HADİS KİTAPLARI > Edebul Mufred > 1

 

islam


İMAM BUHARÎ HAZRETLERİ

(1) Anaya, Babaya İyilik Etmek

(2) Anaya İyilik Etmek

(3) Babaya İyilik Etmek

(4) Zulüm Etseler Bile, Ana-Babaya İyilik Etmek

(5) Çocuğun Ana Ve Babasına Yumuşak Söz Söylemesi

(6) Ana-Baba Hakkını Ödemek

(7) Ana-Babaya İsyan Etmek

(8) Ana-Babasına Lanet Edene, Allah Lanet Edeb

(9) Günah Bulunmadıkça, Ana-Babaya İtaat Ve İyilik Edilir

(10) Ebeveynine Kavuşup Da Cennete Giremeyen Kimse

(11) Ana-Babasına İyilik Edenin Allah Ömrünü Artırır

(12) Bir Kimse Müşrik Babasına Mağfiret Dilemez

(13) Müşrik Ana-Babaya İyilik Etmek

(14) Ana-Babaya Sövülmez

(15) Ana-Babaya Eziyet Etmenin Cezası

(16) Ana-Babanın Ağlaması

(17) Ana - Babanın Duası

(18) Hıristiyan Anneye İslâm'ı Arz Etmek

(19) Ebeveyne, Ölümlerinden Sonra İyilik Etmek

(20) Babasının İyilik Ettiği Kimseye, Evlâdın İyilik Etmesi

(21) Babana Sıla Ecenle İlgiyi Kesme, Nurun Söner Sılâ-i Rahmin Fazileti

(22) Sevgi, Veraset Yolu İlk Kazanılır

(23) İnsan Babasını İsmi İle Çağırmaz, Ondan Önce Oturmaz, Önünde Yürümez

(24) İnsan Babasını Künyesi İle Çağırır Mı?

(25) Akbabalara İyilik Etmenin Gerekliliği

(26) Yakınlara (Akrabaya) İyilik Etmek

(27) Sılâ-i Rahmin Fazileti

(28) Sılâ-i Rahim Ömrü Uzatır

(29) Sıla-i Rahim Yapanı Allah Sevdirir

(30) İyilik En Yakına, Ondan Sonra En Yakın Sırasına Göre Yapılmalıdır

(31) Sıla-i Rahmi Terk Edenin Bulunduğu Topluluğa Rahmet İnmez

(32) Sılâ-i Rahmi Terk Edenin Günahı

(33) Sılâ-i Rahmi Terk Edenin Dünyadaki Cezası

(34) Sılaya Aynı İle Mukabele Eden Vasıl Değildir

(35) Zalim Akrabaya İyilik Edenin Fazileti

(36) Cahilîyet Zamanında Sıla Edip Sonra İsıâmı Kabul Edenin Hali

(37) Müşrik Akbabaya Sıla Etmek Ve Hediye Göndermek

(38) Soylarınızdan Sılâ-i Rahim Yapacağınız Kimseleri Öğreniniz

(39) Azadlı: «Ben, Falancılardanım» Der Mi?

(40) Kabilenin Azadlısı, Kendilerinden Sayılır

(41) İki Kız Veya Bir Kız Geçindiren Kimse

(42) Üç Kız Kardeşi Geçindiren Kimse

(43) (Ölüm Veya Boşanma Sureti İle) Kendisine Dönmüş Kızını Geçindiren Kimsenin Fazileti

(44) Kızların Ölümünü Temenni Edenin Hali

(45) Çocuk Cimrilik Sebebidir, Korkaklık Sebebidir

(46) Omuzda Çocuk Taşımak

(47) Çocuk Göz Bebeğidir

(48) Arkadaşına Mal Ve Evladı Çok Olsun Diye Dua Etmek

(49) Anneler Merhametlidirler

(50) Çocukları Öpmek

(51) Babanın Edebi Ve Çocuğun İyiliği

(52) Babanın Çocukuna İyilik Etmesi

(53) Merhamet Etmiyen Merhamet Olunmaz

(54) Merhamet Yüz Parçadır

(55) Komşuya Vasiyyet

(56) Komşunun Hakkı

(57) İkrama Önce Komşudan Başlamalı

(58) Kapısı En Yakın Olana Hediye Edilir

(59) Komşuların En Yakınını, Sonra En Yakınını İtibar Etmek

(60) Komşuya Kapıyı Kapayan Kimse

(61) Komşu Aç Îken Doymamalıdır

(62) Çorbanın Suyu Çoğaltılıp Komşulara Taksim Edilir

(63) Komşuların Hayırlısı

(64) Dürüst Komşu

(65) Kötü Komşu

(66) Însan Komşusuna Eziyet Etmemeli

(67) Bir Komşu Hanım, Komşusu Hanıma Koyun Paçasını Bile Küçümsemesin

(68) Komşunun Şikayeti

(69) Komşusuna, Evinden Çıkıncaya Kadar Eziyet Eden Kimse

(70) Yahudi Komşu

(71) İyilik

(72) İyilere Ve Kötülere İyilik Etmek

(73) Bir Yetimin Geçimini Sağlıyanın Fazileti

(74) Kendi Yetiminin Geçimini Sağlayanın Fazîleti

(75) Ana-Babası Arasında Yetim Kalanı Geçindirenin Fazileti

(76) Evlerin En Hayırlsı, İçinde Kendisine İyi Bakılan Yetimin Bulunduğu Evdir

(77) Yetim İçin Şefkatli Baba Gibi Ol

(78) Çocuğuna Katlanarak Sabredip Evlenmiyen Kadının Fazileti

(79) Yetimin Terbiyesi

(80) Çocuğu Ölenin Fazileti

(81) Cenini Ölen Kimse

(82) Kölelere İyi Muamele Etmek

(83) Köleye Fena Muamele Yapmak

(84) Köleyi Bedeviye Satmak

(85) Hizmetçiden Kusur Bağışlamak

(86) Köle Hırsızlık Ederse

(87) Hizmetçi Suç İşler

(88) Kötü Zan Korkusundan, Teslim Edilen Eşyayı Mühürleyiniz

(89) Kötü Zan Korkusundan Hizmetçisine Eşyayı Sayıp Teslim Eden Kimse

(90) Hizmetçinin Terbiyesi

(91) Allah Yüzünü Kara Etsin, Deme

(92) Dövmekte Yüzden Kaçınılsın

(93) Kölesine Zulmeden, Üzerine Vacib Olmaksızın Onu Azad Etsin

(94) Kölenin Kısası (Cezalandırılması)

(95) Köle Ve Hizmetçilere Giydiğiniz Elbiselerden Giydirin

(96) Kölelere Kötü Söz Söylemek

(97) İnsan Kölesine Yardım Eder Mi?

(98) Kösle Güç Yetiremiyeceği Şeyle Yükümlü Tutulmaz

(99) İnsanın Kölesine Ve Hizmetçisine Yedirmesi Bir Sadakadır

(100) Kölesi İle Yemeyi İstemediği Zaman

(101) İnsan Yediği Şeyden Köleye Yedirir

(102) Însan Yediği Zaman Kölesini Beraberinde Oturtur Mu?

(103) Köle, Efendisine Karşı Dürüst Hareket Ederse

(105) Köle Olmayı Seven Kimse

(106) İnsan Kölem Dememelidir

(107) Köle, Efendim Der Mi?

(108) İnsan Evinin Bekçisidir

(109) Kadın Bir Koruyucudur

(110) Kime İyilik Edilirse O, Ona Mukabele Etsin

(111) İyiliğe Mukabele Edemiyen

(112) İnsanlara Teşekkür Etmîyen

(113) İnsanın, Kardeşine Yardımı

(114) Dünyada İyilik Edenler, Âhirette İyiliğe Kavuşanlardır

(115) Her İyilik Bir Sadakadır

(116) Zararı Gidermek

(117) İyi Söz

(118) Sebze Bahçesine Çıkmak Ve Eşyayı Zenbil Île Taşıyıp Evine Götürmek

(119) Bağa Çıkmak

(120) Müslüman, Kardeşinin Aynasıdır

(121) Eğlence Ve Mizahdan Caiz Olmıyanlar

(122) Hayırlı İşe Delâlet Edenin Sevabı

(123) İnsanları Affetmek Ve Bağışlamak

(124) İnsanlara Tatlı Yüzlü Olmak

(125) Tebessüm Etmek

(126) Gülmek

(127) Öne Dönünce Bütün Vücutla Dönmek Ve Arkaya Dönünce Bütün Vücutla Dönmek

(128) Bilgisine Bas Vurulan Güvenilir Olmalıdır

(129) Danışmak (Meşveret Etmek)

(130) Danışana Yanlış Yol Gösteren Günah İşlemiş Olur

(131) İnsanlar Arasında Sevgi

(132) Ülfet (Alışma Ve Anlaşma)

(133) Mizah (Şaka)

(134) Çocukla Şaka Etmek

(135) Güzel Ahlâk

(136) Nefsin Cömertliği

(137) Cimrilik

(138) Bîlgîli Bulunanların Güzel Ahlâkı

(139) Kıskançlık

(140) Salih Kimse İçin Hayırlı Mal

(141) Maundan Emin Olan Kimse

(142) Nefsin Hoş Olması

(143) Çaresize Yardım İcab Etmesi

(144) Ahlâkını Güzelleştirmesi İçin Allah'a Duâ Eden Kimse

(145) Mümin Dil Uzatıcı Değildir

(146) Lanet Edenler

(147) Kölesine Lanet Edip De Onu Azad Eden Kimse

(148) Allah'ın Laneti İle, Allah'ın Gazabı İle Ve Ateşle Lanetleşmek

(149) Kafire Lanet Etmek

(150) Koğucu

(151) Bir Fenalığı İşitip De Onu Yayan Kimse

(152) Ayıplayıcı

(153) Fazla Övmek

(154) Bir Kîmse Arkadaşının Kibre Düşmesinden Emin İse Onu Övmesi

(155) Övücülerin Yüzüne Toprak Saçılır

(156) Şiirde Övülen Kimse

(157) Şairin Şerrinden Korkanın, Şaire Bir Şey Vermesi

(158) Arkadaşına Ağık Gelecek Şeyi Ona İkram Etme

(159) Ziyaret Etmek

(160) Bir Topluluğu Ziyaret Edip De Onlar Yanında Yemek Yiyen Kimse

(161) Ziyaretin Fazileti

(162) Bir Topluluğu Sevip De Onların Derecesine Erişemiyen Kimse

(163) Büyüğün Fazileti

(164) Büyüklere Tazim Etmek

(165) Söze Ve Soruya Büyük Olan Başlar

(166) Büyük Konuşmayınca Küçük İçin Konuşmak Hakkı Var Mıdık?

(167) Büyükleri Yüceltmek

(168) (Turfanda) Meyva, Mevcut Çocukların En Küçüğüne Verilir

(169) Küçüğe Merhamet

(170) Çocuğu Kucaklamak

(171) Erkeğin Küçük Kız Çocuğu Öpmesi

(172) Çocuğun Başını Okşamak

(173) İnsanın Küçük Çocuğa «Yavrum» Demesi

(174) Yeryüzünde Olana Merhamet Et

(175) Aile Efradına Merhamet Etmek

(176) Hayvanlara Acımak

(177) Kuştan Yumurtayı Almak

(178) Kafeste Kuş Beslemekde Bir Beis Yoktur

(179) İnsanların Arasını Düzeltmek İçin Hayırlı Söz İletmek

(180) Yalan Uygun Düşmez

(181) İnsanların Eziyetine Sabreden Kimse

(182) Eziyete Sabretmek

(183) Dargınların Arasını Düzeltmek

(184) Bir Adama Yalan Söylediğin Zaman Onun Seni Tasdik Eder Olması

(185) Yerine Getiremiyecegin Şeyi Kardeşine Va'd Etme

(186) Nesebleri Ayıplamak

(187) Kişinin Kendi Kavmini Sevmesi

(188) Kişinin Dargınlığı

(189) Müslümanın Dargınlığı

(190) Kardeşi İle Bir Yıl Konuşmıyan Kimse

(191) İki Dargınlar

(192) Düşmanlık Etmek

(193) Selâm Dargınlığı Gidermek İçin Kifayet Eder

(194) Gençler Arasında Ayrılık

(195) Bir Kimseye Kakheşi Danışmasa Bile Ona Yol Göstermesi

(196) Kötü Örnek Hoş Görülmez

(197) Hile Ve Aldatma Hakkında

(198) Sövmek

(199) Su Vermek

(200) Sövüşen İki Kimsenin Söylediklerinin Günahı İlk Başlıyandır

(201) Sövüşenler Şeytandandırlar» Saçmalarlar Ve Birbirlerine Yalan Söylerler

(202) Müslümana Sövmek Fasıklıktır

(203) İnsan Sözünü Belli Kimselere Tevcih Etmemelidir

(204) Kendi Teviline Göre Başkasına Ey Münafık Diyen Kimse

(205) Kardeşine: «Ey Kâfir!» Diyen Kimse

(206) Düşmanların Sevinmesi

(207) Malda İsraf

(208) Saçıp Savuranlar

(209) Evleri — Konakları — Kervansarayları Islâh Etmek

(210) Binalara Harcama (Yatırım)

(211) İnsanın Kendi İşçileriyle Çalışması

(212) Binalarda Boy Ölçüşmek

(213) Bina İnşa Eden Kimse

(214) Geniş Mesken

(215) Evlerinde Cumba Edinenler

(216) Binaları Süslemek

(217) Yumuşak Hareket Etmek

(218) Geçimde Kolaylık

(219) Yumuşaklıktan İnsana Verilen Mükâfat

(220) Huzur Temin Etmek

(221) Kaba Hareket

(222) Mal Edinmek

(223) Mazlumun Duası

(224) Kulun Aziz Ve Celil Olan Allah'dan Bızık İstemesi — Çünkü Allah (Kullara Dua Yolu Göstererek) : «Allah'ıma Bize. Nzık Ver; Sen Rızık Verenlerin En Hayırhsısın. Buyurmuştur

(225) Zulüm Karanlıklardır

(226) Hastanın Keffareti

(227) Gece Ortasında Hasta Ziyareti

(228) Hasta İçin, Sıhhat Halinde Yapmış Olduğu İbadetin Sevabı Yazılır

(229) Hastanın : «Bende Ağrı Var!» Demesi Şikâyet Olur Mu?

(230) Baygın Hastayı Ziyaret Etmek

(231) Hasta Çocukları Ziyaret Etmek

(232) Özel Bölüm

(233) Hasta Bedevîyi Ziyaret

(234) Hastaları Ziyaret Etmek

(235) Ziyaretçinin Hasta İçin Şifa Dilemesi

(236) Hastayı Ziyaretin Fazileti

(237) Hastanın Ve Ziyaretçinin Hadîs Anlatması

(238) Hasta Yanında Namaz Kılan Kimse

(239) Müşrik Hastayı Ziyaret

(240) Hastaya Ne Söylenir

(241) Hasta Nasıl Cevap Verir

(242) Fasık Hastayı Ziyaret Etmek

(243) Kadınların Erkek Hastaları Ziyaret Etmek

(244) Evin Lüzumsuz Şeylerine Bakan Ziyaretçinin Hoş Görülmemesi

(245) Göz Ağrısından Ötürü Ziyaret

(246) Hasta Ziyaretçisi Nerede Oturur

(247) İnsan Evinde Ne Yapar

(248) İnsan Kardeşini Sevdiği Zaman Ona Bildirsin

(243) Bir Kimse Bir Adamı Sevince, Onunla Münakaşa Etmesin Ve Ondan Sormasın

(250) Akıl Kalbdedir

(251) Kibir (Büyüklenme)

(252) İnsanın Uğradığı Zulümden İntikam Alması

(253) Kıtlık Ve Açlık Zamanında Yardımlaşma

(254) Tecrübeler

(255) Allah İçin Kardeşine Yediren Kimse

(256) Cahilliyyet Devrindeki Andlaşma

(257) Kardeş Etmek

(259) İlk Yağmurda Islanmak İsteyen

(261) Develer, Sahibi İçin İzzettir

(262) Bedevileşmek

(263) Köylerde Oturan Kimse

(264) Akarsu Kenarlarındaki Yaylada Oturmak

(265) Sır Saklamayı Ve Ahlâklarını Öğrenmek İçin Herkes İle Oturmayı Seven Kimse

(266) İşlerde Sab1rlılık Ve Ağır Başlılık

(267) İşlerde Müsamaha

(268) Azgınlık Ve Taşkınlık

(269) Hediye Kabul Etmek

(270) İnsanlara Kızgınlık Hâli Girince Hediyeyi Kabul Etmeyen

(271) Utanmak

(272) Sabah Kalkınca Ne Demelidir

(273) Kendinden Başkasına Duâ Edenin Duası

(274) Duanın Özlü (Halis) Olanı

(275) İnsan Kesinlikle Duâ Etsin, Çünkü Allah! Zorlayıcı Yoktur

(276) Duada Elleri Kaldırmak

(277) Allah'dan Mağfiret Dilemenin En Faziletlisi

(278) Kardeşin Gıyabta Duâ Etmesi

(279) Özel Bir Bölüm

İMAM BUHARÎ'NİN DERLEDİĞİ AHLÂK HADÎSLERİ


SÖNMEZ, Hokkesi [nayeî'f see islam üSermrîde ü enfhn bufün Rkih bablemna ve sîSıhaî derecelen ne göçe d sr! ey erek eser geîEren İmam-! BuhĞn''Rİn A İh E âk ve Edeb'e ast üiesdasHen toplayan nci eseri Edeb-üS Müfred'f siz azh okuyucu!ar;nn sunmakla müfcehirdir.

Bu sufefie HadîsSerEe-alâkalı (Bulûğ-ul Mercifn ve Sahîh-i MüsStm Şersonm üncü i en: d kitabımız okmss oluyor.

Edeb-ül Müfred, Cenab-B Makk'îsı Kur'ân-ı Kenm'de «Eî-Tin» sûresinde kasem ederek : «Biz gerçekten insanı en güzel bir biçimde, surette yarattık» ve sOEira «Küfre varınca esfel-i sâiifîn'e çevirdik» di/e buyurduğu biz in-san!ar:R bu güzelliğinin mohoraza formülü olan SsÜâm dinini ve onun temsilcisi güzel ahlâk ve edep numunesi Peygamber Zsşan:m:zi göndermiş ve onu örnek aEmam:zı bildiriliştir. Sşîe imamı Buhar? Hazretleri insanSar;o Es^el-i SaCiJsû'e düşmeden Cenab-ı Hakk'un Eütfestiği güzelitğini koruma reçeBeSerini ssısa^farcn önderi bazikabib Ulu Peygasmberirasszd!! tcpBayarak biz!eî'En istifadesi sı e arzeîmîştir.

SÖNMEZ NEŞRİYAT da bu müstesna AJufâk ve E gayesine uygısn olarak büyük bir iftiharla sizlere sunmaktadır.

Gayret bizden, Tevfik ve İnayet Cenab-ı Hak’tandır.[1]

SÖNMEZ



ÖNSÖZ


İnsanı en güzel bir kıvamda yaratan ve sonra ona edebi Öğreten yüce Allah'a hamd ederiz.

Ahlâkı Kur'ân olan sevgili Peygamberine de Salât ve Selâm getiririz... Terceme ve açıklaması takdim edilen İmam Buharî'nin bu eseri, kitabın İsminden de anlaşıldığı gibi, sırf edeb ve ahlâkla ilgili hadîs-i şerifleri İçinde toplamış bulunmaktadır.

İmam Buharı nİn hal tercemesini özet olarak kitabın başına koymuş bulunuyoruz. Bu büyük Müslüman Türk âliminin eşsiz eserlerinden birini de bu «El-Edebu'l-Müfred» adlı kitabı teşkil etmektedir. İmam B u -harî, bu kitapta topladığı hadîsleri yalnız kendi «Sahîh»İnde değil, diğer eser ve rivayetlerden seçerek bir araya getirmiştir. Böylece edeb ve ahlâka dair başlı başına bir eser hazırlamış olması, bize, İslâm'da edeb ve ahlâkın yüksek mevki'ini ve ona verilmesi gereken önemi belirtmeye kâfidir. Bu itibarla İslâm'da ahlâkın yeri ve önemi üzerinde bir miktar durmayı, konumuz olması itibariyle, faydalı buluyoruz.- islâm'da ahlâk; insanın dinî ölçülere uygun olan güzel söz ve hareketlerden ibaret yaşantısıdır. Buna, İnsanın huyu, edebi ve davranışlar denir. İnsanın sahip bulunduğu ahlâkî haller iki kısma ayrılır.

1— Bunlardan bir kısmı doğuştan gelen ve değiştirilmesine imkân bulunmayan huylardır ki, buna tabiî ahlâk denir. İnsanın doğuştan sinirli ve aceleci olması gibi.

2— Bir de akıl ve düşünce ile, cemiyetin tesirleriyle dıştan gelen ve insanın kendi ihtiyar ve İradesiyle kazanılmış olan ahlâk vardır ki, buna mükteseb ahlâk denir. Esasen bizim konumuzu da İlgilendiren bu ikinci kısım mükteseb ahlâktır.

Madem ki ahlâk, iyi ve güzel söz ve hareketlerin yaşantısından İbarettir; o halde iyiyi ve güzeli nasıl tanıyalım ve seçelim?

Bu kâinatı, bütün varlıklarıyla, aklımızın eremeyeceği ince bir san'at, İdrakinden aciz kaldığımız düzen ve intizam üzere yaratıp âa, onu en sağlam ölçü ve kanunlara bağlayarak tahkim eden, İlim ve kudreti hudutsuz bulunan yüce Allah, yaratıkları içinde insanı en güze! bir kıvamda yaratmış, diğer yaratıkları da onun istifadesine bağlı kılmıştır. Böylece insanı âlem içinde hakim duruma koyarak onu muhatap tutmuş ve mükellef ksl-mişfir. Elçileri vasıfcsîyie ona saadet yolların! göstermiş, iyiyi ve güzeli, kötüyü ve çirkini öğretmiştir. Her ve en sağlam yaratan yüce varlığın, insanlara da, kendileri, için en doğru olan yaşayış ve hareket yollarını bildirmesi tabiîdir ve "şüphe.götürmez bir gerçektir. Zira eşyayı yoktan var eden, onun künhünü .bilen ve onu dilediği gîbİ tasarruf eden varhğın ilmi yanında kimsenin söz Elbette olamaz. O halde Allah'ın bize öğrettiği edeb ve ahlâk, denemeyen en güze! ve en doğru ahlâktır. Bu ahlâki en mükemmel bîr tarzda yaşayan da, şüphesiz ki, onun eh sevgili Peygamberidir. Çünkü Peygamberi hakkında söyle buyurmuştur:

«Gerçekten sen, çok Ibüyük. bir ahlâk üzeresin.»; (Kalem'.Sûresi, ayet:5)

ct ızofnoHoa 'yasdklönnı en iyi bilen, dinin ıVldteya şeyleri birbirinden avsklayıp âa kötülüklerden uzak kalarak İyi ve güze! şeyleri en olgun bir halde uygulayan ve dini tam olarak yaşayan Peygamber olduğuna göre, edeb ve-ahlâkı biz ondan öğreneceğiz ve onu örnek alacnğ'z, Ebedî saadet ve kurtuluş yolu budur.Dİnsaydığı şeyler,'iyidir ve İnsanlının menfaatinedir/ve bunlarrüygolamak ve,amak ah'âHır. Dinin kötü ve çirkin saydın! şeyler .de fenadır; ve insanhğın zarannadır. Bunları işlemek tlle Buraya kodar ynoı'an kı?a ockinmadan'aniaşıhyör ki Ahlâk, din'den ayrı bir şey değil,- din hükümlerinin doğru ve tam olarak yaşanmasından doğan bir haldir. İnsanın kişiliği ile* ferd've cemiyet üzerinde varl'fiını gösterir" ve uygulanması İstenir. İnran cemiyet df^-nda .kalamayacağından ah1âkHan da azode kalamaz, dinin vü'led'ği ahlâk oküleri ile sorumlu tutulur. Bu sorumluluğa inamp da vazifelerİnİ yerine aetîren'er goyeve ererler, selâmete kavuşurlar. .Nİtekİm 'Peygamber' (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ben ahlâkın güzeüik ve iyiliklöritu taıîıâmlamak için gönderildim.» Buyurmuştur, p.emek ki, İslâm'ın gayesi güze! ahlâ' yaşamaktır.Bu ahlakı yasayöb'lmek idn de'onu önrenmek ve tatb'kçis'ni önder edinmek ge-.rekîr. Hedef budur.Onun İçin ahlâk islâm dininden ayrılmayan, h'âm toplumunda kayrîa'fmöy! is'Bğtıd'yan :a'üze?ı'ıve'r h^lıffü'1 kur8W"bır ruhdan fharettir.A'nk olmaksiz'n d:n dü^ünü'emediğ gibi, dine-HayÖHmcryah'-Bir ahlâk da Allah knt-nda makbul değildir.

Filozoflarla p^fkologların'tarif ett'ğî2!an!â!uya fcemİyetİri:fetirh" vet-el-k-:n;nden donan âdetler, ya ;da^î:nsonm yorof'Tısında mevcut k'abiliyetler'n geÜsmesi İle meydana pelen'hnilerdir. Bu tariflere aöre. insanlar İçin.temelli ve; istikrarlı bîr ahlâk şekli ve-öküsü o'omar. Ferdlerîn kabiliyetlerine veya -cemiyetlerin nelenek, çıörenek ve âdetlerine'-fca'çHr-olarak daima deciİşen ve birbirleriyle mütemadiyen çelişen anarşik hareketler meydana1 gelir," nizam bozulur ve huzur kalmaz. Kısmen dünyada bir huzur sanılsa bile, gerçekte böyle değildir. Çünkü İnananlar için İlâhî ölçüler esastır. Bunİar hem dünya, hem de âhiret saadetini temin ederler. Dinimizde çocuğun babaya ve babanın çocuğa, karının kocaya ve kocanın karıya, komşunun komşuya, patronun işçiye ve işçinin patrona, amirin memura ve memurun amire/üstün asta ve astm üste, satıcının müşteriye ve müşterinin satıcıya, müminin kâfire ve müminin mümine karşı, karşılıklı hak ve vazifeleri vardır, Bunları büip dosdoğru uygulamak İslâm 'ahlâkını yaşamak olur.

İmam Buharı, çeşitli nakil yollarından ilmî araştırmalarİyle elde ettiği ahlâka daîr Peygamber Efendimizin söz ve hareketlerini bîr araya toplamış ve bize başlı başına bir ahlâk kitabı hazırlamıştır. Bunları Öğrenip en güze! yaşayanlar, Peygamberin büyük ahlâkına en yakın bulunanlar olur. İşte bu kitap bize Peygamberin büyük ahlâkını öğretiyor ve ona uymamızı tavsiye ediyor, islâm'ın hayatı budur, huzur ve saadet buradadır.

Allah'ım! Bize önce hidayet buyur; hakkı göster, ona uymayı nasib et. Bâtılı da gösterip ondan kaçtndır.

Bize o büyük peygamberin yüce ahlâk? rifojf ret, yrisahtssfnfveı*; saao'eî kapıları açtlsm, gözler aydun olsunr karanlıklar kapansın. V Faydalansm genç-ihîiyar, bütün kâinat... Selâmete açsınlar kanat.

İşte isteğimiz, son arzumuz bu...

İmam B u h â r î 'nin bu kitabı ahlâkla ilgili çeşitli konuları gösterir (644) kadar bölüme ayrılmıştır. Her bölümde, o konu ile ilgili bîr veya birkaç hadîs-i şerif, yahut ashabdan rivayet edilen haberler vardır. Hazreti Peygambere kadar yükseltilmemiş olup, tabiîn veya ashaba kadar ulaştırılan nakillere eser veya haber ismi verilir ki, bunlar, İkinci parantez içinde (1, 2,... -s.) şeklinde gösterilerek ayırt edilmişlerdir. Bunların sayısı (383) adettir. Eserler dahil, bütün hadîslerin toplamı (1322) adet olup, bunlardan (639) tanesi birinci cildimiz içinde mevcuttur.

Kısaltma olsun diye, metindeki senetlerden yalnız ilk ravî alınarak tercemeye geçilmiştir. Mümkün olduğu kadar metne sadık kalınarak lüzum görülen yerlerde ayrıca açıklama yapılmıştır. Hayatları bize örnek olacak ashab-ı kiramdan fırsat düştükçe bahsedilerek hal tercemeleri kısaca verilmiş, gerek metinler için ve gerekse açıklamalar için faydalanılan kaynaklar gösterilmiştir.

İmam Buharı 'nin «EI-CamiVs-$ahıih»inden sonra gelen ve İslâm ahlâkını derleyen «El-Edebü'l-Müfred»inî, Hindistan'da Osmaniye Universitesi hocalarından, tefsir hocası F a d ! u I I a h E I - C î I â n î iki ciid halinde şerh etmiş ve hadîsler için başka kaynaklar da göstermiştir. Ayrıca lüzumlu fihristler hazırlayarak kitabın sonuna koymakla büyük hizmette bulunmuştur. Hizmetinin manevî mükâfatına ziyadesiyle nail olmasını AlScjfo'-dan niyaz ederiz. Eserin terceme ve açıklanmasında bu âlimin şerhleri bize esas olmuş, diğer kaynaklardan ayrıca faydalanılmıştır.

Ehliyet ve mükemmeliyet iddiası olmaksızın, bu çalışmamız, Hz. Peygamberin nurlu ahlâkından ahlâk edinmek isteyenlere, ahlâka susamışlara, İslâm ahlâkından mahrum olanlara bir yansıtma vasıtası olabilecekse, hepimize ne mutlu!.. Bu mutluluğu ve bu saadeti Allah'dan diliyoruz :

Ya Rab! Beşeriyet İcabı bizden çıkmış bulunan hata ve günahları bağışla; bize hakkı ve doğruluğu ilham et. Bizi Peygamberin büyük ahlâkı ile tenvir edip, doğruluktan ve istikâmetten ayırma. Akıbet bizi, iyilerle ve razı olduğun kimselerle hasret...

Hamd, âlemlerin Rabbine;

Salât ve Selâm, O'nun elçisine.

