dedim (yani, ben Ebuzer dedim) zina ve hırsızlık etsedemi?

— Resûlüllah (S.A.V) :

— «Zina ve hırsızlık etsede» buyurdu.

— Yine dedim : Zina ve hırsızlık etsede (cennete girecek) mi?

— Resüllüllah (S.A.V) :

— «Zina ve hırsızlı ketsede» buyurdu.

— Ebûzer yine dedimki : zina ve hırsızlık etsedemi?

— Resüllüllah (S.A.V) :

— Ebûzerin burnunu sürçmeye rağmen zina ve hırsızlık etsede (yine ke •lime-i tevhidi inanarak söyliyen cennete girer)» buyurdu.[122][122]

Ebûzer (R.A) bu sözleri tekrar söylerken, «Ebûzerin burnunun sür-çülmesine rağmende olsa» der idi, [123][123]


İzahat


Hz. Ebu zerrilğifârt (R.A), Mekke-i Mükerremede ilk müslüman olan sahâbîlerdendir. Hatta müslümarilann beşincisi olduğu söylenir.

Handek muharebesinden sonra Medîne-i münevvereye hicret etti. O damana kodar.. müslüman olciukdon sonro kendi kavminin vomna a^rn^ onlara islâmi telkin ve tlâim ile meşkul idi. Vefat edinceye kadar Medine yakınlarında Rebze denilen yerde sakin oldu.

Sahâbe-f kiramın en müttekî ve zâhidlerindendi. Hz. Ebû Zer ikiyüz seksen bir (281) hadîs rivayet etmiştir. Sahabe ve tabiînden pek çok kişi¬ler, bundan hadis rivayet edip öğrenmişlerdir.

Vefatı, Hz. Osman (R.A) in hilâfeti zamanında otuz iki (32) sene-i hic¬ride Rebze denilen mahalde vefat etmiş ve orada, ibni mes'ud (R.A) le be¬raber bir kaç kişi cenaze namazını kılıyorlar ve oraya defnediyorlar. Allah ondan râzî olsun.

Hadîsi şerifin mâna ve anlamı gayet açıkdır, zinanın haramlığına ina¬nıp helal demediği müddet, bu fîli işleyen kimse, mutlak ve muhakkak cennete girecektir. Bu giriş ya doğrudan doğruya cennete şevkle olur. Ve¬ya günâhı nisbetinde cehennemde yandıkdan sonra cennet ve nîmete da¬hil olur. Burası Allâhü teâlânın meşiyet ve iradesine bağlıdır. Zira şirk ve küfürden başka günahların ceza veya afv edilme ciheti Allanın dilemesine bağlıdır. Dilerse, afv eder. Dilerse azab eder.

Bu husus kur'anı kerimde şöyle beyan edilmiştir :

«Şüphesiz Allâhü teâla, kendisine ortak koşulan (Şirki), afvu mağfiret etmez. Ondan başka günahları (büyük olsun, küçük olsun) dilediği kimse¬den afvu mağfiret eder.» Nisa sûresi, 116

Akâid manzûmesindeki beyt ise bu hükmü şöyle açıklar :

Kebâir (büyük günah) abdi (kulu) imandan çıkarmaz,

Mücerred mâsiyetten küfre varmaz :

Yani, şirk ve küfür olmayan büyük günah, sahibini kâfir yapmaz ve büyük günahı günah îtikadi ile işleyen kimse, ancak günahkâr olur ve işle-diğide günahdaıi ileri gitmez. Binâenaleyh küfre varmayan günahlarda cennete girmeğe mânı olmaz. Ancak direk girmeyip cehennemde bir az yandıkdan sonra girer veya hiç cehenneme girmeden Allanın afvı keremi veya peygamberimizin şefaati ile girecektir.

Bir hadisi şerifde Resûlüllah şöyie buyurmuştur : «Benim şefaatim, ümmetimin büyük günah sahiblerinedir.» Evet zina yapmak, içki içmek, kumar oynamak, hırsızlık yapmak, ya¬lan söylemek, iftira etmek, onaya babaya âsi olmak, namazın terkinin gü¬nahını kabul ederek namazı terk etmek, gıybet etmek, riya, kibir ve hased gibi kalbin işlediği veya kötü niyyetin mahsulü olan büyük günahları, gü¬nah ve haram diyerek işleyenler, âsi ve günahkâr müslümantardandırlar. Fakat haram ve günahlara helâl deyip işleyenler kâfirdirler. Varacakları yerde ebedi cehennemdir. [124][124]


Tercümesi :


27 - (26)Ubâde ibni Essamit (R.A) dan mervîdir, demiştir. — Resûlüllah (S.A.V) buyurduki :

«Bir kimse, AHahtan başka ilah olmadığına, onun şeriki olmayıp bir olduğuna, ve Muhammedin onun (Allanın) kutu ve rasûlü olduğuna, İsa (A.S) onun kulu ve rasûlü, anasının oğlu olduğuna ve Meryeme onun (İsa aley-hisselâmın) kelimesini (olacağını) ilka ettiğine ve ondan (Allahdan) ruh ol¬duğuna ve cennetle cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, o kimseyi Ailhü teâla amelden olan (yapılan) şey üzere cennete katar.»[125][125]


İzahat


Râvî Hz. Ubâde ibni Essâmid (R.A.) hakkında gerekli bilgi, 18. hadisde zikredilmiştir.

