HADİS KİTAPLARI > Edebul Mufred > 2

 

islam

(44) Kızların Ölümünü Temenni Edenin Hali


83— (26-s) tbni .Öm e r 'den rivayet edildiğine göre, îbni Ömer'in yanında bir adam bulunuyordu ve onun kız çocukları vardı. Sonra o kız çocukların ölümünü temenni etti. Bunun üzerine İbni Ömer kızıp şöyle dedi:

«— Onların rızkını sen mi veriyorsun!»[166]



Allah Tealâ yaratmış olduğu bütün yaratıkların rıziklartm tekeffül etmiştir. Çeşitli sebep ve yollarla nzıklannı kendilerine ulaştırır. Herkesclpn-yadaki nasibini alır. Bunun için, rızık ve geçim endişesi yaparak çocukların ölümünü istemek asla doğru değildir. Kız çocukların .durumları itibariyle çalışıp kazanmaları daha müşkül olduğundan., bunların istikbali düşündürücü ise de, hiçbir zaman ölümlerini arzu etmeğe götürmemelidir. Onlara İslâm inanç ve terbiyesini vermeğe gayret sarfetmelidir.[167]



(45) Çocuk Cimrilik Sebebidir, Korkaklık Sebebidir


84— (27-s) Hazreti Aişe (Rûdiyaîiahü anha) 'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«— (Babam) Ebû Bekir (Radtyallahu anh), bir gün dedi ki»: ( «-4 Allah'a yemin ederim! Yeryüzünde bana Ömer'den daha sevgili kimse yoktur.»

(Babam evden) çıkıp dönünce : .

«— Kızcağızım! Ben nasıl yemin etmiştim.» dedi.

Ben de ona (daha önce söylediği sözü tekrarlayıp) söyledim. Bunun üzerine:

— Ağınma giden iş yaptım, çocuk ise kalbe daha yapışıktır (daha çok sevgilidir.» dedi.[168]



Insanoğlu çocuğuna olan sevgisi yüzünden malını hayır yollarına, İnsanların ihtiyaçlarına harcamaktan geri kalır. Çocuğuna mal kalsın diye cimrilik eder. Çocuğu babasız kalmak korkusu ile savaştan geri kalır. Böylece insanın hem cimriliğine, hem de korkaklığına vesile olur.

Sofilerden Abdurrahman Es-Sülemî hakkında şöyle bir vak'a anlatılır: Bir çocuğu dünyaya geldiği zaman malının hepsini sadaka olarak vermiş. Bu yaptığı işin sebebi kendisine sorulunca, şu cevabı vermiş :

«— Bu çocuğum iyi bir kimse olacaksa, ben Allah ile onun arasına girmem; çünkü Allah iyi kimseleri korur ve onların yardımcısı dır. Eğer kötü ve hayırsız olacaksa, ben malımı, fenalıkta kuvvet olarak yere bırakmam.»

İnsanın yaratılışında her ne kadar çocuğa meyil varsa da, bu sevgi hayır işlemekten geri bırakmaya sebep olmamalıdır. Hazreti Aişe 'nin fazilet ve üstünlüğü herkes tarafından kabul edilen bir gerçek olmasına ilâveten çocuk sevgisi ile bir arada düşünüldüğü zaman, Hazreti E b u B e k İ r 'in İfadesi bir kat daha değer kazanmış olur. Yaraşan odur ki, tabiî meyil ve arzulara din emirlerini hakim kılarak iş ve hareketlerde bulunmalı. Büyük muvaffakiyet ve mükâfat buradadır.[169]



85— îbni Ebî Nû'in'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«— Bir adam İbni Ömer'e sivrisinek öldürmekten sorarken şahit oldum.»

î b n i Ö m e r (o adama) :

«— Kimlerdensin?» dedi.

Adam: «Iraklılardan!» dedi.

Bunun üzerine İbni Ömer:

«— Şuna bakın; bana sivrisineği öldürmekten (doğacak günahı) soruyor, halbufei bunlar Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Selîem) 'in oğluna (torunu Hüseyin'i) Öldürmüşlerdir. Ben, Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve İy şöyle buyurduğunu işitmiştim :

«— Onlar (Hazreti Hasan ve Hüseyin), dünyada iki gülümdür (güzel kokulu çiçeklerimdir).»[170]



Sİvrisinek öldürmekten sormak, biri geniş manâda ve bîri de dar manâda olmak üzere iki manâ taşımaktadır. Geniş manâya göre, herhangi bir sineği öldürmenin günâh olup olmadığı hususudur ki, zararlı olan ha-serâtın £Wü>ülmeşinde bir beis,yoktur. Dar manâyg gelince, hac farizası yerine getirilirken ihrâm esnasında canlıları öldürmek yasaklandığından, acaba sivrisinek öldürmek de yasak mıdır? sorusu meydana çıkar ki, bundan dolayı da ihramda bulunana bîr ceza gerekmez. Her iki Halde de sivrisinek öğürmek Önem taşıyan b:r mesele değildir. Asıl büyük suç ve cinoyef adam öldürmektir, l.bni Ömer de buna İşaret buyurmaktadır. Aynı zamanda çocukların gözbebeği ve gönül çiçeği olduklarına dair hadîs-İ serîfi de anlatmış oluyor.[171]



(46) Omuzda Çocuk Taşımak


86— Adiyyü'bnü Sabit'den rivayet edildiğine göre, dedi ki:

«— Berâ'ın şöyle söylediğini işittim» :

«— Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i gördüm —Allah'ın salâ-vatı üzerine olsun— (torunu) Hasan omuzu üzerinde idi ve Peygamber şöyle diyordu» :

«— Allah'ım! Ben bunu seviyorum, sen de bunu sev.»[172]



Bü hadîs-î şeriften iki şey öğrenmiş bulunuyoruz. Çocukları sevmek ve şefkat göstererek omuzda tanımak bîr sünnettir. Bir de onlar için Allah'ın rızasını dilemek ve onlara duâ etmek gerekir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellem) Efendimiz, böyle hareket etmişlerdir.[173]



(47) Çocuk Göz Bebeğidir


87— Cübeyr îbni Nüfeyr'den rivayet, şöyle dedi:

«— Bir gün (ashabdan) EI-Mıkdad İbni'l-Esved'in yanında oturuyorduk. Bir adam ona uğradı ve dedi ki:

«— Resûlüllah (SaîUülahü Aleyhi ve Sellem)'i gören şu iki göze ne mutlu! Allah'a yemin olsun, biz arzu ediyoruz ki, senin gördüklerini biz de gÖreydik, şahit olduklarına şahit olaydık.»

«— (Mıkdad bu sözlerle fazlaca) kızdırılmış oldu. Ben taaccüb etmeğe başladım, çünkü adam hayırlı sözden başka bir şey demedi. Sonra (şahabı) El-Mıkdad adama dönüp şöyle dedi» :

«— Bir insan ki, Allah ondan bir huzuru (peygamberle karşılaşmayı) Jjaip kılmıştır, bu karşılaşmayı (Resûlüllah huzurunda bulunmayı) temenniye onu götüren (cür'et) nedir? Bilmiyor ki, Onu görse nasıl olacaktı? (Acaba iman mı edecekti, yoksa küfürde mi kalacaktı?)

Vallahi, Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda çok kimseler bulundu ki, Allah onları yüzleri üstü Cehenneme yuvarladı. Peygambere icabet ,e^memiglerdi, onu tasdik etmemişlerdi. Siz Azız ve Celîl oJatt^Ulah'a İıamd.efcinez misiniz ki, sizi, Rabfcinizi bilir halde dünyaya getirdi de Peygamberiniz (Sallallahü Aleyhi ve Sellerriyin getirdiği (İslâmın hükümleri) ni tasdik ediyorsunuz.. Siz, kendinizden başkaları ile belâlardan kurtarılmış oklunuz.

Vallahi, cahiliyyet devri ile fetret devrinde gönderilen Peygamberin d%rumurmh "en şiddetlisi olan bir halde Peygamber (SalUâlahu Aleyhi ve Stilem) gönderildi. Putlara ibadet etmekten daha faziletli bir din olduğuna -inanmıyorlaaiı, Sunun üzerine, Peygamber-Kur'ân'tcgetirdi. ve onunla hak ile Jaâtılı ayırdı. Yine onunla, baba ile çocuğu arasını ayırdı (biri- mümin, biri kâ£r oldu). ÖyH ki, adam babasını yahut çocuğunu yahut kardeşini kâfir görüyordu. Böyle iken, Allah o adamın kalbinin kilitlerini îman* ile açmıştı;, ve adam biliyordu Jri> yakın akrabası (babası, çocuğu veya kardeşi, bu vaziyette îman .etrheeoVe'h)' ölse cehenneme gire.çe&. Böyle sevdiği kimsenin (yakının) Cehennemde olduğunu bildiği halde, adamın, göfcy. a£dın.qİur aıu? Nitekim bu Gevilen (yalanlar) hakkında Allah şöyle buyurmuştur:

«O müminler ki, ey Rabbimiz! Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin sürûru olacak iyi kimseler ihsan et... derler.»

«— BÖylece göz aydınlığı ve sevinci olan çocukların veya yakınların cehennemde bulunacaklarım bihnek, hiç insanı sevinçirbir halde bırakır mı?>»[174]



Bu hadîs-i şeriften alınacak öğütjer şunlardır:

1— Her fnütnin, imân şerefine..kavuşmuş olmasından dolayı Allah Tealâya şükretmeli ve bu büyü.k nimetin kıymetini bilmelidir. Bu imân saadetinin ışığı altında, mükellef olduğu ibadet ve amelleri riyasız olarak, ihlâsla başarmaya çalışmalıdır. .

2— İnsan erişip başaramadığı veya yaşayamadığı geçmişe ait bir hayati aramamalı, boş temennide bulunmamalıdır. Bulunduğu halde!;i vazifeleri yaparak geleceğe hazırlanmalıdır.

3— İnsanlar içinde en büyük meşakkat ve musibetleri çeken Peygam-ber'lerdir. Peygamberîer içinde de en şiddetli musibetlere ye' meşakkatlere katlanan son Peygamber'imiz olmuştur. Onun beraberinde bulunan ashab-ı kiram da ikinci derecede çok ağır yükler yüklenmişlerdir. Onların Feragatli çalışmaları sayesinde biz hazır bîr dine sahip olduk. Bu nimetin şükrünü yapmalı ashab-ı kirama- son derece hürmet etmek ve onların yolunda yürümek vazifemiz olmalıdır.

4— Kur'ân, hak ile bâtrh ayırdığı gibi, baba ile evlâd arasını da ayırırtYanİ hakkı seçerek iman eden Gennet'e, bâtılı seçerek kâfir olan Ce-hennem'e gider. Evlâd, kardeş sevgisi kâr etmez:

5— Bir mümin, evlâdım ve yakınlarını, AHah'a itaat eder durumda gpcürve.onlan kendi hak yolunda bulursa, buna sevinir ve gözü aydın olur..Dinde kendisine yarchmot okluklarını ve Cennette, beraberliği düşünmesinden doğan bir sevinç olur. Bundan anlaşılıyor ki, salih ve iyi çocuk göz aydınlığıdır, her çocuk böyle değildir.

E IM i k d a d i b n İ ' I E s v e d 'İn anlattığına uygun şu hadîs-İ şerifi Zeyd tbni Eşlem rivayet etmiştir:

«Bir adam (ashabdan) Huzeyfe'ye dedi ki:

«— Siz Resûlüllah (Sallaîîahü Aleyhi ve Sellem)'e kavuştunuz, biz ise kavuşamadık (bu şerefe nail olamadık);»

Bunun üzerine Huzeyfe (Radıyallahu anh) ona şöyle dedi :

«Ey kardeşim oğlu, Allah'a yemin ederim ki, sen ona kaşusayd-n nasıl olacaâ'nı bilemezsin. Hendek savaşı peçesinde bizi bir görevdin! Bir gece ki, soğuk ve yaKımjrtu... ResGİOllah (Sallallahü Ateyhi ve Seltem) deot M:

«— Kim gide? de bize düşmana ait haberleri getirip bildirir? Allah onu kıyamet gttnündd İbrahim (Aleyhİsselâmym arkadaşı yapsın.»

— Vallahi, içimizden-kimse kalkmadı. İkinci defa olarak :

«— Allah dtın benim arkadaşım kılsın.» dedi. .Yine-kimse kalkmadı. Ebu. Bekir fR.A.):

« Huzeyfe'yi gönder.» dedi. Hazreti Peygamber (bana).: ."

«— Git,» de4i. Ben de:

«—Esir otmdktan korkuyorum.»

Dedim. Peygamber:

«gen asla esir edilmezsin,» dedi.

Şpnfa H ü z e y f e . düşmana karşı gittiğini anlattı.

El- Mikdam ib ri r' I- E s v e d kimdir? :

Asıl babasının adı A m r olduğu halde, E I - E s v e d 'e nispeT edHİr. Hadremutda dünyaya gelen EN-Mik'dod gençliğinde yaptığı bir kavgadan dolayı Mekke'yekaçmış ve orada E I -Esved ile söz-leşmişti. Sonra babası Amr'in muvafakati ile çocuğunu oğuf edinmiş olduğundan E 1 - M i k d a d , babalığı olan E I-Esved 'e nispetle şöh-ref bulmuştur, islâm'ı ilk kabul edenlerin dördüncüsüdür. Bedir savaşında söVari olarak bulunmuş, ondan başka süvari bu savaşta görülmemiştir. İki hicrette de bulunmuştur, yani hem Habeşistan'a, hem1 de Medine'ye hicret edenlerdendir.

Abdullah ibni Mes'ud 'dan rivayet edildiğine göre, ilk İslâm'ı açıklayan yedi kişiden biri E I - M i k d a d ibni Esved dİr. At üzerinde ilk olarak savaşan sahabîdir.

Uzun boylu ve göbeği büyük olduğundan, Rum kölesi, karnını ameliyat etmekle fazla yağlan çıkarmak ve kendisini hafifletmek dileği ile yaptığı ameliyat sonunda vefat etti. Karnındaki ameliyat yerini bu kölenin dikmiş olduğu rivayet edilmektedir. Başarılı bir ameliyat olamadığından vefat ettiği söylenir. Bu ölüm hadisesi üzerine köle kaçmış ve kendini kurtarmıştır.

E I - M i k d a d Hazret! Peygamber den hadîs-i şerifler rivayet etmiş, kendisinden de Hazreti Ali, E n e s , Ubeydullah İbni Adiyy, Hümam ibni'l-Haris, Abdurrahman ibni E b i Leylâ ve başkaları rivayet etmişlerdir. Hazreti O s m a n 'in hilâfeti zamanında ve hicretin 33. yılında 70 yaşında olduğu halde Medine'de vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun.[175]



(48) Arkadaşına Mal Ve Evladı Çok Olsun Diye Dua Etmek


88— Enes'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

«— Bir gün Peygamber (Salhîlahü Aleyhi ve SeUem)'üı saadethanele-rine gittim. Yalnız ben, annem ve teyzem Ümmü Haram bulunuyorduk. O esnada Hazreti Peygamber bize çıkageldi ve bize»:

«— Size namaz kıldırayım mı?» dedi.

O vakit farz namaz vakti değildi, (Enes'den hâdiseyi rivayet eden Sabit'e, dinleyicilerden biri sordu:

«— Peygamber, Enes'i neresinde durdurdu?»

Sabit:

«— Peygamber onu, sağında durdurdu,» dedi.) Sonra bize namaz kıldırdı. Sonunda bize — Ehl-i Beyt'e^— dünya ve âhiret hayırlarının hepsi ile duâ etti. Annem şöyle dedi:

«— Ya Resûlallah! (Bu oğlum Enes) Senin hizmetçiğindir. Allah'a bunun için dua et.»

Bunun üzerine peygamber benim için her hayır .duayı yaptı..Duasının sonunda şunu demiş oldu:

— Allah'ım! Bunun malını ve evlâdını çoğalt ve kendisine mal ve evlâdında bereket ver.»[176]



Bu hadîs-i şeriften elde ediîen hükümler:

1— Farzın dışındaki nafile namazların cemaatla kılınması hususunda fykahanın görüşleri değişiktir. Çoğuna göre, nafile namazları cemaatle kılmak mekruhtur. Ancak birbirini çağırıp davet etmeksizin bir arada bulunmuş olanların cemaat olarak nafile namaz kılmaları tecviz edilmiştir. İşte bu hadîs-i şerifte ifade edilen namaz bu şekle girer ki, davet olmadığı itibarla nafilenin cemaatle kılınması cevazına delil teşkil eder.

2— Cemaat olarak bir erkek, yani Enes ve İki kadın : E n e s 'İn annesi ve teyzesi bulundukları cihetle, bir erkek imamın sağında ve kadınlar arkada saf bağlarlar. İlci erkek olsa imamın arkasında ve bu iki erkeğin arkasında da kadınlar saf bağlarlar.

3— Mal ve evlâdda bereket olmak şartı ile bunların çok oluşu âhiret hayrına aykırı düşmez. Çünkü yararlı mal ve yararlı çocuk, insanın âhireti için hayırlı olur. İyi ve bereketli mal, Allah yolunda harcanır ve bunun sevabı âhirette mal sahibine ait olur. İyi çocuk da böyledir. Çocuğun yapacak olduğu iyi amel ve hareketlerden dolayı kazanılacak sevâb yine âhirette bu çocuğun babasına fayda verir. O halde, hayırlı ye bereketli olmak şartı ile mümin kardeşler İçin bol mal ve çok evlâd istemek sünneti şerife uygundur. .

(Enes ibnİ Malik'in tercüme-i haline bak. Hadîs: 56)[177]



(49) Anneler Merhametlidirler


89— Enes ibni Malik'den:

«— Bir kadın Aişe (Rad'tyallahü anha) 'ya geldi. Âişe ona üç hurma verdi. Kadıncağız her (iki) çocuğuna birer hurma verdi ve kendine de bir hurma alakoydu. İki çocuk hurmaları yediler ve annelerine baktılar. Kadıncağız alakoyduğu hurmaya dönerek onu böldü de her çocuğa yarım hurma verdi. Sonra Peygamber (SailallahüA leyhi ve Sellem) gelince Âişe Peygambere (hâdiseyi) anlattı.» Peygamber şöyle buyurdu:

— Bundan neden taaccüp ediyorsun? O kadıncağızın, her iki çocuğuna ettiği iperhamet sebebiyle Allah ona rahmet etmiştir.»[178]



Hadîs-i şerifin delâlet ettiği manâlar:

1— ihtiyaç içerisinde bulunan kimsenin dilenmesi caizdir. Çalışacak göçte olmayan veya çalışma imkânı bulamayan muhtaçların dilenmesi yasak değildir. Fakat İhtiyacını karşılayacak bir günlük nafakası bulunan ve çalınma imkânlarına sahip olanların dilenmesi' hâramdm Her mökeHef içip, nafakayı temin için helâl kazanç yollarına tevessül ederek çalışmak farzdır. Dinimiz, mazeretsiz olarak başkalarına yük olmayı yasaklar.

2— Bu hadîs-i şerîfin vürud şekli lâfzan değişik olup, Hazret! A İ ş e -hin evde hurmadan başka verecek bir şey bulamadı^ ve bulduğunun hepsinifakir kadına verdiği yolunda ifade edilir Burada Hazreti Aişe'rtin cömertliğine ve tevekkülüne işaret vardır.

3— Karnı aç olan bir annenin, iki çocuğuna birer hurma verdikten sonra, kendisine ait diğer bir hurmayı da yemeyerek yine çocuklarına bölüp vermesi, anne merhametinin ve çocuk sevgisinin açık bir örneğini teşkil eder. İşte an nal erin çocuklara olan şefkat ve merhameti.böylece hu^Ms'uz olduğundan anne hakkını korumak da çocuklar için,başta gelen bir vazife ve sorumluluktur.

4— Az dahî olsa, bîr miktar şeyin sadaka olarak Yerilmesinde cevaz olduğuna da işeret vardır. Sadaka verenîn, az öisun- çok olsu)ı,imkânına göre vermesi uygun olur.

5— Ölünme ve, gösteriş maksadı olmaksızın yapılan fyr iyiliği gnlaN manın cevazına da bu hodîs-i ş«Fîf delâlet edör.[179]



(50) Çocukları Öpmek


90— Âişe (Radiyallahü anha) 'dan rivayet edildiğine, göre şöyle demiştir :

«— Bir A'rabî, Peygamber (SalkülahüAleyhiveSellem)'e gelip dedi ki:

«— Çocuklarınızı öper misiniz? Biz onları öpmeyiz.» Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve StUent) şöyle buyurdu:

— Allah senin kalbinden merhameti çıkarınca ben sana ne yapabilirim?»[180]



Hadîs-i şeriften alınacak görev : Şefkat ve merhamet duyguları ile çocukları yanaklarından ve sqir yerlerinden öpmek Müslümanlara gereken bir vazifedir ve sünnettir. Burada kız ve erkek çocuk arasında fark yoktur. Ancak cinsî sapıklık dalayısı ile şehvet duygularından,gelen sevme ve öpmeler haramdır.[181]



91— Rivayet edildiğine göre, Ebû Hüreyre şöyle dedi:

«— Resûlüllah (SallallafıÜ Aleyhi ve Sellem), Alî'nin oğlu Hasan'ı öptü, yanında da Temîm kabilesinden Akra' îbni Habis oturuyordu.» Akra' dedi ki:

«— Benim on çocuğum var, onlardan hiç birini öpmedim.» Resul üllajı (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona baktı, sonra şöyle dedi: «— Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.»[182]



Akra' zannetmiştir ki, insanların öncüsü olan büyük şahsiyetler için, haya kaydına girmemekle beraber bazı tabiî meyil ve arzularını İnsanlar içerisinde açığa vurmak iyi bir iş değildir. A k r a in bu anlayışına karşı, bazı iyi ve hoş tabiî hasletlerin insanlar arasında yerine getirilmesi, ayıplanır şey değildir. Yeter ki utanç sebebi olacak bir iş olmasın, insanlar huzurunda çocukları öpmek, bu gibi hoş olan tabiî meyillerdendir ve sevgi ile merhametin bir ifadesidir.

Akra' i b n i Habis kimdir? :

Temim kabilesinin ileri gelenlerinden otup, hem cahiliyet devrinde, hem de İslâm'ı kabulden sonra sayılan ve sevilen kimse olmuştur. İslâm'ı kabulden önce «Mueflefe-i Kulub'dendi = Kalpleri İslâm'a ısındırılmak İçin kendilerine yardım edilenlerdendi.» Mekke'nin fethinden önce Temim kabilesinin bazı seçkinleri İle bir heyet halinde Hazreti Peygambere gelmişlerdi. Bazı konuşmalardan sonra, arkadaşlarının bir kısmı ile İslâm'ı kabul etmiş ve Mekke fethinde, Huneyn ve Taif seferlerinde bulunmuştu. Hazretİ Halİd ibni Velîd'in maiyetinde Irak ve An bar fetihlerinde bulunmuş ve daha sonra Hazretİ Osman devrinde baş kumandan Abdullah ibni Amir tarafından bir ordu ile Horasan'a gönderilerek Curcan'da şehid olmuştur. Allah ondan razı olsun.[183]



(51) Babanın Edebi Ve Çocuğun İyiliği


92— (28-s) Rivayet edildiğine göre Velîd İbni Nümeyr, babasının şöyle dediğini işitmiştir:

«— (Bizden önceki ashab) diyorlardı ki, olgunluk (salâh) Allah'dan-dır, edeb (terbiye) ise babalardandır.»[184]



Insana fazilet kazandıran her iyi alışkanlığa edeb denir. Ahlâkın iyi ve gözel taraflarını alıp yaşamaktan ibarettir. Edeb bir de şöyle tarif edilir : İnsanı ayıplamaktan koruyan melekeye edeb denir. Çoğulu «âdab» kelimesktir,k\,, çeşitli çteyimlerde kuHaailır. ,Derejn âdabı, Şakimin gi^h.. fiir kimseyi te'dib etmek,,ona edebi öğretmek demektir. Jçte-çocuklara: birinci derecede edeb öğreticisi babqlardır. Bpt&n iyi -hal-Ve hareketleri babaların çocuklara öğretmeleri gerektiğine ve bir vazifeleri olduğuna metindeki bu kısa ifade befiğ şekilde işaret etmektedir.

Diğer taraftan Cenab-ı Hak insanları ayrı ayrı güç ve kabiliyette, akıl v© İdrakleri birbirinden:farldı olarak yaratmış olduğu cihetle, esasa taallûk eden ana hasletler, A|lah fâdlâ'nın lütfü ve ihsanı olarak kabul "ediliV. Bû\ tün isieVİr-hayır ve şef. yaratan Âilah'dir. Faln ayırt etmeksizin mütavî tutmak ve birine yapılan bağıjırraynmı diğerlerine de yapmak gerekir. Hayatta yapılacak bağışlarda, erkek ile kıan arasını ayırmamak, hisşe)erinte^if tutmalç:en doğru göfüşturrÂjiin^arin b.iriisıb, mirösta.erkeğe iki ktz hissesi verildiği, gibi, hayattaki bağalarda da aynı ölçülü tutmak gerekHğin] ileri ^ürmS$Wse de, hggş-İ ^e.rîfin umumî de-Idtetî buna uyğ'ûfi-değildir.......

İnsanın ölümü ile bütün tasarruf hakları kalkarak varislerine 0?Çer' Varisfer,.de Kur'ân-j Kerîm'de Cenab-ı Hakkın tayin ve takdjr buyurduğu öl'çı/lereı Ööre:ıhakldbn,ı. alırlar! Burada herkesinJhıssesi ne İse ons kavuşur. Kiz ve efkeİc'jîvlâcf arpsYhdd.'eşitJİk düşur)ü!mez.

Bir kimse, hayatta İken malının tamamını bir çocuğuna bağıslasa, hüküm bakımından geçerli olursa da, bu kimse günâh istemiş olur. Çünkü bunda diğer varislerin mahrum olmalarını kast etmiştir. Fakat birbirinden farklı olarak evlâdlarına bağışta bulunmuş olursa, bu haram değilse de mekruhtur. Hoş olmayan şeydir, yapılmamalıdır. Böyle yapılan bağış yine geçerli olur. Ancak sahih bazt sebepler dolayısı ile bağışlarda fark yapılabilir.

Beşir ibni Sa'd El-Hazr e c î kimdir? :

Ashab-ı kiramdan ve Ensar'dan olan Beşir oğlu Numan'a izafe edilerek EbuNuman diye künyelenmiştİr. İkinci Akabe biati nda bulunduğu gibi. Bedir, Uhud ve diğer savaşlara iştirak etmiştir. Carı iliyet devrinde Afapça yazmayı biliyordu. Hazreti Peygamber cihad için gönderdiği bazı birliklere onu komutan yapmış ve Medine'de ona bir müddet görev vermişti. Ensardan Hazreti Ebu Bekİre ilk biat eden Beşir olmuştu.

Hazreti Ebu B e k i r 'in hilâfeti zamanında baş komutan H a I i d ibni Velîd'in maiyetinde savaşırken hicretin 13. yılında şehid edildi. Oğlu Numan ve Cabİr ibni Abdurrahman kendisinden hadîs rivayet etmişlerdir. Allah ondan razı olsun.[187]

(52) Babanın Çocukuna İyilik Etmesi


94— (29-s) ibni Ömer'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«— Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerîm'de o salih kimselere "Ebrâr" ismini vermiştir; çünkü onlar, hem babalara» hem de çocuklara iyilik etmişlerdir. Senin babanın, üzerinde hakkı olduğu gibi, yine çocuğunun da senin üzerinde hakkı vardır.»[188]



El-Birru ( V ) mastarından türeyen Ebrar kelimesi, ismi foil oton Berr kelimesinin çoğuludur. Mastar manâsı iyilik ve ihsan etmek, İtaat etmek, sadakat göstermek manâlarına gelir. İsmi fail manâsı, iyilik ve ihsan eden sdlih kimse ve çoğul olduğu takdirde kimseler demektir. Aria-babayâ itaat edenler, onlara iyilik ve ihsanda bulunanlar demek olduğundan bunlara «Ebrâr» ismi verilmiş oluyor.

Çocukları korumak, onlara iyilik etmek, din terbiyesi vermek, ve geçimlerini sağlamak ve onları yetiştirmek, aynı şekilde bir vazife olduğundan bu hizmetlerde bulunanlar da «Ebrâr» sınıfına giriyor.[189]



(53) Merhamet Etmiyen Merhamet Olunmaz


95— Ebû Saîd (RadlyaUahu anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ye Seîlemyden rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«— Merhamet etmiyene, merhamet olunmaz.»[190]



Vacrb Tealâ Hazretlerinin rahmeti dünyada mümin olsun, kâfir olsun bütün İrîsanlraı hattâ bütün canlıları kaplamıştır. Hayatın devamı da ancak bu geniş ve sonsuz rahmeti sayesindedir. O halde merhamet etmeyene, Allah merhamet etmez demek, insanlara ve hayvanlara acımayarak iyilik ve İhsanda bulunmayana, Allah tarafından sevâb verilmez demektir. İyiliğin karşılığı ve mükâfatı ancak iyiliktir. Yahut iman rahmetine kavuşmayan, dünyada iman üzere yaşamayan kimse, âhtrette Allah Tealâ mn bağışlamasına ve merhametine nail olamaz.

Hangİ manâ alınırsa alınsın, bu hadîs-i şerifte insanları merhametli olmaya teşvik vardır. Burada merhamet umumî bir manâ taşıdığından, mümin okun/kâfir olsun insanlara ve hayvanlara merhamet edilmesine delâlet eder. Fflkaf dinin korunmasj ve yücelmesi için hakkı gerçekleştirmek yolunda karşı çıkacak din düşmanlarına gayet sert ve haşin davranmak da bir vazifedir. Allah için bu bir merhamet olur. Hak yolunda olan çetin mücadele ve gayretler ibadet olduğundan Allah'ın sevâb ve mükâfatına kavuşulur.[191]



96— Cerir ibni AbduUaVdan rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

«— Resûlüllah (Saltalİahû Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

«— Allah merhamet etmez, insanlara merhamet etmiyene.»[192]



BüJıodîs-İ şerîfin ..lâfzı, bir önceki" hadıs-i 'şerîfin lâfzından farlclı tse de aynı manâyı taşımaktadır. Müslüman olmayanlara merhamet, onların hak-lawnı çiğnememek, dinin kendilerine tanıdığı hakları vermek ve onlara zulüm etmemekle olur. Yoksa onlara sevgi beslemek ve kendilerini dost edinmek dernek değildir.

Cerîr ibni Abdullah kimdir? :

Ashab-ı kiramın meşhurlarından ve Becîle kabilesinin başlarından olan Cerîr (R.A.)'in künyesi E b û A m r 'dır. Rivayet edildiğine göre, Hazreti Peygamberin hicretinden kırk gün önce İslâm'ı kabul etmiştir. Pey-gamberin huzuruna varıp Müslüman olunca, Hazreti Peygamber hırkasını ona hediye etmiş ve:' bıuyurmustur.

, C er i r (R.A.J gayet güzel bir kimse idi. Hazreti Ömer (R.A.) onun hakkında :

«— O, bü ümmetin Yûsuf ud ur.»

