HADİS KİTAPLARI > Miskatul Mesabih > 3

 

islam

help 2.20.3 3 previous next

HADİS KİTAPLARI > Miskatul Mesabih > 3



Îman Bahsi




Tercümesi :




2- (|) Ömer bin el hattab (R.A.) dan rivayet olunmuştur, demiştirki :

«Günün birinde Resûlüllah (S.A.V) efendimizin huzurunda bulunduğu¬muz sırada birde baktıkki, elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculğa delalet eder hic bir alâmet olmayan ve böyle iken yine hiç birimiz tarafından tanınmayan bir kimse çıka geldi. (Sokula, Sokula) nihayet ne-biyyi muhterem (S.A.V.) Hazretlerinin yanına (varıp) oturdu. Ve dizlerini (Resûlüllahın) dizlerine dayayıp ve her iki avcını. (Resûlüllahın veya ken¬disinin) iki uyluğu üzerine koyup :

— Ya Muhammed (SAV) ! İslam nedir? bana söyle dedi.

— Resûlüllah (S.A.V) :

— İslam, Allahdan başka hiç bir ilah ve mabut olmadığına ve Mu-hammed'in Allanın Resulü olduğuna Şehadet etmen, namazı kılman, Ze¬kâtı vermen. Ramazanda oruç tutman ve gücün yeterse, beytullahı hacc (Ziyaret) etmendir, buyurdu.

— O (yabancı kimse) : doğru söylüyorsun, dedi.

— Biz, (bu adam) hem Resûlüllaha soruyor ve nemde onu tastik edi¬yor, diyerek onun hâline hayret ettik.

— Ondan sonra birde : İman nedir? Haber ver, diye sordu.

— Resulü ekrem (SAV) efendimiz :

— İman, Allâha, meleklerine, kitaplarına. Peygamberlerine ve âhıret gününe inanmandır.

Birde hayır ve şer (tatlı, acı hangi çeşidi olursa olsun) kadere İman etmendir, buyurunca;

— (Oyabancı kimse) doğru söylüyorsun, dedi.

— Ve ihsan ned,ir? Söyle, diyerek bir daha sordu.

— Resûlüllah (S.A.V) efendimizde-

— İhsan, Allahü teâlaya sanki görüyormuş gibi ibadet etmendir. Zira sen onu görmüyorsan o seni görüyor, buyurdu.

—; O (Yabancı adam), yine : doğru söylüyorsun, dedikten sonra :

— Kıyamet ne zaman kopacak? bana haber ver, dedi. (Resûlüllah} Cevaben, bunda sorulanın bilgisi, sorandan Ziyade değildir, buyurdu,

— Öyle ise emarelerini (yâni, kıyamet kopmazdan evvelki görülecek alâmetlerini) bildir, dedi.

— Resü.'ûllah (S.A.V) cevabında :

— Müîk olarak elde olan Câriye kadının, kendi sahibini doğurması ve yalın ayak, sırtı çıplak, fakir davar çobanlarının hangimizin ycpdığı bina da¬ha yüksektir- diyerek (Servet ve samanca) yarışa çıkdıkEarını görmendir, buyurdu.

—Bundan sonra o (yabancı) adam gitti.

— Bunun üzerine nebiyyi Muhterem (S.A.V,) Hazretleri de bir müddet durduktan sonra .-

— Yâ Ömer (R.A)! bilirmisin o soran kimdi? diyerek sual îrad etti.

— Hz. Ömer (R.A) de : Allah ve Resulü bilir, dedim.

— Resûlüllah (S.A.V) buyurdularki :

— O, cebrâil (A.S) idi. Size dininizi öğretmek için geldi.»




Îzâhât




Hadisi şerifin Râvisi Hz, Ömer (R.A.) şahsiyeti ve hayatı hakkında ge¬rekli malumat birinci hadisi şerifin îzahat bahsinde beyan edilmiştir.