Hadîsi şerifde îmanın şartlarından bâzıları beyan ediliyor. Bilhassa Al-lâha ve âhiret gününe âid inaç ve itikadın ehemmiyetini arzetmekle, bu hususa âid sakat ve kötü düşüncelere kapılmamaya dikkat edilmesi ge-rekdiğine işaret ediliyor.

Ana ve babası olmadığı halde yokdan vâr edilen Adem (A.S) hakkın¬da düşünerek Hz. îsa (A.S) in Babası olmadan sâde anasından yaratılma¬sını bir ilâhî kudret ve mucizenin tecellîsi olduğuna aklını erdirenler, en sâ-iim ve en mâkul kişiler olduklarını ortaya koyuyorlar. Çeşitli inkâr ve İftira yoluna saparak hareket edenlerde, basîretsiz ve hakkı görmeyen münkir¬lerdir.

Kur'anı kerimde şöyle buyurulmuştur :

«Şüphesiz îsanın babasız dünyaya gelişi, Âdemin hâli gibidir.»Ali İmran, 59

Diğer âyet mealleri :

«Sonra onu (İsayı, annesi) yüklenerek kavmine getirdi, ona (meryeme) dediierki : Ey meryem! Doğrusu, sen acâib bir şey (babasız çocuk) getirdin.

— Ey Harünun (soy itibari ile) kız kardeş,!! senin baban kötü bir adam değildi.ananda iffetsiz bir kadın değildi.

— Bunun üzerine (Meryem onlara cevab kasdı ile) çocuğa işaret etti. Onlar : Biz beşikteki çocukla nasıl konuşuruz, dediler.

— (Ailâhın bir mucizesi olarak beşikteki çocuk Isa) dediki : Ben ger¬çekten Allanın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni bir peygamber yapdı. Beni Her nerede olsam mübarek kıldı ve hayatta bulunduğum müddet, bana na¬mazı ve zekatı emretti» Meryem sûresi, 27-31

Hadîsi şerifde geçen «ruh» kelimesi hakkında bir kaç cümle arz ede¬lim, şöyleki :

a) Isa aleyhisselâm, babanın sulbundan olmayıp direk ilâhi irâdenin tecellîsi ile yaratılmasından dolayı «ruh» denilmiştir.

b) veya Allâhü teâîanın izni keremi ile İsa aleyhisselâm, mucize olarak ölüleri dirüttip bir nevi ruh verme gibi olduğundan ona «ruh» denilmiştir.

c) veya ruh ve cesedden mürekkeb olan. Hz. İsa aleyhisselâm, ruh sahibi olan bir babanın veya bir canlının menisinden hasıl olmadığından ona «ruh» denilmiştir.

d) Veya Cebrail Aleyhisselâm-ı cenâbu hak gönderip anası Hz. Mer-yemin gömleğinin altından ayağına üfürmesi ile hâmile kalıp menînin kir¬lerinden hiç bir şeyin olmaması ve bu şekilde dünyaya gelmesinden dolay; Hz. Isa aleyhisselâma, «ruh» denilmiştir.

Bu maddelerin bâzı yönleri çeşitli âyeti kerîmelerde beyan edilmiştir, kıyamette de aynı halın olması ile ilgili hitab tecelli edecektir.

Nitekim bir âyeti kerîmede şöyle beyan edilmiştir :

«Allah o zaman (kıyamette) şöyle diyecek : Ey Meryem oğlu İsa! hem senin üzerindeki, hem anayın üzerindeki (bunca) nimetimi hatırla. Hani ben seni Cebrail i!e desteklemiştim. Beşikde ikende, yetişkin ikende sen insan¬lara söz söylüyordun. Hani sana kitabı (yazı yazmayı), hikmeti, Tevrâtı ve ncili öğretmiştim. Hani benim iznimle çamurdan bir kuş suretinin benzerini tasarlıyordun, içine üfürüycrdun da benim iznimle bir kuş oluveriyordu. Hem anadan doğma kor ile abrası da benim iznimle iyi ediyordun. Hani ölü¬leri, benim iznimle (hayata) kavuşturuyordun. Hani israil oğullarını senden defetmiştim (seni öldürememişlerdi}. Kendilerine açık mucizeler getirdiğin zamanda, içlerinden o köfredenler şöyle : Bu aşikâr bir büyüden başka bir şey değildir, demişti.» Mâido sûresi, 119

