HADİS KİTAPLARI > Miskatul Mesabih > 2

 

islam

help 2.20.2 2 previous next

HADİS KİTAPLARI > Miskatul Mesabih > 2



Nefsin Söylentileri Ve Azim

Fukahâ ve meşâyihi kiramın beyanlarına göre, insanın nefsinde vâki olan ve mâsiyet işleme kasdı veya itaat etmek arzusu beş mertebe üzere oiur.




Birinci mertebe : Hâcis-dir. O (Hâcis), kalbe bir şeyin uğrayıp ve fakat hiç durmadan geçen şeklidir. Sanki bir nevî elektirik akımı gibi kalbe bir şey gelir ve gider. Kalbe gelen bu şeylerden dolayı insan mes'ul değildir.




İkinci mertebe : Hâtır-dır. O (Hatır), kalbe gelen her hanki bir fikir, te­reddüt içinde cereyan eder.




Meselâ : Yolda giden bir kadının arkasından suret ve endamını düşü­nerek kadına iltifat ettiğinde kadının yüzünü görebileceğini gönlünde ta­şıyıp ve bir karara bağlamaması hâlidir. Kalbe gelen bu tereddütlü hatırla­madan dolayı insan mes'ul değildir. Zîra bunlar ihtiyari değil, ızdırârî hal-İ erdendir.




Üçüncü mertebe : Hadîsünnefs : Nefsin söylemesidir. O da nefsin bir şey hakkında tereddüdünden hâsıl olan bir şeydir ki, onu işlemek veya terk etmek arasında cereyan eden iç güdü söyientisidir.




Bir şeyi yapmak veya terk etmek hususunda insanın içinden kendi­sine söylenen telkinlerdir. Bu hâlin bulunmasından dolayı insan yine mes'­ul değildir.




Dörndücü mertebe : Hem-dir. O (Hem-arzu ve istek), yapılacak işin iki cihetten bir tarafını kendi arzusu ile tereih etmektir.




Bu hemm-in tahakkuk şekli şöyle olmaktadır : İyiliği tercih ederek yap­mak kasdına mukarın olursa iyiliği yazılır ve rÛfata nail olunur.




Eğer tercih edilere kyapılmak emeline mukarın olan şey şer ise, işle­medikçe yazılmaz ve bir cezada tereddüb etmez.




Beşinci mertebe : Azm-dir. O (azm), bir şeyi kasdetmek ve yapmak ci­hetini kuvvetlendirerek samimiyet, sebat ve kararlılıkla o şeyin yapılması için verilen kesin karardır.




Bu azme sâhib olan her insan, hayır veya şer neyi kasdederse, mükâ­fat veya cezaya müstehak olur. Zira azm, niyyetin kuvvet ve kesinlikle ya­pılmasını kararlaştırıp üzerinde ısrarla durma şeklidir ki, bir nevi niyyetin tezahür ve tahakkukudur.




Yukardaki beş mertebe hâlinde insanın içinden gelen ve kalbinin amellerinden olan şeylerin cezaî yönden hükümlerini kısaca açıklayalım.




Hâcis-den dolayı, bütün ümmetin icmâi ile insan cezalandırılmaz. Zira insanın kendi elinde olmayan kudret istek ve arzusu dışında olan bir şey­dir.




Hatır ile {yani, kalbe gelen şeyin tereddüd hâli ile) Hadîsünnefs (nef­sin söylemeâi) de yukarda naklettiğimiz hadîsi şerifin hükmü ile günah ol.maktan kaldırıldığı anlaşılmıştır. Binâen aieyh günah olmayınca, birinci mertebedeki Hâcis gibi, bunlarla bir vebal ve cezâyi müstelzim olmazlar. Ve bu üç hal iyiliklerde dahî bulunsa, ecrü mükâfat yazılmaz. Zîra kasd




(niyyet) yoktur.




Hemm-e gelince : Sahih bir hadîsi şerifte bunun hükmü şöyle beyan edilmiştir :




«İyiliği kasdetmekle iyilik yazılır. Kötülüğü arzu etmekle kötülük yazıl­maz, beklenir. Eğer kötülük Allah İçin terk edilirse, bir adet iyilik yazılır. Ve eğer o kötülük işlenirse, bir tek kötülük yazılır.»




Azm ise : Müdakkık ve muhakkik olan âlimlerin beyânına göre bir şeyi yapmaya azmeden kimse, muhakkak cezalanır. (Eşbah Vennezâir, 19-20)




Yukarda, küfre niyyet etmenin, küfür olacağını beyan ettiğimiz hü­kümde, bu azm şeklindeki içinden verilen kararın hükmünden ibarettir.




Nıiyyetle ilgili fıkhı Hükümler




Fukahâ ve meşâyihin beyanlarına göre, «Bir iş ve amelde niyyet olma­dıkça, sevab yoktur.» [43]




Bu hükmün açıklanması için, bâzı fıkhî hükümleri nakledelim.




Niyyet etmek, bir şeyin sahih olması için şart olur. Namaz, Zekat ve Oruç da olduğu gibi.




Niyyet etmek, abdest ve gusul de ise, şart değildir. Hanefî mezhebine göre, abdest ve gusülde niyyet sünnettir.




Evet dünyevî ve uhrevî amellerde niyyet, esastır. Hatta mükâfat ve ceza da niyyete bağlıdır. Cennet ve Cehennemde ebedî kalmanın da niy­yetin neticesi olduğunu yukarda mükerrer olarak zikretmiştik.









© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/