Hz. Cebrail Aleyhisseiâmın bir beşer kılığında gelişi ve bir yolcu ema¬resi olmadığı halde huzuru seâdete mütevâzi' bir şekilde girib islâm dan, îmandan, ihsan ve kıyametten suâl etmesi ve sorduklarına verilen cevâoı tasdik etmesi, büyük bir mucize, ifâhi tâlim ve terbiye hususunda pek dik¬kat edilmesi lâzım olan bir hal ve hareketdır.

Zira Hz. Cebrâil aieyhisselâmın bir beşer suretinde gelişi, meleklerin ilâhi kudretle çeşitli şekil ve kıyafete tebdil edebildikleri ve beşerle beşe¬rî münâsebetlerin, insanların bir birlerine ülfet ve ünsiyet ettikleri ve her cinsin kendi cinsi ite hüsnü muaşerette bulunduklarındandır.

Ve Cebrâil aieyhisselâmın gayet mütevazı bir şekilde gelişi aynı za¬manda dizinin üstüne oturup ellerini Resûlüllâh'ın veya kendi dizleri üzeri¬ne koyuşuda; bir âlimin, velînin, âmirin ve büyüğün huzuruna nasıl girile¬ceğini, edeb ve nezâketle nasıl iltifat edilib-soru sorulacağını ve sorulan suallerin cevablannı nasıl karşılamak gerektiğini, bütün ümmeti Muham-mede tâlim ve tavsif etmektedir. Yeterki bu güzel hareketten her mü'min nasibini alsın.

Bu hadisi Şerifde görüldüğü üzere Cebrâil aieyhisselâmın gelib soru¬lar sorub ve cevabları tasdik etmesi olduğundan «Cibril Hadisi» denilmiş¬tir.

Cebrâil aleyhisselâm; Resûlullâhın huzuruna gelib bu sorulan sorma¬sı, hicretin onuncu senesinde vuku bulmuştur. Ve bir rivayette onuncu hic¬retinde hemen veda haccından biraz evvel vâki olmuştur.

Hz. Cebrail'in bu sualleri, Resûluilahm hayatının sonunda sormasının sebebi hikmeti ise, Kur'an âyetlerinin hemen-hemen tamamı gelmiş ve is¬lâm ahkâmı tekemmül etmiş olması hasebiyle cenâbu hak tarafından Haz-rti Peygambere getirmiş olduğu hükümlerin ana esaslarını bütün ashaba tâlim ve tealiüm için bir - bir soruyor ve verilen cevabiarıda irkilmeden tas¬dik ediyor.

İşte böylece hak tebliğcileri, isîâmtn, îmanın, ihsanın ve kıyametin hü¬kümlerini ümmete tâlim ve tarif mahiyetinde vazifelerini son olarak bir da¬ha yapmış oluyorlar.

Islâmın beş şartı hakkında ayrıntılı îzahat, hemen ileride 4. hadisi şe¬rifin altında arzedileceğinden burada sâdece islam kelimesinin lüğât ve şerîat manâları i!e islam ve îmanın birleştiği ve ayrıldığı yönleri hulâsa olarak nakledeceğiz.

İslâm; îuğaita, boyun eğmek, teslim olmak manasınadır. Şeriatta isEâm : İman tabir olunan bâtını tasdik şartı ile zahiren is¬lam hükümlerine inkıyat, etmek (boyun eğib işlemek) tir.

Yani, islam demek, kelime-i şehâdeti dili ile söylemek, beş vakit na-. mazı edâ etmek, fakirlerin hakkı olan zekatı vermek, Ramazanı şerif orucu¬nu tutmak ve hacca gitmeye muktedir olunduğunda haccetmektir. İşte bu söz, fiil ve hareketlerle yapılan amellere islam denir. Ve bu amelleri inana¬rak yapanlarada mü'min ve müsiüman denir.

îman ise, lüğatta, inanmak, tasdik etmek manasınadır. Şeriatta İman; Peygamber Muhammet aleyhisselâmı, Allâhüteâlâ tarafından getirmiş ol¬duğu şeyleri (Kur'ânın âyet ve hükümlerinin hebsini) kesinlikle inanıb kalb-!e tastik ve dil ile ikrar etmektir.