Cennetle cehennemin hak ve var olduğuna dairde pek çok ilâhi hüküm¬ler, kur'anı kerimde mezkûrdur. Adem Aleyhisselâmın kendisi ile ailesi Hz

Havvanın cennetten çıkarılışları ve müttekîler için cennetin hazırlandığını beyan eden âyetleri, cennetin hak ve el'an ^Jor olduğu, keza cehenneminde Kâfirler için hazırlandığını mâzî sığası ile beyan etmiştir. Erbabı mütealaa, akâid kitablanna müracaat eder, [126][126]


Tercümesi :


28 - (27) Amr ibnil As (R.A) dan mervîdir, demiştir :

— Nebiyyi Ekrem sallallâhü aleyhi veselleme geldim ki : (Ey nebiyyi Muhterem!) sağ elini uzat da sana bîat edeyim, Resûlüllâh (S.A.V) hemen elini uzattı, bende elimi geri çektim.

— Bunun üzerine Resûlülla h(S.A.V) : «Hatırına ne geldi ey Amr?» dedi.'

— Bende : Nefsimi bir menfeat karşılığında şartlamak istemiştim, de< dim.

— Resûlüllâh (S.A.V) : «Neyi şartlamak istiyorsun?» buyurdu.

— Dedimki : Müslüman olduğumda afv olunmamı istiyorum.

— Resûlüllâh (S.A.V) buyurdu ki ;

«Ey Amr sen bitmezmisin ki İslâm, müslümanltkdan evvtl geçeni (küf¬rü ve günâhı) yok eder, Hicretde, hicretten evvel işlenenleri yok eder ve hacc da, haccdan evvel işlenenleri yok eder!»

Ebt Hüreyre (R.A) den mervî şu iki hadisi kudsiyi : «Allâhü teâlâ buyur¬du : Ben azîmüşşan şirk koşanların şirkinden beriyim» diğeri,

«Büyüklük, benim gömieğimdir.» İlerde Riya ve kibir böbındo inşa Allah zikredeceğiz. [127][127]


İzahat


Râvî Amr ibnil As (R.A), Mekke-i mükerremeli ve kureyş kabılesinden-dir. Hicretin yedinci senesi Hayberin fethi yılı müslüman olmuştur veya hic¬retin sekizinci senesi mekke-İ mükerremenin fethinden altı ay evvel müs¬lüman olmuştur.

Resûlüllâhın huzuruna, Amr bin As (R.A), Hölid bin Velid (R.A} ve Os¬man bin Talha (-R.A) hazretleri birlikte geldiler. Evvelâ Hz. Hâlid girdi müs-lüman oldu, bîat etti, sonra Hz. Amr bin As girdi müslüman oldu, biat etti ve geçmiş günahlarının afvini diledi.

İşte o zaman Resulü Ekrem efendimiz şöyle buyurdu :

«İslama girmek ve hicret etmek, evveîce işlenenleri yutar bitirir.»

(Ahmed bin Hanbel)

Amr bin As, muhtelif zamanlarda mısır valiliğinde ve ordu kumandan¬lıklarında bulunmuştur. Ebu Musa El'eş'arînin karşısında Hz. Muâviye ta¬rafından hakem tâyin edilmişti. Hâdise târih ve siyer kitablarında meşhur¬dur.

Amr bin el As (R.A) Mısır valisi iken 43. sene-i hicrîde vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun.

Hadisi şerifde, «İslam, Müslümanlıkdan evvel geçen (küfür ve günahı) yok eder» cümlesindeki hüküm, islâm diyarında olmayıp kâfir diyarında olan harbîler hakkındadır. Yani kâfir memleketinde yaşayan bir kâfir, islâmı ka¬bul eder müslüman olursa, Allah hakkı olsun, kul hakkı olsun, ne gibi gü¬nahları var ise afv olunur. Anadan doğma tertemiz bir çocuk gibi müslüman-dır.

Fakat islâm diyarında yaşayan zimmî (vatandaş) kâfirler müslüman olurlarsa, onlardan Allâha ait olan küfür ve günahlar bağışlanır, tertemiz olurlar. Kulların hakkı ise, helallaşma veya afv ettirmeden bağışlanmaz. Zira islâm diyarında yaşayan ve oranın islam hükümlerinin infazını daha evvel kabul etme ve bilme hâli gerektiğinden kul hakları afv olunmaz. Tâki helâl ettirilip bağışlattırıiırsa, o zaman ilâhi afve mazhar olunur.