Rahmet ve Resulünün ümmetini olsun…[2]

A. Fikri YAVUZ

30.12.1971



İMAM BUHARÎ HAZRETLERİ


Abdullah İbni M e s ' u d 'un — Allah ondan razı olsun — rivayet ettiği hadîs-i şerifin beyaniyle «Kuı-'ân yeryüzünde Allah'ın ziyafet sofrasıdır.» Hazreti Âişe 'nin de — Allah ondan razı olsun — tavsiyelerinden anlıyoruz ki, Allah'ın elçilik görevini taşıyanların en üstünü «Hazreti Muhammed Sallâllahü Aleyhi ve Seîlem'in Ahlâkı KUR'ÂN idi.»

Hazreti Peygamber Kur'ân'ı, insanlara, yaşayışlarıyla, hal ve gidişatlarıyla terceme eder ve açıklardı. Kur'ân-ı Kerîm'in açık ve kesin âyetleri, Peygamberin hikmetle dolu söz ve hareketleri yirmi üç yılda tamamlanmıştı. Bu zaman içerisinde, ashab-ı kiram, Allah'ü Teâlâ'nın kendilerine ihsan buyurduğu güçle hadîsleri ezberlediler. Daha sonra hadîs imamları, Peygambere ait çok değerli ve büyük hadîs kitapları yazdılar. Bunların çoğunu, şeriatın gaye ve maksadına uygun olarak itikat, vasıyyet, idare ve toplumla ilgili konular, cihad faziletleri, Cennet ve Cehennem gibi bölümlere ayırarak hazırladılar.

Ahlâk ve adaba mahsus olan hadîsler ise, bütün hadîs kitaplarında fazla miktarda ve çeşitli bölümlere dağınık bir halde bulunuyordu. Zira ahlâk, Peygamberin getirdiği hidayet dininin temelinde büyük bir rükün teşkil eder. Herkes biliyordu ki, Peygamber (Sallâllahü Aleyhi ve Selîem) ahlâkın iyi ve güzellerini tamamlamak için insanlığa gönderilmişti.

İşte İmam Muhammed İbni İsmail El-Buharî, «Camiu's-Sahîh» adlı meşhur eserinde, «Edeto» için bir bölüm ayırmıştır kî, bu ölmez eserin 78. bölümünü teşkil etmektedir. Sonra İmam Buharı, bununla yetinmeyip sırf edep mevzuuna ait olmak üzere müstakillen bu kitabı hazırlamıştır. Bu esere, «el-Edelbu'l-Müfred» adını vermiştir; çünkü bu eseri yalnız edeble ilgili hadîslere tahsîs etmiş, başka şeylere değil...

Güzel tesadüflerden biri olarak İmam Buharı, asırların hayırlısı olduğu rivayet edilen üçüncü asrın başında yetişmiş, daha sonra hayatının ikinci safhasında, kendisinden sonra gelecek hadîs âlimleri topluluğunun elçisi imiş gibi, onlara öncülük etmiştir. Böylece Hazreti Peygamberin sünnetini izliyenler için, hayır sahipleri için «Sünnet» hakkında yukarda adı geçen «Camiu's-Sahîh» kitabını hazırladı. Hem asrmdaki âlimlerin, hem de daha sonra gelen hadîs âlimlerinin İmamı olmuştu.

Abdullah îbni M e s ' u d 'un - Allah ondan razı olsun — rivayet ettiği hadîs-i şerifin beyaniyle «Kur'ân yeryüzünde Allah'ın ziyafet sofrasıdır.» Hazreti Âişe'nin de —Allah ondan razı olsun— tav-' şîy elerinden anlıyoruz ki, Allah'ın elçilik görevini taşıyanların en üstünü «Hazrefi Muhammed Sallâllahü Aleyhi ve Sellem'in Ahlâkı KUR'ÂN idî.»

Hazreti Peygamber Kur'ân'ı, insanlara, yaşayışlariyle, hal ve gidişat-î&riyle tercenıeeder ye açıklardı. Kur'ân-ı Kerîm'in açık ve kesin âyetleri, Peyganîberin Mkmetle dolu söz ve hareketleri yirmi üç yılda tamam-îantaıştl. Bu zaman içerisinde, ashab-ı kiram, AUah'ü Teâlâ'mn kendilerine ihsaft'buyurduğu güçle hadîsleri ezberlediler. Daha sonra hadîs" imamları, Peygambere ait çok değerli ve büyük hadîs kitapları yazdılar. Bunların çoğunu, Şeriatın gaye ve'maksadına uygun olarak itikat, vasıyyet, idare ve topltimlaMlgili konular, cihad faziletleri, Cennet ve Cehennem gibi bölümlere âyıfcarak hazırladılar.

Ahlâk ve adaba mahsus olan hadîsler ise, bütün hadîs kitaplarında fazla miktarda ve çeşitli bölümlere dağınık bir halde bulunuyordu. Zira ahlâk, Peygamberin getirdiği' hidayet dininin temelinde büyük bir rükün teşkil eder. Herkes biliyordu ki, Peygamber (Sallallahü Afcyki ve Sellem) ahlâkm iyi ve! güzellerini tamamlamak için insanlığa gönderilmişti.

îştq îmam Muhammed îbni îsmaîl El-Buharî, «CamîuVSahîn» adlı meşhur eserinde, «Edeb» için bir bölüm ayırmıştır bu ölmez eserin 78. bÖîümühü teşkil etmektedir. Sonra îmam B'uİıar î, buıîunlâ yetinmeyip sırf edep mevzuuna ait olmak üzere müstakillen bu kitabi'nazırîârnıştır. Bu esere, «el-Edebu'1-Müfred- adını yermiştir; çünkü bu eseri yalnız edeble İlgili hadîslere tahsîs etniiş, başka şeylere değil...

Güzel tesadüflerden'biri olarak îmam Btiharî, asırların hayırlısı olduğu rivayet' edilen üçüncü asrın başında yetişmiş, daha sonra hayâtının ikinci safhasında, kendisinden sonra gelecek hadîs âlimleri topluluğunun elcisi irtıiş gibi, onlara öncülük etmiştir. Böylece Hazreti Peygamberin-sünnetini izttyenler îçiö, hayır sahipleri için «Sünnet» hakkında yukarda adi geçea «Catniu's-Sahîh» kitabını hazırladı. Hem asrındaki âlimlerin, hem de daha sonra gelen hadîs âlimlerinin îmaml olmuştu.

İmam Buharî, ilk olarak İslâmda hadîs mevzuunda bir kitap yazıp hadîsleri eleştirerek gayet ince ve titiz metodlarla sahîh ve sağlamlarını sakatlarından ayıran büyük îmam'dır. Bu büyük hizmeti ile, kendi asrında yıldızları parlıyan bid'at ehlinin takip etmekte oldukları sapık yol kesilmiş oldu. Böylece onlar, perişan olarak korku içinde sapık yollarından geri döndüler.

İmam Buhar'î veburmn gîtii âlimler, felâm dini için açık ve parlak deliller ortaya çıkardılar ki, îslâm yolundan, Peygamberin gidişatından sapanlara ve uydurmacılara artık bir hareket ve imkân kapısı kalmadı; İmamı (E b ti" A b dul 1 ah) Muhammed îtini î s mail, îbn i îbrah î m , f b ni' 1-Muğîre ET-Cu ' f î / ilk vatanı olanTrBuh,ara*da çuma namazmdan sonra, Hicrî 13, ^Seyyal 194 tarihinde doğdu.'

E 1-Mü st en îr îbn i Atık diyor ki, bu doğum tarihini, bizzat Irnam Buharî, babasının el yazısı olarak bana göstermiştir.

Bu.har:î'nin babaşı,iilira,ye takva sahibi zengin bir zattj; Daha,doğrusu ticaretle uğraşan bir âlimdi. Daha çok sünnete ait ilimlerle meşgul oluyordu. Hafız İ b n-i Hibba n «Kitabufs-Sikat»açÜı eserinde, Buharî 'nin.babasjnı dördüncü tabaka ricalinden saymıştır; H a m-m a. d t b n.i Z e y d ve M al i k 'den rivayet ettiğini söylemiştir. Irak'lılar. da kendisinden rivayet etmişlerdir. Oğlu İmam Buharî, «Tarih-i KebuVüıde şöyle anlatıyor:

Babam' î;&m e il i İH a m m a d İ b n i Z e y d 'i (98479) görmüş, İ b n ü '1 - M,ü b a re k ile (118-182) görüşmüş ve îmanı M a 1 i k 'i (93-179). dinlemiştir.

Bu harî 'nin babası. İ s m a i 1, İmam Malik ile Ham ma d î b p. i Z e y d, 'den ye Irak'lılar da; kendisinden rivayet ettiklerine göre, anlaşılıyor ki, { s m a i 1 Efendi 179 hicret.yılından önce hac farizasını edâ,etmek üzere vatanından çıktı; Medine'yi ziyaret etti ve. orada da İmam Ma 1 i ^ ile görüştü, giderken de, çlönerken .de Irak'a uğrayıp orada H amma, d ile karşılaştı ve,pndan-'hadîs dinledi. Iraklılar onunla beraber, bulunarak kendilerinden hadîs rivayet ettiler.

I b n u ' 1 -,M ü b ar ek 'e gelince, bununla devam eden hayat, Mali;k ve Ham m a d 'dan sonra,üç yıl olmuştu»,

Bu har î'nindedesi İ br a.hîm î bn u;'1 - M u.ğ,î r e hakkında, Hafız îh n i Hacerr «He4yo's-Sarî>» adlı kitabıaın 478. sayfasında şöyle diyor: «Buna ait haberlerden eliffîize bir. şey geçmemiştir.»

Bu^harî'nin büyük dedesi, İbrah-im -inde babası MUĞÎRE, bu soyun Ufc müslüman olan şahsiyetidir, Müslümanlığı kabul edişi ile,vâtanâaşlarindan^ve C u ' f a kabilesinden Y e m a n adındaki (Sîi*1 zâtm elîyiei olmuştur.

Cu'fa kabilesinden olan bu «Y e m h», muhaddis Hafız Abdul1ah,İ b n i M-;u,^ a m m e d 'in büyük dedesidir; çünkü Hafız A b-.d ull'a.h 'in babası Muhattı m,e/d , M u h a m m e d 'in babası Ab.duil ah , Abdullah'ın babası Cafer, C,a f e r 'in de babası El-Yeman 'dır, Cu'fa kabilesine mensuptur...Buhara ve MaveraünnehirMe Allah yoluna çağırma sevabını iş-liyen:bir kabilenin adıdır. Bu kabilenin gayret ve çalışmalariyle doğuda çok kimseler İslâm'ı kabul etmiş; ve İslâm'ın yayılmasına bunların büyük hizmetleri olmuştur. İmam Buharı gibi büyük şahsiyetler doğmuş ye İslâm'a büyük hizmetlerinden dolayı şerefli bir kabile'unvanını korumuşflar-vemlaranispetedilmelç de bir fazilet olmuştu.. Bu hizmetler içinde en fo%ük nastbCF kazandıran da. şüphe yok ki,, îmam B u h-a.rî Jnirt geriye bıraktığı ölmez eserlörtdîr. Allah'hepsinden razı, olsun.

'Buhar î; 'hin babasının öhırri tarihi bilinmemekle beraber,' B u -h a r; î 'nin^ küçukKîfünde vefat ettiği kssihlikle söylenebilir. Böylece B u'h^a-''r îî,' annesinin'kucağında ve himayesinde büyüdü. İlk hadîs din-lemesi d&Hk'rî'2O4 târihin-de olmuştur. Buharı 'nin talebesi, B u" h a i* î'hih'şöyle dediğini anlatmıştır: «Daha ilk medresede iken, baiîa hadîs ezberieinekHlhâm edildi.»~O vakit on veya daha az yaşta bulunuyordu. ' B ÜK^ r!'nin Küçüklüğünden itibaren hiadîs ezberlemekte takip ettiği yol, ravilerin hal tercemelerini, onlarla yaşamış gibi ezberlemek öl-ftmstur. "-Oî raviyî, ravinin iktisabını, kimden rivayet ettiğini ve raviden kimlerin rivayet ettiğini hep bilirdi. Bir kimse hadîs rivayetinde.ve ravi-Ietfin'senedinde hataya düştüğü' zaman, İmam; Buharî onun imdadına yetişirdi; çünköT İmam B u h §:r î bütün ravileri ve talebelerini, ra-viniit şöyhlenni,; şöyhlerin zamanlarını ve vatanlarım bilirdi. Bu ehliyetini gösteren bil* hadise vardır ki; onu'bizzat Buharî, medrese tahsi-

'linâen tottra şöyle anlatmıştır.

iMedrösfeBe;Ve dışardaH âlimlerle bazı ihtilâflara düştüm. Bîr gün, medresede dersveren hoca dedi ki, S'ü f y an E bû Z ü'b e y r 'deri, EVû Z>ü be y r de 1 b'r'â h İ'm N e h a iJden rivayet etti. Ben, E'bû 2üb e y r , î Vr ah İîn 'deh rivayet etmemiştir, dedirri. BÜ-nun üzerine adam beni azarladı. Ben ona dedim ki, dön, yanında varsa aslına bak:Adam gidip araştırdı ve sonra dönüpi bana şöyle dedi; ' «Eiy gehçîîlivâyet hasıldır?i Ben dedim ki," o, Adiyy oğlu Zü-tee"yr"'dir, 1 b r a h i m 'den rivayet etmiştir; E b û Z ü b e y r değildir; Adam balemi aldı, kitabını düzeltti ve bana; «Doğru söyledin\» dedi. Biri; B-uh'lrîPye ;sordu: Bu adafria karşı hareketinde kaç yaşmdaydıh? Buharî, on bir yaşındaydım, demiş. Bu yaşta iken, memleketindeki hadîs rivayetlerini Muhammed îbni Selâm 'darı (161-225), Abdullah İbni Muhammed E 1 - M ü s n i d î 'den (?-229) ve bunların; emsalinden alıyordu.

Buharı şöyle anlatır: On altı yaşıma bastığım zaman, îbni Mübarek 'in (118-182) ve Veki' î b n ü'1 - C er r ah'm (130-197) kitaplarım ezberledim! Fıkıh âlimlerinden de bunların görüşlerini anladım

Ömrünün bu devresinde, (210 hicret yılında) hac farizasını edâ etmek üzere, B e y t u 1 1 a h 'a müteveccihen annesi ve kardeşi A h m e d ile'yola çıktı B u h a r î ... Ahmed ondan küçüktü. Her girdiği belde âlimlerindenîmâm Buharı hadîs dinlerdi:

Beîh'de; Mekkî îbni İbrahim Hafız B e 1 h î'den (?-215), Basra'da; E bû A m r E K'K a y s î *den (?-213) ve Muhammed îbni Abdullah î t> n i ' 1 - M ü s e n n a El-Ensarî'den (118-215) ,Kûfe'de; Ab d u 1 1 ah î b n i M û s a E 1-A b s î '-dfen (?-2l3), Mekke'de; Mekke şeyhi ve kurrası Abdullah îbni Yeiîd El-Mukrî 'den (120-213), BağdadMa; A f f a n ibni M üs 1 i m E 1 - B a s r î 'den (13Î-220), Humus'dan; Ebu'K.Yeraan E 1 - H a k e m î b n i Nafi' E 1 - B « h r a n î Men (138-221), Şam'da: Ebû Müshir Abdu'1-A'lâ E1-G a s s a n î'den (140-218), As-kalanda: Adem îbni 1 y a sdari (182-220), Filistin'de: Muhammed îbni Yûsuf El-Faryabî 'den (?-212) hadîs dinlemiş ve okumuştur.

Sehl îbni Sirrî rivayet ettiğine göre, Buharı şöyle demiştir:

«Şam'a, Mısır'a ve Arap Yanmadası'na iki defa, Basra'ya dört defa gittim ve Hicaz'da altı yıl kaldım. Küfe ve Bağdad'a hadîs âlimleriyle beraber kaç defa gittiğimi sayamam.» Haşid îbni' İs nva il demiştir ki, Buharî daha küçükken bizimle beraber Basra âlimlerine gider gelirdi; yazı yazmıyordu. Hatta beraber bulunduğumuz bu günlerde on altı gün geçince, onu yazı yazmayışından ötürü ayıkladık. Bunun üzerine bize şöyle dedi: Aleyhimde söz ettiniz; yazdıklarınızı bana okuyun. Biz de, yazdıklarımızı, ©nbeş binden fezla olduğu halde ona okuduk. O, bütün bu'hadîsleri ezbere olarak bize «kudu; öyle,ki, biz, onu ezberinden yazmış olduğumuz hükmünü vermeye başladık.

Muhammed Îbnu'l-Ezher El-Sicistanî şöyle anlatıyor: Mekke :kadısı Süleyman îbni Harb El-Ezdî El-B a s r î 'nin meclîsinde idim. Bu zat 224 hicret yılında vefat etti; doksan yaşında bulunuyordu. Orada bulunanlardan birine Buharı için, bu genç neden yazmıyor? diye soruldu.. Verilen cevap şu oldu: Bu genç Bu-hara'ya döner ve orada kendi ezberinden yazar.

Varraka Ibni Mu ha mm e d îbni Ebî Hate m'den, Buharı 'nin anlattığı rivayet edilmiştir:

«Ben hadîs âKmi Faryabî 'nin meclisinde îdim; üstad şöyle takrir etti: Bize Sü f y a n , Ebû U^r v e 'den; Ebû Ur ve, Eb£'l-' H a 11 a b 'dan; Ebû'l-Hattab, Ebû Haınza 'dan rivayet etti. Mecliste bulunanlardan hiç biri, S ü f y a b 'dan yukarıda bulunan ravi-lerin adını bilemedi, (onları künyeleri ile tanıyorlardı). Ben dedim ki, S ü f y a n 'in yukarısmdaki ravilerden E b û U r v e , Muammer îbni Ra şi d'dir. E bû ' 1-Ha tt a b , K a t a d e İbni Dia-me'dir. Ebû Halaza da, E n e s İ b n i, M a 1 i k'dir.

Buharı ilâve ederek dedi-ki* F a r y a b î 'nin ravileri künyeleri ile söylemesinin sebebi şu: Faryabî 'nin hocası Süfyan e 1 -S e v r î ,. bu künyelerle rivayet etmiş; çünkü meşhurlara böyle künye-leriyle söylerdi. Faryabî de emanete bağlılığından dolayı, hocası Süfyan El-Sevrî 'den işittiği, gibi hadîsleri anlatıyordu.

Buharî ise, bütün ravileri aralarında yaşamış gibi biliyor ve tanıyordu. Künyelerini bilmek, onun için en kolay şey idi.

Buharî, 210 tarihinde vatanından çıkışından sonra îslâm âleminin en ünlü âlimlerini dinlemiş ve yaşadığı müddet onlardan faydalanmıştır. Hafız İbnu'l-Hacer, «Hedyu's-Sarî» adlı kitabının 479-480 sayfalarında bir bölüm açarak Buharî 'nin hocalarını beş tabaka üzere tertip etmiştir ki, izahat için oraya baş vurulabilir.

Buharî 'nin, hocalarından elde ettiği üstün istifadeyi -güzel bir şekilde canlandıran Örnek, Yusuf îbni Musa El-Mervezî'-nin şu sözleridir:

«Basra Mescidinde bulunuyordum. O esnada bir münadinin şöyle çağırmakta olduğunu işittim: Ey ilim sahipleri! Muhammed İbni İsmail El-Buharî şehrimize gelmiştir. Bunun üzerine âlimler toplanıp ona karşı çıktılar, ben de aralarında vardım. Bir genç gördüm ki, sakallarında beyaz yoktu. Adam mescide girip sütun arkasında namaza durdu. Namazı bitirince, insanlar etrafını çevrelediler ve ondan, kendilerine hadîs yazdırması için bir meclis -tertip etaftesini istediler. Buharî de onların bu teklifini kabul etti. Sonra münadî, Basra mescidinde ayağa kalkıp şöyle seslendi:

Ey ilim sahipleri! Mu h a m m e d îbni İsmail El-Buharî gelmiştir. Bize hadîs yazdırmak üzere kendisinden bir meclis tertip etmesini istedik. O da, yarın falan yer ve saatte bir meclis akdetmeyi kabul etti

Sabah olunca, muhaddisler, hafızlar, fıkıh âlimleri ve diğer dinleyiciler kalabalık bir şekilde hâzır bulundular. Böylece binlerce dinleyici: toplanmış oldu.

Muhaiûra,ed İboi İsmail EI-Buharî (Ebu Abdullah), oturup hadîs yazdırmıya başlamadan_:Önce dedi ki, ey Basra'lılarh Ben birT gencim; benden hadîs dinlemeyi istediniz. Ben de sizin beldeniz ehlinden rivayet edilen sizin bilmediğiniz ve faydalanacağınız hadîsleri' size anlâ^-tacağıro.

Hazır bulunanlar, onun bu sözünden hayrete düştüler. Nihayet yazdırmıya başladı ve rivayetlerini tamamladı. İşte Yusuf İbni Mûs'a1 böyle anlatarak sözlerini şöyle bitirdi:

Buharı bu tarzda onlara bir meclîs tertip ederek haüîs yazdırdı. Her hadîste, bu hadîs sizde* şu şekilde rivayet edilmiştir; o-; kaefor var ki, bu hadîsin falandan rivayeti sizde yoktur, diye söylüyordu.

Buharı 'nin eser yazmakla meşgul oluşu, gençlik çağlarında baftar.r Kendisi şöyle derdi: On sekiz yaşa bastığını zaman, ashab-i kiramın ve-tabiînin hükümlerini ve-sözlerini yazmıya'başladım. Bu tarih 'U bey d u1!*'1 lah İbni M û s a'nin günlerine raslar ki, Ü b e y d u 1 Va. hhn Ölünr tarihi olan 213 yılından önce Kûfe'de bulunduğu devredir. "

Selim ibn'î.Mü oa h i d şöyle anlatır: M u h a m m e d İbni İsmail El- Buharı bana demiştir ki, ben ashabdan ve tabiînden naklettiğim hadîslerin çoğunun ravilerinin doğum ve ölüm tarihlerini, yaşadıkları yerleri bilirim. Ben asli olmıyan bir hadîsi ashabdan ve tabiînden rivayet etmem. Ben sahih olanı, Allah'ın Kitabından ve Peygamberinin sünnetinden bilirim.

Yine. Buharî'nin şöyle dfediğini Varraka anlatır: Hao- görevimi bjtirdikten sonra Medine'de, bir yıl kaldım; hep hadîs yazıyordum. Her yıl hac edip Mekke'den Basra'ya dönüyordum. Sağlam'hadîsi sakat hadîsten ayırıp bunları bilmedikçe, asla hadîs jdersine oturmuş değildim. Basra'da yazılmadı bir hadîs bırakmadım.

Buharı başka bir ifadesinde demiştir ki, teşn,adab vs cemiyet nizamı, ile ilgili olup, ihtiyaç duyulan bir şey bilmyorum k, Kur'ân'da ve Sünnette mevcut olmasın.

BuharVnin telif ettiği eserlerin en büyüğü, daha.doğrusu İslâm'ın-en büyiik mirası, pnua «çEii-Camîu^-Sahîh» adlı meşhur hadîs kitabıdır.; Mekke'de iken onu tasnif e, ve .balşlarıiH tertibe başlamıştı. Hadîslerini altı yüz bin hadîs arasından, on altı yıl içinde seçmiş: ve şöyle demiştir: «Ben her-Jıadîs için istihare edip, Allah için t iki rekât namaz kılmadıkça ve hadîsin sıhhatine kesin olarak inanmadıkça, asla kitabıma bir. hadîs koymadım.»

Buharî, önce müsvedde halinde yazıyor, sonra temize çekiyordu.; Müsveddeleri beyaza çekmek istediği zaman, Medine'ye gider, orada Hazreti Pey g.a m b e * Mft kabai il© münberi! arasında temize naklederdi. ve her hadîs naklinde iki rekât namaz kılardı.

E b û Caier E 1 - U k,.a y 1 î şöyle diyor; Buharı «Sahîh» kitabını tasnif edince, onu, büyük âlimlerden İbni Meclînî,. Ah-m e d İ b n.i .H,a;>n. be 1.,. Y ah ya j b n i M u.'.i n ,ve!bunlar gibi asnnın imamlarına arz etti. Bunların, hepsi «Sahîh» i güzel buldular ve onun sıhhatine şahidUk ektiler; yalnız dört hadîsi istisna ettiler M, bunlarda da Buharı 'nin haklı olduğunu Ukaylî söylemiş, sahîh ol^ duklarmı ifade etmiştir. .

Hakim Ebû AJımed şöyle demiştir: Allah İmam Buharî'ye rahmet etsin; çünkü din esaslarını o telif etti ve insanlara açıkladı. Ondan sonra her çalışan âlim, kendisinden faydalanmıştır.

Bu h a r î 'nin «El-Camiu's-Sahîh» başta olmak üzere şu eserleri vardır;

1— El-Câmiu’s-Sa"hih

2— EHSdebu'l-Müired (terceme ve şerhi yapılan bu kitap)

3— Kîtabu'i-Hibe

4— El-Kıraatü Halfa'1-İmam

5— Reful-Yedeyhi Fi's-Salât

6— Halku Efalil-İbad

7— Tarîhu'1-Kebîr

8— Tarihü'l-Evsat

9— Tarîhu’l-Sağir

10— EI-Camiu'1-Kebîr

12— El-Tefsîru'1-Kebîr

13— Kitabu'l-Eşribe

14— Kitabu'I-îlel

15— Esmau's-Sahabe

16— Kitabu'l-Vicdan

17— Kitabu'l-Mebsut

18— Kitabu'1-Künâ

19— Kitabu'l-Fevaid

20— Birru'l-Valideyn

Şimdi terceme ve şerhini takdim ettiğimiz El-Edebu'1-Müfred, daha önce 1306 hicret yılında Hindistan'ın «Aret» şehrinde, 1309 yılında İstanbul'da ve 1349 yılında da Kahire'de basılmıştır. En sahîh baskısı Hind baskısı olup, nüshası nadirdir. Mekke kütüphanesinde yazma bir nüshası vardır.

Muhammed Fuad Abdulbakî, eserin bablannı ve hadîslerini numaralıyarak diğer Kütüb-i Sitte'deki yerlerini göstermiştir. Bu baskıdaki metin de onun çalışmaları eseridir.

İmam Buharı hakkında son olarak Müslim İbni Hacca c 'in şu itirafını kaydederek sözü kesiyoruz:

îmam! Saha ancak hasedci dil uzatır. Bön şahidlik ederim ki, gerçekten dünyada-senin emsalin yoktur.»

Büyük İmam hayatının 62. yılında ^Semerkand köylerinden biri olan: Hartenk'e gitti ve misafir olarak: yakınlarından Galip İbni C i b -r î l'in «vine indi. Galip şöyle anlatır: Bir- gece, gece, namazını bitirdikten-sonra, İmam düâ_ ederken şöyle dediğini işittim: «Allah'ım!. Artık yeryüzü bunca genişliği ile bana dar geldi; beni kendine al.» Bundan birkaç gün sonra HartçnVde hastalandı. Durumundan haber alan Semer-kand'hlar bir, elçi gon.der.erek İmam kendüerine dönmesini istediler, îmam Buharı Hazretleri de bu daveti.kabul etti ve hayvatıa binmek. için hazırlandı, ayakkabıdayım, giydi ve. hayvana binmek için —ben de kolundan tutarak — yirmi adım kadar yürüyünce,. «Beni bırakın,, takatsiz kaldım.» djş4i. Biz- de onu bıraktık; dualar etmiye başladı, sonra yaslanarak vefat etti. Ölümü, Cumartesiye rastlıyan Ramazan Bayram gecesinde, hicretin de 256 yılında olmuştu.

Allah ona bol bol rahmet etsin ve Müslümanlara ve insanlığa ettiği büyük hizmetinden dolayı ona, salih velilerine verdiği mükâfatı versin...

Not: İmam Buharı hakkındaki bu yazı, Arapça olarak Muhibuddin El-Hatîb tarafından yazılıp «El-Edebu'1-Müfr edin başına konmuş olup, Özetlenerek Türkçeye çevrilmiştir.[3]

A. Fikri YAVUZ



(1) Anaya, Babaya İyilik Etmek


1— ALLAH Tealâ: «Biz, insana, ana-batasına iyilik etmesini emrettik.» buyuruyor. (Ankebût Sûresi, âyet: 8)

Abdullah îbni Mes'ud anlatmış ve şöyle demiştir:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Se.lem)'e sordum ki, amellerin hangisi, şanı aziz ve yüce olan Allah'a daha sevgilidir?

Buyurdular ki:

— (Müstahab olan) vaktinde namaz kılmak.

— Sonra hangisidir? dedim.

— Sonra, ana-babaya iyilik etmek, dedi.

— Sonra hangisidir? dedim.

— Sonra, Allah yolunda cihad etmektir, dedi.

Bu hadîsi anlatan dedi ki, «Peygamber bu üç şeyi bana söyledi. Eğer ondan, daha ziyade soraydım, muhakkak bana daha söyliyecekti.».[4]

Bu hadîs-i şerifte sıra ile üç. amelin fazileti ve bunların önemi belirtilmektedir. Bunların başında da namaz geliyor. Namaz her gün tekrarlanan ve beş vakitte yerine getirilen, adâb ve erkânı gözetilerek huzur ve huşu ile kılındığı takdirde fenalıklardan alıkoyan bir ibadet olduğundan, diğer bir hadîste : «Namaz dinin dayanağıdır.» buyuruİmuştur. Böylece ibadetlerin en faziletlisi sayılmıştır. Namazın hakkını koruyan, ana-babaya da saygıda bulunur, onlara iyilik eder. Ana-babaya iyilik etmiyen, başkasına hiç iyilik etmez.

T i r m i z î 'nin.,rivayetine göre, ana-babaya iyilik etmeğe dair olan ve bir kısım manası baş tarafa alınan âyet (Ankebut: 8), S a ' d i b n i E b î V a k k a s hakkında nazil olmuştur. Bunun anntesi, E b û S öf y a n 'in kızı idi. S a ' d İslâm'ı kabul eden ilklerden olup, annesine ziyade hürmet ye iyilik ederdi.. Oğlunun kendisine düşkünlüğünü bilen anne, bir gün oğluna şöyle dedi:

«— Bu yeni ortaya çıkan din nedir? Allah'a yemin ederim ki, ne yemek yiyeceğim, ne içeceğim, tâ ki eski dinine dönersin; yâhud böylece ölür giderim ve sana da : "Ey anne katili! "denir.»

Bunu söyledikten sonra rkı gün yemek yemedi, bir şey içmedi. Nihayet oğlu Sa'd yanına varıp dedi ki :

«— Ey anneciğimi Senin yüz tane canın olsa ve teker teker bunlar çıksa, bulunduğum hak dini yine (erk etmem. İstersen yemeğini ye, istersen yeme.»