Bu şekilde îman eden kimseye, «Mümin» ve inanılan şeyede «Müme-nünbih» denir.

Evet îmanın rüknü, kalb ile tasdik'dir. Şartı ise, di! ile ikrardır. Dil ile ikrar etmek, bir kimsenin îmanlı olduğunu bilip hadlerin, cenazelerin, tekfin ve teçhîzi ve terekenin taksimi gibi hükümleri dünyada icra etmek için şarttır. Zira kalb ile tasdik gizli bir iştir. Öyle ise, kalb ile tasdik mutlaka açıklanmalıdır. Oda dil ile ikrar edip islâmın diğer şartlarını işlemektir. Doğ rusuda budur. Zira insan, cesed ve ruhun mecmuundan ibarettir. Şu halde .her ikiside îmandan başka nasibini almalıdır. Şöyleki; «Kalb ile tasdik» Ru¬hun ve «di! ile ikrarda» cesedin nasibidir.

Binâenaleyh bir kimse, İman hükümlerini kalbi ile tasdik eder dili ile söylemezse, işte o kimse Allanın indinde mü'mindir. Fakat dünya hüküm¬lerinde ifnsanların yanında) mü'min değildir.

Bir kimsede, inanılması lâzım oian esasları dili ile ikrar eder ve fakat münafık gibi kalbi iie tasdik etmezse, Allanın indinde kâfirdir. Lakin zâhiren islam görüldüğünden ve kalbini insanlar bilemediğinden insanların na¬zarında müslümandır. Keza Şerhi akâid, 56 Evet îman, kalbin ameli demektirki, inanılması lâzım olan bütün hü¬kümleri kalb iîe tasdik etmektir. Kalb ile tasdik edilen ve fakat dil ve amel ile söylenib yapılmayan bu îmanın varlığını ve gerceKliğini ancak Allâhü teâla bilir. Zira bu kalbdeki olanları yüce mevlâdan başka hiç bir fert bile-

mez.

Biz mü'minler ve bütün insanlar ise, kalbin ameli olan imanı dili, eli ve diğer azaları ile islâmın ve kur'anın hükümlerini söyleyib amel edip ve ya¬parsa, işte o kimse hakkında «Müslüman» hükmünü verebiliriz.

İmanın, kalbin ameli olduğunu beyan eden bir kaç âyeti keriyme meâîi şöyledir :

«İşte Allah (C.C.), böyle (Zâlimleri) sevmiyen bir kavmin kalblerine imanı sabit kılmış ve kendilerini yüce katından bir rahmetle kuvvetlendir¬miştir.» Mücâdile sûresi, 22

«Kalbi imanla kararlaşmış olduğu halde..» Nahl sûresi, 106

«Kimki, Allâha îman ederse, Allah (C.C.) onun kalbine hidâyet verir»Teğabun sûres:,

Peygamber Aleyhisselam efendimizde bir duasında şöyle buyurmuştu :

lur.)» Buhârî, Müslim

Hadîsi şerifin bu son cümlesi ile hüküm istinbat edip icrayı hüküm¬de bulunan ilk müctehid ve mücâhid, Hz. Ebû Bekir (R.A) olmuştur. Hz. Ebû Bekir Hilafete geçirildiği zaman, bakdıki insanların bir kısmı zekat ver¬mekten kaçınıyor. Hemen ashabı kirami toplayıb bir hutbe îrad etti, bu hükmün hakikatini anlattı ve Allâhın emri olan zekatın en azını dahi bı-rakmıyacağını, tek basmada olsa, fakirin hakkı olan zekatı alıp ehline ve¬receğini beyan etti.

İşte bu hareket, islâmın hakkı olan zekâtın edası için icra edilmiş en güzel cihad ve mücâdeledir. İslâmin hakkı, kıyamete kadar böylece koru¬nacaktır.






© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/