Hadisi şerifde, «Hicret iie haccın» geçmiş günahları bağışlatma meşe-leside yine zulüm ve kul haklarına tecâvüzde bulunmaların dışındaki günah¬lar afv olunur, demektir. Zira zulmün ve kul haklarının isiâm diyarında ve müslüman halinde işlenmeleri, o günahların sahibleri ile helalllaşma veya afv ettirme yoluna baş vurmak suretiyle ilâhi afv olabilir.

Yani hukûkullahın her çeşidi, Ressûlüllâhın diyarına hieret eden harbî¬nin, islâmı kabul edip hicret etmesi ile afv olunur, ve Hacca giden bir müs-lümandanda, hukûkullahın büyüğü gücüğü bağışlanır.

Hukuku ibâde gelince, bütün ulema ve müctehidlerin icma-ı ile afv olun¬maz.

Hukûkullahın afvi içinde, hacca giden kişinin hac esnasında, dedi ko¬du, fışkı fucûr ve kavga gürültü yapmadan hac etmesi gerektiği âyeti kerî¬me ve hadîsi şeriflerde beyan edilmiştir.

Riya ve kibir hakkında vârid olan hadîsi kudsilerin açıklamaları, bahis¬lerinde gelecektir. [128][128]


Îmanla İlgili İkinci Fasıl

Tercümesi :


20 - (28) Muaz ibni cebel (R.A) den mervidir, demiştir :

— Dedimki, yâ Resûlellah (S.A.V) bana bir amel haber verki, (o emel} beni Cennete katsın ve Cehennemden uzaklaştırsın.

— Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V} buyurdu :

«Eibet sen büyük bir İşden sordum, O iş Aüâhü teâfânın müyesser kıl¬dığı kimseye kolaydır (ve şudur) :

— Aüaha libâciet edersin, ona hiç bir şeyi şerik koşmazsın, Namazı kı¬larsın, Zekâtı edâ edersin, Orucu tutarsın ve beyti şerifi hacc (ziyaret) edersin.»

— Bundan sonra Resûluilah buyurdu ki :

— «Kulak ver bana ! sana hayır kapılarını haber vereyim? (bâzı rivayet¬te. Evet haber ver, dir)

(Resûluilah şunları saydı) :

«Oruç (örtücü ve koruyucu) bir kalkand.T, sadaka; Suyun ateşi söndür¬düğü gibi, hatayı söndürür. Ve gecenin yarısında bir adamın kıldığı namaz (da hayır kapılarından) dır.

— Bundan sonra Resûluilah şu mealdeki âyetler^okudu :

«Yan'arı yataklarından uzaklaşır, korku ve ümidjle Rablerine düâ eder¬ler. Kendilerine rızıklandırdığımız şeylerdende (hayra) harcarlar.

— Artık onfar için, yapmakda olduklarına kj.r mükâfat olarak, gözlerin aydın olacağı (nimetlerden) kendilerine neler gizlenmiş bulunduğunu kim¬se bilmez.» (Secde Sûresi, 16-17)

— Sonra Resûluilah (S.A.V) buyurdu :

— Dikkat et sana işin başını, direğini ve en yüksek zirvesini bildıire-yimmi?»

— Dedim ki : Evet (bildir) ya Resûlellah!

— Resûluilah (S.A.V} buyurdu :

«İşin başı: İslâm, işin direkler,'; Namaz ve işin en yüksek zirveside ct-haddır.»

— Sonra Resûluilah (S.A.V) buyurdu :

«Sana bütün bunların esasını (ve başını) haber vereyim mi?»

— Dedim ki : Evet (haber ver) ya Allanın nebisi!

— Bunun üzerine Resûluilah dilini eli ile tuttu ve buyurdu : «Buna (diline) manî ol, üzerme hücum ettirme.»

— Hemen dedim : Yâ nebiyyallah! Biz konuşduğumuzla cezalanacak-mıyız?

— Resûluilah (S.A.V) buyurdu :

«Annen seni yitirsin ey muaz!, İnsanlar yüzleri üzerine veya burunları üzerine veya dillerinin mahsul'arı üzerine Cehenneme düşmeyeceklerini

zannedersin? (elbette böyle düşecekler). » (Hadisi; Ahmet, Tirmizi ve İbni mace rivayet etmişlerdir, ve Tirmizî hadîs, hasen ve sahihdir, demiştir.} [129][129]


Tercümesi :


30 - (29) Ebî Ümame (R.A) den mervîdir, demiştir :

Resûluilah (S.A.V.) buyurduki :

«Bir kimse, Al!ah için sever, Allah İçin buğzeder, Allah için verir ve Al¬lah için meneder (vermez) se, işte o kimse, muhakkak kâmil îmana ermiş¬tir.» [130][130]


İzahat


Râvî kimdir?