Anne ümidini kesince, artık yemeğe ve içmeğe başladı. Bu hadise arkasından da Allah Tealâ anaya-babaya iyilik etmeyi, şirkte onlara uymci-mayı emretti. Âyet-i kerîmenin manası şudur:

«Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Bununla beraber, hakkında bilgi sahibi olmadığın (îlâh tanımadığın) bir şeyi bana ortak koşman için sana emir verirlerse, artık onlara (bu hususta) itaat etme. Akıbet banadır dönüşünüz. Ben de işlemiş olduğunuz amelleri size haber vereceğim. (İyi-kötü cezanızı göreceksiniz).» (Ankebut: 8)

İşte bu âyet-İ kerîme, Allah'a isyan olmayan şeylerde ana-babaya itaati ve onlara iyilik yapmayı kesin olarak emrediyor. Ana-babaya itaatin zıddı, onlara fenalık yapmaktır kİ, bu haramdır ve büyük günahlardan sayılmıştır. Ana ve baba, çocuklarını terbiye ederler ve yetiştirirler, ihtiyaçlarını karşılarlar ve onları yedİrir İçirirler. Bir mükâfat ve karşılık beklemeksizin bin bir çeşit selâmete çıkarmak İçin didinirler, her türlü fedakârlığa katlanırlar. Bu hal karşısında evlâd, eğer onların hizmetinde bulunmaz, hürmet ve içten gelen sevgi ile onlara iyilik etmezse, Allah'ın emretmiş olduğu vazifeyi yapmış olmaz.

Cihad etmek, fevkalâde sayılmayan hallerde, ana-babanın iznine bağlı olduğundan, ana-babaya itaat ve iyilik etmekten sonra anılmıştır.

Cihad : İslâm dinini, tevhİd kelimesini yüceltmek ve hakim kılmak için can ile, mal ile, söz ve yazı ile düşmana karşı savaşmak ve düşmanın zararını kaldırmaktır. Dinîn ayakta durması, korunması ve devamı için cihad şart olduğundan fazileti çok büyüktür. Normal zamanlarda Müslümanlara cihad farz-ı ktfaye ise-de, düşman istilâsı gibi tehlikeli anlarda farz-ı ayin olur.

Bu hadîs-i şerifte amellerin faziletlisi olarak sıra ile üç ibadet zikredilmiştir. Bunların birincisi: farz namazdır; çünkü farz namazları vaktinde edâ etmeyen, namazdan başka olan İbadetleri fazlasıyla terk eder.

İkincisi: ana-babaya İtaat ve iyilik etmektir; çünkü ana-babanın evlâd üzerindeki büyük haklarına karşılıkta bulunmayan kimse, başkalarına çok az iyilik ve İtaat eder.

Üçüncüsü : Allah yolunda cihad etmektir; çünkü düşmanın amansız ve yıkıcı saldırılarına göz yumup evinde oturan, düşmanla savaşmayan, diğer fitne ve fesad gibi zararlı şeyleri bertaraf etmek için uğraşmaz. Bu bakımdan, bu üç ibadet islâm İbadetlerinin esası ve Allah katında en makbulleri bulunuyorlar.

Bu hadîs-i şerîfi İmam B u h a r î aynı şekilde Sahîh'inde de «Vaktinde namaz kılmanın fazileti» bölümünde anlatmıştır. Müslim «İman» bölümünde, N e s a î «Namaz» bölümünde, Ebu Davud ve T i r m i z î de «Namaz — Birr ve Sıla» bahislerinde anlatmışlardır.

Bu hadîs-i şerifi Hazreti Peygamber'den rivayet eden Abdullah I b n i M e s ' u d [Radtyallahu Anh) kimdir? :

Abdullah, İslâm'ı ilk kabul edenlerin altıncısı olup Bedir savaşından İtibaren bütün savaşlarda bulunmuş ve Peygamberlerden ayrılmamıştır. İki defa hicret etmiştir. Hazretİ Peygamber'den pek çok hadîs-İ şerif anlatmış, daima hizmetinde bulunmuştur. Aşikâre olarak Mekke'de ilk Kur"-ân okuyan Abdullah olmuştu. Zeyd Ibni Sabit daha çocukluk çağında, çocuklarla oynarken, Abdullah Ibni Mes'ud Hazreti Peygamber'den yetmiş.sûre ezberlemiş bulunuyordu. Kur'ân-ı Ke-rîm'i tilâvet bakımından da ümmete muallimlik etmiştir. Bu hususta Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur:

«Kur'ân'ı, nazil olduğu gibi, taze olarak okumak ist i yen, onu, Abdullah tbni Mes'ud'un okuyuşu üzere okusun.»

D'ğer bir hadîs-İ şerifte de :

«Kur'ân-ı dört kişiden alın ve öğrenin: Abdullah tbni Mes'ud, Muaz İbni Cebel, Ubey tbni Kâ'b ve Ebu Huzeyfe'nin mevlâsi Salim'den.» bu-yurulmuştur.

Kısa boylu, zayıf ve nahif vücutlu olup, Hazreti Peygamber e ahlâk ve gidişat bakımından en çok benziyendi. Hicretin otuz ikinci yılında ve altmış küsur yaşlarında Medine'de vefat etti. Allah Tealâ ondan ve bütün as-habdan razı olsun...[5]



2— (1-s.) Abdullah İbni Ömer şöyle buyurmuştur:

«— Rabb'ın rızası, babanın rızasmdadır ve Rabb'm gazabı da babanın gazabın dadır.»[6]



Annenin hakkı, babadan önce olduğunu Hazretİ Peygamber bundan sonraki hadîs-i şerîfte buyurduğu halde, burada yalnız baba zikredilmiş, anneden söz edilmemiştir. Çünkü babanın rızasını kazanmak ve onun (İlâhî emirlere uygun olarak) hoşlanacağı şeyleri yapmakta Allah'ın rızası bulunduğuna göre, çocuk üzerinde babadan daha çok hakkı olan annenin rızasını kazanmak, şüphesiz ki Allah'ın rızasını kazanmaya daha fazla uygun düşer. Bu bakımdan anne zikredilmemİştir. Fakat bazı rivayetlerde «Ana-baba rızası» şeklinde geçmektedir ki, bu takdirde ana ve baba arasında bîr ayrılık şaibesi bahis mevzuu olmaz. Bu hadîs-İ şerif doğrudan doğruya Abdullah ibni Ömer'e isnad edilmekte olup, Hz. Peygambere kadar vükseltilmemiştir. Böyle hadîslere «eser» denir. Diğer «Merfu = Hazreti Peygamber'e kadar yükseltilen» hadîslerden bunları ayırt etmek için, bu hadîsin başında görüldüğü gibi (1-s) işareti konmuştur. Yani, Merfu olmayan 1. eser demektir. (2, 3... 4-s) şeklinde devam edecektir.

T i rm İ z î ve Hakim, aynı yoldan gelen rivayeti Hazretİ Peygamber'e bağlpmışlardır. T a b e r a n î ise, yine Abdullah ibni Ömer 'den bunu «Mevkuf» olarak, Hazretİ Peygamber'e isnad etmiyerek tesbît etmiştir.

A b>d ullah ibni Ömer (Allah ondan razı olsun) kimdir? :

İkinci halife Hazretİ Ömer Efendimizin oğlu olan Abdullah, hicret yılında on üç yaşında bulunuyordu. Seksen dört veya seksen yedi yaşlarırida vefat "ettikleri rivayet edilmektedir. Babası ile birlikte Müslüman olmuştu. Bedir ve Uhud savaşlarına katılmak istemiş İse de, Hazretİ Peygamber, yaşını küçük görerek onu bu İki savaştan geri bırakmıştı. Daha sonraki Hendek savaşma, on beş yaşında olduğu halde katrlmiştı. Bundan sonraki savaşlara hep katılmış ve babasından önce de Medine'ye hicret etmişti. Ashabı kiram içinde çok muttaki, kanaatkar, cömert ve iyiliksever okirak temayüz etmişti. Sahip ofduğu mallardan hangisine, nefsinin bir meyli olduğunu anlasa, hemen o malı bağışlar veya tasadduk ederdi. Kölelerinden hak yolda olanını gördü mü, onu da hemen azad ederdi. Hilâfet ve İmaret (emirlik) davalarına asla karışmamıştı.

Rivayete göre, Y e z i d zamanında, Abdullah i b n i Z ü -b e y r ile beraber Y e z i d 'in hilâfetini kabul etmemiş olduğu halde yine savaşa katılmamıştı. Nihayet Haccac ibni Yûsuf Mekke'ye girince Abdullah ibni Zübeyr hazretlerini şçhid etmiş ve ondan üç ay sonra da Abdullahibni Ömer'in ayağına zehirli bir süngü vurdurarak onu Sa şehit eylemişti.

Zeyd İbni Eşlem, şu vak'ayı anlatır:

Bir gün Hazreti İbni Ömer, köle olan bir koyun çobanına tesadüf eder ve ona sorar:

«— Etlik semiz bir koyunun var mı? Getir, kesip yiyelim.»

Çoban cevaben der ki:

«— Koyun sahibi burada yoktur, veremem.»

İbni D m e r şöyle der:

«—Koyun sahibine dersin ki, koyunu kurt yedi.»

Çoban şu cevabı verir:

«— Allah'dan korkl»

Çobanın doğruluk ve takvasını gören Abdullah ibni Ömer, hem köleyi, hem de koyunları satın alır ve köleyi azad ettikten sonra da koyunların hepsini o çobana bağışlar.

Abdullah ibni Ömer "m takvası o kadar yüksekti ki,, sahip olduğu mallardan en ziyade sevdiği ne varsa hemen onu başkasına bağışlamayı bir usul olarak tatbik ederdi. Allah ondan ve babasından razı olsun.[7]



(2) Anaya İyilik Etmek


3— Hakîm'in babası Muaviye îbni Hayde anlatıyor: «— Dedim ki, ya Resûlallah; kime iyilik edeyim?

— Annene, dedi. Kime iyilik edeyim? dedim.

— Annene, dedi. Kime iyilik edeyim? dedim.

— Annene, dedi. Kime iyilik edeyim? dedim.

— Babana; sonra en yakına, ondan sonra en yakına... dedi.»[8]



Anneye itaat ve iyilik etmenin, babadan önce gelen bîr hak olduğunda icma1 vardır. Çocuk üzerinde anneye ait üç haslet mevcuttur ki, bunlarda babanın iştiraki yoktur. Hamilelik müddetince çocuğu taşır ve doğum sancıları çeker, bazan ölümüne sebep olan doğum ağrısını tadar, çocuk büyüyöp hizmetten kurtuluncaya kadar süt emme çağında sıkıntılar çeker. İşte bu hususlarda babanın bir ortaklığı bulunmaz, bütün ızcltraplara anne yalnız başına katlanır. Bundan sonra, sağ bulundukları müddet anne ve baba, çocuğu terbiye etmek ve yetiştirmekte beraberce çalışırlar. Annenin bu fedakârlıklarına karşı, ona en önce iyilik etmek, hakkı olrriuş"oluyor.

Hadîs-i şerifte üç defa arka arkaya anneye iyilik etmek tavsiyesi, yukarda anlatılan üç haslete işaret olabileceği gibi, Önemine binaen ana hakkını gözetmek için tekrarlandığı da söylenebilir. Ayrıca İnsanlar, babaya nisbetle annenin hakkında gevşeklik gösterirler. Anne devamlı evde kaldığı İçİn çocukla ünsiyet eder ve insanlardan utanma durumu olamayacağından İçerde çocuk annesine çok defa isyan eder, bunu dışarda babasına yapamaz. Bİr de baba, anneden daha güçlü olduğu için, ona karşı çıkamaz. Halbuki annenin zafiyetinden ve şefkatinden faydalanarak ona karşı çıkması çok olur. Bunun için babadan çok, anneye iyilik etmekte dinimiz mübalâğa etmiştir, anneye iyilik etmek üzerinde tekrar tekrar durmuştur.

Fıkıh kitaplarında, babadan önce anneye iyilik etmek geliyorsa da, babanın hakkı anne hakkından daha büyük gösterilmiştir.

Bu hadîs-i şerifi Ebu Davud, Hâkim ve Tirmizî tesbit etmişlerdir. H â k i m 'e göre sahîh hadîstir.

Bu hadîs-i şerîfİ Peygamberimizden rivayet eden Muaviye ibni H a y d e kimdir? :

Ashqb-ı kiramdan olup, Basra'lıdır. Horasan savaşında bulunmuş ve orada ölmüştür Behz ibni H a kî m'in dedesidİr. Kendisinden rivayet edilen hadîsler sahîh kabul edilir. Allah ondan razı olsun.[9]



(3) Babaya İyilik Etmek


5— Ebû Hüreyre'nin (Allah ondan razı olsun) şöyle dediği rivayet edilmiştir; «Biri sordu :

— Ey Allah'ın Resulü, kime iyilik ebeyim?

Hz. Peygamber: «— Annene,» dedi. Sonra kime? dedi.

Hz. Peygamber: «— Annene,» dedi. Sonra kime? dedi.

Hz. Peygamber: — Annene,» dedi. .Sonra kime? dedi.

Hz. Peygamber: «— Babana,» dedi.»[10]



Daha önceki hadîs-i şerîflerde olduğu gibi, burada da anneye itaat ve İyilik etmenin önemini Hz. Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) belirtmekte ve babadan önce anneyi gözetmenin lüzumlu olduğuna işaret buyurmaktadır.

Ebû Hureyre lcimdir?

Hayber'in fethi yılında İslâm'a girmiş ve Hayber gazasına da katılmış olan Ebu Hureyre 'nİn ismt üzerinde ihtilâf olmuştur. Künyesi ile çağrıldığı ve onunla tanındığı İçin asıl ismi kullanılmaz hale geldiğinden terk edilmişti. Bu bakımdan ismi özerinde çok sözler söylenmiş ise de en kuvvetlisi, isminin A b d u r r ah m a n olmasıdır. Cahİlİyet zamprvırçda İsmi Abdü Şems idi. Kendisinin şöyle anlattığı rİvayöt edilir : «Benim adım cahiliyyet devrinde (henüz islâm'ı kabul etmemişken) AbdO Şenjs'-ti. İslâm'a girince, bana Abdurrahman ismi verifdî. Ebu Hureyre künyesini de taşımamın sebebi şu :

«— Bir gön eteğimde bir kedi taşıyordum, Resûlüllah (Saîkdlahü A.eyhiveSellem) beni gördü ve bana dedi ki:

«— Bu taşıdığın nedir?»

Ben de, «Bir kedi,» dedim. Bunun üzerine Hazreti Peygamber:

«— Yâ Eba Hureyreî» dedi.

Bu künye ile çağrılmasını iftiharla kabul ettiğinden, asıl İsmi terk edilmiş ve E b û H ö r e y r V. olarak şöhret bulmuştu.

Ashabın en fakiri olup, ticaret ve mal ile meşgul olmadığından Hz. Peygamber'den ayrılmazdı. Bu sebepten ve bir de kemal seviyesinde obn kuvvetli hafızasından dolayı pek çok hadîs-İ serîf aııfatmıştır. Ashab ve tabiînden sayıları sekiz yüzü aşan zevat kendisinden hadîs rivayet etmişlerdir. Zeydibni Sabit anlatıyor:

«— Bir gön, ben, Ebû Hüreyre ve başka bir arkadaş mescid'de bulunuyorduk, Allah'a dua ediyorduk ve onu zikrediyorduk. O sırada Hz. Peygamber (A.S.) yanımıza geldi ve bizimle oturdu. Biz sustuk. Bize dedi ki:

«— Tapmakta olduğunuz işe dönün, devam edin.»

Ebû Hüreyre'den önce ben ve arkadaşım dua ettik. Biz dua ettikçe, Hazret! Peygamber «Amîn» demeye başladı. Sonra Ebû Hüreyre dua etti ve şöyle dedi:

«— Allah'ım! Ben bu iki arkadaşımın senden istediğini senden İstiyorum ve senden unutulmaz bîr ilim istiyorum.» Buna da Resölüllah aleyhis-salâtu vesselam «Amîn» dedi. Biz de dedik kir «Ya Resûlallah, biz de Allah'-dan unutulmaz bir İlim istiyoruz. Hazreti Peygamber şöyle buyurdu :

«— Bu genç sizi geçti.»

Kendisinden rivayet edilen hadîs-î şeriflerin yekûnu beş bin üç yüz yetmiş dört adettir. Hiç bir sahabî bu kadar hadîs-i şerif ezberlemiş değildir.

Halife Hz. D m e r tarafından Bahreyn valiliğine, Hz. Osman zamanında Mekke kadılığına ve bir aralık Hz. M u a v i y e tarafından Medine-î Münevvere valiliğine tayin edilmişti. Hicretin 57. yılında 78 yaşında olduğu halde Medine'de vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun...[11]



6— Ebû Hureyre'den rivayet edilmiştir:

Allah'ın peygamberi (Sallalhhu aleyhi ve Sellem) 'e bir adam geldi de şöyle dedi:

«— Bana ne emredersin?»

Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«— Annene iyilik etmeyi,» dedi. Yine (adam) tekrarladı.

Hz. Peygamber (SallallahU Aleyhi ve Sellem) :

«— Annene iyilik etmeyi,» dedi. Sonra dördüncü defa tekrarlardı.

Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«— Annene iyilik etmeyi,» dedi. Yine (adam) tekrarladı.

Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«— Annene iyilik etmeyi,» dedi. Sonra beşinci defa tekrarladı.

Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«— Babana iyilik etmeyi,» dedi.

Bu hadîs-i şerif, geçen hadîs-i şerife uygun olarak varid olmuştur.[12]



(4) Zulüm Etseler Bile, Ana-Babaya İyilik Etmek


7— (3-s) İbni Abbas'dan (Allah ikisinden de razı olsun) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

«— Müslüman ana-babaya sahib olan bir müslüman, Allah'dan sevab bekliyerek onların hizmetinde bulunursa, Allah ona muhakkak Cennet'-den iki kapı açar. Eğer ana-babadan biri bulunursa, bir kapı açar. Eğer onlardan birini kızdırırsa (gazaba getirirse), onun rızasını kazanmadıkça, Allah o çocuktan razı olmaz, İbni Abbas'a soruldu:

— Eğer ana-baba, o çocuğa zulüm etmiş olsalar da mı?

— Çocuğa (dünya işlerinde) zulüm etmiş olsalar dahi (rızalarını almadıkça, Allah ondan razı olmaz), cevabını verdi.»[13]



Ana-baba, çocuğa zulüm etmiş olsalar bile, onları hiddetlendirmemek ve onların rızasını kazanmak gerektiği I b.n i  b b a s hazretlerinden rivayet edilmektedir. Al i.y y ü ' ! - K a r î 'nin açıklamasına göre, bu bir kemal mertebesidir. Fakat esasta, bir kimsenin zevcesinden ana veya babası fazla eziyet çekmiş olmalarından oğullarına ailesinden ayrılmayı emretse-ler, o çocuğa ailesini boşaması icab etmez.

T a h a v î de diyor ki, mubah olan şeylerde ana-baba emrine itaat edilir, yasak olan şeylerde değil... Bir kısım âlimlere göre de dünya işlerinde zulüm etseler, onlara itaat edilir ve rızâları alınır, yoksa âhiret işleri için yapacakları zulüm için rızaları şart olmaz.

Şafiî âlimlerinden Izzeddîn ibni Selâm şöyle diyor: «Ana-babanm çocuğa her emrettiğine, çocuğun itaat etmesi ve her yasak ettikleri şeyi yapmaması icab etmez.» Bu görüşte âlimlerin ittifakı vardır. İmamı G a z a I î 'ye 9öre İse, haram veya helâl oluşu kesin olmayan şüpheli işlerde ana-babaya itaat lâzımdır; haram olduğu bilinen işlerde onlara itaat etmek icab etmez. Alimlerin çoğu bu görüştedir. Çünkü şüpheden kaçınmak takvadır, ana-babaya itaat İse kesin bir emirdir. Burada hatıra şu gelir: Ana ve babadan her İkisinin hakkınıgözetmek mümkün olmazsa, yani birini gözetirken diğeri bundan eziyet çekerse, ne yapmak ge-rekİr? Buna şöyle cevab veriliyor: Hürmet ve tazim icab eden İşte babanın hakkı tercih edilir. Hizmet ve nafakaya dair işlerde anne tercih edilir. Meselâ : anne ve baba ikisi beraberce çocuklarının yanına varsalar, çocuk baba fçirr ayağa kalkar; ve ondan bir şey istedikleri vakit önce annesine verip; Ana-babadan yalnız birine yetecek kadar bir nafaka çocukta bulunmuş oka; anne, babaya tercih edilir. Çünkü anne çocuk için çok zahmet çekmiştir, ona karşı şefkati fazladır, onu taşımış ve emzîrmiştir. Hastalığında ve sağlığında onun hizmetini yapmış, kir ve pasını temizlemiş ve terbiyesinde bulunmuştur.[14]



(5) Çocuğun Ana Ve Babasına Yumuşak Söz Söylemesi


8— (4-s) Tayaele Ibni Meyyas'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

«— Necdetgiller'le[15] beraberdim. Büyük günahlardan olduklarını zannettiğim bir takım günahlar işlemiştim. Bunu îbni Ömer'e anlattım. Ibni Ömer:

«— Onlar hangi günahlardır,» diye sordu. Ben de şu ve şudur, dedim.

«— Bu anlattıkların büyük günahlardan değildir. Büyük günahlar şu dokuz şeydir :

1— Allah'a ortak koşmak (Allah'dan başkasına ibadet etmek, Allah’tan başkasını îlâh kabul etmek),

2— Adam öldürmek,

3— Savaşta düşman karşısından kaçmak,

4— İffetli kadına zina iftirasında bulunmak,

5— Faiz almak,

6— Yetim malı yemek,

7— Mescid-i Haram'da günah İşlemek, .

8— İnsanı alaya ve maskaralığa alanın günahı,

9— Kendilerine isyan edilen ana-babanın ağlaması (bunları ağlatan çocuğun günahı).»

îbni Ömer bana dedi ki:

«— Cehennemden korkar mısın ve Cennete girmek ister misin?> Ben:

«— Evet, vallahi,» dedim. Bana sordu: '. «Ana-baban hayatta mı?»

«— Yanımda yalnız annem var,» dedim.

«— Allah'a yemin ederim ki, eğer annene yumuşak söz söylersen ve ona yemek yedirirsen, büyük günahlardan sakındıkça, muhakkak Cennet'e girersin,» dedi.[16]



T a y se I e I b n i Mey ya s 'in başından geçen hadise münasebetiyle Abdullah Ibni Ömer, büyük günahların yukarda söylenen 9 günah olduğunu ve bir Müslüman bunlardan beri olduğu müddetçe, ana-babasına ihsan ve ikram ederse Cennet e gireceğini müjdelemektedir.

Büyük günahların en büyüğü, Allah'a ortak koşmaktır; yani imandan ve İslâm'dan çıkmaktır. Böyle bir günahı Allah bağrslamaz, mağfiret buyurmaz. Ancak tevbekâr olup, yeniden iman etmekle Allah bağışlar. İmansızlıktan bpşka olan ve kul hakkına taallûk etmeyen diğer bütün günahları, Allah dilediği kullarından, tevbe olmasa bile, bağışlar, mağfiret buyurur. Nitekim Cenab-ı Hak, Nisa sûresinin 116. âyetinde şöyle buyurur:

«Muhakkak ki Allah kendine ortak koşanları (kâfir olanları) bağışlamaz. Bu günahtan başkasını, dilediği kimseden bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, doğrusu çok uzak bir sapıklığa düşmüştür.»

Bu âyet-i kerîmeden anlaşılıyor ki, küfür, dinsizlik ve imansızlık günahından daha büyük bir günah yoktur ve en büyük sapıklık da budur. Çünkü böyle bir günah, insanın ebedî olarak hüsranda kalmasına sebep olur, onu Cehennemlik yapar. Bu felâketten kurtulmak İçin daha hayatta iken, bir an kayıp etmeden sahih imana dönmek lâzımdır. Yoksa küfür hali üzere ölenin artık bir kurtuluş çaresi kalmaz.

Büyük ve küçük günahların sayı ve keyfiyetleri üzerinde âlimler değişik görüşlerde bulunmuşlardır. Bir kısmına göre bunlar İzafî şeylerdir. Nispet edilişlerine göre değişirler. Meselâ bir günah, kendisinden küçüğüne nispet edilirse, kebire sayılır, daha büyüğüne nispet edilirse sağîre (küçük günah) sayılır. Bir kısım âlimler de şöyle demiştir: Devamlı olarak ısrarla işlenen her günah kebîredir (büyük günahtır). Terk edilen ve işlenmeyen her günah da sağîredir. Bazı âlimler de bunların sayısını daha fazlaya çıkarır. Hatta insanlar daima korku içinde olsunlar diye, Allah büyük günahların hangi şeyler olduğunu bildirmedi, diyen âlim de vardır. Şu muhakkak kî akl-ı selimin çok kötü gördüğü ve nefret ettiği günahlar, büyük günahlardır. Zaman zaman herkesin düştüğü ve düşebileceği önemsiz günahlar da küçük günahlardır. Bu /itibarla Abdullah ibni Ömer'in buyurduğu dokuz günah, büyük günahları saymada esası teşkil eder.[17]



9— (5-s) Urve'den rivayet edildiğine göre, (Ana-babanın her ikisine acıyarak tevazu kanadını indir. îsra: 24) âyet-i kerîmesinin tefsirinde şöyle demiştir:

«— Ana-babanm sevmiş oldukları herhangi (meşru) bir şeyi yerine getirmekten kaçınma.»[18]



U r v e de diğer eser ve hadîs-İ şeriflere uygun olarak ana-babaya iyilik etmek ve onların rızasını kazanmak evlâd üzerine gerekli bir vazife olduğunu beyan etmiştir.

Urve kimdir? :

Urve,. tabiinden olup, Cennetle müjdelenen Z ü b e y r ibni A v v a m 'in oğludur. Hicretin 29. yılında doğmuş ve 94. yılında 65 yaşında olduğu halde Medine yakınındaki hurmalık bahçesinde vefat etmiştir. Annesi Hz. E b u, B e k i r 'İn kızı Esma (Zatü'n-Nıtakeyn) dİr. Hadîs ve fıkıh ilmini teyzesi Hz. Âişe validemizden almıştır. Medine'de bulunan yedi büyük fıkıh âlimlerinden biri olup, kendisinden pek çok hadîs-İ şerif rivayet edilmiştir. Zamanında cereyan eden fitne hareketlerine karışmamış ve onlardan leke almamıştır. Zühd ve takvası ile meşhurdur. Yaşı ilerlemiş olduğu bir zamanda ayağına isabet eden bir yafa neticesi kangren olmuş ve bayıltma veya uyuşturma müdahalesi yaptırmadan ayağının kesilmesine razı olduğu ve yanında bulunanların, ancak ayak kesilip de dağlandığı sırada yanık kokusundan ayağının kesilmiş bulunduğunu anladıkları rivayet edilerek tahammül ve cesaret derecesine işaret edilmektedir. Ayak kesilme hâdisesi Şam'da olmuştur. Aynı gün oğlu, evinin damından bir hayvanın ayakları altına düşerek çiğnenmişti. Her İki musibete tahammül ederek şöyle söylediği anlatılır:

«— Bu seferimizde başımıza musibetler geldi. Allah'ım! Muhakkak ki sen vermiş olduğunu aldın; musibet veren de sensin, afiyet veren de sen...» . Mushaf'a bakarak her gece Kur'ân-ı Kerîm'İn dörtte bîrini okur ve bu okuduğu kısımla gece nafile namaz kılardı. Yalnız ayağı kesildiği gece bu ibadetini terk etmiştir. Medine'de «Bi'ri Urve» namında bir kuyu açtırdı. Bu kuyudan daha tatlı suyu bulunan bir kuyunun Medine'de bulunmadığı söylenir. Mısır'a gidip orada evlendiği ve yedi yıl kaldıktan sonra Medine'ye döndüğü ve ondan sonra vefat ettiği rivayet edilmektedir. Allah hepsine rahmet etsin.[19]



(6) Ana-Baba Hakkını Ödemek


10— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Hazreti Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«— Çocuk, hiç bir iyilikle babanın hakkını ödeyemez; ancak onu köle olarak bulur da onu satın alarak hürriyetine kavuşturursa eder.»[20]



Bu hadîs-i şeriften anlaşıldığına göre, insan ana-babasınin hakkını ancak bir iş karşılığında ödeyebilir, başka hiç bir iyilikle ödeyemez. Başkasının mülkiyeti altında köle bulunan ana veya babayı bu kölelikten kurtarmak için, para ve mal vererek onları efendilerinden satın almak suretiyle hürriyetlerini sağlamak, bir nevi onların hayata yeniden kavuşmaları demek olacağından, büyük bir hizmettir. Nasıl ki, ana-baba çocuğun hayata çıkmasına sebep olmuşlarsa, bunun, gibi»- evlâd da köle olan ebeveynini serbestiye eriştirmekle onların hayatını temin etmiş demek olur. Her ne kadar hadîs-i şerifte yalnız baba lâfzı geçiyorsa da, anne hakkının ödenmesi de aynı şeye- bağlıdır. Ebeveynden birini köle halinde bulmak, asırlar boyu çok nadir bir hal olduğundan, haklarının hiç bîr suretle ödenmiş olunamayacağı sonucuna varılır. Allah, onların rızalarını kazanmayı, evlâdlarına nasîb buyursun...[21]



11— (6-s) Ebû Musa El-Eş'arî'nin oğlu Ebû Bürde'clen rivayet edildiğine göre, şöyle anlatmıştır:

«— İhni Ömer, Yemenli bir adamın, sırtında annesini taşıyarak Kabe'yi tavaf ederken şöyle demekte olduğuna şahit oldu: «Annemin zelil bir devesiyim ben; (Başka) binekleri usansa da usanmam ben.»

Sonra (Yemenli) dedi ki:

«— Ey İbni Ömer, annemin hakkını ödemiş oldum mu, dersin?»

İbni Ömer, «Hayır!» dedi. Tek bir «Ah!» çekmesini dahi karşılaya-madm.