Demiştir. Hazreti Ömer (R.A.), Irak savaşlarının hepsinde onu, Berile kabilesinin başına geçirmiş ve bu kabile co!< büyük yararlıklar göstermiştir. Bunların bilhassa Ka d is iye muharebesinde üstün başarıları olmuştur. Sonra Kûfe'de ikâmet etti. Bİr aralık Hazreti A I İ (R.A.), onu elçi olarak Hazreti M u a v i y e (R.A.)'ye gönderdi. Sonra her iki taifeden ayrılarak ölünceye kadar Karkısıyye (Arabistan) de Fırat nehri sahilinde bulunan ve halen harabe halinde olan kasabada ikâmet etti. Küfeden ayrılıp Karkısıyye'ye geçmesine sebep insanların fitnesi olmuştur. Bu hususta şöyle demiştir: «Hazreti Osman'a sövülen bîr beldede oturmam.» Ehl-İ beyte yakınlığı ve hizmeti bakımından ehl-i beyt'den sayılır. Hz. A I i (R.A.) Peygamber Efendimizden şöyle rivayet etmiştir: «Cerîr bizden, Ehl-i Beyt'dendir.» C e r î r (R.A.) der ki: «— İslâm'ı kabulümden itibaren Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Se.lem) beni her görünce tebessüm eîmiş ve beni hiç bîr şeyden engellememiştir.» Enes ibni Malik şöyle demiştir: «— Cerîr benden büyük olduğu halde, bana hizmet ederdi.» Cerîr 'den birkaç hadîs-i şerîf r'rvâyet edilmiştir. Hicri 51 yılında Karkısıyye de vefat etti. Allah ondan razı olsun.[193] 97— Cerîr îbni Abdullah'dan, Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Se'.tem) şöyle dedi: «— İnsanlara merhamet etmiyene, Allah merhamet etmez.» Önceki hadîs-i şerîfe bakınız.[194] 98— Âişe (RadiyallahÜ atıha) şöyle anlatmıştır : «— Bedevilerden birkaç kişi Peygamber (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldi. İçlerinden bir adam: Bunun üzerine Allah'ın Resulü (Saîlalîahü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurdu : «— Ey Allah'ın Resulü! Çocukları öper misiniz? Vallahi biz onları öpmeyiz,» dedi. «— Aziz ve Yüce olan Allah senin kalbinden merhameti çıkarınca, ben sana ne yapabilirim?»[195] Bu hadîs-i serîf, aynı lâfızla 90. sayıda geçti. Oraya bakılsın. Müsnedi Ahmed : 7121, 7287, 7636.[196] 99— (30-s) Rivayet edildiğine göre Hazreti Ömer (Radiyailahu anh) bir adamı memuriyette çalıştırdı. Memur dedi ki: «— Benim evlâddan şu ve şunlar var. Onlardan hiç birini Öpmedim.» Ömer (şöyle söyledi veya) dedi: «— Aziz ve Yüce olan Allah, kullarından ancak insanların hakkını en ziyade yerine getirene merhamet eder.»[197] Çocukları sevmek ve onları öpmek şefkat ve merhamet sebebi olduğundan, bu merhamet karşılığında Allah Teâlâ da sevab ikram eder. Onları sevmek ve onlara şefkat göstermek, insanlara ödenmesi gerekli bir haktır, yerine getirilmesi İcab eder.[198] (54) Merhamet Yüz Parçadır 100— Ebû Hüreyre dedi ki: «—Resûlüllah (9allallahü Aleyhi ve Sellemyin göyle dediğini işittim»: «— Aziz ve Yüce olan Allah merhameti yüz parça etti de doksan dokuzunu kendine alıkoydu ve yeryüzüne bir tek parça İndirdi. Bu bir parçadan yaratıklar birbirleriyle merhametleşirler, hatta at, yavrusuna isabet etmek korkusundan ayağını yavrusundan kaldırır, onu korur.»[199] Bu hadîs-i şeriften anlaşılan hükümler: 1— Allah Tealâ hazretlerinin merhameti, sonsuz denecek kadar geniştir ve boldur. 2— İnsanların tabiatinde ve bünyesinde merhamet duygusu vardır ve yaratılış mayasında mevcuttur. Aynı zamanda bu merhamet çeşitli tesirlerin altında yok edilmemelidir, fiilî olarak yaratıklar üzerinde varlığını göstermesi için İnsanların daima bu iyi duygularını çalıştırmaları istenmektedir. 3— Akıl ve muhakeme nimetinden mahrum olan hayvanlarda bile merhamet hasleti vardır. Hayvanların kendi yavrularını nasıl korudukları ve onları nefislerine tercih ederek nasıl besledikleri görülen ve bilinen gerçeklerdendir. Cenab-ı Hak hayvanlarda da merhamet hasletini yaratmıştır. Merhameti çok bol ve geniş olan Allah'ın bu güzel Rahîm ve Rahman sıfatlarından feyiz alarak merhametli olmaya çalışmak insanlığa düşen bir vazifedir.[200] (55) Komşuya Vasiyyet 101— Hazreti Alşe (Radiyallahü anha), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyûen anlattığına göre, Peygamber şöyle dedi: «— Cibril (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), devamlı olarak bana komşuyu tavsiye ediyordu, hatta zannettim ki, Cilbrîl komşuyu (komşuya) \-aris kılacak.»[201] Komşuyu gözetmek ve onu korumak, imanın kemalindendir. Komşuya vasiyyet demek, ona güç mİktarınca iyilik etmek, hediye vermek, güler yüz göstermek, selâm vermek, halini sorup araştırmak, muhtaç olduğu şeylerde ona yardımcı olmak ve ona eziyet verecek maddî ve manevî işlerden sakınmak demektir. Komşu hakkını gözetlemek üzerinde Cibril o kadar önemle durdu ki, Peygamber Efendimiz, komşunun aynen yakın akrabalar gibi, insana malında ortak olacakları zannında bulunmuşlardır. Komşu kim olursa olsun ve hangi halde bulunursa bulunsun, ona takat miktarı iyilik ve ihsan etmek lâzımdır.[202] 102— Ebû Şureyh El-Huza'î, Peygamber (Saİîallahü Aleyhi ve Seilem) den rivayet ettiğine göre, Peygamber şöyle dedi: «— Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse, komşusuna iyilik etsin. Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin. Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse, hayır söylesin yahut sussun.»[203] Komşuya iyilik etmek, misafire ikramda bulunmak ve hayırlı söz söylemek önemli isler olduğundan, bu işlere Müslümanları teşvik için Peygamber Efendimiz : «— Allah'a ve âhiret gününe îman eden.» Bu güzel şeyleri yapsın dîye buyurmuştur. Ayrıca âhiret gününe îmanla tahsis buyurmaları şu hikmete bağlıdır: Sevâb ve azabın hepsi âhiret gününe îman etmeğe bağlıdır. Ahirete îman etmeyen kimse, fenalıktan çekinmez ve hayırlı iş arkasında koşmaz. Ahirete îmanın tekrarlanması ela, her hasletin şanına itina göstermek içindir. Bazı âlimler, komşuya ihsan etmeyi, ona yardım etmek, ödünç vermek, hastalığına gitmek, taziye etmek, tebrik etmek, cenazesini takip etmek, ev inşaatını komşu inşaatından yüksek yapmamak (ışığını ve rüzgârını kesmemek) şeklinde tefsir etmişlerdir. Misafire ikram etmek, insan kendi ailesine ettiği ikram ve harcamadan, fazla olarak ona ziyafet etmesidir. Misafirin birinci gününde farklı olarak ziyade ilgi gösterilir, ona lütufta bulunulur. İkinci ve üçüncü günlerde hazır bulunan peylerden mutad harcamalarından ihsan edilir, üç günden fazlası sadaka mahiyetinde olur. İster barındırır sevabını alır, ister gönül hoşluğu ile işine ve yerine gönderir. Bİr günlük gidiş masrafını da vermek iyi olur. Bu mevzuda daha geniş hadîs-i şerîf 741 numarada gelecektir. İnsan, konuşma ve söz söyleme kabiliyeti ile diğer yaratıklara üstün kılınmıştır. Aklı ile düşündüğü şeyleri konuşmakla ifade eder, din hükümlerini başkasından işitir ve anlatır. Kelâmsız din ve diyanet olmaz. Kelâm iyi ve kötü sözlere tercüman olduğundan, taşıdığı önem çok büyüktür. Onun bu kıymetini zayi etmemek gerekir. İmamı Şafiî şöyle der: «— Bir kimse söz söyleyeceği zaman, Önce ne söyleyeceğini düşünsün. Eğer bir fayda görüyorsa konuşsun, değilse konuşmasın.» Söz söylemenin bir takım şartlan vardır ki, onlara riayet etmeyen kayar, döşer: 1— Söz, bir ihtiyaç karşılığında söylenmelidir. Ya bir fayda kazanmak içîn, ya da bir fenalığı kaldırmak İçin olmalıdır. Çünkü sebepsiz konuşmak hezeyandır. Çok konuşanlar vardır ki, cehaletleri konuşmalarından açığa çıkar. 2— Sözö yerinde ve zamanında söylemelidir. Çünkü zamanında söylenmeyen sözden faydalanılmaz. 3— İhtiyaç miktannca söz söylemelidir. Çünkü ihtiyaçtan az olursa, maksadı karşılamaz. İhtiyaçtan çok olursa, boşuna kelâm olur. 4— Söylenen söz, açık ve özlü olmalı, çirkin ifade olmamalıdır. Manâ karıştırılmamalıdır. İşte bir ihtiyacı görmek veya bir zararı kaldırmak maksadı olmaksızın konuşmaktansa, susmak daha hayırlıdır. Çünkü İnsanın çektiği zararların başında boş yere konuşmaları gelmektedir. Bu zararlardan kurtulmanın çaresi de susmaktadır. E b u Şureyh El-Huzaî kimdir? : İsmi Huveylid ibni Amr 'dır. Medine'nin akıllı zatlarından biri olup, Mekke'nin fethinden önce Müslüman olmuştur. Mekke'nin fethi «sırasında Huza'a kabilesine ait sancağı taşımıştır. Yezîd tarafından Medine emirliğine tayin edilen Amr İbni Sa'îd El-Eşdak, Mekke'ye göndermek üzre bir ordu hazırladığı zaman bu emİre şu sözü meşhurdur: «— Ey Emîr! Bana İzin ver, sana bir hadîs anlatayım.» Sonra şu hadîs-i şerîfİ rivayet etmiştir: «— Mekke'de kan akıtmak hiç kimseye helâl olmaz.» Hazreti Peygamber'den hadîs-İ şerîfler naklettiği gibi, ibni M e s '-u d 'dan da rivayet etmiştir. Çok kimseler de kendisinden rivayet etmişlerdir. Hicrî 68 yılında Medine'de vefat etti. Allah ondan razı olsun.[204] (56) Komşunun Hakkı 103— Mikdad Îbni'l-Esved'den işitildiğine göre şöyle demiştir: «— Resûlüllah (SallallahüAîeyhiveSe!lem)s ashabına zinadan sordu.» Ashab: «— Haramdır, Allah ve onun peygamberi onu haram kılmıştır,» dediler. Peygamber şöyle buyurdu: «— İnsanın, on kadınla.zina etmesi, komşusunun karısı ile zina etmesinden, üzerine daha hafif günâhtır.» Yine ashaba hırsızlıktan sordular. Ashab: «— Haramdır, onu Azîz ve Yüce olan Allah ile onun peygamberi haram kılmıştır,» dediler. Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu : «— On ev halkından çalması da, komşusunun evinden çalmasından, üzerine daha hafif günahtır.»[205] Zina, bir kimsenin nikâhı veya mülkiyeti altında bulunmayan yabancı bir kadınla cinsî münasebette bulunması demektrr. Zina bütün semavî dînlerde haram kılınmış olan bîr günâhtır. Büyük günâhlardandır ve kesin deHllerle haram olduğundan onu helâl benimsemek küfür olur. Fakat bu büyük günâh, komşunun karısı İle İrtikâp edildiği zaman çok daha çirkin ve daka taşkın bir cürüm olur. Çünkü komşunun komşuya emniyet ve güveni olur. Komşu hakkını gözetmek gerekirken ona ihanet etmek cürümlerin en büyöğö olur. Nitekim bir kNnsenirr himayeci altında bulunanlara yapılacak tecavüzler de böyledir. Günâhın şeklini değiştirir, daha fahiş bir hale sokar. Zinanın sübutu ve .cezası hakkında tafsilât için «Hukuki Isla m iye Kamusu» adlı kitabın (3/197-223) sayfasına bakılsın. Htfsızlık da Karam olan günâhlardandır. Yine komşu hakkına yapılacak tecavüz, uzak kimselerin malına yapılacak tecavüzden daha kötü ve çirkindir. Bu demek değildir ^i, komşu rçıalından çalınmasın da, komşu olmayanlardan çalınsın. Burada komşu haklarına son derece riayet etmenin lüzumuna işaret vardır. Hırsızlık için yine ayni kitabın' (3/260-286) sayfasına bakılsın. Muhafazalı bir yerden başkasına ait kıymet İfade eden bir malı gizlice almaya hırsızltk denir.[206] (57) İkrama Önce Komşudan Başlamalı 104— îbni Ömer'den rivayet edildiğine göre, şöyle dedi: — Reoûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem): «— Cibril, bana komşuyu tavsiye edip duruyordu. Öyle ki, onu mirasçı kılacak zannettim.» diye buyurdu.[207] Aynı lâfızla bu hadîs-İ şerîf Hazreti A i ş e (Radiyallahü anha) tarafından 101 numarada rivayet edilmiştir.[208] 105— Abdullah İbni Amr (Radiyallahuanh)'dan rivayet edildiğine göre : «Kendisi için bir koyun kesildi de kölesine şöyle der oldu»: «— Yahudi komşumuza hediye verdin mi? Yahudi komşumuza hediye verdin mi?» Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)'m şöyle dediğini işittim: «— Cibril, komşuyu tavsiye edip durdu. Öyle ki, onu mirasçı kılacağını zannettim.»[209] Dîn ayırt etmeksizin, milliyete bakılmaksızın hangi komşu olursa olsun ona önce ikramda bulunmak gerektiğine bu hadîs-i şerif delâlet etmektedir. Fakır olan komşulara sadaka vermek de yine böyledir. Hiç bir tefrik yapılmaz. Yalnız zekât Müslüman fakirlere verilmesi gereken malî bir ibadettir. Zekât, Müslüman olmayanlara verilmez. Kurban eti de sadaka veya hediye yerine geçeceği itibarla Müslüman olmayan fakir ve zenginlere verilebilir. Adak mahiyetinde olan kurbanların eti ise, yalnız fakirlere verilir.[210] 106— Hazreti Âişe {Radiyaüahü arihd) 'dan şöyle dediği işitilmiştir: — Resûlüllah (Sallallahû Aleyhi ve Sellem)'m şöyle dediğini duydum: «— Cibril, bana komşuyu tavsiye edip durdu. Öyle ki, onu mirasçı kılacak zannettim.»[211] 101 sayılı hadîs-i şerife bakılsın.[212] (58) Kapısı En Yakın Olana Hediye Edilir 107— Hazreti Âige'den (Radiyaüahü anha) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : «— ya Resûlallah, dedim. Benim iki komşum var. Bunlardan hangisine hediye edeyim?» «— Sana kapısı en yakın olana.» buyurdular.[213] Bütün komşulara vermek îmkânt olmadığı zaman, bunlar arasında en yakın kapı komşuyu seçmek gerektiğine delâlet vardır. Daha fazla kimselere vermek gerektiği zaman, yine yakınlık sırası gözetilerek vermelidir. En yakın komşu, en çok hak sahibi olandır. Çünkü yakın olan, komşusu evine giren şeyi daha fazla görür ve onu arzulayabilir. Bİr de yakın komşu, yardıma İlk koşandır, öncelik hakkı var.[214] 108— Âişe (Radiyallahü anha) 'dan, şöyle demiştir: «— Dedim ki, ya Resûlallah! Benim iki komşum var. Bunlardan hangisine hediye edeyim?» «— Sana kapısı en yakın olana.» buyurdu.[215] 107 sayılı hadîs-i şerife bakınız.[216] (59) Komşuların En Yakınını, Sonra En Yakınını İtibar Etmek 109— (31-s) Rivayet edildiğine göre, Hasan B a s r î 'ye komşuluğun hududundan sorulmuş. O da: «— Ön tarafından kırk ev, arka tarafından kırk ev, sağ tarafından kırk ev ve sol tarafından kırk evdir.» dedi.[217] Komşu itibarı, her cihetten kırk eve kadardır. Bundan daha uzakta olanlar komşu sayılmazlar. Herkesin iktidarına göre, yakınlık dereceleri göze^-tilerek, komşu hakkını yerine getirmeye çalışmak İslâm edebinin güzel bir halidir. Bazı mühim sebepler dolayısı ile, uzak komşuları yakın özerine tercih etmekte bir beis yoktur.[218] 110— (32-s) Ebû Hüreyre 'nin şöyle dediği işitilmiştir : «— Yakın komşudan Önce, daha uzak komşusu ile (insan vermeğe) bağlamamalıdır. Lâkin uzaktan önce, yakından başlamalıdır.»[219] Komşulukta sırayı takip etmek, her ne kadar vacib derecesinde bir iş değilse de evlâ yerindedir. Mevcut beyan, daha münasip ve İyi olan işi göstermek içindir.[220] (60) Komşuya Kapıyı Kapayan Kimse 111— İbni Ömer 'den (Radtyalîahu anh) : «— Gerçekten üzerimize bir zaman —yahut bir vakit— geldi ki, hiç kimseye altını ve gümüşü, rnüslüman kardeşinden daha sevgili olmadı. Şimdiki halde ise, altın ve gümüş her birimize müslüman kardeşinden daha sevgilidir. Peygamber (Saltaltahü Aleyhi ve Se/tem/in şöyle dediğini işittim: «— Kıyamet günü komşusunu yakalayan nice komşu vardır ki, şöyle der: Ya Rab! Bu, yüzüme kapısını kapatarak, iyiliğini esirgemiştir.»[221] Bu hadîs-i şeriften anlaşıldığı üzere, ashab devrinde Müslümanların birbirlerine olan sevgi ve bağlılığı, altın ve gümüşe olan muhabbetlerinden daha fazla İdi. Birlik ve beraberliği temin eden bu Allah için sevgi sayesindedir ki, çok büyük kuvvetlere ve topluluklara karşı zafer kazanmışlar ve hak dini koruyup her tarafa yaymışlardır. Onların bu yaşayış ve çalışmalarını örnek edİnmedİkçe, İslâm dinine hizmet diye bir şey düşünülemez. Bir de yardıma muhtaç olan komşuya, elden gelen yardım ve İyiliği esirgemek ve ona kapıyı kapamak,, kıyamehgünü komşunun şikâyetine sebep olacaktır. Bir kimsenin Allah Tealâ ya şikâyet edilmesi de ne kadar ağır bir durumdur? Buna sebebiyet vermemelidir.[222] (61) Komşu Aç Îken Doymamalıdır 112— İbni Abbas'dan (Radiyaîtahu anhj işitildiğine göre, tbni Zübeyre haber vererek şöyle demiştir: Peygamber (Salîal'.ahü Aleyhi ve Se'.lemVm şöyle dediğini duydum: — Komşusu aç olup da karnını doyuran kimse, mümin değildir.»[223] Bir kimse, komşusunun muziar halini bildiği halde ona yedirmeksizin, sırf kendi karnını doyurursa günahkâr olacağı muhakkaktır. Ancak hadîs-i şerifte mümin değildir, diye buyurulması, böyle hareket edenlerin kâmil ve olgun bîr Müslüman olmadıkları ve gerçek müminlerin bunu irtikap etmiye-cekleri hakikatini beyandır ve Müslümanları böyle hareket etmemeye bir teşviktir.[224] (62) Çorbanın Suyu Çoğaltılıp Komşulara Taksim Edilir 113— Ebû Zer'den (Radiyallahu anh): «— Dostum (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana üç şeyi tavsiye etti: 1— Civar azalan (organları) kesilmiş bir köle dahi olsa (başındaki müslüman idareciye) itaat edip, onu dinle. 2— Et pişirdiğin zaman suyunu çoğalt, sonra komşularından ev sahiplerine bak da, onlara iyilik olarak kadar (bir miktar) ver. 3— Namazı vaktinde kıl. (Sen namazı kıldıktan sonra) imamı namazı kılmış bulursan, zaten sen farz namazını kılmış bulunursun. İmam kılmamış ise (ona uyarsın da, ikinci defa kıldığın) bu namaz nafile olur.»[225] 1— Pişirilen yemekten komşuya İkram etmekle ilgili olan bu hadîs-i şerifin manâsına uygun hadîs-i şerifler geçti. Mümkün olduğu kadar örfe göre yakın komşuları nazar-ı itibara alarak, onlara pişirilen yemekten vermek bir sünnettir. İslâm'da her ne kadar bütün müminler kardeş ise de hepsine ikramda bulunmak mümkün değildir. Ancak komşuluk hakkının başka bir meziyeti de var. Burada müslİm/ gayri müsfim ayırt edilmez. Yakınlık ve ihtiyaç derecesine göre ihsana mazhar kılınır. 2— Kulağı ve burnu, kolu ve ayağı kesilmiş bir köle dahi olsa, Müslümanların başına geçen bir Müslüman idareciye itaat etmek ve dine aykırı olmayan emirlerini dinlemek gerektiğini Peygamber Efendimiz tavsiye buyurdukları cihetle, idareciye itaatin ne kadar önem taşıdığı anlaşılmış oluyor. 3— Namazları kerahet vakti girmeden müstahab yakıtlarında kılmanın fazileti büyüktür. Evinde durum icabı farz namazını kılmış olan kimse, mescide gidip de imamı namaz kılmamış bulursa, onunla tekrar aynı namazı kılmalıdır. Bu ikinci defa kıldığı namaz nafile namaz olur ve bundan fazilet kazanılmış olur. İmam namazı kılmış ise, bu takdirde bir şey yapmaya lüzum kalmamıştır. Zaten vakit namazı evde kılınmıştır. Beş vaktin da ikinci defa olarak imama uyarak cemaatla kılınıp kılınamayacağı hususunda mezhep İmamlarının ayr: ayrı görüşleri vardır. Şafiî'ye göre beş vakit namazın da tekrarlanması caizdir. Yani tek başına evinde farz namazlardan herhangi birini kılmış olan kimse, aynı namazı nafile olarak imama uymak sureti İle kılabilir. Hanefî mezhebine göre, ancak öğle ve yatsı namazları İade edilir, İkinci defa nafile yerine geçmek üzere kılınır. Çünkü ilk olarak tek başına kılınan namazla farz borcu edâ edilmiştir. Sonra cemaatla kılınan namaz da nafile yerine geçmiş olur. E b u Zer kimdir? : Ebu Zer El-Ğifarî ilk Müslüman olan ashabdandır. Ismİ Cündüb İbni Cünade 'dir. Dördüncü veya beşinci olarak Mekke'de İslâm'ı kabui ettiği söylenir. Hazreti A I i 'nin delâleti İle Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam)'\n huzuruna varıp Müslüman oldu, şehadet kelimesini getirdi. Kendisi hadiseyi şöyle anlatır: — Şehadet kelimesini getirdikten scnra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana dedi ki: — Şimdi kavmin Ğıfar'a dön ve onlara durumu bildir, fakat Mekke halkından İslâm'ı kabul ettiğini gizle. Zira onların sana bir fenalık yapmasından korkarım.» Ben dedim ki : «— Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Mekke halkının ortasında olanca sesimle İslâm'ı kabul ettiğimi açıklayacağım, Lâ ilahe İllallah Muhammedün Resûlüllah diyeceğim.» Sonra huzurdan çıkıp Mescide gitti ve en yüksek sesi ile : « EŞHEDU EN L İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESÛLÜLLAH!» Diye bağırdı. Oradakiler üzerine çullandılar ve kendisini yere yatırıp doğ meye başladılar. Haz r eti Abbas yetişerek üzerine kapandı ve oradakilere : «— Siz bilmiyor musunuz, bu adam Ğifar kabilesindendir. Sizin Şam'a giden ticaret yolunuz üzerinde bulunuyorlar.» Böylece mütecavizlerden onu kurtardı. Sonra ertesi gün aynı hareketi yaptı. Yine Mekkeliler onu yakalayıp düğerlerken Hazreti Abbas yetişti ve onu ikinci defa kurtardı. Sonra kavmine döndü. İlk İslâm'ı kabul edişi böyle oldu, E b u Zer den daha doğru sözlü kimse olmadığını Hazreti Peygamber haber vermiştir. İlim, zühd ve takva bakımından emsali yoktu. Uzun boylu, esmer renkli ve nahif vücutlu idi. Müslüman olduktan sonra kavmine döndüğünden Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında bulunamamıştı. Sonra Medine'ye varıp Resûlüllah'dan ayrılmadı. Hz. E b u B e k i r 'in vefatından sonra Şam'a gİttî ve Hz. O s m a n 'in hilâfet zamanına kadar orada kaldı. Daha sonra Hz. Osman tarafından Rebeze'de ikâmet ettirilmiş ve orada hicretin 32. yılında gayet fakir bir halde vefat etmiştir. Tesadüfen arkadaşları ile buradan geçmekte olan Abdullah İbnİ Mes'ud tarafından teçhiz ve tekfin edilerek namazı kılındı. Ailesi Medine'ye gönderildi. Hazreti Peygamberden hadîs rivayet etti. Hazreti Ömer, Ibni Abbas ve diğer bazı ashab kendisinden rivayet etmişlerdir. Allah ondan razı olsun.[226] 114— Ebû Zer'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: — Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) buyurdu ki: «— Ey Ebû Zer! Et pişirdiğin zaman, etin suyunu çoğalt ve komşularım gözet. Yahut komşularına taksim et.»[227] Komşularının hakkını gözet yahut komşulara taksim et şeklindeki tereddüt ravinin lâfızdaki tereddüdüdür. Her iki lâfız aynı manâyı ifade eder. Bundan önceki hadîs-i şerîfin metnine göre ikinci tavsiyesi de aynı manâyı beyan etmişti.[228] (63) Komşuların Hayırlısı 115— Abdullah îbni Amr, Resûlüllah (Sallallahü ALyhi veSellem)'den rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber şöyle dedi: «— Allah Teâlâ katında, arkadaşların en hayırlısı, arkadaşına en hayırlı olanıdır. Komşuların da en hayırlısı, komşusuna en hayırlı olanlarıdır.»[229] Müslümanlar, komşuya ve diğer kardeşlerine İyilik ve ihsan etmekle emrolundukları için, bunu yerine getirmekte sevâb vardır. Bu vazifeyi en iyi bir şekilde yerine getiren de en büyü!; sevaba nail olur. Bu bakımdan komşuya en çok hayır ve yardımı dokunan, kazanacağı sevab bakımından en büyük dereceye yükselmiş olur. Arkadaşlara yapılacak iyilik de böyledir. Bu kimseler, Allah katında en hayırlı kullar olurlar. Komşunun güzeli, eziyeti kaldıran değil, eziyetlere katlanandır, denmiştir.[230] (64) Dürüst Komşu 116— Nafi' îbni Abdi'l-Hâris (Radiyallahu anh), Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Se/temJ'den rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber şöyle dedi: «— Geniş ev, dürtist komşu ve rahat binek, müslüman kişinin saade-tindcndir.»[231] Bu hadîs-i şerifte üç hususa işaret buyurulmuştur: 1— Geniş ev. Bir insan darlığa ve sıkıntıya düşmeyecek şekilde, ihtiyaçlarını karşılayacak derecede geniş bir evo sahip olunca büyük bir nimete kavuşmuş demektir. Ömrünü geçireceği ve ailesini barındıracağı bir mesken, çalışması ve İbadeti, uykusu ve istirahatı için kifayetli olduğu takdirde dünyada saadete kavuşmuş olur. Allah'ın emirlerine uygun olan dünya saadeti, âhiret için de saadete vesile olur. 2— Dürüst komşu. Bir kimseye eziyet vermeyen, üstelik ona iyilik eden, ahlâkı güzel bir komşuya sahip olmak da büyük bir nimettir, saadettir. 3— Rahat binek. Yürümesinde ye koşmasında, binicisine eziyet vermeyen, onun zamanını boşa çıkarmayan bir vasıta, hangi çeşitten olursa olsun, yine büyük bir nimettir, insan için bir saadet vasıtasıdır. O halde meşru yollardan bunlara kavuşmak için çalışmak da Müslümanlara mubahtır. Nafi' ibni Abdi'l-Harİs kimdir?: Mekke'nin fethinde İslâm'ı kabul eden Nafi', ashabın büyökle-rindendir. Hicret etmeksizin Mekke'de kalmış ve bîr aralık halîfe Hazreti D m e r (R.A.) onu Mekke valiliğine tayin etmişti. Bir müddet sonra yine halife Hz. Ömer (R.A.) tarafından, görülen lüzum üzerine görevinden alınarak yerine Halid ibnİ'l-Âs (R,A.) tayin edildi. E b û Seleme (R.A.) ve diğer bazı ashab kendisinden hadîs rivayet etmişlerdir. Ölüm tarihi bilinmemektedir. Allah ondan razı olsun.[232] (65) Kötü Komşu 117— Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: — Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Se'.Iemj'm dualarından biri şöyle idi: «— Allah'ım! Devamlı ikâmet edilen yerde kötü komşudan sana sığınırım. Çünkü muvakkat yerdeki komşu değişir.»[233] Hadîs-İ şerifte geçen «Darü'l-Mukam veya Darü'l-Mukame» Cennet man âsi nq geliyorsa da, burada aynı manâyı kullanmak uygun düşmez. Zİra Cennette hiç bir keder ve eziyet, meşakkat ve kötülük yoktur. Fatır sûresinin 35. âyet-i kerîmesi buna delâlet etmektedir. Bunun için burada Darü'l-Mukam, devamlı olarak ikâmet edilen yer, mesken olarak seçilen ev demektir. Böyle bir evden İnsan hayatı boyunca ayrılmadığından kendisine isabet edecek kötü ahlâklı bir komşunun eziyet ve fenalıklarını ömrü devam ettikçe çeker. Evinde huzur ve neş'e bulamayacağı için, bu kötü durumdan Peygamber Efendimiz istİaze buyurmuşlardır. Amma devamlı oturulmayan Sayfiye gibi muvakkat ikametgâhlarda karşılaşılacak kotu komşudan istia-zeye lüzum yok. Çünkü onun bulunuşu az bir zaman olur. Yer değiştirmek sureti ile komşu da değişmiş olur. Zaten muvakkat yer diye terceme edilen Dünya, Hakîm'İn tahriçlerinde El-Badiye olarak geçer. Badiye (Çöl) gibi yerlerde ikâmet kısa olur, göçebe hayatı sürülür.[234] 118— Ebû Musa'dan rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) $§y]& buyurdu: «— İnsan, komşusunu, kardeşini ve babasını öldürmedikçe kıyamet kopmaz.»[235] Babayı ve kardeşi öldürmek en büyük cinayet olduğu gibi, İnsanın emniyeti ve muhafazası altında bulunan komşuyu öldürmek de aynı cinayetler arasında anıldığından, böyle kötü komşunun zararından AMah Tealâ'ya sığınmak icab eder. öyle'ki, bu cinayetler, azgınlığın had safhası olduğundan bu devrenin gelişinden sonra kıyametin kopması beklenmelidir. Ebu Musa El-Eş' a r î kimdir? : Ashab-ı Kiramdan olan Ebû Musa 'nın adı Abdullah i b n i K a y s 'dır. Hem künyesi; hem de ismi Me şöhret bulmuştur. Hz. Peygamber İn hicretlerinden önce, Yemen den Mekke'ye gelerek Müslüman oldu. Eş'ar kabilesinden olup, kardeşleri ile Mekke'ye gelmişti. Sonra Habeşistan a ve oradan da Medîne-i Münevvere ye hicret etti. Peygamber Efendimiz tarafından Aden ve Yemenin bazı sahH beldelerine vali olarak tayin edildi. Hz. Ömer (R.A.) devrinde de KÛfe ve Basra valiliklerinde bulundu. Isfahan ve Nusaybin gibi yerleri de fethet-mİştir. Siffîn vak'asında Hz. Ali (R.A.) tarafından E bu Musa (R.A.) ve Hz. Muaviye (R.A.) tarafından da Amr ibni As (R.A.) hakem tayin edilmişlerdi. Kendisi çok doğru bir kimse olduğundan Anir tarafından aldatılmıştı. Bu hadiseden müteessir olarak Mekke'ye dönmüş ve hicretin 42 veya 53. yıllarında burada vefat etmiştir. Küfe de vefat ettiği de söylenir. Kısa boylu ve hafif vücutlu idi. Çok güzel sesi olup, Kur'ân-ı Ke-rîm'i en güzel okuyanlardandı. Hz. Ömer (R.A.) onu her görünce, ona Kur'ân okuturdu. Kendilerinden 360 hadîs-i şerîf nakledilmiştir. Vali bulunduğu sırada halife Hz. Ömer (R.A.)'le olan mektuplaşmalarında, yazılara tarih konmasını halifeye tavsiye etmiş ve ilk tarih kullanılmasına sebep olmuştur. Zühd ve takvası yüksek bir şahsiyet idi. Allah ondan razı olsun.[236] (66) Însan Komşusuna Eziyet Etmemeli 119— Rivayet edildiğine göre, Ebû Hüreyre (Radryallahu anh) Jnin şöyle dediği işitilmiştir: — Peygamber (Salîalîahü Aleyhi ve «— Falanca kadın geceyi ibadetle, geçirir, gündüzleri oruç tutar, çalışır ve sadaka verir, bir de dili ile komşularına eziyet verir.» dendi. Resûlüllah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ; — O kadında hayır yoktur. O cehennemliktir.» dedi.Ashftb: «— Falanca kadın ise, farz namazları kılar, yağı alınmış peynirleri sadaka verir ve hiç kimseye eziyet etmez,» dediler. Resûlüllah (SaMlahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: «— Bu kadın Cennet ehlindendir.»[237] Bir kimsenin arkasında hoşlanmayacağı şeyleri söylemek, onun gıybetini yapmak haram bir is olduğu halde, burada bir kadının gıyabında konuşulması nasıl izah edilir? Bir kısım âlimler şöyle demiştir: «Bîr kimsenin namazına ve orucuna bakarak insanlar aldan mas» nlar ve onan fenalığından korunsunlar diye, o kimsenin fenal klannı söylemek haram olmaz. Bir kimsenin lehinde veya aleyhinde olan durumunu Peygamber beyan buyurmak maksadı İle ve verilecek hükmü bilip ona göre hareket etmek niyeti ile gıyapta söylenenler g'ybet sayılmaz,» denmiştir. Btr adamda bir fenalık görüldüoö zaman, eğer fayda umuluyorsa, önce göze! bîr ifade ile kendisi ikaz edilir, yahut babası gîbi ona tasir edecek yakınına veya âmirine sözle, yazı île haber verilir. Eğer alıkomak imkânsız ve yapılacak ikâz faydasız görülürse, durumunu bildirmemek iyi olur. Çünkü baba Üe oğul arasında, memurla ânir arasında bir düşmanca sebebiyet teşkil eder. Farz olan ibâdetler dışında, nafile olarak kılınacak namazlarla tutulacak oruçlarda muhakkak ki fazilet ve sevâb vardır. Fakat insanı, bunları yapmaya mecbur kılan bir hüküm olmadığı gibî, bunlar yapılmayınca da bir sorumluluk yoktur. Fakat komşuya ve insanlara eziyet etmemek, dinimizin bir emridir ve başkalarına zulmetmek, onlara zarar vermek haramdır. Harcımı, îrtîkâp eden, günahkâr olacağından cehenneme gider ve nafile İbadetleri onu kurtaramaz. Halbuki farzları yerine getirdikten sonra, haramlardan sakınan, her ne kadar nafile ibâdet etmese bile cennete girer. Zamanımızda bulunan misalleri çoktur. Mal kazanırken helâl-haram bakmaksızın mal toplanmakta, sonra da bu para ile cami, mektep ve Kur'ân kursları gibi hayır yerlerine harcanabildiği ve bununla bir hayır elde edildiği kanaatları yo'c değildir. Haksız mal iktisabı, gayri meşru yollardan mal toplanması haram olan bîr iştir. Haramın cezası cehennemdir. Diğer taraftan helâldan hayır İşlemek yine bir nafile İbadettir, fazilet ve sevabı büyüktür. Fakat yapılmadığı zaman, bir farzı terk olmadığı İçin azabı gerektirmez. O halde, helâldan kazanmak ve ondan sonra hayır hasenâîa harcamak lâzımdır ki, âhiret için bir hazırlık elde edilmiş olsun. Haram para ile hayır yerlerine yapılacak yatırım, bir sevâb temin eîmez. Haram malı, hak sahiplerine vermek ve onlarla helâllaşmak sureti ile asıl borçtan kurtulmak icâb eder. Bir de hac esnasında Hacer-i Esved'i öpmek sünnettir, onu öpmek için İnsanlara eziyet vermemek gerekir.[238] 120— Umare'ye halası anlattığına göre, halası müminlerin annesi Âişe (Radiyallahü anha) 'ya sorup, şöyle dedi: «— Biz hanımlardan birimizin kocası, hanımına yaklaşmak istiyor, fakat hanımı ya öfkesinden veya neş'eli olmamasından ona mani oluyor, nefsini teslim etmiyor. Bize bunda bir günah var mı?» Hazreti Âişe: «—- Evet, dedi. Kocanın senin üzerinde haklarından biri şudur ki, bir hayvan semeri üzerinde olsan bile, ona engel olmamalısın.» Yine şöyle anlatmıştır: «— Hazreti Âişe'ye sordum. Birimiz aded görüyor. Kendisi ile kocasının yalnız bir yatağı var, yahut örtünecek bir örtüsü var. Bu hanım nasıl yapar?» Hazreti Âişe dedi ki: «— O hanım üzerine izarını bağlasın (belden aşağı giyilen elbisesini takınsın). Sonra kocası ile yatsın, uyusun. îzar üstünde kocanın hakkı vardır. Bununla beraber Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Selîem)'in ne yaptığını sana ben anlatacağım: «— Hazreti Peygamberin bana geliş gecesinin birinde idi. Arpadan bir miktar un Öğütülüştüm de, ona bir çörek yaptım. Peygamber eve girip kapıyı kapadı ve mescide girdi. —Peygamber uyuyacağı zaman, kapıyı kilitler, su kabının ağzını bağlar, bardakları tersine çevirir ve lâmbayı söndürürdü.— Dönmesini bekledim ki, kendisine hazırladığım çöreği yedireyim. Fakat dönmedi. Ne zamanki, uyku beni bastırdı ve soğuk da onu üşüttü, bana geldi ve beni uyandırdı. Sonra bana: — Beni ısıt, 6eni ısıt.» dedi. Ben de ona dedim ki: «— Ben aded görüyorum.» Bunun üzerine: «— O halde oyluklarından aç.» dedi. Ben de oyluklarımdan ona bir kısım açtım. Başını ve yanağını oyluğuma koydu, ısımncaya kadar. Bir de, komşumuzun evde beslenen (alışkın) koyunu baş verip içeri girdi. Sonra çöreğe doğru yöneldi de onu aldı. Sonra çörekle geri döndü. Hazreti Âişe dedi ki: — Ben, ondan harekete başladım. Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve SeUem) uyandı. Ben de kapıya kadar koyuna koştum. Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu» : — Çöreğinden yetiştiğin kısmı al ve komşuna, koyunundan sebep eziyet etme, (komşuna hoşlanmıyacağı bir şey söyleme).»[239] Bu hadîs-i şeriften elde edilen hükümler: 1— İster öfke ve kızgınlık sebebi ile olsun, İsler sebepsiz olsun, zevcenin kocasına mani olmaya hakkı yoktur. Kocanın karısı üzerinde olan haklarından biri de budur. 2— Aded görme halinde olan zevceye, zevci göbekle diz kapaklan arasındaki jkısım dışında yaklaşabilir. Bir kısım âlimlere göre bu hudut avrer mahalleri dışına kadar genişletilmektedir. Hadîs-i rerîf bu ikinci manâya delâlet etmektedir. 3— Koyun gibi eti yenen hayvanların artığını yemekte bir beis yok? tur Artıkları hetâfdir. Komşudan bir zarar çekilse dahi, onu incitmemek ve ona eziyet etmemek lâzımdır.[240] 121— Ebû Hüreyre (Radiyallahü anh)''den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «— Kimin kötülüklerinden komşusu emin olmaz ise, o Cennete girmez.»[241] Daha öncaki hadîs-i şeriflerde kötü komşunun Cehennemlik olduğu buyurulmuştu. Cehennemlik olan da Cennete girmez. Ancak burada Cennete giremeyiş ebediyet ifade etmez. Yanİ hiç bir zaman Cennete giremez, demek değildir. Ebediyyen Cennetten mahrumiyet imansız göçenlere mahsustur. Haram olduğu kesinlikle bilinen bir şeyi helâl kabul etmek, dinden çıkmayı gerektirir. Bu inançla ölen de ebedî cehennemlik olur.[242] (67) Bir Komşu Hanım, Komşusu Hanıma Koyun Paçasını Bile Küçümsemesin 122— Amr îbni Muaz, büyük annesi Havva'dan rivayet ettiğine göre, büyük annesi şöyle dedi: — Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) bana dedi ki: «— Ey mümin hanımlar! Sizden hiç bir hanım, yanmış koyun paçasını bile komşusuna asla küçümseyip azımsamasın.»[243] Koyunun yenen azalarından en kıymetsizi, sak kısımlarıdır ki, bunlara paça denir ve paça çorbası yapılır. Tırnakların sökülmesi İçin, paçaların tırnak mahallen yakılır ve temizlenir. Burada İki hususa işaret edilmektedir: 1— İnsan külfete katlanmaksızın, az dahi olsa, komşusuna hediye vermekten kaçınmamalı, mevcuttan ve kolayından vermelidir. Yoksa ade-ten verilmeyen bir şeyi vermek değildir. 2— Zengin olmayan bir komşudan gelecek az bir hediyeyi küçümsememek ve onu kabul etmek gerekir. Bİr de aza çoğa bakmaksızın Allah için, sevgi bağlarını kuvvetlendirmek için hediyeleşmeğe teşvik vardır. Burada hitap hanımlara olmuştur. Çünkü hanımlar devamlı olarak evde bulunurlar ve komşu olarak birbirlerinden yardımlaşırlar. Aynı zamanda, bu gibi hareketleri gurur ve şeref meselesi haline getirirler. Erkeklere nazaran sabır ve tahammülleri daha azdır. Bunun için, hadîs-i şerifteki hitap kadınlara tahsis edilmiştir. Yoksa erkekler bu ölçüden dışarda kalmış değildir. Verilen az şeyi, hakaret saymak düşmanlığa sebep olur. Böylece aradaki sevgi kalkar ve ahenk bozulur. Onun için, az bile olsa, hediyeyi küçümsememelidir. Havva Binti Yezİd kimdir? : Havva 'nin babası Y e z i d ve Y e z i d 'in babası da Seken 'dır. Medine'Iİ olup, Ensardandır. Yalnız bu hadîs-i şerifi rivayet etmiştir. Amr ibnİ Muaz El-Eşhelî 'nin büyük annesidir. ölümü ve hayatı hakkında geniş bilgiye rastlanmamaktadır.[244] 123— Ebû Hüreyre'den fRadtvatîahÜ anh) rivayet edildiğine göre. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «— Ey müslüman hanımlar! Ey müslüman hanımlar! Bir koyun paçası dahi olsa, bir komşu hanım, komşusu hanım için (hediyeyi) küçümsemesin.»[245] Lâfızlar biraz değişik olmakla beraber, Ebu Hureyre (R.A.) den gelen rivayet ile bir önceki hadîsi rivayet eden Havva 'nin nakilleri arasında manâca bir fark yoktur.[246] (68) Komşunun Şikayeti 124— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, bir adam şöyle dedi: «— Ey Allah'in, Resulü!. Benim bir komşum var,.bana eziyet ediyor.» Hazreti Peygamber buyurdu ki : «— Git, eşyam yola çıkar.» Adam gidip eşyasını çıkardı. Bundan ötürü ahali çevresine toplandı. Onlar «—Senin halin nedir?» dediler. * O da: «— Benim bir komşum var, bana eziyet ediyor. (Durumu) Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlattım.» (Bunun üzerine bana) : «—Git de, eşyanı yola çıkar,» dedi. O bulunanlar şöyle demeğe başladılar: — Allah'ım! Ona lanet et. Allah'ım! Onu perişan et.» Bu (olup bitenler) ona (kötü komşuya) ulaştı. Tuttu bu (zavallı) âdâma geldi ve şöyle dedi: «— Evine dön, Allah'a yemin ederim kif sana eziyet etmiyeceğim.»[247] Bir kötü komşunun eziyetlerine katlanılamayarak evini terke mecbur olanın acıklı durumuna bakarak ona acıyanların bedduası derhal kabul edildiğine, bu hadfc-i şertf açık fc>ir örnektir ve güzel bir ibret misalidir. Mazlumun edeceği duâ ve buna ilâveten Müslümanların da yardımcı olmaları, musibetin kalkması içİn_fkısa ve haklı bir yoldur.