Hz. Ebî Ûmâm^/bâhilî (R.A) ilk zamanlarda Mısırda sakin olup sonra Humusa nakli meker. sden ve sıffiyn muharebesinde Hz. Ali (R.A} in yanın¬da yer alan sahâbîdendir. Sahabelerden en çok yaşayan ve pek cok hadîs öpretip nakledenlerden birisidir. Nakledip öğretmeyi yapdığı yer, çoğunluk la Şam olmuştur. Yetmiş bir (71} yaşlarında iken hicretin seksen altı (86) tânnınde bamaa vefat etmiştir ve Samda vefat eden sahabelerin en sonun¬cusudur. Allah ondan razı olsun.

Hadîsi şerifde, bir kişiyi Allah için sevmenin, Allah için buğz etmenin, Allah için verip, Allah için vermemenin, kâmil bir îmana kavuşmanın neti¬cesi olduğu beyan buyurulmaktadır.

Yani sevişmeler, rızayı bâriye uygun 'olacak, iyilik ve hayır yollarında sevişip yardımlaşıiacak, dünyevî ve nefsânî hiç bir garaz olmayacaktır.

Keza bir kişiye buğzetmek de, o kişinin kötülüğünden ve kötü amellerle meşkul olduğundan o kötü amellerine karşı nefret edip buğzetmek, nefsâni bir garaz ve intikamı taşımaması hâlinde makbuldür.

Bir kişiye yardım, ödünç ve iyilikde bulunmak veya taleb edilenleri o adamın kötülüğünden veya kötü yollarda harcayacağından dolayı Allâhın rızasını tahsil etmek gazabı ilâhîsinden uzak oimak maksadını taşıyarak verilmeyen veya red edilme hâlide, îmanın kemal ve fazilete erişmenin ne¬ticesidir.

Allah için sevişmek ve Allah için buğzetmek hakkında misallı izahat, baş tarafda geçen hadîsi şeriflerin altında beyan edilmiştir. [131][131]


Tercümesi :


31 - (30) — Yukardaki hadisi şerifi İmamı Tirmizî Muaz Bin Enesten takdimli ve tehirli olarak rivayet etmiştir. Ve bunun rivayetinde, «O kimse¬nin îmanı, muhakkak kemâle ermiştir.» şeklinde ifâde edilmiştir. [132][132]


İzahat


Rövî kimdir?

Hz. Muaz İbni Enes (R.A), Muaz bin cebelden başka bir sahâbîdir. Ah-med bin hanbel, Ebû Dâvud, Nesâî, Tirmizî ve ibni mâce-nin sünenlerinde bu zâtın rivayeti ile hadîsi şerifler mezkûrdur.

Meselâ .- Süneni Tirmizide bu zattan rivayet edilen şu hadisi şerif mez¬kûrdur :

«Bir kimse, muhtelif elbiseleri giymeye kudreti olduğu halde sâde tevâ-zuundan dolayı terk edip geymezse, Allâhü teâla o kimseyi mahşerde hal¬kın başı üstünde çağıracak, îman süsleri ile zinetlenmiş elbiselerden dile¬diğini giymekle muhayyer kılacaktır.»[133][133]

Hz. Muaz bin Enes (R.A), Mısırda sakin olup yaşamıştır. Vefat târihi bulunmamıştır. Allah ondan razî olsun. [134][134]


Tercümesi :


32 - (31) Ebû zer (R.A) den mervidir, demiştir :

Resûlullah (S.A.V) buyurdu :

«Amellerin efdalı, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.»[135][135]


Tercümesi :


33 - (32) Ebû Hüreyre (R.A) den rivayet olunmuştur, demiştir:

Resûlullah (S.A.V) buyurdu :

«Müslüman o kimsedirki, dilinden ve elinden müslüman'ar salim olur. Mü'minde, insanların kanları ve mallan ondan emin olan kimsedir.»[136][136]


Tercümesi! :


34 - (33) Beyhakî «îmanın Şubeleri babında» Fadâlenin rivayeti ile (yukarda geçen hadisi şerifin devamına şu cümleleri) ziyade etti :

«Mücâhid : Allaha itaat yolunda nefsi ile cihâd eden kimsedir. Muhacir ise, hatâ ve günahlardan kaçınan kimsedir.» [137][137]


İzahat


Râvî kimdir?

Hz. Fadâle (R.A), Medîne-i münevvere de Evs kabilesine mensup Ensârı kiramdan bir sahâbîdir. İlk defa uhud muharebesine katıldılar ve ondan son¬raki muharebelerin hepsinde hazır bulundular. Sûre-i fetihde beyan edilen ağacın altında bîat edenlerdendi. Şama, cihad maksadı ile gidenlerdendir. Daha sonra şama nakli mekan etti, orada sakin oldu ve sıffînde Hz. Muâvi-ya tarafından hâkimlik yetgisi verilmişti.