Sonra İbni Ömer tavafını bitirip Makam-ı İbrahim'e geldi de (orada) iki rekât namaz kıldı. Sonra şöyle dedi:

«— Ey Ebû Musa'nın oğlu (Ebû Bürde)! Her (tavaf sonunda kılınan) iki rek'at namaz, kendilerinden önceki günahları örterler.»[22]



Bu eserde İki hususa işaret vardır. Bunlardan biri, anne hakkının ödenmesi, anneyi sırtta taşıyarak ona tavaf ettirme pahasına dahi olsa, mümkün olmadığıdır ki, bundan önce zikredilen hadîs-i şerîfin beyanına uygun olup onu teyid etmektedir. Diğer husus ise, tavaftan sonra, yani her yedi şavtın akabinde Makam-ı İbrahim'de kılınan namazın faziletidir. Buna tavaf namazı denir. Kalabalık ve izdiham dolayısı ile Makam-ı İbrahim denilen yerde bu iki rekât namazı kılmak mümkün değilse, başkalarına eziyet vermeğe sebep teşkil edecekse, imkân bulunan Harem-i Şerîfin uygun bir yerinde tavaf namazı edâ edilir. Bu namazın faziletinin büyük olmasından ötürü, daha önce işlenen ve kul hakkına taallûk etmeyen günahların bağışlanmasına vesile oluyor. Mühim olan, günahların tavaftan sonra tekerrür etmemesidir. Allah Tealâ hazretleri niyyetlerı bilir ve ona göre hükmünü yerine getirir.

E b û B ü r d e kimdir? :

Yemenlİ'nİn tavaf hâdisesini anlatan Ebu Bürde, Ebu Musa E I - Eş'a rî'nin oğludur. İsmi El - Hâ r İ s'dir. Fıkıh âlimlerinden olup, rivayet ettiği hadîsler çoktur. Küfe dadılığında bulunmuş ve S a ' î d I b n i Cübeyr onun kâtipliğini yapmıştır. Seksen yaşını aştığı bir sırada hicretin 104. yılında vefat etmiş tabiinden büyük bîr zat idi.[23]



12— (7-s) Akll'in azadlısı Ebû Mürre şöyle anlatmıştır:

«— Halife Mervan, (hac farizasını edâ gibi bir iş için Medine'den dışarı çıktığı zaman) Ebû Hüreyre hazretlerini yerine vekil bırakırdı. Ebû Hüreyre, Medine civarında Zü'1-Hüleyfe adındaki yerde otururdu. Annesi bir evde, kendisi de başka bir evde ikâmet ederdi. Evden çıkıp gideceği zaman, annesinin kapısında durup şöyle derdi:

«— Esselâmu aleyki = Selâm üzerine olsun, ey anneciğim; Allah'ın rahmeti de bereketleri de... (üzerine olsun.)»

Annesi de şöyle derdi:

«— Senin de üzerine olsun selâm, ey yavrum; Allah'ın rahmeti de bereketleri de...»

Sonra şöyle derdi:

«— Beni küçükken (şefkatle) nasıl yetiştirip terbiye ettinse, Allah da sana merhamet etsin.»

Annesi şu cevabı verirdi:

«— Yaşlı halimde bana (acıyarak) nasıl iyilik ve ihsan ettinse, Allah da sana merhamet etsin.»

Sonra (Ebu Hureyre), evine döneceği zaman aynı şeyi yapardı.»[24]



Ebû Hüreyre (Allah ondan razı olsun), Aleyhİsselâtü vesselam efendimizden almış olduğu yüksek ahlâk uyarınca, annesine gerekli hürmet ve itaati yapmış, anne de evlâdını duadan eksik etmemiştir. Böylece İslâm'ın emretmîş olduğu, ana ve evlâcl arasındaki karşılıklı hak ve vazifeler yaşantı haline getirilmiş ve onlardan sonrakilerin yaşayışına da güzel bir örnek olmuştur. Ashabın izinde gitmek, Peygamberin* ahlâkı ile ahlâklanmak demektir.[25]



13— Abdullah îbni Amir şöyle anlatmıştır :

Ebeveynini ağlar halde bırakıp da hicret etmek için, Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) 'a teslimiyet gösteren, (ona bey'at eden) bir adam geldi.

Hazreti Peygamber o adama dedi ki:

«— Ana-babana dön, onları nasıl ağlattmsa, onları güldür ve sevindir.»[26]



Hicret'in lügat manası; bîr yerden çıkıp başka bir yere gitmektir. Dinî ve ilmî yönden hicret iki kısma ayrılır:

1— Mekke müşriklerinin şiddet ve eziyetlerine tahammül edemeyip Hazreti Peygamber in izni ile ve Allah rızasını kazanmak için yapılan göçler. Habeşistan'a ve Medine'ye yapılan hicretler gibi... 8u hicretlerdeki niyyet, Peygamber izniyle Allah rızasını elde etmek olduğundan, böyle seferler sevaptır ve makbuldür.

2— Dünya malını elde etmek ve nefsinin sevdiğine kavuşup ona sahip olmak için yapılan bu ikinci kısım hicretin hiç bir sevabı yoktur. Böyle hicretlerden mükâfat kazanılmaz.

Hadîs-i şeriften anlaşılıyor ki, Allah rızasını kazanmak için yapılan hicret her ne kadar sevab ve makbul ise de, ana-baba rızası dışında olmaması lâzımdır. Ana-baba rızası, bu hayırlı işten önde gelen bir husustur. Müslümanların bu hakkı gözetmelerine işaret buyurulmaktadır.[27]



14— (8-s) Ebû Hazim'den nakledildiğine göre:

Ebû Talib'in kızı Ümnıü Hanî'nin azadlısı Ebû Mürre kendisine şu haberi vermiştir:

Ebû Mürre, binitli olarak Ebû Hüreyre ile birlikte onun AKÎK'deki arazisine gitmişti. Ebû Hüreyre, kendisine ait yere vardığı zaman, yüksek sesi ile şöyle çağırmıştı:

«— Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketleri üzerine olsun, ey anneciğim!»

Annesi şöyle cevap veriyordu:

«— Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketleri senin de üzerine olsun.»

Ebû Hüreyre; annesine:

«— Küçük yaşımda beni nasıl (merhametle) terbiye edip yetigtirdin-se, Allah da sana merhamet etsin.»

Annesi cevap veriyordu:

«— Yavrum, seni de Allah hayırla mükâfatlandırsın; ve ihtiyar yaşımda bana iyilik ve ihsanda bulunduğun (ve beni razı ettiğin) gibi, Allah senden razı olsun.»

Musa İbni Yakup demiştir ki; «Ebû Hüreyre'nin ismi, Abdullah İbni Amr idi.»[28]



Bundan önce 12. eserde rivayet edilen hadîs ile buradaki vak'a birbirine benzemektedir. Akîkf Medine civarında ve Zül-Huleyfe ye yakın bir vadinin adıdır. Yerlerin birbirine yakın olması bakımından Akîk'den Zül-Huleyfe nin kasdedildiği anlaşılabİldiği cihetle, aynı olayın tekrarı olabileceği gibi, ayrı ayrı olaylar olarak da yorumlanabilirler.

Ebu Hüreyre 'nin hayatından bahsederken ismi üzerinde değişik fikirler İleri sürüldüğüne işaret edilmişti. Burada üçüncü ravi Musa ibni Yakup, isminin Abdullah ibni Amir olduğunu söylemektedir. Gerçek sudur ki, Ebu Hüreyre'nin iki ismi vardı. Biri İslâm'dan önceki ismi, diğeri de İslâm'ı kabulden sonra Hazreti Peygamber tarafından kendisine verilen isim. Bu isim de Abdullah 'dır. Diğer rivayetler zayıftır.[29]



(7) Ana-Babaya İsyan Etmek


15— Ebû Bekre, Hazreti Peygamber (Salİallafıü Aleyhi ve Seîlemi'in şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

«— Size büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?» (Bu sözü üç defa tekrarladılar).

Ashab, «— Evet ya Resûlallah,» dediler. Buyurdular ki:

«— Allah'a ortak koşmak ve ana-babaya isyan etmek.»

Sonra Hazreti Peygamber yaslanmışken oturdular.

«— Dikkat edin! Yalan söylemek de...»

Bu sözü tekrar ediyorlardı, hatta (üzülmesin diye, kendi kendime) «Artık söylemeseydi temennisinde bulunmuştum.»[30]



Daha önce 8. hadîs-i şerifte büyük günahlardan bahsedilirken bunların başıficia yine Allah'a ortak koşmak, yani hak dinden çıkmak günahı zikredilmişti. Ayrıca ana-babaya âsî olmak günahı da büyük günahlardan sayılmıştı. Bİr de iffetli bir kadına iftira yollu zina isnad etmenin, bir nevi yalan söylemenin büyük günahlardan olduğu mukayyed surette beyan edilmişse de, burada Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) Efendimiz mutlak olarak yalan söylemenin en büyük günahlardan olduğunu buyurmaktadır.

Yalan, bir söz veya işİ gerçek halinden, vuku bulduğu tarzdan değiştirerek başka bir şekle sokmak, yahud olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermek veya olanı inkâr etmektir. Yalanın bırakacağı tesir ve zararlara göre kısımları vardır. I b n i A r a b î bunları dört kısma ayırır:

a— Allah'a karşı yalan söylemek,

b— Peygambere karşı yalan söylemek,

c— İnsanlara karşı yalan söylemek (yalan şahidlik etmek, yani bir kimsenin hakkını düşürmek veya hakkı yokken ona hak çıkarmak),

d— Muamelâtta yalan söylemek. Bir kimsenin çalışmış olduğu ve yapmakta bulunduğu işlerde yalan söylemesi. Bu dört kısım yalanın hepsi haram ve çirkin olmakla beraber en kötüsü Allah'a karşı yalan söylemektir. Sonra Peygambere yalan isnadında"bulunmaktır. Dİğer günahlar da zarar ve fesad durumlarına göre şiddet kazanırlar. Cemiyetin bünyesini kemiren ve'islâm birliği ile dîn kardeşliğini parçalayan sinsi yalan illetinin büyük yıkıntısından" ötürüdür ki, Hazreti Peygamber bunun önemine binaen yaşlanırlarken doğrulmuşlar ve tekrar tekrar yalan söyleme günahı üzerinde d8m)ulardır. Herde 385 numaralı hadîs-İ şerifte geleceği üzere, üç şey dışında yalan söylemek asla caiz değildir. İki dargının arasını düzeltmek için, harpte düşmannaldatmak için, karı-kocanın birbirine, ahenk ve huzuru bozmamak İçin söyledikleri yalanlar bu üç istisnayı teşkil ederler.

Ebû Bekre kimdir? :

Hadîs-i şerifi rivayet eden Ebu Bekre 'nirt adı N u f e y ' i b -n i ' I- Haris 'dir. Ashabı kiramın seçkinlerinden ve ileri gelenlerinden idi. Taİf savaşında kale hisarından makara ile kendini aşağıya sarkıtarak indiğinden Hz. Peygamber ona «Ebu Bekre» künyesini takmıştı. Bekre, su kuyularında kullanılan çıkrık, makara demektir. Böylece çtkrık sahibi olarak «Ebu Bekre» künyesi İle şöhret bulmuştur.

Kırk evlâdı bulunduğu ve bunların hepsinin cesur, iyiliksever, güzel söz söyler kimseler oldukları rivayet edilir. Yüz otuz iki hadîs rivayet etmiştir. Hicretin 50-51. yılında vefat etti. Allah ondan razı olsun...[31]



16— Muğîyre İbni Şu'be'nin kâtibi Verrad'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«— Muaviye, Muğîyre'ye mektup yazdı ki, Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellemyden işittiğin şeyden bana yaz.»

Verrad yine şöyle dedi:

— Muğîyre bana yazdırdı, ben de elimle şunu yazdım:

— Ben Hazreti Peygamberin, çok sormaktan; (ve dilenmekten), mili zayi' etmekten dedi-kodudan alıkoyduğunu (bunları yasakladığını) kendisinden işittim.»[32]



Bu hadîs-i şerifte Hz. Peygamberin üç şeyi yasakladığı antaşılmaktddır. Metinde geçen «sual» kelimesi, istemek ve sormak manalgnna geldiği için geniş mana taşımaktadır. Bu bakımdan, ihtiyaç olmadan insanlarg boyun eğerek ma! ve para gibi bir şey istemek yasaklandığı gibi, lüzgmu olmayan ve müşkülât ifade eden girift şeylerden,sormak da doğ;ru değildir.

Çalışıp kazanmağa gücü yeten kimsenin dilenmesi hakkında İki,.görüş vardır. Bunların en doğrusu, böyle bir kimsenin dilenmesinin haram, olduğudur. İkinci görüş ise, İsrar etmemek ve nefsini küçük düşürmemek şartı ile dilenmesinin mekruh olduğudur.

Yasaklanan ikinci şey, malı israf etmek, zayi" etmektir. Kalbin meylettiği altın ve gümüş gibi şeylere mal denir. Daha sonra, kazanılan ve sahip olunan her çeşit eşyaya mal ismi verilmiştir. Mal çokluğunu hayvanatın teşkil ettiği beldelerde, mal sözü özellikle hayvanlarda kullanılır. Burada malın ziya'ı, onun helak olması, bozulması veya kıymetinin azalması demektir. Bunlara sebebiyet vermeyip hangi mal olursa olsun ona İyi bakmak ve onu korumak demektir. Ayrıca malı haram işlerde sarf etmek yine onu zayi' etmektir. Daha doğrusu dinin mubah saymadığı yerlere malı sarfet-mek, onu israf etmektir. Sarf şekli helâl dahi olsa, gelişigüzel ve lüzumsuz yapılan her harcamanın israf olduğunu söyleyen âlimler de vardır. Bir fenalığı giderecek veya bir ihtiyacı kapayacak olan ve harcama yapanın durumuna uygun düşecek masrafların israf sayılamıyacağı görüşü en doğrusudur.

üçüncü yasak, dedikodudur. İnsanların sözlerini anlatmak ve birbirine aktarmak dedikodu hastalığıdır. Ne dünyada, ne âhirette faydası olmayacak bosunc? sözlerle uğraşmak, vakit öldürmek zararlı ve faydasız bir iş olduğundan yasaklanmıştır.

Muğîyre İbnİ Şu'be kimdir? :

Hadts-İ şerîfte ismi geçen Muğîyre ibni Şu'be, ashab-ı kiramdan bîri olup, Arabın dahîlerinden sayılır. Hudeybiye ve Yemamo savaşlarında, Şam'ın fethinde, Kadisiye ve Yermük seferlerinde bulunmuştur. Yermök muharebesinde bir gözünü kaybetmişti. Herhangi möskil bir işle karşılarsa, muhakkak dehasiyle ondan kurtuluş çaresi bulurdu. K a b i s e İbni C a b i r anlatıyor:

«— Ben Mûğire ile arkadaşlık ettim; Öyle bir adam idi ki, bir şehrin sekiz kapısı olsa ve onların hiç birinden çıkma imkânı olmasa, o bu kapıların hepsinden çıkma çaresini bulurdu.»

Hazreti D m e r tarafından Basra ve Küfe valiliklerine tayin edilmiş ve daha sonra Hazreti Osman zamanında azledilmişti. Hazreti Osman'ın sehid edilişinden sonra meydana çıkan ihtilâflara karışmamış olup Hazretî Muavîye'nîn hilâfeti sırasında,. Muaviye tarafından Küfe valiliflîne tayin edildi ve ömrünün sonuna kadar orada kalarak hicretin 50. yılında vefat etmişti. Kendisinden bazı hadîs-İ serîfler nakledilmiştir. İslâm'da ilk Önce divan kuran zattır. İlk divanı da Basra'da kurmuştur.[33]



(8) Ana-Babasına Lanet Edene, Allah Lanet Edeb


17— Ebu't-Tuieyl'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

«— Hazreti Ali'ye soruldu ki, Hazreti Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bütün insanlara söylemediği bir şeyi size özel olarak bildirdi mi?»

Hazreti Ali, şu cevabı verdi:

«— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bütün insanlara ait kılmak-sızın, bize Özel olarak bir şey söylemedi; yalnız şu kılıcımın kınında bulunan (kâğıttakiler) müstesna...»

Sonra (kılıcın kınından) bir sayfa çıkardı, orada şu yazılıydı:

«— Allah adından başkasına (putlara veya şahıslara) hayvan kesene Allah lanet etsin. Arazinin sınır taşlarını çalana Allah lanet etsin. Ana-babasına lanet edene Allah lanet etsin. Bir fesatçıyı himaye edene Allah lanet etsin.»[34]



Hayvan kesmek iki türlü olur. Ya ibadet maksadı İle hayvan kesilir ki, buna kurban denilir. Yahud sırf helâl rızik olarak istifadelenmek İçin kesilir. Buna hayvan boğazlamak denir. Eti yenen her çeşit hayvanı kesmek gibi. İster kurban niyeti ile, ister et niyeti ile hayvan kesilirken Allah adını söylemek, besmele çekmek şarttır. Allah adına kesilmeyen hayvanın eti yenmez; ancak unutarak besmele -terk edilmiş olursa, eti yenir. Bîr put adına, Kabe adına, bir şahıs adına kesilen hayvanların eti yenmez. Eğer AHah'dan başkas: için kesilen şeye hürmet ve ibadet olsun diye yapılırsa, bu küfür olur. Yİne Allah'ın rahmetine yaklaşmaya vesile olsun diye, AHah'dan başkası adına kesilirse, bu da dinden çıkmış olur. Allah'dan başka bir şahsın rızasıry kazanmak için kurban kesmek de büyük günahtır. Hayvan etinin helâl olması ve ibadetin makbu! olması için, hayvan boğazlanırken besmele çekilir ve Allah rızası niyyet edilir. Bunu yapmayan lanete hak kazanç yani Allah'ın rahmetinden (cennetinden) uzak olur.

Tarla, arsa ve arazi gibi yerlerin hududunugçsteren sınır taşlarını yerlerinden oynatıp kaldırmak veya yerlerini değiştirmek sureti ile hudud tecavüzünde bulunmak, başkasının hakkını çalmak olduğundan haramdır. Şu tecavüzü işleyene lanet vardır. Hİç bir Müslüman böyle laneti gerektiren işlere el sürmemelİdir.

Ana-babaya lanet etmek, buna sebep olma hali ile izah edilir. Bir krmse, bir adamın ana-babasma lanet ederse[35], o adam da bu lanet okuyanın ana-babasına lanet eder. Böylece ebeveynine lanete vesile olduğundan günah işlemiş olur. İşte doğrudan doğruya dahi olmasa bile bu şekilde sebebiyet vererek ana-babaya lanet getirmeyi Hazreti Peygamber ya-sakl'yor. Laneti gerektiren bir hareket olduğunu bildiriyor. Şüphe yok ki, doğrudan doğruya ana-babaya lanet etmek çok daha büyük günah olur, Allah'ın rahmetinden daha çok uzaklaştırır.

Bir fesatçıyı korumak, insanlar arasına girip de gerekli bîr cezanın tatbikine engel olmak veya dinde olmayan bir şeyi uyduranın hareketine nza gösterip göz yummak zararlı işler olduğundan, bu gibilere yardımcı olmamayı Peygamberimiz ifade buyurmakta ve böylek ötü kimselere yardımcı olanlara «Azab olsun» duasında bulunmaktadır.

Lanet kelimesinin lügat manası, uzaklaştırmak ve kovmaktır. Hadîs-i şerifte, azaba müstahak olmak, rahmetten ve cennetten uzak olmak manalarına gelir. Lanete uğrayan, yani Mef'ûn, dünyada Allah'ın yardım ve rahmetinden uzak kalmış olan, âhirette de azaba düşmüş olan demektir. Dinimizde muayyen bîr mü'mîn şahsa lanet duasında bulunmak caiz değildir; zira Peyçtamber Efendimiz :

«— Ben l&netçi olarak gön d er ilme d im.» buyurmuştur. Ancak şahıs be-Hrtmeksizin bazı günah işleyicilere, o günahın cinsi kasd edilerek lanet duasında bulunmak caiz görülmüştür. Muhaddisler, bu hadîs-i şerifte gecen lanet IceUmesim, Allah tarafından vaki olacak azabı, Hazreti Peygamber in haber vermesi manâsına yorumlamışlardır. O halde, izahı geçen dört cins günahı işleyenlere Allah azab etmiştir, demek olur.

Hadîs-i şerîfİ Hctzreti AI i 'den nakleden Ebü't-Tufeyl'in adı Amir ibni Vasile 'dir. Uhud savaşı yılında doğmuş olup, ashabdan en son vefat edendir. Ölüm tarihi hicretin 100, 107 ve 110 yılları olarak gösterilir. Hazreti Peygamberin irtihallerinde sekiz yaşında bulunuyordu.[36]



(9) Günah Bulunmadıkça, Ana-Babaya İtaat Ve İyilik Edilir


18— Ebu'd-Derdâ şöyle demiştir:

«Resûlüllah (SaltaîlahüA leyhi ve Selle m) bana şu dokuz şeyi emretmiştir:

«(1) Parça parça doğransan veya ateşte pişirilsen liile, Allah'a hiç bir şeyi ortak etme.

(2) Kasden (özür olmaksızın) farz namazı asla terk etme; onu kas-den terk edenden Allah'ın himayesi kalkmış olur.

(3) Asla şarap içme; çünkü o, her kötülüğün anahtarıdır.

(4) Ana-babana itaat et.

(5) Yerinden çıkmanı emrederlerse (çıkmana izin verirlerse), onların rızasını kazanmak için çık.

(6) Kendini haklı zannetsen bile, başındaki idarecilerle çekişme (onlara, Müslüman oldukları müddet karşı çıkma).

(7) Arkadaşların kaçsa ve helak dahi olacak olsan, sen muharebeden kaçma.

(8) Zenginliğinden ailene yedir ve harca.

(9) Ailene kırbacım kaldırma; onları Aziz ve Celîl olan Allah hakkı için korkut.»[37]



Dört kadar hadîs-i şerîf rivayet etmiştir. Hazreti E b u Bekir ile Hazreti Ömer'in faziletlerini itiraf etmekle beraber, Hazreti Ali'ye olan muhabbetinden ötürü onu öne geçirirdi. Hazreti Ali'nin savaşlarında hep onun saflarında bulunmuştu. Allah hepsinden razı olsun... Hadîs-i şerîfteki dokuz tavsiye kısaca şöyle açıklanır:

1— Küfürden, imansızlıktan, Allah'a ortak koşma günahından daha büyük bir günah olmadığından ve böyle bir cinayet üzere ölmüş bulunan kimse, ebedî olarak cehennemde kalacağından, ne pahasına olursa olsun böyle bir günahı işlememek icâb eder. Kalben ve arzu ile bu günahın İrtikâbına yol yoktur. Ancak kat'î bir ölüm tehlikesi karşısında kalben değil de, yalnız lisan ile küfür kelimesi söylenebilir. Söylemeden öldürülse, şehid olur. İşte'ebedî hüsrana düşmemek için Hazreti Peygamber en çetin şartlar altında dahi küfre varmamayı tavsiye buyuruyor.

2— Farz namazlar, ibadetlerin esası olup, fenalıklardan alıkoydukları cihetle bunlara devamın önemi aşikârdır. Unutma ve ağır hastalık gibi özürler dışında farz namazlar terk edilmez. Farzı terk edenden Allah'ın rahmeti ve himayesi kalkar.

3— Şarap her fenalığın anası olarak gösterilmiştir. Şarabın Arapeası «Hamır»dır ki, aklı gideren şey demektir. Bu itibarla aklı gideren, insanı sarhoş eden her içki şarap hükmündedir. Her hayırlı iş akıl sayesinde meydana getirildiğinden, aklın yok olması halinde de her fenalığa kapı açılmış olur. Bu bakımdan şerefli bir mevkii olan hem aklı korumak, hem de cemiyet İçerisinde fenalıklara sebebiyet vermemek için Peygamberimiz asla şarap içmemeyi tavsiye etmişlerdir.

4— Ana-babaya İtaat etmek ve onlara iyilikte bulunmak, rıza ve dualarını kazanmak gerektiğine dair izahat önceki hadîs-i şeriflerde geçmiştir.

5— Ana-babanın İzni olmadıkça başka memlekete göç etmek, sefere çıkmak doğru değildir. Hatta anne ve babanın şiddetli bir ihtiyaç ve ızdırap çekecekleri bir durum varken, hacca gitmekten evlâdlanni alıkorlarsa, günahkâr olmazlar. Tehlike olmadığı takdirde izinsiz ilim tahsiline de gidilebilir.

İslâm kaidelerine aykırılığı gerçek olan bir kötü iş görmedikçe idarecİierlc çekişmeyi, memuriyet için çırpınmayı, idarecilere karşı çıkmayı Peygamberimiz yasaklamışlardır. Fakat Islâmî bir gerçek ihlâl edildiği takdirde, hakkı söylemek bir vazifedir. Güç miktarınca da, küfür hali üzerinde bulunanlara karşı çıkılır.

7— Muharebeden kaçmanın İslâm'a ve Müslümanlara çok büyük zararı dokunduğundan daha önceki hadîs-i şerifte büyük günahlardan sayılmıştı. Bozgun ve paniğe sebebiyet vermekle işi mağlûbiyete kadar götürür. İslâm'ın İzzet ve şevketini kırar. İslâm İçin zillet ve perişanlık vesilesi olan muharebeden kaçmak fiili de böylece yasaklanmıştır.

8— Bir insan, ailesine, çoluk-ço:uğuna sahip olduğu zenginlikten harcamalıdır. İsraf olmayacak şekilde, terbiyelerine, yiyip içmelerine ve giyimlerine harcamalı, onları dar durumda bırakmamalıdır. Cenab-ı Hak, bir kuluna vermiş olduğu nimetin eserini, onun üzerinde görmek İster. İmkânlar nispetinde cimrilik göstermeden ve İsraf yapmadan ehline harcamalıdır.

9— Bu hadîs-i şerifte aileye karşı kırbacı kaldırmamayı, yani zevce, evlâd ve hizmetçileri döğmemeyi Peygamberimiz tavsiye buyuruyor. Bazı rivayetlerde de «Ailenizden kırbacı kalchrmaytn» çeklinde ifade vardır. Her İki halde de izahı mümkündür. Birinci rivayete göre, haklı bir sebepten dolayı olsa bile aile efradını döğmek hayırlı ve iyi bir iş değildir. Işın akıbetinden korkutmak ve bağışlamak en doğru bir yoldur. İkinci rivayete göre, döğmenİn cevazı bahis konusu olur. En son çare olarak döğme olabilir ve ailedeki otorite bu yol ile sağlanabilir. Burada da hududu aşmamak gerekir.

Ebu'd-Derdâ:

Bu hadîs-İ şerifi rivayet eden ashab-ı kiramdan Ebu'd-Derdâ'-nın İsmi Uveymir ibnİ Malik 'dir. Bedir savaşında Müslüman oldu. Uhud ve ondan sonraki savaşlarda bulundu. Daha ziyade «Ebu'd-Derdâ» künyesi ile şöhret bulmuştur. Ashab-ı kiramın sayılı âlimlerinden biri İdî. Hazreti Ömer'in hilâfeti zamanında Şam kadılığına tayin edildi ve Hazreti Osman devrinde yine orada vefat etti. Bir rivayette de Hazreti Osman 'in hilâfetinden önce hicretin 32. yılında vefat etmiştir. Uhud savaşı esnasında Hazreti Peygamber onun hakkında :

Uveymir ne güzel süvaridir = binicidir.» buyurmuştur.[38]



19— Rivayet edildiğine göre Abdullah Ibni Amr şöyle dedi:

Bir adam Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldi ve şöyle söyledi :

«— Ana-babamı ağlar bırakarak hicret etmek üzere senin emrini almağa geldim. (Hazreti Peygamber ona) dedi ki:

«— Onlara dön, onları nasıl ağlattımsa, öylece onları sevindir, güldür.»[39]



20— Abdullah îbni Amr dedi ki, cihada gitmek isteyen bir adam Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Seiîem) 'e geldi. (Hazreti Peygamber ona sorarak şöyle) dedi:

«— Ebeveynin hayatta mı?» (O adam da) : «Evet!» dedi. Bunun üzerine Hazreti Peygamber:

(Madem ki müslüman ana-baban var,) onlar için gayret et, çalış.

(Kendilerine iyilik ve ihsan et); buyurdu.»[40]



Meşru işlerde ana-babaya itaat etmek farzı ayındır. Fakat düşman saldırısı olmayan normal zamanlarda cihada çıkmak kifaye üzere farzdır. Bir kısım Müslümanların cihad vazifesinde bulunmaları ile diğer Müslümanlardan bu sorumluluk düşer. Bunun için ferden kendisine cihad farz olmayanın ana-babasi için çalışması daha önemli tutulmuştur. Ancak umumî bir mecburiyet veya düşman istilâsı gibi bir durum olursa her mükellef cihad etmeV. zorunda kalır. Cihad için izine lüzum kalmaz.[41]



(10) Ebeveynine Kavuşup Da Cennete Giremeyen Kimse


21— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«— Yazıklar olsun o kimseye, yazıklar olsun o kimseye, yazıklar olsun o kimseye...»

Ashab:

«— Ya Resûlallah, kimdir o?» dediler.

Hazreti Peygamber:

«— O kimsedir ki, yanında ana-babasına, yahud bunlardan birine ihtiyarlık erişmiş de Cehenneme girmiştir.» buyurdu.[42]



Metinde üç defa tekrarlanan «Rağıme enfuhu = Yazıklar olsun» cûm-lesİ, lügat manası itibariyle burnu toprağa sürünsün, demektir. Bundan kinaye olarak hakîr olsun, zelil olsun manalarında kullanılır. Burada Türkçe-mize daha uygun olarak «yazıklar olsun» şeklinde terceme edilmiştir. Bu cümlenin üç defa tekrarlanması, işte fazta nefret bulunduğundandır. Aynı zamanda Cehenneme düşmekten sakındırmak İçindir. Anlaşılıyor ki, yaşlılık ve zafiyet halinde olanın yardıma ve bakıma olan ihtiyacı, dinç halde iken olan ihtiyacından çok daha fazladır ve önemlidir. Bu durumda ana-babasına hizmet etmeyen, onlara iyilik ve ihsanda bulunmayan kimse rıza ve dualarını kazanamayacağı cihetle Cehennemlik olmağa hak kazanır.