Bu itibarla komşuyu bıktırmanın ve.evinden çıkmasına sebep olmanın ne derece büyük bir günâh olduğunu ve akıbetinin rüsvay edici bîr hal bulunduğunu bilip ona göre Müslümanların komşuya güzel ve iyi muamele etmeleri gerekir.[248]



125— Ebû Cuhayfe'den (Radiyallahtı anh) rivayet edildiğine göre-şöyle demiştjr:

— Bir adam, komşusunu Peygamber (Sallallahü Aîeyhi veSeHem)'e şikâyet etti. (Hazreti Peygamber ona) :

«— Eşyanı taşıyıp yol üzerine koy. Kim bu eşyaya uğrarsa, ona lanet eder.» buyurdu.

(Adam Peygamberin tavsiyesini yerine getirdikten,sonra) bu eşyaya her uğrayan, o ..kötü komşuya lanet etmeye başladı. Bunun üzerine kötü vkomşu, Peygamber JSâlUüUfhü Aleyfy veSeUem)'Q gelip:

«— İnsanlardan karşılaştığım ve gördüğüm (bu hakaret ve lanet) nedir?» dedi.

(Peygamber) :

«— Gerçekten Allah'ın laneti, insanların lanetinin Üstündedir» buyurdu.

Sonra bu adam, şikâyet edene:

— Korunmuş oldun!» dedi. Veya buna benzer söz söyledi.[249]

Bir önceki hadîs-i şerifle aynı manâda olan bu hadîs-i şerîf E bu Ç u h a y f e tankı ile rivayet edilmiştir.

E b u C u h a ;y f e kimdir? :

Künyesi ile şöhret bulan Ebu Cuhayfe 'nin adı, V e h b İbni Abdullah 'dır. Hz. Ali (R.A.) ona «V e h b u ' ! - H a y adını vermiştir. Hz. A I İ 'nin hilâfeti zamanındaki bütün savaşlara İştirak etmiştir. Hz. Peygamber in irtihallerinde, henüz bulûğ çağına ermemişti. Genç yaşında Peygamberin sohbetinde bulunmuş ve Peygamber'den hadîs-i şerif ezberlemiştir. Hz. Peygamber'den sonra Hz. Ali 'nin sohbetinde bulunmuş ve Hz. A I i onu KÛfe emirliğine tayin etmişti. Hicretin 64. yılında vefat etti. Allah ondan razı olsun.[250]



126— Cabir'in şöyle dediği işitilmiştir:

«— Komşusunun düşmanlığım Peygambere şikâyet etmek için bir adam geldi. Bu adam bizimle, Beytu'llahın rüknü ve Makam-ı îbrahim arasında oturduğu sırada Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) teveccüh edip çıka geldiler. Bu adam Peygamberi, Makam'da cenaze namazı kılman yerde, beyaz elbiseli bir adamla karşılaşıp görüştüğünü gördü. (Komşusundan şikâyet için gelen) Adam, Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'e dönüp şöyle dedi:

«— Anam ve babam sana feda olsun, ya Resûlallah! Seninle beraber durduğunu gördüğüm üzerinde beyaz elbise bulunan adam kimdir?»

Peygamber:

— Onu sahiden gördün mü? dedi.

Adam :

«— Evet!» dedi.

Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

— Sen çok çok bir hayır gördün. O, Hatibimin elçisi Cibril (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'dir. Bana, komşuyu (korumayı ve ona iyilik etmeyi) tavsiye ediyordu. O kadar ki, komşuya miras vereceğini sanmıştım.»[251]



Bu hadîs-i şeriften şu iki hüküm çıkmaktadır:

1— Komşusundan şikâyet etmek için gelen bir mazlumun davasından dolayı Cebrail (wrt3ssmt3iy)'ın gelmesi komşu hakkının önemine delildir.

2— Zalim değil de mazlum durumda olan şikâyetçinin Cebrail (A.S.)'ı görebilmesi, mazlumun manevî derecesine bir işaret sayılır. Bunun için, zalim mevkiine düşmektense, mazlum durumda olmak daha hayırlıdır.[252]



(69) Komşusuna, Evinden Çıkıncaya Kadar Eziyet Eden Kimse


127— (33-s) Sevban'ın (Radiyailahü anha) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

«— üç günden ziyade dargınlıklarını devam ettiren iki adamdan biri helak olur;,eğer bu dargınlık üzerine ikisi de ölürlerse, her ikisi toptan helak olmuşlardır. Komşusuna, evinden çıkıncaya dek zulmeden ve onu bask? altında tutan kimse, muhakkak helak olmuştur.»[253]



Hazreti Peygambere kadar yükseltilmeyen bu haberin taşıdığı komşu hakkındaki manâ, 124 ve 125; hadîs-i şerîflerinkine uygun düşmektedir. Müslümanların birbirlerine karşı dargınlığı ile ilgili kısım, ileride 298. hadîs-i şerifle ilgili olduğundan tafsilâtı orada bulunacaktır.

S e v b a n kimdir? :

Sahabeden ve Resûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)"\n azadhlanndan-dır. Yemen deki Himyer kavminden olup, esir düştüğü sırcda Hz. Peygamber tarafından satın alınarak azad edildi. Hürriyete kavuştuktan sonra, Resûlüllah in hizmetinden ve yanından hiç ayrılmadı, İrtihallerİne kadar ehl-i beytten sayılma şerefine nail olarak beraberlerinde bulundu. Künyesi Ebu Abdullah 'dır. Kendisinden birçok hadîs-i şerif nakledilmiştir.

Rivayet edildiğine göre, bir gün Hazreti Peygamber şöyle buyurdu :

«— Kim insanlardan bir şey istemiyeceğini tekeffül eder bana söz verirse, ben de ona Cenneti tekeffül ederim.»

Sevban :

«— Ben!» diye söz verdi ve ölünceye kadar hiç kimseden bir şey istemedi.

Resûlüllah'ın İrtihalinden sonra Şam'a gidip'Remle[254] denilen yerde ikâmet etti. Sonra Humus a geçti ve orada kendine bir ev edindi. Hicretin 54. yılında Humus'da vefat etti. Allah ondan razı olsun.[255]



(70) Yahudi Komşu


128— Mücahid'den rivayet edildiğine göre, şöyle anlatmıştır:

«— Abdullah îbni Amr'ın yanında idim, kölesi de bir koyun yüzüyordu.» Abdullah îbni Amr dedi ki:

«— Ey genç! Bitirdiğin zaman, Yahudi komşunla başla (hediye ver).»

Oradaki topluluktan bir adam:

«— Yahudi'ye mi? (vereceksin) Allah seni ıslâh etsin,dedi.

Abdullah Îbni Amr şöyle cevap verdi:

«—Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Se.lemy'm komşuya iyiliği tavsiye ettiğini işittim; hattâ korktuk —yahut zannettik— ki, komşuyu mirasçı kılacak.»[256]



Din ve ırk ayrılığına bakılmaksızın komşu kim olursa olsun, oha iyi muamele etmek ve mevcut olan şeylerden ona ikram etmek herkesin vazifesidir. Bu şekilde komşu hakları gözetildiği müddet, cemiyetin bönyesr sağlam olur, ayrılık ve dargınlık önlenir. Birbirinin haklarını gözefnte ve sevişme gibi güzel huylar doğar ve böylece cemiyette huzur ve saadet olur. Ayrıca âhiret sevabı da kazanılır.[257]



(71) İyilik


129— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: «— Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) soruldu ki:

«— İnsanların hangisi en iyidir?» (Cevap vererek şöyle) buyurdular: «— İnsanların Allah katında en iyisi, en çok takvası olanıdır.» Ashab dediler ki:

«— Biz sana bunu sormuyoruz.»

Hazreti Peygamber:

— İnsanların en iyisi, Allah'ın peygamberi Yûsuf'dur. Babası Allah'ın peygamberidir. Babasının babası da Haliiu'llah = İbrahim'dir.» dedi.

Ashab:

— Biz sana bunu sormuyoruz.» dediler.

«— O halde î>ana Arab kavminin (madeninden) aslından mı soruyorsunuz?» dedi.

Ashab:

«— Evet!» dediler.

Peygamber şöyle dedi:

«— tslâmdan önce sizin hayırlılarınız, İslâm ti a bilgin oldukları takdirde sizin hayırlı olanlarınızda*.»[258]



Kerem İle ilgili hadîs-i şeriflere ait olan bu bölümdeki kerem lâfzı, iyilik kelimesi ile terceme edilmiştir. Kerem, hayır çeşitlerine, faziletlerine ve güzel iş ve haröteetisre verilen isimdir. Manâsı geniştir. Türkçemizde kuîia-nılan iyilik, buna en uygun bir İfadedir. Böylece keremin aslı, hayır çokluğu elemek olur. Takva sahibi olan hayrı, çok kimse ölür. Dünyada dine ve- insanlara faydası çok, âhirette de dereceleri yüksek bulunur. Zira takvanın manâsı, korkmak ve sakınmakdır ki, Allah'ın yasak kıldığı şeyîcrden sakin-maR ve emrettiği* işleri yerine getirmekle elde edilen en güzel bir sıfattır. Buna en çok riayet eden ve Ijghî emir ve vezifeleri yerine getiren, şüphö-siz ki en çok İyilik-işleyen olur." Bunun için Cenâb-ı Hak:

— Sizin en iyiniz, takvası en çok ol ;uı in izdir.»

buyurmuştur (Hücurat sûresi, âyet: 13)

Peygamber Efendimiz geniş manâda, bütün İnsanlar içinde takvası çok olan müminlerinden iyi kimseler olduğunu beyan buyurduktan sonra, geçmiş zamanlardaki insanlar içerisinde Hz. Yûsuf 'un en İyi bir kul ve Peygamber olduğunu açıkladı. Zira çektiği meşakkat ve karşılaştığı ağır imtihanlar karşısında takvası ile üstün bir mertebe kazanmıştı. Ashabın Arab kavmi içerisinde asıl itibariyle hayırlı kimler olduğunu sormaları üzerine de, baba ve soy bakımından İyilik üzerinde durulmamış, yine cahilİ-yet zamanında güzel iş ve hareketlerde bulunanların aynen İslâm'da da bilgin bulundukları müddet en hayırlı kimseler oldukları ifade edilmiştir. Çünkü insanların yaratılışları icabı, iyi sıfatlarda ve güzel ahlâkda istidatları ayrı ayrıdır. Aslında ve mayasında iyi sıfatları bulunan, İslâm dininde ilim ve anlayış kazandıktan sonra, sahip olduğu güzel meziyetlerle insanların en hayırlıları kısmından olur.

Kıymetli bir cevher olan altın madeni, nasıl kİ muhtelif kıymetsiz maden ve topraklarla karışım halinde iken, tasfiye edilerek pâk ve tertemiz olan saf altın madeni elde ediliyorsa, insanlarda bulunan iyi ahlâk cevheri, İslâm'dan önce muhtelif kirlerle karışım halindedir. İslâm dini bu cevheri kirlerden temizleyerek saf ve temiz bir ahlâkı meydana çıkarır. İnsanın da kıymeti bu şekilde yükselir, Allah katında makbul olur.[259]



(72) İyilere Ve Kötülere İyilik Etmek


130— (34-s) Muhammed İbni Alî'den (İbnu'l-Hanefiyye'den, Hazreti Alî'nin oğlundan) rivayet edildiğine göre :

«— İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.»

Âyet-i kerîmesini şöyle tefsir etmiştir: tyilik ve ihsanda bulunmak, herkese şamildir; iyi insanlara da yapılır, kötülere de...

Ebû Abdullah dedi ki:

«— (Bu âyet-i kerîme için) Ebû Ubeyd şöyle beyanda bulundu» :

«— Âyet-i kerîme mutlaktır, herkese şamildir.» (Rahman Sûresi, âyet: 60)[260]



Hazreti Peygambere kadar yükseltilmeyen bu haberden anlaşıldığına göre, İyilik ve ihsan, yalnız iyi kimselere yapılması gerekli değildir. Kötü huylulara ve günahkârlara da İyilik yap;t:r. Belki de bunlara yapılacak iyi-lifc sayesinde kalpleri yumuşayabilir, zararları önlenebilir veya hafifletile-biMrPHer ne olursa olsun yapılacak iyüiğin karşılığı maddî yönden olmasa bile, manevî sevabı olacaktır. Yine mükâfat olarak bir iyiliğe kavuşulmuş olacaktır.

(Bu habere ait başka bir kaynağa rastlanamamıştır.)[261]



(73) Bir Yetimin Geçimini Sağlıyanın Fazileti


131— Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh) yolu ile Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şu hadîs-i şerif rivayet edilmiştir:

«— Dul ve yetimlerin ihtiyacına koşan, Allah yolunda cihad edenlerle, gündüzün oruç tutup, geceyi ibadetle geçiren gibidir.»[262]



Dul ve yetimler, fakir miskinler için geçimlerini sağlayan bir k'mse bulunmadığı zamo'n onların ihtiyaçlarını karşılamak ve onlarla meşgul olup, dertlerine deva ve çareler aramak, en büyü1; ibâdetlerin sevabını kazanmaya vesile olur. Allah yolunda savaşmak, gündüzleri oruç tutup, geceleri ibâdetle geçirmek, sevabı büyük olan ibâdetlerdir. Bu İbâdetlerle elde edilen sevâb, kimsesiz dullara ve yetimlere yapılacak yardım ve muavenetle kazanılmış olur.[263]



(74) Kendi Yetiminin Geçimini Sağlayanın Fazîleti


132— Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Settem)'in zevcesi Âişe şöyle dedi:

«— Yanında iki kızı bulunan bir kadın bana gelip, benden (dilenerek) istedi. Yanımda tek bir hurmadan başka bir şey yoktu. Bu hurmayı ona verdim. O da bunu iki kızına böldü. Sonra kalktı çıktı* Arkasından Peygamber (SallallahÜ Aleyhi ve Selîem) (eve) girdi. Ben de hâdiseyi ona anlattım. Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

«— Kim, böyle kızların ihtiyacından bir şey karşılar ve onlara iyi-likde bulunursa, bu kızlar ona ateşe karşı perde olurlar. (Cehennemden onu engellerler).»[264]



Hadîs-i şerifin bize verdiği dersler:

1— Kâinatın efendisi olan son Peygamberin saadet hanelerinde bir hurmadan başka, fakire verilecek bir şey bulunmayışı, maddeye kıymet vermeyisin, sabır ve tevekkülün açık bir örneğidir. Madde gerçek davaya harcandığı zaman yerini ve asıl kıymetini bulur. Birikintisi kuru bir yığından ve ağır bir vebalden başka bir şey değildir.

2— Evinde verecek bir hurmadan başka bir şeyi bulunmayan Hazreîİ A i ş e (Radiyallahü anha) Hazretlerinin, bu tek hurmayı fakire vermesi, cömertliğin ve merhametm, Allah'a tevekkülün en güzel bir yaşantısıdır. Bize cömert olmayı, merhamet etmeyi ve Allah'a güvenip dayanmayı öğretiyor.

3— Kapıya gelen bir dilenciyi, efi boş çevirmemek ve ona iyi muamele etmek gerektiğini de bize öğretiyor.

4— Yetim çocukları olduğu anlaşılan kadıncağızın aldığı hurmayı ikiye bölerek çocuklarına vermesi ve kendisinin bundan tatmamış olması, anne şefkatinin ve çocuklara olan merhametinin büyüklüğünü göstermektedir.

5— Netice olarak, bilhassa cahiliyette hor görülen kız çocuklara iyi bakmanın ve onların ihtiyaçlarını karşılamanın büyük sevaba vesile olduğunu-, âhirette Cehennem'den koruyucu perde vazifesi göreceklerini Peygamber Efendimiz müjdelemektedir. B:ze düşen, bu sevaba kavuşmak için çocuklara İslâm terbiyesi altında yardımcı olmak ve onların ihtiyaçlarını imkân dahilinde karşılamaktır.

Bu hadîs-i şerif, biraz değişik olarak 89 numarada geçmiştir.[265]



(75) Ana-Babası Arasında Yetim Kalanı Geçindirenin Fazileti


133— Ümmü Saîd'in (Radiyallahü anh) babası Mürretü'l-Fihrî'nîn Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)*den rivayetine göre, Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

«— Ben ve yetimin bakıcısı, Cennette (yakınlık bakımından) şu İki parmak gibiyiz.» Yahud «Şunun şuna olan nispeti gibiyiz.»

Ravîlerden S ü f y a n , Peygamber'in gösterdiği iki parmağın işaret parçağı ile orta parmak olduklarında şüphe etmiştir.[266]



İster babanın vefatı ile anne elinde, İster annenin vefatı ife baba elinde kalan yetim olsun ve ister başkasrmn yetimi olsun, bunlara kefalette bulunan, ihtiyaçlarını karşılayıp haklarını koruyanın derecesi çok büyüktür, öyle kî, Cennette Peygamberle bir arada bulunmak şerefine kavuşmaktır. Bu âa en büyük saadettir. Peygamber hak île batılı ayırt edemeyen, ahlâk ve faziletten mahrum bulunan bîr kavmi karanlıklardan aydınlığa çıkardı, onlara ilim ve irfan verdi. İşte yetime kefil olan da, anlamaz ve bilmez durumda olan çocuğa dinini öğretir, dünya vazifelerim gösterirse,.Peygamber yolunda bulunmuş olur ve ona yakınlık derecesini kazanır. Bundan daha büyOk mertebe olamaz. Bo hadîs-i şerifin ruhunu anlayıp ona uymak, müminlere Allah'ın lütfü olsun.

M ö r.r e t ü ' \ - F i h rî. kimdir? :

Babasının adı A m r olan M ü r r e (R.Â.) Ashab-ı kiramdandır. ve Mekke'nin fethi gününde İslâm'ı kabul etmiştir. Kızı 0 m m 8 S a î d , kendisinden yalnız yetim hakkındaki bu hadîs-i şerîfi rivayet etmiştir. Hakkında geniş bilgi verilmemektedir. Medine ehlinden sayılır. Allah ondan razı olsun.[267]



134— (35-s) Hasan'dan rivayet edildiğine göre : «— Bir yetim, îbni Ömer'in yemeğinde hazır bulunurdu. Bir gün İbni Ömer bir yemek isteyip getirtti de yetimini aradı; fakat onu bulamadı. Nihayet tbni Ömer, yemeğini bitirdikten sonra, yetim geldi. îbni Ömer, onun için bir yemek, getirilmesini istedi, fakat evlerinde yemek yoktu. Bunun üzerine îbni Ömer, kavrulmuş un ve bal getirdi de (yetime şöyle) dedi:

«— Bunu al! Vallahi sen aldanmadın. (Benim yediğimden daha iyisine sahip oldun).»

Hasan şöyle demiştir :

«— Vallahi, îbni Ömer de aldanmadı,» (çünkü büyük bir sevaba nail oldu).[268]



135— Sehl îbni Sa'd'dan işitildiğine göre, Peygamber (Salîaîlahü Aleyhi ve Seüemym şöyle dediğini rivayet etmiştir: *— Ben ve yetimin bakıcısı, şöyleyiz.»

Peygamber, işaret ve orta parmaklarını göstererek (bunu) buyurdu.[269]



Bu hadîs-İ şerîf Mürretü'l-Fihrî tarîki ile, 133. sayıda rivayet edifmİştir.

Sehl i b n i S a ' d .kimdir? :

Hazreç kabilesinden olan S e h I 'in asıl adı Hazan 'd:r. Sonra Peyğatober (Saüalîahü Aleyhi ve SeUem) ona Sehl adını vermiştir. En-sar'dancftr. Peygamber (SeUkdîahH Aleyhi veSeHem)"\r) irfİhallerİnde on be* yaşlarında bulunuyordu. Kendisinden, ashab-ı kiram ve tabiin birçok hadîs-İ şerîf rivayet etmişlerdir. Hazreti Osman (R.A.)'a yardtm töhmeti ile Haccac İbni Yûsuf tarafından kendisine eziyet edilmiştir. Hicretin 88. yılında 96 yaşında olduğu halde Medine'de vefat etmiştir. Medine'de vefat eden sahabenin sonuncusudur, Allah ondan razı olsun.[270]



136— (36-s) Ebû Bekir îbni Hafs'dan (Radtyalkıhu anh) rivayet edildiğine göre:

«— Abdullah (Îbni Ömer), sofrasında bir yetim bulunmaksızın yemek yemezdi. Muhakkak sofrasında bir yetim bulunurdu.»[271]



Buharı 'nin tahriç ettiği bu esere, başka kaynaklarda tesadüf edilememiştir.[272]



(76) Evlerin En Hayırlsı, İçinde Kendisine İyi Bakılan Yetimin Bulunduğu Evdir


137— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

— Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«— Müslümanlar hakkında evlerin en hayırlısı, içinde kendisine iyi bakılan bir yetimin bulunduğu evdir; ve müslümanlar hakkında evlerin en kötüsü, içinde kendisine fenalık edilen bir yetimin bulunduğu evdir. Ben ve yetimin bakıcısı, Cennette şu iki gibiyiz.» Peygamber iki parmağını gösteriyordu.[273]



Anlaşılıyor ki, yetime yapıian İhsan ve iyiliğin sevabı ne kadar çoksa, aksine olarak ona yapılacak fenalığın ve kötü muamelenin günâhı da çok ağırdır. Bunun İçin gerçek mümin o!cn, yetimin hakkına tecavüz etmez, ona iyilikten başka bir şey düşünmez ve yapmaz. Bu herkes için bir düstur olmalıdır.[274]



(77) Yetim İçin Şefkatli Baba Gibi Ol


138— (37-s) Abdurrahman İbni Ebzâ'dan işitildiğine göre, Davud 'm şöyle dediğini anlatmıştır:

«— Yetim, için, şefkatli baba gibi ol; ve bil ki, ektiğin gibi, öylece biçersin. Zenginlikten sonra fakirlik ne çirkin! Bundan daha fenası veya daha çirkini de hidâyetten sonra sapıklıktır.

Arkadaşına va'd ettiğin zaman, ona va'd ettiğini yerine getir. Eğer bunu yapmazsan, seninle arkadaşın arasına düşmanlık girer. Bir de, kendisi için hatırladığın bir işte sana yardım etmiyen ve (kendin için'lüzum-lu bir işi) unuttuğun zaman onu sana hatırlatmıyan bir arkadaştan Allah'a sığın.»[275]



Hazret! Davud Aleyhi s selâm 'dan rivayet edilen bu haberde şu mühim hususlar göze çarpmaktadır :

1— Koruyucusu ve yardımcısı olmadan mahrum bir yetime şefkâtiı bir baba gibi bakılmalıdır. Eğer böyfe iyi hareke? edilirse, kendi çocuğuna da başkası tarafından öylece güze! mücmele edilir. Fena muamele edilirse, yine buna. karşılık bir fenalıkla karşılaşılır. Ekilen tohum cinsinden mahsûl alınmış olur. Daima iyi tohum ekip, karşılığında iyi örün beklemelidir. Yoksa kötülük eken, kötülük biçecektir.

2— Hakikaten zengin durumda olan kimsenin fakir ve muhtaç duruma düşmesi ağırdır ve çok izdıraplı bîr İştir. Fakat asıl yoklu'; ve ziyan, hak yolu kaybetmek ve dafâlete, küfre düşmektir. Bundan daha büyük bir ziyan olamaz. Çünkü ebediyyen mahrumiyyeti gerektirir. Tevbe ile hal dü-zeltümezse, artık kurtuluş çaresi kalmaz.

3— Bir hadîs-i şerifte, verilen sözü yerine getirmemek nifak clânet-lerinden sayılmıştır. Onun İçin verilen sözü, va'd edilen b:r hayırlı isi yerine getirmek vazifedir. Va'd edilen şey yerine getirilmediği takdirde, arada soğukluk baş gösterir ve İşi düşmanlığa !ir çocuk getirip:

«Buna dua et, (bundan önce) füç çocuk gömmüşüm.» dedi.

Peygamber şöyle tfıfyurdu;

«Kuvvetli bir engelle ateşten engellendin.»[287]



Burada da üç çocuğu ölenin, Cehennem ateşinden korunmuş olacağı Cennete girmeğe hak kazandığı anlaşılmaktadır.[288]



145— Halid El-Absî'den rivayet edildiğine göre şöyle anlattı:

«Benim bir oğlum vefat etti. Bundan dolayı çok duygulandım. (Ebû Hüreyre'ye) dedim ki, Ey Ebû Hüreyre! Ölülerimizden ötürü, gönüllerimize kendisi ile ferahlık verebileceğin bir şey, Peygamber (SültaUahü Aleyhive Se'/emJ'den işittin mi?»

EbÛ Hüreyre dedi ki:

«Peygamber (SalîaUahü Aleyhi ve Se'lem) 'in şöyle buyurduğunu işit-tiftı»

«Sizin küçükleriniz, Cennetin her tarafını dolaşan ve oradan aynimi yan varlıklarıdır.»[289]



Metinde geçeb «De'ânrys» kelimesi, «Du'mûs» kelimesinin çoğuludur. Su birikintileri içinde bulunup dolaşan ve sudan dışarı çıkmıyan küçük can-lilora a^ariir. Müminlerİa henüz bulûğ çağına, ermeden ölen çocukları, işte bu canfıjar gibi, Cennetin her tarafını serbestçe gezip dolaşırlar ve Cennetten .ayrılmazlar. Çocukları,böyle vefat edenlerin teselli bulmaları, için bu hadîs-i şerif kendilerine şifâ olmalıdır.[290]



146— Câbir ibni Abdullah'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ye Seilem)'ifr şöyle buyurduğunu işittim: «Kimin üç çocuğu vefat eder de, bunlara sabrederek Allah'dan se-vab beklerse, Cennet'e girer.»

Biz dedik ki:

«İki tane de mi (ölürse, cennet sevabı vardır) ?» Buyurdular: «İki tane de...

(Hadîsi Câbir'den rivayet eden Mahmud ibni Lebîd şöyle anlattı) : Ben Câbir'e dedim ki:

«Vallahi, zannediyorum ki siz bir tane de Ölse (Cennet var mıdır?) demiş olsanız, yine Hazreti Peygamber (Evet!) diyecekti.» Câbir:

«Vallahi, ben de öyle zannediyorum.» dedi.[291]



Üç çocuğu ölenle, iki çocuğu ölen arasında âhiret mükâfatı bakımından bir fark olmadığı açıkça anlaşılmakta ise de, bir çocuğu Ölenin mükâfatı hususunda kesin bir ifade yoktur. Ancak râvİlerin tahminine göre, bunda da aynı sevâb vardır.[292]



147— Ebû Hüreyre'den:

Bir kadın, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir çocuk getirip şöyle dedi:

«Bunun (sıhhat ve selâmeti) için Allah'a dua 'et. (Bundan önce vefat eden) üç çocuk gömdüm.»

Hazreti Peygamber :

«Çok kuvvetli bir engelle, Cehennem ateşinden engellendin.» buyurdu.[293]



148— Ebû Hüreyre'den:

«Bir kadın, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve 5'allem)'e gelip şöyle dedi» : «Eîî AHah'ua i Peygamberi! Senin meclisinde, sana- eğie) g§ç yetiremiyoruz. Bize bir günva'd buyur da, o günde sana getelira.»

Bunun üzerine Peygamber buyurdu ki:

«Sizin toplantınız — şu ve gu gün — falancanın evindedir.» Öulva'd eriten/ y^rde3tiöpianari'hahıinlara-Peygamber geldi. Onlara anlattığı hadîsler arasında su vardı:

«SİMİeiı herhangi bir kidının üç çocuğu vefat eder de, buna sabrederek AUah'dân sevab beklerse, muhakkak o, Cennet'e girer.»

-.hazırvbuljunan kad^laisdan)-bir kadiri;

Peyg£)mber : (ölürse, Cennet'e girmek vardır.)» buyurdu.[294]

(Havilerden Süheyl, hadîs-i şerîf ezberlemekte aşırı bir titizlik gösteren ve kuvvetli hafızaya sahip olan bir zattı1 ve bu titizliğinden dolayı yanm4a hiç kimse hadîs yazamazdı.)[295]



Hanımların kendi hallerine ait bazı dinî meseleleri serbestçe sorup öğrenebilmeleri îçin,'Hüzreti Peygamberden muayyen h"\i gün ve yertansisinİ kendilerinden istemişlerdir. Hanımların bu isteği Peygamber tanafİndatfuy* gun bulunarak, onlara toplantı yer ve vakti gösterilmiş ve lüzumlu emirler bizzat" Peygamber tarafından hanımlara/jeblfğ ediImTşHr. 6u arada çocuklarını, kaybeden annelere Kem bir teselli, \\erh "c|e âhiret mükafatını muide-leyiş olarak yukardaki hddîsri şeçîf de yarid olmuştur

Bundan anlıyo.rui kL hanımlarırç a dinî bilgi almaları ve yetişmeleri ÎÇİn çQ.lışmqları gerekir. Tl im sahiplerine düşen görev de onlara lüzumlu ojaR .bilgileri vermektir.[296]



149— Ümmü Süleym {ftadiyalkhü anha) anlatıp şöyle demiştir :

«Peygamber (Sailallahü Aleyhi ye Sellem) 'in yanında bulunuyordun*. Peygamber (bana şöyle), buyurdu»:

«Ey Ümmü Süleym! İki müslüman ana-babanın üş çocuğu vefat ederse, Allah o ikisini, çocuklara olan rahmetinin ihsanı île, Çennet'e ar.»

Dedim ki:

«İki tane de mi. (ölürse..öyle?..)»

Peygamber:

«İki tane de...» buyurdu.[297]



Ü m m ü- S, ü ;l ş;y m {Raûiyalhhüanha)'e hitaben varid plan bu ha-dîs-i şerîf, daha önce geçen hadîs-i şeriflerin lâfzına.ye manâlarına uy-gundur. Bııpu,-, ima m A b tn e d vö T.a b e,r â n î tahriçâtmişlerdir. , ö-m m^ü S ü I e. y rrv jkimdjr?