Vefatı, Hz. Muaviyenin riyaseti zamanında samda hicretin elli üçüncü (53). târihinde vefat etmiştir. Allah ondan razî olsun.

Hadîsi şerifde, mücahid ile muhacir en güzel tarif ile îzah buyurulmuştur.

Bu hadîsi şerifi tekrar tekrar okuyup ezberlemek ve hükmüne göre amel etmek en güzel ve en doğru yoldur.

Günümüzde nefislerinin arzusu olan makam, mansıp, :!şöhret, mai, mülk, emsali hırslar içinde hırçınlaşmış ve gözleri, gönülleri kendi çıkar¬larından başka bir şeyi görmeyip düşünmeyen pek çok muhterisler, hatta namaz ve abdestle ilgileri görülmeyen, riya, kibir, ucüb, hased ve buğz has¬talığına kapılmışlar, kendilerine mücâhid süsü veriyorlar. Veya dalkavuk¬ları onlara «Mücâhid» diyorlar.

Büyüklerine saygı göstermeyip, küçüklerine şefkat da bulunmayan, hocasına ve babasına isyan eden, hak hukuk tanımayan, içkici, kumarcı, dansçı, zinacı ve iftiracı olan müfsitlerede «Mücâhid» ve bu hayat içinde ölenlere de «Şehid» diyenleri görüyoruz, duyuyoruz.

Meselâ ; Bir zaman Gazetenin birisi yazmıştı, bir yerde dans ederken Kodaman sayılanlardan birisi öirrıüş, hemen aveneleri o adama «şehid» tâ¬birini söyleyip yazıyorlar. Ne tuhaf ve ne acâibliktir. Küfür ve kötülük hak¬kı gören göz ve kalblerini bürüyünce doğruyu göremiyor ve anlayamıyor¬lar. [138][138]


Tercümesi :


35 - (34) Enes (R.A) den mervidir, demiştir :

Resûlullah (S.A.V) bize hutbe îrad etti ve hutbede ancak şöyle buyurdu :[139][139]

«Kendisi için emânet olmunmayan (yani, emânete riâyet etmeyip hiyâ-netlik eden) kimsenin (kâmil) îmanı yoktur. Ve verdiği sözü yerine getirme¬yen kimseninde dininde kemal yoktur.» [140][140]


Îmanla İlgili Üçüncü Fasıl

Tercümesi :


36 - (35) Ubâde bin Es sâmit (R.A) den mervidir, demiştir:

Resûlullah (S.A.V) den işittim buyuruyordu :[141][141]

«Bir kimse lâilâhe illallah, Muhammedürresûlüllah - Allahdan başka ilâh yoktur. Muhammed (S.A.V) de onun Resulüdür, diyerek şehâdet getirirse (yani bu kelime-i tevhidi söyler ve o inancı ilede ölürse), Allâhü teâla o kim¬seye Cehennemi haram kılar.» [142][142]


Tercümesi :


37 - (36) Osman bin Affan (R.A) dan mervidir, demiştir :

Resûlullah (S.A.V) buyurdu :[143][143]

«Bir kimse, Lâilâhe illallah - Allahdan başka ilah yoktur (kelime-i tev¬hidin manasını) bildiği halde (inanıp söylediği halde) ölürse, (O kimse) mu¬hakkak Cennete girer.» [144][144]


Îzahat


Râvî kimdir?

Hz. Osman bin Affan (R.A.), Emevî sülâlesinden ve kureyş kabîlesin-dendir Vâni mekke-i mükerremelidir. İlk müslümanlardandır. Resulü Ekrem efendimiz «Dârul Erkama» girmezden evvel Hz. Ebû Bekirin delâleti ile rasûlüllâhın huzuruna gelip müslüman olmuştur.

Habeşistana iki sefer hicret edenlerdendir. Resûlüllâhın kerimesi ve ken di zevcesi olan Hz. Rukiyyenin hastalığından dolayı Bedir,Savaşında hazır bulunamamıştır. Muharebede bulunmadığı halde rasûlüllah önada ganimet¬ten senim ayırmıştı.

Sulh için mekkeye gittiğinden hudeybiye sulhunda da bulunammaıştır. fakat Bîatürrızvanda efendimiz bir elini Hz. Alinin eli üzerine koymuş ve «iş¬te bu Osman içindir» buyurmuştur.

Peygamberimizin Rukıyye ve Ümmü Külsüm (R.A) isimli iki kızını aldı ğından dolayı kendisine «Zihnûreyn -'iki nur sahibi» denilmiştir, Resûlüllâhın damadı muhteremi Hz. Osman (R.A), üçüncü halîfe-i rasuldur. Beyaz tenli, güzel yüzlü, haya sahibi bir zâtı âlî cenab idi. Hilâfeti, on iki seneden bir kaç gün eksik olmuştur.