Aksine onlara hizmet eden de, onlar sebebiyle Cennete girmiş ohjr. Böyle Cennete vesile olacak bir fırsatı kaçırana elbette yazıklar olsun.[43]



(11) Ana-Babasına İyilik Edenin Allah Ömrünü Artırır


22— Sehl'in babası Muaz'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dedi ki:

«— Ana-babasına iyilik edene Cennet olsun, Azîz ve Celîl olan Allah onun ömrüne bereket versin (ömrünü çoğaltsın.)»[44]



Metinde geçen «Tuba = » kelimesi, Cennet, cennetteki bir ağaç manalarına geldiği gibi, saadet ve hayır karşılığı olarak da kullanılır.

Caiz olmayan bir şeyi peygamberlerin istemesi muhal olduğuna göre, burada ömrün ziyadeleşmesini istemek, onun vuku bulabileceğine delil teşkil eder. Diğer taraftan Cenab-ı Hak, herkesin muayyen bir eceli var, o geldiği zaman, ne bir an gecikir, ne de bir an öne geçer buyurmaktadır. Her iki delilin karşılaşması halinde, ömrün uzatılmasının bereket manasını veya rızık bolluğu anlamını taşıdığı izahına gidilmektedir. Ömrün artmacı demek, bereketli olması, nimetler içinde bulunması demek olur. Bir kısım âlimler de, ömür muayyen olmakla beraber uzalıp kısalabileceği görüşündedirler. Meselâ : Bir adam, ana-babasına itaat ve ihsan ettiği takdirde, yaşı seksen yıldır. Bunu yapmayınca aitmiş yıl olarak kalacaktır. Böyle bir kimse, ebeveynine ihsan edince seksen yaşına varacağından ömrü artmış sayılır.

Muaz b. Cebel kimdir?:

Hadîs-i şerifi rivayet eden Muaz, ashabı kiramdan olup, aslen Mısır halkından olduğu söylenir. Hazreti Peygamber'den hadîs-i şerifler rivayet etmişti ı\ Oğlu S e h I de kendisinden rivayette bulunmuştur. Halife A b d u'l-Melik ibni Mervan devrine kadar yaşamıştır. Allah ondan razı olsun...[45]



(12) Bir Kimse Müşrik Babasına Mağfiret Dilemez


23— (9-s) Allah Azze ve Celle'nin :

«— Eğer ana-baba d an biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlık haline ulaşırsa, sakın onlara öf bile deme ve onları azarlama. İkisine de acıyarak tevazu kanadını indir ve şöyle de :

«— Ey Rabbim! Onlar, beni küçükken (merhametle) terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et. (İsra; 23, 24)» âyet-i kerîmesini, Berâe (Tevbe) Sûresinde olan:

«— Müşriklerin Cehennemlik oldukları müminlere belli olduktan sonra—bunlar akraba bile olsalar— artık onlar için ne peygamberin, ne de mümin olanların mağfiret dilemeleri yoktur. (Tevbe: 113)» âyet-i kerîme riesh ettiğini = hükmünü kaldırdığını İbni Abbas anlatmıştır.[46]



Birinci âyet-i kerime, mutlak olarak ana-babaya itaat etmek ve onlar için hayır duada bulunmak manasın) beyan etmekte ise de, daha sonra nâzii olan İkinci âyet, müşrik olan ana-baba dahi olsa, onlara mağfiret duasında buiunulamıyacağmı emretmekfedir. Bu bakımdan I b n i Abdi bas hazretleri, metinde önce geçen âyet-i kerime, sonra gelen âyet İle nesh edilmiştir demiştir. Bundan anlaşılıyor ki, mümin olmayanların bağışlanmaları Allah dan istenmez, onların hidayete ermeleri için Allah'a dua edilir. Müslüman olmaları için çalışılır. (Abdullah ibni Abbas için 4. hadîs-i şerife bak.)[47]



(13) Müşrik Ana-Babaya İyilik Etmek


24— Sa'd İbni Ebi Vakkas'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«— Benim hakkımda, Allah Tealâ'nın kitabından dört âyet nazil oldu. Annem, ben Hazreti Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den (dininden) ayrılmadıkça, yememeğe ve içmemeğe yemin etmişti. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle) şu âyeti inzal etti:

«— Eğer ana-baban, bilmediğin (benimsemediğin şirkten) bir şeyi, bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, bu takdirde kendilerine itaat etme. Onlara dünyada iyi bir şekilde sahiblik et. (Günah olmıyan işlerde onlara yardımcı ol, itaat et.» (Lokman : 15).

(İkincisi) : Ben, (savaş ganimetinden) çok hoşuma giden bir kılıç almıştım. Dedim ki, ey Allah'ın Resulü! Bunu bana hibe et. Arkasından:

«— Ey Resulüm, sana ganimet malından soruyorlar...» (Enfal: 1) âyeti nazil oldu.

(Üçüncüsü) : Ben hastalanmıştım. Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) bana geldi. Dedim ki, ey. Allah'ın Resulü! Ben malımı bölmek istiyorum, yarısını vasıyyet edeyim mi?» Peygamber:

«— Hayır!» dedi. Üçte birini, dedim Hazreti Peygamber sükût etti. Bundan sonra üçte bir vasıyyet caiz oldu.

(Dördüncüsü) : Ensar'dan bir topluluk ile şarap içmiştim. Bunlardan bir adam, (Mekke yolu üzerinde) Lehyey Cemel adındaki yerde burnuma vurdu. Ben de (şikâyet için) Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'e vardım. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celte), şarabı haram kılan âyeti inzal etti. (Bakara: 219)[48]



Bu Hadîs-i şerifte, Sa 'd ibni Ebî Vakkas, kendisi İle İlgili dört hâdise özerine Cenab-ı Hakk'ın dört dinî hüküm İnzal buyurduğunu anlatmaktadır.

1— Daha önceki hadîs-i şeriflerin beyanından da anlaşıldığı özere, ana-babaya itaat etmek, Allah'a isyan olmayan yerde gereklidir. Ana-babanın veya herhangi bir yetkilinin şirke ve günaha, dine aykırı düşen bir işe davetleri veya zorlamaları halinde onlara itaat yoktur. Ancak Müslüman olmayan ana-babaya, nafaka vermek, onlara hizmet edip iyilikte bulunmak, incitmemek bir vazifedir. Yeter ki, Allah'ın dinine aykırı bîr şey İstemesinler, ona zorlamasınlar.

2— Ganimetle ilgili İkinci hadise sebebiyle, Cenab-ı Hak ganimetlerin tasarruf yetkisinin «Allah'a ve Resulüne ait» olduğunu beyan buyurdu. Mu-haddİslerin rivayetine göre, Sa'd İbni Ebi Vakkas, Saîd i b n i ' I - A s adındaki müşriki öldürdü ve kılıcını aldı. Bunu kendisine hibe etmesini Hz. Peygamberden İstedi. Peygamber, ona bu kılıcı vermedi. 8u hadise üzerine ganimet âyeti nazil oldu. Hz. Peygamber de o kılıcı kendisine verdi; çünkü Allah Teolâ bütün yetkiyi Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) 'a vermişti. Bundan sonra da, yine Enfal sûresinin 41 inci âyetinde kimlere ne miktar ganimet verileceğini, bölünme şeklini beyan buyurdu.

3— Her ne kadar Sa'd ibni Ebi Vakkas, hakkımda dört âyet nazil oldu diyorsa da, vasîyyef hakkındaki üçte bir (1/3) miktarı maldan fazlasının caiz olmayacağına dair âyet mevcut değildir. Bu hüküm Hz. Peygamber in hadîs-i şerifleri ile sabittir. S a ' d 'in sorusu üzerine üçte bir miktarı vastyyete rıza göstermişler ve bu da Isiâm dininin hukukî bir meselesi ve hükmü olmakla Allah'ın emri demektir. Zaten Peygamber ne getirdi ise, hep Allah'ın izni ve emri ile getirmiştir. Bu bakımdan hüküm itibariyle hadîs-i şerif de diğer âyetler arasında bir âyetmiş gibi gösterildi. Üçte birden fazla vasiyyet yapıldığı takdirde, veresenin muvafakati bahis konusu olur. Buna rıza gösterİrlerse, geçerli olur, değilse yalnız üçte bir mİk-tarınca vasiyyeti yerine getirirler. Bİr de hak sahibi olan varislere vasiyyet yapıldmıyacağını diğer bir hadîs-i şerifte Hazreti Peygamber buyurmuştur.

4— Bilindiği üzre İslâm'ın ilk devrinde şarap içmek haram değildi. Sonra S a ' d 'in başından geçen vak'ayi, Sa'd Hazreti Peygambere anlatınca Cenab-ı Hak Mâide sûresinin 90. âyetini inzal ederek, şarap i;meyİ haram kıldı. Âyet Medine'de nazil oldu.

Sa'd I b n i E b i V a k k a s kimdir? :

Daha ondokuz yaşında İken, İslâm'ı ilk kabul edenlerin üçüncüsü olmuştu. Allah yolunda ilk ok atandır. Hazreti Peygamberden önce Medine'ye hicret etmiştir. Bedir savaşından itibaren Irak fethine kadar olan bütün savaşlarda bulundu. Meşhur binicilerden biri idi. Cennetle müjdelenen on qshab-ı kiramdan biri olup, bu on kişi içinden en son vefat edendi.

Hazreti Ömer 'in, hilâfet işini aralarında görüşmek için seçmiş olduğu altı kişiden birisi de Sa'd olmuştu. Duası kabul olunmakta şöhret kazanmıştı. Çünkü Hazreti Peygamber ohun hakkında :

«— Allah'ım! Onun okunu doğrult; ve duasını kabul et.» buyurmuştu. Onun için lehte duasını İsterler, aleyhte yapacağı duadan korkarlardı. Hz. Ömer tarafından Küfe valiliğine tayin edildi. Bİr müddet sonra halkın hdksız yere şikâyetleri üzerine, halife tarafından azledildi. Kûfeliler kendisine iftira ettiklerinden aleyhlerine dua ettiği ve duasının kabul edildiği rivayet olunur. Daha sonra yine Küfe valiliğine Hz. Osman tarafından tayin edildi, sonra bu görevinden yine alındı. Hz. Osman'ın şehid edilişinden sonra doğan fitnelere karışmayarak kenara çekildi. Medine'ye on mil mesafede Akîk denilen yerde bir arazi satın alarak, ailesi ile oraya yerleşti ve hicretin 55. yılında 73 yaşında olduğu halde orada vefat etti. Cenazesi Medine'ye götürülerek Bakî' mezarlığına gömüldü. Allah ondan razı olsun.[49]



25— Hazret-i Ebû Bekir'in kızı Esma'dan:

«— Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (Hudeybiye) muahedesi zamanında, annem (kendisine iyilik ve ihsan etmeme) rağbet eder olduğu halde bana geldi. Ben de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) 'e sordum : Ona iyilik edeyim mi (hediyelik bir şey vereyim mi)?

Hazreti Peygamber: «EVET!» buyurdu.

îbni Uyeyne demiştir ki:

Bu hâdise üzerine:

«—Allah, din hususunda sizinle savaşmamış, sizi yurdlarımzdan da çıkarmamış kimselere sadâkat göstermenizden, onlara iyilik etmenizden, onlara adalet yapmanızdan sizi yasaklamaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (Mümtehine Sûresi, 8)» âyetini Allah (Azze ve Celle) indirdi.[50]



Hadîs-i şerifi anlatan Esma (Allah ondan razı olsun), cahı'liyet devrinde babası tarafından boşanmış olan «K u t e y I e»'nin kızıdır. Müslümanlarla müşrikler arasında Hudeybiye de yapılan barışdan faydalanarak K u t e y I e, İslâm'ı kabul etmediği halde, Medine'deki Müslüman kızı Esma 'yi ziyarete gitmiş ve beraberinde de kuru üzüm, yağ gibi hediyeler götürmüştü. Buna karşılık kızından da bazı hediyeler beklemiş ve kızının İkramda bulunmasını, İyilik edip yakınlık göstermesini arzulamıştı. Bunu hisseden kızı, annesine iyilik ve ihsan mukabelesinde bulunup bulunamayacağını Hz. Peygamber'd en sormuş ve İyilikte, ikramda bulunabileceği cevabını almıştı. Bundan anlaşılıyor ki, müşrik ana-babaya hediye vermek, onlara İyilikte ve İkramda bulunmak, savaş hali dışında, gereklidir. Bu hususta nâzİl olan Mümtehine sûresinin 8. âyet-i kerîmesi aynı hükümleri beyan buyurmaktadır. Barış halinde Müslüman olmayan akraba ile görüşüp hedi-yeleşmenin, İyilik ve adaletle hareket etmenin meşruİyyeti anlaşılmaktadır.

Esma kimdir? :

Esma, Hazret-i E b u B e k i r 'in en büyük kızı olup, İslâm'dan önce böşamış olduğu Küfeyle veya K a y I e adındaki hanımından olmadır. .

1 Cennetle müjdelenenlerden Hz. Z ü b e y r 'in zevcesi olan Esma 'nm lâkabı. Zatü'n-Nıtakeyn 'dir. Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettiği zcrman, ona azık hazırlamış, fakat aztğı bağlayacak ve saracak bir şey bulamadığından baş örtüsünü ikiye bölerek yarısı ile azığı bağlamış ve diğer yarısını da bgş örtüsü olarak kullanmıştı. Bundan dolayı, Hz. Peygamber kendisine iki baş örtülü manasına, Zatü'n-Nıtakeyn lâkabını vermişti. İlk islâm'ı kabul eden on yedi kişiden sonra Müslüman olmuştu. Mekke'de Müslüman olduktan sonra, Medine'ye hicret etmiş ve hamile olduğundan Küba'da hamlini vaz' etmişti. Böylece Abdullah ibni Zübeyr adındaki oğlu doğmuş oldu. Hicrî yetmiş üç yılında, oğlu Abdullah'in öldürülmesinden birkaç hafta sonra Mekke'de vefat etti. Vefatında yüz yaşına varmış olduğu halde bir dişi dahi düşmemiş, aklından bir şey kaybetmemişti. Yalnız gözleri görmez hale gelmişti. Abdullah'-dan başka U r v e adında bir oğlu daha olmuştu. İki oğlu ve torunları kendisinden hadîs-İ şerifler rivayet etmişlerdir. Oğlu A bd u 11 a h , Hz. Mu-aviye'nin oğlu Yezid'den sonra Mekke'de dokuz ay hilâfet etmiş ve nihayet Haccac tarafından kuşatılarak idam edilmişti. Oğlunun şehid edilişinden az sonra vefat etti. Allah ondan razı olsun.[51]



26— îbni Ömer'in şöyle dediği işîtilmiştir:

«— Hz. Ömer''(Allah ondan razı olsun), satılmakta olan ipek işlemeli bir elbise gördü. (Hz. Peygambere hitaben):

«— Ya Resûlallah; bu elbiseyi satın al, cuma günü ve heyetler sana geldiğinde onu giyersin, dedi. Hz. Peygamber: .

«— Bunu, ancak (âhirette) nasibi olmayan kimse giyer; buyurdu. Sonra Hazreti Peygambere bu elbiselerden verildi. Hazreti Ömer'e (bunlardan) bir elbise gönderdi. Hazreti Ömer dedi k;, (Ya Resûlallah,) ben bu elbiseyi nasıl giyeyim, zira bu elbise hakkında söylenmesi gerekli şeyi söylemiştin Hazreti Peygamber :

«— Ben onu, giymen için sana vermedim. Onu satarsın, yahut (müs-lüman olmayan birine) giydirirsin,» buyurdu. Bunun üzerine, Hazreti Ömer, henüz müslüman olmamış Mekke'deki (ana bir yahut süt) kardeşine o elbiseyi gönderdi.»[52]



Bu hadîs-i şeriften iki hüküm çıkmaktadır. Birincisi, ipekli veya ipekle işlemeli, ibrişimli ve nakışlı elbiseleri erkeklerin giyemeyeceğidir. İkincisi, Müslümanlar İçin yasak olan böyle şeylerin gayri müslimlere satılabileceği veya onlara hediye olarak verilebifeceğidir. Müşrik babaya iyilik ve ikram bahsinde bu hadîs-i şerifin zikredilmesi, müşrik bir kardeşe yapılan bağışla ilgili bulunmasındandır.

Altın ve ipek hakkında varid olan hadîsti şerifte görüleceği gibi, Müslüman erkeklere altın ve ipek haram kılınmıştır. Erkekler altından süs eşyası takinamazlar, ipekli elbiseler giyemezler, altın eşya kullanamazlar. Bunun iktisadî çöküntüye, lüks ve israfa götüren bir afet olduğu, günümüzde açık olarak görülmektedir.

(Hz. Ömer hakkında kısa bilgi ve hadîs-i şerifleri görmek isteyenler için, «Peygamberin Dilinden Dört Halifesi ve Ashabı» adlı kitaba müracaat. Sayfa : 115)[53]



(14) Ana-Babaya Sövülmez


27— Abdullah İbni Amr'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Peygamber (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«— Adamın ana-babasına sövmesi, büyük günahlardandır.»Ashab:

*— Nasıl söver,» dediler.

Hazreti Peygamber:

«— Bir kimse, bir adama kötü söz söyler (söver) de tutar bu adam, o kimsenin ana ve babasma söver.» buyurdu.[54]



Bir insan, hiç kiriTşöye kötü söz söylememeli, ayıplamamalı, alay etmemeli, hoşlanmayacağı bîr lâkap takmamahdır. Yapılan fenalığa en az misliyle ve daha fazlası ile mukabelede bulunulacağından ana ve babanın hakaretine, onların tahkîr edilmesine vesile olmamalıdır. Peygamber Efendimizin bu gibi hareketleri büyük günahlardan sayması, işin önemini anlamamıza kifayet etmelidir. Ana-babaya sövdürmek, onların hakkına tecavüz ve İsyan sayıldığından, onları İncitmeye vesile olduğundan, İslâm'daki kardeşlik ve nezahet duygularını kirlettiğinden haram kılınmıştır.[55]



28— (10-s) Abdullah İbni'l-As'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

«— Babasının sövülmesine insanın sebep olması, Allah katında büyük günahlardandır.»[56]



Bu eserle, bir önceki hadîs-i şerif arasında mana bakımından uygunluk olduğu gibi, her ikisinde de rivayet Abdullah İbnİ Amr'dandır. İkinci nakilde, söz Hazreti Peygambere kadar yükseltilmemiştir.[57]



(15) Ana-Babaya Eziyet Etmenin Cezası


29— Ebû Bekre, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in şöyle dediğini anlatmıştır :

«(Adil ve müslüman idareciye) karşı çıkmak, akrabalarla ilgiyi kesmek günahından daha çok dünyada cezası peşin verilmeye lâyık hiç bir günah.yoktur; âhirette bu günah sahibi için hazırlanmış olan azab olmakla beraber...»[58]



Bağy'in lügat manası, azgınlık etmek, hududu aşmak ve zulüm etmektir. Şeriatta, zalim olmayan bir devlet başkanına karşı çıkmak, ona muhalefette bulunmak veya mahlûkata zulüm etmektir. Yerinde olmayan bir muhalefet, İslâm birliğini ve kuvvetini parçalamaya sebep olduğundan,' netice olarak düşmanın hakimiyetini doğurur. Bu bakımdan islâm'a zararı çok büyüktür. Nitekim tarih boyunca, bunun misalleri çok geçmiştir. Ne olursa olsun, mutlak olarak haksızlık ve zulüm büyük günahtır.

«Katî'atüV-Rahîm» demek; uzak ve yakın, akrabalar arasındaki, görüşme, ziyaret etme ve ihsanda bulunma haklarını gözetmek, bağları kesmemektir.

İlgiyi kesmek iki şekilde olur. Birincisi, yalnız ziyareti terk etmek ve ihsanda bulunmamakla olur. Bu kemal noksanlığını doğurur ve akrabanın yakınlığına göre önem taşır. Ana-baba mevzubahs olursa, bunun günahı küçümsenmez. Rızalarının dışına çıktı mı, büyük günah olur. İkincisi, akraba hakkında dedikodu ve gıybet etmek ve onlara fenalık yapmak suretiyle kendilerine eziyet etmektir. Muhaddisler, hadîs-i şerifte, bu mananın kasdedilmiş olduğunu ifade etmektedirler.[59]



30— îmran îbni Hüsayn'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dedi ki:

«— Zina, şarap içmek ve çalmak hakkında ne dersiniz?» Biz, en iyi bilen Allah ve Resulüdür, dedik. Peygamber:

«— Onlar çok çirkin şeylerdir; ve onlarda (öldürmek, döğmek ve el kesmek gibi) cezalar var. Dikkat edin! Ben, size büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?: Aziz ve Yüce olan Allah'a ortak koşmak (müşrik olmak), ana-babaya asî olmak.» dedi. Bunları söylerken yaslanmıştı, sonra doğruldu da dedi ki:

«— Yalan söylemek (yalan yere şahitlik etmek) de...»[60]



Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) Efendimiz büyük günahlardan olan zina işlemek, şarap içmek ve hırsızlık etmek suçlarının azabı gerektiren cezaları bulunduğunu beyan ettikten sonra, daha şiddetli bir azabı icab ettiren ana-babaya eziyet etmek günahına işaret buyurmuştur. Bundan önceki hadîs-i şerifler münasebetiyle Allah'a ortak koşma (şirk) ve yalan söylemek günahları üzerinde açıklama yapılmıştı. (Bak : Hadîs 15}

Imran ibni Husayn kimdir?:

Hadîs-İ şerifin ravisi I m r a n 'm künyesi E b u N e c î d 'dir. Kendisi, Hayber fethi yılında Müslüman oldu. Müteaddit savaşlarda bulundu ve Huza'a kabilesinden olduğu için, Mekke'nin fethinde Huza'a sancaktarı bulunuyordu. Basra'lılara ilim öğretmek için, Hz. D m e r onu Basra'ya gönderdi. Ashab-ı kiramın âlimlerinden ve ileri gelenlerindendi. Ashab-ı kiramdan Basra'ya gönderilenlerin en fazifetlisi olduğu söylenir. Zamanın fitnelerinden uzak kaldı ve Müslümanlar arasındaki savaşlara katılmadı. Duası kbul edilen ve meleklerle görüşüp konuştuğu söylenen kerim bir kimse İdİ. Hicretin elli ikinci yılında Basra'da vefat etti. Tabiînden Basra ve Küfe I i muhaddisler kendisinden hadîs rivayet etmişlerdir. Allah ondan razı olsun.[61]



(16) Ana-Babanın Ağlaması


31— (11-s) îbni Ömer'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

«Ana-babayı ağlatmak, (onlara) isyan etmektir ve büyük günahlardandır.»[62]



Hadîs âlimlerinden Hafız ibni Hacer El-Askalânî diyor ki, bu nakil ile sekiz numaralı nakil arasında fark yoktur; ancak ravi, sözü kısaltmıştır. Evvelki hadîs münasebetiyle açıklama yapılmıştır.[63]



(17) Ana - Babanın Duası


32— Ebû Cafer'den rivayet edildiğine göre, Ebû Hüreyre'nin şöyle dediğini işitmiştir:

Peygamber (SallalUthü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki;

«— Üç kimsenin; duası, makbul dualardır, bunların kabul edilişinde şüphe yoktur: Zulme uğrayanın duası, yolcunun (misafirin) duası, ana-babanın çocuklarına duası.»[64]



Mazlum, yolcu ve ana-babadan ibaret üç sınıf kimselerin herhangi birine İyilik ve yardım edildiği zaman, bunların karşılık olarak edecekleri hayır dua Allah katında makbul olduğu gibi, bunlara yapılacak eziyet ve fenalık karşılığında edecekleri beddua da makbuldür. Allah, lehte ve aİeyh-de edecekleri duaları kabul buyurur. Çünkü- bunların duaları duygulu bir kalbin İlticası ile olur. Ana-babanın evlâdları lehine ve aleyhine duaları da aynıdır, her İkisi de makbul dua olurlar. Böylece evlâd, rızalarını almaya çalışır, nefret vezinlerini kazanmaktan sakınır,"

Mdzlum, İnsanların haksızlık 'ettiği) sefil bıraktığı, yardımlarından tamamen mahrum kaldığı kimsedir. Böyle İnsanların yardımından büsbütün ümidini kesen kimse, Allah'a tam bîr ihlâs ile yönelir ve ona iltica ederek duada bulunur. Duası da makbul olur.

Yolcu da böyledir. Akrabasından ve dostlarından uzak kalmış, emlâk ve arazisinden uzak düşmüştür. Bu durumda Hak ile beraber bulunur, ona sığınması tam bir İhlâs ile olur.

Ana-baba, çocuğun eziyetlerine katlanırlar, kusurlarını bağışlarlar, kalbleri ince duygulu olur. Çocuklarından büsbütün ümid keser ve aleyhlerine dua ederlerse, çok şiddetli olur ve büyük haklarından ötürü de duaları makbul olur. Çocuklarından memnun kalıp, onların iyiliğine dua etmeleri, zaten Cennet vesilesi olacağı daha önceki hadîs-i şeriflerden, anlaşılmıştı.[65]



33— Ebû Hüreyre'den ;

Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Seliem) 'in şöyle dediğini işittim:

«— İnsanlardan hiç bir çocuk beşikte konuşmamış tır; yalnız Meryem'in oğlu İsa (Aleyhissclâm) ile Cureyc'in (beşikte dile gelen) sahibi konuşmuştur.»

(Ashab tarafından Peygambere) soruldu :

«— Ey Allah'ın Peygamberi! Cureyc'in yardımcısı kimdir?»

Peygamber dedi ki:

«— Cüreyc, kendisine ait bir manastırda (inzivaya çekilip ibadet eden) rahip bir kinişe idi. Manastırının altında barınan bir sığır çobanı vardı. KÖy halkından bir kadın da, bu çobana gider gelirdi. Bir gün, Cüreyc namaz kılarken annesi gelip: "Ey Cüreyc!" (diye ona) seslendi. Cürçyc namazda iken kendi kendine: "Anneme mi (cevap vereyim), namazıma mı (devam edeyim?)" dedi. Namazını seçmeyi (ona devam etmeyi) uygun buldu. Sonra annesi ikinci defa ona seslendi. Yine Cüreyc kendi kendine: "Anneme mi, namazıma mı?" dedi. Namazım seçmeyi uygun buldu. Sonra Üçüncü defa annesi ona bağırdı, Cüreyc: "Anneme mi, namazıma mı?" dedi. Yine namazını tercih etmeyi uygun gördü. Annesine cevab vermeyince, annesi (ona beddua ederek) şöyle dedi: "Ey Cüreyc! Fahişelerin yüzüne bakmadıkça, Allah senin canını almasın." Sonra kadıncağız döndü gitti. Bir müddet sonra (sığır çobanına gidip gelmekte olan) o kadın (gayrı meşru') doğurduğu çocukla Melik'e getirildi, (dava edildi). Melik sordu: "Bu çocuk kimden?" Kadın: "Cüreyc'den," dedi. Melik yine sordu. ''Manastırın sahibinden mi?" Kadın: "Evet,' dedi. Melik:

"— Manastırını yıkın ve onu, bana getirin," dedi.

Baltalarla manastırına vurarak onu yıktılar. Cüreyc'in kolunu, boynuna iple bağladılar ve onu götürdüler. Fahişelerin karşısına çıkarıldı. Cüreyc fahişeleri gördü de gülümsedi. Onlar da, insanlar içerisinde CÜ-reyc'e bakıyorlardı.

Melik, Cüreyc'e sordu:

"— Bu kadın ne iddia ediyor?" Cüreyc: "Ne iddia ediyor," deyince, Melik: "İddia ediyor ki, çocuğu sendendir." Cüreyc, kadına sordu:

"— Sen böyle mi iddia ediyorsun?" Kadın: "Evet," dedi. Cüreyc:

"— Bu çocuk nerede?" dedi. "İşte o, kadının kucağında," dediler. Cüreyc, çocuğa dönüp sordu: "Senin baban kim?" Çocuk: "Sığır çobanı," dedi. (Cüreyc'in iftiraya uğradığı anlaşılınca) Melik dedi ki:

"— Senin manastırını altından yapalım mı?" Cüreyc: "Hayır," dedi.

**— Gümüşten yapalım mı? dedi. Cüreyc: "Hayır," dedi. Melik:

"— O halde onu nasıl yapalım?" dedi... Cüreyc: "Onu eskiden olduğu gibi yapın/ dedi, "Hangi şeye gülümsedin," diye Melik sordu. Cüreyc:

"— Hatırladığım bir işe, annemin bedduası bana erişti." dedi. Sonra başından geçen hadiseyi, onlara anlattı.»[66]



Hadîs-İ şeriften elde edilen hükümler:

1— Hazreri Isa île Cüreyc'e nispet edilen çocuğun daha beşikte iken konuşmuş olmaları, mucize ve kerametin sübutuna delil teşkil eder. Allah'ın Peygamber elinde yarattığı âdet'e (tabiî kurallara) aykırı üstün işlere mucize ve veliler elinde yarattığına da keramet denir. Böylece İslâm dininde mucize ve keramet haktır.

2— Namazda iken ebeveynin çağrısına cevap verilip verilemeyeceğine dair hükümde âlimlerin bir takım ayrı ayrı görüşleri varsa da en doğrusu şudur: Farz ve vacibİer dışında nafile olarak namaz kılarken ebeveyninden biri çağırır da, bu çağrıya cevap verilmediği takdirde hiddetlerine sebebiyet verileceği korkusu olursa, namazı bozmak -lâzım geiîr. Nafile bir ibadette, ebeveynin rızası tercih edilir. Fakat Allah'ın emri olan farzlarda ve yasaklarında Allah'a itaat esastır.

3— Ebeveynin duası babında zikredilen bu hadîs-i şerifteki vak'a, kısa bir zaman İçinde anne duasının, çocuğun aleyhinde bife olsa, makbul olduğuna, aynen isabet ettiğine örnek teşkil etmektedir.[67]



(18) Hıristiyan Anneye İslâm'ı Arz Etmek


34— Ebû Hüreyre'nin şöyle dediği işitilmiştir:

«— Beni dinliyen, Yahudi ve Hıristiyan, kim olursa olsun, muhakkak beni sevmiştir. Çünkü (henüz İslâm'ı kabul etmemiş olan) annemin müslüman olmasını istiyordum da, o kabul etmiyordu. Ben ona, (İslâm'ı kabul et) dedim, o kaçındı. Bunun üzerine Peygamber (Saiîaliahü Aleyhi ve Sellem)'e gittim ve dedim ki:

«Annem için Allah'a dua et.» O da dua etti. Sonra anneme döndüm. Kapıyı üzerine kilitlemişti.»

Dedi ki:

«— Ey Ebû Hüreyre! Ben müslüman oldum.» Ben de (olanı) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e haber verdim ve dedim ki:

«— Benim için ve annem için Allah'a dua et.»

Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

«— Allah'ım! Kulun Ebû Hüreyre'yi ve annesini insanlara sevdir.»[68]



Ebu Hüreyre'nin rivayetinden anlaşıldığına göre, kendisi annesinden önce islâm'ı kabul etmişti. Annesinin adı Umeyme'dir. Ebu Hüreyre, Önce annesinin Müslüman olması İçin, Peygamberden dua İstemiş ve bu duanın semeresini görür görmez yine Peygambere koşarak ikinci defa annesi ile kendisine dua etmesini rica etmişti. Hz. Peygamber in ettiği bu duanın da Allah tarafından kabul edilmiş olduğunu yine kendisi anlatarak, Yahudi ve Hıristiyan herkesin onu sevdiğini söylemiştir. Allah, Peygamberlerin duasını geri çevirmez.[69]



(19) Ebeveyne, Ölümlerinden Sonra İyilik Etmek


35— Ebû Üseyd'in insanlara anlatarak şöyle dediği işitilmiştir :

— Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)fin yanında idik. Bir adam dedi ki:

— Ey Allah'ın Resulü, ebeveynim öldükten sonra, onlara iyilik edebileceğim bir iyilik kaldı mı?»

Peygamber şöyle buyurdu:

« —Evet, dört haslet yardır:

(1) Onlara hayır duada bulunmak ve onlara mağfiret dilemek.

(2) Vasıyyetlerini yerine getirmek.

(3) Onların sadık arkadaşlarına ikram etmek.

(4) Akrabaya sıla (iyilik) etmek ki, sana akrabalık ancak onların nesebi tarafından gelir.»[70]



Bu hadîs-i şeriften çıkan hüküm şudur: Dirilerin ölüler için yapacakları duanın ve istiğfarın ölülere faydası vardır. O halde insan ölü bulunan ana-babasına , ve 'Müslümanlara Allah dan rahmet dilemeli ve onların bağışlanmasını Allah'dan dilemelidir.

Meşru şekilde, yapılan vasiyyetlerİ yerine getirmek-.bir borçtur. Onu başarmak icab eder.

Ana-babd dostlarını ziyaret etmek, onlara ikramda bulunmak evlâd üzerine düşen bir vazifedir. Bunu yerine getirmek vefat etmiş olan ebeveyni sevindirmek olur.

Ana ve baba tarafından asıl olarak gelen akrabalarla ilgiyi kesmemek ve onlara elden geldiği kadar iyi muamele etmek hem sevaptır, hem de vefat etmiş ebeveynin bu sevapta payları vardır.

Ebû Üseyd kimdir? :

Bu hadîs-i şerifi anlatan Ebu üseyd ashab-ı kiramdan olup, adı Malik İbni Rabîa 'dır. Ensar'dan Beni Sâide kabîlesindendir ve Mekke'nin fethinde Benî Sâide birliğinin sancaktarlığını yapmıştır. Bedir ve Uhud savaşiarıyle bunlardan sonraki savaşlarda bulunmuştur. Hz. Peygamberden hadîs-i şerîfler rivayet etmiştir. Oğulları Humeyd, Züb.eyr, M ü n z i r ve köleleri Ali ibni Ubeyd ile Ebu Saîd kendisinden rivayet etmişlerdir. Ayrıca ashabdan ve tabiînden bazı kimseler de bundan rivayet etmişlerdir. Kısa boylu olup, saç-sakalı beyazdı; ve gür saçlı idi. 80 yaşında olduğu halde hicretin 60. yılında vefat etti! Bedir savaşında bulunanların, vefat bakımından, sonuncusudur. Aîlah ondan razı olsun.[71]



36— (12-s) Ebû Hüreyre şöyle demiştir:

«— Ölümünden sonra, ölünün derecesi yükseltilir, ölü der ki: "Ey Rabbim! Bu (güzel) şey nedir?" Ona: Çocuğun, senin için istiğfar etti (Allah'dan mağfiret diledi), denir.»[72]



Peygamber Efendimize kadar yükseltilmeyen ve Ebu Hüreyre'den nakledilen bu eserden anlaşılan mana, bir önceki hadîs-i şerifin manasına uygundur. Evlâdın, ölümlerinden sonra ebeveyni için yapacağı istiğfarın onlara bir iyilik olduğu ve dirilerin ölüler için yaptıkları dualarda fayda bulunduğu neticesine varılır.[73]



37— (13-s) Muhammed Ibni Şîrîn anlatıyor :

«— Bir gece, Ebû Hüreyre'nin yanında idik, şöyle demişti:

«— Allahım! Ebû Hüreyre'ye, annesine ve bunlar için afv dileyenlere sen mağfiret buyur.» Muhammed îbni Şîrîn dedi ki:

«— Biz Ebû Hüreyre'nin duasına girelim diye, kendisine ve annesine Allah'dan mağfiret diliyoruz.»[74]



Muhammed İbni Şîrîn kimdir?:

Hazreti O s m a n 'in hilâfeti zamanında doğdu. İlim ve takvası yüksek olup, fıkıhda imamdı. Hişam diyor kİ, kavuştuğum İnsanların en sadık olanı Muhammed ibni Şîrîn idi. Yine tabiînden olan H a s a n - ı B a s r î 'den sonra vefat etti. 77 yaşında iken hicretin 110. yılında vefat etti. Allah ondan razı olsun...[75]



38— Ebû Hüreyre'den: Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

«— Kul vefat edince, bütün amellerinin sevabı kesilir; üç ameli müstesnadır. (Bunlardan birincisi) Sadaka-i cariyedir. (İkincisi) Kendisi ile faydalanılan şerefli bir ilimdir. (Üçüncüsü) Kendisine dua eden salih çocuktur.»[76]



Burada Peygamber Efendimiz İki mühim hususa işaret buyuruyor:

1— İnsan vefat ettikten sonıfc, dünyada bıraktığı şeylerin hiç birinden fayda göremez. Bunun için daha hayatta İken, elinden geldiği kadar dinin kendisine yüklemiş olduğu vazifeleri yapmalıdır. Öldükten sonra pişmanlığın bir faydası yoktur.

2— İstisna edilen üç amel, âhirette ölüye fayda vereceği için, bu mühim işlerin başarılmasına, daha hayatta iken çok önem vermelidir.

Sadaka-i Cariye, ağaç dikmeğe kadar her türlü hayrat işleri demektir. İnsanların, hatta hayvanların bu hayrattan faydalanmaları karşılığında ölünün ruhuna sevab gider ve bu sevab devamlı olur.

İlimleri iki kısma ayırmak gerekir. Biri faydalı, diğeri zararlı ilim. Hadîs-i şeriften kasdedilen ilim, dinin emirlerine aykırı düşmeyen şerefli ilimdir. İnsan, böyle ilim adamı yetiştirmek veya eser bırakmak suretiyle ölümden sonra ilimden sevab kazanır. İlminden elde edilen istifade nisbetinde mükâfatı çok olur.

Salih ve İyi evlâd ana-babaya mağfiret dilemeyi terk etmeyeceği cihetle, geriye takva sahibi çocuk bırakmanın önemi büyüktür. Hayatta iken çocuk terbiyesi üzerinde durmak ve onu Allah'ın emirlerine uygun bir şekilde yetiştirmek, ebeveynin âhirette de rahata kavuşmasına sebep teşkil eder. Çocuklara dinî terbiye vermenin, onlara İslâm ahlâkını aşılamanın ne büyük önem taşıdığı buradan da anlaşılıyor. Çocuk, hem dünyadaki yaşayışını saadete bağlamış oluyor, hem âhiretİni kazanıyor, hem de vefat etmiş bulunan ana-babası için bir mağfiret sebebi oluyor. Ayrıca dinin kıyamı, gelecek nesle bağlı olduğundan, evlâd ve torunların İslâm'a göre yetiştirilmesi zarureti vardır. Bu yolda bir çalışma ve gayret sarf etmek, her Müslümana düşen bir farzdır. Hidayet ise Allah'dandır.[77]



39— İbni Abbas'dan rivayet edildiğine göre, bir adam şöyle dedi:

«—Ey Allah'ın Resulü! Benim annem vefat etti ve vasiyyette bulunmadı. Onun adına sadaka vermem, kendisine fayda verir mi?»

Peygamber: «— EVET!» dedi.[78]



Bu hadîs-i şeriften de anlaşılacağı üzre, verilen sadaka ile yapılan hayır ve hasenatın sevabını ölüye göndermek, ölü için manevî bir kazançtır, derecesini yükseltmeye bir vesiledir. Bunun için fazla hayır ve hasenat yapmalı ve bunların sevabını ebeveynin ruhuna ve yakın akrabalardan ölenlerin ruhlarına göndermelidir.[79]



(20) Babasının İyilik Ettiği Kimseye, Evlâdın İyilik Etmesi


40— Hazreti Ömer'in oğlundan rivayet edildiğine göre, bir yolculukta Hazreti Ömer'in oğlu (İbni Ömer) bir Bedevi'ye tesadüf etti. Bu Bedevi'nin babası, Hazreti Ömer (Radiyallahu anh) 'in dostu id.i. Bedevi dedi ki, sen falanın oğlu değil misin? O da : «Evet!» dedi.. BÜnun üzerine İbni Ömer, yedekte bulundurduğu bir merkebin ona verilmesini emretti ve başından da sarığını çıkararak ona verdi. İbni Ömer'in beraberinde olanlardan biri: «(Bedeviler kanaatkardır, aza razı olurlar) ona iki dirhem para yetmez miydi?» dedi. İbni Ömer dedi ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :

«— Babanın dostunu gözet (ona ikram et ve sevgi göster). Onunla ilgiyi kesme, yoksa Allah (iman) nurunu söndürür.»[80]



Ebeveyn hayatta iken ve bilhassa vefatlarından sonra, onların sadık arkadaşlarına hürmet ve sevgi beslemek, onlara ihsan ve ikramda bulunmak gerektiğini Peygamber Efendimiz emretmektedir. Bunu yapmayanların iman nurlarının söneceğini de bildirmektedir. Hadîs-i şerifte yalnız baba dostundan bahsedilmekte ise, de buna annelerin, dedelerin, hocaların ve karı-kocanın dostları da katılır. Bunların da gözetilmesi gerektiği unutulmamalıdır.[81]



41— îbni Ömer'den Resûlüllah (Saîîallahü Aleyhi ve Sellem) 'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

«— İyiliklerin en iyisi, babasının dostu olanlara, kişinin iyilik etmesidir.»[82]



Babanın hayatında veya ölümünde, onun sevdiği kimselere iyilik etmek, babaya İyilik etmek yerine geçeceği için büyük bir vazifedir. Babanın bulunmadığı bir zamanda, onun dostlarına iyilik ve ikram ise, babaya yapılacak İhsanın en büyüğüdür. Babanın gaybubetinde hakkı gözetilirse, huzurnda pek alâ gözetileceğine delil teşkil edeceğinden böyle bir iyilik, iyi-, liklerin en iyisi olmağa hak kazanır.[83]



(21) Babana Sıla Ecenle İlgiyi Kesme, Nurun Söner Sılâ-i Rahmin Fazileti


42— (14-s) Ubbade El-Ensarî'den oğlu Sa'd naklettiğine göre, babası şöyle demiştir:

«— Medîne-i Münevvere'nin mescidinde Hazret-i Osman'ın oğlu Amr ile oturuyorduk. Abdullah Ibni Selâm, kardeşi oğluna dayanarak bize uğrayıp meclisimizden öteye geçti. Sonra (hoşnud olmıyan bir tavırla) Amr'ı kasdedip oradakilere döndü ve şöyle dedi:

(îki veya üç defa tekrar ederek:) Ey Osman'ın oğlu Amr! İstediğin şekilde hareket et. Muhammed (Saİlaüahü Aleyhi ve Sellem)'i hak olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah (Azze ve Celie) 'nin kitabı (Tevrat) da şu vardır. (Bunu iki defa tekrarladı) : Babana dostluk ve iyilik edenden ilgiyi kesme, yoksa bu hareketle (iman) nurun söner.»[84]



Abdullah ibni Selâm, Medine'de İkâmet eden Yahudilerin âlimlerinden ve ileri gelenlerindendi. Hz. Peygamberin Medine'ye hicretlerinde İslâm'ı kabul etmişti. İslâm'dan önce ismi H u s a y n idi. Hazreti Peygamber ismini Abdullah olarak değiştirdi. Cennetle müjdelenmiş olduğuna dair rivayetler vardır. Hazreti ö m e r 'le Kudüs fethinde bulunmuş ve hicretin 43. yılında Medine'de vefat etti.

Hazreti O s m a n 'la aralarında olan dostluk ve muhabbet dolayısıyla, dostunun oğlu A m r 'dan bir ilgi ve hürmet göremeyince, buna müteessir olmuş ve ona hitaben, baba dostuna ilgi göstermenin lüzumuna-temas ederek, Tevrat'daki hükmü söylemiştir. Zaten bu hususta, aynı anlamı taşıyan hadîs-İ şerif varid olduğundan oralarında ittifak vardır. Abdullah ibni Selâm, İslâm'ı kabul edişinden önce, Musevî âlimlerinden biri olup, Tevrat ahkâmına vakıf bulunduğundan ve aynca baba dostuna hürmet ve İyilik etmeğe dair Hazretİ Peygamber in hadîs-i şeriflerini de bildiğinden ve belki de büyük Önemine binaen Allah kelâmından şahid göstererek Hazreti Osman'ın oğlu Amr'a tarizde bulunmuştur. Ayrıca diğer hazır bulunanlara da, bu hususta bir bilgi vermiştir. Ayrıca Amr'a, baba dostluğunu ve muhabbetini hatırlatmıştır.

Hadiseyi anlatan Ubbade El-Ensarî, ashab-ı kiramdan olup, Abdullah ibni Selâm 'dan hadîs-İ şerîf rivayet etmiştir. Kendisinden de oğulları Sa'd ile Abdullah rivayet etmişlerdir. Tarize uğrayan Hazreti O s m a n 'in oğlu A m r, sohbet şerefine nail olamamış, fakat tabiîn zevatın büyüklerinden biri olmuştur. Hazreti Muaviye kızı R e m I e 'yi A m r 'a nikahlamıştı. Allah hepsinden razı olsun.[85]



(22) Sevgi, Veraset Yolu İlk Kazanılır


43— Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabından bir adamın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

(Sevgiye dair soruna karşılık şu hadîs-i şerîf) sana kifayet eder : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«— Sevgi veraset yolu ile kazanılır.»[86]



B e y ha k î ve .H â k i m 'in tahriçlerİne göre, Hazreti E b u Bekir'in oğlu Abdurrahman, ashabdan birine sormuş:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (Sevgi = Muhabbet) için nasıl buyurduğunu işittin?»

O da, Peygamberin :

«— Sevgi verasetle kazanılır.» buyurduğunu işittim.» dedi. Nasıl ki mal, babadan evlâda ve yakınlara intikal ediyorsa, babaların birbirlerine olan sevgi ve bağlılığı da evlâdlanna geçer ve geçmelidir. Bunun da gözetilmesi lâzım gelen bir hak olduğu unutulmamalıdır.[87]



(23) İnsan Babasını İsmi İle Çağırmaz, Ondan Önce Oturmaz, Önünde Yürümez


44— (15-s) Rivayet edildiğine göre Ebû Hüreyre iki adam gördü: Bunlardan birine şöyle dedi:

«— Bu senin neyindir? Adam:

«— Babamdır,> dedi. Ebû Hüreyre dedi ki:

«— o halde onu ismi ile çağırma, önünde yürüme, ondan önce de oturma.»[88]



İnsan babasına isim vererek, A h m e d veya Mehmed diyerek seslenmemeli, böyle hitap etmemelidir. Ona hitaben bîr şey söyleyeceği zaman, baba babacığım şeklinde söylemelidir. Bir yere gidildiği zaman, yolda yürürken önüne geçip yürümemelİdir. Bir mecliste veya herhangi bir yerde oturmak icab ettiği zaman da ondan önce oturmamalıdır. Bu bir hürmet ve terbiye ifadesidir.[89]



(24) İnsan Babasını Künyesi İle Çağırır Mı?


45— (16-s) Şehr Ibni Havşeb'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Hazreti Ömer'in oğlu (Abdullah) ile çıktık. Salim ona;

«— Namaza! Ey Ebû Abdurrahman!» diye hitap etti.[90]



Ibni ö m e r 'İn (Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah'ın), Sal İ m adındaki oğlu, babasına künyesi ile hitap etmiştir, A b d u I I a h 'm künyesi, Ebu Abdurrahman 'dır. Babasına : «Namaz vaktidir, namaza! Ey Ebu Abdurrahman,» diye seslenmesi, babanın künyesi ite çağrılabileceğine bir delil teşkil etmektedir. Bu bir cevaz ifade eder, yoksa tercih edilecek bir çağırma tarzı değildir.[91]



46— (17-s) İbni Ömer'den, şöyle demiştir:

«— Fakat Ebû Hafs = Ömer, hüküm vermiştir.»[92]



Ibni Ömer, bu sözü hangi hadise üzerine söylediğine dair bir kaynak bulunamamıştır. Ancak Hazreti ö m e r 'in künyesi Ebu Hafs olduğundan, oğlu babasına bu künye ile işaret etmiş ve onu kasd etmiştir. Bu da babanın künye İle çağnlabileceğİni teyid esnektedir.[93]



(25) Akbabalara İyilik Etmenin Gerekliliği


47— Küleyb tbni Menfa'a dedi ki, dedem (Bekir İbni'l-Haris) sordu:

«— Ya Resûlallah, kime iyilik edeyim?»

Peygamber:

«— Annene, sonra babana, kız kardeşine, erkek kardeşine ve bir de bunları takip eden akrabana (iyilik etmen) vacib bir haktır, yakınlarına da...» dedi.[94]



İnsanın hayat bulmasına ana-baba sebep kılındığı gibi, evlâdın terbiye ve yetiştirilmesi için lâzım gelen maddî ve manevî yardım mecburiyeti de ana-babaya yüklenmiştir. Bu büyük hizmet ve meşakkat karşılığında, en başta İyilik edilmeğe hak kazanmaları tabiîdir. Bunlardan sonra yine yakınlık ve hak derecelerine göre akrabaya iyilik ve ihsanda bulunmak, İslâm dîninin bize gösterdiği fazilet yollarından biridir.[95]



48— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:

(Hazret-i Peygamber), «En yakın akrabalarını (Allah'ın azabı ile) korkut.» âyeti nazil olunca, Hazreti Peygamber (Salîallahii Aleyhi ve Sellem) kalkıp şöyle çağırdı:

«— Ey Kâ'b İbni Luey oğulları!.. Canlarınızı ateşten kurtarınız. Ey Abd-İ Menaf oğulları! Canlarınızı ateşten kurtarınız. Ey Haşim oğulları! Canlarınızı ateşten kurtarınız. Ey Abdulmuttalib oğulları! Canlarınızı ateşten kurtarınız. Ey Muhammed'in kızı Fatime! Canını ateşten kurtar; çünkü ben, senin için Allah'dan bir şeye sahip değilim. Ancak size akrabalığım var, ondan dolayı (size) iyilik ederim, (dünyada ihsanda bulunurum).»[96]



Hadîs-i şerîfte geçen Şuara sûresinin 214. âyet-i kerîmesi nazil olunca, Hazreti Peygamber Harem-i Şerîfte yüksekçe bir yer olan «SAFA»ya gitti ve uzak-yakın bütün akrabaları, kabile ve soydaşları etrafına topladı ve onlara bu hadîs-i şerîfte geçen hitabeyi İrad buyurdu. İçlerinden E b u L e h e b çağrıya karşı çıkıp : «Bizi bunun için mi, buraya çağırdın, helak olası.» diye hakarette bulundu. Bunun üzerine Ebu Leheb hakkında «Tebbet» sûresi nazil oldu ve onun helak olmuş cehennemliklerden bulunduğunu Cenab-ı Hak haber verdi.

Hadîs-i şerîften İki hüküm çıkmaktadır. Birincisi: Allah'a ve Resulüne iman etmedikçe, mümin olmadıkça, akrabalık ve yakınlık fayda vermez.

İkincisi: Akraba ve yakınlardan mümin ve kâfir bulunanlara iyilik ve ihsan edilir, onlara öğüt verilir. Bu dünyada yapılacak bîr hizmettir.[97]



(26) Yakınlara (Akrabaya) İyilik Etmek


49— Ebu Eyyup El-Ensarî'den:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Jin bir yolculuğunda, bir Be» devî Peygambere karşı çıkıp dedi ki:

«— Beni Cennet'e yaklaştıracak ve Cehennem'den uzaklaştıracak şeyi, bana bildir.»

Peygamber :

«— Allah'a ibadet edersin ve ona hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namazı kılarsın, zekâtı verirsin, akrabaya iyilik edersin.» buyurdu.[98]



İbadetlerin makbul olabilmesi için, ibadetleri sırf Allah için yapmak, ona halis kılmak şarttır. İlâhî emir ve yasakların hak olduğuna inanarak, onları Allah için yerine getirmek ibadettir. Başkası görsün diye, başkasından menfaat gelsin diye, başkası aracı olsun diye yapılan İbadetler, şirk karışığı ibadetlerdir. Bunlar asla makbul olmaz. Bundan sakındırmak için bu hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz Allah'a ortak koşmamak üzere ona ibadet etmeyi tavsiye buyurmuştur.

İnsan halis ibadetlerle Allah'ın rahmetine yaklaşır, dünya saadetine ve âhiret sevabına kavuşur. Allah'ın emri olduğu için, anaya ve babaya iyilik etmek bir ibadettir. Allah'ın emrini kabul etmeyerek onlara iyilik ve itaat etmek ve bundan bir menfaat beklemek boş olur.

Mutlak olarak İbadet emredildikten sonra, önemine binaen namaz, zekât ve sılâ-i rahim İbadetleri üzerinde durulmuştur. Zira iki türlü ibadet vardır. Bunlardan bir kısmı bedenle yerine getirilenlerdir ki, bunların en önemlisi günde beş vakit edâ edilen namazdır. Namaz, devamlı olarak huzur ve huşu ile, erkânlarını gözeterek Allah korkusu ve saygısı ile kılımrsa, fenalıklardan alıkor. En az günde beş defa insanı Allah huzurunda bulundurur.

Zekât, mal İle edâ edilen bîr İbadet olup, diğer malî ibadetlerin en önemlisidir. Çünkü zengin, her yıl malının yüzde iki buçuğunu (kırkta birini) fakirlere vermek mecburiyetindedir. Her yıl muntazam bir şekilde vet am olarak zekât borcunu yerine getiren bir Müslüman, diğer sadaka ve hayır işlerini kolayca yapar.

Sılâ-i rahim, insanlar arasındaki kardeşlik bağlarını kuvvetlendirip, aralarında sevgi ve muhabbet doğurduğundan bu ibadetin de önemi büyüktür. Hususiyle bu üç ibadete böylece tembih ve işaret buyurulmuştur.

EbuEyyub El-Ensarî kimdir? :

Ebu Eyyub künyesi ile şöhret bulan ve ashab-ı kiramın höyüklerinden olan bu kerim zatın adı H A L I D 'dir. Babasının adı Z e y d olup, Halid ibni Zeyd diye bilinir. Annesi S a ' î d kızı H i n d 'dir.

Hazreti Peygamber (Saîîallahü Aleyhi ve Seliem) Medine'ye hicretlerinde, bunun evinde misafir kalmış ve Mescid-i Nebevi ile Saadet-Haneleri inşa edilinceye kadar orada oturmuştu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşlarda bulunmuş olduğu gibi, Hazreti A I i zamanında da, Hazreti AIİ saflarında bulunarak Haricîlere karşı da savaşmıştı. Hazreti Ali, Irak'a çıktığı zaman, Medine'de bunu yerine halife bırakmıştı. Kendisinden 150 kadar hadîs-i şerif rivayet edilmektedir. Hazreti Muaviye'nin devrinde, Ye-z İ d kumandasında İstanbul'un fethine gönderilen ordu içerisinde, seksen yaşını aşan bir çağda, Hazreti Halid asker olarak bulunuyordu. İstanbul'un kuşatılması esnasında hastalanmıştı. Kendisini ziyarete gelen ordu kumandanı Yezid ona:

«— Bir ihtiyacın var mı?» diye sormuş. Hazreti Halid şu cevabı vermişti:

«— Ben Öldüğüm zaman, beni imkân bulduğun nispette düşman arazisi içine götür ve imkân bulamadığın zaman beni göm, sonra geri dön.» Yez i d de bu vasıyyeti yerine getirdi ve onu İstanbul'a şeref bahş eden bugünkü türbesinin bulunduğu yere, henüz izleri kaybolmamış surlar civarına gömdü. Allah ondan razı olsun. Hicretin elli veya elli beşinci yılında vefat ettiği söylenir.

Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul fethedilince, veli Ak Şemseddin marifetiyle Hazreti H a I i d 'İn medfun bulunduğu yer keşfedilerek üzerine türbe bina edilmişti. Ayrıca kendisine izafeten bir mescid de inşa edilmiş olup, müteakip asırlar içinde gerek türbe, gerekse mescid tadil ve tamire uğramıştır.[99]



50— Ebû Hüreyre'den, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) şöyle buyurdu:

«— Azîz ve CelÜ olan Allah mahlûkatı (insanlann ruhlarını) yarattı. Yaratma işi tamam olunca, Rahim = akrabalık bağı ayağa kalktı. Cenab-ı Hak ona, "Dur, ne söylüyorsun?"» dedi.

Rahim, şöyle dedi: «Bu benim kalkışım, akrabalık bağlarını kesmekten sana sığınanın kalkışıdır. (Akrabalık bağlarını kesmek çok büyük bir iştir).» Allah Tealâ buyurdu ki:

«— Sana ilgi gösterip iyilik edene, iyilik etm ekliğime ve senden ilgiyi kesenden iyiliğimi kesmekliğime razı olmaz mısın?»

Rahim:

«— Razı olurum, ey Rabbim,» dedi. Allah Tealâ buyurdu:

«— Bu hüküm senindir.»

Sonra Ebû Hüreyre dedi ki, isterseniz şu âyet-i kerîmeyi okuyunuz: *~(Ey münafıklar), demek idareyi ele alırsanız, hemen yeryüzünde fe-sad çıkaracak ve akrabalık bağlarını parçalıyacaksınız? =» (Muham-med = Kıtal Sûresi, âyet: 22)[100]



Rahimin ayağa kalkması ve konuşması üç şekilde izah edilmektedir:

1— Hakîkaten ayağa kalkıp konuşmak olur ki, Allah Tealâ hazretlerinin izni ile rahim ceset şekline bürünür ve konuşur.

2— Bir melek ayağa kalkıp rahim adına konuşur.

3— Bu ifade Rahimin önemini belirtmek için bir temsil olur. Netice itibariyle akrabalık bağlarını kesmeyenin fazileti ile bu bağları kesenin günahkârlığı ortaya çıkar. Böylece işin önemi belirtilmiş bulunuyor. Akrabalığı kesmek, İyilik etmemek demektir.

Kurtubî diyor kî, Rahim vuslatı umumî ve hususî olur.

Umumî olan rahim vuslatı, din yakınlığı ve Beraberliğidir. Bu yakınlığın bağlantısı sevgi ve muhabbetle, adalet ve insafla, gerekli hakları yerine getirmekle olur.

Hususî yakınlık (Rahim), yakın akrabalara nafaka vermek, hallerini sorup araştırmak, hatalarını bağışlamak, kusurlarını unutmak gibi hareketlerle olur. Ibni Ebi Cemre şöyle diyor:

«— Sılâ-i Rahim, mal ile olur; bir işe yardım etmekle olur, bir zararı kaldırmakla olur, akrabadan gelecek eziyet ve ilgisizliğe güler yüzlü olmakla olur, dua etmekle olur.»

Bütün bunlar şu cümlede toplanabilir: Güç yettiği kadar, imkân dahilinde yakınlara hayırda bulunmak ve imkân dahilinde kötülüğü kaldırmak, sılâ-i rahimdir. Bu tarzda iyilik, istikamet sahibi olan akrabaya yapılır. Eğer yakınlar facİr kimseler ise, onlara nasihat etmek hususunda gayret gösterilir. Hak yola dönmezlerse, onlardan ilgi kesilir ve hakdan döndüklerinden, ilgi kesildiği kendilerine bildirilir. Yine de gıyablarında hallerini düzeltmeleri İçin onlara dua edilir.

Ebu Hüreyre (Radiyallahu anh) hazretlerinin, İsterseniz şu âyeti okuyun, buyurması, akrabalık bağlarını gözetmenin önemine âyet-i kerîmeyi bir şahit göstermek İçindir. Buradan sılâ-İ rahmin vacib olduğu da istidlal edilir.[101]



51— (18-s) Rivayet edildiğine göre İbni Abbas şu âyet-i kerîmeleri okudu:

= Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber (malını) büsbütün saçıp savurma. Çünkü israf yapanlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankördür. Eğer Rab hinden istediğin bir rızkı (kendi ihtiyacından dolayı) aramak için, o akraba, yoksul ve yolda kalmışlardan yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan (bir şey verecek durumun olmazsa), o zaman da kendilerine yumuşak bir söz söyle. Elini boynuna bağlı kılma (cimrilik etme) ve büsbütün onu açıp israf etme ki, sonra kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın. =

Sonra İbni Abbas dedi ki, Allah Tealâ hakların en lüzumlusu ile başlayarak insana emretti ve yanında mal bulunduğu zaman onu amellerin en iyisini yapmıya delâlet buyurdu. Zira Allah : = Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. = diye buyurdu. Bir de insanın yanında mal bulunmadığı zaman, nasıl söz söyleyeceğini ona öğretti ve şöyle buyurdu: «Eğer Rab bin den istediğin bir rızkı (kendi ihtiyacından dolayı) aramak için, o akraba, yoksul ve yolda kalmışlardan yüz çevirmek zorunda kalırsan (bir şey verecek halin olmazsa), o zaman kendilerine yumuşak bir söz söyle. = Böylece güzel va'dda bulunulur, inşa Allah oldu, olacak yollu sözler söylenir. = Elini boynuna bağlı kılma (cimrilik etme) = Bir şey vermez olma. = Büsbütün de onu açıp israf etme. = Yanındaki bütün malını verme. — Sonra kınanmış olursun. = Sonra yanına gelen, sende bir şey bulamayınca seni kınar. = Açıkta kalırsın. = İbni Abbas dedi ki, «Mal verdiğin kimse, sonra seni hasrete düşürür, sıkıntı çekersin.» (îsra Sûresi, âyet: 26-29)[102]



Imam-ı Azam a göre, vakti yerinde olan kimsenin, usul ve furu'undan başka kardeşlerine de yardımda bulunması vacibdir. Akrabaya iyilik, yakınlık derecesine göre kıymet taşır. İslâm'da ölçü ile hareket esas olduğundan, yapılacak iyilik ve yardımlarda da ölçüyü taşmamak gerekir. İnsan kendi ihtiyacını da gözeterek başkalarına yardımda bulunmalı ve hiç bir zaman malının tamamını vermemelidir. Çünkü eli boş kalan, başkasına muhtaç demektir. İhtiyaç ise, ateşten bir gömlektir. İnsana pişmanlık verir. Bu duruma düşmemek için, cimrilik yapmaksızın ve saçıp savurmaksızın uygun bir yolla harcamak gerekir. İşlerin en hayırlısı vasat olanıdır.[103]



(27) Sılâ-i Rahmin Fazileti


52— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

«— Bir adam, Peygamber (SalîaİUıhü Aleyhi ve Seîlem) 'e geldi de şöyle dedi: «Ey Allah'ın Besûlü! Benim akrabam var, onlara varıyorum; onlar ise ilgiyi kesiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar ve bana kötü söyleyip cefa ediyorlar. Ben bu yaptıklarına tahammül ediyorum ve bağışlıyorum.»