Ümmü Süleym- (kââîyJîlâHü anhc\ kühyesi îte şöhret buftrtü'ştur. Ehsar hanıntl^rmdan olan^ bu şahabiyyehin ismi hakkında çeşitli rivayetler vardır. S ehle, Rümeyle, Rümeyse ve Müleyke gibi değişik sözler vardır. Hz. Peygamberin hizmetçisi E n e s Hazretlerinin annesidir. Kocasının adı Malik olduğundan, oğlunun nispeti de En es i b n i Malik 'dir. Cahiliyet zamanında Malik İle evlenmiş ve yine cahıliyette E n e s doğmuş oldu. Nihayet İlk Müslüman olan Ensarla beraber İslâm'ı kabul etti. İslâm'ı kabul edişine kızan kocası M a I İ k , hanımını bırakıp Şam'a geçti ve orada öldü. Sonra E b u T a I h a henöz Müslüman olmamışken ümmü Süleym ile evlenmek istedi, ü m m ü S ö I ey m-'irv ona.cevab şu olmuştu :

«— Nikâh bedeli karşılığında İslâm'ı kabul etmen şartı ile seninle evlenirim. Yâni Müslüman olursan, senden nikâh için mal ve para istemem.»

E b u , T a I h a bu teklife uyarak Müslüman oldu ve evlendiler. Daha önce de :

«— Oğlum Ene» bulûğ çağına ermeden "evlenmem.» derdi.

Evlenmesi E n e s 'in bulûğundan sonra oldu.

Oğlu E n e s 'İ on yaşında iken Resûlütlah m hizmetine vakfetti ve İr-tİhallerine kadar yanından ayrılmıyarak hizmetinde bulundu. Hz. Peygamber'den OmmüSüleym hadîs-i şerifler rivayet etti. Kendisinden oğlu Enes, Ibni Abbas, Zeyd ibni Sabit ve Ebu Seleme gibi zevat rivayet etmişlerdir, t b u T a I h a 'dan Ebu U m e y r adında bir oğlu olmuştu. Babası buna çok sevinmişti, fakat küçük yaşında vefat etti. Çocuğun kafeste bîr serçesi vardı. Serçenin ölmesi üzerine, Peygamber Efendimiz çocuğa :

«Ey Ebû Ümeyr! Serçe ne oldu?»

diye lâtife ettiği varid olmuştur. Bundan da anlaşılıyor ki, yırtıcı kuşların parçalayacağı bülbül, kanarya ve serçe gibi kuşları salıvermeyip beslemekte bir beis yoktur. Nitekim ileride bu hadîs-i şerif gelecektir.

ümmü Süleym, en sevgili oğlunu Resûlüllah'ın hizmetine bağlamakla en büyük hizmeti yapmış ve Peygamber'in dualarına mazhar olmuştur. Allah ondan razı olsun.[298]



150— Sa'sa'a ibni Muaviye'den nakledildiğine göre, Sa*sa'a Wi Zer ile bir su tulumu omuzuna takmış olduğu halde'karşılaştı ve oaâ;

«Evlâddan neyin var, ey Ebû Zer?» dedi.

Ebû Zar:

«Sana bir hadîs söyliyeyim mi?» dedi. Ben':

«Evet, anlatî» dedim.

Ebû Zer dedi ki:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) 'in şöyle buyurduğunu işittim:

«Bir müslüman yoktur ki, onun henüz bulûğ çağına ermemiş üç çocuğu ölsün de Allah onu, bu çocuklara olan rahmetinin fazlı ile Cennet'e koymasın, (Allah muhakkak surette onu cennetine koyar.) Ve yine Müslüman bir köleyi azad eden bir adamın her uzvu için, aza d ettiği kölenin her uzvunu ateşten kurtuluş sebebi kılar.»[299]



Bu hadîs-i şerifte, ölen çocukların Cennöt vesilesi olmaları îç*p bulûğ çağına ermemiş bulunmaları şart kılınmış ve daha önce geçen hadîs-t şeriflerin umumî manâsı kayıtlanmıştır. Bu bakımdan hadîs-i şerifin umumî veya mukayyed manâ taşıdığı hususunda hadîs âlimlerinin ihtilâfı vardır. Bir kısmına göre, küçök yaştaki çocuklara karşı sevgi ve onlara düşkünlük, büyüklere nazaran çok daha fazla olduğundan onların ölümü ile duyulan acı ve keder daha büyük olur. Onun için, böyle bir musibete katlanmanın mükâfatı Cennet olur. Büyük çocukların ölümünden bu mükâfat elde edilmez, mükâfat daha noksan olur.

Bir kısım âlimlere göre de, her ne kadar bulûğa ermiyen çocuklar diye zİkredilmişse de, büyüklerin bu hükme girmiyeceğî manâsı çıkmaz. Büyükler de bu kaydın İçine girerler diye bir görüş vardır.[300]



151— Enes ibni Malik'den rivayet edildiğine göre, Peygamber şöyle buyurdu:

«itimin henüz bulûğa ermemiş üç çocuğu vefat ederse, Allah onu ve o çocukları rahmetinin fazlı ile Cennet'e koyar.»[301]



Allah Tealâ'nın rahmeti ve fazlı olmaksızın hiç kimse Cennete giremez, insan ne kadar ibâdet ederse, etsin, Allah'ın verdiği sayısız ve,hesapsız nimetlerinin karşılığını hakkıyle ödeyemez. İnsan dalma acziyette olduğunu itiraf etmelidir. Hak yoluna koyulduktan sonra Allah'ın fazlı ve ihsanı beklenir ve o sayede Cennet'e girilir. Hadîs-İ şerîf buna işaret buyurmaktadır.[302]



(81) Cenini Ölen Kimse


152— (41-s) Sehi ibni'l-Hanzaliyye'den (Radiynllahu anh) —ki onun çocuğu olmuyordu— rivayet edildiğine gört.. şöyle dedi:

«îslâmda benim cerım halinde bir çor mun doğmasiyle ondan se-vab beklemem, bütün dünya içindekiler, beraber benim olmasından bana daha sevgilidir.»

Îbnü'l-Hanzeli y-y e -(reiih Sürer-i* Âyet: 18 de zikredilen) ağaç altında biat edenlerdendi.[303]



Gönü tamam oimadqn önce, annesi karnından düşen çocuğa S:kt veya Cenîn eteptr. Ana-babası arasındo yaşamadan, vaktinden önce ulen çocu-ğurt selsfep olacağı sevAbyaşayıpMc sonradan ölen çocuklannkindcn daha fazladır anlaşılmomalidır; Bundan anlaşılan şudur: En aşağı derecede olan çocuktan kazanılacak sevâb bu kadar kıymet taşıdığına göre; tam te-şekltiH+t» çocukların yaşayrp Öldükten sonra arta-babalartria kazandıracakları sevâb mukayese edilömiyecek kadar buyüfc olur.

S e h I i b n i r I - H ü fi z e11 \ yy e "kimdir? :

Ensardan alup, ilk Akabe'de ağaç altında Peygamber Efendimize biat edenlerdendir. Babasının adı R eb İ ' veya A m r 'âjy. H a n z e I i y -y e annesidir. Uhud ve ondan sonraki bütün savaşlarda bulunmuştur. Sonra Şam'a geçti ve orada İkâmet etti. Hz. Peygamberden hadîs .rivayet etmiş, kendisinden ,p!e rivayet olunmuştur.

fi&'m ve fpzıl bir zqt idi. ^i*öîılarlp oturup sohbet e^ez, ya/namaz krlar veya teşbihte bulunurdu. Kjsır olduğundan geriye evlâd blrdkamafhış-ttr. Hi. ;M ıra v i y-e 'nin fıildlelinin bgsJarJndoL Şaın'da vefat elti. Allah ondan razı olsun.[304]



153— Abdujlah'dan (Radiyaîlahu anh) rivayet edildiğine §öyle dedi:

Reşûlüljah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki;

«Hanginizin mirasçısının malı, kendisine kendi malından,daha sevgilidir?»

(Ashab) dediler ki:

«Ya Resftlaîlâh! Bizden fyer bmmîzin ihal^,. pıirasçısının 'İnalından kendine daha sevgilidir.»

Btmun üzerine 9«sûlüHah?(ŞallalkthüAleyhiveSellem) şöyletbuyurdu:

«Biliniz ki, sizden hiçbirinizin malî, mirasçısının malından kendine daha sevgili değildir. Senin malın önceden (hayır yollarına) harcadığındır. Mirasçının malı da (harcayamayıp) geriye bıraktığındır.»[305]



İnsan, kendinden önce âhirete çocuk göndermekle nasıl sevap kazanıyorsa, yine ölümünden önce hayır yollarına harcadığı mal sebebiyle kendinden önce âhiret sevabı hazırlamış olur. Ahirette bu hayır yollarına harcadığı malların sevabını bulacağı için, malı kendisi ile bulunmuş demektir. Fajcat hayır yollarına harcayamayıp geriye bıraktığı maldan bir fayda gö-remiyeceğinden o mal veresenin olur, onlara kalır. Buna rağmen insan yine cimri davranarak âhireti ve kendi malını ihmâl eder de veresenin malını sever, korur ve onü harcayamaz. Bu bakımdan Peygamber Efendimiz biz müminleri ikâz buyurmuşlar ve hayır yollarına harcamıya bizi teşvik etmişlerdir.[306]



154— (Abdullah) (Ra4tyallahu anh) dedi ki:

Resûlüllah (Saİlallahü Aleyhi \e Sellem) yine şöyle buyurdu :

«Sizde kısır kimi sayarsınız.»

(Ashab) dediler ki:

«Kısır, çocuğu doğmıyan kimsedir.» Hazreti Peygamber:

«Hayır, asıl kısır, kendinden önce âhirete çocuklarından birini gon-dermeyendir.» dedi.[307]



Rekûb, çocuğu yaşamıyan, çocuğu ölen ve çocuksuz bulunan kimseye denir. Fakat Peygamber imiz, Rekûb1 u sevaba nail olamıyan, sevâbdan mahrum kalan manâsında değerlendirmiştir. Bir kimsenin çocuğu vefat ettiği zaman, Allah'ın bir emri olarak buna katlanır, sabreder ve sevâb beklerse, karşılığında Cennete girme mükâfatını kazanır. Böylece büyük bir ecir elde etmiş olur. Çocuğu vefat etmiyen ise, böyle bir mükâfattan mahrum kalacağı için gerçekte semeresiz kalmış demektir. Asıl Rekûb adını almayı da böyle kimse hak etmiştir.[308]



155— (Abdullah) (Radiyallahu anh) dedi ki:

Hesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yine şöyle buyurdu:

«Sizde başpehlivan kimi sayarsınız?»

(Ashab) dediler ki:

«Erkeklerin yenemediği kimsedir o.»

Peygamber:

«Hayır, gerçekte başpehlivan, gazap (hiddet) anında nefsine sahip olandır.» buyurdu.[309]



İnsanlar arasında takdir ve şöhret kazanan büyük pehlivanların, elde ettikleri başarılar sebebiyle Allah katında mükâfatları yoktur. Bu bakımdan manevî değer taşımamaktadır. Fakat nefsin azıp kabardığı ve düşünmeksizin her fenalığı yapmaya azmettiği bir anda, Allah korkusu baskısı ile, sağduyunun hakimiyeti ile nefsi frenlemek ve onun fenalığına meydan vermemek, işte asıl pehlivanlık budur. Çünkü Allah katında bunun mükâfatı vardır. Bu ahlâkla ahlâklanmak dinin emirleri arasındadır. Nitekim Cenab-ı Hak, Âl-i tmran Sûresinin 134. âyet-i kerîmesinde :

«(Takva sahipleri), bollukta ve darlıkta harcayıp yedirenler, öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını bağışlayanlardır.» buyurmaktadır. Öyle ise öfkeyi yenmek, asıl pehlivanlıktır.[310]



(82) Kölelere İyi Muamele Etmek


156— Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Ebû Talih'îû- oğluvAK, anlatarak şöyle dedi:

Vakta ki, Peygamber (Şallallahü Aleyhi yeSellem) hastalığı SeBebiyle ağıflaştı, şöyle buyurdu:

«Ey Ali! Bana bir kürek kemiği getir, oraya ümmetimin sapıtmıya-cağı şeyleri

Beni'bırakıp gideceğinden korktum da dedim îti':'

Sahifenin (kemiğin) iki tarafına yazılacak olanı ezberlerime (Bu sırada Peygamberin, mübarek) başı, kolu ile benim p^azum abasında idi. Namazı, zekâtı ve sahip olduğunuz köleleri tavsiye ediyprdu, (oûnîara riayeti emrediyordu). Ruhu boşanıp çıkıncaya kadar böyle söyledi ve Allah'dan başka raç'bir, İlâh olmadığına ve Huhammed'in de Allah'ın kulu ve peygajnberi olduğuna şahitlik etmeğe dair emri de suydu:

«Kim bu iki şehadet kelimesini (kalbi ile iman ederek) söylerse, ce-benneme haram olur, (o kimsenin tfâhenneme girmesi haram olur).»[311]



Bu hadîs-i serTftç/Peygamb^'imîiin 6mıMefinm"%on anlarında buyurdukları tavsiyeleri öğrenmiş oluyoruz. Bedenî ibadetlerin başı namaz ve malî ibodetleS4h^ecfe*meR-'2ekÖftır.<1riîa'rtfar arasında en aşağı-seviyede oton kölelere iyKrrtuamele ödip, onların hakkını korumak da muamelât ve cemiyet hayatr düzetnî ite- TTjğjîT hususftjr ki, bu aşağı seviyeden itibaren hâk ve^gdâlet lıözetîlî^se^feV Ost makamlara kadar.daha itinalı bîr şekilde işler düzeWn.İş olur. Haksızlıfcla^aşağı tabakadan başlarsa, kademe kademe yüksel/ri nihayet büsbütün adaletsizlik hüköm sürer» Adaletin 010500*191 btr cemiyette de huzur ve üzen kalmaz. Bütün bu İbadetlerin kabulü de, îmanın esâsı olan şehadet kelimelerine bağlıdır. Bu iki keljme gjercek manâda tahakkuk etmedikçe, amellerin manevî bir değeri kalmaz. Kelimeden biri : Allch dan başka hiç bir ilâh olmadığına (kalb ile inanıp) şahitlik etmek — Eşhedü_En Lâ İlahe İllallah, de-m^k. , Diğerj de : Muhammedİn, Allah'ın kulu ve Peygamberi, olduğuna, (kalp ile İnanıp Allah'dan getirdiklerinin bütününün hak olduğuna) şahitlik etmek = Ve eşhedü enne'Muhammeden abduhu-ve resûlühu, demek.Bu iki kelime îmanın özetidir. Bunfdr kalb i!e tasdîk edfîip, dilife söyfehmedikçe îrridn husule" gelriieîfv îman'blmayınod^dölîiç bir amel fayda vörmez. İçin Peygamber Efendimte'm evvel olduğu gibi, son'kelâmları da; bu Aklrbdşıhda ve tam bit ihtiyarla Örhrünun sonunda" bu şehadef kelU melerini söyliyen kimse, daha önce günâh İşlemiş olsa bite Cennete gîrer, diye ;bç>zı âlimlerin gorii.su,-yardır; Hadîs-i şerifte, b.u keiraıeİeçj. sayfiyene Cehennem, .haram ojlu.r, ..beyanından bu ,mcınâ çıktığını söylemektedirler. Çüpkjj bir jrap dedi.

Âişe:

«Niçin yaptın? (Değil benim ölümümden sonra, artık) ebediyyen (kölelikten) kurtulamıyacaksm!» dedi.

Sonra:

«Bu cariyeyi, tasarrufu en kötü olan bir bedeviye satın!» dedi.[324]



Bir savaş sonunda, Müslümanların düşman ordusundan almış oldukları esirleri, İslâm devlet reisi dilediği şekilde tasarruf etmeğe yetkilidir. Göreceği lüzuma binaen, onları serbest, bırakabilir, hapsedebilir, Müslüman esirleri kurtarmak için fidye olarak verebilir, onları öldürebilir, köleleşti-rİlmelenne de hüküm verebilir. Köleler"'dört kısma ayrılır:

1— K|nn denilen köle : Hiç bir kayda bağlı olmayan, her zaman satı-labilen ve hürriyete kavüşrurulabilen, hizmette çahştmlabilen ve insanın kendi mülkiyetinde olan köledir.

2— Aödebber köle : Bir insan, kölesinin hürriyetini kendi ölümüne bağlarsa, .yani kölesine : Ben öldükten sonra sen hürsün, derse böyle bir köle müdebber olur. Hz. Âişe de kendi cariyesini böyle müdebber kıldığından, cariyesi hanımefendisine kızmış ve ondan bir an önce kurtulmak için onu böyülemif: olduğu anlaşılmaktadır. Hakim, Müstedrek'inde, Hz. Âi şe'rifn son sözüne şunu da ilaVe ederek tashih etmiştir: Bu cariyeyi kötü idareciye, satın, sonra onun parası ile bir köle satın alarak onu azad edin. Bu durumda Hz. Aişe yine bir köleyi hürriyete kavuşturmuş oluyor.

3— Mükâteb köle: Efendisine bir miktar para kazanıp ödemek karşılığında,' hürriyetini garantileyip efendisi ile sözleşme yapan köledir. Taah-hüd ettğİ parayı, çalışıp kazanarak efendisine ödeyince hür olur.

4— Ummü Veled : Efendisinden dünyaya çocuk getiren cariyeye denîr. Böyle bir cariye satılamaz, başkasının mülkiyetine geçirilemez. Efendisi ölünce de hürriyete kavuşur.[325]



(85) Hizmetçiden Kusur Bağışlamak


163— Ebû Ümame'den rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yanında iki köle olduğu halde teveccüh ettiler (çıka geldiler). Bunlardan bir tanesini, Allah'ın rahmetleri üzerine olsun, Hazreti Ali'ye bağışladılar ve şöyle buyurdular:

«Bunu dövme; çünkü ben, namaz kılan kimseyi düğmekten alıkondunı. Ben, bizimle karşılaşalı beri, bunu namaz kılar gördüm.»

Bir köleyi de Ebû Zerr'e verdiler ve şöyle buyurdular:

«Buna ihsana dair tavsiyemi kabul et.»

Sonra Ebû Zer, o köleyi azad etti. Hazreti Peygamber sordu:

«(Köleye) ne yapıldı?»

Ebû Zer dedi ki:

«Ona iyilik etmemi emrettin, ben de onu azad ettim.»[326]

Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şeriflerinde de köleyi döğmemeyi, ona iyi ve güzel muamele etmeyi, en büyük ihsan olarak onu azad etmeyi tavsiye etmektedirler. İnsanları köleleştirmek bir ibadet değildir; fa!tat köleleri azad etmek sevâbdır ve bir İbâdettir.

İnsan haklarını gözetmek ve korumak bakımından kölelerin bile İslâm nazarında diğer Müslümanlardan farkı yoktur. Mal ve can emniyeti, iş yaptırma ve yedirip giydirme hususlarında, kölelerin diğer insanlardan bir farkı yoktur.

Ebû Ümame kimdir? :

Ashab-ı kiramdan otup, Ebû ümame künyesini taşıyan bu zatın ismi S u d e y y 'dir. Babasının adı Aclân olup, Bahile kabilesine mensuptur. Kendilerinden yüz elli kadar hadîs-İ şerîf rivayet edilmiştir. Bir müddet Mısır'da ikâmet ettikten sonra Humusa geçti ve hicretin 81. yıhnda 106 yaşında olduğu halde orada vefat etti. Şam'da vefat eden sahabenin sonuncusu olduğu söylenir. Allah ondan razı olsun.[327]



164— Enes'den rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

Peygamber (SallallahüA leyhi ve Sellem), Medine'ye şeref verip geldi. Onun bir hizmetçisi yoktu. Ebû Talha, elimden tutup götürdü, tâ Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna varıncaya kadar... Ebû Talha dedi ki:

«Allah'ın Peygamberi! Enes, gerçekten terbiyeli bir çocuktur, zekidir, (Müsaade ederseniz) size hizmet etsin.»

(Yine) Enes şöyle anlattı:

«Hazreti Peygamberin Medine'ye gelişlerinden vefatlarına kadar seferinde ve hazarda, kendilerine hizmet ettim. Yaptığım herhangi bir işten dolayı bana: Bunu, neden böyle yapmadın? Veya yapmadığım bir 13 için de bana: Bunu böyle yapmış olsaydın? demedi.»[328]



E n e s Hazretlerinin ifadeleri, Peygamber Efendimizin yüksek ahlâkına ve kemal mertebesine delâlet eden hallerini canlandırmaktadır. Bu arada En es Hazretlerinin de tam bir edeble hizmette bulundukları ve en İyi bir şekilde vazifelerini yapmış oldukları manâsı da çıkar. Ancak En es Hazretleri kendini değil, (AleyhissalâtÛ vesselam) Efendimizin örnek ahlâkını övme maksadı İie konuştukları aşikârdır. En es, bir insan olarak kâinatın efendisine hizmet ettiği uzun bir süre zarfında muhakkak !;i, hata işlemiştir, kusur da yapmış olabilir. Fakat bütün bunları bağışlamak ve hoş görmek suretiyle ona en güzel şekilde muamelede bulunulması, bize bir ders ve örnek olmalıdır.

E b u T a I h a kimdir? :

E b u T a I h a (Radiyallahu anh), E n e s i b n i M a I i k 'İn babalığıdır. E n e s Cahîliyet zamanında annesi ümmü Süleym'-den doğmuş olup, babası Malik 'dir. Annesi Müslüman olunca, buna kızan babası Malik Şam'a geçti ve orada öldü. Sonra annesi ü m -mü S ü I e y m , Müslümanlığı kabul etmek şartı ile E b u T a I h a '-nın evlenme teklifini kabul etti. Böylece E b u T a I h a 'nm Müslüman oluşu, ümmü Süleym için mİhir karşılığı oldu. U m m ü S ö -I e y m ise, Ensar'dan ve İlk Müslüman olanlardandı. Tercüme-i hali geçmişti.

E b u T a I h a (Radiyallahu anh), Nece ar kabilesinden ve Enscrrdan-dır. Adı Zeyd ibni Sehi 'dir. Bedir ve diğer bütün savaşlarda bulunmuştur. Rivayet edildiğine göre. kuvve!1 kazanmak ve savaşa hazırlanmak için, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem)"\r\ hayatı boyunca oruç tutmazdı. Hz. Peygamber'den sonra, Fıtır ve Kurban Bayramı gönleri hariç olmak üzre kırk yıl fasılasız oruç tutmuştur. Bir deniz savaşında denizdeki gemide vefat etti. Bir ada bulup, onu gömmek için yedi gün dolaşılmış ve nihayet yedinci günde, cesedinde hiç bir değişiklik meydana gelmediği bir halde gömüldü. Gömüldüğü yer bilinmemektedir. Bîr rivayete göre de Medine'de vefat etmiştir. Yetmiş yaşında iken vefat etmiş ve kendisinden 92 kadar hadîs-i şerif rivayet olunmuştur. Cesur ve kahraman bir savaşçı olduğu için Hazreti Peygamber onun hakkında şöyle buyurmuştur:

«Askerde Ebû Talha'mn sesi, bir bölükten daha iyidir.»

Oğulluğu Enes, İbni Abbas, Ebu'f-Habbab gibi zevat kendisinden rivayet etmişlerdir. Allah ondan razı olsun.[329]



(86) Köle Hırsızlık Ederse


165— Ebû Hüreyre'den (Radiyaîlahu anh) rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu :

«Köle hırsızlık ettiği zaman bir neşşe -yirmi dirheme - dahi olsa, onu (ucuz bir fiatla) sat.»

Ebû Abdullah (Radiyaîlahu anh) demiştir ki:

«Neşş, yirmi dirhem gümüş miktarıdır, Nevat, beş dirhemdir. Evkı-ye de kırk dirhemdir.»[330]

Hırsızlık eden kölenin, yok pahasına dahi olsa satılması gerektiğini Peygamber Efendimiz buyurmaktadır. Ancak satılan bîr malın kusur ve ayıbını söylemek dinimizde şarttır. Satarken ve alırken hile yapmak hahamdır. Bu hadîs-İ şeriften başka turlu bir manâ anlaşılmamalıdır.

Hırsızlık eden köle satılırken, bu ayıbını müşteriye söylemek 'azimdir. Aksi halde haram olur, çünkü müşteri aldatılmış demektir. Bir de hırsızlık edenin kolu kesilmez, bağışlanır mpnâsı da hatıra gelmemelidir. Kol ke:-meyi gerektiren hırsızlık için bir takım şartların bulunması lâz'mdu- ki, bunun tafsilâtı fıkıh kitapları pda yazılıdır. Bilgi için «İslâm F:khj ve Hukuku» adlı eserin 129, 130. sayfalarına bakılsın.[331]



(87) Hizmetçi Suç İşler


166— Asım, babasından rivayet ettiğine göre, babası Lakît ibni Sabra şöyle dedi:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gittim. (Peygamberin koyunlarını gütmekte olan) çoban, ağıla bir kuzu götürdü. (Peygamber bunu görünce, onun yerine bize bir koyun kesiver diye çobana emrettikten sonra, bana hitaben) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selİem) şöyle buyurdu:

«(Bu koyunu senin için kesiyoruz) zannetme. —Zannetme manâsında olan kelimeyi, Tahsebenne şeklinde değil de, Tahsibenne şeklinde telâffuz buyurdular. — Bizim yüz koyunumuz var, yüzden çok olmasını istemiyoruz. Çoban, bir kuzu getirdiği zaman, onun yerine bir koyun keseriz.»

Buyurduğu sözler arasında, şunlar da vardı:

«Hizmetçini doğduğun gibi, hanımını döğme. Abdest alırken burnuna, ağzına fazla su ver, ancak oruçlu iken böyle yapma.»

«Hizmetçini doğduğun gibi, zevceni döğme.»[332]



Bu hadîs-i şerifin metni, Imam-ı Buharı tarafından kısaltılmış olarak burada rivayet edilmiştir. Metne sadık kalarak doğrudan doğruya tercümesi mümkün olamıyacak şekilde kapalıdır. Ebû D a v u d , birinci cild, Taharet bölümünde ve bab : 56 dakİ, istinsar mevzuunda bu hadîs-i şerîfi daha geniş ve açık olarak rivayet etmektedir. Oradan faydalanılarak tercümesi yapılmıştır. Bu hadîs-i şerifte şu üç hususa işaret buyurulmaktadır:

1— Hz. Peygamber in yüz koyunu vardı ve bunlar dünya İhtiyacını karşılayacak kâfi miktar sayıda oldukları için, daha fazla çoğalıp birikmelerini murad etmemişlerdi. Yüz adedini geçmemek İçin gelen bir kuzu yerine, bir koyun fcgserlerdîy Kesilen koyun, eve, mispfîrlere, komşulara ve fakirlere harcanırdı. Buradaki rivayetten anlaşıldığına göre, bir koyun kesilmesini emretmeleri, gelen misafire İkram için hususî bir muamele değil, yüz adedini aşmamak için ve fazlalığı gidermek İçindir. Daima kazanmak ve harcamamak, biriktirmek doğru bir hareket değildir. Kazandıktan sonra, ihtiyaç fazlasını sarfetmek lâzımdır.İçtimaî yardımlaşma böyle olur, malî denge böyle kurulur.

2— La kî y t, hanımının dilinden Hazreti Peygamber'e şikâyette bulunması özerine ona :

Buyurdular. Zevce, hiç bîr zaman bir hizmetçi seviyesinde tutulmamalıdır. Hizmetçi, bir iş yapmak mükellefiyetinde bulunduğundan, onu terbiya maksadı ile döğmenin caiz olduğuna dair hadîs-i şerifler geçmişti. Zevç ve zevcenin karşılıklı haklan, hizmetçi ile kıyas cdilem'yeceğinden ve zc/cen'n hizmetçi gibi evde iş yapma mükellefiyeti bf;h.:r:mad'5:ndcm onu cyn tutmak icab eder. Onu üst ve yüksek seviyede idare etmeyi Peygamberiniz tavsiye buyurmuşlardır.

3— Abdest alırken, tam bir fazilet elde edebilmek için, buruna ve ayıza bol su vermek Sureti İle ağız ve burunu temizlemek lâzımdır:insanın vü"u-düna, zararlı mikropların çoğu ağrz ve burun yoltarı i!e girer. Bunların :;'; sık iyi bir şekilde temiz tutulmaları sağlığ'mizl ve temizliğimizi koruma bakımından da çok lüzumludur. Bunun dışında manevî fazileti ve sevabı vardır. Yalnız oruçlu bulunanlar/boğaza ve gen'zo su kaçırmama'; iç'n, İtina ile hareket etmelidirler. Buruncf fazla su çökmeme!!, gargara yapmamalıdır. Çünkü boğazdan su kaçması ve suyun genize gitmesi orucu bozar.

L â k î y t tfmdir? :

Lâkîyt ibni Sabire (Radiyaltahu anh), ashab-ı kiramdan olup, Peygamber Efendimizden hadîs-i şerif rivayet etmiştir. Oğlu Asım da kendisinden rivayet etmiştir. Ebû Asım künyesi ile şöhret bulmuş-fur. Tercüme-i hali hakkında daha geniş bir malûmat edİnüememiştir.[333]







(88) Kötü Zan Korkusundan, Teslim Edilen Eşyayı Mühürleyiniz


167— (46-s) Ebu'l-Aliyye'den rivayet edildiğine göre söyle dedi:

«Biz, hizmetçiye (teslim edilen eşyayı, şüphelenmiyelim diye) mühürlemekle, ölçmekle ve saymakla emrolunmuştuk. Bunu, kötü ahlâka alışmasınlar yahud bizden birimiz (hizmetçi için) kötü zan beslemesin diye yapardık.»[334]



Bİr malı muhafaza etmek veya bir tarafa göndermek için o mal hizmetçiye teslim edildiği zaman onu bağlayıp mühürlemek, ölçmek veya saymak İhtiyatlı bir hareket olur. Bir şeyin miktarını ve keyfiyetini bilmeden, onu başkasına teslim etmek İhtilâflara yol açar ve çok kere de haksızlığa sebebiyet verir. Teslim edilen adam hakkında, kaybetti veya çaldı diye kötü zan beslemeye sevkeder. Suçsuz kimseye kötü zanda bulunmak ise günâhtır. Bu günâha düşmemek için, önceden tedbir almalıdır.

Aynı zamanda bir kutuyu lehimleyip sağlamlaştırmak ve eşyayı sarıp bağlamak ve ölçüsünü tesbit etmek, hizmetçiyi kötü alışkanlıktan kurtarır. Çünkü ölçüsü ve miktarı bilinmiyen açıktaki bir maldan almak kolaydır. Nasıl olsa bilinemiyecek düşüncesi ile hareket edip böyle bir maldan alan bir hizmetçi, zamanla bu kötü harekete alışır ve iş büyör. Bundan da kötü ahlâk doğar. Buna da mahal bırakmamak lâzımdır.

Ebû'I-AIİyye kimdir? :

Adı Ruf ey ' ibni Mihran olup, tabiîndendir ve sayılı imamlardandır. Hz. E b u B e k i r 'in sohbetinde bulunmuş ve Hazretî O m e r 'in arkasında namaz kılmıştır. Mavera'in-Nehir de İlk ezan okuyandır. Hicrî 90 tarihinde vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun.[335]



(89) Kötü Zan Korkusundan Hizmetçisine Eşyayı Sayıp Teslim Eden Kimse


168— (47-s) Selman'dan (Radiyallahu mh) rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

«Ben kötü zan korkusu ile, hizmetçime (teslim ederken) kaba eti alınmış kemikleri (bile) sayarım.»[336]



Teslim edilecek eşyayı saymamn ve ölçüp muhafazaya almanın faydalan bundan önceki haberde anlatılmıştı. Selman-İ Farisî 'nin ifadesi de aynı manâyı kuvvetlendirmektedir. Yani kıymeti az dahi olsa, hizmetçi hakkında kötü zan beslemeye vesile olmasın veya ona kötü bir huy aşılamıyayım diye, S e I m a n Hazretleri eşyayı sayarak teslim ettiklerini açıklamışlardır.

S e I m a n kimdir? :

S e I m a n aslen İranlıdır. Isfahan yakınlarında bir köyde doğmuştur. Gençliğinde Mecûs = Ateşperest dinine bağlı iker^ Hıristiyanlığı buna tercih etti. Mecusîlerin eziyetinden kurtulmak için Şam taraflarına kaçmıştı. Rivayet edildiğine göre, rahİblerden biri, Hicaz tarafında bir Peygamberin zuhur edeceğini ona haber vermesi üzerine S e I m a n bir kervana katılmış ve elden ele satılarak Medine'ye varmıştı. Medine'ye gidişleri hicretten sonra olmuş ve doğruca Hazreti Peygamber'in huzuruna vararak İslâm'ı kabul etmişti. O sırada bir Yahudi'nin kölesi bulunuyordu. Hazreti Peygamber S e I m a n 'ı satın alarak azad etti.

Sel man, âlim ve fazıl bir zat olup, kendi el emeği ile geçinirdi ve kimseden bir şey almazdı. Kazancının çoğunu sadaka olarak verirdi. Hurma yapraklarından zenbil dokuyup satardı. Sahip bulunduğu ilim ve itilâsı sayesinde, ehli beyt arasına kabul buyurulmuş olduğu rivayet edilir. Kemâl ve faziletine dair pek çok hadîs-i şerif varid olmuştur.

İlk defa Hendek savaşında bulunmuş ve Medine çevresine hendek kazılmasını Hazreti Peygambere o tavsiye etmişti. Hendek savaşından sonra, diğer bütün savaşlarda bulunmuştur. Hazreti Peygamber ona, Selmanü'I-Hayr adını vermişti.

Kanaatkar ve ihtiyaçtan müstağni olduğundan giydiği abası'ntn bir tarafını kendine döşek olarak kullanırdı. Rivayet edildiğine göre, bir adam Selman'a :

«— Sana oturacak olduğun bir ev yapayım.» dedi.

Sel man :

«— Benim eve ihtiyacım yoktur.» diye cevap verdi.

Adamın ısrar etmesi sonunda, Selman'a dedi ki :

«— Ben senin nasıl bir ev istediğini artık anladım. Sen öyle bir ev istiyorsun ki, ayağa kalktığın zaman, başın tavana ve yattığın zaman da ayakların dıvara değsin.»

S el m an buna :

«— Evet!»

Dedi. Adam da ona böyle bîr oda inşa etti. Peygamber Efendimiz onun hakkında şöyle buyurdu :

«Din, Süreyya yıldızında olsa, S el man yine onu arar, buyurdu.»

Hazreti ö m e r 'in hilâfeti zamanında Medaİn valiliğine tayin edilmişti. Hazreti O s m a n 'm hilâfeti zamanında da hicrî 35 tarihinde vefat etti. Allah ondan razı olsun.[337]



169— (48-s) Selman'dan (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

«Ben, zan korkusundan dolayı, kaba eti alınmış kemikleri sayarım.»[338]



Yine S e I m a n 'dan rivayet edilen bu haber, az bir değişiklikle daha önceki rivayeti teyid etmektedir.[339]



(90) Hizmetçinin Terbiyesi


170— (49-s) Yezîd ibni Abdullah'dan işitildiğine göre şöyle anlattı: «Abdullah ibni Ömer, kendi kölesine, bozdursun diye, altın veya gümüş para verip (çarşıya) gönderdi. Köle, paranın karşılığını bir müddet sonra almak üzere parayı bozdurup geri döndü. Bunun üzerine, Abdullah köleyi acıklı bir şekilde döğdü ve (ona) şöyle dedi:[340]

«Git, bana ait olanı getir ve onu değiştirme (bozdurma).»[341]



Altın ve gümüş kendi cinsleri karşılığında satıldıklar! ve bozduruldukları zaman, peşin olarak alınıp verilirler. Veresiye şekline dönünce, bu haram olur. İşte köle, haram bir alış-verİş yaptığına kızan Abdullah ibni D m e r , onu acıtacak şekilde kırbaçla doğmuştur. Terbiye için hizmetçiyi döğmenİn cevazına bir işaret ise de, bundan sonra gelecek olan hadîs-İ şerîfte, köleyi döğmemek veya döğüldüğü takdirde ileri gitmemek icab ettiği beyan buyurulmaktadir.[342]



171— Ebû Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

«Kendi kölemi doğuyordum. Arkamdan şöyle bir «es duydum:

«Ey Ebû Mes'ud! Bil ki, senin köleye güç yetirmenden daha çok, Allah'ın gücü sana yeter.»