Vefatı, Muharrem ayının ilk günlerinde Mısırdan isyan edip gelen âsî¬ler tarafından hicretin yirmi dördünde seksen iki yaşında Kur'âm Kerimi Okur halde iken şehid etmişlerdir. Ve bir cumaertesine rastlayan günde cennetül Bakîa defn olunmuştur. Allah ondan razı olsun.

Hadîsi şerifde; «lâilâhe illallah» kelime-i tevhidine «Muhammedürrasû-lüllah» in beraber söylenmemesi nedendir acaba?!

Lâilâhe illallah, kelime-i tevhîdî artık bir alem olmuştur. Bu kelimeyi söyleyip tasdik eden kimse, «Muhammedürresûlüllah» kelimesinide ikrar ve tasdik etmiş demektir. Bu sebeble sâdece lâilâheillallah - Allahdan başka ilâh yoktur, kelimesi ile iktifa edilmiştir.

Hadîsi şerifin sonuç hükmü ile ilgili malumat, yukarda geçmiştir. Ora¬ları tekrar okumak faydalı olur. [145][145]


Tercümesi :


38 - (37) Câbir (R.A) den mervidir, demiştir : Resûlullah (S.A.V) buyurdu : «Vâcib kılan iki şey vardır.»

— Bir adam dedi : Yâ Resûlellah! Vâcib kılan iki şey nedir?[146][146]

— Resûlullah (S.A.V) buyurduki :

«Bir kimse, Allâha bir şeyi şerik koşduğu halde ölürse, Cehenneme gi¬rer (Cehenneme girmesi vâcib olur.) Ve bir kimsede, Allâha bir şeyi şerik koşmadığı halde ölürse, muhakkak Cennete girer (yani. Cennete girmesi vâcib olur).» [147][147]


Îzahat


Râvî Hz. Câbir kimdir?

Hz. Câbir (R.A), Ensâri kiramdan meşhur Câbir bin Abdillahdır. Bu meş¬hur sahâbî, aynı zamanda çok hadis rivayet edenlerdendir. Resulü Ekrem efendimizle beraber. Bedir ve ondan sonra vâkî olan muharebelerin hepsin¬de hazır bulundular. Şama ve Mısıra gitmişlerdir. Ömrünün son zamanların¬da gözleri görmez olmuştu. Pek çok kimse, bu 7atdan hadîs, nakletmişler-dir. Resûlüilahdan bin beşyüz kırk (1540) hadisi şerif rivayet etmiştir.

Vefatı, doksan dört (94) yaşında iken hicretin y+miş dördüncü sene¬sinde Medîne-i Münevverede vuku bulmuştur. Bir rivayette medîne-i mü-neverede vefat eden sahabenin en sonuncusudur. Allah ondan razî olsun. Hadîsi şerifde beyan edilen hükmü rasul, gayet açıktır. Allâhü teâlaya bir şeyi ortak koşan kimse, müşrik ve kâfir olması hasabi ile cehennemde ebediyyen azab olunmaları ilâhî adaletin tecellısidir. Zira dünyada Ailâha şirk koşan ve isyanda bulunanların cezalarının verilip icra edileceği yer, dünya değil, âhirettir. Orada zâlimlerden intikamını alacaktır. Allâhü teâla elbette böyle müşriklere şımarıklıklarının cezası olan cehennem ateşi ile cezalarını verecektir.

Bir kimsede, Allâhü teâlaya hiç bir şeyi ortak koşmayıp cenabı hakka hulûsu kalb ile inanıp ibâdetine devam ederken ölürse, işte bu itaatkâr kulun varacağı yerde, ebedî seâdet, huzur ve neşe yeri oian cennettir. Zira cenâbu hak böyle kullarına cennetini hazırladığını vâd edip söz vermiştir. Bu sebebden ihlaslı mümin kullarını cennetine katacaktır. Kâmil îmana sâhib olupda ihlas üzere ölen müminler, elbette çok mutlu kişilerdir. Çünkü ebedî seâdete nail olacaklardır. [148][148]


Tercümesi :


39 - (38) Ebû Hureyre (R.A) dan mervidir, demiştir : Biz, Resûlullah (S.A.V) in etrafında idik ve bizimle beraber bir Gurup Cemâat içinde Ebû Bekir ve Ömer (R.A) da vardı. Resûluilah (S.A.V} ara¬mızdan kalkdı Ve yanımıza gelmesi gecikmişti. (Biz bu hâli görünce) bir düşmandan kötülük isabet etmesinden korktuk. Muzdarib olduk, kaldık. Muzdarib olanlardan ilki, ben idim. Resûlullah (S.A.V) in durumuna muttali olmak kasdı ile (meclisden) çıktım, tâ Ensardan (Medineli sahabeden) Beni Neccâra âid bahçeye gelinceye kadar tâkib ettim. Bahçenin etrafını dolaş-dım, acaba bahçenin bir kapısını bulabilirmiyim? diye Fakat (hiç bir) kapı bu lamadım.