«— Eğer durum, anlattığın gibi ise, sen onlara ateşli kül serpiyor gibisin (onlar, senin iyiliğinden ızdırap içinde olurlar). Sen bu vaziyette (ihsanına) devam ettikçe, onlara karşı, Allah'dan bir yardımcı daima seninle bulunur.»[104]



Bu hadîs-i şeriften anlaşılıyor ki, bir insan akrabalarına iyilik ve ihsanda bulunmasına karşılık, onlardan eziyet ve fenalık görürse, bunlara tahammül ederek yine onlardan ilgiyi kesmez ve gereken yakınlığı gösterirse, Allah Tealâ ona yardımcı olur, eziyetlerini kaldırır. Allah'ın yardımcı olması da kâfidir. Bunun İçin ufak-tefek hadîse ve sözler sebebiyle hiç bir zaman akrabalık bağları zedelenmemeli, icab eden İyiliği yapmaktan kaçınmamalıdır.[105]



53— Abdurrahman İbni Avf'dan rivayet edildiğine göre, Resûlüllah 'in şöyle dediğini işitmîştir :

«— Allah (Azze ve Celle) buyurdu ki, ben Rahman'ım ve akrabalığı = Rahimi ben yarattım ve ismim olan Rahman'dan ona isim diye rahim türettim. Kim akrabaya iyilik ederse, ben de ona iyilik ederim. Kim de ondan ilgiyi keserse, ben de ondan iyiliği keserim.»[106]



Akraba arasındaki münasebetin şerefli mevkiini beyan etmeğe bu kudsî hadîs-i şerîf en büyük delildir. Zira Allah'a mahsus en güzel isimlerden olan Rahman kelimesi ile nesebî yakınlık manasına gelen Rahim, kök itibariyle aynı kelimedir. Bunun için Cenab-ı Hak, ismimden yani «Rahman'dan Rahİm'i türettim» buyurmuştur. Bu beyan da Rahim'in kıymet ve ehemmiyetini belirtmek için başka bir ifadeye ihtiyaç bırakmamaktadır. Rahim hukukuna riayet edenlere Allah Tealâ ihsan ve ikram edecek, riayet etmeyenleri de rahmetinden mahrum bırakacaktır.

Kudsî Hadîs: Manası Allah tarafından, lâfzı Peygamber tarafından olan hadîs-i şeriflere denir. Allah Tealâ'ya ilham yolu ile, ya da uyku hali İle Peygambere vermİj olduğu bir haberin Peygamber tarafından ifade-lendirilmesi ve söylenmesîdir. Kur'ân-ı Kerîmin hem manası, hem de lâfzı münzeldir. Her ikisi de Allah kelâmıdır. Kudsî hadîsin ise, yalnız manası Allah'dandır. Haber de Peygambere isnad edilir.

İbni Hacer'e göre, kudsî hadîslerin sayısı yüzün üstündedir. Kudsî hadîslere, İlâhî hadîsler de denir.

Abdurrahman İbni Avf kimdir? :

Ashab-ı kiram içinde Cennetle müjdelenen on kişiden birisi de Abdurrahman ibni Avf 'dır. Künyesi, Ebu Muhammed 'dir. Cahiliyyet zamanında ismî A b d u Amir idi. Annesinin adı Ş i -f a 'dır. Fİİ vak'asından on yıl sonra doğmuştur. Habeşistan'a ve Medine'ye olmak üzere iki hicret yapmıştır. Bedir ve ondan sonraki bütün savaşlarda bulunmuştur. Uhud savaşında mübarek vücudunun muhtelif yerlerinden yirmi bir yara almıştı. Malının çoğunu ticaret yolu ile kazanmış olup, büyük bir kısmını, Hz. Peygamber'in zamanında Allah yolunda harcadı. Ondan sonra da kırk bin altın harcadığı ve cihad için beş yüz at İle beş yüz deve verdiği siyer kitaplarında yazılıdır. Ayağına isabet eden bir yara sebebiyle topal hale düşmüştü. Uzun boylu ve güzel yüzlü, nazik derili idi.

Vefatı zamanında çok ağlamıştı. Bunun sebebi kendisinden sorulduğunda şu cevabı vermişti :

«— Muş'ab ibni Umeyr benden hayırlı İdi. Çünkü o, Resûlüllah (Aleyhissalâtü vesselam) zamanında vefat etti de, kendisine kefen olacak bir şeyi yoktu. Hazreti H a m z a da benden hayırlı idi. Onun için de bir kefen bu-lamamrştık. Ben, dünyadaki hayatında İyilikleri kendisine verilen bir kimse olmaklğımdan korkuyorum; ve korkuyorum ki, malımın çokluğundan arkadaşlarıma gerekeni yapamadım.»

Nevfel ibni lyas şöyle anlatmıştır:

«— Bir gün Abdurrahman İbni Avf ile beraber bulunuyorduk. Biz içinde ekmek ve et bulunan bir tabağı birlikte yiyelim diye ortaya koyduk. Abdurrahman bunu görünce ağlamaya başladı. Niçin ağladığını sorduk.»

Bize şu cevabı verdi:

«— Hazreti Peygamber vefat etti de ne kendisi, ne de ehli arpa ekmeğinden doymamıştı. Görüyorum ki, biz hakkımızda hayırlı olanı geriye bıraktık.»

Hicretten otuz bir yıl sonra yetmiş beş yaşında olduğu halde Medine'de vefat etti ve namazını Hazreti Osman (RA) kıldı. Bakî mezarlığına gömüldü. İlk İslâm'a giren sekiz kişiden biri idi. Hz. E b u B e k i r 'in delâleti ile Müslüman olmuştu. Hz. Ömer 'İn, halife seçmek için, tayin ettiği altı kişilik Şûra ehlinden biri idi. Allah ondan razı olsun. Oğulları :lbrahim, Humeyd, Ebu Seleme ve Mus'ab 'dır.[107]



54— Abdullah îbni Amr anlatmıştır:

Peygamber (SallaLlahu Aleyhi ve Sellem) , parmağını bize tevcih ederek şöyle dedi:

«— Rahim, RAHMAN isminden ayrılmadır (onun bir dalıdır). Onun hakkını kim korursa (sıla ve iyilik ederse), Allah ona ihsan eder. Kim de onun hakkını korumazsa (sıla ve iyilik etmezse), Allah ondan ihsanını keser. Rahimin (yakınlara iyilik ve merhametin), kıyamet gününde fasih ve beliğ bir lisanı vardır.»[108]



Bu hadîs-i şerîf de bîr önceki hadîs-i şerifin manasına uygun olarak varid olmuştur. Ancak Rahim'in kıyamet gününde hakkını arayacak bir lisana ve İfadeye sahip olduğunu da öğrenmiş bulunuyoruz. Bu da onun şanını ve kıymetini göstermiş olup, gereği üzre hakkına riayet etmemiz icab ettiğini bize tembihdir.[109]



55— Hazreti Âişe'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (Sattalkhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«— Rahim, Allah'ın rahmetinin eserlerindendir. Kim onun hakkını yerine getirirse (sîlâ ve iyilik ederse), Allah ona ihsan eder. Kim de ondan ilgiyi keserse, Allah ondan ihsan ve rahmetini keser.»[110]



Her ne kadar ravi değişikliği varsa da, bundan önceki hadîs-i şerifle lâfız ve mana uygunluğu vardır. Hadîs-i şerifi rivayet eden, müminlerin annesi Hazreti  i ş e 'dir. U r v e (R.A.) diyor ki :

«— A i ş e 'den daha fazla fıkıh ilmini bilen, tıb ilmine vaksf olan ve şiir bilen görmedim.»

Hazreti Âişe:

Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam) 'in zevceleri ve Hazreti E b u Bekir'in kızıdır. Annesinin adı R û m a n 'dır. Hazreti Hatice 'nin vefatından üç sene sonra ve hicretten iki yıl önce Hazreti Âişe altı yaşında iken Peygamber Efendimize nikâhlanmışti. Medine'ye hicretten sonra dokuz yaşma varınca da zifafları olmuştu. Akıi ve zekâda, İffet ve takvada emsali yoktu. Hiç çocuğu olmadığı halde, Ümmü Abdullah künyesini taşıması, kız kardeşinin oğlu Abdullah ibnİ Zübeyr'e izafeten İdi. Resûlüllah'ın irtihaHerİnde onsekiz yaşında bulunuyordu.

Ashab-ı kiram ilmî bir müşkülâta düştükleri zaman, Hazreti Â İ ş e 'ye müracaat ederler ve muhakkak aradıkları şeyi onda bulurlardı. Z ü h r î diyor ki :

«— Hazreti A i ş e 'nin ilmi bir tarafta ve Peygamberin diğer hanımları ile müminlerin bütün hanımlarının ilmi bir tarafta toplansa, yine Hz. Â i ş e 'nin ilmi daha üstün gelir. Kendisinden binden çok hadîs-i şerîf rivayet edilmiştir.»

Resûlüllah bakire olarak yalnız Hazreti  i ş e ile evlenmiş ve evlilik hayatları ancak 9 yıl sürmüştü. Hicretin 57. yılında 65 yaşında olduğu halde Medine'de vefat etti ve vasİyyeti üzere geceleyin defnedildi. Cenaze namazını Ebu Hüreyre kıldı. Defin için kabrine inenler beş kişi olup adları şudur: Kız kardeşinin çocukları ve Z ü b e y r 'in oğulları Abdullah ve U r v e ile Hazreti Ebu Bekir'in Muham-m e d adındaki oğlundan olma torunları Kasım ve Abdullah, bir de Ebu Bekir 'in diğer oğlu Abdurrahman'm oğlu A b -d u ( I a h . Medine'deki Bakî' mezarlığına gömüldü. Kendisine yapılan İftira hadisesi üzerine, hakkında âyet nazil olup, Cenab-ı Hak onu tebriye buyurmuştur. Böylece Allah'ın kitabında kendinden bahs edilmekle şeref ve nezaheti kat kat yükselmiştir. Allah ondan razı olsun.[111]



(28) Sılâ-i Rahim Ömrü Uzatır


56— Enes îbni Malik'den : Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«— Kim rızkının bol olmasını ve ömrünün uzamasını severse, sılâ-i Rahim yapsın.»[112]



Hadîs-i şeriften anlaşılıyor ki, stlâ-i rahim vazifesini yerine getirmekte iki semere vardır:

1— Rızkın genişlemesi ve bol olması,

2— Ömrün uzaması.

Rızkın genişlemesi, akrabaya yapılan iyilik ve ihsan karşılığında Allah T«>tâ'nın rahmet ve ihsanını va'd buyurmasına dair geçen hadîs-i şerifler mealinden anlaştlrnaktadır. Dilediği kimselere hesapsız rıztk ve faereker verir.

ömrün uzaması üzerinde çeşitli izahlar yapılmıştır. Bunların bir kısmı şöyle hulâsa edilir:

a) Hadîs-i şerifte: «Sıla yapanın eseri geciktirilir.» ifadesi vardır. Esef; insanın yerde yürürken bırakmış olduğu ize denir. Bir kimsenin izinin uzatılması, hayatta kalması ve ömrünün devam etmesi olur.

b) Ecelin bir ismi de eser'dîr. Çünkü ecel ömrün arkasından gider ve onu takip eder. Bu bakımdan eserin, yani ecelin gecikmesi yine ömrün uzaması demek olur. Yahut geriye iyi ve salİh bir nesil bırakır da, kendisine ölümünden sonra dua ederler. Arkasından hayırla yad edilir.

c) Eserin geciktirilmesi, adamın akıl ve anlayışının devam etmesi, bozulmaması anlamını da ifade eder. Yaşayışta bereketlilik olur.

Ecel, Allah'ın ilminde malûm ve değişmez bir hal olduğuna göre, gerçek manâda bunun uzaması, ölüm. .işi İle görevlendirilen meleğin ilmine nisbetledİr. Meselâ : Bir insan için, eğer sıJâ-İ rahim yapmazsa ömrü altmış senedir, Sıla yaparsa yetmiş senedir; şeklinde melek'in bilmesi halinde, ömürde uzama olmuş oluyor. Fakat Allah Tealâ, o insanın sıla yapıp yap-mıyacağını ezelden* bildiğinden, onun katında değişen bir şey olmuyor. Netice itibariyle sılâ-i rahmin rızıkta genişliğe ve ömürde berekete vesile olması vardır.

Enes ibni Malık:

Bu hadîs-i şerifin ravisi olan Enes ibni Malik ashab-ı kiramdan ve ensârdandır. Henüz dokuz veya on yaşlarında iken Resûlüllah'ın hizmetinde clevamlı olarak bulunmuş ve irtihallerinde yirmi yaşını idrak et-mîşti. Yüz yaşına kadar ömür sürdüğünden ve Hazretİ Peygamberin hizmetinden ayrılmadığından pek çok hadîs rivayet etmiştir.

Resûlültah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)"m Medine'ye hicretlerinde, E n e s 'i elinden tutarak annesi Peygamber'e götürdü ve :

«— Bu çocuğu, sana hizmet etsin diye gefİrdim.» dedi.

Hazreti Peygamber de onu kabul buyurdular. H a m z a ismindeki sebze türlerinden ot topladığından Hazreti Peygamber ona «E b u Ham-za» künyesini taktı.

Küçük yaşta iken Bedir savaşında ve ondan sonraki diğer savaşlarda bulunarak hizmetten geri kalmadı. Basra'da vefat eden ashabın sonuncusudur. Yüz yaşına kadar olduğu halde vefat ederek orada defnedildi.

Hazretİ Peygamber, ona mal ve evlâd bereketi ile Cennete girmesini duâ etmiş olduğundan, hayatında mal ve evlâd bereketine nail olmuştu. Allah ondan razı olsun.[113]



57— Rivayet edildiğine göre Ejbû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in şöyle dediğini işittim:

«— Kim rızkının bol olmasına ve ömrünün uzamasına sevinirse, sılâ-i rahim yapsın.»[114]



Manâda değişiklik olmamakla beraber bir kelimenin fâfzı değişik olarak aynı hadîs iki ravi tarafından nakledilmiştir. Bu da hadîs-i şerifin sıhhatini kuvvetlendirmiş olur.[115]



(29) Sıla-i Rahim Yapanı Allah Sevdirir


58— (19-s) îbni Ömer şöyle dedi:

«Rabbinden korkanın ve rahim sılasını yapanın eceli geciktirilir, malı çağaltılır ve ehli de onu sever.»[116]



Hadîs-i şerifte geçen Allah'a ittika; Allah dan korkmak şeklinde terce-me edilmiştir. Ittika'mn kökö vikâye'dir ki, sakınmak ve korumak manâsına gelir. Şeriat dilinde ise, kendi nefsini âhirete zarar verecek şeylerden korumaya, ittika denir. Bu korumayı yapana da müttakî veya takva sahibi denir. Takva, nefsi günah İşlemekten korumaktır, şeklinde de tarif edilmiştir. Gerçek olarak Allah'dan korkan da nefsini günahtan sakındırır.

Takva'nın birinci mertebesi, şirk ve küfürden sıyrılarak ebedî azabdan korunmuş olmaktır.

İkinci mertebesi de, günah olacak her şeyden sakınmaktır. Son mertebesi de bazı mubahları terk etmektir.

Sılâ-i rahim yapanın mal ve ömrünün zİyadeîeşeceği geçen hadîs-i şe-rîflerde görülmüştü. Burada bir de silo yapanı ehlinin seveceği ilâvesi vardır. İyilik kalblerİ fethettiği ve İkram edilenin karşılık olarak ikram edeceği, insanların hasletlerinden kabul edilen bir vakıadır.[117]



59— (20-s) İbni Ömer şöyle dedi:

«Rabbinden korkanın (takva sahibi olanın), sılâ-i rahmini yapanın ömrü uzatılır ve malı çoğaltılır, ehli de onu sever.»[118]



İbni Ömer 'den rivayet edilen bu son iki eserin, lâfızlarında küçük fark ve değişiklikler varsa da aynı manâyı ifade ettiklerinden tafsilâta mahal kalmamıştır.[119]



(30) İyilik En Yakına, Ondan Sonra En Yakın Sırasına Göre Yapılmalıdır


60— (Resûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve Selîem) 'in şöyle buyurduğunu, El-Mıkdam îbni Ma'dî Kerib'in işittiği rivayet edilmiştir:

«— Allah, annelerinize iyilik etmenizi emrediyor, sonra annelerinize iyilik etmenizi emrediyor; sonra babalarınıza iyilik etmenizi emrediyor. Sonra en yakın akrabaya, ondan sonra en yakın sırasına göre iyilik etmeyi size emrediyor..»[120]



3, 4 ve 5. hadîs-i şeriflerde ana ve babaya iyilik etmek hususunda gerekli açıklama yapılmış ve annenin hakkına daha çok itina göstermek icab ettiği belirtilmişti. Burada da anneye, babaya ve yakınlık derecelerine göre en yakını tercih ederek akrabaya iyilik etmenin lüzumu ifade buyuruluyor.

R a v i E I - M ı k d a m :

El-Mıkdam ibni Ma'dî Kerib, ashabdan olup, künyesi Ebu Kerîme 'dır. Ebu Yahya da olduğu söylenir. Kendisi hadîs-i şerifler rivayet ettiği gibi, oğlu Yahya ile torunu Salih ve daha başka zevat ondan rivayet etmişlerdir. Hicretin 87. yılında 91 yaşında olduğu halde vefat etti. Allah ondan razı olsun.[121]



61— Ebû Eyyub Süleyman (Osman îbni Affan'ın kölesi) anlatıyor:

Perşembe akşamı - cuma gecesi Ebû Hüreyre bize geldi ve dedi ki:

«— Sılâ-i Rahmi terk eden her şahsı, yanımızda bulunduğu için günah işlemekle suçlandırıyorum (yanımızda durup günahında İsrar etmesin, sılasını yapsın)». Kimse kalkmadı. Bu sözü Ebû Hüreyre üç defa tekrarlayınca, bir genç geldi ki, iki seneden beri halasına dargın bulunuyordu. Hemen halasına gitti. Halası ona dedi ki:

«— Ey kardeşim oğlu! Seni getiren nedir?» Genç de dedi ki :

«— Ebû Hüreyre'nin şunu ve şunu söylediğini işittim.» Halası ona şöyle dedi:

«— Ebû Hüreyre'ye dön ve ona sor ki, bu sözü niçin söylemiştir?» Ebû Hüreyre Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'in: «— Her perşembe akşamı - cuma gecesinde, insanoğlunun amelleri şanı yüce ve yüksek Allah'a arz edilir de, sılâ-i rahmi terk edenin ameli kabul edilmez.»[122]



Bu hadîs-i şerifte de sılâ-i rahmi terk edenin amelinin kabul edilmediği beyan buyurulmakla yine onun ehemmiyetine işaret edilmektedir.[123]



62— (21-s) îbni Ömer'den:

«— Sevabını Allah'dan umarak insanın nefsine ve ehline harcadığı şeye karşılık, Allah muhakkak ona mükâfat verir. Önce geçimine baktığın kimseye harcayıp işe başla. Eğer fazla (mal) varsa sırasıyle en yakına ve ondan sonraki yakına ver. Eğer daha fazla (artan mal) olursa, dilediğine ver.»[124]



I b n i D m e r 'den rivayet edilen bu eser, bir önceki hadîs-i şerifte buyurulan yakınlık sırasına göre sılanın manâsını taşımaktadır. İnsan önce nafakası özerine borç olanlara ve şahsına israf yapmaksızın harcamak vazifesi ile mükelleftir. Bunu meşru bîr şekilde yerine getirdiği takdirde Allah ona mükâfat verir, sevab İşlemiş olur. Gücü yetenler de bakmak mecburiyetinde olmadıkları akrabalarından en yakınına ve sırasiyle daha uzak-takilere vermelidirler.[125]



(31) Sıla-i Rahmi Terk Edenin Bulunduğu Topluluğa Rahmet İnmez


63— Abdullah ibni Ebi Evfa’dan işitildiğine göre, Peygamber (sallahü aleyhi ve selem)’in şöyle dediğini anlatmıştır:

«İçlerinde Sıla-i rahmi terk edenin bulunduğu bir topluluğa, rahmet inmez. »[126]



Burada topluluktan maksad, sıla-i rahmi terk edene yardımcı olanlar ve onun halini kötü görmeyip hoşlananlardır, diye tevcih yapıldığı gibi, yağmur bereketinin rahmet manasına kullanıldığı görüşü ile insanlardan yağmur kesilmesine vesile olacağı şeklinde de yorumlanmıştır.

Abdullah İbni Ebi Evfa:

Ashabdan olup, asıl ismi alkame ibni Halid’dir.Hudeybiye vak’asında bulunmuş ve meşhur hadisler rivayet etmiştir.Hicri 86 veya 87 tarihinde Küfe’de vefat etmiştir.Küfe’de vefat eden ashabın sonuncusudur.Allah ondan razı olsun.[127]



(32) Sılâ-i Rahmi Terk Edenin Günahı


64— Cübeyr İbni Mut'ım'den haber verildiğine göre, Cübeyr Resûlül-lah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem) 'in şöyle buyurduğunu işitti:

«— Sılâ-i rahmi terk eden cennete girmez.»[128]



Daha önceki hadîs-i şerifte sılâ-İ rahmin terki halinde rahmet ve bereketin kalkacağı beyan edildiği halde, burada «Cennete giremez» ifadesiyle ağır bir ihbarda bulunuluyor. İşin ehemmiyetine binaen ya bu günâhı işlememeğe tembih ve ondan alıkoymaya işaret vardır, ya da îman bakımından Müslümanlarla ilgiyi keserek îmansız göçenler murad edilmiştir ki, bunlar cennete giremezler.

Cübeyr İbni Mut' im :

Kureyş'in ulularından ve âlimlerinden otan Cübeyr, Bedir esirleri arasında Peygamber Efendimizle karşılaştığı sırada, Hazretî Peygamber «Tûr» sûresini okuyordu. Cübeyr diyor ki :

«— Kalbime giren İlk îman bu olmuştur.» Hudeybiye ve Fetih yılları arasında İslâm'a girdiği nakledilmektedir. Hz. Muaviye'nin hilâfeti zamanında Medînede hicrî 59 târihinde vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun.[129]



65— Ebû Hüreyre'nin, Resûlüllah (SallallahüAleyhiveSeHem)'m şöyle dediğini rivayet ettiği kendisinden işitilmiştir:

«— Rahme delâlet eden rahim, — kelimesi — Rahman isminin bîr dalıdır.» Rahim der ki:

«— Ya Rab! Bana zulmedildi. Ya Rab! Ben terk edildim. Ya Rab! Bana (şu zulüm yapıldı), bana (şu haksızlık yapıldı)...»

Allah Tealâ ona cevab verir:

«— Seni terk edenden rahmeti kesmeme, senin haklan ı verene ihsan etmeme razı olmaz mısın?»[130]



Diğer hadıs-i şeriflerde olduğu gibi, burada da Sılâ-i rahmi terk etmenin günâh olduğu ve insanı Allah'ın rahmetinden mahrum b:rakmaya vesile olduğu, yerine getirildiği takdirde de Allah'ın rahmet ve ihsanına kavuşulacağı beyan buyurulmaktadır.[131]



66— (22-s) Saîd îbni Sem'an dedi ki:

«— Çocukların ve sefihlerin başa çıkmasından (onların kumandan olmasından), Ebû Hüreyre'nin Allah'a sığındığını işittim.» Saîd İbni Sem'an yine şöyle dedi:

— İbni Hasene El-Cühenî, Ebû Hüreyre'ye şunu sorduğunu bana anlattı :

«— Bunun (çocukların ve sefihlerin başa çıkmasının) alâmeti nedir?»

Ebû Hüreyre cevab verdi:

«— (Bunun alâmetleri), sılâ-i rahimlerin terk edilmesi, azgına itaat edilir olması ve ^mürşide (ilim ve hak yol öğretene) işyarı olmamasıdır.»[132]



Buradaki lâfızlar her ne kadar Ebû Hüreyre 'den naklediliyor-sa da, başka muhaddislerce Ebû Hüreyre 'den Hazret! Peygamber e kadar yükseltiliyor ve merfu hadîs oluyor.

. Çocukları başa çıkarmak demek, onların dediğini yapmak ve onlara İtaat eylemektir ki, bu takdirde insanlar bilhassa din işlerinde helak olmuşlar demektir. Sefihlere itaat da yine böyledir. Sefih, hafif akıllıya, aklı noksan olana denir. Bu gibilere itaatin doğuracağı zararlar aşikârdır. Zamanımızda da çocuklara ve sefihlere yapılan itaatin cemiyete, şahıslara getirmiş olduğu zararlar birer vakıa olarak gözükmektedir.

Bu felâketi doğuran sebepleri de Ebû Hüreyre üç maddede toplamıştır:

1— Sılâ-i rahmin terk edilmesi. Akrabalık bağlarını kesmek, büyüklere hürmet ve itaati terk etmek olur. Hürmet terk edilince de çocuk başa çıkar.

2— Azgına itaat olunmak. Hududu aşan, düzen ve nizam tanımayan azgına itaat edildiği takdirde, bunlara müsamaha gösterilince, İlk yardımcıları ve organları çocuklar ve sefihler olacaktır ki, burada da çocukların ve sefihlerin başa çıkması vardır.

3— Hak ve hakikati öğreten mürşide isyan etmek. İlmin değerini an-lamayıp ilim ve hak yol öğretene isyan etmek, bâtıla ve sapıklığa yardım etmek demektir. Bunu ayırt edemeyenler de çocuklarla hafif akıllılar olur ve bunlar ön bulmuş olurlar. Böylece bu üç sebep tahakkuk ettiği zaman, cemiyetin bünyesi tahrip edilmiş ve helaki için zemin hazırlanmış olduğu gerçeği meydana çıkar.

Eserin raviİerinden S a î d i b n. 4 S e m ' a n , tâbİİ olup, mevsuktur.[133]



(33) Sılâ-i Rahmi Terk Edenin Dünyadaki Cezası


67— Ebû Bekre'den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (Sallalkthü Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

«— Sılâ-i rahmi terk etme ile azgınlık günâhını işleyenin —âhirette ona hazırlanan azabla beraber— dünyada Allah'ın acele olarak cezasını vermeğe bunlardan daha lâyık bir günah yoktur.»[134]



Hadîs-i şerifte geçen «Bağy» kelimesi azgınlık lâfzı ile terceme edilmiştir. Azgınlık yapmak, azgın olmak, Allah'ın emir ve yasaklan dışına çıkarak mahlûkatma zulüm etmek manâsına gelir. Diğer bazı hadîslerde, zulüm günâhından daha çabuk dünyada cezası veriİen bir günâh yoktur, mealinde ifade bulunduğundan buradaki anlamla uygunluk meydana gelmektedir. Ancak burada sılâ-i rahmi terk etme cezası da zulme ilâve edilmiş oluyor.[135]



(34) Sılaya Aynı İle Mukabele Eden Vasıl Değildir


68— Abdullah İbni Amr'dan, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

«— Yapılan sılaya, aynı ile mukabelede bulunan, sılâ-i rahim eden değildir. Fakaf sıla yapan (vasıl) o kimsedir ki, akrabalık bağları kesildiği zaman, rahim sılasını yerine getirmiştir.»[136]



Bir kimsenin, kendisine yapılan iyiliğe veya harekete aynı şekilde karşılıkta bulunmasına «mükâfat» denir. Bu karşılığı yapan şahsa da «Mükâfî» adı verilir. O halde yapılan iyiliğe aynı ile mukabelede bulunan, vazifesini yapmış, mükâfatta bulunmuş demektir. Bu tabiî bir haldir. Bunun için önemi büyük değildir. Fakat sılâ-i rahmi terk eden ve böylece akrabalık haklarını gözetmeyen kimseye iyilik ve İhsanda bulunmak, sılâ-i rahmi yerine getirmek, işte vuslat budur. Böyle hareket edene de «Vasıl» denir. Bunun sevabı da büyük olur.

Bu mevzuda üç derece vardır: Vasıl, Mükâfî, Katı' (ilgi kesen). İyilik ve ihsanda üstün bulunan ve aşağı duruma düşmeyen kimse, «Vasıl»dır. İkinci derecede olan, kendisine yapılan iyiliğin ziyadesiz karşılığında bulunan kimsedir ki, bu da «Münâfî»dir. Kendisi daima iyilik işinde aşağı durumda olup, emsal iyiliği yapmayan kimsedir. Buna da «Katı'» denir. Bu üçüncü derece makbul olmayan ve kerih olan kısımdır. Birinci derece ise, en makbul ve üstün derecedir. Asıl vuslat budur.[137]



(35) Zalim Akrabaya İyilik Edenin Fazileti


69— Berâ'dan rivayet edildiğine göre, şöyle dedi : Bir A'rabî (Bedevi, Peygamber'e) geldi de:

«— Ey Allah'ın Peygamber'i, beni Cennet'e koyacak bir amel bana öğret,» dedi. Peygamber buyurdu:

Sözü kısa yapmış isen de, meseleyi (mana bakımından) genişletmiş oldun. İnsanı azad et. Rakabeyi fek et»

A'rabî dedi ki:

«— Bunlar (rakabeyi fek etmek ve insanı azad etmek her ikisi) bir değil midir?» Hazreti Peygamber:

«— Hayır, insanı azad etmek, (kendi kölen olan) adamı azad etmendir. Rakabeyi fek etmek de, (başkasına ait) köleye, (hürriyete kavuşması için, borçtan kurtulması için) yardım etmendir. Bir de sağılır sütlü koyunu (başkasına istifadesi için ariyet) vermek ve (zalim) akrabaya iyilik etmek.