Döndüm, bir de ne göreyim O, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemp... Dedim ki:

«Ya Resûlallah! Artık bu köle, Allah rızası için hürdür.»

Bunun üzerine :

«Eğer sen böyle yapmamış olayCin, sana Cehennem ateşi dokunurdu.» Yahut: «Seni ateşin alevi yalardı.» buyurdular.[343]



Anlaşılıyor ki, Ebu Mes'ud (Radiyallahu anh) kızgınlığından ve köleyi döğmekle meşgul olmasından ötürü, yanına kadar yaklaşan Peygamber Efendimizin farkına varamamışlardır. Ebu Mes'ud'un kızgınlığını gidermek ve yaptığı işin çirkin bir İş olduğunu ona bildirmek içinA Allah Tealâ'nın kudretini Peygamber'imİz kendilerine hatırlatmıştır. Yaptığı günâhın keffareti de onu azad etmek olmuştur. Köleyi azad etmemiş olsaydı, günâhtan kurtulamıyacaktı ve azabını çekecekti. Daha önce köle ve hizmetçilerin döğülebileceğîne dair haberler geçmişti. Burçda ire döğmenjn günâh olduğu bildirilmektedir. Her ikisinin arası şöyle telif edilebilir: Lüzumsuz yere ve haddinden fazla döğmek günâhtır. Terbiye İçin kâfi miktar döğmekte beis yoktur.

Ebû Mes'ud kimdir? :

Ismİ U k b e 'dİr. Babasının âdı A m r olup, Ebu Mes'ud E I - B e d r î künyesi İle meşhurdur. Bedirde ikâmet ettiğinden ona, bulunduğu yere nisbeten B e d r î denmiştir. Yoksa Bedir savaşında bulunduğu için bu vasfı almamıştır. Çünkü Bedir savaşında bulunmadığı rivayet edilir. Uhud ve ondan sonraki savaşlarda bulunmuştur. Bir rivayette Hz. A I i 'nİn hilâfeti zamanında ve diğer bir rivayette de Hz. M u a v İ y e devrinde vefat etmiştir. Ensar'dan ve Hazreç kabilesindendi. Allah ondan razı olsun.[344]



(91) Allah Yüzünü Kara Etsin, Deme


172— Ebû Hüreyre'den (Radiycdlahu anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

«Allah, yüzünü kara. etsin, demeyiniz.»[345]



Yüz, insanoğlunun en kıymetli vasıflarını toplıyan bir kısmıdır. Başın en güzel ve önemli bir tarafını teşkil eder. Konuşma, görme, tatma, işitme, koklama, bilme gibi en önemli vasıflar burada toplanmış ve İnsanın güzelliği de burada tecelli etmiştir. Bu bakımdan Cenab-ı Hakkın kudret ve azametine en büyük vasıfta delâlet eden bu kısmı kötülememek ve ona saygı göstermek İcab eder. Bu bakımdan yüz tahkir edilmemelidir.[346]



173— Ebû Hüreyre'den (Radiyailahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

«Allah senin yüzünü ve yüzü senin yüzüne benziyenin yüzünü kara etsin, diye asla demeyiniz. Çünkü Azîz ve Celîl olan Allah, Âdem (Aleyhîsselâm) 'ı kendi suretinde yarattı.»[347]



Yine yüzün önemli bir organ olduğunu teyid eden »bu hadîs-i şerifteki, «Allah, Âdem'i kendi suretinde yarattı.» cümlesi üzerinde âlimlerin çeşitli görüş ve tefsirleri olmuştur:

1— Bir kısım âlimler, bunun manâsını Allah'a bırakmışlar ve bunu söz konusu etmemişlerdir.

2— Bazı âlimler de bunun manâsını tevil etmişler ve Suret, s:fat manâ-sındadır, demişlerdir. Yani Cenab-ı Hak, Âdem'i, kendi sıfatlarına maz-har kılarak yaratmıştır. Allah Tealâ nın, ezelî ve kemal sıfatları olan kelâm, semi', basar, ilim gibi, Â d e m 'de mahlûk ve sonradan meydana gelme, kelâm, semi', basar ve ilim sıfatları vardır. Allah insanı yarattığı gibi, insanda bu sıfatlan da yaratmıştır. Ancak Allah'ın sıfatlan ezelî ve ebedîdir, noksanlıklardan bendir. İnsanların sıfatları İse noksandır, geçicidir, değişkendir ve yok olmıya mahkûmdur.

3— Bîr kısım âlimlere göre de, suretin Allah'a İzafe edilmesi şeref içindir. Yani insanoğlunun şerefini beyan manâsını taşır.

4— Bir kısmına jgöre, suret kelimesine bitişik zamir, Allah'a değil, Âdem'e racidir. Yani Allah Tealâ Âdem 'İ, âdem suretinde yarattı. Âdem yaratıldığı andaki şekil, boy ve biçimini ömrünün sonuna kadar muhafaza etti. Çocuktan büyüme şekli ile yaratılmadı, demektir. Bir de İnsan, başlangıçta da insan gibi yaratıldı, başka bir hayvandan tekâmül ederek bugünkü şekli almadı manâsını taşır. Böylece D a r w İ n nazariyesi red edilmiş oluyor. Ayrıca Allah Âdem 'i, İnsan şeklinde yarattı. Bu suretine başka hiç kimseyi ortak kılmadı. Sureti, kendisine ait bir surettir, denilmektedir.[348]



(92) Dövmekte Yüzden Kaçınılsın


174— Ebû Hüreyre (Radtyaliahu anh) tarafından Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet edildiğine göre, Peygamber şöyle buyurdu:

«Sizden biriniz, hizmetçisini dövdüğü zaman, yüze vurmaktan kaçınsın.»[349]



Yüz, hürmete değer bir yer olduğundan, yüze vurmamak burada vücub ifade etmektedir. Aksine yüze vurmak haram olur. Yukarda açıklandığı üzere bütün güzellikleri toplıyan yüzde ayrıca bir nezâket ve letafet ve hassasiyet vardır. Bunun bozulmasına ve değişmesine sebebiyet verecek olan dövme işinin kötülüğü de aşikârdır. Bu bakımdan dövülmeyi hak eden cezalılar bile, baş hariç olmak üzere dövülürler.[350]



175— Câbir'den (Radiyaîlahu anh) rivayet edildiğine göre şöyle anlattı:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kızgın demirle dağlanan bir hayvana rastgeldi. Öyle ki, hayvanın burun deliklerinden duman çıkıyordu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Bunu yapana Allah lanet etsin. Hiç kimse yüzü dağlamasın ve asla yüze vurmasın.»[351]



Mutlak olarak neresinden olursa olsun, insanı dağlamak haramdır. İnsandan başka, diğer hayvanların yüzlerini hariç tutmak şartı iie onları nişanlamak için dağlamak caizdir. Yine hayvanların besilerini artırmak ve etlerini kokudan kurtarmak maksadı İle onları burmak caizdir. Bunlar sebepsiz yere yapılmamalıdır.[352]



(93) Kölesine Zulmeden, Üzerine Vacib Olmaksızın Onu Azad Etsin


176— Hilâl ibni Ye saf m (Radiyallahu anh) şöyle anlattığı işitilmişür: «Biz, Süveyd ibni Mukarrin'in evinde bez satıyorduk. Bir cariye çıkıp adamın birine bir şey söyledi. Bunun üzerine bu adam ona bir tokat attı. (Hâdiseyi gören) Süveyd ibni Mukarrm, (döğen) adama şöyle dedi: «Bu kadının yüzüne nasıl tokat vurdun? Ben, biliyorum ki, ailemizde ben yedi kişinin yedincisi idim ve bizim ancak bir tane hizmetçimiz vardı. Bizden birimiz onu dövmüştü de Peygamber (SalUUlahÜ Aleyhi veSe'tem) döğene onu azad etmesini emretmişti.»[353]



Hadim, hizmetçi manasınadır. Erkek ve kadın hizmetçiye hadim denir. Bu kelime möennes alâmeti ite kullanılmaz ve köte olan hizmetçiler için de kutlanılır.

Yüze vurmak günâh olduğu İçin, bu günâhın keffareti onu azad etmekle ödenir. Burada köleye vurup, ©no zutOm yapmak sebebiyle insan muhakkak o köleyi azad etmekle mecbur tutulmamıştır. Ancak böyle bir günâh işlendiği zaman, köleyi azad etmek iyi bir iştir ve menduptur. Yoksa emir, vöcub için değildir, diye âlimler görüş birliğine varmışlardır.[354]



177— İbni Ömer'den- (Radiyaîlahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

Peygamber (Sallalfahü Aleyhi ve Sellern)'den işittim, diyordu ki: «Kini kölesini tokatlarsa, yahut işlemediği bir suç için onu cezalandırıp döverse, dövenin (işlemiş olduğu günaha karşılık) kcftareti, onu azad etmektir.[355]



Bu hadîs-i şeriften de anlaşılıyor kİ, halcsız yere köleyi dövmek veya ona zujüm etmek günâhtır. Bu günâhı telâfi etmek için de haksız yere dövülen köleyi azad etmek icab eder. Bu azad ediş, bir mecburiyet değilse de, İslâm'ın ulviyetine ye adaletine yakışan ve insan haklarına değer veren bir hareket olur.[356]



178— Muaviye ibni Süveyd dedi ki:

«Bize aid, köleye bir tokat attım. Köle kaçtı. Babam, beni (ve onu) çağırdı. Sonra ,(köleye) dedi ki:

«Kısas yapE» (saaa vurulan tokatm aynını, bu oğluma vur, köle kısas yapmadı, bağışladı).

Biz Mukarrin oğullan yedi kişi idik. Bizim bir kölemiz vardı. Birimiz onu tokatlamıştı. Bu hadise, Peygamber (SallallahüAleyhiveSellem)'e anlatıldı. Bunun üzerine Hazreti Peygamber şöyle buyurdu :

«OMukaerin oğullarına enıret, o köleyi (cariyeyi) azad etsinler.»

Peygamber (SallaUahüAle$jıiveSellem)'e dendi ki:

«Onların bu köleden başka bir'hizmetçileri yoktur.»

Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

«(öyle ise) Onu hizmette kullansınlar, ona ihtiyaçları kalmayınca onu salıversinler (azad etsinler).»[357]



179— Şu'be (Radiyallahıı anh) anlatarak şöyle dedi:

Muhammed ibni Münkedir bana sordu ki:

«îsmin nedir?»

Ben:

«Şu'be!» dedim.

O da dedi ki:

«Ebû Şube bana, Süveyd ibni Mukarrin El-Müzenî'den rivayet ederek anlattı. Süveyd, kendi kölesini tokatlıyan bir adam görmesi üzerine (ona) şöyle demişti:

«Bilmiyor musun ki, yüze vurmak haramdır? Biliyorum ki, ben, Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında yedi kardeşten yedincisi idim. Bizim yalnız bir kölemiz vardı. Birimiz onu dövmüştü. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), onu azad etmemizi emretti.»[358]



Lâfızları biraz değişik olmakla beraber, daha önce geçen hadîs-i şe-rlflerdeki hadisenin tekrarı ve başka bir yoldan rivayetidir.[359]



180— Zâzâu Ebû Ömer'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

., «Biz, îbni Ömer'in yanında idik. Pövmüş olduğu kölesini çağırdı. Arkasını açarak (köleye) tiedi ki:

«Seni acıtıyor mu?»

Köle:

«Hayır!» dedi.

Bunun üzerine köleyi azad etti. Sonra yerden bir çöp kaldırıp şöyle dedi;

«Benim bu köleyi azad edişimde şu çöp ağırlığı kadar bir sevâb yoÂ-tur.» Ben ona (künyesi ile hitab ederek) dedim ki:

— Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) 'den duydum, dedi veya diyordu ki:

«Yapmadığı lair suçtan dolayı kölesini döven yahut yüzüne tokat atan kimsenin keffareti, onu azad etmesidir.»[360]



Bu rivayet 177 sayılı hadîs-İ şerife uygundur. I b n i Ömer, kölesini terbiye için ve ona bilgi vermek için dövdüğü ve sonradan kölen:n bir kusuru bulunmadığını anladığı cihetle ona zulüm etmiş veya suçundan fazla dövdüğünü anlamış olmakla, günâhına keffaret için kölesini azad et-mişli. Bundan da bir sevâb beklememişti.[361]



(94) Kölenin Kısası (Cezalandırılması)


181— (50-s) Ammar ibni Yasir'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

«Hiç kimse, haksız olarak, kölesini dövmesin. Eğer (böyle haksızca) döğerse, kıyamet günü dövene kısas yapılır (yani cezaya uğratılır).»[362]



Kıyamet günü herkesin hakkı ödenecek ve ilâhî adale! gerçekleşmiş olacaktır, öyle ki, boynuzsuz koyun için boynuzlu koyuna kısas yapılacak ve bütün haklar ödenmiş olacaktır. Mazlumun zalim üzerinde bir hakkı ol-duğu> dan, bu hak zalimden aynen alınacaktır. Bu gibi haklardan kurtulmak İçin dünyada helâllaşmak icab eder. Helâllik alındıktan sonra, âhi-rette ayrıca bir cezaya mahal kalmaz.

Ammar İbni Yasir kimdir? :

Ashabdan İlk Müslüman olanların otuzuncusudur. İslâm olduklarını ilk açığa vuran yedi kişiden de birisidir. Babası Yasir ve annesi S ü-m e y y e ile birlikte ailece İslâm'ı kabul etmişlerdi. Babası aslen Yemen i i olup, Mekke'yi ikâmet İçin seçmiş vs oğfu Ammar da Mekke'de doğmuştu. İslâm dinini kabul ettiklerinden dolayı ailece pek çok eziyet çekmişlerdir. Hatta annesi müşriklerin zulüm ve işkenceleri tesiriyle şehid olmuştur.

Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Settem) onlara her tesadüflerinde :

«Ey Yasir ailesi! Sabırlı olsun, sizin va'd olunduğunuz yer Cennet'dir.» buyururdu.

Habeşistan'a hicret edişinde ihtilâf vardır. Fakat Medîne-i Münevvere-ye Hz. Peygamberle hicret etmiştir. Uhud savaşından itibaren bütün savaşlarda bulunmuştur. Medine'ye vardıktan sonra ilk önce bir ibadet yerinin inşa edilmesine lüzum gösteren A m m a r olmuş ve bizzat çalışarak Küba mescidini bina etmiştir.

Müseylemetü'l-Kezzab'a — Yalancı Peygambere karşı Yemame vak'astnda bulunmuş ve muharebe esnasında bir kulağını kaybetmiş olduğu halde, bir kaya parçası üzerine çıkarak Müslümanları savaşa teşfik etmiş ve hücumdan geri kalmamıştı. Uzun boylu, geniş omuzlu ve buğday renkli idi. Hz. Peygamber e yaş bakımından en yakın A m m d r 'in olduğu rivayet edilir.

A m m a r hakkında Peygamber Efendimiz şu hadîs-İ şerifleri buyurmuştur :

Anunar, köprücük kemiklerine kadar imân doludur.»

Ammar, ayak bileklerinden kulak yumuşaklarına kadar imânla doludur.»

«Ammar'a kim düşmanlık ederse, Allah ona düşman olur ve kim Ammar'a kin beslerse, Allah da ons buğzeder.»

Hz. Ömer'in hilâfeti zamanında, halife tarafından Küfe valiliğine tayin edildi. Azlinden sonra Hz. AIİ tarafına geçti. Cemel ve Sıffin savaşlarında Hz. AI i saflarında bulunarak savaştı ve Sıffîn savaşında doksan küsur yaşında olduğu halde şehid edildi. Hz. Ali, şehidlere ynpılan muamele gereğince, Ammar'ı gasİ etmeksİz;n elbiseleri ile gömüp namazını bizzat kıldırdı.

Kendisinden fazla miktarda hadîs-i şerîf rivayet edilmiştir. Allah ondan razı olsun.[363]



182— (51-s) Ebû Leylâ'dan işitildiğine göre şöyle dedi: «Selman, çıkıp gördü ki, ahırda hayvanının yemi, yere düşüp duruyor, (zayi oluyor). Bunun üzerine hizmetçisine:

«Ben, (âhirette) kısastan korkmıyaydım, seni acı bir şekilde döverdim.»[364]



Selman, malının telef olup gitmesinden, boşuna harcanmasından krzdığı için hizmetçisini böyle tehdit etmiştir. Allah korkusunu; düşünerek haddi tecavüz etmemiş, ancak hizmetçiye bir göz dağı vererek yetinmiştir.[365]



183— Ebû Hüreyre'den (Radfyaltahu anh) rivayet edildiğine, Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Seîlem) şöyle buyurdu :

«Muhakkak surette bütün haklar, hak sahiplerine ödenecektir, öyle ki, toynuzsuz koyun için, boynuzlu koyundan kısas yapılacaktır.»[366]



Hayvanların kısas edilişi, bir mükellefiyet ve sorumluluk kısası değildir. Tam bir adaletin tecellisi için bir. karşılık kısasıdır.[367]



184— Ümmü Seleme'den (Radiyaliahüanhç) rivayet ediliyor:

«Peygamber (Sallallahii A leyhi ve Sellem), Ümmü Seleme'nin evinde idi. Kendi hizmetçisini, yahut Ümmü Seleme'nin hizmetçisini çağırdı.

Hizmetçi gecikti. Bundan dolayı Peygamberin yüzünde öfke alâmeti belirdi. Ümmü Seleme gidip kapı perdesinde durdu da hizmetçiyi oynar vaziyette gördü. Hazreti Peygamberin elinde (diş fırçası olarak kullanılan) ağaç dalı vardı. Şöyle buyurdu:

«Kıyamet günü kısas korkusu olmıyaydı, bu ağaç dalı ile seni acı-taeak çekiIAe döverdim.»

Ravilerden Muhammed ibni Heysem şunu ilâve etmiştir: «Hizmetçi, bir hayvanı okşayıp eğleniyordu. (Ümmü Seleme'nin anlatışını şöyle) rivayet etti: Hizmetçiyi Peygamber (Sallaüahü Aleyhi ve SetiemYı getirdiğim zaman dedim ki:

«Ey Allah'ın Resulü! Bu hizmetçi yemin ediyor ki, senin çağrını işit-memiştir.»

Yine Ümmü Seleme dedi ki: «Peygamber'in elinde misvak vardı.»[368]



Hizmet edebilecek bir çağa eren erkek veya dişi hizmetçiye «Vasıf» denir. Ayrıca yalnız dişiler için müennes alâmeti ile «vasîfe» şeklinde de

kullanılır. Metİncfe möennes kelime kullanıldığından, hizmetçinin kız çocuğu olduğu anlaşılmaktadır. Hizmetçinin, Peygamber Efendimize veya Ümmü S eleme validemize ait olduğunda ravinin şüphesi vardır. Peygamber (Salkllahü Aleyhi ve Sellem) 'in kendi inancında, çağrısını duyduğu halde, hizmetçi ona koşmamıştır. Bu hareket ise bir kabahattir. Bundan ötürü hizmetçinin terbiye için dövülmesi caiz iken, Peygamber Efendimiz bunu yapmamışlar, yalnız, bir tehditle yetinmişler ve âhirette vuku bulacak gerçek adaletin tecellisini hatırlatmışlardır.

Ommö Seleme kimdir?:

Peygamber Efendimizin zevcesi ve müminlerin annesidir. İsmi H i n d '-dir. İlk kocası, amcası o^lu Ebû Seleme = Abdullah 'dır. Kocası öldükten sonra Hz. Peygamberle hicretin dördüncü yılında evlendi. İzdivaç müddetleri yedi rene sürdü. Hz. Peygamber'in İrtihallerinden sonra, 48 yıl yaşadılar. Hz. Peygamber'in zevcelerinden en son vefat edendir.

O m m ü Seleme validemiz ilk kocası İle birlikte ilk Müslüman olanlardandır ve Habeşistan'a hicret edenlerdendir. Oğulları Seleme Habeşistan'da doğduktan sonra Mekke'ye döndüler. Sonra yine kocası ile Medîneye hicret ettiler. Hanımlardan Habeşistan'a ilk hicret eden olduğu gibi, Medine'ye de ilk hicret eden hanımdır. Medine'de, Ömer, Dürre ve Z e y n e b adlarında üç çocuğu olmuştur. Gayet isabetli görüşü, parlak zekâsı ye güzelliği vardı. 378 hadîs-i şerif nakletmiştir. Hicretin 59 veya 6] yılında vefat etti. Allah ondan razı olsun.[369]



185— Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

Resûlüllah (SaHallahü Aleyhi ve Setlem) buyurdu ki:

«Her kim (diğerine) bir vuruş vurursa, kıyamet günü ondan kısas alınır.»[370]



B ura d a fazla dövmekten maksad, zulüm edecek şekilde taşkın bir dövmedir. Bİr fenalıktan vazgeçirmek, terbiye etmek ve alıştırmak İçin kâfi miktar olan dayak kasdedilmiş değildir. Haksızlığa kaçan dövmeler için kıyamette, dövenden kısas yapılacaktır.[371]



186— Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh) , Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Kim haksız yere döverse, kıyamet gününde ona kısas yapılır.»[372]



Bundan önceki hadîs-i şerife bakılsın.[373]



(95) Köle Ve Hizmetçilere Giydiğiniz Elbiselerden Giydirin


187— Ubade ibni Samit şöyle anlattı:

«Ben ve babam, Erisar'm bu cemaatinden — vefat edişlerinden Önce — ilim öğrenelim diye çıktık. îlk karşılaştığımız (âlim), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîern) 'in arkadaşı Ebu'l-Yeser oldu; ve yaninda kendi kölesi vardı. Ebu'l-Yeser'iri sırtında bir hırka ve giydiği (Yemen kabilesinin dokuması)' bir 'Meafirî elbise vardi. Kölesinin üzerinde de bir hırka ve bir Meafirî vardı. Ben, Ebu'l-Yeser'e:

«Ey Amcam! Kölendeki hırkayı alsan da, ona senin Meafirî'ni versen, (böylece senin iki hırkan ve onun iki Meafirî olsa), yahut onun Meafirî'ni alsan da ona, senin hırkanı versen, (böylece ikinizin üzerinde aynı cinsten iki parça elbisesi olsa), dedim.»

Ebu'İ-Yeser başım sıvayarak şöyle dedi;

«Allah'ım, buna bereket ver. Ey kardeşimin oğlu! Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) in şöyle buyurduğunu, şu iki gözüm gördü, şu iki kulağım işitti ve —kalbinin damarına işaret ederek— kalbim ezberledi :

«Onlara (köle ve hizmetçilere) yediğinizden yedirin ve giydiğinizden onlara giydirin.»

«Ona dünya malından bir şey vermem, kıyamet gününde benim hasenatımdan bir miktar (benden) almasından bana çok daha hafiftir.»[374]



Anlaşılıyor ki, U b a d e , köle ile efendisi üzerinde ayrı ayrı kur maşlardan ikişer parça elbise görünce, bunları birleştirmek sureti ile aynı cinsten birer takım elbise yapmalarını hoş görmüştür. Halbuki E b u ' I -Y e s e r , adalete en uygun şeklini seçtiğini ve bu husustaki hareketini anlattığı hadîs-i şerîfe dayanarak, yaptığını ifade etmiştir. İşte İslam'da, efendi giydiği elbiseyi kölesine ve hizmetçisine giydirecek ve yediği yemeği de ona yedirecektir. Gerçek adalet budur

Ebu'l-Yeser kimdir? :

Ensar'dan olan Ebu'l-Yeser'in jşmt Kâ'b ibni A m r'-dir. Isİm ve künyesi ile şöhret bulmuştur. Annesinin adı N e s î b e 'dir. Akabe bi'atından sonra Bedir savaşında bulundu ve bu savaşta Haireti Peygamber Efendimizin amcası Hz. Ab bas 'ı (henüz İslâm'ı kabul etme-mişken)^esir aldı. Kendisi kısa boylu ve geniş karınlı idi. Halbuki Hazreti A b b a s, uzun boylu, büyük yapılı ve güzel bîr adamdı. Bunun için Peygamber Efendİmİ2, Ebu'l-Yeser'e: ;

«Muhakkak surette Alibas'a karşı iyi bir melek sana yardım etti, (de onu esirajdın).»

Yine Bedir savaşında müşriklerden Ebu'l-Uzeyr elinde bulunan müşrHdere ait sancağı çekip alan yine odur. Bedir'den sonraki savaşlarda da bulunmuştur. Hz. Ali'nin hilâfeti zamanında Hz. Ali saflarında bulunmuş -ve Siffin muharebesine katılmıştır. Medine'de ikâmet etmfş ve hicretin 55. yılında orada vefat etmiştir. Bedir savaşında bulunanların en son vefat edenidir. Allah ondan razı olsun.[375]



188— Câbir ibni Abdullah'ın (Radiyallahu anh) şöyle anlattığı işitilmiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kölelere iyi muamele etmesini emrederdi ve:

«Onlara, yediğinizden yedirin ve elbiselerinizden onlara giydirin. İzzet ve Celâl sahibi olan Allah'ın yaratığına eziyet etmeyin.» buyurdu.[376]



Köleye ve hizmetçiye, yediğinden yedirmek, muhakkak surette onunla beraber oturup yemek değildir. İnsan yediği yemekten ona vermesi ve tad-dırması demektir. Bu hadîs-i şerif 199 sayıda aynen gelecektir.[377]







(96) Kölelere Kötü Söz Söylemek


189— Ma'rûr ibni Suveyd anlatıyor:

«Ebû Zer'i gördüm» üzerinde bir takım elbise, kölesinin üzerinde de bir takım elbise vardı. (Kendisindeki eski elbiseyi kölesine verip, kölenin yeni elbisesini alıp giyinsin diye) ondan bunu istedik. O şu cevabı verdi:

«Ben bir adamı (Hazreti Bilâl'i) ayıpladım. (Ona: Ey siyah kadının oğlu, dedim). O adam beni Peygamber (Scükıilahü Aleyhi ve Sellem)'e şikâyet etti. Bunun üzerine Peygamber (Sailalîahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Sen onu, annesi ile ayıpladın mı?»

Ben:

«Evet!» dedim. Sonra Hazreti Peygamber:

«Sizin kardeşleriniz, (köle olsun, olmasın dinde kardeşleriniz veya Hazreti Âdem'den gelme olarak cins bakımından kardeşleriniz) sizin yar-dımcılarınızdır. Allah onları idareniz altına verdi. Kimin kardeşi, eli altında bulunuyorsa, yediğinden ona ycdirsin ve giydiğinden ona giydirsin. Güç yetiremiyecelderi şeyi onlara ytiklemeyiniz. Etfer onları güçlerinin üstünde giSrevlendirirseniz, onlara yardım ediniz.» dedi.[378]



Köle ve hizmetçileri yedirme ve giydirme hakkında âlimlerin görüşü şudur. Hadîs-i şerifteki : «Onlara yediğinizden yed irin ve giydiğinizden giydirin» emri, vücub İçin değildir. Bu bir mendubdur ve fazilettir. Vacib olan, zamanın ve cemiyetin örfüne göre onları yedirip giydirmektir. Bu harcama efendinin giyim ve yemesinden aşağı ela olabilir, yukarı da çıkabilir. Ancak bir insan cimriliğinden veya zühdünden kendisi giymez ve yemesinde noksanlık yaparsa, kölesine aynı şekilde noksanlık yapması caiz olmaz. Bu hareketi ona helâl olmaz.

Bir de hizmetçi ve kölelere ağır iş ve başaramıyacaklan vazifeler vermemek icab eder. Bedenlerine zarar vermiyecek şekilde onlan çalıştırmalı v© kendi başlarına başaramıyacaklan işlerde onlara yardımcı olmalıdır.

Köleyi ayıplamak mevzuu ile ilgili olarak getirilen bu hadîs-i şerifte, köleye kötü söz söylemek, sövmek ve onu ayıplamak yasak edilmiştir. Onlara yumuşak davranıp iyilik etmeğe bir teşvik vardır. Kölelere böyle dav-ranılırsa, hizmetçilere, işçilere ve bunların dışındakilere aynı şekilde dav-ranılacağı evlâdır.

Rivayet edildiğine göre, E b u Z e r 'in aaNnt vermediği zat Hazreti Bilâl Habeşî 'dir. Aralarında geçen bir hâdiseden dolayı, E b u Zer: «Ey siyah kadının oğlu!» diye B i I â l'ı ayıplamış. Hz. Bilâl bundan üzülerek Ebu Zer'i Hz. Peygambere şikâyet etmiş. Bu vaka üzerine bu hadîs-i şerîf varid olmuştur. Ebu Zer, ettiği hatadan af dilemek üzre yere yıkılıp yanağını toprak üzerine koydu ve : Bilâl ayakları ile yüzümü çiğnemedİkçe başımı kaldırmam, dedi. İslâm'da tevazuun ve yapılan kusurdan afv dilemenin ölmez bir örneğini Ebu Zer, henüz köle olan" Hz. B i I â I 'a karşı takındığı asîlâne bir tavırla vermiştir.[379]



(97) İnsan Kölesine Yardım Eder Mi?


190— Peygamber (Saîlaüçhü Aleyhi ve Ssllem) 'in ashabından birinin şöyle anlattığı rivayet edilmiştir:«

Adam dedi ki: Peygamber (SaikılUthü A'.eyhl re Sr .fe; buyurdu: «Köleleriniz, sizin kardeşlerinizdir; onlara ihsan ediniz. Güç yetiremediğiniz işlerde onlardan yardım isteyin ve onlar da güç ye lir enledikleri işlerde onlara yardım ediniz.»[380]

Burada da kölelere ve hizmetçilere İyi muamele edilmesi ve güç işlerde onlara yardımda bulunulması emredilmektedir. Daha önceki hadîs-i şeriflerde bu hususlara işaret edilmişti.[381]



191— (52-s) Ebû Hüreyre'den (Radiyalla.hu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

«Yaptığı işten dolayı işçiye yardım edin. Çünkü Allaiı'j.H. kendisine farz kıldığı bir hakkı ödemeğe çalışan mahrum kalmaz.»

Bundan hizmet edeni kasdetmiştir.[382]



Allah Tealâ Hazretlerinin bîr kimse üzerine yüklediği vazifeyi yerine getirmek İstîyene yardım etmek, sevâb olan ve manevî mükâfatı bulunan bir iştir. Esasen İslâm'da.'karşılıklı yardımlaşma, hediyeleşme ve. sevişme bir vazifedir.[383]





(98) Kösle Güç Yetiremiyeceği Şeyle Yükümlü Tutulmaz


192— Ebû Hüreyre {Radiyalîahu anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellem)'den rivayet ettiğine göre; Peygamber şöyle buyurdu:

«Kölenin yemeği ve giyimi, j(eien4isi üzerine örfe göre olan) hakkıdır. Güç yetiremiyeceği bir işle yükümlü tutulmasın.»[384]



193— Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh) işitildiğine göre, Peygamber (Salkıllahü Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu anlatıyor:

«Kölenin yemeği ve giyimi, (efendisi üzerine örfe göre olan) hakkıdır. Köle ancak güç yetireceği şeyle yükümlü tutulsun.»[385]



Bundan önceki hadîs-i şerife bak.[386]



194— Ma'rûr (RattiyaUahü cmfut) anlatmıştır:

— Ebû Zer'e uğradık, üzerinde bir elbise vardı. Kölesinin üzerinde de başka bir elbise varda. Biz (ona) dedik:

«Köledeki bu elbiseyi alaydın ve bu başka olan elbiseni vereydin takım elbise olurdu.»

Ebû Zer dedi ki:

— Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Köleleriniz, sizin kardeşlerinizdir. Onları Allah idareniz altına vermiştir. Kimin kardeşi idaresi altına verilmişse, yediğinden ona yedirsin, giydiğinden ona giydirsin. Eğer güç yetiremİyeceği şeyi ona yüklerse, ona yardım etsin.»[387]



(99) İnsanın Kölesine Ve Hizmetçisine Yedirmesi Bir Sadakadır


195— Mikdam (Radiyallahu anh) , Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemf'm şöyle dediğini igitmiştir:

«Kendine yedirdiğin bir sadakadır. Çocuğuna, zevcene, hizmetçine yedirdiğin şey de bir sadakadır.»[388]



İnsanın kendi geçimini temin etmesi üzerine vacib olan bir iştir. Yine çalışamıyacak ve kazanamıyacak durumda olan yakınlarının da geçimini sağlamak üzerine vaciptir. İşte bu hizmetlerinin karşılığında bir sevap elde edildiğinden, yapılan harcamalar sadaka ismi ile anılıyor, insan, yardım etmeğe mecbur olmadığı uzak akraba ve yabancılara verir ve yedİrirse, bu nafile sayılan bir ibadet olur ve bundan da sevâb kazanır. Fakat vacipten kazanılan sevâb, nafileden kazanılandan fazla olur.

Bu harcamalar, ancak helâl kazançtan yapılmış olduğu takdirde sevaba vesile olurlar. Aksi halde haramdan kazanılan malın vebali olur, sevabı olmaz.[389]



196— Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhj'den rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

«Sackkanın hayırlısı, (fukaraya verildikten sonra, insanın ailesinin zarurî ihtiyacını karşüıyacak kadar) bir zenginlik geriye bırakan miktardır. Veren üst el, dilenip alan alt elden daha hayırlıdır. Verirken (harcayıp yedirirken) önce geçindirmeğe meclur olduğun kimselerden başla. (Eğer ailene bakmaz ve onlara bir şey bırakmazsan), hanımın: Bana nafaka ver, yoksa beni boşa, der. Kölen : Bana nafaka ver, yoksa beni sat, der. Çocuğun : Beni kimin himayesine bırakıyorsun, der.»[390]



Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîm'de, Isra Sûresinin 29. âyet-i kerîmesinde : «Elini boynuna bağlı kılma (cimri olma). Büsbütün elini de açıp israf etme ki, sonra kınanmış olursun ve eli boş kalırsın.»[391]

Buyurmaktadır. Bu hadîs-i şerifte de sadakanın hayırlısı, o harcamadır ki, gerekli yerlere harcadıktan sonra, insanın elinde ailesinin zaruri İhtiyaçlarını karşılayacak kadar geriye mal bırakan bir miktardır.

Önce insan, nafakasını temin etmeye mecbur olduğu kimselere harcama yapacak ve bunların hiç olmazsa günlük ihtiyaçlarını karşılayacak ve ondan sonra arta kalan malından dışarıya tasadduk edecektir. Ayet-İ kerîmede beyan buyurulduğu gibi, insan elinde bulunan malının hepsini verirse, muhtaç duruma düşer, başkaları tarafından kınanır ve hasretlik çeker. Onun için cimrilik yapmaksızın ve büsbütün de saçmaksızın orta bir yol tutmak en hayırlı bir tutumdur. Peygamber Efendimiz buna işaret buyurmuşlardır. İnsan kendi evine bakamıyacak duruma düşerse, ailesi, kölesi ve çocukları kendisine nafaka davasında bulunur ve onu müşkül duruma sokarlar.[392]



197— Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh) 'den rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sadaka vermeyi emretti. Bir adam dedi ki:

«Bende bir altın var.»

Hazreti Peygamber:

«Onu kendine (ihtiyacına) harca.» dedi.

Adam:

«Bende başka bir daha var.> dedi.