— Hemen gördüm ki, küçük bir nehir hâriçdeki kuyudan duvara orta¬sından bohçeye giriyor.

— Küçük bir nehir bir su kanalıdır.

— Ebû Hureyre (R.A) dedi : girmeğe gayret ettim ve Resûlullah (S.A.V) efendimizin yanına dizleyerek sokulup girdim.

— Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V) : «Sen Ebû Hureyresin değilmi?» buyurdu.

— Ebû Hureyre (R.A) : Evet (ben Ebû Hureyreyim) Yâ Resûlallah! de¬dim.

— Resûlullah (S.A.V) buyurdu : «Dileğin nedir?»

— Dedim ki : Sen bizim aramızda idin, kalkdın ve uzun müddet yok olup yanımıza gelmedin. Bunun üzerine biz, (her hangi bir düşmandan) sa¬na bir kötülüğün isabet etmesinden korkduk ve bu halden muzdarib olduk. Hemde üzülen kimselerin evveli ben idim. İşte bu sebebden sizi tâkib ettim, bu bahçeye geldim. Girmek için tilkinin diz üstü sürünerek girmeye çalıştı¬ğı gibi çalışdım. Ve bu insanlarda arkamda idiler.

— Bunun üzerinö Resûlullah (S.A.V) :

«Ey Ebâ Hureyre!» dedi ve iki nâlinini bana verdi. Hemen Resûlullah (S.A.V) tekrar buyurdu :

«Ey Ebâ Hureyre! şu iki nâlinfe git, şu duvarın arkasında kaibi itmi'nan-!a lâilâhe illallah - Allahdan başka ilah yoktur, diyerek şehâdet eden bîr kimse sana mülâki olursa, o kimseyi Cennetle tebşir et.»

— Ebû Hureyre (R.A) dedi ; İlk defa mülâki olduğum (karşılaştığım) kimse, Ömer (R.A) oldu.

— Hemen Ömer (R.A) dedi ki : Ey Ebâ Hureyre! bu iki nâlin nedir?

— Ben dedim : Bu iki nâlin Resûlullah (S.A.V) efendimizindir. Beni bun¬larla, kalbinin itmînânı ile lâilâhe illallah - Allahdan başka ilâh yoktur, di¬yen kimseye mulâkî olduğumda o kimseye Cenneti tebşir edeceğim.

— Bunun üzerine Ömer (R.A) benim iki Göksümün üzerine vurdu ve derhal ben o vurulmanın şiddetinden oturağımın üstüne düştüm.

— Hemen Ömer (R.A) : Dön yâ Ebâ Hureyre, dedi.

— Bunun üzerine bende Resûlullaha (S.A.V) döndüm. Ağlayacak şekil¬de iltica ettim ve Ömer (R.A) beni tâkib etti. Bakdım ki, hemen Ömer (R.A) izim üzere (arkamda) idi.

— Resûlullah (S.A.V) buyurdu : «Ey Ebâ Hureyre! Seni ne dönderdi?»

— Hemen ben dedim : Ömere tesadüf ettim, senin beni gönderdiğin şeyi ona haber verdim. Bunun üzerine benim iki Göksüm arasına şiddetli şekilde vurdu. Makâdımın üstüne düştüm. Ve bana dön dedi.

— Hemen Resûlullah (S.A.V) buyurdu :

«Ey Ömer! Seni işlediğin şeye (Ebî Hureyreyi tebliğden men etmeyi ve geri dönmesini emrettiğin şeye) sevk eden nedir?»

— Ömer (R.A) dedi ; Anam, Babam sana feda olsun yâ Resûlellah! Ebâ Hureyre'yi iki nâünle lâilâhe illallah - Aiiahdan başka ilah yoktur ke-İime-i tevhidini kalbi ile mutmain olarak söyleyen kimseye mülâki olursa, Cennetle tebşir etmesi iîe gönderdinmi?

— Resûluilah (S.A.V) buyurdu : «Evet».

— Ömer (R.A) dedi :Bunu işleme!. Zira insanların bu söz üzerine îti-mad edip amel ve Cihaddan geri durmalarından korkarım. Binâen aieyh onları (insanları tebşiratsız olarak) bırakda çalışsınlar.[149][149]

— Resûlullah (S.A.V) buyurdu : (Ey Ömer!) «Onları (insanları serbest) bırak» [150][150]




© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/
islam