Eğer bunları yapmiya gücün yetmezse, iyilikle emret ve kötülükten alıkoy. Buna da gücün yetmezse, dilini tut; ancak hayırlı söz söyle.»[138]



A'rabî, Peygamber (Aleyhissaİâtü vesselam) Efendimize, cennete girmesine vesile olacak yalnız bir soru sormuş ve karşılığında altı maddelik bir cevap almıştır. Bunun için, soru kısa fakat mesele geniş buyurulmuştur. Sıra İle anlatılan ve cennete girmeye sebep olan bu amelleri inceleyelim :

1— Köle azad etmek : Allah Tealâ'ntn rızasına uygun olan her söz ve hareket bir İbâdet sayılır. İnsanları köle yapmak ve köleleştirmek bir ibâdet değildir. Fakat köle olanları hürriyete kavuşturmak ve onları da hür insan haklarına kavuşturmuş olmak dinin emri olduğundan bîr İbadettir. Bir nevi insanın hayatına sebep olmak ve onu manevî bağlardan kurtarmaktır. Bir insanın yok olmasına sebep olmak ne kadar büyük günâh ise, onu maddî ve manevî yönden kurtarmak da o kadar büyük sevabdır. Bu önemine binaendİr ki, cennete götürecek amellerin birincisi olarak sayılmıştır. O halde insan, kendi kölesini köle olarak saklamayip, onu azad etmelidir. Bu amelde büyük sevab ve mükâfat vardır.

2— Rakabeyi çözmek : Başkasına ait olan bir kölenin kurtulmasına yardım etmek, borçlu köle İse onun borcunu ödeyerek hürriyetini sağlamak veya bir cinayetten dolayı diyet borcu varsa onu karşılamak yine büyük sevab taşıdığından ikinci derecede anılmıştır. İnsanlar arasında en muztar durumda olanlar köleler olduğu için, bunların kurtuluşuna koşmak Allah'ın rızasını kazanmak demektir. Allah'ın rızasını kazanan kimse de cennete girer.

3— Sağılır koyun veya deveyi ariyet vermek : Besinler İçinde sütün taşıdığı önem çok büyük olduğundan, insanların yaşamasına ve gdalanmasına vesile olan bu besinin üreticisi olan hayvanı Allah rızası için muhtaç bir kimseye vermek ve onun geçimini sağlamak İyiliklerin en büyüğü ye-rîne geçer.

4— Akrabayı korumak: Buharı hazretleri, zalim olan akrabaya iyilik etmenin fazileti bölümünde bu hadîs-i şerîfi getirdiği halde, metinde zalim kelimesi anılmamışhr. Diğer hadîs âlimleri zalim kelimesini ilâve etmektedirler. Böylece, zalim olan akrabaya iyilik etmek cennete götüren amellerden sayılmış oluyor.

5— İyilikle emretmek ve kötülükten alıkoymak : Yukarda dört maddede zikredilen amelleri işlemeye gücü yetmeyen, başkasına iyi işler tavsiye etmeli, kötü iş ve hareketlerde bulunanları bu hallerinden vaz geçirmeğe çalışmalı, fenalıkları önlemelidir, önce insan sahip olduğu güç ve kuvveti ile fenalıkları önlemelidir. Buna imkân bulamayan söz ve nasihatla işe başlamalı. Bunu da yapamayan kimse, hiç olmazsa kalbi ile benimsememeli ve gördüğü fenalığa buğz etmelidir.

6— Yalnız hayırlı söz söylemek : İyilikle emredip fenalıklardan alıkoymaya gücü yetmeyen kimse susmalıdır, başka bir hadîs-i şerifte buyu-rulduğu üzre kalbi ile kötü işlere buğz etmeli, yani rıza göstermemelidir. Konuşacağı zaman, ancak hayır yerine geçecek söz söylemelidir.

Ravî B e r a ' kimdir? :

Bu hadîs-i şerîfin ravisi bulunan B e r â ' ashab-ı kiramdan olup, Ensarî'dir. Babasının adı Â z i b 'dir. O da ashabdandır. B e r â ' şöyle anlatır:

«Benî ve İbni Ömer'i Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem) Bedir savaşında küçük görmüş ve bizi savaşa kabul etmeyerek geri çevirmişti. Bu savaşta bulunamamıştır.»

Bundan sonra Uhud savaşında ve diğer savaşlarda bulunmuştur. Bİr rivayette Hazreti Peygamberle on dört ve bir rivayette de on beş savaşta hazır bulunmuştur. Ayrıca Cemel, Sıffîn vak'alarında ve Haricîlerle olan savaşlarda bulunmuştur.

Nihayet Küfeye giderek orada bir ev edindi. 72 hicrî tarihte vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun.[139]



(36) Cahilîyet Zamanında Sıla Edip Sonra İsıâmı Kabul Edenin Hali


70— Hakîm îbni Hizam haber verdiğine göre, Peygamber (Sallatlakü Aleyhi ve SeUem)'e şöyle demiştir:

«— Cahiliyyet zamanında (İslâmdan önce) ibadet diye sıla, azad etme ve sadaka gibi işlediğim amellere ne buyurursunuz, bunlarda bana mükâfat var mı?»

Hakîm dedi ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«— Hayır olarak işlemiş olduğun geçen amellerinle müslüman oldun.»[140]



Bu hadîs-i şerifin delâlet ettiği hükme göre, küfür halinde iken yapılan hayır ve hasenat, güzel işler, İslâm'ı kabulden sonra kıymet kazanır. Aynen sevab olur ve mükâfat alır. Nitekim mümin de tevbe edip halini düzeltince günahları hasenata çevrilir. Devamlı olarak bir hayır isinde bulunan kimse de hastalık gibi bir engelle o iyiliği yapamaz hale gelirse, Allah yine1 onun mükâfatını yapmış gibi verir.

Bu hadîs-i şerif, küfür halinde bulunan kimsenin amelinin makbul olabileceğine asla detil olmaz. İslâm'ı kabul etmek şartı ile makbul olur ve İslâm'dan önceki günahları bağışlanır.

Hakîm ibni Htzam kimdir? :

Hazreti Hatice validemizin kardeşi oğlu olan Hakîm, Fil vak'asından on üç yıl önce doğmuştur. Zübeyr ibni Avvam'ın da amcası oğludur. Kureyşin eşrafından olup, hem cahiliyyet, hem de İslâm devirlerinde cömert, iyilik ve hayırsever idi.

Bedir savaşında kâfirler safında bulundu ve kurtulanlardan biri oldu. Sonra Mekke'nin fethinde İslâm'ı kabul etti. Huneyn savaşında bulundu ve ganime! erinden kendisine yüz deve verildi. Bi'şeften önce ve sonra HazreH Peygamber'e sevgi ve saygısı vardı.

Kuroyş'in toplanıp meşveret ettikleri «Daru'n-Nedve» adındaki ev kendi mülkiyetinde iken, yüzbin dirhem karşılığında onu Hz. Muaviye'y° sattığı zaman, İbni Zübeyr ona bu altş-verişînde aldandın diyerek onu kınadı. H a k î m 'İn verdiği cevap şu olmuştu :

«Asıl aldanan M u a v i y e 'drr. Çünkü ben onu, cahiliyyet zamanında bir tulum şarap karşılığında almıştım. Sizi şahid tutuyorum, bu aldığım para Allah yolunda harcanacaktır. Şimdi bakın hangimiz aldanmıştıf.»

Gerçekten paranın hepsini Allah yolunda harcadı ve Cennet'de bir köşk kazanmış oldu. Altmış yıl cahiliyyet devrinde ve altmış yıl da İslâm devrinde yaşayarak yüz yirmi yaşında olduğu halde Muov.iye zamanmda Medine deki evinde hicrî 54 tarihinde vefat etti. Allah ondan razı olsun. Birçok hadîs-i şerîf rivayet etmiştir.[141]



(37) Müşrik Akbabaya Sıla Etmek Ve Hediye Göndermek


71— îbni Ömer'den (Radiyallahu anh) : Hazreti Ömer (Radiyallahu anh) sarüı-alacah ipekten bir elbise gördü de şöyle dedi:

«— Ey Allah'ın Resulü! Bu elbiseyi satın alaydın da onu, cuma günü ye, elçiler sana geldiğinde giyeydin.»

Allah'ın Peygamberi dedi ki:

«—Ey Ömer! Bunu ancak (âhirette) nasîbi olmıyan giyer.»

Sonra bu cins kumaştan Peygamber'e elbiseler hediye edildi. Peyr gamber ete onla-rdan bir tanesini Hazreti Ö m e r 'e hediye etti. Bunun üzerine Hazreti Ömer (Radiyallahu anh), Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve.SeÜem)'e gelip de şöyle dedi:

«— Ya Resûlallah! Bunu bana gönderdin, halbuki bunun hakkında dediğini senden işittim.»

Hazreti Peygamber dedi ki:

«— Ben onu giymen için sana hediye etmedim. Yalnız onu sataşın veya başkasına giydiresin diye hediye ettim.» Hazreti Ömer (Radiyallahu anh) de onu müşrik olan anadan kardeşine hediye etti.[142]



Hazretİ Peygamberin bu beyanından üç hüküm çıkmaktadır:

1— İpekli ve cicili-bicili elbiseleri erkek Müslümanlar giymemelidir. Nitekim diğer bir hadîs-i şerifle ipek elbise giymek ve altın takınmak er-kelkere haram kılınmış, hanımlar için mubah sayılmıştır. Altın ve gümüş kaplarda yemek yemek yine yasak edilmiştir.

2— Müslümanlar için kullanılması helâl olmayan giyim eşyasını; Müslüman olmayanlara vermek veya satmak (sınırlı olarak) caizdir.

3— Müslüman olmayan akrabaya iyilik ve rahim sılası yapılır.[143]



(38) Soylarınızdan Sılâ-i Rahim Yapacağınız Kimseleri Öğreniniz


72— (23-s) Hazreti Ömer İbni Hattab'ın minberde şöyle dediğini, Cübeyr İbni Mut'im haber vermiştir:

«— Neseblerinizi (soylarınızı) Öğreniniz. Sonra yakınlarınıza iyilik ve ihsan ediniz. Allah'a yemin ederim! İnsanla kardeşi arasında ilgi bulunur.Eğer kendisi ile kardeşi arasında rahim sılasından olanı (yani Önemli münasebeti) lâleydi, bu ilgiyi bozmasına engel olurdu.»[144]



Hazreti O m e r e isnad edilen bu eserde, nesebleri öğrenmemiz bize emredİlmektedir. Ana ve baba cihetinden olan usul ve furu'a, hısımlara neseb adı verilir. Yani yakınlarınızı öğreniniz demektir. Akrabaların bîr kısmım tanımak ve öğrenmek farz kısmına girer. Çünkü her Müslüman yakınlarından ktmlerîn nikâhı kendine haram ve helâl olur hususunu bilmek ve öğrenmek zorundadır. Aynı şekilde varislerini ve murislerini bilmesi lâzımdır. Diğer taraftan silâsıni yapmak veya nafakasını karşılamak mecburiyetinde olduğu akrabasını da öğrenmesi icab eder. Önemine göre din büyüklerini de tanımak Müslümattın görevidir.

Bu eseri, Tirmizî, Ebu Hüreyre 'nin hadîsinden ilaveli olarak tahric etmiştir.[145]



73— (24-s) İbni Abbas'dan anlatıldığına göre, İbni Abbas şöyle demiştir:

«— Akraba ve yakınlarınızı hatırınızda tutun ki, rahim sılası yapa-SÜ112.\Zira rahimîn uzağı yoktur; -akrabalık iızak olsa bile- sıla yapılınca. Ekilimin de yakını yoktur -akrabalık yakın olsa bile- sıla terk edilince... Her akrabalık bağı (rahim), kıyamet günü sahibinin önüne gelir de lehine çahidlik eder, eğer silâ-i rahim etmişse. Aleyhine de ilgiyi kesmekle şahidlik eder, eğer sılâ-i rahmi terk etmiş ise...»[146]



İbni Abbas hazretlerinin soydaş ve yakınları ezberleyip onlara iyilik ve yardımda bulunmayı emretmesi, daha önce Hazreti Ömer 'den nakledilen manâya uygun düşmekte ve sıla yapmak için akraba ve taal-lükatı bilmenin lüzumuna işaret Duyurulmaktadır.[147]



(39) Azadlı: «Ben, Falancılardanım» Der Mi?


74— (25-s) Abdurrahman İbni Hubeyb anlatıp diyor ki:

— Abdullah îbni Ömer bana sordu:,

— Kimlerdensin?»

Ben de:

«— Teym-1 Temîftı kabilesinden,» dedim.

«— Kendilerinden mi, yoksa azadhlarmdan mı?» dedi.

«—Azadlılarından!» dedim.

«— Öyle ise, azadlüanndah deseydin ya! 4edi.»[148]

Bu rivayetten anlaşıldığına göre, bir kabilenin veya bir şahsın azadlısı olan kimse, azad edildiği kabileye veya şahsa soy itibariyle nispet edilmemelidir. Neseb yakınlığı, hiç bir zaman kölelik yolu Üe meydana gelen yakınlık gibi olamaz. Ancak neseb yakınlığı bulunmadığı zaman, veto yolu İle, âzad edenin, azadlıya yakınlığı olur. Neseb bakımından yakını,' 'ûkftt-bası bulunmayan azadlıya, onu hürriyete kavuşturan eski efendisi varis olur.[149]



(40) Kabilenin Azadlısı, Kendilerinden Sayılır


75— Rifa'a îbni Râfi'den:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ömer'e —Allah ondan razı olsun — şöyle dedi:

— Bana kavmini topla.»

O da, onları topladı. Vakta ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in kapısında hazır duruma geldiler, Ömer, Peygamberin huzuruna varıp:

— Sana kavmimi topladım.» dedi.

Bünü Ensar duyunca, Şöyle dediler:

«— Kureyş.hakkında vahiy nazil oldu.»

Bunun üzerine ne söylenecek diye, dinleyici ve görücü kimseler geldi. Derken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) çıkageldi de onların ortasında durup dedi ki:

«— İçinizde, sizden olmıyan var mı?» Onlar :

«— Evet, içimizde anddaşımız, kız kardeşimizin oğlu ve azadlılarımız vardır.» dediler.

Peygamber (Sailalîahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«— Anddaşımız bizdendir. Kız kardeşimizin oğlu bizdendir. Azadlılarımız da bizdendir. Siz duyunuz ki, benim yardımcılarım, sizden, takva sahipleridir. Eğer siz bunlarsaniE, ne güzel bu. Değilse, akıbete bakın: İnsanlar kıyamet günü salih amellerle gelip de siz, günahlarınızla gelmiş olmiyasınız. Bu takdirde sizden yüz çevrilir.»

Sonra Peygamber hitab buyurup şöyle dedi: O-halde ki, ellerini Kureyş halkının başları üzerine koyacak şekilde kaldırmıştı:

«-Ey nas! Muhakkak ki Kureyş halkı emin kimselerdir. Onlara kim zulmederse, Allah onu yüz-üstü sürdürür.»

Bunu üç defa söylüyordu. Raviler'den Züheyr dedi ki:

— Zannımca Peygamber: «Onlara kim tuzaklar kurarak zulmederse...» diye söyledi.[150]



Bundan önceki hadîs-i şerifte bir azadlının: «Ben falanca oğullarından im» dememesi gerektiği beyan buyurulmuştu. Böylece bir azadlının kendisini tanıtma.şeklî bildirilmişti. Burada ise, birlik ve beraberlik mevzu bahis olduğu zaman, bir kavmin efradı İle onların azadlıları arasında, umu-, mî manâda bir ayrılık düşünülmemektedir. Birbirine bağlılık ve yardımlaşma bakımından kendileri İle sözleşme yapılanlar, yeğen mevkiinde olanlar, çzadlılar ve o kavmin diğer ferdleri bir aile topluluğu gibi sayılmıştır.

Bu hadîsi Peygamber'den rivayet eden R i fa ' e i b.n.i Rafı" kimdir? :

R i f a ' e , Ensar'dan olup, künyesi E b M M u a z 'dır. Babası R a f i ' Ensar'dan ilk İslâm'ı kabul edendir. Arnıesi, U b e y- İ b n i S e i ü I 'ün kızı Ü m m ü Malik 'dİr. Bedir, Uhud ve diğer savaşlarda Hazredi Peygamber ile beraber bulunmuştur. Ha I I a d ve Ma I v k adındaki iki kardeşi de kendisi İle Bedir savaşjjıda bulunmuşlardı. Babaları R a f i 'in bu savaşta bulunması ihtilaflıdır.

R i f a ' e , babası R a f i ' ile Akabe biatında bulundu. Hazreli A I i 'nin hilâfet devrinde, Hazreti Air saflarında Cemel ve Sıffîn vaka-lanna katılmıştı. Hicrî 41-42 yılında vefat etti. Allah ondan razı olsun.[151]



(41) İki Kız Veya Bir Kız Geçindiren Kimse


70— Ukbe îbni Âmir dedi ki:

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle dediğini işittim:

— Kim üç kızı olur da bunlara sabrederse ve varlığından onlara gİydlrirse, ona, ateşten koruyucu bir perde olurlar.»[152]



Erkek çocukların dışında kız çocuklara bakmanın sevâb ve faziletine işaret buyurması, kızların künye ve gelişme bakımından erkeklerden daha çok bakıma ve korunmaya muhtaç olmalarındandır. Yine İslâm'dan önce mevcut kız Çocuklara hor bakma ve onları hiçe sayma geleneği yıkılmış oluyor. Aksine kız çocukları yetiştirmek, giyim ve iaşelerini temin etmek, erkeklere bakmaktan daha sevâb oluyor. Öyle ki, kıyamette kendilerini gö-zetîp geçindirenler için Cehennem ateşine karşı birer engel perde olacaklardır. Şüphe yok ki, bunların terbiye ve yetişmelerinde islâm inanç ve ahlâkını esas tutmak şarttır. İslâm inacı olmadıktan sonra, maddî yardımların âhirette bir faydası olmaz. O halde çocukları İslâm terbiyesi altında büyütmek ve maddî ihtiyaçlarını, zenginlik durumuna göre karşılamak gerektir.

Böyle hareket edildiği takdirde, âhirette va'd buyurulan sevaba ancak ka-vusulabİlir. Evlenmek veya başka bir sebeple ihtiyaçtan kurtuluncaya kadar kızlara yardımın devamı ve bu bakımın elden geldiği kadar iyi olmasına çalışılması halinde Omid edilen sevaba erişilir.

Ravİ Ukbe ibni Âmir kimdir?:

Ashabı kiramın-meşhurlarından plufi, pek çok hqdîs-İ ^erîf kendisinden rivayet edilmiştir. Feraiz ilmini bilen fakiri, kâtip, şair, edib ve kurra idi. Hz. Osman 'm Kur'ân tertibinden başka kendi eliyle toplayıp yazdığı Kur'an’ı Kerîrn'in Mısır kütüphanesinde bulunduğu söylenir. İlk hicrete çıkanlarla islâm'ı ilk kabul edenlerden biridir. Siffîn vak'asmda Hz. M u a v İ -ye ile beraber bulunduğundan, doha sonraları Hz. M u a v i y e onu Mısır Emîr'lİğine tayin etti ve bir müddet sonra 6a kendisini bu görevden ayırdı. Bu hadise Hicretin 47. yılına tesadüf eder. Yine Hz, M u a v i y e 'nin hilâfeti zamanında hicrî 58 tarihinde vefat etti. Allah ondan razı olsun.[153]



77— îbni Abbas'dan işitildiğine göre, Peygamber (Salialiahü Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

«— Herhangi bir müslüman ki, ona bulûğ çağı ile iki kız yetişir de onları korumayı güıel yaparsa, onu Cennete koyarlar. (Bu kızlara yapılan iyilik ve muhafazaya karşılık, Allah onları vesile ederek iyilik sahibini Cennet'e koyar.)»[154]



Bu hadîs-i şerifte özellikle bulûğ çağma ermiş kız çocuklara iyi-bakmak, onları gözetmek üzerinde durulmuştur. Yetişkin çocukların korunması ve ihtiyaçlarının karşılanması küçüklere nispet)© daha güç ve külfetli bulunduğundan, onların çilesini çekmek ve sabırla hareket etmek karşılığında Allah Tealâ'nın Cennet'i mükâfat olarak vereceğini Peygamberimiz haber vermektedir.

Bünye ve his bakımından erkeklere nispetle daha zayıf bulunan kız çocukların bakıma ve korunmaya ihtiyaçtan daha fazladır ve önemlidir. önemli hizmetlerin sevabı da büyük olur. Onun için Cennet va'd buyurulmuştur. Bütün bunlar, İslâm iman ve ahlâkı üzere yürötü I düğü zaman kıymet kazanır. Aksine bir yol bulursa ebedî felâkete götürür.[155]



78— Cabir îbni Abdullah, bazı zevata anlatıp demiştir ki: — ResûlvllatiİSallaîlahü Aleyhi ve Sellem) şöyle. buyurdu :

«— Kimin üç kızı olur da onları barındırır, ihtiyaçlarım karşılar, kendilerine merhamet ederse, elbette Cennet ona vacib olmuştur.»

Hazır bulunanlardan biri:

«— İki kız olsa da mı? ya Resûlallah!» dedi. Peygamber:

«— İki kız da (âym hükümdedir).» buyurdu.[156]



Burada her ne kadar üç kızö' bakmanın sevabı üzerinde durülmuşsa da, sonra sorulan soruya Hdzreti Peygamberin verdiği cevapta fkİ kıza bakmartın da aynı sevaba vesile olacağı açıklanmıştır/ İki kız ile üç kıza bakmak sevâb bakımından farksızdır, aynı hükmü taşımaktadırlar.

Ravi Cabir ibnİ Abdullah kimdir? :

Ca b i r i'b n i Abdullah adında ashab-ı kiramdan beş zat vardır. Bürcrdâ ismi geçen, C a b i r; i b h i A b d: u I I a h' i b h i Amr'-dır. Ensar'dah olup, ikinci Akabe biatmda çocuk olduğu halde babası A b -d uİta h ile birlikte bulunmuştur. Kendi ifâdesine'göre, Bedir ve Uhud savaşlarında bulunamamış, daha sonraki1 savaşların on dokuzunda bulurtmuş-tur. Sıffîn vak'asında, Hz. A I i 'nin maiyetinde harp etmiştir, ömrünün sonlarında gözlerine anz olan ilfet sebebiyle görmez hale gelmişti. Akabe biatmda Bulunanların en son vefat edenidir. Künyesi t b u Abdullah vdır.

İstanbul'un muhasarasında kumandan Y e 2 i d 'in maiyetinde iken se-hid olduğuna veya eceli ile vefat ettiğine dair bir rivayet vardır. Bu rivayete binaen Sadrazam Koca Mustafa Paşa tarafından bunun adına bir cami ile bir türbe bina edilmiştir. Halen bu cami Eyüp semtinde bulunmaktadır. Dİğer taraftan Medîne-İ Mönevvere'de gömülmüş olduğuna dair kuvvetli rivayet vardır. Bu durum karşısında İstanbul civarında vefat eden sahabinin, Cabiribni Abdullahibnİ Riyab olması muhtemeldir. '

Hicretin 74-77. yılında' Medîne'de 94 yaşında olduğu halde vefat etti. Cenaze namazını Medine valisi bulunan Hz. Osman'ın oğlu Ibb.an kıldı. Allah her ikisinden razı olsun.[157]



(42) Üç Kız Kardeşi Geçindiren Kimse


79— Ebû Saîd El-HudrîJden rivayet edildiğine göre, Resûlüllah şöyle dedi:

«— Kimin üç kızı, yahut üç kız kardeşi olur da onlara iyi muamele ederse, muhakkak cennete girer.»[158]



Daha Önceki hadîs-i şeriflerde kız çocuklara bakmak ve onlara ihsan etmek karşılığında cennet va'd buyurulmuş olduğu ve bu büyük mükâfatın sebebi görülmüştü. Bu hadîs-İ şerifte, kız kardeşlere aynı güzel muamele yapılması halinde de yine mükâfat olarak cennete girme olduğu beyan buyuru İm ustur. Zira kız kardeşlerin külfeti, krz çocuklarınki gibidir.

Ravi E b, u S a î d E I - H u d r î kimdir? :

Ashab-ı kiramdan ve Ensar'dçm olup, ismi Sa'd ibniMalİk i b n i Sİnan 'dır. Fakat künyesi ile meşhurdur. E b u S a î d E I -H u d r î diye yad edilir. Uhud savaşında yaşı küçük görüldüğünden bu savaşa katılamadı. Fakat babası bu savaşta bulunarak şehid edildi. Babası çok fakir olduğundan geriye mal bırakmamıştı. Bu sebeple muhtaç duruma düştüğünden Hazreti Peygamber'den bir şey istemek için huzurlarına vardıkları zaman, Peygamber ona şöyle buyurdu :

«— Kim ihtiyaç göstermezse, Allah onu ihtiyaçtan beri kılar ve kim de fenalıktan korunmak isterse, Allah onu korur, iffetli yapar.»

Sa'd bunu duyunca bir şey istemeden geri döndü.

Ashab-ı kiramın gençleri arasında en fökihleri olup, ileri gelen fazilet erbabındandı. Çok miktarda hadîs ezberledi ve rivayet etti. I b n i A b -bas, Ibnİ Ümer gibi ashab-r kiramdan bazı zevat ve tabiinden Ibni Müseyyeb, Ebu Osman En-Nehdî gibi büyük şahsiyetler de kendisinden hadîs rivayet etmişlerdir.

Hicrî 74 tarihinde vefat etti. Allah ondan razı olsun.[159]



(43) (Ölüm Veya Boşanma Sureti İle) Kendisine Dönmüş Kızını Geçindiren Kimsenin Fazileti


80— Musa, babası Uleyy tbni Ribah'dan anlattığına göre, Peygamber Süraka îbni Cu'şüm'e şöyle dedi:

«— Sana, sadakaların en büyüğünü göstereyim mi?» Süraka:

«-— Evet, ya Resûlallah,* dedi. Peygamber buyurdu: «— (Boşanmak veya kocası ölmek suretiyle) Sana dönmüş olan, senden başka geçindiricisi olmıyan kızındır.»[160]



İster boşanmak sureti ile olsun, ister kocasının ölümü sebebiyle olsun, babasına veya yakın akrabasına dönmek zorunda kalan bir kadının durumu çok nazik ve müşkül olduğundan bu mühim anlarında onu himayeye almak ve geçimini karşılamak büyük bir hizmettir. İşte bu gibilere yapılacak harcamalar, sadakaların en büyüğünü teşkil eder. En büyük sadakanın sevabı da en büyük sevâb olur.

S ü r a k a kimdir? :

S ü r a k a ashab-ı kiramdan on üç kadar Zevatın ismidir. Burada ravi olarak adı geçen Süraka, C ü.' ş ü m ' ü n o ğ I u M a I i k'in oğludur. Yani S $# q Ic a i b n i M a I i k " i b n İ C ü ' s ü m "dur. Bazan doğrudan doğruya dedesine nispet edilir ki, hadîs-i şerifteki nispeti de böyledir. Künyesi EbuSüfyan 'dir.

Peygamber Efendimizin, Hazreti E b u B e k İ r ite Mekke den Medine'ye hicretlerinde arkalarına düşmüş ve takibe koyulmuştu. Kendilerine kavuşacak kqdar yaklaştıkları esnada bir mucize ile Süraka 'run bindiği at yere saplandı ve iîç defa atından yere düştü. Hz. Peygamberden duâ istemesi üzşrine, arkadan takibe koyulmuş bulunanları geri çevirmek şartı ile kurtulmuş ve geri dönmüştü. Peygamber'd en de, kendisine Müslümanlar tarafından dokunulmasın diye bir «Emniyet» mektubu almıştı. Sonra Mekke'nin fethinde, elinde bu mektubu tutarak Müslüman askerleri arasına girmiş ve oklarla mızraklar arasında Hazreti Peygamberin huzurlarına kadar İlerleyip İslâm'a girme şerefini kazanmıştı.

Hazreti Osman'ın halifeliği zamanında ve hicretin 24. yılında vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun.[161]



81— Musa diyor ki:

«— Babam Süraka İbni Cü'şüm'den, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSellem)'in şöyle buyurduğunu işittim:

«— Ey Süraka...» diye, geçen hadîs aynen rivayet edilmiştir.[162]



Bu ikinci rivayette «Ey Süraka» hitabı ile söze başlanmış, önceki rivayette bu söz zikredilmemiştir. Diğer lâfızlar aynıdır. Bir önceki hadîs-i şerifin okunması kâfidir.[163]



82— El-Mikdam îbni Ma'dî Kerib'den rivayet edildiğine göre Resûlüllah: (Satlatlahti A leyhi ve Sellem) 'in şöyle buyurduğunu işitmiştir :

«— Kendi nefsine yedirdiğin sana bir sadakadır. Çocuğuna yedirdiğin Senin için bir sadakadır. Zevcene yedirdiğin, senin için bir Sadakadır. Hizmetçine yedirdiğin de senin için bir sadakadır.»[164]



Bu hadîs-i şerifte şuna işaret olunuyor ki, bir insan üzerine vacib ofan nafakayı ödemesinden dolayı, sadaka sevabı gibi mükâfat alır. Ancak bu harcamalarda Allah'a bir ibadet olduğuna niyyet ederek sevab ummak lâzımdır. Aksi halde, üzerine farz olan nafaka borcunu ödemiş olur.

Bir mümin, maksadında Allah bu işi mubah kıldı veya bu iş yapılınca hayır olur ve bunda Allah'ın rızası vardır diyerek onu yaparsa, yahut Allah'ın razı olmadığı bir İştir diye onu terk ederse, bu hareketlerinden dolayı sevâb kazanır. İşte bu niyyetlerle hem kendi nefsine, hem de diğer geçimini temine mecbur olduğu kimselere harcama yapan, Allah'ın emrettiği vazifeyi yapıp haramdan kurtulmuş olup, üstelik sadaka vermiş gibi sevâb alır.[165]