Hazreti Peygamber.:

«Onu zevcene (ailene) harca.» dedi.

Adam:

«Bende diğer bir tane daha var.» dedi.

Hazreti Peygamber:

«Onu hizmetçine harca. Sonra (yakınlarını ve muhtaçlarını) sen daha iyi bilirsin, (ona göre harcarsın).» dedi.[393]



Her şahıs, kendi nafakasını, zevcesinin ve ailesinin nafakasını, hizmetçisinin nafakasını temin etmekle mükelleftir. Bu, üzerine bir farz olmakla beraber, harcadığı para, verilen sadaka gibi ona sevâb kazandırır. Harcama da en yakından başlayıp uzak akrabaya doğru yapılır.[394]



(100) Kölesi İle Yemeyi İstemediği Zaman


198— Ebû Zübeyr'in (Radiyalîahu anh), insanın hizmetçisinden Câ-bir'e (Radiyalîahu anh) şöyle sorduğu işitilmiştir:

«Sıcakh ve meşakkat, hizmetçiyi işten alıkoyduğu zaman, (hizmetçi çalışıp işini gördüğü zaman) Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellem) , onu yemeğe çağırmayı emretti mi?»

Câbir:

«Evet!> dedi.

Eğer sizden biriniz, hizmetçi ile yemek istemez ve bundan hoşlanmazsa, elindeki yemekten bir miktar ona yedirsin.»[395]



İnsanın kendi malında ve hizmetçisinde hakkı olduğu gibi, gördüğü işler karşılığında hizmetçinin de hakları vardır. Pişirdiği yemekte ve hazırladığı sofrada şeriatın ona tanıdığı bir hak vardır. Hizmetçiyi, efendisi sofraya çağıracak veya herhangidir sebeple aynı sofrada beraberce yemek yemesinden hoşlanmıyorsa, ona ayrıca aynı yemekten yedirecektir. İslâm'ın İnsan haklarına vermiş olduğu bu değeri ve yüce adaleti, hiç bir sosyal görüş vermemiştir ve veremez de...

Yemek hususunda gözetilmesi lâzım gelen bu adalet, aynen giyim İşinde de caridir. Daha önceki hadîs-i şeriflerde buna temas edilmişti.[396]



(101) İnsan Yediği Şeyden Köleye Yedirir


199— Câbir ibni Abdullah'ın (Radiyallahu anh) şöyle dediği işitilmiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kölelere iyilik edilmesini emrederdi ve şöyle derdi:

«Yediklerinizden onlara yedirîn ve elbiselerinizden onlara giydirin. Allah'ın yarattığına azab etmeyin.»[397]



188 sayılı hadîs-i şerife bakınız.[398]



(102) Însan Yediği Zaman Kölesini Beraberinde Oturtur Mu?


200— Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh), Peygamber (Sallaltohü Aleyhi veSetlem)deh rivayet ettiğine göre Hazreti Peygamber şöyle dedi:

«Sîzden bîrinize hizmetçisi, yemeğini getirdiği zaman, hizmetçisini (beraberinde yemeğe) oturtsun. Hizmetçi (oturmayı) kabul etmezse, o yemekten ona versin.»[399]



Peygamber Efendimizin : «Hizmetçiyi, efendisi beraberinde yemeğe oturtsun.» emri, burada vücub İfade edip etmediği hakkında görüşler vardır:

1— Imam-ı Şafiî diyor ki, burada iki yön vardır:

a— Efendinin hizmetçisini beraberinde oturtmasında fazilet vardır, bunu yapmak özere vacib değildir. İsterse onu beraberinde yemeğe alıkor, isterse p yemekten hizmetçisine verir.

b— Hangi halde olursa olsun, buradaki emîr nedb İçindir. Yani emri yerine getirmek mendubdur. Yapılmasında sevâb var, terkinde azab yoktur.

2— Fadlullah El-Ceylânî'ye göre, yemeği pişirip onu hazırlıyan hizmetçiye, yemeğe otur, diye emretmek vacibdir. Ancak bunun iki halde istisnası vardır:

a— Eğer yemeği yiyecek kimseler kalabalık olur da yemek az ise, bu durymda hizmetçiye oturmasını emretmek vacib değildir.

b— Hizmetçi, edebinden veya edindiği bir huydan ötürü efendisi ile yemece ©turrnaktan çekinirse, yine onu bizzat oturtmak icab etmez. Fakat bir iki'halde de, hizmetçiye, hazır.ladığı yemekten bir miktar vermek ve taddırmak icab eder.[400]



201— (53-s) Ebû Mahzüre şöyle dedi:

«Hazreti Ömer (Radiyallahu anh)'m yanında oturuyordum. O sırada Safvan ibni Ümeyye bir tepsi getirdi. Onu, bir örtü içerisinde birkaç kişi taşıyordu. Bu (büyükçe) tepsiyi Ömer'in önüne koydular. Hz. Ömer çevresindeki insanların kölelerini ve fakir kimseleri (yemeğe) çağırdı. Onlar (gelip) Hazreti Ömer'le yemek yediler. Sonra bu manzara karşısında Hazreti Ömer şöyle dedi:

«Allah o topluma kahretsin, yahut lanet etsin ki, onlar kölelerinin kendileriyle beraber yemesinden yüz çeviriyorlar.»

Safvan dedi ki:

«Bize gelince, Allah'a yemin ederim! Biz onlardan yüz çevirmiyoruz. Fakat kendimizi onlardan önde tutuyoruz. Vallahi yiyeceğimiz ve onlara yedireceğimiz iyi yemek bulamıyoruz.»[401]



Safvan kimdir? :

EbÛ V e h b künyesi İle tanınan Safvan İbni ümeyye, İbni Halef ashab-ı kiramdan olup, mü eli efe-i kufub'dandır = İslâm'a ısındırılmak için kendilerine yardım edilenlerdendir. Babası Bedir savaşında düşman saflarında İslâm'a karşı çarpışırken ölmüştür. Kendisi Mekke'nin fethi gününde Cidde'ye kaçmış ve kardeşi aracılığı İle Hz. Peygamberden İki aytık dokunulmazlık müsaadesi = Eman istemişti. Hz. Peygamber tarafından ona dört aylık bir mühlet tanındı. Nihayet bu müddet sonunda İslâm'ı kabul etti. Huneyn savaşında kâfirlerle bulunmuş ve kendisine ganimetten, İslâm'a dönsün diye.bir hayli ganimet verilmişti. İslâm dinini kabul ettikten sonra sadık olarak çalışmıştır. Bİr aralık Medine'ye hicret etti ise de, Hz. Peygamber in :

«Mekke fethinden sonra hicret yoktur.»

Beyanı üzere Mekke'ye döndö. Amcası Ubeyy ibnİ Halefi, Uhud savaşında bizzat Hazreti Peygamber öldürmüştü.

Güzel söz söyliyen, iyiliksever ve cömert bîr kimse idi. Hicretin 41 veya 42. yılında Mekke'de vefat etti. Allah ondan razı olsun.[402]



(103) Köle, Efendisine Karşı Dürüst Hareket Ederse


202— Abdullah ibni Ömer'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seiîem) şöyle buyurdu:

«Köle, efendisine itaatkâr olursa (dürüst hareket ederse) ve Rabbine de güzel ibadet ederse, onun iki kat sevabı olur.»[403]

Köle ve hizmetçilerin iki kısım vazifeleri vardır. Bunlardan biri, yapmakla mükellef oldukları hizmetleri iyi bîr şekilde sadakat ve doğrulukla yapmak ve başarmak. Bu hizmetlerinden dolayı, maddî kazançları dışında ayrıca manevî mükâfatlan ve Allah katında sevâbiarı vardır. İkinci kısım vazifeleri de Allah'a karşı olan ibâdet borçlarıdır. Kendilerini yaratan ve yaşatan varlığa karşı da ibâdetlerini ihlâsla ve sahîh bir îmanla yerine getirmelerinde yine sevâb vardır. Böylece her iki hizmetten iki mükâfat elde etmiş olurlar. Allah'ın makbul kulları arasına girmiş olurlar.[404]



203— Rivayet edildiğine göre bir adam, Âmir Eş-Şa'bî'ye dedi ki:

«Ey Ebû Am'rî Biz (Horasanlılar) aramızda konuşuyoruz ve diyoruz ki, insan cariyesini azad eder ve sonra onunla evlenirse, kendi kurbanlık devesine binen kimse gibi olur» (bunun sevabı yoktur).

Bunun üzerine Âmir:

«Ebû Bürde babasından bana naklederek şöyle söyledi.» dedi. Onlara Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in şöyle dediğini anlattı:

«Üç kimsenin mükâfatlan iki kattır:

1— Ehli kitaptan bir adam ki, kendi peygamberine îman eder de (ondan sonra) Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Je îman ederse, onun iki ecri (sevabı) vardır.

2— Köle durumunda olan kul, Allah'ın hakkını ve efendilerinin hakkını yerine getirirse, (bunlara karşı vazifelerini yaparsa) bunun da iki kat sevabı vardır.

2— Bir cariyeye sahip olup da, onunla münasebette bulunan kimse, onu güzel yetiştirir ve terbiye ederse, onu öğretir ve öğrenimini güzel yaparsa, sonra onu azad edip de onunla evlenirse, iki kat sevâb kazanır.»

Âmir:

«Bu hadîsi sana, bir (dünyevî menfaat olmaksızın verdik. Bundan daha hafif şeyleri öğrenmek için Medine'ye binilir, gidilirdi.» dedi.[405]



Hadîs-i şerifte öç kimsenin iki kat mükâfat alacağı ve buna hdk kazanacağı açıklanmaktadır. Peygamber Efendimizin gelişinden haberdar olmadan önce Hz. I s a dinine sadakatla bağlrofup, sonra âhir zaman Peygamberine muttali olarak insan ona da îman ederse, bunun İki kat sevabı olur. Çünkü evvel ve sonraki halde sadakatından ayrılmamış, hak yolu seçmiştir. Bu iki halden dolayı da iki ecir kazanmış olur.

Kölenin yüklendiği işler, ağır ve meşakkatli olduğundan ve ayrıca hem efendisine, hem de Rab'bine itaat ettiğinden iki ecir vardır.

Köleye İyİ bakmak ve onu yetiştirip güzel terbiye etmek hayırlı bir hizmettir ve sevabı vardır. Bir de onu.azad etmek ve onunla evlenmek ayrı bir hayır işidir, işte bunları yerine getiren bir efendinin iki kat sevabı olur.[406]



204— Ebû Musa'dan (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Resû-lüllah (Sallalhhü Aleyhi ve Sellemyin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

«Rabbine olan ibadetini güzel yapan, .efendisinin üzerine yüklddiği vazifeleri dürüstlükle ve itaatla yerine getiren kölenin iki kat mükâfatı vardır.»[407]



Bundan önceki hadîs-İ şerîfe bakılsın.[408]



205— Ebû Bürde'den (Radiyallahu anh) işitildiğine göre, babasının şöyle dediğini anlatmıştır:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Kölenin iki mükâfatı vardır; Allah'ın hakkını ona ibadet etmekte yerine getirirse, — yahud ibadetini güzel eylerse, dedi. — Bir de kendisine sahip olan efendisinin hakkını Öderse...»[409]



Bundan önceki 203 ile 204 No.lu hadîs-i şeriflere bakılsın.[410]



206— îbni Ömer'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

«Hepiniz birer çobansınız, (çoban gibi gözetici ve koruyucu birer bekçişiniz). Hepiniz de, gözetlemeğe mecbur olduğu şeyden sorumludur. O insanların başında olan idareci = kumandan, bir çobandır ve o, eli altın-dakilerden sorumludur. İnsan, ailesi Üzerinde bir çobandır ve o, eli al-tındakilerden (karısından, çoluk - çocuğundan) sorumludur. İnsanın kölesi = hizfnetçisi, efendisinin malı üzerinde bir çobandır ve o, bundan sorumludur. Dikkat edin! Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz, eli altında bulunanlardan sorumludur.»[411]



İnsanlar için genel ve özel olmak üzere iki türlü sorumluluk vardır:

1— insan tek başına ve yalnız olarak ele alındığı zaman, onun sorumluluğu, sahip bulunduğu göç ve iktidarı emredildiğİ şeylere harcaması ve azalarını yasak işlerden korumasıdır. Bu sorumluluk herkes için mevcut bulunan bir sorumluluk olduğundan umumî adını alır. Hiç bir mükellef bu sorumluluktan uzak kalamaz. Göz, kulak, dil, el ve ayak, akıl ve irade hep Allah'ın insanlara birer emanetidir. İnsan bu emanetleri Allah'ın emir ve yasaklarına uygun bir şekilde gözetmez ve kullanmazsa vazifesini yapmamış olur ve bu hareketinden mes'ul tutulur. Çünkü emanete hiyanet etmiştir. Sorumlu olduğu işte görevini yapmamıştır.

2— Hayatta ve cemiyet içinde her insanın üzerine aldığı bir özel görevi vardır. Bulunduğu mevkî'e göre, büyük veya küçük sorumluluğu vardır. Bİr devlet başkanı veya bir birlik komutanı, eli altında bulunan kimselerin durumundan sorumludur. Zulüm görmsksizin adalet dairesinde, huzur ve emniyet İçerisinde yaşamalarını, İlim ve İrfan öğrenmelerini sağlamak mecburiyetindedir. Görevini yapabilen, sorumluluktan kurtulur, yapmıyan da cezaya hak kazanır. Bu sorumluluk cemiyetin en yüksek kademesinden aile reisine ve oradan da zevceye, köle ve hizmetçiye, bekçilere kadar iner. Diğer bir hadîs-i şerîfte, zevce de kocasının evinde bir çobandır ve eli al-tındakilerden sorumludur, dîye ilâve vardır. Zevce, ev İşlerini idare etmek, çocuHara bakmak ve onları güzel yetiştirmek gibi hususlardan sorumludur. Köle de, kendisine verilen İşleri yapmak ve efendisinin malını koruyup ona sadakat etmek işleri ile sorumludur. Hizmetçi de aynı sorumluluğu taşır. Hulâsa herkes bir çobandır ve kendisine verilen işlerderi.ve korumağa mecbur olduğu şeylerden sorumludur.

Özel ve genel manâlariyle bu sorumlulukları idrak edip başarmakla cemiyette düzen olur, huzur ve emniyet bulunur. Hikmet dolu bu hadîs-i şerîf, bizim cemiyet hayatımızda esas kabul edilmedikçe hiç bir kanun ve nizam, arzu edilen düzen ve huzuru getiremez.[412]



207— (54-ş) Ebû Hüreyre'nin (Radiyallahn a?ıh) şöyle dediği igitil-nıiştir.

«Köle, efendisine itaat edince, Allah (Azze ve ,€*lle) 'ye itaat etmiş olur. Efendisine isyan edince de, Azîz ve Çelü olan Allah'a isyan etmiş olur.[413]



Bütün meşru işlerde köle ye hizmetçilerin hatta bütün memurların efendilerine ve âmirlerine itaat etmeleri Allah in bîr emri olduğundan, buna riayet etmek Allah'a ftaat olur. Riayet etmemek de Allah'ın emrine aykırı düştüğünden Allah'a isyan olur.[414]



(105) Köle Olmayı Seven Kimse


208— Ebü Hüreyre'den (Radtyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Re-sûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Müslüman köle, Allah'ın hakkım ve efendisinin hakkını yerine getirirse, onun iki mükâfatı vardır.»

Ebû Hüîeyre *nin nefsi, kudret elinde olan Allah'a yemin ede> rim ki, Allah yolunda. cihad, hac ve anneme iyilik olmıyaydı, köle olarak ölmemi isterdim.[415]



Saclâkatla çalışan kölenin iki mükâfatı olduğuna dair hadîs-i şerifler geçmişti. Burada Ebu Hüreyre Hazretleri bazı ibadetlerdeki faziletler olmasa, elde edeceği jki kat ecirden dolayı köle olarak ölmeyi tercih etmektedir. Bu tercih de kölelere tanınan manevî ecir büyüklüğünden ileri gelmektedir.[416]



(106) İnsan Kölem Dememelidir


209— Ebû Hüreyre'den (Radiyallakû anh) rivayet edildiğine' göre, Peygamber (SaîUıllahü Aleyhi ve Selîem) şöyle dedi:

«Sizden hiç biriniz, kölem = kulum, demesin. Hepiniz Allah'ın erkek kullarısınız ve sizin bütün kadınlarınız da Allah'ın dişi kullarıdır. İnsan : Oğlum, cariyem, delikanlım ve genç kızım desin.»[417]



Gerçek kulluk, ubudiyyet Allah Tealâ'ya yapılır. Herkes Allah'ın kulu olmakla ve bunu itiraf etmekle yaratanına tazim etmiş, onu yüceltmiş olur. Yaratıklardan hiç bir varlık bu tazime hak kazanamıyacağından bu büyüklüğü ima edecek bir ifade kullanmamalıdır.: Bunun için Peygamber Efendimiz, köleye : kölem ve kulum manâlarına gelecek kelimeleri kullanmamayı emretmektedir. Bu kelimeleri kullanmakta tekebbür var, böyüklenme var. Halbuki Müslüman büyüklük taslamaz, mütevâzi olur, kibar otur.[418]



(107) Köle, Efendim Der Mi?


210— Ebû Hüreyre (Radiyaltahu anh) Peygamber (Sallaliahü Aleyhi veSellem)'den rivayet ettiğine göre, Peygamber şöyle dedi:

«Sizden hiç biriniz, er kulum, dişi kulum, asla demesin. Köleler de (size), mürebbim ve mürebbiyem, asla demesin. (Sizden her biriniz kölesine) şöyle desin: Delikanlım, genç kızım. (Köleler de, efendilerine şöyle desin) : Efendim, hanımefendim. Hepiniz kullarsınız; Rab ise, Aziz ve Celü olan Allah'dir.»[419]



Peygamber Efendimiz burada bize konuşma ve hitab edebini öğretiyor. Mevkî ve durum bakımından en aşağı seviyede olan köle ile efendi arasındaki hitab edebî, temel ölçü olarak ele alınırsa, bunlar dışındaki konuşma ve karşılıklı hitapların daha büyük önem ve ciddiyet kazanacağı şüphe götürmez bir gerçektir. Dinimiz bize nezaket ve tevazuu, hoş ve tatlı söz söylemeyi emrediyor.

Azamet ve ululuk Allah Tealâ ya mahsustur. Yetiştirici ve terbiye edip kemale erdirici manâsını taşıyan Rab ismi, Allah Tealâ'nm isimlerinden olduğu cihetle, köle veya hizmetçinin efendisine Rabbım, diye hitap etmesi caiz olmaz. Uygun düşen, efendim diye çağırmasıdır. Efendisi de hizmetçi veya kölesine, kulum veya kölem diye hitap etmiyecek, delikanlım, kızım ve oğlum diyecektir. Çünkü Allah'ın yarattığı bütün insanlar, onun kulla-

ndır. Kul, kula büyüklük taslıyarak, kibirlenerek kulum diyemez. Kibirlenmez ve büyüklenmek haramdır.

İşte bu ölçü dairesinde hareket ederek her kademedeki insanların karşılıklı olarak birbirlerine hitapları nezaket ve itidal kıvamını açmamalıdır. Büyüklenme haram olduğu gibi, büsbütün küçülüp başkasına kul olmak da haramdır. Saltanat ve İzzet Allah'a mahsustur. Allah dan başkasına kulluk edilmez. Şahsa hitap şekli ile, işçim, memurum, hizmetçim, aylıkçım, kiracım, hammalım denmesi edebe aykırıdır, örfe göre en kibar kelimeleri kullanarak ne muhatap rencide edilmeli, ne de hitap eden büyüklük tas-lamalıdır. Aşağı rütbe ve mevkide bulunan şahıs âaf üstüne haddinden fazla tazim ifade edecek Mevlâm, velİyyi nimetim gibi sözler kullanmamalıdır, Amma insanın yüzüne karşı hitap şekli ile değil de, onun gıyabında başkasına hizmetçim şöyle yaptı, işçim böyle dedi gibi ifadelerde bir beis yoktur.[420]



211— Mutarrif'den (Radiyatlahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

Babam (Abdullah) dedi ki;

«Ben, Amri Oğulları heyeti içinde bulunarak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Settem)'e gittim. (Heyet, Peygambere hitab ederek) :

«Sen bizim seyyidimizsin.» dediler.

Peygamber:

«Seyyid AlUh'dır,» buyurdu.

Onlar:

«Fazilet yönünden en ziyade faziletlimiz ve ihsan bakımından en büyüğümüz (sun).» dediler.

(Babam Abdullah) dedi ki, Peygamber şöyle buyurdu: «Sözünüzü söyleyin, (ne diyecekseniz onu deyin). Şeytan sizi vekil tutmasın (size lüzumsuz ve boşuna söz söyletmesin).»[421]



Büyüklük ve ululuk manâsına gelen «Seyyid» kelimesi ile kendisine hitapta bulunulmasını Peygamber Efendimiz istememişlerdir. Çünkü hakikatte ululuk Allah Tealâya mahsustur. Hz. Peygamber edebe ve tevazua riayet buyurmuşlardır ve diğer kavimlerde âdet halinde kullanılan dünyevî iltifatların terk edilmesini İstemişlerdir. Mecaz olarak seyyİd lâfzının insanlar arasında kullanılmasında bir mahzur yoksa da evlâ değildir. Peygamber Efendimizin;

«Ben, Âdem evlâdlarimn seyyidiyim.»

(Bunda Öğünç yoktur.) buyurması, manevî rütbe olan Peygamberlik rüt-besmİ beyandan ibarettir. Yoksa, bu şekilde kendilerine hitab edilmesini istemeleri demek değildir. Fakat bize düşen, gıyablarında hürmet ve tazim lâfızlarım kullanmaktır. Ashab-ı kiram umumiyetle : Ya Nebiyye'llah, Ya Resûİallah, diye kendilerine hitab ederlerdi.[422]



(108) İnsan Evinin Bekçisidir


212— îbni Ömer'den (Radfyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

«Hepiniz birer çobansınız (bekçisiniz) ve her biriniz eli altında bulunanlardan sorumludur: İdare âmiri ve kumandan bir çobandır ve o sorumludur. İnsan, ailesi üzerinde bir çobandır ve o sorumludur. Kadın, kocasının evi üzerinde bir çobandır ve o sorumludur. Dikkat edin! Hepiniz birer çobansınız ve her biriniz, eli altında bulunanlardan sorumludur.»[423]



206 sayılı hadîs-i şerîfe bakılsın.[424]



213— Ebû Süleyman Malik ibni'l-Huveyris'den (Radiyailahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle anlatmıştır:

(Bir heyet halinde) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) 'in yanına vardık. Biz, yaşları birbirine yakın gençlerdik. Peygamberin yanında yirmi gece kaldık. Zevcelerimizi arzuladığımızı Peygamber anlamış olmakla, geride ailelerimizden kimleri bıraktığımızı bize sordu. Biz de, ona, (durumumuzu) bildirdik. —Peygamber gayet yumuşak ve merhametli idi.— Bize buyurdu:

«Ailelerinize dönün ve (öğrendiklerinizi) onlara Öğretin ve onlara (vazifelerimi) emredin. Benim nasıl namaz kıldığımı görmüşseniz, öylece namaz kılın. Namaz vakti geldiği zaman, sizden Mriniz size ezan okusun ve büyüğünüz, size imam olsun.»[425]



Bu hadîs-i şeriften çıkan hükümler:

1— insan, işini bitirdikten sonra ailesine dönmeli ve çoluk-çocuğun başında bulunmalıdır. Onlara ilim ve ahlâk öğretmeli, iyilikle emretmelİ, kötülükten alıkoymahdır. Başlarında sorumlu bir çoban veya bekçi mevkiinde bulunmalıdır. Çünkü insan, ailesinin ve çoluk-çocuğunun yaşayışından, hak ve vazifelerinden sorumludur. Herkes bu vazifelerini yapıp yapmadığından sorumlu tutulacak, Allah'a hesap verecektir. Vazifesini yapan sevâb alır, kurtulur. Yapmayan da günâh kazanıp cezasını çeker.

2— Namaz kılmak, akıl ve idrak ile bilinip yapılacak bir hareket olmadığından, Cebrail (Aîeyhisseiâm) Peygamber'İmize nasıl öğretti ise öylece yerine getirilmesi icab eder. Bu ibâdetin makbul olabilmesi için, onu Peygamber Efendimiz nasıl kıimışlarsa, aynı şekilde kılmak Müslümanlara düşen bir farzdır. Başka türlü yerine getirilmesi mümkün olmaz.

3— ister yolculuk halinde, ister ikâmet halinde bulunulsun, namaz vakti girince, namaz vaktini bildirmek İçin ezen okunması bîr sünnettir ve kifa-yedir. Bir yerde okunduğu zaman, bir kısım insanlar duymasa bile, kâfi gelir. İkinci defa okunmasına lüzum kalmaz.

4— Topluluk halinde bulunanlara İçlerinden birinin imam olması icap eder. Burada en büyük olanın imam olması emredİImektedir. Diğer hadîs-i şerif açıklamalarında, kıraat ve ilim bakımından eh İyi olanın imam olması emredilmekte olduğundan, burada büyükten maksadın bilgili olmak manâsını taşıdığı anlaşılmaktadır. Bilgi ve okuyuşta eşitlik olduğu takdirde yaşı büyük olanın tercih edilmesi uygun olur. Yaş, ilim üzerine geçemez. Di-nİmiz, İlme en büyük değeri vermiştir. Ayrıca yaşlılara hürmeti de emretmektedir.

Malik İbni'l-Huveyrİs kimdir? :

Ashab-ı kiramdan olan M a 1 i k 'in künyesi Ebu Süleyman'dır. Kendisinden hadîs-i şerif rivayet edilmiştir. Buharı ve Müslim'de bu hadîs mevcuttur. Basra'da ikâmet etmiştir. Leys kabilesİndendir. Hicretin 74. yılında ve Istiab sahibine göre 94 yılında Basra'da vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun.[426]



(109) Kadın Bir Koruyucudur


214— îbni Ömer'den (RadiycMahû anhümn) rivâyec edildiğine göre, o Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) 'in şöyle dediğini işitmiştir :

«Hepiniz birer çobansınız ve her biriniz, eli altında bulunanlardan sorumludur: Devlet reisi bir çobandır ve o, eli altmdakilerden sorumludur. İnsan ailesi üzerinde bir çobandır. Kadın, kocasının evinde bir çobandır ve hizmetçi de efendisinin malında (bir çobandır)...»

Îbni Ömer demiştir ki:

— Ben bu kelimeleri Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) 'den işittim ve zannediyorum Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) : «Erkek, babasının üzerinde (bir çobandır)...» dedi.[427]



206 ve 212 sayılı hadîslere bakılsın.[428]



(110) Kime İyilik Edilirse O, Ona Mukabele Etsin


215— Cabir İbni Abdullah El-Ensarî'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

— Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu:

«Kime bîr iyilik edilirse, o iyiliğe mukabele etsin. Eğer mukabele edecek bir şey bulamazsa, kendisine yapılan iyiliği övsün. Kendisine olan bu iyiliği Övdüğü zaman, insan ona teşekkür etmiş olur. Eğer bu iyiliği gizler (övüp başkasına söylemezse), onu inkâr etmiş olur. Kim, kendisine verilmemiş bir şeyle bezenirse, sanki o, iki yalan elbisesi giymiştir (baştan aşağı yalancı olmuştur).»[429]



Bİr insan çeşitti maksatlarla başkasına mal veya para verir. Verdiği şey de bu maksad ve niyyetlere göre isim alır. Bunlar şu kısımlara ayrılır:

1— Bir malı, bir mal veya değer karşılığında değiştirmek alış-veriş olur. Bir malın veya vasıtanın menfaatini satmak icare olur.

2— Muayyen bir zaman için, bir eşyayı kullanmak ve karşılığında bir hak talep etmemek üzere başkasına vermek, ariyet olur, aynen o eşyanın geri verilmesi icab eder. Helak olursa tazmini gerekir.

3— Bir kimseye, aynını değil de, kıymetini veya mislini geri vermek üzere, Allah rızası için verilen paraya veya mala ödünç denir. Karz denir.

4— Allah dan mükâfat bekliyerek sevab için, muhtaçlara verilen şeylere sadaka denir. Eğer Allah'ın farz kıldığı bir vazife ise ze!<ât adını alır. 5— Bir malı, herhangi bir karşılık olmaksızın, karşılığında bir şey almayı şart koşmaksızın başkasına temlik etmek hibe olur. Makbul olmamakla beraber hibaden dönmek caizdir. Fakat sadakadan dönülmez; yani verilen sadaka geri alınmaz. 6— Başkasının hakkını engellemek veya haksız oludğu halde kendini haklı çıkarmak veya başkasına zulüm etmek maksadı İle verilen mal rüşvet olur ki, bu haramdır. 7— Sevişmek ve sevgi kazanmak için başkasına ikram edilen şey de hediye o!ur. Hadîs-i şerifte murad edilen bu türlü ikramdır. Durum ve niyete göre «Hibe» sadaka ile hediyeyi içine alır. Bir insana edilen ikrama karşılıkta bulunulması gerekir. Mal, sevgi ve birbirine bağlılığı temin eden bir vasıtadır. İnsan bir hediyeye nail olunca, ona karşılık olarak bir şey ikram etmelidir. Bir ikramda bulunamıyaca!< durumda olan kimse de, hiç olmazsa gördüğü iyiliği, yüzüne kcrşı olmaksızın, Övmeli ve söylemelidir. Çünkü bir kimseyi yüzüne karşı övmek ve medihte bulunmak uygun bir hareket değildir. Bu övgü, yapılan iyiliğe bir teşekkürle karşılıkta bulunmak yerine geçer. Bu teşekkürü yapmıyan kimse, kazadığı nimeti inkâr etmiş bir nankör olur. Aksine, bir kimse de başkasından herhangi bir hediye almadığı halde, kendini almış gibi gösterir ve bununla başkalarını kıztştırırsa, baştan aşağı yalancı hüviyetine bürünmüş olur. Birİ yukardan ve diğeri aşağıdan olmak üzere iki parçadan ibaret yalancı elbisesi i!o süslenmiş olur. Bir defa kendisinde olmiyan bir şeyle vasıflanmış, bir de başkasında olmıyan ikram hasleti ile onu vasıflandtrmışhr. Böylece katmerli yalancılardan olmuştur. Yalan ise haramdır.[430] 216— İbni Ömer'den (Radiyallahû anhûma) rivayet edildiğine göre, dedi ki: — Resûlüllah (Salhllahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Çektiği eziyetten dolayı Allah'a sığınanı koruyun, ona yardım edin. Allah adını anarak dilenene veriniz. Size herhangi bir iyilikte bulunana mukabele ediniz. Verecek bir şey bulamazsanız, ona duâ ediniz ki, kendisine bir mukabelede bulunduğunuz bilinmiş olsun.»[431] İnsanlardan çektiği sıkıntı ve eziyetten veya başka sebeplerden dolayı muztar duruma düşüp Allah'dan yardım istiyen, lütuf bekliyen olursa, ona yardım etmek ve onu korumak müminlerin vazifesidir. Müşkül durumda bulunan kardeşlere tercihen yardım etmeyi, Peygamberimiz bize tavsiye buyurmaktadır. Bir de Allah'ın adını anarak «Allah rızası» için, dileneni boş çevîrme-yîp ona ihsan etmekte Allah Tealâ'nin adına hem tazım var, hem de Allah'ın yaratıklarına merhamet etmek vardır. Söz veya İşle bir kimseye iyilik edildiği zaman, mümkün İse daha iyisi ile ona mukabele etmelidir. Edilen iyiliğe karşılık bir şey bulunamazsa, iyilik edene, hediye verene dua etmelidir. Duq etmekle karşılıkta bulunulmuş sayılır. Nimete şükür olur.[432] (111) İyiliğe Mukabele Edemiyen 217— Enes'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Muhacirler dediler ki: «Ey Allah'ın Resulü! Ensar, sevâbm hepsini aldı götürdü» (bize bir şey kalmadı). Peygamber şöyle dedi : «Hayır, sîz onlar için Allah'a duâ ettikçe ve size verdikleri şey sebebiyle onları övdükçe, (size sevâb vardır, mahrum kalmazsınız).»[433] Mekke müşriklerinin eziyet ve hakaretlerine dayanamıyarak doğmuş oldukları ana vatandan mallarını bırakarak Habeşistan ve Medine g:bi beldelere hicret (göç) eden ashab-ı kirama Muhacir denir. Özel olarak Medîne'ye hicret edenler «Muhacirin» adını alırlar. Bütün maddî imkânlarından mahrum olarak Medine'ye ve oradaki Müslüman kardeşleri yanına sığınan bu muhacirler, dünya tarihinde görülmemiş bir ikrama ve yakınlığa kavuşmuşlardır. Medine'Iİ ashab tarafından kendilerine üstün bir yardım yapıldığından bu yerli ashaba «Ensar» denir. Kendî evlerini misafirlere terk etmişler, mallarını vermişler ve bu kıymetli misafirlerini öz kardeşlerinden daha üstün tutmuşlardı. İşte muhacirler gördükleri bu İyilik ve ikrama karşı, verecek bir şeyleri o!madıqmdan ve onlara bîr mukabelede bulunamadıklarından mahcub bir vaziyette : «— Ey Allah'ın Resulü! Ensar bütün sevâblan aldı götürdü. Bizim halimiz ne olacak.» Diye üzüntüye düştüler. Bunları teskin ve taltif için, muhacirlere bu müjdeyi verdiler: «Siz, onlara duâ edersiniz, size ettikleri iyilikten ötürü onları översiniz, Allah'a şükretmiş olursunuz. Böylece siz de sevâb kazanırsınız.»[434] (112) İnsanlara Teşekkür Etmîyen 218— Ebû Hüreyre, (Radiyaîİahu anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiğine göre, Peygamber şöyle dedi: «İnsanlara teşekkür etmiyen, Allah'a şükretmiş olmaz.»[435] Bundan önceki hadîs-i şeriften anlaşıldığı üzre, yapılan bir iyiliğe karşılık aynı İle veya ziyadesi İle bîr mukabelede bulunulamaz ise, iyilik edene duada bulunulur ve övülür. Bu yapıldığı müddet sevabı vardır. Nimete şükür otur. Nimete vasıta olana teşekkürde bulunmanın sevabı olunca, Allah'a şükür yerine geçer. Bu vazifeyi yerine getİrmiyen, Allah'a şükretmiş olmaz. Sevâb elde edemez, nimeti inkâr etmiş olur.[436] 219— Ebû Hüreyre, (Radiyaîİahu anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''den şöyle rivayet etti: «Allah Tealâ nefse şöyle hitab etti: Çık! Nefis : Ben ancak istemi-yerek (zorla) çıkarım, dedi.»[437] Bu hadîs-i şerifin, bu bab İçerisinde getirilişinde bir münasebet bulunamamıştır. Ancak ravİlerin teselsülü bakımından iki hadîs arasında fark yoktur. Her İki hadîs de aynı kanal ve senedlerclen gelmiş olmakla benzerlikleri vardır. Nefis, ruh insanın bedeni ile ünsİyet haiinde olduğu için, kendiliğinden onu bırakıp çıkmaz. Ruhu almaya memur Azrail onu çekip çıkarmadıkça bedeni bırakmaz. Can çekişme hali, bunun açtk'bir ifadesidir. Bir de insanların ihtiyar ve arzusuna bağ!ı olsa hiç bir nefis ölmeyi istemez ve ölmez. Allah'ın emri gelince istemiyerek ölüm olur.[438] (113) İnsanın, Kardeşine Yardımı 220— Ebû Zer (Radiyattahu anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet etmiştir. (Peygambere) soruldu: «Amellerin hangisi daha hayırlıdır?» Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Allah'a îman etmek ve Allah yolunda cihad etmektir.» dedi. «(Azad etme bakımından) kölelerin hangisi daha hayırlıdır?» soruldu: «Kıymetçe en yükseği ve sahipleri katında en iyisidir.» dedi. (Bunları soran adam) dedi ki: «Bunlardan birini yapmıya gücüm yetmezse, ne yapacağımı bildirir misiniz?» Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Malı helak olana yardım edersin, yahud kazanamıyan zavallıya iyilik edersin.» dedi. (Adam yine sorup) dedi ki: «Biçare olursam, (ne yapacağımı) bildirir misiniz?» Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seltem); «Kötülük etmeni insanlardan kaldırırsın. Çünkü bu, bir sadakadır ki, onu kendin için sadaka vermiş olursun.»[439] Amellerin makbul ve sahih olabilmesi için, îman esastır ve şarttır. Her insan îman etmekle mükelleftir. îman olmaksızın hiç bir amel kurtuluşa vesile olamaz. Onun için Peygamber Efendimiz, amellerin en hayırlısı Allah'a îmandır, buyurmuştur. Allah'a îman, onun üstün varlığına ve Peygamberleri vasıtası ile gönderdiği hükümlerin tümüne inanıp, kalb İle tasdik etmek, dil ile söylemek ve son Peygamber'in gösterdiği hak yola koyulmaktır, onun izinde gitmektir. Saadetin ve kurtuluşun temeli îman olduğu için bundan daha büyük ve daha hayırlı bir şey olamaz. Allah yolunda cihad, Allah'ın emirlerini korumak ve yaymak olduğundan, îmandan sonra en kıymetli ve faziletli ameldir. İnsanın sahip bulunduğu en büyük iki varlığı olan mal ve can ile cihad yapılabildiğinden, bunların harcanmasına dayandığından, cihadın önemi aşikârdır. Bunun üstünde başka bir amel düşünülemez. Kölenin en kıymetlisini azad etmek de büyük sevâblardandir. Bunda iki büyük haslet var: insan sahibi bulunduğu en kıymetli kölesini mecca-nen bağışlıyor, bir taraftan da hürriyeti kısıtlanmış bir insanı her hakka sahip kılacak şekilde hayata kavuşturuyor. Bu iki yönden kıymetli köleyi azad etmenin sevabı büyük oluyor. Bunlara gücü yetmiyen, varlıktan darlığa düşerek muhtaç bulunanlara, yahut çalışmaya kabiliyeti olmıyan zavallılara yardım etmek sureti İle hayırlı amelde bulunur. Bunlardan herhangi birini İşlİyecek duru-mda olmıyan kimse de, insanlara fenalık etmez, onlardan zararını kaldırır. Bu hareketinden de sevâb kazanır.[440] (114) Dünyada İyilik Edenler, Âhirette İyiliğe Kavuşanlardır 221— Kabîsa İbni Burme EI-Esedî'den (Radiyallahu cnft\ işitüdiğine göre, şöyle anlattı: Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanında idim, şöyle buyurduğunu işittim : «Dünyada iyilik işliyenler, âhirette iyiliğe kavuşanlardır. Kimler de dünyada kötülük işlerse, işte onlar âhirette kötülüğe kavuşanlardır.»[441] Dünyada iken insanlara iyilik ve yardım edenler, Allah'ın emirlerini yerine getirmiş olmakla sevâb kazandıklarından, âhirette bu amellerinin mükâfatını görürler. Allah onlara âhiret nimetlerini taddırır ve türlü ihsanlarda bulunur. Onlar âhirette iyi kimseler arasında bulunurlar. Dünyada Allah'ın yasak ettiği işleri yapanlar, insanlara eziyet ve zarar verenler ise, yaptıkları bu işlerin cezasını âhirette çekerler. Kötü muamele görürler ve kötüler arasında bulunurlar. Kabîsa kimdir? : Babasının adı Burme olup, Kûfe'lİler arasında sayılan ashab-ı ki-ramdandır. Abdullah ibni Mes'ud 'dan ve Peygamber Efendimizden hadîs rivayet etmiştir. Oğlu Y e z İ d ve torunu Ömer, kardeşinin oğlu B ü r m e kendisinden rivayet etmişlerdir. Tercüme-i haline dair geniş bilgiye tesadüf edilememiştir. Allah ondan razı olsun.[442] 222— Harmele İbni Abdullah'dan (Radiyallahu anh) haber verildiğine göre, Harmele çıkıp Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanma vardı. Harmele, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (daha önce) yanında bulunmuş olduğundan, onu Peygamber tamdı. (Sonra Harmele şöyle anlatmıştı) : Peygamber dönüp gidince, kendi kendime dedim: «Allah'a yemin ederim ki, ilim artırayım diye muhakkak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gideceğim.» Yürüyerek gittim, öyle ki önünde durdum da şöyle dedim: «Ne iş yapmamı bana emredersin?» Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Ey Harmele! İyilik yap ve kötülükten sakın.» dedi. Sonra geri döndüm, kafileye gittim. Sonra döndüm, tâ Peygamber'e yakın yerimde durdum. Dedim ki: «Ey Allah'ın Resulü! Ne iş yapmamı bana emredersin?» Peygamber (Saîlaîîahü Aleyhi ve Sellem) : «Ey Har mele! İyilik yap ve kötülükten sakın. Bir de bak ki, insanların yanından kalktığın zaman, insanlar senin hakkında kulağına hoş gidecek hangi şeyi sÖyliyecekler. İşte onu yap ve insanların yanından kalktığın zaman, insanlar senin hakkında hoşuna gitmiyecck hangi şeyi söyliyeceklerine bak da, onu yapmaktan sakın.» dedi. Vakta ki ben (Peygamberin yanından ayrılıp) geri döndüm. Bir de anladım ki, bu iki söz, hiç bir şeyi açıkta bırakmamışlardır (her hikmeti toplamışlardır).[443] Dinimizdeki hükümler, emirler ve yasaklar olmak üzere iki kısma ayrılırlar. Mükellefler tarafından yapılması İstenen işler, emirler kısmına girer1 ki, farz, vacib ve müstahab diye derecelere ayrılırlar. Mükellefler tarafından yapılması İstenmİyen işler, yasaklar kısmına girerler. Bunlar da, haram, tahrimen mekruh ve tenzihen mekruh kısımlarına ayrılırlar. Genel anlamda birinci kısım hükümlere «Ma'ruf», ikinci kısım hükümlere de «Münker» denir. İşte marufu benimseyip işlemek, münkeri bilip ondan sakınmak, dinin hükümlerini tamamen yerine getirmek olacağından, Peygamber Efendimizin, bu iki sözü her hikmeti kendinde toplamış oluyor. Bundan daha kısa ve manâsı geniş söz olamaz. H a r m e I e düşünüp bu hikmeti takdir buyurmuştur. Yine insanlar, bir kimseyi, İyi hareketinden dolayı öveceklerinden ve bu övgü de kulağa hoş geleceğinden, övgüye sebep olacak şeyi yapmak, marufu işlemek demektir. Kulağa hoş gelmiyecek sözlere sebep olacak İş ve hareketler de münker şeylerdir. Bunların yapılmaması icab eder. İslâm inanç ve ahlâkını yaşıyan insanlar biner murakıp ve hakem şeklinde kabul edilirlerse, bunların görüşü nazar-ı itibâra alınarak İnsanlar söz ve hareketlerine ceki-düzen verirler, iyi diyecekleri şeyleri yaparlar, fena diyecekleri şeyleri yapmazlar. H a r m e I e kimdir? : Temîm kabilesinden olan H a r m e I e 'nin babası Abdullah ve dedesi İ y a s 'dır. Basra'lılardan sayılır. Oğlu U I e y b e ve bu oğlundan olma iki kız torunu Safİyye İle Duhaybe kendisinden hadîs rivayet etmişlerdir. Uzun okuyuş yaparak çok namaz kıldığı, hatta devamlı namaz kıldığı bir yeri olup, orada ayaklarının çukur açtığı ve çukura battıkları rivayet edilir. Ashab-ı kiram arasında uzun namaz kılmakla şöhret bulmuştu. Allah ondan razı olsun.[444] 223— (55-s) Selman'dan (Rcutiyallahuanh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi: «Dünyada iyilik işliyenler, âhirette iyiliklerinin mükâfatına kavuşanlardır onlar... (Mu'temir) demiştir ki: "Ben bu sözü Ebû Osman'dan işittim, onu Selman'dan naklediyordu." Ben de anladım ki, bu iş böyledir. Artık bunu, hiç kimseye anlatmadım.[445] 221 sayılı hadîs-i şerîfe bakınız.[446] (115) Her İyilik Bir Sadakadır 224— Câbir İbni Abdullah (Radiyallahu anh), Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Selîemfden rivayet ettiğine göre, Peygamber şöyle buyurdu: «Her iyilik bir sadakadır.»[447] Sevâb olduğunu niyyet ederek ve Allah dan bir mükâfat beklİyerek edilecek her iyilik ve hayır bir sadaka demektir. Verilen maldan sevâb ka-zamldığı gibi, her çeşit iyilikten de sevâb kazanılır. İnsan malından nafile olarak çıkarıp verdiği şeye sadaka denir. Bazan zekât gibi farz olan vergilere de sadaka denir.[448] 225— Ebû Musa'dan (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, dedi ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Her müslümanın sadaka vermesi gerekir.» (Ashab) dediler ki: «Verecek bir şey bulamazsa?» «Elleri ile (san'atta veya işte) çalışır. Böylece kendisi faydalanır ve (kazandığından) sadaka verir.» dedi. (Ashab) dediler ki: «Gücü yetmez veya çalışamazsa?» Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Yardım istiyen ihtiyaç sahibine (sözle veya işle) yardım eder.» dedi. (Ashab) dediler ki: «Bunu da yapamazsa?» Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «İyilik emreder, yahut hayırlı şey emreder.» dedi. (Ashab) dediler ki: «Bunu da yapamazsa?» Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ; «Kötülük işlemekten kendini alıkor. Çünkü bu, onun için bir sadakadır.» dedi.[449] 226— Ebû Zer (Radiyallahu anh) haber verdiğine göre, kendisi Re-sûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'e sordu: «Amellerin hangisi daha faziletlidir?» Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem) : «Allah'a îman etmek ve onun yolunda cihad etmektir.» dedi. Ebû Zer sordu : «Kölelerin hangisini azad etmek daha faziletlidir?» «Kıymeti en yüksek olan ve sahiMeri katında en iyi olandır.» dedi. Ebû Zer sordu : «(Bunlardan birini) yapamazsam, (hareketimi) bildirir misin?» «Malsız fakire yardım edersin, yahut çalışamıyan acize iş yaparsın.» dedi. Ebû Zer sordu: «(Bunu da) yapamazsam, (başka ne yapacağımı) bildirir misin?» Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «İnsanlara kötülük etmeyi kaldırırsın. Çünkü kötülüğü terk etmek için bir sadakadır ki, onu kendin için sadaka vermiş olursun.»[450] dedi.[451] 227— Ebû Zer'den (Radiyalîahu anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, (Peygambere) soruldu: «Ey Allah'ın Resulü! Servet sahipleri sevâbları alıp götürdüler. Bizim namaz kılmamız gibi, namaz kılıyorlar, oruç tuttuğumuz gibi oruç tutuyorlar. Bir de mallarının fazlasını sadaka olarak veriyorlar, (biz bunu yapamıyoruz ve onlar gibi sevâb kazanamıyoruz).» Peygamber (Sallauahü Aleyhi ve Seiîem) : «Allah sizin için sadaka vereceğiniz şey yapmamış mıdır? Her teşbih ve her hamd ediş karşılığında bir sadaka vardır. Sizin her birinizin zevcesi ile yetinip haramdan korunması da bir sadakadır.» dedi. Soruldu: «İnsanın şehvetinde sadaka var mı?» Peygamber (Sallalîahü A leyhi ve Sellem): «İnsan harama harcamış olsa, üzerine günâh yok mudur? İşte bunun gibi, şehvetini helâlda harcarsa, onun için bir sevâb olur.» dedi.[452] Ashab-ı kiramın malca fakır olanları, zengin olan ashabın hayır ve hasenatını göz önünde bulundurarak, zenginlerin bütün sevâbları alıp götürdüklerini, kendilerine bir şey kalmadığını düşündükten sonra, bizim ha-lİmİz ne olacak? tarzında Hz. Peygamber'den sormuşlardır. Çünkü zengin, fakir gibi namaz kılıyor, oruç tutuyor ve diğer ibadetlerini yerine getiriyor. Üstelik fakirin yapamadığı hayır ve hasenatı da yapıyor. Bu bakımdan amelde üstün bir duruma geçmiş oluyor. Burada bir sual ortaya çıkmaktadır. Acaba zengin olan Müslüman mı daha faziletlidir, yoksa fakir olan mı? Bu hususta çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunlar şöyle özetlenebilir: Allah katında fazilet ve üstünlük ancak takva İledir. Zira Cenab-ı Hak, Kurân-ı Kerim'in Hücurat Sûresi 13. âyetinde: «Allah katında sizin en iyiniz, takvası en ziyade olanınızdır.» Buyuruyor. İster fakir olsun, ister zengin bulunsun, Allah in emirlerini en İyi bir şekilde yerine getiren ve yasaklarından en çok sakınan, kısacası iç ve dışı ile Peygamberin yoluna tam bir ıhlâsla koyulan Allah Katında en iyi kimsedir. laKvada beraberlik husule geldiği takdirde, zenginin hayır ve hasenatı bakımından daha üstün bir mevkii olur. Ancak mal çokluğu, umumiyet itibariyle İnsanları çok meşgul edip kİ-bİr ve sefahata sevk ettiğinden dolayı, çok kere zenginler fakirlerden daha müşKÜİ durumda kaldıkları görülen hallerdendir. Büyük servetin hesabı ve sorumluluğu büyüktür. Dinimiz istifçiliği yasaklamaktadır. Hayır yollarına harcanamıyacak bir yığıntıya cevaz vermez. Para ve mal, nereden ve nasıl kazanılmış ve hangi yollara harcanmış veya hangi hakla istif edilmiş sorularına, mal sahibi muhatab tutulur. Bunların hesabını vermek ve kurtulmak zor bir İş olduğundan zenginlerin durumu, fakirlere nispetle daha tehlikeli olur. Fakat istisnaî durumlar olabilir. Herkes takva ölçüsünü kendine hedef edinmelidir. Yoksa mutlak surette ne zenginlik, ne de fakirlik tercih sebebi olamaz. Yalnız zenginlik halinde takva, fakirlik halindeki takvadan daha az bulunur. Çünkü mal çokluğu insanı çok meşgul eder, dinî vazifeleri unutmaya sebep olur, nefsanî arzulan kamçılar. İşte buna binaendir ki, Peygamber Efendimiz, durumlarının ne olacağını soran fakirlere, sizin teşbihiniz var, hamd edişiniz var, helâl zevcelerinizden faydalanmanız var, diye buyurmuştur. Bu sayılan işlerde zenginlerin de iştirak payı varsa da, meşguliyet ve vazifeleri icabı teşbih, tahmîd ve ailevî münasebetlerinin daha az olacağı aşikârdır. Bu nafile ibadetferi daha fazla yapmıya vakit bulan fakirler, kazanacakları ecirle zeng:nlerin sevâb mertebesine yükselmiş olurlar. Haram olan bir işi yapmak naşı! bir günâh İse, Allah'dan korkarak o haramı işlememek de sevabdır. Hele helâl ve mubah olan bir işi haramdan korunmak için yapmak ve böyle bir niyyet taşımak muhakkak ki, bir se-vâbdır. Böyle İşler, yapan için sadaka yerine geçer. Sadakanın da sevabı olur. Ailevî helâl münasebetler bu kabil işlerdir, üstelik israf olmamak şartı ile ruhî ve bedenî faydaları çoktur. Maddî ve manevî inşirah ve İnkişafa yol açar, huzur ve sükûn temin eder.[453] (116) Zararı Gidermek 228— Ebû Berze El-Eslemî'den (Raâiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle anlatmıştır: Dedim ki; «Ey Allah'ın Resulü! Beni Cennete koyacak bir ameli bana göster.» Peygamber: «İnsanların yolundan, zarar veren şeyleri gider.» buyurdu.[454] Insanların gelip geçtiği yollar üzerinde bulunan ve geçenlere zarar veren taş, çalı., süpürüntü, diken ve pislik gibi şeyleri gidermek ve geçenlere kolaylık sağlamak bir hizmet olduğundan sevabı vardır. Bu şekilde insanlara hizmet edenler, sadaka vermiş gibi sevâb kazanırlar. Sevâb kazananlar da cennetlik olurlar. Ancak düşmanın, eşkiya ve yol kesicinin geçeceği yolları temizlemek sevâb olmaz. Bunların fenalığına yardım edilmiş olur. Kötülüğe yardımcı olan ise, günâh kazanır. Ebû Berze kimdir? Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) ile yedi savaşta bulunmuş olan bir sahabîdir. Adı Nadle ibni Ubeyd 'dır. Hz. Ali safında Haricîlere karşı savaşmıştır. Basra'ya geçerek orada ev edinmişti. Son olarak Horasan gazasına çıkmış ve orada hicretin 64. yılında vefat etmiştir. Kırk altı hadîs rivayet etmiştir. Allah ondan razı olsun.[455] 229— Ebû Hüreyre (Radiyallahu anlı), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)*den rivayet ettiğine göre, Peygamber şöyle buyurdu : «Bir adam, yolda bir dikene tesadüf etti. Bunun üzerine (kendi kendine) dedi ki, muhakkak bu dikeni gidereceğim, müslüman bir kimseye zarar vermesin. Bundan dolayı adamın günâhları bağışlandı.»[456] Bu hadîs-İ şerîfin manâsı, daha öncekini teyid etmektedir. Yolda bulunan zararlı şeyleri gidermek, bağışlanmıya sebep olduğundan, cennete gîr-miye hak kazanmak demektir. Ancak sahih bir îmana sahip olduktan sonra, büyük günâhlardan ve kul borçlarından beri bulunmak kaydı ile bu mükâfata kavuşulabilir. Yoksa her kötülüğü yaptıktan sonra, sırf yollardan zararlı şeyleri kaldırmak kurtuluş vesilesi olamaz.[457] 230— Ebû Zer'den (Radiyallahu anhj rivayet edildiğine göre, şöyle dedi: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selletn) buyurdu ki: «Ümmetimin amelleri —iyisi ve kötüsü— bana arz edildi. Onların amellerinin iyileri arasında, yollardan zararlı şeylerin giderilmesini buldum. Amellerinin kötüleri arasında da, yere gÖmülmiyen mescidlerdeki balgamı gördüm.»[458] Daha önceki hadîs-i şeriflerde yol üzerinde bulunan ve insanlarla vasıtaların geçişine zarar veren şeylerin giderilmesinin sevâb olduğu, sadaka yerine geçtiği, cennete girmeye vesile olduğu beyân ve İzah edilmişti. Burada mescidler adabı ile İlgili bir harekete ve onun kötülüğüne işaret edilmektedir. Mescidler, ibadetlere tahsis edilmiş yerler olduğu için daima temiz tutulmaları İcab eder. islâm'ın ilk devirlerinde bütün mescidler, hasır ve kilim döşenmeksizin, yalnız etrafları çevrilmek suretiyle bina edilmişlerdi. Namaz kılınan yer, toprak ve kumdan ibaretti. Camiye namaz kılmak için gelenler arasında uzak yerlerden iştirak etmiş ve henüz İslâm'ın emrettiği temizlik kaidelerine kendini alıştıramamış kimseler bulunduğundan, bunların toprak ve kum üzerine tükürüp balgam atmaları vuku bulmuştur. Böyle bir hal meydana gelince, tükörülenİn toprak İçine gömülerek yok edilmesi, onun temizlenmesi demektir. Bu şekilde temizliği yapmamak günâhtır ve kötü bir davranıştır. Hem başkasının nefretini kazanmamak, hem de mescidin temizliğini korumak bakımından gözetilmesi gerekli bir husustur. Buna riayet etmiyenler günâh işlemiş olurlar. Zamanınızda mescidler hah, kilim veya hasırlarla serili bulunduğundan, camilere tükürmek diye bir şey düşünülemez. Bununla beraber cami içini kirletecek veya pis koku neşredecek şeylerden camileri korumak veya içerde temizliğe aykırı şeyler varsa onları gidermek her Müslüman için bir vazifedir. Camilere temiz elbiselerle ve hoş kokularla girmeli, sarmısak ve soğan gibj tiksindirici koku veren maddeleri yiyip girmemelidir.[459] (117) İyi Söz 231— Abdullah îbni Yezîd El-Hıtmî'den (Radiyailahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi: Resûlüllah (Salktllahü A leyhi ve Sellem): «Her iyilik bir sadakadır.» buyurdu.[460] «Ma'ruf» kelimesinin manâsı geniştir. Allah'a ibadet ve onun rahmetine yakınlık için söylenen sözlerle yapılan işler, İnsanlara söz ve işlerle yapılan İhsan ve yardımlar hep ma'ruftur. «Ma'ruf» sözünün zıddı, münker'dİr. Dinin emirlerine uygun olmıyan ve yasaklanmış bulunan söz ve işlerin hepsine münker denir. Maruf kısmına giren söz ve hareketler, dinin hoş gördüğü şeyler olduğundan, bunların yapılması sadaka yerine geçer, insana sevâb kazandırır. Aksine münker şeyleri işlemek, günâha vesile olur. A b d u IJah İbni Yezid El-Hıtmî kimdir? : Ensar'dan olan A b d u I I a h 'in künyesi E b u Musa 'dır. On yedi yaşlarında İken Hudeybiye vak'asmda bulundu. Küfe emirliği görevini yaptı ve Hz. Ali ile Sıffîn ve Cemel olaylarına iştirak etti. Farz namazlar dışında en ziyade namaz kılandı. Kûfe'de edinmiş olduğu bir evde ikâmet etti ve Ibni Zübeyr zamanında orada vefat etti. Allah ondan razı olsun.[461] 232— Enes'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi: Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'e bir şey (hediye) getirildiği zaman şöyle derdi : «Bunu falan hanıma götürün; çünkü o, (zevcem) Hatice'nin arkadaşı idi. Bunu (da) falan hanımın evine götürün; çünkü o, Hatice'yi seviyordu.»[462] Peygamber Efendimiz, kendilerine getirilen bir hediyeyi vefat etmiş zevcesi Hatice'nin dostu veya arkadaşı hanımlara göndermesi, bir maruftur, iyi bir söz ve harekettir. Bu bakımdan hadîs-i şerîf maruf bölümünde zikredilmiştir.[463] 233— Huzeyfe'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre dedi ki: Peygamberiniz (Sallaliahü Aleyhi ve Seîlem) şöyle buyurdu: «Her ma'rııf = iyilik, bir sadakadır.»[464] H u z e y f e hadîs-i şerifi anlatırken, sizin Peygamber iniz, diye söze başlamıştır. Bunun sebebi, Peygamber in sözüne önem ve İhtimam vermek ve ma'rufu işlemekte kusur etmemek içindir. H u z e y f e kimdir? : Ebu Abdullah künyesi ile tanınan Huzeyfe ibni'l-Y e m a n Ashab-ı kiramın büyükferindendir. Babası ile beraber Medine'ye gelerek İslâm'ı kabul etmişlerdi. Ensar veya Muhacirin arasına girmek hususunda Hz. Peygamber tarafından muhayyer bırakılmışlar ve kendileri Ensar arasına girmeyi tercih etmişlerdi. Huzeyfe, babası H usey I, kardeşi S a f v a n , Uhud savaşında bulunmuşlar ye babası, Müslümanlar tarafından yanlışlıkla şehîd edildi. Hendek savaşında soğuk ve karanlık bir gecede, Peygamber Efendimiz H u z e y f e V' düşmanın durumu hakkında bilgi edinmek üzere, düşmana karşı göndermiş ve Huzeyfe de düşmanın fırtına ve soğuktan perişan bir halde göç etmekte oldukları haberini getirmişti. Peygamber Efendimiz, münafıkları yalnız Huzeyfe'ye tanıtmış ve onu kendisine sırdaş edinmişti. Hz. Ömer hilâfeti zamanında memuriyetlerde kullandığı zevat arasında münafık bulunup bulunmadığını Huzeyfe 'den sormuş ve münafık bulunduğunu söylemesine rağmen kimliklerini açıklamaktan sakınmıştı. Hz. Ömer, ashabdan vefat eden birinin cenazesinde Huzeyfe yi görmeyince, cenazede bulunmazdı. Huzeyfe, İran fetihlerinde bulunmuş ve Nihavend'de kumandan Nüman ibni Mukrin'in şehid edilmesi üzerine sancağı ele geçirerek Hemedan, Rey ve Dînever beldelerini fethetmişti. Daha sonra Nusaybin valiliğine tayin edildi. Çok emin bir kimse olduğundan, Hz. Ömer: «— Huzeyfe ne isterse ona veriniz.» Emrİnİ verdiği halde, Huzeyfe kendi yiyeceği atının yemi ile yetinerek Medine ye dönüşünde Hz. Ömer halinde bir değişiklik görmemesi üzerine, memnun kalmış ve boynuna sarılmış ve şöyle demişti : «— Sen, benim kardeşimsın, ben de senin kardeşinim.» Huzeyfe, Hz. Ömer'in şehid edilmesinden 40 gün sonra hicretin 37. yılında vefat etti. Allah ondan razı olsun.[465] (118) Sebze Bahçesine Çıkmak Ve Eşyayı Zenbil Île Taşıyıp Evine Götürmek 234— Amr İbni Ebî Kurre El-Kindî (Radtyallahuanh)'den rivayet edildiğine göre, şöyle dedi: Babam (Ebû Kurre), kız kardeşini Selman'a arz etti, (onunla evlenmesini teklif etti). Selman kabul etmeyip kendi azadlı cariyesi ile evlendi. O kadına Bukayre denirdi. Ebû Kurre'ye haber ulaştı ki, Huzeyfe ve Selman arasında (söz kırgınlığı) bir şey var. Ebû Kurre, Selman'a varıp onu aramaya başladı. Selman'm, kendisine ait bir sebze bahçesinde olduğu haberi Ebû Kurre'ye verildi. Ona gitmeye yöneldi de, (yolda) Selman'-la karşılaştı. Selman'ın beraberinde, içinde sebze bulunan bir zenbil vardı. Değneğini zenbilin kulpuna sokmuş olduğu halde onu omuzunda taşıyordu. Ebû Kurre: «Ey Ebu Abdullah (Selman)! Seninle Huzeyfe arasında ne oldu?» dedi. Ebû Kurre dedi ki, Selman şöyle diyordu : «İnsan acele huylu yaratılmıştır.» (îsra Sûresi, Âyet: 11) Bunun üzerine yürüdüler, Seknan'ın evine kadar gittiler. Selman «ve girdi de şöyle dedi: «Esselâmu aleyküm.» Sonra Ebû Kurre'ye müsaade etti de içeri giçdi. Orada kapı üzerine konmuş saçaklı ince bir yolluk vardı. Baş yanında da kerpiçler vardı. Bir de eğer palanı bulunuyordu. Selman: «Hanımefendinin kendisi için serdiği döşek üzerine otur.» dedi. Sonra Ebû Kurre'ye anlatmıya başlayıp, şöyle dedi: «Huzeyîe, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seİîem) 'in gazabı halinde bazı kimselere söyledikleri sözleri (insanlara) anlatıyordu. (Halbuki bunları anlatmakta onlara bir fayda yoktu, bilâkis fitneye sebep olabilirdi). Bu haber bana getirildi ve benden soruldu. Ben diyordum ki, Huzeyfe, söylediğini daha iyi bilir; ve ben, insanlar arasından kin doğmasından hoşlanmıyordum. Nihayet Huzeyfe'ye gidilip dendi ki, Selman, senin söylediğin sözlerde seni tasdik etmiyor ve seni yalanlamıyor. Bunun üzerine Huzeyfe bana gelip, şöyle dedi: — Ey (Ümmü Selman oğlu) Selman! Ben de dedim ki: — (Ümmü Huzeyfe oğlu) Huzeyfe! Ya bu tutumundan vazgeçersin, yahut senin hakkında (halife) Ömer'e yazacağım. Ben onu, Ömer ile korkutunca, beni terk etti. Gerçekten Resûlüllah (Sallalkhü Aleyhi ve Seilem) şöyle buyurmuştur: «Ben, Âdem oğlundan gelmeyim, (sizden gazap halinde çıkan bazı sözler gibisi, benden de çıkar). Ümmetimden hangi bir kula müstahak olmadığı halde bir lanet okursam, yahut ona fena bir söz söylersem, bu söz onun hakkında bir rahmet olur.»[466] Bu hadîs-İ şeriften alınması gereken iki ders vardır: 1— Ashab-ı kiramın âlimlerinden ve höyüklerinden olan S e I m a n - i Farisî, kendi bahçesinde çalışmış ve yetiştirdiği sebzeleri sırtında taşıyarak evine pÖtürmöştür. Çalışmak ve kibir etmiyerek eve yök taşımak bîr vazifedir. Müslümanlar, S e I m a n 'in hareketini örnek alarak çalışmalarını düzenlemelidirler. 2— Sel man'in rivayet ettiği hadîs-i serîften anlaşıldığı üzere, dîn hükümlerinden sayılmiyan ve insanların ihtiyaçları ile İlgili bulunmıyan hadîs-i şerifleri halka anlatmakta bîr fayda yoktur ve bu gibileri, fitneye sebep olmamak için, başkalarına nakledİlmemelidir.[467] 235— (56-s) îbni Abbas'dan rivayet edildiğine göre, Ömer (Radiyallahuarihym şöyle dediğini tbni Abbas anlatmıştır: «Bizi, kavmimizin arazisine çıkarın.» Biz de çıktık. Ben ve Ubeyy îbni Kâ'b (yola çıkan) insanların en gerisinde idik. Rüzgârla bir bulut çıktı. Bunun üzerine Ubeyy: «Allah'ım! Bizden bunun zararını gider.> dedi.

Sonra (önümüzde gitmekte olan) insanlara yetiştik. Onların yükleri (ve eşyaları) ıslanmıştı. Onlar, bize:

«Bize isabet eden (yağmur) size isabet etmedi,» dediler. Ben dedim ki:

«Bulutun zararını bizden gidersin diye TJbey, Allah (Azze ve Celîe) ye dua etti.»

Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu anh) :

«Sizinle beraber bize de duâ etseydiniz ya...» buyurdu.[468]



Bahçeye, tarla ve araziye çıkmak bölümünde bu hadîs-i şerif getirildiğinden anlaşılıyor ki, ashab-ı kiram çalışmak için ziraat ve çiftlik yerlerine çıkarlardı. İhtiyaçlarını karşılamak için çalışırlardı ve evlerine ihtiyaçlarını taşırlardı.

Burada Ubeyy i b n } K â b 'in duasının Allah tarafından kabul' edilerek yağmurdan korunmuş oldukları da anlaşılıyor. Bir de duâ yapılırken, bütün Müslümanlar için edilmesi gerektiğine, Hz. Dmer Efendimiz işaret buyurmuşlardır.[469]



(119) Bağa Çıkmak


236— (57-s) Ebû Seleme'den (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi;

«Arkadaşım olan Ebû Saîd El-Hudrî'ye gittim de, dedim ki»:

«Bizimle hurma bahçesine çıkar mısın?»

O da çıktı, üzerinde yünlü ve renkli elbise vardı.[470]



Bu rivayetten de anlaşılıyor ki, ashab-ı kiram, hurmalık gibi bağlar yetiştirmişler ve geçimlerini ziraat, ticaret ve san'at gibi işlerle temin etmişlerdir. Kimseye yük olmamak için bizzat çalışarak geçimi sağlamak her Müslüman için farz olan bir vazifedir. Yüce dinimizi bize intikal ettiren ashabın yolu, bizim izliyec«ğimİz esas ,yol olmalıdir.[471]



237— Ümmü Musa'dan (Radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki:

«Allah'ın rahmetleri üzerine olsun», Hazreti Alî'nin şöyle söylediğini işittim:

— Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Abdullah îbni Mes'ud'e, bir ağaca çıkıp, ondan bir şey alarak kendisine getirmesini emretti. (Abdullah ağaca çıkarken) Beygamber'in asîjabı, Abdullah'ın bacağına baktılar da, bacaklarının inceliğine güldüler. Bunun üzerine Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Ne gülüyorsunuz? Abdullah'ın ayağı (kıyamet günü) tartıda, Uhud dağından daha ağır gelecektir.» buyurdu.[472]



«Bağa Çıkmak» bölümünde bu hadîs-İ şerîfin zikredilmesinden anlaşıldığına göre, Hz. Peygamber Efendimiz şehir dışında bir çiftliğe veya bir bağ mahalline gitmişler ve oradaki ağaçlardan birinden misvak edinmek için dal kesilmesini A b d u 11 a h 'a emretmişler veya meyve koparmasını istemişlerdir. Böylece bizzat Peygamber Efendimizin bağ yerine çıkmış oldukları gerçeği ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan Abdullah ibni Mes'ud'un faziletine ve manevî değerine de işaret buyurmuşlardır. Bacaklarının ince oluşu bir noksanlık değil, bilâkis bu durumda olan bir kimsenin takvası sayesinde, manevî değerinin Uhud dağından daha ağır olabileceği anlaşılmaktadır.[473]

(120) Müslüman, Kardeşinin Aynasıdır


238— (58-s) Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh) nakledildiğine göre, şöyle dedi:

«Mümin, kardeşinin aynasıdır. Onda bir ayıp gördüğü zaman onu düzeltir.»[474]



Âynanın vazifesi, kendisine bakanın durumunu olduğu gibi göstermek, mevcut kusur ve ayıplarını hatırlatmaktır. Bir Müslüman da kardeşine ayna vazifesi görmelidir. Üzerinde gördüğü kusur ve ayıpları hatırlatarak onun durumunu düzeltmiye çalışmalıdır. Diğer taraftan herkes bir ayna yerinde olan kardeşinin karşısına çıkacağından, önceden kendini kontrol etmeli ve ayıplardan annmıya çalışmalıdır. Bu tutumla hata, kusur ve ayıplardan kurtulma mümkün olur.[475]



239— Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

«Mümin, kardeşinin aynasıdır; ve mümin, müminin kardeşidir, onun ziya'ım ve helakini önler, arkasında da onu çevreleyip korur ve ihtiyaçlarını görür.»[476]



Burada İslâm kardeşliğinin önemi belirtilmekte ve Müslümanların birbirlerine karşı vazifeleri gösterilmektedir. Müslüman kendi malını ve menfaatlerini koruduğu gibi, mümin kardeşİninkiferini de aynen'koruyup gözetmelidir. Bu anlayışla çalışıldığı takdirde, Müslümanlar tek vücud halinde parçalanmaz bir kuvvet olurlar ve hiç bir kuvvete de yenilmezler.[477]



240— Müstevrid (Radlycûlchu anh) , Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m şöyle buyurduğunu rivayet etti:

«Bir müslümanı çekiştirmek suretiyle (başkasından) bir lokma yiyene, muhakkak Allah Tealâ cehennemde onun mislini yedirir. Yine bu sebepten ötürü müslüman kimseden elbise giydirilene, muhakkak Allah (Azze ve Ceile) cehennemden elbise giydirir (o çekiştiriciye azab eder). Kim de, müslüman bir adamı gösteriş ve riya mevkiinde tutarsa (ona, sahip bulunmadığı yüksek vasıfları verirse), muhakkak ki Allah, kıyamet gününde o kimseyi riya ve gösteriş yerinde tutar (ona azab eder).»[478]



Müslüman, mümin kardeşinin aynasıdır, belirtildikten sonra bu vazifeyi yerine getirmeyip de aksine hareket edenlerin durumuna Peygamber Efendimiz işaret buyurmaktadır. Şöyle ki :

Bir insan, mümin kardeşinin kusur ve ayıplarını bizzat kendisine söyleyip düzeltme yolunu tutmaz da, bu kardeşinin kusurlarını, düşmanı olan bîrine anlatır ve onu hoşnud ederek karşılığında, yemek ve elbise gibi menfaat elde ederse, bunun cezasını cehennem azabından görür.

Bir de bir insan, bir kimsenin himayesinde ve şöhreti altında geçim sağlamak ve şeref kazanmak maksadı ile, o kimseyi sahib bulunmadığı yüksek vasıflarla tanıtmıya çalışır ve böylece gösteriş yaparsa, yine Allah böyle hareket eden adamın cezasını Cehennem azabından verir.

İslâm dini, riyakârlığı ve gösterişi yasakladığı gibi, bunlar sayesinde menfaat sağlıyanlar için de Cehennem .azabı olduğunu haber vermektedir.

Müstevridibni Şeddad kimdir? :

Müstevrİd ve babası Şeddad ashabdandırlar. Aslen Mekke'li olup, Kûfe'de ikâmet etmişlerdir. Sonra Mısır'ın fethine iştirak etmiş ve Mısır'da oturmuştur. Peygamber Efendimizden ve babasından hadîs rivayet etmiştir. Kendisinden de Kays ibni Ebi Hazim, V a k -kas ibni Rabi'a, Ebu Abdurrahman, Abdur-rahman ibnİ Cübeyr ve Ma'bed ibni Ha I id gibi z
Hicretin 45. yılında İskenderiye'de vefat etti. Allah ondan razı olsun.[479]



(121) Eğlence Ve Mizahdan Caiz Olmıyanlar


241— Abdullah ibni Sâib'in dedesi Yezid Ibni Saîd'den(Radiyatlahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: «Sizden hiç biriniz, arkadaşının şyasını ne şakacıktan, ne de ciddî olarak almasın. Sizden biriniz, arkadaşının değneğini aldığı zaman, onu kendisine geri versin.»[480]



Bu hadîs-i şerîf Hendek savaşı sırasında şu hâdise üzerine varid olmuştur: Zeyd ibni Sabit, Medine etrafında düşman saldırısını önlemek için hendek kazılırken yorulmuş ve bir kenarda uyumuştu. Bu halde iken, Umare ibni Hazm gelip silâhını aldı. Böylece kendisine oyun yapmak istedi. Hz. Peygamber hâdiseye muttali olunca, Müslümanın korkutul-mamasını ve ne şakacıktan, ne de ciddî olarak eşyanın alınmamasını emrettiler.

Şakacıktan birinin eşyasını alarak onu kederlendirmek ve sonra eşyasını geri vermek suretiyle onu sevindirmek bir nevi eğlencedir. Müslüman kardeşi kederlendirmemek için böyle eğlenceleri Hz. Peygamber yasaklamıştır. Eşya sahibinin haberi olmaksızın eşyasını almak, ciddî bir harekettir. Bu harekette arkadaşına üzüntü vermek vardır. Sonra alınan malı geri vermekte şakacılık hareketi vardır ki, bu da boşuna bir sevinç verir. Onun için her iki hareket yasaklanmış oluyor.

Ciddiyetle almanın bir manâsı da, doğrudan doğruya hırsızlık maksadıyla eşyanın alınmasıdır. Hırsızlık da zaten haramdır.[481]



(122) Hayırlı İşe Delâlet Edenin Sevabı


242— Ebû Mes'ud El-Ensarî (Radiyailahu anh) 'den, şöyle demiştir: Bir adam Peygamber (Sallalİahü Aleyhi ve Seltem) 'e gelip, dedi ki: «Bana bir hal oldu (yürüyemiyorum), beni bir hayvana yükle» (gideyim).

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)

«(Seni üzerine yükliyecek) Benim vasıtam yok; fakat falancaya git, olur ki o, seni bir vasıtaya yükler.» dedi.

Bunun üzerine adam, ona gitti ve kendisim vasıtaya bindirdi, (gideceği yere gönderdi). Sonra bu adam Peygamber (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem)'e gelip hâdiseyi ona anlattı. Bunun üzerine Hazreti Peygamber:

«Bir hayırlı işe delâlet eden kimse için, o hayırlı işi işliyenin sevabı gibi mükâfat vardır.» buyurdu.[482]



Hadîs-i şeriften anlaşılıyor ki, bîr insan herhangi hayırlı bir işi bizzat karşılıyamaz da, o işi başarabilecek başkasını gösterirse ve böyle bir delâleti ile o hayırlı iş çözümlenmiş olursa, bizzat hayırlı İşi gören gibi, mükâfat alır, sevâb kazanır. Maksad hayırlı isin başarılması ve muhtaç durumda olanın işinin görülmesidir. Bu gibi hayırlı işlere vasıta ve aracı olanların, bilfiil iş görenler gibi ecirleri vardır. Fakat bir kimsenin irruânı varken, işi görmeyip de başkasına havale etmesi, doğru olmaz. Bunun sevabı muhakkak ki azdır.[483]



(123) İnsanları Affetmek Ve Bağışlamak


243— Enes (Radiyallahu anh) 'den rivayet edildiğine göre:

Bir Yahudi kadın, Peygamber (SallatlahüAleyhiveSellem)'e zehirlenmiş (ve pişirilmiş) bir koyun getirdi. Peygamber ondan yedi. Sonra kadın yakalanıp getirilince:

«Bunu öldürelim mi?» diye Peygambere soruldu.

Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem):

«Hayır!» dedi.

Enes demiştir ki:

«O zehirli etin tesirini halâ Resûlüllah (Sallallahü Aleyh! ve Selem) in küçük dilinde görür dururum.»[484]



Hakim, Müsledrek'inde Ebu Sa'îd El-Hudrî 'den bu hâdiseyi şöyle anlatmaktadır:

Hayber'de bir Yahudi kadını. Peygamber (Salltülahü Aleyhi ve Sellem)* pişirilmiş bir koyun kediye etti. Bundan yemek için ashab ellerini uzatınca. Peygamber onlara :

«Ellerinizi çekin, zira bu koyunun azalarından biri bana haber veriyor ki, koyun zehirlenmiştir.»

Bunun üzerine kadın çağırtılıp kendisine soruldu :

«— Bu yemeğini zehirledin mi?»

Kadın:

«— Evet, dedi. İstedim ki, eğer yalancı Peygambersen, insanları kurtarayım. Eğer sadık Peygambersen, Allah sana zehirli olduğunu bildirecektir.»

Sonra Hazreti Peygamber :

«Besmele çekerek yiyiniz.» dedi.

Biz de yedik. Hiç birimize zarar vermedi.

Bir rivayete göre de, Bişr ibni'l-Berrâ, Hazreti Peygamberle zehirli etten yiyerek onun tesiri ile öldü. Bunun vefatına sebep olan Yahudi kadın da kısas cezası ile öldürüldü.

Bir rivayete göre de, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), zaman zaman bu zehİrin tesirini kendilerinde hissederlerdi. Bunun tesiri İle de, ayrıca sehadet mertebesine nail olmuşlardır.

Hadîs-i şeriften şu hükümler çıkmaktadır:

1— Müslüman olmıyan bir kimseden (Ehl-i kitabdan} hediye kabul etmek caizdir. Ehl-i kitabın kendi dinleri uyarınca kesmiş oldukları hayvanların etini yemekte beis yoktur.

2— Bir kusur veya günâh işliyenin kusurunu bağışlamak bir fazilettir. Ancak başkasının ölümüne sebebiyet veren bir cinayet olursa, maktulün veresesinin talebi ile kısas yapmak icab eder.[485]



244— (59-s) Abdullah îbni Zübeyr (Radiyallahu anh)'den Minber üzerinde şöyle dediği işitilmiştir;

«Bağışlama yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.» (A'raf Sûresi, Âyet: 190)

Âyeti okuduktan sonra dedi ki;

«Allah'a yemin ederim! Bu âyet-i kerîme ile, insanların ahlâkından en kolayını almaktan başka bir şey ile emredilmemiştir. Allah'a yemin ederim ki, ben insanlarla arkadaşlık ettiğim müddet bunu uygulayacağım, (insanlar için günah olmıyan kolay tarafı tutacağım, onlara iyi muamele edip güçlük çıkarmıyacağım).[486]



A'raf sûresinin 199 uncu âyet-İ kerîmesinde üç hususa işaret buyurulmaktadır :

1— İnsanlara afv ile muamele etmek. Afvın lügat manâsı, bağışlamak, silmek, yok etmektir. Afv kelimesi Cenab-ı Hak'ka nispet edildiği zaman, kullarına azab etmeyişi, onların günâhlarını mahvedişi ve silmesi manâsını taşır. Ayrıca bir şeyin en iyisine, en seçkinine ve enfesine de afv denir. İnsanların afv ile muamele etmesi, hem kendilerine edilen zulmü bağışlamaları, hem de ahlâkın iyi ve kolay tarafını seçerek hemcinsleri ile geçinmeleri ve idare etmeleri demektir. İşte Cenab-ı Hak bize bunu emretmektedir.

2— İkinci husus olarak Allah Tealâ bize ma'rufu (iyilik etmeyi) emretmektedir. Allah Tealânın ve Peygamberinin emirleri gereğince hareket etmek ve bu buyrukları tavsiye edip öğretmek hep maruf olan işlerdir. Her mükellef elinden geldiği kadar öğrenip yaşamak ve başkasına da öğretip tatbikine çalışmak sorumluluğunu taşır. Bu, müminlere dü^en önemli bir vazifedir.

3— Cahillerden yüz çevirmek. Gerçeği kabul etmiyen ve söz dinlsmi-yen inatçı cahillerden hoş ve iyi bir hareketle yüz çevirmek gerekir. Çünkü cahiller sözlerini bilmezler, fesad çıkarmtya sebep olurlar ve ahengi bozarlar. Buna meydan vermemek için sabırla ve yumuşak bir huyla mücadeleyi terk etmek lâzımdır.

Abdullah ibni Zübeyr kimdir? :

Hicret yılında Medine'de doğmuştur. Künyesi Ebu Hubeyb ve E b u Bekir olup, annesi Esma, Hz. Ebu Bekir (Radiyallahu anh)\n kızıdır. Hz. Â i ş e , A b d u I I a h 'm teyzesi oluyor. Küçük yaşta Hz. Peygamber'den hadîs ezberlemiştir. A b d u II a h 'm büyük annesi S a f i y y e de Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in halasıdır. Cesur, kahraman, güzel söz söyliyen bir hatip ve iyi bir binici İdi.

Muaviye ibni Yezîd'in vefatından sonra Hİcaz, Yemen, Mısır ve Irak dokuz yıl İdaresi altında bulunmuştur. Nihayet H a c c a c 'la aralarında vuku bulan savaşta Abdullah, Mekke'de muhasara edif-di ve H a c c a c tarafından hicretin 74. yılında şehid edildi. Geceleri namazla geçirir ve gündüzleri de oruç tutardı. Allah ondan razı olsun.[487]



245— İbni Abbas'dan rivayet edildiğine göre, dedi ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «İnsanlara (din işlerini ve vazifelerini) öğretin, kolaylık gösterin ve gftçlük çıkarmayın. Sizden biriniz hiddetlendiği zaman sükût etsin, (konuşmasın).» (ı)[488]



Insanlara, bulundukları durum İcabı, dinden muhtaç bulundukları hükümleri öğretmek ve güçlük çıkarmadan kolaylık göstermek, nefret verecek tutum ve hareketlerden sakınmak, ilim sahiplerine düşen en iyi ve faydalı bir hizmettir. Böyle çalışmaların manevî mükâfatı da çok büyüktür.

Kızgınlık ve hiddet, İnsanı kötülüğe sevk eden fena bir huydur. İntikam hırsı ile kalpteki kanın feveran edişi veya şeytanın dürtmesi ile meydana gelen ve İnsanı sükûn halinden çıkaran bir vasıftır. Bu durumda insan kötü söz söyler, fena iş yapar, hatta cinayet işler. Bunların hepsi kötü ahlâklardır. Çok kere insan istediği şeye kavuşamayınca, arzulan tatmin olmayınca hiddete gelir. Kendinde duyduğu büyüklük onu kızgınlığa götürür. Fakat Allah'ın azamet ve kudretini düşünen ve her an üzerinde olan hakimiyetini bilen bir adamdan nefsin izzeti gider ve böylece hiddetin şerrinden selâmet bulur, önce hiddeti doğuran sebepleri yok etmeğe çalışmalıdır. Yoksa hiddet geldikten sonra, onun zararını önlemek için, konuşmamalıdır. Yine Peygamber Efendimizden varid olmuştur ki :

«Hiddetlenen kimse, Allah'a sığınsın, abdest alsın veya hiddetlendiği çevreyi değiştirsin.»[489]



(124) İnsanlara Tatlı Yüzlü Olmak


246— Atâ' İbni Yesar'dan rivayet edildiğine göre, şöyle anlattı: Abdullah İbni Amr İbni'1-As'a yetiştim de, ona dedim ki: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Tevrat'da bulunan sıfatından, (Tevrat kitabında Peygamber'in tarifine dair âyetlerden) bana haber ver.»

O:

«Evet (anlatayım), dedi. Allah'a yemin ederim, Peygamber, Kur'ân'da mevcut bazı sıfatlarla, Tevrat'da da vasıflanmıştır.»

(Cenabı Hak) :

«Ey Peygamber! Seni, ümmetine bir imam, bir müjdeci ve bir korkutucu gönderdik. (Ahzab Sûresi, Âyet: 45). Bir de (seni) ümmetler için bir koruyucu (gönderdik). Sen benim kulumsım ve Peygamber'imsin. Sana mütevekkil ismini verdim. Peygamber sert sözlü değildir, şiddet sahibi değildir, çarşılarda bağırıp çağırmaz, kötülüğü kötülükle yok etmez (kötülüğü iyilikle karşılar), ancak Tbağışlar ve affeder. Kendisinden Önce gelen yoldan çıkmış ümmeti, Allah, kendisi ile doğrultmadıkça, Allah onun ruhunu asla almıyacaktır. Ümmetin düzelmesi şöyle demeleri ile olacaktır : «Lâ İlahe İllallah». Bu sözle, kör gezleri, sağır kulakları ve kilitli kalpleri açacaklar.»[490]



Burada, varİd olan bir soru üzerine Peygamber Efendimizin gerek Kur'ân'da, gerekse Tevrat'da mevcut bazı vasıfları anlatılmaktadır. Buradaki vasıflar şüphesiz ki, Peygambere ait vasıfların tümü değildir. Bazı mühim kısımları şöyle sıralanmaktadır:

Peygamber Şahid'dİr: Bunun iki manâsı vardır. Ya ümmete İmam, önder olması demektir. Ya da' ümmetinden îman edenlerle îman etmİyenler üzerine bir şahid olması demektir.

Peygamber Mübeşşirdir: Kendisine îman edenleri, Allah'ın hak dinine bağlananları Cennetle müjdeleyicidir.

Peygamber Nezirdir: îman etmiyenleri, islâm'ı kabul etmiyenlerİ Cehennem ile korkutucudur.

Peygamber cahillere Hirz'dir: Allah'ı tanımıyan, hak yolu bilmiyen cahil insanlar için Peygamber bir koruyucudur. Onlara hak yolu göstermekle kendilerini felâketten, Cehennem azabından korur.

Allah'ın Resulüdür: İnsanlara dünya ve âhiret saadetini kazandırmak İçin, Allah tarafından gönderilen bir elçidir. Allah'dan melek Cebre aracılığı ile ve vahy yolu İle aldığı emir ve yasaklan insanlara tebliğ eder, onlara dinlerini Öğretir.

Mütevekkildir: İşini, Allah'a güvenip bırakandır. Kul olarak gereken tedbîr ve sebeplere tevessül ettikten sonra, Allah'ın va'dına güvenip kazasına inanmak ve böylece tam bir teslimiyet göstermek tevekküldür. Böyle bîr tevekkülde bulunana da Mütevekkil denir.

Peygamber kötü sözlü (fezz) değildir: En güzel ahlâk ile vasıflanmış olup, kaba ve çirkin söz sahibi değildir.

Peygamber galîz değildir: Yumuşak ve tatlı huyludur, şiddet göstermez, sert davranmaz. Ancak savaş ve mücadele zamanında düşmanlara karşı şiddetli olduğuna dair âyet-i kerîme vardır. Sulh ve sükun zamanında kimseye karşı şiddetli değildir. Müminlere karşı ise, daima merhametli ve şefkatlidir.

Peygamber avaz avaz bağırmaz : Gerek evde, gerekse dışarda Peygamber İnsanlara kızıp çağırmaz, sesini fazla yükseltmez ve bir münakaşa hali göstermez. Tatlı sözlüdür.

Peygamber kötülüğü, kötülükle kaldırmaz : Yapılan kötülüğe aynı ile karşılıkta bulunmaz, bilâkis bu kusur ve kabahati bağışlar ve affeder. Kötülüğe iyilikle mukabele eder.

Peygamber görevini muhakkak yapar : Tevhid dinini terk etmiş cahil insanlara «Lâ ilahe İllallah» kelimesini öğretmiş, Allah dan başka İbadet edecek bir varlık olmadığını tebliğ etmiştir. Böylece görmez gözler, İşitmez kulaklar ve anlamaz kalbler açılmış ve gerçek yolu görüp kabullenmişlerdir.[491]



247— (60-s) Abdullah İbni Amr'dan (Radiyailahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

Kur'ân'da olan şu:

«Ey Pey ganiler! Seni ümmetine bir imam, bfl* müjdeci ve bir korkutucu gönderdik (Ahzab: 45).» âyetin benzeri Tevrat'da vardır.[492]



Bundan önceki 246 No.'lu hadîs-i şerife bakınız.[493]



248— Muaviye (Radiyailahu anh) 'nin şöyle dediği işitilmiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den bir söz işittim ki, Allah onunla bana fayda ihsan etmiştir. (Ravi diyor ki) Muaviye'yi dinledim,

şöyle diyordu :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i dinledim :

«İnsanlardaki ayıpları araştırırsan, onları ifsad edersin.» buyuruyordu:

Ben, insanların ayıplarım araştırmıyorum ki, onları bozmuş olmayayım.[494]



Allah Tealâ kullarıma örtünmeyi emretmiş, ayıp yerlerini açmayı yasaklamıştır. İnsanlardan meydana gelen kötü iş ve hareketler de bir nevi ayıp olan ve açılması yasaklanan azalar gibidir. Bu gibi kusurları araştırmamak, derinleştırmemek ve görmemek bîr vazifedir. Kötülük ve kusurların teşhir edilmesi, herkese İlân edilmesi insanların ahlâkı üzerinde kötü izler bırakır, alışkanlık meydana getirir, utanma hislerini körletİr. Bu hallere sebebiyet vermek, insanları bozmak ve hallerini İfsad etmek olur. Böyle vahim bir neticeye varmamak İçin kusur ve ayıplar örtüimeli, araştırma yapılmamalıdır. Mümkünse kusur ve ayıpların giderilmesine, güze! ve tatlı bir nasihat yolu ile çalışmalıdır. Ayıp ve kusurları görmemezlİkten gelmek, affetmek ve bağışlamak olduğundan, hadîs-i şerîf bu bölümde zikredilmiştir.

Bu hadîs-i şeriften alınacak hükümler:[495]



249— Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh) 'nin şöyle dediği işitilmiştir : Şu iki kulağım duydu ve şu iki gözüm gördü, Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Settem) , her iki eliyle Hasan'm yahut Hüseyin'in iki avucundan tuttu. — Allah'ın rahmetleri üzerlerine olsun — Onun ayağı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in (mübarek) ayağı üzerindeydi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle diyordu:

«Çık!»

Çocuk ayaklarını Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in göğsüne koyuncaya kadar çıktı. Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ağzını aç!» dedi.

Sonra çocuğu Öptü ve ondan sonra dedi ki:

«Allah'ım, bunu sev, çünkü ben bunu seviyorum.»[496]



1— Çocuklarla lâtife etmek ve onlara sevgi ve merhamet göstermek, Peygamber imiz tarafından bizzat uygulanan ve bize örnek olan güzel ahlâklardandır.

2— Daha önceki hadîs-i şeriflerde geçtiği gibi, çocukları öpmek, iyi bir harekettir, çünkü bunda şefkat ve merhamet işareti vardır.

3— Çocuklara, iyi ve hayırlı olmaları için duâ etmek, büyükler İçin takıp edilecek bir yol olmalıdır.[497]



(125) Tebessüm Etmek


250— Kays'dan rivayet edildiğine göre, demiştir ki:

Cerîr'in şöyle dediğini işittim:

Ben müslüman olalıberi, Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem), beni her gördükçe, yüzüme karşı tebessüm buyurmuşlardır; ve ResûlüIIah (Salîaîlahü Aleyhi ve Selle/n) şöyle demiştir:

«Bu kapıdan, Yemenlilerden hayırlı bir adam içeri girecektir, yüzünde de melek siması vardır.»

(Bu sözün) arkasından Cerîr içeriye girdi.[498]



Sevinçten yüzün hoş bir duruma geçmesiyle dişlerin görünebilecek kadar gözükmesine «Tebessüm» denir. Bu makbul olan bir harekettir. Müslüman, mümin kardeşi İle karşılaşınca ona selâm verip tebessüm etmesi lâzımdır. Burada iki şey öğrenmiş oluyoruz. Biri, tebessüm etmenin mubah ve iyi bir hareket oluşudur. Diğeri de Cerîr (Radiyaîîahuanh)'m Hazreti Yusuf gibi melek sima oluşudur. Aşağıda kendisinden yeteri kadar bilgi verilecektir.

Tebessümden başka, sesle veya kahkaha ile gülmek vardır ki, bu makbul değildir, insanın vakar ve şerefini giderir ve insanı normal durumundan çıkarır.

Cerîr kimdir? :

Babasının adı Abdullah olup, künyesi E b u A m r 'dır ve Becîle kabilesinin ileri gelenlerindendir. Hz. Peygamberin hicretlerinden 40 gün önce, huzura gelerek İslâm'ı kabul etmiştir. Kavminin reislerinden olduğu için Hz. Peygamber onun hakkında :

«Size bir kavmin büyüğü geldiği zaman, ona ikram ediniz.»

Buyurmuştur. Çok güzel bir simaya sahip olduğundan Hz. Ömer de bunun hakkında :

«— Cerîr, bu ümmetin Yûsuf'udur.» buyurdular.

Hz. Ömer, hilâfeti zamanında dağınık bir halde bulunan Bectle kabilesini bir araya getirerek başlarına Cerîr'i geçirmişti. İrak fethinde ve Kadisiye savaşlarında büyük yararlıklar göstermiştir. Sonra KOfe'de ikâmet etti. Sonra Hz. A I i onu elçi olarak Hz. M u a v İ y e 'ye gönderdi. Daha sonra her iki fırkadan ayrılarak Karkısiyada İkâmet etmiş ve hicretin 51 veya 54. yılında burada vefat etti. Allah ondan razı olsun.[499]



251— Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Hazreti Aişe (Radiyallahü anne) 'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i hiç bir zaman küçük dili görünür şekilde güler görmedim. Yalnız tebessüm ederdi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir bulut veya bir rüzgâr gördükleri zaman, yüzünde hoşnudsuzluk gelirirdi. (Bu halinden ötürü Hz. Âişe) sordu:

«Ey Allah'ın Resulü! İnsanlar bulut gördükleri zaman sevinirler, olur ki, onda yağmur olur diye. Halbuki sizi görüyorum ki, bulutu gördüğünüzde hoşnudsuzluk beliriyor?»

Hazreti Peygamber buyurdu ki:

«Ey Âişe! O bulutta azab bulunmasından beni selâmete çıkaracak (teminat) nedir? Bir kavim rüzgâr sebebiyle azaUandirildi (helak edildi). Halbuki o kavim azabı görmüşlerdi de: Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur, demişlerdi.»[500]



Bundan önceki hadîs-i şerife bakınız.[501]



(126) Gülmek


252— Ebû Hüreyre (Radiyallahuanh)'den rivayet edildiğine göre, demiştir ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Gülmeyi azalt; çünkü çok gülmek kalbi Öldürür.»[502]



Gülmek, îmana aykırı düşen bir huy değildir. Zİra 1 b n i Ömer: «— Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'in ashabı gülerlerdi. Böyle olmakla beraber kalblerindekİ îman, dağdan daha büyüktü.»

Buyurmuştur. Ancak daha önceki açıklamalarda belirtildiği gibi, fazla ve devamlı bir şekilde gülmeye alışmak insanın vakar ve şerefini izale eder, kalbin hassasiyetini gidererek âhireti unutturmaya, boşuna zaman geçirmeye sebep olur. Bu bakımdan Peygamber Efendimiz buyurdukları şekilde az gülmiye gayret etmek ve buna alışmıya çalışmak ve bunun yerine tebessümü çoğaltmak en güzel bir hareket tarzıdır.[503]



253— Ebû Hüreyre (Radiyalkhuanh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şöyle dediğini rivayet etti:

«Çok gülmeyiniz; çünkü gülmenin çoğu kalbi öldürür.»[504]



254— Ebû Hüreyre (Radiyatlahu anh)'den rivayet edildiğine göre, şöyle anlatmıştır:

Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Seîlem), gülmekte ve konuşmakta olan bir topluluğun yanma varıp:

«Nefsim, kudret etinde olana (Allah'a) yemin ederim ki, eğer benim bildiğimi siz bileydiniz, az gülerdiniz ve çok ağlardınız.» dedi.

Sonra Peygamber döndü (gitti) de, o cemaat ağladı. Sonra Allah (Azze ve Ceîle), Peygambere vahy etti ki:

«Ey Peygamber! Niçin kullarımı ümidsizliğe düşürüyorsun?»

Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geri dönüp, şöyle buyurdu:

«Müjdeleyiniz, doğruyu söyleyiniz ve itidal üzre olunuz (büsbütün sevinmeyiniz, tamamen ümidsizliğe düşmeyiniz).»[505]



(127) Öne Dönünce Bütün Vücutla Dönmek Ve Arkaya Dönünce Bütün Vücutla Dönmek


255— Rivayet edildiğine göre, Ebû Hüreyre (Radiyailahuanh) , çok kere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden hadîs anlatarak şöyle derdi:

«Bu hadîsi, bana, kirpikleri ince ve uzun, tenleri beyaz olan (peygamber) söyledi. Teveccüh ettiği zaman bütünü ile karşıya çıkardı ve geri döneceği zaman da bütünü ile (vücudu ile) dönerdi. Onun mislini hiç bir göz görmemiştir, hiç bir zaman göremiyecektir de...»[506]



Ebû Hüreyre'nin bu tarifinden iki şey anlamaktayız :

1— Peygamber Efendimizin yaratılışindaki güzellik, hiç bir insanda yoktu ve ofmıyacaktır da. Çünkü âlemlere rahmet olarak gönderilen ve Allah'ın yaratıkları içinde en üstün ve en mükemmel olan bir Peygamberin şanına böyle bir vücud güzelliği uygun düşer. Manâda olan eşsizliği, maddesinde de görülmüştür.

2— Hazretİ Peygamber bir kimseye söz söyliyecekleri zaman veya birine dönmek istedikleri zaman vücudlarının bütünü İle dönerlerdi, ister bu dönüş öne doğru olsun, ister arkaya doğru olsun, aynı şekilde hareket ederîerdi. Bu hareketleri İle bize muaşeret edebi vermektedirler. Bir insana yandan bakmak, yan tarafı çevirmek, kibir ve beğenmemezlik hareketleridir. Adaba aykırı hareketlerdir. İnsan, konuştuğu ve görüştüğü kardeşine ilgi göstermeli ve ona hürmetsizlik etmemelidir.[507]



(128) Bilgisine Bas Vurulan Güvenilir Olmalıdır


256— Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh) 'den rivayet edildiğine göre, demiştir ki; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ebu'l-Heysem'e şöyle buyurdu :

«Senin hizmetçin var mı?»

O:

«Hayır!» dedi.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seüemjî

«Bize esir geldiği zaman, bize gel.» dedi.

Sonra Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'e iki esir getirildi ki, bunlarla bir üçüncüsü yoktu. Bunun üzerine Ebu'l-Heysem, Peygamber'in huzuruna vardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ona) şöyle buyurdu :

«Bu ikisinden birini seç.»

Ebu'l-Heysem:

«Ey Allah'ın Resulü, sen benim için seç!» dedi.

Peygamber (Satlatıahü Aleyhi ve Setletn) de:

«Gerçekten bilgisi sorulan (istişare olunan), güvenilir olmalıdır. Şunu al, çünkü ben onu namaz kılıyor gördüm. Bir de ona iyilik etmeni sana tavsiye ediyorum,» buyurdu.

(Ebu'l-Heysem, Peygamberin buyurduklarını zevcesine anlattı.) Bunun üzerine zevcesi, (kocasına hitaben):

«Sen, bu köleyi azad etmedikçe, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin buyurduğu tavsiyeyi yerine getirmiş olmazsın.» dedi.

Ebu'l-Heysem de:

«O, azaddır.» dedi.

Bundan ötürü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml şöyle buyurdu:

«Allah'ın gönderdiği herhangi bir Peygamber ve halifenin muhakkak iki sırdaşı vardır: Biri ona iyiliği emreder ve onu hoş olmıyan şeylerden alıkor. Biri de, onu bozmakta kusur etmez. Kötü sırdaştan sakındırılan kimse, muhakkak korunmuştur.»[508]



Hadîs-i şerîfin vüruduna sebep olan hâdiseyi önemine binaen, Tİr-mizî'den kısaltarak anlatmayı faydalı bulduk:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem), saadethanelerinden çıkmadıkları bir saatte çıktılar. Kendilerine gelmekte olan Ebu Bekir Hazretleri ile karşılaştılar. Ebu B e k İ r 'e sordular:

«Senin gelmene sebep nedir?»

Ebu Bekir şu cevabı verdi :

«— Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) ile karşılaşayım, onun yüzüne bakayım ve kendisine teslimiyet göstereyim diye geldim.»

Aradan zaman geçmedi, Hz. Ömer geldi. Hz. Peygamber bu defa ona sordu :

«Ey Ömer! Senin gelmene sebep nedir?»

Hazreti Ömer:

«— Açlıktır, ya Resûlallah!» dedi.

Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)x

«Ben de açlık hissediyorum.» buyurdu.

Sonra hep beraber Ebu'l-Heysem b. Teyy i h a n'in evine gittiler. Ebu'l-Heysem'İn hurma bahçeleri ve koyunları vardı, fakat hizmetçisi yoktu. Evinde kendisini bulamadılar; hanımından sordular. Hanım İçme suyu almak üzere çıktığını söyledi. Bu sırada Ebu'l-Heysem, güçlükle taşımakta olduğu su kırbası (su kabı) ile çıkageldi. Su kabını yere koyduktan sonra, Hz. Peygambere iltifat edip hürmet gösterdi. Sonra onları kendi bahçesine götürdü ve yere serdiği sergi üzerine oturttu. Kendisi, yaş hurma toplamıya gitti. İstediklerinden yesinler dîye kuru ve yaş hurmalar getirdi. Hurmalardan yediler ve getirmiş olduğu taze sudan da içtiler.: Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ye Sellem) şöyle buyurdu :

«Bu yeyip içtiğimiz Öyle bir nimettir ki, kıyamet gününde ondan sorulursunuz, vallahi: (Bulunduğunuz yer) serin bir gölgelik, yediğiniz tatlı ve hoş meyva, içtiğiniz de tatlı ve soğuk su...»

Sonra Ebu'l-Heysem misafirlerine yemek yapmak için ayrılırken, Hz. Peygamber ona :

«Sakın sağılır koyun kesme.» dedi.

Ebu'l-Heysem de onlara bir oğlak keserek etini pişirip getirdi ve beraberce yediler. Bu esnada Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebu'l-Heysem'e sordu :

«Senin hizmetçin var mı?»

«— Hayır!»

Diye cevap vererek metindeki hadts-i şerîf varİd oldu.

«İstişare olunan kimse, emin, kendine güvenilir kimse olmalıdır.»

Demek, emanet hakkını yerine getiren, doğruyu söyleyip hakka yardımcı olan kimse olmalıdır. Kendisine danışılan adam, bu vasıflara sahip değilse, bununla yapılacak istişare, insanı felâkete sürükler. Çünkü insana doğru yolu göstermez ve bildiği gerçeği açıklamaz. Bu bakımdan istişare edilecek şahsı iyi tanımak ve ehil olduğuna kanaat getirmek suretiyle ona müracaat etmek doğru hareket olur. Aksi halde insan hüsrana düşebilir.

E b u ' I - H e y s e m_ [ bj^JT e y y i h a n kimdir? :

Ensar'dan ve Evs kabilesinden olup, Ebu'l-Heysem lâkabı ile şöhret bulmuştur. İsmi Malik 'dır. Akabe biatında bulunmuş ve ilk biat eden olmuştur. Bedir savaşında ve ondan sonraki bütün savaşlarda bulundu.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bununla Osman i b n i M e z ' u n 'u kardeş etmiştir.

Hazreti Peygamber için mersiyesi vardır. Hicretin 20 veya 21. yılında vefat etti. Allah ondan razı olsun.[509]



(129) Danışmak (Meşveret Etmek)


257— (61-s) Anrr İbni Dinar'dan rivayet edildiğine göre, şöyle dedi: îbni Abbas:

«Bazı işlerde onlarla (ashabınla) müşavere et.» şeklinde (âyet-i kerîmeyi tefsir edip) okudu. (Âl-i İmran Sûresi, Âyet : 159).[510]



Bir işi yapıp yapmamak hususunda veya keyfiyeti hakkında güvenilir kimselerin fikrine başvurup onlara danışmaya «Meşveret» denir. Söz ve fikir sahibi arkadaşlar ve büyüklere danışmak sureti ile iş yapmak sünnettir. Kur'ân-ı Kerîmde Cenab-ı Hale, Peygamber Efendimize hitab ederek :

«Ashabınla istişare et.»

Şeklinde emir buyurmuştur. Buradaki emir, vücub manâsını taşımaz. Hz. Peygamber her şeyi en iyi bilen olduğu halde, ona böyle emredilmişi, vücub manâsı taşımaz. Ancak ashabın gönüllerini hoş tutmak ve ümmetine güzel bir usûl olmak için buyuru İm ustur. Ebu Hüreyre'nin anlattığına göre, Peygamber Efendimiz, ashab-ı ile en çok istişare edendi. Bîr kısım âlimler de Peygamberin ashabla meşverette bulunması, harp işleriyle dünya işlerine ait hususlardaydı. İbni Abbas'in metindeki «Bazı işlerde Meşveret» şeklindeki tefsiri de bu manâya uygun düşmektedir.

Hz. Peygamberin İrtihallerİnden sonra gelen onun ümmeti mubah idlerde daima İlim sahiplerinden güvenilir şahsiyetlere danışmışlar ve istişare etmişlerdir, istişare eden mahrum olmaz ve pişmanlık çekmez, istişare edip karar verdikten sonra da hemen o işi yapmak gerekir.[511]



258— (62-s.) Hasan (Basrî) den rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

«Vallahi! istişare eden bir topluluk, muhakkak huzurlarında olan şeyin en iyisine iletilmiş olurlar.»

Sonra:

«Ashabın işleri aralarında danışıklıdır» âyetini okudu. (Şûra Sûresi, Âyet: 38)[512]